Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,281
» Toplam Yorumlar 8,417

Detaylı İstatistikler

 
Muhammed-1 Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 471 - 490 )
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:30 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 471 - 490 )

Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 471-480 )

===>471- Huzeyfe (radıyallahu anh), “Allah yolunda infak edin, kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın. İhsanda bulunun. Allah ihsan edenleri sever” (Bakara, 195) mealindeki ayetle ilgili olarak demiştir ki: “Bu ayet infak ile alakalı olarak nazil oldu.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2,31.

===>472- Eslem İbnu İmrân anlatıyor: Medine’den gazve için yola çıktık. Niyetimiz İstanbul’du. Cemaatin başında Abdurrahman İbnu Hâlid İbni’l-Velid vardı. Rum askerleri sırtlarını şehrin surlarına yaslamış müdafaada idiler. Bizden biri tek başına düşmana saldırıya geçti. Halk: “Dur, dur! Lâilahe illallah, eliyle kenidini tehlikeye atıyor!” diye bağrıştılar. Ebu Eyyub el- Ensârî hazretleri (radıyallahu anh) atılarak: “Ey ensâr topluluğu, bu ayet bizim hakkımızda indi. Cenâb-ı Hakk, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a yardım edip, İslâm galebe çalınca biz: “Artık işlerimizin başında kalıp, onları yoluna koyalım” dedik. Bunun üzerine Allah’u Teâla bu âyeti indirdi. Yani “Ellerimizle kendimizi tehlikeye atmak” demek malın-mülkün başında kalıp onları düzene koymak için cihadı terketmektir.”

Tirmizî, Tefsir, Bakara 2, (2976); Ebu Dâvud, Cihâd 23, (2512).

===>473- Abdullah İbnu Ma’kıl (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ka’b İbnu Ucre (radıyallahu anh)’ye “Oruçtan yahut sadakadan yahut kurbandan bir fidye lâzımdır” (Bkara, 196) mealindeki ayetten sordum. Dedi ki: “Başımda bitler kaynaştığı halde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a götürüldüm. Beni görünce: “Meşakkatin, bu gördüğüm dereceye ulaşacağını zannetmezdim. Bir koyun bulabilecek misin?” dedi. “Hayır” cevabını verdi. (Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “…İçinizde hasta olan veya başından rahatsız varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir…” (Bakara, 196) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Üç gün oruç tut veya her fakire yarım sa’ yiyecek vermek suretiyle altı fakiri doyur, başını traş et” dedi. Bu âyet hassaten benim hakkımda nazil oldu, ancak umumen hapimize şâmildir.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2,32, Meğâzi 35, Tıbb 16; Müslim, Hacc 80, 85 (1201); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2977); Ebu Dâvud, Menâsık, 43, (1856); İbnu Mâce, Menasik 8, 6, (3079); Muvatta, Hacc, 239 (1-117); Nesâî, Menâsik 96, (5, 194-195).

===>474- Ebu Ümâme et-Temîmî anlatıyor: “Ben hac sırasında, ücret mukabili hizmet veren birisi idim. Bana: “Senin haccın hac sayılmaz” dediler. Bilahere İbnu Ömer (radıyallahu anh)’e rastladım. O’na: “Ben hacc sırasında, ücretle hizmet veren birisiyim, halk bana: “senin haccın hacc sayılmaz diyorlar” dedim. İbnu Ömer (radıyallahu anhüma): “İhrama girmiyor, telbiye okumuyor, tavafta bulunmuyor musun?” dedi: “Hepsini yapıyorum” diye cevap verdim.

Cevabım üzerine şu açıklamayı yaptı: “Senin haccın hacc sayılır. Nitekim Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a bir adam gelmiş, senin bana sorduğuna yakın şeyler sormuştu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükût buyurdu ve adama cevap vermedi. Derken şu âyet nazil oldu: “(Hacc mevsiminde, ticâret yaparak) Rabbinizden rızık istemenizde bir günah yoktur…” (Bakara, 198). Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o adamı çağırtarak, âyeti okudu ve: “Haccın hacc sayılır” buyurdu.”

Ebu Dâvud, Menâsık 7, (1733).

===>475- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Ukâz, Mecenne ve Zülmecaz cahiliye devrinin panayırları idi. İslâm geldiği zaman halk, hac mevsiminde ticaret yapmayı günah addeder oldular. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Hac mevsiminde Rabbinizden rızık taleb etmenizde sizin için bir günah yoktur.” Âyeti İbnu Abbas şu şekilde okudu.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2,34, Hacc 150, Büyû 1; Ebu Davud, Menasık 5, (1732), 7, (1734).

===>476- Yine İbnu Abbâs anlatıyor: “Yemen ahâlisi, hacca geliyorlar fakat beraberlerinde azık almıyorlardı. “Biz mütevekkil kimseleriz” diyorlardı. Meke’ye gelince bu davranışlarını halka sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: “Azıklanın, ancak bilin ki, en hayırlı azık takvâdır” (Bakara, 197).

Buhari, Hacc 6; Ebu Davud, Menâsık 4, (1730).

===>477- İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Kişi ihramsız olarak (yani Mekke’de ikamet edenler veya umre için gelip, umreden sonra ihramı çıkaranlar) Beytullah’ı ziyaret eder. Bu imkân, hacc niyetiyle ihram giymeye kadar devam eder. Arafat’a çıkınca, kime deve, sığır veya davardan kurban müyesser olmuşsa, dilediğini kurban eder. Bunlardan biri olmazsa, ona hactaki, üç günün orucu terettüp eder. Bu günler, arefe gününden evvele ait olmalıdır. Bu üç günün sonuncu günü arefe gününe tesadüf ederse, bunda bir günah yoktur. Sonra Arafat’da vakfe’ye gider ikindi namazından akşam karanlığının gelmesine kadar vakfede kalır.

İbnu Abbas anlatmaya üslubu biraz değiştirerek devam ediyor.

“Sonra Arafat’tan insanlar sökün edince, orayı terketsinler. Topluca geceyi geçirecekleri yere (Müzdelife’ye) gelsinler. Orada Allah’ı çokca zikretsinler, sabah vakti girmezden önce bilhassa tekbir ve tehlili çok yapsınlar sonra buradan da topluca hareket etsinler. Çünkü (eskiden beri) herkes buradan hareket ederdi. Cenâb-ı Hakk: “İnsanların toplu olarak sökün ettiği yerden siz de sökün edin, (eski yaptıklarınızdan) Allah’a af dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder” (Bakara, 199). Şeytan taşlayıncaya kadar akmaya (ve çok zikretmeye) devam edin” buyurmuştur.

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 35.

===>478- İbnu Müseyyeb anlatıyor: “Süheyb (radıyallahu anh) muhacir olarak Mekke’den yola çıktı. Kureyş’ten bazıları onu takibe başladılar. Bunun üzerine o da devesinden inerek sadağında ne kadar ok varsa hepsini çıkardı. Takipçilere: “Allah’a kasem olsun oklarımın hepsini atıncaya kadar bana yetişemezsiniz. Sonra elimde durdukça kılıcımı kullanacağım. Eğer dilerseniz, size Mekke’de toprağa gömdüğüm malın yerini söyleyeyim, mukabilinde siz de beni serbest bırakın, yoluma devam edeyim” dedi. Takipçiler teklifini kabul ettiler. (O da sağ salim yoluna devam etti). Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına varınca şu ayet nazil oldu: “İnsanlardan öyle kimse de vardır ki, Allah’ın rızasını isteyerek nefsini satın alır…” (Bakara, 207). Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Ebu Yahya’nın alış-verişi kârlı oldu” der ve ayeti tilavet buyurur”, (Rezin’in ilavesidir. Bagâvi ve İbnu Kesir tefsirlerinde senedsiz olarak kaydederler).

===>479- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Cenab-ı Hakk’ın şu sözleri nazil olduğu zaman: “Yetim rüşdüne erinceye kadar, onun malına o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayın”; keza “Yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir” (Nisa 10) yanında yetim bulunanlar hemen gidip yetimlerin yiyeceğini ve içeceğini kendilerinin yiyip içeceklerinden ayırdılar. Yetime ait yiyecek ve içeceklerden bir şey artsa ona dokunulmuyor, yiyinceye veya kokuşup bozuluncaya kadar saklanıyordu. Bu hal, bir kısım müşkilatlara sebep oldu. Durum Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a arzedildi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onları faydalı ve iyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir” (Bakara 220). Bu ayet üzerine yetimlerin yiyeceklerini ve içeceklerini kendi yiyecek ve içeceklerine karıştırdılar.”

Ebu Davud, Vesâya 7, (2871); Nesâî, Vesâya 11, (6, 256-257).

===>480- Nâfi anlatıyor: İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) Kur’ân okuduğu zaman, okuma işinden çıkıncaya kadar hiç konuşmazdı. Bir gün ben (Mushaf’ı, yüzünden takip ediverdim, o da ezberden) Bakara suresini okudu. Bir ayete gelince bana: “Bu ayet ne hakkında indi biliyor musun?” diye sordu. Ben “Hayır!” deyince: “Şu, şu mesele için” diye açıkladı, sonra (okumaya) devam etti.

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 39.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 481-490 )???

===>481- Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Yahudiler: “Kadına arka istikametinden temas edilirse çocuk şaşı doğar” derlerdi. Bunun üzerine: “Kadınlarınız sizin (evlad yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin” ayeti nazil oldu” (Bakara 223).

Buhari, Tefsir, Bakara2, 39; Müslim, Nikah 117 (1435); Ebu Davud, Nikah 46, (2163); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2982).

===>482- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü mahvoldum” buyurdu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Niye mahvoldun ne var?” diye sorunca açıkladı: “Bu gece bineğimi ters çevirdim (arka canibinden yanaştım). “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiçbir cevap vermedi. Cenab-ı Hakk peygamberine şu ayeti vahyetti: “Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır. Tarlanıza istediğiniz gibi gelin.” Dübüründen ve hayız halinde temastan kaçınmak şartıyla önden, arkadan, nasıl istersen öyle gel.”

Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2984).

===>483- Yine İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Allah, İbnu Ömer (radıyallahu anh)’i mağfiret buyursun, bir hususta yanılmıştı. Şu Ensariler putperestti ve ehl-i kitaptan Yahudilerle birlikte idiler. Ensar (İslâm’dan önce) ilim yönüyle Yahudilerin kendilerinden üstün olduklarına inanırlardı. Bu sebeple onların birçok davranışlarını aynen taklid ediyorlardı. Ehh-i kitaba has âdetlerden biri de kadınlarına tek istikametten (yani ön cihetten) yanaşırlardı. Bu, kadın için de en uygun tarzdı. Ensar topluluğu, bu âdeti de Yahudilerden aynen almıştı. Kureyşliler ise, kadınları hoş olmayan şekilde açarlar, onlara arka cihetlerinden, ön cihetlerinden, sırt üstü yatmış vaziyette yeneşırlardı. Medine’ye muhacir olarak Mekkeliler gelince onlardan bir erkek Medineli bir kızla evlendi. Erkek, kadına Kureyş usulünce temas etmek istedi. Kadın buna müsaade etmedi. “Bizde kadına tek istikametten temas edilir, sen de öyle yap, aksi halde bana dokunma” dedi. Onların bu ihtilafı büyüdü ve herkes duydu. Öyle ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a da intikal etti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: “Kadınlarınız (çocuk yetiştirdiğiniz) tarlanızdır. Tarlaya dilediğiniz gibi gelin” (Bakara 223). “Dilediği gibi” den maksad (istikâmet olarak) önlerinden, arkalarından, sırt üstü yatmış olarak. Ancak bu geliş çocuk mahalline olacak.”

Ebu Dâvud, Nikâh 46, (2164).

===>484- Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kadınlarınız (çocuk yetiştirdiğiniz) tarlalarınızdır, tarlanıza dilediğiniz gibi gelin” ayetiyle ilgili olarak şöyle buyurdu: “Tek yoldan (ki o da çocuk yoludur) olmak kaydıyla dilediğiniz şekilde temas kurun”

Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2983).

===>485- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Kur’ân’daki: “Allah sizi (dil alışkanlığı olarak maksadsız yapılan) lağv yeminleriniz için müâheze etmez” ayeti kişinin sözünde sıkça kullandığı, “vallahi evet”, “billahi hayır” gibi yeminleri için nâzil oldu.”

Buhâri, Eyman 14, Tefsir, Maide 8; Ebu Dâvud, Eyman 7, (3254); Muvatta, Eyman 9, (2, 477).

Yukarıdaki metin Buhari’den alınmadır. Hadisi, Ebu Davud hem Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in sözü olarak hem de Hz. Aişe (radıyallahu anha)’nin sözü olarak iki şekilde rivayet etmiştir.

İmam Malik Muvatta’da bu hadisle ilgili olarak şunu söyler: “Bu mevzuda işittiğimin en güzeli şudur: “Ayette geçen “Lağv”, bir kimsenin öyle bildiği için bir şey hakkında yaptığı yemindir, ancak sonradan, o şeyin, bildiği gibi olmadığını anlar. Bu durumda yaptığı yemin için kefâret gerekmez. Ancak bir kimse de çıkıp, günahkar ve yalancı olduğunu bile bile, birilerini memnun etmek veya bir malı elde etmek için yemin ederse bu öylesine büyük bir günahtır ki, bunun kefareti yoktur.”

===>486- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma), “Kur’ân-ı Kerim’deki: “Kocaları, bekleme müddeti içinde barışmak isterlerse onları geri almaya (herkesten) çok lâyıktırlar…” (Bakara 228) ayeti hakkında şunu söyledi: “Erkek hanımını üç talakla da boşasa hanımını geri almaya herkesten daha çok hak sahibi idi. Ancak bu hüküm, Cenâb-ı Hakk’ın şu sözü ile neshedildi: “Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır…” (Bakara 229).

Ebu Davud, Talâk 10, (2195); Nesâî, Talâk 74, (6, 212).

===>487- Urvetu’bnu’z-Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Cahiliye devrinde kişi hanımını boşar, iddeti sona ermeden geri almak isterse, alma hakkına sahipti. Bu şekilde bin kere boşayıp geri dönebilirdi. (Bu hal bir adamın şu hâdisesine kadar devam etti.) Bir gün adam hanımını boşadı ve iddeti dolmak üzere iken hanımını geri aldı, sonra tekrar boşadı ve hanımına: “Allah’a kasem olsun seni evime almıyorum ve ebediyen başkasına da helal olmayacaksın” dedi. Kadın: “Bu nasıl olur?” deyince, adam: “Seni boşuyorum, iddetin dolmadan tekrar geri alacağım ve bu böylece devam edip gidecek” dedi. Kadın Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye gitti, durumu anlattı. Hz. Aişe cevap vermedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı bekledi. Gelince vak’ayı anlattı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da cevap vermedi (vahiy bekledi). Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: “Boşama iki defadır ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır” (Bakara 229). O günden itibaren insanlar bu yeni talaka yöneldiler, boşayan da boşamayan da. “

Tirmizi, Talâk 16, (1192); Muvatta, Talak 80, (2, 588). (Parantez içindeki açıklayıcı kısımlar Tirmizi’deki ziyadeden alınmıştır.

===>488- Ma’kıl İbnu Yesâr (radıyallahu anh) anlatıyor: Benim bir kızkardeşim vardı. Evlenmek için buna müracaat edenler oldu. Fakat kimseye müsbet cevap vermiyordum. Derken amcamın oğlu istedi. Kız kardeşimi ona nikahladım. Allah’ın dilediği kadar bir müddet beraber yaşadılar. Sonra amcam oğlu onu talak-ı ric’i ile boşadı. Ancak tekrar almadan terketti. İddeti tamamlandı. Kız kardeşimle evlenmek isteyenler bana müracaat edince amcam oğlu da, müracaat ederek tekrar almak istedi. Kendisine: “Daha önce de çok isteyenler oldu, kimseye vermedim, seni hepsine tercih ederek sana verdim, seninle evlendirdim. Sen onu talak-ı ric’i ile boşadın. (Geri alma hakkın olduğu halde terkettin ve iddeti doldu. Başkaları istemeye gelince, sen de tâlib oldun, taleble almak istiyorsun. Allah’a kasem olsun onu asla sana vermeyeceğim” dedim. Ma’kıl der ki: Bunun üzerine benim hakkımda şu âyet nazil oldu: “Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiler mi, aralarında meşru bir surette anlaştıkları takdirde, artık kendilerini kocalarına nikah etmelerin engel olmayın” (Bakara 232). Yine Ma’kıl ilave ediyor: “Ayet üzerine, yeminim için kefarette bulundum ve kız kardeşimi, eski kocasına nikahladım”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 40, Talak 44; Ebu Dâvud, Nikâh 21,(2087); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (298).

Buhârî’nin bir rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ma’kıl’ı çağırdı, âyeti kendisine tilâvet buyurdu. Bunun üzerine o, müşkülpesendliği bıraktı ve Allah’ın emrine boyun eğdi”

Buhârî, Talak 44.

===>489- İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) Kur’ân’ın: “(Vefat iddeti bekleyen) kadınları nikahla isteyeceğinizi çıtlatmanızda…. üzerinize bir vebâl yoktur” (Bakara 235) ayetinden maksadı, “Evlenmeyi arzu eden kişinin: “Ben nikahlanmak istiyorum, kadına ihtiyacım var, sâliha bir kadına kavuşmak istiyorum” demesidir” diye açıklamıştır.

Buhari, Nikâh, 34.

===>490- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hendek Savaşı sırasında “Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun, bizim orta namazımıza mani oldular, günaş batıncaya kadar kılamadık” buyurdu.

Bir rivayette: “Bizi, salat-ı vusta olan ikindi namazından alıkoydular” denir. Bir diğer rivayette: “Sonra ikindiyi akşamla yatsı arasında kıldık” denir.

Buhârí, Tefsir, Bakara 2, 42, Cihad 98, Meğâzi 29, Daavat 58; Müslim, Mesacid 202-206, (627); Ebu Davud 5, (409); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2987); Nesâî, Salat 14 (1, 236); İbnu Mâce, Salat 6, (684).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 491-500 )???

===>491- Hz. Aişe’nin azadlısı Ebu Yunus anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ), kendisine bir mushaf yazmamı emretti ve dedi ki: “Şu âyete gelince bana haber ver: “Namazlara ve bilhassa orta namazına devam edin” (Bakara, 238). Yazarken bu ayete gelince ona haber verdim. Bana şunu imla ettirdi: “Namazlara ve orta namazına ve ikindi namazına devam edin ve Allah için yalvaranlar olarak eda edin” (Bakara, 238). Hz. Aişe (radıyallahu anhâ): “Ben bunu Resûlullah’dan işittim” dedi.

Müslim, Mesacid 207. (629); Ebu Dâvud, Salat 5, (410); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2986); Nesâî, Salat 6, (1, 236); Muvatta, Salat 25, (1, 138-139).

===>492- Amr İbnu Râfi (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre, “Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ)’ya bir mushaf yazıyormuş. Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ) kendisinden,önceki hadiste -(Ebu Yunus’tan) Hz. Aişe’nin- taleb ettiği hususu aynen taleb ettiğini anlatmıştır.”

Muvatta, Cmâ’a 25, (1, 139).

===>493- Şakik İbnu Utbe, Berâ İbnu’l-Âzib (radıyallahu anhüma)’ten naklettiğine göre, demiştir ki: “Önce şu ayet nazil oldu: “Namazlara ve bilhassa ikindi namazına devam edin.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunu bize Allah’ın dilediği müddetçe okudu. Sonra Allah bunu nashetti ve şu ayeti indirdi: “Namazlara ve bilhassa orta namazına devam edin.” Şakik’in yanında oturmakta olan bir zat kendisine: “Öyle ise bu ikindi namazıdır.” Berâ dedi ki: “Ben bu âyetin nasıl nazil olduğunu Allah’ın nasıl neshettiğini sana haber verdim.”

Müslim, Mesâcid 208, (630).

===>494- İmam Malik (rahimehumullah)’e ulaştığına göre, Ali İbnu Ebi Tâlib (radıyallahu anh)’e İbnu Abbas (radıyallahu anhüma), Kur’ân’da zikri geçen “orta namaz”a (salâtu’l-vusta) sabah namazı demişlerdir.

Muvatta, Cemâ’a 28, (1, 137). Tirmizi, bu hadisi İbnu Abbas ve İbnu Ömer’den muallak (senetsiz) olarak zikretmiştir. Tirmizî, Salât 133, (182).

===>495- Zeyd İbnu Sâbit ve Hz. Aişe (radıyallahu anhümâ) “Orta namazı, öğlen namazıdır” derlerdi.

Muvatta, Cemâ’a 27, (1, 139); Tirmizi, Salat 133, (182); Ebu Dâvud, Salât 5, (411).

===>496- Ebu Dâvud’un Zeyd (radıyallahu anh)’den kaydettiğine göre, Hz. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazını zevalden sonra sıcağın en şiddetli olduğu saatte kılardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın kıldığı namazlar içinde ashabına en zor geleni bu namaz idi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Namazlara ve orta namazına devam edin.” Zeyd devamla dedi ki: “(Orta namazı, öğlen namazıdır, zira) bundan önce iki namaz var (birisi geceden -yatsı-, diğeri gündüzden -sabah-), ondan sonra da iki namaz var (biri gündüzden -ikindi- diğeri geceden -akşam-)”.

Ebu Davud, Salat 5, (411).

===>497- Abdullah İbnu’z-Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Osman (radıyallahu anh)’a, Bakara suresinde geçen: “Sizden zevceler (ini geride) bırakıp ölecek olanlar eşlerinin (kendi evlerinden) çıkarılmayarak yılına kadar faidelenmesini (bakılmasını) vasiyyet etsinler” (Bakara 240), ayeti diğer bir ayetle (Bakara, 234) neshedildiği halde niçin bu mensuh ayeti de Kur’ân-ı Kerim’e yazıyorsunuz?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi: “Ey kardeşim oğlu bu ayeti terk mi edelim, (bunu mu söylüyorsun)? Hayır, ben hiçbir şeyi yerinden oynatmam.”

Buhârî, Tefsir, Bakara, 2, 45.

===>498- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: “Her şeyin bir şerefi var. Kur’ân-ı Kerîm’in şerefesi de Bakara suresidir. Bu surede bir âyet vardır ki, Kur’ân âyetlerinin efendisidir: “Ayetü’l-Kürsî”.

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 2, (2881).

===>499- Übey İbnu Ka’b (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın Kitabından ezberinde bulunan hangi âyetin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur (yani diridir her şeye kıyam sağlayandır” (Bakara, 225) -ki buna Ayet’ü’l-Kürsî denir- dedim. Göğsüme vurdu ve: “İlim sana mübârek olsun ey Ebu’l-Münzir!” dedi.”

Müslim, Müsâfirin 258, (810); Ebu Dâvud, Vitr, 17, (Salât 325, (1460).

===>500- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni Ramazan zekatını muhâfazaya tâyin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zâhireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: “Seni Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm)’a çıkaracağım” dedim. Bana: “Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir” dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

-Ey Ebu Hüreyre! Dün akşamki esirini ne yaptın? diye sordu. Ben:

-Ey Allah’ın Resûlü: Bana şiddetli ihtiyacından ve çoluk-çocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acı(Zeker) salıverdim, dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

-Ama o sana muhakkak yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek! buyurdu. Bu sözünden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binâenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve zahireden avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: “Seni mutlaka Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a çıkaracağım” dedim. Yine yalvararak: “Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam” dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim.

Ertesi gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

-Ey Ebu Hüreyre, dün geceki esirini ne yaptın? diye sordu. Ben:

-Ey Allah’ın Resûlü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim, dedim. “Ama” dedi, Resûlullah: “O yalan söyledi fakat yine gelecek.”

Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp:

-Seni mutlaka Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun, dedim. Yine bana rica ederek şöyle söyledi: “Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın”. Ben:

-Nedir bu kelimeler söyle! dedim. Bana dedi ki:

-Yatağa girdin mi Ayetü’l-Kürsî’yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhafız bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz dedi. Ben yine acıdım ve serbest bıraktım.

Sabah oldu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Dün akşamki esirini ne yaptın?” diye sordu. Ben:

-Ey Allah’ın Resûlü, bana birkaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah’ın bana faide ihsan buyuracağını söyledi, ben de kendisini yine serbest bıraktım, dedim. Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm):

-Neymiş onlar? dedi. Ben:

-Efendim, döşeğine uzandığın vakit Ayetü’l-Kürsî’yi başından sonuna kadar oku. (Bunu okursan) Allah’ın koyacağı bir muhafız üzerinden eksik olmaz ve ta sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz! dedi, cevabını verdim.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine: “(Bak hele!) o koyu bir yalancı olduğu halde, bu sefer doğru söylemiş. Ey Ebu Hüreyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?” dedi. Ben:

-Hayır! cevabını verdim.

-O bir şeytandı buyurdular.

Buhârî, Vekâle 10.

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 401-471 )
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:29 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 401-410 )


===>401- Bir başka rivayette: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın vefatından beri tuğla üzerine tuğla da koymuş değilim” der.

Buhârî, İstizan, 53; İbnu Mâce, Zühd 13, (4162).

===>402- Kays İbnu Ebî Hâzım (radıyallahu anh) anlatıyor: “Habbab İbnu’l-Eret (radıyallahu anh)’e geçmiş olsun ziyaretine geldik. Karnına tam yedi yerden dağ vurmuştu. Bize: “Bizden önce gelip geçen arkadaşlarımız varya, dünya onların sevaplarından hiçbir şey noksanlaştırmadı. Biz ise onlardan sonra öyle dünyalığa erdik ki, koruyacak yer bulamayarak toprağa (bina inşaatına) yatırdık. Halbuki sıkıntılı dönemde, (öyle anlar oldu ki) eğer Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yasaklamasaydı, ölmeyi temenni edecektik” dedi. Bir başka gelişlerimizde, Habbab’ı kendine ait bir duvarı inşa ederken görmüştük de şöyle buyurmuştu: “Müslüman harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu inşaat işi hâriç.”

Buhârî, Mardâ 19, Da’avât 30, Rikâk 7, Temennî 6; Müslim, zikr 12, (2681); Nesâî, Cenâîz 2, (4, 3-4).

===>403- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.”

Tirmizi, Kıyamet 41, (2484).

===>404- Yine, Hz. enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanında biz olduğumuz halde (gezintiye) çıktı. Derken, etrafındaki binalara rağmen (daha yüksek olduğu için) sivrilen bir kubbe görmüştü: “Bu da ne?” diye sordu. “Ensardan falancaya ait” dendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükut buyurdu, ancak binaya karşı içinden hoşnutsuz olmuştu. Bir müddet sonra, sahibi geldi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e cemaatin içinde selam verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yüzünü çevirdi ve selamını almadı. Tekrar tekrar selam verdi ise de aynı şekilde davranarak selamını almadı. Adam anladı ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine kızgındır ve yüz çevirmektedir.

Durumu arkadaşlarına açarak: “Allah’a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bakışını iyi bulmuyorum. Hakkımda ne olup bitti, bilemiyorum da dedi. Kendisine: “Gezinirken kubbeni gördü. “Bu kimin?” dedi. Sana ait olduğunu haber verdik” dediler. Adam hemen dönüp, kubbesini yıktı, öyle ki yerle bir etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka gün yine gezintiye çıktı. Kubbeyi göremeyince: “Kubbeye ne oldu?” diye sordu. Kubbe sâhibiyle olup biten gelişmeler haber verildi. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) “Bilin ki, zaruri olmayan her bina, sahibine bir vebaldir” buyurdu.

Ebu Dâvud, Edeb 169, (5237).

===>405- Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben, ahşab evimi tamir için çamurlamakla meşguldüm. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana uğradı ve: “Bu da ne Ey Abdullah?” buyurdu. Ben: ” Evin tamiriyle meşgulüm” dedim. “Ölüm(ün gelmesi) ve bu ev(in yıkılmasın)dan daha çabuktur” buyurdu.

Bir rivayette: “Ben emr-i Hakk’ın gelmesini bun(un yıkılmasın)dan daha çabuk görüyorum” buyurmuştur.

Ebu Davud, Edeb 169, (5235), (5236); Tirmizi, Zühd, 25, (2336); İbnu Mâce, Zühd 13 (4160).

===>406- Dükeyn İbnu Sâid el-Müzenî (radıyallahu anh) anlatıyor; “Yiyecek istemek üzere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a uğradık. Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e seslenerek: “Ey Ömer git, istediklerini ver” emretti. Hz. Ömer bizi bir odaya çıkardı. Hücresinden anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı.”

Ebû Dâvud, Edeb 170, (5238).

===>407- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Yol hususunda ihtilaf ederseniz genişliğini yedi zira’ yapın.”

Buhârî, Mezâlim 29; Müslim, müsâkat 243, (1613); Tirmizî, Ahkâm 20, (1355); Ebu Dâvud, Akdiye 31, (3633), İbnu Mâce, Ahkâm 16, (2338).
TEFSİRDEN SAKINMAYA DAİR

===>408- Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kitabullah hakkında şehsî re’yi ile söz ederse, isâbet bile etse hatâdadır.

Ebu Dâvud, İlm, 5 (3652);Tirmizî, Tefsir 1, (2953).

Rezîn şu ilâvede bulunmuştur: “Kim re’yi ile söz eder de hata ederse küfre düşer.”

===>409- İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân hakkında ilme dayanmadan söz ederse ateşteki yerini hazırlasın.”

Tirmizî, Tefsir 1, (2951).

===>410- Yine Tirmizi’nin bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: “Benim hakkımda da bildiğiniz dışında sözden kaçının. Kim bana bile bile yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın. Kim de Kur’ân hakkında re’yi ile söz ederse ateşteki yerini hazırlasın.”

Tirmizi, Tefsir 1, (2952).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 411-420 )???
KUR’AN’IN FAZİLETİNE DAİR

===>411- Hâris el-A’ver anlatıyor: “Mescide uğramıştım, gördüm ki halk, zikri terkedip malâyanî konulara dalmış, konuşuyor. Hz. Ali (radıyallahu anh)’ye çıkıp durumdan haberdâr ettim. Bana:

-“Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?” dedi, Ben:

-“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim:

-“Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben hemen sordum:

-“Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah’ın Resûlü?” Buyurdu ki:

-“Allah’ın Kitabı (na uymak)dır. O’nda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyân edecek ahvâlin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. O’nda herşey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip, O’na inanmaz ve O’nunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim O’nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allah’ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokca tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Biz, hiç duyulmadık bir tilâvet dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah kelâmı olduğuna) inandık” (Cin 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A’ver, bu güzel kelimeleri öğren.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 14, 2908.

===>412- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir grup, Kitâbullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar”

Ebu Dâvud, Salât 349, 1455. H; Tirmizî, Kırâ’at 3, 2946 H.; Müslim, Zikir 38, 2699 H; İbnu Mâce, Mukkaddime 17, 225. H.

===>413- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Sizden kim evine döndüğü zaman üç adet gebe, iri, semiz deve bulmayı istemez?” diye sordu. “Hepimiz isteriz” diye cevap verdik. “Öyle ise, buyurdu, kim namazda üç âyet okusa bu ona, üç iri ve semiz deveden daha hayırlıdır”

Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin, 250 (802).

===>414- Ukbetu’bnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz Suffa’da iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (dışarı) çıkarak: “Hanginiz hergün hiç günah işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthân’a veya Akik’e gidip oradan (zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi ister?” diye sordu. Biz: “Ey Allah’ın Resûlü bunu hepimiz isteriz” dedik. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “-O halde birinizin mescide gidip orada Allah’ın kitabından iki âyeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için üç deveden, dört âyet onun için dört deveden ve okunacak âyetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır” buyurdular.”

Müslim, Salatû’l-Müsâfirin 251; Ebu Dâvud, Salat 349, 1456 H.

===>415- İbnu Mes’ûd (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’i dinledim, şöyle diyordu: “Kur’ân-ı Kerîm’den tek harf okuyana bile bir sevab vardır. Her hasene on misliyle (kayde geçer). Elif-Lâm-Mim bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 16, 2912. H.

===>416- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerim’i (güzel bir sesle açıktan okuyan bir peygambere kulak ver(ip sevabı bol kıl)diği kadar hiçbir şeye kulak ver(ip mükâfaat ihsan et)memiştir.”

Buhârî, Tevhid 32, 52, Fedailu’l-Kur’ân 19; Müslim, Müsâfirin 232, 233, 234, Ebu Dâvud, Vitr 20; Tirmizi, Sevâbu’l Kur’ân 17; Nesâî, İftitâh 83; İbnu Mâce, İkâmet 176, (1340).

===>417- Buhârî’nin bir rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmaktadır: “Kur’ân’ı tegannî etmeyen bizden değildir.” (Sahabeden biri, bununla) açıktan okumayı kastediyor demiştir.”

Buhârî, Tevhid, 32, 44.

Tegannî: “kıraatın hüzünlü ve dokunaklı kılınmasıdır.”

===>418- Ebû Umâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işittim: “Allah, geceleyin Kur’ân okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak verip dinlemez. Allah’ın rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı andaki kadar hiçbir zaman Allah’a yaklaşmış olmaz.”

Ebu’n Nadr der ki: “Ondan” tâbiriyle “Kur’ân’dan” denmek istenmiştir.” Tirmizî, Sevâbu’l- Kur’ân, 17, 2913 (13).

===>419- Ukbe İbnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı dinledim şöyle diyordu: “Kur’ân’ı cehren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur’ân’ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2920; Ebu Dâvud, Salât 315, 1333; Nesâî, Zekât 68.

===>420- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, Allah’a hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Yolculuğu bitirince tekrar yola başlıyan” cevabını verdi. “Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?” diye ikinci sefer sorunca: “Kur’ân’ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar” cevabını verdi.”

Tirmizî, Kırâat 4, 2949. H.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 421-430 )???

===>421- Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Aziz ve celîl olan Allah diyor ki: “Kim, Kur’ân-ı Kerîm’i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona, isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 25, 2927.H.

===>422- Sehl İbnu Muâz el-Cuhenî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir tâç giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’ân’la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?”

Ebu Dâvud, Salât, 349, 1453.H.

===>423- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 13, 2907 H.

===>424- Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân’ı okuyup ona sâhip çıkan kimseye (âhirette): “Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zirâ senin makamın, okuduğun en son âyetin seviyesindedir” denir.”

Ebu Dâvud, Vitr, 20, 1464; Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 18, 2915, H; İbnu Mâce, Edeb 52, 3780 H.

===>425- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: “Kur’ân’da mâhir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere denilen kerîm ve mutî meleklerle berâber olacaktır. Kur’ân’ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır.”

Buhârî, Tevhid 52; Müslim, Müsafirin 244; Ebu Dâvud, Vitr 14, (1454); Tirmizî, Sevâbu’l- Kurân 13 (2906); İbnu Mâce, Edeb 52, (2779).

===>426- Üseyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh)’ın anlattığına göre: “Geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur’ân’dan Bakara suresini okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine: “O gördüklerin neydi bilir misin?” diye sordu. “Hayır!” cevabı üzerine açıkladı: “Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti, çünkü halktan gizlenmiyeceklerdi.”

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796).

===>427- el-Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir zat Kehf suresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelip vak’ayı anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu açıklamada bulundu: “Bu sekinet idi, Kur’ân için inmişti.”

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 11; Müslim, Müsafirin 240, 241, (795); Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 6, 2887.H.

===>428- Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân okuyan mü’minin misâli portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur. Kur’ân okumayan mü’minin misâli hurma gibidir. Tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur’ân-ı okuyan fâcir misâli reyhan otu gibidir. Kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur’ân okumayan fâcirin misali Ebu Cehil karpuzu gibidir, tadı acıdır, kokusu da yoktur.”

Buhârî, Et’ime 30, Fedailu’l-Kur’ân 17, 36, Tevhid 57; Müslim, Müsafirin 243; Ebu Dâvud, Edeb 19, 4329; Tirmizî, Edeb 79; Nesâî, İman 32; İbnu Mâce, Mukaddime 16, 214 H.

===>429- Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.”

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 21; Tirmizî, Fedailu’l-Kur’ân 15, 2909; Ebu Dâvud, Salat 349, 1452 H.; İbnu Mâce, Mukaddime 16, 211.H.

===>430- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hâfızasında Kur’ân’dan hiç bir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 18, 2914. H. Tirmizi bu hadisin sâhih olduğunu söylemiştir.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 431-440 )???

===>431- Sa’d İbnu Ubâde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyâmet günü cüzzamlı olarak Allah’a kavuşur.”

Ebu Dâvud, Vitr 21, 1474. H.

===>432- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ümmetime verilen ücretler bana arzedildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescidden kaldırıp attığı bir çöp için verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arzedildi. Bunlar arasında, bir kimsenin lütf-i İlâhî olarak öğrenip de sonradan unuttuğu bir sûre veya âyet sebebiyle kazandığından daha büyüğünü görmedim.”

Ebu Dâvud, Salât 16, 461. H; Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 19, 2917.H.

===>433- İmrân İbnu Husayn (radıyallahu anhümâ)’ın anlattığına göre, İmrân, Kur’ân okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dünyalık taleb eden birisine rastlamıştı. “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’un, deyip arkasından şu açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işittim: “Kim Kur’ân okursa (isteyeceğini) Allah’tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur’ân okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler.”

Tirmizî, Sevabu’l-Kur’ân 20, 2918.

===>434- Süheyb (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân’ın haram kıldığı şeyleri helâl addeden kimse Kur’ân’a inanmamıştır.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2919. H.

===>435- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) düşman arazisine Kur’ân-ı Kerîm’le birlikte askeri seferi yasakladı.”

Buhârî, Cihâd 129; Müslim, İmâmet 92, 93, 94, (1869); Ebu Dâvud, Cihâd 88, (2610); İbnu Mâce, Cihâd 45, (2879); Muvatta, Cihad 7, (2, 446).
FATİHA SURESİ

===>436- Ebu Saîd İbnu’l-Muallâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben Mescid-i Nebevî’de namaz kılıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni çağırdı. Fakat (namazda olduğum için) icabet edemedim. Sonra yanına gelerek: Ey Allah’ın Resûlü namaz kılıyordum (bu sebeple cevap veremedim diye özür beyan ettim). Bana: “Allahu Teâla Kitab’ında “Ey iman edenler, Allah ve Resûlü sizi çağırdıkları zaman hemen icâbet edin” buyurmuyor mu?” (Enfal, 24) dedi ve arkasından ilave etti: “Sen mescidden çıkmazdan önce , sana Kur’ân-ı Kerîm’in (sevapca) en büyük sûresini öğreteyim mi?” dedi ve elimden tuttu. Mescidden çıkacağı sırada ben: “Sana en büyük sureyi öğreteceğim” dememiş miydiniz? dedim. Bana: “O sure Elhamdü lillâhi Rabbi’l âlemin dir ki(namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi âyet (es-Seb’u’l-Mesânî) ve bana verilen yüce Kur’ân’dır” buyurdu.

Buhârî, Tefsir 1; Nesâî, İftitah 26; Ebû Dâvud, Vitr 15.

===>437- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Ubey İbnu Ka’b (radıyallahu anh)’a uğradı. O namaz kılıyordu… devamını yukarıdaki gibi aynen kaydetti. Ancak şu ziyade var: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki, Allah, Fâtiha’ının bir mislini ne Tevrat’ta, ne İncil’de ne Zebur’da, ne de Furkân’da indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi âyet ve bana ihsân edilen yüce Kur’ân’dır.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 1, (2878).

Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesâî’nin yine Ebu Hüreyre’den yaptığı bir rivayette: “O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir” ziyadesi vardır.

===>438- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Cibril (aleyhisselam), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in yanında otururken yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril (aleyhisselâm) dedi ki: “İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.” Derken oradan bir melek indi. Cibril (aleyhissalâm) tekrar konuştu: “İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç inmemişti.” Melek selam verdi ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e : “Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onların biri Fatihâ Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi’nin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap verilecektir. dedi.

Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İiftihah 25.

===>439- Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “(Fatiha’da geçen) el-mağdûb aleyhim (Allah’ın gazabına uğrayanlar) Yahudilerdir, ed-dâllîn (sapıtanlar) da Hıristiyanlar’dır”.

Tirmizi, Tefsir 2, (2957).
BAKARA SURESİ

===>440- Ebu Ümâme (radıyallahu anh) buyurdu ki: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’i işittim, diyordu ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun. Zira Kur’ân, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyn’i yani Bakara ve Âl-i İmrân surelerini okuyun! Çünkü onlar kıyamet günü, iki bulut veya iki gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdâfaa edeceklerdir. Bakara suresini okuyun! Zira onu okumak berekettir. Terki ise pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar.”

Müslim, Müsâfirin, 252, (804).

Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: Bir rekatta, secdeden önce, bir kul onu okur, sonra da Allah’tan birşey isterse Allah istediğini mutlaka verir.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 441-450 )???

===>441- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalabalık bir askerin katıldığı orduyu sefere çıkardı. Askerlere Kur’ân okumalarını tenbihledi. Ayrıca teker teker görerek herbirine Kur’ân’dan bildikleri yerleri okumalarını tenbihliyordu. Derken sıra yaşça en genç birisine gelmişti. Ona: “Kur’ân’dan sen ne biliyorsun ey falanca? diye sordu. Genç: “Ben , dedi, falan falan sureleri ve bir de Bakara suresini biliyorum.” Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm): “Yani sen Bakara’yı biliyor musun?” diye sordu. “Evet!” cevabı üzerine: “Haydi yürü, seni askerlere komutan tayin ettim” dedi. Askerlerin ileri gelenlerinden biri atılıp: “Yemin olsun, Bakara’yı ezberlememe mâni olan şey, hükümleriyle amel edememek korkusundan başka birşey değildir? dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu tenbihte bulundu: “Kur’ân’ı öğrenin ve onu okuyun. Kur’ân-ı Kerîm’in onu öğrenip okuyan ve onunla amel eden kimse için durumunu, içi ağzına kadar misk dolu bir kutuya benzetebiliriz. Bu her tarafa koku neşreder. Kur’ân’ı öğrendiği halde, ezberinde olmasına rağmen okumayıp yatan kimse de ağzı sıkıca bağlanmış, hiç koku neşretmeyen misk kabı gibidir.”

Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 2, 2879.H.

===>442- Nevvâs İbnu Sem’an anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim: “Kıyâmet günü Kur’ân-ı Kerîm ve ona dünyada iken sahip çıkıp onunla amel edenler getirilirler. Bu gelişte, Bakara ve Âl-i İmrân sureleri Kur’ân-ı Kerîm’in önünde yer alırlar.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu iki sure için üç teşbihte bulundu ki, bir daha onları unutmadım. Şöyle demişti: “Onlar sanki iki bulut veya aralarında nur ve aydınlık olan iki siyah gölgelik veya sahiplerini müdafaa vaziyeti almış saflar halinde iki kuş sürüsü gibidirler.”

Müslim, Müsafirin 253, (305); Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 5, (2886).

===>443- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar.”

Müslim, Müsâfirin, 212, (780); Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 2, (2780).

===>444- Müslim’in bir rivayetinde yukarıdaki hadise şu ziyade yapılmıştır: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Sizden biri mescidde namazı bitirdi mi, namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Cenab-ı Hakk, namazlarından evine de hayır yaratacaktır”

Müslim, Misâfirin 210, (778).

===>445- İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: “Bakara Suresi’nin sonundaki iki âyeti geceleyin kim okursa o iki âyet ona kâfi gelir.”

Buhârî, Megâzi 12, Fedâilu’l-Kur’ân 10, 17, 37; Müslim, Müsâfirin 255, 256, (807-808); Ebu Dâvud, Salât 326, (1397); İbnu Mâce 183, (1369); Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 4, (2884).

===>446- Nu’mân İbnu Beşîr (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah, arz ve semâvatı yaratmazdan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirip onlarla Bakara suresini sona erdirdi. Bu iki âyet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan ona yaklaşamaz.”

Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 4, 2885.

===>447- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Benî İsrail’e: “Kapıdan secde ederek girin ve (dileğimiz günahlarımızın) dökülmesidir deyin, ta ki hatalarınız bağışlansın” (Bakara 58) denildi. Ama onlar (emri değiştirdiler de kapıdan kıçları üzerine sürünerek girdiler ve “kılın içinde bir tâne” dediler.”

Müslim, Tefsir 1, (3015); Buhârî, Enbiya 28, Tefsir, Sure 2, 5, 4, 7; Tirmizi, Tefsir Bakara (2959).

===>448- Âmir İbnu Rebi’a (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz karanlık bir gecede Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte bir seferde idik. Kıble istikametini bilemedik. Herkes kendi istikametine yönelerek namazını kıldı. Sabah olunca durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a açtık. Bunun üzerine şu âyet indi. “…Nereye yönelirseniz Allah’ın yönü orasıdır (Bakara, 115).”

Tirmizi, Tefsir, Bakara (2960), Salat 354, (345).

===>449- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Ömer İbnu’l-Hattâb (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e hitab ederek: “Ey Allah’ın Resûlü (tavaftan sonra kılınan iki rek’atı) Makam’ın gerisinde kılsak (daha iyi olmaz mı?)” diye bir temennide bulunmuştu, hemen şu âyet nâzil oldu: “İbrahim’in makamını namazgâh yapın…” (Bakara, 125).

Buhârî, Tefsir, Bakara 9. Ahzab 8; Müslim, Fezâilu’s Sahabe 2, (2339); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2963).

===>450- el-Berâ İbnu’l-Âzib (radıyallahu anh) buyurdular ki: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’ye gelince, önce Ensar’dan olan ecdâdının -veya dayılarının- yanına indi: O zaman namazlarını onaltı veya onyedi ay boyunca Beytu’l-Makdîs’e doğru kıldı. Ancak kıblenin Kâbe’ye doğru olmasını arzuluyordu. (Kâbe’ye doğru) kıldığı ilk namaz da ikindi namazı idi. Bu namazı Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’la birlikte ashabtan bir grup kimse kılmıştı. Bu namazı kılanlardan biri, oradan ayrılınca bir mescide rastladı. Cemaati namaz kılıyordu ve tam rükû halinde idiler. Adam onlara: “Şehâdet ederim ki Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’le Kâbe’ye doğru namaz kıldık” dedi. Cemaat oldukları yerde Kâbe’ye yöneldiler. Müslümanların Beytu’l-Makdis’e doğru namaz kılmaları Yahudiler’i memnun ediyordu. Yüzler Kâbe’ye doğru yönelince Yahudiler bundan hiç memnun kalmadılar. Arkadan hemen şu mealdeki ayet nâzil oldu: “Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz…” (Bakara, 144). Beyinsiz Yahudiler dedikoduya başladılar: “Uyageldikleri kıbleyi niye değiştirdiler? De ki: “Doğu da batı da Allah’ındır. Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder” (Bakara, 144).

Buhârî, İman 30, Tefsir, Bakara 12, 18, Salat 31; Müslim, Mesâcid 11, (525); Tirmizi, Bakara (2966), Salat 252, 339; Nesai, Kıble 1 (2, 60) Salat 22, (1, 242).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 451-460 )???

===>451- Müslim ve Ebu Dâvud’un Enes’ (radıyallahu anh)’ten rivayet ettikleri bir diğer hadis şöyledir: “Onlar Beytu’l-Makdis’e doğru yönelmiş halde, sabah namazının rükûunda iken, Benî Seleme’den bir adam kendilerine uğradı ve: “Kıble istikameti Kâbe’ye çevrildi” dedi. Bu sözünü iki kere tekrar ettil. Cemaat rükûda iken Kâbe’ye yöneldiler.”

Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebu Davud, Salat 206, (1045).

===>452- İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Âyet-i kerimenin emriyle Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kıbleyi Kâbe’ye yöneltince Müslümanlar sordular: “Ey Allah’ın Resûlü, Beytü’l-Makdis’e yönelerek namaz kılmış ve şimdi ölmüş olan kardeşlerimizin namazları ne olacak?” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şu ayeti indirdi: “Senin yöneldiğin istikameti, peygambere uyanları, cayanlardan ayırd etmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah’ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah imanlarınızı (ibâdetlerinizi) boşa çıkaracak değildir” (Bakara, 143).

Ebu Davud, Salat 16 (4680); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2968).

===>453- Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “(Kıyâmet günü) Hz. Nuh (aleyhisselam) ve ümmeti gelir. Cenab-ı Hakk ona:

-“Tebliğ ettin, dinimi duyurdun mu? diye sorar. Nuh (aleyhisselam):

-“Evet, ey Rabbim” diye cevap verir. Rabb Teâla bu sefer ümmetine sorar:

-“Nuh (aleyhissalâtu vesselâm) size tebliğ etmiş miydi?”

-“Hayır!” bize peygamber gelmedi” derler. Rabb Teâla Hz. Nuh (aleyhissalâtu vesselâm)’a yönelerek:

-“Söylediğin şey hususunda sana kim şahidlik edecek?” diye sorar. Nuh (aleyhisselâm):

-” Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm) ve ümmeti!” der ve Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’in ümmeti:

-“Nuh tebligatta bulundu” diye şehâdette bulunur. Bu duruma şu âyet işâret eder: “Biz böylece sizleri vasat bir ümmet kıldık, tâ ki insanlara karşı şâhidler olasınız” (Bakara, 143).

Buhâri, Tefsir, Bakara 13, Enbiya 3, İ’tisâm 19; Tirmizi, Tefsir Bakara (2965). İbnu Mâce, Zühd 34, (4284).

===>454- Tirmizi’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “(…Nuh kavmi): “Bize ne bir korkutucu, ne de başka biri, hiç kimse gelmedi” derler.”

Tefsir 2965.

===>455- Urve İbnu’z-Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye şu (mealdeki) ayet hakkında sordum: “Şüphesiz ki Safâ ile Merve Allah’ın şeâirlerindendir. Kim Kâbe’yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur.” (Bakara, 158). Dedim ki: “Kasem olsun (ayetten) Safâ ve Merve’yi tavaf etmeyenlere de bir günâh yoktur (manası çıkmaktadır).” Bana dedi ki: Ey kızkardeşimoğlu söylediğin ne kadar çirkin! Âyetin, senin te’vil ettiğin mânâda olması için, “onları tavaf etmeyene herhangi bir günah terettüp etmez” şeklinde olmalıydı. Halbuki âyet Ensar hakkında inmiştir. Bunlar Müslüman olmazdan önce, Müşellel’deki azgın Menât’a tapınıyorlar, ona telbiye getiriyorlardı. Menât’a telbiye getirenler, Safâ ile Merve arasında tavaf etmekten çekiniyorlardı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: “Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir…” âyetini indirdi.

Aişe (radıyallahu anhâ) şunu da söyledi: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Safa ile Merve arasında tavafta bulunmayı sünnet kıldı. Bunu terketmek kimseye câiz olmaz.”

Zühri der ki: Ebu Bekr İbnu Abdi’r-Rahmân’a bu hadisi haber verdim. Bana şunu söyledi: “Ben bu bilgiyi (hadisi) duymamıştım. Ben âlimlerden bazılarını dinledim şöyle diyorlardı: “Hz. Aişe’nin Menat için telbiye getirenlerden haber verdikleri dışında kalan halkın tamamı Safa ve Merve’yi tavaf ediyorlardı. Ne zaman ki Cenab-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’de tavafından bahsedip Safa ve Merve’den söz etmeyince: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz Safa ve Merve’yi tavaf ediyorduk. Halbuki Cenâb-ı Hakk Kâbe’nin tavafını emrediyor, Safa ve Merve’den bahsetmiyor, Safa ve Merve’yi tavaf etmemizde bize bir mahzur var mı?” dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk: “Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir. Öyle ise kim Beytullah’a hac yapar veya umre ziyâretinde bulunursa Safâ ve Merve’yi de tavaf etmesinde bir günah yoktur” âyetini indirdi.

Ebu Bekr İbnu Abdirrahmân der ki: “Ben bu âyetin, (yukarda zikredilen) her iki grub hakkında da inmiş olduğunu görüyorum. Yani, hem câhiliye devrinde Safa ve Merve’yi tavaftan çekinenler hakkında inmiştir, hem de öncekileri tavaf ettikleri halde, İslâm’dan sonra

-Allah’ın Kâbe’yi tavaf etmeyi emretmiş olmasına rağmen Safa ve Merve’yi zikretmemiş olması sebebiyle- bunları tavaftan çekinenler hakkında inmiştir. Safa ve Merve’nin de (Kur’ân’da) zikri Kâbe’yi tavaf emrinden sonra gelmiştir.

Buhârî, Hacc 79, Umre 10, Tefsir, Bakara 21; Müslim, Hac 260-263 (1277); Ebu Davud, Menâsik 56, (3901); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2969); Nesâî, Menâsik 168, (5, 238-239); Muvatta, Hacc 129, (1, 373).

===>456- Buhârî ve Müslim’den gelen bir rivayette şöyle denir: “Ancak, Müslüman olmazdan önce Ensar ve bunlarla birlikte Gassân, Menat için telbiyede bulunurlar, Safa ile Merve arasında tavaftan çekinirlerdi. Bu davranış onlara ecdad yâdigarı bir âdet idi. Menat için ihrama giren Safa ile Merve arasında tafaf yapmazdı. Müslüman olunca bu hususta Hz.

Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e sordular. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk “Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir…” âyetini indirdi.

===>457- Mücâhid, İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma)’tan rivayet ettiğine göre şunu anlatmıştır: “Beni İsrail’de kısas vardı, fakat diyet yoktu. Cenâb-ı Hakk Muhammed ümmetine şöyle buyurdu: “Öldürülenler hususunda size kısas farz kılınmıştır. Hür hür ile, köle köle ile, kadın kadın ile kısas edilir. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından affedilmişse, kendisine örfe uymak ve affedene güzellikle (diyet) ödemek gerekir” (bakara, 178). Buradaki “afv”dan maksad, âmden öldürmelerde kişinin diyet almayı kabul etmesidir. “Örfe uymak ve affedene güzellikle ödemek” e gelince, bundan maksad (mağdur tarafın) örfe uygun miktarda bir diyet istemesi, öbürünün de bunu güzellikle ödemesidir. Âyetin devamındaki: “Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve birrahmettir” ibâresi de, “sizden öncekilere farz kılınanlarda olmayan bir hafifletme” demektir, (çünkü onlara diyet imkânı tanınmamıştı). Âyetin son kısmı olan “Bundan sonra tecavüzde bulunana elim azab vardır” ibaresinden diyet almayı kabul etmesine rağmen (kan dâvası güderek) kâtili öldüren kimse kastedilmektedir.”

Buhâri, Tefsir, Bakara 2, 23; Diyât 8; Nesâî, Kasâme 27, (8, 36, 37).

===>458- Atâ’nın anlattığına göre, İbnu Abbâs (radıyallahu anh) şu ayeti okurken dinlemiştir: “Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir” (Bakara, 184). İbnu Abbâs (radıyallahu anh) ayeti okuduktan sonra ilave etti: “Bu ayet, oruç tutmaya tahammül edemeyen yaşlı erkek ve yaşlı kadın hakkında mensûh değildir. Onlar da her bir günün orucu yerine bir fakir doyururlar.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 25; Nesâî, Siyâm 63 (4, 190-191); Ebu Davud, Savm 3, (2318), Sıyam 2, (2316).

===>459- Ebu Dâvud merhumun bir rivayetinde şu ziyade var: “İbnu Abbas dedi ki: “Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir” (Bakara 184) ayeti şu demektir: “Onlardan kim orucuna mukabil bir fakiri doyuracak kadar fidye vermek isterse fidye verir ve böylece orucunu tutmuş sayılır.” Cenab-ı Hakk buyurmuştur: “Kim (vacib miktardan) daha fazla fidye verirse bu kendisi için daha hayırlı olur. Orucu (yiyip de fidye vermek yerine) bizzat tutmanız daha hayırlıdır” (Bakara 184). Sonra Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: “Sizden kim Ramazan ayına ulaşırsa orucu tutsun. Kim de hasta olur veya yolcu bulunursa yediği miktarda başka günlerde oruç tutar.”

Ebu Davud, Savm 2(2316).

===>460- Yine Ebu Dâvud’un bir başka rivayetinde şöyle denmektedir: “(Ramazan’da orucu yiyip, fidye ödemeye ruhsat veren âyet) hâmile ve emzikli kadınlar için sabittir, mensuh değildir.”

Nesâî’de rivayet şöyledir: “Orucu tutmaya dayanamayanlar orucu kendilerine (tahammül edilmez) bir meşakkat addedenler için bir yoksula yetecek kadar fidye gerekir. Ayetin “Kim de hayır düşünerek (bir fakire yetecek miktardan fazlasını) verirse” hükmü mensuh değildir, bu onun için daha hayırlıdır. (Fidye vermektense) oruç tutmanız daha hayırlıdır. Ayetteki ruhsat, oruca takat getiremeyen veya şifâsız hastalığa yakalananlar içindir.”

Nesâî, Sıyam 63, (4, 190-191).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 461-470 )???

===>461- Selemetu’bnu’l-Ekva (radıyallahu anh) anlatıyor: “Oruca takat getiremeyenler, bir fakire yetecek kadar fidye vermesi gerekir” ayeti indiği zaman orucu yiyip fidye verenler vardı. Bu hâl müteakip ayetin inmesine kadar devam etti. Bu ayet öncekini neshetti. Yani asıl hüküm şudur: “Kim Ramazan ayında hazır bulunursa orucunu tutsun.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2,26; Müslim, Sıyam 149 (1145); Ebu Davud, Savm 2 (2315); Tirmizi, Savm 75, (798); Nesâî, Sıyam 63, (4, 190).

===>462- İbnu Ömer (radıyallahu anhüma)’den, rivayete göre oruca gücü yetmeyenin fidye vermesi gereğini beyan eden ayeti “fidyetün taâmu mesâkine” şeklinde (yani fakirlerin yiyeceği kadar fidye) okudu ve bu âyetin mensûh olduğunu söyledi.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2, 26.

===>463- Nu’mân İbnu Beşir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Dua, ibadettir”, sonra şu ayeti okudu: “Rabbiniz: Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana ibâdet etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler varya, alçalmış ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir” buyurmuşlardır” (Mü’min, 69).

Ebu Davud, Salat 358, (1479); Tirmizi, Tefsir 2, (2973, 3244), Daavât 2, (3369); İbnu Mâce, Duâ 1, (3828).

===>464- Rezin şu ilâve rivayeti kaydetti: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashâbı (radıyallahu anhüm ecmain) sordular: Rabbimiz yakın mıdır, biz ona hafif sesle hitab edelim, uzaksa yüksek sesle taleblerimizi söyleyelim?” Bunun üzerine şu âyet indi: “Kullarım sana benden sorarlarsa, (söyle ki) ben yakınım. Dua edenin duasına, bana dua ettiği takdirde icâbet ederim” (Bakara, 186).

(Cami’u’l-Usûl’de bu rivayet öncekinin devamıdır).

===>465- Berâ İbnu Âzib (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ramazan orucu farz kılındığı vakit, Müslümanlar ay boyu kadınlara temas etmezlerdi. Bazı kimseler bu meselede nefislerine itimad edemiyorlardı. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu: “…Allah nefsinize güvenmiyeceğinizi biliyordu. Bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti.” (Bakara, 187).

Buhari, Tefsir, Bakara 2, 27.

===>466- Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizi’nin bir rivayetinde de şöyle gelmiştir: “Ashâb-ı Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’in (başlangıçta) durumu şöyleydi: Bir kimse oruçlu iken, iftar vakti gelince, iftarını açmadan uyuyacak olsa, artık o gece yemediği gibi ertesi günü de yiyemez, o günün akşamına kadar beklerdi. Kays İbnu Sırma el-Ensâri (radıyallahu anh) oruçlu olduğu bir günde iftar vakti girince hanımına gelerek yiyecek birşey olup olmadığını sordu. Kadın: “Hayır, yok!” ancak bekle, sana yiyecek arıyayım” dedi. Kays, gün boyu çalışan birisiydi, beklerken uyuyakaldı. Hanımı gelince baktı ki uyuyor: “Eyvah mahrum kaldın, yiyemiyeceksin” diye eseflendi. Ertesi gün, öğleye doğru Kays (radıyallahu anh) açlıktan baygın düştü. Durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlattılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı…” (Bakara, 187). Buna Müslümanlar fevkâlede sevindiler. Arkadan, “Tanyerinde beyaz iplik, siyah iplikten sizce ayırd edilinceye kadar yiyin, için.” Ravi der ki: “Bu ayet, Kays İbnu Amr hakkında nazil olmuştur.”

Buhari, Savm 15; Tirmizi, Tefsir 2, (2972); Ebu Davud, Savm 1, (2314); Nesâî, Sıyam 29, (4, 147-148).

===>467- Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyore: “Beyaz iplik siyah iplikten, sizce ayrılıncaya kadar yiyin için” ayeti indiği zaman “tan yerinde” kelimeleri henüz nazil olmamıştı. Bir kısım insanlar oruç tutacakları zaman ayaklarına siyah ve beyaz (iplik) bağlar, bunlar görülünceye kadar yiyip içmeye devam ederlerdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk: “Tan yerinde” kelimelerini inzal buyurdu. O zaman herkes anladı ki burada beyaz ve siyah ipliklerden maksad gündüz ve gece imiş.”

Buhârî, Savm 16, Tefsir, Bakara 2, 28; Müslim, Sıyam 35, (1091).

===>468- Beş kitapta da gelen bir başka rivayet şöyle: “Adiy İbnu Hatim (radıyallahu anh) biri siyah, biri beyaz iki köstek bağı aldı. Bir gece bunlara baktı fakat biri diğerinden ayrılmıyordu. Sabah olunca durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a şöyle bildirdi: “Yastığımın altına biri siyah biri beyaz iki iplik koydum.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona takıldı: “Beyaz iplikle siyah iplik senin yastığının altında iseler yastığın çok geniş olmalı.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 28, Savm 16; Müslim, Sıyam 33, (1090); Ebu Davud, Savm 17, (2349); Tirmizi, Tefsir, 2 (2974-2975); Nesâî, Sıyam 29, (4, 148).

===>469- Adiy’in bir başka rivayeti şöyledir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a: “Ey Allah’ın Resûlü! Ayette geçen “beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılması”nedir, bunlar iki iplik değil mi?” diye sordum da bana: “İki ipliğe baktı isen sen gerçekten kalın enselisin” dedi ve şu açıklamayı yaptı: “Hayır iki iplik değil, onun biri gecenin karanlığı, diğeri de gündüzün beyazlığıdır.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 28.

===>470- Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ensar hac yapıp da döndükleri zaman evlerine kapılarından girmezlerdi. Onlardan biri hac dönüşü kapıdan evine girdi. Fakat hemşehrileri onu bu davranışı sebebiyle kınadılar. Bunun üzerine şu âyet nazil oldu: “İyilik, evlere arkasından girmeniz değildir. Kötülükten sakınan kimse (nin ameli) iyidir. Evlere kapılarından girin” (Bakara, 189).

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 29, Umre 18; Müslim, Tefsir, Nisâ, (3026).


Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Haramla ilgili hadisler
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:26 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Haramla ilgili hadisler

1- “Şüphe yok ki ALLAH, Ademoğluna zinadan payını yazdı (yani onun kendi iradesini kullanarak işleyeceği zina türünü levh-i mahfuz’da belirtti, diğer bir yoruma göre şehvet sevgisini onun fıtratına yerleştirdi). Artık Ademoğlu yazılan payına kesinlikle ulaşır. Gözlerin zinası (şehvetle) bakmak, dilin zinası (haramı) konuşmaktır. Nefis de (zinayı) temenni edip şehvetlenir ve nihayet ilgili organ bunların ortak isteklerini yerine getirmek suretiyle onları tasdik eder ve arzularını gerçekleştirmekten imtina etmekle onları tekzib eder.”10 buyurur.

2- Ashabdan Cerir bin Abdullah el-Becelî (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Ben Rasûlüllah (s.a.v)’e (harama) ani bakışın hükmünü sordum. O, bana, gözümü başka yöne çevirmemi emretti”.11

3- “Ey Ali! Harama (tesadüfen) bakışın ardından (kasıtlı) olarak tekrar bakma; çünkü, şüphesiz (tesadüfen olan) birincisi sana (muaf)tır ve (kasıtlı olan) sonuncusu sana muaf değildir”.12

4- Hz. Âişe (r.a) “ALLAH ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye! ALLAH “Mü’min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” ayetini indirince onlar eteklerinden (bir rivayette en kalın olanı) kesip onunla başlarını örttüler.” der.13

5- Hz. Âişe (r.a) bir gün ensar kadınlarından sitayişle bahsederken buna benzer bir ifade ile başörtüsü emrine nasıl uyduklarını anlatır.14

6- Hz. Âişe (r.a) şöyle demiştir: “Ebû Bekr (r.a)’ın kızı Esmâ (ki Âişe validemizin ablasıdır) ince bir elbise ile örtülü olarak Rasûlüllah (s.a.v’in) huzuruna girdi. Rasûlüllah (s.a.v) ondan yüzünü çevirdi ve kendi mübarek yüzünü ve ellerini işaret ederek; “Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca vücudunun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görülmesi (gösterilmesi) caiz değildir.” buyurdu.15

7- Yine Hz. Âişe (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasûlüllah (s.a.v) bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek “ALLAH’a ve ahiret gününe inanan bir kadın ergenlik çağına varınca yüzü ve şuraya kadar elleri dışında herhangi bir yerini açması helâl değildir!” buyurdu.16

8- Ebû Hureyre (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasûlüllah (s.a.v) “Ateş ehlinden olup, görmediğim iki sınıf insan var: (Birisi) yanlarında bulunan sığır kuyruklarına benzer kamçılarla insanları döğen (işkence yapan) bir kavimdir. (Diğeri) giyinik, çıplak birtakım kadınlardır...”17 buyurdu

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Ümmetim Bu 15 Şeyi Yaptığı Zaman ....
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:25 PM - Forum: Günün Hadisi - Yorum Yok

Ümmetim Bu 15 Şeyi Yaptığı Zaman ....

Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah Efendimiz (SAV) bir gün:

“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!” buyurdu. Yanındakiler:

“Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu:

“1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse,
2- Emanet ganimet ve fırsat bilinip hıyanet edildiği zaman,
3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
4- Kişinin karısının kötü emirlerine itaat ettiği zaman,

5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman,

6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman.

7- Arkadaşın kötü emirlerine itaat arttığı zaman,

8- Mescitlerde (rızay-ı İlâhî gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman.)

9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman;

10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman;

11- Şarap meşrû sayılarak içildiği zaman,

12- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği zaman;

13- Şarkıcı kadınlar arttığı zaman;

14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman,

15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.”

(Kütüb-ü Sitte, 14/340; Tirmizî, Fiten 31, (2307); )

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Peygamberimizin Fazileti hakkında Hadisler
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:24 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Peygamberimizin Fazileti hakkında Hadisler


Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık:
- Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı.
- Arzın tamamı bize mescid kılındı.
- Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı."
Müslim, Mesâcid 4, (522).


Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Her peygambere mutlaka insanların inanmakta olageldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. ama bana verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple Kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran etbâı en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum."
Buhari, Fezâilu'l-Kur'ân 1, İ'tisam 1; Müslim, İman 239, (152).

Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ademoğlu nesillerinin en temizinden süzüle süzüle gelerek içinde bulunduğum nesilde ortaya çıktım."
Buhari, Menakıb 23.

Yine Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik kerpiç konulmayacak mı?" der. İşte ben bu kerpiçim, ben peygamberlerin sonuncusuyum."
Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 21, (2286).

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Bayram Hakkındaki Hadisler
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:24 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Bayram Hakkındaki Hadisler

* Abdullah İbnu Amr İbnu'l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır" buyurmuştu. Bir adam kendisine: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben iâreten verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır, dedi, ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek traşını olursun. Bu da sana Allah indinde bir kurban yerine geçer."

* Nübeyşe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla yemenizi, birçoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teâla bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve ücret isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir."

* İbnu Abbâs (radıyaIlahu anhüma) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bayram günü - çıkıp iki rek'at namaz kıldırdı. Ne bunlardan önce ne de bunlardan sonra başka namaz kıldırdı.''

* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Şu gününüzde iki bayram bir araya geldi. Dileyene (bayram ) cum'a için de yeterlidir. Biz her ikisini birleştiriyoruz."

* Ebu Ubeyd Sa'id İbnu Ubeyd'in anlattığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) ile bir bayramda beraber olmuştur. Hz. Ömer önce namaz kıldırmış, sonra hutbe okuyup halka şöyle hitab etmiştir: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sizleri bu iki bayram gününde oruç tutmaktan men etti. Bu iki bayramdan biri oruç tuttuğunuz aydaki ramazan bayramınızdır. Diğeri de kurbanlarınızdan yediğiniz günün bayramıdır!''

* Ubeydullah İbnu's-Sebbak rahimehullah'tan gelen bir rivayette, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cumalardan birinde şöyle buyurmuştur: "Ey müslümanlar! Bu öyle bir gündür ki, Allah Teâla Hazretleri onu (sizlere) bayram kılmıştır, öyleyse yıkanın. Kimin yanında bir tiyb (sürünme maddesi) varsa ondan sürünmesinde bir zarar yoktur. Size misvakı da tavsiye ediyorum."

* Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, benim yanımda iki cariye, Buas (savaşı ile ilgili hamâsi) türküler söylerken çıkageldi. Gidip yatağın üzerine (yan üstü uzandı ve yüzünü de (aksi istikamete) çevirdi. Derken (babam) Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh girdi. Derhal beni azarladı ve: "Resûlullah'ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ona yönelip. "Bırak onları (söylesinler!)" buyurdu. (Onlar sohbete dalıp, bizden) dikkatlerini çekince, ben cariyelere göz işareti yaptım, kalkıp gittiler." Hz. Aişe devamla der ki: "Bir bayram günüydü. Siyahiler, mescidde kılınç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan taleb etmiştim (bilemiyorum), yoksa o (kendiliğinden) mi "Seyretmek ester misin?" buyurdular. Ben: "Tabii!" dedim. Kalktı, beni geri tarafına aldı, yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk. "Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)!" diyordu. Ben usanınca(ya kadar böyle devam ettik. Usandığımı farkedince): "Yeter mi?" buyurdular. Ben: "Evet!" dedim. "Öyleyse git!" dediler."

* Hakîm İbnu Ebî Hürre el-Eslemi'nin anlattığına göre, "İbnu Ömer radıyallahu anhümâ'nın -önceden belirttiği bir günde oruç tutmaya nezreden bir kimsenin, nezrettiği o günü, Kurban veya Ramazan bayramlarına rastladığı taktirde, nezrini yerine getirip getirmeyeceği hususunda- şöyle dediğini işitmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'da sizin için güzel örnek vardır. O, ne Kurban ne de Ramazan bayramlarında oruç tutmamıştır. Üstelik o günlerde oruç tutmayı uygun da görmemiştir:" Soru sahibi sorusunu tekrar edince İbnu Ömer: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm nezre uymayı emretmiştir, iki bayram gününde oruç tutmayı da nehyetmiştir" demiştir. Soru sahibi sorusunu yine tekrar edince eski cevabına ilavede bulunmamıştır."

* Sa'd el-Karaz radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam bayram namazlarına giderken Sa'id İbnu Ebi'l-As'ın mahallesinden geçer, sonra çadırların bulunduğu yerden geçer, namaz dönüşünü başka bir yoldan yapar, Beni Zürayh'ten Ammar İbnu Yasir'in evine, oradan Ebu Hureyre'nin mahallesine, oradan Balat'a geçerek (evine gelirdi)."

* İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam ashabına fıtır sadakasından yedirmedikçe Ramazan bayramı günü bayram namazına çıkmazdı

Bu konuyu yazdır

Allah-Y 40 ayette saklı olan mutluluğun sırrı
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:20 PM - Forum: Günün Ayeti - Yorum Yok

40 ayette saklı olan mutluluğun sırrı

İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran. Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Peygamberimizin Hadis-i Şerifleri Bölüm3
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:19 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Peygamberimizin Hadis-i Şerifleri Bölüm3

CUMA GÜNÜ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Melekler Cuma günü câmi kapılarında, yanlarında defter olduğu halde oturur ve gelenleri birinci, ikinci, üçüncü... diye yazarlar; hatip hutbeye çıkınca defteri kapatırlar. (C.1,S.100/9)

Dört kişinin defteri yeniden başlar: Hasta, iyileştiğinde; müşrik, Müslüman olduğunda; mağfiret ümit eden kimse, Cuma’dan döndüğünde; hacı, hacdan döndüğünde...(C.1,S.69/10)

Dört gün var ki, gecesi gündüzü gibi, gündüzü de gecesi gibidir. Allah o günlerde yemin verenin isteğini geri çevirmez, insanları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nâil olurlar. Bunlar: Kadir gecesi ve sabahı; Kurban arefesi ve sabahı; Berat gecesi ve sabahı; Cuma gecesi ve sabahıdır. (C.1,S.69/9)

Kıyâmet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır; sene, ay gibi; ay, hafta gibi olur. Cuma’dan Cuma’ya olan vakit de, hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısalır. (C.1,S.33/9)

Her Cuma gecesi Âdemoğullarının ameli Allah’a arz olunur. Bunlardan akrabası ile alâkayı kesenin ameli kabul olunmaz. (C.1,S.115/6)

Cuma günü duâların kabul olunduğu vakti, ikindi namazı ile, güneşin batması arasında arayın. O vakit, bu kadar (yani elini kapayıp açıncaya kadar)dır. (C.1,S.6/12)

Cuma günü olduğunda, sizden biri başını yıkar, gusül eder, mescide erkenden gider, minbere yakın oturup hutbeyi dinler ve sükût ederse, o kimsenin attığı her adım için kendisine bir senelik oruç ve bir senelik namaz sevabı verilir. (C.1,S.61/6)

Cuma günü gusül ediniz; kim böyle yaparsa, bir haftalık günahlarına kefaret olur. Üç gün de fazlası vardır. (C.1,S.75/5)

Kıyâmet günü her merhalede bana en yakın olanınız, dünyada bana en çok salât ü selâm getireninizdir. Kim Cuma günü ve gecesi bana salât ü selâm getirirse, Cenâb-ı Hak, onu, yetmişi âhiret, otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hâcetini giderir. Sonra Allah bir melek vazifelendirir; size nasıl hediyeler gelirse, o melek de kabrime gelir, bana salevat getirenin -adını, nesebini kabilesine kadar- haber verir; Ben de beyaz bir deftere yazarım. (C.1,S.116/9)

Kaynak : RAMUZ’UL EHADİS İSİMLİ HADİS KİTABI‘NDAN ALINMIŞTIR.

Unutulan Sünnetler

Müsafeha etmek(iki mümin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması
(dalgınlık hali başka)
Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması(oda,taksi,dükkanv.s. )

Namazları başı açık kılmamak

Abdestte ayakları üç defa yıkamak

Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi

İstişare etmek

Sakal ve bıyık bırakmak

Çevreyi temizlemek

Çıplak ayakla namaz kılmamak

Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

Suyu üç yudumda oturarak içmek

Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

Ölüye definden sonra telkin vermek

İslam nikahı kıymak

Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

Tırnağını Cuma günü kesmek

Yatarken sağ tarafına yatmak

Abdestli yatmak

Yemeğe tuz ile başlamak

Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

Öşür vermek(farz)

Yemeğe düşen sineğin üzerine bastırmak(bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

Hergün ölümü düşünmek

Gözlere sürme çekmek yatarken

Salavat okumak

Hergün tevbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusul abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek(En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak(Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek

Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak(Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek(Yemekte konuşulmaz lafını aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek(Şifadır)

Başka bir şehire gittiğinde lik önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Ceneza namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Ceneza namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabr üzerine su dökmek

Kabr balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek(Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksırınca,aksıran Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah( Bayanlar için Yerhamukilleh) denmesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek
Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

Üzümle ekmek yemek

"Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana 100 şehit sevabı vardır!"

Bir Hadis-i Şerif meali şöyledir: "Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana 100 şehit sevabı vardır!" Efendimiz (S.A.V.)'in unutulan sünnetlerinden bir kısmı:
-Hacamat yaptırmak (Kan aldırmak)
- Kuşluk, Evvabin, Teheccüd, Tehiyyet-ül-mescid, tesbih namazı kılmak,
-İstişare ve istihare yapmak,
- Aksırınca Elhamdülillah demek.
-Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur,
- Cuma günü gusletmek,
-Faydalı işe başlarken Besmele çekmek,
- Yatağa abdestli girmek,
-Ölüm veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve innâ ileyhi râci’ûn) demek.
-Müsafaha etmek
-Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması,
-Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması (oda, taksi, dükkan v.s. )
-Namazları başı açık kılmamak (Erkekler için takke, sarık vs takılmalı)
-Yolculukta arkadaşlarından birini başkan seçmek,
-İstişare etmek,
-Sakal ve bıyık bırakmak,
-Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması,
-Yatmadan önce saçlara zeytinyağı sürmek,
-Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek , Kadir suresini okumak
-Suyu üç yudumda ve oturarak içmek ,
-Zemzem suyunu kıbleye dönük ayakta içmek,
-Kabeye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek,
-Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak,
-Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak,
-Tırnağını Cuma günü kesmek,
-Yatarken sağ tarafına yatmak,
-Yemeğe tuz ile başlamak,
-Sofrada sirke bulundurmak, Evde de sürekli sirke bulundurmak. Çünkü bir hadis-i şerifte sirke giren eve fakirlik girmez diyor.
-Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek, (içine böcek vs girmişse çıkarılması için)
-Ezanın yüksekte okunması (mikrofon olmadığında),
-Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak,
-Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak (bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir olduğu için ),
-Her gün ölümü düşünmek,
-Gözlere yatarken sürme çekmek,(ismid taşından olan sürme olacak.),
-Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz, İsmi duyunca vacip, her seferinde ismi duyulunca müstahap),
-Kabirleri ziyaret etmek,
-Yolda başı öne eğik yürümek,
-Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek,
-Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak,
-Güzel koku sürünmek
-Mahrem yerleri traş etmek (En fazla 15-40 günü geçmemek),
-Oturarak küçük abdest bozmak (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)ve erkeklerdeki prostat kanserinin başlıca nedeni sünnete uygun abdest bozmamaktan kaynaklanıyor.
-Abdest bozarken kıbleye dönmemek Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek,
- Elle yenen bir yiyeceği iki parmakla değil de üç parmakla tutarak yemek,
-Yemekten sonra parmağını yalamak ,
-Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu) ,
-Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)
-Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak, (şimdi sağlıkçılarda bunu tavsiye ediyor.)
-Günde iki öğün yemek,
-Cevizi peynirle yemek (Şifadır) , Üzümle ekmek yemek,
-Başka bir şehire gittiğinde ilk önce soğan yemek,(efendimiz (sav) tavsiye buyurmuşsa muhakkak bi faydası, gerekli yanı vardır.)
-Ölüm halinde su içirmek,
-Cenaze namazı için tesbih çekmeyi Terketmemek,
-"Beyaz telleri koparmayın. Çünkü o kıyamet günü bir nurdur." (İBN HİBBAN)
-"Başın bir kısmını traş edip bir kısmını perçem olarak bırakmayın." (BUHARİ)
-"Allah Rasulü (S.A.V) yürürken sağa sola bakmazdı." (Ramuz EL E-HADİS)
-Biriniz ayakkabı giyince sağdan başlasın, çıkarırken de soldan başlasın. (MÜSLİM)
-"Borçlu olan bir kimse Allah Teala Yolunda öldürülürse sonra diriltilip tekrar öldürülse daha sonra diriltilip tekrar ölüdürülse borcunu ödemeden yine de Cennet'e giremez." (NESAİ)
-"Rasulullah (S.A.V) odama girmemişti yerde atılmış bir ekmek parçası gördü. Hemen alıp onu sildi. Ve yedi bana da 'Ey Aişe Kerim olana ikram et zira şu ekmek bir kavimden nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir buyurdu" (İBNİ MACE)
-"Alıcı olmadığınız halde fiyatları kızıştırmak için müşteri ile satıcının aralarına girmeyin" (BUHARİ)
-Kabir üzerine su dökmek , Kabri balık sırtı yapmak,
-Cenaze evine yemek göndermek,
-Kabristana selam vermek (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur),
-Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi,
-Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek,
-Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek,
-Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek,
-Camide namaz bittikten sonra çıkarken el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı)
-Camiye Girerken birileri varsa selam vermek… yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.
-Allah Rasulu (s.a.v) tuvalete yada banyoya girdiginde sol ayakla girip sağ ayağıyla çıkar cok uzun muddet orada durmaz ve girerken de "Allahumme euzu bike minel hubsi ver habais"duasini okurmus ve banyo esnasindada edep yerleri kapali olarak duş alirmis.
-Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını soğuk suyla yıkamak.
-Allah Rasulü efendimiz her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir,İhlas,felak va nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.Hz Aişe validemiz efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir.
-İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.
-Namazları sarık veya takkeyle kılmak,
-Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,
-Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbeli’de farzdır],
-Misvak kullanmak...

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Peygamberimizin Hadis-i Şerifleri Bölüm2
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:15 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Peygamberimizin Hadis-i Şerifleri Bölüm2

TIRNAK KESMEK İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Eğer bir kimse tırnağını;


Pazartesi günü keser ise o kimseden delilik gider, o kimse sıhhat bulur.

Salı günü keser ise o kimseden sıhhat gider, o kimse hastalık bulur.

Çarşamba günü keser ise o kimseden vesvese ve delilik gider, o kimseye emniyet gelir.

Perşembe günü keser ise o kimseden cüzzam (yüzde yara) hastalığı gider, o kimse şifa bulur.

Cuma günü keser ise o kimseden günah gider, o kimseye rahmet iner .

Cumartesi günü keser ise o kimseden hastalık gider, o kişi şifa bulur.

Pazar günü keser ise o kimseden şifa çıkar, o kimseye fakirlik gelir.

buyurmuşlardır.

Anne-Baba Hakkında Peygamber Efendimizin Hadis-i Şerif'leri

Buhari ile Müsüm\'in birlikte rivayet ettigine göre, sahabelerden Ibni Mes\'ûd (R.A.) söyle diyor;

«Bir gün Peygamber (S.A.S.)´imize Allah (C.C.) katinda en sevimli emel hangisidir?» diye sordum; «Vaktinde kilinan namaz» diye cevap buyurdular. «Ondan sonra hangisi gelir?» diye sordum: «Ana - babaya iyilik etmek» diye buyurdular. «Ondan sonra hangisi gelir?» diye sordum; «Allah (C.C.) yolunda cihâd etmektir» diye cevap buyurdular.


Müslim\'in ve baskalarinin rivayet ettigine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

Evlât, ana - babanin hakkini ancak söyle ödeyebilîr: Anasini veya babasina köle olarak bulacak, sonra da para ile satin alarak kölelikten kurtaracak.»


Müslim\'in rivayet ettigine göre, adamin biri bir gün Peygamber (s.a.v)´imize geldi ve «Beldem\'den göç edip cihâd ederek Allah (C.C) katînda sevâb kazanmak üzere sana bey\'at ediyorum» dedi.
Peygamber (s.a.v)\'imiz «Anan veya baban sag mi?» diye sordu, adam «Evet, ikisi de sagdir» diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v)\'imiz adama: Sen gerçekten Allah (C.C) katinda sevâb kazanmak istiyor musun?» diye sordu. Adam «Tabii» diye cevap verince. Peygamber (s.a.v)\'imiz adama: «O halde ana - babanin yanina dön, onlara iyi bak» diye cevap buyurdular.

Ebû - Yâ\'la ile Taberâni\'nin rivayet ettigine göre, adamin biri bir gün Peygamber\'imize (S.A.S.) gelerek: «Ben cihâd etmek istiyorum, ama buna gücüm yetmiyor. Ne yapayim?» der.

Peygamber (s.a.v)\'imiz adama: »Anan veya baban sag mi?» diye sorar. Adam «Anam sag» diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v)´imiz adama: «O halde ona iyi bakarak Allah (C.C)´dan, rizasini kazanabilmeyi dile. Bunu basardigin takdirde sen hacc, ömre ve cihâd sevabi kazanmis olursun» diye cevap buyurdular.


Yine Taberâni\'nin rivayet ettigine göre, adamin biri bir gün Peygamber\'imîze (S.A.V), gelerek «Yâ Rasûlallah, ben Allah (C.C) yoiunda cihâd etmek istiyorum, bana ne tavsiye edersiniz» der.

Peygamber (s.a.v)\'imiz adama «Anan sag mi?» diye sorar. Adam: «Evet» der, bunun üzerine Peygamber (s.a.v)\'imiz adama; «O halde onun dizi dibinden ayrilma. Cennet onun ayaklarinin altindadir» diye cevap buyururlar.

Ibni Mace\'nin rivayet ettigine göre, Peygamber\'imize (S.A.S.) «Ana-babanin evlât üzerinde ne hakki vardir?» diye sorarlar. Peygamber (s.a.v)\'imiz «Onlar senin hem Cennetin, hem de Cehennemindir» diye cevap buyururlar.

Ibn-i Mâce ile Nesaî\'nin birlikte rivayet ettigine göre adamin biri bir gün Peygamber´imize (S.A.S.) gelerek:

«Yâ Rasûlallah! Savasa katilmak istiyorum, sana danismaya geldim» der.
Peygamber (s.a.v)\'imiz adama «Anan var mi?» diye sorar, adam «evet» der. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v)´imiz adama «O halde onun yanindan ayrilma, çünki Cennet onun ayaklari altindadir» diye cevap buyurur.

Ayni hadisin diger sahih bir rivayetine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) adama: «Anan - baban var mi?» diye sorar, adam «evet» deyince «O halde oniarin yanindan ayrilma, cunki Cennet onlarin ayaklarinin altindadir» diye cevap verir.

Tirmizi\'nin bildirdigine göre, odamin biri bir gün sahâbîlerden Ebû Derdâ\'ya
(R.A.) gelerek, «evliyim, fakat anam karimi bosamami istiyor, bana ne tavsiye
edersiniz?» der. Ebû Derdâ (R.A.) adama su cevâbi verir;

\"Ben Peygamber (S.A.S.)´imizin «Ana Cennetin orta kapisidir» dedigini duydum.
Simdi sen dilersen bu orta kapiyi elden kaçir, istersen muhafaza et.\"

Aynı hadisin diger bir rivayet sekline göre, adamin biri bir gün sahâbilerden Ebû
Derdâ\'ya (R.A.) gelerek «Babam benim yanimdadir. Hattâ beni evlendirdi,
simdi de karimi bosamami istiyor, ne yapayim?» diye sorar.

Ebû Derdâ (R.A.) adama söyle cevap verir; «Ben sana ne babanin kalbini kir,
diyebilirim ve ne de karini bosamani tavsiye edebilirim. Yalniz eger istersen,
sana Peygamber´izden (S.A.S.) duydugum bir sözü nakledeyim,

O söyle buyurmuslardi: «Baba Cennetin orta kapisidir!» Simdi sen de
stersen bu kapiyi koru» dilersen \"elden kacir\"

Ibni Habban ve Tirmizi\'nin rivayet ettiklerine göre, Hz. Ömer\'in (R.A.) oglu der ki: «Bir
zevcem vardi, onu seviyordum. Fakat babam Ömer (R.A.) ondan hoslanmiyordu. Bana, onu bosa dedi.
ben reddettim. Bunun üzenine babam Peygamber (S.A.S.)´imize vararak durumu O\'na anlatti.
Peygamber (S.A.S.)\'imiz
de beni huzuruna cagirarak; «Karini bosa» buyurdular.»

Ahmed Ibni Hanbel\'in (rahimehullah) rivayet ettigine göre, Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle
buyuruyor:

«— Kim ömrünün uzun olmasini ve geçim kaynaklarinin genislemesini isterse ana - babas\'na
iyi baksin ve akrabalik baglarini gözetsin!»


Ebû Ya\'lâ ile Hakim\'in rivayet ettiklerine göre Peygamber (S.A.S.)\'imiz söyle buyuruyor:

«— Ana - babasina iyi bakanlara müjdeler olsun, Allah (C.C) onlarin ömrünü uzatir.»


Ibni Mâce ve Ibni Hibban\'in rivayet ettigine göre, Peygamberimiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:


«— Kisi isledigi günah yüzünden rizkinin kisilmasina yol açar. Kaderi yalniz dua geri
çevirebilir. Ömrü de ancak iyilik uzatir.»

Hakim\'in rivayet ettigine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Baskalarinin kadinlarini bastan çikarmayiniz ki, kendi kadilariniz îffetii olsun.
Ana - babaniza bakiniz ki, evlâtlariniz da size baksin. Kime, müsiüman kardesi özür
dilemeye gelirse; hakli olsun, haksiz olsun, özrünü kabul ederek onunla barissin.
Aksi halde Cennet\'teki havuzumdan su içmeye gelemez.»

Taberâni\'nin rivayet ettigine göre. Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle bururuyor:

«— Ana - babaniza iyi bakiniz ki, evlâtlariniz da size baksin. Baskalarinin kadinlarini
bastan çikarmaymz ki, esleriniz iffetli olsun.»


Müslim\'in rivayet ettigine göre. Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

«— Burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün, yine burnu yerde sürünsün.»

Sahâbîler «Kimin burnu yerde sürünsün, yâ Rasûlallah? (S.A.V)» diye sordular.

Peygamber (S.A.V)\'imiz «Ana veya babasi veya her ikisi yasliliklarinda yaninda kaldiklari halde,
onlara iyi bakmayarak Cennet\'e girmeyi hakkedemeyenlerin» diye cevap buyurdular.


Taberânî\'nin rivayet ettigine göre:


Peygamber (S.A.V)\'imiz bir gün minberde iken arka arkaya
üç kere «Âmin!» «Âmin!» «Âmin!» buyurdular. Sonra da bu davranisinin sebebini söyîe
açikladilar: «Cebrail bana gelerek: «Yâ Muhammed (S.A.S.). Ana - babasindan birinin
yasliliklarina yetistigi halde, onlara iyi bakmayarak ölen kimse Cehennem\'e girer.
Allah (C.C) onu rahmetinden kovar, buna «Âmin» de, dedi, ben de «âmin» dedim.
Sonra yine» «Yâ Muhammed (S.A.S.) Ramazan ayina kavustugu halde günahlarinin afvini
saglayamadan ölen kimse Cehennem\'e girer, Allâh (C.C) onu rahmetinden kovar, buna «Âmin!»
de dedi, ben de «âmin!» dedim.

Arkasindan yine, «Yâ Muhammed (S.A.S.) adin yaninda anildigi halde sana salât-ü selâm
getirmeyerek ölen kimse Cehennem\'e girer. Allah (C.C) onu rahmetinden uzak tutar, buna da
«âmin» de dedi, ben de üçüncü sefer «âmin!» dedim.»


Hadisin muhtelif rivayetleri vardir.

Ahmed Ibni Hanbel\'in rivayet ettigine göre, Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:


«— Kim müslüman bir köleyi âzâd ederse, o köle kendisini Cehennem\'den kurtaracak bir
fidye olur. Kim ana - babasindan birinin yasliligina yetisir de ona iyi bakarak gunahlarinin
afvedilmesini saglayamazsa, Allah (C.C) onu rahmetinden kovar.»


Buhârî ile Müslim\'in birlikte rivayet ettiklerine göre: Sahabîlerden biri

bir gün Peygamber\'imize (S.A.S.) «Yâ Rasûlallah! (S.A.S.) En cok kimle iyi gecinmeliyim?»
diye sorar. Peygamber (S.A.S.)\'imiz «Annenle» buyururlar. Adam «Sonra siraca kim gelir?»
diye sorar.

Peygamber (S.A.S.)\'imiz yine «Annen» diye cevap buyurur. Adam yine
«Daha sonra sirada kim gelir?»
diye sorar. Peygamber (S.A.S.)\'imiz yine «Anan» diye cevap buyururlar. Adam bir daha «Sonra
sirada kim gelir?» diye sorunca, Peygamber (S.A.S.)\'imiz bu defa «Baban» diye
cevap buyurdular.

Buhari ile Müslim\'in birlikte rivayet ettiklerine göre. Ebû Bekr (R.A.) in kiz;
Hz. Esma (R. Anha) der ki: «Peygamber (S.A.S.)\'imiz zamaninda, annem putperest iken bana geldi.
Ben de Peygamber\'imize (S.A.S.) «Annem bana geldi, kendisi Islâm\'dan yüz çeviriyor,
onunla münâsebetlerimi devam ettireyim mi?» diye O\'na danistim, bana «Tabii,
annen ile münâsebetlerini devam ettir» diye cevap buyurdular.


Ibni Hibban ve Hakim\'in rivâyet ettigine göre Peygamber (S.A.S.)\'imiz söyle buyuruyor:

«— Allah (C.C)\'in rizâsi ana - babanin rizâsina baglidir. Allah (C.C)\'in gazabi dahi
ana - babanin
gazâbindcdir.»


Taberânî\'nin rivayet ettigine göre. Peygomber\'imiz (S.AS.) söyle buyuruyor:

«Allah (C.C)\'a itaat, araya,
yâhud anne ve babaya itâata baglidir.»

(Her ikisi de, birbiriyîe alâkalidir.)


Bezzâr\'in rivayet ettigine göre, Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor :

«— Allah (C.C)\'i:n hosnutta?u ara - babanin hosnutluguna baglidir. Ana-babayi
gücendirmek. AAllah (C.C)\'in öfkesine sebeb olur.»


Tirmizî ile Hakim\'in rivayet ettiklerine göre.

Adamin biri bir gün gün
Peygamber`imize
(S A S.) gelerek: «Ben büyük bir günâh isledim, benim tevbem kabul edilir mi?» diye sorar.
Peygamber (S A S.)\'imiz adama: «Anan sag mi?» diye sorar, adam «Hayir» diye cevap verir.
Bunun üzerine Peygamber (S A S.)`imiz «Peki teyzen var mi?» diye sorar. Adam:
«Evet, var.» deyince. Peygamber\'imiz: O halde ona iyilik et» buyurur.


Ebû Davud ve Ibni Mâce\'nin rivayet ettigine göre.

sahâbîlerden biri
Peygamber (S A S.)\'imize gelerek «Yâ Rasûlaüah (S A S.), Ana - babam öldü,
bundan sonra onlara
yapabilecegim bir iyilik var mi?» diye sorar.

Peygamber (S A S.)\'imiz adama: «Tabii var. Onlar için dua etmek, günahlarinin bagislanmasi
dilemek,
hayatta iken verdikleri sözleri onlar adina yerine getirmek, onlardan yana olan akrabalik
baglarini gözetmeye devam etmek ve dostlarina iyilik etmek» diye cevap buyurdular.


Müslim\'in rivayet ettigine göre:

Bir gün Hz. Ömer (R.A)\'in oglu
Abdullah (R.A.) Mekke yolunda bir cöl bedevisi ile karsilasir, ona selâm verir,
kendisi yere inerek binek hayvanina onu çikarir, basindaki sarigi ona hediye eder.

Ibni Dinar (rahrmehullah) diyor ki; «Bu durum karsisinda Abdullah\'a dedik ki; «Allah (C.C)
iyiligini
versin, bu kadar iltifata ne lüzum var, bunlar cöl adamidir, az sey ile kalbleri kazanilir.»

Abdullah bize su cevabi verdi: «Bu adamin babasi, babam Ömer Ibni Hattâb (R.A)\'in cok yakin bir
dostu idi. Öte yandan ben.
Peygamber (S.A.V)`imizi söyle
buyururken isittim:

«Iyiliklerin en degerlisi, evlâtlarin baba dostlarina karsi yaptiklari iyiliktir.»


Ibni Hibban\'rn rivayet ettigine göre Ebû Bürde (R.A.) der ki: «Bir gün Medine\'ye varmistim.
Hemen Abdullah Ibni Ömer (R.A.) beni ziyaret etmeye geldi, konusurken «Neden sana
geldigimi biliyor musun?» diye sordu. «Hayir» diye cevap verdim.

Bunun üzerine o söyle dedi:

«Ben Peygamber (S.A.V)\'imiz:


Babam Ömer ile baban arasinda kardeslige varan bir sevgi vardi. ben de bu dostluk bagini devam
ettirmek istedim.»

Buhari ile Müslm\'in birlikte rivayet ettiklerine göre. Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

«— Sizden çok önce yasamis bir kavmin mensubu olan üç kisi bir gün çoluk - çocuklarinin
geçimini temin etmek maksadi ile yolculuga çikmislardi.
Yolda yagmura tutuldular ve dagdaki bir magaraya sigindilar. Fakat yukarilardan kopup
gelen bir kaya magaranin kapisini tikadi, birbirlerine «Simdiye kadar yaptigimiz
iyi amelleri öne sürerek yapacagimiz duadan baska hiç bir sey bizi bu kapidan kurtaramaz»
dediler.

Diger bir rivayete göre. içlerinden biri diger ikisine «Simdiye kadar
Allah (C.C)Rizâsi içün yapmis oldugunuz iyi amelleri hatirlamaya çalisin ve onlari öne
sürerek Allah (C.C)\'a yalvarin, ola ki bu kayayi kaldirir» dedi

Baska bir rivayete göre: içlerinden biri diger ikisine söyle dedi: «izler silindi,
kapiyi da kaya tikadi, Allah (C.C)\'dan baska hiç kimse yerimizi bilemez, en güvenilir
amellerinizi öne sürerek Allah (C.C)\'a yalvariniz.»

Bunun üzerine islerinden biri el açarak Allah (C.C)\'a söyle yalvardi; «Allah (C.C)\'im! Benim
ileri derecede yasa bir anam ve babam vardi. Ben onlarin aksam sütünü vermeden
önce de ev halkina bakardim ve ne de hayvanlarima bakardim.
Bir gün oduna gitmistim, eve geç döndüm, gelince ana-babami uykuda buldum. Sütleri
sagip isittim, fakat hâlâ uyuyorlardi. Onlara süt vermeden önce cocuklanma
yemek ve hayvanlara yem vermek istemedim.
Süt bardaklarini elime aldim ve yanibaslarina oturarak uyanmalarini beklemeye koyuldum.
Sabah tanyeri agarana kadar bu durumda kaldim. Ancak o zaman uyandilar, ben de sütlerini
verdim.
Allah (C.C)\'im! Eger bu davranisi senin rizani kazanmak için yaptim ise bu kaya yüzünden içine,
düstügümüz çikmazdan bizi sen kurtar.»

Adamin bu duasi üzerine kaya biraz yerinden kimildadi,
çikis yolu biraz açildi, fakat aralik disari çikacaklari kadar genis degildi.

Diger bir rivayete göre, duasinin son kismi söyle idi:

«... Bakmak zorunda oldugum küçük
çocuklarim vardi. Eve gidip aksam sütünü saginca önce yasli ana-babama sonra çocuklarima
süt verirdim. Odama gittigim bir gün evvel geç dönmüstüm, hava kararmisti, yasli anam-babam
da uyumuslardi. Yine de her zamanki gibi sütü sogarak onlara vermek üzere hazirladim, yanlarina
gittigimde uyumaya devam ediyorlardi, ne uykularini bozmak istiyordum ve ne de onlardan
önce çocuklarin sütlerini vermeye gönlüm razi oluyordu.

Bu arada sabirsizlanan çocuklar ayaklarimin dibinde kivraniyorlardi, onlar uykuda, ben
de bekleme halinde böylece sabahi bulduk.
Allah\'im! Sende malûmdur ki, ben bu hareketi senin rizani kazanmak için yapmistim.
O hareketim sayesinde bizi simdi içinde bulundugumuz çikmazdan kurtarmani, karanlik
yerden kurtularak gün yüzüne çikmamizi nasip etmeni diliyorum.»

Adamin bu duasi üzerine kaya kimildadi ve gün yüzünü görmelerini saglayacak bir aralik belirdi.

Ikinci adam. amcasinin kizi ile zinadan Allah (C.C) korkusu ile kaçindigini öne sürerek dua etti.

Üçüncüsü bir süre sahibi ile yaptigi sözlesmeye bagli kolarak kendi emegi ile üreyen koyunlarin
hesabini mal sahibine dogru olarak vermesini öne sürerek dua etti.

Bu dualar üzerine kaya magaranin agzindan ayrildi, adamlar da disariya çikarak yollarina
devam ettiler.

Salavat Getirmenin Sonu

ALLAH (cc) RESULÜ Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) buyuruyor ki :

1-Kim ismimi duyunca salavat getirmezse insanların en acizidir.

2-İsmimi duyunca salavat getirmeyen yüzü koyun sürülecektir.

3-İsmimi işitipte salavat getirmeyen sonu mutsuz kimsedir.

4-İsmimi duyupta salavat getirmeyen bana cefa etmiş kimselerdir.

FAYDALARI:
Cuma günü ve gecesi üzerime 100 defa salavat getiren ALLAHu TEALA 30 u

dünyada ,70 i ahirette olmak üzere 100 hacetini kabul eder.onun içindir ki

hz.Resulullahın ismini duyduğumuz zaman salavat getirelim unutmayalım ki 'O' da bizi

unutmasın...

ALLAH tüm ibadetlerimizi dergah-ı izzetinde kabul buyursun

aminnn.

Kardeşlik Ahlakı ile ilgili Hadisi Şerifler

“Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi için sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.”

(Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 71, Tirmizî, “Sıfatü’l-Kıyâme”, 59.)


“Müslüman müslümanın karde*şidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez. Üç defa kalbine işaret ederek Takva şuradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her müslümanın namusu, kanı, malı ve onuru müslümana haramdır.”

(Müslim, “Birr”, 32)


“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir…”

(Buhârî, “Mezâlim”, 3; “İkrah”,7; Müslim, “Birr”, 58;Tirmizî, “Hudud”,3.)


“Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter…”

(Buhârî, “Mezâlim”, 3; Müslim, “Birr”, 58.)


“Müslümanın, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir.”

(Müslim, “Birr”,26; Ayrıca bkz. Buhârî, “Edeb”, 57, 62; Ebu Davud, “Edeb”, 47; tirmizî, “Birr ve Sıla”,21.)


“Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.”

(İbn Hanbel, IV, 271; Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66.)


“Zandan sakının. Zira zan sözün en yalan olanıdır. İnsanların özel hallerini araştırmayın, konuşmalarını dinlemeye çalışmayın, birbirinizin alışverişini kızıştırmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeşler olun.”

(Buhârî, “Edeb”,58; Nikah”,46)


“Her iyilik bir sadakadır. Kardeşini güler yüzle karşılaman, kovandan ihtiyacı olan bir şeyi kardeşinin kovasna boşaltman da bu tür iyiliklerdendir.”

(Tirmizi, “Birr”, 45)


“Din kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme!”

(Müslim, “Birr”, 144)


Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: «Cennetin kapıları, Pazartesi ve Perşembe günleri açılır. Din kardeşi ile arasında düşmanlık olan kimse hariç Allah’a hiç bir şeyi eş koşmayan her kul bağışlanır. “Bu iki kişiyi aralarında anlaşıncaya kadar bekletiniz, barışıncaya kadar bekletiniz! denilir.»

(Muvatta, “Husnu’l-Hulk”,4; Müslim, “Birr “, 35; Tirmizi,” Birr”, 76; Ebu Davud, “Edeb”, 47.)


Ebü’d-Derdâ (r.a.)Resûlullah (sav)’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:

“Kim gıyabında bir din kardeşi için dua ederse, mutlaka melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder.”

(Müslim, “Zikir”, 86. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, “Vitir”, 29.)


“Müslüman, hasta kardeşini ziyaret ettiğinde dönünceye dek cennet bahçelerinde demektir.”

(Müslim, “Birr”, 41; Tirmizî, “Cenâiz”, 2)


Ebû Kerîme Mikdâd İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.s.)şöyle buyurdu: “Din kardeşini seven kişi, ona sevdiğini bildirsin!”

(Ebû Dâvûd, “Edeb”, 113 ; Tirmizî, “Zühd”, 53)


Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayın!”

(Ahmed b.Hanbel, II,478. Müslim,” Îmân”, 93-94. Ayrıca bk. Tirmizî, “Et’ime”, 45, “Kıyamet”, 56; İbni Mâce, “Mukaddime”, 9, “Edeb”, 11)


“….Kul din kardeşine yardımcı olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur…”

(Ahmed b. Hanbel, II,252; Müslim, “Zikir”, 38; İbn Mâce, “Sunne”, 17; Tirmizi, “Hudud”, 3)

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca