| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Imam-i Gazali hazretlerinin Selçuklu sultani Sultan Sencer e Nasihati |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 10:37 PM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Imam-i Gazali hazretleri, Selçuklu sultani Sultan Sencer in padisahligi sirasinda onunla görüsmüs, ona mektup yazmis ve bizzat nasihatte bulunmustur.
Sultan Sencer; Ehl-i sünnet itikadinda, dinine bagli ve bid atleri reddeden bir padisah idi. 60 sene kadar tahtta kalmis olup, ilme ve ulemaya karsi çok hürmet eder, kendisi de ilimle mesgul olurdu. O zamanin en meshur âlimi olan Imam-i Gazali hazretlerine haset edenler, Imam-i azamin aleyhinde bulunuyor diye iftira ederek, Sultan Sencere sikayet etmislerdi. Bunun üzerine Sultan Sencer, Imam-i Gazali yi yanina davet edip, görüsmek istedigini bildirdi. Durum Imam-i Gazali ye iletilince bazi mazeretlerini bildirerek gitmedi. Sultan Sencere mazeretini bildirmek ve nasihat etmek üzere bir mektup gönderdi. Özetle sunlari bildirmistir:
Cenab-i Hakkin, ahirette bir insana ihsan edecegi seylerin yaninda, bütün yeryüzü, bir kerpiç gibi kalir. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu topragi gibidir. Kerpicin ve tozunun topraginin ne kiymeti olur Ebedi sultanlik ve saadet yaninda, yüz senelik ömrün ne kiymeti vardir ki, insan onunla sevinip, magrur olsun Yükseklikleri ara, Allahü teâlânin verecegi padisahliktan baskasina aldanma!
Bu ebedi padisahliga kavusmak, herkes için güç bir sey ise de, senin için kolaydir. Çünkü Resulullah efendimiz, Bir gün adalet ile hükmetmek, altmis senelik ibadetten efdaldir buyurdu. Madem ki Allahü teâlâ sana, baskalarinin altmis senede kazanacagi seyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmistir, bundan daha çok muvaffakiyete firsat olamaz! Zamanimizda ise is o hale gelmistir ki, degil bir gün, bir saat adaletle is yapmak, altmis yil ibadetten efdal olacak dereceye varmistir.
Dünyanin kiymetsizligi, açik ve ortadadir. Büyükler buyurdular ki: Dünya kirilmaz altin bir testi, ahiret de kirilan toprak bir testi olsa, akilli kimse, geçici olan ve yok olacak olan altin testiyi birakir, ebedi olan toprak testiyi alir. Kaldi ki dünya, geçici ve kirilacak toprak bir testi gibidir. Ahiret ise hiç kirilmayan ebediyen baki kalacak olan altin testi gibidir. Öyleyse, buna ragmen dünyaya sarilan kimseye nasil akilli denilebilir Bu misali iyi düsünün ve daima göz önünde tutun!
Beni yaniniza davet etmis bulunuyorsunuz. Benim ahdim var. Bundan sonra hiçbir sultanin yanina gitmeyecegim ve hiçbir sultandan en ufak bir sey kabul etmeyecegim. Münazarayi terk edecegim. Bu ahdimde durdum. Bu bakimdan, sultanlar beni bu hususta mazur gördüler.
Sizin için hayir dualarda bulundum. Eger her seye ragmen gelmem için bir fermaniniz olursa, emre itaatin lazim oldugunu bildigim için, ahdimi bozarak, fermaninizi kabul etme yolunu seçerim. Allahü teâlâ, dilinize ve gönlünüze öyle seyler getirsin ki, bununla yarin ahirette utanmaktan muhafaza etsin... Vesselam.
Bu mektup Sultan Sencere ulasinca, madem ki Meshed e gelmis, ordugahimiza az bir mesafe var. Oradan gelmek güç bir is degildir diyerek, gelmesini istedigini bildirdi. Bunun üzerine Imam-i Gazali, Sultan Sencerin yanina geldi. Huzuruna girince ayaga kalkip, Imam-i Gazali yi karsilayip kucakladi. Sonra da kendi tahtina onu oturttu. Çok hürmet gösterdi. Imam-i Gazali oturduktan sonra, yaninda bulunan bir talebesine, Kuran-i kerimden bir miktar oku buyurdu. Talebesi de mealen; Allah kuluna kâfi degil mi buyurulan, Zümer suresi 36. Âyetini okuyunca, Imam-i Gazali Evet dedi. Daha sonra söze Besmele çekerek basladi. Sultana özetle dedi ki:
Allahü teâlâya hamd olsun. Kurtulus ancak takva sahibi olanlar içindir. Düsmanlik da ancak zalimleredir. Islam âlimlerinin âdeti söyledir: Padisahlarin huzuruna girdiklerinde; dua, sena, nasihat ve bir ihtiyacin giderilmesi hususunda konusma yaparlar.
Dua hususunda evla olan, gece karanliklarinda Hak teâlâya gizlice yalvarmaktir. Çünkü insanlar arasinda yapilan dualarda riya, gösteris ihtimali var. Halis olmayan böyle dualar ise, Hak teâlâ indinde makbul degildir. Bu huzurda övgüde bulunmak da riyakârliktan uzak degildir. Yükseklik ve isik bakimindan, günesin parmakla gösterilip, övülmeye ihtiyaci yoktur. Güzellik kemale ulasinca, övenlerin pazarini bozar, bunlarin eli bos kalir.
Resulullah efendimiz (Size iki vaiz biraktim, biri susar, biri konusur. Susan nasihatçi ölümdür. Konusan ise Kur andir) buyurdu. Dikkat et, susan nasihatçi ölüm, lisan-i haliyle ne söylüyor ve konusan nasihatçi ne söylüyor Susarak, haliyle nasihat eden, ölüm diyor ki:
Ben, her canliyi pusuda beklemekteyim. Zamani gelince aniden pusudan çikip yakalayiveririm. Eger benim herkes için yapacagim isin bir benzerini görmek isteyen varsa; padisahlar, vefat etmis olan padisahlara, emirler de, vefat etmis olan emirlere baksinlar. Meliksah, Alparslan, Çagribey toprak altindan halleriyle söyle nida ediyorlar:
Ey Padisah, ey gözümüzün nuru, sakin unutma ki, biz nerelere sevk edildik ve ne korkunç isler gördük. Emrinde bulunanlardan biri aç iken, sen asla bir gece tok olarak uyuma! Biri çiplak iken, sen istedigin gibi giyinme!
Söyle vasiyet ederler:
Benden bir kelime kabul et ki, bu; La ilahe illallah dir. Bunu daima dilinde tut, yalniz kaldigin zaman bunu söylemeyi asla unutma. Asil iman, bunu söylemekle istikrara kavusur. Iman, suyunu taatten alir. Kökü adalet ile, devami Hakki zikretmek ile kaimdir buyurulmustur. Bunlarin hepsini yapip ahiret azabindan kurtulursan da, kiyamette sualden kurtulamazsin. Hadis-i serifte; Her biriniz çoban gibisiniz ve herkes emri altinda bulunanlardan sorumludur buyuruldu.
Ey Padisah! Hak teâlânin hak nimetini eda eyle ki, nimet; dogru iman, dogru itikad, güler yüz ve güzel ahlaktir ve iyi amellerdir. Bunlardan iyi amel islemek senin elindedir. Madem ki Allahü teâlâ bu nimetleri sana ihsan etmis, sen de dördüncüden, iyi amel etmekten kendini mahrum etme ki, küfran-i nimet etmis olmayasin ve ey ayakta duran emirler! (vezirler, kumandalar!) Eger devletinizin mübarek ve daimi olmasini istiyorsaniz, nimetin kadrini biliniz. Nimeti, felaket ve bedbahtliktan ayirt ediniz. Biliniz ki; sizin bu Horasan melikinden baska, göklerin ve yerlerin maliki olan baska bir padisahiniz vardir. Yarin kiyamette, herkesi hesaba çekecek ve benim nimetimin hakkini nasil elde eylediniz, nasil yerine getirdiniz, buyuracak.
Meliklerin kalbleri, Allahü teâlânin hazineleridir. Rahmet, azap ve cezaya dair yeryüzünde her ne vuku bulsa, meliklerin gönülleri vasitasiyla olur. Allahü teâlâ, kendi hazinemi size emanet ettim. Sizin dilinizi o hazinenin kilidi yaptim, korudunuz mu Yoksa emanete ihanet mi ettiniz Diye soracak. Hazineye ihanette bulunan bir mazlumun halini padisahtan gizleyendir.
Bir ihtiyacin arz edilmesine gelince, benim bir genel, bir de özel olmak üzere iki hacetim vardir. Genel olani sudur: Tus ahalisi zulümden helak olmustur. Soguk ve susuzluktan mahsuller tamamiyla mahvolmustur. Onlara aci! Hak teâlâ da sana acisin. Açlik dert ve belasiyla müminlerin boynu ve belleri kirildi.
Özel hacetim ise sudur: Ben, 12 seneden beri halktan uzaklasmis, bir köseye çekilmistim. Sonra Fahr-ül-mülk, Nisabur Medresesi müderrisligini kabul etmem için israr etti. Ben ona, Bu zaman, benim sözlerimi kaldiramaz. Bu zamanda bir hak söz söyleyenin, kapi ve duvar bile aleyhine geçer demistim. Bugün ise is o raddeye gelmis ki, isitmis oldugum sözleri rüyada görseydim, karisik rüyadir derdim. Bunlarin akli ilimler ile alakali olanlarinda eger bir kimsenin itirazi varsa, buna sasilmaz. Çünkü benim sözlerimde, herkesin anlayamayacagi manalar çoktur. Bununla beraber ben, kime olursa olsun söylemis oldugum herhangi bir sözümü açiklayip ispat edebilirim. Böylece meseleyi açikliga kavustururum. Bu gayet kolaydir. Fakat, Imam-i a zam Ebu Hanife nin aleyhinde bulunmusum diye söz söylüyorlarmis. Iste buna asla tahammül edemem. Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben, Ebu Hanife nin ümmet-i Muhammed arasinda, fikih ilminin inceliklerinde ve manasinda en büyük âlim oldugunu kesin olarak kabul etmekteyim. Her kim ki, bu söyledigimin tersine bir sözüm oldugunu veya bir sey yazmis oldugumu söylerse o yalancidir.
Sizden sunu isterim ki; beni, Nisabur da, Tus da ve diger bütün sehirlerde ders verme isinden affediniz. Kendi halimde kalayim. Bu zaman, benim sözlerime tahammüllü degildir.
Sultan Sencer, Imam-i Gazali hazretlerini dikkatle dinledikten sonra su cevabi verdi:
Söyledigin bu sözleri duymak ve imam-i a zam hakkindaki güzel kanaatlerini, Irak ve Horasan âlimlerinin hepsinin duymasi için, onlari burada toplamamiz lazimdir. Büyük Islam âlimleri hakkindaki kanaatinizi ve onlara olan hürmet ve sevginizi herkese duyurmak üzere, her tarafa dagitmak için bu ifadeleri yazmanizi istiyorum. Tedristen, ders verme isinden muaf tutulma arzuna gelince, bu mümkün degil. Fahr-ül-mülk, seni Nisabur müderrisligine [profesörlügüne] davet etmistir. Biz, senin namina medreseler yaptiracagiz. Bütün âlimler gelsinler, kendilerine kapali kalan meseleleri ögrensinler, zor meselelerini halletsinler.
Imam-i Gazali hazretleri, ömrünün bundan sonraki son iki yilini, kendi memleketi Tus ta kitap yazmak, insanlari irsad etmek ve talebelere ders vermekle geçirdi. 55 yasinda vefat eti.
|
|
|
Imam Rabbaniden Hayat Dersleri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 10:34 PM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
(Asil ismi Ahmed Faruk-u Serhendî olan Imam-i Rabbani Hazretlerin Hz. Ömer\´in (r.a.) neslinden gelmektedir. 1563\´de Hindistan\´in Serhend sehrinde dünyaya gelmis ve ayni yerde 1624 tarihinde vefat etmistir.
Imam-i Rabbânî\´nin zamaninda Hindistan\´da çok genis fikrî çalkantilar vardi. Halki Islâmdan uzaklastirmaya ve Islâmi taninmaz hale getirmeye çalisan yönetime karsi Imam-i Rabbani Hazretleri çok genis bir hizmet halkasi olusturur. Yetistirdigi talebelerle, daha sonra hem bu talebelerine, hem de nüfuzlu kisilere yazdigi mektuplarla Islâmi müdafaaya çalisti.
Imam-i Rabbani müceddiddir. Yani Hicri ikinci bin yilin din yenileyicisidir. Dine sokulmaya çalisilan hurafe, bid\´at ve batil inançlari reddedip, dinin aslini muhafazaya çalismis ve o devir insaninin ihtiyaci olan dinî meselelerde yeni bir takdim sekli olusturmustur. Hizmeti sadece kita Hindistan\´ina bagli kalmamis, zamanla dünyanin her tarafina kök budak salmistir.
Imam-i Rabbani Hazretlerinin fikir, izah ve hizmet esaslari bütünüyle mektuplarinda mevcuttur. Asli Farsça olarak üç cilt halinde tertip edilen, 847 mektup, 1670 sayfadan olusan ve daha sonra Arapça ve Türkçeye da tercüme edilen Mektubat, asil itibariyle yazildigi devre isik tutmakla birlikte, bizlerin de bu eserden ögrenecegimiz pek çok sey vardir.
Mektubat Türk okuyucusuna yabanci degildir. Özellikle Naksi tarikatina mensup bazi hizmet gruplari tarafindan kaynak kitap olarak kabul edilmesinin de taninmasinda büyük payi vardir. )
Dünya bir seraptir
Ey ogul!
Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldizla ve çesitli yüzlerle süslenmistir. Sureti nakislidir. Çirkin bir kadin gibi kasi çekilmis, yanaklari boyanmis. Ilk bakista tatli gelir, göze tazelik ve canlilik hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüs cifeye benzer.
Sineklerin ve kurtlarin içine doldugu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptir, Seker suretinde zehirdir. Içi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasizligi ile söylenenlerin ve anlatilanlarin hepsinden serlidir.
Onun asiki sefih ve büyülüdür. Fitneye düsmüs, çildirmis ve aldatilmistir. Kim onun görünüsüne aldanirsa ebedi kayip zehiri ile zehirlenmistir. Kim onun tazeligine ve tadina bakarsa sonsuzluga kadar pismanlik duyar.
Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:
\"Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razi etsen, digeri darilir.\"
Dünya nedir
Ey ogul!
Dünya nedir, bilir misin Kadin, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz islerle ugrasmak...
Bütün bu sayilanlardan hangisi seni alip Allah\´tan baska seylerle oyalayip perdelerse, o dünyaya dahildir.
Gençlik tövbesi
Ey ogul!
Cenab-i Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çaginda sana tevbe nasip etti. Simdi bilmiyorum, o tevbede sebatli misin Yoksa çesitli muzahrefat ile seytan seni azdirdi mi
Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çag gençlik çagidir. Dünya malina gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydir, bu manada arkadaslarinin çogu da uygunsuzdur.
Sana tefekkür lazim
Ey ogul!
Önemle üzerinde duracagin is, mübah seylerin zaruri olan miktari ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alinmalidir.
Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanilmasi olmalidir. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sicaktan ve soguktan korumaktir. Bu ölçüyü diger zaruri mubah islerde de devam ettirmelidir.
Sana tefekkür lâzim. Kalbe dayali isleri yapmak gerek. Aksi halde yarin ziyandan ve pismanliktan baska bir sey elde edilmez.
Gençlik büyük firsattir
Ey ogul!
Ibadete yönelme vakti gençliktir. Akilli olan bu vakti kaçirmaz, firsati ganimet bilir. Zira is önemlidir. Insan yaslilik zamanina kalmayabilir. Kaldigini farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanin mümkün oldugunu farz edelim, bir amel islemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafin ve aczin bastirdigi zamandir. Halbuki su anda derlenip toparlanma durumu vardir, elde eldilmesi kolaydir.
Hele anne-babanin hayatta olmalari Yüce Hakkin nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almistir. Iste bu mevsim firsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettigi mevsimdir. Bugünün isini yarina birakmak için su andaki durum nasil bir özür olabilir Ertelemeye ne gerek var Resulullah (a.s.m.) bu manada söyle buyurmustur: \"Isi erteleyen helak olur.\"
Evet, bugün ahirete ait islerle bir mesguliyet varsa, bu düsük dünyanin isini yarina birakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir sey olur.
Su zaman gençlik zamanidir. Nefsin, seytanin ve din düsmanlarinin istilasi zamanidir. Bu zamanda yapilan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden baska zamanlarda yapilan amellere biçilmez.
Allah\´in emir ve yasaklarina uymali
Ey ogul!
Varliklarin özü olan insanin yaratilmasindaki gaye, oyun ve oyuncakla eglenmek, yemek ve içmek degildir. Onun yaratilmasindaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamli bir sekilde Allah\´a iltica ve niyazda bulunmaktir.
Dinin anlattigi ibadetlere gelince, bunlarin edasindan gaye, kullarin faydasi ve onlarin yararidir. Bunlardan hiçbiri Cenab-i Hakkin yararina degildir, çünkü onun böyle bir seye ihtiyaci yoktur.
Durum böyle olunca, onlarin edasi memnuniyete sebep olmalidir. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçinmak için kosmali, çabalamalidir.
Cenab-i Hak sonsuz zenginligi ile kullarina emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemistir. Bu durumda bize düsen, tam manasiyla bu nimetlere sükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktir.
Dogru haberci ile yalancinin farki
Ey ogul!
Yalan söyledigi defalarca denenemis olan bir kimse, \"Bu gece düsman hücum edecek\" diye bir haber verecek olsa, bu haber üzerine o beldenin ileri gelenleri derhal savunma tedbirleri alir. Bu haberi veren kimsenin yalanci oldugunu bildikleri halde o belanin giderilmesi için çareler ararlar. Çünkü tehlike ihtimaline karsi dikkatli olmak lazimdir.
Halbuki, dogru haber veren Resulullah (a.s.m.) bütünüyle âhireti haber vermistir. Durum böyle iken bu haberden kimse müteessir olmamaktadir. Eger müteessir olsalardi, ondan korunma çareleri ararlardi. Kaldi ki, Resulullah Efendimiz ondan korunma çarelerini de göstermistir.
O nasil bir imandir ki, dogru haberciye yalan haberci kadar itibar etmiyor.
Mal ve mülk Allah\´indir
Ey ogul!
