Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,281
» Toplam Yorumlar 8,417

Detaylı İstatistikler

 
Youtube-1 Spannendes Mathe RÄTSEL - Findest DU das richtige Ergebnis?
Yazar: RasitTunca - 11-07-2022, 11:06 PM - Forum: Bilgi Eğitim Video - Yorum Yok



Spannendes Mathe RÄTSEL - Findest DU das richtige Ergebnis?

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Berechne GESCHICKT, welche Zahl größer ist | Große Zahlen vergleichen
Yazar: RasitTunca - 11-07-2022, 11:05 PM - Forum: Bilgi Eğitim Video - Yorum Yok



Berechne GESCHICKT, welche Zahl größer ist | Große Zahlen vergleichen

Bu konuyu yazdır

Izle-1 iki renkle iki şiş bebek patik
Yazar: RasitTunca - 11-07-2022, 11:01 PM - Forum: Bayanlara Elişi Örnekleri - Yorum Yok



iki renkle iki şiş bebek patik

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 HÖHE der Pyramide berechnen!
Yazar: RasitTunca - 11-07-2022, 10:58 PM - Forum: Bilgi Eğitim Video - Yorum Yok



UNMÖGLICH?! | HÖHE der Pyramide berechnen! | MATHE RÄTSEL GEOMETRIE

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 TRICK zum BERECHNEN VON WURZELN
Yazar: RasitTunca - 11-07-2022, 10:57 PM - Forum: Bilgi Eğitim Video - Yorum Yok



DU solltest diesen TRICK zum BERECHNEN VON WURZELN kennen!


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ayva çekirdeğinin faydaları nelerdir? Ayva Çekirdeği Nasıl Kullanılır?
Yazar: RasitTunca - 11-07-2022, 06:23 PM - Forum: Şifalı Bitkiler - Yorum Yok



Ayva çekirdeğinin faydaları nelerdir? Ayva Çekirdeği Nasıl Kullanılır?

Ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen meyveler arasında yer alan ayvanın hem yaprakları hem de çekirdeği oldukça faydalıdır. Her zerresinde şifa saklı olan ayva Romalılar döneminde cilt bakımı için kullanılan bir meyve olarak günümüze kadar gelmiştir.

Meyveleri yedikten sonra çekirdeklerini atmak gibi bir özelliğe sahip olanlara, güzel bir haber verelim. Ayva çekirdeğinden faydalanmak için bu alışkanlığınızı bir kenara atmanın vakti geldi. Vitamini kabuğundadır felsefesi ile oluşturulan meyve kültürüne, çekirdeklerden alabileceğiniz faydaları da ekleyeceğiz. Biraz sonra ayva çekirdeği jeli faydası ile tanıştığınızda, çekirdekleri atmaktan vazgeçeceksiniz.

Ayva çekirdeği ile yapacağınız ayva çekirdeği maskesi ile cildinize canlılık kazandırıp ayva çekirdeği ve zeytinyağı ile sıcak günlerde oluşan pişik sorunlarını giderebilirsiniz. Bilinmeyen birçok faydası ile ayva çekirdeği gizemi sizler için gün ışığına çıkıyor.

Bu yazıda ayva çekirdeği faydaları -özellikle cilde faydaları-, maske olarak uygulanışı, ayva çekirdeği saklama teknikleri tüm detaylarıyla sizlerle olacak, hazır mısınız?

Tam da zamanıyken bol bol değerlendirmemiz gereken ayvaların, en az kendileri kadar değerli, özellikle de cilde faydaları saymakla bitmeyen çekirdekleriyleyiz bugün. Ayva çekirdeğinin faydalarını keşfedince şaşırabilir, "Neden daha önce bunları hiç öğrenmemişim" diye üzülebilirsiniz.

Zira ayva çekirdeği, doğru kullanıldığında yanık izlerinden tutun da sivilcelere kadar birçok cilt problemine çözüm oluyor, bununla kalmayıp saç sağlığını da olumlu yönde etkiliyor. Peki ama ayva çekirdeğinin bu etkilerinden faydalanmak için onu nasıl kullanmamız gerekiyor?

Buyursunlar, ayva çekirdeğinin faydalarını birlikte keşfedelim, ayva çekirdeği nasıl kullanılır öğrenelim.

Mevsimin en lezzetli getirilerinden ayvalarınızı afiyet yerken kullanmak için çekirdeklerini bir kenara ayırmayı unutmayın!

Ayva çekirdeği, gözeneklerin temizlenip sıkılaşmasını sağlıyor.
Ciltte oluşan yanık ve sivilce izlerini yok ediyor.
Sivilce ve siyah noktaların oluşumunu engelliyor, var olanların ise kısa sürede yok olmasına yardımcı oluyor.
Ciltte oluşan çatlakların görünümünü hafifletiyor, düzenli kullanımında bu görüntüyü tamamen yok edebildiği de söyleniyor.
Dudaklarda oluşan çatlamalara da iyi geliyor.
Saç sağlığını da destekleyen ayva çekirdeği, özellikle yağlanma problemi yaşayanlara iyi geliyor.
Saçlardaki yağlanma problemini çözmekle kalmıyor, sağlıkla parlayan çok daha güçlü ve gür saçlara sahip olmamızı sağlıyor.
Çayı demlenip içildiğinde öksürüğe iyi geliyor, enfeksiyon riskini de en aza indiriyor.
Dahili olarak kullanıldığında ishale iyi geldiği de biliniyor.

Ayva çekirdeği nasıl kullanılır?

Ayva çekirdeğinin tüm bu faydalarından yararlanmak için onu nasıl kullanabileceğinizi öğrenmeniz de önemli. Öncelikle onu ağız yoluyla tüketmeyi denememeli, hatta mümkünse ayva çekirdeklerini asla yememeye dikkat etmelisiniz. Çünkü bu şekilde tüketimi, tahmin etmediğiniz yan etkiler oluşmasına neden olabilir, karın ağrısından bağırsak sorunlarına kadar birçok sorunla karşılaşabilirsiniz, aman diyelim.

Ayva çekirdeğini kullanmanın en zararsız ve etkili yollarından biri onu harici olarak kullanmaktır. Bunun için de ayva çekirdeklerini kolayca bir jele, cilt nemlendirici bir kreme dönüştürebilirsiniz.

1 bütün ayvanın çekirdeklerini çıkarın, yarım çay bardağı temiz içme suyu ya da gül suyunun içine koyup bu şekilde en az 24 saat bekletin. Bu sürenin sonunda su ya da gül suyunun jelimsi bir kıvama geldiğini göreceksiniz. Elde ettiğiniz bu ayva jelini temiz cildinize sürüp 30 dakika kadar bekletip ılık suyla durulayabilir, bu işlemi her gün tekrarlayabilirsiniz. Daha detaylı bilgi almak isterseniz sizi hemen şöyle de alabiliriz: Ayva Çekirdeği Jeli Tarifi

Ayva çekirdeğini jel yapmak dışında farklı yöntemlerle de değerlendirebilirsiniz tabii ki.

Öksürükten kurtulma ya da ishali kesme özelliklerinden faydalanmak için onu dahili olarak kullanmak istiyorsanız 1 su bardağı su ve 10 adet ayva çekirdeğini 1 tencereye aktarın ve yaklaşık 10 dakika kadar kaynatıp ocaktan alın. Elde ettiğiniz bu ayva çekirdeği çayının yarısını ılıdığında için. İşte bu kadar!

Yağlı saçlardan kurtulmak içinse 1 su bardağı suyun içine bolca ayva çekirdeği aktarın (Yaklaşık 25-30 gram kadar). Bu şekilde 1 saat suda bekletip ardından bu suyu kaynatın. Kaynatıp ılıttıktan ve içindeki ayva çekirdeklerini çıkardıktan sonra elde ettiğiniz karışımı saçlarınıza kökten uca yedirip 30 dakika bu şekilde bekletin. Ardından her zamanki gibi saçlarınızı yıkayıp durulayın. Haftada 1 kez bu uygulamayı yaparak yağlı saçlarınızdan kurtulabilirsiniz.

Ayva çekirdeğinin zararları var mıdır?

Ayva çekirdeğinin harici kullanımlarında bilinen ciddi bir zararı bulunmuyor. Ancak onu ağız yoluyla tüketmenin pek de doğru olmadığını unutmamamız gerekiyor. Özellikle gebelik dönemindeki kadınların ve düzenli olarak ilaç kullananların asla ayva çekirdeğini ağız yoluyla tüketmemesi gerekiyor.

Ayva çekirdeğinden hazırlanan jeli kullanmanın ise bilinen ciddi bir yan etkisi yok. Ama kronik bir cilt rahatsızlığınız varsa, herhangi bir cilt hastalığı nedeniyle doktor kontrolü altında olmanız, ilaç kullanmanız gerekiyorsa bu jel de dahil olmak üzere hiçbir doğal ürünü tedavi amaçlı olarak kullanamayacağınızı unutmamalı, doktorunuza danışıp onun önerileri doğrultusunda hareket etmelisiniz, aklınızda bulunsun.

Ayva Çekirdeği Nedir?

Kışın en çok sevilen meyvelerinden birisi olan ayvanın kullanım alanları oldukça geniştir. Özellikle ayva çekirdeğinin cilt bakımı ve onarımın sağlayan pek çok yararı bulunur. Vitamin ve mineraller açısından zengin olan ayva çekirdeği vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Cilt üzerinde oldukça etkili olan ayva çekirdeği ile jeller yapılarak bu da krem olarak kullanılabiliyor. Ayva çekirdeğinin kullanım alanları oldukça geniştir.

Ayva Çekirdeği Neye İyi Gelir?

Ayva çekirdeğinin pek çok yararı vardır. Ayva çekirdeği cildi derinlemesine beslerken yaşlanma etkilerini de oldukça geciktirir. Sivilcelerin yok edilmesinde etkili olan ayva çekirdeği genel olarak cilt lekelerinin etkisini de azaltır. Ayva çekirdeği cildi sıkılaştırırken cildin de nemlenmesini sağlar. Özellikle düzenli kullanılan ayva çekirdeği yüzdeki siyah noktaların da hızlı bir şekilde yok olmasını sağlayacaktır. Göz altında oluşan morlukların yok olması için de ayva çekirdeği maskesi yapmak gerekir. Bu maske göz altında oluşan torbaları da giderecektir. Ayva çekirdeğinin birbirinden çok faydası bulunmaktadır.

Ayva Çekirdeği Faydaları

Ayva çekirdeğinin faydaları saymakla bitmez. Ayva çekirdeği ciltte görülen çatlakların görünümünü hızlı bir şekilde azaltır. Ayva çekirdeğinden elde edilen jel ise dudaklarda oluşan çatlakları gidermeye yardımcı olacaktır. Saçlarda ortaya çıkan yağlanmayı gidermek için ayva çekirdeği kullanılır. Bunun yanı sıra ayva çekirdeğinin çayı demlenip içildiğinde öksürüğü de kısa sürede geçirecektir. Ayva çekirdeğinin çayı akciğer iltihaplanmasının giderilmesinde de doğal bir ilaç olarak bilinir. İshali kesmek için de ayva çekirdeğinden yararlanılır. Özellikle kadınlarda meme ucu yaralarının tedavisinde de ayva çekirdeği kullanılır.

Ayva Çekirdeği Zararları Var mıdır?

Ayva çekirdeğinin bilinen herhangi bir zararı yok. Ayva çekirdeği genellikle ağız yolu ile tüketildiği takdirde boğaza kaçar ve nefesi tıkayabilir. O nedenle ayva çekirdeğini doğru bir şekilde kullanmak gerekir. Bunun dışında ayva çekirdeğinin herhangi bir zararı da yoktur.

Ayva Çekirdeği Yutulur mu?

Ayva çekirdeğinin bilinen pek çok yararı bulunur. Ayva çekirdeği oldukça büyük olduğu için asla yutulmamalıdır. Ayva çekirdeğinden çay yapılabilir. Bu ayva çekirdeği çayı öksürüğe de iyi gelmektedir. Ayrıca ayva çekirdeğinden jel yapılabilir. Ayva çekirdeği jeli krem olarak kullanılabilir. Ayva çekirdeği jeli cilt temizliğinde de yoğun olarak kullanılır. Bu nedenle ayva çekirdeğinin sayısız faydası bulunmaktadır. Kullanım alanları ise oldukça geniştir. Ayva çekirdeği jeli asla yutulmamalıdır.

Ayva Çekirdeği Yutmak

Ayva çekirdeğini yutmak sağlığa olumsuz etki edebilir. Büyük ve sert bir yapıda olan ayva çekirdeği ağız yolu ile alınmamalıdır. Özellikle gebe kadınlar ve düzenli ilaç kullanan kişiler ayva çekirdeğini asla ağız yolu ile almamalılar.

Ayva Çekirdeği Yenir mi ya da Nasıl Yenir?

Ayva çekirdeği yutularak asla yenmemelidir. Büyük ve sert bir yapıda olan ayva çekirdeğinin çayı demlenerek içilebilir. Bu çay ise boğaz ağrılarına ve öksürüğe iyi gelecektir. Ayrıca ayva çekirdeğinden jel yapılabilir. Ayva çekirdeği jeli de hassas ciltlere zarar vermez. Bu jel bir krem olarak kullanılabilir. Ayrıca farklı cilt koşullarına karşı da bu ayva jeli rahat bir şekilde kullanılabilir.


Ufacık görünen ayva çekirdeğinin içinde, kocaman bir dünya olduğunu bilmenizde fayda var:

    Bolca vitamin ve mineral içerdiğinden, faydaları ile her derde deva olacak nitelikte.
    Ayva çekirdeği faydaları İbrahim Saraçoğlu tarafından da ele alınan doğal tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır.
    Özellikle de cildiniz için ayva çekirdeği faydası bulunmaz bir nimet kadar değerli olmakta.
    Potasyum, kalsiyum ve A, B, C vitaminleri açısından zengin olan ayva çekirdeği, vücudun bağışıklık sistemini korumaktadır.
    Cilt temizliğinde ve bakımında üstlendiği rol büyüktür.
    Ayva çekirdeği ile yapılan cilt uygulamaları, düzenli olarak kullanıldığında siyah nokta ve sivilceleri yok etmektedir.
    Ayva çekirdeği peeling özelliği sayesinde daha canlı bir cilde sahip olmanızı sağlar.
    Cildinizin nemlenmesinde ve yumuşamasında oldukça etkilidir.
    Sıcak su içinde beklettiğiniz ayva çekirdeği öksürük kesici doğal ilaç olacaktır.
    Ayva çekirdeği ile suyu kaynatıp içen anne adaylarının doğumlarının daha rahat geçtiği de bilinen bir ayva çekirdeği faydası olarak aklınızda bulunmalıdır.
    Ayva çekirdeği ile hazırlanan çaylar, Afganistan’da akciğer iltihaplarına karşı kullanılan doğal bir ilaç olarak bilinmektedir.
    Soğuk kış aylarında ayva çekirdeği suyu hazırlayarak ve hatta dilerseniz limon veya balla tatlandırarak ev yağımı öksürük şurubunuzu oluşturabilirsiniz.
    Kendinizi yorgun ve halsiz hissettiğiniz zamanlarda enerjinizi geri toplamak adına da sayısızı şifası bulunmaktadır.

Ayva Çekirdeği Neye İyi Gelir?

    Ayva, sadece meyve olarak değil reçel olarak da mutfağımızda yer almaktadır.
    Mayhoş tadıyla, reçellerde kendini daha da sevdirir.
    Ergenlik döneminde ve stresli dönemlerde, yüzünüzde oluşan sivilceleri kısa sürede yok etmede en etkili çözümdür.
    Ayva çekirdeği cilt lekeleri tedavisinde kullanılan, doğanın büyülü tanecikleri arasında yer almaktadır.
    Emziren annelerin sıkça yaşadığı bir duruma da çare olacaktır.
    Ayva çekirdeği göğüs ucu yaralarını kısa sürede iyileştiren, hücreleri yenileyen şifa olarak bilinmektedir.
    Anne adaylarının ve emziren annelerin endişelerine son verecek bu bilgiyi, çevrenizle gönül rahatlığı ile paylaşabilirsiniz. Deneyen annelerden olumlu geri dönüşler gelmektedir.
    Bir kaşık limon suyu ile karıştırarak elde edeceğiniz ayva çekirdeği saç jölesi, saçınız için en doğal jöle olacaktır.
    Kızarıklık ve kaşıntı şikayetlerinin yaşandığı durumlarda ayva çekirdeği egzama tedavisinde kullanılarak, cildi rahatlatır ve nefes almasını sağlar.
    Cilt bakımınız için ayva çekirdeği ile maske hazırlayarak, kimyasal ve katkı içeriği yüksek cilt temizleyici tonik, peeling, jel vs gibi yan etkili ürünlerden kaçınabilirsiniz.

Ayva Çekirdeği Maskesi Nasıl Yapılır?

    Güzellik ve cilt bakım alanında bitkisel kaynaklı losyonlar, kremler ve maskeler son zamanlarda oldukça yaygın şekilde kullanılmaktadır.
    Evde yapılan cilt bakım uygulamalarında bile rahatlıkla bulunan malzemeler, aslında hepimizin gün içinde bir şekilde tükettiği besinlerden oluşur.
    Ayva çekirdeğinin cilt konusundaki etkisi ise tartışılmaz boyutta.
    Kozmetik ürünlerinin çoğu içeriğine kullanılan ayva çekirdeği ile evinizde hazırlayabileceğiniz ayva çekirdeği kürü püf noktaları ile sizler için listelendi.
    Daha sağlıklı ve pürüzsüz ciltler için maskeleri düzenli şekilde kullanmak en büyük etken olacaktır.
    Dilerseniz hemen aşağıdaki linkten ayva çekirdeği ile maske yapımına dair ihtiyacınız olan tüm püf noktalarına ulaşabilir; dilerseniz bir sonraki alt başlıktaki bilgileri takip edebilirsiniz.

Detaylı bilgi için: Ayva Çekirdeği Maskesi ile Pürüzsüz Bir Cilde Ne Dersiniz?

İşte, cilt sağlığınız için etkili olacak 4 doğal maske!

1) Küçük Çekirdek Büyük Mucize

Evde kolayca uygulayabileceğiniz ayva çekirdeği jeli ile ilk aşamada cildinizin parladığını ve rahatladığını fark edebilirsiniz. Düzenli kullandığınızda ise lekelerin gözle görülür şekilde kaybolduğuna şahit olacaksınız. Maskeleri tüm cildinize uygulamadan önce küçük bir bölümünde test uygulamalı; ayva ve çekirdeğine karşı herhangi bir alerjiniz olmadığına emin olmanızı önemle hatırlatmak isteriz.

Hazırlama & Uygulama

    1 adet ayva çekirdeklerini, isterseniz içme suyu isterseniz gül su ile ağzı kapalı bir kapta bekletin.
    Ayva çekirdeği gül suyu ile hazırlandığında nemlendirici etkisi daha da artacaktır.
    Su ölçünüz yarım çay bardağı olmalıdır.
    Yaklaşık 1 günlük bekleme sonunda bu karışımın jel halini aldığını göreceksiniz.
    Her gün olacak şekilde yüzünüze uygulamaya özen gösterin.
    Dilerseniz bir pamuk yardımıyla cildinizi temizleyerek kullanabilirsiniz.


2) Kırışıklara Ayva Çekirdeği Çözümü

Cilt problemleri gideren ayva çekirdeği Suna Dumankaya imzası ile yepyeni bir maskede yer alıyor. Hazırlaması biraz zahmetli olan bu maskenin etkisi oldukça büyük. Yapmanız gerekenler ise şöyle:

Hazırlama & Uygulama

    1 adet ayvayı kabukları, çekirdekleri ve iç kısmı ile doğrayıp bir bez içine alın.
    Tencereye bu bezi yerleştirin.
    Üzerini biraz geçecek şekilde su ilave edin.
    Yaklaşık 30 dakika boyunca kısık ateşte kaynatmaya bırakın.
    Kaynayan ve sıcağını bırakan bez içindeki ayva posalarını sıkıp suyunu çıkarın.
    Elde edilen suyun içine yarım tatlı kaşığı bal ve E vitamini kapsülü ekleyin.
    Bulabilirseniz yarım kapsül soya lestini de ilave edin.
    Oluşan karışımı, cam şişede olmak üzere buzdolabında muhafaza edebilirsiniz.
    Günde 2 veya 3 kez yüzünüze uygulayabilirsiniz.


3) Renk Eşitsizliğini Dengeleyen Ayva Çekirdeği

Yarım kilo ayva ile hazırlayabileceğiniz ayva çekirdeği yüz maskesi ile sivilcelerden kurtulup cildinizde oluşan renk farklılığını ortadan kaldırabilirsiniz:

Hazırlama & Uygulama

    Yarım kilo ayvadan aldığınız çekirdekleri 1 bardak içme suyunda haşlayın.
    Daha sonra bu suyu bir şişeye aktarın.
    Oda sıcaklığında olmak üzere 5 gün bekletin.
    Daha sonra suyu süzerek buzdolabında bekletin.
    Her gece yüzünüze uygulayın ve uygulamadan sonra cildinize kantaron yağı ile nemlendirme işlemi yapın.
    Yüzünüzü sabaha kadar yıkamazsanız etkisini daha çabuk görebilirsiniz.


4) Kuru Ciltler İçin Ayva Çekirdeği

Kurak bölgelerde yaşıyorsanız ve cildiniz kurumaya müsait ise bu ayva çekirdeği kremi ile cildinize nem katabilirsiniz. Yapmanız gerekenler oldukça basit:

Hazırlama & Uygulama

    10 adet ayva çekirdeğini, yarım çay bardağı suda bir gece bekletin.
    Ertesi gün karışımın içine 1 yemek kaşığı avokado ilave edin.
    Elde edilen kremi cildinize ve ellerinize sürün.
    30 dakika beklettikten sonra cildinizi temizleyebilirsiniz.


Bonus: Soğuk Algınlığı İçin Ayva Çekirdeği Suyu

Mevsim değişmesi ile grip, nezle ve soğuk algınlığı yaşadığınızda ayva çekirdeği bu noktada da size büyük destekçi olacaktır.

Hazırlama & Uygulama

    Yarım limonu, 4 su bardağı suyu, 1 ayvanın çekirdeklerini, 1 adet ceviz büyüklüğünde zencefil rendelenmiş haliyle tencerede kaynatın.
    Kaynadıktan sonra soğumaya bırakın.
    Sıcağını bırakan ayva çekirdeği suyu süzerek sabah akşam 1 fincan için.

Ayva Çekirdeği Maskesinin Faydaları Nelerdir?

    Uygulamış olduğunuz ayva çekirdeği maskesi cildinizi sıkılaştırır ve parlak bir görünüm sağlar.
    Özellikle bebeklerde oluşan pişikleri kısa süre içinde yok eder.
    İçeriğindeki vitaminler sayesinde cildinizin ihtiyacı olan mineraller ayva çekirdeği maskesi ile cildinize kazandırılır.
    Ayva çekirdeği sivilce, leke, akne ve kaşıntı gibi durumlarda en doğal çözümdür.
    İçerdiği vitaminler sayesinde ayva çekirdeği göz çevresi şişliklerini ve morluklarını gidermede etkili olacaktır.
    Ciltte renk tonu eşitsizlikleri, besin yetersizliği ve solgun bir görünüm varsa ayva çekirdeği sayesinde bu tarz sorunlarınızı düzenli kullanım ile giderebilirsiniz.
    Tüm bu faydaları pekiştirebilmeniz adına, ayva çekirdeği kürlerini uygulamadan önce cilt doktorunuzdan onay almanızı tavsiye ediyoruz.

Ayva Çekirdeği Yağı Ne İşe Yarar? Nasıl Kullanılır?

    Dünyaca ünlü kozmetik firmalarının cilt bakım ürünlerinde kullandığı ayva çekirdeği yağını, siz de yapabilirsiniz.
    Evinizde doğal yağ yapmak için gerekli olan malzemeler ayva çekirdekleri ve bir fincan su olacaktır.
    Bir gün boyunca suda bekleyen çekirdekler, ertesi gün yağ kıvamına gelecektir ve kullanım için hazırdır.
    Rahatsız olduğunuz bölgelere bu yağı masaj yaparak uygulamalısınız.
    30 dakika uygulanan yerde bekledikten sonra, ılık su ile durulama işlemi yapabilirsiniz.
    Ayva çekirdeği yağının cilt temizleme özelliği ile beraber, leke giderici, cilde parlaklık verici bir etkisi vardır.
    Cildinizin nefes almasında da rolü büyüktür.

Ayva Çekirdeği Nasıl Saklanır?

Jel olarak hazırlanan ayva çekirdekleri, buzdolabında koyu renkli bir şişe içerisinde muhafaza edilebilir. Ağzının kapalı olmasına dikkat etmelisiniz.

Eğer çekirdekleri daha sonra kullanmak için saklamak isterseniz, iki seçeneğiniz olacaktır:

    Güneşte kurutup kapalı bir kutu içinde dolapta saklayarak,
    Aayvadan çıkan çiğ çekirdekleri buzdolabının alt bölümünde saklayarak şifalarından faydalanabilirsiniz.


Bu konuyu yazdır

Dini-1 DUANIN GÜCÜ
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 05:19 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

DUANIN GÜCÜ

Temeli sevgi ve diğerkâmlık olan duanın gizemi kanaatimce tam olarak anlaşılmış değildir. Bizler havaya, suya, ekmeğe duyduğumuz ihtiyaçtan daha fazla duaya ihtiyacımız olduğunu içimizde hissetmeye başladığımız anda, duanın hayatımızdaki işlevinin başladığını göreceğiz. Duaya duyulan ihtiyacın temelinde gerçekte Yaratıcı’ya duyulan ihtiyaç vardır. Çünkü insanın sahip olduğu ruhun mahiyeti bilinmese bile, “Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir...” (İsra, 85) ve “…Ben ona ruhumdan üfledim.” (Hicr, 29) ayetleriyle, ruhumuzun, Allah’a ait bir emanet olduğu bilinmektedir. Özü ve kaynağı Allah’tan olan ruhun, kendi hakikatine ihtiyacının olması doğaldır. Bu noktada dua, ruhun madde âleminden mana âlemine yönelmesi, Allah’a yükselmesi, O’na ulaşması ve yüceliklerle dolu bir atmosfere gönül yoluyla seyahat etmesidir. İyi bilmeliyiz ki, Allah’a ulaşmak için birtakım katı kurallara veya karmaşık yollara ihtiyaç yoktur. Bunun için, çok kolay ve sade bir yol olan dua, oldukça güzel bir yöntemdir. Dua etmek için sadece Allah’a yönelme niyeti ve çabası gereklidir. Bu çaba da akıl ve zekâ ile olabilse de gerçekte, sevgi ve gönülle olacaktır. Biz buna, gönlü aklın biraz önüne çıkarmadır diyebiliriz. Çünkü insan aklıyla değil gönlüyle yakarır. Gönlüyle yakarma işi gerçekte bir aşktır. Aşk ise, aklın yapamadığı çok şeylerin üstesinden gelir. Kültürümüz bunun eşsiz örnekleriyle doludur. Aşkın aydınlattığı gönül birtakım derin fıtrî özelliklerle bezenmiş şekilde Yaratıcısından almaya ve O’na gönlünü vermeye hazır durumdadır. Bu, ruhun aslî safiyetine yaklaştığı öyle bir andır ki, dua için kalkan eller, kıpırdayan dudaklar ve yönelen samimi gönüller mutlaka karşılığını bulur.

Dua esnasında her birimiz âdeta kendi nefsimizle hesaplaşırız. Kendimizi objektif bir bakışla, riyasız bir şekilde ve olduğu gibi görürüz. Varsa hatamızın, hırsımızın, kinimizin, kibir ve gururumuzun farkına varırız. İç dünyamızda sık sık yapacağımız bu ısrarlı ve tarafsız muhasebe neticede pişmanlığı doğurarak bize, ahlâkî değerlere tam bir dönüş imkânı ve bağlılık hissi kazandırır. Bu hislerin eşliğindeki dua ile, gönlümüzün derinliklerinde bir ışık, bir ümit, bir kutlu kıpırdanış duyarız ki, ruhumuz bununla sükuna kavuşur; fizik ve mana bedenimizde bir ahenk belirir. Derde, sıkıntıya, yoksulluğa, hastalığa karşı büyük bir direnme gücü kazanırız. Bütün bunlara, hatta ölüme bile tebessümle bakabiliriz bu ruh haliyle. Kendini bu kıvamda bulan bir hastanın nasıl iyileştiğine doktorlar bile şaşar kalır. Dua eden hastaların daha çabuk iyileştiği bilinmektedir. Çünkü duanın kişide doğurduğu huzur, onun tedavisine katkıda bulanacak olumlu bir etkidir. İşte bu, duanın gücüdür.

Duanın etkilerinden bir kısmı da, ruha verdiği güzellikler ve inceliklerle, kişiyi bencillikten kurtarıp topluma bağlaması, ona, yaratılanları yaratandan ötürü sevmeyi, onlar için iyilikler temenni etmeyi öğretmesi ve gönlünde başkalarına yer verme büyüklüğünü kazandırmasıdır. Peygamberimiz (s.a.s.)’in; “Bir Müslüman’ın, yanında bulunmayan din kardeşi için yapacağı dua kabul edilir. O, kardeşi için dua ettikçe, yanındaki melek ona, ‘duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin’ diye dua eder.” (Müslim, Zikir, 88) hadisi bunu açıkça göstermektedir. Bu kutlu sözdeki büyük müjdeyi kelimelerle ifade etmek mümkün gözükmüyor. Bu da duanın özünde bulunması gereken sevgi ve digergamlığın karşılığı olsa gerek.

Satırlarımın sonunda duanın unutulan ya da ihmal edilen bir yönüne değinmek istiyorum. Bilinen ve kullanılan şekliyle dua, bir şikâyetin, bir ızdırabın giderilmesine yönelik yardım dilemek biçimlerinde gerçekleşmektedir. Genelde, içimizden darda kalanlar, olaylar karşısında yılgınlık, bezginlik veya yenilmişlik hissedenler dua ederler. Bu durumlarda dua etmek belki doğal olanıdır. Ancak, duaya aynı zamanda, Yüce Rab ile bir iletişim olarak, duygu dünyasının derinliklerinde sürekli, içsel bir keşif ve yücelme girişimi olarak bakmalıyız. Bence dua bir şeyler isteyip almaktan öte, bir yerlere ulaşma, yücelere erme olayıdır. Çünkü Allah, kendisine sevgiyle yönelene karşı daha fazla sevgiyle yönelir.

“Darda kalanlar, olaylar karşısında yılgınlık, bezginlik veya yenilmişlik hissedenler dua ederler. Bu durumlarda dua etmek belki doğal olanıdır. Ancak, duaya aynı zamanda, Yüce Rab ile bir iletişim olarak, duygu dünyasının derinliklerinde sürekli, içsel bir keşif ve yücelme girişimi olarak bakmalıyız.”

“Havaya, suya, ekmeğe duyduğumuz ihtiyaçtan daha fazla duaya ihtiyacımız olduğunu içimizde hissetmeye başladığımız anda, duanın hayatımızdaki işlevinin başladığını göreceğiz. Duaya duyulan ihtiyacın temelinde gerçekte Yaratıcı’ya duyulan ihtiyaç vardır.”

Seyid Ali Topal
Diyanet Makaleleri

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Kütübü Sitte Nedir? Kütübü Sitte Yazarları Ve Kitapların İsimleri Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 02:22 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Kütübü Sitte Nedir? Kütübü Sitte Yazarları Ve Kitapların İsimleri Nelerdir?

Kütüb kelimesi, Arapça kitaplar anlamına gelir. Sitte ise ''Altı'' demektir. Kütübü sitte ulema tarafından güvenilir hadis kaynaklarının toplandığı altı kitaptan oluşur. Peygamber efendimizden rivayet edilen ve günümüze kadar ulaşan sahih hadisler, her Müslümanın faydalandığı en mühim kaynaklardan biridir.

Dinimizde ulumu'l hadis adıyla da bilinen hadis ilmi önemli bir yer tutar. Bu ilmin ehli olan alimler, bir hadisin sahih olup olmadığını çeşitli yöntemlerle araştırır. Araştırmalarının sonunda sadece doğruluğundan emin olduğu ve Kuran'ı Kerim ile çelişmeyen hadisleri nakleder.

Kütübü Sitte Nedir?

Kütübü sitte, altı yazar tarafından kaleme alınan, sahih hadislerin yer aldığı hadis kitaplarıdır. Ehl-i Sünnetin çoğunluğu sadece bu kitaplarda aktarılan rivayetleri kendisine referans alır. Kütübü Sitte'de peygamber efendimizin sözleri, yaptıkları, öğütleri ve uyarıları yer alır.

Hz. Muhammed, her hareketiyle çevresindeki insanlara örnek olmuş ve söylediği sözlerle insanlığa evrensel mesajlar vermiştir. Bu nedenle her Müslüman Kütübü Sitede yer alan hadisleri sık sık okumalı ve peygamber efendimizin hayatını örnek almalıdır.

Kütübü Sitte Yazarları ve Kitaplarının İsimleri Nelerdir?

1- Müslim bin Haccac: El camiu’s sahih

2- Muhammed el Buhari: El camiu's sahih

3- Muhammad ibn Isa at Tirmizi: Sünen-i Tirmizi

4- Ali ibn Sinan el Nesai: Sünen-i Nesai

5- Ebu Davud es-Sicistâni: Sünen-i Ebu Davud

6- İbn Mâce el-Kazvînî: Sünen-i İbn Mace

Hadis Çeşitleri Nelerdir?

1- Mürsel Hadis:

Ulemanın çoğunluğu tarafından doğruluğundan şüphe edilmeyen, birden fazla hadis yazarının naklettiği hadislerdir.

2- Sahih Hadis:

Mürsel hadisler kadar olmasa da yine büyük çoğunluk tarafından doğru kabul edilen hadis türüdür.

3- Kutsi Hadis:

Söyleyenin Allah, nakledenin Hz. Muhammed olduğu hadislerdir.

4- Mevzu Hadis:

Hz. Muhammed'in söylemeyip kendisine isnat edilen hadislerdir. Mevzu hadisler kesin olmadıkları için genelde doğru kabul edilmez. Bu nedenle Kütübi Sitte'nin içerisinde yer almaz.

Hadis Külliyatında Yer Alan Hadislerden Örnekler

1- Bir zalimle yürüyen onun suç ortağı olmuş demektir. (Buhari)

2- İlim talebi her Müslüman için farzdır. (Ebu Davud)

3- Sabrederek kurtuluşu beklemek de ibadettir. (Müslim)

4- Yaratılmışlar hakkında uzun uzun tefekkür edin ancak yaratıcının zatı / sıfatı hakkında düşünmeyin. (Buhari)

5- Helalin hesabı haramın da azabı var. (İbn Mace, Tirmizi)

6- Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi, kadın, misk koku ve gözümün nuru namaz. (Nesai, Buhari)

7- Vaiz olarak ölüm yeter. (Müslim)

Kütübi Sitte Yazılma Sebebi Nedir?

Kütübi sitte kitaplarının elbette ki yazılma sebebi vardır. Bu kitapların yazılmasındaki asıl amaç Hadisler aracılığıyla İslam dinini anlatmak ve anlamaktır. Hadisler sayesinde Kuranı rehber edinmekten başka bir çözüm olmadığını insanlara göstermektir. Kitaplarda İslam dini adında oluşturulan bölümler de vardır. Bu bölümlerde tarihte Hz. Muhammet adına uydurulmuş sözlerin gerçekleri de anlatılmaktadır. Aynı zamanda Hz. Muhammet'in rivayetlerinde de bahsedilmektedir. Kütübi sitte önemli bilgileri Müslüman halkın duyması ve bilgilenmesi amacıyla yazılmıştır. Bu bilgilerin tamamını içerdiği için de Kütübi sitte çok önemli İslami kaynağı oluşturmaktadır.

Kütübi Sitte Ne Zaman Yazıldı?

Kütübi sitte kitaplarının her birinde çok sayıda Hadis bulunmaktadır. Kolektif yazarlardan oluşan Kütübi sitte kitaplarının tam olarak ne zaman yazıldığı bilinmese de yayınlanma tarihi 1992 senesidir.

KÜTÜB-İ SİTTE

Meşhur altı sahih hadis kitabı. Hadis mecmualarının en sahihleri kabul edilen; Buhârî ve Müslim'in el-Câmiu's-Sahih'leri ile Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî ve ibn Mâce'nin Sünen'leri; hadis tasnifinin altın çağı olan Hicrî üçüncü yüzyılda telif edilmiş olmak, mümkün mertebe sahih hadisleri ihtiva etmek, konulara göre tasnif edilmek (alelebvâb)... gibi ortak özelliklerinden dolayı, daha sonraki asırlarda Kütüb-i Sitte: Altı Kitap, ortak adıyla şöhret bulmuştur. Bazı âlimler, az da olsa zayıf ve mevzu hadisler ihtiva ettiği için İbn Mâce'nin Sünen'i yerine İmam Mâlik'in Muvatta'ı veya Dârimî'nin Sünen'ini Kütüb-i Sitte'nin altıncı kitabı kabul etmişlerdir.

Buhârî ve Müslim'in Câmi'leri, Sahıhayn (İki Sahih) adıyla, müellifleri daha hayattayken büyük bir üne kavuşmuş, bunları Ebu Davud, Tirmizî ve Nesâi'nin Sünen'leri takip etmiş ve hadis âlimleri arasında bu kitaplar Usûl-i Hamse (Beş Temel) diye büyük bir kabul görmüştü. Ebu'l-Fazl Muhammed İbn Tahir el-Makdisî (H.507)'nin Usûl-i Hamse'ye yazdığı ve sahabeyi alfabetik olarak sıralamak suretiyle onlardan nakledilen, belirli kitaplardan bulunan hadislerin kaynağını göstermek için yazıları kitaplar anlamına gelen etrafa İbn Mâce'nin Sünen'ini de eklemesi ve Şurûti'l-Ümmeti's-Sitte (Altı İmamın Şartları) adlı kitabını telifiyle muteber hadis kitaplarının grub adı bundan sonra, İbn Mâce'nin de ilave edilmesiyle Kütüb-i Sitte olarak meşhur olmuştur.

Böyle bir isimlendirme, Kütüb-i Sitte içinde zayıf, hatta mevzu (bilhassa İbn Mâce'de) hiç bir hadis bulunmadığı, onlar dışındaki hadis kitaplarında da sahih hadis olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Buhârî ve Müslim başta olmak üzere, Kütüb-i Sitte müelliflerinden hiç biri, kendi kitaplarına sahih hadislerin tamamını aldıkları, kitaplarındakilerin dışında sahih hadis bulunmadığı şeklinde bir iddiada bulunmamışlardır. Esasen bir hadisin sıhhati, hangi kitapta bulunduğuna bakarak değil, onu nakleden kişilerin haline bakılarak tesbit edilebilir. Diğer taraftan bu altı imam, kendilerinden önce derlenmiş olan yazılı ve sözlü hadis kaynaklarından yararlanarak bu eserleri meydana getirmişlerdir. Bu değerli eserlerin tasnifine, kendilerinden önceki çalışmalar zemin hazırladığı gibi, hadis tasnifi onlardan sonra da devam etmiştir.

İlmî çevrelerde büyük bir kabul gören Kütüb-i Sitte ile ilgili çok sayıda ve hacimli çalışmalar yapılmıştır. Bunların büyük bir kısmı bu kitapların şerhi (açıklaması), ravilerinin durumları, cem (mükerrerleri çıkararak birlikte rivayet ettikleri hadisleri bir araya toplama) ile ilgilidir. Kütüb-i Sitte hadislerini bir araya toplayıcı çalışmalardan biri, Beğavî'nin (H.516) Mesâbîhu's-Sünne'sidir. Hadisleri, senedlerini hazfederek kitabına alan Beğavî eserini Sünen tarzında tasnif etmiş, Kütüb-i Sitte ve Dârimî'nin Sünen'inde bulunan hadisleri 4434 hadiste toplamıştır. Bu konuda yapılan önemli bir çalışma da İbnu'l-Esîr'in (H.606) Câmiu'l-Usûl li Ehâdisi'r-Rasûl isimli eseridir. İbnu'l-Esîr, İbn Mâce hariç Kütüb-i Sitte ile Muvatta'da bulunan hadisleri,-mükerrerlerini çıkararak- alfabetik tarzda tertib ettiği kitaplar ve onların alt başlıkları olan bablar halinde tasnif etmiştir. 9523 hadis bulunan bu eser Kütüb-i Sitte adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir. Kütüb-i Sitte'yi oluşturan kitaplar ve özellikleri:

1. Buhârî ve el-Câmiu's-Sahîh'i: Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail el-Buhârî (H. 194-256/M.810-870) 40 yıl süren ilmî seyahatler esnasında toplamış olduğu engin hadis malzemesini 16 yılda tasnif ederek, "el-Câmiu's Sahîhu'l-Müsnedü'l-Muhtasar min Umûri Rasûlillahi (s.a.s) ve Sünenihi ve Eyyâmih" adlı eserini yazmıştır. Hocası İshak b. Rahuye'nin, "Rasûlüllah'ın sahih hadislerini muhtasar bir kitapta toplasanız" tavsiyesiyle hareket eden Buhârî, 600.000 hadis arasında seçtiği 7275 hadisi, 97 kitap ve 3400 den fazla bab'a (alt bölüm) yerleştirmiş, konuları geldikçe aynı hadisi bir kaç yerde daha tekrar etmiştir. Bu nedenle, mükerrerler dışındaki toplam hadis sayısı 3-4 bin civarına inmektedir. Buhârî, tercüme denilen bab başlıklarında konuyla ilgili âyet ve hadislerden iktibaslar yapar, âlimlerin ve bazan kendisinin görüşlerine yer verir, direkt veya endirekt yollarla tercihlerini ihsas ettirir. Tercemelerde verdiği hadis ve haberlerin çoğu muallak (senedsiz veya eksik senedli)tır. Daha önceki hadis mecmualarında pek görülmeyen bu usul Buhâri'ye hastır. Bu nedenle, "Buhârî'nin fıkhı tercemelerindedir" sözü yaygınlaşmıştır. (Yekünü 1341 olan bu tür) muallak hadisler, Buhârî'nin kitabına verdiği isimden de anlaşılacağı gibi, sahih hadislerin dışındadır. Tercümelerde Buhârî'nin verdiği bilgiler, hadislerin ihtiva ettiği fıkhı malumatı kavramada çok faydalıdır. Bütün âlimlerin ittifakıyla hadis mecmualarının ensahihi kabul edilen el-Câmiu's-Sahîh, türkçeye de tercüme edilmiş, mükerrerlerinin çıkarıldığı Tecrid'i de tercüme ve şerhiyle, Diyanet İşleri Başkanlığınca basılmıştır.

2. Müslim'in el-Câmiu's-Sahîh'i: Ebu'l-Hüseyn Müslim b. Haccâc (H.202-261), 300.000 hadis arasından seçerek tasnif ettiği kitabına, "el-Camiu'l-Müsnedü's-Sahîh" ismini vermiş, mukaddimede tasnif metodunu açıklamıştır. Buhârî'nin yaptığı gibi bab başlıklarında bilgi vermemiş, hatta, bab başlığı dahi tanzim etmemiş, sadece "bab" demekle yetinmiştir. Bugün eldeki Müslim nüshalarında bulunan bab başlıkları, eseri şerheden İmam Nevevî'ye aittir. Müslim kitabına, mevkuf ve maktu hadisleri almamış, muallaklara ise çok az yer vermiş, hadisleri konularına göre bölmemiş, hadisi en çok ilgili olduğu yerde nakletmiş, metin ve sened olarak benzerlerini bir arada ve kısaltarak tekrar etmiştir. Bu yönüyle Müslim Buhârî'den daha derli topludur. Bu ve benzeri özelliklerinden dolayı bazı âlimler (mesela Mağribliler) Müslim'i Buhâri'ye tercih etmişlerdir. Müslim'in Câmi'i, 54 kitap, 1322 bab, mükerrerler dışında 3033 hadis ihtiva etmektedir. Kadı İyaz ve İmam Nevevî başta olmak üzere pek çok âlim Müslim'i şerhetmiştir. Müslim, sade, metin ve şerhli olarak türkçeye tercüme edilmiştir.

3. Tirmizi'nin Câmi'i: Ebu İsa Muhammed b. İsa et-Tirmizi'nin (H: 209-279) Cami'i, es sünen ismiyle de maruftur. Devrin âlimlerinin tetkikine sunuları ve takdir edilen Sünen-i Tirmizi, 46 kitap, 2496 bab ve 4000 hadis ihtiva etmektedir. Hadisçilik açısından Müslim'e, fıkhu'l-hadis (hadislerde bulunan çeşitli hükümler) yönünden de Buhârî'ye ait özellikleri, onlara yakın ölçüde kitabında toplayan Tirmizi, bab başlığı altında hadisleri sıraladıktan sonra şu işlemleri yapar; hadisin sıhhat durumunu (sahih, hasen, zayıf, hasen-sahih, garib...), ravilerin durumunu, varsa seneddeki illetleri, hadisin diğer tariklerini, sahabilerin o konudaki başka rivayetlerini, bu hadislerle ulemânın nasıl amel ettiğini, ittifak ve ihtilaflarını... açıklar. Hadislerden istifade için çok faydalı olan bu açıklamalar onları, amel edilebilir hale getirir. Tirmizi üzerine de pek çok şerh yazılmış ve eser türkçeye tercüme edilmiştir.

4. Ebu Davud'un Sünen'i: Ebu Davud Süleyman b. Eş'as es-Sicistânî'nin (H: 202-275) kitabı, ahkâmla ilgili hadislerin tasnif edildiği Sünen türünün en güzel örneğidir. Kitabına, 400.000 hadis arasından seçtiği 4000 hadisi aldığını, bunların da dört hadiste özetlenebileceğini belirten Ebu Davud; sahih, hasen, leyyin ve amel edilebilir derecedeki zayıf hadisleri Sünen'ine aldığını söyler. Kitabında zayıf hadislerin mevcudiyetini kabul eden Ebu Davud, muhaddislerin ittifakla terkettikleri herhangi bir hadisi Sünen'ine almamıştır. 40 kitaptan oluşan Sünen'e pek çok şerh yazılmış, eser türkçeye de tercüme edilmiştir.

5. Nesâî'nin Sünen'i: Ebu Abdurrahman Ahmed b. Şuayb en-Nesâî (H: 215-303), sahih ve zayıf hadislerden derlediği es-Sünenü'l-Kübrâ'sını istek üzerine, sadece sahih hadisleri almak üzere ihtisar etti ve bu yeni eserine el-Müctebâ adını verdi. Kütüb-i Sitte içinde Nesâî denince, işte bu Müctebâ kasdedilir. Sünenler içinde en az zayıf hadis ve cerhedilmiş ravisi olan mücteba, Sahihayn'dan sonra üçüncü kitap olarak kabul edilir. Nesâî, hadisler arasındaki çok küçük rivayet farklarını dahi göstermiş ve rical tenkidinde büyük bir hassasiyet göstermiştir. 51 kitap ve yaklabıh 2400 babtan oluşan Müctebâ, türkçeye çevrilmiştir.

6. İbn Mâce'nin Sunen Ebu Abdullah Muhammed b. Yezıd el-Kazvînî'nin (H: 209-273) Sünen'i, 37 kitap, 1515 bab ve 4341 hadis ihtiva eder. Bu hadislerin büyük bir çoğunluğu, diğer beş kitapta (usûli hamse) mevcuttur veya sahih ve hasen durumundadır. ibn Mâce'deki hadislerin 613 ünün isnadı zayıf, 99 unun isnadı ise, yok hükmünde veya münker ya da yalanlanmıştır. Bilhassa, şahıs, kabile ve şehirlerin faziletleriyle ilgili hadislerin çoğunun uydurma olduğu söylenmiştir. Ancak, VI. asırdan sonra Kütüb-i Sitte'nin altıncı kitabı olarak kabul edilen İbn Mâce, tertibi, tekrardan uzak ve kısa olusu ile oldukça değerlidir. Muhammed Fuad Abdülbâkı tahkikiyle yapılan baskı, pek çok ilmî kolaylıklar sağlamış, eserdeki zayıf yönlere işaret edilmiştir. Bu baskı esas alınarak Sünen, şerhi de yapılmak suretiyle türkçeye çevrilmiştir.

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7101-7200 )
Yazar: RasitTunca - 11-06-2022, 12:35 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok

Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7101-7200 )

Kütübi Sitte Nedir?

Kütüb-i Sitte, İslam dininin en önemli iki kaynağından biri niteliğindeki sünnet malzemesini meydana getiren ve en sahih (güvenilir) hadislerden oluşan altı hadis kitabına verilen genel isimdir. Söz konusu bu altı kitap Kur’ân-ı Kerim’den sonra en sahih kitaplar olarak kabul edilen Buharî ile Müslim’in Câmiu’s-Sahîh adlı eserleri ile Ebû Davud, Tirmizî, Nesai ve İbn Mace’nin sünen türündeki eserlerinden ibarettir.Kütüb-i Sitte, Arapça “kitaplar” manasına gelen “kütüb” kelimesiyle “altı” manasına gelen “sitte” kelimesinden meydana gelmiş bir tabir olup, “altı kitap” anlamındadır.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7101-7110 )???

===>7101 – Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana dedi ki: “Sana sübhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber” demeyi tavsiye ederim. Zira bu kelimeler, günahları döker, tıpkı ağacın yapraklarını dökmesi gibi.”
İSTİĞFAR

===>7102 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben günde yüz sefer Allah’a istiğfarda bulunurum.”

===>7103 – Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben günde yetmiş kere Allah’a tevbe ve istiğfarda bulunurum.”

===>7104 – Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Benim dilimde, aile efradıma karşı bir ölçüsüzlük vardı. Fakat bu başkalarına olmazdı. Bu halimi Aleyhissalâtu vesselâm’a söyledim. Resülullah: “İstiğfar bakımından ne haldesin? (Bu kusurunun bağışlanması için günde yetmiş kere istiğfar et!” buyurdular.”

===>7105 – Abdullah İbnu Busr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Amel defterinde çok istiğfar bulunana ne mutlu!”

===>7106 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhisselatu vesselâm şöyle dua ederdi: “Ey Allahım! Beni, güzel amel işledikleri zaman(bunun mükâfaatıyla) müjdelenen ve hata işlediği zaman da istiğfar edenlerden eyle!”
LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAH

===>7107 – Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana: “Sana cennet hazinelerinden bir hazineyi haber vereyim mi?” buyurdular.

“Evet! Ey Allah ‘ın Resülü!” dedim.

“Lâ havle velâ kuvvete illa billah (Gerek ibadet için gerek dünyevî işlerim için muhtaç olduğum) bütün güç kuvvet Allah’tandır” de!” buyurdular.”

===>7108 – Hâzım İbnu Harmele radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a uğramıştım. Bana: “Ey Hâzım! Lâ havle velâ kuvvete illa billah” de! Çünkü bu cümle cennet hazinelerinden biridir” buyurdular.”
RESÜLULLAH’IN DUASI

===>7109 – Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah şu duayı çok yapardı: “Allahümme sebbit kalbî alâ dînike.(Allahım kalbimi dinin üzere sabit kıl.” Bir adam: “Ey Allah’ın Resülü! Biz sana iman ettiğimiz ve senin getirdiklerini tasdik ettiğimiz halde bizim (âkibetimiz) için korkuyor musun?” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm adama şu cevabı verdi: “Kalpler, muhakkak ki Rahman’ın parmaklarından iki parmağı arasındadır, onu (dilediği şekilde) döndürür.”

Ravi der ki : “A’meş iki parmağını gösterdi. “
RESULULLAH’IN SIĞINMA TALEP ETTİĞİ ŞEYLER

===>7110 – İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Kur’ân’dan bir sure öğretir gibi şu duayı bize öğretmişti: “Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccâl’in fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7111-7120 )???

===>7111 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Allah’tan faydalı ilim dileyin, faydasız ilimden Allah’a sığının” buyurdu.”

===>7112 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın anlattığına göre: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm kendisine şu duayı öğretmiştir: “Allahım ben senden hayrın her çeşidini isterim; yakın olsun, uzak olsun; bildiğim olsun, bilmediğim olsun; bütün şerlerden de sana sığınırım; yakın olsun, uzak olsun; bildiğim şer olsun, bilmediğim şer olsun. Allahım! Kulun ve peygamberin Muhammed’in senden istediği şeyleri senden ben de istiyorum. Kulun ve peygamberin hangi şerlerden sana sığınmışsa ben de o şerlerden sana sığınıyorum. Allahım! Ben senden-, cenneti ve cennete götüren söz ve amel(de beni muvaffak kılman)ı istiyorum. Ateşten ve ateşe götüren söz ve fiillerden de sana sığınıyorum. Ve dahi benim hakkımda hükmettiğin her kaza ve kaderi hayırlı kılmanı senden diliyorum.”

===>7113 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bir adama: “Namazda ne diyorsun?” diye sordu. Adam: “Teşehhüdü (Ettahiyyatu, Allahümme salli, Allahümme barik…) okuyorum. Sonra Allah’tan cennet diliyor ve cehennem ateşinden O’na sığınıyorum. Ama vallahi ben, ne senin okuduğunu ne de Muaz’ın okuduğunu bilmiyorum” dedi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (adama): “Biz de senin okuduğun şeyler çerçevesinde okuyoruz” buyurdu.”

===>7114 – Evs İbnu İsmail el-Beceli radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm vefat ettiği zaman, Hz. Ebu Bekr’in şöyle söylediğini işitmiştir:

“Resülullah aleyhissalatu vesselâm benim şu makamımda ilk yıl, ayağa kalktı -böyle söyleyince Hz. Ebu Bekr gözlerinin yaşını tutamayıp ağladı- sonra dedi ki:

“Size doğru olmanızı sıdkı, tavsiye ederim. Çünkü sıdk birr (denen Allah’ın rızasına götüren en iyi amelle beraberdir) ikisi de cennettedir. Yalandan sakının. Çünkü o, fücürla beraberdir ve ikisi de cehennemdedir. Allah’tan afiyet dileyin. Çünkü, kimseye Çünkü, kimseye yakinden sonra afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Birbirinizle hasedleşmeyin. Birbirinizle aranızdaki iyi münasebetleri kesişmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeşler olun!”

===>7115 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişinin yaptığı dualar içerisinde en hayırlısı şudur: Allahümme innî es’eluke’l- mu’âfâte fid-dünya ve’l-âhireti (Ey Allah’ım! Senden dünya ve ahirette afiyet istiyorum),”
DUAYA KENDİNLE BAŞLA

===>7116 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah bize ve Âd’ın kardeşine rahmet eylesin.”
İSM-İ AZAM

===>7117 – el-Kâsım (İbnu Abdirrahman) radıyallahu anh demiştir ki: “Allah’ın, duada şefaat kılındığı taktirde, o duayı kabul ettiği ism-i âzamı şu üç surededir: Bakara, Âl-i İmran ve Tâ- Hâ.

Ebu Ümâme radıyallahu anh’tan yapılan bir rivayette, bunun benzeri Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan merfu olarak gelmiştir.

===>7118 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle yalvardılar: “Allahım! Ben, senin pak, güzel, mübarek ve yüce nezdinde en sevimli olan, onunla dua edildiği taktirde hemen icabet ettiğin, onunla senden istenince hemen verdiğin, onunla rahmetin talep edilince rahmetini esirgemediğin, onunla kurtuluş talep edilince kurtuluş verdiğin isminle senden istiyorum.”

Hz. Aişe’nin belirttiğine göre, bir başka gün Aleyhissalâtu vesselam’ın, kendisine

“Ey Aişe! Kendisiyle dua edildiği taktirde icabet ettiği ismi, Allah’ın bana gösterdiğini sen biliyor musun?” diye sormuştu.

Hz. Aişe der ki: “Ben: “Ey AIlah’ın Resülü! Annem babam sana feda olsun, onu bana da öğret!” dedim.

“Ey Aişe onu sana öğretmem uygun düşmez!” buyurdu. Bu cevap üzerine ben de oradan uzaklaşıp bir müddet tek başıma oturdum. Sonra kalkıp, başını öptüm ve:

“Ey Allah’ın Resülü! Onu bana öğret” diye ricada bulundum. O yine:

“Onu sana öğretmem uygun olmaz, ey Aişe! Onunla senin dünyevî bir şey talep etmen uygunsuz olur” buyurdu.”

Hz. Aişe devamla der ki: “Ben de kalkıp abdest aldım, sonra iki rekât namaz kıldım, sonra: “Allahım! Sana Allah isminle dua ediyorum. Sana Rahman isminle dua ediyorum.Sana Birrurrahîm isminle dua ediyorum. Sana bildiğim ve bilmediğim güzel isimlerinin hepsiyle dua ediyorum. Bana mağfiret et, rahmet eyle” diye dua ettim.”

Aişe devamla der ki: “Bu duam üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm güldü ve: “İsm-i âzam, senin yaptığın şu duanın içinde geçti” buyurdu.”

===>7119 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretlerinin doksandokuz ismi vardır, yüzden bir eksik. O, tektir, teki sever. Kim bu isimleri ezberlerse cennete girer. Onlar şunlardır: Allah, el-Vahid, es- Samed, el-Evvel, el-Ahir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Hâlık, el-Bâri, el-Musavvir, el-Melik, el- Hakk, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, er-Rahmân, er- Rahîm, el-Latif, el-Habîr, es-Semî’, el-Basir, el-Alîm, el-Azîm, el-Bârr, el-Müte’âl, el-Celîl, el-Cemîl, el-Hayy, el-Kayyüm, el-Kâdir, el-Kâhir, el-Aliyyu, el-Hakîm, el-Karîb, el-Mucîb, el-Ganiyyu, el-Vehhab, el-Vedüd, eş-Şekür, el-Mâcid, el-Vacid, el-Vâli, er-Râşid, el-Afuvvu, el-Ğafür, el-Halîm, el-Kerîm, et-Tevvâb, er-Rabb, el-Mecîd, el-Veliyyu, eş-Şehîd, el-Mübîn, el-Bürhân, er-Ra’üf, er-Rahîm, el-Mübdiu, el-Mu’îd, el-Bâis, el-Vâris, el-Kaviyyu, eş-Şedîdu, ed-Dârru, en-Nâfi’u, el-Bâki, el-Vâkî, el-Hâfıd, er-Râfi’, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Mu’ızzu, el- Müzillü, el-Muksıt, er-Rezzâk, Zü’l-Kuvve, el-Metîn, el-Kâim, ed-Dâim, el-Hâfız, el-Vekîl, el-Fâtır, es-Sâmi’, el-Mu’tî, el-Muhyî, el-Mümît, el-Mâni’, el-Câmi’, el-Hâdî, el-Kâfı, el-Ebed, el-Âlim, es-Sâdık, en-Nür, el-Münîr, et-Tâmm, el-Kadîm, el-Vitru, el-Ahadu, es-Samedu, ellezi lem yelid velem yüled ve lem yekün lehu küfüven ahad.”

Zûhrî der ki: “Bana birçok ilim ehlinden ulaştığına göre, bu Esmâu Hüsna’nın okunmasına “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehü’l Mülkü ve Lehü’I-Hamdu bi-yedihi’l-Hayr ve huve ala külli şeyin kadîr, la ilahe illâllahu, lehül-Esmâu’l-Hüsnâ” diye başlanmalıdır.”
BABANIN DUASI

===>7120 – Ümmü Hâkim Bintü Vedda’el-Huzâ’iyye radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “Babanın duası perdeyi deler (kabul makamına ulaşır).”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7121-7130 )???
SABAH VE AKŞAM YAPILACAK DUALAR

===>7121 – Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hâdimi Ebu Selâm anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm şöyle buyurdular: “Akşam ve sabaha erdiği vakit: “Radîtu billahi Rabben ve bi’I-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin nebiyyen (Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak Muhammed’ den razıyım” diyen bir müslüman veya insan veya köle yoktur ki, o kimseyi Kıyamet günü razı ve memnun etmek Allah üzerine bir hak olmasın.”
YATAĞA GİRİNCE YAPILACAK DUA

===>7122 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, yatağına girince, sağ elini yanağının altına koyar sonra şu duayı okurdu:

“Allahümme, kınî azâbeke yevme teb’asu -ev tecme’u- ibâdeke (Allahım! Kullarını yeniden dirilttiğin veya topladığın- gün beni azabından koru.”
EVDEN ÇIKINCA YAPILACAK DUA

===>7123 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, evinden çıktığı vakit şu duayı okurdu: “Bismillahi la havle vela kuvvete illa billah, et-tüklânî alallah. (Allahın ismiyle. Dünya ve ukbâ işlerine güç kuvvet Allah’tandır. Dayanağım Allah’dır.”

===>7124 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kişi evinin -veya apartmanın- kapısından çıkınca, adama müekkel (nezaretçi) iki meleği vardır. Adam: “Bismillah” deyince onlar: “Doğruya irşad edildin” derler. “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” deyince, melekler: “Korundun” derler. Adam: “Tevekkeltü alâllah” deyince onlar: “İşin (sana bedel) görüldü” derler.

(Resülullah aleyhissalâtu vesselâm devamla) dedi ki: “Sonra adamın iki karîni (yani onu günaha sürüklemek isteyen insî ve cinnî iki şeytanı) onu karşılarlar. Melekler (o şeytanlara): “Hidayete erdirilen, işi (Allah tarafından) görülen ve muhafaza altına alınan bir kimseden ne istiyorsunuz?” derler “
SALİH RÜYA

===>7125 – Ebu Sa’îdi’l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Müslüman kişinin salih rüyası, peygamberliğin yetmiş cüzûnden biridir.”

===>7126 – Ümmü Kürz el-Ka’biyye radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Peygamberlik gitti fakat mübeşşirât (mû’minin göreceği güzel rüyalar) bâkidir.”

===>7127 – Ebu Sa’îd ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, beni rüyasında görmüşse mutlaka beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez.”

===>7128 – Ebu Cuheyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim beni rüyasında görürse, o uyanıkken beni görmüş gibidir. Çünkü şüphesiz, şeytan benim suretime girmeye muktedir değildir”

===>7129 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Rü’ya üç kısımdır: Biri Allah’tan bir müjdedir. Biri nefsin konuşmasıdır. Biri de şeytanın korkutmasıdır. Biriniz hoşuna giden bir rü’ya görecek olursa, dilerse onu anlatsın. Eğer hoşuna gitmeyen bir şey görürse onu kimseye anlatmasın, kalkıp namaz kılsın.”

===>7130 – Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Rüya üç kısımdır: “Birkısmı; âdemoğlunu üzmek için şeytandan olan korkulardır; birkısmı, kişinin uyanıkken kafasını meşgul ettiği şeylerdendir; bunları uykusunda görür; birkısım rüyalar da var ki, onlar peygamberliğin kırkaltı cüzünden birini teşkil eder.”

Râvi Müslim İbnu Mişkem der ki: “Ben, Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh: “Sen, bu hadisi Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan bizzat işittin mi?” dedim. Avf, (iki sefer tekrarla): “Evet! Ben bunu Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işittim. Ben bunu Resülullah aleyhissalâtu vesselam’dan işittim” dedi.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7131-7140 )???
HOŞLANILMAYAN RÜYA GÖRÜLÜNCE

===>7131 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya görünce uzandığı zaman diğer yanına dönsün, üç sefer soluna tükürsün. Allah’tan o rüyanın hayrını talep edip, şerrinden Allah’a sığınsın.”

===>7132 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir adam gelip: “Rüyamda başımın vurulduğunu, (koparıldığını) sonra da yerde yuvarlandığını gördüm!” dedi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “Şeytan (birinize rüyasında) gelir. O da bundan korkar. Sabah olunca, gidip bunu halka anlatır.”
RÜYA NEYE DAYANILARAK YORUMLANMALI?

===>7133 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Rüyada gördüğünüz şeylerin isimlerini, o rüyayı yormada esas alın. Keza gördüklerinizin künyelerini veya kinaye mânalarını da dikkate alın. Rüya, ilk yorumcuya göre (vuküa gelir, öyleyse rastgele kimselere anlatmayın).”

===>7134 – Ümmü’l-Fadl radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre: “Kendisi (bir gün): “Ey Allah’ın Resülü! Rüyamda sanki sizin uzuvlarınızdan birinin evimde olduğunu gördüm” demiş, Aleyhissalâtu vesselam da: “Hayır görmüşsün. Kızım Fâtıma bir oğlan çocuğu dünyaya getirir, sen onu emzirirsin” buyururlar.

Gerçekten de Hz. Fâtıma radıyallahu anhâ (bir müddet sonra) Hz. Hüseyin veya Hasan radıyallahu anhümâ’yı doğurdu. Ümmü’I-Fadl da (kendi bebeği) Kusam’ın sütüyle onu emzirdi.

Ümmü’I-Fadl (sözüne devamla) dedi ki: “Bir gün ben onu Aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına getirip kucağına koydum. Ç’ocuk (Resulullah’ın kucağına) işedi. Bende çocuğun omuzuna vurdum. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm müdahale ederek “Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet (mağfiret) etsin” buyurdıular.”

===>7135 – Talha İbnu Ubeydillah radıyallahu anh anlatıyor: “Belî (kabilesinden) iki kişi Aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına geldiler. İkisi beraber müslüman olmuştu. Biri gayret yönüyle diğerinden fazlaydı. Bu gayretli olanı, bir gazveye iştirak etti ve şehit oldu. Öbürü, ondan sonra bir yıl daha yaşadı. Sonra o da öldü.”

Talha (devamla) der ki: “Ben rüyamda gördüm ki: “Ben cennetin kapısının yanındayım. Bir de baktım ki yanımda o iki zat var. Cennetten biri çıktı ve o iki kişiden sonradan ölene (cennete girmesi için) izin verdi. Aynı vazifeli zat, bir müddet sonra yine çıktı, şehit olana da (içeri girme) izni verdi. Sonra, adam benim için geri geldi ve:

“Sen dön, senin cennete girme vaktin henüz gelmedi!” dedi. Sabah olunca Talha bu rüyayı halka anlattı. Herkes bu rüya(da şehid olan zâtın sonradan cennete girmesine) şaştı. Bu, Resülullah’a kadar ulaştı, rüyayı ona anlattılar. (Dinledikten sonra) Aleyhissalâtu vesselâm:

“Burada şaşacak ne var?” buyurdular. Halk: “Ey Allah’ın Resülü! Bu zat (din için) çalışmada öbüründen daha gayretli idi ve şehit! de oldu. Ama cennete öbürü ondan evvel girdi” dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Berikisi ondan sonra bir yıl hayatta kalmadı mı?” dedi.

“Evet!” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: “Ve o ramazan idrak edip oruç tutmadı mı, bir yıl boyu şu şu kadar namaz kılmadı mı?” Halk yine: “Evet!” deyince, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm:

“Şu halde ikisinin arasında bulunan mesâfe gök ile yer arasındaki mesafeden fazladır!” buyurdular.”
LAİLAHE İLLALLAH DİYENE DOKUNULMAZ

===>7136 – Evs (İbnu Ebî Evs Huzeyfe es-Sakafi) radıyallahu anh anlatıyor: “Biz Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında oturuyorduk. O bize birkısım kıssalar anlatarak vâzu nasihat ediyordu. Derken bir adam gelerek, gizli bir şeyler söyledi. Resulullah: “Bunu götürüp öldürün!” emretti. Adam geri dönünce, Resülullah onu çağırdı ve: “Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edermisin?” diye sordu. Adam “Evet!” deyince: “Gidin, bu adamı serbest bırakın! Zira ben, insanlarla onlar lâ ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu dediler mi, bana onların kanları ve malları haram olur” buyurdu.

===>7137 – İmrân İbnu’I-Husayn radıyallahu anh anlatıyor: “Nâfi’ İbnu’l-Ezrak ve arkadaşları geldiler ve bana: “Ey İmrân helak oldun (dinden çıktın)!” dediler. İmrân: “Hayır! İmran helak olmadı (dinden çıkmadı)” dedi. Onlar ısrarla: “Evet evet helak oldun!” dediler. İmrân: “Beni helak eden şey nedir?” dedi. Onlar: “Allah Teâla hazretleri: “Fitne olmasın, dinin tamamı Allah için olsun diye onlarla savaşın” buyuruyor” dediler. İmrân: “Evet biz onlarla savaştık ve hatta onları sürdük. Dinin tamamı Allah içindi. Dilerseniz, ben size Resülullah aleyhissalatu vesselâm’dan işittiğim bir hadisi rivayet edeyim!” dedi. Onlar: “Onu Resülullah aleyhissaltu vesselâm’dan sen mi işittin?” dediler. İmran: “Evet! Ben gördüm ki, Resülullah, müşriklere karşı müslümanlardan müteşekkil bir ordu gönderdi. Askerler müşriklerle karşılaşınca, aralarında çok şiddetli bir savaş oldu. Müşrikler mağlup olup sırtlarını müslümanlara verdiler (saf dışı oldular). Sonra benim yakınlarımdan bir adam müşriklerden birine mızrakla saldırdı. Adamın üzerine yürüyünce, müşrik Eşhedü en lâilâhe illallah (Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim), ben müslümanım” dedi. Fakat müslüman asker ona mızrağını saplayıp adamı öldürdü. Adam Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına gelip: “Ey Allah in Resülü! Helak oldum! (Yani büyük bir günah işledim)” dedi. Aleyhissalatu vesselam bir iki sefer: “Ne yaptın?” diye sordu. Adam yaptığını olduğu gibi anlattı. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm adama: “Kalbini yarıp içinde ne olup olmadığına bakmalı değil miydin?” dedi. Adam:

“Ey Allah’ın Resülü! Eğer kalbini yarsaydım içindekini bilebilir miydim ?” diye sordu . Aleyhissalâtu vesselâm: “Sen adamın hem sözünü kabul etmiyorsun hem de kalbindekini bilmiyorsun (olur mu böyle şey!)” dedi. İmrân sözlerine devam etti: “Sonra Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, adam hakkında bir şey söylemedi. Adam da az bir zaman yaşadı. Nihayet öldü. Biz onu defnettik. Ertesi günü adamın cesedi yerüstünde görüldü. Halk: “Belki de bir düşman, kabrini deşip (kötülük için çıkarmıştır)” dedi. Tekrar onu defnettik. Gençlerimize mezarı başında nöbet tutmalarını söyledik. Buna rağmen cesedi tekrar mezardan dışarı atıldı. “Bekleyen gençlerimiz uyumuş olabilirler” diye düşündük. Bir kere daha onu defnettik. Bu sefer mezarını kendimiz bekledik. Ertesi gün yine cesedi kabirden dışarı atıldı. Bunun üzerine, adamın cesedini dağlar arasında bir geçide attık.”

Hadise, bir başka rivayette İmrân İbnu’I-Husayn tarafından (biraz farkla) şöyle anlatılmıştır: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bizi bir seriyyeye göndermişti. Sonra (savaşın bitiminde) müslümanlardan biri, müşriklerden birine saldırdı…” hadisi yukarıdaki gibi anlattı. Şu ilavede bulundu: “Toprak onun cesedini dışarı attı. Biz durumu Resülullah’a haber verdik. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bu toprak, ondan daha şerir insanları da kabul eder. Fakat Allah Teâla hazretleri, size “lâ ilahe illallah” kelâmının hürmetinin büyüklüğünü ders vermek istedi.”
MÜ’MİNİN KANI MALI HARAMDIR

===>7138 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Veda haccı sırasında buyurdular ki: “Bilesiniz! Günlerin en ziyade haram olanları şu günlerinizdir. Bilesiniz! Ayların en haramı da şu ayınızdır. Bilesiniz! Beldelerin en haramı da şu beldenizdir. Bilesiniz! Kanlarınız, mallarınız birbirinize şu ayda, şu beldede şu gününüzün haramlığı gibi haramdır. Acaba tebliğ ettim mi?” Halk: “Evet!” dediler. Resülullah: “Ey Allahım şahid ol!” buyurdu.”

===>7139 – Abduldah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: “Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ı Ka’be’yi tavaf ederken gördüm, şöyle diyordu: “Sen ne temizsin, kokun da ne güzel! Sen ne yücesin, senin hürmetin ne büyük! Muhammed’in nefsini elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun! Mü’minin Allah katındaki hürmeti, senin hürmetinden daha büyüktür. Mü’minin malının, kanının hürmeti de böyledir. Biz mü’min hakkında sadece hüsn-i zanda bulunuruz.”

===>7140 – Füdâle İbnu Ubeyd anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Gerçek mü’min, halkın, kendisinden malı ve canı hususunda emîn olduğu kimsedir. Hakiki muhâcir de hata ve günahlardan hicret (terk) eden kimsedir.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7141-7150 )???
YAĞMA YASAKTIR

===>7141 – Sa’lebe lbnu’l-Hakem radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gazvede) düşmanın koyun sürüsüne rastlamıştık. Hemen yağmaladık ve tencereleri kurduk. Resülullah aleyhissalatu vesselâm tencerelerimizin yanından geçti (ve onları gördü). Kaldırmamızı emretti. Derhal hepsini devirdik. Sonra: “Yağma helal değildir” buyurdu.”
MÜSLÜMANA SÖVMEK FISKTIR

===>7142 – Ebu Hureyre ve İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Müslümana sebbetmek (sövmek) fısktır, öldürmek de küfürdür.”
BİRBİRİNİZİ BENDEN SONRA ÖLDÜRMEYİN

===>7143 – Sunâbih el-Ahmesi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bilesiniz! Havz(-ı kevser)e ilk geleniniz ben olacağım ve ben diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla övüneceğim. Benden sonra birbirinizi öldürmeyin.”
MÜSLÜMANLAR ALLAH’IN ZİMMETİNDE (GARANTİSİNDE)DİR

===>7144 – Ebu Bekrı’s-Sıddık radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Sabah namazını kim kılarsa, o Allah’ın zimmetindedir. Allah’ın bu garantisini ihlal etmeyin. Kim onu öldürürse, Allah, yüzüstü cehenneme atıncaya kadar öldürenin peşini bırakmaz.”

===>7145 – Semüre İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Kim sabah namazını kılarsa, Allah’ın garantisi altındadır.”

===>7146 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Mü’min, Allah katında, birkısım meleklerden daha kıymetlidir.”
ASABİYET

===>7147 – Füseyle’nin babası (Vâsile İbnu’l-Eska) radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü dedim, kişinin kavmini sevmesi, (merdud olan) asabiye midir?”

“Hayır buyurdular, asabiye, kişinin zulümde kavmine yardımcı olmasıdır.”
SEVADU’L-A’ZAM (EKSERİYET)

===>7148 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetim dalâlet (bâtıl) üzerinde toplanmaz. Öyleyse bir ihtilâf görünce, size çoğunluğu iltizam etmenizi tavsiye ederim.

===>7149 – Hz. Mu’az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün, Resülullah aleyhissalâtu vesselam, bir namaz kılmış ve namazı çok uzatmıştı. Namazdan çıkınca biz: “Ey Allah’ın Resülü! Bugün namazı çok uzattınız!” dedik. Şu açıklamayı yaptılar: “Ben bugün, bir ümit ve korku namazı kıldım. Ben (namazda) aziz ve celil olan Allah’tan ümmetim için üç şey talep ettim. Allah bunlardan ikisini verdi, birini vermedi. Ben Allah’tan ümmetime, kendileri dışında bir düşman musallat etmemesini talep ettim, bu talebimi kabul etti. Allah’tan ümmetimi (eski ümmetler gibi) toptan suda boğarak helak etmemesini talep ettim. Allah bunu da kabul etti. Allah’tan ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını talep ettim, Allah bunu reddetti.”

===>7150 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “(Benden sonra ümmetim içerisinde) fitneler olacak. O fitnelerde, kişi mü’min olarak sabahlar, kâfır olarak akşamlar, Allah’ın ilimle ihya ettikleri hâriç.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7151-7160 )???
FİTNEDE TESEBBÜT (DİKKATLİ, SABIRLI OLMA)

===>7151 – Muhammed İbnu Mesleme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:”Şurası muhakkak ki, bir fitne, bir ayrılık ve bir ihtilaf olacak. Bu durum gelince, Uhud’a kılıncınla git! Kırılıncaya kadar onu (taşa) çal. Sonra evinde otur. Hatta sana günahkâr bir el veya ölüm gelinceye kadar (evinden çıkma).” Nitekim (haber verilen bu fitne) çıktı ve ben Resülullah aleyhissalâtu vesselam’ın söylediğini yaptım.”
İKİ MÜSLÜMAN BİRBİRİNE KILIÇ ÇEKERSE

===>7152 – Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam (bir keresinde): “İki müslüman birbirlerine kılıç çekerlerse kâtil de maktül de cehennemdedir” buyurmuşlardı. Orada bulunanlar: “Ey AIlah’ın Resülü! Katili anladık, cehennemdedir; ya maktulün suçu ne?” dediler.

“Çünkü, o da kardeşini öldürmek istemişti” buyurdular.”

===>7153 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mertebe itibariyle insanların Kıyamet günü Allah indinde en kötüsü, ahiretini, başkasının dünyası için helâk eden kuldur.”
FİTNEDE DİLİ TUTMAK

===>7154 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Fitneden kaçının! Çünkü o esnada dil, (tesir bakımından) kılıç darbesi gibidir.”

===>7155 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki: Kişi, (bazan) Allah’ın gazabına sebep olan bir kelâm eder, kendisi o sözde bir mahzur görmez. Ama o söz sebebiyle, cehennem ateşinin yetmiş yıllık dibine iner.”

===>7156 – Ebu’ş-Şa’şâ’ rahimehullah’ın anlattığına göre, “İbnu Ömer radıyallahu anhüma’ya: “Biz ümerânın yanlarına girer, bir çeşit konuşuruz, yanlarından çıkınca da bir başka çeşit konuşuruz” denilmişti. Onlara “Biz bunu, Resülullah aleyhissalâtu vesselam zamanında münafıklık addederdik” dedi.”
İSLÂM GARİB BAŞLADI

===>7157 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki İslâm garib (eşine rastlanmadık bir şekilde) başladı tekrar garibliğe avdet edecek. Gariblere ne mutlu.”
FİTNEDEN KİMLER SALİM OLABİLİR

===>7158 – Hz. Ömer radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Bir gün Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın mescidine gitmiştir. Orada Hz. Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh’ı Aleyhissalâtu vesselam’ın kabrinin dibinde oturmuş ağlar bulmuş ve: “Niçin ağlıyorsun?” diye sormuştur. Hz. Mu’âz: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işitmiş olduğum bir hadis sebebiyle” demiş ve Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hadisini okumuştur: “Şurası muhakkak ki riyanın azı dahi şirktir. Kim Allah’ın velisine düşmanlık yaparsa şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur. Allah itaatkâr, takva sahibi ve halktan uzak duran öyle (kendi halinde) kullarını gerçekten sever ki, onlar görünmedikleri zaman aranmazlar (ehemmiyet verilmedikleri için, yoklukları kimsenin dikkatini çekmez), hazır bulundukları zaman (da meclislere, ciddi meşguliyetlere) çağırılmazlar, tanınmazlar. Kalpleri pırıl pırıl hidayet kandilleridir. (Onları hiçbir şey şekke şüpheye atamaz.) Her müşkil meselenin, ağır belanın altından kalkarlar.”

===>7159 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: ‘İnsanlar, içerisinde bir tane iyisini bulamayacağın yüz deve(lik bir sürü) gibidirler.”
ÜMMETLERİN AYRILMASI

===>7160 – Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Yahudiler yetmişbir fırkaya bölündüler, onlardan sadece bir fırka cennetliktir, yetmiş fırka cehennemliktir. Hıristiyanlar ise yetmişiki fırkaya bölündüler. Bunlardan da yetmişbir fırka cehennemliktir, sadece biri cennetliktir. Muhammed’in nefsi elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun! Benim ümmetim yetmişüç fırkaya bölünecek, bunlardan biri cennetlik, yetmişikisi cehennemliktir.”

“Ey Allah ‘ın Resülü! Cennetlikler kimlerdir?” diye sorulmuştu.

“Onlar, cemaattir” buyurdular.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7161-7170 )???

===>7161 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Muhakkak ki, İsrailoğulları yetmişbir fırkaya bölündü, ümmetim de yetmişiki fırkaya ayrılacak. Biri hariç hepsi ateştedir. O hâriç olan cemaattir.”

===>7162 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpa tıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler oraya siz de gireceksiniz.”

Oradakiler, “Ey Allah’ın Resulü! (Onlar) yahudiler ve hıristiyanlar mı?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bunlar değilse kimler olur?” buyurdular.”
KADIN FİTNESİ

===>7163 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Her sabah mutlaka iki melek nida eder: “Kadından vay erkeğin haline!” ve “Erkekten vay kadının haline!”

===>7164 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam mescidde otururken Müzeyre kabîlesinden bir kadın girdi, çok süslüydü, zinetleriyle mescidin içinde bile pek çalımlı yürüyordu. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: “Ey insanlar! Kadınlarınızı mescidde süsler takınmaktan ve çalımlı yürümekten men edin! Zira İsrailoğulları, kadınları zinet takınıp, mescidde çalımlı yürüyünceye kadar lanetlenmediler” buyurdular.”
EMR-İ Bİ’L-MÂ’RUF

===>7165 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Hiçbiriniz kendisini tahkir etmesin” buyurmuştu. Yanındakiler: “Ey Allah’ın Resülü! Bizden biri nefsini nasıl tahkir eder?” diye sordular. “Bir kimse öyle bir şey görür ki, onunla ilgili birşey söylemesi Allah’ın onun üzerindeki hakkıdır. Fakat o, bu hususta konuşmaz. (Yani, insanlardan çekinip konuşmamakla nefsini tahkir etmiş, alçaltmış olur). Allah Teâla hazretleri de Kıyamet günü, ona: “Şu şu meselede niye üzerine düşen sözü söylemedin?” diye hesaba çeker. Adam: “Konuşmamı halk korkusu engelledi” der. Allah Teâla da: “Sen (insanlardan değil), önce benden korkmalıydın” der.”

===>7166 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm’ın yanına Habeşistan muhacirleri dönünce, onlara: “Habeşistan diyarında gördüğünüz farklı şeylerden bana anlatmaz mısınız?” buyurdular. Onlardan bir grub genç: “Elbette! Ey Allah’ın Resülü!” dediler (ve anlatmaya başladılar): “(Bir gün) biz otururken, onların yaşlı rahibelerinden biri, başının üstünde bir su küpü olduğu halde yanımızdan geçti, onlardan bir gence rastladı. Genç elinin birini rahibenin omuzları arasına koyup onu itti. Kadın dizlerinin üzerine düştü ve küpü kırıldı. Kadın yerden kalkınca, gence yöneldi ve: “Ey zalim! Allah kürsüyü kurup, evvelîn ve âhirîni toplayıp hesaba çektiği, el ve ayakların lisana gelip yaptıklarını anlattıkları (o Kıyamet gününde) sen bana yaptığın zulmün ne demek olduğunu bileceksin! Yarın Allah’ın huzurunda benim halimle, kendi halinin ne olduğunu göreceksin!” dedi.

Râvi der ki: “Resülullah (bu anlatılanları dinledikten sonra): “Rahibe doğru söylemiş, rahibe doğru söylemiş. Allah, zayıfların intikamını güçlülerden almayan bir ümmeti nasıl takdis edip (günahlarından arındırır?)” buyurdu.”

===>7167 – Ebu Umâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah (hacc esnasında) birinci cemrenin yanında iken yanına bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resülü! Hangi cihad efdaldir?” dedi. Aleyhissalatu vesselâm adama cevap vermedi. Adam ikinci cemrede görünce tekrar aynı şeyi sordu. Resülullah yine süküt buyurdular. Akabe taşlamasını yapınca, bineğine binmek üzere, ayağını özengiye koyunca: “Soru sahibi nerdedir?” dedi. Adam da: “İşte benim ey Allah’ın Resülü!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “(En efdal cihad) zalim sultana karşı hakkı söylemektir!” buyurdular.”
KENDİNİZE DÜŞENE BAKIN

===>7168 – Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) Ey Allah’ın Resülü! Emr-i bi’l-ma’ruf ve’n-nehy-i ani’l-münker’i ne zaman terketmeliyiz?” diye sorulmuştu. Aleyhissalâtu vesselâm şu cevabı verdi: “Aranızda, sizden önceki milletlerde zuhur etmiş olan şeyler zuhüra başladığı vakit.”

Biz: “Bizden önceki ümmetlerde ne zuhür etmişti?” diye sorduk.

“Hükümdarlık küçüklerinizin elinde olduğu, fuhuş (her çeşit çirkin ve kirli işler) büyüklerinizce işlendiği, ilim de rezillerinizin eline geçtiği vakit” buyurdular.”

Râvi Zeyd İbnu Yahya der ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın “ilim rezillerinizin eline geçtiği vakit” sözünün mânasının açıklanması, “İlmin, fasıkların (haramı alenen işleyen, farzları alenen terkeden) eline geçmesi demektir.”

===>7169 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri, Kıyamet günü kulu mutlaka hesaba çeker. Hatta şunu da söyler:

“Münkeri gördüğün zaman onu tatbik etmene mani olan şey ne idi?” Eğer Allah Teâla hazretleri kula hüccetini söylemeyi telkin ederse kul şöyle der:

“Ey Rabbim! Ben senin rahmetini umdum ve insanlardan korktum (ve dinin reddettiği münkerlere müdahaleyi bu sebeple terkettim).”

===>7170 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “(Bir gün) Resülullah aleyhissalâtu vesselam yanımıza gelip şöyle buyurdular: “Ey muhacirler! Beş şey vardır, onlarla imtihan olacağınız zaman (artık cemiyette hiçbir hayır kalmamıştır. Onların siz hayatta iken zuhurundan Allah’a sığınırım. (Bu beş şey şunlardır:)

l) Zina: Bir millette zina ortaya çıkar ve aIenî işlenecek bir hale gelirse, mutlaka o millette tâun hastalığı yaygınlaşır ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde görûlmeyen hastalıklar yayılır.

2) Ölçü-tartıda hile: Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve sultanın zulmüne uğrar.

3) Zekat vermemek: Hangi millet mallarının zekatını vermezse mutlaka gökten yağmur kesilir. Hayvanlar da olmasaydı tek damla yağmur düşmezdi.

4) Ahdin bozulması: Hangi millet Allah ve Resülünün ahdini (yani düşmanla yaptığı anlaşmayı) bozarsa, Allah Teâla hazretleri o millete, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlar alır.

5) Kitabullahla hükmetmeyi terk: Hangi milletin imamları Kitabullahla ameli terkederek Allah’ın indirdiği hükümlerden işlerine gelenleri seçerlerse, Allah onları kendi aralarında savaştırır.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7171-7180 )???

===>7171 – Berâ İbnu Âzib radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, (bir defasında): “Onlara Allah lanet eder ve lanet edenler de onlara lanet eder” buyurdu ve arkasından lanet edenler ibaresiyle “yerde yürüyen hayvanlar” ın kastedildiğini açıkladı.”

===>7172 – Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ömrü sadece yapılan iyilik artırır. Kaderi de sadece dua geri çevirir. Şurası muhakkak ki, kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum edilir.”
BELAYA SABIR

===>7173 – Ebu Sa’îdi’l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam hasta yatmakta iken yanına girdim. Elimi üzerine koydum, hararetini, yorganın üstünden elimin altında hissettim. “Ey Allah’ın Resülü! Hararetiniz çok fazla!” dedim.

“Biz (peygamberler) böyleyiz. Belalar bize katmerli gelir, buna mukabil ücretleri de katmerli verilir” buyurdular.

“Ey Allah’ın Resülü! Hangi insanlar en çok bela çekerler?” dedim. “Peygamberler!” buyurdular.

“Ey Allah’ın Resûlü! Sonra kimler?” dedim.

“Sonra sâlihler! buyurdular ve açıkladılar: Onlardan biri fakirliğe öylesine müptelâ olur ki, kendini örten abadan başka birşey bulamaz. Onlar, sizin bollukla sevindiğiniz gibi fakirlikle sevinirler.”

===>7174 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Uhud (savaşı) gününde Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bir dişi kırıldı ve başından yaralandı. Kan yüzüne akmaya başladı. Yüzündeki kanı hem siliyor hem de: “Kendilerini AIlah’a çağıran peygamberlerinin yüzünü kana boyayan bir kavim nasıl ıslah olur?” diyordu. Allah Teâla hazretleri (sanki bu sözleri tevekküle uygun bulmayarak) şu ayeti inzal buyurdu:

“Kullarımın tedbir ve idaresinden senin elinde birşey yoktur ve sen onların inkârlarından mes’ul değilsin. Allah dilerse onlara tevbe nasip eder, dilerse zalim oldukları için onlara azab verir” (Âl-i İmran 128).

===>7175 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün Hz. Cibril aleyhisselâm, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına geldi. O sırada Resülullah üzgün vaziyette oturuyordu. Sebebiyse Mekkelilerden biri vurup yaralamıştı, mübarek vücutları kana boyanmıştı. Hz. Cebrail: “Neyin var (niye üzgünsün)?” diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: “Şunlar bana yaptıklarını yaptılar!” dedi. CibrÎl: “Diler misin sana bir mucize göstereyim?” dedi. Resülullah: “Evet bana (bir mucize) gösterin!” buyurdu. Derken Cebrail aleyhisselâm, bulundukları vadinin gerisindeki bir ağacı gösterdi: “Şu ağacı çağır!” dedi. O da hemen çağırdı. Ağaç yürüyerek geldi önünde durdu. Cebrail aleyhisselâm: “Ona söyle de geri gitsin!”dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ağaca: “Geri dön!” dedi, o da döndü, eski yerine vardı. (Bunu gören Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, “üzüntümün zâil olması için) bu bana yeter!” buyurdu.”

===>7176 – Übey İbnu Ka’b radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Mi’rac gecesinde çok hoş bir koku hissetti. “Ey Cibril bu güzel koku nedir?” diye sordu. O da anlattı:

“Bu mâşıta (berber) kadının, iki oğlunun ve kocasının kabirlerinin kokusudur. Bunların hikâyesi şöyledir: Hızır aleyhisselâm, Benî İsrail’in ileri gelenlerinden biriydi. Onun yol güzergahında manastırda oturan bir rahib vardı. Hızır oradan geçtikçe rahib önüne çıkar, İslâmı öğretirdi. Hızır büluğa erince babası onu bir kadınla evlendirdi. Hızır İslâmı hanımına öğretti ve bunu kimseye haber vermemesi hususunda söz aldı. Kendisi kadınlara yaklaşmazdı. Bu sebeple bir müddet sonra kadını boşadı. Aradan zaman geçince babası, Hızır’ı bir başka kadınla evlendirdi. Hızır ona da İslam’ı öğretti ve kimseye söylememesi için söz aldı. Bu sırrı o iki kadından biri tuttu, diğeri ifşa etti. (Böylece onun İslâm’ı yaydığı ortaya çıktı.) Bunun üzerine Hızır oradan kaçtı. Deniz ortasında bir adaya geldi. Odun kesmek için iki kişi oraya geldi ve onu gördüler. Bunlardan biri Hızır’ı gördüğünü gizledi, diğeri ifşa etti ve: “Ben Hızır’ı gördüm!” dedi. Ona: “Seninle beraber onu başka kim gördü?” denildi. O: “Falan kimse!” dedi. Ona soruldu ise de gördüğünü söylemedi. Onların dininde yalan söyleyen öldürülürdü.

Zamanla bu sır tutan adam öbür sır tutan kadınla evlendi. Bu kadın, Firavun’un kızının başını tararken tarak elinden düştü. Kadıncağız: “Firavun helak olsun!” dedi. Kız bunu babasına haber verdi. Kadının kocasından başka iki de oğlu vardı. Firavun, onları da çağırttı. Bunları dinlerinden çevirmek için Firavun ısrar etti. Onlar direndiler. O zaman Firavun: “Öyleyse sizi öldüreceğim!”dedi. Karı-koca: “Bu, tarafınızdan bize bir ihsan olur!” diye merdane cevap verdiler ve: “Madem öldüreceksin hiç olsun bizi bir kabre koy!” dediler. O da öyle yaptı.

Resülullah aleyhissatâtu vesselâm, Mirac’ta iken güzel bir koku duydu, Cibril aleyhisselâm’a bunu sordu. O da bu hâdiseyi anlattı.”

===>7177 – Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor: “Halilim Aleyhissalâtu vesselâm bana şu vasiyette bulundu: “Hiçbir şeyi Allah’a ortak kılma, hatta param parça edilsen, ateşlerde yakılsan da; bile bile hiçbir namazını terketme; kim namazı bile bile terkederse ondan Allah’ın zimmeti (garantisi) kalkar; içki içme, çünkü o, bütün kötülüklerin anahtarıdır.”
FİTNE SEBEBİYLE ZAMANIN FENALAŞMASI

===>7178 – Hz. Muâviye radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Dünyanın bela ve fitneden başka hiçbir şeyi kalmadı.”

===>7179 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İnsanlar öyle aldatıcı yıllar görecek ki, o yıllarda yalancılar tasdik, doğru söyleyenler tekzib edilecekler. Keza o yıllarda hâine itimad edilecek, emin kimseye de hainsin denecek. O zaman ruvaybıda adam amme işinde söz sahibi olacak.”

“Ruvaybıda kimdir?” diye sorulmuştu. “Amme işlerinde (söz sahibi olan) değersiz adam” diye cevap verdi.”

===>7180 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İyi hurmalar adilerinden ayıklandığı gibi siz de ayıklanacaksınız. İyileriniz gidecek, kötüleriniz kalacak. (O devirde kötülerin içinde kalmaktansa) elinizden gelirse hemen ölün (ölün de hayırlı olanı tercih edin).”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7181-7190 )???

===>7181 – Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “(İslam’ı yaşama) işi gittikçe zorlaşacak. Dünya da (gerçek müslümanlara) gittikçe sırt çevirecek. İnsanların da cimriliği artacak. Kıyamet ancak şerirlerin tepesine kopacak. Mehdî, Hz. İsa’dan başkası değildir.”
KIYAMET ALAMETLERİ

===>7182 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Fırat nehri, altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar o altın sebebiyle öldürülecek. Öyle ki on insandan dokuzu öldürülecektir.”

===>7183 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Mal dolup taşmadıkça, fitneler zuhür etmedikçe ve herc (haksız, sebepsiz öldürmeler) artmadıkça Kıyamet kopmayacaktır.” Orada bulunanlar: “Herc nedir, ey Allah’ın Resülü?” dediler. Aleyhissalatu vesselam: “Öldürmedir! Öldürmedir! Öldürmedir!” diye üç kere tekrar etti.”
KUR’AN VE (DİNLE İLGİLİ) İLİMLERİN YOK OLMASI

===>7184 – Ziyâd İbnu Lebîd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm bir şey anlatarak: “İşte bu şey, ilmin gitme anlarında olur” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü! Bizler Kur’ân’ı okur olduğumuz, evladlarımıza da okuttuğumuz, evlatlarımız da kendi evlatlarına okutur olacakları halde ilim nasıl gider (kaybolur)?” dedim. Aleyhissalatu vesselâm:

“Anasız kalasıca Ziyâd! Ben seni, Medine’nin en fakihlerinden biri bilirdim. Şu, (gözümüzün önündeki) yahudi ve hıristiyanlar kitapları olan Tevrat ve İncil’i okudukları halde onların içinde bulunanlarla amel ediyorlar mı? (Demek ki keramet okumada değil, okunanı hayata geçirmekte, yaşamakta ve tatbik etmektedir)” buyurdular.”

===>7185 – Huzeyfe İbnu’I-Yemân radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Elbisenin nakşı silinip gittiği gibi İslâm da silinip gidecek. Öyle ki oruç nedir, namaz nedir, hacc nedir, sadaka nedir? bilinemeyecek. Bir gecede AIlah’ın kitabı götürülecek, ondan yeryüzünde hiçbir şey kalmayacak. Çok yaşlı ihtiyar erkek ve kadınlardan birkısım insanlar sağ kalıp: “Biz babalarımıza lâ ilâhe illallah kelimesi üzerine yetiştiğimiz için bu kelimeyi söyleriz” diyecekler.”

Huzeyfe bu hadisi anlatınca orada bulunan Sıla radıyallahu anh kendisine: “O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, hacc nedir, sadaka nedir bilmezken “Lâ ilâhe illallah” kelimesi onlara bir fayda sağlar mı?” dedi. Huzeyfe (bu söze) cevap vermedi. Ama Sıla bu sorusunu üç kere tekrarladı.. Her seferinde Huzeyfe onun sorusuna cevaptan kaçındı. Sonunda üçüncü tekrar üzerine Sıla’ya yönelerek: “Ey Sıla kelime-i tevhid onları (hiç olsun ebedî) cehennemden kurtarır” dedi ve bunu üç kere tekrar etti.”
EMANETİN GİDİŞİ

===>7186 – İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Aziz ve celil olan Allah, bir insan helak etmek istedi mi, ondan önce hayayı çeker alır. Hayası bir kere gitti mi sen ona artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak rastlarsın. Herkesin nefretini kazanmış olarak rastladığın kimseden emanet çekilip alınır (artık o, güvenilmeyen, kuşkulu kişidir). Kişiden emanet (güven) çekilip alınınca ona artık hep hain ve herkesce hain bilinen biri olarak rastlarsın. Ona hep hain ve hıyanetle bilinen biri olarak rastladın mı, sıra ondan merhametin çekip çıkarılmasına gelmiştir. Ondan rahmetin çıkarıldığı vakit artık ona (Allah’ın rahmetinden) kovulmuş, lânetlenmiş olarak rastlarsın. Ona sen kovulmuş, lânetlenmiş olarak rastlayınca ondan İslâmiyet bağı çözülüp atılır.”
KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ

===>7187 – Hz. Enes İbnu Ma’lik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Şu altı şeyden önce (ahirete bakan) iyi ameller işlemekte acele edin: “Güneşin battığı yerden doğması, Duhân, dâbbetü’l-arz,Deccâl, herbirinize mahsus olan ölüm ve (sizin salih amelinize mani olacak) âmme hizmeti.”

===>7188 – Ebu Katade radıyallahu anh arılatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “(Kıyametin büyük) alâmetleri ikiyüz (senesin)den sonra gelecektir.”

===>7189 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetim beş tabakadır: İlk kırk yıl, hayır ve takva ehlidir. Bunu takip edenler yüzyirmi yılına kadardır. Bunlar merhamet sahibi, sıla-i rahme değer veren kimseler olacak. Sonra yüzaltmış yılına kadar olanlar birbirlerine sırt çevirirler, aralarındaki (kardeşlik bağlarını) koparırlar. Sonra da birbirlerini öldürme devri gelir. O devirde kurtuluş isteyin, kurtuluş!”

Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka kırk yıldır. Benim tabakam ve ashabımın tabakası ilim ve iman ehli insanların tabakasıdır. İkinci tabaka kırk ile seksen yılı arasındaki (insanların) tabakasıdır, bunlar hayır ve takva ehli insanlardır…” (Hz. Enes, sonra hadisi yukarıdaki şekilde tamamladı.)”

===>7190 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyametin kopmasına yakın (bazı insanlar günahları sebebiyle) “mesh”e (hayvan süretine çevrilme), “hasf”e (yere batma) ve “kazf’e (taşlanma azabı) uğrayacaktır.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7191-7200 )???

===>7191 – Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetimde hasf, mesh ve kazf olacaktır.”
DABBETU’L-ARZ

===>7192 – Abdullah İbnu Büreyde radıyallahu anhüma babası (Büreyde)’den naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm beni, Mekke’ye yakın badiyedeki bir yere götürdü. Burası kuru bir yerdi, etrafı da kumdu. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Dâbbetu’l-arz bu yerden çıkacak” buyurdu. İşaret edilen yerin eni ve boyu birer karıştı.”

İbnu Büreyde dedi ki: “Bundan yıllar sonra haccettim. Babam (o sahanın en ve boy uzunluğunda bir asasını bize gösterdi. Baktım ki, o asa benim bu âsam ile şu ve bu kadardır.”
YE’CÜC VE ME’CÜC

===>7193 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki:

“Ye’cüc ve Me’cüc (seddi) her gün kazarak nihayet güneşin ışığını görmeye yakın, başlarındaki kişi onlara: “Haydi dönün, kazımıza yarın devam ederiz!” der. Allah Teâla hazretleri, sabah oluncaya kadar seddi eski güçlü haline iade eder. Bu hal onların müddetleri doluncaya kadar devam edecek. Vakit dolup da Allah onları insanların üzerine göndermek istediği zaman, aynı şekilde yine kazacaklar, güneşin ışığını görecekleri gedik açılacağı zaman, başlarındaki “haydi dönün inşaallah yarın kazmaya devam ederiz” diyecek. Onlar da “inşaallah!” diyecekler; ertesi günü gelecekIer. Bu sefer seddi bıraktıkları gibi bulacaklar. Yine kazacaklar, bu sefer insanların üzerine çıkacaklar ve (uğradıkları) suyu içip tüketecekler. İnsanlar, onlara karşı kalelerine çekilecekler. Bu sefer onlar da oklarını göğe atacaklar. Okları, üzeri kanlı olarak geri dönecek. Bunun üzerine Yecüc ve Mecüc: “Biz yeryüzündeki insanları kahrettik ve göktekilere de galebe çaldık” diyecekler. Sonra Allah, onların enselerine musallat olacak deve kurtlarını gönderecek, bunlarla onları öldürecek.”

Resülullah aleyhissalatu vesselam devamla dedi ki: “Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, yerdeki hayvanlar onların etlerini yemek suretiyle muhakkak ki iyice semirecek ve memeleri sütle dolacaktır.”

===>7194 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Mirac gecesinde, Resülullah aleyhissalâtu vesselam Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa ile karşılaştı. Kıyameti aralarında müzakere ettiler.

Önce Hz. İbrahim aleyhisselâm’dan başlayıp ona Kıyametten sordular. Onun Kıyamet hakkında herhangi bir bilgisi yoktu. Sonra Hz. Musa aleyhisselam’a sordular. Kıyamet hakkında onun da bir bilgisi yoktu. Söz Hz. İsa aleyhisselâm’a geldi. O: “Kıyametin kopmasına yakın şeyler (alametler) hakkında bana bilgi verildi. Ama Kıyametin kopma (vaktini) Allah’tan başka hiç kimse bilemez” dedi. Sonra (Kıyametin alâmetlerin en biri olarak) Deccal’in çıkmasını anlattı. Şunları söyledi:

“Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecek. Bu defa onların karşısına Ye’cüc ve Me’cüc çıkacak ve her tepeden hızla hücum edeceklerdir. Onlar giderken rastladıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyecek. Ben de Ye’cüc ve Me’cüc’ü öldürmesi için Allah’a dua edeceğim. (Duâm kabul görecek) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile çok pis kokacak. Ben yine Allah’a dua edeceğim! Allah da bir su gönderecek ve o su, onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer, derinin yarılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecek.

İşte söylenen bu hal vuküa gelince, insanlara yakınlığı itibariyle Kıyametin, ev halkı ne zaman doğumu ile aniden karşılaşacaklarını bilmedikleri hamile kadın gibi olacağı bana bildirildi.”

Râvi el-Avvam demiştir ki: “Bunun tasdiki Kitabullah’da bulunmuştur (Meâlen): “Nihayet, Ye’cüc ile Me’cüc’ün önündeki sed açıldığında, her tepeden saldırmağa başlarlar” (Enbiya 96).
MEHDİ’NİN ÇIKMASI

===>7195 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Biz, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında iken Beni Hâşim’den bir grub genç geldi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm onları görünce, gözleri yaşla doldu ve rengi değişti. Ben:

“(Ey Allah’ın Resülü!) Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)” dedim. Şu cevabı verdiler:

“Biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, meşrık (doğu) tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i Beytim’den bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın)” buyurdu.”

===>7196 – Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: “Reslülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Sizin hazinenizin yanında üç kişi kavga edecek: Üçü de bir halifenin evladıdır. (Halifelik) bunların hiçbirine nasip olmayacaktır. Sonra meşrık (doğu) cihetinden siyah bayraklar (taşıyan bir ordu) zuhur edecek, hiçbir kavmin öldürmediği şekilde sizi öldürecek.”

Ravi der ki: “Sonra (Aleyhissalâtu vesselam) ezberde tutamadığım bir şey daha söyledi. Son olarak da: “Onları görünce onlara derhal biat edin, kar üzerinde emekleyerek de olsa!” buyurdular. Çünkü o, Allah’ın halifesidir, Mehdidir.”

===>7197 – Hz. Ali anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mehdi bizden, ehl-i Beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (yani tevbesini kabul eder, hizmetini yapacak hale getirir. Doğruyu ilham eder ve muvaffak kılar)”.

===>7198 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Biz Abdulmuttalib’in oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.”

===>7199 – Abdullah İbnu’l Haris İbni Cez’iz-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Doğudan birtakım insanlar çıkacak ve Mehdi için zemin hazırlayacak” buyurdular. O Mehdi’nin hakimiyetini kastediyor.”
MEZAHİM (ŞİDDETLİ SAVAŞLAR)

===>7200 – Zî Muhmer radıyallahu anh’a müslümanların Rumlarla yapacağı savaş sorulunca, Resülullah’tan şu hadisi nakletmiştir: “Rumlar sizlerle emin bir sulh antlaşması yapacaklar. Sonra, siz ve onlar (başka) bir düşmanla savaşacaksınız ve zafer kazanıp ganimet mallarını alıp (savaştan) salimen galip çıkacaksınız. Sonra savaş yerinden ayrılıp tepeleri bulunan bir çayırlıkta mola vereceksiniz. Orada haç ehlinden (hıristiyanlardan) bir adam haçı havaya kaldırarak: “Haç galip oldu” diyecek, müslümanlardan bir adam kızarak kalkıp (adamın elindeki) haçı kırıp ezecektir. İşte o zaman Rumlar sulh antlaşmasını bozarak şiddetli bir savaş için toplanacaklar.”

İbnu Mâce, bu hadisin, kendisine bir başka vecihten de ulaştığını, hadisin o vechinde şu ziyadenin olduğunu belirtir: “(Rumlar) şiddetli bir savaş için toplanacaklar. O zaman onlar seksen sancak altında oldukları halde gelirler ve her sancakta onikibin asker vardır.”

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca