Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,269
» Toplam Yorumlar 8,405

Detaylı İstatistikler

 
  Dostlarınız ve Sevdiklerinize Bir Fincan Kahve içecek Kadar Vakit Ayırın!
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:49 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Dostlarınız ve Sevdiklerinize Bir Fincan Kahve içecek Kadar Vakit Ayırın!


Bir gün bir profesör, felsefe dersindedir. Masasının üzerinde birkaç kutu vardır. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir kavanoz alır ve içerisini tenis topları ile doldurur.Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,

Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler.

Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar;

Onlar da ‘evet’ doldu derler.

Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taslarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler de koro halinde ‘evet’ derler.

Bu sefer, profesör masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveden birini alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!

Profesör öğrencilerin gülüşünü destekler ‘evet‘ diyerek;

‘Ben bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım’ der.

Şöyle ki;

Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir;

Dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.

O çakıl tasları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.

Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
‘Şayet kavanoza önce kum doldurursanız…’ Diye, anlatmaya devam eder,
‘çakıl taslarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.

Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arzeden şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.
Sıhhatinize dikkat edin.
Eşinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. Gerisi zaten hep kumdur….


Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar;
‘Pekiyi, o bir fincan kahve nedir?

Profesör gülerek: ‘ bu soruyu sorduğuna sevindim.’

Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinize bir fincan kahve içecek kadar vakit ayırın!’

Bu konuyu yazdır

  Azrail'in Güzelliği
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:45 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

AZRAİL in GÜZELLİĞİ

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serapı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm.

Ancak Serap"ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir"e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.

Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle
yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu.

Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

- "Doktor bey" dedi. "Ben size dargınım."

"Niçin?" diye sordum.

-"Siz dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz...?"

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak:

--"Doktora ulaşmak kolaydır" dedim. "Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü.

Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu. Vefatına bir hafta kala:

-"Doktor bey" dedi. "Ben ölürken ne söylemeliyim?"

-"Senin durumun çok özel" dedim. "Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince "MUHAMMED"" (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap"a sürekli morfin yapıyor ve Onu uyutmaya çalışıyorduk.

Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:

- "Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.

- Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "MUHAMMED" diyemezsem...?

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim. Ertesi gün Ona:

- Hiç korkma...! dedim. İğneyi vurdurabilirsin.

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:

- Doktor bey... Azrail bana nasıl görünecek?

-"Kızım" dedim. O bir melek değil mi...? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.

Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

- Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize
yaşandı...! dedi ve devam etti:

- Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve yataktan kalkması imkansız denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık.

Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

- Doktor beye söyleyin, dedi. Azrail, Onun söylediğinden de güzelmiş..

Bu konuyu yazdır

  Hastahane Odasi
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:41 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Hastahane Odasi

İki yatak ve hayat ile ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası..İkisi de yataktan kalkamayacak kadar hasta..


Yataklardan biri pencere önünde, diğeri duvar dibinde... Pencere kenarındaki sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta arkadaşına anlatıyor:


"-Bugün deniz dünden daha durgun... Rüzgar hafif esiyor olmalı... Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyor, kuğu gibi süzülüyorlar... Park mı?... ha, park henüz tenha. salıncakların ikisi dolu, ikisi boş... Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. Hep el eleler... Bir sıraya oturdular, gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlar. Erkek bilgiç tavırla bir şeyler anlatıyor. Ne kadar da bir birlerine yakışıyorlar...

Ah kardeşim görmelisin. Erguvanlar bugün çıldırmış... Öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış... Erikler desen keza, tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş, gelinler gibi. İşte parkın neşesi çocuklar geldi. Ellerinde rengarenk uçurtmalar, balonlar... Umutlarını göğe uçuruyorlar.

Bugün martıların keyfine diyecek yok. Masmavi denizin üzerinde gösteri uçuşu yapıyorlar, arada bir suya şöyle bir dokunup günlük yiyeceklerini topluyorlar"...
Bu böyle hergün sürüp giderken, her gördüğünü anlatıp dururken ansızın yeni bir kalp krizi geçirir pencere yanındaki adam...

Duvar dibindeki düğmeye bassa doktoru çağırabilir ve belki de arkadaşı kurtulabilir.
Ama …. ama yapmıyor işte.

Şeytan karışıyor işe. Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek, bugüne kadar kulaklarıyla duyduklarını gözleriyle de görecek..

Bunları düşünür ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür.

Ertesi gün duvar dibindekini yatağından pencere kenarındaki yatağa taşırlar.

Beklediği an gelmiştir artık. Yattığı yerden pencereden dışarıya bakar... Dışarıda kapkara bir duvar...