Nefis kendi özünde cimridir. Ilâhi emirleri yerine getirmekten kaçar. Bunun için devamli yumusak konusmalidir. Yoksa mal ve mülk bütünüyle Allah\´indir.
Kula asil layik olan zekâti tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularina uyarak ibadetin edasinda tembellik edip agirdan almak yakismaz.
Fetvayi âhiret âlimlerinden almali
Ey ogul!
Dini hükümleri, fetvalari âhiret ulemasindan sorup ögrenmek gerektir. Zira onlarin sözlerinde tesir vardir. Belki onlara soruldugu için nefeslerinin bereketi ile amelde basari hasil olur.
Ilmi kendilerine makam vesilesi yapan dünya alimlerinden kaçinmak gerekir.
Dünya adamlariyla bizim ne isimiz var Onlarla aramizda ne gibi bir münasebet olur ki, onlarin hayri ve serri üzerinde söz edelim.
Tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek
Ey ogul!
Hayatinin en güzel zamanlan heva ve heveste geçti. Allah düsmanlarinin rizasini kazanma yolunda geçip gitti. Simdi ömrünün sonu kaldi. Bugün de bunu Hakkin rizasi istikametinde harcamazsak, o en güzel ömrün yerini doldurma isinde bir tedarik görmezsek, isterse pek az
olsun, çekecegimiz zahmeti ebedi rahata vesile bilmezsek, az sevap islemek suretiyle çok günahlarimiza kefaret ettirmezsek, yarin hangi yüzle Allah\´in katina varacagiz Hangi çareye basvuracagiz
Bu tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek Bu gaflet pamugu ne zamana kadar kulakta kalacak Yakinda basiret gözünden gaflet kalkacak, hiç süphe edilmesin kulaktan bu gaflet pamugu da gidecek, lâkin o zaman ne faydasi olur O zaman hasret ve pismanliktan baska bir sey olmayacak.
Ölüm gelmeden önce amel islemeye bak. Kabrinde yaslanacagin bir sey hazirlamalisin. Öncelikle itikadini düzeltmelisin. Sonra dini yönden zaruri bilgileri ögrenmelisin. Fikih kitaplarinin açikladigi seyleri bilmeli ve amel etmelisin.
Zikir gafletin kovulmasidir
Ey ogul!
Firsat ganimettir. Saglik ve bos zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamli olarak Allah\´in zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alis veris olsun.
Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onlarin hepsi zikir ola... Zikir gafletin kovulmasindan ibarettir. Bütün islerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasaklari bildiren Zata karsi gaflet esaretinden kurtulus nasip olur. O Yüce Hakkin da devamli zikri hasil olur.
Hayat seriat üzere olmalidir
Ey ogul!
Düsük dünya süslerine aldanmaktan sakin. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde seriata göre amel et. Hayat, temiz seriat üzere olmalidir.
Ehl-i Sünnet ve\´l-cemaat âlimlerinin görüslerine göre öncelikle itikadi düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydali fikih hükümlerini yerine getirmeye sarfetmelidir.
Farzlarin edasinde önemle durulmalidir. Helal ve haram islerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzlarin yaninda nafile ibadetlerin durumu yolda birakilmis ve itibardan düsmüs gibidir. Halbuki bu zamanda insanlarin pek çogu nafile ibadetlere önem verip farzlari harap birakmaktadir. Nafile ibadetlere önem verip farzlari da düsük ve itibarsiz saymaktadirlar.
Ilim, amel, ihlas lâzim
Ey ogul!
Bilmis ol ki, ebedî kurtulusun kolaylasmasi için insana su üç sey mutlaka lâzimdir: Ilim, amel, ihlâs.
Ilim iki kisimdir: Birinci kisim, amel olup bunun izahini fikih üzerine almistir.
Ikinci kisim, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilati kelâm ilmi üzerine yazilan kitaplarda vardir. Haliyle Ehl-i Sünnet ve\´1-cemaatin görüsüne göre... Söyle ki: Bunlar firka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtulus ümidi yoktur. Bunlara kil kadar muhalefet olsa, is tehlikeye girer, hem de ne tehlike!
Kul hakkini dünyada iken öde
Ey ogul!
Tam manasiyla kul hakkinin ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakki kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydir, yumusaklikla, tatli dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette is zordur. Orada çare bulmak mümkün degildir.
Nefsin sevdasina kapilma
Ey ogul!
Nefis, makam ve bas olmak sevdasi üzerine yaratilmistir. Bütün gayreti, akrani üzerine üstün gelmektir.
Bütün arzusu yaratilmislarin hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun egmis olmaktir. Kendisinin hiçbir seye muhtaç olmasini istemedigi gibi, hiç kimsenin hükmü altina da girmek istemez.
Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasidir. Benzeri olmayan Yüce Yaratici ile ortaklik davasina girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktir.
Hatta ortakliga bile razi olmaz. Yalniz kendisinin hâkim olmasini ister, baskasini istemez. Herseyi hükmü altinda görmek ister. Bir kudsî hadiste söyle buyurulur:
\"Nefsine düsman ol, çünkü o Bana düsmanliga saplandi.\"
Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkismak ona yardım olur ki, hakikatte Yüce Allah\´a düsmanliktir. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadir. Bu isin çirkinligi ciddi bir sekilde idrak edilmelidir.
Bir kudsî hadiste\´Allah Teâlâ söyle buyuru:
\"Kibriya ridamdir, azamet izarimdir. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutusmak isterse, onu atesime atarim, haline hiç bakmam.\"
Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz birakip onun yapisini tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzulari kaldirmak için gelmistir. Ne kadar dinî emir islenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur.
Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzularin izalesi için bin senelik riyazetten ve bu ugurda mücahededen daha faziletlidir.
Bu riyazet ve mücahede seriat geregince olmayinca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur islemezler, fakat seriat dairesinde yapmadiklari için kendilerine hiçbir faydasi olmaz.
Meselâ bir kimse dinin emrettigi zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasindan daha faydalidir.
Ramazan Bayraminda seriatin emrine uymak maksadiyla oruç tutmayip yemek, bir kimsenin kendiliginden tuttugu bin senelik oruçtan hayirlidir.
Sabah namazinin iki rekât farzini cemaatle kilmak sabah namazini cemaatle kilmayi birakip geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir.
Hâsili; nefsin, baskanlik, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki bos kuruntulann pisliklerinden kurtulmadikça kurtulus mümkün degildir. Ondanki bu hastaligin izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye...
|
|
|
Dini Sözler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 10:23 PM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Dini Sözler
Iyiligi gizlemek, kötülügü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayagimin altina alsaydim basim göge ererdi. (Imam-i Azam)
Insan, aliskanliklarinin çocugudur. (Ibni Haldun)
Herkes herkese bir lokma sey verebilir ama bogaz bagislamak, ancak Allah’in isidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz isitmez. (Firdevsi)
Bir seyi bulunmadigi yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avci nice al (tuzak, hile) bilirse, ayi da onca yol bilir. (Kasgarli Mahmud)
Haksizlik karsisinda egilmeyiniz; çünkü hakkinizla beraber serefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konusmanin sirri, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü dogru olanin, sözü de dogru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birligin kederi, ayriligin safasindan daha hayirlidir. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardir. (Hz. Ali (r.a))
Sakladigin sir senin esirindir. Açiga vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtari, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmis koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bagislayicilik, sabir ve tahammüldür. (Hasan-i Basri)
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktir. (Malcolm X)
Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmisler gelecege, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (Ibni Haldun)
Ince sözler keskin kilica benzer, kalkanin yoksa geri dur. (Mevlana)
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandir. (Hz. Ali (r.a))
Ya oldugun gibi görün, ya da göründügün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kirip özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (Imam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddir. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksizliga bas kaldirmayanlar, onlardan gelecek her kötülüge katlanmalidirlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatinda ekmegi yenmeyen kimsenin adi, ölümünden sonra anilmaz. (Seyh Sadi)
Hiç kimse, diger bir kimsenin kulu degildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulasmak, yakin mesafeleri asmakla mümkündür. (Imam Gazali)
Tarih degil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemigin içinden çikar. (Hafiz Sirazi)
Cahillerin kalbi dudaklarinda, alimlerin dudaklari kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpintisi kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayiflarda olursa isler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun oldugunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele baglanmis tas gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Haci Bayram-i Veli)
Zalimler için yasasin cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatli suyun basi, kalabalik olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlik gelmez. (Sadi)
Egri ok, dogru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir aci, cehaletten daha fazla zahmet verici degildir. (Hz. Ali (r.a))
Insani maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düsünceleri, ancak akil pisirir. (Firdevsi)
Firsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da seref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarinizi kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Seyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandir. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasini alirsa, adamlari bütün tavuklari alir. (Sadi)
Bin zulme ugrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diger bir mumu tutusturmakla isigindan bir sey kaybetmez. (Mevlana)
|
|
|
İstanbul - islambol - Konstantiniyye - Konstantinopolis |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 12:20 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri
- Yorum (4)
|
 |
İstanbul - islambol - Konstantiniyye - Konstantinopolis
İstanbul, Türkiye'de yer alan şehir ve ülkenin 81 ilinden biri. Ülkenin
en kalabalık, ekonomik, tarihi ve sosyo-kültürel açıdan en önemli
şehridir.[2][3][4] Şehir, iktisadi büyüklük açısından dünyada 34., nüfus
açısından belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre
Avrupa'da birinci, dünyada ise Lagos'tan sonra altıncı sırada yer
almaktadır.[5][6]
İstanbul Türkiye'nin kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca,
Haliç'i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. İstanbul kıtalararası bir
şehir olup, Avrupa'daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası,
Asya'daki bölümüne ise Anadolu Yakası veya Asya Yakası denir. Tarihte
ilk olarak üç tarafı Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç'in sardığı bir
yarım ada üzerinde kurulan İstanbul'un batıdaki sınırını İstanbul
Surları oluşturmaktaydı. Gelişme ve büyüme sürecinde surların her
seferinde daha batıya ilerletilerek inşa edilmesiyle 4 defa genişletilen
şehrin[7] 39 ilçesi vardır. Sınırları içerisinde ise büyükşehir
belediyesi ile birlikte toplam 40 belediye bulunmaktadır.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, 330-395 yılları
arasında Roma İmparatorluğu, 395-1204 ile 1261-1453 yılları arasında
Bizans İmparatorluğu, 1204-1261 arasında Latin İmparatorluğu ve son
olarak 1453-1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik
yaptı.[8] Ayrıca İstanbul, hilafetin Osmanlı İmparatorluğu'na geçtiği
1517'den kaldırıldığı 1924'e kadar İslam'ın da merkezi oldu.[9]
Son yıllarda birbiri ardına ortaya çıkartılan arkeolojik bulgularla
insanlık tarihine ilişkin önemli bilgiler elde edilmiştir. Yarımburgaz
Mağarası'ndan çıkarılan taş aletlerle, ilkel insan izlerinin 400.000 yıl
öncesine dayandığı ortaya çıkmıştır.[10][11][12][13] Anadolu Yakası'nda
yürütülen kazı çalışmaları ve bunlara bağlı araştırmalar, şehirde tarım
ve hayvancılığa dayalı ilk yerleşik insan topluluğunun MÖ 5500'lere
tarihlenen Fikirtepe Kültürü olduğunu göstermiştir.[14] Bu arkeolojik
bulgular yalnızca İstanbul'un değil, tüm Marmara Bölgesi'nin en eski
insan izleridir.[14] İstanbul sınırları içinde kent bazında ilk
yerleşimler ise Anadolu Yakası'nda Kalkedon; Avrupa Yakası'nda
Byzantion'dur. Cumhuriyet dönemi öncesinde egemenliği altında olduğu
devletlere yüzlerce yıl başkentlik yapan İstanbul, 13 Ekim 1923
tarihinde başkentin Ankara'ya taşınmasıyla bu özelliğini yitirmiş; ancak
ülkenin ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, eğitim, kültür ve sanat
merkezi olma özelliğini sürdüregelmiştir.[15]
Karadeniz ile Marmara Denizi'ni bağlayan ve Asya ile Avrupa'yı ayıran
İstanbul Boğazı'na ev sahipliği yapması nedeniyle, İstanbul'un
jeopolitik önemi oldukça yüksektir.[16] Bugün tamamına yakını
doldurulmuş olan ya da kaybolan doğal limanları vardır. Bu özellikleri
yüzünden bölge toprakları üzerinde uzun süreli egemenlik anlaşmazlıkları
ve savaşlar yaşanmıştır. Başlıca akarsular Riva, Kâğıthane ve Alibey
dereleridir.[17] İl toprakları az engebelidir ve en yüksek noktası
Kartal ilçesindeki Aydos Tepesi'dir.[17] İldeki başlıca doğal göller
Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Durusu gölleridir.[17] İl ve yakın
çevresinde, Karadeniz ile Akdeniz makro iklimleri arasında geçiş
özellikleri görülür.[17] Hava sıcaklıkları ve yağış ortalamaları
düzensiz; bitki örtüsü dengesizdir.
İstanbul tarihi
İstanbul'un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir: Tarih
öncesi dönem, Byzantion dönemi, Doğu Roma dönemi, Osmanlı dönemi ve
Türkiye dönemi.
İstanbul, 4. yüzyıldan [1] 20. yüzyıla kadar yaklaşık on altı yüzyıl
boyunca dünyanın en önemli ve en büyük metropolleri arasında bulunmuş
bir şehirdir. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının buluştuğu geniş bir
bölgenin tartışmasız tek hakimi olmuş ve bu süreç içerisinde dünya
tarihini önemli derecede etkilemeyi başarmıştır.
Istanbul bin altı yüz yıl boyunca, 330’dan 1922’ye kadar bulunan
dönemde; Roma İmparatorluğu ( 330-395), Bizans İmparatorluğu ( 395-1204,
1261-1453), Latin İmparatorluğu ( 1204-1261) ve Osmanlı İmparatorluğu (
1453-1922) olmak üzere 4 farklı imparatorluğa başkentlik yapmış bir
şehir. Bu imparatorluklardan üçü var oldukları dönemde dünyanın iktidar
sahibi ve en güçlü devletleri olarak tarihe geçmiştir. Hepsinin
İstanbul’dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin tarihsel önemi ve değeri
kolaylıkla anlaşılabilir.
1923’de Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte köklü başkentlik
özelliğini kaybeden İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar on dört
yüzyıl boyunca koruduğu her alanda etkin bir ‘dünya şehri’ olma
özelliğini Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşundan sonra cumhuriyet tarihi
ile birlikte tekrar eski özelliğini kazanmaya başlamış, günümüzde Avrupa
ve Orta Doğu’nun en önemli merkezleri arasında kendine yer bulmuştur.
Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul
İstanbul, yerleşim tarihi 300 bin, kentsel tarihi yaklaşık 3 bin,
başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının
kesiştiği noktada bulunan bir dünya kentidir.
Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış,
yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı
kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir
mozaik halini almıştır.
Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda
kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul
geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
Tarih öncesi dönem ( MÖ 3000-MÖ 667)
Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün
çevresinde Cilalı Taş Devri ve Bakır Çağı insanların yaşadığı
sanılmaktadır.
İlk belirgin yerleşim sahipleri olarak Megaralılar’ın insanı olarak
kabul edilmektedir. Megaralılar, bugünkü Kadıköy'e yerleştiler ve
"Khalkedon" adını verdiler. Ayrıca Kadıköy'e bağlı Fikirtepe'de de
çeşitli buluntular ortaya çıkmıştır. Elen Mitolojisi'ne göre Batum'a
doğru yola çıkan 40 Yunan, İstanbul Boğazı'ndan geçerken, bugünkü
Sarayburnu'nda karaya çıkmış, bulundukları yere, "Altın Boynuz"
dedikleri Haliç'e ve Khalkedon'a yerleşmişlerdir.
Byzantion dönemi ( MÖ 667-MS 332)
Ayrıca bakınız: Antik Yunanistan ve Roma İmparatorluğu
İstanbul, bu dönemde adı Byzantion olan antik bir Yunan şehir devleti
olarak kurulacak, kısa zamanda gelişip güçlenecek ve dönemin merkezi
gücü Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilecektir. Romalilar
tarafından Byzantion, latinleştirilecek ve Byzantium olarak Roma
İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden biri haline gelecek, adı
değiştirilecek önce Byzantium sonra Augusta Antonina diye anılacaktır.
Antik Yunan Şehir Devleti Byzantion ve Antik Yunan Dönemi ( MÖ 667-MÖ 196)
Byzantion ve Konstantinopolis
Byzantion ve Oligarşi dönemi ( MÖ 667-MÖ 476)
Bugünkü İstanbul'un temelleri MÖ 7. yüzyılda atılmıştır. "Byzantion"
şehri Megaralılar tarafından MÖ 667'de tarihi yarımadanın doğusunda
Sarayburnu civarında kurulmuştur. Byzantion uzun süre şehir devlet
yapısı göstermiştir. MÖ 478'de Byzantion Spartalı Pausanlılar tarafından
ele geçirilmiştir.Ancak yönetimde sadece 2 yıl kalacaktır.
Byzantion ve demokrasi dönemi ( MÖ 476-MÖ 196)
Byzantion Spartalı Pausanlıların yönetiminde ancak iki yıl kalabilmiş,
sonra Pausanlılar şehrin halkı tarafından kovulmuşlardır. Böylece MÖ
476'dan itibaren Byzantion demokrasiyi yönetim biçimi olarak
belirlemiştir. Uzun süre şehir devlet yapısı gösteren Byzantion,
stratejik konumuna borçlu olduğu ekonomik gelişme sayesinde tüm antik
Yunan bölgesine müdahale edebilen bir güç olmuştur.
Roma şehri Byzantion ve Roma dönemi ( MÖ 196-MS 330)
Byzantion ve Roma Dönemi ( MÖ 196- MS 1. yüzyıl)
MÖ 196'da Byzantion Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girer.
Byzantion Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından Roma
İmparatorluğu'na Roma Bağımsızlık Bildirgesi'yle dahil edilmiştir. Şehir
Roma İmparatoru Vespasian tarafından 1. yüzyılda imparatorluğa sağlam
bir şekilde bağlı kalması için latinleştirilir.
Byzantium ve Roma dönemi ( 1. yüzyıl-3. yüzyıl)
Byzantion İmparator Vespasian döneminde hızlı bir Latinleştirme
politikasına tabi tutulur, adı Latince Byzantium olur ve Roma
İmaparatorluğu'na tam bağlı önemli bir vilayet haline gelir. 196'da
Byzantion Pers İmparatoru Pescennius ile anlaştığı için Roma İmparatoru
Septimius Severus tarafından cezalandırılır ve şehir büyük zarar görür.
Şehir sonra yine Septimius Severus tarafından baştan başa tekrar inşa
edilir.
Augusta Antonina ve Roma dönemi ( 3.yüzyıl-330)
Augusta Antonina adı baştan başa yeniden inşa edilmiş ve düzenlenmiş
şehre İmparator Septimius Severus ( 193-211)tarafından, oğlu Antonius'un
şerefine verilmiştir. 3. yüzyılda bu ad kullanılmıştır. 330 yılında
Byzantion I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan
edilir.
Bizans İmparatorluğu dönemi ( 330-1453)
Bizans İmparatorluğu'nda İstanbul, Konstantinopolis
İstanbul'un bu dönemde adı Konstantinopolis olarak değişmiş, önce Roma
İmparatorluğu'nun sonra Bizans İmparatorluğu'nun başkentliğini
yapmıştır. Bizans başkenti Konstantinopolis yaklaşık 1000 yıl boyunca
Orta Doğu'ya hakim bir şehir konumuna yükselmiştir.
Roma başkenti Konstantinopolis ve geç Roma dönemi ( 330-395)
İstanbul'un başkentlik tarihi Roma İmparatorluğunun Doğu-Batı
ayrışmasından 65 yıl önce başlamıştır. Byzantion 330 yılında İmparator
Büyük Konstantin'in isteğiyle 'Nova Roma ( Yeni Roma)' olarak Roma
İmparatorluğu'nun başkenti yapılır, kentin ismi imparatorun ölümünden
sonra onun anısına Byzantium'dan Konstantinopolis'e çevrilir. Roma'nın
istilası ve yıkılmasıyla onun yerine geçen Konstantinopolis, 395'de
ikiye bölünen Roma İmparatorluğu'nun ardılı devlet Doğu Roma
İmparatorluğu'nun başkenti olur.
Konstantinopolis'in şehir merkezi planı
Bizans başkenti Konstantinopolis ve Bizans İmparatorluğu dönemi ( 395-1204)
Konstantinopolis, önce Doğu Roma İmparatorluğu adıyla kurulan ve Batı
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra zamanla adı Bizans
İmparatorluğu'na dönüşen devletin de 395'de başkenti olmuştur.
Konstantinopolis erken ortaçağda da dünyanın en parlak ve zengin
şehridir.
Latin başkenti Konstantinopolis ve Latin İmparatorluğu dönemi ( 1204-1261)
1204-1261 yılları arasında Latinlerin işgaline uğrayan Konstantinopolis Latin İmparatorluğu'nun başkenti haline gelmiştir.
Bizans başkenti Konstantinopolis ve geç Bizans İmparatorluğu dönemi ( 1261-1453)
Latin egemenliğinden sonra Konstantinopolis daha sonra tekrar 1453'e
kadar Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur. Bu döneme
Kostantinopolistik denir.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi ( 1453-1922)
19. yüzyıl sonlarında, Abdullah Biraderler tarafından çekilmiş Galata Köprüsü ve Yeni Camii'yi gösteren bir fotoğraf.
Abdullah Biraderler tarafından çekilmiş ve 1895 öncesi Laleli Camii ve etrafını gösteren bir görüntü.
İstanbul'un 1922 yılındaki haritası
İstanbul bu dönemde büyük bir cihan imparatorluğunun başkenti olacak, üç
kıtada yayılan toprakları 400 yıldan uzun süre hakimiyetinde
bulunduracaktır.
Kentin 29 Mayıs 1453'te II. Mehmed tarafından fethedilmesinden sonra Osmanlı dönemi başlar.
Müslümanlarca Konstantiniyye olarak adlandırılan şehri, Rumlar
Yunanca "εις τήν Πόλι( ν)" ( /is tin boli/) yani "şehir'e" olarak
kullanmışlardır. Osmanlı'da da bu ismi Istanbul olarak sıkça
kullanılmıştır. Ruslar ise şehre Çarigrad ( Çarın şehri) adını
kullanmışlar. Şehrin Balkanlar'daki adı Stambul olmuştur.
13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf devletleri tarafından işgal edilen
şehir, 6 Ekim 1923 tarihinde Türk ordusunun şehre girmesiyle sona
ermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti dönemi ( 1923-)
13 Ekim 1923'te Ankara'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan
edilmesiyle İstanbul, M.S. 330'dan beri sürdürdüğü başkentlik özelliğini
kaybetmiştir.
İstanbul'un tarihsel önemi
Osmanlı döneminde İstanbul
İstanbul 4. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar on altı yüzyıl boyunca dünyanın
en büyük ve en önemli metropolleri arasında yer almıştır. Avrupa, Asya
ve Afrika kıtalarının kesiştiği geniş bir bölgenin tartışmasız tek
hakimi olmuş ve bu süreçte dünya tarihini önemli derecede etkilemeyi
başarmıştır.
İstanbul kesintisiz bin altı yüz yıl boyunca, 330'dan 1922'ye kadar olan
dönemde; Roma İmparatorluğu ( 330-395), Bizans İmparatorluğu (
395-1204, 1261-1453), Latin İmparatorluğu ( 1204-1261) ve Osmanlı
İmparatorluğu ( 1453-1922) olmak üzere dört farklı imparatorluğa
başkentlik yapmıştır. Bu imparatorluklardan üçü var oldukları dönemde
dünyanın en büyük güç ve iktidar sahibi devletleri olarak tarihe
geçmiştir. Hepsinin İstanbul'dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin
tarihsel önemi ve değeri anlaşılabilir.
1923'te Ankara'nın başkent olmasıyla köklü başkentlik özelliğini yitiren
İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar on dört yüzyıl boyunca
koruduğu her alanda etkin bir 'dünya kenti' olma özelliğini Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra cumhuriyet tarihiyle birlikte tekrar
kazanmaya başlamış, günümüzde Orta Doğu ve Avrupa'nın en önemli
merkezleri arasında yerini almıştır.
İstanbul'u yöneten devletleri
Antik Yunan şehir devleti ( MÖ 667-MÖ 196)
Roma İmparatorluğu ( MÖ 196-395)
Bizans İmparatorluğu ( 395-1204), ( 1261-1453)
Latin İmparatorluğu ( 1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu ( 29 Mayıs 1453-13 Kasım 1918 )
İtilaf devletleri ( 13 Kasım 1918-6 Ekim 1923)
Türkiye Cumhuriyeti ( 6 Ekim 1923-)
İstanbul'un başkentlik yaptığı devletler
Roma İmparatorluğu ( 330-395)
Bizans İmparatorluğu ( 395-1204), ( 1261-1453)
Latin İmparatorluğu ( 1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu ( 1453-1922)
Etimoloji
İstanbul'a çağlar boyunca değişik adlar verilmiştir. Bu kent adları,
kent tarihinin farklı dönemleriyle ilişkilidir. Bu adlar tarihsel
sırayla, Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis,
Kostantiniyye, İslambol ve İstanbul'dur. Bunun dışında tarihte Moğollar
Çakduryan, Polonlar Kanatorya, Çekler Aylana, Macarlar Vizenduvar olarak
adlandırmışlardır.[18]
Tarih boyunca İstanbul kentine verilen onlarca ad içinde, Türkler
tarafından yaygın biçimde benimseneni ve günümüzde kullanılanı
İstanbul'dur. Bu adın "eis tin polin" ( Yunanca: εις την πόλιν)
tamlamasından geldiği sanılmaktadır.[19] Bu tamlama, o dönem
Yunancasında "şehirde", "şehrin içinde", "şehiriçi" gibi anlamlara
gelmekteydi.[19] Ayrıca halk dilinde "n" ünsüzüne bitişen "p" sesi "b"
sesine dönüşüyordu.[19] Bu bağlamda İstanbul adının kökeni pek çok
kaynakta bu tamlamayla ilişkilendirilmektedir. İ.S. 2'nci yüzyıldan
kalma Ermeni kaynaklarında da Istanbol ya da Istınbol biçiminde anılan
şehir adının, Türkçeye bu şekilde giriş yapmış olması olasıdır.[20]
Halûk Tarcan araştırması ise İstanbul adının kökeninin Yunanca ya da
Ermenice değil Türkçe olduğunu ve "astan bolıq"tan geldiğini
göstermektedir. As, Ön-Türkçede "uzay", "Tanrı beldesi" gibi anlamlara
gelmekteydi. As kökünden As/qan ( Tanrı beldesinde asılı) doğup zamanla
Astan olmuş ve Hitit diline İstan olarak geçmiştir. "Bolıq" ise kent
demektir ve bu kelimenin günümüzde Bolu, Gelibolu, Hayrabolu, İnebolu,
Niğbolu, Safranbolu ve Tirebolu gibi yaşayan örnekleri vardır. Bu iki
kelime, "Astan-bolıq" bize "cennetvarî kent" anlamını vermektedir.[21]
Osmanlı döneminde şehir merkezi için kullanılan adlar çeşitlilik
gösterse de vilayet çapında adlandırma hemen hemen sabit kalmıştır.
İstanbul kentine ev sahipliği yapan üst idari birimin, şehirle aynı adı
taşıması Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma bir uygulamadır. Roma
egemenliği altındayken şehrin topraklarının bulunduğu eyalet ise Avrupa
Yakasında Trakya ( Latince: Tracia, Yunanca: Θράκη); Anadolu Yakası'nda
Bitinya ( Latince: Bithynia, Yunanca: Βιθυνία) eyaletiydi.[22]
Byzantion
Byzantion ( Yunanca: Βυζάντιον, Latince: Byzantium), İstanbul'un bilinen
ilk adıdır. MÖ 667'de Antik Yunanistan'daki Megara şehir devletinden
gelen Dor asıllı Yunan yerleşimciler bugünkü İstanbul üzerinde bir
koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas veya Byzantas’ın ( Yunanca:
Βύζας veya Βύζαντας) şerefine Byzantion adını verdiler.[23][24]
Byzantium, orijinal adı Byzantion olan antik kentin adının 1. yüzyılda,
kenti Romalılar ele geçirince, onlar tarafından Latinceleştirilmiş
hâlidir.
Augusta Antonina
Augusta Antonina, miladi 3. yüzyılın başında Roma İmparatoru Septimius
Severus′un, oğlu Antonius ( sonraki Roma İmparatoru Caracalla) şerefine
kente verdiği kısa süreli addır.[25]
Nova Roma
330 yılında Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından kent Roma
İmparatorluğu'nun başkenti ilan edilince, kente Latince "Yeni Roma"
anlamına gelen Nova Roma ( Yunanca: Νέα Ρώμη, Nea Roma) adını koydu ve
bu adı teşvik etmeye çalıştıysa da bu ad hiç benimsenmedi.[26]
Konstantinopolis
Ancak 337 yılında İmparator I. Konstantin'in ölümüyle kentin adı, onun
şerefine "Konstantin’in kenti" anlamına gelen Konstantinopolis'e (
Yunanca: Κωνσταντινούπολις, Kōnstantinoúpolis,
Latinceleştirilmiş:Constantinopolis) çevrildi. Konstantinopolis, Bizans
İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı. Ama
Konstantinopolis, kentin yerlileri tarafından sadece Yunanca "kent"
anlamına gelen ( Πόλις, Polis) olarak anılırdı.[27]
1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet önderliğinde Osmanlı
İmparatorluğu tarafından fethinden sonra bile, Konstantinopolis, Batı'da
kullanılan en yaygın ad olarak kaldı. Istanbul adı, ancak 1928'de Latin
harflerine geçilmesi sonrası Batı dillerinde Konstantinopolis'in yerini
almaya başladı.
Kostantiniyye
Kitab-ı Bahriye'ye 1629 yılında Mustafa bin Mehmed Cündî tarafından eklenen İstanbul çizimi.
Kostantiniyye ( Arapça: القسطنطينية, al-Qusṭanṭiniyah, Osmanlı Türkçesi:
قسطنطينيه, Kostantiniyye), Konstantinopolis'in Arapça şeklidir ve
kentin İslam dünyasında bilinir hâle gelen ve en çok kullanılan adı
oldu. Yunancada "Konstantin’in kenti" anlamına gelen Konstantinopolis'in
aksine, Kostantiniyye Arapça'da "Konstantin’in yeri" anlamına geliyor.
1453 yılında fetihten sonra, kent Osmanlı İmparatorluğu'nun dördüncü
başkenti ilan edildi ve Kostantiniyye Osmanlı İmparatorluğu tarafından
kentin resmî adı olarak kullanıldı ve 1923 yılında Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşüne kadar, çoğu zaman bu ad kullanımda kaldı.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğu ve mahkemeleri, Kostantiniyye'de
yayımlanan resmî belgelerin kaynağını belirtmek için, "be-Makam-ı
Darü's-Saltanat-ı Kostantiniyyetü'l-Mahrusâtü'l-Mahmiyye" gibi başlıklar
kullanılırdı.[28]
Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme adlı eserinde de şehir için kullanılan adlardan birisi de "Kostantiniyye"dir.[29]
Ancak, bazı dönemlerde Osmanlı yetkilileri kent için diğer adlardan
yanaydı. Hem kent için hem de Osmanlı hükûmetini tanımlamak ve
diplomatik yazışmalar için özellikle bu yüceltici adlar eş anlamlı
kullanılırdı ve teşvik edilirdi:
Dersaadet ( Farsça: در سعادت, "Mutluluk Kapısı")
Derâliye ( Farsça: در عاليه, "Yüce Kapı")
Bâb-ı Âli ( Arapça: باب عالی, "Yüce Kapı")
Pâyitaht ( Farsça: پایتخت, "Tahtın Ayağı" veya "Başkent")
İstanbul haritası
Asitane ( Farsça: آستانه, "Devletin Eşiği").
İslambol
Tarihte şehir için kullanılan adlar içinde İslambol, dar kullanım
alanına sahip olsa da kayıtlarda görülen adlardandır. Evliya Çelebi'nin
Seyahatnâme'sinde "Kostantiniyye" adıyla beraber birçok cildinde söz
konusu "İslambol" ( اسلامبول) kelimesi de kullanılmıştır. Söz konusu
seyahatnamede bu ad, diğer adlardan daha yoğun bir kullanıma
sahiptir.[30] Halk etimolojisi örneklerinden biridir.
İstanbul
Etimolojik olarak İstanbul adının kökeni ( Türkçe telaffuz: [isˈtanbuɫ]
ve halk arasında bazen [ɯsˈtambuɫ]) Ortaçağ ( Bizans) Yunancasında
"kent'e" veya "kent'de" anlamına gelen ( Yunanca telaffuz:[εἰς τὴν
Πόλιν], [is tin ˈpolin]) kelimelerinin Türkçeleştirilmesiyle
oluşmuştur.[31]
İstanbul, Osmanlı döneminde resmi belgelere girdi ve sıkça kullanıldı.
Ayrıca Osmanlı Ordusu'nda İstanbul'un merkez ordu komutanı için resmen
İstanbul ağası ve İstanbul'un en yüksek sivil hakimi için resmen
İstanbul efendisi sıfatları kullanılırdı. Konstantiniyye de dahil olmak
üzere diğer adların da kullanılmasına devam edildi, ancak İstanbul (
Osmanlı Türkçesi: استانبول) zamanla şehrin Türkçede en yaygın bilinen
adı oldu ve diğer adlandırmalar kullanımdan kalktı. Fakat Batılılar
tarafından Konstantinopolis adı kullanılmaya devam edildi.
1928'de Latin harflerine geçilmesi sonrası, kentin Türkçe adının Latin
harfleriyle yazılmış hali Istanbul uluslararası kullanıma girdi.
İstanbul kentin uluslararası adı ilan edildikten sonra
"Konstantinopolis" adının mektuplarda veya diğer yazışmalarda ve
uluslararası alanlarda kullanılması yasaklandı. Örneğin yurtdışından
İstanbul'a gönderilen mektuplarda adres olarak "Konstantinopolis" (
yanında İstanbul yazsa bile) yazıldıysa bu mektuplar geri gönderilmeye
başlandı. Zaman içinde Istanbul adı ve bunun çeşitli benzer yazılışları
çoğu dünya dilinde yerini aldı.
Genel tarih
İstanbul'daki tarihi yerler*
UNESCO Dünya Mirası
Istanbul siluet.jpg
Ülke Türkiye
Tür Kültürel
Kriter i, ii, iii, iv
Referans 356
Bölge** Avrupa ve Kuzey Amerika
Tescil bilgisi
Tescil 1985 ( 9. Oturum)
* Dünya Mirası resmî listesi.
** UNESCO resmî sınıflandırması.
İstanbul, yerleşim tarihi son yapılan Yenikapı'daki kazılarla bulunan
liman doğrultusunda 8500 yıl, kentsel tarihi yaklaşık 3.000, başkentlik
tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği
noktada bulunan bir dünya kentidir.[34] Şehir çağlar boyunca farklı
uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din,
dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit
yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir mozaik hâlini almıştır.
Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda
kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul
geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
İstanbul'un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir:
Tarih öncesi çağlar
Kuruluş Dönemi ve Byzantion dönemi
Konstantinopolis dönemi
Konstantiniyye dönemi
İstanbul dönemi
Tarih öncesi çağlar
İstanbul'un tarihi üç yüz bin yıl önceye kadar uzanmaktadır.
Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlandı.[35] Bu dönemde gölün
çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı sanılmaktadır.
Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt
Paleolitik Çağ'a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst
Paleolitik Çağ'a özgü aletlere rastlandı.[36]
Byzantion dönemi
İstanbul'un en önemli tarihi yapılarından Galata Kulesi, 2010
2008 yılında İstanbul metrosu için yapılan Marmaray tüp geçidi kazıları
sırasında Cilalı Taş Devri'nin sürdüğü MÖ 6500'lü yıllara ait
kalıntılara rastlanan şehrin,[37][38][39] Anadolu Yakası'ndaki
Fikirtepe'de yapılan kazılarda ise Bakır Çağı'nın sürdüğü MÖ 5500–3500
yıllarına ait kalıntılar bulundu.[40] Bunun yanında Kadıköy'de
Fenikelilere ait kalıntılar bulundu. Traklar, kentin yakınlarına MÖ 13.
yüzyıl ve 11. yüzyıllarda Semistra kentini kurdu.[41] Kral Lygos
zamanında Sarayburnu'na, bugünkü Topkapı Sarayı'nın bulunduğu yerde bir
Akropolis kuruldu. MÖ 685'te Megara'dan gelen Yunanlar burada bir koloni
kurdu, Kral Byzas'ın hükümsürdüğü MÖ 667 yılında ise Byzantion
kuruldu.[42] Kente Roma İmparatorluğu hakim olunca, kentin adı Septimius
Severus tarafından kısa süreliğine oğlunun adı Augusta Antonina
kondu,[43] ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma
İmparatorluğu'nun başkenti ilan edildi. Bu sırada Nova Roma olarak
değiştirilen kentin adı benimsendi ve 337 yılında İmparator I.
Konstantin'in ölümüyle Konstantinopolis'e çevrildi.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans Dönemi'nin en önemli eserlerinden Ayasofya, 2004
Bu dönem 324 - 1453 yılları arasını kapsadı. I. Konstantinus şehri ele
geçirip Roma İmparatorluğu'nun başkenti yaptıktan sonra, şehir ayrıca
Roma'nın doğusunun yönetim merkezi oldu. Romalı nüfusu bu dönemde,
Romalı soyluların göçü de dahil olmak üzere önemli boyutta arttı. Bu
dönemde; yeni bir mimari yapıyla şehir oldukça genişledi. 100.000
kişilik bir hipodromun ( Sultanahmet Meydanı) yanı sıra, limanlar ve su
tesisleri yapıldı.
Konstantinus'un döneminde şehre Nova Roma dese de; 11 Mayıs 330 da
şehrin ismi Konstantinopolis oldu. Döneminde Dünya'nın en büyük
katedrali olan Ayasofya'yı 360'da kuran Konstantin; böylece Roma
İmparatorluğu'nun dinini de Hristiyanlık olarak değiştirdi. Pagan Roma
dinine inanan batı ile ilk kopuş da bu dönemde başladı. Her ne kadar;
Bizans İmparatorluğu I. Theodosius'un ölümü ile başlasa da; Bizans
İmparatorluğu Konstantinus Hristiyanlığı getirmesine duyduğu saygıdan
kendisini hep bir Bizans İmparatoru olarak gördü; 1453'deki çöküşüne
kadar da 10 İmparatorunun daha ismi Konstantinus oldu. Bu dönemde
İstanbul'un rolü oldukça stratejikti; Avrupa ve Asya arasında bir kapı
oldu. Bu vesile ile, ticaret, kültür ve diplomasinin yapıldığı bir
merkezdi. Bu dönemde şehrin ismi "Poli" ( şehir) de oldu.[44]
476'da Batı Roma'nın yıkılması sonrasında da; Batı Roma
İmparatorluğu'ndaki Romalıların büyük çoğunluğu buraya göç etti ve
Bizans İmparatorluğu'nun da başkenti İstanbul oldu. 543'de nüfusun
yarısının ölümüne sebebiyet veren veba salgınından sonra; şehir
İmparator I. Justinianos döneminde yeniden inşa edildi.
700'lü yıllarda Sasaniler ve Avarların saldırısına uğrayan şehir; 800'lü
yıllarda Bulgarlar ve Arapların, 900'lü yıllarda ise Ruslar ve
Bulgarların saldırısına uğradı.
Ancak; saldırılar arasında en yıkıcı olanı 1204 yılında oldu. Haçlılar
tarafından; 4. Haçlı Seferi'nde 1204 yılında ele geçirilen şehir
yağmalandı; halkın büyük çoğunluğu şehirden kaçtı; yoksul ve enkaz
içinde bir kente dönüştü. Bunun sebebi Batı Roma'da büyüyen Latinlerin;
Katolik Hristiyanlık anlayışı ile Bizans'daki Ortodoks Hristiyanlık
inanışı arasındaki farklılıklar ve uyumsuzluklardır. Bu dönem
sonrasında, 1261 yılında Palailogos Hanedanından; Michael VIII
Palaeologus şehri tekrar ele geçirmiş ve Latin'lerin dönemini sona
erdirdi.
Bu dönemden sonra giderek küçülen Bizans; Osmanlı İmparatorluğu
tarafından 1391'den sonra kuşatılmaya başlandı; en sonunda 29 Mayıs
1453'de Osmanlı İmparatorluğu'nun himayesine geçti. İstanbul'un fethi,
Dünya tarihinde Orta Çağ'ın sonunu simgelemektedir.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi
19. yüzyıl sonlarında Galata Köprüsü ve arka planda Yeni Cami, İstanbul.
1896
Bu dönem 1453 - 1923 yılları arasını kapsadı. 29 Mayıs 1453'de; Osmanlı
Padişahı II. Mehmed'in 53 gün süren kuşatması sonrasında; İstanbul
Osmanlı'nın 4'üncü ve son başkenti oldu.
Osmanlı'nın ele geçirmesinden sonra; Topkapı Sarayı ve Kapalıçarşı'nın
da kurulması ardından birçok okul ve hamam açıldı. Dünya'nın ve
İmparatorluğun dört bir yanından insanların taşındığı şehirde
Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit
bir toplum oluştu. Bizans döneminden kalan, eski binalar ve surlar
onarıldı.[45] Fetihten 50 yıl sonra; Dünya'nın en büyük şehirlerinden
biri hâline gelen İstanbul'da "Küçük Kıyamet" olarak da adlandırılan; 14
Eylül 1509 İstanbul Depremi sonrasında ( 8 şiddetinde olduğu ileri
sürülmektedir); 45 gün süren artçı sarsıntılarla binlerce bina yıkıldı
ve birçok insan yaşamını kaybetti.[46]
1510 yılında; Sultan II. Beyazıd; 80.000 kişinin çalışmasıyla şehri
yeniden kurdu. Günümüzde de var olan eserlerin büyük çoğunluğu bu
dönemden kaldı. Mimar Sinan'ın camileri ve diğer binaları kurduğu I.
Süleyman döneminde; mimari ve sanat konularına önem verildi. Lale Devri
döneminde; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1718 yılından
itibaren; itfaiye'yi kurdu, ilk matbaayı açtı ve fabrikalar kurdu. 3
Kasım 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında da batılaşma
süreci hızlandığı dönemde birçok alanda yenilikler yaşandı.[47]
Haliç'in üzerine köprü; Karaköy'e tünel, demiryolları, kentin içindeki
deniz taşımacılığı, belediye örgütlerinin, hastanelerin kurulmasıyla
modern bir şehir hâlini alan İstanbul, 1894 yılında Üçyüzon Depremi ile
birlikte tekrar büyük bir zarar gördü. I. Dünya Savaşı'nın sonlarında
ise 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri donanmasınca da işgal edildi.[48]
İstanbul'un 2500 yıllık başkentlik dönemi 29 Ekim 1923'de sona erdi.
Osmanlı ve Bizans kayıtlarında, 1402'de Yıldırım Bayezid döneminde
İstanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan
anlaşma gereği bir Türk ( Müslüman) mahallesi kurulması şartına uygun
olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav Sirkeci'ye
yerleştirildi.[kaynak belirtilmeli]
Cumhuriyet dönemi
“ Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. ”
—Napolyon Bonapart[49]
Cumhuriyet sonrası 1923-1950 yılları arasında fiziksel atılımlar oldu.
1900'lerin başında 1 milyon olan nüfus, 1927'de 690.000'e düştü, 1935'de
740.000 ve 1945'de tekrar 900.000'e ulaştı.[50] 1950'lerde
Balkanlar'dan göç alan şehirde, bu dönemde şehirleşmede gecekondular ön
plana çıkmaktadır. 1960'larda ise gecekonduların yanında, apartmanlaşma
başladı. 1970'lerde ise hızlı nüfus artışı ile konut ve ulaşım sorunları
önem kazandı. Bu dönemde otomobil sayısının artması ve sonucunda
trafiğin artması Boğaziçi Köprüsü'nün yapılmasında etkili oldu ve
ulaşımda önemli bir noktaya varıldı. İstanbul metropoliten alanı
1970-1975 yılları arasında merkezde 50 kilometre yarıçaplı iken 1980'de
60 kilometre yarıçapa ulaştı. 1990'ların nüfus artışı, nüfusun dış
taraflara yayılması ile sonuçlandı ve sonucunda İETT'nin yetersiz
gelmesi ile dolmuş ve minibüsler bu açığı kapatmaya çalıştılar. 70’li
yıllarda eski hızı ile olmasa da imar faaliyetleri canlanan şehirde 1973
yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı.[51]
İstanbul, 1984 yılında çıkarılan 2972 sayılı kanun[52] ve 195 sayılı
kanun hükmünde kararname[53] sonucu Ankara ve İzmir ile birlikte
büyükşehir unvanı kazandı. Aynı yıl çıkarılan 3030 sayılı kanun ile
büyükşehir ve ilçe belediyeleri statüleri netleşti.[54] 2004 yılında
çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları il
mülki sınırları oldu.[55]
Sanat
Kent, çok kez el değiştirip, yıprandığından kentte, Roma İmparatorluğu
Dönemine ait fazla yapı kalmadı.Kalanlar içinde en önemlileri: 330
yılında İmparator I. Konstantin onuruna kentin yedi tepesinden birine
dikilen anıt. Sütun her biri 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında olan
bileziklerle birbirine bağlanmış toplam 8 adet sütun ve bir kaidenin üst
üste konulmasıyla oluşturuldu. Bu dönemden günümüze kalan bir başka
yapı da Bozdoğan Kemeri'dir. Kentin su rezerv sisteminin inşası
İmparator Hadrianus döneminde başladı. I. Konstantin zamanında kentin
yeniden yapılanması ve büyümesiyle birlikte hızla artan nüfusun
ihtiyacını karşılamak için sistemin daha da genişletilmesine gerek
duyuldu. Kemer, suyunu Kâğıthane ile Marmara Denizi arasında kalan
tepelerin yamaçlarından alan ve Trakya'nın tepelik bölgelerinden kente
kadar uzanarak kentin su gereksinimini karşılayan geniş kemerler ve
kanallar sisteminin son noktasında yer aldı. O zamanlar kente gelen bu
su, toplam kapasitesi 1 milyon metreküpten fazla olan üç açık ve
Yerebatan Sarnıcı gibi yüzden fazla yeraltı sarnıcında depolandı. Bugün
Sultanahmet Meydanı olarak bilinen Hipodrom Meydanı ise Circus Maximus
tarafından inşa edildi.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans İmparatorluğu, kentte bin yıl kadar hüküm sürdü ve burayı başkent
olarak kullandı. Bu özelliğinden dolayı İstanbul'da çok sayıda Doğu
Roma yapısı vardır. Bunların en önemlileri Eminönü'nde toplanmıştır. Bu
yapılar içinde en önemlisi, kilise olarak açılan Ayasofya Müzesi'dir.
Ayasofya Bizans İmparatoru I. Justinianos tarafından 532-537 yılları
arasında inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453
yılında İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesiyle II. Mehmed
tarafından camiye dönüştürüldü ve günümüzde müze olarak hizmet
verir.[56][57] Ayasofya'dan sonra yapılan önemli yapılardan biri Fethiye
Camii'di. Kilise olarak, 13. yüzyıl sonlarında Bizans'ın ileri
gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirildi.[58]
İstanbul'un Fethi'nden sonra 1454 yılında patrikhane olarak kullanıldı,
1590 yılında İran savaşlarında Gürcistan ve Azerbaycan'ın
fethedilmesiyle, fethin hatırası olarak camiye dönüştürüldü. Gene önemli
yapılardan Kariye Müzesi, manastır olarak 534 yılında Bizans İmparatoru
I. Justinianos döneminde Aziz Theodius tarafından yapıldı. 11. yüzyılda
I. Aleksios'un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa
ettirildi. 1204-1261 yıllarındaki Latin İmparatorluğu döneminde harap
olan manastır, Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarıldı.
Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklendi.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi
Yeni Barok tarzda yapılan Ortaköy'deki Büyük Mecidiye Camii
İmparatorluk devri boyunca sayısız eser yapılmıştır. Saray tipi 19.
asırda Batı'dan gelerek girmiştir. Bir asır yaşayan ve son yarım asrını
mimarbaşı olarak geçiren Sinan şu eserleri yapmıştır. 81 cami, 50
mescid, 55 medrese,19 türbe, 14 imaret, 3 hastahane, 7 su bendi (
baraj), 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 32 hamam, 6 mahzen, 7
d'arulkurrâ. Bu 441 eser bütün imparatorluğa dağılmıştır.[59] 1839
yılında Tanzimat Fermanı'nın ilanı ile Avrupalılaşma yolunda önemli
adımlar atılmıştır. Osmanlı, 18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa tarzını
benimsemiş ve bunu mimariye ve sanata yansıtmıştır. Avrupa'da
yaygınlaşan barok stili İstanbul'da da birçok eserin yapımında
uygunlanmıştır. Barok ve rokoko tarzında yapılan Dolmabahçe Sarayı,
Beylerbeyi Sarayı ve Ortaköy Camii dünyada bu tür için önemli bir yer
teşkil eder.
Coğrafya ve çevre
İstanbul Boğazı'nın uydudan görünümü.
Şehrin uydudan gece çekilmiş görüntüsü. Nüfusu yoğun alanlar rahatça görülebiliyor
İstanbul 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Batıda Çatalca
Yarımadası, doğuda Kocaeli Yarımadası'ndan oluşur. Kuzeyde Karadeniz,
güneyde Marmara Denizi ve ortada İstanbul Boğazı'ndan oluşan kent,
kuzeybatıda Tekirdağ'a bağlı Saray, batıda Tekirdağ'a bağlı Çerkezköy,
Çorlu, güneybatıda Tekirdağ'a bağlı Marmara Ereğlisi, kuzeydoğuda
Kocaeli'ne bağlı Kandıra, doğuda Kocaeli'ne bağlı Körfez, güneydoğuda
Kocaeli'ne bağlı Gebze ilçeleri ile komşudur. İstanbul'u oluşturan
yarımadalardan Çatalca Avrupa, Kocaeli ise Asya anakaralarındadır.
Kentin ortasındaki İstanbul Boğazı ise bu iki kıtayı birleştirir.
Boğazdaki Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi Köprüleri kentin iki yakasını
birbirine bağlar. İstanbul Boğazı boyunca ve Haliç'i çevreleyecek
şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
Havadan İstanbul'un kalbi
Yer şekilleri
İstanbul'un kurulu olduğu Çatalca ve Kocaeli yarımadaları aşınmış birer
platodur. Bu platoların ortasından kabaca kuzeydoğu-güneybatı
doğrultusunda İstanbul Boğazı geçer. İstanbul Boğazı'nın oluşumu ile
ilgili bilimsel olarak kesin kabul görmüş bir açıklama yoksa da,
açıklamalar içinde en yaygın olanı; jeolojik açıdan İstanbul Boğazı'nın
deniz suları ile dolmuş bir fay çöküntüsü olduğudur. Buna göre, MÖ
20.000 ilâ 18.000 yılları arasında, Buzul Çağı sonlanmış ve dünyanın
büyük bölümünü kaplayan buz kütlelerinin erimeye başlamıştır.
Binyıllarca süren bir erime sürecinin sonucunda, MÖ 8.000 ilâ
7.000'lerde Akdeniz'in suları ilk hâlinden yaklaşık 150 metre daha
yukarı çıkmıştır.[60] Deniz seviyesindeki bu büyük ölçekli artış
nedeniyle Akdeniz'in suları Marmara'yı basmış; Marmara Denizi'nin suları
da devam eden yükselmeler sonucunda Karadeniz ile birleşmiştir.
Boğaz'ın derinliğinin kuzeyden güneye azalma göstermesi, geçmişte
kuzeydeki bu yükseltilerin Marmara'nın sularına karşı bir set görevi
gördüğü ve bunların deniz seviyesindeki yükselmeyle aşıldığı savını
güçlendirmektedir.[60]
İstanbul genelinde kayda değer yükseltilere de rastlanmaz. Şehirdeki en
yüksek üç nokta sırasıyla 537 metrelik Aydos Tepesi, 438 metrelik Kayış
Dağı, 442 metrelik Alemdağ'dır. Şehrin topraklarının %74'ünü platolar,
%9,5'ini ovalar, %16,1'ini ise alçak dağ ve tepeler kaplamaktadır.[61]
Şehrin en önemli gölleri olan Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Durusu
gölleri birer lagündür.[61] İstanbul Boğazı'ndaki Haliç, Tarabya ve
İstinye koyları ise şehirde ria tipi kıyının en iyi örnekleridir.[61]
İstanbul kıyıları son biçimini 10.000 yıl önce gerçekleşen su
yükselimleriyle almıştır. Şehirde, Marmara Denizi ve Boğaz'da irili
ufaklı 11 adanın yanı sıra, Karadeniz'de ufak kayalıklar ve Haliç'de
Bahariye Adaları yer alır.
Bitki örtüsü
Ayrıca bakınız: İstanbul'daki ormanlar ve İstanbul'daki korular
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Kuzey Anadolu Kırığı'nın İstanbul'da ve Türkiye'de konumu.
İstanbul'un coğrafi özellikleri ve toprak koşulları orman oluşumlarına
olanak verir niteliktedir. Ancak şehir içinde ormanların ve ormanlarda
görülen ağaç türlerinin dağılımı düzensizdir. Karadeniz'e yakın kuzey
kesimlerde ve tepelerin kuzeye bakan yamaçlarında humuslu toprakların
varlığı nedeniyle buralarda nemcil ormanlar gelişmiştir.[62] Güney
bölgelerde ve güneye bakan yamaçlarda ise kuraklığa dayanıklı ormanlar
görülür. İstanbul'un en önemli ormanları Belgrad Ormanı, Aydos Ormanı ve
Kayışdağı Ormanı'dır. İstanbul'daki orman arazilerinin yüzölçümü
240.960 hektar ağaçlıklı; 294.299 hektar da açıklık olmak üzere toplam
535.259 hektardır.[63] Genel olarak İstanbul'un her iki yakasında da
görülen ağaç ve çalı türleri arasında adi gürgen, adi kızılağaç, adi
fındık, doğu kayını, mor çiçekli ormangülü, akçaağaç, muşmula ve
ıstranca meşesi sayılabilir.[62]
Doğal ormanların bozulduğu ya da tahrip edildiği bölgelerde psödomaki
oluşumları gözlenir. Kuzeyde, Karadeniz yakınlarında görülen
psödomakiler, bölgenin toprak yapısı ve iklim özellikleri nedeniyle
olağandan çok daha boylu ve gürdür.[62] Son yarım yüzyılda şehirdeki
orman varlığı nüfus artışıyla paralel olarak gerilemiştir. Boğaz'a
yapılan köprüler nedeniyle şehrin öngörülen doğu-batı doğrultusundaki
genişlemesi kuzeye kaymış; bu nedenle orman arazileri yeni yerleşim
bölgeleri oluşturmak adına tahrip olmuştur.[64] Yapılması planlanan
üçüncü boğaz köprüsü çevreci gruplar tarafından şehirdeki orman
varlığına zarar vereceği gerekçesiyle eleştirilmektedir.
Kent büyüdükçe merkezden gitgide uzaklaşan ormanlardan geriye bugün kent
koruları kalmıştır.[65] Etrafı çevirilmek suretiyle koruma altına
alınan bu yeşil alanların pek çoğu günümüzde kamuya ait olup halka açık
rekreasyon alanı olarak hizmet vermektedir. Özellikle Boğaziçi
sırtlarında yoğunlaşan kent koruları İstanbulluların en uğrak
mekânlarındandır. Avrupa Yakası'nda Yıldız, Naile Sultan, Naciye Sultan,
Prens Sabahattin, Emirgân ve Ayazağa koruları; Anadolu Yakası'nda
Beykoz, Mihrabad, Küçükçamlıca ve Validebağ koruları İstanbul'da en
bilinen korulardır.[65]
Jeoloji
İstanbul'a, yakın yerde bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kuzey
Anadolu'dan başlayarak Marmara Denizi'ne kadar uzanır.[66] İki tektonik
plaka olan Avrasya ve Afrika birbirlerini iterler ve buda fayın hareket
etmesine sebep olur. Bu fay hattı nedeniyle bölgede tarih boyunca çok
şiddetli depremler meydana gelmiştir.[67] 1509 yılında meydana gelen
Büyük İstanbul Depremi bunun en büyük örneğidir. Bu deprem İstanbul'da,
100 caminin yıkılmasına ve 10 bin insanın hayatını kaybetmesine neden
olmuştur. 1766 yılındaki depremde ise, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Eyüp
Sultan Camii ve Kapalıçarşı gibi yapılar büyük hasar aldı. 1999 Gölcük
depreminde de 18 bin insan ölmüş ve birçok insanda evsiz kalmıştır.[68]
Sismolojistler, 2025 yılından önce 7 büyüklüğünde bir depreminde
olabileceğini belirtmektedirler.[69]
İklim
İstanbul'un iklimi, Türkiye'de Karadeniz iklimi ile Akdeniz iklimi
arasında geçiş özelliği gösteren bir iklimdir, dolayısıyla İstanbul'un
iklimi ılımandır.[70]
İstanbul'un yazları sıcak ve nemli; kışları soğuk, yağışlı ve bazen
karlıdır. Nem yüzünden, hava sıcak olduğundan daha sıcak; soğuk
olduğundan daha soğuk hissedilebilir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık 2
°C ile 9 °C civarındadır ve genelde yağmur ve karla karışık yağmur
görülür.[70] Kar da yağar. Kış aylarında bir iki hafta kar yağabilir.
Yaz aylarındaki ortalama sıcaklık 18 °C ile 28 °C civarındadır ve
genelde yağmur ve sel görülür.[70]
En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos aylarıdır ve ortalama sıcaklık 23 °C
dir, en soğuk aylar da Ocak ve Şubat aylarıdır ve ortalama sıcaklık 5
°C'dir.[70] İstanbul'da yılın ortalama sıcaklığı 13,7 derecedir.[70]
Toplam yıllık yağış 843,9 mm'dir ve tüm yıl boyunca görülür.[71]
Yağışların %38'i kış %18'i ilkbahar, %13'ü yaz, %31'i sonbahar
mevsimindedir. Yaz en kuru mevsimdir, ama Akdeniz iklimlerinin aksine
kurak mevsim yoktur. İstanbul 1994 yılına kadar susuzluk çekmiştir fakat
alınan önlemlerle herhangi bir su sıkıntısı kalmamıştır. Bunlardan biri
Melen projesidir.
Şu ana kadar en yüksek hava sıcaklığı; 12 Temmuz 2000'de 40.5 °C olarak
kaydedilmiştir. En düşük hava sıcaklığı ise; 9 Şubat 1929'da -16.1 °C
olarak kaydedilmiştir.[72]
Şehir oldukça rüzgârlıdır; rüzgârın ortalama hızı saatte 17 km dir.
Çevre
İstanbul'un yüksek nüfusu ve ileri sanayi sektörü çevresel konularda pek
çok sıkıntıyı da beraberinde getirmektedir. Hava, su ve toprak
kirliliği gibi ana sorunların yanı sıra, çarpık kentleşme ve
denetimsizlikten kaynaklanan görüntü ve gürültü kirliği gibi ikincil
sorunlar da göze çarpmaktadır. İl genelinde bu sorunlarla birlikte
hafriyat, atık yağ, kömür, kimyevî madde ve tıbbî atık denetimleri de
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Çevre Koruma Müdürlüğü
tarafından yürütülmektedir.
İstanbul'da bugüne dek birkaç çevre faciası yaşanmıştır. 1966, 1979,
1982, 1994, 1999 ve 2004 yıllarında İstanbul Boğazı'nda gelen tanker
kazalarında on binlerce ton akaryakıt Boğaz sularına karışmıştır.[74]
1979 yılından bu yana İstanbul Boğazı'nda kaza ya da arıza sonucu sulara
gömülen 28 geminin 11'i akaryakıt taşıyan tankerlerdir.[75] Deniz
tabanındaki bu batıkların kimilerinden hâlâ akaryakıt sızması olduğu ve
bunların Boğaz suyuna karıştığı sanılmaktadır.[75] İstanbul Teknik
Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü'nün yaptığı araştırmaya göre
Boğaz'da insan sağlığı açısından denize girmeye elverişli nokta
bulunmazken, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarında halka açık plajlar
bulunmaktadır.[76]
Cumhuriyet döneminin ilk elli yılında hızla fabrikalarla dolan Haliç
kıyılarıysa yakın geçmişte büyük çabalarla temizlenmiş kent içine
yaydığı kötü kokudan kurtarılmıştır. İstanbul'da hava kirliliği ise
doğalgazın il genelinde yaygınlaştırılmasıyla büyük ölçüde azalma
göstermekle birlikte hâlen büyük bir sorundur.[77] İstanbul'da doğalgaz
abonesi sayısı 2008 yılında 3.5 milyona yaklaşırken; bunun sonucu olarak
1997 yılında 88 mcg/m³ olan kükürdioksit miktarı, 2007-2008 yıllarında
13-14mcg/m³a kadar düşmüştür.[77] 2004 yılı verilerine göre çevreyi
deniz, gürültü ve hava kategorilerinde, Türkiye'de çevreyi en fazla
kirleten il İstanbul'dur.
Bitey
İstanbul, iklimsel ve coğrafi bakımından sahip olduğu özel konum
sayesinde zengin bir doğal yaşam geliştirmiştir. İstanbul genelinde
2.500 bitki türü yaşadığı saptanmıştır.[78] Bu sayı Türkiye genelinde
rastlanan türlerin 1/4'ine denk gelmektedir. İstanbul'daki bitki
türlerinin 200 kadarı çiçekli bitkiler sınıfına dâhil olup bunlardan
yaklaşık 40'ı endemik türlerdir. İstanbul'un endemik bitki türleri doğal
alanların kentleşmesi, ormansızlaştırma, yanlış ağaçlandırma,
hava-su-toprak kirliliği, bilinçsizlik ve yasadışı alım-satım gibi
nedenlerle büyük tehlike altındadır.[78] İstanbul'da yetişen 270 bitki
türü ise Türkiye'nin Tehlike Altındaki Nadir ve Endemik Bitkiler Listesi
bünyesinde koruma altına alınmıştır.[79] İstanbul'un tehlike altında
olan ender endemik bitkileri arasında İstanbul çiğdemi, ( Crocus
olivieri) İstanbul kardeleni, ( Galanthus plicatus) Çatalca peygamber
çiçeği,( Centaurea hermannii) Kilyos peygamber çiçeği,( Centaurea
kilaea) Pendik sarıotu ( Buplerum pendikum) ve Boğaziçi keteni ( Linum
tauricum) sayılabilir.[78][79] İstanbul'un ağaç ve çalı türleri arasında
en yaygın görülenlerse adi gürgen, adi kızılağaç, adi fındık, doğu
kayını, mor çiçekli ormangülü, akçaağaç, muşmula ve Istranca
meşesidir.[62]
Çok zengin bir bitki topluluğuna sahip olan İstanbul yöresinde şimşir,
meşe, çınar, kayın, gürgen, akçaağaç, kestane, çam, ladin ve servi gibi
2500 kadar bitki türü yetişir. Bu bitkilerden bir kısımı bu yöreye
endemiktir. Genellikle ormanları oluşturan ağaçlar, İstanbul'un
kuzeydoğusu, Alemdağ'ın kuzeyi ve Polenezköy çevresinde görülen kayın,
kestane ve saplı meşedir. Bitki örtüsüne iklimin etkisinin yanında
toprağında etkisi vardır. Kayın ağaç topluluğun bulunduğu alanları
kireçsiz kahverengi orman toprakları kaplarken, meşe ve kestane
topluluğunda bu topraklar kireçsizdir. Yaklaşık 2500 civarında doğal
bitki türüne sahip olan İstanbul, bu özelliği ile İngiltere gibi Avrupa
ülkelerini tek başına geride bırakabilir durumdadır. Bu aynı zamanda
Türkiye'de doğal olarak yetişen on binden fazla bitkinin, yaklaşık
1/4’ünü İstanbul’da barınması demektir; ve bu bitkilerden bazıları
endemiktir, yani tüm dünya üzerinde sadece İstanbul’da yaşamaktadır.[80]
İstanbul çiğdemi ( Crocus olivieri subsp. istanbulensis) bu endemik
bitkilere örnektir.
Direy
İstanbul, sahip olduğu yeşil alanlar ve su havzaları nedeniyle önemli
bir yaban hayvan nüfusu barındırmaktadır. Karadeniz ve Ege gibi iki
zengin ekosistemi birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, göçücü pelajik
balıklar için en önemli rotalardan biridir.[81] 70'li yıllara değin
İstanbul'u çevreleyen denizlerde 76'ın üzerinde balık türüne
rastlanırken, bugün bu sayı 20'li sayılara kadar gerilemiştir. Yakın
tarihli kayıtlara bakıldığında İstanbul'da Boğaz, Adalar ve Anadolu
Yakası kıyılarında foklara sıkça rastlandığı görülmektedir. Ancak bugün
bu canlılar İstanbul direyinden bütünüyle silinmiş durumdadır. İstanbul
açıklarında ve bazen Boğaz'da rastlanan tek deniz memelisi
yunuslardır.[82]
Kuşlar için de önemli bir göç rotası üzerinde bulunan İstanbul'da,
Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri, çevreleri büyük oranda kentleşmiş
olamasına karşın, hâlen kuşlar için önemli birer durak konumundadır.[83]
İstanbul'a uğrayan göçücü kuşlar arasında, leylek, alaca balıkçıl, ak
pelikan, aynak, boz kaz, atmaca, delice doğan ve Mısır akbabası
sayılabilir. İstanbul'un yerli kuşları içinde en yaygın olanlarsa
güvercinler, martılar, kargalar, serçeler ve kanaryalardır.[83]
Bunun dışında İstanbul'un özellikle ormanlık kesimlerinde pek çok memeli
türü de yaşar. Bunlar arasında yırtıcılara da rastlanır. Başlıca
yırtıcılar: çakal, tilki, sansar, gelincik gibi etoburlardır.[83] Diğer
yabani hayvan türleri arasında porsuk, ağaç sansarı, kokarca, bayağı
yaban domuzu, kirpi, kızıl sincap ve tavşan sayılabilir. Özellikle Ada
tavşanı İstanbul'a özgü yabani hayvanlardandır. Belgrad Ormanı ve
Çatalca'daki merkezlerdeyse geyik ve karacalar için koruma alanları
oluşturulmuştur.[83] Ayrıca kent içinde yaygın olarak başıboş sokak
kedileri ve köpekleriyle karşılaşılabilir.
İstanbul'da, kızıl geyik, karaca, alageyik, bayağı yaban domuzu, yaban
kedisi, çakal ve tilki gibi bulunan memeli hayvanlar bulunabilir.
Bununla beraber önemli bir kuş göç yolu üzerinde yer alan İstanbul'da
her ilkbahar ve sonbaharda leylek, kartal, şahin ve atmaca gibi çeşitli
kuş türleri gözlemlenebilir. İstanbul'da en yaygın bulunan kuşlar ise
serçe, güvercin, kumru, karga ve artık kentin bir simgesi hâline gelen
martıdır.
Su kaynakları
Riva Deresi'nden bir görünüm
İstanbul'da su kaynaklarının, şehirlerin kurulu olduğu kıyı kesimlerine
uzaklığı, tarih boyunca yönetimler için sıkıntı olmuştur.[84][85]
İstanbul'da özellikle Avrupa Yakası'nda kurulan ilk kent olan
Byzantion'da da, su kaynaklarının kente uzaklığı büyük sorundu. Bu
nedenle kente içilebilir su sağlamak için çeşitli yollara başvurulurdu.
Kentin suyu Osmanlı döneminde de başka kaynak bulunmadığı için dışarıdan
getirilirdi. İstanbul kent merkezinde ve dışında sıkça karşılaşılan
sarnıç ve su kemerleri kentin o dönemdeki su kültürünün en önemli
göstergeleridir. Osmanlı döneminde bent adı verilen küçük barajlarla
tatlı su göletleri oluşturulurken, günümüzde gelişen teknolojinin
yardımıyla il genelinde büyük baraj gölleri oluşturulabilmektedir.
Günümüzde İstanbul'da hizmet veren 9 adet baraj bulunmaktadır.[86]
Bunlar içinde en büyükleri, Ömerli, Terkos, Büyükçekmece, Darlık ve
Sazlıdere barajlarıdır.[87]
|
|
|
il il Türkiye ve Komşu İlleri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 12:05 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
il il Türkiye ve Komşu İlleri
ADANA
Kayseri,
Niğde,
Hatay,
Mersin,
Osmaniye,
Kahramanmaraş
ADIYAMAN
Malatya,
Diyarbakır,
Şanlıurfa,
Gaziantep,
Kahramanmaraş
AFYON
Eskişehir,
Kütahya,
Uşak,
Denizli,
Burdur,
Isparta,
Konya
AĞRI
Kars,
Iğdır,
Erzurum,
Muş,
Bitlis,
Van
AKSARAY
Ankara,
Neşehir,
Konya,
Niğde,
Kırşehir
AMASYA
Samsun,
Çorum,
Yozgat,
Tokat,
ANKARA
Çankırı,
Karabük,
Bolu,
Eskişehir,
Konya,
Aksaray,
Kırşehir,
Nevşehir,
Kırıkkale
ANTALYA
Muğla,
Burdur,
Mersin,
Isparta,
Konya,
Karaman
ARDAHAN
Kars,
Erzurum,
Artvin
ARTVİN
Rize,
Erzurum,
Ardahan
AYDIN
İzmir,
Manisa,
Muğla,
Denizli
BALIKESİR
Çanakkale,
Bursa,
Kütahya,
Manisa,
İzmir
BARTIN
Zonguldak,
Karabük,
Kastamonu
BATMAN
Mardin,
Diyarbakır,
Muş,
Bitlis,
Siirt
BAYBURT
Erzincan,
Gümüşhane,
Trabzon,
Rize,
Erzurum
BİLECİK
Kocaeli,
Sakarya,
Bolu,
Eskişehir,
Kütahya,
Bursa,
BİNGÖL
Erzincan,
Tunceli,
Elazığ,
Diyarbakır,
Muş,
Erzurum
BİTLİS
Van,
Siirt,
Batman,
Muş,
Ağrı
BOLU
Ankara,
Eskişehir,
Bilecik,
Sakarya,
Düzce,
Zonguldak,
Karabük
BURDUR
Antalya,
Muğla,
Denizli,
Afyon,
Isparta
BURSA
Yalova,
Balıkesir,
Kütahya,
Bilecik,
Kocaeli,
Sakarya
ÇANAKKALE
Tekirdağ,
Balıkesir,
Edirne
ÇANKIRI
Ankara,
Karabük,
Kastamonu,
Çorum,
Kırıkkale
ÇORUM
Kastamonu,
Sinop,
Samsun,
Amasya,
Yozgat,
Kırıkkale,
Çankırı
DENİZLİ
Muğla,
Aydın,
Uşak,
Afyon,
Burdur
DİYARBAKIR
Bingöl,
Elazığ,
Malatya,
Adıyaman,
Şanlıurfa,
Mardin,
Batman,
Muş
DÜZCE
Sakarya,
Zonguldak,
Bolu
EDİRNE
Çanakkale,
Tekirdağ,
Kırklareli
ELAZIĞ
Malatya,
Erzincan,
Tunceli,
Bingöl,
Diyarbakır
ERZİNCAN
Giresun,
Gümüşhane,
Bayburt,
Sivas,
Malatya,
Tunceli,
Erzurum
ERZURUM
Artvin,
Ardahan,
Kars,
Ağrı,
Muş,
Bingöl,
Erzincan,
Bayburt,
Rize
ESKİŞEHİR
Ankara,
Bolu,
Bilecik,
Kütahya,
Afyon,
Konya
GAZİANTEP
Kilis,
Hatay,
Osmaniye,
Kahramanmaraş,
Adıyaman,
Şanlıurfa
GİRESUN
Ordu,
Sivas,
Erzincan,
Gümüşhane,
Trabzon
GÜMÜŞHANE
Giresun,
Trabzon,
Bayburt,
Erzincan
HAKKARİ
Van,
Şırnak
HATAY
Adana,
Osmaniye,
Gaziantep,
Kilis
IĞDIR
Kars,
Ağrı
İSTANBUL
Kırklareli,
Tekirdağ,
Kocaeli
İSPARTA
Afyon,
Konya,
Antalya,
Burdur,
İÇEL(MERSİN)
Adana,
Niğde,
Konya,
Karaman,
Antalya
İZMİR
Aydın,
Manisa,
Balıkesir
KAHRAMANMARAŞ
Kayseri,
Sivas,
Malatya,
Adıyaman,
Gaziantep,
Osmaniye,
Adana
KARABÜK
Zonguldak,
Bartın,
Kastamonu,
Çankırı,
Ankara,
Bolu,
KARAMAN
Konya,
Antalya,
Mersin
KARS
Ardahan,
Erzurum,
Ağrı,
Iğdır
KASTAMONU
Bartın,
Karabük,
Sinop,
Çorum,
Çankırı
KAYSERİ
Yozgat,
Sivas,
Kahramanmaraş,
Adana,
Niğde,
Nevşehir
KİLİS
Hatay,
Gaziantep
KIRIKKALE
Ankara,
Kırşehir,
Yozgat,
Çorum,
Çankırı
KIRKLARELİ
Edirne,
Tekirdağ
KIRŞEHİR
Ankara,
Nevşehir,
Yozgat,
Kırıkkale
KOCAELİ(izmit)
Yalova,
Bursa,
Sakarya,
İstanbul
KONYA
Ankara,
Aksaray,
Niğde,
Mersin,
Karaman,
Antalya,
Isparta,
Afyon,,
Eskişehir
KÜTAHYA
Balıkesir,
Bursa,
Bilecik,
Eskişehir,
Afyon,
Uşak,
Manisa
MALATYA
Adıyaman,
Kahramanmaraş,
Sıvas,
Erzincan,
Tunceli,
Elazığ,
Diyarbakır,
MANİSA
İzmir,
Aydın,
Denizli,
Uşak,
Kütahya,
Balıkesir,
MARDİN
Şanlıurfa,
Diyarbakır,
Batman,
Siirt,
Şırnak
MUĞLA
Antalya,
Burdur,
Denizli,
Aydın
MUŞ
Bitlis,
Batman,
Diyarbakır,
Bingöl,
Erzurum,
Ağrı
NEVŞEHİR
Yozgat,
Kırşehir,
Aksaray,
Niğde,
Kayseri,
Ankara
NİĞDE
Konya,
Mersin,
Adana,
Kayseri,
Nevşehir,
Aksaray
ORDU
Samsun,
Tokat,
Sıvas,
Giresun
OSMANİYE
Hatay,
Gaziantep,
Adana,
Kahramanmaraş
RİZE
Trabzon,
Bayburt,
Erzurum,
Artvin
SAKARYA
Kocaeli,
Bursa,
Bilecik,
Bolu,
Düzce
SAMSUN
Sinop,
Çorum,
Amasya,
Tokat,
Ordu
SİİRT
Batman,
Bitlis,
Van,
Şırnak,
Mardin
SİNOP
Kastamonu,
Çorum,
Samsun
SİVAS
Tokat,
Ordu,
Giresun,
Erzincan,
Malatya,
Kahramanmaraş,
Kayseri,
Yozgat
ŞANLIURFA
Gazianep,
Adıyaman,
Diyarbakır,
Mardın
ŞIRNAK
Mardin,
Siirt,
Van,
Hakkari
TEKİRDAĞ
Çanakkale,
Edirne,
Kırklareli,
İstanbul
TOKAT
Amasya,
Ordu,
Samsun,
Sivas,
Yozgat
TRABZON
Giresun,
Gümüşhane
Bayburt,
Rize
TUNCELİ
Erzincan,
Bingöl,
Elazığ,
Malatya
UŞAK
Denizli,
Manisa,
Kütahya,
Afyon
VAN
Ağrı,
Bitlis,
Siirt,
Şırnak,
Hakkari
YALOVA
Bursa,
Kocaeli
YOZGAT
Sivas,
Tokat,
Amasya,
Çorum,
Kırıkkale,
Kırşehir,
Nevşehir,
Kayseri
ZONGULDAK
Düzce,
Bolu,
Karabük,
Bartın
|
|
|
Doğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 12:03 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Doğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Doğu Anadolu Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Yurdumuzun doğusunda 164.000 km2 lik bir alanla Türkiye yüz ölçümünün % 21'ini kaplamaktadır. Tüm coğrafi bölgelerimiz arasında yüz ölçümünün büyüklüğü bakımından 1. sırada yer alır. Kuzey-güney yönünde en geniş alan kaplayan bölgemizdir (enlem farkı en fazla).
Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin ortalama yükseltisi 2000 - 2200 m arasındadır. Ortalama yükseltisi en fazla olan bölgemizdir. "Türkiye'nin çatısı" olarak isimlendirilir. Bölgenin en alçak yeri olan Iğdır Ovası (850m) dahi İç Anadolu'nun ortalama yükseltisine yakındır. Erzurum Ovası 1800 m , Yüksekova 2200 m yükseltiye sahiptir. Bölgede yer alan ovaların ortalama yükseltisi 1500'dir. Bölgede bulunan dağlar, doğu-batı doğrultusunda ve üç sıra halinde uzanırlar. Dağlar arasında ise çöküntü ovalan yer alır. Bölgenin kuzeyinde, batıdan doğuya doğru Çimen, Kop, Allahuekber ve Yalnızçam Dağları uzanır. Orta sırada Munzur (Mercan) Dağları, Karasu-Aras Dağları ve Ağrı Dağı bulunur. Güneyde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslar, Bitlis Dağları, Buzul (Cilo) Dağlarıdır. Bu dağlar üçüncü jeolojik zamanda Alp-Himalaya orojenik sisteminin uzantısı olarak kıvrılma sonucu oluşmuştur.
Bölgede Van Gölü'nün kuzeyinde kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan kırık hattı boyunca Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı (5137m) volkanik dağları uzanır. Ağrı Dağı Türkiye'nin en yüksek noktasını oluşturur.
Bölgede kıvrım dağları arasında yer alan çöküntü ovaları da doğu - batı yönünde uzanır. Bu ovalardan Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Yüksekova ve Başkale güneyde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman, Iğdır ovaları kuzeyde bulunur.
Bölgede platolar da geniş alan kaplar. Erzurum-Kars platosu Doğu Anadolu'nun en geniş plâtosudur. Bundan başka Fırat ve kolları tarafından parçalanmış plato görünümü kazanmış yüksek yaylalar oldukça fazladır. Bölgedekİ yer şekİllerİnİn başlıca etkİlerİ şöyle sıralanabilir
Yükseltiden dolayı sıcaklık değerleri düşmüştür.Tarım ürünleri düşük sıcaklığın etkisiyle daha geç olgunlaşır. Tarım ürün çeşidi azdır. Bölgede yüzey şekillerine bağlı olarak Kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Ulaşım Doğu-batı yönünde daha kolaydır. Türkiye'de ulaşım ağının en seyrek ve en elverişsiz olduğu bölgedir. Ekilebilen alanlar azalmıştır. Sanayi de gelişmediğinden halk daha çok tarım kesiminde çalışmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemizdir. Hidroelektrik potansiyeli en yüksek akarsular bu bölgemizdedir. Gerçek sıcaklık ile indirgenmiş sıcaklık arasında farkın en fazla olduğu bölgedir. Gerçek yüzölçüm ile izdüşüm yüzölçüm arasında da farkın en fazla olduğu bölgedir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir.
Bölgede birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır. İklim ve Bitki Örtüsü Kış mevsimi uzun ve soğuktur. Sıcaklık -40°C'ye kadar düşer. Yaz mevsimi ise sıcak ve kısadır. Sıcaklık 20°C nin üzerine çıkar. Kış mevsiminde yağışlar genelde kar şeklindedir ve hiç erimeden uzun süre yerde kalır. Yıllık sıcaklık farkı 30°C den fazladır. Bölgenin güneyine ve batısına doğru gidildikçe sıcaklık ortalamaları artar (enlem ve yükseltinin azalmasıdır). Karasallığın etkisiyle en fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer (Erzurum-Kars Bölümünde)Yıllık ortalama 500-600 mm yağış alır.
Buharlaşma az olduğu için bu yağış yeterli olur. Bölge, İç Anadolu'dan daha yüksekte olduğundan daha fazla yağış alır. Kışlar karasallığın etkisiyle daha sert geçer. Doğal bitki örtüsü steptir. Ancak yaz yağışları sebebiyle çayır şeklindedir. Yağışın fazla olduğu dağlık bölgelerde ormanlar vardır. Türkiye orman varlığı bakımından 5. büyük bölgemizdir.
Iğdır Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en az yağış alan yeridir. Buranın yıllık yağış, ortalaması 250 mm'nin altındadır. Buna karşılık Iğdır Ovası, alçakta bulunmasından dolayı kış mevsimi daha ılık geçer. Burda bu sebebten dolayı mikrolima özellik gösterir ve pamuk yetişir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur.
Tunceli'de il topraklarından kaynaklanan pek çok suyu Karasu ve Murat Irmakları toplar. Karasu Irmağı kuzeybatısında, Peri Suyu'da güneydoğuda doğal sınır oluşturur. Bu ırmaklar ile il sınırları içerisinde akan Munzur Suyu, Pülümür Çayı ve Tahar Çayı, güneyde Keban Baraj Gölüne dökülür.
Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Tarım
Bölge yüzölçümünün %10'unda ancak tarım yapılabilir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. Bölgedeki tarım etkinlikleri en çok bölgenin güneyindeki çöküntü ovalarında (Elbistan, Malatya, Elazığ ve Muş ovaları) yoğunlaşır.
Arpa: En fazla tarımı yapılan üründür.Sebepleri: Düşük sıcaklığa dayanıklı olması, kısa sürede hasat edilebilmesi, hayvan yemi olarak kullanılması ve buğdayın yetiştirilemediği yerlerde yetşebilmesidir.
Buğday: Arpadan sonra en fazla tarımı yapılan ürün buğdaydır.
Tütün: Bitlis, Malatya ve Elazığ çevresinde yetiştirilir.
Pamuk: Iğdır ovasında pamuk yetiştirilir. Kayısı: Malatya, Türkiye ve Dünyada kayısı üretiminde ilk sırada yer alır. Ayrıca patates, lahana gibi çeşitli ürünler de yetiştirilir. Genel olarak sıcaklığın düşük olmasından dolayı sebzecilik gelişmemiştir. Bundan dolayı sebze tarımına en az elverişli bölge Doğu Anadolu'dur.
Hayvancılık
Doğu Anadolu Bölgesi, hayvancılıkta elverişli şartlara sahip olduğu gibi olumsuz şartlar da taşır. Çayır ve otlakların fazla yer kaplaması hayvancılığı teşvik edici, kışların uzun ve sert geçmesi ise sınırlayıcı bir özelliktir. Erzurum-Kars Bölümü'nde yaz yağışları ile oluşan çayırların geniş alan kaplaması büyükbaş hayvancılığın gelişmesini sağlamıştır.
Bölgenin güneyindeki ovalık alanlarda ise küçükbaş hayvanlardan koyun yetiştiriciliği önem kazanmıştır. Dağlık yörelerde ise kıl keçisi yetiştirilmektedir. Canlı hayvan, yapağı, tereyağı ve peynir halkın önemli geçim kaynaklarıdır.
Hakkâri, Kars ve Bitlis'te arıcılık gelişmiştir. Türkiye bal üretiminin %20'sini Doğu Anadolu Bölgesi verir.
Yeraltı Zenginlikleri
Türkiye'de maden çeşitliliği ve rezervinin (miktar) en fazla olduğu bölge, Doğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Yukarı Fırat Bölümü'dür.
Demir: Türkiye'de çıkarılan demirin %35'ten fazlası bu bölgede Divriği (Sivas), Hekimhan ve Hasançelebi (Malatya)'de çıkarılır.
Krom : Türkiye'deki kromun %33'ü bu bölgeden çıkarılır. Ergani, Guleman ve Maden önemli krom yataklarının bulunduğu merkezlerdir.
Bakır : Türkiye'deki bakırın önemli bir kısmı bölgeden çıkarılır. Maden, Ergani ve Pütürge'de bakır yatakları vardır.
Kurşun-Çinko : Kurşunun %90'ı, çinkonun %75'i Keban'da çıkarılır. Bu madenler Keban'da "Simli Kurşun İşletmeleri'nde" işlenir. Ancak son yıllarda üretim durma aşamasına gelmiştir.
Linyit : Elbistan, İspir ve Erzurum çevresinde çıkarılır. Türkiye'deki linyit üretiminin %10'u bu bölgeden elde edilir. Afşin - Elbistan termik santralinde enerjiye dönüştürülür.
Oltu Taşı : Erzurum'un Oltu ilçesinde çıkarılır. Türkiye ve Dünya üretiminde bölge birinci sıradadır. Asbest: Erzincan çevresinde çıkarılır.
Barit: Muş ve çevresinde çıkarılır. Kalay : Elazığ ve çevresinde çıkarılır.
Kaya tuzu : Kağızman, Narman ve Kars çevresinde kaya tuzu yatakları bulunmakta ve bu yataklardan tuz elde edilmektedir.
Sanayi
Doğal koşulların olumsuz etkisinin yaşandığı Doğu Anadolu Bölgesi'nde endüstri yeterince gelişmemiştir. Sanayi bakımından en geri kalmış bölgedir. Sanayi kuruluşları yetersiz olduğu için, bölge halkı geçimini daha çok tarım ve hayvancılıktan temin eder. Bölgede bulunan kuruluşlar daha çok tarıma dayalıdır. Maden çıkarımı bakımından zengin olsa da madenlerin işletilmesi azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, maden varlığı ve elektrik enerjisi üretimi ile Türkiye sanayisinin gelişmesine büyük katkıda bulunmaktadır. Yalnızca Keban Barajı Türkiye'de üretilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 25'ini sağlamaktadır
Hidroelektrik üretiminde ön plandadır.
Bölgedeki endüstri kuruluşları şunlardır: Et Kombinaları: Malatya, Elazığ, Erzurum, Ağrı ve Van'da bulunur. Et üretiminin %25'i bu bölgeden karşılanır. Şeker Fabrikaları : Malatya, Elazığ, Van, Erzurum, Muş ve Erzincan'dadır. Dokuma ve İplik Fabrikaları : Daha çok pamuklu dokuma gelişmiştir. Malatya ve Erzincan'daki fabrikalarda pamuk işlenir. Sigara Fabrikaları: Malatya ve Bitlis'te kurulmuştur. Çimento Fabrikaları : Elazığ, Erzurum, Kars ve Van'da kurulmuştur.
Turizm
Doğu Anadolu'da bulunan, Ağrı Dağı, Van Gölü, Nemrut Dağı, Süphan Dağlan, Sat Dağları, Mercan Vadisi Milli Parkı turistlerin ilgisini çeken doğal güzelliklerdir. Bölgede dağcılık ve kış sporları için çok uygun ortamlar vardır. Palandöken Dağları'nda, Bingöl'de ve Sarıkamış'ta dağ sporları tesisleri bulunmaktadır.
Bölgedeki göller, doğal güzellikleriyle birer gezi ve eğlence yerleridir. Bazı göllerin kıyısında da kamplar ve plaj tesisleri vardır.
Doğubeyazıt yakınlarındaki İshak paşa Sarayı da önemli turizm alanlarından birisidir. Erzurum ve Diyadin'de bulunan kaplıcalar sağlık turizmi için önemlidir.
Nüfus ve Yerleşme
Yüz ölçümü en geniş olan bu bölgemizde yer şekilleri ve iklimin de etkisi ile nüfus azdır. Nüfus bölgede daha çok çöküntü hendekleri içindeki ovalarda toplanmıştır. Toplu yerleşme tipi görülür. Nüfus yoğunluğu, Türkiye nüfus yoğunluğunun altındadır. 1997 yılı nüfus sayımına göre, Türkiye nüfus yoğunlu km2 ye 81 kişi iken, bölgede 36 kişidir.
Bölgede şehirleşme oranı çok düşüktür (%28). Kırsal nüfus oranı ise çok fazladır (%72). Karadeniz Bölgesi'nden sonra kırsal nüfus oranı en fazla olan bölge Doğu Anadolu Bölgesi'dir. Bölgede nüfusun %80'i tarım ve hayvancılık ile uğraşır. Sanayi gelişmediği için diğer bölgelere Karadeniz'den sonra en çok göç gönderen bölgemizdir. Nüfus yoğunluğu bakımından son sırada yer alır.
İklimin sert karasal etkisi ve yer şekillerinin engebeli olması nedeniyle, tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. Bölgenin bazı yerlerinde tarımsal nüfus yoğunluğu 500'e kadar çıkmaktadır.Erzurum, Elazığ ve Malatya bölgenin büyük yerleşim birimleridir.
|
|
|
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 12:01 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin Bölümleri
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Karacadağ volkan konisi ile iki bölüme ayrılır. Karacadağ'ın doğusunda Dicle, batısında ise Orta Fırat Bölümü yer alır.
1. Dicle Bölümü
Bu bölüm, yer şekilleri bakımından sade bir özellik gösterir. Bölümdeki başlıca yer şekilleri Diyarbakır Havzası, Karacadağ volkan kütlesi ve Mardin-Midyat Eşiği'dir. Dicle nehri, kollarıyla birlikte geçtiği yerlerde plato ve ovalar meydana getirmiştir. Ova ve platolar 500-1000 m yükseltiler arasında yer alır. Bölümde yıllık ortalama yağış miktarı 500 mm'dir. Yüksek sıcaklığa bağlı olarak meydana gelen şiddetli buharlaşma yaz mevsiminde kuraklığa neden olur. Bölümde karasal iklim tipi görülür. Bölümün tabii bitki örtüsü ise bozkırdır. Başlıca tarım ürünleri ise tahıllar, mercimek ve pamuktur. Toroslar'a doğru ise meyve ve üzüm bağları yer alır.
Karacadağ volkan konisi bölgenin en yüksek dağıdır.Bu volkan konisinden çıkan ve akıcılık özelliğine sahip olan bazalt bölgeye yayılarak yayvan bir görünüm kazanmasına neden olmuştur. Karacadağ'ın tabanına sızan sular daha sonra taban suyu olarak yeryüzüne çıkar ve bölümün su ihtiyacını karşılar. Yaz aylarında bölümde yaylacılık faaliyeti görülür. Bölümdeki Mardin - Midyat Eşiği Diyarbakır havzası ile Suriye arasında yer alan yüksek bir düzlüktür(1200-1300 m). Burada yüksekliğe bağlı olarak yağışlar 700 mm'ye çıkar. Kireçli bir yapıya sahip olmasından dolayı tarım için yeterli su bulunmaz. Dicle Bölümü'nde nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus, Diyarbakır Havzası ile Mardin - Midyat Eşiği'nde toplanmıştır. Bölümün en büyük ili Diyarbakır'dır. Bölümün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. En önemli yeraltı zenginliği Diyarbakır, Siirt ve Batman'da çıkarılan petroldür. Yıllık üretimi 3 milyon tondur. Ayrıca Cizre ve Silopi'de linyit çıkarılır.
2. Orta Fırat Bölümü
Bu bölümde Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları önemli yer kaplar. Fırat Nehri ve kolları platoları ikiye ayırır. Fırat Nehri plato içerisine 200 m gömülmüş olarak akar. Altınbaşak, Ceylanpınar, Suruç, Birecik ovalarında tahıl ekilir. Atatürk barajı ile yapımı son aşamaya gelen Şanlı Urfa tünelleri bölümün Türkiye ekonomisindeki yerini değiştirecektir. Platolarının ortalama yükseltisi 500 ile 1000 m'dir. Platolar, tortul ve volkanik taşlardan meydana gelmiştir. Orta Fırat Bölümü'nde yazları sıcak ve kurak, kışları serin ve yağışlı olan Akdeniz iklimi görülür. Bölümün en gelişmiş ili Gazi Antep'tir. Adıyaman, Nizip, Birecik, Şanlıurfa, Harran, Suruç, Ceylanpınar, Siverek, Viranşehir bölümün diğer önemli il ve ilçe merkezleridir. Halkın geçimi, tarım ve hayvancılıktan sağlanır. Tarım ürünü olarak tahıl, mercimek, antep fıstığı yetiştirilir. Ayrıca bağlar, bahçeler ve zeytinlikler yer alır. Bunun yanısıra pamuk, çeltik ve susam da ekilir. Adıyaman ve Kâhta'da petrol çıkarılmaktadır.
Genel Özellikleri
Bölge, ülkemiz topraklarının %8 lik bölümüne sahip olup yüzölçümü bakımından en küçük bölgesidir. Kuzeyinde bir yay biçiminde uzanan Güneydoğu Toroslardan,güneyde Suriye ve Irak sınırına kadar uzanır. Bölge ova ve platolarla kaplıdır.Türkiye'de yaz sıcaklığının ve buharlaşmanın en fazla olduğu bölgedir.Türkiye nin en büyük barajı olan Atatürk barajı bu bölgededir.
Bölge'nin Şehirleri
Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt, Mardin, Batman, Diyarbakır.
Yüzey Şekilleri
Bölgenin Ortalama yükseltisi 800-1000 m civarındadır.Ortada yükselen Karacadağ sönmüş volkanı ile Mardin Mazıdağı yöresi bölgenin en engebeli alanlarını oluşturur. Suruç, Ceylanpınar ve Harran Ovası,Altınbaşak,Viranşehir,Nizip gibi verimli Ovalar GAP projesi sayesinde suya olan hasretlerini gidermek üzeredirler.Ayrıca Gaziantep ve Şanlıurfa platoları önemli konumdadırlar.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgede, yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı olan tipik Akdeniz ikliminin bozulmuş şekli görülür.Akdeniz iklimine oranla, kışları daha soğuk ve yazları da daha sıcak olur.Yağışlar kuzeyden güneye doğru gidildikçe azalır.Yıllık ortalama yağış miktarı kuzeyden 750 mm güneyindeki alçak kesimlerde 300 mm civarındadır.Bütün bölgede otsu bitkiler egemendir.Yağış yetersizliği yüzünden ormanlık alan azdır.
Akarsu ve Göller
Doğudaki iki büyük nehir Fırat ve Dicle Irmaklarıdır.
Fırat ve Diclenin ülkemizden doğarak basra körfezine ulaşması.
Ayrıca Göksu ırmağı bu bölgeden de geçer.Bölge göl bakımından çok fakirdir.Başlıca barajlar ise Atatürk Barajı ve Karakaya barajıdır.
Tarım ve Hayvancılık
Tarım ürünlerinden en çok buğday ekilir.Öteki tarım ürünleri arpa,pirinç,pamuk,mercimek,Antepfıstığı ve üzümdür.Adıyaman da pamuk ve tütün yetiştirilir. Tarıma uygun olmayan yerler hayvancılıkla geçinir.Genellikle koyun ve keçi beslenir.Kilis ve çevresinde ipekböcekciliği de yapılır.
Nüfus ve Yerleşme
1990 sayımına göre bölgenin nüfusu 4.5 milyondur.Nüfus daha çok bölgenin batısında toplanmıştır.Bunun başlıca nedeni,iklim ve toprak şartlarının burada daha elverişli olmasıdır.Türkiye nüfusunun sadece %8 i burada yaşamaktadır.Bölge de kent nüfus oranı oldukça yüksektir.Bölgede km kareye 66 kişi düşer.
Yeraltı Zenginlikleri
Başlıca çıkartılan madenler; petrol ,fosfat,asfaltit dir. Bölgede,tarıma dayalı ve hayvan ürünlerini işleyen çeşitli endüstri kolları gelişmiştir.Et kombinaları,süt endüstrisi,hayvansal yağ fabrikaları,zeytinyağı fabrikaları,bunun yanısıra tarım dışı sanayi kollarından çimento fabrikaları,kimya sanayi,tarım araçları,otomontaj ve madeni eşya yapımı geliştirilmiş olan çeşitli sanayi kollarıdır.
Petrol Kuyuları, Raman, Garzan, Batman ve Diyarbakır'da bulunur.
Turizm
Turizm potansiyeli çok yüksek olan bölgede Adıyaman, Nemrut Dağı, Peygamberler Şehri Urfa, Tarihi Harran Üniversitesi, Harran evleri, Mardin evleri gibi daha pek çok gezilip görülecek kendine özgü güzellikler vardır. Dünyada güneşin doğuşunun en güzel olduğu Nemrut Dağında Kommagene Medeniyetinin izleri turistlerin ilgisini çekmektedir.
Bölgedeki Nemrut Dağı (Adıyaman) ile Diyarbakır ve Şanlı Urfa şehrinde bulunan tarihi eserler bölgenin turizm potansiyellerini oluşturur.
GAP Projesi
GAP 13 ayrı projenin birleşiminden meydana gelmiştir. Bu proje içinde 22 baraj, 19 hidroelektrik santral vardır. Proje, G.Antep, Mardin, Adıyaman, Şanlı Urfa, Diyarbakır, Batman ve Şırnak illerimizi kapsamaktadır.
Sadece Atatürk barajından elde edilen elektrik üretimi ülke elektrik üretiminin 1/6'sına eşittir. (1992) Bölge ekonomisini çok yönlü etkileyen kuraklık problemi GAP projesiyle halledildiği zaman bölgede sosyo - ekonomik yönde büyük değişiklikler görülecektir. GAP projesi gerçekleştiği zaman: Sulamalı tarıma geçilecektir. Bölgedeki nadas alanları azalacaktır. Tarım ürünlerinin çeşitliliği artacaktır. Tarım ürünlerinin verimi artacaktır. Pamuk, pirinç, gibi tarım ürünlerinin ekim alanı genişleyecektir. Güneydoğu Anadolu, Türkiye pamuk üretiminde birinci bölge olacaktır. Kuru tarıma dayalı buğday, arpa, mercimek gibi tarım ürünlerinin ekim alanı azalacak fakat üretimleri artacaktır. Barajlar suni göl fonksiyonu göreceğinden bölgenin iklimi belirli oranda yumuşayacaktır. Elektrik enerjisinde üretim artışı sağlanacaktır. İçme suyu olarak kullanılacaktır. Su ürünlerinin üretimi artacaktır. Tarım ve tarıma bağlı sanayi gelişecektir. Bölgede iş olanakları arttığı için bölgeden diğer bölgelere göç duracaktır.
Diğer bölgelerden Güneydoğu Anadolu'ya göç olacaktır. Bölgenin nüfusu ve nüfus yoğunluğu artacaktır. Türkiye'nin tarım ürünlerine dayalı ihracatı artacaktır. Bölgede tarım alanları geniş düzlüklerden oluşur. Bu alanların sulanmasıyla tarım gelişecektir. Antepfıstığı, mercimek, üzüm, nohut ve tahıl üretiminin önemli bir kısmı bölgeden karşılanmaktadır. Harran Ovası, sulamanın gelişmesiyle özellikle pamuk ekiminin en fazla yapıldığı yerlerden biri olacaktır. GAP'ın tamamlanmasıyla mısır, pirinç ve ayçiçek gibi ürünlerin üretimindeki artışın daha fazla olması beklenmektedir. Çünkü bu ürünler bol su ve sıcaklık isteği olan ürünlerdir.
Bölge ile ilgili Notlar
Türkiye'de;
En küçük yüz ölçümü,
En az toplam nüfus,
En yüksek yaz sıcaklığı,
En az orman oranı,
En fazla petrol çıkarımı,
En fazla fosfat çıkarımı,
En fazla mercimek üretimi,
En az engebelik,
En fazla yaz kuraklığı,
En fazla sulama sorunu,
En fazla buharlaşma miktarı,
En az bulutluluk oranı ve en sade yer şekillerine sahip olan Bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesidir.
Bölge içerisinde;
En çok koyun ve keçi besleme.
En fazla yağış kış mevsimindedir.
En fazla buğday,arpa ve baklagiller yetişir
|
|
|
Akdeniz Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 11:59 AM - Forum: Coğrafya Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Akdeniz Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Akdeniz Bölgesi
Akdeniz Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Akdeniz Bölgesi, adını komşu olduğu denizden alır. Bölge genişliği 120180 km arasında değişen bir şerit halinde, batıda Köyceğiz dolaylarından başlayarak, doğuda Hatay ilinin bitim noktası olan Basit Burnu yakınına kadar sokulur. Yaklaşık 120.000 km2 lik yüzölçümüyle Türkiye'nin toplam yüzölçümünün yaklaşık %15'ini oluşturur. Hatay, Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur ve Kahramanmaraş ilinin büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi'ndedir. Ayrıca Muğla ilinin Köyceğiz, Dalaman, Ortaca ve Fethiye ilçeleri de Akdeniz Bölgesi'ne girer.
Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin büyük bir kısmı Toros Dağları ve yüksek platolarla kaplıdır. Genel olarak engebeli ve dağlıktır.
Toroslar, III. Jeolojik zamanda oluşmuş Alp – Himalaya sistemine bağlı genç kıvrım dağlarıdır. Batı ve Orta Toroslar bölge içinde geniş yer tutar. Batı Toroslar Antalya Körfezi'nin her iki yanında da yer alır. Bey Dağları, Çiçekbaba ve Barla Dağları Antalya Körfezi'nin batısında, güneybatı - kuzeydoğu yönünde uzanırlar. Sultan Dedegöl ve Geyik Dağları Antalya Körfezi'nin doğusunda kuzeybatı - güneydoğu yönlü uzanır. Anamur Burnu'nun kuzeyinden başlayan Orta Toroslar, güneybatı - kuzeydoğu yönlü uzanan üç kütleden oluşur. Bunlar, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı Dağları ve Binboğa Dağları'dır. Akdeniz Bölgesi'nde Toroslar'dan başka Hatay - K. Maraş istikametinde uzanan dağların oluşturduğu bir dış sıra halinde Nur (Amanos) Dağları uzanır.
Dağların kıyıya paralel uzanması, Dalga aşındırmasının fazla olmasına ve kıyılarda yalıyarların (falezlerin) çokluğuna neden olmuştur.
Akdeniz Bölgesi'nde yer yer plato alanları bulunur.
Bunlardan biri Antalya Körfezi'nin batısındaki Teke Platosu, diğeri de Anamur Burnu'nun gerisindeki Taşeli Plâtosu'dur. Antalya Körfezi'nin batısındaki dağlarla ve platolarla kaplı karstik arazi "Teke Yöresi" olarak adlandırılır. Teke Yöresi ve Taşeli Platosu bölgenin en tenha yerleridir. Türkiye'de karstik yapının yaygın olduğu yerlerde yağışın fazla olmasına karşın yeraltına sızmanın çok olması, yerüstü sularının zayıf olmasına yol açar. Bu nedenle de bu yerlerde nüfus yoğunluğu azdır.
Dağlar kıyıdan itibaren yükseldiği ve kıyıya paralel olduğu için iç kısımlarla ulaşım ancak bazı geçitlerle sağlanabilmektedir.
Bölgedeki başlıca geçitler şunlardır: Göller Yöresi'ni Antalya'ya bağlayan Çubuk geçidi, İç Anadolu'yu Silifke'ye bağlayan Sertavul geçidi, Amik Ovası'nı İskenderun'a, hatta Suriye'ye bağlayan Belen geçidi ve Çukurova'yı İç Anadolu'ya bağlayan Gülek geçididir. Bu bölgedeki ovalar çöküntü alanlarında alüvyonların yığılması ile oluşmuş birikim alanlarıdır. Bu birikim alanlarından en önemlileri Çukurova delta ovası ile Hatay çukurluğundaki Amik ovasıdır. Akdeniz Bölgesi'nin batısında da kıyıda Antalya ovası ile Göller yöresinin küçük çöküntü ovaları bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesi genel olarak engebeli ve dağlıktır. Bölgenin % 80'ini kıyıya paralel uzanan Toros Dağları ile yüksek platolar oluşturur. Bu durum, bölgede nüfus dağılışını, kara ulaşımını, bitki örtüsünü, turizm çeşitliliğini çok etkiler. Sanayi ürünleri çeşitliliği ise bu durumdan en az etkilenir.
Akarsu ve Göller
Bölgedeki akarsular düzensiz rejime sahiptirler. Akarsu rejiminin düzensiz olmasında çeşitli faktörlerin etkisi vardır. Bunlar: Bölgede etkili olan Akdeniz ikliminde yağışların çoğu kış aylarında görülür. Yaz ayları ise çok sıcak ve kurak geçer. Bunun sonucu olarak akarsular kışın kabarır, yazın ise kuruyacak seviyeye gelir. Bölgede karstik yeryüzü şekillerinin geniş yer tuttuğu görülür. Bunun sonucu olarak, yağışlı mevsimlerde suyun bir kısmı yer altına sızarak akarsuların fazla kabarmasını önler. Yazın ise yeraltı suyunun akarsuya karışarak su seviyesinin alçalmasını az da olsa engellediği görülür.
Bölgenin en önemli akarsuları, Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat, Aksu ve Dalaman çayıdır. Bölge göl bakımından zengindir.
Batısında tektonik ve karstik etkenlerle oluşan göllerin yer aldığı Göller Yöresi bulunmaktadır. Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı ve Kovada gölleri bulunur. Eğirdir Gölü tatlı su gölüdür. Bunun nedeni fazla sularını yer altından Aksu'ya ve dolayısıyla Akdeniz'e boşaltmasıdır.
Bu göllerden Suğla Gölü, zaman zaman kuruyacak derecede su kaybına uğrar. Doğuda Hatay yöresindeki Amik Gölü de, Asi nehrinin taşkınlarının bataklık şeklinde olduğu bir göldür. Bu alan akarsuların getirdiği alüvyonlarla büyük ölçüde dolmuştur
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgede karakteristik Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması 18°C'dir. Kıyıda yıllık yağış miktarının 1000 mm yi bulduğu yerler vardır. Akdeniz kıyıları kış mevsiminin en ılık geçtiği bölgemizdir. Buna yol açan nedenler, nemlilik miktarı, güneş ışınlarının düşme açısı ve Toros Dağları'nın doğrultusu ve yükseltisidir. Toroslar, kışın kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerinin kıyıya inmesini önler. Yağış maksimumu kış mevsimine rastlar. Bölgedeki yaz kuraklığı ise, dinamik yüksek basınç alanlarının etkili olması, bölgenin alçalıcı hava hareketlerinin etkisine girmesinin sonucudur.
Kıyıdan itibaren yükseldikçe sıcaklık düşmekte, yağış miktarı artmaktadır. Denize dönük yamaçların etekleri bol yağış alır. Batıda Antalya çevresi doğuda, Hatay, Dörtyol, Osmaniye, Kadirli, Bahçe çevresi 1000 mm civarında yağış alır. Oysa ovadaki Mersin ve Adana çevresi 600 - 700 mm yağış almaktadır. Karasallaşmanın belirgin olduğu yerler, bölgenin batı kesiminde genişler. Göller yöresi ve Teke yöresi karasallığın en belirgin olduğu yerlerdir. Sıcaklık farkları artar, kışlar daha uzun sürer. Akdeniz Bölgesi'nde 700 - 800 m'ye kadar maki bitki örtüsü hakimdir. Maki, zeytin, mersin, defne, sakız ağacı, zakkum, keçiboynuzu, vb. kuraklığa dayanıklı bodur bitkilerden oluşur. Bölgedeki ormanlar, makiden sonra başlar, 2400 m'ye kadar devam eder. Daha sonra dağ çayırları yer alır. Orman alanları üzerindeki dağ çayırları yazın kuraklığın etkisi ile kururlar. Akdeniz Bölgesi'nin iç kesimlerine doğru gidildikçe iklim karasallaşır. Özellikle Göller Yöresi'nde yıllık yağış miktarı ve kış sıcaklık değerleri düşmüştür.
Tarım ve Hayvancılık
Bölgede tarım alanları sınırlı olmasına rağmen kıyı şeridinde en önemli ekonomik etkinlik tarımdır.
En önemli tarım alanları başta Çukurova olmak üzere Amik ve Antalya ovalarıdır. İklim özellikleri tarımsal yaşamı şekillendirir. Tarım alanlarından yıl içinde birden çok ürün alma bakımından en elverişli koşullara sahip olan bölgemizdir. Bölgede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri şunlardır:
Buğday: Bölgenin hemen her tarafında yetiştirilir. Çukurova'da pamuk ekilmeyen alanlarda da ekilir.
Pirinç: Hatay'da Amik Ovası'nda, K. Maraş çevresinde ve Silifke civarında yetiştirilir.
Pamuk: Başta Çukurova olmak üzere diğer kıyı ovalarında yetiştirilir. Türkiye pamuk üretiminin yaklaşık % 33'ü bölgeden karşılanır. Tütün: Göller Yöresi'nde ve Hatay çevresinde yetiştirilir. Gül: Özellikle Isparta ve Burdur çevresinde tarımı yapılır.
Turunçgiller: Kıyı boyunca Finike, Antalya, Alanya, Anamur, Silifke, Mersin, ve Dörtyol'da yetiştirilir. Türkiye turunçgil üretiminin yaklaşık % 89'u bölgeden karşılanır.
Muz: Alanya ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Türkiye'de yetiştirilen muzun tamamı bölgeden karşılanır.
Haşhaş ve ve şekerpancarı: Özellikle Göller Yöresi'nin ürünleridir.
Zeytin ve üzüm: Kıyı şeridinde hemen her yerde yetiştirilir. Ancak bölge halkı daha kârlı olan pamuk üretimine önem verdiği için zeytincilik ve bağcılık fazla gelişememiştir.
Bölge soya fasulyesi, yer fıstığı ve mısır üretiminde de Türkiye'de ilk sıradadır.
Seracılığın en yaygın olduğu bölge Akdeniz Bölgesi'dir. Bölgede kış sıcaklığının sıfır derecenin altına düşmemesi turfanda sebze ve meyveciliğin gelişmesine yol açmıştır. Mersin - Antalya kıyı şeridi turfanda sebzeciliğin en yaygın olduğu yerdir.
Akdeniz Bölgesi'nde hayvancılık fazla gelişmemiştir. Sığır, koyun ve keçi Toroslar'da yaylacılık sistemiyle yetiştirilir. Hayvanlardan en yaygın olanı kılkeçisidir. Çünkü bu hayvan Toroslar'ın sarp yamaçlarında yaşamını kolayca sürdürür.
Yeraltı Zenginlikleri
Krom : Fethiye- Dalaman ve Adana (Aladağlar) çevresinde çıkarılır. Barit : Mersin ve Adana çevresinde çıkarılır. Boksit(alüminyum): Batı Toroslar'da Seydişehir çevresinde çıkarılır. Kükürt : Keçiborlu (Isparta) çevresinde çıkarılır. Demir : Adana (Feke ve Saimbeyli) çevresinde çıkarılır. Asbest : Doğu Akdeniz'de Hatay çevresinde çıkarılır.
Sanayi
Adana Bölümü'nde sanayi daha fazla gelişmiştir. Adana Bölümü'nde dokuma, tütün, gıda, kimya, tarım araçları, çimento, madeni eşya, cam ve tuğla fabrikaları vardır. Mersin, önemli bir liman kentidir.
Mersin'de, Ataş petrol rafinerisi bulunur.
Antalya'da ferro - krom tesisleri, yağ fabrikaları bulunur. Isparta'da gülyağı fabrikaları, çimento fabrikası, tarım araçları yapım merkezleri ve halı fabrikası bulunur. Burdur'da gül yağı fabrikası, şeker fabrikası, tarım araçları fabrikası, süt ve yem fabrikaları yer alır.
Turizm
Bölge turizmden elde edilen gelirler bakımından 3. sıradadır. Burdur'da İnsuyu mağarası, Alanya'da Damlataş mağarası, Tarsus'ta Yedi uyuyanlar mağarası, Antalya yakınlarında Karain mağarası, Düden, Manavgat,
Kurşunlu ve Tarsus şelaleleri, Mersin'deki Cennet ve Cehennem obrukları ve Dilek kuyu mağarası bölgede yer alan ve turizm faaliyetlerine neden olan karstik şekillerdir. Ayrıca yazın erken başlaması deniz turizminin de erken başlamasına ve gelişmesine neden olmuştur. Bütün Akdeniz kıyıları boyunca turistik tesisler kurulmuştur ve kurulmaktadır. Akdeniz Bölgesi'nde Olimpos - Beydağları Sahil,Güllük Dağı (Termessos), Kovada Gölü, Kızıldağ,
Köprülü Kanyon ve Karatepe - Aslantaş milli parkları bulunur. Antalya'da her yıl düzenlenen Altın Portakal Film Festivali ile Mersin Moda ve Tekstil Fuarı da önemli turizm etkinliklerindendir.
Nüfus ve Yerleşme
1997 nüfus sayımına göre, bölgede 8,1 milyon insan bulunmaktadır. Nüfus sayısı bakımından beşinci sırada yer alır. Nüfus yoğunluğu km2 ye 66 kişidir.
Akdeniz Bölgesi'nde nüfusun %70'i Adana Bölümü'nde toplanmıştır.
Bu durumun başlıca nedenleri; • Zengin tarım alanı olan Çukurova'nın varlığı, • Çukurova'da tarım ürünleri işleyen sanayi kuruluşlarının fazlalığı, • Adana Bölümü'nün yollarla Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu'ya bağlanmasıdır. Adana Bölümü'nde Adana, Mersin, İskenderun, Antakya, Kahraman Maraş, Tarsus, Kilis, Kozan, Kadirli, Osmaniye gibi büyük il ve ilçelerde sanayi, tarım ve ticaretin aktif olması nüfusun artmasına neden olmuştur.
Antalya Bölümü'nde ise nüfus, bölge nüfusunun %30 unu oluşturur. Çünkü;
• Antalya Ovası Çukurova kadar verimli değildir.
• Kalkerli kayaların varlığıyla karstlaşma, tarım hayatını olumsuz yönde etkilemektedir.
• Antalya Bölümü'nde ulaşım fazla gelişmemiştir. Burdur ve Isparta yöresi demir yoluyla Ege Bölgesi'ne bağlanmış ve İzmir'in ard bölgesi durumuna gelmiştir.
• Antalya Bölümü'ne bağlı kıyı ovalarının, son yıllarda turizm faaliyetlerine bağlı olarak nüfusu artmaktadır. Buna karşılık toplu yerleşme daha fazladır. Ancak suyun bol olduğu yörelerde dağınık yerleşmeye rastlanır. Bölgenin kıyı ovalarında turistik tesislerin yaygınlığından dolayı dağınık yerleşme hakimdir. Bölgede köy ve kasaba evlerinin yapı malzemesini daha çok kalker taşları oluşturur. Akdeniz Bölgesi nüfus yoğunluğu açısından Türkiye ortalamasının altında bir durum gösterir. Bunun en önemli nedeni bölgenin %90'ını işgal eden Toroslar'dır. Toroslar, Teke ve Taşeli Yöresi Türkiye'nin en seyrek nüfuslu yerlerindendir. Adana Bölümü'nde özel konumunun etkisiyle nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir. Adana Bölümü'ndeki Çukurova pamuk tarımı nedeniyle, Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden mevsimlik göç alır. Çukurova'da nüfus yaz mevsiminde artmaktadır. Bu artışta tarım işçilerine olan gereksinimin artması rol oynar.
Bölge İle İlgili Notlar
En fazla yer fıstığı üretimi,
En fazla anason üretimi,
Tek Muz yetişme alanıdır,
En fazla seracılık,
En fazla boksit çıkarımı,
En fazla kükürt çıkarımı,
En fazla intansif tarımın yapıldığı,
En fazla karstik şekillerin görüldüğü, En geniş alüvyon ova Akdeniz Bölgesindedir.
Bölge içerisinde;
En az ve en seyre nüfuslu yerler, Taşeli ve Teke yarım adasındadır.
En çok kıl keçisi Adana bölümünde yetişir.
Antalya bölümünün ekonomiye en önemli katkısı Turizmdir.
Adana bölümünün ekonomiye en önemli katkısı ise Tarımdır.
En Büyük şehri Adana'dır.
|
|
|
Ege Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2018, 11:57 AM - Forum: Coğrafya Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Ege Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Ege Bölgesi
Ege Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Yurdumuzun batısında alan bakımından 5. büyük bölgemizdir. Kuzeyinde Marmara ,doğusunda İç Anadolu ve güneyinde Akdeniz Bölgeleri vardır. Batısında ise ismini aldığı Ege denizi bulunmaktadır.
Yer Şekilleri
Bölgedeki yer şekillerinin bir kısmı yer kabuğu hareketleri ile oluşan (Orojenez-Dağ oluşumu) kırılmalarla meydana gelmiştir. Kırılma yerlerinde yükselen yerler Horst (dağ), çöken yerler de Grabeni (çöküntü ovası) oluşturmuştur. Horst ve graben oluşumunun en fazla olduğu bölgemizdir.
Horstlar; Kaz d.,Madra d., Yunt d., Boz dağlar, Aydın dağları ve Menteşe dağlarıdır.
Grabenler; Edremit, Bakırçay, Gediz, K.Menderes ve B.Menderes’tir.
Bölgenin batısında dağlar kıyıya dik uzanmıştır. Bunun sonucunda;
- Girinti-çıkıntı fazladır. Bir çok koy ve körfez oluşmuştur. Körfezler; Edremit, Dikili, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük ve Gökovadır.
- İç kesimlere ulaşım kolaydır. Limanların hinterlandı (ard bölgesi) geniştir. Yani geniş alana hitap eder.
- Deniz etkisi iç kesimlere kadar sokulabilir.
- Enine kıyı tipi oluşmuştur.
- Kıta sahanlığı (kıyıdan 200 m derinliğe kadar olan deniz) geniştir.
Bölgenin güney batısında (Menteşe yöresinde) dağların uzanışı değişmiştir. Dağlar burada K.batı-G.Doğu yönlüdür. Bu kıyılarda akarsu vadilerinin deniz suları altında kalması sonucu oluşan kıyı tipine Ria tipi kıyılar denir.
Manisa-Kula çevresinde volkanizma ile oluşmuş küçük koniler vardır.
İç kesimlerde yükselti artmakta ve dağların doğrultusu değişmektedir. Burada en önemli yüksek düzlük Yazılı kaya platosudur.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgenin batısında iç kesimlere kadar etkili olan iklim Akdeniz İklimidir. Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.
En sıcak ay ortalaması 27-28°C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık ortalama 17-18°C dir.
Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.
En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer.
Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir.
Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.
Bitki örtüsü maki dediğimiz bodur bitki topluluğudur. Maki; mersin, defne, kocayemiş, zeytin, zakkum, keçiboynuzu, kermez meşesi vb bitkilerden oluşur. Yüksek yerlerde ormanlar vardır (kızılçam ormanları) .
Bölgede Akdeniz iklimi güneyden kuzeye doğru enlemin, batıdan doğuya doğru da yükseltinin etkisiyle bozulur.
İç kesimlere doğru gidildikçe yükseltinin artması ve deniz etkisinden uzaklaşma sebebiyle karasal iklime geçilir. Bu sebeple iç kesimlerde kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Bitki örtüsü bozkırdır. Yükseklerde yer yer meşe ormanları vardır.
Akarsu ve Göller
Bölgenin başlıca akarsuları çöküntü ovalarını geçerek Ege Denizine dökülen Bakırçay, Gediz, K. ve B. Menderes akarsularıdır.
Yatak eğimleri az olduğundan akarsularda menderes olayının en fazla görüldüğü bölgemizdir. Döküldükleri denizde alüvyonları biriktirmek suretiyle delta ovaları oluşturmaktadırlar. Örnek: önceleri liman kenti olan tarihi Milet ve Efes kentlerinin bugün iç kesimde kalması.
Başlıca gölleri Marmara ve Bafa (Çamiçi) gölleridir.
Bu göller oluşum bakımından alüvyon set gölüne örnektir. Bölgede ayrıca Gediz’de Demirköprü, B.Menderes üzerinde Kemer ve Adıgüzel baraj gölleri vardır.
Ekonomik Faaliyetler
Tarım:
Bölgenin batısında bulunan verimli tarım alanlarında iklim şartları da elverişli olduğu için ticari tarım ürün çeşitliliği fazladır. Yetiştirilen ürünler;
Zeytin (%58): Bölgenin batısındaki çöküntü ovaları ve kenarlarında tarımı yapılabilmektedir. En fazla Edremit-Ayvalık-Burhaniye çevresinde yoğunluk kazanmıştır.
Üzüm (%40): Manisa, İzmir ve Denizli çevresinde üretilen çekirdeksiz üzümler kurutulmaktadır. Önemli ihracat ürünümüzdür.
Haşhaş(%86): Devlet kontrolünde Afyon başta olmak üzere , Uşak, Kütahya, Denizli ve son olarak ta Manisa’nın bazı ilçelerinde tarımı yapılmaktadır.
Tütün(%55): Bölgenin batısında Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli çevrelerinde tarımı gelişmiştir.
İncir(%82): En fazla Aydın çevresinde (B.ve K.Menderes ovalarında) tarımı yapılmaktadır.
Pamuk(%39): Bölgenin batısındaki bütün çöküntü ovalarında tarımı yapılmaktadır.
Patates: İzmir-Ödemiş çevresinde yoğun olarak tarımı yapılır.
Turunçgiller(%11): Bölgenin batısında İzmir’e kadar olan güney kıyılarında tarımı yapılır. Ayrıca iç kesimlere kadar (150-200 km) da sokulabilmektedir. Sebebi dağların denize dik olmasıdır.
Sebze(%20): Bölgenin batısında kışların ılık geçmesinden dolayı seracılık faaliyetleri ile sebze üretimi bütün yıl yapılabilmektedir.
Susam (%24): Batıdaki çöküntü ovalarında tarımı yapılabilmektedir.
Buğday(%10): Bölgenin her yerinde buğday yetiştirilebilmektedir. Ancak daha çok İç Batı Anadolu Bölümünde tarımı gelişmiştir.
Arpa(%14): Tarımı daha çok iç kesimlerde gelişmiştir.
Şeker Pancarı(%11): Afyon , Uşak, Kütahya çevresinde tarımı gelişmiştir.
Hayvancılık:
Büyük kentler çevresinde (İzmir-Manisa-Denizli) kümes hayvancılığı, Muğla, Aydın, İzmir, Manisa çevresinde
Arıcılık, kıyılarda balıkçılık( Bodrum-Marmaris kıyılarında sünger avcılığı da yapılır), Menteşe yöresinde kıl keçisi yetiştiriciliği gelişmiştir. Ayrıca şeker fabrikaları ile büyük kentler çevresinde büyük baş hayvancılık, iç kesimlerde de koyun yetiştiriciliği gelişmiştir.
Madenler:
Linyit: Türkiye’de en fazla linyitin çıkarıldığı ve en kaliteli linyitlerin bulunduğu bölgemizdir. Linyit yatakları fazla olduğu için termik santraller de fazladır.
Bölgede Linyit; Manisa(Soma), Aydın, Muğla (Yatağan ), Kütahya (Tavşanlı,Tunçbilek, Seyit Ömer, Değirmisaz) ve Denizli çevresinde çıkarılmaktadır.
Demir: Edremit (Kaz dağı) çevresinde çıkarılır.
Bor Mineralleri: Kütahya-Emet
Civa: İzmir (Ödemiş-Karaburun-Çeşme), Uşak (Eşme)
Tuz: İzmir-Çamaltı Tuzlası
Mermer: Afyon, Kütahya, Manisa çevresi
Krom: Kütahya, Muğla çevresi.
Zımparataşı: İzmir-Aydın-Muğla çevresi
Sanayi:
Marmara Bölgesinden sonra sanayinin en fazla geliştiği bölgemizdir.
Dokuma: Denizli, Aydın (Nazilli) İzmir, Manisa.
Petro-kimya: İzmir-Aliağa.
Deri-Kösele: İzmir, Manisa, Uşak
Şeker: Afyon, Uşak, Kütahya
Çini-porselen: Kütahya
Çimento: İzmir, Denizli, Afyon
Gübre: Kütahya,İzmir
Termik santral: Muğla (Yatağan-Gökova), Manisa-Soma, Kütahya( Tunçbilek-Seyitömer)
Jeotermal enerji santrali: Denizli-Sarayköy,aydın germencik
Halı-Kilim: Manisa (Kula,Demirci, Gördes), Kütahya (Simav), Muğla-Milas, Denizli-Tavas.
Kağıt: Afyon-Çay, İzmir
Otomotiv: İzmir
Elektronik eşya: İzmir, Manisa, Aydın-Nazilli, Denizli,
Mobilya: İzmir-Karabağlar
Deterjan: İzmir, Manisa
İlaç: İzmir
Sigara: İzmir, Manisa-Akhisar (Açılmayı bekliyor)
Seramik: Kütahya , Manisa (Turgutlu-Akhisar)
Tuğla-Kiremit: Manisa (Turgutlu-Salihli-Alaşehir-Akhisar), Aydın
Turizm:
Marmara Bölgesinden sonra turizmin en fazla geliştiği bölgemizdir. En fazla gelişen turizm etkinliği deniz turizmidir. Ayrıca tarihi eserler bakımından da zengindir.
Meryemana, Bergama, Bodrum, Sart ,Milet ,Pamukkale(Hieropolis) , Çavdarhisar bölgedeki başlıca antik kentlerdir.
Pamukkale travertenleri ile önemli turizm kentimizdir. Sağlık turizmi (Balçova,Çeşme, Pamukkale, Karahayıt, Eynal) ve milli parklar (Dilek yarımadası, Spil Dağı) diğer turizm kaynaklarıdır.
Nüfus ve Yerleşme
Marmara Bölgesinden sonra en fazla göç alan bölgemizdir. Göçlerle bölge nüfusu sürekli artmaktadır. Yaz döneminde bölgenin batısında turizm ve tarım işçi göçünden dolayı da mevsimlik nüfus artışı görülür.Nüfus genelde bölgenin batısındaki çöküntü ovaları kenarında toplanmıştır. İç kesimlerde nüfus seyrektir. Sebebi iklimin karasal olması, sanayinin gelişmemesidir. Kıyıda menteşe yöresi yer şekillerinin engebeli olmasından dolayı seyrek nüfuslanmıştır.
Bölümleri
ASIL EGE (KIYI) BÖLÜMÜ
Çöküntü ovalarının son bulduğu yere kadar devam eder. Önemli yerleşim birimleri; İzmir, Manisa, Denizli, Aydın ve Muğla’dır.
Akdeniz iklimi görülür.
Verimli tarım alanları geniş alan kaplar.Ticari tarım ürün çeşidi fazladır.
Sanayi ve ticaret gelişmiştir. Ticaretin gelişmesinde her yıl İzmir’de düzenlenen uluslar arası fuarın da etkisi vardır.
Türkiye’nin en büyük ihracat limanı olan İzmir Limanı bu bölümdedir. İzmir limanının gelişmesinde; hinterlandının geniş olması(iç kesimlerle bağlantısının iyi olması) ve çevresindeki tarım alanlarında ticari tarım ürünlerinin yetişmesi etkili olmuştur.
Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir.
ilk demiryolu Aydın-İzmir arasında yapılmıştır. Bugün Muğla hariç bütün illerinden demiryolu geçmektedir.
Türkiye’nin tek jeotermal enerji santralı Denizli–Sarayköy’dedir.
İlk dokuma fabrikamız Aydın-Nazilli’de açılmıştır.
Türkiye ekonomisine daha çok tarım, sanayi ve turizm yönüyle katkı sağlar.
İÇBATI ANADOLU BÖLÜMÜ
Afyon, Uşak ve Kütahya’yı içine alan bölümdür.
* Karasal iklim etkilidir. Tarım ürün çeşidi azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ş.pancarı ve haşhaştır.
* Sanayi gelişmemiştir.
* Nüfus seyrektir.
* Ekonomimize katkısı daha çok tarım ve hayvancılıktır.
|
|
|
|