Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 «Görmediğim ALLAH’a secde etmem!» Hz Ali
Yazar: RasitTunca - 01-29-2023, 11:59 PM - Forum: Günün Sözü - Yorum Yok

«Görmediğim ALLAH’a secde etmem!»

Hz. Ali’ye sorarlar ALLAH’ı gördün mü? Hz. Ali cevap verir:

«Görmediğim ALLAH’a secde etmem!» der

Nerede gördün? derler

«Olmadığı yeri gösterin!» der

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-3 Vahiy Bitti mi Kesildi mi? Allah insanlar ile Teması Kesti mi Artık?
Yazar: RasitTunca - 01-29-2023, 11:17 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok




Vahiy Bitti mi Kesildi mi? Allah insanlar ile Teması  Kesti mi Artık?

Kur'an tamamlandığı için, vahiy de, peygamberimizle birlikte, Kur'an ile birlikte kesilmiştir, artık vahiy yoktur, ilham Vardır, firaset vardır, bir de Sadık Rüya vardır diye anlatılıyor, iddia ediliyor.

Doğrumudur?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ


Ve evhâ rabbuke ilen nahli enittehızî minel cibâli buyûten ve mineş şeceri ve mimmâ ya’rişûn

MEALi

Ve Rabbin, bal arısına, dağlarda, ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye vahyetti.

Veya

Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”

(Nahl Suresi 68 )

Nahl suresi 68. ayette, Rabbin Bal arısına vahyetti,çayırlarda, çimenliklerde, ağaçlık olan yerlerde, yuva yap, rızkını ara, gibicesine vahyettiğini bildiriyor.

Bu ayet gösteriyor ki,

Vahiy : Vahiy Sadece, Kur'an gibi dini hükümleri içeren, namazdır, abdesttir, insan haklarıdır, ve benzeri kuralları içeren, din bilgilerini kapsayan, ve sadece Cebrail ile gelen, bir bilgi değildir. Allah arıya vahyederken, bir din indirmedi, arıların bir dini yok, onlara sadece rızkını ve yuvasını nerede yapıp, rızkını nerede arayacağını bildirdiğini belirterekten, O'nlara da vahyettim diyor. Yani vahiy : seni yönlendiren bilgi, Bu bir buluş için, icat için olabilir, yahut başın dardadır, seni kurtuluşa erdirecek bir çıkış kapısıdır, yahut bir bilgidir ki, mesela insanlar bu konuda ihtilafa düşmüştür, Allah seni, o konuda halife kılmıştır, ve senin ile o ihtilafı düzeltmek istemektedir, ve sana ilham edip(vahyedip) bu ihtilafı bu sayede çözer. ilham ile vahiyin farkı: ilham zaten meleklerden gelen ses veya frekans, vahiy direkt Allah'tan gelen, arada vasıtasız, Allah'tan gelen ses veya Frekans veya bilgiye verilen isim ki, Haşa kella, Allah öldü mü ki, vahiy kesilsin, Allah insanlara bilgi vermekten bıktı mı, usandı mı ki, insanları doğru yola iletmek için, vahiy yöntemini kullanmasın? birilerini yönlendirmesin! Allahü Teala Kuranda

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ ۖ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, ve kâne hakkan aleynâ nasrul mu’minîn.

Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

(Rûm Suresi 47. Ayet)


Dostlarıma yardım etmek üzerime vacip oldu diyor, müminlere yardım etmek, yani iman eden dostlarına yardım etmek, üzerime vacip oldu diyor, bu yardım etmek sadece, Sence Mesela, adamın arabası yok, Araba almasına, ya da, savaş yapıyor, Savaş'ı yenmesine yardım etmesi mi, zannediyorsunuz. müminlerin başına Her çeşit belalar geliyor, Belki bu bela : Bir tartışmada birisinin(Mümin Birsinin) başı belada, adamı yalancı çıkarıyorlar, Allah O'nun doğru olduğunu ispat etmek için, O'na doğru bilgileri vahiy eder ilham eder, çünkü Allah'ın dostudur, Mümindir, Çünkü Müminler  Allah'ın dostudur,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذٖينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِؕ وَالَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِؕ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَࣖ

Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr, vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât, ulâike ashâbun nâr, hum fîhâ hâlidûn.

Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.

(Bakara Suresi - 257)

O hani, Peygamberimiz Miraç ettiğinde, Yahudiler geldiler, Peygamberimizi yalancı çıkarmak için, sen Allah'la görüşmeye gittin, bir de Mescidi Aksa'yı gördüm diyorsun, Hadi bakalım bize mescide Aksa'nın camları kaç tane söyle dediler. Peygamberimiz : O an gözümüzün önüne mescid-i Aksa getirildi, Ben de camlarının sayısını sayıp , onlara söyledim. diye rivayet ediyor.

Yani işte böyle bir şey, Allah bir çıkmazdan, bir kulunu, sevdiği bir kulunu, dostunu, O çıkmazdan kurtarmak, çıkarmak için, bir bilgi, bir görüntü, bir ses, Bir Hayal gösterebilir. Bunların hepsi Allah'tan direkt geldiği için, hepsi vahiy niteliğindedir, yani vahiy sadece peygamberlere de inmiyormuş.

Ben, bundan seneler önce, bir vaaz yapmıştım, vaaz da dedim ki : Ben Evimin penceresinin önüne, ekmek parçaları koyuyorum, ve yakınlardaki Kuşlar, gelip benim penceremdeki ekmekleri yiyorlar. Peki bunlar, Koskoca şehirde, benim penceremin önünde ekmek olduğunu, nereden biliyorlar. Tabii ki, Allah, onlara git, raşit'in evinin penceresini önünde, Sizin rızkınız var, diye vahyediyor. buna benzer minvalde vaaz etmiştim. Ve bunu dinleyenlerden yada okuyanlardan birisi de, Radyo dj si  "Ceyhun Yılmaz" bu sohbeti dinlemiş yada okumuş herhalde, ondan sonra, penceresinin önüne, Ekmek parçaları koymuş, ve bunu ben Facebook'ta ya da Twitter'da gördüm, Facebook'taydı herhalde, ve oradaki martılardan bir tanesi gelmiş, ve ekmekleri yemiş, Ondan sonra, o Martı ile Bu ikisi arkadaş olmuşlar,Martının ismini "Enayi" koymuş, ve "enayi geldi, yine ekmekleri aldı gitti" diyerekten video kısa videolar resimler eklemeye başladı. Yani biz ona öğrettik bu ilmi. O da Hakkal yakin tatbik etti, yaşadı bildi ve öğrendi. yani vahiy Kapanmış bitmiş değil, Allah yine o martıya da vahyetti, yani vahiy sadece arıya da değil, vahiy Martı ya, diğer hayvanlara, insanlara, evliyalara, Allah dostlarına, haala vahiy devam ediyor. vahiy sadece dini bilgiler demek değildir, bir mucit amcanın, o icadı yapabilmesi için gereken bilgiyi de, Allah yine o mucit amcaya, vahiy yoluyla bildiren, ilham yoluyla bildirendir. Hani bir nevi ilham, meleklerden gelen sese verilen isimdir, arada vasıta, yani melekler o bilgiyi Allah'tan alıp, insana verince, ilham denilir. Ama Allah'tan gelene vahiy denilir, Allah vahiy de de, yine çeşitli gönderme sistemleri kullanmış, arada vasıta olaraktan Melekleri kullanırsa, işte Cebrail ile gelmesi gibi, yahut da çan çınlama sesi gibi şeklinde diye tarif etmiş Peygamber Efendimiz.(Misal Kulak Çınlaması), yani yine, gönlüne düşen bir bilgi de, Allah'tan gelen bir vahiy olabilir, bu vahiy yani, illaki seni peygamber yapmak için gelecek bilgi değildir, peygamberlik bittiği için, seni onu bunu peygamber edecek bir bilgi değildir, yani peygamber olmak için değildir, ya da peygamberlere mahsus bir billgi de değildir her  vahiy. Evet bunu kısaca anlatmak istedim, Biraz uzun oldu ama, inşallah anlaşılmıştır.

Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Raşit Tunca

Schrems, 29 Ocak 2023

Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Başka bir insana secde emredilseydi kadının kocasına secde etmesi emredilirdi Hadisi
Yazar: RasitTunca - 01-29-2023, 06:38 PM - Forum: Günün Hadisi - Yorum Yok

Başka bir insana secde emredilseydi kadının kocasına secde etmesi emredilirdi Hadisi


Hz. Hüreyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

"Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim."

(Tirmizî, Rada' 10, (1159))

"Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. O sebeple ki, Allah onlardan kimini (erkekleri) kiminden (kadından) üstün kılmıştır. Bir de (erkekler kendi) mallarından infak etmektedirler. İyi kadınlar itaatli olanlardır..."

(Nisa, 4/34)

Abdullah İbnu Ebi Evfâ'nın rivayeti şöyle:

    "Mu'az İbnu Cebel (radıyallahu anh) Şam'dan dönmüştü, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a secde etti.

    "Ey Muaz bu da ne?" diye sorunca:

    "Şam'a gitmiştim. Orada insanların piskopos ve patriklerine secde ettiklerini gördüm. Bunu sana yapmak, içimden geçti." dedi. Bunu işiten Efendimiz:

    "Sakın bunu yapmayın. Eğer ben bir kimsenin Allah'tan başka birine secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Zât'a yemin ederim, kadın kocasına olan hakkını eda etmedikçe Rabbine olan hakkını eda edemez. Kocası, nefsini taleb etse, kadın havid (deve semeri) üzerinde bile olsa bunu men edemez."

Hz. Enes'in rivayeti de şöyle:

    "Bir insanın diğer bir insana secdesi doğru olmaz, şayet doğru olsaydı, üzerindeki hakkının büyüklüğü sebebiyle kadının kocasına secde etmesini emrederdim..."



Bu konuyu yazdır

Oku-1 Halı Sanatı Dokumacılık Hakkında Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 01-28-2023, 03:38 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Halı Sanatı Dokumacılık Hakkında Bilgiler

Dokuma, atkı ve çözgü ipliklerinin dikey açı yapacak şekilde, birbirinin altından, üstünden geçirilmesiyle ortaya çıkan düz yüzeyli üründür.

Dokuma tezgâhlarında çözgü denilen yan yana duran ipliklerin gücü nire denilen araçlarla bir kısmının yukarı kaldırılması, diğer kısmının aşağı çekilmesi suretiyle açılan aralıktan ki bu aralığa ağızlık denir, mekik yardımıyla atkı denilen iplikle yapılır.