İyi ama ölen arkadaşının anlattıkları neydi o zaman … “ Ölen arkadaşı , oda arkadaşının moralini yükseltmek ve bir an önce iyileşmesini sağlamak için, siyah duvarı gördüğü halde , arkadaşına toz pembe hayallerini anlatmıştir . . .

Bu konuyu yazdır

  Herkesin sirti yüklüymüs
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:38 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Herkesin sirti yüklüymüs

Delilerin-velilerin çok olduğu o eski zamanlardan birinde,
DELİNİN biri camiye girer,belli ki namaz kılacak..
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır..
Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..

Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar..
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.

Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan..
Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile..
İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar..

İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:

“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın?
Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar

“Âdetiniz böyle değil mi?”

“Ne âdeti?!” der Hoca..

Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..

Der ki meczub bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!

Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der..

“Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”..

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..

Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı..

Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..”

Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca;

“ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar.

O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!

Aynen doğrudur dedikleri çünkü;
Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda,
kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını,
biri onaracağı kapıyı,
diğeri lokantasında pişireceği yemeği..
Biri açtır aklında yiyeceği tavuk,
birinin sırtında sevdiği kadın,
diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca..

O da der ki:
“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!

Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda..

“Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.”

Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet..

Ya işte böyle Bu kadardır hikaye..

Bize düşen ibret almak..

Bu konuyu yazdır

  Allah i Görmeyi Sevmenin Fazileti
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:36 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Allah i Görmeyi Sevmenin Fazileti

Haris bin Ebi Evfanin Hiristiyan bir Komşusu vardi.
Hiristiyan bir gün hastalanip ölüm döşegine düşdü.Harise onun ziyaretine gitmişdi.Haris hiristiyan komşusuna:
- Müslüman ol , Cennete girmeni sana garanti ederim. Cünkü cennetin benzeri yoktur, cennetde şöyle sifatda huriler var, şöyle sifatda köşkler var dedi.
Hiristiyan
-Ben daha üstününü isterim, dedi
- Sen müslüman ol, Ben sana cennetde Allah i görmeni garanti ederim.dedi
- işde şimdi müslüman olurum, cünkü Allahi görmekten üstün şey yokdur ,dedi ve müslüman oldu.
öldügünden bir müddet sonra, Harise onu rüyasinda gördü ve ona sordu:
-Sen felan degilmisin
-Evet felanim, dedi.
- Allah sana nasıl muamele etdi diye sordu.
-Ruhum bedenimden ayrildigi vakit, Allah onu arşa götürdü ve bana "Beni görmege olan şevkinden dolayi iman etdin, Bende sana rizami ve Cemalimi nasip etdim." Buyurdu, dedi
Harisde:
- Allahu Tealanin sana olan inam ve ihsanina hamdü senalar olsun, dedi.  

Bu konuyu yazdır

  Hüküm ve Hakimligin Ceşitleri
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:33 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Hüküm ve Hakimligin Ceşitleri


ibrahim as. zamaninda hüküm vermek ateşe verilmişdi ve hakli olan elini ateşe sokarsa onu yakmazdi haksiz olan sokarsa onu yakardi buna göre hüküm verilirdi.



Musa aleyhisselam dönemindede asaya verilmişdi hüküm. hakli olana tuttugunda haraket etmez, haksiz olana tuttugunda hareket ederdi.



Süleyman aleyhiselam zamaninda da hüküm rüzgara verilmişdi hakli olani etkilemez haksizi yukari kaldirirdi.



Zülkarneyn aleyhiselam dönemindede suya verilmişdi


Davud aleyhisselam döneminde bir zincire verilmişdi hakli olan ona ulaşabilir haksiz olan ulaşamazdi.

Peygamberimiz döneminde ise Yemin Delil ve şahit ibraz etmekle hüküm verildi.

Bu konuyu yazdır

  Salihlerin ibadeti
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:30 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Salihlerin ibadeti


sam bin Yusuf, Hatem El-Esam in meclisine gelip, ona bir hususta itiraz etmek ister ve Hateme

--Ya Abdurrahman, sen namazi nasil kiliyorsun? diye sorar. Hatem,yüzünü isama cevirerek şöyle cevap verir:

--Namaz vakti geldigi zaman kalkip bir zahiri abdest bir batini abdest alirim.Bunun üzerine isam:

--Batini abdest nasil alinir? der. Hatemde şöyle der:

--Zahiri abdest ile yikanmasi gereken azalari su ile yikayip alirim,Batini abdest ile de azalarimi yedi şey ile yikarim.Tevbe etmek, pişman olmak, dünya sevgisini terk etmek, kin ve hasedi terk etmekle. Böylece abdest aldiktan sonra mescide giderim, tüm azalarimla kibleye dönerim, kabeyi görürüm, ümitle korku arasinda namaza dururum.Namazda iken Allah in beni gördügünü, sagimda cennetin, solumda cehennemin, arkamda ölüm meleginin bulundugunu görürüm. Kendimi sanki sirat köprüsünde sanarak bu kildigim namaza son namazimdir derim. sonra niyyet edip tekbir alirim. tefekkürle okurum,tevazu ile ruku eder, icten aglayip niyaz etmekle, secde ederim.Ümitle oturup dualari okurum ve ihlasla selam veririm,işte otuz senden beri benim kildigim namaz böyledir.

Bunlara cevaben isam bunu senden başkasi yapamaz der.

Bu konuyu yazdır

  II.Abdülhamid'in Duası
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:27 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

II.Abdülhamid'in Duası

   Necip Fazıl Kısakürek'in hazırlamış oldugu Ulu Hakan II Abdülhamit Han adlı kitabında geçen dua

   Allahım helal etmiyorum!
   Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum!
   Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili’nin (Salallahu Aleyhi ve Sellem) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!

   Allahım!
   Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allahım!

   Ya Âdil!
   Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun!
   Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın?..

   Fakat yâ Rahman!..
   Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz!
   Bize acı!
   Resûlünün, Sevgilinin, Kainatın Efendisinin nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et!

   Yâ Kâdir!
   Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir.
   Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!

   Ya Ma’bud !..
   Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum!
   Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!..
   Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum!
   Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım!
   Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda Seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!

   Yâ Sübhan!
   Şu titrek elleri, Kıyamet gününde sana
   “Ümmetim, ümmetim!”
   diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi
   “Milletim, milletim!”
   diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme!
   Milletimi evvelâ “Ba’sü ba’de’l-mevtsiz” bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!..
   Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı.
   Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allahım!
   Ayakta duramaz, haldeyim!
   Vadem ne gün dolacak Allahım?..

   Necip Fazıl Kısakürek
   (Ulu Hakan II.Abdülhamid Han)


   Kaynak:NETPANO.COM ÖZEL

Bu konuyu yazdır

  Kur'an Fransa'dan kuvvetli ise ben ne yapayım ?
Yazar: RasitTunca - 06-18-2018, 04:24 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları - Yorum Yok

Kur'an Fransa'dan kuvvetli ise ben ne yapayım ?

   Cezayir’in istilasından yüz sene geçtikten sonra bir Fransız hakimi Cezayir’de şunları söylüyor: “Müslümanları yenebilmemiz için Kur’an’ı ellerinden almalı ve kalplerinden söküp atmalıyız!”

   Bu ve buna benzer konuşmalar ve mesajlar neticesinde alınan kararlar, Fransa’da garip uygulamalara sebep oldu. Cezayirli Müslüman gençlerin kalbinden Kur’an’ı Kerim'i, hayatlarından da tesirlerini kaldırmak için çalışmalara başladılar.

   Pilot bir çalışma olarak Cezayir’den on tane Müslüman genç kızı alarak Fransa’ya getirdiler. Onları Fransız okullarına kaydettiler. Fransız elbiseleri giydirdiler. Fransızca’yı öğretip kültürlerini de iyice telkin ettiler. Artık bu Müslüman kızlar, her şeyleriyle Fransız’a benzemişlerdi.

   Aradan on sene kadar bir zaman geçtikten sonra, bu Müslüman kızların her şeyleriyle Fransızlaştıklarını ve bu konuda uyguladıkları metodla ne kadar başarılı olduklarını herkese göstermek için büyük ve geniş katılımlı bir tören düzenlediler.

   Bu törene; bakanlar, üst düzey bürokratlar, gazeteciler, Fransızların bu politikasını destekleyen yabancı diplomatlar ve daha pek çok kimse davet edildi. Ancak törenin daha başında davetliler, hiç beklemedikleri bir sürpriz ile karşılaştılar.

   Çünkü gözler tam sahneye çevrilip, heyecanlı bir sessizlik ortalığı kaplamıştı ki, her şeyleriyle Fransızlaştıkları söylenen Cezayirli Müslüman kızlar, kendi inançları doğrultusundaki İslâmî kıyafetleriyle salona girivermişlerdi.
   Bir anda salon, hayret nidaları, çığlıklar, gürültüler, bağrışmalarla doldu. Bazıları ayağa fırlayıp feryad ediyordu.

   - Fransa, yüz küsür senedir Cezayir’de ne yaptı?

   Fransa’nın müstemlekeler bakanı Lachost, perişan bir şekilde ayağa kalkıp çaresizlik içinde şu cevabı verdi:

   - KUR’AN FRANSA’DAN DAHA KUVVETLİ İSE BEN NE YAPAYIM?!

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca