Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Selena Gomez Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 09-02-2022, 04:47 PM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Selena Gomez Kimdir? Biyografisi

Selena Marie Gomez (d. 22 Temmuz 1992, Grand Prairie, Teksas), Amerikalı oyuncu, şarkıcı. En iyi bilinen rolü Emmy ödüllü Waverly Büyücüleri adlı Disney Channel dizisindeki Alex Russo (Alexis Margaritta Russo) karakteridir. Sonradan Selena, Another Cinderella Story, Waverly Büyücüleri: Film ve Prenses Koruma Programı gibi filmlerde de rol aldı. Ayrıca Ramona and Beezus adlı sinema filminde de rolünü devam ettirdi.

Selena'nın kariyeri müzik dünyasına doğru genişledi, Gomez, Selena Gomez & the Scene adlı pop grubunun kurucusu ve solistidir. Bu grup gençleri müziğe teşvik etmek amaçlı kendi ve bulduğu gençlerle birlikte kurulmuştur. "Kiss & Tell", "A Year Without Rain" ve "When The Sun Goes Down" adlı üç tane RIAA Altın sertifikalı albümü çıkartan grup, Nisan ayı itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri'nde 1.354.000 tane albüm satışı yaptı. Ayrıca Gomez, Hollywood Records ile kayıt anlaşması imzaladıktan sonra Tinker Bell, Another Cinderella Story ve Wizards of Waverly Place gibi filmlerin soundtrack'larına da katkıda bulundu. 2008 yılında Selena Gomez, UNICEF İyi Niyet Elçisi olarak atandı ve "dünyanın en genç UNICEF iyi niyet elçisi" unvanını aldı. 2012 yılında Spring Breakers adlı gençlik filminde James Franco gibi isimlerle oyunculuk yaptı. 2013 yılında Getaway filminde Ethan Hawke ile başrolü paylaştı.

2011 yılında The Scene'nle yayınladığı "When The Sun Goes Down" adlı 3 albümünün ardından Nisan 2013'te 4. stüdyo ve ilk solo albümünün habercisi "Come&Get It" şarkısını yayınlamıştır. Ayrıca bu şarkı Gomez'in, ilk liste başarısını da beraberinde getirmiştir. 3 ay gibi bir süre ardından 2. teklisi "Slow Down"u yayınlamıştır. İlk tekli kadar olmasa da bu tekli de hit olmayı başarabilmiştir. 2014 yılında “For You” adında bir EP albüm yayınlamıştır.2015 yılında ise 3. solo albümü olan “Revival” albümünü yayınlamıştır. 4. solo albümü olan “Rare” 2020 yılında yayınlanmıştır. Ayrıca UNICEF'in "En Genç İyi Niyet Elçisi" seçilmiştir. 2013 yılında Haziran ayında Gracie Elliot Teefey adında, 2014 yılının Haziran ayında ise Victoria Gomez adında kardeşi olmuştur.

Doğum gününden bir gün önce, 21 Temmuz 2013'te, "Stars Dance" adını verdiği ilk solo albümünü yayınlamıştır. Albüm kısa süre içerisinde iTunes'ta ilk sıraya yerleşmiştir. Diğer hit albümü Kiss&Tell'deki en iyi parçalar Tell Me Something I Don't Know ve Naturally'dir. Ayrıca Tell Me Something I Don't Know parçası, Another Cindirella Story'nin soundtrack şarkısıdır. 13 Reasons Why adlı dizinin yapımcılığını üstlenmiştir. Rare Beauty markasıyla kozmetik ürün pazarına girmiştir.

2007-2008: Keşfediliş ve Müzikal kariyerinin başlangıc

2007'de Gomez, Disney Channel dizisi Hannah Montana'da 3 bölüm, Mikayla karakteri ile oynadı. Bu bölümlerden birisi Hannah Montana'nın en çok izlenilen bölümüdür. Bu sırada bir başka Disney dizisi Arwin!'de de kendini gösterdi. Daha sonra ise başrolünü oynadığı Waverly Büyücüleri adlı Emmy ödüllü diziye başladı ve Alex Russo karakterini canlandırdı. Böylece Gomez ilk ödül ve adaylıklarını almaya başladı.

Daha sonra ise Forbes Dergisi'nin 'En Seksi 8 Çocuk Yıldız' listesine girmeyi başardı. Waverly Büyücüleri için yaptığı açılış şarkısı (Everyhing Is Not What It Seems) ile müzik kariyerinin başlangıcını attı. Bu yıllarda Gomez, Nick Jonas ile çıkmaya başladı. Aynı zamanda Nick'in grubu Jonas Brothers klibinde de yer aldı. Selena müzik kariyerini Tinker Bell için yaptığı soundtrack (Fly To Your Heart) ile devam ettirdi.

2009-10: Selena Gomez & The Scene, Televizyon Dünyası ve Dream Out Loud


2009'da Selena oyunculuk kariyerine devam etti. Zack ve Cody Güvertede dizisinde 'Alex Russo' olarak göründü. En iyi arkadaşı olan Demi Lovato'nun dizisi Sonny'nin Yıldızı'nda da rol aldı. Ardından Demi Lovato ile Prenses Koruma Programı adlı filmde oynadı. Film toplamda 8,5 milyon izlendi. Film için Demi ile düet yapan Gomez, müzik kariyerine devam etti. Daha sonra Waverly Büyücüleri:Film'de rol aldı ve 11,4 milyondan fazla seyredilerek en çok izlenen ikinci (High School Musical 2'den sonra) Disney filmi oldu. Aynı zamanda Emmy ödülünü almayı başardı.

Gomez 2008 yılında Hollywood Records ile sözleşme imzaladıktan sonra kuruculuğunu ve solistliğini yaptığı Selena Gomez & The Scene grubu, ilk stüdyo albümlerini çıkardı: Kiss&Tell (Ağustos 2009).Daha sonra ise oyunculuk kariyerine devam etti.

Grubun 2. stüdyo albümü A Year Without Rain oldu (Eylül 2010). Albüm Billboard listesinde 4 numaraya ulaştı. 2010 yılında Gomez kendi giyim markasını oluşturdu: Dream Out Loud.

2011: When the Sun Goes Down Dönemi

Gomez, 2011 yılında da film kariyerine devam etti ve seslendirme sanatçılığına başladı. 28 Haziran 2011'de Selena ve grubu 3. stüdyo albümleri olan When the Sun Goes Down'u sundu. 3 tekliden 2'si hit olmayı başardı ve hayran kitlesini arttırdı.

2012-2013: Film Projeleri ve Stars Dance

2012 yılında Selena, Spring Breakers filminde boy gösterdi. Film toplamda 38 milyon dolar gelir elde etti. Aynı zamanda Adam Sandler ve Andy Samberg ile Hotel Transylvania filminde, Mavis karakterinin sesini canlandırdı. Animasyon filmi 358 milyon dolar gelir elde etti.

Nisan 2013'te Selena, Come & Get It single'ını yayınladı. Billboard Hot 100'de 6 Billboard Pop Songs' ta 2 numaraya ulaşan şarkı, En İyi Pop Videosu dalında MTV Video Müzik Ödülü kazandı. Stars Dance albümü Billboard 200'de 1 numaraya kadar yükseldi. Albümü desteklemek amaçlı çıktığı Stars Dance Tour ile 38 milyon dolar gelir elde etti.

2013'ün başlarında 'Alex vs Alex' adındaki film yayınlandı bununla birlikte Selena Disney'den ayrıldı.

2015-2016: Revival dönemi ve Film Projeleri

Gomez, Hollywood Records'tan ayrılarak yeni plak şirketi, Interscope Records ile çıkardığı ilk albüm "Revival" 9 Ekim 2015 tarihinde yayımlandı. Albüm, Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yaptı.[1]

İlk tekli "Good For You", iTunes'ta 72 ülkede birinci sıraya, Billboard Hot 100'de ilk 5'e kadar yükseldi.[2] Bu Gomez'in Amerika'daki en yüksek liste başarısı oldu. Teklide A$AP Rocky'de eşlik etti.

İkinci tekli Same Old Love, Billboard Hot 100'de ilk 5'e yükselmeyi başarmıştır. Gomez, ilk kez Apple Music ile anlaştı ve teklinin müzik videosunu VEVO'dan önce Apple Music'te yayımladı.

Albümün üçüncü teklisi "Hands To Myself" oldu. Gomez öncelikle yine müzik videosunu Apple Music'te yayımladı ve bir ay sonra VEVO'ya ekledi. Ayrıca Hands To Myself Billboard Hot 100'de ilk 7'ye ulaştı.

2016 yılında Gomez

Gomez, 2016 yılında vizyona girecek olan Kötü Komşular 2 (Neighbors 2) filminde Madison, The Fundamentals of Caring filminde Dot ve In Dubious Battle filminde Lisa London karakterlerini canlandırdı. Ayrıca The Big Short'ta da rol aldı.[3]

2017–2019: Bağımsız tekliler

5 Mayıs 2017'de Gomez resmi web sitesinde 18 Mayıs'a kadar bir geri sayım başlattı. Birçok web sitesi yeni bir single yayınlanması hakkında iddialar yaydı.[4] 11 Mayıs'ta, geri sayım sonucu olarak "Bad Liar"ın piyasaya sürüldüğü doğrulandı.[5] 26 Temmuz'da Fetish şarkısının klibi yayınlandı.[6] 19 Ekim 2017'de Gomez ve EDM yapımcısı Marshmello, 25 Ekim'de yayınlanan "Wolves" isimli şarkıda iş birliği yapacaklarını açıkladılar. 10 Mayıs 2018'de Gomez, "Back to You" adlı yeni bir single yayınladı.[7] Klibi ise 5 Haziranda yayınlandı.[8] Gomez, Ozuna ve Cardi B'nin yanında DJ Snake'in şarkısı olan "Taki Taki" de yer aldı. Şarkı Eylül 2018'de piyasaya sürüldü.[9] 12 Mart 2019'da Tainy, Benny Blanco ve J Balvin ile "I Can't Get Enough" şarkısında yer aldı.

2019–Günümüz: Rare ve Revelación

23 Ekim 2019'da Gomez üçüncü stüdyo albümü Rare'den ilk single olarak "Lose You to Love Me" şarkısını çıkardı. Şarkı billboard Hot 100'de 1 numara oldu ve Gomez'in bunu başaran ilk şarkısı oldu. 24 Ekim'de ikinci single'ı "Look At Her Now" yayınlandı.[10] Rare albümü, Interscope Records etiketiyle 10 Ocak 2020'de yayınlandı.[11] Albüm, Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yaptı.

Gomez, aynı yıl "Rare Beauty" adında bir kozmetik markası çıkardı. O ayın ilerleyen günlerinde Gomez, Stephen Gaghan'ın yönettiği Dolittle filminde seslendirme sanatçısı olarak yer aldı.[12] Mayıs 2020'de Gomez'in HBO Max yemek şovu Selena + Chef'i sunacağı açıklandı. Ağustos ayında Gomez'in Güney Koreli kız grubu Blackpink ile bir şarkıda yer alacağı açıklandı.[13] Şarkının adı "Ice Cream" ve şarkı 28 Ağustos 2020'de yayımlandı. Ardından Selena Gomez "Lose You To Love Me" şarkısının demo versiyonunu 2 Ekim 2020'de yayımladı.

Selena Gomez yeni EP'si "Revelación"dan "De Una Vez"i ilk single olarak 15 Ocak 2021'de yayımladı. Ardından Selena ikinci single olarak seçtiği ve Rauw Alejandro ile yaptığı düeti "Baila Conmigo"u 29 Ocak 2021'de yayımladı. Revelación 12 Mart 2021'de yayınlandı.[14]

Filmografi



Filmler


2003 Spy Kids 3-D: Game Over Waterpark Girl Küçük Rol
2005 Walker, Texas Ranger: Trial by Fire Julie Televizyon Filmi
2006 Brain Zapped Emily Grace Garcia
2008 Another Cinderella Story Mary Başrol
2011 Monte Carlo[15] Grace Bennett/Corde Scott Başrol
2011 Thirteen Reasons Why[15][16][17] Hannah Baker[18] Yapımcı
2011 The Muppets Kendisi Cameo görünümü
2012 Hotel Transylvania Mavis Seslendirme
2012 Thirteen Reasons Why Hannah Baker Yapımcı
2012 Hot Mess Başrol
2013 Spring Breakers Faith Başrol
2013 Getaway Çocuk Başrol
2014 Rudderless Kate Ann Lucas Yan Rol
Behaving Badly Nina Pennigton Başrol
2015 Hotel Transylvania 2 Mavis Seslendirme
2016 In Dubious Battle Lisa
The Big Short
Neighbors 2 Madison
The Fundamentals of Caring Dot
2019 The Dead Don't Die Zoe Yan Rol
2020 Dolittle Betsy Seslendirme
2020 The Broken Hearts Gallery Yapımcı

Dizi

2002–2003 Barney & Friends Gianna Yinelenen rol
2006 Zack ve Cody'nin Lüks Yaşamı Gwen (2. sezon, 22. bölüm)
2007–2008 Hannah Montana MCayla "(2. sezon; 13, 18 ve 22. bölüm)
2007–2012 Waverly Büyücüleri Alex Russo Başrol
2009 Zack ve Cody Güvertede Alex Russo (1. sezon, 21. bölüm)
2009

2012
Sonny'nin Yıldızı Kendisi (1. sezon, 13. bölüm)
2012 Ne Tesadüf Kendisi (1. sezon 3. bölüm)
2011 PrankStars Kendisi Bölüm:Something to Chew On
2013 Austin Mahone Takeover Kendisi Bölüm:Austin Mahone and Selena Gomez at the Billboard Music Awards
2020 Selena+Chef Kendisi Başrol

Diskografi

Gomez solo kariyeri boyunca üç stüdyo albümü, iki EP ve bir tane de toplama albümü yayımlamıştır.

Gomez aynı zamanda Selena Gomez & the Scene adlı grubun solistiydi ve o grup da toplamda üç stüdyo albümü ve bir remiks albümü yayımladı.

Solo albümler

    Stars Dance (2013)
    Revival (2015)
    Rare (2020)

EP

    Revelación (2021)

Selena Gomez & the Scene albümleri

    Kiss & Tell (2009)
    A Year Without Rain (2010)
    When the Sun Goes Down (2011)

Ödül ve adaylıkları
Alma Award[1] Outstanding Female Performance in a Comedy Television Series Waverly Büyücüleri Adaylık
Imagen AwardsKaynak hatası: <ref> etiketi için </ref> kapanışı eksik (Bkz: Kaynak gösterme) Outstanding Performance in a Youth/Children's Program – Series or Special
Nickelodeon Kids' Choice Ödülleri[2] Favori Televizyon Kadın Oyuncusu Kazandı
Young Artist Award[3] Best Performance in a TV Movie, Miniseries, or Special – Leading Young Actress Another Cinderella Story
Best Performance in a TV Series – Leading Young Actress Waverly Büyücüleri Adaylık
Best Performance in a Voice-over Role Horton Hears a Who!
Teen Choice Ödülleri[4] "Choice Summer- Celebrity Dancer" Another Cinderella Story Kazandı
"Choice Summer – TV Star-Female" Prensesi Koruma Programı
"Choice Other Stuff – Red Carpet Icon: Female" Kendisi
Imagen Awards[5] Best Actress – Television Waverly Büyücüleri Adaylık
Alma Award[6] Special Achievement Comedy – Television – Actress Kazandı
Nickelodeon Australian Kids' Choice Awards[7] Fave International TV Star Adaylık
2010 Gracie Award[8] Outstanding Female Rising Star in a Comedy Series Kazandı
NAACP Image Awards[9] Outstanding Performance in a Youth/Children's Program – Series or Special Adaylık
Nickelodeon Kids' Choice Awards[10] Favorite TV Actress Kazandı
Young Artist Award[11] Best Performance in a TV Movie, Miniseries, or Special – Leading Young Actress Prensesi Koruma Programı Adaylık
BET Awards[12] YoungStars Award Waverly Büyücüleri
American Latino Awards[13] Favorite American Latino Actor
Teen Choice Awards[14] Choice TV Actress: Comedy Kazandı
Choice Red Carpet Fashion Icon: Female Kendisi
Choice Summer: Movie Star- Female Ramona and Beezus Adaylık
Imagen Awards[15] Best Actress – Television Wizards of Waverly Place: The Movie
Nickelodeon Australian Kids' Choice Awards[16] Fave TV Star Waverly Büyücüleri Kazandı
2011 NAACP Image Awards[17] Outstanding Performance in a Youth/Children's Program – Series or Special Adaylık
Nickelodeon Kid's Choice Awards[18] Favorite TV Actress Kazandı
Favorite Female Singer Kendisi Adaylık
ALMA Award Actrice favorite dans un film Monte Carlo
Favorite TV Actries-Leading role in a comedy Waverly Büyücüleri
Favorite Female Music Artist Kendisi
Imagen Foundation Awards En İyi Kadın Oyuncu-Televizyon Waverly Büyücüleri Kazandı
MTV Europe Music Awards En Büyük Fanlar Selenators Adaylık
Australian Kids' Choice Awards Favori Televizyon Yıldızı Wwaverly Büyücüleri Kazandı
Teen Choice Ödülleri Choice Summer TV Actress-Comedy Waverly Büyücüleri Kazandı
Choice Summer Movie Star-Female Monte Carlo Adaylık
Choice Summer Music Star-Female Kendisi Adaylık
2012 Imagine Foundation Awards En İyi Genç Kadın Oyuncu-Televizyon Waverly Büyücüleri Adaylık
Kids' Choice Awards (USA) Favori Kadın Şarkıcı Kendisi Kazandı
Favori Kadın Televizyon Oyuncusu Waverly Büyücüleri
O Music Awards Best Artist with a Cameraphone Kendisi
Teen Choice Awards Choice Female Hottie
2013 Alliance Of Women Film Journalists Awards Actress Most in Need Of a New Agent Spring Breakers Adaylık
Capricho Awards En İyi Video Come & Get It
En İyi Fan Kulübü Selenators
En İyi Ayrılık Selena Gomez & Justin Bieber Kazandı
Imagen Foundation Awards En İyi Kadın Oyuncu- Televizyon Waverly Büyücüleri Adaylık
MTV Europe Music Awards En İyi Kadın Kendisi
MTV Video Müzik Ödülleri En İyi Pop Video Come & Get It Kazandı
Yazın En İyi Şarkısı Adaylık
NewNowNext Awards Triple Play Kendisi Kazandı
Kids' Choice Awards (USA) Favori Kadın Televizyon Oyuncusu Waverly Büyücüleri
Kids' Choice Awards Mexico En İyi Uluslararası Sanatçı/Grup Kendisi Adaylık
O Music Awards Fan Army FTW Selenators
People's Choice Awards Favori Müzik Fanları
Radio Disney Music Awards Firecest Fans
En İyi Kadın Oyuncu Kendisi Kazandı
Teen Choice Ödülleri Choice Break-Up Song Come & Get It
Choice Single:Female Artist Adaylık
Choice Music:Female Artist Kendisi
Choice Smile
Summer Music Star:Female Kazandı
Choice Female Hottie
Young Hollywood Awards Fan Favorite-Album Stars Dance
En Çok Beklenen Tur Stars Dance Tour Kazandı
2014 iHeartRadio Music Awards Instagram Ödülü Kendisi Adaylık
MuchMusic Video Awards Favori Uluslararası Sanatçı Kazandı
Australian Kids' Choice Awards Favorite Hottie Adaylık
Kids' Choice Awards (USA) Favori Kaın Şarkıcı Kazandı
Fan Army Selenators
Kids' Choice Awards Colombia En İyi Uluslararası Sanatçı/Grup Selena Gomez Kazandı
People's Choice Awards Favori Kadın Sanatçı Adaylık
Radio Disney Music Awards Yılın Şarkısı Come & Get It Kazandı
Radio Disney's Most Talked About Artist @selenagomez
Dans Etmek İçin En Güzel Şarkı Birthday
Teen Choice Ödülleri Ultimate Choice Award Kendisi
Female Hottie
World Music Awards Dünyanın En İyi Şarkısı Come&Get It Adaylık
Dünyanın En İyi Videosu
Dünyanın En İyi Kadın Sanatçısı Kendisi
Dünyanın En İyi Canlı Performansı
World's Best Entertainer Of the Year
Dünyanın En İyi Videosu Slow Down
Dünyanın En İyi Şarkısı

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
wikipedia

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Seda Akgül Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 09-02-2022, 04:36 PM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Seda Akgül Kimdir? Biyografisi

Seda Akgül (d. 17 Haziran 1971, Ankara), Türk sunucu ve yazardır. TED Ankara Koleji ve Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngilizce bölümlerini bitirdikten sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'nda mütercim tercümanlık eğitimi alarak görev yapan Seda Akgül, İsveç Üniversitesi'nin bursu ile Brüksel'de Avrupa Birliği Gazeteciliği okumuş, Amerikan sivil toplum örgütlerinin seçimi ile 2004 yılında Geleceğin Toplum Lideri olarak Washington’da staj görmüştür.


TRT sınavlarını kazanarak spikerliğe başlayan Seda Akgül, kuruluşundan itibaren TV8’de görev almıştır. Avrupa Birliği'ne Doğru ve Savaş Bağdat Yolunda gibi dış politika programlarını hazırlayıp sunmanın yanında uzun yıllar yaptığı ana haber bülteni spikerliği ile de tanınmaktadır. Işık Üniversitesi’nde 2004-2007 arasında İngilizce verdiği medya dersleri ile de akademisyenlik görevini devam ettirmiştir. TV8 ekranlarında, hafta sonu sabah kuşağında Erken Baskı isimli programı hazırlayıp sunarak, eleştirmenlerin ve izleyicilerin beğenisini toplayan Seda Akgül 17 Eylül 2012 tarihinde yeni yayın döneminde Star TV'ye geçerek sabah haber kuşağı programı sunmaya başlamıştır. Ağustos 2014'te kanaldan ayrılmış ve bir reality show sunmak için Kanal D'ye geçmiştir. 2016 yılında Avram Habib ile evlendi. 2016 Temmuz'da boşandı. Halen KanalD ekranlarında Kısmetse Olur isimli reality show programını sunmaktadır. Dişilik mi Kişilik mi ve Ruh Öküzü mü Ruh İkizi mi isimli iki adet çok satan kitabın yazarıdır.

Çalıştığı Tv Kanalları

    1999-2012: Tv8
    2012-2014: Star Tv
    2014-2018: Kanal D

Kitapları

    Dişilik mi Kişilik mi --- Ruh ikizi mi, Ruh öküzü mü? - Alfa [4]

Kaynak

Wikipedia

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Eski Ümmetlerde Görülen Sureten Çarpılmışlık Nedir?
Yazar: RasitTunca - 09-01-2022, 06:18 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok

[attachment=72777]

Eski Ümmetlerde Görülen Sureten Çarpılmışlık Nedir?

قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَاز۪يرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ

De ki: “Allah katında uğrayacakları ceza itibariyle kötünün kötüsü bir durumda olanları size haber vereyim mi? Bunlar, kendilerini Allah’ın lânetlediği, gazabına uğrattığı, kimini maymunlara, kimini domuzlara çevirdiği kimseler ve şeytânî güçlere tapanlardır. İşte bulundukları yer ve konum itibariyle en kötü olan ve dosdoğru yoldan en çok sapanlar onlardır.”

Mâide / 60. Ayet

maide sofra demektir ve bu ayet sofra suresidne geciyor cünkü carpilmislarin biriside isa sofrasindann dolayi oldu ve olay böyle oldu :

Hz. İsa'nın büyük mucizelerinden birisi de sofranın inmesi idi. Sofranın inmesinin sebebi şu idi: Havariler, Hz. İsa'ya: ''Ey Meryem oğlu İsa! Rabb'in bize gökten bir sofra indirebilir mi?'' dediler. Hz. İsa da:

قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا ع۪يدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

''Allah'ım! Rabb'imiz! Bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki bizim için, önce ve sonra gelenler için (o gün) bir bayram olsun ve (bu hadise), senden bir mucize olsun .. '' (Maide suresi, ayet 114) diyerek dua etti. Bunun üzerine Allah (C.C.) bir sofra indirdi ve onlar bunu yiyip bitiremediler. Hz. İsa onlara: Bu sofradan saklamak ve evlerinize götürmeniz yasak dedi. bir şeyler almadığınız müddetçe, böyle inmeye devam edecektir. dedi. Fakat ne yazık ki, bir gün bile geçmeden onlar sofradan bir şeyler alıp evlerine götürme hareketine giriştiler.  Sofradan alıp evlerine gittikten sonra,  Hz isa'ya (Sözüne) itaatsizlik eden bu kişiler, domuz şekline sokuldular.

Yukardaki birinci ayette geçen لطَّاغُوتَۜ    Tağut Ne Demektir?

Tağut kelimesi hem Mekke hem de Medine ayetlerinde Kuran'ın çeşitli yerlerinde geçmektedir.

Arapça Tağut kelimesi, sınırları aşmayı ya da taşkınlığı ifade eder. Bu kavram İslami bağlamda üç inançsızlık aşamasıyla ilişkilendirilir;

Allah'a karşı yapılan itaatsizlik,

Allah'a itaat etmesi gerektiği fikrini reddetme, küfre başvurma,

Allah'a isyan etmek değil, aynı zamanda isyanlarını da empoze etmek ve şirk koşmak tağut olarak kabul edilir.

Kişinin sınırı geçip, Allah'ın yanında kendisini ortak kılacak şekilde aştığını söyleyebiliriz. Kişi farklı şekillerde Allah'ın yanında kendisini ortak olarak konumlandırabilir. Daha geniş anlamda, aslında Müslüman birini kötü şeylere yönlendirebilecek her şeyi ifade etmektedir.

Kuran'da sahte ilahları ve şeytan, put, insan veya başkaları şeklinde Allah'ın kurallarına  ıtaatsizlik edip te aykırı olanları içerir.

şeytan şeytan olmadan önce melekelerin hatipi konumunda Yani melkler vaaazlar eden kimse ve bir nevi melek suretinde iken ve ismi Azazil iken, allah ademe secde edin deyice onun süzüne ilk itaatsizlk eden olranktan ilk  sureten çarpılan ve melk suretinde iken Tağut suretine çarpılan kimsedir yani sahte TANRI - TANRI THOR ve Thursday günü olan bu olaydan dolayi perşembe gn smnı ondan olır tağt veya thor kızgın boğa ıspanyada kı arenada boğalar kızdırılınca söylenen söz THOROOOOOO yani haydi sinirlen biraz demektir

Thuruz veya toros ve toroslar akdeniz bölgesinin denize bakan tarafindaki dağ kümesidir yani sadece  hayvan suretine degil birde dağ  ve taş suretine çarpılmışlık  ve keşke toprak olsaydım da görmesedim kim dedi ayeti ve kıyametin sona yakın alametlerininde ortaya çıkma vakti geldi


اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَر۪يبًاۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَابًا

İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yenzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ

Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.

ve TOROSLAR ve hangi batan ümmette oldu bu olay acaba haaaa hz meryem dedi  aslinda bu alttaki ayette yaziyordu amma orjinali yok ayetin

فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا

Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh(nahleti), kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ

Doğum sancısı tutunca mehdi onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.

Meryem Suresi 23
....

Hadis-i şerifte, (Gadab imanı bozar) buyuruldu. (Beyheki)

(Öfke, şeytandandır. Şeytan, ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. Öfkelenince abdest alın!) [Ebu Davud]

(Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yan yatsın.) [Ebu Davud]

Tirmizi’deki hadis-i şerifte, (İnsanlar çeşitli mizaçtadır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır) buyuruldu.

ingilizccede ve smilieslerdeki "Evil" dir o sinirlenen yani

Ahirzmanda da Mehdiyi görüp bilip duyudktan sonra, O'na ve sözlerine itatsizlik edenlerden, çeşitli suretlere çarpılmışlar görülcektir, mesela elleri kolları yengeç kıskacına dönenler, at eşek kuyruğu gibi kuyruklu suretlere girenler, deniz kızı, deniz atı ve benzerleri suretine suretleri dönenler,...medusa en büyük örnektir bunlara


Bu bir Karoglan Makalesi

Raşit Tunca

Schrems,01.09.2022

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Sokratesin iyilik ve Kötülük Anlayışına Tepkimiz
Yazar: RasitTunca - 09-01-2022, 09:56 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok

[attachment=72778]

Sokratesin iyilik ve Kötülük Anlayışına Tepkimiz

"Sadece bir iyi vardır,  bilgi ve sadece bir kötü vardır, cehalet"
(Sokrates)

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟

Zümer süresi 9 dan

Bilgi yani ilim ve, alim yani bilen kimse...
hakkında kuran hiç bilenler ile bilmeyenler bir olurmu diye tarif eder
yine ulul elbab bir ilmi ve biligiyi o bilginin bilenine  yani o ilimin erbabina sorun yani bilenlere sorun yada zikir ehline sorun diye tarif eder.

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ

Nahl Suresi 43. Ayet

Amma sadece iyi olan bir bilgi değildir, alim ismi ve ilim ve bilmek Allah'ın 99 esma veya sıfatından sadece birisidir ve cemali isimlerdendir ki iyi sonucu olan isimler. Allah'ın  cellali isimlerinden mesela "Elkahhar" kahreden veya "El mümitü" öldüren veya zarar veren ismleride vardır meseala der ki kuran Allah kimi dallin ehlinden(delalette yani o muydu bu muydu diye bocalayıpta sapıtankimsler) den  ettiyse onu aydınlatabilcek veya hidayete erdircek bir kimse bulunmaz.

مَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِىَ لَهُۥ ۚ وَيَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn

Araf suresi 186. Ayet

Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.

Dikkat: "Allah, kimi saptırırsa" o zaman Allah dilerse saptırır veya  Allah cebbardır deyince Allah iyi değilde kötü mü oldu bizim anladığımız  tanrı ve Allah kötü Allah mı, saptıranı biz şeytan diye biliyorduk halbuki saptıranda Allah mış, bu ayet öyle demiyor mu? Allah öldürünce Allah kötü Allah mı? Allah cehennemi halkedince kötü mü oldu, Cehennem ne kötü birşey, insanları yakacak, insan yakmak ne kadar kötü birşey değil mi? Hi Hitler amcası yahudleri yakmış, ne kadar kızıyorlar yahudiler o na bugün, peki Allah cehennemi yaratınca veya mesela Adolf Hitleri yaratınca kötü Allah mı oldu yani?

Mesela Hackerlik te bir ilimdir, ve hackerlik ilmi bilmeyen hackerlik yapamaz, peki eğer bilgi hep iyilik olsaydı hackerlik bilmek ve yapmak ta iyi birşey olurdu yine hırsızlık bir plan proje ister yetenek ister hepsi bir ilimdir eğer bu ilmi bilen öğrenen ve yapan birisi iyi olsaydı hırsızlık iyi olurdu

Ve cehalet de o kadar kötü olsaydı  ay a bakıpta peynir topağı sanan fare kötü bir hayvan olurdu fare o kadar kötü değildir, yaratılış zincirinin halkalarından birisdir o da, sadece belki ters tarafa dönen gezegen yada dişli gibi belki ters tarafa dönüyor olabilir fare delik ve kovuk açan hayvanlardan birisi fareyi görüpte, ilk insan, belki delik ve kovuk açarak  veya in (Mesala ayının ini vardır) yaparak yeva mağarada ve kovukda ilk evinde yaşamasını öğrendi belki de, yani dişlinin bir carkıdır o, ve cahilce inanmanında faydası keşfoldu bugün, ve ismi plesebo etkisi , cahilce inanmak plesobo etkisi yapıyor, plesebo etkisi yeri gelince çok güzel bir etki, yapılamayacak güç işler o sayede kolay oluyor.

Sokrates bilgiye tapanlardan birisi demek ki "Yani Allahın alim ismine tapan" yani. Yolcunun yolda giderken güzel bir şehir görüp ya da göç eden bir kavmin suluk ve yeşillik güzel bir yer görünce oraya konması gibi, sokrates ilim köşkünü beğenmiş ve konmuş halbu ki daha binlere güzel burc ve kale ve iyilik vardır, da binlerce de kötülük vardır, ve sadece cehalet kötü olsaydı bütün katiler cahillerden olur du halbuki bütün katiller bu ahir zamanda en az üniversite mezunu kimseler haberlere bir bakın  hadi abartmayalım en az ilkokul mezunu çünkü, ilkokula gitmeyen kalmadi gibi ve eskiden  ilim okulda ögretiliyordu artik youtube instagram face google var ve maymunlar bile neredeyse bilmediklerini google amcaya yazp  sorup cevabını bulcaklar ve öğrencekler o zaman bu devirde cehalat öldü kardeşim amma işte 'Hak ilmi' ne okul da ne üniversite de ne de google de nede facebook da öğrenilir 'Hak ilmi yani ilmi Ledün' denen ilim Allah'dan direkt kalblere inen bir ilimdir vesselam.....

Rasit Tunca

Schrems, 01.09.2022

[attachment=72778]

[attachment=72779]

[attachment=72780]


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Hinduizm Hindu Tanrıları
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 08:04 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum (1)



Hinduizm Hindu Tanrıları

Hinduzim sonsuzdur. Başlangıcı da yoktur. Sürekli dönüşüm ve değişim halindedir. Tek bir kaynaktan doğmamış, zaman içinde büyüyerek, gelişerek günümüze ulaşmıştır. Hikayeleri, masalları, tarihi karakterleri, doğal afetleri, savaşları ve barışları… Her şeyi içine alarak büyümüş ve büyümüştür.

Zamanla bazı tanrılar popüler olur. Bazıları unutulur ama yok olmaz. İnsanların ona ihtiyaç duyacağı zamanı bekler.

KAÇ HİNT TANRISI VAR?

En çok merak edilen sorulardan bir tanesi. Hinduların kaç tane tanrısı var? Zaman zaman önce bir öğrenci gurusuna sormuş:

Hinduzim’de asıl olan tekliktir, birliktir.

Heykeli dikilmiş, t – shirtlere resimleri basılmış binlerce tanrı görünse de Hinduzim’in özünde tek bir tanrı vardır. O da kadir’i mutlak, başlangıçsız ve sonsuz olandır. Yaratım gücü ve yaratılışın ta kendisidir.

HİNDUİZM’DE 3 ANA TANRI

Hinduzimde bilmemiz gereken 3 temel Tanrı vardır.Bu üçlemeye “Trimuti” de derler.

    Brahma Yaratıcı Tanrı

    Vishnu Koruyucu Tanrı

    Shiva  Yıkıcı  Tanrı

Hinduizimde bu tanrıların eşleride önemlidir. Bilinir ve sevilirler.

    Sarasvati Brahma’nın eşi

    Lakşimi Vişnu’nun eşi

    Parvati Şiva’nın eşi

Bu yazımızda Hindistan’a gittiğinizde günlük hayatta karşılaşacağınız tanrıları okuyacaksınız.  Her bir tanrıyı üç ana başlıkta inceleyeceğiz. Hint tanrılarının hikayeleri, Hint tanrılarının sembolize ettikleri fikirler ve Hint tanrılarına günlük hayattaki yaklaşımlar.

BRAHMA

Brahma Hinduizm’in yaratıcı tanrısıdır. Hindu Tanrılarından Şiva ve Vişnu ile birlikte Trimurti’yi yani Hindu tanrı üçlemesini oluşturur.

    Brahma, yaratım sürecine “Om” (Aum) sözüyle (sesiyle) başlamıştır ve bu ses insanda, tanrılarda, dünyada her zaman yankılanmaktadır.

Brahma yüce bir tanrıdır zamandan ve mekandan münezzehtir. O zamanın da efendisidir. Vedalara göre Brahma’nın bir günü 4320 milyon İnsan gününe eşittir. Eşi, öğrenmenin bilgeliğin sanatın tanrısı olan Saraswatidir. Ne ilginçtir ki Hindistan’da yaratıcı tanrıya, Brahma’ya, tapınım hiç popüler değildir. Tüm Hindistan’da sadece Phuskar’da ona adanmış bir tapınak vardır. Yani Hindistan’a gidip yaratıcı tanrıya ait bir figür görmeden dönerseniz sakın şaşırmayın bu sizin suçunuz değil.

Daha iyi anlaşılması için küçük bir parantez açıyorum. Hindistan’da başlangıcın bir önemi yoktur çünkü asıl amacın içinde buluduğun doğum – ölüm zincirinden yani Samsara’dan kurtulmaktır.

HİNDUZİM’DE ZAMAN KAVRAMI

Hinduların zaman anlayışları çember şeklindedir. Semavi dinlerdeki gibi (Tanrı dünyayı yarattı, tanrı dünyayı yokketti!) dümdüz bir çizgi halinde ilerlemez. Bundan dolayı kimin ne zaman ne için evreni yaratığının bir önemi yoktur bir Hintli için. Onun amacı bu kısır döngüden bir an önce kurtulup özgürlüğe (Mokşa’ya) erişmektir. Brahma tapınımın özgürleşme yolunda hiç bir faydası olmaz.

HİNT TANRISI BRAHMA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Brahma dört ayrı tarafa bakan dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle bir lotus çiceğin içinde otururken tasvir edilir. Kuzey Hindistan’da genellikle Beyaz sakallı olarak olarak karşımıza çıkar. Brahma diğer Hindu tanrılarıdan aksine silah taşımaz. Brahma bilginin ve yaratımın sembolüdür.

Dört elinden birinde kutsal vedaları temsil eden bir kitap, ikinci elinde ellerinde evrenin kaynağını simgeleyen su kabı üçüncü elinde Brahma’ya ait hikayelerde karışımıza çıkan lotus çiçeğini tutar ve  dördüncü elinde ise “Aksamálá” denilen zamanın akışını simgeleyen tespih vardır.

GÜNLÜK HAYATTA BRAHMA

Yukarıdaki satırlarda bahsettiğim gibi Hindistan’da Brahma’ya adanmış sadece bir tane tapınak vardır. Günlük hayatta Brahma’ya ait bir figür bulmak pek olası değildir insanların evinde iş yerlerinde tapınaklarda farklı Hindu tanrıları vardır fakat Brahma yoktur. Brahma’ya adanmış sadece iki tane festival var. Bunlar Kartik Purnima, Srivari Brahmotsavam. Bu festivallerde Diwali ve Holi festivali gibi büyük değillerdir. Brahma’nın bir ait tapınağın olmamasını tabii Hindular anlattığım şekilde betimlemezler durumu daha güzel bir hikaye ile açıklarlar:

Brahma, Vajranabh  adlı bir şeytan ile savaşır ve onu yener. Sonrasında ise bir canlıyı öldürdüğü için temizlenmesi gerekir ve yajna  adlı bir ibadet yapmalıdır. Bunun için bir kadın ile birlikte olması gerekmektedir ve Saraswati orada değildir. Oda cevrede bulunan Gujratlı güzel bir kızı seçer ve onunla birlikte olur. Saraswati geri döndüğünde bunu öğrenir ve çok sinirlenir. Brahma’yı lanetler ona bundan böyle dünyanın hiç bir yerinde tapılmayacak yalnızca Phuskar’da bir küçük tapınağı olacaktır. Hatta bununla kalmayıp Brahman’nın tapınağını gören bir tepeye de denetlemek için kendi tapınağını yaptırır. İşte o günden beri Brahma’ya Hindular tapmazlar.

VİŞNU

Vişnu, üç büyük Hint tanrıları arasında koruyucu tanrıdır. Var olan düzeni sürdürme görevini üstlenir. Dünya’ya farklı farklı biçimlerde (Avatarlar) gelerek dünyayı kötülüklerden korumuş ve düzeni idame ettirmiştir. Yani Vişnu, toplumun düzeni bozulduğunda, şeytan krallar ortaya çıktığında dünyanın dengesi bozulduğunda ortaya çıkar ve düzeni korur.

Vişnu’nun müritleri onun defalarca dünyaya geldiğine inanırlar fakat 10 reenkarnasyonu özellikle dikkat çeker. Bunlar:  Matsya, Kurna, Varaha, Narasimha, Vamana, Parashurama, Rama, Krishna, Buddha, Kalki.

Saydığım ilk dokuz avatar dünyaya gelmiş ve düzeni tekrar getirmiştir fakat onuncu avatar Kalki henüz dünyaya gelmemiştir. Dünyadaki mevcut dönemin bitmesi ile beyaz bir at ile gelecek tüm kötülükleri yok edeceği ve ve nizamı tekrardan sağlayacağı söylenir.

VİŞNU’NUN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Hint Tanrılarınından Lord Vişnu mavi renklidir. Genellikle dört ya da daha fazla kollu olarak tasvir edilir.

    Sağ alt elinde çark silahı – Evrensel döngüyü yaratılış ve yok ediş sürecini temsil eder Vişnu bu sürecin tam ortasındadır.

    Sol alt elinde Nilüfer çiçeği.

    Sol yukarıdaki elinde deniz kabuğu – Şiva’nın davulundaki gibi AUM sesini sembolize eder.

    Sağ yukarıdaki elinde gürz -otorite ve güç- tutuyor olarak görebilirsiniz.

Tabii bu figürlerin her birinin bir hikayesi olduğunu unutmayalım.  Genellikle sarı renkli bir pantolon giyer.

Vişnu’nun hemen arkasından 5 kafalı bir yılana yaslanırkenki tasvirini görmenizde mümkündür. Bu yılanın adı Shesha’dır.  Shesha’nın evrenin tüm gezegenlerini sırtında taşıdığı ve bunu yaparken Lord Vişnu’ya onu övecek şarklılar söyleyerek dua eder. Ek olarak  “genellikle” dememin sebebi ise kesin ve net bir kurallar çerçevesinde bu  idoller oluşturulmuyor birbirinden farklı iki Vişnu heykeli görebilmeniz mümkün.

Binek hayvanı yarı insan yarı kartal ve tüm kuşların efendisi olan Garuna’dır. Genellikle omuzlarında Vişnu’yu taşırken resmedilir. Dharma’yı (Düzeni) korumak için Vişnu’nun çeşitli avatarlarına yardım eder. Son olarak Karısı sonraki satırlarda bahsedeceğimiz zenginlik tanrısı Lakşimi’dir.

RAMAYANA, RAMA, MAHABRATA, KRİSHNA, NARASİMHA…

Vişnu diğer hint tanrıları gibi farklı isimlerle duyabilirsiniz: Vasudeva, Lord Vishnu, Narayan…  Şiva gibi binlerce farklı ismi vardır. Vişnu’yu sadece Vişnu olarak ararsanız bulacağınız tapınak ve idol sayısı gerçekte olduğunun yarısı kadar bile kalmayacaktır. Çünkü Vişnu Ramayana destanında ki Rama’dır, Mahabrata destanındaki Krishna’dır. Holi festivalinin efsanesindeki Narasimha. Hatta ISKCON (Uluslararası Krishna Bilinci Derneği) Krishna Vişnu’nun yeniden bedenlenişidir. Günlük hayatta farklı formları ile karşılaşabilirsiniz her birinin hikayesi farklıdır. Her biri için farklı tanrılar diyebiliriz ayrı tapınakları ayrı takipçileri vardır. Fakat aynı zamanda Vişnu’nun yeniden bedenlenişi olduğunu aklınızda tutun. Vişnu’nun toplumdaki etkisi ve doğru yola yönlendirmesi diğer tanrılara çok daha aktif rol almıştır. İyiliğin, güzelliğin doğru insan olmanın yollarını insanlığa her avatarında öğretmeye çalışmıştır.

ŞİVA

Büyük Hint tanrıları üçlüsünün bir üyesi olan Şiva “kutlu” anlamına gelir.Yok edici bir tanrı olarak bilinmesine rağmen büyük bir yaratıcı gününde somut halidir.

    Şiva’nın yıkıcılığı kesinlikle negatif bir anlamda değildir. Yıkım olmalıdır ki yeni bir başlangıç yapılabilsin.

Daha detaylı açıklamak gerekirse zaman anlayışının bir döngü halinde olduğunu söylemiştik bundan dolayı yıkım bir son değildir. Yıkım yeni bir başlangıçtır. Bu şekliyle Şiva  zıtların birlikteliğini temsil eder diyebiliriz. Karakterinin karmaşıklığını 1008 isminede yansımıştır.  İsimleri arasında Mahadeva’dan ( En yüce tanrı) , Kaala ( Ölüm) e kadar bir çok ismi kendinde barındırır.

Şiva doğumu ise mistiktir ve kendinden var olmuştur. Hikayeye göre Vişnu ve Brahma kimin daha üstün bir tanrı olacağı hakkında tartışırken bir anda tam ortalarından erkeklik organi şeklinde devasa bir ateş sütunu yükselir. Vishnu bir domuza dönüşerek köklerini aramaya gider Brahma’da bir kaza dönüşerek gök yüzünü araştırır. Tam o sırada sutunda bir yarık açılır ve içinden Şiva çıkar. İkiside Şiva’nın gücünü tanır ve Hindu Tanrıları arasındaki yerini belirler.

ŞİVA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Şiva mavi renklidir ve heybetli bir tanrıdır. Şiva’nın 2 gözü arasında üçüncü bir gözü vardır. Alnımızda bulunan çakranın tam üstündedir.  2 gözü güneşi ve ayı temsil eder. Herhangi bir şeyi yok edeceği zaman 3. gözünü açar ve kötü olan herşeyi yok etme gücü olur. Bazen 4 kollu bazen ise 2 kollu olarak tasvir edilir. Boynunda her zaman bir yılan dolamıştır.  Şiva’nın iki adet silahı vardır biri trident Şiva’nın üçlü mızrağı, üç çatalı kozmozun üç ilkesini temsil eder: Durağanlık, saflık ve enerji. Ayrıca cehaleti de yok ettiğine inanılır.

Şiva’nın diğer silahı ise yaydır tridente göre daha az görülür tek oku ile şeytanların yönettiği 3 kaleyi yok ettiği hikayeyi imgelemek için kullanılır. Genellikle Şiva’nın figürlerinde küçük bir davulda bulunur, yaradılışı ve yok oluşun sesi olan AUM sesine atıfta bulunur. Elinde veya boynunda bir tesbih bulunur bunlar ise Şiva’nın göz yaşlarından oluştuğuna inanılan Rudraksha boncuklarıdır. Inanlar tarafından dua boncuğu olarakda kullanılır. Şiva’yı genellikle yoga pozisyonunda otururken görürsünüz bu meditasonu ve dinginliğini simgeler.

Nataraja (Dansın Efendisi)

Şiva ile hemen aşağıda gördüğünüz resimdeki haliyle de karşılaşabilirsiniz. Şiva’nın gazabının ne kadar heybetli olduğunu bu imgede görürüz. 1001 isminden biri olan Nataraja  (dansın efendisi) bu imge için adanmıştır .  Çember ateşten bir haleyi simgeler ve bu ateşten halenin içerisinde çılgıncasına dans ederek çevresindekileri yok eder.

Bu dansın hikayesi kısaca şöyledir: Şiva Brahma’nın kafalarından bir tanesini kendisine saygısızlık yaptığı için kesimiştir. Bunun üzerine Daksha ( Brahma’nın oğlu) ona karşı bir düşmanlığı vardır. Tüm Hint tanrılarının çağırıldığı bir seramoniye sadece Şiva davet edilmemiştir. Bunu gören Şiva’nın eşi Sati bu saygısızlığa tahamül edemez ve kendini ateşe atar. Bunu hisseden Şiva hemen seramoninin yapıldığı yere gider öfkesini kontrol edemez ve ölümcül dansına başlar. Dünyayı yok etmeye başlayan Şiva Vişnu tarafından durdurulur. Fakat Karısı Sati ölmüştür fakat bir süre sonra Parvati olarak dünyaya gelmiştir.

GÜNLÜK HAYATTA ŞİVA

  Brahma’nın aksine Şiva’yı günlük hayatta çok fazla yerde görürsünüz. Neredeyse tüm tapınaklarda Şiva’ya adanmış küçükte olsa bir sembol bulmak mümkündür.  Şiva’ya adanmış bir çok festival bulunmaktadır.  Maha Shivaratri, Karthik Poornima, Arudra Darshanam festivallerden bazılarıdır.


SARASVATİ

Sarasvati yukarıda bahsettiğimiz üç büyük Hint tanrılarından Brahma’nın eşidir. Bundan dolayı Sarasvati’ye “Brahmi” de denir.

    Bilgelik, müzik, sanat ve eğitim tanrısıdır. Sanskrit dilinin mucidi olarak kabul edilmektedir. İsminin anlamı Sara “ esas öz “ demektir “Sva” ise benlik demektir.

Ayrıca Sarasvati’nin kelime anlamı daha eski metinlerde “bol su içerisinde” olarakta bir çevirisi ile karşılanmak mümkündür . Bunun sebebi Hinduizm’in eski dönemlerinde nehir tanrısı olarakta görülmesidir. Bu özelliiğinden dolayı arındırıcı besleyici özü ile ön plana çıkar.

SARASVATİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRİFİSİ

Sarasvati genellikle beyaz bir lotus çiçeğinin içerisinde bembeyaz kıyafetleriyle oturan çok güzel bir kadın olarak tasvir edilir.  Lotus çiçeği yerine beyaz bir kuğya binerken görülebilir. 4 elle tasvir edilir ve her bir elinde sembolik olarak anlamı olan şeyler tutmaktadır bunlar: pustaka ( kitap), mālā (tespih), su kasesi, Müzik aleti (Vina).

    Puskata, kitap öğrenmenin bilginin kaynağı  olan vedaları sembolize ediyor.

    Mala yani tespih içsel ve ruhsal yolculuğu temsil ediyor.

    Su kasesi doğruyu yanlıştan temizi kirliden ayıran saflaştırıcı gücü temsil eder.

    Son olarak elindeki müzik enstrümanı, Vina, Sarasvati ile özdeşleşmiştir, tüm yaratcılığı sanatı ve bilimi temsil eder ve Sarasvati’nin Vina’yı tutuşu ise bilginin yayılmasının uyumu yaratacağını gösterir.

Binek hayvanı ise kuğdur.

GÜNLÜK HAYATTA SARASVATİ

Sarasvati’yi öğrenim gören bireylerin olduğu evlerde okullarda yada sanat studyolarında ,yani sanat ve eğitimin olduğu her yerde görebilirisiniz. Hint okullarında bir idolu  bulunmaktadır ve genellikle sabahları öğrenciler Saraswati’ye dua ederek derslere başlarlar. Bir örnek olarak Hintli bir ailenin evinde kalırken  evdeki çocuk her seferinde ders çalışmadan önce tütsü ile Sarasvati’yi kutsar ve hatta bir idolunu önüne koyar ve ders çalışır. Ayrıca Saraswati figürünü bazı budist tapınaklardada rastlayabilirsiniz. 2 adet önemli festival ona adanmıştır bunlar: Vasant Panchami ve Navratri festivalinin 7. Günü ona adanmıştır.

PARVATİ

Parvati, Saravati ve Lakşimi ile Hindu tanrıça üçlemesi olan Tridevi yi oluştururlar.

    Doğum, sevgi, bereket ve  evlilik ile alakalı konularla özdeşleşmir bir tanrıdır. Hinduizmin ana tanrıçası bile diyebiliriz.

Parvati dağların Kralı olan Himavan’ın kızıdır. Isminin anlamıda Sanskritçede  “Dağların Kızı”dır. Parvati Hindu tanrılarından Şiva’nın eşidir ve bazıları tarafından “Sati” ( Şiva’nın ilk kendini ateşe atan eşi) yeniden bedenlenmiş hali olduğuna inanılır.Bu hareketi Şiva’ya olan sadaketinden ve bağlılığından dolayıdır ki kendisi evlilik ve bağlılık ile özdeşleşmiştir.  Parvati Hint tanrılarından olan Lord Ganeja’nın ve Kartikeya annesidir. Özellikle  aşağıdaki satırlardada bahsedeceğim Ganeja Hinduizimde en “popüler” tanrılardan birisidir.

PARVATİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Parvati’yi kırmızı sarisinin içerisinde güzel alımlı bir kadın olarak tasvir edilir. Eğer Şiva’nın yani eşinin yanındaysa 2  kollu olarak fakat tek başına ise dört sekiz hatta on kollu olarakta tasvir edilebilir. Ellerinde deniz kabugu, ok, kılıç, nilüfer çiceği, mızrak, savaş baltası, topuz  gibi nesneler tutar.Her bir nesne yüzden fazla olan reenkarnasyonları ile ilişkilidir. Yeniden bedenlenmelerinden bazıları Kali, Durga, Mahakali, Tara öfkeli  hallerine örnek olabilir. Her birine ayrı bir tanrıça olarak tapılır.Cocukları ile birlikte çok fazla idolde görülür. Şiva ve çocukları ile bir aile portresi şeklindede resmedilir. Binek hayvanı bir inek kaplan yada aslan olabilir.

Kısaca Parvati’yi cesaretin özgürlüğün ailenin bir sembolu olarak görebiliriz. Bir insan olarak dünyaya gelmiş ve tanrılar katına yükselmiştir ve farklı reenkarnasyonları ile insanlığa hizmet etmiş insanlığı şeytanlardan koruyan yüce bir tanrıçada olmuş aynı zamanda Annapurna hikayesindeki gibi insanlığın zor zamanlarında onları besleyen kucak acan bir tanrı olmuştur.

GÜNLÜK HAYATTA PARVATİ

Parvati günlük hayatta Şiva kadar olmasada çok önemli bir yere sahiptir. Panchayatana puja denilen bir törendeki dört ana tanrıdan birisidir. Şiva Vişnu Surya Parvati ve dua eden kişinin seçtiği kendini adadığı beşinci bir tanrıya dua edilir. Bu durum onu önemli tanrıların arasında bulunduğunun işaretidir. Parvati aile ile ilişkilendirildiği için evlerde genelde bir idolu bulunur. Genelde Şiva ile birlikte evin tapınak köşesine konur. Parvati’yi başka formlarda da görmeniz mükündür.Özellikle Kali ve Durga  Parvati’nin yeniden bedenlenmeleridir. Hindistan’nın geniş bir kısmında Parvati yerine Kali ve Durga’ya adanmış tapınaklar vardır. Parvati adına kutlanan festivaller Navaratri, Bathukamma, Durga Puja, Gauri Puja, Atla Tadde, Vijayadashami, Divali, Teej,Thiruvathira,Gowri Habba’dir

LAKŞİMİ

Hindu tanrıları arasında Lakşimi kendine en özel yerlerden birini edinmiştir.

    O maddi ve manevi zenginliğin talihin ve refahın tanrısıdır.

Lakşimi kelimesin kökü Sanskritçede  lakṣ (लक्ष्) veya lakṣa (लक्ष) yani  bilmek, anlamak, amaç anlamlarına gelmektedir.Diğer bir kelime kökü olan “lakṣaṇa”  sanslı fırsat anlamındadır. Eşi Vişnu’dur. Vişnu her yeni bedende dünyaya indiğinde Lakşimi’de Vişnu’nun eşi olarak dünyada bedenlenmiştir ve insanlara yardım etmiştir. ( Bu durumu yin yang gibi düşünebilirsiniz Hinduzimde Shaktism adlı bir gelenek vardır dişil ve eril olmak üzere iki enerji birbirini tamamler ve mükemmeliği oluşturur bu durumu tüm tanrı ve eşlerinde görebilirsiniz.) Vişnu Rama olarak insanlığa hizmet ettiğinde Laksimi Sita olarak Vişnu  Krişna olarak dünyaya indiğinde Ratha olarak, Vişnu Parashurama olduğunda Lakşimi Dharini, olarak dünyaya gelmiştir.

LAKŞİMİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Lakşimi bir lotus çiceğinin üstüne oturan güzel bir kadın olarak tasvir edilir. Eşi Vişnu ile resmedilmediği zamanlarda genellikle dört kolludur. Dört eli Hinduizminde iyi olduğu düşünülen insanlığın 4 amacını temsil eder bunlar:

    Moksha ( Aydınlanma özgürlük)

    Kama ( duygusal olarak tatmin)

    Artha ( Zenginlik ve hayatın anlamı)

    Dharma (Erdem)’dir.

Lakşimi’yi genellikle bir lotus çiceğinde otururken görürüz ve zenginliğin ve bereketin sembolu olarak ellerinden birinden ya altın paralar yada bal dökülür. Bunu sadece maddesel bir zenginlik olarak değil manevi zenginliğinde kaynağı olarak yorumlamalıyız. Yine zenginliğin bir sembolü olarak bir hemen arkasında veya önünde iki  / dört fil ile resmedilir. Ellerinden en az birinde bir lotus ciceği bulunur Hinduizmde kutsal bir çiçektir. Anlamı ise: Lotus çiçeğinin hem kirli sularda hemde temiz sularda yetişir. Nerede yetişirse yetişsin lotus sadece ve sadece kendisi olduğu için mekandan çevresinden münezzeh bir şekilde çok güzeldir. Insanında aynı bir Lotus çiçeği gibi çevresinden bağımsız olarak güzel ve doğru olmasını öğütlenmektedir.

Binek hayvanı beyaz baykuş yada fil’dir.

GÜNLÜK HAYATTA LAKŞİMİ

Lakşimi Hint tanrıları arasında insanların günlük hayatında faydalı bir tanrıdır. Zenginlik herkesin istediği arzuladığı birşeydir.Bundan dolayı tüm dükkanlarda iş yerlerinde bereket ve bolluk getirmesi için Lakşimi idolu bulunur. Güne başlarken ona adaklar sunulur ve bereket beklenir. Lakşimi’yi Ratha Sita olarakta görebilirsiniz ama diğer tanrıların aksine yeniden bedenlenmelerinden çok kendisi popüler bir tanrıdır. Ayrıca Diwali bayramında Lakşimi’ye dua edilir. Diwali’nin ikinci ve üçüncü günü ellerinde şeker kamışı çubukları tutan insanları sokaklarda görürsünüz. Bunun sebebi Divali’nin üçüncü akşamı evlerinde yapacakları puja( dua) da Lakşimi’ye sunabilmek onun binek hayvanı olan fil şeker kamışına bayılır ve bu sunu ile onun gönlü alınmış olur. Evde yapılan duadan sonra herkes vakit kaybetmeden iş yerlerine gider ve orada da Lakşimi’ye dua edilir ve işlerini kazançlarını kutsaması istenir.

DURGA

Durga ( ulaşılmaz, yenilmez ) adıyla bilinen Hindu savaş tanrısıdır.

    Görünüşü ve karakteri tam bir savaşçı ve yok edici olsada bir çok yönüyle merhametli bir tanrıdır düşmanları masumlar değil Evrenin düzenini bozmaya çalışan şeytanlar veya insanlardır.

Parvati’nin yeniden bedenlenmiş halidir. Fakat Durga’ya ayrıca tapılır ve tapınaklar yapılır. Hatta yazın gittiğimiz 20 günlük seyahatlerde Bikaner’de bulunan Fare tapınağı Durga’ya adanmıştır onu her seferinde şok içerisinde ziyaret ederiz.

Peki bu yıkıcı güç nereden çıkmıştır tabiki bununda arkasında bir hikaye vardır. Manishasura adlı bir şeytan yıllar boyunca Brahma için bir ağacin altında oruç tutar ve onun adına dua eder. Duaları ve yakarışları öylesine yücelmiştir ki Brahma’ya kadar ulaşır. Bu uzun ve kusursuz dua karşısında Brahma kuluna bir ödül vermek ister ve ona sorar benden ne dilersin diye. Manishasura da ölümsüz olmayı diler. Bu isteği Brahma tarafından kabul edilmez. Oda yalnızca bir kadın eliyle öldürülmek istediğini söyler ve Brahma bu isteğini kabul eder.  Bu kutsamayı alan Manishasura tanrılara saldırır.Tanrılar onu alt edemezler Indra bir kadın Hindu Tanrıçası  olarak karşı saldırıya geçer fakat oda yenilmiştir. En sonunda Hindu tanrılarından Brahma Vişnu ve Şiva bir araya gelir ve ilahi enerjilerini yoğunlaştırarak Tanrıça Durga’yı dişi yıkıcı bir güç olarak yaratırlar.Hindu tanrıları Durga’ya özel silahlar verirler ve bir aslana bindirdiler. Uzun bir savaşın ardından mızrağı ile şeytanı alt etmiştır. Mahishasura bir kadın tarafından öldürülmüştür. İşte bu zamandan beri Durga dünya’ya hizmet etmektedir.

DURGA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Güzel ve kırmızı bir sari giymiş bir kadın olarak tasvir edilir. Sarisinin kırmızı olması Parvat’nin yeniden bedenlenmiş hali olması ile ilişkilidir. Bir kaplan’a ( bazen aslanda olabilir) binmiştir. Kendisine üç büyük hindu tanrıları tarafından bahşedilen kaplandır. Durga’nın büyük bir yıkıcı güce sahip olduğunu ve üç büyük hindu tanrısı tarafından yaratıldığını söylemiştik. Ikonlarda her bir tanrının özelliğini silahını Durga’nın elinde görmemiz mümkün. Bunlar: Şiva’nın tridenti, Indra’nınn yıldırım silahı,Vişnu nun diski bir elinde ise Brahma’ya ait olan lotus çiçeği bulunur.Bunların dışında diğer ellerinde kalkan, gürz, deniz kabuğu, ok, yay tutmaktadır. Adına düzenlenen festivaller: Durga Puja, Durga Ashtami, Navratri, Vijayadashami.

GÜNLÜK HAYATTA DURGA

Durga daha önceki saydığımız tanrılar kadar popüler olmasada bu Durga ile defaatle karşılacaksınız. Insanlar güç dilemek ve başarı kazanmak için ona dua ederler. Eski dönemlerde Rajaların ( lokal kralların) en önemli tanrılarından biri durumundaydı. Çünkü savaş tanrısıdır.Bir savaştan önce Durga’nın duasını almak bir savaşta en çok ihtiyaç duyulacak şeydir.

GANEŞA

Ganeşa, Fil kafalı Hint tanrısı, Hinduizim’deki en çok saygı  duyulan en tanınmış tanrı figürlerinden biridir. Ganesha, Ganapataye,Ganapati yada Lord Ganeş olarakta bilinir.Hatta o kadar pupülerdir ki Hinduizm’in “AUM” u  yani başlangıcı derler.  Eğer ki Hindu olmak isterseniz ilk ondan kutsama almanız gerekmektedir.

    Lord Ganeşa başlangıçların ve iyi şansın tanrısıdır. Kişinin hayatında yaşayacağı olayları kontrol  edebilir çünkü o Ganapati’dir yani “gana” ların (yarı ilahi ve ilahi olmayan varlıkların) efendisidir.

  Bundan dolayı insanlar dileklerini ona iletebilirler.Hindular bir işe başlarken “Şri Ganeşa Nama”  derler yani “Ganeşa’nın adıyla” . Hinduların tüm hayatına etki eden bu Hindu tanrısı Pravati’nin ve Şiva’nın ilk oğullarıdır. Yaratılışı için bir kaç farklı hikaye vardır. Fakat en popülerini sizlerle paylaşayım:

Parvati bir gün eşi Şiva uzaklardayken çamur ile çok güzel şirin bir çocuk heykeli yapıyor. Sonrasında heykele tüm sevgisi ile hayat veriyor. Tüm bu kirli işlerden sonra banyo yapmak ister fakat onu koruyacak kimse yoktur.  Oda küçük Ganeşa’ya evin hemen dışında durmasını ve kim olursa olsun içeri almamasını söyler. Küçük Ganeşa görevini yerine getirmek için hevesle yerini alır.Bir süre sonra karşıdan mavi güçlü heybetli bir adam ( Şiva) görünür ve içeri girmek ister. Ganeşa ise annesine verdiği sözü yerine getirmek için içeri girmesine izin vermez ve Şiva onun kafasını uçurur. Gürülüyü duyan Parvati dışarı çıkar ve gördüğü manzara karşısında çok üzülmüştür. Bunu gören Şiva hemen ormana koşar ilk gördüğü canlının kafasını keser ve çocuğuna takar ve ikiside Ganeşa’yı kutsarlar. O zamandan beri Lord Ganeşa fil kafalı bir Hint tanrısıdır.

GANEŞA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ

Ganeşa, göbekli fil kafalı ve 4 kollu olarak tasvir edilir. Ayrıca tasvirlerinde hemen yanında küçük bir farede resmedilir. Bu farenin ego ve cehaleti temsil eder bilginin ve irfanın temsilcisi Ganeşa’nın karşısında hem çok küçüktür hemde bazı resimlerde Ganeşa fareye binerken tasvir edilir burada ego nun kendi kontrolunde olması gerektiğine bir atıfta bulunur. Ganeşa’nın büyük kulakları insanların düm dualarını duyabildiğinin bir simgesidir. Kafasının büyüklüğü ise bilgi ve irfanı temsil eder. Ayrıca dikkati bakarsanız bir dişinin kırık olduğunu görürsünüz. Bunun sebebi Mahabrata Destanını yazarken kalemi bozulur oda yazmaya ara veremediği için  bir dişini kırar ve yazmaya devam eder. Bundan dolayı bir dişi kırıktır. Alnının ortasındaki Trishula, Ganeşa’nın zamanın efendisi olduğunu ifade eder.  Oturuşunun ve hortumunun şekli AUM hecesinin Hintçe’deki yazılışını temsil eder. Ellerinde balta, lotus çiceği,deniz kabuğu, disk, ip, ve bir tabak dolusu tatlı topları tutar (neden kocaman bir göbeği olduğu anlaşılabilir) .

GÜNLÜK HAYATTA GANEŞA

Ganeşa Hindu Tanrıları arasında gündelik hayatta en çok karşılacağınız tanrıdır. İnsanlarla iç içedir. Her yerde heykelleri resimleri bulunur. Taksiye / Rikşa’ya bindiğinizde dikiz aynasının hemen altında, evlerin iş yerlerinin kapıların girişinde içinde yada herhangi bir sokakta Ganeşa’ya ait bir idol resim ve heykel bulunur. O başlangıçların tanrısıdır engelleri kaldırandır. Açıkçasını çok sempatik bir görüntüsüde vardır bundan dolayı insanların onunla çok daha yakın bir bağ kurması ve tüm dileklerini ondan istemeleri şaşırtıcı değildir.Başlangıçların tanrısı olduğunu söylemiştik bunu günlük hayatta görmek mümkündür. Örneğin evlendiğinizde ilk ona gider dua edersiniz yada bir araba aldınız yada ev aldınız ilk olarak onun adına adakta bulunursunuz ve onun bir idolu ile eviniz arabanızı kutsarsınız.

BRAHMA

  Tüm evrenin yaratıcısıdır.Sadece dünyadaki canlıların değil, tanrıların da yaratıcısıdır.

  Brahma; dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle tasvir edilir. Aslında beş başı vardır, ama saygısız konuştuğu için Tanrı Shiva üçüncü gözüyle bir kafasını yakmıştır. Diğer Hindu tanrılarından farklı olarak silah taşımaz. Ellerinde bir asa veya kaşık, bir tesbih, su testisi ve Veda kitabı bulunur. Bazen bir eli lütuf verir veya 'korkma' işareti yapar gibi gösterilir. Onun dört yüzü dört yönü gösterir, ak sakallı olarak tasvir edilmesinin sebebi; sonsuz olan varlığını simgelemek içindir. Elindeki 'aksamala' denilen tesbih zamanı simgeler, su ise evrenin kaynağıdır. Karısı bilim tanrıçası Sarasvati'dir. Binek hayvanı kuğu veya kazdır. Yaşadığı yer Brahmavinda adlı cennettir. Sularda doğduğu için ona Narayana denilir. Brahma'ya verilen bazı isimler: Pracapati (Yaratıkların efendisi), Çaturmukha(Dört Yüzlü), Ashtakarna(Sekiz Kulaklı), Pitamaha (Büyükbaba), Lokeşa (Dünyanın efendisi), Dhatri (Destekleyen), Vidhatri (Destekleyen), Sanat (Eski), Vidhi (Yaratıcı), Vedhas, Druhina, Srashtri...

Hint mitolojisinde koruyucu tanrı.On avatarı vardır.

                  VİSHNU

  Vishnu evrenin koruyucusudur.Dünya ne zaman dara düşse Vishnu farklı biçimlerde gelip kurtarır.Mavi renkli, dört ya da daha fazla kollu, ellerinde deniz kabuğu, çark silahı, gürz ve nilüfer çiçeği tutuyor olarak tasvir edilir.

  Çark; evrensel düşünceyi, yaratıcı ve yok edici gücü simgeler. Deniz kabuğu; varlığın temeli ile ilintilidir, deniz kabuğunun çıkardığı 'AUM' sesi yaradılışın ilkel sesini temsil eder.Gürz; güç ve otorite sembolüdür.Nilüfer çiçeği; sularla olan bağı simgeler.

  Binek hayvanı yarı insan yarı kuş olan Garuda'dır. Karısı şans tanrıçası Lakshmi'dir. Göksel yatağı Şesha (Ananta) isimli yılandır. Sularla olan bağından dolayı ona da Narayana denilir. Bin adı vardır. En karakteristik özelliği Vedalarda bahsedilen üç uzun adımıdır. Bu yüzden ona Urugaya(Geniş Yürüyen) veya Urukrama( Geniş Adımlayan) denilir. Bu adımlarla evreni dolaştığı söylenir.Bu üç adım güneşin farklı konumlarını simgeler.Bunlar; doğuş, en yüksek nokta ve batıştır.

  Vishnu'nun bir rivayete göre 22, bir başka rivayete göre ise 10 avatarı (bedenlenmesi) vardır:

1-Matsya:Alt tarafı balık üst tarafı insan şeklindedir.

2-Kurma:Alt tarafı kaplumbağa,üst tarafı insan biçimindedir.

3-Varaha:Bazen domuz olarak,bazen de dört kollu bir insan bedeninde domuz başlı olarak resmedilir.

4-Narasimha:Arslan başlı,dört kollu insan biçimindedir.

5-Vamana:Bir elinde su kabı,diğerinde şemsiye tutan bir cücedir.Vishnu bu bedenlenme ile artık insan soyuna geçmiştir.

6-Paraşurama:Elinde balta tutan bir insan şeklindedir.Bu yüzden bu avatara Baltalı Rama denir.

7-Rama:Ramayana destanının kahramanıdır.

8-Krishna:Vishnu'nun en önemli bedenlenmesidir. Mahabharata destanının kahramanıdır.

9-Buddha:Buddha taraftarlarının gücünü kırmak için oluşturulmuş yapay bir bedenlenmedir.

10-Kalki:Henüz bedenlenmemiştir.Kaliyuga zamanı ortaya çıkacaktır.Ahlak çöktüğü,yeryüzü karanlığa gömüldüğü zaman beyaz bir at üzerinde gelerek,insanlığı kurtarıp dini yeniden kuracaktır.Altın bir çağ başlatıp cennete geri dönecektir.                                                   

Bir şeyi yok etmek istediği zaman üçüncü gözünü açar ve yok eder.Aşk Tanrısı Kama ile Brahma'yı üçüncü gözüyle yakmıştır.

                  SHİVA

  Yıkıcı ve yok edici tanrıdır.İki kaşı arasında üçüncü gözü vardır.Bir şeyi yok edeceği zaman üçüncü gözünü açıp yok eder.İki, bazen de dört kolludur.Bir elinde üç uçlu mızrağı Trişula'yı tutar.Diğer ellerinde balta, geyik ve Damaru denilen davulu tutar.Başının üstünde hilal taşır.Boynunda ve kollarında yılanlar vardır.Kafataslarından yapılmış bir kolye takar.Kaplan derisinde elbise giyer.

  Okyanusun çalkalanması sırasında oluşan zehri içtiği için boğazında mavilik vardır. Bu nedenle ona Nilakantha (Mavi Boyulu) denir. Yok edici tanrı olarak zamanla özdeşleştirildiğinden Kala (Zaman) adı verilir. Karısı Parvati, oğulları Ganeşa (Bilgelik Tanrısı) ve Skanda (Savaş Tanrısı)dır. Karısının diğer adları; Durga, Uma, Gauri, Bhavani, Devi vs.dir. Binek hayvanı Nandi/Nandu adlı öküzdür. Shiva'nın sembolü Linga'dır. Hizmetçilerine Pramatha denir. Shiva'nın yarı erkek yarı dişi biçimine Ardhanari denir.

Shivan'ın yarı dişi yarı erkek formu.

    Shiva karısı Parvati'ye aşk dolu sözler söyleyen Kama(Aşk Tanrısı)'yı küle çevirmiştir.Ayrıca saygısız konuşan Brahman'ın da beşinci yüzünü yakmıştır.

    Shiva'nın adlarından bazıları: Rudra, Mahakala (Büyük Zaman), İşvara (Yüce efendi), Mahadeva (Büyük Tanrı), Mahayogi (Büyük çileci), Hara (Zapt eden), Girişa (Dağın efendisi), Paşupati (Hayvanların efendisi), Şankara (Uğurlu), Triyambaka (Üç gözlü), Ugra (Hiddetli), Bhuteşvara (Hayaletlerin şefi)....

Bilgelik ve zenginlik tanrısıdır.Mahabharata'yı kırık dişiyle kaleme almıştır.

              GANEŞA

  Tanrı Shiva ile Parvati' nin oğludur. Ganaların başıdır, bu yüzden Ganapati olarak da bilinir.Bilgi ve hikmetin tanrısı, engellerin kaldırıcısı ve Dharma'nın koruyucusudur. Başarının, eğitimin, bilginin ve zenginliğin tanrısıdır. Kötülüğün, engellerin, kibrin ve bencilliğin yok edicisidir. Bir işe başlamadan önce onun adı söylenir."Şri Ganeşa Nama: Ganeşa'nın adıyla." Ganeşa'nın iki büyük gücü vardır: Kundalini yani,ateşin yanıcı gücü ve ateş yılanı, diğeri Vallabha;yani sevginin gücüdür.

  Kısa, şişman, göbekli, dört kollu, fil başlı bir yaratık olarak resmedilir. Tek dişi vardır. Mitolojiye göre dünyanın en uzun destanı Mahabharata'yı, tek dişini kalem gibi kullanarak yazmıştır. Ellerinde deniz kabuğu, disk, sopa, nilüfer çiçeği, ip, balta ve bir tabak dolusu tatlı topları tutar. Her zaman yanında bir fare vardır. Üzerine bindiği fare cehaleti ve egoyu simgeler. Fil başıyla ilgili birçok efsane vardır;

  Bir rivayete göre; Annesi Parvati oğlunun güzelliğiyle çok övünmektedir. Şani'den oğluna bakmasını ister. Fakat Şani'nin ne kadar güçlü bakışlara sahip olduğunu unutmuştur. Şani çocuğa bakar bakmaz kafası yanıp kül olur. Tanrı Brahma, Parvati'ye üzülmemesini, hemen bir baş bulup yerine koyarsa oğlunun yaşayacağını söyler. Bunun üzerine Parvati bir fil başı bulur.

  Diğer bir rivayet ise; ermişler, işlerinin kolay gitmesi için Shiva'dan bir tanrı yaratmasını isterler.O da Ganeşa'yı yaratır.Fakat karısı Ganeşa'yı kıskanır ve onu fil başlı, göbekli bir yaratığa dönüştürür.                                                     

Ramayana destanının kahramanı.Savaşta Himalayalara uçup şifalı otlar getirmiştir.

                  HANUMAN   

  Meşhur Hindu tanrılarından biridir. Vücudu insan şeklinde, uzun kuyruklu, maymun başlı olarak tasvir edilir.Bazen de beş başlı, on kolludur.Bir çok yeteneği vardır; uçabilir ve bir dağ kadar büyüyüp, kedi kadar küçülebilir.

    Ramayana destanında çok önemli bir yere sahiptir.Rama'nın dostu ve en güvenilir hizmetkarıdır. Destanda Rama'nın karısı Sita ile görüşerek elçilik görevi yapmıştır. Ayrıca destanda gerçekleşen savaşta Himalayalar'a uçup oradan şifalı otlar getirmiş ve yaralıları kurtarmıştır. Aynı zamanda bir dil bilgisi uzmanıdır. Özellikle köylerde çok tapınılan bir tanrıdır. Ona Pavana (Rüzgarın oğlu) ve Marutpura(Marut'u oğlu) denir.

Şimşekli yağmurlu fırtına tanrısı

        İNDRA

    Hint mitolojisinin en eski ve en büyük tanrısıdır. Hintlilerin en önemli dini kaynakları olan Vedalardan Rigveda ilahilerinin dörtte biri ona sunulmuştur. Başka hiçbir tanrıya bu kadar ilahi sunulmamıştır. 1028 ilahiden oluşan Rigveda'nın 250 ilahisi ona sunulmuştur.

    İndra;şimşekli yağmurlu fırtına tanrısıdır. Her zaman kuraklık ve karanlıkla mücadele eder. Ayrıca Ari ulusunun savaşçı tanrısıdır. Elinde yere doğru çarptığı vacra (şimşek) vardır. Bu silahı sanatçı Tanrı Tvashtri yapmıştır. Ellerinde ok, yay, ankuşa denilen bir kanca, deniz kabuğu ve ağ tutar. Tüm vücudunda bin göz vardır. Bu yüzden ona Sahasrasha (Bin gözlü) denilir. Binek hayvanı dört hortumlu beyaz bir fil olan Airavata veya beyaz bir at olan Uççaişravas'tır. Karısı İndrani'dir ve oğlu Cayanta'dır.

    İndra'nın Vritra (kuraklık) ile savaşı oldukça meşhurdur:

Vritra adındaki yılan dünyanın yedi nehrini yutar ve onları büyük dağında hapseder. İndra şimşeğini kullanarak suları tutmakta olan Vritra'yı yok edip dağları delerek, suları serbest bırakır.

Evlerin koruyucusu ve kurban yağlarının yiyicisidir.

                  AGNİ

    Dyaus (Gökyüzü) ve Prithivi (Yeryüzü) 'nin oğlu Agni; Ateş Tanrısıdır. Rigveda'da adına sunulmuş 200 ilahi vardır. Üç bacaklı, iki veya yedi kollu, kırmızı gözlü, alev saçlı, kızıl sakallı, sivri çeneli, altın dişli bir adam olarak betimlenir. Ellerinde mızrak, yelpaze, kap, kaşık, ateş çubuğu gibi şeyler taşır.

    İnsanlar ve tanrılar için ara bulucu, insanların evlerinin koruyucusu ve davranışlarının gözleyicisidir. Sahip olduğu yedi ateşten dil ile kurban yağlarını yalayıp yutar. Günde üç kez beslenir. Odun ve yağ onun yemeği, erimiş yağ içeceğidir.Aynı zamanda diğer tanrıların da beslendiği ağızdır.

  Gökte güneş, havada parlaklık ve yerde ateş olmak üzere üç görünümü vardır. Her sabah yeniden doğar, bu yüzen en genç tanrı olarak adlandırılır. Karısı Svaha'dır. Binek hayvanı koçtur. Parlak, kırmızı ve siyah atların çektiği bir arabası vardır. Tanrı İndra ile çok yakındır ve ikiz kardeş olarak düşünülür.                                                            

Soma sarhoş eden bir bitkidir,fakat tanrılaştırılmıştır.

                    SOMA

  Soma aslında, süt gibi suyu olan, bir bitkinin öz suyudur.Fakat tanrılaştırılmıştır.Sarhoşluk hissi veren bu bitkinin hem tanrılar hem de Brahmanlar tarafından içildiği söylenir.En çok İndra içer.

  Soma'nın sarhoş etme gücü,onun ölümsüz bir yaşam sağlayan kutsal bir içki olarak düşünülmesine neden olur. Bu yüzden ona Amrita (Ölümsüzlük İçkisi) denir.

  Soma; bakır renkli, ellerinde keskin ve korkunç silahlar tutan, bir yayı ve bin oku olan bir tanrıdır.Aynı zamanda ay tanrısı Chandra olarak da bilinir.Rigveda'da adına sunulmuş 120 ilahi vardır.Bir çift atla çekilen göksel bir arabası vardır.Binek hayvanı ise bir kartaldır.Rishi Dasa'nın yirmi yedi kızıyla evlidir.Bunlar aslında yirmi yedi yıldızın kişileştirilmesidir.                                                       

Karanlığı,hastalığı ve kuruntuları uzaklaştırır.

                            SURYA

  Güneş tanrısıdır.Aditi ve Dyaus'un oğludur.Dört kolu vardır.Ellerinde disk, deniz kabuğu ve nilüfer çiçeği tutar.Bir eliyle korkma işareti yapar. Surya'ya 10 kadar ilahi sunulmuştur. O, her şeyi ve her yeri gözetip koruyandır. Karanlığı, hastalığı, kuruntuyu ve kötü düşleri uzaklaştırır. Tanrıların göksel din adamıdır.

    Etaşa denilen tek bir at veya Haritah denilen yedi hızlı at tarafından çekilen bir arabası vardır. Arabacısı ise Aruna'dır. Vivasvati veya Bhasvati denilen ülkede yaşar. Birçok karısı vardır; Savarna, Svati, Mahavirya vs..                                                               

Mevsimsel doğa olaylarını ve suları kontrol eder.

                VARUNA

  Okyanus tanrısı ve suların efendisidir. Ayrıca doğa yasalarının ve mevsimlerin düzenleyicisidir. Onun emriyle gece ay ve yıldızlar parlar, gündüz ise kaybolurlar. Nehirleri akıtan ve okyanusları suyla dolduran da odur. Mitra ile bir tanrı ikilisi oluştururlar.

    İki veya dört kolludur. Ellerinden birinde günahkar insanları çekip götürdüğü bir ip vardır. Bu ipe Nagapaşa, Pulakanga veya Vişvacit denir.

    Dünyayı ve ahlak kanunlarını korur, gözetir. Bin gözlüdür. İnsanları gözlediği gözü güneştir. Her türlü hileyi parlayan ayağıyla ezer. Karısı Varuni'dir. Binek hayvanı timsah, yunus ve köpek balığı karışımı bir hayvan olan Makara'dır. Varuna'nın simgesi balıktır.                                                                

Diğer hava tanrıları olan Marutlarla birlikte görülür.

                  VAYU


    Rüzgar tanrısıdır. Diğer bir adı Vayu-Vata'dır. Kırmızı, mor veya pembe atların çektiği bir arabası vardır. Elinde beyaz bayrak taşır.

  Vayu,insanlara zenginlik,çocuk ve ün kazandırır.Düşünce kadar hızlıdır ve bin gözlüdür.Genellikle Marutlarla (Hava Tanrıları) birlikte görülür. İndra ile yakın dosttur. Kuzeybatıda oturur ve o bölgenin yöneticisidir. Binek hayvanı ceylandır. Ramayana destanında ünlü maymun Hanuman'ın babasıdır.                                                          

Diğer adı Tvasthri'dir.Tanrıların uçan araçlarını ve silahlarını o yapar.

                VİŞVAKARMA

  Kutsal mimari tanrısıdır. Adı 'her şeyi yaratan' anlamına gelir.

  Beyaz renkli ve dört kolludur. Ellerinde su kabı, kitap, ilmik ve mimarlık aleti yada sopa tutar. Tahtı ve tacı vardır.

  O bir aziz, din adamı ve Ata'dır.Mekanik ve mimari bilimlerin babasıdır.Bilgi ve enerji doludur.Tanrılara adlarını o vermiştir.Tanrıların silahlarını ve arabalarını yapan tanrıdır. Ona Tvasthri de denir.Ayrıca Ramayana destanındaki Rava'nın Lanka şehrini ve Krishna'nın Dvaraka şehrini de o inşa etmiştir. Maymun Nala'yı yaratarak Hindistan ile Seylan arasındaki Ramasetu köprüsünü yaptırmıştır.

Bir elinde kurbanlarını sürüp götüreceği bir ip tutar.

                YAMA

  Ölüm tanrısıdır. Adına sunulmuş üç ilahi vardır. Bir elinde gürz taşır, diğer elinde kurbanlarını götüreceği bir ip tutar. Yanında aç gözlü iki köpek bulunur. Diğer elçileri Baykuş Uluka ve Güvercin Kapota'dır. Bazen de siyah bir sığıra biner.

  İnsanların ilki ve ilk kez ölen kişi olarak düşünülür. Ona uzun ömür ve tanrılara ulaşmak için yakarılır.Babası Vivasvat, annesi Saranyu'dur. İkiz kardeşleri Yami ve Yamuna'dır.Yama'nın birçok karısı vadır.Yamapura adlı kentteki sarayında yaşar.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ramayana Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:15 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum (11)



Ramayana Destanı

Ozan Valmiki tarafından yazılan Ramayana destanı, 24.000 beyit ve yedi bölümden oluşmaktadır. Destan, üç büyük Hindu tanrısından biri olan Vişnu'nun yeniden doğumlarından bahseder ve Prens Rama'nın başından geçenleri anlatır.

Ramayana, Yunan destanları ile benzerlikler göstermektedir. İlyada gibi kaçırılan bir kraliçenin kurtarılmasını; Odysseia gibi, bir kahramanın uzun bir gezi boyunca yaşadığı maceraları anlatır. Odysseus'un Troya'dan İthaka'ya yolculuğundaki gibi Rama da kuzeyden güneye Hindistan'da seyahat eder ve sonunda Seylan'a ulaşır. Ramayana'daki tanrılar da Yunan ve Sümer tanrıları gibi dünyaya iner ve kahramanlarla ilişki kurarlar, onlara yol gösterirler; fakat onların davranışlarını belirlemezler.
Destanın Bölümleri

    Bala Kanda (Çocukluk)
    Ayodhya Kanda (Ayodhya şehri)
    Aranya Kanda (Orman)
    Kişkindha Kanda (Kişkindha)
    Sundara Kanda (Güzel)
    Yuddha Kanda (Savaş)
    Uttara Kanda (Son)

Destan, uzak geçmişe açılan bir pencereden eski Hindu kültürü, dini, toplumsal ve siyasal yaşamları hakkında pek çok bilgiler verir.

Hala yaşayan bir gelenek olan Ramayana birçokları için yaşayan dinsel inancın bir parçasıdır. Hintli çocuklar, birçok Batılı çocuğun masallarla büyütülmesine benzer bir biçimde, destandan alınmış öykülerle büyütülür. Ramayana'nın tamamı ya da bir parçası, dinsel festivallerde törenlerin bir parçası olarak dramatize edilir, kitapların ve filmlerin konusu olmuştur.

Rama, güç ve erdemi; Sita, sadakati; Lakşmana, kardeş sevgisini; Rawana ise kötülüğü temsil eder. Ramayana'da Dharma, kahramanların davranışlarında önemli bir ölçü teşkil etmektedir.
1. Bölüm

Çok eski zamanlarda büyük bir kral olan Dasa-Ratha, Kosala krallığını başkent Ayodhya'dan yönetiyordu. Pek çok meziyetleri ile çok uzaklardan bile tanınmış ve halkı tarafından sevilen kral Dasa-Ratha'nın tek eksiği ölümünden sonra krallığı yönetecek bir oğul idi.

Tanrılara adaklarda bulunmasına rağmen kralın tüm duaları boşa çıkmıştı. Sonunda rahiplerine tanrılar için bir at adamalarını söyledi. Rahipler kıvrak, zarif, güçlü ve muhteşem bir atı bir yıl için serbest bıraktılar. At geri döndüğünde, Kral Dasa-Ratha'nın dört oğlan babası olacağını söylediler.

Bu sırada yukarıdaki tanrılar, Brahma'ya; Rakşasa kralı hain Ravana'yı şikayet ediyorlardı. Brahma, onları "Ravana'nın kendi halkından ve yeryüzünün altında ve üstünde yaşayan her yaratıktan korunmak için bana geldiği ve bu armağanı ona verdiğim doğru. Bununla beraber oldukça ne insanlardan ne de hayvanlardan korunma istedi; çünkü onlardan kötülük gelmeyeceğini düşünüyordu. Bu nedenle hayvanlar ve insanlar tarafından öldürülecek. Sabırlı olun ve görün." diyerek yanıtladı.

Brahma'nın konuşmasının üzerinden tanrılar Vişnu'ya; "Sadece sen bize yardım edebilirsin. Kosala krallığına in ve Kral Dasa-Ratha'nın dört çocuğu olarak dünyaya gelmeyi kabul et. Ravana'yı insan olup yalnız sen yok edebilirsin." dediler

Bunu yapacağını söyleyen Vişnu şöyle devam etti: "Tanrıça-karım Lakşmi de bana eşlik edecek ve dünyadaki ölümlü karım olacak."

Kral Dasa-Ratha'nın üç karısı dört oğul doğurdular. Önce Rama, sonra Bharata, daha sonra Lakşmana ve son olarak Satrughna doğdu. Oğulları on altı yaşına geldiğinde bilginlerden birisi Kral Dasa-Ratha'nın huzuruna gelerek ondan Ravana ve Rakşasalarla savaşmak için oğlu Rama'nın yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. "Tanrılar Ravana'ya karşı güçsüzler, ancak insanların en iyisi onu yok edebilir ve o adam Rama'dır." diyen bilge adama, Rama ve Lakşmana babalarının duasını alarak eşlik etti.

Bilge adam Rama'ya Kral Canaka tarafından yapılan adak törenine birlikte gelmesini söyledi. Bu büyük kral, Toprak Ana ile evli ve dünyadaki hayatın yok edicisi tanrı Şiva'nın çok önceleri atalarına verdiği muhteşem bir yaya sahipti. Yukarıdaki tanrıların, Rakşasaların, dünyadaki kralların ve prenslerin hiçbiri bu yayı germeyi başaramamıştı. Bilge adam, yayı germesini Rama'dan ister. Kim bu savaş yayını gerebilirse, kralın kızı Sita'yı kazanacaktır.

Canaka'nın güçlü yayını kralın en güçlü savaşçıları, silahı sekiz tekerlekli demir bir savaş arabasında yavaş yavaş ancak getirebildiler. Rama büyük yayı havaya kaldırdı, onu gerdi ve o halde tuttu. Daha sonra okçu konumu aldı ve ipi çekmesinin ardından bir gök gürlemesiyle yay ikiye ayrıldı.

Rama ve Sita kutsal evlilik yemini için ayakta beklerken Kral Canaka dedi ki: "Sita bu andan sonra senin sadık karın olacak. Senin erdemini, mutluluğunu ve acını paylaşacak. Üzüntüde ve sevinçte ona arka çık. Yaşam seni nereye sürüklerse gölge gibi peşinden gelecek ve yaşamda olduğu gibi ölümde de seninle olacak."
2. Bölüm

Tahtını, dört oğlu arasında kendisinin ve Ayodhya halkının en sevdiği Rama'ya vereceğini düşünen Kral Dasa-Ratha, ülke önderleri kurulunu toplantıya çağırdı ve Rama'nın kral olacağını söyledi. Rama ideal bir erkek örneğiydi, sadık, bağlı, yumuşak, tüm savaş ve barış sanatlarını bilen ve herkese karşı merhametli.

Her tarafından toplanan kalabalıklarla Ayodhya kenti Rama'nın tahta çıkışını kutlamaya hazırlandı. Kral Dasa-Ratha Rama'yı tahta oturttu ve çeşitli öğütlerde bulundu.

Kral Dasa-Ratha'nın kararına Bharata'nın annesi bir anne sevinciyle seyrederken, nedimesi; "Bu senin en üzüntülü günün olması gerekirken neden bu kadar mutlusun?" diye sordu. "Rama, Bharata'nın erdem ve yiğitliğinden ürktüğü için erkek kardeşinin üzerine bir kurt gibi atlayacak ve onu parçalayacak ve Rama'nın annesi ve karısı, sana ve Bharata'nın karısına köleymiş gibi davranacak."

Nedimenin sözcükleri bir yılanın zehri gibi Bharata'nın annesinin yüreğine sızdı, yas tutmaya ayrılan odaya girdi ve oranın soğuk zeminine uzanıp ağladı. Yaşlı kral onu, kökünden kesilmiş yeni filizlenen bir asma gibi yerde yatarken buldu.

Karısı, kraldan yıllar önce Rakşasalar onu acılı bir biçimde yaraladıklarında ona baktığını ve hayatını kurtardığını hatırlattı. Şükran borcu olarak, verdiği iki ödül sözünü şimdi yerine getirmesini istedi. Birincisi Rama'nın yerine Bharata'nın tahta çıkmasına izin vermesi, ikincisi ise Rama' nın on dört yıl boyunca vahşi ormanlarda bir münzevi olarak yaşamasını sağlaması.

"Dürüstlüğü ve erdemliliğiyle tanınan siz, eğer bana verdiğiniz sözden dönerseniz, dünya hayatınızı kurtaran sevgili karınıza ne kadar az değer verdiğinizi görecek. Dünya, benim kırık bir kalpten ölmeme neden olduğunu bilecek. Bharata için krallık, Rama için sürgün diliyorum. Başka hiçbir şeyi kabul etmem."

Ertesi sabah, taç giyme gününde Rama, babasına gittiğinde Bharata'nın annesini kralın yanında otururken buldu.

Bharata'nın annesi yıllar önce kralın ona söz verdiğini ve Kral Dasa-Ratha kutsal sözünden vazgeçemeyeceğini söyler. "Eğer dürüst ve sadık bir oğulsan, Dharma'ya bağlı olmalısın. Eğer babanın onurunu kurtarmak istiyorsan, hemen burayı terk et ve gelecek on dört yıl boyunca vahşi ormanlarda bir münzevi olarak yaşa."

Bu sözleri büyük bir gönül rahatlığıyla kabul eden Rama. "Umarım benim yolculuğum senin kalbine huzur getirir baba" diye yanıtladı. Genç ve sadık Lakşmana karşı çıkmasına rağmen Rama "Kuşkusuz bu sefer orman benim kaderimin bir parçası. İyi bir oğuldan beklendiği gibi babama itaat ederek onurumla yaşayacağım. Dharma yolu budur" diyerek yanıt verdi.

Sita ise Rama ile birlikte sürgüne gideceğini söyledi. "Sensiz ben bir hiçim. Senin sürgünün benim de sürgünüm olacak"

"Ben de sana eşlik edeceğim." dedi Lakşmana. Rama, Lakşmana ve Sita sürgüne birlikte gittiler. Rama'nın yolculuğunun beşinci gününün akşamı ihtiyar kralın kalbi kederinin yükünü kaldıramadı ve kral öldü ve kraliyet askerleri Bharata'yı çağırmak üzere gönderildi.
3. Bölüm

Satrughna'nın eşlik ettiği Bharata, yedinci gün Ayodhya kentine vardı ve hemen annesini görmeye gitti. Annesi, Rama'nın ayrılmasıyla ilgili gerçeği anlattı. Bharata ise "Eğer Rama seni sevmiyor olsaydı, seni annelikten reddederdim. Senin haince planlarına karşı babamın krallığını yönetmeyeceğim. Kaderin hem bu yaşamda ve hem de gelecek yaşamda sana üzüntü getirecek. Bu korkunç iş nedeniyle sürülmeyi, asılmayı ya da yakılmayı hak ediyorsun." diyerek yanıt verdi.

Bharata tahtı reddetti ve Rama'yı bulmak için büyük ormana doğru yolculuğa çıktı. Yolculuk sırasında Bharata, bir bilgeye rast geldi. Bu bilge, Bharata'ya; "Kader insanı yabancı ve önceden kestirilemeyen yollara sürükler. Rama'nın sürgünü nedeniyle anneni kınama. Onun sürgünü insanların ve tanrıların iyiliğinedir. Sabırlı ol ve Dharma'ya sadık kal!" diyerek öğüt verdi.

Bharata ve arkadaşları Rama'yı bulduklarında Rama, Bharata ve Satrughna'yı kucakladı. Bharata'ya, neden orman evimde aradığını sorduğunda Bharata gözyaşları içinde kral olan babalarının öldüğünü söyledi. Rama'dan, birlikte Ayodhya'ya dönmesini ve Kral Dasa-Ratha'nın en büyük oğlu olarak Kosala krallığını yönetmesini istemesine karşın Rama bunu kabul etmedi.

"Bharata, yapmamı ne kadar istesen de seninle Ayodhya'ya dönemem çünkü babamın ve kralın buyruğuna karşı gelemem, ölmüş olsa bile ona verdiğim sözü bozamam. Dharma yolu budur." diye yanıtladı.

Bunun üzerine Bharata, Rama'dan altın sandaletlerini istedi. "Onları, senin yokluğunda Ayodhya tahtına koyacağım. Bana cesaret verecekler ve senin için krallığımızı koruyacaklar. Bundan sonraki on dört yılı münzevi olarak geçireceğim, krallık sarayında yaşayacağım, ama senin gibi giyinip yiyeceğim. Eğer bu sürenin sonunda dönmezsen, cenaze ateşi yakıp alevlerinde ölmeye kararlıyım."

Rama, Sita ile Lakşmana, önceleri yol iz olmayan ormanda dolaşmaları sırasında vahşi ormanları kendine ev edinmiş münzevilerden güçlü ve bilge birisine rastladıklarında bilge dedi ki: "Rama, sen kahraman birisin ancak bu ormanda bile savaş silahlarına ihtiyacın olur." Ardından ona Vişnu'nun yayını, Brahma'nın parlayan okunu, İndra'nın sivri uçlu oklarla dolu büyük okluğu ve son olarak da, cilalanmış altın bir sandığın içerisinde altın kabzalı bir kılıcı verdi.

"Onları sürekli yanında taşı." diye devam etti bilge, "Çünkü onlara sık sık ihtiyacın olacak. Bu barış dolu ormanda, gece boyu ava çıkmış kötü yürekli Rakşasalara rastlayacaksınız. Dualarımızı engelleyen ve kutsal mekanlarımızı kirleten bu yaratıklara karşı bizi ancak siz savunabilirsiniz."

Rama, Sita ve Lakşmana, münzevileri, geceleri avlanan Rakşasaların saldırılarına karşı koruyarak on yıl boyunca ormanda yaşadılar.

Rakşasaların kralı Ravana'nın kız kardeşi, orman evine rastlayıp Rama'yı görüp ona aşık olana kadar her şey yolunda gitmişti. Rama'ya kim olduğunu sorduğunda Rama, ormanda kalışının nedenini açıkladı. Ardından genç kıza kendisi hakkında sorular yöneltti.

O da şöyle yanıtladı: "Lanka kralı Ravana benim erkek kardeşlerimden biridir. Çoğunlukla bu ormanda erkek kardeşlerimle birlikte dolaşırız, fakat sana olan aşkımdan onları kendi işleri peşinde bıraktım. İnsan olan karını bir yana bırak; o sana benim kadar değerli bir eş olamaz! Rakşasalar insan etiyle beslenirler. Hiç güç harcamadan karını ve erkek kardeşini öldürebilirim."

Rama; "Kocan olarak evli bir adamı istemezsin" diye yanıtladı. "Bunun yerine erkek kardeşim Lakşmana'yı dikkate almalısın."

Ravana'nın kız kardeşi Lakşmana'ya yaklaştığında, Lakşmana güldü "Kuşkusuz benimle tatmin olamazsın. Ben Rama'nın kölesiyim. Soylu bir kandan olman nedeniyle bir kölenin karısı olmak istemezsin değil mi?"

Bu sözler üzerine; aşkına karşılık bulamayan, onuru kırılan genç kız, Sita'nın üzerine saldırdı. Hızla kılıcını çeken Lakşmana savunmaya fırsat vermeden genç kadının burnunu ve kulaklarını kesti. Kız kardeşlerinin kanlı yüzünü gördüklerinde intikam için, 14 Rakşasalık bir grup gönderdiler. Rama, oklarıyla tümünü öldürdü. Kızgınlıktan kuduran kardeşler, daha sonra her biri Rama'nın cesâreti kadar zâlim olan 14.000 Rakşasalık bir güç topladılar.

Yüreğinde korku izi olmadan dimdik duran Rama, Ravana'nın erkek kardeşlerinden biri olan önderlerini canlı bırakarak on dört bin cinin tümünü öldürdü.
4. Bölüm

Ravana, erkek kardeşinin öldüğünü ve tüm ordusunun yok edildiğini duyunca Sita'yı ele geçirerek Rama'yı mahvetmeye karar verdi. Danışmanı Mariça karşı çıkmasına rağmen Ravana; "Rama sadece bir insan ve tüm insanlar Rakşasalar için kolay bir avdırlar. Ya bana yardım edersin, ya da hayatını tehlikeye atarsın. Benim krallığımda korkaklara yer yok!" diye yanıtladı.

Bunun üzerine Mariça Sita'yı kandırarak ele geçirmek için bir plan hazırladı. Kendisini, safirden boynuzları ve çiçek yaprakları gibi yumuşak derisi olan, altın ve gümüşten çok güzel bir ceylana dönüştürdü. Sita, güzel yaratığı gördüğünde büyülendi ve Rama'dan ceylanı kovalayıp ve ele geçirmesini istedi.

"Dikkatli ol Rama!" diye uyardı Lakşmana. "Hiçbir gerçek ceylan bu kadar güzel olmaz. Bu yaratık kılık değiştirmiş bir Rakşasa olmalı!" Rama yanıtladı, "Eğer bu yaratık gerçek bir Rakşasa ise, o bizi tehdit etmeden önce onu öldürmek zorundayım."

Mariça, uzun ve yorucu bir takiple Rama'yı ormanın derinliklerine çekti. En sonunda yay menziline girdiğinde; Rama, bir okla hayvanı öldürdü. Mariça, ölü bir halde yatarken kendi haline döndü. Ravana'ya, son bir yardım çabasıyla sesini Rama'nın sesine dönüştürdü ve bağırdı: "Lakşmana! Yardım et! Yardımdan yoksun, bu ormanda ölüyorum!"

Rama, bu sözleri korku ve yaklaşan felaket duygusu içinde duydu ve hemen eve doğru yola koyuldu.

Sita'nın; "Lakşmana, yardım etmek için hemen gitmelisin." demesine rağmen Lakşmana; "Bu, zekice bir Rakşasa hilesi olmalı." diyerek karşı çıktı. Sita ise, kızgın bir şekilde; "Sen, insan kılığındaki kötü bir canavar olmalısın. Yüreğin bir taş kadar kadar sert. Eğer ihtiyaç duyup seni yardıma çağırdığında gitmeyeceksen, Rama'yı iddia ettiğin kadar seviyor olamazsın."

"Tamam Sita. Dilediğin gibi yapacağım. Akıllı bir hile aklını karıştırdı. Dilerim ormanın koruyucu ruhları ben yokken seni korur ve dilerim Rama'yı kısa zamanda yanında görürüm!"

Yakınlarında gizlice onları dinleyen Ravana, kendini kutsal bir münzeviye dönüştürerek, bir elinde asa diğer elinde dilenci kasesiyle Sita'ya göründü.ve şöyle dedi: "Neden tehlikeli hayvanların dolaştığı ve korkunç Rakşasalarm kuytu ormanda avlandıkları bu ıssız ormanda yaşıyorsun? Ben göründüğüm gibi dindar bir münzevi değilim. Ben Ravana'yım, Lanka'nın ve korkusuz Rakşasaların kralı."

Sita, öfkeyle reddetti; ancak sözleri Ravana'yı yıldırmadı. Yeniden canavar şeklini alıp, bir eliyle Sita'nın saçlarını, diğer eliyle bedenini yakaladı ve gökyüzünü aşarak onu uzak krallığına götürdü. Bir hayat belirtisi görmek için aşağıdaki araziyi gözleriyle tarayan Sita, bir dağın doruğunda oturan bir grup maymunlara gizlice mücevherlerini peçesini attı.

Rama, Lakşmana ile eve ulaşınca en büyük korkusunun gerekleştiğini gördü. Ormanları, dağlan, ovaları aradılar, ama başaramadılar. Bu sırasında ağır yaraladıkları bir Rakşasa onlara Büyük Maymun Kral Sugriva ve arkadaşlarından yardım isterlerse Sita'yı bulabileceklerini söyledi. Onlar da şekil değiştirebilirler ve bütün cinlerin nerede bulunacaklarını bilirlerdi.

Bunun üzerine Rama, maymunların kralı Sugriva'yı arayıp buldu. Maymun kral Sugriva, Sita'nın altın peçesini ve mücevherlerini Rama'ya uzattı. Rama, Kral'dan Sita'yı bulmak için yardım istedi.

Maymun kral: "Dünyanın her tarafından maymunları çağırırım. En çok rüzgarın oğlu Hanuman'ın yeteneğine güveniyorum. Göklere sıçrayıp dünyadaki her yere ulaşacak kadar güçlüdür; onun gücü, cesareti ve aklı kadar büyüktür."

Maymunlar, dört gruba ayrıldılar ve Sita'yı aramak için dünyayı taradılar. Ravana'nın, üç yüz mil genişliğindeki okyanusun öte yakasındaki bir ada olan Lanka'da yaşadığını öğrendiler. Hanuman, olağanüstü gücünü kullanarak bu büyük su kütlesinin üzerinden atladı.

Daha sonra, kendini kediye dönüştürdü ve göze çarpmayan biçimiyle altın duvarlı kente girdi, kent sokaklarında gizlice dolaştı. Sita'yı ormanın derinliklerinde buldu; bir grup dişi Rakşasa onu bekliyordu. Hanuman bir ağacın yapraklı dallarının arasına saklandı ve sessizce bekledi. Ravana'nın Sita'ya yaklaşıp, onu kabul etmesi karşılığında iktidar, zenginlik ve rahatlık vaat edişini izledi.

Ravana ayrılır ayrılmaz Sita, Hanuman'ın saklandığı ağacın altına sığındı. Sita ilk önce Hanuman'ın başka bir şekle bürünmüş bir Rakşasa olduğunu sandı. Ancak ona Rama'nın mühür yüzüğünü verince, Hanuman'a Rama ile ilgili sorular sordu.

Hanuman, geri döndüğünde Rama da Sita'nın hala hayatta olduğunu öğrenince canlandı. Büyük bir grup maymunla güneye, büyük denize doğru yola çıktılar.
5. Bölüm

Hanuman, denizden geri dönmeden önce Lanka kentinin büyük bir bölümünü yakmıştı. Ravana, bunun öcünü nasıl alacaklarını tartışmak için önderleri topladı. Rakşasalann en güçlü savaşçısı olan Kumbha-karna, her zamanki uykusundan uyandı ve şöyle dedi: "Ravana, Sita'yı kaçırmak çok saçma bir davranıştı ve toprağımıza gereksiz bir çekişme getirdi. Ama seni desteklemeye devam edeceğim. Çünkü benim kardeşim ve kralımsım."

Ravana'nın en genç erkek kardeşi Vibhişana ise daha sert eleştirerek Rama'nın haklı bir nedeni olduğunu, Ravana'nın ise haksız olduğunu söyledi. "Hakkı yanına alan bir savaşçının iki misli silahı vardır. Sana Sita'yı Rama'ya geri' vermeni ve bu çirkin davranışım temizlemeni öneririm. Bizi kesinlikle yok edecek bir savaşı böylece engelleyebiliriz."

Ravana öfkeyle karşı çıktı."Eğer kardeşim olmasaydın bu söylediklerin için seni öldürürdüm. Benim kanımdan olduğun için derhal krallığımı terk etmeni emrediyorum. Rama'ya katıl, zaten kalbin onunla beraber!"

Vibhişana: "Tehlikeyi göremiyorsun ve kendilerine yontarak tatlı sözlerle seni yanlış yönlendirenlere uyduğunda uğrayacağın büyük kıyımı fark edemiyorsun." diyerek Ravana'yı terk etti ve denizin üzerinden uçup önemli bir danışman olarak Rama'ya ve maymunlara katıldı. Rama, yardımına karşılık olarak Ravana'yı öldürünce Lanka'nın krallığını ona vereceğini vaat etti. Maymunlar kaya ve ağaçları toplayıp denize yerleştirdiler ve bu büyük mesafede bir köprü oluşturdular. Ravana'nın düşmanları köprüyü geçti ve savaş başladı.

Çarpışma hem gündüz hem gece sürdü; çünkü geceleri Rakşasalann saldırganlıkları artıyordu. İki tarafın gücü birbirine denkti. Ravana galibiyetten öyle emindi ki, erkek kardeşi büyük savaşçı Kumbha-karna'nın savaşın büyük bir bölümünde uyumasına izin verdi; Ravana, arabasının içinde savaş alanında savaşarak Rama, Hanuman'ın sırtına çıkıp Ravana'nın savaş arabasını parçaladı, Rakşasa'nın tacını ikiye böldü ve bir okla onu ağır şekilde yaraladı.

Ancak Rama, Ravana'yı öldürmedi ve şöyle dedi: "Savaşamayacak kadar zayıfsın; Lanka' ya dön ve dinlen. Gücünü yeniden topladığında ikimiz yeniden savaşırız. O zaman sana gerçekten ne kadar güçlü olduğumu göstereceğim."

Ravana, her zamanki gibi derin bir uykuda olan erkek kardeşi Kumbha-karna'yı yardıma çağırma zamanının geldiğine karar verdi. Kumbha-karna bir seferde on aya yakın uyur ve yalnızca tıka basa yemek yemek için kalkardı. Bu nedenle Rakşasalar bu büyük yaratığa, önce bir yiyecek dağı hazırladılar:

Onu uyandırmaya çalıştılar, on bin Rakşasa hep bir ağızdan bağırdılar, bin davul çaldılar, bedenine büyük tahta sopalarla vurdular; ama Kumbha-karna hala uyanmıyordu. Sonra kulaklarını ısırdılar, üzerine kazanlarca su boşalttılar, bin fili üzerine saldılar, mızrak ve topuzlarla onu yaraladılar. Sonunda Kumbha-karna uyandı.

Devasa Rakşasa altın savaş giysisini giyip maymunlara doğru ilerlediğinde maymunlar, bu hareket eden dağdan panik içinde kaçtılar; çünkü Kumbha-karna yakaladığı her şeyi yiyip yutuyordu. Rama, Hanuman ve maymunlar, bir dağın tepesinden büyük kayalar ve ağaçlar fırlatmalarına rağmen, silahları dev Rakşasa' nın metal giysisine çarpıp parçalanıyordu. Bu arada Kumbha-karna güçlü mızrağının her darbesinde yüzlerce maymun öldürüyor ve bir seferde yirmi ya da otuz maymunu yiyordu; güçlü ağzından kan ve yağ damlıyordu.

En iyi maymun önderini yaraladıktan sonra Lakşmana ile karşılaştığında Kumbha-karna; "Seninle savaşmaya niyetim yok, Rama ile ölümüne savaşacağım." dedi.

Rama, Kumbha-karna ile savaşırken öldürücü ateşli oklar yolladı. Devin iki kolunu attığı iki okla kopardı. İki bacağını da keskin uçlu iki disk fırlatarak kopardı. En sonunda İndra'nın müthiş okunu devin boynuna yolladı. Ok giysisini parçalayıp omuzlarından başını ayırdı.

Bu büyük karşılaşmayı göklerden izlerken, daha önceden Rama'ya sivri uçlu oklarla dolu torbasını veren tanrıların kralı İndra; "Şimdi de ona göklerde yapılmış bir altın savaş giysisi, bana ait ve benim sürücümün kullandığı atların çektiği altın savaş arabamı vereceğim." dedi.

Ravana'nın oklarından bazılarının kızgın alev saçan yivleri vardı ve tıslayan zehirli yılanlara dönüşüyordu. Bunların karşısında Rama, Vişnu'nun yayını oklarını kullanıyordu. Çünkü bu oklar kuşlara dönüşüyor ve Ravana' nın oklarındaki yılanları yiyorlardı. İndra'nın güçlü oklarıyla Rama, Ravana'nın on başını teker teker kesti, ama her başı kestiğinde yerine yeni biri geliyordu. En sonunda Rama, Brahma'nın parlayan okunu çekti, Ravana'nın kalbini parçalayıp onu öldürdü.

Vibhişana, Ravana'nın ölüm yasını tutarken, Rama ona şöyle dedi: "Ravana dünyanın en büyük savaşçılarından ve kahramanlarından biriydi. Tanrıların kralı İndra bile ona karşı duramadı. Böyle savaşçılar savaşırken ölürse onların yası tutulmamalı. Çünkü onlar onurlarıyla ölmüşlerdir ve hiçbirimiz ölümden kaçamayız"

Sita'ya geldiğinde Rama şöyle dedi: "Sen kocasından başka bir adamla yaşamış olan bir kadının lekesini taşıyorsun. Ravana sana baktı ve sana dokundu. Kiminle istersen onunla yaşayabilirsin ama benimle yaşayamazsın."

Sita; "Onursuzluğun gölgesi, masum bir kadının üzerine düşerse; hak ettiği onuru yeniden kazanmanın tek yolu, yanarak ölmektir. Lakşmana, eğer beni seviyorsan, bana bir cenaze ateşi hazırla ve onu yak. Adıma sürülen bu lekeyle yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim." dedi. Alevlerin önünde dururken Sita: "Eğer düşünce ve davranışta sadık ve dürüst olmuşsam ve eğer Dharma'ya hayatım boyunca bağlılığımla lekesiz yaşayabilmişsem, bu ateş benim adımı savunsun." Ateşe girdi ve gözden kayboldu.

Tanrılar, altın arabalarıyla göklerden indiler ve Brahma şöyle dedi: "Rama, daima yaşayacak olan büyük tanrı Vişnu'nun dünyadaki görünüşüdür. Artık Ravana'yı öldürdüğüne göre ilahi biçimine girip göklere geri dönebilirsin. Çünkü insan biçimine girmeni gerektiren görevini yerine getirdin." Alevler aralandı ve ateş tanrısı Agni sadık Sita ile birlikte göründü. Alevler ona dokunmamıştı.

Böylece Rama, Lakşmana ve Sita, on dört yıldan sonra Ayodhya'ya döndüler. Rama ve Sita, Ayodhya'nın kral ve kraliçesi oldular ve krallıkları Kosala'yı on bin yıl yönettiler.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Oğuz Kağan Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:13 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum Yok



Oğuz Kağan Destanı

Nuh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in büyük oğlu Türk, doğuda yerleşmişti. Bunun ülkesine Türkistan denildi. Türklerin ilk atası olan Türk’ün oğullarından büyüğü Kara-Han, Karı-Sayram şehrini başşehir edinmişti. Yaylakları, İpanç şehri yakınlarındaki Or-Tag ile Kür-Tag, kışlakları da Porsuk şehri yanındaki Kara-Kum idi. Kara-Hanın kardeşleri; Or-Han, Kür-Han ve Küz-Han adlarını taşıyorlardı. Kara-Han, hârika olarak doğan oğluna bir yaşında iken ad koyacağı sırada, bu çocuk; “Ben sarayda doğduğumdan, adım Oğuz olsun.” deyince, herkes şaşırmıştı. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan Oğuz, putperest annesinin sütünü sâdece bir defâ emdi. Babası, Oğuz’u, kardeşinin kızı ile evlendirmek isteyince o, hak dîne girmeyi reddeden amcasının kızları ile evlenmedi.

Oğuz, gençliğinde; yılkıları (at sürüsü) ve insanları yiyen, çok korkulan, azgın bir canavarı öldürerek büyük şöhret kazandı. Oğuz’un, teklif edilen kızlar ile evlenmeyiş sebebini öğrenen babası Kara-Han ile amcaları, onun gizli ve kendi dinlerine uymayan bir din taşıdığını anlayarak, bir av sırasında öldürmeyi plânladılar. Suikastı anlayınca, baba ve amcasını öldürdü. Avlanırken Gök-Işık içinde beliren Gök-Kızı ile evlendi. Gök-Kızından üçüz oğlu olup; Gün-Han, Ay-Han, Yıldız-Han, bir rivayete göre de Gün-Alp, Ay-Alp, Yıldız-Alp adlarını verdi. Başka bir gün yine avlanırken, göl içindeki küçük bir adada, dünyâ güzeli Göl-Kızını gördü. Bununla da evlenen Oğuz, Göl-Kızından doğan üçüz oğullarına Gök-Han, Dağ-Han, Deniz-Han, başka bir rivâyete göre de Gök-Alp, Dağ-Alp, Deniz-Alp adlarını verdi. Sonra, Oğuz Han bütün halkını toplayarak, ulu bir toy (ziyâfet) verdi. Kırk yerde ağır sofralar kurdurdu. Toydan sonra Oğuz Han, beğler ile halka yarlıg (ferman) çıkararak, şöyle buyurdu:

“Ben sizlere oldum kağan. Alalım yay hem de kalkan. Tamga olsun bize boyan. Gökbörü olsun oran. Demir çıdalar olsun orman. Avlakta yürüsün kulan. İşte deniz, işte muran, gün olsun tuğ, gök korıkan.”

Bundan sonra Oğuz Han, dünyânın dört yönüne yarlıg yazdı. Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle deniyordu:

“Ben, Türklerin kağanıyım; dünyânın dört bucağının da hâkimi olsam gerekir. Sizlerden itâatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, el olursa, hediyelerini kabul eder, kendisini dost sayarım. Her kim de baş eğmezse, ona gazab eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar, hemen astırıp, yok ederim!”.

Bu sırada sağdaki Çin Kağanı, kıymetli hediyelerle elçisini gönderip, itâatini saygı ile arz etti; onunla dost oldu. Soldaki Urum Kağan, itâatlerini bildirmediğinden ordusunu çekip, onların üzerine yürüyen Oğuz Han, kırk gün sonra Muzdağ (Buzdağı) eteğine gelince otağına güneyden bir ışık girdi ve içinden, gök tüylü, gök yeleli iri bir erkek böri (kurt) çıktı. Bu Gök-Böri konuşarak, Oğuz Han’a; “Ben senin orduna kılavuz olarak önde yürüyeceğim.” dedi ve böyle yaptı.

Muzdağdan sonra Gök-Börinin kılavuzluğunda batıya yürüyen ordusunun başındaki Oğuz Han, İtil-Müren (Volga Nehri) boyundaki Karadağ önünde yapılan savaşta, kalabalık ordulu Urum-Kağanı yendi, kaçırttı. Urum-Kağanın kardeşi olup, Oğuz’a itâat eden ve saklandığı kaleleri teslim eyleyen Urum-Beğin oğluna, itâatle teslim olması üzerine, Türkçe saklayan, koruyan manâsında “Saklar” (Eslar/Slav) adı verildi. Zaferden sonra, Uluğ-Ordu Beğ adlı birisi, ulu ağaçlardan yaptığı kayıklarla, orduyu İtil’den öteye-batıya, geçirdiğinden, Oğuz Han onu mükâfâtlandırarak, İtil’in batısındaki ülkeleri ona bağışladı ve kendisine oğyuk-ağaç mânâsında Kıpçak-Beğ adını verdi.

İtil Nehri kuzeyinden karanlıklar ülkesinde yaşayan Kıl-Barak ya da İt-Barak kavmini de itâat altına alan Oğuz Han, anayurdu korumak için, Uygun uruğunu vazifelendirmiştir. Anayurttan, Afgan ve Hind üzerine sefere çıkan Oğuz Han, yolda her zaman bindiği ala aygırı kaçıp, tepeleri dâimî karlı Muzdağın karları içine gitti. Buna çok üzülen Oğuz, ordusundaki cesur, soğuğa dayanıklı bir beğin, dokuz gün içinde gidip bu atı karlar içinde tutup, getirmesine çok sevindi. Onu mükafâtlandırarak Tanrıdağlar bölgesinin karlı yaylaklarını ona bağışlayıp; “Sen, buradaki beğlere baş ol ve senin adın hep Karluk olsun.” dedi.

Afgan ve Hind ellerini fethetti. Sonra, İran üzerine Horasan’a yürüdü. Yolda, duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ve kapısı demirden ulu bir konak gördüler. Bunun kilitli kapısını açmak, çok zor olduğundan, Oğuz Kağan pek becerikli, hünerli bir kişi olan askerlerinden Tömürdü-Kağul adlı birisine, Kal-Aç diyerek, buranın kapısını açmasını buyurdu. Seferde yağmalar ve savaşlarda alınan ganimetlerini taşımak için ağaç araba yapan usta askeri çok beğenen Oğuz Han, ona yüklü arabanın yürürken çıkardığı“Kang-Kang” sesine göre Kanglı adını verdi.

Oğuz Han, Dağıstan’daki Tarku ve Derbend bölgelerini fethederek oradan Şirvan, Aran, Mugan ve Gürcistan ülkeleri üzerine gelip buraları da feth eyledi. Yaz sıcağında, ordusuyla Sabalan ve Arar dağlarındaki Alatağ (Ağrı Dağı) yaylaklarında ordusu ile yayladı. Her iki dağa da Türkçe adlar verildi. Oğuz Hanın, bu çevrede fethettiği ülkeye Türkçe Azar-Baygan adı verildi.

Oğuz Han, Alatağ yaylasında iken Gürcistan, Irak, Anadolu ve Suriye ülkelerine elçiler gönderip, itâat etmelerini bildirdi. Kış gelince Mugan Çölünü geçerek, ordusu ile orada ve Kür ile Aras nehirleri arasındaki Aran (Karabağ) kışlağında kışladı. Baharda Gürcüler itâat ettilerse de sonradan caydılar. Oğuz Han, kendi oğullarını, iki yüzer kişi ile bu küçük kavmin üzerine gönderdi ve buradan ordusuna erzak tedârik ettirdi.

Alatağ’dan ordusu ile sefere çıkan Oğuz Han, Anadolu ve Irak üzerine yürüdü. Buraların uluları gelerek, savaşmadan itâat ettiler. Kış bastırınca, Oğuz Han, ordusu ile Dicle Nehri boyunda kışladı. İlkbaharda Şam üzerine yürüdü. Bütün Raka ve Şam ülkesi itâat ettiyse de üç yüz altmış kale kapılı Antakya şehri direnince, bir yıl süren kuşatmadan sonra, burası da zaptedildi. Oğuz Han, Antakya’da tahta geçti. Yanındaki doksan bin askerini bu şehre yerleştirip, kışladı. Askerlerin çoluk çocuğunu da bu ulu şehirde barındırdı. Bu şehirden Altı oğlunu (Filistin ve Mısır ülkeleri) Tekfur’un üzerine öncü olarak gönderdi. Eğer itâat etmezse ordusu ile kendisinin de geleceğini bildirdi. İki gün ve iki gece süren savaşta yenilen Tekfur, yakalanarak Antakya’da Oğuz Hana gönderildi. Oğuz Han itâatini arz eden Tekfur’u haraca bağlayıp yeniden kendi ülkesine hâkim tâyin etti. Yunan ve Frenk ülkesinin durumunu Tekfur’dan öğrenen Oğuz Han, üç oğlunu Yunan, üç oğlunu da Frenk ülkelerini itâat ettirmeğe gönderdi. Tekfur da kendi elçisi ile bu iki ülkeye tez elden şu haberi yolladı: “Bu Oğuzlar, çok büyük kudret ve kuvvet sâhibidirler. Güneşin doğduğu yerden buralara kadar bütün ülkeleri ellerine geçirmişlerdir. Onlara hiç kimse dayanamaz. Siz de kendi isteğinizle, yıllık vergi vererek, onlara itâat ediniz. Karşı çıkıp da halkınız kırılmasın.” Sonunda, Frenk ve Yunan ülkeleri itâat edip, haraca bağlandılar. Üç yıl Antakya’da kışlayan Oğuz Han, Bağdat İsfahan yolu ile İran’a gelip, Demevan Dağından, Horasan-Herat (Afgan) yolu ile ülkesine dönmeğe karar verdi.

Oğuz Han Amuderya’yı (Ceyhun) geçerek, Ilak ülkesindeki Semerkand bölgesine vardı. Buhara sınırındaki Yalbulağaz mevkiine geldi. Anayurduna erişti. Elli yılda dünyâyı feth eden ulu cihangiri, Kanglı ve Uygurlar, dokuz günlük yoldan gelerek karşıladılar. Kürtak Yaylağına gelen Oğuz Han burada, bin evi doyuracak koyun ile dokuz yüz kısrak kestirerek, ulu bir toy verdi. Oğuz Hanın yanında soylu, yaşlı, uzun tecrübeli ve ak saçlı bir Düşüme (vezir) vardı, adı Uluğ-Türk idi. Bu vezir, bir gün rüyâda gördü ki, bir Altın Yay doğudan batıya doğru gidiyor. Uyanıp, rüyâyı, Oğuz Hanın ve neslinin cihan hâkimiyetine tâbir etti. Bunun üzerine Oğuz, oğullarını çağırıp, avlanmalarını istedi. Büyükler doğuya, küçükler batıya doğru ava çıktılar. Gün, Ay, Yıldız yolda bir Altın-Yay; Gök, Dağ, Deniz de yolları üzerinde üç Gümüş-Ok bularak dönüp babalarına getirdiler. Buna çok sevinen Oğuz Han, okların herbirini küçük oğullarının birisine verdi: “Ok, yaya tabidir, onu atarken de öyle olunuz” dedi. Sonra dönüp, Altın-Yay’ı üçe bölerek, her parçasını büyük oğullarından birisine verdi: Bunlara, Boz-Oklar dedi. Sonra, büyük kurultay toplayarak, yanına kırk kulaç boyunda bir direk diktirip, üzerine bir altın tavuk koydu ve dibine bir Akkoyun bağladı; soluna da kırk kulaçlık direk diktirip, üzerine bir Gümüş-Tavuk koydurdu ve dibine bir Karakoyun bağladı. Oğullarından Bozokları, sağ (doğu) yanına, üç-okları da sol (batı) yanına oturtarak, kırk gün, kırk gece yiyip içtiler. Ulu toy yaptılar. Sonra Oğuz Han ülkesini altı oğlu arasında bölüştürdü ve rûhunu teslim etti.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Odysseia Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:12 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum Yok



Odysseia Destanı

Eski Yunan'da, şair Homeros'un yazdığı varsayılan iki büyük destandan biridir. Destana adını veren kahraman Odysseus'un bir başka adı da Ulysses'tir. Homeros'un öbür destanı bildiğimiz gibi İlyada'dır. Gerek İlyada, gerek Odysseia,Yunanlılar'la Truvalı'lar arasındaki savaş üstüne Yunanlıların anlattığı bir dizi efsaneden oluşur.

Bu savaşta Yunan orduları Truva kentini on yıllık bir kuşatmadan sonra ele geçirerek yerle bir ettiler. Homeros İlyada'da, kuşatmanın onuncu yılında olup bitenleri anlatır oysa Odysseia'nın öyküsü daha sonra, uzun savaşın bitiminde tüm Yunanlı kahramanlar evlerine dönerken başlar. Bu türden birçok dönüş öyküsü yazıldıysa da Homeros, Odysseus'un aşılması güç engeller ve serüvenler dolu öyküsünü çok güzel bir şiir diliyle kaleme aldığı için Odysseia zamanımıza kadar gelebilmiştir.

Odysseus'u, Yunanistan Yarımadası'nın batı kıyısı açıklarındaki İthake Adası'ndaki evinde karısı Penelope ile oğlu Telemakhos beklemektedir. O dönemde Anadolu'nun kuzeybatısındaki Truva kentinden küçük bir gemiyle yelken açıp kara görünceye kadar yol almak olsa olsa iki ya da üç hafta sürerdi. Ne var ki, bu yolculuk Odysseus'un on yılını aldı. Odysseia aslında onun evine dönmesini geciktiren olayların öyküsüdür. Homeros öyküyü, yolculuğun başlangıcında değil, sona oldukça yakın bir anda, su perisi Kalypso'nun Odysseus'u birkaç yıl alıkoyduğu ada da başlatır.

Destan, tanrıların gökyüzündeki toplantılarında Odysseus'un artık Kalypso'nun yanından ayrılarak evine dönmesine karar vermeleriyle başlar. Eski Yunan efsanelerinde tanrılar hep insanların yaşantılarına karışır ve bazen pek de adaletli sayılmayacak kararlar verirlerdi. Tanrıların bazıları Odysseus'tan yanayken, bazıları da ondan nefret ediyor ve ona kötülük etmek istiyordu. Baş düşmanıysa deniz tanrısı Poseidon'du. Odysseus'un gemisinin sürekli olarak kazaya uğraması ve rotasını şaşırması hep bu yüzdendir. Tanrılar Odysseus'u eve dönmesine izin vermeyi kararlaştırdıkları zaman bile, Poseidon'un ona duyduğu öfke sürmektedir.

Öte yandan, Odysseus'tan yana olan Savaş Tanrıçası Athena, Odysseus'un oğlu Telemakhos'a öğüt vermek için toplantıdan sonra doğru İthake'ye gider. Telemakhos ile Penelope birtakım sorunlarla yüz yüzedir. Odysseus'un evine yerleşen komşu ülkenin ileri gelenleri Penelope'ye artık kocası öldüğüne göre aralarından birini kendisine koca seçmesi için bakı yapmaktadır. Penelope, ancak Odysseus'un yaşlı babası için dokuduğu kefeni bitirdikten sonra karar vereceğini söyleyerek onları oyalar. Gündüzleri dokuduğu kumaşları geceleri sökerek zaman kazanmaya çalışır. Kılık değiştirip kendisini Odysseus'un eski bir arkadaşı olarak tanıtan Athena'nın gelişi Penelope'yi büyük ölçüde rahatlatır. Athena Telemakhos'a, babasını araması için yola çıkmasını salık verir. Athena'nın da onunla birlikte çıktığı bu yolculuk, Penelophe'nin kararını daha da geciktirmesini sağlar. Penelope ile evlenmek isteyenler çok öfkelenerek, döndüğü zaman Telemakhos'u öldürmeyi planlarlar.

Yunanistan'ı baştan başa dolaşan Telemakhos, sonunda Truva Savaşı'nın çıkmasına neden olan Helen'in kocası Sparta Kralı Menelaos'tan Odysseus'un bir ada da Kalypso'nun yanında olduğunu öğrenir. Oysa tam bu sırada tanrılar Kalypso'nun Odysseus'u özgür bırakmasına karar vermişlerdir. Odysseus Kalypso'nun yardımıyla bir sal yapıp denize açılır, ama Poseidon'un nefreti bir kez daha felaketine neden olur. Deniz tanrısı, bir fırtınayla salı batırır. Odysseus boğulmaktan kurtulur ve yüzerek bir adaya çıkar. Adanın kralı olan Alkinoos'un kızı Nausikaa Odysseus'u bulur ve ona yardım eder. Bu arada ona gönlünü kaptıran ve orada kalması için yalvaran Nausikaa, Odysseus'u alıp babasının sarayına götürür. Odysseus, Kral Alkinoos'a ve bütün saraylara bu adaya ayak basıncaya kadar başından geçenleri anlatır.
Odysseus'un Serüvenleri

Odysseus, Truva Savaşı'ndan sonra İthake'ye dönmek için gemisine binip yola çıktığını, ama çok geçmeden sert bir fırtına yüzünden Lotophagoi (Lotus Yiyenler) ülkesine sürüklendiğini anlatır. Bazı denizciler orada Lotus'un meyvesini yedikleri için yolculuğun amacını unutur, arkadaşlarını bile tanımazlar. Odysseus onları zorla gemilere bindirip yeniden yola çıkarır. Derken dev soyundan, tepegöz yaratıklar olan Kikloplar'ın yaşadığı bir adaya çıkarlar. Orada, Polyphemos adlı dev Odysseus'un altı arkadaşını öldürerek yer, ama dev uyurken Odysseus bir sopayla onun gözünü kör ederek kaçmayı başarır.

Polyphemos'un elinden canlarını kıl payı kurtardıktan sonra rüzgarlar tanrısının adasına varırlar; tanrı onlara, dönüş yolculuklarını engelleyebilecek bütün rüzgarların içinde hapis tutulduğu bir torba verir. On gün sonra tam İthake'ye yaklaşırken, meraklarını yenemeyen tayfalar Odysseus uykudayken, içinde ne olduğunu görmek için torbayı açınca, ne kadar rüzgar varsa dışarı çıkar ve korkunç bir fırtına kopar. Gemiler İthake'den çok uzaklara sürüklenir. Çok geçmeden de Laistrygon adlı dev yamyamların yaşadığı bir ülkeye varırlar. Yamyamların saldırısına uğrayan gemicilerden yalnızca Odysseus'un gemisindekiler canını kurtarabilir. Kalan bu tek gemideki denizciler, acı ve umutsuzluk içinde, tanrıça Kirke'nin yaşadığı adaya varırlar. Büyücü olan Kirke, sarayında düzenlediği şölene çağırdığı denizcilerin çoğunu domuza dönüştürür. Ne var ki, Odysseus Tanrı Hermes'in verdiği sihirli bir otun yardımıyla onların imdadına yetişir. Kirke de büyüyü bozmaya razı olur. Odysseus ile arkadaşları bir yıl Kirke'nin sarayında kalırlar. Ama sonunda İthake'ye dönme istekleri ağır basar ve yeniden denize açılırlar. Ancak önce İthake'ye değil, bilge kahin Teiresias'ın ruhuna akıl danışmak için ölüler ülkesine yola çıkarlar. Teriesias, Odysseus'u yolculuk sırasında karşısına çıkacak tehlikelere karşı uyarır, bunlarla başa çıkabilmesi için öğütler verir.

Gerçekten de serüvenler birbirini kovalar, ama Odysseus hepsinden de sağ çıkmayı başarır. Şarkılarıyla erkekleri sarhoş edip ölüme sürükleyen güzel sesli Sirenler'in tehlikeli büyüsünden kurtulduktan sonra bir yanda canavar Skylla'nın, öte yanda Kharybdis anaforun bulunduğu boğazı da sağ salim geçer. Sicilya kıyılarına çıktıklarında Odysseus arkadaşlarını koyun ve sığır sürülerine dokunmamaları için uyarırsa da, onlar bu uyarıya kulak asmaz. Ne var ki, kesip yedikleri koyunlar gerçek ve Işık Tanrısı Apollon'un malıdır ve Apollon onları tam adadan ayrılırken korkunç bir fırtınayla cezalandırır. Gemi bir yıldırımla paramparça olur, tayfaların tümü boğulur. Tek başına kurutulan Odysseus dokuz gün denizle boğuştuktan sonra bu günkü Malta Adası olduğu sanılan, Kalypso'nun yaşadığı adada karaya çıkar.
Eve Dönüş

Bu acılı öyküden Kral Alkinoos öyle duygulanır ki, yurduna geri dönebilmesi için Odysseus'a hem bir gemi, hem de tayfa verir. Bu kez Odysseus sağ salim İthake'ye varır. Derin bir uykudayken dost denizciler onu yavaşça kumun üzerine yatırırlar. Uyanınca Athena ona Penelope ile evlenmekten isteyenlerden söz eder ve Telemakhos'u öldürmeyi planladıklarını anlatır. Tanınmasın diye Odysseus'u dilenci kılığına sokar ve ona yardım etmesi için gizlice Telemakhos'u getirir. Yalnızca Telemakhos ve sadık bir uşak Odysseus kim olduğunu bilmektedir. Odysseus ne yapacaklarını planlarken hep birlikte uşağın kulübesine sığınırlar. Penelope'yle evlenmek isteyenler, Odysseus'u dilenci sanarak kendi sarayında aşağılarlar.

Penelope sonunda, her kim Odysseus'un büyük yayını germeyi başarırsa onunla evlenebileceğini söyler. Herkes dener, ama bu işi kolayca başaran hala dilenci kılığındaki Odysseus olur. Üzerindeki yırtık pırtık giysileri atınca kim olduğu ortaya çıkan Odysseus, Telemakhos'un yardımıyla, Penelope ile evlenmek isteyenleri birer birer öldürür. Penelope'nin bile tanımakta güçlük çektiği Odysseus'un çilesi son bulur, karısına ve evine kavuşur.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Manas Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:11 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum Yok



Manas Destanı

Manas Destanı, Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzunu olan destan, adını, destandaki kahramanlar alır.

Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan'ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869'da yaptı. Radloff'un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11.454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısının 16.000 mısra civarında olduğu belirtiliyor. Bununla olan maceraları destanca epeyce yer tutar.

Destan, Radloff'a göre 12.452 mısra olup, savaş hengameleri sırasında aşk maceraları, eğlenceler, düğünler, Şamanizm'in etkisi altındaki inançlar, gelenekler, kahinlerin rolleri göze çarpar.

Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın 11-12. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan Destanı'nın İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslâmiyet'i yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında İslâmiyet öncesi Türk kültür, inanç ve kabulle 600.000 beyit ile dünyanın en uzun destanıdır.

Manas, Kırgız kahramanlarındandır. Manas'ın babası Cakıp Han'dır. Annesinin adı Çığrıcı'dır. Cakıp Han evlendikten on dört sene sonra Manas doğmuştur. Doğumu üzerine civardan gelen elçiler, onun bir kahraman olacağını hemen anlamışlardı.

On yaşına gelince tam bir kahraman oldu. Düşmanlarının üzerine saldırarak perişan etti. Atlarına at erişemiyor, zırhına ok işlemiyordu.

Cakıp Han, oğlunun atılganlıklarını, kahramanlıklarını görünce, onu korumak, onunla arkadaşlık etmek üzere, Bakay adında bir kişiyi onun yanına koymuştur.

Manas'ın savaştığı düşmanları arasında en kuvvetlisi Gökçe rinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 400.000 mısra olan Manas destanı, Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir. [1]

Bu muhteşem Türk Destanı'nın tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanı'nın 9. yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyıları'nda devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim insanları da vardır.

Manas'ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız beyinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.

Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanı'nda Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.

Manas Destanı'nın bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.

Manas Destanı'na ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus asıllı Franel rastlamıştır. Daha sonra Çokan Velihanof, 1856'da destanı dinlemiş; fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885'te yayınlamıştır.

Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas'ın oğlu Semetay, Manas'ın torunu Seytek, Colay ve Töştük'ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş'çıdan derlendiği sanılmaktadır.

Destanın Bölümlerine Göre Özeti

1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han'ın hiç çocuğu yoktur. Birgün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izniyle bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına "Manas" der.

Manas dile gelir, babasına: "Ben, İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım." deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas'ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: "Pek güzel söz" der: "Hemen atlanalım, Çin'e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!" Dediği gibi yaptılar.

Çakıp Han'ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar'dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu'ya attı.

2) Kalmuk Han'ın oğlu Almambet'in Müslüman oluşu, Er Kökçe'ye sığınışı, Er Kökçe'den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:

Yerin yer suyun su olduğu çağda. Altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han'ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi Müslüman beylerinden Er Kökçe'ye sığındı. Er Kökçe'nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu'ya, Almambet'e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey'in arası bozuldu.

Almambet kalkıp Manas'ın Bey evine geldi.

Manas da Almambet'i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet'i çok sevdi.

3) Manas ile Er Kökçe'nin savaşmasını anlatır:

Manas'ın çerileri Er Kökçe'nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas'ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey'in, Manas'a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas'a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas'ı zehirler Manas ölür. Manas'ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas'ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas'ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas'ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.

4) Kökütey Han'ın yas törenini anlatır:

Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han'ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.

5) Göz Kaman'ı anlatır:

Çakıp Han'ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan'da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.

Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas'ın annesi ile karısı da Göz Kaman'dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman'ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas'ı döverler.

Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz'ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas'a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet'i gönderir. Almambet'in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas'ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas'ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke'den erenler gelir, Kanıkey'e yardım ederler. Manas iyi olur olmaz Mekke'ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar.

6) Semetey'in doğumunu anlatır.

Manas artık ihtiyarlamıştır.

Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.

Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.

Ve Manas ölür.

Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.

Çakıp Han Kanıkey'e haber göndererek Manas'ın kırk yiğidinden biri olan Abeke'ye Onu beğenmezse Köbeş'e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey'in doğumu yakındır:

— Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke'nin suratına ne de Köbeş'in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.

Kanıkey'in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey'in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han'ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz. Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.

Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han'ın torununa Semetey adını verir.

Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:

—Baka'ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.

Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey'in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey'i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş'i öldürür.

7) Semetey'in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:

Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:

— Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!

Bu sözden sonra sefere çıkar.

Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:

— Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey'in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.

Semetey'in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.

Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.

Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.

Bu arada, Acubey ile Almambet'in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.

Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.

Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey'e hizmet etmeğe başlarlar. Birgün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura'ya, Akın Han'm kızı Ay Çürek'i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han'ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek'i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek'in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek'in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey'in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey'e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.

Ümetey'le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek'e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:

— Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.

Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:

— Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.

Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas'ın ülkesine akın başlar.

Akının en kızışmış zamanında Almambet'in oğlu Kançura, Semetey'e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas'a götürür. Semetey'e ihanet etmeyen Külçura'yı da köle olarak kullanırlar.

Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:

— Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han'a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.

Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay Çürek'in oğluna Seytek adını verir.

Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura'yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet'in oğlu Kançura, Seytek'in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek'in babaannesi Kanıkey'e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.

Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura'yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent'ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur. [2]

İlgili Kaynak ve Kitaplar

[1] Manas. Translated by Walter May. Rarity, Bişkek, 2004. ISBN 9967-424-17-6
[2] Levin, Theodore. Where the Rivers and Mountains Sing. The Spirit of Manas. Bloomington: Indiana University Press, 2006
[3] Manas 1000. Theses of the international scientific symposium devoted to the 'Manas' epos Millenial Anniversary. Bishkek, 1995.
[4] S. Mussajew. The Epos Manas. Bishkek, 1994
[5] Traditions of Heroic and Epic Poetry (2 vols.), under the general editorship of A.T.Hatto, The Modern Humanities Research Association, London, 1980.
[6] The Memorial Feast for Kokotoy-Khan, A.T. Hatto, 1977, Oxford University Press
[7] The Manas of Wilhelm Radloff, A.T. Hatto, 1990, Otto Harrassowitz


Bu konuyu yazdır