Dokumacılık

El dokuma tezgâhı, Hjerl Hede, Danimarka
Yanagawa Shigenobu'nun Fujin Shokunin, Sakae Nishiki Sha, Kohagi (anlam: "Sakae Tekstil Firması'nın Kohagi adlı kadın usta" (Kongre Kütüphanesi'nde Hataori olarak kaydedilmektedir.) adlı Edo Bunka dönemine ait Ukiyo-e eseri.

Dokuma, atkı ve çözgü ipliklerinin dikey açı yapacak şekilde, birbirinin altından, üstünden geçirilmesiyle ortaya çıkan düz yüzeyli üründür.

Dokuma tezgâhlarında çözgü denilen yan yana duran ipliklerin gücü nire denilen araçlarla bir kısmının yukarı kaldırılması, diğer kısmının aşağı çekilmesi suretiyle açılan aralıktan ki bu aralığa ağızlık denir, mekik yardımıyla atkı denilen iplikle yapılır.

Dokumacılık türleri

Dokumacılık, yapım teknikleri ve kullanılan araçlara göre üç grup altında incelenir.

    Mekik Dokumalar: Kumaş Dokuma, Siirt Battaniyesi, Kolan, çarpana dokuma
    Kirkitli Dokumalar:ler

        Kirkitli Düz Dokumalar; Kilim, Cicim, Zili (sili), Sumak
        Kirkitli Halı dokumalar; Halı
    Mekiksiz Dokumalar: Palaz, Kolan, çarpana (kartlı, kartsız dokumalar), Dokusuz Dokular (Keçe)

Mekikli Dokumalar

Gücüler yardımıyla gruplar halindeki çözgüler arasında oluşturulan aralıktan, atkı ipinin mekikle geçirilmesi sonunda elde edilen düz yüzeyli dokumalardır.

Çeşitli kumaş dokumaları, Siirt battaniyesi, kolanlar ve grup içinde yer almaktadır. Siirt battaniyesi düz bez ayağı dokumalardandır.

Geleneksel Türk dokumaları, ev, çarşı, saray dokumaları olarak sınıflandırılabilir. Kadınlar tarafından evlere yün, ipek, keten veya pamuk kullanılarak yapılan bu dokumalar el sanatı örneklerindendir. Kumaş, çevre, peşkir, yağlık gibi çeşitlilik göstermektedir.

Kolan Dokuma

    Yün, pamuk, keten, kıl ipliklerinin çözgü, atkı olarak kullanıldığı, yassı, enli kuşak bağ gibi dokumalardır.

    Kolan ve çarpana dokumalar gücü yerine kartların, gücü çubuğunun kullanılması, atkı ipinin mekikle geçirilmesi nedeniyle mekikli dokumalar içinde değerlendirilmektedir.

    Kolan dokumada yere çakılan iki çubuk arasına, dokunacak yere göre boyu ayarlanan çözgü ipleri gerilmekte, arasına gücü görevi yapan gücü çubuğu geçirilmektedir. Çubuğun döndürülmesiyle açılan çözgü aralığından atkı ipi atılıp, kılıçla sıkıştırılarak dokuma yapılmaktadır.

    Renk dağılım tablosuna göre hazırlanan çözgü iplikleri çarpanaların deliklerinden geçirilip, kartların döndürülmesiyle oluşan çözgü aralığından atkı ipliği atılarak dokumaya devam edilmektedir. Çözgünün bir ucu dokuyucunun beline veya yene karşılıklı çakılmış çubuklara bağlanmaktadır. Dokuma çözgü yüzlüdür.

    Günümüzde daha çok yörükler tarafından dokunan, kullanılan bu dokuma, yaşantılarını geçirdikleri kara çadır, Alaçık, topak ev denilen çadırlarının kaplama maddesi keçelerin sarılması, tepelerinin tutturulmasında kazık bağı olarak, sepet, çuval, heybe gibi taşıma araçlarında, hayvanların koşum takımlarında, araba, develerinin başını süslemede; kadın giyiminde, baş takılarının tutturulmasında, önlük, elbise kuşak bağı, çocuk kundağı, beşik bağı olarak; erkek giyiminde ise; barutluk, fişek çantası, kılıç askısı, Kuran bağı, yay kurmak için kement, çorap, tozluk bağı, takunya, terlik bantı olarak kullanılmaktadır. Günümüzde ise bu dokumalar daha çok süsleme malzemesi olarak tercih edilmektedir.
    Kumaş; çevre, peşkir, çarşaf, yağlık olarak çeşitlilik göstermektedir.

Kirkitli Halı Dokumalar

Halı

    Pamuk, kıl, ipek, yün ipliklerin halının boyuna yan yana dizilmesinde meydana gelen çözgü iskeletinin her çift teline yün, ipek, floş iplerinin değişik tekniklerle, ilme bağlanıp, üzerine atkı ipliği kirkitle sıkıştırılmak suretiyle dokunan havlı yüzlü dokumadır. Halı imalinde atkı sayısı iki veya üçtür. Türkiye'de genellikle iki atkı kullanımı görülmektedir. Birkaç sıra dokuma yapıldıktan sonra ilmeler halı makası ile istenilen yükseklikte kesilmektedir. Son yıllarda desene göre havları kabartmalı olarak kesilen halılar da görülmektedir. Yaygı, örtü, yastık vb. olarak kullanılmaktadır.

    Halı dokumalarda genellikle iki tip düğüm görülmektedir.

        Türk Düğümü (Gördes Düğümü - Çift Düğüm - Kapalı İlme): Manisa'nın Gördes kazasında kullanıldığından bu ismi alan, Türkiye'de halı dokumalarda kullanılmaktadır, dünya literatürüne de Türk Düğümü olarak geçmiştir. Bu düğümünde iki türü görülmektedir. İç Anadolu'da kullanılan düğüm şeklinde, iplik, çözgü çiftinin önce öndeki sonra arkadaki teline dolanarak bağlanan düğümdür. Batı Anadolu'da kullanılan düğümde aynı işlem ters uygulanmaktadır. Bu değişiklik halının kalitesini etkilememekte, yalnızca Batı Anadolu'da dokunan halıların hav kesiminde kolaylık görülmektedir.
        İran Düğümü (Sine İlmesi - Tek Düğüm - Açık İlme): Batı İran'daki bir yöreden adını alan Sine Düğümü olarak bilinmektedir. Bu düğümde iplik yalnızca çözgü çiftinin önündeki teline bağlanır, diğer çözgünün arkasından geçirilip aşağı doğru çekilerek sıkıştırılmaktadır. İran düğümlü halılarda da iki atkı ipi kullanılmaktadır.

    Uşak, Konya, Bergama (Yağcıbedir), Hereke, Gördes, Kula, Ladik, Sivas, Milas, Antalya (Döşeme altı), Fethiye, Kırşehir, Niğde, Kayseri, Isparta renk, motif, kaliteli halı üretimi yapan önemli halı merkezlerdendir.

Dokuma yapılan tezgâhları kullanım biçimleri ve tiplerine göre şu şekilde sınıflandırılabilir:

Kirkitli Dokuma Tezgâhları
    Masa tezgâhı, yatay tezgâh (konar - göçer veya yer tezgâhı; bez ayağı dokumaların yapımında kullanılmaktadır), dikey tezgâh (halı dokuma tezgâhı. Sarma tezgâh, düz tezgâh olmak üzere üç çeşidi görülmektedir).

Mekikli Dokuma Tezgâhları
    Kamçısız tezgâhlar (genellikle iki pedallı, mekiğin elle atılması ile dokumalar yapılmaktadır), Kamçılı Tezgâhlar (mekiğin kamçının çekilmesi ile atılarak dokuma yapılmaktadır), Çukur Tezgâhlar (dokuyucunun oturduğu yer, pedalların bulunduğu kısım çukur içerisindedir), Yüksek Tezgâhlar, Armürlü (sekiz gücüden yirmidört gücüye kadar gücü gerektiren dokumalarda kullanılmaktadır) ve Jakarlı (Yirmi otuzikiden fazla gücü gerektiren dokumalarda kullanılmaktadır) Tezgâhlar.

DOKUMACILIK

Dokumacılık sanatı ilk kez Orta Asya Türklerinin bulundukları bölgelerde ortaya çıkmıştır. Günümüzde de atalardan yadigar kalan halı dokumalarının ne kadar nadide eserler olduğunu görebilmekteyiz. Geçmiş yıllardan günümüze kadar ulaşan bu sanat aynı zamanda birçok kişi içinde bir merak konusu ve hobi haline gelmiştir. Birçok ülke halı dokumacılığı işine girse de Türklerin oluşturmuş olduğu kendine özgü motifler, renkler ve desenler tüm dünyaya ün salabilmeyi başarmıştır.

Dokumacılık sanatı nedir? sorusu ne yazık ki geçmiş yıllara nazaran günümüzde çok az sorulmakta ve araştırılmaktadır. Sanayinin artması ile birlikte dokuma sanatına verilen değer azalmış hatta neredeyse kaybolma derecesine gelmiştir. Fakat Dokumacılık sanatına gönlünü vermiş ya da ilgi duyan kişilerce bu sanat hala yaşatılmakta ve yüksek fiyatlara dahi olsa alıcı bulabilmektedir. Dokumacılık sanatı, atkı ve çözgü ipliklerinin dikey açı olacak şekilde birbirlerinin altından ve üstünden geçirilmek suretiyle elde edilen ürünlere verilen genel isimdir. Dokumacılık sanatı yapılış tarzı ve oluşturulan motiflere göre değişiklik göstermektedir.

Türklerde Dokuma sanatı tarihi çok eski dönemlere dayanmakta hatta günümüzde bulunan ve değerli kılınan halıların birçoğunun Türkler tarafından yapıldığı veya Türklerin geliştirmiş olduğu teknikler kullanılarak yapıldığı bilinmektedir. Halı dokuma tekniğinin ise ilk olarak Orta Asya da yaşayan Türkler tarafından bulunduğu ve günümüze kadar ünü ulaşan Türk Düğümü tekniğinin benzersiz bir şekilde işlemlerde kullanıldığını görebilmekteyiz. Türklerde dokuma sanatına ilk olarak Altay bölgesinde pazarık koruganlarında yapılan kazılarda rastlanılmıştır. Bu aynı zamanda dünya tarihinde görülmüş olan ilk dokuma halısı arasında gösterilmektedir. Milattan önce 5-3 yüzyılları arasında yapıldığı iddia edilen bu halılar üzerinde Türk düğümü görülmekte ve Türkler tarafından yapıldığı söylenmektedir.

Dokumacılık Sanatı Nasıl Yapılır? büyük bir sabır ve azim ile ilmek ilmek işlenen bu güzel dokumalar günümüzde birçok kişinin de ilgisini çekmeyi başarmıştır. İlme ipliklerinin el yardımı ile birlikte çözgülerin arasından geçirilerek bağlantı oluşturulmak suretiyle dokuma işlemine başlanılmaktadır. Hav adı verilen yüzeyi oluşturacak bu iplikler kirkit adı verilen bir alet ile birlikte sıkıştırılarak halı yüzeyinin oluşturulması sağlanılmaktadır. Yapımı kolay olsa da verilen emek ve zamanın dokumacılık sanatında oldukça değerli olduğunu görebilirsiniz.

Dokumacılık Sanatı Çeşitleri Nedir?

Dokumacılık Sanatı Çeşitleri Nedir? Sorusunu yanıtlamadan önce dokumacılık sanatında düğümlerin oldukça önemli olduğu ve çeşitlerin bu şekilde olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Uygulanan bu düğümler dokumaya verilen motifler ve oluşturulan desenler dokumacılık sanatının çeşidini oluşturmaktadır. Peki,bu düğümler ya da başka bir deyişle çeşitler nelerdir? Sizler için listeledik;

Türk Düğümü

İran Düğümü

Tek Arış Üzerine Düğüm

Hekim Düğümü

Dokumacılık Sanatında Kullanılan Malzemeler

Dokumacılık sanatında kullanılan malzemeler ve istemiş olduğunuz diğer malzemelere günümüzde internet ortamından ulaşabilmeniz oldukça kolaydır. Bu malzemelerin kalitesi aynı zamanda sizlerin dokumacılık sanatında yapacağınız halının ya da diğer ürünlerin kalitesi ile neredeyse doğru orantılıdır. Bu yüzden malzemelerin dikkat ve özenle seçilmesi gerekmektedir. Sizler için dokumacılık sanatında kullanılan temel malzemeleri listeledik;

Mekikli Dokuma Tezgahı  Çözgü İplikleri  Kirkit  Ayarlı Makas  Dokuma Örgü Şeması

Atkı İplikleri  Çarpana Kartları  Tarak  Mekik  Desen Kağıtları  Masura Tarak Tığı

Dokumacılık Sanatı Yapılışı ve Püf Noktaları Nedir?

Dokumacılık sanatı yapılışı günümüzde sanayileşmenin artması ile birlikte oldukça değer kaybetmiş bir hal almıştır. Fakat son dönemlerde gösterilen rağbet ile birlikte tekrar gündeme gelmeyi başarmıştır. Mekik tezgahı üzerine halı çözgü ipliklerinin bağlantılı bir şemaya bakılarak örülmesi ve kirkit yardımı ile sıkılaştırılması neticesinde yapılmaktadır. Dokumacılık sanatı yapılışının püf noktası sizlerin sabrı ve azminizdir. Dokumacılık sanatı gerçekten büyük bir sabır ve azim istemektedir. Bunu sağlamanız birbirinden güzel el emeği dokumaları gerçekleştirmenizi sağlayacaktır.


Türk Tarihinde Halı Sanatı

Türklerin geleneksel sanatı olan halı, sanat tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Halı ilk olarak Orta Asya da Türk topluluklarının yaşadıkları bölgede büyük bir gelişme göstererek orta doğuya ve İslam dünyasına Türkler tarafından tanıtılmıştır. Halının ilk olarak Orta Asya’da gelişmesinin nedeni göçebe bozkır kültürüne sahip olan Türklerin temel ekonomik kaynağının hayvancılık olmasıdır. Halının ham maddesi genelde koyun yapağıdır.

Pazırık Halısı

Bilinen en eski halı Orta Asya Pazırık Kurganında bulunmuş olan Pazırık Halısı’dır. Halı Orta Asya sanatının gerek üslup gerekse tekniğini en iyi şekilde yansıtır. Pazırık halısı 1 cm kareye 36 ilmek gelecek şekilde çok ince dokunmuştur. Pazırık halısının Türk düğümü tekniği (Gördes düğümü) ile yapılmış olması, Türk halı sanatının geleneksel tekniğinin çok eski bir geçmişe dayandığını göstermektedir. Ayrıca Türkmen halılarında görülen sekizgen Türkmen gülü nakışının en erken örneği Pazırık halısında görülmektedir.

Orta Asya Türk halılarında yer alan çeşitli hayvan mücadele sahneleri ve hayvan figürleri o dönem ki toplumun yaşamını ve inançlarını sergilemektedir. Halı, Orta Asya Türklerinden önce de yapılmıştır ancak aplike halılardır ve düğüm tekniğine sahip değildir. Bu sebeple Pazırık Halısı önem arz eder.

Anadolu’da Türk halı sanatı, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar düzenli ve sürekli bir gelişme göstermiş, her gelişmede ise yeni halı tipleri ortaya çıkmıştır. Bu gelişme zincirinin ilk büyük halkası ise Anadolu Selçuklu dönemi halıları olmuştur. Anadolu Selçuklu halıları teknik, renk, motif ve kompozisyon bakımından sağlam bir temel teşkil etmiştir.

Selçuklu halılarında teknik açıdan Gördes düğümü kullanılmıştır ve malzeme olarak yün tercih edilmiştir.  Zemini süsleyen unsurlar, geometrik motifler ve stilize edilmiş bitki motiflerinden oluşmaktadır. Ayrıca bordürlerinde görülen kufi yazıya benzer frizler de bu devir halılarının vazgeçilmez süslemeleri arasındadır. Zemin aynı motiflerle sonsuza kadar uzanan bir görünüm içindedir. Türk halı sanatının temel unsuru olan sonsuzluk ilkesi Selçuklu halılarında da görülmektedir. Halılarda renk olarak genellikle koyu mavi ya da koyu kırmızı zemin üzerine açık mavi açık kırmızı kullanılmıştır.

Anadolu Selçuklu halılarının Konya Alaeddin Camii’nden 8, Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nden 3  ve Fustat’da 7 olmak üzere toplam 18 halı Selçuklu dönemi halısıdır. Bu halılarda görülen zeminde sonsuz biçimde sıralanan çeşitli geometrik ve stilize bitkisel motifler ve iri kufi yazılı kenar şeritler geleneksel Türk halı sanatı için önemlidir.

Beylikler döneminde Aksaray tıpkı Selçukluda olduğu gibi nitelikli halıların dokunduğu bir merkez olmuştur. 15. yüzyılda görülen hayvan figürlü halılarla birlikte Türk halı sanatında yeni bir sayfa açılmıştır. Hayvan figürleri ve kompozisyonları açısından zengin bir grubu teşkil den bu grup ilk olarak Avrupalı ressamların tablolarında tanınmıştır.

Hayvan figürlü halılar grubu içinde gün ışığına kavuşturulan ilk orijinal halı Ming halısıdır. Ming halısı İtalya’nın orta kesiminde bir kilisede bulunmuştur bu da Anadolu’da dokunan hayvan figürlü halıların nasıl yayıldığını gösterir.
Osmanlı Devleti’nde Halı

Osmanlı Devleti halıcılıkta da Selçuklu geleneğini devam ettirmiştir. 15-16. yüzyıl Erken Osmanlı Devri halıları dört ayrı grupta ele alınmıştır. yüzyıl Erken Osmanlı Devri halılarının (Holbein Halıları) birinci ve ikinci grubunda zemin küçük karelere bölünür, karelerin içine yerleştirilen sekizgenler ve bunların arasındaki, kaydırılmış eksenler halinde düzenlenen, eşkenar dörtgen şekilli motifler yer alır. Uşak çevresinde dokundukları kabul edilen bu halılar yün malzemeyle ve Türk düğüm tekniğiyle dokunmuşlardır.

Üçüncü ve dördüncü grup örneklerde zemin iki, üç veya dört eşit kareye bölünür. Karelerden her birine sekizgenlerden meydana gelen geometrik motifler yerleştirilir. Bunların da içerisine sekiz köşeli yıldız ve bitki desenleri, stilize edilmiş hayvanlar ve mücadele sahneleri işlenir.

Osmanlı saray halıları Ehli Hiref teşkilatı tarafından dokunmuştur. Halılar ipek yün altın gibi malzemelerle yapılmıştır. Canlı ve parlak renkler zengin motif egemendir. 15. yüzyılın 2. yarısında görülen Anadolu’nun klasik anlayışından farklı bu tip halılara Osmanlı saray halıları denmiştir. Bu halılar Tebriz, Kahire’nin Osmanlıya katılmasıyla üslup değiştirmiştir. İran halılarından esinlenerek dokunmuştur. İran düğümü kullanılmıştır. Batılılaşmayla birlikte halı da barok kartuşlar, rokoko gırlandlar, istiridye kabuğu, s ve c kıvrımları natürmortlar manzara gibi motifler görülmüştür.

Halı Nedir?

Halı; atkılarının atılmasından sonra (arka iplikleri) üzerine desene göre istenilen hav yüksekliğinde iplerin geçirilerek düğümlenmesi ile yapılan ev içinde ve genellikle yer örtüsü olarak kullanılan eşyadır. Bazı evlerde de duvarda görülür.

Halının kökü Anadolu Selçuklu Devletinden gelmiştir.

Kilimle halı bir birinden farklıdır: Kilim ince bir halı tipidir. Dünyada bilinen ilk halılar Orta Asya'da Türkler tarafından dokunmuştur. Bu halıların günümüze kadar ulaşabilmiş en eski örneğinin MÖ 6-5. yüzyıllarda yapılmış olduğu ve hâlen Leningrad Müzesi'nde saklandığı bilinmektedir.[1] Bu halı Pazırık Halısı olarak bilinmektedir.

Halı insanların rahat ve sıcak bir zemin arayışı sonucu ortaya çıkan ve ev dekorasyonunda önemli bir yer tutan bir malzemedir. Tarihi ise insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar önce sıcak bir zemin yaratmak amacıyla hayvan postlarını kullanıyorlardı.

İhtiyaçları arttıkça, ihtiyaçlarına uygun post bulamadıkları için, post taklidi yaygılar ürettiler. Zamanla sevdiklerini de desenleştirerek, bugünkü halının kaba örneklerine ulaştılar. Kısaca halı insanoğlunun doğaya karşı ve doğayı kendine uydurma mücadelesinin ilk ürünlerindendir.

Günümüze kadar gelen halı, yaşantımıza ekonomik, sosyal ve kültürel olarak önemli bir yer tutar. Gerek Türklerdeki, gerekse doğu ülkelerindeki ev dekorasyonundaki başlıca unsur halı ve kilimdir.

Günümüzde modern teknolojinin sınırsız avantajlarını kullanan halı sektörü kendini sürekli yenilemektedir. Her yıl yeni trendlerin, kalitelerin ortaya çıktığı halı sektörü yaratıcılığın sınırlarını zorlamaya devam etmektedir.

Yün, pamuk ya da ipekten dokunan kısa tüylü yaygı halı olarak isimlendirilmektedir. Yere ya da herhangi bir eşya üzerine yaymak amacıyla dokunan halılar yanında, dekoratif duvar halıları da bulunmaktadır. Makalenin devam eden bölümlerinde halıcılığın tarihçesi, sanatı ve halı dokuma üzerine bilgiler bulacaksınız.

Halıcılık Sanatı ve Tarihçesi

Halıcılığın en eski merkezleri Çin, Orta Asya, Anadolu, Mısır ve İran’dır. Halıcılık sanatı 15. yüzyıldan başlayarak 18. yüzyıla dek Anadolu ve İran’da büyük gelişme göstermiştir. Özellikle geometrik motiflerin, çarpıcı ve uyumlu renklerle kaynaştığı Anadolu halıcılığında Uşak, Bergama, Ladik ve Gördes ayrı üslupların geliştirildiği halıcılık merkezleri oldular. Diğer yandan Bünyan, Kula, Kütahya, İstanbul ve Sivas gibi yörelerin halıları da bazı özgünlükler taşır.
Halı dükkanı ve farklı modellerde halılarHalı dükkanı ve farklı modellerde halılar

Osmanlı döneminde Anadolu halıcılığındaki bu gelişme sürmüştür. 10. yüzyılda İran halıcılığının merkezleri ise, Huzistan, Fars, Kühistan ve Buhara idi. Safeviler döneminde İran halıcılığı gelişiminin doruğuna ulaşmıştır. Bununla birlikte Herat, Şiraz, Yezd, Ferhan, Mir, Sine, Tebriz ve Şah Abbas çeşitli halı üsluplarının geliştiği kentlerdi. Kafkasya, Afganistan, Hindistan ve Çin aynı dönemlerde bu sanatın sürdürüldüğü diğer ülkelerdir.

Ortaçağ Avrupa’sında manastırlarda halıcılık yapıldığı bilinmektedir. Haçlı seferleri sonucu Doğuyla kurulan ilişki, bu sanatın Avrupa’da da yayılmasını ve gelişmesini sağlamıştır. 15. yüzyıldan başlayarak halı atölyeleri kurulmuştur. Birçok ressam bu sanata ilgi duymuş ve bu dalda eserler vermiştir.

Halı Çeşitleri

Günümüzde geleneksel tezgahlarda dokunan el halılarının yanında, makinelerde dokunan halılar, üretim miktarı bakımından birinci sırayı almaktadır.

Bununla birlikte halılar, dokundukları bölgelere göre olduğu gibi, kullanılan gereçlere göre de ayrılırlar. Pamuk ipliğinden dokunan İran halılarında, cm²’ye düşen düğüm sayısı, yün iplikten dokunan Anadolu halılarına oranla çok daha fazladır. Ancak yün halı, pamuk halıdan daha uzun ömürlüdür.

Halı Dokuma

Halıların dokundukları tezgahlar, dikdörtgen bir çerçevedir. Kenar sırıklar yere sabittir. Alt ve üst sırıklar döndürülebilmektedir. Dikine ipliklere çözgü ya da argaç denir. Çeşitli renkte iplikler bu argaçlara bağlanır. Argaçlar çifter çifter alınır ve yün bunların çevresine sarılarak düğümlenir. Düğümler kirkit denen aletle aşağıya doğru sıkıştırılır. Dokunan kısım, aşağıdaki dönebilir sırığa sarılır.
Halı dokuma tezgahı ve el dokuması halı yapan kadınlarHalı dokuma tezgahı ve el dokuması halı yapan kadınlar

Dokumadaki ustalık yanında halıcılıktaki en önemli konu, iplik boyama işidir. Zira eski halıların güzelliğini sağlayan büyük ölçüde renklerdeki kalıcılık ve canlılıktır. Bu nedenle el halılarında kullanılacak iplikler kök boyalarıyla boyanmaktadır. Halıya değer kazandıran bir başka özellik de cm²’deki düğüm sayısıdır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Heykel ve Heykeltraşlık Sanatı Nedir?
Yazar: RasitTunca - 01-27-2023, 08:24 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Heykel ve Heykeltraşlık Sanatı Nedir?

Heykel, sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formlara denir. Heykel temelde mekânın kapsanması, kavranması ve mekân ile ilişki kurulması ile ilgilenir.

Genellikle insan, hayvan ya da nesnelerin heykelleri yapılır. Taş ve ahşap gibi malzemelerden yontularak yapılabileceği gibi, kil, balmumu gibi ara malzemelerden modellenerek, bronz ve tunç gibi metallerden dökülebilir. Büst, rölyef, mimari heykel, asamblaj, bas rölyef, yüksek kabartma, çevresel heykel, heykelcik, mobil heykel, yontu,tors gibi heykel türleri vardır.

Heykelin tarihçesi

Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zamanlara kadar uzanır. Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, maden gibi çok çeşitli malzemelerden yapılmış heykel ve heykelciklere rastlanmaktadır. Bunlar ve diğer heykeller üzerinde yapılan incelemelerden, heykellerin büyük bir kısmının çeşitli kavimlerin ilah olarak tanıdıkları varlıkları tasvir ettikleri, bazılarının kral-kraliçe gibi hükümdar ailelerini, kahramanları ve kahramanlık olaylarını, bilim, sanat ve sporda meşhur olmuş kimseleri, bir kısmının da çeşitli insan ve hayvanları tasvir ettikleri anlaşılmıştır. Tarihi araştırmalar, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir netice vermemektedir.

Tarihi çok eski olduğu bilinen heykel ve heykelciliği bu derece yaygınlaştıran asıl sebep, inançtır. Çeşitli devirlerde yaşamış insanların tapındıkları ve ilah tanıdıkları şeylerin ağaç, taş, maden üzerine işlemeleri ve ibadetlerini bunlara karşı yapmaları, heykel ve heykelciliğe cemiyet hayatında geniş yer verilmesine yol açmıştır.

İlk çağ topluluklarında sanatçılar genellikle bir geleneği devam ettirir. Ortaya konan eser, toplumun ortak malı olarak kabul edilir. Dolayısıyla eserler sanatçıları değil üretildikleri kavim ve toplulukların adıyla anılırlar.

Tarımsal faaliyetlerin başlamasıyla birlikte, verimsizlik sorununa çare olarak, Magna Mater (Ana Tanrıça) heykelcikleri yapılmıştır. Bu heykelciklerin malzemesi ağaç ya da topraktır. Heykeller genel olarak aynı duruşu sergiler, kişisel özellik taşımazlar. Baş oranları vücudun geneline göre büyüktür. Üç boyutlu heykellerde bile uzuvlar çizilerek gösterilir. Heykel yüzeyleri çizilerek süsleme yoluna gidilir.

Mısır heykel sanatı

Kültür alanında otuz yüzyıl boyunca süreklilik gösteren Mısır’da heykeltıraşlar ağaç, granit, bazalt, profir gibi dayanıklı malzemeler kullandılar. Tapınakların ve mezar anıtlarının iç ve dış cephelerini heykeller ve rölyeflerle süslemişlerdir.

Mısır’da heykelcilikte zaman içinde gelişen bir üslupçuluk söz konusudur. Bu üsluplaşma özellikle figürlerin duruşlarında ve vücudu kaplayan kumaşların yapımında kendini gösterir. Figürler genel olarak durgun ve hareketsizdir. Frontal duruş hâkimdir. Ayakta duran figürlerde, vücut ağırlığı iki bacağa eşit olarak dağıtılır. Heykelin ortasından bir çizgi çekilirse iki eşit parça elde edilir. Kollar vücuda yapışık şekilde aşağıya sarkar, eller yumruk şeklindedir.

Mısır heykelcileri çok büyük ve sert taşlar yontuyorlardı. Bu durum onları çalışmalarında sadeleşme yapmaya yöneltti. Dolayısıyla heykellerde kas gibi detaylar görülmezken, yüzlerde de ifade de yoktur. Yalnızca mezarlara, dini inançlar gereği konan heykeller, ölünün ruhuna ev sahipliği yapacağından sahibine benzemesi zorunluluğu taşır.

Kral heykelleri sert taşlardan yapılırken, yumuşak taşlardan ve ağaçtan yapılan prens, rahip ve memur heykelleri bulunur.

Yeni imparatorluk döneminin en güzel eser, Amerna şehrinde bulunan Kraliçe Nefertiti’ye ait olan büsttür. Sanatçısı bir yanda geleneğe bağlı kalmaya çalışırken, bir yandan da modelinin şahsi özelliklerini betimlemeye çalışır. Gize piramidinin yanında bulunan Sfenks heykeli ise eski krallığın krallarından olan Kefren’nin portresini taşır.

Rölyefler daha çok tapınak ve mezarların duvarlarını süsler. Mısır rölyefleri daima bir olayı anlatır. Rölyeflerde baş, kollar, ayaklar, bacaklar ve gövde profilden; gözler ve omuzlar ise cepheden gösterilir.

Antik Yunan heykel sanatı

Antik Yunan heykelinde, kişisel özellikler değil, ortak ideal tip önemlidir. İdeal yüzler, ideal ölçülere uygun insan vücutları Yunan heykelinin başlıca özelliğidir. Başlangıçta kil, taş, fildişi, kemik ve tunç gibi malzemelerden ilkel heykelcikler ortaya koyan Yunan heykelcileri zaman içerisinde bunu geliştirmişlerdir. Heykel sanatının gelişmesinin ve anıtsal heykeltıraşlığın ortaya çıkmasının nedenleri arasında olimpiyatlarda başarı kazanan atletlerin heykellerinin dikilmesi geleneği, gelişen mimariye bağlı olarak, tapınakların taştan yapılması ve bunların iç ve dış cephelerinin kabartmalarla süslenmesi sayılabilir.

Yunan heykeli karşıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm üzerine kuruludur. Baş başka sözle, kollar ve bacaklar başka başka yönlere bakarlar. Bu durum gösteriyor ki Yunan heykelcisi vücut nüansları üzerinde çalışmıştır.

Yunan heykelcileri örtü altından hissedilen gövdenin formunu ortaya çıkarmanın çekiciliğini fark etmişlerdir. Bundan dolayı, gizlerken göstermek Yunan heykelciliğinde bir motif olmuştur.

MÖ 7. ve MÖ 6. yüzyılda iki büyük heykeltıraşlık ekolü görülür:

    Girit Pelepones
    İyonya

Yunan heykelciliği üç bölümde incelenebilir:

    Antik Çağ (MÖ 490–460)
    Klasik Çağ
    Helenistik Devir (MÖ 330–30)

Antik çağ

Bu dönemden itibaren vücudun ağırlığının bir bacak üstüne verildiği, böylelikle frontal duruşun değiştiği görülür. Bu yeni duruşun gelişmiş örneğine Olimpiya Zeus tapınağında rastlanır.
Klasik çağ

Bu dönem Parthenon tapınağının içinde bulunan altın, fildişi Athena heykelini yapan heykeltıraş Fidyas ile en parlak çağına ulaşmıştır. Bu heykel kaybolmuştur. Günümüze kalan ise zamanında Romalıların yaptığı kopyadır. Sanatçı en çok tanrı heykelleri yapmıştır.

Helenistik çağ

Bu dönemde portrecilik gelişmiştir. Özellikle devlet adamlarının portreleri yapılmıştır. Bunlar arasında Büyük İskender portreleri ve bunların sanatçısı Lisppos öne çıkar. Sanatçı o zamana kadar uygulanmakta olan oranlar sistemini değiştirmiştir. Baş küçülmüş, gövde uzamış, baş vücudun 1/6’i olmuştur.

Roma heykel sanatı

Romalılar bu alanda yaratıcılık gösterememişlerdir. Yunanistan'dan heykeller getirtmişler ve bunları kopyalayarak çoğaltmışlardır. Buna karşılık portrecilikte başarı göstermişlerdir. Bu durum dini geleneklerle bağlantılıdır. Roma geleneklerine göre ölen bir kişinin yüzünün balmumundan kalıbı alınır ve cenazeden sonra evin bir köşesinde saklanırdı. Özellikle cumhuriyet döneminde portrecilik çok gelişmiştir. Bu dönemde oldukça gerçekçi bir üslupla yapılan portrelerde her türlü yüz ifadesi ve şahsi özellikler başarıyla işlenmiştir.

Romalılar zaferle döndükleri seferler sonrasında, kazandıkları başarıları simgeleyen anıtlar dikmeyi adet edinmişlerdir. Belirli zaman ve yerde gerçekleşen olayları anlatan kabartmalarla üslü bu anıtların en önemlileri Augustos döneminde Roma’da yapılmış olan barış sunağında bulunur. Bir diğer önemli anıtsa İstanbul Sultanahmet meydanındaki Teodesius obeliskidir (m.ö. 4yy.). Bu anıtın kaide kısmında imparator, maiyetiyle beraber hipodrom locasında görülür. Kabartmanın merkezinde imparator bulunurken, diğer figürler imparatora yakınlıklarına derecelerine göre yerleştirilmiştir.

Heykelcilikte usul ve teknikler

Metal çubukların birleştirilmesi yöntemiyle meydana getirilmiş insan heykeli

Heykelci hem çizici hem de uygulayıcıdır. Heykelcilerin bazıları sadece ellerine verilen şekilleri ya oyarlar veya dökerler. Heykelcilikte; oyma, biçimleme, inşa ve birleştirme, döküm, bitirme gibi teknikler vardır.

Eksiltme (Yontma)

    Heykelci tek parça bir kütleyi istenen düzen içinde şekillendirir. Taş ve ahşap heykelcilikte bu usul kullanılır.

Manipülasyon (Modelleme/biçimleme)

    Şekillendirilebilir heykel malzemelerinin elle ya da çeşitli aletlerle biçimlendirilmesi. Bunların maddesi kil, balmumu ve alçıdır.

Birleştirme (Yapılandırma/inşa)

    Önceden şekillendirilmiş malzeme ve parçaların usulüne uygun olarak bir araya getirilmesidir. Birleştirme heykelcilikte, kumaş, sac, çıta, kalas, formika, cam, ip, metal borular vb. maddeler kullanılır.

Yerine geçme (Döküm)

    Kil, balmumu gibi ara malzemeyle yapılan heykellerin çeşitli döküm teknikleri kullanılarak; bronz gibi dayanıklı malzemeyle dökülmesidir.

Bitirme işi

    Bitmiş heykelleri perdahlama, cilalama, boyama ve yaldızlama gibi uygulamaların yapılmasına denir.

Günümüzde heykel ve heykelcilik

İnsanların heykellere tapmaya başlamasından sonra, heykelcilik bir sanat ve ticaret metası olmuştur. Yüzyıllarca insanlar, her çeşit malzeme ve maddelerden heykeller yapmışlar ve hatta bunları başkalarına satarak geçimlerini temin etmek yolunu tutmuşlardır. Arkeolojik kazılarda, çeşitli yörelerde bol miktarda bulunup müzelere konan heykeller bunu ispatlamaktadır. Bilhassa mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özelliklerini korumuşlardır.

Avrupa'da başlayan Rönesans hareketi ile heykelcilik ayrı bir önem kazanmıştır. Michelangelo bu devirde yetişen heykeltıraşların en meşhuru olmuştur. Bu zamandaki heykellerin yapımı, süsleme sanatı ile birlikte gelişmiştir. Ayrıca heykeller, şimşir, ıhlamur, meşe ve ceviz gibi sert ağaçlar oyularak çok çeşitli ölçülerde yapılmıştır. Taştan yapılan heykellerin kırılması çabuk olduğundan, eski zamanlardan beri, mermer kullanılması daha yaygındır ve daha çok tercih edilmiştir. Zamanımızdaki heykeltıraşlar tarafından ekseriya mermer, bronz, tunç gibi kırılma tehlikesi daha az olan ve dayanıklılığı bulunan malzemeler kullanılmaktadır. Bunların yanında fildişinden heykel yapmak, eskiden olduğu gibi günümüzde de biblo şeklinde devam etmektedir.

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Resim ve Ressamlık Sanatı Nedir
Yazar: RasitTunca - 01-27-2023, 07:59 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Resim ve Ressamlık Sanatı Nedir?

Resim, herhangi bir yüzey üzerine çizgi ve renklerle yapılan, günümüzde kavramsal bir boyutta ele alınması açısından hemen her tür malzemenin kullanılabildiği bir anlatım tekniğidir. Resim yapma sanatıyla meşgul kişiler, ressam olarak adlandırılırlar.

Tarihçe

Tarihte keşfedilen ilk resimler; kesin bir bilgi içermemekle birlikte, ortalama 30 bin yıllık oldukları varsayılan, 1994 yılında, Fransa'nın Vallon-Pont-d'Arc bölgesinde yer alan ve adını, mağarayı keşfeden Jean-Marie Chauvet'den alan, Chauvet Mağarası'nda keşfedilmişlerdir. Tarih öncesi resimler, kimileri açıkta yer alan, pek çoğu ise mağaralarda olmak üzere, kaya duvarlarına çizilmiş hayvan, av sahneleri ve boyalı ellerle oluşturulmuş izlerden meydana gelirler. Bu resimler, tarihi önemleri dışında, insanoğlunun soyut düşünme yeteneğinin o dönemlerde de gelişmiş olduğunu kanıtlamaları bakımından ayrıca değer taşırlar. İlk resimlerin yapılış amaçları arasında, dönem insanının, kendilerini kuşatan doğa karşısında oluşturdukları mistik eğilimler doğrultusunda, kabileye kötülük getirdiğine inanılan olguları uzak tutmak, örneğin, ava dair bereketin arttırılması, topluluğun gelişimi ve güvenliği bakımından genç avcı adaylarına dönük eğitim, doğaya duyulan hayranlık ve keşfetme ihtiyacının yer aldığı kabul edilir.

Resim yapmakta kullanılan teknikler; malzemelerin gelişimini de etkilemiş, örneğin, bitki kökü gibi doğal yollarla elde edilen boyaların yerini, endüstriyel, sağlığa daha az zararlı, kalıcı ve kullanımı daha kolay boyalar almıştır.

Hristiyanlık'ta Batı resmi, milattan sonra dini konuları sembolik bir şekilde resmetmeye odaklanmıştır. Ancak figürler hareketsiz, kompozisyonlar ise kuralcıdır.

İslam dininde ve medeniyetinde iki boyutlu ve üç boyutlu (ve benzeri araçlar); Allah'ın, yarattıklarını taklit etmeyi insanoğluna yasakladığı için İslami resimler 18. yüzyılın ortalarına kadar daha çok soyut desenler ve yazının şekillendirilmesi hat sanatı, ebru ve minyatür ile sınırlı kalmıştır.

Rönesans'tan sonra dini konuların dışına çıkılmaya başlanmış, ressamlar eserlerine vermek istedikleri anlamlara göre nüanslar katmaya başlamışlardır. Rönesans ile canlanan ve doğayı inceleyerek, detaylı şekilde, olduğu gibi resmetme arzusu perspektif tekniğinin geliştirilmesine yol açmıştır. Leonardo da Vinci'nin anatomi analizleri eşsiz kabul edilir.

Osmanlı'da resim sanatının yerleşmesi: 1860-1869 döneminde, Paris’te Gérôme’un öğrencisi olan Osman Hamdi Bey, ülkesine döndükten sonra gerçekleştirdiği yapıtlar ve Sanayii Nefise Mektebi'ni kurmasıyla birlikte, resim sanatı Doğu toplumlarında yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde, dünya resim tarihinin önemli bir parçası olarak kabul edilen pek çok Türk ressam bulunmaktadır.

Modern resim sanatı: 1880'lerde, kimine göre Tonalizm, kimine göre Sembolizm akımlarıyla başlayan modern resim konusunu, genel olarak avam tabakasında, başka bir deyişle, sıradan insanda, onun gündelik yaşamında, psikolojisinde bulur. Dönemin resminde, kompozisyon, ışık, renk, kontur, perspektif konularında konmuş kuralları yıkma, sanatsal ifadeyi özgürleştirme arzusu öne çıkar. 1945'lerde ortaya çıkan Soyut Ekspresyonizm akımı ile resim sanatı, tamamen insanın iç dünyasına inerek somut dünyadan, kurallardan ve kalıplardan uzaklaşır; mutlak gerçeği arar, böyle bir şey olmadığına karar verir ve Fluxus akımından sonra kendini kavramsal sanata bırakır. Artık resim, sadece bir soru haline gelmiştir ve daha büyük bir bütünün ufak bir parçasını oluşturmaktadır (bkz. Enstalasyon).

Resim sanatının etkisi: Resim, bilinen en eski ve köklü sanat dallarından biridir. Bu sebeple diğer bazı sanatların odak noktasında bulunmaktadır. Diğer sanatlar fikir üslup vb. açılardan genellikle resim sanatına benzerlik gösterirler. Bunun sebebi, resim sanatının erken dönemlerde gelişmeye başlaması ve ileri seviyeye ulaşmasıdır.

Resim sanatının günümüzdeki yeri: Bugün, resmin (ve sanatın) öldüğü iddialarına rağmen günümüz yaşam şekline uygun, birçok çeşitli geleneğin egemenliği sürmektedir.

Resim ve fotoğraf: Resim bir isimdir, ancak sanatçılar resim kelimesini kavramsal olarak kullandığı için fotoğrafla resim aynı değil diye benimsenir, işin doğrusu farklı aletler kullanılmasının dışında ortaya çıkan aynı gerçektir. Fırça ve kalemle yapılan resimse, bir makinenin işlemiş olduğu görüntü de resimdir, ancak sanatsal bakımdan değerlendirip resim kelimesi sanat anlayışı üslubuyla kavramsallaştırılırsa bu durum ortaya çıkar ve fotoğraf resim değildir denir.

Resim yapmakta kullanılan malzemeler

    Akrilik
    Fresk
    Guaj
    Mürekkep
    Yağlıboya

    Pastel boya
    Sprey boya (Grafiti)
    Suluboya
    Bilgisayar yazılımı

Resim sanatı akımları

    Soyut sanat
    Soyut Dışavurumculuk
    Outsider Art
    Art deco
    Dijital Resim
    Barok
    Vücut Boyama
    CoBrA
    Eaismo
    Renk alanı resmi
    Konstrüktivizm
    çağdaş sanat
    Kübizm
    Dışavurumculuk
    Fovizm
    Figuration Libre
    Halk Sanatı
    Fütürizm



    Grafiti
    Hard-edge
    İzlenimcilik
    Lyrical Abstraction
    Maniyerizm
    Minimalizm
    Modernizm
    Naïve art
    Neo-classicism
    Op art
    Oryantalizm
    Orphism
    Outsider
    Painterly
    Foto Gerçekçilik
    Pinstriping
    Pluralizm



    Persian Miniature
    Osmanlı Minyatür Resmi
    Noktacılık
    Pop art
    Postmodernizm
    Post-painterly Abstraction
    Precisionism
    İlksel sanat
    Gerçekçilik
    Rokoko
    Romantizm
    Romantik Gerçekçilik
    Sosyal Gerçekçilik
    Stuckism
    Gerçeküstücülük
    Tachism
    Tonalizm

Resim yapma kavramı içinde kullanılan ortak deyimler


Resim yapma kavramı içinde geçen ve diğer kavramlarla ortak kullanılan deyimler şunlardır:

    Allegori
    Bodegón
    Vücut Boyama
    Botanical
    Figüratif resim
    İllüstrasyon



    Endüstriyel
    Peyzaj resmi
    Portre
    Still life
    Veduta

Resim yapma kavramında kullanılan diğer ortak deyimlerden bazıları: Altarpiece, Broken Color, Karikatür, Chiaroscuro, Kompozisyon, Drybrush, Easel Picture, Foreshortening, Genre, Halo, Highlights, Resim Tarihi, Imprimatura, Peyzaj, Madonna, Maulstick, Portre Minyatürü, Mural Painting, Palet, Panel Painting, Perspektif, Pietá, Plein Air, Portre, Sfumato, Stippling, Teknik, Trompe l'oeil, Underpainting, Varnish, Wet-on-wet ve Dört Boyutlu Resim.

Resim oluşturmakta kullanılan teknikler

    Biçimsel: Kompozisyon, Doluluk-Boşluk oranı, Renk, Ritim, Denge.
    Grafik yöntemler: İzleyicinin gözünü resim yüzeyinde dolaştırmak, Kompozisyon ve elemanlarda denge sağlamak, Pozitif-Negatif; tüm boşluğu gözönünde bulundurma.
    Grafik araçlar: Formların Geometrisi (küp-üçgen-kare-dikey çizgi-yatay çizgi vb.), Bakış açısı (Lineer Perspektif, Espas, iki boyutluluk), Düz çizgiler/Eğriler, Proporsiyon/diziliş ve plan.

Ressamlık nedir ?

Ressamlık el sanatı gelişmiş yetenekli insanların yaptığı sanattır.

Ressam kimdir ?

Ressam sanatla uğraşan boş bir levha ya, kalem fırça gibi donatılarla renk katan tasarımcı ruhlu bireydir.

Ressamlık meslek midir?

Ressamlık son yıllarda Türkiye’de gelişmeye ve aranmaya başlayan meslekler arasındadır. Gösterişin ve görselliğin arttığı dünyada ressamlara çok iş aranan insanlar haline gelmiştir.

Ressam nasıl olunur?

Ressam olunur mu ? Ressammı doğulur bu ince çizgiyi belirlemek lazım evet ressamlık öğrenilebilir bir sanattır. Lakin yeteneği olmayan bir insanın bu işi öğrenmesi yıllar alabilir. Yıllar süren çalışma sonucu dahi istenilen başarı elde edilmeyebilir.

Ressamlar nasıl eğitim alır?

Küçük yaşlarda yeteneğini belli eden bireyler eğitmenleri tarafından bu yönde çalışmalara yönlendirilerek mesleğe kazandırılır. Ressam ve resim eğitmeni olmak için liselerde güzel sanatlar okulları tercih edilir. Akabinde üniversitelerde güzel sanatlar fakülteleri bu meslek için akademik bir ortamdır.

Ressamlar ve resim öğretmenleri ne kadar kazanır?

Küçük yaşlarda yeteneğini belli eden bireyler eğitmenleri tarafından bu yönde çalışmalara yönlendirilerek mesleğe kazandırılır. Ressam ve resim eğitmeni olmak için liselerde güzel sanatlar okulları tercih edilir. Akabinde üniversitelerde güzel sanatlar fakülteleri bu meslek için akademik bir ortamdır.

B- MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER

Ressam olmak isteyenlerin;
- El becerisi gelişmiş,
- İmgelem (Bir nesneyi, o nesne olmaksızın tasarlama gücü) gücü yüksek,
- Şekiller arasındaki fark ve benzerlikleri görebilen,
- Renkleri ayırdedebilen,
- Yaratıcı, yeniliklere açık
kimseler olmaları gerekmektedir.El ve gözlerdeki özürler mesleğin yürütülmesini engeller.

C- ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI

Ressamlar çalışmalarının büyük bölümünü atölyede gerçekleştirirler. Zaman zaman dışarıda da çalışabilirler. Çalışma ortamlarında kullandıkları boyaların kokusu vardır. Çalışmaları sırasında genellikle yalnızdır. Meslektaşları, müşterileri, resim galerileri yetkilileri ile iletişim içindedir.

D- MESLEK EĞİTİMİ

MESLEK EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER

Mesleğin eğitimi Güzel Sanatlar Fakültelerinin Resim bölümlerinde verilmektedir.

ÖN EĞİTİMDE BAŞARILI OLUNMASI GEREKEN DERSLER

- Sanat Tarihi,
- Türkçe,
- Resim.

MESLEK EĞİTİMİNE GİRİŞ KOŞULLARI

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan lise son sınıf öğrencileri ve mezunlarının katıldığı öğrenci seçme sınavından gerekli baraj puanı alması ve üniversitelerin ilgili bölümlerince yapılacak olan özel yetenek sınavında başarılı olunması gerekmektedir.

EĞİTİMİN SÜRESİ VE İÇERİĞİ

Eğitim süresi 4 yıldır.
Meslek eğitimi hem teorik hemde uygulamalı olarak yapılır. Teorik dersler; sanat tarihi, fotoğraf, teknik resim, Türk ve dünya resim tarihi, uygarlık tarihi, antik çağdan günümüze sanatın tüm estetik kurumlarının genel çizgileri ile tanıtılması ve kuramlar arası ilişkiler. Temel resim eğitimi, mesleki bilgisayar, temel grafik eğitimi, tipoğrafi özgün baskı resim, mitoloji, sanat sosyolojisi, resim (öz.bas.res.) ana sanat dalı, sanat eserlerini inceleme. Pratik dersler; Atölye dersleri, resim, fresko, özgün baskı, vitray, insan vücudunun anatomik ve optik görüntüsünün çizgi, leke yolu ile araştırılarak kavranması.

EĞİTİM SONUNDA ALINAN BELGE-DİPLOMA VE UNVAN

Eğitimini başarı ile tamamlayanlara lisans diploması ve RESSAM unvanı verilir.

E- ÇALIŞMA ALANLARI VE İŞBULMA OLANAKLARI

Resim dalında öğrenim yapmış kişiler, serbest sanatçı olarak çalışabilirler. Ülkemizde bugün geçmişe oranla sanat pazarı-resim piyasası oluşmuştur. Ayrıca bu kişiler Kültür Bakanlığının ilgili birimlerinde veya kamu ve özel sektör kuruluşlarında sanat danışmanı olarak çalışabilirler, öğretmenlik sertifikası almış olanlar ortaöğretim veya yükseköğretim kurumlarında öğretmenlik yapabilirler.

F- EĞİTİM SÜRESİNCE VE EĞİTİM SONRASI KAZANÇ

EĞİTİM SÜRESİNCE

Eğitim süresince öğrenciler Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar kurumu kredilerinden yararlanabilirler.

EĞİTİM SONRASI

Ressamlar çalıştıkları işletmelerin yapısı ve kendi özelliklerine göre asgari ücretin 3-5 katı ücret alabildikleri gibi, özgün çalışmaları neticesinde yaptıkları tablolarına yüksek fiyatlarla alıcı bulabilirler.

G- MESLEKTE İLERLEME

Dört yıllık lisans eğitiminden sonra kendi alanlarında mastır ve doktora eğitimi alarak kariyerlerini yükseltebilirler, yüksek öğretim kurumlarında öğretim üyesi olabilirler.

BENZER MESLEKLER

- Karikatürist,
- Grafiker,
- Heykeltıraş.

H- EK BİLGİLER

İŞ GÜVENLİĞİ

Kimyasal maddelerle çalışıldığından iş güvenliğine azami özen gösterilmelidir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ebru Sanatı Nedir?
Yazar: RasitTunca - 01-27-2023, 07:39 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Ebru Sanatı Nedir?

Ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su üstünde, özel hazırlanmış boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan bir süsleme sanatıdır. Fırça ve boyaları özeldir.

Tarih

Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle beraber bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu düşünülmektedir. Bazı İran kaynaklarında Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Bazı kaynaklara göre de Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru "Türk Kağıdı" ya da "mermer kâğıdı" olarak adlandırılmaktadır.

Ebru, geven otunun özsuyundan elde edilen kitre veya deniz kadayıfı bitkisi (kerajin) ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine, içine öd katılarak suyun dibine çökmeyecek hale getirilen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin olduğu gibi ya da biz adı verilen metal uçlu bir aletle müdahale edilerek bir kağıda geçirilmesi yoluyla yapılır.

Ebru sanatının köklerinin 9. ve 10. yüzyıla kadar uzandığı varsayılmaktadır. Bilinen o ki bu sanat, kağıdın tarih sahnesine girmesiyle gelişmiştir. 10.yüzyılda Çinli bürokrat Su Yijian (MS 957-995) Fırça, mürekkep, mürekkep taşı ve desenli kağıdı " Wen Fang Si Pu (Çalışmanın dört hazinesi) " olarak kaydetmiştir. Çin'de liu-şa-cien (流沙箋), 12. asırdan itibaren Japonya'da suminagaşi (墨流し) ve beninagaşi (紅流し) isimleriyle yapılan bir takım çalışmaların mevcudiyeti, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi'yle ebre (اَبره) adını alarak Türkistan'da ortaya çıkan bu sanatın tarihi gelişimi hakkında, müphem de olsa bir fikir vermektedir. Türkistan'dan en geç 16. asır başlarında İpekyolu'nu takiben İran'a geçişinde ebri (اَبری) olarak isimlendirilen bu sanat, görünüşüyle gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıdığından, buluta nisbet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlı ülkesinde de revaç bulan aynı isim, telaffuz zorluğundan son yüzyılda Türkçede "ebru"ya dönüşmüştür. Galat olmakla beraber, kaş gibi şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanata ebru denilmesi bir çelişki sayılmamalıdır; çünkü ebru kelimesi Farsça'da kaş manasına gelmektedir. 16. asır ortalarında Mir Muhammed Tahir (میر محمد طاهر) tarafından Hindistan'da yapılmaya başlandığı rivayet olunan ebruculuk, buradan İran'a ve sonra da İstanbul'a kadar yayılmıştır. Aynı yüzyılın sonlarında, İstanbul'dan Avrupalı seyyahlar tarafından kendi memleketlerine götürülen ebru kâğıtları önce Almanya'da, sonra da Fransa ve İtalya'da mermer kağıdı veya Türk mermer kağıdı, hatta sadece Türk kağıdı adıyla tanınıp benimsenmiş ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Zaman içinde İngiltere ve Amerika'ya da yayılan ebru kağıdı, her ülkenin sanat anlayışına göre bir başkalık gösterir. Bunda, kullanılan değişik malzemenin de rolü olmalıdır. Belgelenen en eski ebru örneği 16. yüzyıla aittir. Kağıdın süslenmesinde, kıt'a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, yazma ciltlerinde yan kağıdı olarak sıkça kullanılmıştır. (Derman، M.Uğur Osmanlı Ansiklopedisi. C.11,s.189)

Ebru hakkında Türkçe kaleme alınmış bilinen en eski eser, 1615'ten sonra yazılan "Tertib-i Risâle-i Ebrî" (تَرتیبِ رسالۀ اَبری) adlı yazma kitapçıktır. Günümüzde bilinen ebru tarzındaki eserler ilk kez Orta Asya - Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Ebrunun tarihi ile ilgili olarak sayın Uğur Derman (Türk Santında Ebrû), tarihi kestirilebilen en eski ebru olarak, üzerinde Mâlikî Deylemî’ye ait bir kıt’anın bulunduğu ve Gürcistan’da yazılmış olan 1554 tarihli bir ebruyu gösterir. Bu ebrunun, hafif ebru olarak yapılmış olması ve hafif ebrunun ancak belli bir ustalaşmadan sonra yapılabildiği gözönüne alınacak olursa, ebrunun orijinin çok daha eskilere dayandığı düşünülmektedir.

Osmanlı döneminde başlı başına bir sanat ve iş kolu olan ebruculuk, 20. yüzyıl başlarına gelindiğinde unutulma noktasına gelmiştir. Bu sanatın tekrar hayat kazanması, ebru sanatına 'çiçekli ebru'yu geliştiren büyük sanatçı Necmeddin Okyay sayesinde olmuştur. Okyay'dan sonraki büyük merhale Mustafa Düzgünman'dır.

27 Kasım 2014 tarihinde UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras olarak tanımlanmıştır.[1]

Ebru Malzemeleri

Kâğıt

Emici özelliği fazla ve mat olanları tercih edilir. Genellikle birinci hamur kâğıt kullanılır.

Su

Kitre, deniz kadayıfı, boy tohumu veya sahlep gibi suyun yoğunluğunu sağlayacak doğal maddeler ile karıştırılır. Su kireçsiz ise dinlendirilmiş musluk suyu olabilir. Eskiler yağmur suyu kullanırmış. Tercihen saf su kullanılmalıdır.

Toprak boya

Ebruda kullanılan boyalar eskiden doğada bulunan topraktan elde edilmektedir. Bu toprak ezilip, elekle elenip suda süzülerek kullanıma hazır hale getirilirmiş. Günümüzde ezilmeye hazır halde ya da ezilmiş toz boyalar kullanılmaktadır. Toprak boyalar mermer ve destiseng denilen el taşının yardımıyla ezilerek macun kıvamına getirilerek kullanılır.

Öd

Öd genellikle büyükbaş hayvanların safrakesesinden elde edilir. Safra keseleri delinir ve içindeki öd süzülerek bir kapta toplanır, benmari usulü kaynar suda 20 dakika bekletilir. Yüzeyde biriken köpük bir kaşık yardımıyla alınır. Bu işlem kötü bir kokuya neden olduğu için açık havada yapılması önerilir. Kalkan balığı ödü de kumlu-kıçıklı ebru yapımı için uygundur. Günümüzde resim malzemesi satılan yerlerde rafine öd bulunmaktadır.

Kitre

Ebru yapımında kullanılan suyun belli bir yoğunluğa sahip olması ve özel olarak hazırlanan boyayı üzerinde tutabilmesi gerekmektedir, herhangi bir suyla ebru yapılamaz. Ebrunun suyuna bu özelliği veren maddenin ismi kitredir. Kitre, Türkiye'nin güney ve güneydoğu bölgelerinde kırlarda yetişen yabani bir dikenin(geven) özsuyudur. Yerel halk, kırlarda geven dikeninin gövdesine bıçakla çizik atar, birkaç gün beklerler. Bitkinin özsuyu çizik bölgeden akar ve kurur. Bir ağaç kabuğuna benzer görünüm alır. Bu kabuklar tek tek toplanır. Kabuk şeklinde olan kitre aktarlarda satılmaktadır. Ebrunun suyu hazırlanırken saf suyun içine belli ölçülerde kitre konulur. Su, ağzı kapalı bir kapta bu şekilde bir süre bekletilir. Belli zaman aralıklarıyla mıncıklanarak eriyen kitre özünün dağıtılması gerekir. Suyun yeterli yoğunluğa ulaşmasından sonra, içinde kalan erimemiş kitre kalıntılarını ayırmak için, ebru suyu iyice süzülmelidir.

Kitre ebru yapımında kullanılan, suyun belli bir yoğunlukta olması için suya karıştırılan maddelerden biridir. Ünlü Ebrucu Sacid Okyay ebru yapımında en iyi sonucu salebin verdiğini ancak kitrenin daha ucuz olması sebebi ile kitre kullandığından bahseder.

Deniz kadayıfı

Kitrenin hazır hale gelmesi yaklaşık 5-6 gün gerektiği için deniz kadayıfı denilen deniz yosunu kullanılabilir. Hazır toz halde satılır. 50 g toza 5 l saf su ilave edilerek topaklanma olmamasına dikkat edilerek mikserle veya kaşık ile karıştırılır. Bir saat içinde hava kabarcıkları yüzeye çıkıp patlayana kadar karıştırılır. Ve kullanıma hazır hale gelir.

At kılı ve Gül Dalı

Fırça yapımında kullanılan at kılları tercihen yaşlı atların kuyruklarından elde edilir. Yele kılları da kullanılmaktadır, ancak bu tür fırçalar kuyruk kılından yapılanlar kadar düzgün olmamaktadır. At kılı tercih edilmesinin nedenleri gözenekleri nedeniyle boyaların fırçadan bir vuruşta dökülmemesidir. Böylece tüm yüzeye eşit büyüklükte ve miktarda boya dökülebilir ve tabanı oluşturur.

Fırçada gül dalı kullanılması; gül dalının esnek olması, kolay küf tutmaması nedeniyledir.

Ebru çeşitleri

Battal ebru

İki veya üç renk boyanın fırçayla damlalar halinde su yüzeyine serpilmesinden sonra hiçbir ek müdahelede bulunmaksızın kağıda geçirilmesi yoluyla olur. Tüm ebru çeşitlerinin yapımına önce battal ebru yapılarak başlanır.

Gelgit ebru

Battal ebrudan sonra biz yardımıyla tekne yüzeyinde eşit aralıklı, teknenin kenarlarına paralel zıt yönde çizgiler oluşturulur.

Bülbül yuvası

Helezonik yuvarlaklar oluşturacak biçimlerin tekne yüzeyinde eşit büyüklüklerle sıralanması yoluyla oluşturulur.

Şal ebrusu

Uçları kıvrımlı s harfine benzer kıvrımlı şekiller oluşturularak yapılır.

Taraklı ebru

Ebru tarağı adı verilen bir araçla gelgit ebru üzerinde oluşturulan bir çeşittir.

Hatip ebrusu

Pastel renkli bir şal ya da taraklı ebru zemin üzerine çiçek, çarkıfelek ya da yıldız benzeri şekiller oluşturularak yapılır.

Çiçek ebrusu

Pastel renkli bir şal ya da taraklı ebru zemin üzerine karanfil, papatya, gül, sümbül, gelincik gibi çiçek figürlerinin stilize edilerek kendilerine özgü tekniklerle yapılmasıyla elde edilir.

Türkiye’de Çağdaş Ebru Sanatı Yorumları

Çağdaş dönemde klasik ebru tekniklerinden yola çıkarak, farklı malzemeler ya da yeni formların eklenmesiyle kitreli su yüzeyinde yapılan bir çeşit figüratif baskı resim tarzı oluşmuştur. Bu tür çalışmaları yapan sanatçılar arasında Hikmet Barutçugil, Timuçin Tanarslan, Fuat Başar, Nedim Sönmez, Sevim Sağdıç, Nusret Hepgül, Ahmet Çoktan, Feridun Özgören, T. Alparslan Babaoğlu sayılabilir.[2]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Testi ve Çömlekçilik Sanatı Nedir?
Yazar: RasitTunca - 01-27-2023, 07:34 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Testi ve Çömlekçilik Sanatı Nedir?

Çömlekçilik nedir?

Süzülmüş çamurdan yapılan, fırında pişirilerek sırlanan veya sırsız bırakılan toprak tencere, tava, vazo, küp, testi, fincan yapma sanatına denir. Sırsız ve sırlı olmak üzere iki çeşit çömlek vardır. Pişmiş toprak işlerinin üzerine siliko alkalinden renksiz, biraz siyahımsı bir perdah yapıldığı takdirde, bunlara «perdahlı çömlek» denir. Çömlekler, ateşte pişirilirken, topraktaki silikatların ve ateşin külündeki potas ve sudun tesiriyle, bazı kısımlar camlaşır ve ince bir sırça tabakasıyla örtülür. Sırlı çömlek diye buna denir. Sır, cismin içine İşlemez.

Çömlek, testi, vazo, küp yapma sanatı. Beyaz topraktan yapılarak üstü sırlanan çiniler, çömlekçilik sanatına girmezler. Bunları yapmak sanatına çinicilik denir. Eski tekniğe göre çömlekçi çamurunun hazırlanışı ve şekil verilmesi, akarsu yataklarından veya kil toprağının üstündeki özlü çamur süzülerek, içindeki çakıl taş parçaları alındıktan sonra taşla veya tahta tokmakla dövülerek yapılırdı. Kil toprağına sadece biraz su katılır, süzülmüş balçıklı toprak kalıplara dökülerek sıkıştırılır veya ortası oyularak çeşitli biçimlere sokulurdu.

Yeni usullere göre, kil bol su içinde ıslatılarak sıvılaştırılır, süzülür. Süzülen bu sulu çamur belirli bir kıvama gelinceye kadar kurutulduktan sonra elle işlenerek biçimlendirilir. Son zamanlarda ise balçık, kalıplara dökülerek kullanılmaktadır. Testiler üzerine camsı olmayan sır sürülmezse, içindeki suyu dışına çok ince bir şekilde sızdırır. Buna testinin terlemesi de denir. Çok hafif sızan bu suyun hissedilmeyecek ölçüde buharlaşmasıyla testi içindeki su soğur.

Fırınlama

Eski usullere göre yapılan çömlekler güneşte kurutulurdu. Daha sonra ateşte pişirilmeye başlandı. On sekizinci yüzyılda çömlekçi fırınları yapılmaya, 19. yüzyılda ise tünel şeklinde fırınlar kullanılmaya başlandı. Çömlek taşıyan arabalar çömleklerin pişeceği ölçüde fırın içinden geçerek soğuma yerinde bir müddet bekletilir ve daha sonra işi bitip kavrulmuş olan çömlekler çıkarılır. Yapılan toprak kapların birisi balçığı sertleştiren, diğeri de siri sabitleştiren iki ayrı fırınlamadan geçer. İlk fırınlamada balçık yavaş yavaş suyunu kaybeder. Çömleğin çatlamaması için ısının fazla olmaması lazımdır. Sıcaklık derecesi 600 derecenin üzerine çıkınca çömlek kırmızılaşır ve balçık suyunu tamamiyle kaybeder. Çömlek fırınlama esnasında hava alırsa karbonlu maddeler atılır. Şayet hava almaz ise çömlek koyulaşır.

Sırlama

Toprak kabın üstüne sürülen sır; kil, kireç, kurşun, çakmaktaşı, boraks ve bazı maddelerle karıştırılır. Sır kabı süslemek ve su geçirmemesi için kullanılır. Su ile temas edince erimez. Pişmiş bir çömleğin üzerine sulandırılmış olarak sürüldüğü zaman kuruyarak bir tabaka meydana getirir. Tekrar fırınlanırsa bu maddeler eriyerek, ince cam gibi bir tabaka olur.

Renk

Kilin birleşimi çok çeşitli maddelerden olduğu için fırınlanınca türlü renkler alır. İlk çömlek süslemeciliği bu usulden idi. Daha sonra sır kullanılmaya başlandı. Boya, sırın içine karıştırılır veya sırın üzerine ve altına sıvanmak suretiyle yapılır.

Süsleme

Eski zamanlarda, süsleme toprak kabın üzerine elle veya kazımak suretiyle veya üzerine çeşitli renkte kil sürülmekle yapılmaktaydı. Daha sonra, çeşitli renkler ve desenler sırın altına veya üzerine sürülerek süslemeler yapılmaya başlandı.

Çömlekçiliğin tarihi

Yapılan kazılardan M.Ö. 5000-4000 yıllarına kadar dayanmakta olduğu anlaşılmıştır. Her medeniyette çömlekcilik sanatı kendine has hususiyet ve özellikleriyle kendini belli etmiştir. Mısır’da kurulan medeniyetlerde M.Ö. 5000 yıllarında, İran’da ve Filistin’de kurulan medeniyetlerde M.Ö. 4000 yıllarına kadar çömlekçilik sanatının olduğu bilinmektedir. Anadolu medeniyetlerinde çömlekçilik tekniği M.Ö. 6000 yılına kadar giderek bir üstünlük göstermektedir. Mersin, Çatalhöyük ve Kızılkaya gibi merkezlerde koyu renkli cilalı seramik bulunmuştur. Hacılar’da krem renginde astarlı ve cilalı seramik bulunmuştur.

Truva, Yortan, Polatlı, Kusura, Beycesultan ile Güney Anadolu’daki yerleşim merkezlerinde M.Ö. 2900-2600 yıllarına ait, elle yapılmış, koyu renkli desenli bir çömlek cinsine rastlanmıştır. M.Ö. 2600-2300 devrelerine ait zaman içinde çömlekçi çarkı kullanılmaya başlanmış, kırmızı astarlı ve cilalı seramikle kara renkli kablar ve kırmızı üzerine kahve rengi veya ak üzerine kırmızı renkte geometrik süsleme gösteren boyalı seramikler görülmüştür. M.Ö. 2300-1900 zamanında kullanılmış çömleklerin az önce izah edilen özelliklerin yanında kırmızı veya kırmızımsı bir astarla kaplandıktan sonra koyu renkte çizgili desenlerle süslenmiş olduğu, bazılarında da tek renkli ve cilalı özelliğinin yanında insan yüz tasvirlerinin bulunduğu görülmektedir.

M.Ö. 1900-1600 devresi Hititler zamanına rastlamaktadır. Geometrik desenler yanında stilize edilmiş hayvan figürlerine de rastlanmaktadır. Orta Asya ve Türklerde çömlekçilik M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Göktürkler zamanındaki kaplar umumiyetle dar ağızlı testilerle geniş ağızlı çömleklerden ibarettir. Karlukların yayıldığı bölgelerde insan ve hayvan tasvirleriyle Çu Vadisinde bulunanlarda hayvan figürlerine rastlanır. Bu çeşit süsleme İslamiyetin yayılmasıyla yerini stilize edilmiş kuş ve geyik figürlerine bırakmıştır. Karahanlılarda insan ve hayvan figürleri kaybolmuş, bunun yerine stilize edilmiş bitki motifleri kullanılmıştır.

İslamiyetin kabulünden sonra Türkler daha çok çini, porselen ve fayans üzerinde çalışmış ve bu alanlarda emsalsiz eserler meydana getirmişlerdir. Anadolu Selçukluları (M.S. 11-13. yüzyıllar) günlük işlerinde oldukça kaba yapılı ve Bizanslıların kullandığı kırmızı taban üzerine yeşil, sarı, kahverengi sırlı seramiğe benzer kaplar kullanmışlardır. Kubadabat ve Konya sarayında bu çömlek cinsinden parçalar bulunmuştur. Ankara Etnografya Müzesinde bulunan ağızlıklı bir testi insan figürleri, çiçek motifleri ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

Osmanlı devrinde de su küpleri, kavanozlar, su testileri gibi kaba eşya sırlı ve sırsız pişmiş topraktan yapılmaya devam etmiştir. Çanakkale çömleğinin tarihi çok eski olup burada yapılan çoğu yeşil, sarı, koyu kahve rengi, sırlı seramik çok tanınmıştır. Ayrıca Anadolu Hisarında Göksu, Adapazarı, M.Kemalpaşa, İnegöl, Gönen, Menemen, Kütahya, Eskişehir, Ayaş, Konya, Avanos ve Diyarbakır gibi yurdumuzun birçok bölgelerinde çömlek yapım yerleri vardır. Günümüzde çömlekçiliğin eski önemi kalmamıştır. Anadolu’da bazı yörelerde hala çeşitli tipleri kullanılmaktadır.

Sözlükte "çömlekçilik" ne demek?

1. Çömlekçinin işi.
2. Çanak, çömlek, testi gibi şeyler yapma sanatı, seramikçilik.

Çömlekçilik kelimesinin ingilizcesi

n. pottery, ceramics, potting, fictile art

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Maher Zain'den "Ya Nebi Selam Aleyke" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 01-26-2023, 09:03 AM - Forum: Dini Müzik Klipleri - Yorum Yok




Maher Zain'den "Ya Nebi Selam Aleyke" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Maher Zain

Şarkının ismi : Ya Nebi Selam Aleyke

Yayınlayan Grup : Maher Zain? "Awakening Music"

Yayınlanma Tarihi : 16 Ağu 2011

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır