| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Zekeriyyâ ve Yahya Aleyhisselâmlar |
|
Yazar: RasitTunca - 07-22-2018, 03:37 AM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum (1)
|
 |
Zekeriyyâ ve Yahya Aleyhisselâmlar
Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleki:
Zekeriyyâ b.Berahyâ[1] Aleyhisselâmın soyu, Süleyman b.Dâvûd Aleyhisse-lâmlara[2],
Süleyman b.Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da, Yehûza b.Yâkub Aleyhisselâ-ma dayanır. [3]
Zekeriyyâ Aleyhisselâm, böyle Enbiyâ oğullarından olduğu için, Beytülmakdis´-te, vahiy yazardı.
Zâten, Enbiyâ oğullarından[4] veya İsrail oğullarıyla onların bilginlerinden[5] olup ta[6], kendisin[7] veya neslini Beytülmakdisin hizmetine vakf ve habs etmeyen bir kimse yoktu ki. [8]
Zekeriyyâ Aleyhisselâm; İsrail oğullarının hem Peygamberi, hem de, Din Bilginleri ve Danışmanları Başkanı idi.[9] Kendisi, marangozdu da.[10]
Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Peygamberliği:
İsrail oğullarına en son gönderilen Peygamberler: Dâvûd Aleyhisselâm Hanedanından:
Zekeriyyâ,
Yahya b.Zekeriyyâ,
İsâ b.Meryem Aleyhisselâmlardı. [11]
Bu hususta Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:
"Biz, ona (İbrahim´e) İshak ile Yâkub´u ihsan ettik, ve her birini, Hidâyete (Nübüvvete) erdirdik.
Daha önce de, Nuh´u ve onun neslinden Davud´u, Süleyman´ı, Eyyûb´u, Yûsuf´u, Musa´yı ve Harun´u da, Hidayete (Nübüvvete) kavuşturduk.
Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.
Zekeriyyâ´ya, Yahya´ya, İsa´ya ve İlyas´a da (böyle Hidayet, Nübüvvet) verdik.
Onların hepsi, Sâlihlerdendi. [12]"
Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Allâh´dan Bir Oğul Dileyişi Ve Yahya Aleyhisselâmla Müjdelenişi:
Zekeriyyâ Aleyhisselâm; 92[13] veya 99[14], ya da, 120 yaşında, zevcesi de, 98 yaşında bulunduğu sırada[15] idi ki, ne zaman Hz.Meryem´in Mesciddeki odasına uğrasa, onun yanında, kış mevsiminde yaz meyvası, yaz içinde de, kış mey-vası bulur[16], ona:
"Ey Meryem! [17] Bu, sana, nereden geliyor " diye sorar, o da: "Bu, Allah tarafından!" diye cevap verirdi. [18]
Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Hz. Meryem´e, böyle, kış mevsiminde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası ihsan edildiğini görünce:
"Meryem´e, bunu, yapan, benim zevcemi de, doğum yapmağa elverişli yapmağa kadirdir!" diyerek kendisine bir oğul ihsan buyurması için Yüce Allah´a dua etti. [19]
Bu husus, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
"Zekeriyyâ´yı da (an!):
Hani, o, Rabb´ine:
Rabbim! Beni, yalnız başıma bırakma!
Sen, Vârislerin, en hayırlısısın! diye niyaz etmişti.
Biz, onu(n)da, (bu duasını) kabul ve kendisine, Yahya´yı, ihsan ettik.
Zevcesini, (doğurmaya) sâlih (elverişli) kıldık.
Hakikat, (bütün) bunlar (bu Peygamberler) hayr işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize düa ederlerdi.
Onlar, bizim için, derin saygı gösterenlerdendi[20]"
"(Bu) Kulu Zekeriyyâ´ya, Rabbinin rahmetini anışıdır:
O, Rabbine, gizlice niyaz ettiği zaman:
Ey Rabb´im! Hakîkatan. ben... Benim, kemiğim yıpradı.
Başımın saçı, tutuştu (saçlarım ağardı, ihtiyarladım)
Rabb´im! Ben, Sana, ne düa etmişsem, bedbaht (ve mahrum) olmadım.
Hakikatan, ben, kendimden sonra, yerime gelecek akrabamdan endişeye düştüm. Zevcem de, kısırdır.
Binâen aleyh, bana, tarafından (ve kendi sulbümden) bir oğul ihsan et! ki, bana da, mirasçı olsun, Yâkub Hanedanına da, mirasçı olsun.
Rabbim! Sen, onu rızana kavuştur! demiştir. [21]
Orada, Zekeriyyâ, Rabb´ına:
Rabb´im! Bana, Senin tarafından, çok temiz bir zürriyet ihsan et!
Muhakkak, Sen, duayı hakkıyle işitensin! diye dua etti.
O, Mihrabda durup namaz kılarken, Melekler, ona (şöyle) seslendi:
"Gerçekten, Allah, sana, Kendisinden bir Kelime´yi (Kün emrile yaratılan İsa´yı) tasdik edici bir Efendi, nefsine hâkim ve Şilinlerden bir Peygamber olmak üzre Yahya´yı, müjdeler!´[22]
"(Allah):
Ey Zekeriyyâ! Hakikatan, sana, Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki, bundan önce, biz, ona, hiç bir (kimseyi) adaş yapmamıştık!" buyurdu. [23] (Zekeriyyâ):
Rabb´im! Benim nasıl bir oğlum olabilir ki Zevcem, bir kısırdır. Ben ise, ihtiyarlığın son haddine varmışım! dedi. [24] "...(Allah):
Öyledir. (Fakat), Allah, ne dilerse, yapar!" buyurdu. [25] (Zekeriyyâ):
Ey Rabb´im! Bana (bu hususta) bir nişan ver! dedi. (Allah): senin nişan ´ır[26]: sapa sağlam olduğun hald[27], sâde bir işaretten başka[28], üç gece, insanlarla konuşamaman[29], insanlara, üç gün söz söyleme-mendir.
Bununla beraber, Rabb´ini, çok an ve akşam, sabah, onu, Teşbih et!" buyurdu. [30]
Derken (Zekeriyyâ), Mescidinden, kavminin karşısına çıkıp onlara:
"Sabah, akşam Tesbihde bulununuz!" diye işaret verdi. [31]
[attachment=52751]
Yahya Aleyhisselâmın Doğuşu:
Yahya Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmdan altı ay önce doğdu. [32]
İsâ Aleyhisselâmdan altı ay büyüktü. [33]
Yahya Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
Yahya Aleyhisselâm:
Güzel yüzlü, Çatık kaşlı, Seyrek saçlı[34], Uzunca burunlu[35], İnce sesli, Kısa parmaklı idi. [36]
Yahya Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
Yüce Allah; Yahya Aleyhisselâm hakkında Kur´ân-ı kerimde şöyle buyurur:
"(Ona, çocukluğunda):
Ey Yahya! Kitabı, kuvvetle tut! (dedik)
Henüz sabi iken, ona, Hikmet verdik (Tevratı, öğrettik)
Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik)
O, çok Müttakî idi.
Anasına, Babasına da, itaatli idi, bir serkeş ve âsî değildi.
Dünyaya getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de, ona, Selâm olsun!" [37]
Yahya Aleyhisselâma[38] yaşıtı olan çocuklar:
"Ey Yahyâ! [39] Bizimle gel de, oynayalım " dedikleri zaman[40]
"Biz, oyun için, yaratılmadık![41] Ben, oyun için, yaratılmadım! derdi. [42]
Sekiz yaşında Beytülmakdis´in hizmetine girip on beş yaşına kadar orada, gündüzleri hizmet, geceleri de feryad ederek ağlardı. [43]
Yahya Aleyhisselam, çocukluğundan beri[44], Yüce Allah´a tâatta[45] çok gay-retli[46], güçlü[47], Allah´a´ibâdet ve tâatta insanların ulusu idi[48]
Kıldan dokunmuş elbise giyer, arpa ekmeği yerdi.
Yahya Aleyhisselâmın; ne bir dinarı, ne bir dirhemi, ne de barınacak bir meskeni vardı[49].
Gece, kendisini, nerede bürürse, orada kalırdı. Ne bir kölesi, ne de bir cariyesi vardı.
Allah´a, çok ibâdet eder, Cehennem korkusuyla, ağlar dururdu. Zekeriyyâ Aleyhisselam; halk´a va´z edeceği zaman cemâat arasında Yahya Aleyhisselam, bulunursa, ne cennetten, ne de, cehennemden bahsederdi. [50]
İsâ Aleyhisselam; Yahya Aleyhisselâmla karşılaştıkça,o nu, hep hüzünlü ve tasalı bulurdu. Bir gün ona:
"Ey Yahya! Ben, seni hep, hüzünlü ve tasalı görüyorum Yoksa, sen, Yüce Allah´ın Rahmetinden ümid mi kestin " dedi. Yahya Aleyhisselam: "Ben de, seni, hep sevinçli görüyorum!
Yoksa, sen Yüce Allah´ın Mekrinden (ibtilâ ve imtihanından) emin mi oldun " dedi.
Bu hususta inen Vahy ile İsâ Aleyhisselâmın sözü doğrulandı[51].
Yahya Aleyhisselam; İsrail oğullarının Bayramlarında ve toplantı yerlerinde durup va´z eder, onları Yüce Allah´a ibâdete davet ederdi. [52]
Hârisül´eş´arî´nin, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmdan rivayetine göre:
Yüce Allah; Yahya b. Zekeriyyâ Aleyhisselâma, hem kendisi amel etmek, hem de amel etmelerini İsrail oğullarına emretmek üzre, beş kelime emretmişti.
Kendisi, bu hususta, biraz ağır ve yavaş davranmca, İsâ Aleyhisselâm, ona:
"Sen, hem kendin amel etmek, hem de amel etmelerini İsrail oğullarına emretmek üzere, beş kelime ile emrolunmuştun.
Bunu, İsrail oğullarına, ya sen tebliğ edersin, ya da, ben tebliğ ederim!" deyince Yahya Aleyhisselâm:
"Ey Kardeşim, Sen, bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen, ben azaba uğramamdan veya yere batırılmamdan korkarım!" dedi ve hemen İsrail oğullarını, Beytül-maktis´de topladı.
Beytülmakdis, İsrail oğullan ile doldu.
Yahya Aleyhisselâm, yüksek bir yere oturup Allah´a hamd´ü sena ettikten sonra şöyle dedi:
"Yüce Allah, bana, hem kendim amel edeyim, hem de amel etmenizi size emredeyim diye beş Kelime emretti.
Onların ilki:
Kendisine, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, Allah´a ibâdet etmenizdir.
Bunun misâli:
Öz malı olan altun veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki köle, çalışmasının kazancını, Efendisinden başkasına ödeyordur.
Hanginiz, kölesinin böyle davranmasına sevinir, razı olur Hiç kuşkusuz, sizi Yüce Allah, yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, ibâdet ediniz! Allah, namaz kılmanızı, size emretti. Namaza durduğunuzda, yüzünüzü, sağa sola çevirmeyiniz.
Şüphe yok ki, Yüce Allah, kulu, yüzünü başka tarafa çevirmedikçe, hep ona yöneliktir.
Allah, size, orucu, emretti. Bunun misâli:
Yanında misk kesesi olduğu halde, bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer.
Hiç şüphesiz, oruçlunun ağzının kokusu, Allah katında, misk kokusundan daha güzeldir.
Allah, size Sadakayı, emretti.
Bunun misâli:
Düşmanın esir edip ellerini, boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki, o
"Canımı, elinizden kurtarmak için, size bir fidye, kurtulmalık versem olmaz mı " diyerek kendisini, onlardan kurtarıncaya kadar, az çok kurtulmalık akçesi öder durur.
Allah, size Allah´ı, çok zikretmenizi, anmanızı da, emretti. Bunun misâli:
Düşmanın, kendisini, sür´atle tâkıb ettiği bir kimseye benzer ki, sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır.
İşte, kul da, Allah´ı zikir ile meşgul oldukça, şeytandan böyle korunur." [53]
İsrail Oğullarının Yahya Aleyhisselâma Kimliğini Ve Görevini Sormaları:
Yuhanna´ya göre:
İsrail oğulları; üç Peygamberin gelmesini beklemekte idiler.
İlki: tekrar geleceğini sandıkları İlya,
İkincisi: Mesîh İsâ Aleyhisselâm,
Üçüncüsü de, herkesin bildiği ve kendisinden, sâdece (O Peygamber) diye bahs ettiği Peygamberdi.
Bunun için, İsrail oğulları, Yahya Aleyhisselâma: "Sen kim´sin " diye sordular.
Yahya Aleyhisselâm:
"Ben, Mesîh değil´im!" dedi.
İsrail oğulları:
"Öyle ise, nesin
Sen, İlya mısın " diye sordular.
Yahya Aleyhisselâm:
"Değil´im!" dedi.
İsrail oğulları:
"Yoksa sen, O Peygamber´misin " diye sordular.
Yahya Aleyhisselâm:
"Hayır! Değil´im!" dedi.
İsrail oğulları:
"O halde, sen kim´sin " diye sordular.
Yahya Aleyhisselâm:
"Ben, İşa´yâ Peygamber´in dediği gibi: (Rabb´ın yolunu, düzeltiniz! diye çölde çağıran´ın sesiyim!"
"Aranızda, biri duruyor da, siz onu bilmiyorsunuz.
Benden sonra gelen, O´dur.
Ben, O´nun çarığının bağını çözmeye lâyık değilim!" dedi.[54]
Rivayete göre: Yahya Aleyhisselâm, otuz yaşında iken, Ürdün ırmağında İsâ Aleyhisselâmla buluştu. [55]
Şam´a gidip İsâ Aleyhisselâmla orada buluştuğu zaman da halkı, Allah´a ibadete davetten geri durmadı.[56]
İsâ Aleyhisselâmın, Yahya Aleyhisselâmı, on iki Havarisinin başında, halka, Allah´ın emir ve nehiylerini bildirmek üzere, gönderdiği de, rivayet edilir. [57]
İsrail Oğullarının Yahya Ve Zekeriyyâ Aleyhisselâmları Şehid Etmeleri:
İsrail oğulları; Bâbil esaretinden, Beytülmakdis´e döndükten sonra, [58] Beytül-makdis´i, imar ettiler. [59]
İşlerini, düzelttiler. [60]
Oldukça da, çoğaldılar. [61]
Fakat, bir takım kötülükler ihdas etmekten de, geri durmadılar.
Bununla beraber, Yüce Allah, onlara[62], onların üzerlerine, fazlu rahmetini[63], tekrarlıyor, Peygamberler gönderiyordu.
İsrail oğulları ise, gönderilen Peygamberlerden bir kısmını, yalanlıyor, bir kısmını da, öldürüyorlardı.
İsrail oğullarına, en son gönderilen Peygamberler de, Dâvûd Aleyhisselâm Hanedanından Zekeriyyâ, Yahya ve İsâ Aleyhisselâmlardı. [64]
İsrail oğulları, en sonunda, Yahya ve Zekeriyyâ Aleyhisselâmları da şehid ettiler. [65]
Rivayete göre: Yahya Aleyhisselâm Şehid edilişi, İsâ Aleyhisselâmın otuz üç yaşında semâya kaldırılışından[66] bir buçuk bir yıl önce olduğuna[67], o zaman, İsâ Aleyhisselâm, otuz bir bucuk yaşında olup Yahya Aleyhisselâm da, ondan, altı ay büyük olduğuna göre [68] otuz iki yaşında şehid edilmişti.
Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!
İsrail oğulları, Zekeriyyâ Aleyhisselâm hakkında da:
"Onu (Hz.Meryem´i), Zekeriyyâ´dan başka, kimse hâmile bırakmış olamaz!
Onun yanına, hep o, girer[69], onun yanından da, o, çıkar dururdu!" dediler.
Zekeriyyâ Aleyhisselâmı öldürmek için[70], aramağa başladılar.
Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlardan kaçtı, [71] ise de, sonunda, kendisini yakaladılar [72] ve şehid ettiler. [73]
Gerek Yahya Aleyhisselâmın, dînen yasak olan bir evliliğe ve ilişkiye rıza göstermemesi [74];
Gerek Yahya Aleyhisselâmın doğumuyla müjdelenen ve ihtiyarlığın son haddine varmış bulunan ve:
"Benim nasıl bir oğlum olabilir " diye hayretini ve aczini dile getiren ve kendisinin, böyle olduğu, Allah tarafından da, doğrulanıp kendisine bir Mucize olarak ihsan edileceği açıklanan[75] Zekeriyyâ Aleyhisselâma zina isnad edilmesi, kendilerinin şehid edilmeleri için, birer bahane idi.[76]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Yâkubî-Tarih C.1.S.68.
[2] Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.62, Sâlebî-Arais s.371, İbn.Asâkir-Tarih c.5,s.381, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s. 137.
[3] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.55.
[4] İbn.Asâkir-Tarih c.5,s.381.
[5] Sâlebî-Arais s.371.
[6] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Asâkir-Tarih c.5,s.381.
[7] İbn.Asâkir-Tarih C.5.S.381.
[8] Sâlebî-Arais s.371.
[9] Sâlebî-Arais s.372.
[10] Abdurrezzak-Musannef c. 11 ,s 308, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O5, Deylemî-Elfirdevs c.3,s.272, İbn.Asâkir-Tarih c.5,s.381, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.49.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/291.
[11] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.370, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O3
[12] En´am: 84-85.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/291-292.
[13] Sâlebî-Arais s.375, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.30O.
[14] Sâlebî-Arais s.375.
[15] Sâlebî-Arais s.375, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.30O.
[16] Sâlebî-Arais s.373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[17] Sâlebî-Arais s.373.
[18] Sâlebî-Arais s.373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[19] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[20] Enbiyâ: 89-90.
[21] Meryem: 2-6.
[22] Âl-i İmran: 38-39.
[23] Meryem: 7.
[24] Âl-i İmran: 40, Meryem: 8.
[25] Âl-i jmran: 40.
[26] Âl-i İmran: 41, Meryem: 10.
[27] Meryem: 10.
[28] Âl-i İmran: 41.
[29] Meryem: 10.
[30] Âl-i İmran: 41.
[31] Meryem: 11.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/292-294.
[32] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.375, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.300.
[33] Sâlebî-Arais s.375.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/294.
[34] Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.300.
[35] Sâlebî-Arais s.376.
[36] Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil d.s.300.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/294.
[37] Meryem: 12-15.
[38] Dört yaşında bulunduğu sırada (Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.355).
[39] İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar c.2,s.317, Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O1.
[40] Ahmed b.Hanbel-Ezzühd s.97, İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar c.2,s.317, Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O1.
[41] Ahmed b.Hanbel-Ezzühd s.97.
[42] İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar C.2.S.317, Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O1.
[43] İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar c.2,s.317,318.
[44] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3OO.
[45] Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.300.
[46] Sâlebî-Arais s.376.
[47] Sâlebî-Arais s.376, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3OO.
[48] Sâlebî-Arais s.376.
[49] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O1, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.51-52.
[50] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O1.
[51] Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.355.
[52] Sâlebî-Arais s.376.
[53] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.2O2, Tirmizi-Sünen c.5, s.148-149.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/294-297.
[54] Yuhanna incili Bab: 1, Fıkra: 19-27.
[55] Taberî-Tarih c.2,s.13.
[56] Taberî-Tarih c.2,s.13, Sâlebî-Arais s.376.
[57] Taberî-Tarih c.2,s.13, Sâlebî-Arais s.379, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.332.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/297-298.
[58] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.370, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O3.
[59] Taberî-Tarih C.2.S.16, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O3.
[60] Şâlebî-Arais s.370.
[61] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O3.
[62] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.370, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O3.
[63] Sâlebî-Arais s.370.
[64] Taberî-Tarih c.2,s.16, Şâlebî-Arais s.370, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.303.
[65] Taberî-Tarih c.2,s.16, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.303-304.
[66] Yâkubî-Tarih c.1,s.79, Sâlebî-Arais s.403, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s,356, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.95.
[67] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7.
[68] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.375, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.30O.
[69] Taberî-Tarih c.2,s.22, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[70] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[71] Taberî-Tarih c.2,s.22, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[72] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[73] Dineverî-El´ahbar s.41, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[74] Taberî-Tarih c.2,s.13-14, Sâlebî-Arais s.378-380, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.301-302.
[75] Meryem: 8-9.
[76] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/298-299.
|
|
|
İsâ Aleyhisselâm |
|
Yazar: RasitTunca - 07-22-2018, 03:25 AM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum (1)
|
 |
İsâ Aleyhisselâm
İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem´in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:
Hz. Meryem´in babası İmran b.Mâsân olup Hub´um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]
Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danışmanlarından idiler.[2]
Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya´ (İşa´) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân´ın zevcesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]
Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem´in annesi idi.[4]
Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, kendisinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]
Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:
"Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis´e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzerime, borç olsun!" dedi.[8]
Hanne´nin bu adağı, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
"Hani, (İmran´in) karısı:
Rabb´im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım.
Benden olan bu (adağı) kabul et!
Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!" demişti.[9]
Adanılan çocuk; Mescid´in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı.
Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp gitmesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11]
Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı.
Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğramaları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12]
Hanne; Hz.Meryem´e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran "Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın !
Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü !" dedi.
İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]
Hanne, Hz.Meryem´e gebe iken, İmran vefat etti.[14]
(Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken,
"Rabb´im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum.
Erkek, kız gibi değildir.
Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum.
Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmarlarım!" dedi.[15]
Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada ibadete -Mahrem olması, za´fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulunmaması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti.
Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid´e götürdü.
Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidinde sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]
Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.
Hanne, onlara;
"Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!" deyince, namaz İmamları ve kurbanlarının Vazifelisi İmran´ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çekiştiler.
Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:
"Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır." dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:
"Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakılacak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21]
Fakat, biz, onun hakkında kur´a çekelim.[22]
Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!" dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.
Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun dibine çöktü.
Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem´in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yahya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24]
Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26]
Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid´de, onun için, bir oda yaptırdı.
Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28]
Kabe´nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30]
Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.
Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusunu... götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi.
Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:
"Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor !" diye sorar, o da:
"Bu, Allah tarafından!" diye cevap verirdi.[33]
Bu hususta Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:
"Bunun üzerine, Rabb´i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti.
Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü.
(Zekeriyyâ´yı da), ona (bakmağa) memur etti.
Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab´a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:
"Meryem! Bu, sana, nereden geliyor !" dedi.
Oda:
"Bu, Allah tarafından!
Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!" dedi. [34]
(Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir.
Meryem´i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin.
(Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem´le ilgili Hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran´ın kızı Meryem idi.
Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice´dir."[36]
"Cennet [37] kadınlarının üstünü:
Hatice bint-i Huveylid,
Fâtıma bint-i Muhammed,
Meryem bint-i İmran,
Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım´dır." [38]
Hz. Meryem´in Hâmile Oluşu Ve İsâ Aleyhisselâmı Doğuruşu:
Hz.Meryem; Mesciddeki odasında, kendisini, öyle ibâdetlere vermişti ki, bu hususta, o zamanda, kendisinin bir benzeri daha yoktu.
Hattâ kendisinde, Zekeriyyâ Aleyhisselâmı bile imrendirecek bir takım fevkal´-âde haller zuhur ve melekler, kendisine, hitab etmeye, müjdeler vermeye başlamıştı.[39]
Bu husus, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
"Hani, Melekler:
Ey Meryem! demişti, şüphesiz ki, Allah, sana, seçkin bir hususiyet verdi.
Seni, tertemiz (büyüttü).
Seni, âlemlerin kadınları üzerine, mümtaz kıldı.
Ey Meryem! Huşu ile Rabb´ın Dîvanına dur, secdeye kapan [40]
(Allah´a) Rükû edenlerle birlikte Rükû et, eğil (cemaatla namaz kıl [41]
Melekler:
"Ey Meryem! Allah, Kendinden bir Kelime´yi, sana, müjdeliyor:
Onun adı: İsâ, (lakabı) Mesîh. (Sıfatı): Meryem oğludur.
Dünyada da, Âhirette de, sânı, yücedir.
(Kendisi, Allah´a) çok yakınlardandır da.
Beşiğinde de, yetişkinlik halinde de, insanlara söz söyleyecektir.
(O) Sâlihlerdendir!" dediği zaman da, (Ey Resulüm! Sen, onların yanında değildin.[42]
Hz.Meryem; yirmi [43] veya on beş, ya da, on üç yaşında bulunduğu sırada idi ki, Cebrail Aleyhisselâmla karşılaşmıştı. [44]
Gerek bu karşılaşma ve gerek İsâ Aleyhisselâma hâmile kalış hâdisesi, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
"Kitabda, Meryem (kıssasını)da, an!
Hani, o ailesinden ayrılıp şark tarafında bir yere çekilmişti.
Sonra, onların önünde bir perde edinmiş (çekmiş)ti.
Derken, biz, ona, Rûh´umuzu (Cebrail´i) göndermiştik te, o, kendisine, hilkati tam (genç) bir beşer şeklinde görünmüştü.
(Meryem, ona):
Doğrusu, ben, senden, Esirgeyici´ye (Allah´a) sığınırım!
Eğer, sen, fenalıktan hakkıyle sakınan (bir insan) isen, (çekil yanımdan) dedi.
(Ruh da):
Ben, ancak, sana (günahlardan) pâk bir oğul verme(ye vesile olmak) için, (o sığındığın) Rabb´ının (gönderdiği) Elçisiyim! dedi.
O (Meryem):
"Benim, nasıl bir oğlum olacakmış !
Bana, bir beşer dokunmamıştır!
Ben, bir iffetsiz de, değilim! dedi.
(Ruh: Evet!) öyledir!
(Fakat) Rabb´in:
Bu, bana göre, pek kolaydır!
Çünki, biz, onu, insanlara bir âyet (bir Burhan) ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız.
Zâten, bu iş, olup bitmiştir! buyurdu dedi. [45] Meryem:
Ey Rabb´im Bana, bir beşer, dokunmamışken, benim nasıl çocuğum olabilir !" dedi.
(Allah):
Öyledir!
(Fakat), Allah, ne dilerse, yaratır.
(O) bir işe, hükmedince, ona, ancak: ol! der, o da, oluverir.
(Allah) Ona, yazmayı, Hikmeti, Tevratı, İncil´i öğretecek.
Onu, İsrail oğullarına Peygamber gönderecek.
(O da, onlara diyecek ki):
Hakikat, ben, size, Rabbinizden bir âyet (Mucize) getirdim.
Hakikat, ben, size, çamurdan kuş biçimi gibi bir şey yapar, ona, üfürürüm de, Allah´ın izniyle, (o) derhal (canlı) bir kuş olurdur. (Yine) Ben, Allah´ın izniyle, anadan doğma körü ve abraşı iyi eder ve ölüleri diriltirim!
Evlerinizde, ne yiyor, ne biriktiriyorsanız, size haber veririm.
Elbette, bunlarda sizin için -eğer iman edicilerseniz- kat´î bir ibret vardır.
Önümdeki Tevratı tasdik edici olarak size ve size haram edilen bazı şeyleri -yararmıza- helâl kılmak için, (geldim)
Size, Rabb´inizden, (Peygamberliğimi isbatlar) âyet (Mucize) getirdim. Artık, Attâh´dan korkunuz! Bana da, itaat ediniz! Şüphe yok ki, Allah, benim de, Rabbim, sizin de, Rabbinizdir. Öyle ise, Ona, ibadet ediniz!
İşte, doğru yol (budur)!´[46]
"Irzını (muhkem bir kale gibi) koruyan o kızı (Meryem´i) de (yâd et)ki, biz, ona, Ruhumuzdan, üflemiş, kendisini de, oğlunu da, âlemlere bir ibret kılmıştık. " [47]
"Namusunu (muhkem bir kale gibi) koruyan İmran kızı Meryem´i de, (Allah bir misal olarak îrad buyurdu)
Biz, bundan dolayı ona, Ruhumuzdan, üfürdük. O, Rabbının Kelimelerini ve Kitablarını tasdik etti. (Rabbına) itâatde sebat edenlerdendi, o!´[48]
Rivayete göre: Cebrail Aleyhisselâm, Hz.Meryem´in yanma vanp gömleğinin yakasından üfürmüş ve üfürüğü, onun döl yatağına erişmiştir. [49]
"Nihayet, (Meryem), ona (İsa´ya) hâmile kaldı. [50]
Hz. Meryem´in Amcasının Oğlu Yûsuf´la Münâkaşası:
Hz.Meryem´in hamileliğini görünce; kendisinin, son derecede dindarlığını, iffet ve nezâhetini ve ibâdetini yakından bildiği için, hayretten hayrete düşen[51] ve bu hususta ilk tepkiyi gösteren, Amcasının oğlu Marangoz Yûsuf b.Yâkub oldu.[52]
O zaman, Mescid´e; Hz.Meryemle Yûsuf´den daha ziyâde hizmet eden ve Al-lâha, bunlardan, daha çok ibâdet yapan bir kimse bulunduğu bilinmiyordu.[53]
Yûsuf; Hz.Meryem´in hamileliğini, çok ağır ve aşırı derecede işlenmiş bir kötülük sayarak, ne yapacağını, bilemiyor; onu, suçlamak istediği zaman, kendisinin, iyi halliliğini ve bu kötülüğü işlemekten çok uzak bulunduğunu ve yanından, hiç bir zaman uzaklaşmamış olduğunu, düşünerek kendisini, temize çıkarmak istiyordu.
Bu düşünce ve kuruntular, kendisine ağır gelmeye başlayınca, onunla konuştu ve ona, ilk söz olarak:
"Ben, senin işin hakkında kalbime düşen şüpheyi, ölünceye kadar kalbimde gizlemeyi, çok arzu etmiştim.
Fakat, bu iş, beni, yendi de, kalbimi, ferahlatmak için, bu hususta seninle konuşmayı uygun gördüm!" dedi.
Hz. Meryem:
"Öyle ise, güzel bir söz söyle!" dedi. Yûsuf:
"Ben de, ancak, böyle söyleyeceğim! Haydi, söyle, bana: Tohumsuz, ekin, biter mi " dedi. Hz.Meryem: "Evet! Biter!" dedi. Yûsuf:
"Bir ağaç, ona, yağmur düşmeksizin, yetişir mi " diye sordu. Hz.Meryem: "Evet! Yetişir!" dedi. Yûsuf:
"Hiç erkek olmadan, çocuk olur mu " diye sordu. Hz.Meryem: "Evet! Olur!
Sen, Allah´ın, ekini, ilk yarattığı gün, tohumsuz olarak, yarattığını bilmiyor musun
Allah´ın, ilk defa, ağacı, yağmursuz olarak yarattığını, Onun, ağacı da, yağmuru da, her birini, ayrı ayrı yarattıktan sonra, yağmuru, ağacın hayatına vesîle kıldığını bilmiyor musun
Yâhud, suyun yardımını istemedikçe, Allah´ın, bitirmeye güc yetiremediğini, söyleyebilir misin
Eğer, öyle olaydı, Allah, ilk ağacı bitirmeğe güç yetiremezdi!" dedi.
Yûsuf:
"Ben, öyle demiyorum.
Ben, çok iyi biliyorum ki: Allah´ın, dilediğini, yapmağa gücü yeterdir.
Bunun için de, Ol! demesi, yeter ve o şey, oluverirdir!" dedi.
Hz.Meryem:
"Sen, Yüce Allah´ın, Âdem´i ve zevcesini de, erkeksiz ve kadınsız yarattığını, bilmiyor musun " diye sordu.
Yûsuf:
"Evet! Biliyorum." dedi.
Hz. Meryem, bunu, söyleyince, Yûsüfün kalbinde, Meryem´deki şeyin, Yüce Allah tarafından gelen bir şey olabileceği ve her halde, onu, bunun için, kendisinden gizlediği, bu hususta kendisi, bir şey söylemedikçe, kendisine bir şey sormamak gerekeceği hissi uyandı.[54]
Bunun üzerine, Yûsuf, Mescid´in bütün hizmetlerini, üzerine aldı, Hz. Meryem´in yapacağı işleri de, kendisi yapmağa başladı.
Çünki, Hz.Meryem´in, vücudca zaiflediğini, benzinin sarardığını, yüzünün çil-lendiğini, karnının büyüdüğünü, güçten düştüğünü, bakışlarının değiştiğini görüyordu. [55]
Halbuki, kendisi, bundan önce, hiç te böyle değildi. [56]
Hz. Meryem, ağırlaşıp doğum yapma zamanı yaklaşınca, Yüce Allah, ona:
Beytülmakdis Mescidinin, içinde, Yüce Allah´ın ismi yükseltilerek anılacak, temiz tutulacak Mâbedlerinden bir Mâbed olduğunu hatırlatmıştı.
Bunun üzerine, Hz.Meryem, oradan ayrılıp Teyzesinin, yâni, Yahya Aleyhis-selâmın annesinin evine taşındı.
Oraya varınca, Yahya Aleyhisselâmın annesi, ayağa kalkarak Hz. Meryem´i karşıladı. [57] Evine kabul etti ve:
"Ey Meryem! Benim karnımdakinin, senin karnındakine eğildiğini hisettim!" dedi. [58]
Gebelik Ve Doğum Hadisesiyle Bu Hâdise Üzerine Olan Bitenlerin Kur´ân-I Kerimde Açıklanışı: Başa Dön
Yüce Allah; Gebelik ve Doğum hâdisesini ve bu hâdise üzerine, olan, bitenleri de, Kur´ân-ı Kerim´inde şöyle açıklar:
"Nihayet, ona (İsa´ya) gebe kalıp uzak bir yere çekildi.
Derken, doğum sancısı, onu, bir hurma ağacına (dayanmağa) şevketti.
"Keşke, bundan önce, öteydim de, unutulup gideydim!" dedi.
Ona, aşağısından, şu nida geldi:
Tasalanma! Rabb´in, senin alt yanında bir su arkı vücûde getirmiştir.
Hurma ağacını da, kendine doğru silk! Üstüne, derilmiş taze hurma dökülecektir!
Artık, ye, iç! Gözün aydın olsun!
Eğer, beşerden her hangi birini, görürsen:
Ben, O çok Esirgeyici (Allâh)a oruç adadım.
Onun için, ben, bu gün, hiç bir kimseye katiyen söz söylemeyeceğim!" de!
Derken, Onu (İsa´yı), yüklenerek kavmine getirdi.
"Ey Meryem! And olsun ki: sen, acâip bir şey yapmışsın!
Ey Harun´un kız kardeşi! Senin baban, kötü bir adam değildi.
Anan da, iffetsiz bir kadın değildi! " dediler.
Bunun üzerine, (Meryem), ona (İsâya) işaret etti.
"Biz, henüz beşikte bulunan bir sabi ile nasıl konuşuruz !" dediler. [59]
(İsâ dile gelip):
"Ben, hakikat, Allah´ın kuluyum!
O, bana, Kitab verdi.
Beni, Peygamber yaptı.
Beni, her nerede bulunursam, mübarek kıldı.
Bana, ben, hayatta oldukça, namazı, zekâtı emretti.
Beni, anneme hürmetkar kıldı.
Beni, bir Zorba, bir bedbaht yapmadı.
Dünyaya getirildiğim gün de, öleceğim gün de, diri olarak kaldırılacağım gün de, Selâm (ve selâmet) benim üzerimdedir." dedi.[60]
Bundan sonra, İsâ Aleyhisselâm, yaşıtları gibi, konuşma zamanı gelinceye kadar, bir daha konuşmamıştır.[61]
Fakat, Hz.Meryem:
"Ben, tenhâda bulunduğum zaman, o bana karnımdan söyler ve benimle konuşurdu.
İnsanlar içinde bulunduğum zamanda ise, karnımda Teşbih ederdi." de-miştir.[62]
İsrail oğulları, Hz.Meryem´in, zina ettiğini sanarak[63] kendisini, taşlayıp öldürmek için, ellerine taş almışlardı!
İsâ Aleyhisselâm, konuşunca, Hz.Meryem´i serbest bıraktılar.[64]
İsrail oğullarının küfre düşmelerinin sebeplerinden birisi de[65], namusunu, bir kale gibi koruyan[66] Hz.Meryem´e, zina isnad ve iftira etmeleri idi. [67]
İsâ Aleyhisselâmın doğum yeri Beytüllahm´di. [68] Beytüllahm, Beytülmakdis´in yakınında, bir yerdir. [69]
Hz. Meryem´le İsâ Aleyhisselâmın Mısır´a Gidişi:
Yüce Allah; Hz.Meryem´e, kavmi olan İsrail oğullarının[70], kendisini de, oğlunu da[71], öldürmeğe kalkacaklarını[72], kavminin yurdundan[73], hemen çıkıp gitmesini vahy ve ilham etmişti.
Bunun üzerine, Hz.Meryemle İsâ Aleyhisselâmı, amcasının oğlu Yûsuf Nec-car, merkebe bindirip acele Mısır´a kadar götürüp bıraktı.[74]
Anne oğul, Mısırda bir tepeye yerleştiler.[75]
Bu hususta Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:
"Meryem´in oğlunu ve Onun anasını (kudretimize) bir âyet kıldık.
Onları, düz ve akar suya mâlik bir tepede barındırdık. [76]
Mısır Hayatı Ve Halkın İsâ Aleyhisselâm´dan Gördükleri Şaşılacak Haller:
Hz.Meryem, Mısır´da, on iki yıl kaldı. İsâ Aleyhisselâmı, halktan, gizledi. [77] Hiç kimse, İsâ Aleyhisselâmın, onun oğlu olduğunun farkına varmadı.
Hz.Meryem´in, ne oğlunun hayatı hakkında, ne de, geçimi hakkında, hiç kimseye güvenci yoktu.
Bir tarladan ekin biçildiğini işitti mi [78] hemen, oğlunun beşiğini, bir omuzu-na alır, toplayacağı başakları koyacağı kabı da, o bir omuzuna yüklenerek tarlaya gidip başak toplardı.
Hz.Meryem; İsâ Aleyhisselâm, on iki yaşını tamamlayıncaya kadar, böyle yapmağa devam etti. [79]
Hz.Meryem; Mısır halkından, bir çiftlik ağasının evine konuk olmuştu. Çiftlik ağasının evinde yalnız fakirler ve yoksullar, otururdu. O sırada, Çiftlik ağasına âid bir mal, saklandığı yerden, çalınmıştı. Fakat, Ağa, evinde barınan fakir ve yoksulları, suçlamıyordu. Hz.Meryem ise, ağanın uğradığı bu musîbetten dolayı, üzgündü.
İsâ Aleyhisselâm; annesinin, Ev sahibinin musibetine, üzüldüğünü görünce, ona:
"Ey anneciğim! Çalınan malını, ona, göstermemi istermisin diye sordu.
Hz. Meryem:
"Evet! İsterim ey oğulcuğum!" dedi.
İsâ Aleyhisselâm:
"Öyle ise, ona, söyle: benim için, yoksulları, evine toplasın!" dedi.
Hz. Meryem, Ev sahibine, yoksulları, evinde toplamasını, söyledi.
Yoksullar, toplanınca, İsâ Aleyhisselâm, iki kişiyi suçlu buldu.
Onlardan, birisi: âmâ, diğeri: kötürümdü!
İsâ Aleyhisselâm, kötürümü, kör´ün omuzuna bindirdikten sonra,:
"Onunla birlikte ayağa kalk!" dedi.
Âmâ:
"Ben, bunu, yapmaktan âcizim!" dedi.
İsâ Aleyhisselâm:
"Peki! Dün gece, buna, ayağa kalkmağa, nasıl güc yetirdin !" diye sordu.
İsâ Aleyhisselâmın, bu sözünü, işittikleri zaman, âmâyı, ayağa kaldırdılar.
Körün, ensesine binen kötürüm, oradan, deponun penceresine kadar uzandı.
İsâ Aleyhisselâm:
"İşte, dün gece, senin malını,âmâ olan,gücü ile, kötürüm olan da, gözü ile birbirine yardım ederek böyle, çalmışlardır!" dedi.
Kötürüm ve âmâ, İsâ Aleyhisselâmın sözünü, doğruladılar, Çiftlik Ağasına, malını, geri verdiler.
O da, onu, mal deposuna koydu ve:
"Ey Meryem! Bu malın, yarısını, sen al!" dedi.
Hz.Meryem:
"Ben, bunun için, yaratılmadım!" dedi.
Çiftlik ağası:
"Öyle ise, onu, alıp oğluna, ver!" dedi.
Hz. Meryem:
"O, hal ve şan yönünden, benden daha büyüktür!" dedi.
O zaman, İsâ Aleyhisselâm, on iki yaşındaydı.[80]
Hz. Meryem´le İsâ Aleyhisselâmın Mısır´dan Şam´a Gidişleri:
Mısır halkı, İsâ Aleyhisselâmın yaptığı ve Allah´ın, ona verdiği şeylerden korkmağa başlayınca, Yüce Allah, İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem´e oğlunu, Şam´a götürmesini, Vahy ve ilham etti.
O da, emrolunan şeyi, yerine getirdi. [81]
Sâm´ın Nasıra kariyesinde[82], Cebel-i´Halîl´de[83] yerleştiler.
Nasârâ adı da, bu kariyeden dolayı, verilmişti. [84]
İsâ Aleyhisselâm, otuz yaşına kadar, oradan ayrılmadı.[85]
İsâ Aleyhisselâma Vahy Gelişi Ve İncil´in Nazil Oluşu:
Otuz yaşında iken, İsâ Aleyhisselâma Vahy geldi[86], İncil, nazil oldu.[87]
Yüce Allah, ona:
Halkı, Allah´a iman ve ibâdete davet etmeğe başlamasını,
Hastaları,
Kötürümleri[88],
Anadan doğma[89] körleri[90],
Delileri[91],
Alacalıları ve diğer her türlü hastalığa tutulmuş olanları, iyileştirmesini, emretti.
İsâ Aleyhisselâm da, kendisine emrolunanı, yaptı.[92]
Halk, onu, sevdi.[93]
Ona, meyi etti ve alıştı.[94]
Kendisine, uyanlar, çoğaldı.
Anısı, yükseldi, ünlendi.[95]
Bâzan, hastalardan[96], kötürümlerden[97]... binlercesi gelip, İsâ Aleyhisselâmın kapısında toplanırdı.
Hastalardan, İsâ Aleyhisselâmın yanına, yürüyerek gelmeğe gücü, yetenler, yürüyerek gelir, onlardan, gelecek güçte olmayanların yanında ise, kendisi, yürüyerek gider, onları[98], ancak, Allâha imân şartiyle[99], düa edip iyileştirirdi.[100]
İsâ Aleyhisselâm:
"Siz; Allah´ın Kelimesi ve Rûhu(ndan) olan; kötürümü, Alaca hastalıklısını... iyileştiren ve ölüleri dirilten, benden başka bir kimse bulunduğunu, biliyor musunuz " diye sorar, onlar da:
"Hayır!" derlerdi.[101]
İsâ Aleyhisselâmın Hastaları İyileştirme Ve Ölüleri Diriltme Duası:
"Ey Allah´ım! Semâ´da İlâh, Sen´sin! Yer´de İlâh, Sen´sin!
İkisinde de, Sen´den gayrı İlâh, yoktur!
Göklerde Cebbar olan, Sen´sin! Yer´de Cebbar olan Sen´sin!
İkisinde de, Sen´den gayrı Cebbar olan, yoktur!
Göklerde Hükümdar olan, Sensin! Yer´de Hükümdar olan, Sen´sin!
İkisinde de, Sen´den gayrı Hükümdar yoktur!
Göklerde hüküm, Senindir! Yerde hüküm, Senindir!
İkisinde de, Senin hükmünden gayrı hüküm yoktur!
Senin, yer yüzündeki Kudretin, semâdaki Kudretin gibidir!
Senin, yer yüzündeki Saltanatın, semâdaki Saltanatın gibidir!
Ben, Senin Şerefli İsimlerinle, Sen´den dilekte bulunuyorum!
Hiç şüphe yok ki, Sen, her şeye Kadirsin, Senin, her şeye gücün yeter!"[102]
İsâ Aleyhisselâm; ölüleri, Esmây-ı Hüsnâ´dan Yâ Hayy´u Yâ Kayyûm! Esmâsi-le, diriltirdi. [103]
İsâ Aleyhisselâmın zamanında tıb (Doktorluk) üstündü. [104]
Fakat, doktorlar; anadan doğma kör´ün gözünü açmaktan, baras hastalığını, iyileştirmekten âcizlerdi. [105]
İsâ Aleyhisselâm ise, doktorların, gördürmekten âciz kaldıkları anadan doğma körleri, gördürüyor, onların iyileştiremedikleri alaca hastalıklarını, iyileştiriyor, hattâ, ölüleri bile diriltiyordu. [106]
Şeytanın İsâ Aleyhisselâm Hakkında Halkı Dalâlete Düşüren Telkini:
Büyük şeytan; çok yaşlı, güzel yüzlü ve gösterişli bir adam şekline girip kendisi gibi iki şeytanla birlikte gelince, halk, onların şekil ve şemaillerine bakarak, İsâ Aleyhisselâmdan, döndüler, onlara, yöneldiler.
Yaşlı şeytan, onlara, şaşılacak şeyler haber vermeğe başladı ve İsâ Aleyhisselâm hakkında:
"Bu adamın, şaşılacak hali var: Beşikte, konuştu!
Ölüleri, diriltti!
Gayb´dan, gelecekten haber verdi!
Hastayı, iyileştirdi!
Bu, Allâh´dır!" dedi.
Yaşlı şeytanın yanındaki adamlarından birisi:
"Ey Şeyh! Sen, ne kötü bir söz söyledin!
Allah´ın, ne kullarına tecellî etmesi, ne rahimlerde yerleşmesi, ne de, kadınların karınlarına sığması, mümkin ve lâyık değildir!
Fakat, o, Allah´ın oğludur!" dedi. Üçüncü şeytan:
"İkiniz de, ne kötü sözler söylediniz! Söylediğiniz şeyler, hatâ ve cehaletten ibarettir. Allah´ın, bir oğul edinmesi lâyık değildir. Fakat, bu adam, Allah ile birlikte bulunan bir İlâh´dır!" dedi. Bu sözleri, söyleyip bitirdikleri zaman, kayboldular. [107]
İsâ Aleyhisselâmın Havarileri:
Rivayete göre: krallardan bir kral, yemek yaptırıp halkı, yemeğe davet etmiş, İsâ Aleyhisselâm da, yemek çanağının çevresinde oturmuştu. [108]
İsâ Aleyhisselâm, yemek çanağının, kendisinin önüne gelen tarafından yiyor[109], çanaktaki yemek, hiç eksilmiyordu.
Kral, İsâ Aleyhisselâma:
"Sen, kim´sin " diye sordu.
İsâ Aleyhisselâm:
"Ben, İsâ b.Meryem´im!" dedi.[110]
Kral:
"Ben, krallığı, bıraktım, sana, tâbi´ oldum!" dedi,[111] krallıktan ayrılıp bazı arkadaşlarıyla birlikte İsâ Aleyhisselâma tâbi oldu[112] ki, işte, İsâ Aleyhisselâmın Havarileri, bunlardı.
Havarilerin, Boyacılar[113] veya Avcılar, ya da, daha başka meslekten oldukları da, söylenmiştir.[114]
İsâ Aleyhisselâmın Havarileri hakkında Kur´ân-ı Kerim´de şöyle buyrulur:
"Vaktâ ki, İsâ, onlardan (İsrail oğullarından, ısrarla taşan) küfrü, his etti de:
"Allah´a (doğru giden yolda) bana, yardım edecekler kim " dedi.
Havariler:
"Biziz, Allah´ın Yardımcıları!
Biz, Allah´a, inandık.
Sen de (Ey İsâ!) Şâhid ol ki: biz, muhakkak, Müslümanlarız!" dedifler)."[115]
İsâ Aleyhisselâmın yanındaki Havariler, on iki kişi idiler.[116]
Onların isimleri şöyledir:
1) Butrus,
2) Enderais (Enderavüs),
3) Tumas,
4) Filibüs,
5) Yuhannes (b. Zebdî),
6) Yâkubüs (Yâkub b.Zebdî),
7) İbn.Selma (Telma),
8) Simun (Şem´un),
9) Matta,
10) Yâkub b.Halkya,
11) Tüddavüs,
12) Yudüs Zekeriyya Yuta.[117]
Havarîler, acıktıkları zaman, İsâ Aleyhisselâma:
"Ey Allah´ın Ruhu! Biz, acıktık!" derlerdi.
İsâ Aleyhisselâm da[118], ovada veya dağda[119], elini, yere vururdu.
Oradan, her bir insan için, iki ekmek çıkar[120], onları, yerlerdi.[121]
Susadıkları zaman da:
"Ey Ruhullâh! Biz, susadık!" derlerdi.
İsâ Aleyhisselâm da, ovada veya dağda, elini, yere vurur, yerden, su çıkar, içerlerdi.
Havariler:
"Ey Ruhullâh![122] Bizden daha faziletli kim var :
İstediğimiz zaman, bize ekmek yediriyorsun.[123]
İstediğimiz zaman[124], bize, su içiriyorsun![125]
Hem de, Sana iman ettik ve sana, tâbi olduk!" dediler.
İsâ Aleyhisselâm:
"Eli ile çahşan[126]
Elinin kazancından yiyen kimse, sizden daha faziletlidir." dedi.
Bunun üzerine, Havariler, ücretle elbise yıkayarak geçinir oldular.[127]
Sâm b. Nûh Aleyhisselâm´dan Gemi Hakkında Bilgi Alınışı :
İsâ Aleyhisselâm; bir gün, Havarilerle birlikte iken[128], İsâ Aleyhisselâm, Nûh Aleyhisselâmın gemisini tavsif[129], Nûh Aleynisselâmdan, Tûfan´dan ve Gemi´-den bahsedince[130], Havariler:
"Keski, gemiyi gören bir kimseyi, bize[131], diriltmiş[132], göndermiş[133] olsaydın da[134], o, bize, onu, anlatsa[135], tarif etseydi!" dediler.[136]
İsâ Aleyhisselâm, kalkıp küçük, düz bir tepeye[137], oradaki kabre kadar gitti.[138]
Elini, yere uzatıp oradan bir avuç toprak aldı[139]: "Bu, nedir biliyor musunuz " diye sordu. Havariler:
"Allah ve Resulü, daha iyi bilir!" dediler.[140]
İsâ Aleyhisselâm:
"Bu, Sâm b.Nûh´un[141] kabridir!
İstiyorsanız, onu, sizin için, dirilteyim!" dedi.
Havariler:
"Olur! Dirilt!" dediler.[142]
İsâ Aleyhisselâm, Allâh´a[143], İsm-i Âzam´ıyla[144] dua etti.[145]
Toprak yığınına, asasıyla vurup:
"Allah´ın izniyle[146] diril![147] kalk!" deyince, başının saçı[148], saçının yarısı[149] ağarmış olduğu halde[150], Sâm b.Nûh[151] veya Hâm b.Nûh[152], başından, toprağı silkerek ayağa kalktı[153], kabrinden çıktı.[154]
"Yoksa, Kıyamet mi koptu " dedi. İsâ Aleyhisselâm: "Hayır! Kıyamet, kopmadı.
Fakat, ben, Allâh´a[155], İsm-i Âzam´ıyla[156] dua ettim.[157] Allah da, seni, diriltti." dedi.[158]
İsâ Aleyhisselâm, ona:
"Sen, böyle, saçı, ağarmış olarak mı ölmüştün " diye sordu.
O:
"Hayır! Ben, genç iken ölmüştüm.
Fakat, şimdi, kıyamet koptu sandım da, saçım ağardı!" dedi.[159]
Sâm b.Nûh Aleyhisselâm, beş yüz yıl yaşamıştı.
O zaman, saç hiç ağarmazdı.
Halbuki, onun saçının yarısı ağarmıştı.[160]
Havârîler, ona, gemi hakkında, bir takım sorular sordular.[161]
O da, onlara, geminin haberini, haber verdi.[162]
Nûh Aleyhisselâmın gemisini, anlattı.[163] Sonra da:
"Bu, İsâ b.Meryem´dir. Ona, tâbi olunuz!" dedi.[164]
İsâ Aleyhisselâm, ona:
"Öl artık!" dedi.
Sâm b. Nuh Aleyhisselâm:
"Bana, Allah, ölüm sarhoşluğunu tekrarlamamak şartıyla!" dedi.
İsâ Aleyhisselâm, Yüce Allah´a düa etti.
Allah da, onun ölümünü, öyle yaptı.[165]
İsrail Oğullarının İstekleri Yapılmazsa, İsâ Aleyhisselâmı Yakmağa Kalkışmaları:
İsrail oğulları[166], İsâ Aleyhisselâma: "Bize, Uzeyr´i, dirilt!
Yoksa, seni, ateşte yakarız!" demişler[167] ve İsâ Aleyhisselâm için, üzüm odunlarından pek çok odun toplamışlardı.
O zaman, İsrail oğulları, ölülerini, taş sandıklar içine koyarlar, sandıkların üzerlerine de, taştan, iyice kapanan kapaklar, geçirirlerdi.
Uzeyr Aleyhisselâmın kabrini de, arkasında ismi yazılı olduğu halde buldular. Bütün uğraşmalarına rağmen onu, kabrinden çıkarmağa güc yetiremediler.
Dönüp İsâ Aleyhisselâma haber verdiler.
İsâ Aleyhisselâm, içinde su bulunan bir kabı, onlara, uzattı ve:
"Bu suyu, onun kabrinin üzerine saçınız!" dedi.
Saçtılar.
Kapak, açıldı.
İsâ Aleyhisselâmı, götürdüler.
Uzeyr Aleyhisselâm, kefeninin içinde, öylece duruyordu.
Sonra, elbisesini, üzerinden soydular.[168]
İsâ Aleyhisselâm, Yüce Allah´a düa etti.[169]
Uzeyr Aleyhisselâma da:
"Ey Uzeyr! Yüce Allah´ın izniyle, diril!" dedi.
Uzeyr Aleyhisselâm, dirilip oturduğu zaman, İsrail oğulları, bütün bunları, gözleriyle, gördüler.[170]
Kendileri de; İsâ Aleyhisselâm hakkında[171]:
"Ey Uzeyr![172] Şu Adam için, şehâdette bulunur musun " diye sordular,
Uzeyr Aleyhisselâm:
"Ben, onun, Allah´ın kulu ve Resulü olduğuna, şehâdet ederim!" dedi.[173]
Bunun üzerine, İsrail oğulları:
"Ey İsâ! Bizim için, Rabbine dua et te, onu, bizim aramızda, sağ olarak bulundursun!" dediler.
İsâ Aleyhisselâm:
"Onu, kabrine iade ediniz!" dedi.
Uzeyr Aleyhisselâm, kabrine iade edildi ve öldü.
İsâ Aleyhisselâma, iman eden, iman etti; küfründe, direnen de, küfründe direndi.[174]
İsâ Aleyhisselâm; İsrail oğullarına, böyle, Mucizelerle gönderildiği zaman, onların münafık ve kâfir olanları, şaşırıyorlar, alay ediyorlar:
"Filanın, dün gece yediği ve evinde biriktirdiği şeyleri, onlara, haber veriyormuş! " diyorlar;
Bu; Mü´minlerin imanlarını, kâfir ve münafık olanların da, küfürlerini ve şüphelerini artırıyordu.
Ölüleri, diriltme mucizeleri ise, kâfir ve münafık yahûdileri, büsbütün kızdırıyordu.[175]
Matta İncil´inde bildirildiğine göre: İsâ Aleyhisselâmın, Havra da hikmetli, ibretli temsillerle yaptığı konuşmadan da, şaşkına dönen Yahûdîler:
"Bu Adam´ın, bu hikmeti ve bu kudret işleri, bu şeyieri, nereden geliyor !" dediler, Ona, Peygamberliği yakıştıramadılar ve Peygamberliğine inanmadılar.
Bunun üzerine, İsâ Aleyhisselâm, onlara:
"Bir Peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde itibarsız değildir." dedi.
Onların imansızlıklarından dolayı, orada çok kudret işleri yapmadı.[176]
İsrail Oğulları İle Havarilerin Kendileri İçin Gökten Sofra İndirilmesini İstemeleri:
İsâ Aleyhisselâm, İsrail oğullarına:
"Sizler, Allah için, otuz gün oruç tuttuktan sonra, ondan, isteyeceğinizi, isteseniz de, size, istediğiniz şey verilse, olmaz mı
Çünkü, işçinin ücreti, kendisinin işi üzerine, verilir" dedi.
İsrail oğulları, İsâ Aleyhisselâmın, dediğini yaptıktan, otuz gün oruç tuttuktan sonra:
"Ey iyilik öğreticisi! Sen, bize:
"İşçinin ücreti, kendisinin işi üzerine, verilir!" dedin ve otuz gün oruç tutmamızı, bize emrettin.
Biz de, otuz gün oruç tutup emrini, yerine getirdik.
Bizim, hiç bir kimseye otuz gün çalışıp ta, işimizi, bitirince, yemek yedirilmedi-ğimiz gün, olmamıştır.[177]
Ey İsâ! Biz, bir kimsenin işini, yapınca, yemek yediriliriz.
Biz, oruç tuttuk, acıktık.
Üzerimize, gökten bir sofra indirilmesi için, Allah´a düa et!" dediler.[178]
O zaman, İsâ Aleyhisselâm, otuz gün oruç tutmalarını, Havarilere de, emretmişti.
Onlar da, otuz gün oruç tutmuş bulunuyorlardı.[179]
İnen yemek sofrasının sıfatı ve mâhiyeti hakkında bilginlerin rivayetleri çok değişiktir.[180]
Bazılarına göre: Meleklerin, semâdan[181] getirip İsrail oğulları ile Havârîlerin önlerine koydukları sofranın üzerinde[182], arpa unundan yapılmış[183] yedi ekmekle, yedi balık vardı.[184]
İsâ Aleyhisselâm, ağladı ve:
"Allah´ım! Beni, şükredenlerden eyle!
Allah´ım! Bu sofrayı, bir rahmet kıl! Onu, bir ceza ve azab kılma!" diyerek dua etti.[185]
Sofra, inince; zenginler, fakirler, büyükler, küçükler, erkekler, kadınlar, Sofranın başına yığıldılar.[186]
İsâ Aleyhisselâm´a:
"Ey Rûhullâh! [187] Bundan, ilk önce yiyen, Sen ol! Sonra da, biz, yiyelim!" dediler. [188]
İsâ Aleyhisselâm:
"Allah, onu, yemekten, beni korusun! [189]
Fakat, ondan, isteyen yiyebilir!" dedi. [190]
Kendisi, ondan, hiç yemedi. [191]
Havariler de [192], ondan, yemekten, korktular. [193] Yemediler. [194]
Bunun üzerine, İsâ Aleyhisselâm; o yemeğe;
Fakirleri,
Hastaları, [195]
Kötürümleri,[196]
Cüzzam hastalığına tutulmuş olanları, çağırıp onlara:
"Allah´ın rızkından yiyiniz!
Bu, sizin için, ihsan, sizden başkaları için, belâdır!" dedi.[197]
Kadın, erkek[198] fakirlerinden, kötürümlerinden, hastalarından, mübtelâların-dan bin üç yüz kişi, ondan yediler, hepsi de, doydular[199], genirdiler.[200]
Onların, en sonuncusu, ondan, en başındakinin yediği gibi, yemişti´[201] Bir cemâat gelip ondan, yiyor, sonra, çıkıyor, başkaları, geliyordu.
Onlar da, yedikten sonra çıkıyordu.
Böylece, onların hepsi, yemişler, daha da, artmış kalmıştı.[202]
İsâ Aleyhisselâm, balığa baktı, gökten indiği sıradaki gibi duruyordu.[203]
Rivayete göre, Sofradan yiyenlerin sayısı: Beş bindi.[204] Biraz daha fazla idi.[205]
Hattâ, yedi bine yakındı.[206]
O gün; hasta olup ta, ondan, yiyince, iyileşmeyen,
Kötürüm olup ta, yürüyemeyen,
Mübtelâ olup ta, ihtilasından kurtulmayan,
Fakir olup ta, zenginliğe kavuşmayan ve ölünceye kadar da, zenginlik hali devam etmeyen, yoktu. [207]
Onlar, Sofraya bakarlarken, Sofra, semâya yükselip gözden kayboldu. Havariler, sofradan yemediklerine pişman oldular. [208] Yüce Allah, İsâ Aleyhisselâma:
"Soframı ve rızkımı, zenginler dışında, fakirlere tahsis et!" diye vah-yetmişti.[209]
İsâ Aleyhisselâm da, öyle, yapınca[210], bu zenginlerin, çok ağırına gitti. [211]
Onun, gökten inişini, inkâr ettiler.[212]
Sofra hakkında şüpheye düştüler ve halkı da, şüpheye düşürdüler. [213]
"Siz, sofranın, gerçekten, semâdan indiğini mi sanıyorsunuz " dediler. [214]
Sofrayı, görmeyenler de,[215], onu, inkâr ettiler.[216]:
"Yazıklar olsun size![217] O, sizin gözlerinizi, büyülemiştir!" dediler.[218]
Yüce Allah, kimin hayrını murad ettiyse, o, basîret üzere, imanda sebat etti.
Kimin de, fitneye tutulmasını, murad ettiyse, onlar da, küfürlerine, döndüler.
İsâ Aleyhisselâm, onlara:
"Siz, helak oldunuz: Allah´ın azabına, hazırlandınız!" dedi.[219]
Sofranın Gökten İndiğini İnkâr Edenlerin Akıbeti:
Sofranın, gökten indiğini inkâr eden İsrail oğullarından üç yüz otuz[220], üçyüz otuz üç[221] kişi, yurdlarında geceleyin, döşekleri üzerinde aileleriyle birlikte yatarlarken, domuzlara çevrilmiş olarak sabahladılar.[222]
Domuzlara çevrilmiş olanlar içinde ne bir kadın, ne de, bir çocuk vardı.[223]
Domuza çevirilen Yahûdîler, yolları ve meydanları, dolduruyor, helâlardaki pislikleri, yiyorlardı.[224]
Halk, onların bu hallerini, görünce, korktular.
İsâ Aleyhisselâmın yanına vardılar. Ona, ağladılar.
İsâ Aleyhisselâm da, onların Ev halklarının bu hâle düşmelerine ağladı.
Domuzlar; İsâ Aleyhisselâmı, gördükleri zaman, ağladılar ve çevresinde dönüp dolaşmağa başladılar.
İsâ Aleyhisselâm, onları, isimleriyle birer birer çağırıyor.[225] Onlara: "Sen, filan, sen filan, sen filan değil misin" diye soruyor[226] Onlar; ağlıyor.[227]
"Evet! demek istiyor[228], başlarını sallayarak işaret ediyorlar[229], konuşamıyorlardı.
Öylece, üç gün yaşadıktan sonra, ölüp gittiler.[230]
Kur´ân-I Kerimin Sofra Hakkındaki Açıklaması:
"O vakit, Havariler:
Ey Meryem oğlu İsâ! Rabb´in, bizim üstümüze gökten bir Sofra indirebilir mi " demiş,
O (da):
"Eğer, inanmış (adam)larsanız, Allâhfın kudretinden ve benim Peygamberliğimden kuşkuya sapmak)dan korkunuz! demişti.
(Havârîler):
İstiyoruz ki: biz de, ondan, yiyelim, kalblerimiz, yatışsın.
Senin, bize hakîkaten doğru söylediğini, bilelim ve biz de, bunun üzerine şahid-lik edenlerden olalım!" dediler.
Meryem oğlu İsâ (dua ederek):
"Ey Allah! Ey Bizim Rabbimiz! Üstümüze, gökten bir sofra indir ki, bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz için, bir bayram ve Sen´den bir âyet (Mucize) olsun! Bizi, rızıklandırsın!
Sen, rızık verenlerin, en hayırlısısın!" dedi.
Allah:
"Ben, onu, sizin üzerinize, şüphesiz indiriciyim.
Artık (ondan) sonra, içinizden, kim, nankörlük eder (küfre döner)se, işte, ben, onu muhakkak ki, âlemlerden, hiç birini azablandırmayacağım bir azabla azab-landırırım!" buyurdu. [231]
İsâ Aleyhisselâmın Hacca Gidişi Ve Hac Telbiyesi:
Revhâ vadisindeki Hacc yolundan, üzerlerine, yün Aba giyinmiş, develerinin Lif´den yularlarını tutmuş oldukları halde, yetmiş Peygamberin Hacc için, Telbi-ye ederek Mekke´ye gelip Hayf Mescidinde namaz kıldıkları rivayet edilir.
İsâ Aleyhisselamın Hacc Telbiyesi: "Lebbeyk.... = Buyur Allâhım, buyur! Emrine, amadeyim! Ben, Senin kulun´um.
Senin, iki kulunun Kızı olan Câriye kulunun oğluyum!" tarzında idi. [232]
İsâ Aleyhisselâmın Havarilerden Ve Etba´dan Her Tarafa Dâvetciler Gönderişi:
İsâ Aleyhisselâm; uzak veya yakın ülkelere, Havarilerden, Dâvetciler göndermek istediği zaman, yakın yere gönderdiği, seve seve gitti ve selâmete erdi.
Uzak yere göndermek istediği kimseler ise, güçsündüler, yüksündüler ve kaçındılar.
Bunun üzerine, İsâ Aleyhisselâm, onların bu hallerinden, Yüce Allah´a şikâyetlerdi.
Güçsünen ve yüksünenlerden her biri, gönderilecekleri kavmin dilini konuşur olduğu halde, sabaha çıktı.[233]
İsâ Aleyhisselâm:
1) Havarilerden Butrus´u, Havârî olmayan Etba´dan, Buluş ile birlikte Rümiye´ye;
2) Havarilerden Enderais´i, ve Matta´yı, insan yeyen Zencilerin yurduna;
3) Tumas´ı, Doğu ülkesindeki Babil´e;
4) Filibüs´ü, Kayravan ve Kartacanna´ya (Afrikaya);
5) Yuhannes´i, Eshab-ı Kehf kariyesi Efsus (Defsus)a;
6) Yâkubüs´ü, Orışalım´a (İlya´ya, Beytülmakdis´e):
7) İbn.Selma´yı, Hicaz ülkesine Araplara;
8) Simun´u, Afrika yanında Berberlerin yurduna;
9) Havarilerden olmayan Yahuda´yı, -Yuzez (Yudis) Zekeriya Yuta´nın yerine-Eryübüs´e gönderdi.[234]
Antakya Halkının Elçileri Öldürmeğe Kalkışmaları Ve Helak Olmaları :
İsâ Aleyhisselâm; putperest Antakya halkına da, Havarilerinden, içlerinde Şem´-un´un da, bulunduğu, üç Elçi göndermişti.
Elçiler; ilk önce, Antakya halkından Habib b.Mürrey´e rastladılar.
Habib b.Mürreyyin evi, şehir kapılarının yanında, şehirden uzakça bir yerde bulunuyordu.
İşi, urgancılıktı.
Kendisi, hastalıklı bir zat idi. Cüzzam miskin hastalığına tutulmuştu.
Hayra, eli açık mümin bir zat idi. Kazancını, akşamlayın bir araya toplar, ikiye böler, yarısı ile çoluk çocuğunu geçindirir, yarısını da, yoksullara dağıtırdı.
Hastalığı, zayıflığı ve işi, kendisini, ibadetten alıkoymazdı.
Habib b.Müreyy; Antakya halkının, gönderilen Elçileri öldürmek üzere söz birliği ettiklerini haber aldığı zaman, koşup yanlarına vardı. Onlara, Allah´ı, hatırlattı, kendilerini öğütledi, Elçilere uymağa davet etti.
Antakya halkı ise, onu, taşa tuttular, ayaklarının altına alıp çiğnediler.
Habib b.Müreyy ise: "Ey Allah´ım! Kavmime doğru yolu göster!
Ey Allâhım! Kavmime doğru yolu göster!
Ey Allâhım! Kavmime doğru yolu göster!" diye dua ede ede can verdi. [235]
Antakya halkını da, Cebrail Aleyhisselâmın bir Sayhası, haykırışı, helak etmeğe yetti.
Habib b.Müreyy´in kabri, Antakya çarşısındadır.[236]
Hâdise, Kur´an-ı kerimde şöyle açıklanır:
"Onlara, o şehir (Antakya) Eshabını misal getir:
Hani, oraya (gönderilen) Elçiler, gelmişti.
Biz, o zaman, kendilerine iki (Elçi) göndermiştik te, onlar, onları yalanlamışlardı.
Biz de, bir üçüncü ile (bunları) takviye etmiştik.
(Bunlar, onlara): biz, size gönderilmiş hak Elçileriz! demişlerdi.
Onlar: siz, bizim gibi insandan başka (kimseler) değilsiniz!
Hem, Rahman (olan Allah, Vahy´den, Risaletten) hiç bir şey indirmemiştir.
Siz, ancak, yalan söyler (kimselersiniz! dediler.
(Elçiler): Rabbimiz biliyor ki, biz, gerçekten, size gönderilmiş Elçileriz!
Bizim üzerimize (düşen vazife) apaçık tebliğden başka (bir şey) değildir! dediler.
(Şehir halkı): doğrusu, biz, sizin yüzünüzden uğursuz/andık.
Eğer, (bizimle uğraşmaktan) vaz geçmezseniz, and olsun ki, sizi, mutlaka taşlarız! Size, bizden, muhakkak acıklı bir işkence de, dokunur! dediler.
(Elçiler): sizin uğursuzluğunuz, kendi yanınızdadır (kendinizdendir)
Size öğüt verilirse mi (uğursuzluk sayacak ve küfrünüzde devam edeceksiniz) !
Hayır! Siz, haddi aşan, taşanlar güruhusunuz! dediler.
O şehrin en ucundan koşarak bir adam geldi ve: Ey kavmim! Uyunuz o gönderilmiş olan (Elçiler)e!
Uyunuz, sizden hiç bir ücret istemeyen o kişilere! Onlar, hidayete ermiş (kişi)lerdir. Ben, beni, yaratan´a, ne diye kulluk etmeyecekmişim ! Siz, (hepiniz) ancak, O´na döndürüflüp götürüleceksiniz. Ben, O´ndan başka, tanrılar edinir miyim hiç
Eğer, O çok Esirgeyici (Allah), bana, bir zarar (yapmak) isterse, onların (o putların iddia ettiğiniz) şefaati, bana hiç bir yarar vermez. Onlar, beni, asla kurtaramazlar.
Şüphesiz ki, ben, o takdirde, muhakkak, bir sapıklık içindeyim (demek)tir.
Gerçekten, ben, (sizin de) Rabbınız (olan Allâha) iman ettim.
İşte, bunu, benden duyunuz!" dedi.
(Şehid ettikleri zaman, ona): Cennet´e gir!" denildi.
(O da): ne olurdu, Rabbimin, beni, yarlıgadığını, beni, (Cennetle) ikram edilenlerden kıldığını kavmim bilselerdi!" dedi.
Ondan sonra, onun kavminin üzerine, gökten hiç bir ordu indirmedik, indiriciler de, değildik.
(Onları helak eden) bir tek Sayha´dan (Cebrail´in haykırışından) başka (bir şey) değildi ki, hemen, sönüverdiler!" (Yâsîn: 13-29)[237]
İsâ Aleyhisselâmın Ölen Bir Dostunu Diriltişi:
Beytülmakdis´in bir kariyesinde[238] İsâ Aleyhisselâmın, Âzer adında bir dostu vardı.[239]
Âzer, hastalanınca Âzer´in kız kardeşi, İsâ Aleyhisselâma: "Kardeşin, ölüyor! Hemen, onun yanına gel!" diye haber salmıştı. Âzer´in arası ile İsâ Aleyhisselâmın arası üç günlük yoldu.[240]
İsâ Aleyhisselâmla Eshabı[241], Âzer´in kariyesine[242] vardıkları zaman, onu, üç gün önce, ölmüş[243], oradaki mağaranın içine gömülmüş[244] buldular.[245]
İsâ Aleyhisselâm, o kariyeye gelince, Âzer´in iki kız kardeşi, onun yanına varıp:
"Ey Efendimiz! Dostun Âzer, ölmüş bulunuyor!" dediler.
İsâ Aleyhisselâm, üzüldü ve kızlara:
"Onun kabri, nerededir " diye sordu.[246]:
"Bizi, onun kabrine götürünüz!" dedi.´[247]
Götürdüler.[248]
Âzer´in, mağarada, üzerine, taş[249] kapak kapatılmış[250] kabrine vardılar.[251]
İsâ Aleyhisselâm:
"Taş kapağı, açınız!" dedi.
"Dört gündenberi, kokmuş bulunuyor!" dediler.
İsâ Aleyhisselâm, mağaraya yaklaşarak:
"Rabbim! Hamd, sana mahsustur.[252]
Ey yedi kat göklerin ve yedi kat yerlerin Rabbi olan Allah´ım!
Beni, İsrail oğullarına, Sen, gönderdin.
Onları, senin dinine davet ettim.
Kendilerine -Senin izninle- ölüleri, dirilteceğimi, haber verdim.[253]
Ben, iyice biliyorum ki: her şeyi, veren, Sensin!
Fakat, ben, şu ayakta dikilen cemâat ta, Senin, beni peygamber olarak gönderdiğine iman etsinler ve beni, doğrulasınlar, diyorum. [254]
Âzer´i, dirilt!´ [255] dedikten sonra, Âzer´e: "Kalk!" dedi.
Âzer, iki eli, iki ayağı, sımsıkı bağlanmış, üzerindeki kefenini, sürür bir halde[256], kabrinden çıkıp[257] ayağa kalktı.[258]
Yahûdî kavminden, orada bulunanlar, İsâ Aleyhisselâma, hemen iman ettiler; Âzer´e, bakıyorlar, onun dirilişine şaşıp duruyorlardı.[259]
Yahûdî İleri Gelenleri Ve Din Bilginlerinin İsâ Aleyhisselâmı Öldürmeyi Kararlaştırmaları:
Bunun üzerine, Yahûdîlerin ulu kişileri ve Din Bilginleri, toplandılar ve:
"Biz; bunun (İsâ Aleyhisselâmın), bize karşı, dinimizi, bozmasından ve halkın, ona, uymasından, korkuyoruz!" dediler.
Şekillerden, izlerden, neseblerden, çok iyi anlayan Kâhinler Başkanı, onlara:
"Bir tek adamı, vadide giderken tutup öldürmek, hayırdır!" dedi ve İsâ Aley-hisselâmı, öldürmek üzere, söz birliği ettiler. [260]
Kendisini, öldürmeye yöneldiler. [261]
Yahûdîler, zamanın krallarından bazısına da, İsâ Aleyhisselâm aleyhinde ihbarda bulundular ve onu, öldürmeye ve asmağa azmettiler. [262]
Kendisini, öldürmek için, aramağa başladılar. [263]
İsâ Aleyhisselâmla Annesine Dil Uzatan Yahudilerin Domuzlara Çevrilişi:
İsâ Aleyhisselâm; merkep üzerinde Oraşalim (Beytülmakdis)e, girmiş[264] Yahudilerden, bazı kimselerle karşılaşmıştı.
Onlar, İsâ Aleyhisselâmı, görünce:
"Sihirbaz kadının oğlu Sihirbaz, kötü işler yapıcısı kadının, kötü işler yapıcı oğlu geldi!" dediler ve bu sözleriyle, ona ve annesine isnad ve iftirada bulundular.[265]
İsâ Aleyhisselâm, bunları, işitince[266], onların, aleyhlerinde[267]:
"Ey Allah´ım! Sen, benim Rabb´imsin!
Ben, Senin eserin olan Rûh´undan çıkarıldım ve Senin Ol! Kelimenle yaratıldım.
Ben, onlara, kendiliğimden, Peygamber gelmedim.
Ey Allah´ım! Bana ve anama söven kimselere lanet et, onları rahmetinden uzaklaştır!" diyerek[268] dua etti.
Yüce Allah, İsâ Aleyhisselâmın duasını kabul buyurup[269], ona ve onun annesine sövüp saymış olanları[270], domuzlara çeviriverdi!
İsrail oğullarının başkanı, bunu görünce büyük bir korkuya düştü. Yahudiler, İsâ Aleyhisselâmı, öldürmek hususunda söz birliği yaptılar.[271]
İsâ Aleyhisselâma Dünyadan Ayrılacağının Bildirilişi:
Rivayete göre:
Dünyadan ayrılacağı, Yüce Allah tarafından bildirildiği zaman, İsâ Aleyhisselâm, Havarilerini, yanına çağırmış, yemekten sonra, onlara:
"Çoban, gidince, davar, dağılır!" demiş ve bununla, kendisinin öleceğini, anlatmak istemiş.
İçlerinden, birisinin; horoz, üç kerre ötmeden önce kendisini, inkâr edeceğini,
Birisinin de, kendisini, az bir karşılığa (otuz dirheme) satıp bedelini yiyeceğini, haber vermişti.
Gerçekten de, Yahûdîler; İsâ Aleyhisselâmı, öldürmek için, ararlarken, Havarilerden Şem´un´u, yakalayıp:
"İşte, bu, onun arkadaşlarındandır!" dedikleri zaman, Şem´un:
"Ben, onun arkadaşı, değilim!" diyerek inkârda bulunmuş ve bırakılmış, horozun öttüğünü, işitince de, üzülmüş ve ağlamağa başlamıştı.
Havarilerden birisi de, Yahûdîlerin yanına varıp:
"Mesîh´in yerini, size gösterirsem, bana, ne verirsiniz " demiş, onların verdiği otuz dirhemi alıp İsâ Aleyhisselâmın bulunduğu yeri, onlara göstermiştir.[272]
İsâ Aleyhisselâmın, Yahudiler Tarafından Öldürülmek İstenilince Semâya Kaldırılışı:
Rivayete göre:
Yahudiler, bir gün[273] toplanıp İsâ Aleyhisselâmı, sorguya çektiler.
İsâ Aleyhisselâm, onlara:
"Ey Yahûdî cemaatları! Hiç şüphesiz, Allah, size, buğz ediyor, sizden nefret ediyordur!" deyince, İsâ Aleyhisselâmın sözlerine, son derecede kızdılar ve öldürmek için, üzerine, yürüdüler.
O sırada, Yüce Allah, Cebrail Aleyhisselâmı, gönderdi. O da, İsâ Aleyhisselâmı, bir evin cümle kapısının içindeki küçük kapısından içeri soktu.
Yüce Allah; evin tavanındaki pencereden İsâ Aleyhisselâmı, semâya kaldırdı. Yahûdîlerin Başkanı, adamlarından birisine:
İsâ Aleyhisselâmın yanına girmesini ve onu, orada öldürmesini, emretti.[274] Adam, içeri girdiği zaman, orada, İsâ Aleyhisselâmı, göremedi.
Dışarıdakilerin yanına çıkmayı geciktirince, onun, İsâ Aleyhisselâmı, öldürmeğe uğraştığını, sandılar.[275]
Yüce Allah; adamı, İsâ Aleyhisselâma benzetti.
Adam, dışarıdakilerin yanına çıkınca, kendisini, İsâ Aleyhisselâm, sandılar, hemen, onu, öldürdüler ve astılar.[276]
Diğer rivayetlerde ise:
Yahûdîlerin; İsâ Aleyhisselâmı, yakalayıp bağladıkları ve hakaret ederek götürdükleri ve asacakları sırada, İsâ Aleyhisselâmın semâya kaldırıldığı bildirildiği gibi;[277]
Yakalayıp hakaret ederek götürdükleri, İsâ Aleyhisselâm olmayıp Yahûdîlere, İsâ Aleyhisselâmın yerini gösteren Havârî olduğu[278];
İsâ Aleyhisselâmı, asmak istedikleri sırada, yer yüzüne karanlık çöktüğü ve Meleklerin, Yahudilerle İsâ Aleyhisselâm arasına gerildikleri ve İsâ Aleyhisselâmın yerini, Yahûdîlere gösteren ve İsâ Aleyhisselâma benzetilen Havârî´yi, yakalayıp[279], kendisinin:
"Ben, size, onun yerini, gösteren´im!" demesine bakmayarak´[280] İsâ Aleyhisselâmın, yerine, onu[281] öldürüp[282] ağaca astıkları[283];
Yahûdîler tarafından kuşatıldıkları evde bütün Havârîlerin, İsâ Aleyhisselâma benzetildikleri ve onlardan birisinin, İsâ Aleyhisselâm için, kendisini, feda ettiği de, bildirilmekte ve bu hususta daha başka bilgiler de verilmektedir.[284]
İsâ Aleyhisselâm, semâya kaldırıldığı zaman, otuz üç yaşında idi.[285]
Kur´ân-ı Kerimin Bu Husustaki Açıklaması:
"Bir de, onların (İsa´yı) inkâr ile kâfir olmaları, Meryem´in aleyhinde büyük iftira atıp söylemeleri,
Biz, Allah´ın Peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa´yı, öldürdük! demeleri sebebiyledir ki, kendilerini, rahmetimizden kovduk)
Halbuki onlar, onu öldürmediler, onu asmadılar da.
Fakat, (öldürülen ve asılan adam), kendilerine (İsâ) gibi gösterildi.
(Zâten ve) hakîkatan (İsâ ve onun katli) hakkında, kendileri de, ihtilâfa düşüp kat´î bir şek ve şüphe içindedirler.
Onların, buna (Onun katline) âid hiç bir bilgileri yoktur.
Ancak (kupkuru) zanna uymaktadırlar.
Onu, yakînen öldürmemişlerdir.
Bilakis, Allah, onu, yükseltip kendisine kaldırmıştır.
Allah, mutlak Galib´dir, yegâne hüküm ve Hikmet sahibidir. [286]
İsâ Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Zâhidâne Yaşantısı:
İsâ Aleyhisselâm:
Orta boylu,
Hamamdan çıkmış gibi, kırmızıya çalar beyaz benizli[287],
Dağınık[288], düz saçlı idi.[289]
Saçını, uzatır, omuzları arasına salardı.[290]
Saçına, hiç yağ sürmezdi.[291]
Geniş göğüslü[292],
Küçük yüzlü[293],
Çok ben´li idi. [294]
Sırtına, kıl [295], yün elbise [296],
Ayağına, ağaç kabuğundan yapılmış, tasması hurma lifinden sandal giyerdi. [297]
Çoğu zaman, yalın ayak yürürdü. [298]
Kendisinin, ne geceleri varıp içinde barınacağı [299] bir evi [300],
Ne bir ev eşyası,
Ne zevcesi,
Ne de, ölmeyecek kadar bir günlük yiyecekten başka bir şeyi vardı. [301]
Hiç bir şeyi, yarın için, biriktirmez, saklamazdı. [302]
İsâ Aleyhisselâm, göğe kaldırıldığı zaman, yün bir kaftan, bir çift çoban mesti, bir de, deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı. [303]
Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!
İsâ Aleyhisselâm; dünyadan yüz çevirip Âhireti, özler, Allâha, ibâdete koyulurdu.
Yer yüzünde dolaşır, nerede, güneş batarsa, orada, iki ayağının üzerinde namaza durur, sabahlardı. [304]
Bütün geceleri namazla, gündüzleri de, oruçla geçirirdi. [305]
Arpa ekmeği, yerdi. [306]
Havârîlerine:
"Ey Havârîler topluluğu! Mescidleri, meskenler edininiz!
Evlerinizi de, yolcu menzilleri gibi edininiz [307] ki, dünyadan, selâmetle kurtu-lasınız!" derdi. [308]
İsâ Aleyhisselâma:
"Sen, su üzerinde nasıl yürüyebiliyorsun " diye sorulmuştu.
İsâ Aleynisselâm:
´Yakîn ile!" dedi. [309]
"Biz de, yakîn sahibiyiz! " denilince:
"Sizin yanınızda, taş, çamur ve altun, eşid ve bir midir " diye sordu.
"Hayır!" dediler.
İsâ Aleyhisselâm:
"Bunlar, benim yanımda, eşid ve birdirler!" dedi.
Havariler, bir gün; İsâ Aleyhisselâmı, aramağa gittiler, Kendisini, su üzerinde yürür bir halde, buldular.
Onlardan birisi:
"Ey Allanın Peygamberi! Biz de, senin yanına yürüyüp varalım mı " dedi.
İsâ Aleyhisselâm:
"Olur!" dedi.
Havari, ayağını, basınca suyun içine, batıverdi.
İsâ Aleyhisselâm:
"Getir ver elini ey güdük imanlı!
Eğer, Âdem oğlunun, zerre kadar yakîni olsaydı, suyun üzerinde yürürdü!" dedi.[310]
İsâ Aleyhisselâm, bir adamın hırsızlık ettiğini görmüş, ona:
"Sen, çaldın ha! " demişti.
Adam:
"Kendisinden başka İlâh bulunmayan Allah´a and olsun ki; hayır!" deyince, İsâ Aleyhisselâm:
"Allâha iman ettim, kendi gözümü ise yalanladım!" demiştir.[311]
İsâ Aleyhisselâma bir adam gelip:
"Ey iyilik öğreticisi! Sen, bana bir şey öğret ki, o, beni, yararlandırsın, seni, zararlandırmasın!" demişti.
İsâ Aleyhisselâm:
"Nedir o " diye sordu.
Adam:
"Kul, Yüce Allah´a karşı, hakkıyle takvâlı nasıl olur " dedi.
İsâ Aleyhisselâm:
"Bu, kolay bir iştir:
Allah´ı, kalbinden, hakkıyle seversin,
Onun için, gücün yettiği kadar amelde bulunursun,
Benî nev´ine de, kendine acır gibi, acırsın!" dedi.
Adam:
"Ey iyilik öğreticisi! Benim, Benî nev´im, kimlerdir " diye sordu.
İsâ Aleyhisselâm:
"Bütün Âdem oğullarıdır.
Sana gelmesini, istemediğin şeyi, sen, senden başkasına da, getirme!
O zaman, sen, Allah´a karşı, hakkıyle ittikalı olursun!" dedi. [312]
İsâ Aleyhisselâmın bildirdiğine göre:
"Zamanın sonunda;
Dünyadan, el çekmeğe özenen ve fakat, dünyadan, el çekmeyen,
Âhireti, özler görünen ve fakat, âhireti, özlemeyen,
Başkalarını, Valilere, gitmekten, men eden ve fakat, kendileri giden,
Zenginlere, yaklaşan ve fakat, fakirlerden, uzaklaşan,
Ellerini, ileri gelenlere, açan ve fakat, ellerini, fakirlere yuman bilginler gelecektir ki, işte, bunlar, şeytanların kardeşleri, Rahman´ın ise düşmanlarıdır!"[313]
İsâ Aleyhisselâmın Vazifesinin Mahiyetinin Açıklanışı Ve Muhammed Aleyhisseelâmın Geleceğini Müjdeleyişi:
"Meryem oğlu İsâ da, bir zaman:
Ey İsrail oğulları! Ben, size, Allah´ın gönderdiği Peygamberiyim.
Benden önceki Tevrat´ı, tasdik edici,
Benden sonra gelecek Peygamberi de-ki, ismi: Ahmed´dir- müjdeleyici olarak geldim..." demişti." [314]
İbn.İshak´ın (85-151 Hicrî) bildirdiğine göre: İsâ Aleyhisselâma Allah tarafından indirilen İncil´de, Muhammed Aleyhisselâmın sıfatı ve ismi hakkında verilmiş olan bilgiyi, İsâ Aleyhisselâmın devrinde Havârî Yuhanna da yazdığı İncilde [315] tesbit etmiş bulunuyordu.
Nitekim, İsâ Aleyhisselâm, kendisini, inkâr eden kavmine karşı:
"Rab tarafından çıkıp gelecek olan o Münhamennâ, Rab tarafından çıkıp gelecek O Rûhulkuds gelmiş olsaydı, O, bana, şehâdet ederdi.
Siz, de şehâdet edersiniz.
Çünkü, ötedenberi, benimle birlikte bulunuyorsunuz.
Ben, bunları, size söyledim ki, şüpheye düşmeyesiniz!" demiştir.
Münhamennâ, Süryanca, Muhammed demektir.
Bunun, Rumcası: Baraklitüs´dür. [316]
Ebülferec İbn.Cevzî´nin (540-597 Hicrî), İbn.Kuteybe´den (213-276 Hicrî) nakline göre:
İsâ Aleyhisselâm, Havârîlerine:
"Ben, gidersem, size Faraklit, Rûhulhak, gelecektir.
O, kendiliğinden, söz söylemeyecek, ancak, kendisine, ne söylenirse, onu, söyleyecektir.
O, bana, şehâdet edecektir.
Siz de, şehâdet edersiniz.
Çünkü, siz, halktan daha önce, benimle birlikte bulunuyorsunuz.
Ben, gitmezsem, Feraklit, size gelmez." demiştir. [317]
Gerek Baraklitüs, gerek Faraklit sözü, Periclotas şekline sokulup Yuhanna İncilinde Tesellî Edici diye terceme edilmiştir.
Şüphesiz ki: İsâ Aleyhisselâmın ana dili, Yunanca değil, İbranice idi.
Kendisine, Allah tarafından indirilmiş olan İncil´in dilinin de, İbranca olacağı, tabiîdir.
İsimleri terceme etmek, Ehl-i Kitap Bilginlerince, âdet olduğundan, İsâ Aleyhisselâmın, kendisinden sonra, geleceğini, müjdelediği Âhir zaman Peygamberinin ismini de, Yunancaya terceme etmişler ve Arapça Mütercimler de, onu, Faraklit olarak Arapçalaştırmalardır.
Bir Papaz tarafından yazılıp Hicrî 1268 yılında Kalküta´da bastırılan bir broşürde:
Faraklit olarak Arapçalaştırman ismin, İncil´in Yunanca nüshasında Paraklitüs şeklinde mi Yoksa, Piraklütüs şeklinde mi geçtiği incelenerek, birinci şekle göre: ismin, Tesellî ve Yardım Edici, Vekil mânâlarına geldiği, ifâde ve ikinci şekle göre ise, Muhammed ve Ahmed mânâlarına gelebileceği itiraf edilmiş ve Müslümanların, bu şekli iltizam ettikleri ileri sürülmüştür.
Halbuki, iki kelime arasında şekil ve telaffuz bakımından, pek az bir fark vardır. Yunan harfleri, birbirlerine benzerdir.
Bazı İncil nüshalarındaki Piraklütüs, belki de, yazıcıların hatası yüzünden, Paraklitüs olmuştur.[318]
İsâ Aleyhisselâmın Annesinin Vefatı:
İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz.Meryem, İsâ Aleyhisselâm´dan sonra altı yıl daha yaşayıp vefat etmiştir. [319]
Yüce Allah´ın Kendi İlminden İlim Ve Kendi Hilm´inden Hilim Vererek Getireceği Ümmet:
Yüce Allah, İsâ Aleyhisselâma; Peygamberimizin Ümmeti hakkında da:
"Ey İsâ! Ben, senden sonra, bir ümmet getireceğim ki: onlar, sevdikleri bir şeyle karşılaşırlarsa, Allah´a hamd ve şükrederler,
Hoşlanmadıkları bir şeye uğrarlarsa, sabredip katlanırlmar ve Allâh´dan, ecir beklerler.
Onların ne ilimleri, ne de, hilimleri vardır." buyurmuştu.
İsâ Aleyhisselâm:
"Yâ Rab! İlimleri, hilimleri olmadığı halde, onların, böyle davranmaları, nasıl mümkün oluyor " diye sordu.
Yüce Allah:
"Onlara, kendi ilmimden ve hilmimden ihsan ederim!" buyurdu. [320]
İncillere göre: İsâ Aleyhisselâm da, İsrail oğullarına, Muhammed Aleyhisselâ-mın Eshab ve Ümmeti hakkında şöyle demiştir:
"Allah´ın Melekûtu, böyledir; Yere, tohum saçan bir adam gibidir.
Gece, gündüz uyuyup kalkar; tohum, biter ve büyür; nasıl o bilmez.
Toprak, kendiliğinden, önce onu, sonra başağı, sonra, başakta dolu taneyi verir.
Mahsul erdiği zaman, hemen orağı salar;
Çünkü, hasad zamanı gelmiştir. [321]
Yine, onlara dedi ki:
"Siz, kitapta:
Yapıcıların red ettikleri taş, köşenin başı oldu;
Bu, Rab tarafından oldu ve (o gözlerimizde şaşılacak iştir.) sözünü hiç okumadınız mı
Bundan dolayı, size derim:
Allah´ın Melekûtu, sizden alınacak ve onun meyvalarını yetiştirecek bir Millet´e verilecektir. Ve bu Taş´ın üzerine düşen, parçalanacak, o da, kimin üzerine düşerse, onu, toz gibi dağıtacaktır![322]
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Yahya Ve İsâ Aleyhisselâmlarla Karşılaşıp Selamlaşması:
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhisselâm-la birlikte ikinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail Aleyhisselâm, o göğün kapısını çaldı.[323] Bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o ,[324] sen, kimsin " denildi.[325]
Cebrail Aleyhisselâm:
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail Aleyhisselâm:
"Muhammed (Aleyhisselâm) var!" dedi.
"O (Mîrac için) gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail Aleyhisselâm:
"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı. [326]
İkinci kat gökte, Teyze Oğulları olan İsâ b.Meryem ve Yahya b.Zekeriyyâ Aleyhis-selâmlarla karşılaştılar. [327]
Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize:
"Bunlar, Yahya ve İsâ (Aleyhisselâmlar)dır. Selâm ver onlara!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onlara selâm verdi.
Onlar da, Peygamberimiz Aleyhisselâmın selâmına mukabele ettiler ve:
"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih Peygamber!" dediler [328] ve hayır düa ettiler. [329]
Kur´ân-ı Kerim in Muhammed Aleyhisselâmın Eshab Ve Ümmetinin Bazı Vasıfları Hakkındaki Açıklaması:
Yüce Allah; Muhammed Aleyhisselâmın Eshabıın vasıflarını şöyle açıklar: "Muhammed, Allah´ın resulüdür.
Onunla birlikte olanlar, kâfirlere karşı çok çetin, kendi aralarında ise, çok merhametlidirler.
Onların, rükû ve secde ederek Allâh´dan lütuf ve rızâsını istediklerini görürsün. Yüzlerinde, secdelerin eserinden dolayı nûrânîlik vardır. Bu, onların, Tevrattaki vasıflarıdır. İncil´deki vasıfları da:
Bir ekin gibidir ki, filizini çıkarmış, derken, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, sapları üzerine bir düzeye dizilmiştir.
Öyle ki, ekincilerin hoşuna gider.
Bu, işte, onlarla, kâfirleri öfkelendirmek içindir.
Allah, onlardan, iman edip iyi amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir va ´d buyurmuştur." (Fetih: 29)
"(İslâmda) birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile iyi amellerle olanların ardınca gidenler ki, Allah, onlardan razı olmuştur.
Onlar da, Allah´dan razı olmuşlardır.
(Allah), Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları, Cennetler hazırladı.
İşte bu en büyük kurtuluş ve mutluluktur." (Tevbe: 100)
"Şüphesiz ki, Allah; hak yolunda (savaşarak düşmanları) öldürmekte, (onlar tarafından) öldürülmekte olan Mü´minlerin canlarını ve mallarını -kendilerine Cennet vermek karşılığında- satın almıştır.
(Allah´ın), Tevrat´ta, İncil´de ve Kur´an´da (zikr olunan bu va´di) Kendi üzerinde hak(kat´î) bir va´d´dir.
Allah´dan ziyâde ahdine vefa eden kim var
O halde (ey Mü´minler!) yapmış olduğunuz bu alış verişten dolayı sevininiz!
Bu, en büyük kurtuluş ve mutluluktur!" (Tevbe: m)
"Onlardan (Muhacirlerden) evvel (Medine´yi) yurd ve imân (evi) edinmiş olan kimseler (Ensar), kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler.
Onlara (Muhacirlere) verilen şeylerden dolayı, göğüslerinde bir ihtiyaç (meyli) bulmazlar.
Kendilerinde fakr-u ihtiyaç olsa bile, onları Muhacirleri), öz canlarından daha üstün tutarlar.
Kim, nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliğinden korunursa, işte, umduklarına erenler, onların ta kendileridir." (Haşr: 9)
"İman edip te, Allah yolunda Hicret ve Cihad edenler, barındıranlar, yardım edenlerdir ki, işte, gerçek Mü´min olanlar, bunlardır.
Mağfiret ve bitmez tükenmez rızık onlarındır." (Enfai: 74)
"Bunların (Muhacir ve Ensar´in) arkasından gelenler:
Ey Rabbımız! İman ile daha önden bizi geçmiş olan (din) kardeşlerimizi yarlığa!
İman etmiş olanlar için, kalblerimizde bir kin bırakma!
Ey Rabbımız! Şüphesiz ki, Sen, çok Esirgeyicisin, çok Merhametlisin! derler."
(Haşr: 10)
"Onlar ki (sırf) Rab´larının rızâsını isteyerek (her zorluğa) katlanırlar, namazı, dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizli ve aşikâr harcarlar, kötülüğü, iyilikle savarlar.
İşte, onlardır ki, onlar için, bu, bu dâr(-ı dünyanın) (iyi) bir sonucu vardır.
(ki, o sonuç) Adn Cennetleridir.
Onlar, -Atalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salah erbabı olanlar da, birlikte olmak üzere- oralara girecekler, Melekler de, her bir kapıdan onların yanlarına varacaklar (ve şöyle diyecekler):
Sabrettiğinize karşılık sizlere Selâm (ve selâmet) olsun!
Dâr(ı dünyanın) ne güzel akıbetidir bu!" (Ra´d: 22-24)
"O, Rahman´in (hâs) kulları ki, onlar, yer yüzünde vakar ve tevazu ile yürürler.
Kendilerine, beyinsizler (hoşa gitmeyecek) laflar attığı zaman:
Selâmfetle!) defyip geçe)rler.
Onlar ki, gecelerini, secde ve kıyamla geçirirler.
Onlar ki;
Ey Rabbimiz! derler. Bizden, Cehennem azabını uzaklaştır.
Çünkü, onun azabı, bir helaktir!
Hakîkat, o, ne kötü bir Karargâh ve ikametgâh´dır!
Onlar ki, harcadıkları vakit, ne israf, ne de, cimrilik yapmazlar; (Harcamaları) ikisi arası, ortalama olur.
Onlar ki, Allah´ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar.
Allanın haram kıldığı cana, haksız yere, kıymazlar.
Zina, etmezler.
Kim, (bunlardan birini) yaparsa, cezaya çarpılır.
Kıyamet günü de, azabı katmerleşir ve kendisi (azabın) içinde hor ve hakir temelli bırakılır.
Meğer ki, (şirkten) tevbe ve iman edip iyi amel (ve hareket) de bulunan kimseler ola.
İşte, Allah, bunların kötülüklerini, iyiliklere çevirir.
Allah, çok Yarlıgayıcı ve çok Esirgeyicidir.
Kim, (günahlardan) tevbe (ve rücu) eder, güzel güzel amel hareket)de de, bulunursa, muhakkak o, Allâha -tevbesi makbul ve Allâhın rızasına erişmiş olarak- döner.
Onlar ki, yalan şâhidlik etmezler, boş ve kötü lakırdıya rastladıkları vakit, şerefli (insanlar) olarak (ondan yüz çevirip) geçerler.
Onlar ki, kendilerine Rab´larının âyetleri okunduğu (yahud onlarla va´z ve nasihat edildiği) zaman, bunlara karşı, (Münafıklar gibi), kör ve sağır (yıkılıp) düşmezler.
Onlar ki;
Ey Rabbimiz! derler, bize, zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin) bebeği olacak (salih insanlar) ihsan et.
Bizi, takva sahiplerine önder kıl!"
İşte, bütün onlardır ki, zorluklara katlanıp dayanmaları sebebile Gurfe(ler)le (Cennetin en yüce dereceleriyle) mükâfatlandırılacaklar, orada, sağlık ve selâm ile karşılanacaklardır.
Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.
O, ne güzel bir karargâhdır, (ne güzel) bir ikametgâhdır!" (Furkan: 63-76)
"Öyle adamlar ki, onları, ne bir ticaret, ne bir alış veriş, Allâhı zikretmekten, dosdoğru namaz kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymaz.
Onlar, kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği günden korkarlar.
Çünkü, Allah,, kendilerini, işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara, fazlından da, daha ziyâdesini verecektir. Allah, kimi dilerse, onu, sayısız rızıklandırır (sevaba kavuşturur). (Nûr 37-38)"
"Rabbimiz, Allâh´dır! deyip te, sonra (bütün hareketlerinde) doğruluğu iltizam edenlere, (evet) onlara, hiç bir korku yoktur.
Onlar, mahzun da, olmayacaklardır. Onlar, Cennet ehlidirler.
İşlemekte devam ettikleri (iyi amel ve hareketlerine mükâfat olarak orada temelli kalıcıdırlar." (Ahkaf: 13-14)
"Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet de, vardır ki, onlar, hakka rehberlik ederler, adaleti de, onunla uygularlar." (Ârâf. 181)
"Siz, insanlar için (seçilip ortaya) çıkarılmış en hayırlı bir Ümmetsiniz.
İyiliği, emr eder, kötülükten vaz geçirmeye çalışırsınız.
(Çünki) Allâha, inanırsınız.
Kitaplılar da, hep inansaydı, kendileri için, elbet daha hayırlı olurdu.
(Gerçi) İçlerinden, iman edenler varsa da, onların pek çoğu (hak dinden çıkmış) fâsıklardır." (Al-i imran. 110)[330]
Kur´ân-ı Kerimin Yahudiler Ve Hristiyanlar Hakkındaki Açıklaması:
"Yahûdîler: Uzeyr, Allah´ın oğludur! dedi(ler).
Hristıyanlar da: Mesîh (İsâ) Allah´ın oğludur! dedi(ler).
Bu, onların, ağızlarile (geveledikleri câhilce) sözleridir ki, (bununla) daha önce, küfr edenlerin sözlerini taklid ediyorlardır.
Hay Allah kahredesi adamlar! (Hakdan, bâtıla) nasıl da, döndürülüyorlar
Onlar; Allah´ı, bırakıp Bilginlerini, Rahiblerini, Meryemin oğlu Mesih´i tanrılar edindiler.
Halbuki, bunlar da, ancak, Bir olan Allah´a ibâdet etmelerinden başkasıyla em-rolunmamışlardır.
O´ndan başka hiç bir İlâh yoktur.
O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehdir."[331]
"Allah:
Ey Meryem oğlu İsâ! İnsanlara (Allah´ı, bırakıp da, beni ve anamı, iki İlâh edininiz!) diyen sen misin ! dediği zaman, o (şöyle) dedi:
Seni, tenzih ederim (yâ Ftabb!) Hakkım olmadık bir sözü söylemekliğim, bana, yakışmaz!
Eğer, onu, söyledimse, elbette, bunu, bilmişsindir.
Benim içimde olan her şeyi, Sen bilirsin.
Ben ise, Senin zatında olanı, bilmem.
Şüphesiz ki: gaybları, hakkıyle bilen Sensin Sen!
Sen, ne emrettinse, ben, onlara, bundan başkasını, söylemedim.
(Dediğim hep şu idi):
Benim de, Rabbim, sizin de, Rabbiniz olan Allah´a ibâdet ediniz. Ben, içlerinde bulunduğum müddetçe, üzerlerinde bir kontrolcu idim. Fakat, vaktâ ki, Sen, beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigâhban yalnız Sen kaldın. (Zâten) Sen, (her zaman) her şeye hakkıyle şâhidsin!" [332]
"Muhakkak ki, İsa´nın hali de, (Babasız dünyaya gelişi de) Allah katında, Âdemin hali gibidir.
(Allah) Onu (Âdemi) topraktan yarattı. Sonra, ona: O1! dedi. O da, oluverdi."[333] Allah, gerçekten, üçün (üç tanrının) biridir! diyenler, and olsun ki, kâfir olmuştur. Halbuki, bir tek İlâhdan başka hiç bir ilâh yoktur.
Eğer, söyleyegeldikleri (bu sözden) vaz geçmezlerse, içlerinden o kâfir kalanlarına, her halde, acıklı bir azab dokunacaktır.[334]
"Meryem oğlu Mesîh (İsâ), bir Peygamberden başka (bir şey) değildir.
Ondan önce de, Peygamberler gelip geçmiştir.
(Onun) Anası, çok sâdık bir kadındı.
İkisi de, (birer kul ve beşer olarak) yemek yerlerdi.
Bak, biz, âyetleri, onlara, nasıl apaçık anlatıyoruz.
Sonra da, bak, onlar, nasıl (hakîkattan) çevriliyorlar
De ki: Allâhı bırakıp ta, size ne bir zarar, ne de, bir yarar yapmaya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz !
Halbuki (her şeyi) işiten, (her şeyi) bilen, Allanın kendisidir.
De ki
Ey Ehl-i Kitap! Dininizde, haksız yere haddi aşmayınız!
Bundan önce, hem kendileri sapmış, hem bir çoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan ayrılıp sapa gelmiş bir kavmin hevâ (ve heve)sine uymayınız!
İsrail oğullarından olup ta, küfredenlere Davud´un da, Meryem oğlu İsânın da, dili ile lanet olunmuştur.
Bunun sebebi: isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi.
Onlar, işledikleri her hangi fenalıktan, birbirini vaz geçirmeye çalışmazlardı.
Gerçekten, yapmakta devam ettikleri (o hal) ne kötü idi!
İçlerinden bir çoğunu görürsün ki, kâfirlere dostluk ederler.
Nefislerinin, kendileri için, öne sürdüğü, and olsun ki, ne çirkin şeylerdir!
Çünkü, onların kazancı, Allah´ın, kendilerine gazab etmesi ve onların o azab içinde temelli kalıcı olmalarıdır.
Eğer, Allah´a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları, dostlar edinmezlerdi. Fakat, onların bir çoğu fâsık kimselerdir.
İnsanların, iman edenlere, düşmanlık bakımından, en katısı, and olsun ki, Yahudilerle Allah´a eş koşanları bulacaksın.
Onların, iman edenlere sevgisi bakımından, daha yakınını da, and olsun
"Biz Nasrânîleriz!" diyenleri, bulacaksın.
Bunun sebebi, şudur:
Çünkü, onların içinde keşişler, rahipler vardır.
Şüphe yok ki, onlar, büyüklenmek istemezler.
Peygambere indirileni dinledikleri vakit te, hakkı, tanıdıklarından dolayı, gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün.
Ey Rabbimiz! derler, iman ettik. Artık, bizi, (hakka) şâhid olanlarla beraber yaz!
Zâten, biz, Rabbimizin bizi de, sâlihler katarına katmasını, koymasını umup dururken ne diye Allah´a ve bize gelen hakîkata iman etmeyelim "[335]
"Yahudiler:
Hristıyanlar, bir şeye sâhib değil! dedi(ler).
Hristıyanlar da
Yahudiler, bir şeye sahib değil! dedi(ler). Halbuki, hepsi de, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de, tıpkı onların dediklerini söyledi.
Artık, Allah, ihtilafa düşmekte oldukları bu (dâvada) Kıyamet günü, aralarında hükmünü verecektir. "[336]
İsrail Oğullarının İki Defa Anlaşmazlığa Düşmeleri:
İsrail oğulları; Mûsâ Aleyhisselâmdan beşyüz yıl sonra, içlerinde, muhtelif milletlere mensup esirlerin oğulları çoğaldığı zaman, ihtilafa düştükleri gibi, İsâ Aleyhisselâmdan iki yüz yıl sonra da, ihtilafa düşmüşlerdir.[337]
İsrail Oğullarının Atlattıkları İkinci Katliâm:
İsrail oğulları, kendilerine gönderilen üç Peygamberden Zekeriyyâ ve Yahya Aleyhisselâmları öldürdükten[338] ve İsâ Aleyhisselâmı da, öldürmeye kalktıkları zaman, kendisi, Allah tarafından göğe kaldırıldıktan sonra [339] Yüce Allah, Bâbil krallarından Haridus adındaki kralı, onların üzerine, saldı.
Haridus, Bâbil halkını, yanına alarak İsrail oğullarının üzerine yürüdü. Onları, yenip Şam´a, girdi.
Ordu kumandanlarının kumandanı, Fil sahibi Nebuzerazan diye anılan Bas kumandana:
"Ben, eğer, Beytülmakdis halkına galebe çalarsam, öldüreceğim bir kiimse bulamayıncaya ve ordugâhımın ortasından, kanlarını sel gibi akıtıncaya kadar, onları, öldüreceğim!" diye tanrım üzerine yemin etmiştim!" dedi ve bu dereceye erişinceye kadar, onları öldürmeye devam etmesini, baş kumandana emretti.
Nebuzerazan, Beytülmakdis´e girdi.
İsrail oğullarının, kurbanlarını takdim ettikleri yerde durunca, orada, bir kanın, kaynamakta olduğunu gördü ve:
"Ey İsrail oğulları! Şu kaynayan kanın hali nedir [340] Onun haberini, bana haber veriniz!
Onun işinden, hiç bir şeyi, benden gizlemeyiniz!" dedi. [341] İsrail oğulları:
"Bu, bizim takdim ettiğimiz halde, kabul olunmayan bir kurban kanıdır. O, bunun için[342], gördüğün gibi[343] kaynıyor.[344]
Biz, sekiz yüz yıldan beri, kurban takdim ederiz. Bu kurbandan başka, hepsi kabul olunmuştur." dediler.[345]
Baş kumandan:
"Siz, bana, doğru haber vermediniz!" dedi.[346]
İsrail oğulları:
"Eğer, halimiz, önceki zamanımızdaki gibi olsaydı, kurbanımız, kabul olunurdu.[347]
Fakat, bizden krallık, Peygamberlik ve Vahy kesildi. Bunun için, kurbanlarımız kabul edilmez oldu!" dediler.
Baş kumandan Nebuzerazan, bu kanın üzerinde İsrail oğullarının Başkanlarından yedi yüz yetmiş kişi boğazladı.
Fakat, kan, sâkinleşmedi.[348]
Bunun üzerine, Baş kumandan, İsrail oğullarının gençlerinden ve kadınlarından yedi bin kişinin, kan üzerinde boğazlanmasını, emretti.[349]
Baş kumandan, İsrail oğullarının Bilginlerinden yedi yüz kişinin daha, kanın üzerinde boğazlanmasını emretti.
Boğazlandı.
Fakat, kan, yine de, sâkinleşmedi,[350] soğumadı.[351]
Nebuzerazan, kanın, sâkinleşmediğini, görünce:
"Ey İsrail oğulları! Yazıklar olsun size![352] Bana, doğrusunu söyleyiniz!
Rabbınızın emri üzerinde sebat ediniz.
Sizin saltanatınız, yer yüzünde, istediğinizi yapıncaya kadar uzamış durmuştu.
Ben, sizleri, erkek kadın ateş üfleyebilecek hiç bir kimse bırakmaksızın öldürmeye girişmeden önce, bana, doğrusunu, söyleyiniz!" dedi.
İsrail oğulları, Baş kumandanın işi sıkı tuttuğunu ve öldürmekteki katılığını ve acımasızlığını görünce, ona, işin doğrusunu, haber verdiler:
"Bu kan, bizden, bir Peygamberin kanıdır ki, o, bizi, Allah´ın, gazab edeceği bir çok kötü işlerden nehy eder dururdu.[353]
Keşke, biz, ona, bu hususta itaat etmiş olsaydık, muhakkak ki, o, bize, doğru yolu göstermişti.[354]
Sizin, şu işinizi de, bize haber vermişti.
Fakat, biz, onu, doğrulamadık. Kendisini, öldürdük![355]
İşte, bu kaynayan kan[356], onun kanıdır!" dediler.
Nebuzerazan:
"Onun ismi, ne idi " diye sordu.
İsrail oğulları:
"Yahya b.Zekeriyyâ´dır!" dediler.
Nebuzerazan:
"İşte, şimdi, bana, doğrusunu söylediniz!..
Onun için, Rabbiniz, sizden intikam alıyor!" dedi.[357]
Onların, kendisine, doğru söylediklerini görünce[358], secdeye kapandı.
Çevresindeki kimselere:
"Şehrin kapılarını, kapatınız ve şehirde Haridus´un askerlerinden olan herkesi, dışarı, çıkarınız!" dedi.[359]
Baş kumandanın istediğini yaptılar.[360] İçeride, yalnız İsrail oğulları kaldı. Nebuzerazan[361], kaynayan kana[362];
"Ey Yahya b.Zekeriyyâ! Benim Rabbim da, Senin Rabbin de, Senin için, kavminin musîbete uğramış olduğunu, senin için, onlardan ne kadar kişilerin öldürüldüğünü biliyor.[363]
Ben, senin kavminden öldürmedik bir kimse bırakmadan[364], kavminden, öldürülmedik bir kimse bırakılmadan[365]´ önce, Allah´ın izniyle sâkinleş!" dedi.[366]
Yahya Aleyhisselâmın kanı, Allah´ın izniyle[367] hemen sakinleşip kaynaması, duruverdi.
Bunun üzerine, Nebuzerazan, onları, öldürmekten el çekti,[368] ve: "İsrail oğullarının inandıklarına, ben de, inandım ve onları, tasdik ettim. Ondan başka Rab bulunmadığına kanâat getirdim!" dedi.[369]
İsrail oğullarına da:
"Allah düşmanı[370] Haridus, bana, kanlarınız, ordugâhının tam ortasından sel gibi akıncaya kadar sizlerden adam öldürmemi, bana emretti.[371]
Ben bunu, yapacağım.[372] Ona, isyan etmeğe Kadir değilim." dedi.
İsrail oğulları;
"Emrolunduğun şeyi[373] yap!" dediler.
Nebuzerazan, onlara[374], hendek kazmalarını[375] emretti.
Bir hendek kazdılar.
Sonra, onlara, emretti: At, katır, eşek, sığır, davar ve deve gibi hayvanlardan getirip orada boğazladılar.[376]
Akan kanlar, çoğaldı ve üzerine de, su, akıtıldı.[377] Kanlar, ordugâhın içine kadar akıp gitti.
İsrail oğullarından öldürülmüş olanların cesedlerinin getirilip boğazlanan hayvan cesedlerinin üzerine atılmasını emretti.
Atıldı.[378]
Kıral Haridus, gerek hendekte bulunan cesedlerin, gerek ordugâha kadar akıp gelen kanın İsrail oğullarına âid olduğunu sandı.[379]
Nebuzerazan´a:
"Artık, onları, öldürmekten el çek![380] Akan kanları, bana kadar gelip ulaşmıştır.[381]
Yaptıkları şeyin öcünü, onlardan almış bulunuyorum!" [382] diye haber gönderdi.
Sonra da, Bâbil arzına dönmek üzere, onlardan ayrıldı ki, az kalsın, İsrail oğullarını yok edip gidecekti.[383]
Yahudilerin Azgınlıkları Yüzünden Uğrayacakları Son Musibet:
Hadîs-i şeriflerde haber verildiğine göre: Zamanın sonuna doğru çıkacak Dec-cal´ın Tabii ve askeri, Yahûdîler, olacak[384]; Müslümanlar, onlarla çarpışarak kendilerini bozguna uğratacak ve öldürecekler, hattâ taşın veya ağacın arkasına saklanacak Yahudî´yi, taş veya ağaç, dile gelip:
"Ey Müslüman! Ey Allah´ın kulu! Şu arkamdaki Yahudî´yi, gel de, öldür!" diyecektir.[385]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Taberî-Tarih .2,s 13
[2] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.
[3] Taberî-Tarih c.2,s.113, Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.
[4] Sâlebî-Arais s.371.
[5] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.
[6] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.56.
[7] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.298.
[8] Sâlebî-Arais s.371.
[9] Âl-i İmran: 35
[10] Sâlebî-Arais s.371, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.
[11] Sâlebî-Arais s.371.
[12] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.
[13] Sâlebî-Arais s.371.
[14] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.298.
[15] Âl-i İmran: 36.
[16] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[17] Sâlebî-Arais s.372.
[18] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[19] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[20] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.29.
[21] Sâlebî-Arais s.372.
[22] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1.8.299.
[23] Sâlebî-Arais s.372.
[24] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[25] İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.299.
[26] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[27] Sâlebî-Arais s.372.
[28] Sâlebî-Arais s.372-373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,8.299.
[29] Sâlebî-Arais s.373.
[30] Sâlebî-Arais s.372-373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[31] Sâlebî-Arais s.373, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.
[32] Sâlebî-Arais s.373.
[33] Sâlebî-Arais s.373, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.299.
[34] Âl-i imran: 37.
[35] Âl-i İmran: 44.
[36] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,.s.84, Buhârî-Sahih c.4,s.23O, Müslim-Sahih c.4,s.1886, Tirmizî-Sünen c.5,s.702-703, İbn.Abdulberr-lstiab c.4,s,1824, ibn.Esîr-Usüdülgabe c.7,s.84.
[37] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.316, ibn.Abdulberr-İstiab c.1895.
[38] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.316, Hâkim-Müstedrek c.2,s.594, İbn.Abdulber İstiab c.4,s.1895.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/303-306.
[39] Ebülfida-Elbıdaye vennihaye c.2,s.64.
[40] Secde âyeti değildir.
[41] Âl-i İmran: 42-43.
[42] Âl-i İmran: 45-46.
[43] Salebi Arais s.383, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7
[44] Sâlebî-Arais s.381, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7
[45] Meryem: 16-21.
[46] Âl-i İmran: 47-51.
[47] Enbiyâ: 91.
[48] Tahrim: 12.
[49] Taberî-Taihc.2,s.1B.
[50] Meryem: 22.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/306-309.
[51] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.65.
[52] Taberi-Tarih c.2,s.18, Sâlebî-Arais s.382, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O8.
[53] Taberi-Tarih c.2,s.18, İbn.Esîr-Kâmil c 1.S.208.
[54] Taberî-Tarih c.2,s.18-19, Sâlebî-Arais s.382, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.308-309.
[55] Taberî-Tarih c.2,s.19, Sâlebî s.382, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O9.
[56] Taberî-Tarih c.2,s.19.
[57] Sâlebî-Arais s.383.
[58] Taberî-Tarih c.2,s.22, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O9, Ebülfida C.2.S.65.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/309-311.
[59] İsrail oğulları, çok kızdılar: Onun, bizimle bu şekilde alay etmesi, kendisinin, zina etmesinden, bize daha ağır geliyor!" dediler. (Taberi-Tarih c.2,s.22, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311)
[60] Meryem: 22-33.
[61] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.l3,s.196, Sâlebî-Arais s.386, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[62] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.196, C.11.S.544, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.31O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.65.
[63] Taberi-Tarih c.2,s.22, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[64] Sâlebî-Arais s.386, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.
[65] Nisa: 156.
[66] Enbiyâ: 91, Tahrîm: 12.
[67] Meryem: 27-28, Nisa: 156.
[68] İbn.Kuteybe-Maarif s.24, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.63, Sâlebî-Arais s.402, Yâkut-Mucemülbüldan c 1.S.521 671.
[69] Yâkut-Mucemülbüldan d.s.521.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/311-312.
[70] Taberî-Tarih c.2,s.19, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.
[71] Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3l2.
[72] Taberî-Tarih c.2,s.19, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.
[73] Taberî-Tarih c.2,s.19, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.
[74] Taberî-Tarih c.2,s.20, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.
[75] Taberî-Tarih c.2,s.19, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.
[76] Mü´minûn: 50.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/312-313.
[77] Taberî-Tarih c.2,s.20, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.
[78] Taberî-Tarih c.2,s.20.
[79] Taberi-Tarih C.2.S.20. Sâlebî-Arais s.386.
[80] Taberî-Tarih c.2,s.20-21, Sâlebî-Arais s.387-388.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/313-314.
[81] Taberî-Tarih c.2,s.21.
[82] İbn.Kuteybe-Maarif s.25, Yâkubî-Tarih c.1,s.69, Sâlebî-Arais s.390. İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[83] İbn.Kuteybe-Maarif s.25, Sâlebî-Arais s.390.
[84] İbn.Kuteybe-Maarif s.25, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.63, Sâlebî-Arais s.390, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[85] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/314-315.
[86] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[87] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.
[88] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[89] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[90] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[91] Sâlebî-Arais s.390.
[92] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[93] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[94] Sâlebî-Arais s.390.
[95] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[96] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390.
[97] Sâlebî-Arais s.390.
[98] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390.
[99] Sâlebî-Arais s.390.
[100] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390.
[101] Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/315.
[102] Sâlebî-Arais s.390.
[103] Sâlebî-Arais s.394.
[104] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[105] Sâlebî-Arais s.392.
[106] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/316.
[107] Taberi-Tarih c.2,s.21.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/316-317.
[108] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.314.
[109] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.314.
[110] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[111] Sâlebî-Arais s.391.
[112] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.314.
[113] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[114] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.
[115] Âl-i İmran: 52.
[116] Yâkubî-Tarih c.1,s.68, Sâlebî-Arais s.390, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.92.
[117] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sîre c.4,s.255, Yâkubî-Tarih c.1,s.79, Taberî-Tarih c.2,s.24, Tefsir c.6,s.14-15, Sâlebî-Arais s.390, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.92-93.
[118] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[119] Sâlebî-Arais s.391.
[120] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[121] Sâlebî-Arais s.391.
[122] Sâlebî-Arais s.391.
[123] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.
[124] Sâlebî-Arais s.391.
[125] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.
[126] Sâlebî-Arais s.391.
[127] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/317-319.
[128] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.
[129] Sâlebî-Arais s.394.
[130] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[131] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.
[132] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[133] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[134] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[135] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[136] Sâlebî-Arais S.394.
[137] Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[138] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.
[139] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.
[140] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[141] Veya Hâm b.Nuh (Taberî-Tarih c.1,s.91)
[142]. Sâlebî-Arais s.394.
[143] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315
[144] Sâlebî-Arais s.394.
[145] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[146] Tâberi-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.
[147] Sâlebî-Arais s.394.
[148] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[149] Sâlebî-Arais s.394.
[150] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.
[151] Sâlebî-Arais s.394.
[152] Taberî-Tarih c.1,s,91.
[153] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[154] Sâlebî-Arais s.394.
[155] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[156] Sâlebî-Arais s.394.
[157] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[158] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[159] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[160] Sâlebî-Arais s.394
[161] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[162] Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[163] Taberî-Tarih c.1,s.91.
[164] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.
[165] Sâlebî-Arais s.394.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/319-321.
[166] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[167] Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[168] Sâlebî-Arais s.394.
[169] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.
[170] Sâlebî-Arais s.394.
[171] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[172] Sâlebî-Arais s.394.
[173] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[174] Sâlebî-Arais s.394.
[175] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.82.
[176] Matta Bab: 13, Fıkra: 54, 57, 58.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/321-323.
[177] Taberî-Tarih C.3.S.130.
[178] Sâlebî-Arais s.397.
[179] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.
[180] Sâlebî-Arais s.397.
[181] Taberî-Tefsir c.7,s.131.
[182] Taberî-Tefsir c.7,s.131, Sâlebî-Arais s.397, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.
[183] Taberî-Tefsir c.7,s.133, Sâlebî-Arais s.397.
[184] Taberî-Tefsir c.7,s.133, Sâlebî-Arais s.397, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.
[185] Sâlebî-Arais s.398, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.
[186] Sâlebî-Arais s.399.
[187] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[188] Sâlebî-Arais s.398.
[189] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[190] Sâlebî-Arais s.398.
[191] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[192] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[193] Sâlebî-Arais s.398.
[194] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[195] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[196] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[197] Sâlebî-Arais s.398.
[198] Sâlebî-Arais s.399.
[199] Sâlebî-Arais s.399, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[200] Sâlebî-Arais s.399.
[201] Taberî-Tefsir c.7,s.131,132, Sâlebî-Arais s.397, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.
[202] Taberî-Tefsir c.7,s.133, Sâlebî-Arais s.397
[203] Sâlebî-Arais s.399
[204] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.316
[205] Sâlebî-Arais s.398.
[206] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.
[207] Sâlebî-Arais s.399.
[208] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[209] Sâlebî-Arais s.399.
[210] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.317.
[211] Sâlebî-Arais s.399 İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[212] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[213] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[214] Sâlebî-Arais s.399.
[215] Sâlebi-Arais s.398.
[216] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.
[217] Sâlebî-Arais s.398.
[218] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.
[219] Sâlebî-Arais s.398, 399.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/323-326.
[220] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.317.
[221] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[222] Sâlebî-Arais s.399.
[223] Sâlebî-Arais s.398, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316, 317.
[224] Sâlebî-Arais s.399.
[225] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[226] İbn.lyas-Bedâyiuzzühur s 199.
[227] Sâlebî-Arais s.399.
[228] İbn.lyas-Bedâyiuzzühur s. 199.
[229] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317, İbn.lyas-Bedâyiuzzühur s. 199.
[230] Sâlebî-Arais s.399, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/326.
[231] Mâide: 112-115.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/326-327.
[232] Ahmed b.Hanbel-Ezzühd s.75, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.73.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/327.
[233] İbn.İshak, ibn.Hişam-Sîre c.4,s.255.
[234] İbn.ishak, İbn.Hişam-Sîre c.4,s.255, Taberî-Tarih c.2,s.24.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/327-328.
[235] Taberî-Tefsir c.22,s.155,158-161.
[236] Sâlebî-Arais s.406, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.319.
[237] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/328-330.
[238] Yâkubî-Tarih C.1.S.75-76.
[239] Yâkubî-Tarih c.1,s.75, Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[240] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil, c. 1,8.315.
[241] Sâlebî-Arais s.392.
[242] Yâkubî-Tarih c. 1,8.76.
[243] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[244] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.
[245] Sâlebî-Arais s.392.
[246] Yakubi-Tarih c. 1,8.76.
[247] Sâlebî-Arais s.393.
[248] Yâkubî-Tarih c.1,s.176, Sâlebî-Arais s.303, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[249] Yâkubî-Tarih c.1,s,76.
[250] Sâlebî-Arais s.393.
[251] Yâkubî-Tarih c.1,s.76, Sâlebî-Arais s.393, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.
[252] Yâkubî-Tarih c.1,s 76.
[253] Sâlebî-Arais s.393
[254] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.
[255] Sâlebî-Arais s.393.
[256] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.
[257] Sâlebî-Arais s.393.
[258] Yâkubî-Tarih c.1,s.76, Sâlebî-Arais s.393.
[259] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/330-331.
[260] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.
[261] Dineverî-El´ahbar s.41.
[262] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.84.
[263] Sâlebî-Arais s 387.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/331.
[264] Yâkubî-Tarih C.1.S.76.
[265] Sâlebî-Arais s.400, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[266] Sâlebî-Arais s.400.
[267] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.
[268] Sâlebî-Arais s.400.
[269] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318.
[270] Sâlebî-Arais s.400.
[271] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/332.
[272] Taberî-Tarih c.2,s.22-23, Sâlebî-Arais s.400-401, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318-319, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.93-94.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/332-333.
[273] Sâlebî-Arais s.400.
[274] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s,318.
[275] Sâlebî-Arais s.400.
[276] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318.
[277] Taberî-Tarih c.2,s.23, Sâlebî-Arais s.401.
[278] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.319.
[279] Sâlebî-Arais s.401, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.319.
[280] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.319-320.
[281] Sâlebî-Arais s.401.
[282] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.320.
[283] Sâlebî-Arais s.401, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.320.
[284] Taberî-Tefsir C.6.S.12-17.
[285] Yâkubî-Tarih c.1,s.79, Sâlebî-Arais s.403, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.356, Ebülfida-Elbidaye venniha-ye c.2,s.95.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/333-334.
[286] Nisa: 156-158.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/334.
[287] ibn.İshak, İbn.Hişam-Sîre c.2,s.41, Abdurrezzak-Musannef c.5,s.329, Buharî-Sahih c.4,s.14O, Müslim-Sahih C.1.S.152.
[288] Sâlebî-Arais s.387.
[289] İbn.İshak, İbn.Hişam-Sîre c.2,s.41, Buharî-Sahih c.4,s.14O, Müslim-Sahih c.1,s.152.
[290] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.97
[291] Sâlebî-Arais s.387.
[292] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.97.
[293] Sâlebî-Arais s.387.
[294] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sîre c.2,s.41.
[295] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.192.
[296] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.193, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.
[297] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.
[298] Sâlebî-Arais s.387.
[299] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.82.
[300] Sâlebî-Arais s.387, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.82.
[301] Sâlebî-Arais s.387.
[302] Hâkim-Müstedrek c.2,s.596.
[303] Abdurrezzak-Musannef c.11 ,s.3O9.
[304] Sâlebî-Arais s.387.
[305] Hâkim-Müstedrek c.2,s.596
[306] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.193.
[307] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.197.
[308] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13.s.193.
[309] Yakîn : Lügatta: bir şeyi, seksiz, şüphesiz olarak, gerçekten bilmek demektir. (Fîrûzâbâdî-Kamûsulmuhît c.3,s.28O, Seyyid-Tarifat s. 175)
Yâkîn : İlm´in, Marifet, Dirayet ve benzerlerine üstün sıfatlarından olup İlmülyakîn, Aynülyakin, Hakkulyakîn diye üç derecesi ve bunların da aralarında bir takım farkları vardır. (Râkıb-Müfredâtülkur´an s.552) Din Teriminde Yakın : Bir şeye, bu, böyledir! diye itikad etmekle birlikte, bunun, vakıa uygun ve zevali imkânsız olarak ancak böyle olabileceğine itikad etmek, kanâat getirmek demektir. (Seyyid-Târifât s.175).
[310] Ahmed b.Hanbel-Ezzühd s.77, 74.
[311] Buharî-Sahih c.4,s.142, Müslim-Sahih c.4.s.1838, İbn.Mâce-Sünen c.1,s.679, Nesaî-Sünen c.8,s.249.
[312] Ahmed b.Hanbel-Ezziihd s.77
[313] ibn.Abd.Rabbih-Ikdülferîd c.2,s.227.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/334-337.
[314] Saf: 6
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, bir Hadîs-i şeriflerinde: "Ben, Atam ibrahim´in duası, İsâ b.Meryem´in müjdesi ve Annemin rü´yâsıyım ki, Annem, bana hâmile iken, rü´yâsında, Şam köşklerini, kendine aydınlatan bir Nûr´un, kendisinden çıktığını görmüştü.
Zâten, Peygamberlerin Anneleri, böyle rü´yâ görürlerdir!" buyurarak bunu açıklamışlardır. (ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.149, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.128, Taberî-Tefsir c.1,s,556, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.68, 71, Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.1,s.36, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.16, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.3O7, Heysemî-Mecmauzzevaid c.8,s.223)
[315] Bab: 16, Fıkra: 7-14, Bab: 15, Fıkr. 26-27
[316] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sîre c.1,s.248
[317] Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.1,s.67.
[318] Rahmetullah. Hindî-lzhârulhakk Terceme c.2,s.262-263.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/338-339.
[319] Taberî-Tarih c.2,s.13, Hâkim-Müstedrek c.2,s.596, Sâlebî-Arais s.403, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.2,s.356, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s.138.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/339.
[320] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.6,s.45O, Heysemî-Mecmauzzevaid c.10,s.67
[321] Yuhanna: Bab: 14, Fıkra: 16, Bab: 15, Fkr.26,Bab: 16, Fkr.7.
[322] Matta: Bab: 21, Fkr. 42-44.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/339-340.
[323] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.302-303, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s.148, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.130, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifâ c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, ibn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144.
[324] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.143 Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih d.s.148.
[325] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.143, Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifa c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144.
[326] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.143, Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifa c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144.
[327] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, A.b.Hanbel-Müsned c.3,s.148, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-
Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Beygavî-Mesabih c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifâ c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144
[328] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.2O8, Buharî-Sahih c.4,s.248.
[329] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s.148,, Buharî-Sahih c.4,s.248, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Begavî-mesâbihussünne c.2,s.179, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid Uyûnüleser c.1,s.144.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/340-341.
[330] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/341-344.
[331] Tevbe: 9/30-31.
[332] Mâide: 5/116-117.
[333] Âl-i İmran: 3/59.
[334] Mâide: 73.
[335] Mâide: 75-84.
[336] Bakare: 113.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/344-347.
[337] Deyiemî-Eifirdevsc.1, s.406.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/347.
[338] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.303-304.
[339] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.342.
[340] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[341] Taberî-Tarih C.2.S.16, Sâlebî-Arais s.342.
[342] Taberî-Tarih c.2,s.16-17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[343] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.342.
[344] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[345] Taberî-Tarih c.2,s,17, Sâlebî-Arais s.342.
[346] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[347] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[348] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[349] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[350] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[351] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[352] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.342.
[353] Taberi-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.
[354] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[355] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.
[356] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[357] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.l.s.304.
[358] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.342.
[359] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.
[360] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.
[361] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.
[362] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.305.
[363] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[364] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[365] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[366] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[367] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[368] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[369] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[370] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[371] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[372] Taberî-Tarih c.2,s.17.
[373] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.
[374] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[375] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[376] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[377] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[378] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.043, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[379] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343.
[380] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[381] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343.
[382] Taberî-Tarih c.2,s.17, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.
[383] Taberi-Tarih c.2,s .17, Sâlebî-Arais s.343.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/347-351.
[384] ibn.Mâce-Sünen c.2,s.1361, Heysemî- Mecmauzzevâid c.7,s.338-342.
[385] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.417, Buharî-Sahih c.3,s.232, Müslim-Sahih c.4,s.2238-2239, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.137, ibn.Esîr-Câmiul´usûl c.11,s.76, Hatîbüttebrîzî-Mişkâtülmesabih c.3,s.14
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/351.
|
|
|
Fetret Devri |
|
Yazar: RasitTunca - 07-22-2018, 03:22 AM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Fetret devri, Fetret çağı; Yüce Allah´ın gönderdiği Peygamberlerden iki Peygamber arasındaki -İsâ Aleyhisselâmla Muhammed Aleyhisselâm arasında olduğu gibi- Peygamberliğin, kesintiye uğradığı, Peygambersiz zaman, durgunluk zamanı demektir.[1]
Rivayete göre: İsâ Aleyhisselâmla Muhammed Aleyhisselâm arasındaki Fetret müddeti, altı yüz yıldır.[2]
Kur´ân-ı kerim´de, Fetret devri ile ilgili âyette şöyle buyrulur:
"Ey Ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir zamanda, gerçekleri apaçık söyleyip duran Resulümüz (Muhammed) gelmiştir, ki, bize, ne (Cennetle) bir Müj-deleyici, ne de, (Cehennemle) bir Uyarıcı gelmedi! demeyesiniz diye, İşte, size, hem bir Müjdeci, hem bir Uyarıcı gelmiştir.
Allah, her şeye hakkıyle kadirdir."[3]
Eshâb-ı kiramdan Ebû Hüreyre´nin rivayet ettiği bir Hadîs-i şerife göre: Muhammed Aleyhisselâm:
"Ben, dünyada da, Âhirette de, Meryem oğlu İsa´nın en yakınıyım!" buyurunca,[4] Eshab:
"Nasıl yâ resûlallâh " diye sordular.[5] Muhammed Aleyhisselâm da: "Peygamberler, Baba bir kardeştirler.
Anneleri, muhteliftir.[6] Fakat, dinleri birdir.
Benim aramla, O´nun arasında[7], yâni[8], benimle İsâ Aleyhiselâm arasında[9] Peygamber yoktur!" buyurmuşlardır.[10]
Fetret devri halkından olup ta, Peygamberimizi, çocukluğunda görüp kendisinin Peygamber olacağına inanan Hristiyan Rahiplerinden Bahîra gibi[11] veya gelmesi beklenen Peygamberimize kavuşmak ve bağlanmak arzusu ile Şamdan Medine´ye gelip yerleşen Yahudi Bilginlerinden İbn Heyyiban gibi[12], ya da, putlardan ayrılmakla kalmayıp Yahudilerin, Hıristiyanların ve bütün milletlerin dinlerine girmekten de, kaçınarak İbrahim Aleyhisselâmın Hanîf ve Tevhid dini olan dinini aramaktan geri durmayan[13] ve "Ben, İbrahim´in Rabbına ibadet ederim."[14] "Ey Allah! Ben, Sana, nasıl ibadet edilmesini istediğini bilseydim, Sana, öyle ibadet ederdim!" diyen[15] Zeyd b.Amr, b.Nüfeyl gibi, Peygamberimizin Peygamberlik devrine erişmeden ölenler, Yüce Allah tarafından yarlıganır ve Cennet´e girerlerdir.
Nitekim, Zeyd b.Amr´ın oğlu Eshab-ı kiramdan Saîd b.Zeyd: "Yâ Resûlallâh! Babam, gördüğün, işittiğin gibi idi.[16] Senin Peygamberlik devrine erişemedi. Eğer, erişmiş olsayldı, Sana iman eder, bağlanırdı.[17]
Onun yarlıganmasını, Allâh´dan dile!" demiş, Peygamberimiz Aleyhisselâm da "Olur! Onun için Allâh´dan mağfiret dileyeyim![18]
Çünkü, o, Kıyamet gününde, tek başına bir ümmet olarak ba´s olunacaktır.[19] Allah, onu, yarlıgasın, ona, rahmet etsin!
Çünkü, o, İbrahimin dini üzerinde ölmüştür.[20]
"Cennet´e girdiğimde, Zeyd b. Amr, b.Nüfeyl´e aid iki ulu ağaç görmüşümdür." [21]
"Onu, Cennet´te, eteklerini sürür bir halde gezer görmüşümdür!" buyurmuştur.[22]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn.Esîr-Vennihâye c.3,s.408
[2] Buharî-Sahih c.4,s.27O, Taberî-Tefsir c.6,s.167, Hâkim-Müstedrek c.2,s.598, Zemahşerî-Keşşaf c.1,s.6O2, Fahrurrazi-Tefsirc.11,s.194, Kurtubî-Tefsir c.6,s.122, Nesefi-Medarik c.1,s.277, Ebülfida-Tefsir c.2,s.35, Beyzavi-Tefsir c.1,s.269, Hazin-Tefsir c.1,s.449, Ebüssuud Tefsir c.3,s.22, Suyuti-Dürrülmensur c.2,s.269
[3] Maide: 19
[4] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.541, Buharî-Sahih c.4,s.142, Müslim-Sahih c.4,s,1837, Deylemi-Elfirdevs c.1,s.48, Süyuti-Camiussaagîr c.1,s.1O8
[5] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.541, Müslim-Sahih c.4,s.1837
[6] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.541, Buharî-Sahih c.4,s.142, Müslim-Sahih c.4,s.1837, Suyuti-Camiussagîr c.1,s.1O8
[7] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.437, Buharî-Sahih c.4,s.142, Müslim-Sahih c.4,s.1837, Ebu Davud-Sünen c.4,s.117-118, Suyuti-Camiussagîr c.1,s.1O8
[8] Ebu Davud-Sünen c.4,s.118
[9] Ahmed b Hanbel-Müsned c.2,s.463-464, Müslim-Sahih c.4,s.1837, Ebu Davud-Sün .1 c.4,s.118
[10] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.437, 463, Buhari-Sahih c.4,s.142, Müslim Sahih *..4,s.1837, Ebu Davud-Sünen c.4,s.117-118, Suyuti-Camiussagir c.1,s. 108
[11] İbn.ishak-Kitabülmübteda velmeb´as c.2,s.53-55, ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.153-155, Taberî-Tarih c.2,s.194-195 Beyhakî-Delâil c.1,s.309-312, İbn.Seyyid-Uyunüleser c.1,s.40-42, Zehebi-Tarihulislam c.2,s.28-29, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.283-284
[12] İbn.ishak-Kitabülmübteda velmeb´as c.2,s.64-65, İbn.Hişam-Sîre c.3,s.227-228, ibn.Sa´d-Tabakat c.1 ,s.160-161, Beyhakî-Sünen c.9,s.114
[13] İbn İshak-Kitabülmübteda velmeb´as c.2,s.95-96, Zehebi-Tarihul´islam c.2,s.47, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.238.
[14] İbn.İshak, ibn.Hişam-Sire c.1,s.239-240.
[15] İbn.ishak-Kitabülmübteda velmeb´as c.2,s.96, İbn.Hişam-Sîre c.1 ,s.24O, ibn.Esîr-Üsüdülgabe c.2,s.296, Zehebî-Tarihulîslam c.2,s.48, İbn.Hacer-El´isabe c.1,s.569.
[16] İbn.ishak-Kitabülmübteda velmeb´as c.2,s.99, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.189, Hâkim-Müstedrek C.3.S.439-440, Beyhakî-Delâil c.1,s.384, Muhıbüttaberî-Rıyadunnadra c.2,s.4O5, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.45, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.241, Heysemî-Mecmauzzevaid c.9,s.417, İbn.Hacer-El´isabe c.1,s.570
[17] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.190.
[18] İbn.ishak-Kitabülmübteda velmeb´as c.2,s.99-100, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.189-190, Hâkim-Müstedrek c.3,s.439-440, Beyhakî-Delâil. c.1,s.384, ibn.Abdulberr-İstiab c.2,s.295, Muhıbbüttaberî-Rıyadunnadra c.2,s.4O5, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.47, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.241, Heysemi-Mecmauzzevaid c.9,s.417, İbn.Hacer-El´isabe c.1,s.570.
[19] İbn.ishak-Kitabülmübtedavelmeb´asc.2,s.99-100, İbn.Sa´d-Tabakat. c.3,s.381, Mus´abuzzübeyri-Nesebü Ku-reyş s.365, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.189-190, Hakim-Müstedrek c.3,s.439-440, Beyhakî-Delâil. c.1,s.384, ibn.Abdulberr, istiab c.2,s.295, Muhıbbüttaberi-Rıyadunnadra c.2,s.4q5Zehebî-Tarihul´islamc.2,s.46, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.241, Heysemî-Mecmauzzevaid c.9,s.417, İbn.Hacer-El´ısabe c.1,s.57O
[20] İbn.Sa´d-Tabakat c.4,s.381, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.241
[21] ibn.Asakîr-Tarih (Tehzib) c.6,s.35, Zehebi-Tarihulislam c.2,s.47-48, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.241, B.Ayni-Umdetülkari s.16,s.285, ibn.Hacer-Felhulbari c.7,s.1O8
[22] İbn.Sa´d-Tabakat c.3,s.379, B.Ayni-Umdetülkari c.16,s.285, ibn.Hacer-Fethulbari c.7,s.1O8
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/352-354.
|
|
|
Amme Cüzü Kısa Sureler Elmali Meali (Kuran- i Kerim Meali) |
|
Yazar: RasitTunca - 07-17-2018, 05:07 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Amme Cüzü Kısa Sureler Elmali Meali (Kuran- i Kerim Meali)
Nebe
Meâric´den sonra inmiştir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 (kırk) âyettir. "Nebe´ " haber demektir. Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir.
1- Birbirlerine neyi soruyorlar
2- O büyük haberden (kıyametten) mi
3- Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
4- Hayır, ilerde bilecekler.
5- Hayır hayır, ilerde bilecekler.
6- Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı
7- Dağları da birer kazık kılmadık mı
8- Sizleri çift çift yarattık.
9- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
10- Geceyi bir örtü yaptık.
11- Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
12- Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
13- İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
14- Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
15- Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
16- Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
17- Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
18- O gün Sûr´a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
19- Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
20- Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
21- Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
22- Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
23- Orada çağlarca kalacaklardır.
24- Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
25- Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
26- Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
27- Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
28- Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
29- Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
30- (Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).
31- Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
32- Bahçeler var, bağlar var.
33- Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
34- Dopdolu kadehler var.
35- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
36- (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
37- O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rah-mân´dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
38- O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân´ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
39- İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
40-Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
Naziat
Nebe´ sûresinden sonra Mekke´de inmiştir; 46 (kırkaltı) âyettir. Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.
1- Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,
2- Usulcacık çekenlere,
3- Yüzüp yüzüp gidenlere,
4- Yarışıp geçenlere,
5- Derken bir iş çevirenlere kasem olsun (ki kıyamet var).
6- O gün deprem sarsar,
7- Onu ikinci bir sarsıntı izler.
8- Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar.
9- Gözler kalkmaz saygıdan.
10- Diyorlar ki: "Biz tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz
11- "Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha "
12- "Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür." dediler.
13- Fakat o bir tek haykırıştır.
14- Bir de bakarsın hepsi meydandadır.
15- Musa´nın haberi sana geldi mi
16- Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva´da seslenmişti:
17- "Haydi, demişti, git Firavun´a, çünkü o çok azdı."
18- De ki: İster misin arınasın
19- Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın.
20- Musa Firavun´a o büyük mucizeyi gösterdi.
21- Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi.
22- Sonra koşarak dönüp gitti.
23- Derken adamlarını topladı da bağırdı:
24- "Ben sizin en yüce Rabbinizim" dedi.
25- Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.
26- Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır.
27- Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü Onu Allah bina etti.
28- Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu.
29- Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
30- Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.
32- Dağlarını oturttu.
33- Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için .
34- Fakat o her şeyi bastıran büyük felaket geldiği vakit,
35- O, insanın neyin peşinde koştuğunu anladığı gün,
36- Gören kimseler için cehennem hortlatıldığı vakit,
37- Artık her kim azgınlık etmiş,
38- Ve dünya hayatını tercih etmişse,
39- Kuşkusuz onun varacağı yer cehennemdir.
40- Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise,
41- Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
42- Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
43- Sen nerde, onu anlatmak nerde !
44- Onun son ilmi Rabbine aittir.
45- Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.
46-Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler
Abese
Mekke´de inmiştir, 42 (kırkiki) âyettir. Adını, "yüzünü ekşitti, buruşturdu" anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır. Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa gibi Kureyş´in ileri gelenlerine İslâm´ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum gelir ve "Yâ Resûlallah! Allah´ın sana öğrettiklerinden bana da öğret" der. O esnada Resûlullah (a. s.) cevap vermez. Çünkü Kureyş´in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz onları gücendirmek istemedi. Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada onlar kalkıp gittiler. Biraz sonra bu âyetler geldi. Resûlullah´ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir. Zira hiç kimse kendisini bu şekilde tenkit etmez.
1- (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
2- Kendisine âmâ geldi, diye.
3- Ne bilirsin, belki o temizlenecek
4- Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
5- Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
6- Sen ona yöneliyorsun.
7- Onun temizlenmemesinden sana ne
8- Ama sana can atarak gelen,
9- Allah´tan korkarak gelmişken,
10- Sen onunla ilgilenmiyorsun.
11- Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur´ân bir öğüttür.
12- Artık dileyen onu düşünür.
13- O, değerli sahifelerdedir.
14- Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
15- Yazıcıların ellerindedir,
16- Değerli, iyi yazıcıların.
17- O kahrolası insan, ne nankör şey.
18- O yaratan onu hangi şeyden yarattı
19- Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
20- Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
21-Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
22- Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
23- Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah´ın emrini tam yerine getirmedi,
24- Bir de o insan yiyeceğine baksın.
25- Biz o suyu bol bol döktük.
26- Sonra toprağı nasıl da yardık.
27- Bu suretle orada ekinler bitirdik.
28- Üzümler, yoncalar,
29- Zeytinlikler, hurmalıklar,
30- İri ve sık ağaçlı bahçeler,
31- Meyveler, çayırlar bitirdik.
32- Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
33- Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
34- O gün kişi kaçar, kardeşinden...
35- Anasından , babasından..
36- Eşinden ve oğullarından.
37- Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
38- Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
39- Güler, sevinir.
40- Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
41- Onları karanlık bürümüş,
42-İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Tekvir
Mekke´de inmiştir, 29 (yirmidokuz) âyettir. Sûrenin başında güneşin dürülmesinden söz edilmiş ve adını da buradan almıştır. Sûrenin söz dizisinde, ihtiva ettiği konuya ilişkin anlamları yankılandıran ve güçlendiren mükemmel bir musikî taklit edilemez bir âhenk vardır.
1- Güneş katlanıp dürüldüğünde,
2- Yıldızlar bulandığında,
3- Dağlar yürütüldüğünde,
4- Kıyılmaz mallar bırakıldığında,
5- Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,
6- Denizler ateşlendiğinde (suları çekilip, volkanlar halinde ateş püskürdüğünde),
7- Nefisler eşleştirildiğinde (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya toplandığında),
8- Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
9- "Hangi günahtan dolayı öldürüldü " diye.
10- Amel defterleri açıldığında,
11- Gök sıyrılıp açıldığında,
12- Cehennem kızıştırıldığında,
13- Ve cennet yaklaştırıldığında,
14- Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.
15- Şimdi yemin ederim o sinenlere (gündüzleri gözden kaybolan yıldızlara),
16- O akıp akıp yuvasına gidenlere,
17- Yöneldiği an geceye,
18- Nefeslendiği (ağardığı) an sabaha ki,
19- Kuşkusuz o Kur´an, değerli bir elçinin sözüdür.
20- O elçi güçlüdür, Arş´ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.
21- Orada ona itaat edilir, güvenilir.
22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
23- Andolsun o, Cebrail´i açık ufukta gördü.
24- O, gayb hakkında cimri de değildir.
25- O, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.
26- Hâl böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz
27- O, âlemler için öğütten başka bir şey değildir,
28- İçinizden doğru gitmek isteyenler için.
29-Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.
İnfitar
Nâziât sûresinden sonra Mekke´de inmiştir. 19 (ondokuz) âyettir. Manası "yarılmaktır"tır. Göğün yarılmasından söz ederek başladığı için bu adı almıştır. Konusu ahiret âlemidir.
1- Gök çatladığı vakit,
2- Yıldızlar döküldüğü vakit,
3- Denizler yarılıp akıtıldığı vakit,
4- Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,
5- Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.
6- Ey insan! İhsanı bol Rabb´ine karşı seni aldatan nedir
7- O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.
8- Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.
9- Hayır hayır, siz cezayı yalanlıyorsunuz.
10- Oysa üzerinizde koruyucular var.
11- Değerli yazıcılar
12- Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler
13- Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.
14- Kötüler de cehennemdedirler.
15- Ceza günü ona girecekler.
16- Onlar o cehennemin gözünden kaçamazlar.
17- Ceza gününün ne olduğunu sen bilir misin
18- Evet, bilir misin nedir acaba o ceza günü
19-O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah´ındır
Mutaffifin
Mekke´de inmiştir, 36 (otuzaltı) âyettir. Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek başladığı için bu adı almıştır.
1- Eksik ölçüp tartanların vay haline!
2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.
3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı
5- Büyük bir gün için.
6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar.
7- Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak Siccin´dedir.
8- Bildin mi sen, Siccin nedir
9- Yazılmış bir kitaptır o.
10- Vay haline yalanlayanların o gün!
11- Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.
12- Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.
13- Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "eskilerin masalları" der.
14- Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.
15- Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
16- Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.
17- Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek.
18- Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak Illiyyîn´dedir.
19- Bildin mi sen, Illiyyîn nedir
20- Yazılmış bir kitaptır o.
21- Allah´a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.
22- Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.
23- Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.
24- Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.
25- Onlara damgalı saf bir içki sunulur.
26- Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.
27- Karışımı Tesnim´dendir (En üstün cennet şarabındandır).
28- Allah´a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.
29- Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.
30- Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.
31- Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.
32- Müminleri gördükleri vakit; "işte bunlar sapıklar" diyorlardı.
33- Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
34- İşte bugün de inananlar kâfirlere gülecek.
35- Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.
36-Nasıl, kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı
İnşikak
İnfitâr sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 25 (yirmibeş) âyettir. Göğün yarılmasından söz ettiği için bu adı almıştır.
1- Gök yarıldığı,
2- Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
3- Yer uzatılıp düzlendiği,
4- İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı
5- Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
6- Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarfetmektesin, nihayet O´na varacaksın.
7- O vakit kitabı sağ eline verilen,
8- Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,
9- Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
10- Ama kitabı arkasından verilen,
11- "Yetiş ey ölüm!" diye bağıracak
12- Ve alevli ateşe girecektir.
13- Çünkü o ailesi içinde sevinçli idi.
14- Hiç Rabbine dönmeyeceğini sanmıştı.
15- Hayır Rabbi onu görmekte idi.
16- Şimdi, yemin ederim o şafağa,
17- Geceye ve içinde barındırdığı şeylere,
18- Derlendiği zaman o aya,
19- Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz.
20- Böyleyken onlar neden acaba iman etmezler
21- Karşılarında Kur´ân okunduğu vakit secde etmezler
22- Aksine o nankörler yalanlıyorlar.
23- Oysa Allah içlerinde sakladıklarını biliyor.
24- Onun için onlara elem verici bir azabı müjdele.
25-Ancak iman edip iyi ameller işleyenler başkadır. Onlara tükenmez bir ecir vardır.
Buruc
Şems sûresinden sonra Mekke´de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. "Bürûc", burc kelimesinin çoğuludur. Sûrede burçları olan gökyüzüne, kıyamet gününe ve o güne tanıklık edecek olanlarla, yine o gün müşahede edilecek olaylara yemin edildikten sonra Yemen´de geçmiş bir olaya temas edilir: Yahudi Zûnuvas ve adamları, yahudiliği kabul etmeyen Necran hıristiyanlarını, Hendek içinde yakılmış bir ateşe atarak yakarlar ve yanmakta olan insanları seyrederler. Bu şekilde işkence ile yakılıp öldürülen kimseler inançları uğrunda ölmüşlerdir.
1- Burçlar sahibi gökyüzüne,
2- Vaad olunan o güne,
3- Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,
4- Kahroldu o hendeğin sahipleri,
5- O çıralı ateşin,
6- Hani o ateşin başına oturmuşlar,
7- Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
8- Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah´a iman etmeleri idi.
9- O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O´nundur ve Allah her şeye şahittir.
10- İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
11- İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.
12- Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.
13- Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir.
14- Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
15- Arş´ın sahibidir, yücedir.
16- Dilediğini yapandır.
17- O orduların kıssası sana geldi mi
18- Yani Firavun ve Semud´un
19- Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.
20- Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
21- Hayır o şerefli bir Kur´ân´dır.
22-Levh-i Mahfuz´dadır.
Tarik
Beled sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 17 (onyedi) âyettir. Adını, 1. âyette geçen "târık" kelimesinden alır. Târık, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan demektir. Sûrede geçen târık ise gece fazla ışık saçan yıldıza denir ki, bu, sabah yıldızıdır. Mecâzî olarak da ünlü kişiye denir. Bir edebî sanat olarak cahiliye devri geceye, o devirde gelen Hz. Peygamber de geceyi aydınlatan ve sabahı müjdeleyen sabah yıldızına benzetilmiş olabilir.
1- Andolsun o göğe ve Târık´a,
2- Târık nedir, bildin mi
3- O, karanlığı delen yıldızdır.
4- Hiçbir nefis yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
5- Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın.
6- Atılan bir sudan yaratıldı.
7- O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.
8- Elbette Allah´ın onu döndürmeye gücü yeter.
9- O gün bütün sırlar yoklanıp, meydana çıkarılır.
10- İnsanın o gün ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı.
11- Andolsun o dönüşlü göğe,
12- O yarılıp çatlayan yere,
13. Kuşkusuz Kur´ân, ayırıcı bir sözdür.
14. O asla bir şaka değildir.
15. Haberin olsun ki, kâfirler hep hile kuruyorlar.
16. Ben de hilelerine karşılık veririm.
17. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı.
A´la
Allah´ın "Yüce" anlamındaki adıyla başladığı için "el-A´lâ" denilen bu sûre 19 (ondokuz) âyet olup, Mekke´de inen ilk sûrelerdendir. Cenab-ı Allah bu sûrede kâinatın esrarını, oluşunu, işleyişini özlü bir anlatımla ifade etmiştir.
1- Rabbinin yüce adını tesbih et.
2- Yaratıp düzene koyan O´dur.
3- Takdir edip hidayeti gösteren O´dur.
4- Otlağı çıkaran,
5- Sonra da onu karamsı bir sel köpüğü haline getiren O´dur.
6- Bundan böyle sana Kur´ân´ı okutacağız da unutmayacaksın.
7- Yalnız Allah´ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de.
8- Seni en kolay yola muvaffak kılacağız.
9- Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.
10- Saygısı olan öğüt alacaktır.
11- Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
12- O ki, en büyük ateşe girecektir.
13- Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.
14- Doğrusu felaha ermiştir, temizlenen,
15- Rabbinin adını anıp namaz kılan.
16- Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
17- Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
18- Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır,
19-İbrahim ve Musa´nın sahifelerinde.
Gaşiye
Adını, ilk âyette geçen ve her şeyi saran, kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet günü anlamına gelen "ğâşiye" kelimesinden alır. İlk gelen sûrelerden olup, Zâriyât sûresinden sonra Mekke´de inmiştir. Bu sûrede kıyamet ve ahirete ait haberler vardır. ayrıca Allah´ın varlığını anlamaya yardım edecek bazı kevnî deliller serdedilmiştir. Hayatın bir plan ve program içinde akıp gittiği, bu akışın sonunda Allah´a varılacağı ve O´nun katında hesap verileceği anlatılır. 26 (yirmialtı) âyettir.
1- O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet´in haberi sana geldi mi
2- Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.
3- Çalışmış, yorulmuştur.
4- Kızışmış bir ateşe girer.
5- Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir.
6- Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.
7- O da ne besler, ne de açlığı giderir.
8- Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.
9- Yaptığından hoşnuttur.
10- Yüksek bir cennettedir.
11- Orada boş bir söz işitmez.
12- Orada akan bir kaynak,
13- Yükseltilmiş divanlar,
14- Konulmuş kadehler,
15- Dizilmiş koltuklar, yastıklar,
16- Serilmiş halılar vardır.
17- Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış
18- Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş
19- Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş
20- Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış
21- Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.
22- Onların üzerinde bir zorba değilsin.
23- Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa,
24- Allah ona en büyük azap ile azap edecek.
25- Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler.
26-Sonra da bize hesap verecekler.
Fecr
Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir. Fecr sûresi, Leyl sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 30 (otuz) âyettir. Bu sûrede eski kavimlere ait kıssalar hatırlatılır. İnsanoğlunun kötülüğe yönelmekte olduğu belirtilerek bunun kötü sonucu, dünya hayatından sonraki hayat ve oradaki durumlar kısaca anlatılır.
1- Andolsun fecre.
2- On geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine).
3- Çifte ve teke.
4- Gitmekte olan geceye.
5- Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi
6- Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine
7- Sütunlar sahibi İrem´e
8- Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
9- Vâdide kayaları yontan Semud kavmine
10- Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun´a
11- Bunlar ülkelerde azmışlardı.
12- Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
13- Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
14- Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.
15- Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.
16- Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.
17- Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
18- Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.
19- Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haram-helal gözetmeden.
20- Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.
21- Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,
22- Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,
23- Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var
24- "Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der.
25- Artık o gün Allah´ın edeceği azabı kimse edemez.
26- Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
27- Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
28- Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
29- Kullarımın arasına gir.
30-Cennetime gir.
Beled
Mekke´de Kaf sûresinden sonra inmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Adını, ilk âyette geçen, Mekke´yi anlatan ve "şehir" anlamına gelen "beled" kelimesinden almaktadır. Bu sûrede insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir.
1- Andolsun bu beldeye
2- Ki sen bu beldede oturmaktasın.
3- Ve and olsun baba ve çocuğuna.
4- Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
5- İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor
6- Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.
7- Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor
8- Biz ona iki göz vermedik mi
9- Bir dil ve iki dudak
10- Ona iki yolu gösterdik.
11- Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
12- Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir
13- Köle azat etmek,
14- Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
15- Yakınlığı olan bir yetime,
16- Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
17- Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
18- İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
19- Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.
20-Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.
Beled
Mekke´de Kaf sûresinden sonra inmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Adını, ilk âyette geçen, Mekke´yi anlatan ve "şehir" anlamına gelen "beled" kelimesinden almaktadır. Bu sûrede insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir.
1- Andolsun bu beldeye
2- Ki sen bu beldede oturmaktasın.
3- Ve and olsun baba ve çocuğuna.
4- Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
5- İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor
6- Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.
7- Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor
8- Biz ona iki göz vermedik mi
9- Bir dil ve iki dudak
10- Ona iki yolu gösterdik.
11- Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
12- Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir
13- Köle azat etmek,
14- Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
15- Yakınlığı olan bir yetime,
16- Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
17- Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
18- İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
19- Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.
20-Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.
Şems
Kadir sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 15 (onbeş) âyettir. Adını, sûrenin ilk kelimesi olan ve "güneş" anlamına gelen "şems"ten alır. Bu sûrede insanın yaratılışında var olan iki özellik ele alınır: İyilik ve kötülük. İnsanın yaratılışında, iyi olmak da kötü olmak da kabiliyet olarak vardır.
1- Güneş´e ve onun parıltısına,
2- Güneş´in ardından gelen Ay´a,
3- Güneş´i açıp ortaya çıkaran gündüze,
4- Onu örten geceye,
5- Göğe ve onu bina edene,
6- Yere ve onu döşeyene,
7- Nefse ve onu biçimlendirene,
8- Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9- Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10- Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
11- Semud, azgınlığıyla Hakk´ı yalanladı,
12- En azgınları ileri atılınca,
13- Allah´ın Rasulü (Salih peygamber) onlara: "Allah´ın devesini ve onun su nöbetini gözetin." demişti.
14- Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.
15-Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.
Leyl
Geceye yeminle başladığı için "Leyl" denilmiştir. Mekke´de inmiştir, 21 (yirmibir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun iki zıt davranışından, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir. İmanlı olmakla cömertlik, imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.
1- Örttüğü zaman geceye,
2- Açıldığı zaman gündüze,
3- Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki,
4- Gerçekten sizin işiniz başka başkadır.
5- Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,
6- Ve en güzel olanı doğrularsa,
7- Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.
8- Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.
9- Ve en güzeli de yalanlarsa,
10- Onu da en zor yola hazırlarız.
11- Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.
12- Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.
13- Kuşkusuz ahiret de dünya da bizimdir.
14- Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.
15- Ona ancak en azgın olan girer.
16- Öyle azgın ki, yalanlamış ve sırtını dönmüştür.
17- En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır.
18- O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.
19- Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.
20- O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.
21-Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.
Duha
Duhâ, kuşluk vakti demektir. Sûre, adını ilk ayette geçen bu kelimeden alır. Fecr sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Sûrede âhir zaman Peygamberinin hususiyetlerinden biri yani yetim oluşu ele alınır ve kendisi teselli edilir.
1- Andolsun kuşluk vaktine.
2- Ve sakinleştiği zaman geceye ki,
3- Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.
4- Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır.
5- Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.
6- O seni yetim bulup da barındırmadı mı
7- Seni yol bilmez bulup yola iletmedi mi
8- Seni yoksul bulup zengin etmedi mi
9- Öyleyse sakın yetimi ezme.
10- Dilenciyi de azarlama.
11-Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat.
İnşirah
"İnşirâh" açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Duhâ sûresinden sonra Mekke´de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah´a şükretmeye teşvik edilmektedir.
1- Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı
2- Senden yükünü indirmedik mi
3- O senin sırtını ezen yükü.
4- Senin şanını yüceltmedik mi
5- Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6- Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7- O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
8-Ancak Rabbine yönel.
Tin
"Tîn", dağ adı veya incir demektir. Bürûc sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir.
1- Tîn´e ve Zeytun´a,
2- Sina dağına
3- Ve bu güvenli beldeye andolsun ki,
4- Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
5- Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.
6- Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
7- O halde sana dini ne yalanlatır
8-Allah, hakimlerin hakimi değil mi
Alak
Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sûreye "İkra´ sûresi" de denir. Mekke´de inmiştir; 19 âyettir. İlk 5 âyeti, Kur´an´ın ilk inen âyetleridir. Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah´ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır.
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2- O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.
3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
6- Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
7- Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
8- Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.
9-10- Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü
11- Gördün mü (ne dersin ), ya o (kul) doğru yolda olur,
12- Veya kötülüklerden sakınmayı emrederse
13- Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,
14- O adam, Allah´ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu
15-16- Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu
perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
17- O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.
18- Biz de Zebanileri çağıracağız.
19- Hayır, sakın ona boyun eğme (Allah´a) secde et ve yaklaş.
Kadir
Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır. Abese sûresinden sonra Mekke´de inmiştir. 5 (beş) âyettir. Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne iniºinden bahsedilir.
1- Biz o (Kur´ân)nu Kadir gecesinde indirdik.
2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin
3- Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4- Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.
5-O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.
Beyyine
Açık delil manasına gelen ve birinci âyette geçen "beyyine" kelimesi sûreye ad olmuştur. Talâk sûresinden sonra Medine´de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede kâfirlerden ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiştir.
1- Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk´ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.
2- (Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir.
3- O sayfalarda, en doğru hükümler vardır.
4- Kitap ehli, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
5- Halbuki onlar, dini sadece Allah´a tahsis ederek, Allah´ı birleyerek, ancak Allah´a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.
6- Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir.
7- İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.
8-Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O´ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur.
Zilzal
Deprem demek olan "zilzâl", sûrenin ilk âyetinde geçer. Nisâ sûresinden sonra Medine´de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Kıyametin kopmasından, insanların yeniden dirilip hesap vermelerinden, herkesin -iyi ya da kötü- ettiğini bulacağından bahseder.
1- Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
2- Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,
3- Ve insan: "Ona ne oluyor " dediği zaman.
4,5- O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.
6- O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.
7- Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir.
8-Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir
Adiyat
Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.
1- O harıl harıl (savaşa) koşanlara,
2- (Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,
3- Sabahleyin akın edenlere,
4- Tozu dumana karıştıranlara,
5- Derken bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki,
6- Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.
7- Ve kendisi de buna şahittir.
8- Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.
9- Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.
10- Ve sinelerin içindekiler derlenecek.
11-O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır
Kaari´a
Kâria, kapı çalan demektir ve kıyamet kasdedilmiştir. Kureyş sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede, kıyametin kopuşunda meydana gelecek olaylardan ve insanın âkıbetinden söz edilmiştir.
1,2,3- Kâria! (Çarpacak kıyamet) Nedir o kâria Kârianın ne olduğunu sen bilir misin
4- O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar.
5- Dağlar atılmış renkli yünler gibi olur.
6,7- O gün kimin tartıları ağır basarsa o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir.
8,9- Kimin tartıları hafif gelirse, onun anası da (varacağı yer, sığınacağı durağı) hâviye (uçurum)dır.
10- O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin
11-O, kızgın bir ateştir.
Tekasür
Tekâsür, çokluk yarışı ve çoklukla övünmek demektir. Kevser sûresinden sonra Mekke´de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Cahiliye Arapları, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de isbat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünürlerdi. Sûrede onların bu tutumu eleştirilmekte ve gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.
1,2- Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.
3- Hayır! Yakında bileceksiniz.
4- Yine hayır! Yakında bileceksiniz (hatanızı).
5,6- Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz.
7- Sonra, yemin olsun ki, cehennemi yakin gözüyle göreceksiniz.
8-Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız
Asr
Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir. "Asr"a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır. İnşirâh sûresinden sonra Mekke´de inmiştir. 3 (üç) âyettir. Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu anlatılmıştır.
1- Asra yemin olsun ki,
2- İnsan mutlaka ziyandadır.
3-Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır
Hümeze
Hümeze, birini arkasından çekiştirmek, onunla alay etmek, kırmak ve incitmek manalarına gelir. Kıyamet sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 9 (dokuz) âyettir.
1-2- Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!
3- Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanır.
4- Hayır, andolsun ki, o hutame (cehennem)ye atılacaktır.
5- Hutame´nin ne olduğunu bilir misin
6-7- O, kalplerin içine işleyecek, Allah´ın tutuşturulmuş bir ateşidir.
8-9- Cehennemlikler, dikilmiş direklere bağlı oldukları halde, o ateşin kapıları üzerlerine kapatılacaktır
Fil
Kâbe´yi yıkmak isteyen Ebrehe´nin fillerle hücumunu konu edindiği için bu adı almıştır. Kâfirûn sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 5 (beş) âyettir.
1- Görmedin mi Rabb´in fil sahiplerine ne yaptı
2- Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı
3- Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.
4- Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
5-Ve onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.
Kureyş
Kureyş´e cahiliye devrinde verilen bazı imtiyazlardan bahsettiği için bu adı almıştır. Tîn sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 4 (dört) âyettir.
1- Kureyş´in ilâfı (güven ve barış andlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak) için.
2- Kış ve yaz seferlerinde (faydalandıkları andlaşmaların) kadrini bilmiş olmaları için.
3- Bu Beyt (Kâbe)nin Rabbine kulluk etsinler.
4-O, kendilerini açlıktan kurtararak beslemiştir ve her tehlikeye karşı onlara emniyet vermiştir.
Ma´un
Mâûn, zekât vermek yahut bir şeyi geçici olarak kullanması için birine vermek şeklinde yardım demektir. Âlimlerin çoğuna göre tamamı Mekke´de inmiştir, 7 (yedi) âyettir. Dini yalanlayan, iyilikten uzak duran kimseler hakkında inmiştir.
1- Dini yalanlayanı gördün mü
2- İşte o, öksüzü iter, kakar.
3- Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.
4- Vay haline o namaz kılanların ki,
5- Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.
6- Gösteriş yaparlar onlar,
7-Ve yardımlığı sakınırlar (zekatı vermezler).
Kevser
Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır. Âdiyât sûresinden sonra Mekke´de inen bu sûre 3 (üç) âyettir. Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına "ebter" dediler. Sûrede buna cevap verilmiştir.
1- Muhakkak biz sana Kevser´i verdik.
2- Öyleyse Rabb´in için namaz kıl ve kurban kes.
3-Muhakkak ki sonu kesik olan, sana buğz edendir
Kafirun
Kâfirlerden söz ettiği için bu adı almıştır. Mâûn sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 6 (altı) âyettir.
1- De ki: Ey kâfirler
2- Sizin taptıklarınıza ben tapmam.
3- Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz.
4- Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
5- Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
6-Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
Nasr
Nasr, yardım demektir. Sûrede Allah´ın Hz. Peygamber´e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır. Bu sûre, Mekke´nin fethi sırasında inmiş olmakla beraber Medine devrinde yani hicretten sonra indiği için medenî (Medine´de inen) sûrelerdendir. 3 (üç) âyettir. İslâm zaferini haber verir. İbn Ömer´den gelen rivayete göre bu sûre indikten sonra Peygamberimiz seksen gün yaşamıştır.
1- Allah´ın yardımı ve fetih geldiğinde,
2- Ve insanların dalga dalga Allah´ın dinine girdiklerini gördüğünde,
3-Rabbini öğerek tesbih et, O´ndan bağışlanmanı dile, çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
Tebbet
Tebbet, "kurusun" manasına bedduadır. Ebu Leheb hakkında inmiştir. Zira o, eziyet etmek kasdıyla Resûlullah´ın yoluna gizlice diken koymuş, bu işte kendisine karısı da yardım etmişti. Sûre, "Mesed sûresi" diye de anılır. Fâtiha sûresinden sonra Mekke´de inmiştir, 5 (beş) âyettir. (Bir rivayete göre Şuarâ sûresinin 124. âyeti gereğince Efendimiz yakın akrabasını çağırarak, onları İslâm´a dâvet etmişti. Amcası Ebû Leheb galiz sözler sarfederek, "Bizi bunun için mi çağırdın " demişti. Bunun üzerine bu sûre indi.)
1- Ebu Leheb´in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya.
2- Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.
3- (O), alevli bir ateşe girecektir.
4- Karısı da odun hamalı olarak (onunla beraber girecektir).
5-Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır
İhlas
İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamınadır. Mekke´de inmiştir, 4 (dört) âyettir. İslâm´ın tevhid akîdesinin en özlü ve anlamlı ifadesidir.
1-De ki; O Allah bir tektir.
2-Allah eksiksiz, sameddir. (Bütün varlıklar O´na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir.)
3-Doğurmadı ve doğurulmadı.
4-O ´na bir denk de olmadı.
Felak
Felak, sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelir. Bundan sonra gelen Nâs sûresiyle birlikte ikisine "iki koruyucu" anlamında "muavvizeteyn" denir. Bu sûrelerin şifa maksadıyla okunduğuna dair hadisler vardır. Medine´de inmiştir. 5 (beş) âyettir.
1- De ki: "Ben, ağaran sabahın Rabbine sığınırım,
2- Yarattığı şeylerin şerrinden,
3- Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
4- Ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
5-Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.
Nas
Nâs, insanlar demektir. Medine´de inmiştir, 6 (altı) âyettir.
1- De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
2- İnsanların hükümdârına,
3- İnsanların ilâhına,
4- O sinsi vesvesecinin şerrinden.
5- O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
6- Gerek cinlerden, gerek insanlardan
|
|
|
Tebareke Cüzü Kısa Sureler Elmalı Meali (Kuran- i Kerim Meali) |
|
Yazar: RasitTunca - 07-17-2018, 05:03 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Tebareke Cüzü Kısa Sureler Elmalı Meali (Kuran- i Kerim Meali)
Mülk
Mekke´de nâzil olmuştur; 30 (otuz) âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni´a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır.
1- Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O´nun her şeye gücü yeter.
2- O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
3- O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân´ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun
4- Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
5- Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
6- Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o!
7- Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
8- Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: "Size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi " diye sorarlar.
9- Derler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz." dedik.
10- Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
11- Böylece günahlarını itiraf ederler. (Artık) o çılgın ateş halkı (Allah´ın rahmetinden) uzak olsunlar!
12- Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, işte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
13- Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir.
14- Hiç yaratan bilmez mi O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
15- O size yeri boyun eğer kıldı. Haydi onun omuzlarında (dağlarında, tepelerinde) yürüyün ve Allah´ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O´nadır.
16- Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
17- Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz Tehdidim nasılmış bileceksiniz.
18- Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama beni inkâr nasıl oldu
19- Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı Onları Rahmân´dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmektedir.
20- Rahmân olan Allah´a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir İnkârcılar, ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
21- Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kimdir Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
22- Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dosdoğru yolda yürüyen mi
23- De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O´dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"
24- De ki: "Sizi yerden üreten O´dur ve O´na toplanıp götürüleceksiniz."
25- (Onlar): "Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak " diyorlar
26- De ki: "(O´na ait) bilgi, Allah´ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
27- Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.
28- De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse, yahut bize merhamet etse, kâfirleri acı bir azabdan kim kurtarabilir
29- De ki: "O çok merhametlidir. O´na inanmış, O´na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."
30-De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akarsu getirebilir "
Kalem
Mekke´de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. "Nûn" sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki "kalem" kelimesinden alır.
1- Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
2- Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
3- Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
4- Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
5- Sen de göreceksin, onlar da görecek.
6- Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
7- Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O´dur.
8- O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
9- Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
10- Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
11- Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
13- Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
14- Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
15- Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
16- Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
17- Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18- İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
19- Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
20- Bahçe simsiyah kesiliverdi.
21- Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22- "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
23- Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
24- "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
25- (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
26- Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler .
27- "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
28- İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim "
29- "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
30- Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
31- Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
32- Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
33- İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
34- Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
35- Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç
36- Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz
37- Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz
38- O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı
39- Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var
40- Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi
41- Yoksa ortakları mı var onların Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
42- O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
43- Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
44- Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
45- Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
46- Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar
47- Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar
48- Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
49- Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
50- Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
51- O kafirler Kur´ân´ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.
52-Halbuki o âlemler için bir öğüttür.
Hakka
Mekke´de nâzil olan bu sûre, 52 (elliiki) âyettir. Adını, ilk âyetindeki "el-hâkka" kelimesinden almıştır. "Hâkka"ya değişik manalar verilmiştir. "Hak" kökünden geldiği için, hepsinde hak ve hakikat manası vardır. Daha çok "kıyamet" manası verilmektedir.
1- (Gerçekleşecek) Kıyamet!
2- Nedir, o Kıyamet
3- Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin
4- Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
5- Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
6- Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
7- Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
8- Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı
9- Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
10- Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
11- Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
12- Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
13- Sûr´a bir tek üfleme üflendiği,
14- Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
15- İşte o gün olacak olur.
16- O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
17- Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
18- O gün (hesap için Allah´a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
19- Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
20- "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
21- Artık o hoşnut bir hayattadır.
22- Yüksek bir cennettedir.
23- Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
24- "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
25- Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
26- Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
27- Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
28- Malım bana hiç fayda vermedi.
29- Gücüm de benden yok olup gitti."
30- (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
31- "Sonra cehenneme atın onu."
32- "Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
33- Çünkü o, büyük Allah´a inanmıyordu.
34- Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
35- Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
36- Bir irinden başka yiyecek de yok.
37- Onu günahkârlardan başkası yemez.
38- Andolsun gördüklerinize,
39- Ve görmediklerinize..
40- Kuşkusuz Kur´ân, şerefli bir peygamberin (Allah´tan) getirdiği sözdür.
41- O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
42- Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
43- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
44- O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
45- Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
46- Sonra da onun şah damarını keser atardık.
47- O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
48- O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür .
49- Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
50- Kuşkusuz bu Kur´ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
51- Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
52-O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Mearic
Mekke´de nâzil olan bu sûre, 44 (kırkdört) âyettir. Adını, üçüncü âyetindeki "el-meâric" kelimesinden almıştır. Meâric, "ma´rec"in çoğulu olup "yükselme dereceleri" demektir.
1- Bir isteyen, olacak azabı istedi.
2- Kâfirler için onu savacak yok.
3- O, derece ve makamların sahibi Allah´tandır.
4- Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
5- O halde güzel bir sabır ile sabret.
6- Çünkü onlar onu uzak görürler.
7- Biz ise onu yakın görüyoruz.
8- O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
9- Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
10- Dost dostun halini soramaz.
11- Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
12- Eşini ve kardeşini,
13- Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
14- Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
15- Hayır, o alevlenen bir ateştir.
16- Derileri kavurur, soyar.
17- Çağırır, sırtını dönüp gideni,
18- Mal toplayıp kasada yığanı,
19- Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.
20- Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.
21- Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.
22- Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
23- Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.
24- Onların mallarında belli bir hak vardır,
25- Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
26- Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.
27- Rablerinin azabından korkarlar.
28- Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
29- Onlar ki ırzlarını korurlar.
30- Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.
31- Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
32- Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
33- Şahitliklerinde dürüsttürler.
34- Namazlarına devam ederler.
35- İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
36- Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:
37- Sağdan ve soldan bölük bölük.
38- Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor
39- Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.
40- Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
41- Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
42- O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.
43- O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
44-Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.
Nuh
Mekke´de nâzil olmuştur; 28 (yirmisekiz) âyettir. Hz. Nuh´un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sûre bu ismi almıştır.
1- Gerçekten biz Nûh´u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.
2- Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".
3- Şöyle ki, "Allah´a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin."
4- "Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah´ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.." (inanırdınız).
5- Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim."
6- "Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı."
7- "Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler. "
8- "Sonra ben onları açık açık çağırdım."
9- "Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli. "
10- "Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır."
11- "Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."
12- "Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın."
13- "Niçin siz Allah´a bir vakar yakıştıramıyorsunuz "
14- "Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır."
15- "Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış "
16- Ve Ay´ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.
17- Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.
18- Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
19- Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır.
20- Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.
21. Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler."
22. "Büyük büyük tuzaklar kurdular."
23. Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd´i, ne Suva´ı ve ne de Yeğus´u, Yeûk´u ve Nesr´i."
24. Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.
25. Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah´a karşı yardımcılar da bulamadılar.
26. Nûh dedi ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma."
27. "Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar."
28-"Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır."
Cin
Mekke´de nâzil olmuştur: 28 (yirmisekiz) âyettir. Cinlerin Kur´an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice´yi kaybettikten sonra Tâif´e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. işte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem´e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur´an´a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm´ın muzafferiyetini müjdeliyordu.
1- Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur´ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur´ân dinledik.
2- O Kur´ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
3- Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.
4- Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
5- Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah´a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
6- Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.
7- Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.
8- (Cinler, dediler ki): "Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."
9- "Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
10- "Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi "
11- Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.
12- "Doğrusu biz anladık ki, Allah´ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O´nu asla âciz bırakamayacağız."
13- "Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden."
14- "Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır."
15- Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.
16. Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.
17- Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
18- Mescitler kuşkusuz Allah´ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.
19- Allah´ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O´na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
20- De ki: "Ben ancak Rabbime dua eder ve O´na hiçbir şeyi ortak koşmam"
21- De ki, "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim."
22- De ki, "Allah´tan beni kimse kurtaramaz ve ben O´ndan başka bir sığınacak bulamam."
23- "Benim yapabileceğim, sadece Allah´tan size duyuru yapmak ve O´nun elçilik görevlerini yerine getirmektir." Artık kim Allah´a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.
24- Kendilerine vaad edilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının en zayıf ve en az olduğunu bileceklerdir.
25- De ki: "Ben bilmem, o size vaad edilen şey yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar.."
26- O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
27- Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.
28-Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.
Müzzemmil
Mekke´de nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine´de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Sûre, adını, ilk âyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden almıştır. "Müzemmil" örtünüp bürünen demektir.
1- Ey örtünen! (Peygamber)
2- Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk (namaz kıl).
3- Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt.
4- Veya bunu artır ve ağır ağır Kur´ân oku.
5- Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız (Kur´an vahyedeceğiz).
6- Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır.
7- Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır.
8- Rabbinin adını an ve bütün gönlünle ona yönel.
9- O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka tanrı yoktur. O halde yalnız O´nu vekil tut.
10- Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl.
11- O yalanlayıcı zevk ve refah sahiplerini bana bırak, onlara biraz mühlet ver.
12- Zira bizim yanımızda bukağılar var, bir cehennem var.
13- Boğaza duran bir yiyecek, elem verici bir azap var.
14. O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecek.
15. Doğrusu biz size tanıklık edecek bir elçi gönderdik. Nitekim Firavun´a da bir elçi göndermiştik.
16. Firavun o elçiye isyan etmişti. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.
17. Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız
18. O günün dehşetinden gök yarılır. Allah´ın sözü kesinlikle gerçekleşmiştir.
19. İşte bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
20-Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur´ân´dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah´ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur´ân´dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah´a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah´tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Yaz?c? Sürümü
Müddessir
Mekke´de nâzil olmuştur; 56 (ellialtı) âyettir. Sûre, adını ilk âyetindeki "el-müddessir" kelimesinden almıştır. "Müddessir", örtüsüne bürünen, sarınan demektir. Hz. Peygamber´e hitap eden ilk âyet, Müzzemmil sûresinden önce nâzil olmuştur.
1- Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!
2- Kalk artık uyar.
3- Sadece Rabbini yücelt.
4- Elbiseni temizle.
5- Pislikten sakın.
6- Yaptığını çok görerek başa kakma.
7- Rabbin için sabret.
8- O sûra üflendiği zaman,
9- İşte o gün pek zorlu bir gündür.
10- Kâfirler için hiç kolay değildir.
11- Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
12- Hem ona bol servet verdim.
13- Hem göz önünde oğullar verdim.
14- Hem ona büyük imkânlar sağladım.
15- Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.
16- Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
17- Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
18- Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.
19- Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
20- Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.
21- Sonra baktı.
22- Sonra kaşını çattı, surat astı.
23- Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.
24- "Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."
25- "Bu, sadece bir insan sözüdür."
26- Ben onu Sekar´a (cehenneme) sokacağım.
27- Bilir misin sen, nedir o sekar
28- Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.
29- Durmadan derileri kavurur.
30- Üzerinde ondokuz (melek) vardır.
31- Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi " desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
32- Hayır, andolsun aya,
33- Döndüğü an o geceye,
34- Ve açtığı sıra o sabaha.
35- Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir.
36- Uyarmak için insanları..
37- İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..
38- Her nefis kendi kazancına bağlıdır.
39- Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.
40- Onlar cennettedirler, sorup dururlar.
41- Suçluların durumunu.
42- "Nedir sizi Sekar´a sokan " diye.
43- Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."
44- "Yoksula da yedirmezdik."
45- "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
46- "Ceza gününü yalanlardık."
47- "Nihayet bize ölüm gelip çattı."
48- Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.
49- Şimdi o Kur´ân´dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var
50- Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.
51- Arslandan kaçmaktalar.
52- Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.
53- Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar.
54- Hayır, hayır, O kur´ân kuşkusuz bir öğüttür.
55. Dileyen onu düşünür.
56-Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O´dur, bağışlayacak da.
Kıyamet
Mekke´de nâzil olan bu sûre, 40 (kırk) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "el-kıyâme" kelimesinden almıştır.
1- Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
2- Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
3- İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor
4- Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
5- Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
6- O kıyamet günü ne zaman diye sorar.
7- Ne zaman ki o göz şimşek çakar,
8- Ay tutulur,
9- Güneş ve ay toplanır,
10- İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi " der.
11- Hayır, hayır, yok bir siper.
12- O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
13- O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
14- Doğrusu insan kendi nefsini görür,
15- Bir takım özürler ortaya atsa da.
16- Onu hemen okumak için dilini depretme.
17- Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
18- O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
19- Sonra onu açıklamak da bize aittir.
20- Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
21- Ahireti bırakıyorsunuz.
22- Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
23- Rabbine bakar.
24- Yüzler de var ki o gün asıktır.
25- Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
26- Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
27- "Tedavi edebilecek kimdir " denilir.
28- Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
29- Bacak bacağa dolaşır..
30- İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
31. Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
32. Fakat yalanladı ve döndü.
33. Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
34. Gerektir o bela sana, gerek.
35. Evet, gerektir o bela sana gerek.
36. İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır
37. O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi
38. Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
39. Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
40-Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi
İnsan
Mekke´de veya Medine´de nâzil olduğuna dair rivayetler vardır; 31 (otuzbir) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen "el-insân" kelimesinden almıştır. "Hel etâke", "ed-Dehr", "el-Ebrâr" ve "el-Emşâc" isimleri ile de anılır.
1- Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.
2- Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.
3- Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.
4- Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
5- Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.
6- Bir kaynak ki ondan Allah´ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.
7- O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.
8- Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
9- "Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."
10- "Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.
11- Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.
12- Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.
13- Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.
14- Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.
15- Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.
16- Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.
17- Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.
18- Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.
19- Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.
20- Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.
21- Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.
22- (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."
23- Kur´ân´ı sana kısım kısım biz indirdik biz.
24- O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.
25- Sabahakşam Rabbinin ismini an.
26- Gecenin bir bölümünde de O´na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O´nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).
27- Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.
28- Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.
29- İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.
30- Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
31-Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.
Mürselat
Mekke´de inmiºtir. 50 (elli) âyettir. "Gönderilenler" anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır. Müfessirler, "gönderilenler"den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur´an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir.
1- Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
2- Büküp devirenlere,
3- Yaydıkça yayanlara,
4- Seçip ayıranlara,
5- Bir öğüt bırakanlara,
6- Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
7- Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
8- Hani o yıldızlar silindiği zaman,
9- Gök yarıldığı zaman,
10- Dağlar savrulduğu zaman,
11- Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
12- Bunlar hangi güne ertelendiler
13- Hüküm gününe..
14- Bildin mi, nedir o hüküm günü
15- O gün yalanlayanların vay haline!
16- Biz, öncekileri helak etmedik mi
17- Sonra geridekileri de onlara katarız.
18- Biz suçlulara böyle yaparız.
19- O gün yalanlayanların vah haline!
20- Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı
21- Onu sağlam bir yerde oturttuk.
22- Belli bir süreye kadar.
23- Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
24- O gün yalanlayanların vay haline!
25- Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı
26- Gerek diriler, gerekse ölüler için.
27- Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı
28- O gün yalanlayanların vay haline!
29- (Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
30- "Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
31- O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
32- O, saray gibi kıvılcımlar atar.
33- Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
34- O gün yalanlayanların vay haline!
35- Bugün, konuşamıyacakları gündür.
36- Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
37- O gün yalanlayanların vay haline!
38- Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
39- Bir hileniz varsa beni atlatın.
40- O gün yalanlayanların vay haline!
41- Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
42- Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
43- (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
44- İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
45- O gün yalanlayanların vay haline!
46- Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
47- O gün yalanlayanların vay haline!
48- Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
49- Vay haline o gün yalanlayanların!
50-Artık bundan (Kur´an´dan) sonra hangi söze inanacaklar
|
|
|
Mücadele Haşr Mümtehine Saf Cumu´a Münafikun Teğabun Talak Tahrim Sureleri Meali |
|
Yazar: RasitTunca - 07-17-2018, 05:00 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Mücadele Haşr Mümtehine Saf Cumu´a Münafikun Teğabun Talak Tahrim Sureleri Elmalı Meali (Kuran- i Kerim Meali)
Mücadele
Medine´de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "tecâdilü" kelimesinden alır.
1. Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah´a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, bilendir.
2. İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedici, bağışlayıcıdır.
3. Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
4. Buna imkan bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah´a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah´ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
5. Allah´a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
6. O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir
7. Göklerde ve yerde olanları, Allah´ın bildiğini görmüyor musunuz Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O´dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O´dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlak O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.
8. Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o menedildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber´e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah´ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar. Kendi içlerinden de "bu söylediklerimiz yüzünden Allah´ın bize azap etmesi gerekmez miydi " derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü dönüş yeridir orası!
9. Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı düşmanlığı ve Peygamber´e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah´tan korkun.
10. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah´ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah´a dayanıp güvensinler.
11. Ey iman edenler! Size: "Meclislerde yer açın." denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın." denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
12. Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir..
13. Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah´a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
14. Allah´ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
15. Allah onlara çetin bir azab hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar!
16. Yeminlerini kalkan yapıp Allah´ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır.
17. Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah´dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.
18. Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi O´na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.
19. Şeytan onları istilâ etmiş, onlara Allah´ı anmayı unutturmuştur. Onlar, şeytanın hizbi (partisi)dir. İyi bilin ki şeytanın partisi kaybedecektir.
20. Allah´a ve Resulüne düşman olanlar var ya, onlar en alçaklar arasındadırlar.
21. Allah: "Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz." diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galipdir.
22. Allah´a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah´a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O´ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah´ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah´ın hizbidir.
Haşr
Medine´de inmiştir. 2 - 7. âyetlerinde yahudi kabilelerinden Nadîroğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır. 24 (yirmidört) âyettir.
1. Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah´ı tesbih etmektedir, O üstündür, hikmet sahibidir.
2. Ehl-i kitaptan inkar edenleri, ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran O´dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah´ın azabı, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın.
3. Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette, onları dünyada başka şekilde cezalandıracaktı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır.
4. Bunun sebebi şudur: Onlar Allah´a ve Resulüne karşı geldiler; Kim Allah´a karşı gelirse Allah´ın azabı şiddetlidir.
5. Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah´ın izniyle ve O´nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir.
6. Allah´ın, onlardan peygamberine verdiği ganimetlere gelince siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini, dilediği kimselerin üzerine salar. Allah her şeye kadirdir.
7. Allah´ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah´a, Resul´e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah´tan korkun. Çünkü Allah´ın azabı şiddetlidir.
8. Bir de göç eden fakirlere aittir ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah´ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah´a ve Resulüne yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır.
9. Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.
10. Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"
11. Münafıkların, kitap ehlinden inkar eden dostlarına "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz." dediklerini görmedin mi Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.
12. Andolsun eğer onlar, çıkarılırsalar, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
13. Onların kalblerinde sizin korkunuz, Allah´ın korkusundan fazladır. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
14. Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar, ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından (sizinle savaşmak isterler). Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalbleri dağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.
15. (Bu yahudilerin durumu) kendilerinden az önce, işlerinin günahını tatmış olan, ahirette de kendileri için acı bir azab bulunan kimselerin (Bedir´de cezalarını bulan putperestlerin) durumu gibidir.
16. (Yahudileri kandıran münafıkların durumu da) tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana "İnkâr et." dedi, (insan) inkar edince de: "Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabb´i Allah´tan korkarım!" dedi.
17. Nihayet ikisinin sonu, ebedi olarak ateşte oldu. Zalimlerin cezası budur.
18. Ey inananlar, Allah´tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah´tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
19. Allah´ı unutup da Allah´ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan kimselerdir.
20. Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtularak isteklerine erişenlerdir.
21. Biz bu Kur´ân´ı bir dağa indirseydik, Allah´ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.
22. O, öyle Allah´tır ki O´ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyen bağışlayandır.
23. O, öyle bir Allah´tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mâlik ve sahiptir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah puta tapanların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
24. O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah´tır. En güzel isimler O´nundur. Göklerde ve yerde olanlar O´nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.
Mümtehine
Adını, 10. âyette geçen "imtehınû" kelimesinden alan bu sûde Medine´de inmiştir; 13 âyettir.
1. Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar ettikleri, Rabbiniz Allah´a inandığınızdan dolayı Resulü ve sizi (yurdunuzdan sürüp) çıkardıkları halde siz onlara sevgi ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa içinizde onlara sevgi mi gizliyorsunuz Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.
2. Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkar edivermenizi istemektedirler.
3. Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.
4. İbrahim´de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah´tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah´a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim´in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah´tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez." demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır.
5. "Rabbimiz! Bizi inkar edenler için bir fitne kılma, (onlara mağlub etme!) bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegane gâlib ve hikmet sahibi ancak sensin."
6. Andolsun, onlarda sizin için, Allah´ı ve ahiret gününü arzulayanlara güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamde layık olandır.
7. Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
8. Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.
9. Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
10. Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduğunu öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah´ın hükmü budur. Aranızda O, hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir.
11. Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimetten, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah´a karşı gelmekten sakının.
12. Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey´at ederlerse onların bey´atlarını al ve onlar için Allah´tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
13. Ey inananlar, Allah´ın gazab ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler, mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse, onlar da ahiretten öyle ümidi kesmişlerdi.
Saf
Adını, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savaştıklarını bildiren 4. âyetinden almıştır; Medine´de inmiştir; 14 (ondört) âyettir.
1- Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah´ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.
2- Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz
3- Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebeb olur.
4- Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.
5- Bir zaman Musa, kavmine: "Ey kavmim! Benim, Allah´ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz " demişti. Onlar eğrilince, Allah da kalblerini eğriltti. Allah fasıkları doğru yola iletmez.
6- Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları! ben size Allah´ın elçisiyim. benden önce gelen Tevrat´ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim)." demişti. Fakat onlara apaçık delillerle gelince "Bu, apaçık bir büyüdür." dediler.
7- İslâm´a davet olunduğu halde Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kim olabilir Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.
8- Ağızlarıyla Allah´ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
9- O, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler istemese de onu, bütün dinlerin üstüne çıkarsın.
10- Ey İman edenler! Sizi acı bir azabdan kurtaracak ticareti size göstereyim mi
11- Allah´a ve Resulüne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz sizin için en iyisi budur.
12- (Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
13- Seveceğiniz bir şey daha var: Allah´tan yardım ve yakın bir fetih.. Müminleri müjdele.
14-Ey inananlar, Allah´ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa da havarilere: "Allah´a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir " demişti. Havariler: "Allah (yolun)un yardımcıları biziz." dediler. İsrail oğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkar etti. Biz de inananları, düşmanlarına karşı destekledik, onlar üstün geldiler
Cumu´a
Adını, 9. âyetinde geçen "cum´a" kelimesinden alır. Medine´de inmiştir; 11 (onbir) âyettir.
1- Göklerde ve yerde olanların hepsi padişah, mukaddes, azîz ve hakîm olan Allah´ı tesbih etmektedir.
2- O´dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah´ın âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderdi. Oysa onlar, önceden apaçık bir sapıklık içinde idiler.
3- Henüz onlara katılmamış bulunan diğer insanlara da (o Peygamberi göndermiştir). O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
4- Bu, Allah´ın lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
5- Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah´ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.
6- De ki: "Ey Yahudi olanlar! Eğer insanlar arasında yalnız sizin, Allah´ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız, o halde ölümü temenni edin, doğru iseniz "
7- Ama onlar, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü (işler) yüzünden ölümü asla temenni etmezler. Allah zalimleri bilir.
8- De ki: "Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir.
9- Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah´ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
10- Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah´ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah´ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
11-Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah´ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Münafikun
Medine´de inmiştir; 11 (onbir) âyettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.
1- Münafıklar sana geldikleri vakit: "Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah´ın elçisisin." derler. Senin mutlaka kendisinin elçisi olduğunu Allah bilir ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder.
2- Yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah´ın yolundan çevirdiler. Onların yaptıkları ne kötüdür!
3- Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkar ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.
4- Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar
5- Onlara: "Gelin, Allah´ın Resulü sizin için mağfiret dilesin." denildiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.
6- Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış bir toplumu yola iletmez.
7- Onlar öyle kimselerdir ki: "Allah´ın elçisinin yanında bulunanları beslemeyin ki dağılıp gitsinler." diyorlar. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah´ındır, fakat münafıklar anlamazlar.
8- Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine´ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allah´a, O´nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.
9- Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah´ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
10- Birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın.
11-Allah süresi geldiği zaman hiç bir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Teğabun
Medine´de inmiştir; 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dokuzuncu âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen "teğâbün" kelimesinden alır.
1- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah´ı tesbih eder. Mülk O´nundur, hamd O´nadır. Her şeye gücü yeten O´dur.
2- Sizi O yarattı. Kiminiz kâfirdir, kiminiz mümin. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
3- Zira gökleri ve yeri hak ile yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O´nadır.
4- Göklerde ve yerde olanları, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilir. Allah, göğüslerin özünü bilir.
5- Önceden inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi (Onlar) işlerinin vebalini tattılar ve onlar için acı bir azap vardır.
6- Böyledir, çünkü onlara peygamberleri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar: "Bir insan mı bize yol gösterecek " dediler ve yüz çevirdiler. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
7- İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır! Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah´a göre kolaydır".
8- Artık Allah´a, Resulüne ve indirdiğimiz nura (Kur´ân´a) inanın. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
9- Toplanma günü için sizi topladığı zaman var ya, işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı aldanma günüdür. Kim Allah´a inanır ve yararlı iş yaparsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onu, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.
10- İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
11- Allah´ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah´a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.
12- Allah´a itaat edin, Peygamber´e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır.
13- Allah ki O´ndan başka tanrı yoktur. Müminler Allah´a dayansınlar.
14- Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
15- Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah´ın yanındadır.
16- O halde gücünüzün yettiği kadar Allah´tan korkun, dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
17- Eğer Allah´a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah çok mükafat verendir, halimdir.
18-Görünmeyeni ve görüneni bilendir. Üstündür, hikmet sahibidir.
Yaz?c? Sürümü
Talak
"Talâk", boşama anlamına gelir. Sûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır; Medine´de inmiştir. 12 (oniki) âyettir.
1- Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah´tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah´ın sınırlarıdır. Kim Allah´ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.
2- Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahidliği Allah için yapın. İşte Allah´a ve son güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah´tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır.
3- Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah´a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
4- Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah´tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
5- Bu, Allah´ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah´tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını büyütür.
6- O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onları besleyin. Sonra sizin için emzirirlerse ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup danışın. Güçlük çekerseniz çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.
7- Eli geniş olan genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allah´ın kendisine verdiğinden versin. Allah bir kişiye ne vermişse ancak onu teklif eder. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
8- Nice kent var ki Rablerinin ve O´nun elçilerinin emrine başkaldırdı, biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş şekilde azab ettik.
9- İşlerinin vebalini tattılar. İşlerinin sonucu tam bir hüsran olmuştur.
10- Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan akl-ı selim sahipleri! Allah´tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi.
11- Size Allah´ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki inanıp faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah´a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel rızık vermiştir.
12-Allah O´dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah´ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah´ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz.
Tahrim
Adını Hz. Peygamber´in bazı yiyecekleri kendisine yasakladığını anlatan birinci âyetten alır. Medine´de nâzil olmuştur, 12 (oniki) âyettir.
1- Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah´ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.
2- Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hikmetle yönetendir.
3- Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber´e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi " dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi." dedi.
4- Eğer ikiniz de Allah´a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz eğildi. Ve eğer Peygamber´e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cibrîl ve müminlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır.
5- Eğer o sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah´a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.
6- Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah´ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.
7- (İnkâr edenlere): "Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin. Siz ancak işlediklerinizin cezasını çekeceksiniz." (denilir.)
8- Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah´a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber´i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinde ve yanlarında koşar da, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kâdirsin." derler.
9- Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer, ne de kötüdür!
10- Allah, inkâr edenlere, Nuh´un karısı ile Lut´un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler, onlara hıyanet ettiler. (Kocaları,) Allah´tan hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi girenlerle birlikte siz de ateşe girin!" denildi.
11- Allah, inananlara da Firavun´un karısını örnek gösterdi. O şöyle demişti: "Rabbim! Bana yanında cennetin içinde bir ev yap, beni Firavun´dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalim toplumdan kurtar!"
12-Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem´i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.
|
|
|
Fetih Hucurât Kaf Zariyat Tur Necm Kamer Rahman Vakia Hadid Sureleri Elmalı Meali |
|
Yazar: RasitTunca - 07-17-2018, 04:56 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Fetih Hucurât Kaf Zariyat Tur Necm Kamer Rahman Vakia Hadid Sureleri Elmalı Meali (Kuran- i Kerim Meali)
Fetih
İçinde İslâm´ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sûre, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması dönüşünde Mekke ile Medine arasında inmiş ve Medine´de inen sûrelerden sayılmıştır; 29 (yirmidokuz) âyettir.
1- Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik.
2- Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.
3- Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder.
4- İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O´dur. Göklerin ve yerin orduları Allah´ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.
5- Mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.
6- Ve o Allah hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, Allah´a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük onların başlarına gelmiştir. Allah onlara gazap etmiş, lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!
7- Göklerin ve yerin orduları Allah´ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
8- Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
9- Ki, Allah´a ve Resulüne iman edesiniz, ve bunu takviye edip, O´na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O´nu tesbih edesiniz.
10- Herhalde sana bey´at edenler ancak Allah´a bey´at etmektedirler. Allah´ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah´a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
11- yakında a´râbilerden geri kalmış olanlar sana diyecekler ki, "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah´tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O´na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
12- Aslında siz Peygamber ve müminlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.
13- Kim Allah´a ve Rasulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
14- Göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. O, dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
15- Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geri kalanlar: "Bırakın biz de arkanıza düşelim." diyeceklerdir. Onlar, Allah´ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: Siz bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur. Onlar size: "Bizi kıskanıyorsunuz." diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir.
16- A´rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.
17- Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah´a ve peygamberine itâat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.
18- Andolsun o ağacın altında (Hudeybiye´de) sana bey´at ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükâfatlandırmıştır.
19- Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
20- Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve Allah sizi doğru yola iletsin.
21- Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah´ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kâdirdir.
22- Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.
23- Allah´ın öteden beri gelen kanunu budur. Allah´ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
24- O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke´nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
25- Onlar inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram´ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle, mümin kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.
26- O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi.
Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bilendir.
27- Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram´a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinzi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.
28- Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O´dur. Şahit olarak Allah yeter.
29-Muhammed Allah´ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah´tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat´taki vasıflarıdır. İncil´deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.
Hucurât
Bu sûrede müminlere bazı görgü kuralları, Peygamber´e ve birbirlerine karşı nasıl davranacakları öğretilmektedir. Medine´de inmiştir. 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dördüncü âyetteki "odalar" anlamına gelen "hucurât" kelimesinden alır.
1- Ey iman edenler! Allah´ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah´tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
2- Ey iman edenler!Seslerinizi Peygamber´in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber´e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
3- Allah´ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah´ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
4- (Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir.
5- Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
6- Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.
7- Hem bilin ki, içinizde Allah´ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize zinet yapmıştır. Küfrü, fasıklığı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
8- Bu, Allah´tan bir lütuf ve nimettir. Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
9- Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah´ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.
10- Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah´tan korkun ki rahmete eresiniz.
11- Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.
12- Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah´tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
13- Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O´ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.
14- Bedevîler "inandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama "İslâm olduk." deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah´a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
15- Gerçek müminler ancak Allah´a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
16- De ki: Siz dininizi Allah´a mı öğretiyorsunuz Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
17- Onlar İslâm´a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizin başınıza kakar. Eğer doğrulardan iseniz (Allah´a minnettar olmanız gerekir.)
18-Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin görülmeyen esrarını bilir. Allah yaptıklarınızı görür.
Yaz?c? Sürümü
Kaf
Mekke´de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır.
1- Kâf. Şanlı ve şerefli Kur´an´a andolsun ki,
2- Doğrusu kâfirler kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: "Bu şaşılacak bir şeydir!
3- Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar) dirileceğiz bu dönüş çok uzaktır."
4- Fakat biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
5- Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıztırap içindeler.
6- Artık üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiç bir çatlağı yoktur.
7- Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
8- Bunlar, Allah´a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.
9- Bir de gökten bereketli bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
10- Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
11- Bunları kullara rızık olması için (yetiştirmekteyiz). O su ile ölü bir toprağa can verdik, işte hayata çıkış da böyledir.
12- Onlardan önce Nuh´un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
13- Âd, Firavun, Lût´un kardeşleri de (yalanladılar).
14- Eyke halkı ve Tübbâ kavmi de, bunların hepsi peygamberleri yalanladılar da (onlara) azabım hak oldu.
15- Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik Doğrusu, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
16- Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
17- Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken,
18- İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
19- Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, "Ey insan! İşte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir." denir.
20- Sur´a üfürülür, işte bu, tehdid(in gerçekleşme) günüdür.
21- Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şahid bulunduğu halde gelir.
22- (Allah ona) "Andolsun sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir." der.
23- Beraberindeki melek "işte yanımdaki hazır" der.
24- (Allah iki meleğe buyurur ki:) "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü!
25- İyiliklere (sürekli) engel olan, saldırgan, şüpheciyi.
26- O ki Allah´ın yanında başka ilâh edinmiştir. Haydi ikiniz birlikte onu şiddetli azaba atın."
27- Yanındaki arkadaşı (şeytan) der ki: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi".
28- Allah buyurur ki: "Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim."
29- Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben kullara asla zulmedici değilim.
30- Biz O gün cehenneme: "Doldun mu " diyeceğiz. O da: "Daha fazla var mı " diyecektir.
31- Cennet de kötülükten sakınanlara yaklaştırılır. Zaten uzak değildir.
32-33- Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah´a yönelen, O´nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah´tan korkan ve O´na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
34- "Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur."
35- Orada onlara ne isterlerse vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
36- Ey Muhammed! Biz onlardan önce kendilerinden daha kuvvetli olan ve beldeleri delik deşik eden nice nesilleri helak ettik, hiç kurtuluş var mı
37- Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.
38- Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.
39- Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güneşin doğuşundan önce (sabah namazını) ve batışından önce de (öğle ve ikindi namazalarını kılarak) Rabbini Hamd ile tesbih et.
40- Geceleyin (akşam ve yatsı namazlarını kılarak), namazlardan sonra da (vitir ve nafile kılarak) O´nu tesbih et.
41- Bir münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
42- O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür.
43- Gerçekten biz hem yaşatırız, hem öldürürüz. Sonunda dönüş yalnız bizedir.
44- O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden çabucak çıkarlar. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
45-Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onlara karşı zor kullanacak değilsin. O halde sen, benim tehdidimden korkanlara bu Kur´ân ile öğüt ver.
Yaz?c? Sürümü
Zariyat
Mekke´de inmiştir. 60 (altmış) âyettir. İlk âyette geçen ve "rüzgârlar" anlamına gelen "zâriyât" kelimesi, sûrenin adı olmuştur.
1- O tozdurup savuranlara,
2- Derken bir ağırlık taşıyanlara,
3- Derken bir kolaylıkla akanlara,
4- Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
5- O size vaad edilen elbette doğrudur.
6- Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
7- Yollara sahip göğe andolsun ki,
8- Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
9- Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
10- Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
11- Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
12- Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman " diye soruyorlar.
13- O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
14- Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
15-16- Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
17- Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
18- Onlar seher vakitlerinde Allah´tan bağışlanma dilerlerdi.
19- Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
20-21- Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
22- Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
23- Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
24- Ey Muhammed! İbrahim´in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi
25- Hani onlar İbrahim´in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
26- İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
27- Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz " dedi.
28- Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim´e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
29- Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur " dedi.
30- Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
31- İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler " dedi.
32- Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
33- Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
34- O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
35- Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
36- Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
37- Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
38- Musa´nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun´a göndermiştik.
39- Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
40- Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
41- Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
42- O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
43- Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
44- Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
45- Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
46- Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
47- Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
48- Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
49- Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
50- Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah´a koşun, gerçekten ben size O´nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
51- Allah´la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O´na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O´nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
52- Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
53- Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler Hayır onlar azgın bir kavimdir.
54- Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
55- Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
56- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
57- Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
58- Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah´tır.
59- Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
60-Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
Tur
Mekke´de inmiştir. 49 (kırkdokuz) âyettir. Adını, birinci âyette geçen ve üzerinde Hz. Musa´ya Tevrat´ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba mazhar olduğu Tûr dağından almıştır.
1- Andolsun Tûr´a,
2,3- Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
4- Ma´mur eve,
5- Yükseltilmiş tavana,
6- Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
7- Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
8- Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
9- O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
10- Dağlar da bir yürüyüş yürür.
11- Vay haline o gün yalanlayanların!
12- Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
13- O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
14- (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
15- "Bu da mı bir sihir Yoksa siz görmüyor musunuz
16- Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
17- Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
18-Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
19- (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
20- Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
21- İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu ); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
22- Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
23- Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
24- Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
25- Birbirlerine yönelip soruyorlar.
26- Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
27- "Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."
28- "Gerçekten biz bundan önce O´na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O´dur."
29-(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
30- Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar
31- De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
32- Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur
33- Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar Hayır onlar inanmıyorlar.
34- Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
35- Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar
36. Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
37- Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir
38. Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
39. Demek kızlar O´na, oğullar size öyle mi
40. Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar
41. Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar
42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
43. Yoksa onların Allah´tan başka bir ilâhı mı var Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
44. Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
45. Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
46. O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
47. Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
49- Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O´nu tesbih et.
Yaz?c? Sürümü
Necm
Mekke´de inmiştir. 62 (altmışiki) âyettir. Yalnız 32. âyeti Medine´de nâzil olmuştur.
1. İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
4. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
5. Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
6. (Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
7. O, en yüksek ufukta idi.
8. Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
9. Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
10. (Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
11. Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
13. Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
14. Sidretü´l- Müntehâ´nın yanında.
15. Ki Cennetü´l- Me´vâ onun yanındadır.
16 Sidre´yi kaplayan kaplıyordu.
17. (Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.
19. Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza´yı
20. Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat´ı
21. Size erkek O´na dişi öyle mi
22. Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.
23. Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
24. Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir
25. Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah´ındır.
26. Göklerde nice melek var ki Allah´ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.
27. Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
28. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.
29. Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.
30. İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.
31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah´ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.
32. Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
33. Şimdi gördün mü O yüz çevireni
34. Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni
35. Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor
36. Yoksa haber verilmedi mi Musa´nın sahifelerinde yazılı olanlar
37. Ve çok vefakâr olan İbrahim´in sahifelerindekiler
38. Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.
39. Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.
40. Ve çalışması da yakında görülecektir.
41. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
42. Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.
43. Doğrusu güldüren de ağlatan da O´dur.
44. Öldüren de dirilten de O´dur.
45. Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O´dur,
46. Atıldığı zaman bir nutfeden.
47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O´na aittir.
48. Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O´dur.
49. Doğrusu Şi´râ yıldızının Rabbi O´dur.
50. O, helak etti önce gelen Âd´ı.
51. Ve Semûd´u da bırakmadı.
52. Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.
53. Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.
54. Onları neler kapladı neler!
55. O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.
56. Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
57. Yaklaşan yaklaştı.
58. Onu Allah´tan başka açığa çıkaracak yoktur.
59. Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz
60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
61. Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller
62.Haydi Allah için secdeye kapanın ve O´na kulluk edin.
Yaz?c? Sürümü
Kamer
Ayın yarılması mucizesi bu sûrede anlatılır. Onun için bu adı almıştır. Mekke´de inmiştir, 55 (ellibeş) âyettir.
1. Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
2. Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
3. Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
4. Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
5. Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
6. Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
7. Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
8. O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
9. Onlardan önce Nuh´un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
10- Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
11. Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
12. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
13. Nuh´u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
14. Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
15. Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur
16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
17. Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
18. Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu
19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
20. (O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
21. Nasılmış benim azabım ve uyarım
22. Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
23. Semûd da o uyarıları yalanladılar.
24. "Bizden bir insana mı uyacağız O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
25. "Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
26. Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
27. Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
28. Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
29. Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
30. Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
31. Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
32. Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
33. Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
34. Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
35. Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
36. (Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
37. Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
38. Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
39. "Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
40. Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
41. Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
42. Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık.
Bu kıssalardan hisseye gelince;
43. Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var
44. Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar
45. Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
46. Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
47. Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
48. O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
49. Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
50. Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.
51. Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur
52. İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.
53. Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
54. Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
55-Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
Yaz?c? Sürümü
Rahman
Mekke´de inmiştir. 78 (yetmişsekiz) âyettir. İlk kelime olan "er-rahmân" sûreye ad olmuştur. Bu sûrede Allah´ın nimetleri sayılır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben "O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz " anlamına gelen ayet sık sık tekrar edilir.
1. Rahmân (çok merhametli olan Allah)
2. Kurân´ı öğretti.
3. İnsanı yarattı.
4. Ona beyanı öğretti.
5. Güneş de ay da bir hesab iledir.
6. Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler.
7. Göğü yükseltti ve mizanı koydu.
8. Sakın tartıda taşkınlık etmeyin.
9. Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.
10. (Allah) yeri mahlukat için (aşağıya) koydu.
11. Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
12. Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.
13. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
14. Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
15. Cinleri de hâlis ateşten yarattı.
16. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
17. (O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
18. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
19. (Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.
20. Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.
21. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
23. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
24. Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.
25. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
26. Yer üzerinde bulunan her şey fânidir.
27. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.
28. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
29. Göklerde ve yerde bulunanlar, O´ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.
30. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
31. Ey insan ve cin! sizin de hesabınızı ele alacağız.
32. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Ama Allah´ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz.
34. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
35. Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız.
36. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
37. Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...
38. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
39. İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz.
40. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
41. Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur.
42. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
43. İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir.
44. Onunla kaynar su arasında dolaşırlar.
45. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
46. Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.
47. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
48. İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır.
49. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.
51. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
52. İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır.
53. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
54. Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.
55. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
56. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
57. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
58. Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.
59. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir
61. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
63. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
64. (Bu cennetler) yemyeşildirler.
65. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
66. İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.
67. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
68. İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır.
69. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
70. İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.
71. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
72. Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır.
73. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
74. Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
75. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
76. Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar.
77. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
78-Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
Vakia
Mekke´de inmiştir: 96 (doksanaltı) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden "vâkıa" kelimesinden almıştır.
1. Olacak vak´a olduğu zaman
2. Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
3. O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
4. Yer şiddetle sarsıldığı
5. Dağlar serpildikçe serpildiği
6. Dağılıp toz duman haline geldiği
7. Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
8. Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
9. Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
10. Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
11. İşte o yaklaştırılanlar,
12. Nimet cennetlerindedirler.
13. Çoğu önceki ümmetlerden,
14. Birazı da sonrakilerden.
15. (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
16. Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
17. Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
18. Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
19. Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
20. Beğendikleri meyvalar,
21. Canlarının çektiği kuş etleri,
22. İri gözlü hûriler,
23. Saklı inciler gibi,
24. Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
26. Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
27. Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
28. Dalbastı kirazlar,
29. Meyva dizili muzlar,
30. Uzamış gölgeler,
31. Fışkıran sular.
32. Pek çok meyva arasında,
33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan
34. Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
35. Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
36. Onları bâkireler yaptık.
37. Hep yaşıt sevgililer,
38. Sağın adamları içindir.
39. Bir çoğu öncekilerdendir.
40. Bir çoğu da sonrakilerdendir.
41. Solun adamları, nedir o solcular!
42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
44. Ki ne serindir, ne de faydalı.
45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
46. Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
47. Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz "
48. "Önceki atalarımızda mı "
49. De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
50. "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
51. Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53. Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
54. Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
55. Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
57. Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi
58. Attığınız meniyi gördünüz mü
59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz
60. Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
62. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi
63. Ektiğinizi gördünüz mü
64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz
65. Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
66. "Doğrusu borç altına girdik."
67. "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
68. İçtiğiniz suya baktınız mı
69. Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz
70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
71. O çaktığınız ateşi gördünüz mü
72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz
73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
74. Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
75. Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
76. Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
77. O, elbette şerefli bir Kur´ân´dır.
78. Korunmuş bir kitaptadır.
79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
80. (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz
82. Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz
83. Can boğaza dayandığı zaman
84. Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
85. Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
86. Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
87. Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
88. Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
90. Eğer O, sağın adamlarından ise,
91. "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
94. Ve cehenneme atılma vardır.
95. Kesin gerçek budur işte.
96-Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
Hadid
Arapça´da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sûre Medine´de inmiştir. 29 (yirmidokuz) âyettir.
1. Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah´ı tesbih etmektedir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
2. Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. O, diriltir, öldürür, O, her şeye kadirdir.
3. O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.
4. O´dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
5. Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. Bütün işler O´na döndürülecektir.
6. Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir.
7. Allah´a ve Resulüne iman edin. Sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden harcayın. Sizden, inanan ve harcayanlar için büyük mükafat vardır.
8. Size ne oldu ki, Resul sizi Rabbinize inanmanız için davet ettiği halde Allah´a inanmıyorsunuz Oysa O, sizden kesin söz almıştı. Eğer inanacaksanız.
9- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O´dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
10- Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki Göklerin ve yerin mirası zaten Allah´ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
11. Kimdir o, Allah´a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir mükafat da versin.
12. O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur!
13. O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: "Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım " Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.
14. (Münafıklar) onlara: "Biz sizinle beraber değil miydik " diye seslenirler. (Müminler) de derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah´ın emri gelip çattı.
15. Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
16. İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalbleri Allah´ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar
17. Biliniz ki Allah yer yüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size âyetleri açıkladık.
18. Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah´a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır.
19. Allah´a ve peygamberine iman edenler var ya, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
20. Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah´tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah´a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah´ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
22. Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah´a göre kolaydır.
23. Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah´ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.
24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse Allah, zengindir, övgüye layıktır.
25. Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah´ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
26. Andolsun, Nuh´u ve İbrahim´i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.
27. Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa´yı da arkalarından gönderdik, ona İncil´i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
28. Ey inananlar! Allah´tan korkun, O´nun Resulü´ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir
29-Böylece Kitab ehli, Allah´ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah´ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
|
|
|
Sad Zümer Mü´min Fussilet Şurâ Zuhruf Duhan Casiye Ahkaf Muhammed Sureleri Meali |
|
Yazar: RasitTunca - 07-17-2018, 04:51 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Sad Zümer Mü´min Fussilet Şurâ Zuhruf Duhan Casiye Ahkaf Muhammed Sureleri Elmalı Meali (Kuran- i Kerim Meali)
Sad
Kamer sûresinden sonra Mekke´de inmiştir 88 (seksensekiz) âyettir. İsmini birinci âyette yer alan Sâd harfinden alır.
1- Sâd. Bu zikirle dolu Kur´ân´a bak!
2- O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
3- Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi.
4- İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler.
5- "İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!"
6- İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad!"
7- "Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır."
8- "Kur´ân aramızdan ona mı indirilmiş " dediler. Doğrusu onlar benim Kur´ân´ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.
9- Yoksa sana o Kur´ân´ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı
10- Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim!
11- Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur.
12- Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı.
13- Semûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır.
14- Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
15- Onlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur.
16- Bir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler.
17- Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud´u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti.
18- Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam-sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.
19- Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
20- Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
21- Bir de davacıların kıssası geldi mi sana Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
22- Davud´un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
23- Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı.
24- Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku
ederek yere kapandı, tevbe ile Allah´a yöneldi.
25- Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
26- Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
27- Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!
28- Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız
29- Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
30- Bir de Davud´a Süleyman´ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah´a yönelirdi.
31- Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.
32- "Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.
33- "Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.
34- Andolsun ki Süleyman´ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.
35- Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi.
36- Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.
37- Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
38- Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).
39- "İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
40- Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.
41- Kulumuz Eyyub´u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."
42- (Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
43- Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
44- (Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah´a yönelmektedir.
45- Kullarımız İbrahim´i, İshak´ı ve Yakub´u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler.
46- Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
47- Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir.
48- İsmail´i, Elyasa´yı, Zü´l-Kifl´i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.
49- İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır.
50- Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
51- İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir.
52- Yanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır.
53- O hesap günü için size vaad edilen işte budur.
54- İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur.
55- Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır.
56- Cehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir.
57- İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir.
58- Ve o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır.
59- İşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar.
60- (Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak!"
61- "Ey Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler.
62- Bir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz "
63- "Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı "
64- Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır.
65- De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah´tan başka tanrı da yoktur."
66- "O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."
67- De ki: "Bu, bir büyük haberdir."
68- "Siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
69- "Münakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi "
70- "Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor."
71- Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım."
72- "Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın."
73- Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
74- Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
75- Allah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu Kibirlenmek mi istedin Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun " dedi.
76- İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
77- Allah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun."
78- "Ve elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu.
79- İblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi.
80, 81- Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
82- İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım."
83- "Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi.
84- Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim."
85- "Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım."
86- Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur´ân´a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum. "
87- "O Kur´ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür. "
88- "Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz."
Zümer
Mekke´de nâzil olmuştur. 75 (yetmişbeş) âyettir. Yalnız 53 - 55. âyetler Medine´de inmiştir. Adını, 71 ve 73. âyetlerde geçen mümin ve kâfirlerin oluşturduğu topluluklar anlamına gelen "zümer" kelimesinden almıştır.
1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah´a ibadet ve kulluk et.
3- İyi bil ki, halis din ancak Allah´ındır. O´ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah´a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.
4- Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yaratacağından, dileyeceğini seçecekti. Ama o bundan münezzehtir. O, tek ve kahredici olan Allah´tır.
5- O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay´ı emrine âmade kılmış,
her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O´dur.
6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O´dur. Mülk O´nundur, O´ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz
7- Eğer inkâr ederseniz, şüphe yok ki Allah´ın size ihtiyacı yoktur. Bununla beraber kulları hesabına küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin hesabınıza ona razı olur. Hiçbir günahkar da diğerinin günahını çekecek değildir. Sonra dönüşünüz, Rabbinizedir. O vakit, O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Çünkü O, bütün kalplerin özünü bilir.
8- İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönlünü vererek Rabbine dua eder. Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden O´na dua ettiği hali unutur da, yolundan sapıtmak için Allah´a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! De ki: "Küfrünle biraz zevk et, çünkü sen, o ateşliklerdensin."
9- Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu " Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar.
10- Ey Muhammed! Tarafımdan söyle: "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır. Allah´ın yeryüzü geniştir. Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir."
11- De ki: "Bana, dini sadece kendisine halis kılarak Allah´a ibadet etmem emredildi."
12- "Hem O´nun birliğine teslim olan müslümanların ilki olmam da bana emredildi."
13- De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım."
14- De ki: "Ben dinimi kendisine halis kılarak yalnız Allah´a kulluk ederim."
15- "Siz de O´ndan başka dilediğinize kul olun." De ki: "Asıl hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve mensuplarına ziyan edenlerdir. Evet, işte asıl açık hüsran budur."
16- Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında yine ateşten tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bundan korkutuyor, "Ey kullarım! benden korkun." (diyor).
17- Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp da tam gönülle Allah´a yönelenlere gelince, müjde onlaradır. Haydi müjdele kullarımı.
18- O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah´ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. İşte temiz akıllılar da onlardır.
19- Ya üzerine azab kelimesi hak olmuş kimse de mi (böyledir) Artık o ateşteki kimseyi sen mi çıkaracaksın
20- Fakat o Rablerine sığınarak korunanlar için altlarından ırmaklar akan, üzerlerinden şehnişinler yapılmış, şehnişinli (balkonlu) köşkler vardır. Bu, Allah´ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz.
21- Allah´ın gökten bir su indirip de onu bir yoluyla yeryüzündeki menbalara koyduğunu görmedin mi Sonra onunla türlü renklerde bir ekin çıkarır, sonra onun olgunlaşıp sarardığını görürsün. Sonra da onu bir çöpe çevirir. Elbette bunda temiz akıllılar için bir ihtar vardır.
22- Allah, kimin bağrını İslâm´a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir Artık Allah´ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
23- Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi.(1)
Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah´ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Allah´ın rehberidir. Allah, onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.
24- O halde kıyamet günü zalimlere: "Tadın bakalım kazanıp durduklarınızı!" denilirken, o kötü azabdan yüzü ile korunacak kimse ne olur (1)
25- Onlardan öncekiler de yalanladılar da kendilerine, hatırlarına gelmez yönden azab geliverdi.
26- Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
27- Yemin ederim ki, bu Kur´ân´da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler.
28- Pürüzsüz Arapça bir Kur´ân (indirdik ki, Allah´ın azabından) korunsunlar.
29- Allah, şöyle bir misal vermiştir: Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de yalnız bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hali hiç bir olur mu Hamd Allah´ındır, fakat pek çokları bilmezler.
30- Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir.
31- Sonra siz muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
32- Allah´a karşı yalan söyleyen ve doğru kendisine geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim (daha haksız) kim olabilir Kâfirlerin yeri cehennemde değil midir
33- Doğruyu getiren ve onu tasdik edene gelince, işte onlar kötülükten korunan müttakilerdir.
34- Onlara, Rablerinin yanında ne dilerlerse vardır. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
35- Çünkü Allah, onların önceden yaptıkları amelin en kötüsünü bile keffaretle örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre mükafatlarını kendilerine verecektir.
36- Allah, kuluna kâfi değil midir Durmuşlar da seni O´ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Her kimi ki Allah şaşırtırsa, artık ona hidayet edecek yoktur.
37- Her kime de Allah hidayet verirse artık onu da şaşırtacak yoktur. Allah aziz (çok güçlü) ve intikam sahibi değil midir
38- Andolsun ki onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı " diye soracak olsan: "Elbette Allah!" diyeceklerdir. O halde gördünüz ya Allah´tan başka çağırdıklarınızı! Eğer Allah bana bir zarar vermek isterse, onlar O´nun zararını giderebilirler mi Yahut bana bir rahmet dilerse, onlar O´nun rahmetini tutabilirler mi De ki: "Allah, bana yeter." Tevekkül edenler, hep O´na dayanırlar.
39- De ki: "Ey kavmim! Haliniz üzere çalışın. Ben de kendi halime göre çalışıyorum. Artık ileride bileceksiniz."
40- "Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin üzerine konacağını."
41- Biz bu kitabı sana, insanlar için hak ile indirdik. O halde kim doğru yola gelirse kendi lehinedir. Kim de saparsa, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerine vekil değilsin.
42- Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkor, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
43- Yoksa Allah´tan başka şefaatçiler mi edindiler De ki: "Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (böyle yapacaksınız) "
44- De ki: "Bütün şefaat Allah´ındır. Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. Sonra hep döndürülüp O´na götürüleceksiniz."
45- Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O´ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler.
46- De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, görüleni ve görülmeyeni bilen Allah´ım! Kulların arasında, o ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında sen hüküm vereceksin."
47- Eğer bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı da beraber o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için onu mutlaka feda ederlerdi. Ancak ne var ki, hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılır.
48- Öyle ki, yaptıkları amellerin kötülükleri karşılarına çıkmış ve alay edip durdukları şeyler, kendilerini sarmıştır.
49- Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: "O bana bir bilgi üzerine verildi." der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler.
50- Onu, bunlardan öncekiler de söyledi. Fakat o kazandıkları, kendilerini kurtarmadı.
51- Neticede kazandıklarının kötülükleri, başlarına geçti. Şunlardan o zulmedenlerin de kazandıkları kötülükleri başlarına geçecektir. Onlar da bunu atlatacak değillerdir.
52- Hâlâ bilmediler mi ki; Allah, rızkı dilediğine açar ve kısar. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için nice ibretler vardır.
53- De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah´ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."
54- Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azab gelmeden önce tevbe ile Rabbinize yönelin ve O´na teslim olun. Sonra kurtulamazsınız.
55- Haberiniz olmayarak ansızın başınıza azab gelmeden önce (halis müslüman olun da) Rabbinizden size indirilenin en güzelini takib ve tatbik edin.
56- (O günden sakının ki günahkar) nefis şöyle diyecektir: "Allah´ın
yanında yaptığım kusurlardan dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim."
57- Yahut şöyle diyecektir: "Allah bana doğru yolu gösterseydi, her halde ben müttakilerden olurdum."
58- Veya azabı gördüğü zaman şöyle diyecektir: "Bana bir geri dönüş olsaydı da ben de o iyilik yapanlardan olsaydım."
59- (Ona): "Hayır sana âyetlerim geldi de onlara yalan dedin, kibirlenmek istedin ve kâfirlerden oldun." (denir.)
60- Hem o kıyamet günü görürsün ki, Allah´a karşı yalan söyleyenlerin yüzleri kararmıştır. Kibirlenenlerin yeri cehennem değil mi
61- Kötülükten sakınan müttakileri ise Allah başarılarından dolayı kurtuluşa çıkarır. Onlara fenalık dokunmaz ve onlar üzülecek de değillerdir.
62- Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil de O´dur.
63- Bütün göklerin ve yerin kilitleri O´nundur. Allah´ın âyetlerini inkâr edenlere gelince, işte onlar, kendilerine yazık edenlerdir.
64- De ki: "Ey cahiller! Şimdi bana o Allah´tan başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz "
65- Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: "Yemin ederim ki, eğer şirk koşarsan bütün çalışmaların boşa gider ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun."
66- Hayır, onun için yalnız Allah´a kulluk et ve şükredenlerden ol.
67- Allah´ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O´nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir.
68- Ve sûra üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah´ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır.
69- Yer, Rabbinin nuru ile parlamıştır. Kitap konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş ve aralarında hak ile hüküm verilmektedir. Hem onlara hiç haksızlık yapılmaz.
70- Herkese ne amel yaptıysa karşılığı tam olarak ödenmiştir. O (Allah), onların yaptıklarını en iyi şekilde bilmektedir.
71- İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevkedilmektedir. Nihayet oraya vardıklarında kapıları açılır ve bekçileri onlara: "İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan, bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi " derler. Onlar da: "Evet geldi" derler. Fakat kâfirler üzerine azab kelimesi hak oldu.
72- (Onlara): "Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından" denir. Bak, büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!
73- Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler.
74- Onlar da: "Hamdolsun o Allah´a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz" derler. Bak ne güzeldir mükafatı o iyi amel işleyenlerin!
75-Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip "âlemlerin Rabbi Allah´a hamdolsun" denilmektedir.
Mü´min
Aynı zamanda Gâfir adını da taşıyan bu sûre, 85 (seksenbeş) âyettir. 56 ve 57. âyetleri Medine´de inmiştir. Adını, Firavun ailesinden inanan bir kişinin vasıflarının sayıldığı 28 - 45. âyetlerden alır.
1- Hâ Mîm.
2- Bu kitabın indirilişi, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah tarafındandır.
3- O, günah bağışlayıcı, tevbe kabul edici, azabı şiddetli, kerem sahibi Allah´tandır ki O´ndan başka ilâh yoktur. Hem dönüş O´nadır.
4- Allah´ın âyetleri hakkında ancak kâfirler mücadele ederler. Şimdi onların beldeler içinde dönüp dolaşmaları seni aldatmasın.
5- Onlardan önce Nuh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. (Bak o zaman) azabım nasıl oldu
6- İşte o nankörlük eden kâfirlere Rabbinin (azab) sözü öyle hak oldu. Onlar, mutlaka cehennemliktirler.
7- Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O´na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."
8- "Ey Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden iyi olanları kendilerine vaad buyurduğun Adn cennetlerine koy. Şüphesiz çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin."
9- "Onları fenalıklardan koru. Sen her kimi fenalıklardan korursan, o gün muhakkak onu rahmetinle yarlığamışsındır. İşte asıl büyük kurtuluş da budur."
10- O kâfirlere mutlaka şöyle bağırılacaktır: "Elbette Allah´ın buğzu, sizin nefislerinize buğzunuzdan daha büyüktür. Çünkü siz imana davet ediliyordunuz da inkâr ediyordunuz."
11- Kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı "
12- (Onlara şöyle cevap verilir): "Bu azab size şu sebeptendir: Siz tek Allah´a davet edildiğiniz zaman inkâr ettiniz. Ama O´na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah´ındır."
13- Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indiren O´dur. Fakat onları ancak gönül verip düşünenler anlar.
14- O halde siz, dini Allah için halis kılarak hep O´na yalvarın. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.
15- O dereceleri yükselten Arş´ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor.
16- O gün onlar kabirlerinden meydana fırlarlar. Kendilerinin hiçbir şeyi Allah´a karşı gizli kalmaz. "Bugün mülk kimindir " (diye sorulur. Cevaben): "Tek ve kahhar olan Allah´ındır." (denir).
17- Bugün her nefis kazandığı ile cezalanacaktır. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
18- Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne ısınacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi.
19- Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de.
20- Allah hakkı yerine getirir. Onların O´ndan başka yalvardıkları ise hiçbir şeyi yerine getiremezler. Çünkü hakkıyla işiten ve gören ancak Allah´tır.
21- Yeryüzünde bir gezmediler mi Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş Onlar yeryüzünde gerek kuvvetçe ve gerek eserce kendilerinden daha üstündüler. Öyle iken Allah onları günahları sebebiyle tutup alıverdi. Kendilerini Allah´ın azabından koruyacak biri bulunmadı.
22- O, şundandı: Onlara peygamberleri apaçık delillerle geliyorlardı. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da tuttu kendilerini alıverdi. Çünkü O´nun kuvveti çok, azabı şiddetlidir.
23- Andolsun Musa´yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
24- Firavun´a, Hâmân´a ve Karun´a da onlar: "Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır" dediler.
25- Bunun üzerine Musa, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince de: "Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun." dediler. Fakat o kâfirlerin tuzağı da hep boşa çıkmaktadır.
26- Bir de Firavun: "Bırakın beni, öldüreyim Musa´yı da o Rabbine dua etsin. Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum" dedi.
27- Musa da: "Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah´a sığınırım" dedi.
28- Firavun ailesinden imanını saklayan bir adam da şöyle dedi: "Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz Halbuki o size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Hem o bir yalancı ise çok sürmez, yalanı boynuna geçer. Fakat doğru ise size yaptığı tehditlerin birkısmı olsun başınıza gelir. Şüphe yok ki Allah aşırı giden bir yalancıyı doğru yola çıkarmaz."
29- "Ey kavmim! Bugün mülk sizindir. Dünyada yüze çıkmış bulunuyorsunuz. Eğer gelecek olursa Allah´ın hışmından bizi kim kurtarır " Firavun: "Ben size görüşümden başkasını göstermiyorum ve herhalde ben size doğru yolu gösteriyorum" dedi.
30- O iman etmiş olan kimse de: "Ey kavmim! Doğrusu ben sizin hakkınızda Ahzab (önceki çeşitli toplumlar)ın günleri gibi bir günden korkuyorum."
31- "Nuh Kavmi´nin, Âd´ın, Semud´un ve daha sonrakilerin maceraları gibi (bir günün geleceğinden korkuyorum). Allah, kulları için bir zulüm istemez."
32- "Ey kavmim! Ben size gelecek o çağrışma gününden (kıyamet gününden) korkuyorum."
33- "O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız. Fakat sizi Allah´tan koruyacak olan yoktur. Her kimi Allah şaşırtırsa, artık ona bir yol gösterici bulunmaz."
34- Bundan önce size delillerle Yusuf gelmişti. O zaman da onun size getirdiği
hakikatte şüphe edip durmuştunuz. Nihayet vefat ettiğinde de "Bundan sonra Allah asla peygamber göndermez" dediniz. İşte aşırı şüpheci olanları Allah böyle şaşırtır.
35- Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah´ın âyetleri hakkında mücadele ederler. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında büyük bir buğzu gerektirir. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler.
36- Firavun dedi ki: "Ey Hâmân! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim."
37- "Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa´nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum." İşte böylece Firavun´a kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.
38- O iman etmiş olan kimse dedi ki: "Ey kavmim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim."
39- "Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur."
40- "Her kim bir kötülük yaparsa, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Erkek veya kadın, her kim de mümin olarak iyi bir amel işlerse, işte onlar cennete girerler. Orada kendilerine hesapsız rızık verilir."
41- "Hem ey kavmim! Niçin ben sizi kurtuluşa davet ederken, siz beni ateşe davet ediyorsunuz "
42- "Siz beni Allah´ı inkâr etmeye ve bence hiç ilimde yeri olmayan şeyleri O´na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Ben ise sizi o çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan Allah´a davet ediyorum."
43- "Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da, ahirette de bir davet hakkı yoktur. Hepimizin dönüşü Allah´adır. Şüphesiz haddi aşanların hepsi cehennemliktir."
44- "Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah´a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir."
45- Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun´un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.
46- Onlar, sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: "Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!" (denilecektir).
47- Hele ateş içinde birbirlerini protesto ederlerken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: "Hani bizler size tabi idik. Şimdi siz bizden bir ateş nöbetini savabiliyor musunuz " derler.
48- Büyüklük taslayanlar da şöyle derler: "Evet, hepimiz onun içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü vermiştir."
49- Ateştekiler, cehennem bekçilerine derler ki: "Rabbinize dua edin de bir gün olsun bizden azabı biraz hafifletsin."
50- Bekçiler de: "Size peygamberleriniz mucizelerle gelmiyorlar mıydı " diye sorarlar. Onlar: "Evet" derler. Bekçiler: "Öyle ise kendiniz dua edin" derler. Kâfirlerin duası ise hep çıkmazdadır.
51- Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde (kıyamette) elbette yardım ederiz.
52- O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü (cehennem) vardır.
53- Andolsun ki biz Musa´ya o hidayeti verdik ve İsrailoğullarına o kitabı miras kıldık.
54- (Bunu) Aklı başında olanlara bir yol gösterici ve bir hatırlatma olsun diye (böyle yaptık).
55- O halde sabret. Çünkü Allah´ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.
56- Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah´ın âyetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah´a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O´dur.
57- Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.
58- Kör ile gören bir olmaz, iman edip salih ameller işleyen kimseler ile kötülük yapan da bir değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
59- Herhalde o saat (kıyamet) muhakkak gelecektir. Onda şüphe yok. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
60- Halbuki Rabbiniz: "Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler yarın horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir." buyurdu.
61- İçinde dinlenesiniz diye geceyi, göz açıcı bir aydınlık olarak da gündüzü sizin için yaratan Allah´tır. Gerçekten Allah insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
62- İşte Rabbiniz, her şeyin yaratıcısı olan o Allah´tır. O´ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz
63- İşte Allah´ın âyetlerini inkâr edenler böyle çevriliyorlar.
64- Allah, O´dur ki sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah´tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
65- Daimî bir hayat sahibi ancak O´dur. O´ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O´na, hep O´na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur.
66- De ki: "Bana Rabbimden apaçık deliller geldiği zaman, ben o sizin Allah´ı bırakıp taptıklarınıza ibadet etmekten kesinlikle men edildim ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi."
67- "Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O´dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor)."
68- O, hem yaşatır, hem öldürür. O, bir şey yapmak isteyince ona sadece "ol!" der, o şey de hemen oluverir.
69- Bakmaz mısın şimdi Allah´ın âyetleri hakkında mücadeleye kalkanlara! (Haktan) nasıl döndürülüyorlar
70- Kitaba ve Resullerimizi gönderdiğimiz şeylere yalan diyenler, artık ilerde bilecekler.
71- O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir.
72- Kaynar suda, sonra da ateşte kaynatılacaklardır.
73- Sonra da onlara: "Nerede o ortak koştuklarınız " denilecek.
74- O Allah´tan başkaları (nerede denilecek). Onlar da diyecekler ki: "Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz." İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.
75- Bunun sebebi şudur: Çünkü siz yeryüzünde haksız yere seviniyor ve güveniyordunuz.
76- İçlerinde ebedî olarak kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Bak ne kötü o kibirlenenlerin yeri
77- Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah´ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.
78- Andolsun ki biz senin önünden nice peygamberler göndermişizdir. Onlardan kimini sana anlatmışız, kimini de anlatmamışızdır. Hiçbir peygamber, Allah´ın izni olmaksızın bir mucize getiremez. Allah´ın emri gelince de hak yerine getirilir. Batıl bir dava peşinde koşanlar, işte bu noktada hüsrana uğrarlar.
79- Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan Allah´tır.
80- Sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız.
81- Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah´ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz
82- Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı.
83- Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
84- O zaman hışmımızı gördüklerinde: "Allah´ın birliğine inandık ve O´na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler.
85- Ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi. Allah´ın, kulları hakkındaki geçe gelen kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler.
Yaz?c? Sürümü
Fussilet
Adını, 3. âyette geçen "fussılet" kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılan bu sûre, Mekke´de inmiştir. 54 (ellidört) âyettir.
1- Hâ Mîm.
2- Bu Kur´ân Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
3- Bu, Arapça bir Kur´an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır.
4- O, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat insanların çoğu yüz çevirmişlerdir. Artık onlar gerçeği işitmezler.
5- Onlar: "Ey Muhammed! Senin bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Seninle bizim aramızda anlaşmamıza engel bir de perde vardır. Sen istediğini yap, çünkü biz yapıyoruz" dediler.
6- Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O´na yönelin ve
O´ndan bağışlanma dileyin. Vay O´na ortak koşanların haline!
7- Onlar, zekatı vermezler, ahireti de inkâr ederler.
8- Şüphesiz ki, iman edip, salih amel işleyenler için de bitmez tükenmez bir mükafat vardır.
9- De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız Bir de O´na eşler koşuyorsunuz ha O bütün âlemlerin Rabbidir."
10- O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
11- Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
12- Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah´ın takdiridir.
13- Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizi Âd ve Semud´un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyardım."
14- Onlara Allah´tan başkasına kulluk etmeyin diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman: "Eğer Rabbimiz dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeylere inanmayız." dediler.
15- Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır " dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah´ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
16- Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.
17- Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları kötülük yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarpıverdi.
18- Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık.
19- O gün Allah´ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
20- Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler.
21- Onlar derilerine: "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz " derler. Derileri de: "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O´dur ve siz yine O´na döndürülüyorsunuz" derler.
22- Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötülükten sakınmıyordunuz. Fakat yaptıklarınızdan birçoğunu Allah´ın bilmeyeceğini zannediyordunuz.
23- İşte Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi helak etti de zarara uğrayanlardan oldunuz.
24- Şimdi eğer dayanabilirlerse onların yeri ateştir. Yok eğer hoşnutluğa dönmek isterlerse bile artık onlar hoşnut edileceklerden değildirler.
25- Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip, geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki, azab sözü onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdir.
26- İnkâr edenler: "Bu Kur´ân-ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz" dediler.
27- Biz mutlaka inkâr edenlere şiddetli bir azab tattıracağız. Ve onlara yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz.
28- İşte Allah´ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin cezası olarak, onlar için orada ebedî olarak kalacakları cehennem yurdu vardır.
29- İnkâr edenler: "Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi doğru yoldan saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım, böylece cehennemin en altında kalanlardan olsunlar." diyeceklerdir.
30- "Rabbimiz Allah´tır" deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin."
31- "Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır."
32- Bunlar çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Allah tarafından bir ağırlamadır.
33- Allah´a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir
34- Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün.
35- Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.
36- Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah´a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir.
37- Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah´ın kudretinin delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah´a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah´a secde edin.
38- Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O´nu tesbih ederler ve hiç usanmazlar.
39- Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah´ın kudretinin delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren Allah mutlaka ölüleri de diriltir. Doğrusu O´nun her şeye gücü yeter.
40- Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp inkâra sapanlar bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılacak olan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelecek olan mı İstediğinizi yapın. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görür.
41- Kur´ân kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezalarını çekceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır.
42- Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
43- Ey Muhammed! Sana senden önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey söylenmiyor. Şüphesiz ki senin Rabbin hem mağfiret sahibidir hem de acı verecek bir azap sahibidir.
44- Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur´ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi " derlerdi. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur´ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).
45- Andolsun ki biz Musa´ya Tevrat´ı vermiştik de onda ihtilafa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten onlar Kur´ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
46- Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Rabbin kullara zulmedecek değildir.
47- Kıyamet zamanını bilmek ancak Allah´a havale edilir. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: "Bana koştuğunuz ortaklarım nerede " diye seslendiği gün, onlar: "Senin ortağın olduğuna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz." derler.
48- Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
49- İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer.
50- Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, O: "Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka O´nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.
51- Biz insana bir nimet verdiğimiz zaman o yüz çevirir, yan çizer. Ona bir kötülük dokunduğu zaman da uzun uzun yalvarır.
52- Ey Muhammed! De ki: "Ne dersiniz O Kur´ân Allah tarafından gelmiş olup da sonra siz onu inkâr etmişseniz, o takdirde Hak´tan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir "
53- Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur´ân´ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi
54-İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler, yine iyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.
Şurâ
Mekke´de nâzil olan bu sûre 53 (elliüç) âyettir. Yalnız 23 - 26. âyetleri Medine´de inmiştir. Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren Şurâ kelimesinden almıştır.
1-2 Hâ-mîm. Ayn-sîn-qaf.
3-5 İşte (hakikati) böyle vahiyde) veriyor sana, -senden evvelkilere de (aynı hakikati vahy etmişti)- Allah; o azîz-hakîm. (Vahy ettiği hakikat şudur): O´nundur bütün göklerdeki ve yerdeki ve O öyle ulu, öyle azîm [büyük] ki: Gökler hemen hemen üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar, melekler hamd ile Rab´lerine teşbih ediyorlar ve yerdeki kimse(ler) için mağfiret diliyorlar.
Uyan! Allah´tır ancak öyle gafur [bağışlayıcı], öyle rahîm [merhametli].
6 O´nun berisinden velî/[dost ve hâmillere tutunanlara gelince, onların da üzerlerine Allah gözcü, sen değilsin üzerlerine vekîl.
7 Ve işte böyle sana Arabî [dil ve kültür itibariyle Arab´a has] bir kur´ân [hitabe] vahyetmekteyiz ki: Ummu´l-Kurâ´yı [Mekkeli-leri] ve çevresindekileri (uyarıp) sakındırasın ve o topla(n)ma gününün dehşetini haber veresin, -(ki o günün geleceğinde) şüphe yok- (o gün) bir fırka cennette, bir fırka saîrde [çılgın ateşte].
8 Dileseydi Allah elbet hepsini bir ümmet de yapardı, velakin dilediğini rahmetine koyuyor da zalimlere gelince, ne bir velî [dost] var onlara, ne de bir nasîr [yardımcı].
9 Yoksa O´ndan beride velî/[dost ve hâmiller mi edindiler Fakat Allah´tır ancak velî, ölüleri O diriltir ve her şeye kadir O´dur.
10 İhtilaf ettiğiniz herhangi birşey hakkında da hüküm Allah´a aittir. "İşte" de "o Allah benim rabbim, ben O´na (güvenip) dayanmaktayım ve hep O´na sığınırım".
11 O gökleri ve yeri yaratan, size kendi (cins)lerinizden çift/[eş]ler yapmış, -en´âm/[deve, koyun, keçi ve sığır]dan5 da çiftler (yaratmıştır)- sizi o suretle üretip duruyor. (Fakat) O´nun misli gibi birşey yoktur ve O öyle semî [işiten], öyle ba-sîr/[gören]dir.
12 Göklerin, yerin kilitleri O´nun; rızkı dilediğine (hem bol verip) açar ve (hem de) kısar, çünkü O her şeyi bilir.
13 Sizin için, dinden Nuh´a tavsiye ettiğini ve sana vahyeylediğimizi ve İbrahim´e ve Musa´ya ve isa´ya tavsiye kıldığımızı teşrî buyurdu; şöyle ki: "Dîni doğru tutun7 ve onda tefrikaya düşmeyin!" Müşriklere, bu davet ettiğin emir [Allah´ı birleyip O´na teslim olma işi] ağır geldi, Allah ona dilediklerini seçecek ve (kendisine yönelip) yüz tutanları ona hidayetle erdirecektir.
14 Tefrikaya düşmeleri ise kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarında(ki) bağy u ihtiras/[haset ve kıskançlıktan dolayıdır ve eğer Rabbinden, "Müsemma bir ecele [belirlenmiş bir süreye] kadar" diye bir kelime geçmiş olmasaydı, aralarında hükm-i kaza mutlak(a) icra edilir, (işleri) bitirilirdi. Arkalarından kitaba vâris kılınanlar da ondan işkilli bir şek (ve şüphe) içindedirler.
15 Onun için sen durma davet et ve emrolunduğun gibi doğru git, onların hevalarına tâbi olma ve de ki: "Ben Allah´ın indirdiği her kitaba iman getirdim ve emrolundum ki: Aranızda adalet yapayım. Allah
bizim rabbimiz (olduğu gibi), sizin de rabbiniz. Bize (kendi) amellerimizin sorumluluğu), size de (kendi) amelleriniz(in sorumluluğu vardır, hak açık olduğundan), sizinle aramızda hüccet [delil getirmeye, tartışmaya hacet] yok. Allah hepimizi bir-araya getirecek ve hep (dönülüp) O´na gidilecektir .
16-17 (O´nun) bu (daveti) kabul olunduktan sonra Allah (veya Allah´ın dîni) hakkında ihticaca [tanışmaya] kalkışacakların, Rab´leri huzurunda hüccet/[delil]leri sakıttır (geçersizdir], üzerlerine bir gazap ve kendilerine şedit [şiddetli] bir azap vardır; (çünkü) O Allah´tır ki, hakka dair kitap ve mîzan indirdi.
Ve ne bilirsin belki (kıyamet) saat(i) yakındır.
18 Onu, ona inanmayan(lar)/imansızlar acele isterler, iman edenler ise onun hak olduğunu (ve mutlaka kopacağını) bilirler de ondan korkar-sakınırlar. İyi bil ki, o (kıyamet) saat(i) hakkında mücadele edenler her halde [şüphesiz] uzak bir dalal(et) içindedirler.
19 Allah (kıyamet gününden korkup vazifesini yapan) kullarına çok lütufkârdır, her dilediğini bir suretle merzuk kılar [rızıklandırır] ve O öyle kavî [güçlü], öyle azîz.
20 Her kim âhiret ekimi isterse ona, ekinini artırırız; herkim de dünya ekimi isterse ona da ondan veririz, amma âhirette ona hiç nasip yoktur.
21 Yoksa onların (Allah´a ortak olmak için küfür) şerikleri [ortakları] var (da), onlara dinden Allah´ın izin vermediği şeyleri meşru kıldılar öyle mi
Eğer o fasl kelimesi olmasaydı, aralarında hüküm icra edilir, (işleri) bitirilirdi ve şüphesiz ki zalimler için elîm [acı] bir azap vardır.
22 Göreceksin o zalimleri kazandıkları (günahları)ndan (ötürü) titrerlerken, o ise tepelerine inmekte.
İman edip (salih amel işleyerek) güzel güzel işler yapanlar ise cennetlerin hoş hoş ravzalarında,15 onlara Rab´lerinin indinde ne dilerlerse var; işte bu, o büyük fazl [lütuf].
23 İşte bu müjdedir ki: Allah (onu) iman edip iyi iyi işler yapan kullarına tebşir buyuruyor [müjdeliyor].
(Ey Muhammed)! De ki: "Buna karşı(lık) sizden yakınlıkta sevgiden başka bir ecir [ücret] istemem".
Ve herkim çalışır bir güzellik kazanırsa ona, (mükâfat olarak) onda daha ziyade bir güzellik veririz, çünkü Allah gafurdur [bağışlayıcıdır], şekûrdur.
24-26 Yoksa "Allah´a iftira etti bir yalanı" mı diyorlar
Allah dilerse senin de kalbini üstünden mühürleyiverir. Allah bâtılı mahveder de kelimatı ile hakkı ihkak eyler. Şüphesiz ki O bütün sinelerin künhünü bilir. Hem odur ki O, kullarından tevbeyi kabul eder ve (onların) kabahatler(in)den (vazgeçip) af buyurur ve her ne yaparsanız bilir ve iman edip salih ameller yapanlara icabet buyurur, fazlı/[lütfu]ndan onlara ziyade de verir, küfredenlere gelince, onlara şiddetli bir azap var.
27 Bununla beraber, Allah kullarına rızkı bol bol seriverse arzda azar ve taşkınlık ederlerdi, velakin dilediği kadar bir miktar ile indiri(p ihsan edi)yor; şüphesiz ki O, kullann(m durumun)a habîrdir [vâkıftır], basîr/[gören]dir.
28 Ve öyledir ki O, ümidi kesmişlerken feyz indirir ve rahmetini (yayıp) neşreder. O öyle velî [koruyucu], öyle hamîd/[hamd edilen]dir.
29 O göklerin ve yerin yaratılışı ve onlarda ürettiği her dâbbenin [canlının] üretilişi de O´nun âyet/[alamet]lerindendir ve O dileyeceği zaman onları toplamaya da kadirdir.
30-31 Başınıza (her) ne musibet geldi ise, kendi ellerinizin kazancı (olan günahlar sebebi) iledir, halbuki (günahlarınızın) bir çoğundan (da vazgeçip sizi) affediyor. Hem, siz arzda (Allah´ı) aciz bırakacak değilsiniz ve size, Allah´tan başka kurtaracak ne bir hâmi, ne de bir yardımcı yoktur.
32-34 Yine O´nun âyet/[alamet]lerindendir; denizde, o dağlar gibi (büyük olmasına rağmen batmadan) akanlar [yüzen gemiler]. Dilerse (gemileri hareket ettiren) o rüzgârı durduruverir de onun» sırtı üzerinde durakalır-lar; şüphesiz ki bunda nice âyet/[işaret ve delililer var, çok sabırlı, çok şükredici her kimse için, yahut da onları, içindekilerin ka-zançlan/Igünahlan dolayısıyla helaka sürükler. bir çoğundan da (vazgeçip) af buyurur.
35 Hem bilsinler diye o âyetlerimizde mücadele edenler ki: Kendileri için kaçacak yer yoktur.
36-39 Hasılı, size verilmiş bulunan şeyler hep dünya [süflî veya yakın] hayatın geçici metaı/[kazancı]dır, Allah yanındaki ise daha hayırlı ve daha bekah/[kalıcı]dır. Fakat (bu mükâfat) o kimseler için ki: İman etmişlerdir ve Rab´lerine itimat ed(ip tevekkül ed)erler ve onlar ki günahın büyüklerine ve açık çirkinliklere uzak bulunurlar ve her gazaplandıkları vakit de onlar kusur örterler ve onlar ki Rab´leri için davete icabet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyrukları da [işleri de] aralarında şûradır {danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar (hayır için) masraf da verirler ve onlar ki kendilerine bağy [haklarına tecavüz) vâki olduğu vakit yardımlaşır, onlar öcünü alırlar.
40 Kötülüğün cezası da misli (kadar) kötülüktür, fakat herkim affedip ıslah ederse onun da ecri [mükâfatı] Allah´adır. Her halde [şüphesiz] O zalimleri sevmez.
41-42 Ve elbette herkim zulmolunduktan [zulme uğradıktan] sonra öcünü alırsa, artık onlar üzerine Iceza için) yol yoktur (Ceza için) yol, ancak haksızlıkla yeryüzünde bağy [taşkınlık] ederek nâsa [insanlara] zulmeyleyenler üzerinedir. İşte onlara elîm [acı] bir azap vardır.
43 (Fakat), herkim de sabreder suç örterse, işte o (davranış) azmolunacak umurdandır [işlerdendir].
44 Her kimi de Allah şaşırtırsa artık ondan sonra ona hiçbir velî [hami ve yardımcı] yoktur ve göreceksin o zalimleri; azabı gördükleri vakit diyecekler (ki): "Var mı (dünyaya) geri dönmeye bir yol "
45-46 Ve göreceksin onları o ateşe arzolu-nurlarken; zilletten boyunlarını bükerek göz altından bakarlarken; iman etmiş olanlar da şöyle demekte: "Gerçek hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve ailelerine hasar [yazık] eden kimselermiş". Bakın, zalimler hakikaten mukîm [daimî] bir azap içindedirler ve onlara, Allah´ın önünden kendilerini kurtaracak velî/[hâmi]ler de yoktur. Her kimi de Allah saptırırsa, artık onun için yol yoktur.
47 Allah´tan, redd(edilip geri çeviril-mes)ine çare olmayan bir gün gelmezden evvel Rabbinizin davetine icabet ediniz; o gün sizin için ne sığınacak yer vardır, ne de inkâra çare.
48 Yine aldırmıyorlarsa, biz de seni üzerlerine murakıp [gözcü] göndermedik (y)a; sana düşen ancak tebliğdir. Fakat biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız vakit onunla ferahlanır ise de kendi ellerinin (yapıp) takdim ettiği sebeplerle başlarına bir fenalık gelirse o vakit insan hepsini unutan bir nankördür; (zira nisyan insanın tabiatında vardır, süratle nankörlüğe gider, sanki hiç rahmet ve nimet görmemiş gibi davranır).
49-50 Allah´ındır bütün göklerin ve yerin mülkü [hükümranlığı]; dilediğini yaratır, dilediği kimseye dişiler bahşeder, dilediği kimseye de erkekler bahşeder yahut da onları erkekli-dişili ikizler (yapar), dilediğini de akîm [kısır] kılar. Her halde [şüphesiz] O´nun ilmi çok. kudretine nihayet yoktur.
51 Bununla beraber, hiçbir beşer için kabil değildir ki Allah ona başka suretle kelam söylesin; ancak vahiyle, veya bir hicap arkasından, veyahut (melekten) bir resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyettirmesi müstesna; çünkü O çok yüksek, çok hakimdir.
52-53 Ve işte sana böyle emrimizden biz ruh vahyettirdik.
(Bu mesaj sana gelmeden önce) sen kitap nedir, iman nedir biliniyordun, velakin biz onu bir nur kıldık, onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz ve emin ol sen her halde [hakikaten] doğru bir yola çağırıyor/[kılavuzluyor]sun; o Allah´ın yoluna ki:
Göklerde ne var, yerde ne varsa hep O´nundur.
Uyan! Bütün işler, döner dolaşır Allah´a varır.
Zuhruf
Zuhruf, altın ve mücevher anlamına gelir. Sûrede bunlardan söz edildiği ve Allah´ın insana sahip olduğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır. Mekke´de inmiştir ve 89 (seksendokuz) âyettir.
1- Hâ, mîm.
2,3- Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur´an yaptık.
4- Gerçekten o bizim nezdimizde bulunan ana kitapta mevcut yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.
5- Siz haddi aşan bir kavim oldunuz diye Kur´an´ı size göndermekten vaz mı geçelim
6- Biz öncekilere de nice peygamberler göndermiştik.
7- Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
8- Biz onlardan daha kuvvetli olanları helâk ettik. Kur´an´da öncekilerin örneği de geçmiştir.
9- Eğer sen onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı " diye sorsan elbette: "Onları çok güçlü ve herşeyi bilen Allah yarattı." derler.
10- O, yeryüzünü sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye orada sizin için yollar meydana getirdi.
11- Allah gökten belli bir ölçüye göre su indirdi. Biz onunla ölü bir memlekete yeniden hayat verdik. İşte siz de kabirlerinizden böyle diriltilip çıkarılacaksınız.
12- Allah bütün çiftleri yaratmıştır. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir.
13- Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah´ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi."
14- "Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz."
15- Buna rağmen insanlar, Allah´ın kullarından bir kısmını O´nun bir parçası saydılar. Gerçekten de insan apaçık bir nankördür.
16- Yoksa O, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de erkek çocukları size mi seçti
17- Onlardan biri Rahman olan Allah´a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
18- Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O´na isnad ediyorlar
19- Onlar Rahman olan Allah´ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını gördüler mi Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekileceklerdir.
20- Onlar: "Eğer Rahman olan, Allah dileseydi, biz o meleklere tapmazdık." dediler. Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
21- Yoksa biz kendilerine bundan önce bir kitap verdik de onlar, ona mı sarılıyorlar
22- Hayır, onlar sadece: "Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz." dediler.
23- Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.
24- Gönderilen uyarıcı; "Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmişsem de mi bana uymazsınız " deyince, onlar: "Gerçekten biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz." dediler.
25- Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu!
26- Hani İbrahim babasına ve kavmine: "Gerçekten ben sizin taptığınız şeylerden uzağım.
27- Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz ki O, beni doğru yola iletecektir." dedi.
28- İbrahim, bu sözü, ardından gelecek olanlara devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, onlar doğru yola dönsünler.
29- Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.
30- Kendilerine hak geldiği zaman onlar: "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler.
31- Yine Onlar: "Bu Kur´an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi " dediler.
32- Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
33- Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah´ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
34- Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
35- Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.
36- Her kim Rahman olan Allah´ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
37- Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
38- Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.
39- Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir.
40- Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi işittireceksin Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin
41- Eğer biz seni onlara azap gelmeden önce alıp götürsek bile onlardan intikam alırız.
42- Yahut da onlara vaad ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara azap etmeye gücümüz yeter.
43- Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur´an´a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
44- Doğrusu o Kur´an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
45- Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor, biz Rahman olan Allah´tan başka kendisine ibadet edilecek ilâhlar yapmış mıyız
46- Andolsun ki, biz Musa´yı mucizelerimizle Firavun´a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: "Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah´ın peygamberiyim." dedi.
47- Musa onlara mucizelerimizi getirince onlar hemen bu mucizelere gülüverdiler.
48- Bizim onlara gösterdiğimiz her bir mucize diğerinden daha büyüktü. Belki doğru yola dönerler diye biz onları azapla yakaladık.
49- Onlar azâbı görünce: "Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz." dediler.
50- Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
51- Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi Görmüyor musunuz
52- Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim
53- Eğer O´nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi "
54- Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O´na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
55- Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
56- Onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek kıldık.
57- Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
58- Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı " Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
59- İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
60- Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
61- Gerçekten o, (İsâ´nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.
62- Sakın şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.
63- İsâ mucizelerle indiği zaman dedi ki: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah´tan korkun, ve bana itaat edin.
64- Gerçekten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz Allah´tır. Öyle ise O´na kulluk edin. Bu doğru bir yoldur.
65- Fakat aralarından çıkan gruplar, İsâ hakkında ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbından dolayı vay zulmedenlerin hâline!
66- Onlar kendileri farkına varmadan ansızın kıyâmetin başlarına gelmesini mi bekliyorlar
67- O gün Allah´tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar.
68-69- Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
70- Siz ve eşleriniz cennete girin. Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz."
71- Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
72- İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.
73- Orada sizin için bol bol meyveler vardır. Onlardan yersiniz.
74- Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.
75- Onların azâbı hafifletilmez ve onlar azab içersinde ümitsizdirler.
76- Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.
77- Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.
78- Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
79- Yoksa onlar hakka karşı gelmek için bir iş mi kararlaştırdılar Biz de onları cezalandırmak için kararlıyız.
80- Yoksa onlar bizim sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçi meleklerimiz de her yaptıklarını yazıyorlar.
81- Ey Muhammed! de ki: "Eğer Rahman olan Allah´ın bir çocuğu olsaydı, ona ibâdet edenlerin birincisi ben olurdum."
82- Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirdikleri şeyden münezzehtir, yücedir.
83- Şimdi sen bırak onları, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar batıla dalsınlar oynasınlar.
84- Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O´dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir.
85- Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah´ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O´na döndürüleceksiniz.
86- Onların Allah´ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.
87- Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar
88- Peygamberin sözü şu olmuştur: "Ey Rabbim! Bunlar gerçekten imân etmeyen bir kavimdir."
89-Ey Muhammed! Şimdilik sen onlara aldırma ve: "Size selâm olsun." de. Onlar yakında bilecekler!
Duhan
Mekke´de inen bu sûre 59 (ellidokuz) âyettir. Adını, onuncu âyette geçen ve duman manasına gelen "duhan" kelimesinden almıştır.
1- Hâ, mîm.
2-3- O apaçık Kitab´a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
4-5-6- O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
7- Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
8- Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.
9- Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
10-11- Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
12- O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.
13- Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.
14- Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.
15- Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.
16- Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.
17- Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.
18- O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah´ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
19- Allah´a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
20- Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah´a sığındım.
21- Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."
22- Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
23- Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
24- Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."
25- Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
26- Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
27- Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
28- İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
29- Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
30- Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
31- Firavun´dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
32- Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
33- Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
34- Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
35- "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
36- Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
37- Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
38- Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
39- Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
40- Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
41- O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
42- Ancak Allah´ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
43- Gerçekten zakkum ağacı,
44- Günahkârların yemeğidir.
45- O pota gibi karınlarda kaynar.
46- O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
47- Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem´in ortasına sürükleyin."
48- "Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
49- Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
50- İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
51- Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
52- Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
53- Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
54- İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
55- Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
56- Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
57- (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
58- Biz Kur´ân´ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
59-Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
Casiye
Mekke´de inmiştir. 37 (otuzyedi) âyettir. Adını, 28. âyette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan "câsiye"den almıştır. Bu sûreye şerîat ve dehr sûresi de denilmiºtir.
1- Hâ, mîm
2- Bu kitap, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
3- Şüphesiz göklerde ve yerde müminler için birçok âyetler vardır.
4- Sizin yaratılışınızda ve çeşitli canlıları yeryüzüne yaymasında kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
5- Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah´ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.
6- İşte bunlar, Allah´ın âyetleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık Allah´a ve âyetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar
7- Her günahkâr kişinin vay haline!
8- O kimse Allah´ın kendisine okunan âyetlerini işitir de, sonra sanki kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte sen onu, can yakıcı bir azabla müjdele!
9- Âyetlerimizden birşey öğrendiği zaman, onu alaya alıyor. İşte onlar için rezil ve rüsvay edici bir azap vardır.
10- Ötelerinde cehennem var. Ne kazandıkları şeyler, ne de Allah´tan başka edindikleri dostlar, kendilerinden hiçbir şeyi (azabı) kaldıramaz. Onlar için büyük bir azab vardır.
11- Bu Kur´an bir hidâyettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise, en şiddetlisinden acıklı bir azab vardır.
12- Allah O (yüce) zâttır ki, emriyle içinde gemilerin seyretmesi, sizin de O´nun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için denizi emrinize vermiştir.
13- O, göklerde ve yerde bulunan herşeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.
14- Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah´ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır.
15- Her kim iyi bir iş yaparsa onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra hep Rabbinize döndürüleceksiniz.
16- Andolsun ki biz, vaktiyle İsrailoğulları´na kitap, hüküm ve peygamberlik vermiştik. Onları temiz rızıklarla rızıklandırmıştık. Ve onları âlemlerden üstün kılmıştık.
17- Din hususunda onlara apaçık deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik ve düşmanlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyâmet günü aralarında hükmedecektir.
18- Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.
19- Çünkü onlar Allah´tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Şüphesiz zâlimler, birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise müttakilerin dostudur.
20- Bu (Kur´an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.
21- Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannettiler Ne kötü hüküm veriyorlar!
22- Halbuki Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Hem de herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere, onlara asla haksızlık edilmez.
23- (Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah´ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun Şimdi onu Allah´tan başka kim hidâyete erdirebilir Hala düşünmez misiniz
24- Hem müşrikler dediler ki: "Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman yokluğa sürükler. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, sadece böyle zannederler.
25- Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman; "Eğer sözünüzde doğru iseniz atalarımızı diriltip getirin." demekten başka söylenecek hiçbir delil yoktur.
26- (Ey Muhammed!) De ki: "Allah sizi diriltir. Sonra sizi o öldürür, sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde (diriltip) bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.
27- Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah´ındır. Kıyâmetin kapacağı gün varya, işte o gün batıla sapanlar hep hüsrana düşecekler.
28- O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağırılır, onlara: "Bugün yaptığınız amellerin cezası verilecektir.
29- İşte kitabınız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarnızı hep kaydediyorduk." (denir).
30- İman edip iyi işler yapanlara gelince; Rableri onları rahmeti içine koyacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur.
31, Ama kâfirlere gelince; onlara da denilir ki; "Size âyetlerim okunmadı mı Siz büyüklük tasladınız ve günah işleyen bir kavim oldunuz değil mi
32- Allah´ın vaadi gerçektir. "O kıyâmetin geleceğinde şüphe yoktur." denildiğinde "Kıyamet nedir bilmiyoruz." Yalnız bir zandan ibârettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok." derdiniz.
33- Derken yaptıkları amellerin kötülüğü gözlerinin önüne serildi, alay edip durdukları şey onları kuşatıverdi.
34- O gün kâfirlere şöyle denilir; "Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur."
35- Bunun sebebi şudur; Siz Allah´ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
36- Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur.
37- Göklerde ve yerde büyüklük ve hâkimiyet O´nundur. O, Aziz´dir (herşeye galiptir); Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
Ahkaf
Âd kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, "ahkaf" denen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden sûre Ahkaf adını almıştır; Mekke´de inmiştir; 35 (otuzbeş) âyettir.
1- Hâ mîm.
2- Bu kitabın indirilişi, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.
3- Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.
4- Ey Muhammed! De ki: "Allah´tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü Onlar yerden ne yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların göklerin yaradılışında bir ortaklıkları mı var Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz bana bu Kur´an´dan önce indirilmiş bir kitap veya ilimden bir eser getirin."
5- Allah´ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiç bir cevap veremeyecek olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.
6- Kıyamet günü insanlar biraraya toplandığı zaman taptıkları şeyler kendilerine düşman kesilirler. Ve onların kendilerine tapmalarını inkâr ederler.
7- Bizim âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkâr edenler kendilerine gelen hak kitap için: "Bu apaçık bir büyüdür." dediler.
8- Yoksa, "Onu (Muhammed) uydurdu." mu diyorlar Sen de ki: "Eğer onu ben uydurmuşsam Allah´tan bana gelecek cezayı savmaya sizin gücünüz yetmez. O sizin yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. O çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
9- Ey Muhammed! De ki: "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
10- De ki: "Ne dersiniz, eğer bu Kur´an Allah tarafından ise ve siz de onu inkâr etmişseniz, bununla birlikte İsrailoğulları´ndan bir şahit de onun bir benzerini (Tevrat´ta görüp) inanmışken siz hala büyüklük taslarsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız) Şüphesiz ki, Allah zalim bir topluluğu doğru yola iletmez."
11- İnkâr edenler, iman ednler için: "Eğer İslâm´da bir hayır olsaydı onlar, onu kabulde bizi geçemezlerdi." derler. Bununla muvaffak olamayınca da: "Bu eski bir yalandır." diyeceklerdir.
12- Kur´ân´dan önce de bir rehber ve rahmet olarak Musa´nın kitabı Tevrat vardı. Bu Kur´ân ise zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanları müjdelemek için Arap lisanı ile indirilen ve kendinden öncekileri tasdik eden bir kitaptır.
13- "Gerçekten Rabbimiz Allah´tır." deyip, sonra da dosdoğru olanlara gelince onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
14- İşte onlar cennetlikdirler, yaptıklarına karşılık orada ebedi olarak kalacaklardır.
15- Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi ilham et. Benim neslimden gelenleri de salih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten müslümanlardanım."
16- İşte yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu onlara vaad edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.
17- Ana ve babasına: "Öf size! siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden çıkarılacağımı mı vaad ediyorsunuz Oysa benden önce nice nesiller gelip geçmiştir." diyen kimseye ana ve babası Allah´a sığınarak "Yazıklar olsun sana! Gel iman et, şüphesiz ki, Allah´ın vaadi gerçektir." dediklerinde o: "Bu Kur´ân öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.
18- İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları içerisinde haklarında azab vaadi hak olmuş kimselerdir. Onlar gerçekten hüsrana uğramışlardır.
19- Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah onlara yaptıklarının karşılığını tam olarak verir. Onlara haksızlık edilmez.
20- İnkâr edenler ateşe arzedilecekleri gün onlara: "Siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azabla cezalandırılacaksınız." (denir).
21- Ey Muhammed! Âd kavminin kardeşi Hud´u hatırla. Hani O, Ahkâf denilen yerde kavmini uyarmıştı. O´ndan önce ve sonra da nice peygamberler gelip geçmiştir. Hud, kavmine: "Allah´tan başkasına kulluk etmeyin. Çünkü ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." demişti.
22- Onlar: "Sen bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi geldin Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaad edip durduğun azabı haydi getir." dediler.
23- Hud: "O azabın ne zaman geleceğine dair ilim Allah katındadır. Ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
24- O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur." dediler. Hud ise: "O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azab vardır.
25- O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.
26- And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah´ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.
27- Andolsun ki, biz sizin etrafınızda bulunan bir çok memleketleri helak ettik. Belki tevhide dönerler diye ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık.
28- Allah´ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır.
29- Ey Muhammed! Hani biz cinlerden bir grubu Kur´ân´ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar Kur´ân´ı dinlemek için hazır bulundukları zaman birbirlerine "susun" dediler. Kur´ân´ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
30- Onlar kavimlerine şöyle dediler: "Ey kavmimiz! Gerçekten biz Musa´dan sonra indirilen ve kendisinden öncekileri tasdik eden bir kitap dinledik. O kitap gerçeği ve doğru yolu gösteriyor.
31- Ey kavmimiz! Allah´ın davetçisine uyun ve O´na iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azabdan korusun."
32- Her kim Allah´ın davetçisine uymazsa bilsin ki, yeryüzünde Allah´ı aciz bırakacak değildir. Onun Allah´tan başka dostları da yoktur. İşte onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler.
33- Onlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah´ın ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmüyorlar mı Evet şüphesiz ki, O´nun herşeye gücü yeter.
34- İnkâr edenler ateşe arz olunacakları gün onlara: "Bu gerçek değil miymiş " denir. Onlar da: "Rabbimiz Hakk´ı için gerçekmiş!" derler. Allah onlara: "O halde inkâr ettiğinizden dolayı şimdi tadın azabı!" der.
35-Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için (azab hususunda) acele etme. Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi
Muhammed
Adını Peygamberimizin isminden alan bu sûreye aynı zamanda Kıtâl sûresi de denmiştir. Medine´de inmiştir, 38 (otuzsekiz) âyettir.
1- İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların amellerini Allah boşa çıkarır.
2- İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed´e indirilen kitaba inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.
3- Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve iman edenlerin de Rablerinden gelen gerçeğe tâbi olmalarından dolayı böyledir. İşte böylece Allah insanlara kendi misallerini anlatır.
4- Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah´ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.
5- Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
6- Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.
7- Ey iman edenler! Eğer siz Allah´ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.
8- İnkâr edenlere gelince, artık yıkım onlara. Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.
9- Bu onların, Allah´ın indirdiklerini beğenmediklerinden dolayıdır. Allah da bunun için onların amellerini boşa çıkarmıştır.
10- Onlar yeryüzünde bir gezmediler mi Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş Allah onların üzerlerine helak yağdırmıştır. Bu kâfirlere de onların başına gelenlerin benzerleri yaraşır.
11- Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır. İnkâr edenlerin ise yardımcısı yoktur.
12- Şüphesiz ki, Allah iman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İnkâr edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.
13- Ey Muhammed! Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler vardı ki biz onları helâk ettik de onlara yardım eden çıkmadı.
14- Rabbi tarafından apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilmiş de heveslerinin peşine düşmüş kimseler gibi olur mu
15- Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu
16- Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: "O demin ne söyledi " diye sorarlar. İşte onlar Allah´ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar.
17- Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir.
18- Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelivermesine mi bakıyorlar Şüphesiz onun alametleri gelmiştir. Artık kıyamet kendilerine gelip çatınca anlamaları neye yarar
19- Ey Muhammed! Bil ki, Allah´tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için Allah´tan bağışlanma dile. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
20- İman edenler: "Keşke cihad hakkında bir sûre indirilse." derlerdi. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de, içerisinde savaş zikredilince kalplerinde hastalık olanların ölüm korkusuyla baygınlık geçiren bir kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Oysa onlar için ölüm yaşamaktan daha uygundur.
21- Onların vazifesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince Allah´ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
22- Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi
23- İşte onlar, Allah´ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24- Onlar Kur´an´ı düşünmüyorlar mı Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var
25- Gerçekten doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri küfre dönenlere şeytan, kötülüklerini güzel göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür.
26- Çünkü onlar Allah´ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: "Bazı işlerde biz size itaat edeceğiz." demişlerdi. Oysa Allah onların gizlediklerini biliyordu.
27- Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak
28- Bu onların Allah´ı gazablandıran şeylere uymaları ve O´nun rızasına sebep olacak şeyleri beğenmemelerinden dolayıdır. Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.
29- Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah kendilerinin kinlerini hiç ortaya çıkarmaz mı sandılar
30- Ey Muhammed! Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik. Sen de onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları sözlerinin üslubundan da tanırsın. Allah ise bütün yaptıklarınızı bilir.
31- Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz.
32- Şüphesiz ki, inkâr edenler, Allah yolundan menedenler ve kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamber´e karşı gelenler Allah´a hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.
33- Ey iman edenler! Allah´a itaat edin, Peygamber´e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.
34- Şüphesiz ki, inkâr edip, Allah yolundan saptıran, sonra da kâfir olarak ölenlere gelince Allah onları asla bağışlamayacaktır.
35- Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir.
36- Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez.
37- Eğer sizden onların tamamını isteyip de sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Bu da sizin bütün kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
38-İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz Hakk´tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.
|
|
|
Kasas Ankebût Rum Lokman Secde Ahzab Sebe Fatır Yasin Saffat Sureleri Elmalı Meali |
|
Yazar: RasitTunca - 07-17-2018, 04:42 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Kasas Ankebût Rum Lokman Secde Ahzab Sebe Fatır Yasin Saffat Sureleri Elmalı Meali (Kuran- i Kerim Meali)
Kasas
Bu sûre Mekke´de nâzil olmuştur. 85. âyetinin hicret esnasında Mekke ile Medine arasında, 52 ilâ 55. âyetlerinin ise Medine´de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. İsmini 25. âyetinden almıştır. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Musa´nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teºkil etmektedir.
1- Tâ, Sîn, Mîm.
2- Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
3- İman edecek bir kavim için Musa ile Firavun´un haberlerinden bir
kısmını sana dosdoğru okuyacağız.
4- Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.
5- Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.
6- Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.
7- O esnada Musa´nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.
8- Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
9- Firavun´un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.
10- Musa´nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
11- Annesi Musa´nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
12- Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi " dedi.
13- Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah´ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
14- Musa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.
15- Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi.
16- Musa, "Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O´dur.
17- Musa, "Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi.
18- Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse feryad ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona dedi ki: "Doğrusu sen, besbelli bir azgınsın!"
19- Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir
zorba olmayı arzuluyorsun sen!"
20- Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki: "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim."
21- Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi.
22- Medyen´e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.
23- Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir " dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır. "
24- Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi.
25- Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb´a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.
26- (Şuayb´ın) iki kızından biri: "Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
27- (Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın."
28- Musa şöyle cevap verdi: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir."
29- Artık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm" dedi.
30- Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah´ım."
31- Ve "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu.)
32- "Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." (diye seslenildi)
33- Musa dedi ki: "Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."
34- "Kardeşim Harun´un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum."
35- Allah buyurdu: "Seni kardeşinle destekliyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz."
36- Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.
37- Musa şöyle dedi: "Rabbim, kendi katından kimin hidayet rehberi getirdiğini ve hayırlı akibetin kime nasip olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler."
38 - Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa´nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dedi.
39- O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40- Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!
41- Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.
42- Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.
43- Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa´ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab´ı (Tevrat´ı) vermişizdir.
44- (Resulüm!) Musa´ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin.
45- Bilakis biz (o zamandan senin zamanına kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin; aksine biz (başka) peygamber göndermiştik.
46- (Musa´ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr´un yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.
47- Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
48- Fakat onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince, "Musa´ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi " dediler. Peki daha önce Musa´ya verileni de inkâr etmemişler miydi "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz."
49- (Resulüm!) De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah katından bu ikisinden (bana ve Musa´ya inen kitaplardan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım!"
50- Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah´tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.
51- Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulamışızdır.
52- Ondan (Kur´ân´dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler.
53- Onlara (Kur´ân) okunduğu zaman "O´na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler.
54- İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
55- Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.
56- (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.
57- "Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme´ye) yerleştirmedik mi Fakat onların çoğu bilmezler.
58- Biz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.
59- Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
60- Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi
61- Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde (azab için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir
62- O gün Allah onları çağırarak, "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz, hani nerede " diyecektir.
63- (O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler.
64- "(Allah´a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!" denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
65- O gün Allah onları çağırıp "Peygamberlere ne cevap verdiniz " diyecektir.
66- İşte o gün onlara bütün haberler kapkaranlık olmuştur; onlar birbirlerine de soramayacaklardır.
67- Fakat tevbe ederek, iman edip iyi işler yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir.
68- Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı yücedir.
69- Rabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
70- İşte O, Allah´tır. O´ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O´nundur, hüküm O´nundur. Ve ancak O´na döndürüleceksiniz.
71- (Resulüm!) De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah´tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir Hâlâ işitmeyecek misiniz "
72- De ki: "Haber verin bakayım, eğer Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah´tan başka, istirahat edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir Hâlâ görmeyecek misiniz "
73- Rahmetinden dolayı, Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz (gündüzün) ise O´nun lütuf ve kereminden (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz.
74- Ve hele o gün Allah onları çağırarak: "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani, nerede " diyecektir.
75- (O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki, hakikat Allah´a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.
76- Karun, Musa´nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez."
77- "Allah´ın sana verdiğinden (O´nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah´ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
78- Karun ise: "O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
79- Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun´a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler.
80- Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah´ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
81- Derken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah´a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
82- Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
83- İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.
84- Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
85- (Resulüm!) Kur´ân´ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir."
86- Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma!
87- Allah´ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!
88- Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O´ndan başka tanrı yoktur. O´nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O´nundur ve siz ancak O´na döndürüleceksiniz.
Ankebût
Mekke´de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. "Ankebût", örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.
1- Elif, Lâm, Mîm.
2- İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar
3- Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
4- Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar!
5- Her kim Allah´a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki, Allah´ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O her şeyi işiten ve bilendir.
6- Cihad eden ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.
7- İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
8- Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
9- İman edip iyi işler yapanları, muhakkak salihler (zümresi) içine katarız.
10- İnsanlardan kimi vardır ki, "Allah´a inandık" der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah´ın azabı gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, "Doğrusu biz de sizinle beraberdik" derler. Acaba Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir
11- Allah, elbette (O´na gönülden) iman edenleri de, iki yüzlüleri de bilir.
12- Kâfirler, iman edenlere, "Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim" derler. Halbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
13- (Fakat gerçek şu ki) elbette kendi yüklerini, kendi yükleriyle birlikte nice yükleri (başkalarını saptırmanın vebalini) taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
14- Andolsun ki Nuh´u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
15- Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
16- İbrahim´i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: "Allah´a kulluk edin, O´na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır."
17- "Siz Allah´ı bırakıp sadece birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah´ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O´na kulluk edin. Ancak O´na döndürüleceksiniz."
18- Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de yalan saymışlardı. Peygambere düşen yalnız açık bir tebliğdir.
19- Allah´ın mahlukunu ilk baştan nasıl yarattığını, sonra bunu tekrarladığını görmediler mi Şüphesiz bu, Allah´a göre kolaydır.
20- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır." Gerçekten Allah her şeye kadirdir.
21- O, dilediğine azab eder, dilediğine rahmet eder. Ancak O´na döndürüleceksiniz.
22- Siz ne yeryüzünde, ne de gökte (Allah´ı) aciz bırakamazsınız. Allah´tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
23- Allah´ın âyetlerini ve O´na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azab vardır.
24- Kavminin (İbrahim´e) cevabı ise, "Onu öldürün, yahut yakın!" demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.
25- (İbrahim onlara) dedi ki: "Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah´ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü (geldiğinde) ise, kiminiz kiminizi tanımayacak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir. Varacağınız yer cehennemdir. Ve hiç yardımcınız da yoktur."
26- Bunun üzerine ona sadece Lut iman etti. (İbrahim) de dedi ki: "Ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
27- O´na İshak ve Yakub´u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık. Şüphesiz o, ahirette de salihler (zümresin)dendir.
28- Lut´u da gönderdik. O kavmine demişti ki: "Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!"
29- "(Bu ilâhî ikazdan sonra) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız " Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: "Doğru söyleyenlerden isen Allah´ın azabını getir bize!"
30- (Lut:) "Ey Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle" dedi.
31- Elçilerimiz İbrahim´e (iki oğul vereceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir."
32- (İbrahim) dedi ki: "Ama orada Lut var!" Şöyle cevap verdiler: "Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o geride (azabda) kalacaklar arasındadır. "
33- Elçilerimiz Lut´a gelince, onlar hakkında tasalandı. Ve onlar(ı düşünmesi) sebebiyle takatten düştü. O´na: "Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de, aileni de kurtaracağız. Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna" dediler.
34- "Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz."(dediler).
35- Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.
36- Medyen´e de kardeşleri Şuayb´ı gönderdik ve Şuayb, "Ey kavmim! Allah´a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi.
37- Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
38- Ad ve Semud´u da (helak ediverdik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara
yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
39- Karun´u, Firavun´u ve Hâmân´ı da (helak ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp ) geçebilecek değillerdi.
40- Nitekim onlardan herbirini günahları sebebiyle suç üstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
41- Allah´tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Halbuki, evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek
yuvasıdır. Keşke bilselerdi.
42- Allah, onların kendisini bırakıpta hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz ki bilir. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
43- İşte biz bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.
44- Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda, iman edenler için bir nişane bulunmaktadır.
45- Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah´ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.
46- İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan
mücadele edin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O´na teslim olmuşuzdur."
47- (Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.
48- Sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.
49- Hayır, o (Kur´ân), kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Ayetlerimizi ancak ve ancak zalimler bile bile inkâr eder.
50- "Ona Rabbinden (başkaca) mucize indirilmeli değil miydi " derler. Cevaben de ki: "Mucizeler ancak Allah´ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."
51- Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.
52- De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp inkâr edenler var ya, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.
53- Senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azab elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat yine de, hiç farkına varmadıkları bir sırada o kendilerine mutlaka gelecektir.
54- (Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki cehennem, hiç şüpheleri olmasın, kâfirleri kuşatacaktır.
55- O günde azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah (onlara), "Yaptıklarınızın cezasını tadın!" diyecektir.
56- Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde yalnız bana kulluk edin.
57- Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
58- İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir!
59- Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.
60- Nice hayvanlar var ki, rızkını (biriktirip yanında) taşımıyor. Çünkü onların da, sizin de rızkınızı Allah veriyor. O, her şeyi işitir ve bilir.
61- Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir " diye sorsan "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar
62- Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
63- Andolsun ki onlara, "Gökten su indirip, onunla ölümünün ardından
yeryüzünü canlandıran kimdir " diye sorsan, mutlaka, "Allah " derler. De ki: (Öyleyse) hamd de Allah´a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar.
64- Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.
65- Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O´na has kılarak (ihlasla) Allah´a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah´a) ortak koşmaktadırlar.
66- Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve safâ sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler.
67- Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke´yi) güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi Hâlâ batıla inanıp Allah´ın nimetine nankörlük mü ediyorlar
68- Allah´a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalim kimdir Cehennemde kâfirlere yer mi yok
69- Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.
Rum
17. âyeti hariç, sûrenin tamamı Mekke´de nâzil olmuştur. 60 (altmış) âyettir. İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sûreye bu isim verilmiştir.
1- Elif, Lâm, Mim.
2- Rumlar yenildi.
3- (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
4- (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah´ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.
5- (Bu da) Allah´ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
6- Allah´ın vaadi budur. Allah, vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.
7- Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Ahiretten ise onlar hep gafildirler.
8- Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
9- Onlar, yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş baksınlar Onlar, kendilerinden daha güçlüydüler. Toprağı sürmüşler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek Allah onlara zulmetmiyordu. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı.
10- Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah´ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.
11- Allah yaratmayı ilkin yapar, sonra da çevirir, onu yeniden yapar. Sonra hep döndürülüp O´na götürüleceksiniz.
12- Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler.
13- Allah´a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah´a koştukları ortakları inkâr ederler.
14- Kıyamet saatinin gelip çattığı gün varya, o gün (inananlarla inanmayanlar) ayrılırlar.
15- Şimdi iman edip salih ameller yapmış olanlara gelince, onlar bir bahçe içinde neşelenirler.
16- Âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalan sayıp da küfredenlere gelince, işte onlar o zaman azab içinde hazır bulundurulurlar.
17- O halde akşama girdiğiniz zaman da, sabaha girdiğiniz zaman da tesbih Allah´ındır. (daima O, tesbih edilir).
18- Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd O´na mahsustur.
19- O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizler de işte öyle çıkarılacaksınız.
20- O´nun âyetlerinden (kudretinin delillerinden)dir ki, sizi bir topraktan yarattı. Sonra da siz şimdi yeryüzünde dağılıp yayılan insanlar oluverdiniz.
21- Yine O´nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
22- Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O´nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.
23- Yine gecede ve gündüzde uyumanız ve lütfundan nasib aramanız da O´nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda dinleyecek bir kavim için nice ibretler vardır.
24- Yine O´nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.
25- Yine göğün ve yerin, emriyle durması da O´nun âyetlerindendir. Sonra sizi bir tek çağırışla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki (yerden diriltilip çıkarılıyorsunuz).
26- Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O´nundur. Hepsi de O´na itaat etmektedirler.
27- Hem yaratmayı ilkin yapan O´dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O´dur ki, bu O´na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en
yüksek şan ve şeref O´nundur. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
28- Allah, size kendinizden bir misâl verdi: Hiç size rızık olarak verdiğimiz şeylerde elleriniz altındaki kölelerinizden ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur, aranızda birbirinizi saydığınız gibi, onları da sayar mısınız İşte biz, düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.
29- Fakat zulmedenler, bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah´ın şaşırdığını kim yola getirebilir Onların yardımcıları da yoktur.
30- O halde yüzünü, Allah´ı bir tanı(Zeker) dine, Allah´ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah´ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
31- Başkasından geçerek hep O´na gönül verin ve O´ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.
32- O müşriklerden (olmayın ki) onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir.
33- Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.
34- Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz.
35- Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O´na ortak koşmalarını o mu söylüyor
36- Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.
37- Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır.
38- O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah´ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
39- İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah´ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
40- Allah, O´dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
41- Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.
42- De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.
43- Allah´tan geri çevrilmesine hiçbir çare olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru, sabit dine çevir. O gün (gelince) insanlar birbirlerinden ayrılırlar.
44- Her kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de salih amel işlerse, onlar kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
45- Çünkü O, iman edip salih amel işleyenlere lütfundan mükafat verecektir. Çünkü O, kâfirleri sevmez.
46- Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetinden tattırması, emriyle gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık isteyip kazanmanız O´nun âyetlerindendir. Hem gerek ki şükredesiniz.
47- Andolsun ki biz, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine günah işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım ise, bizim nezdimizde bir hak oldu.
48- Allah O´dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken yağmuru görürsün, aralarından çıkar. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri güler.
49- Halbuki onlar, daha önce üzerlerine yağmur indirilmeden evvel ümidi kesmişlerdi.
50- Şimdi bak Allah´ın rahmetinin eserlerine! yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir.
51- Andolsun ki biz, bir rüzgâr göndersek de onu (rahmetin eseri olan ekini) sararmış görseler, mutlaka onun arkasından nankörlüğe başlarlar.
52- Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti, arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.
53- Körleri de sapıklıklarından hidayete getiremezsin. Sen ancak âyetlerimizi iman edeceklere duyurursun da onlar müslüman olur, selâmeti bulurlar.
54- Allah O´dur ki, sizi güçsüz olarak yaratır, sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet verir. Sonra kuvvetin arkasından yine güçsüzlüğe ve ihtiyarlığa getirir. O dilediğini yaratır. Ve O, her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.
55- Kıyamet kopacağı gün günahkarlar dünyada bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler. Onlar önceden de böyle haktan çevriliyorlardı.
56- Kendilerine ilim ve iman verilenler de şöyle diyecekler: "Andolsun ki, Allah´ın kitabında takdir edilmiş olan tekrar dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, dirilme günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.
57- Artık o gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyecektir. Onların dertlerinin çaresine de bakılmayacaktır.
58- Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur´ân´da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan (uydurduğunuz sözü Allah´a nispet edenlerden) başkası değilsiniz." diyeceklerdir.
59- İşte bilmeyenlerin kalblerini Allah böyle mühürler.
60- Şimdi sen sabret. Çünkü Allah´ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler.
Lokman
Mekke´de nâzil olmuştur. 27, 28 ve 29. âyetlerinin Medine´de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 34 (otuzdört) âyettir. Hz. Lokman´ın kıssasını anlattığı için bu adı almıştır.
1- Elif, Lâm, Mîm.
2- Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
3- O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir.
4- Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.
5- İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
6- Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.
7- Onun karşısında âyetlerimiz okunduğu zaman da sanki onları işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. İşte onu, acı verecek bir azab ile müjdele.
8- Fakat iman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için nimet cennetleri vardır.
9- Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah´ın gerçek bir vaadidir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
10- O, gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de sizi çalkalar diye ağır baskılar (sabit ve büyük dağlar) bıraktı ve orada herbir hayvandan üretti. Hem biz gökten bir su indirdik de orada her güzel çiftten (veya her hoş çeşitten) bitkiler yetiştirdik.
11- İşte bu, Allah´ın yarattığıdır. Haydi gösterin bana O´ndan başkaları ne yaratmıştır Fakat o zalimler, apaçık bir sapıklık içindedirler.
12- Andolsun ki biz, Lokman´a "Allah´a şükret!" diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye layıktır.
13- Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: "Yavrucuğum! Allah´a ortak koşma, çünkü Allah´a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür."
14- Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anana ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır.
15- Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi, bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yolunu tut. Sonra dönüşünüz ancak banadır. O zaman ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
16- "Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde, yahut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mizanına kor. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir, her şeyden haberdardır."
17- "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."
18- "Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.
19- Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir.
20- Görmediniz mi ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.
21- Onlara: "Allah´ın indirdiğine tabi olun!"dendiği zaman: "Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa, onun ardınca gideriz." diyorlar. Ya şeytan onları cehennnem azabına çağırıyor idiyse de mi onlara uyacaklar
22- Oysa her kim iyilik yaparak yüzünü tertemiz Allah´a tutarsa, o gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Öyle ya bütün işlerin sonu Allah´a dayanır.
23- Kim de inkâr ederse, artık onun inkârı seni üzmesin. Onlar dönüp bize gelecekler. O zaman biz onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Gerçekten Allah, bütün kalblerin özünü bilir.
24- Biz onlara biraz zevk ettiririz de sonra kendilerini ağır bir azaba zorlarız.
25- Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı " diye sorsan, elbette "Allah" diyecekler. "Allah´a hamd olsun." de. Fakat onların çoğu bilmezler.
26- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah´ındır. Gerçekten Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye lâyıktır.
27- Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah´ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
28- Sizin yaratılmanız da tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Gerçekten Allah her şeyi işitir ve görür.
29- Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
30- Bu da şundandır ki, Allah hakkın ta kendisidir. (İnsanların) O´ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
31- Görmedin mi ki Allah, âyetlerinden bir kısmını size göstersin diye gemiler, Allah´ın nimetiyle denizde akıp gidiyor. Şüphesiz bunda çok sabredenler ve çok şükredenler için nice ibretler vardır.
32- Onları kara bulutlar gibi bir dalga sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah´a yalvarırlar. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise içlerinden doğru giden de bulunur. Bizim âyetlerimizi öyle nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.
33- Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah´ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah´ın affına güvendirerek aldatmasın.
34- Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır.
Secde
Adını 15. âyette geçen kelimeden alan bu sûre Mekke´de nâzil olmuştur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin Medine´de nâzil olduğu da rivayet edilmiºtir. 30 (otuz) âyettir.
1- Elif, Lâm, mim.
2- Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır.
3- Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler.
4- Allah O´dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O´ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz
5- O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O´na yükselir.
6- İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O´dur.
7- Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O´dur.
8- Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
9- Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!
10- Onlar: "Biz yerde kaybolup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta bulunacağız " dediler. Fakat onlar Rablerine kavuşmayı (O´nun huzuruna varacaklarını) inkâr eden kâfirlerdir.
11- De ki: "Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz."
12- Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen!
13- Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.
14- "O halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı!"
15- Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.
16- Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.
17- Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.
18- Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu Onlar eşit olamazlar.
19- Evet, iman edip de salih amelleri işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk (ağırlanma) olarak me´vâ (barınak) cennetleri vardır.
20- Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir.
21- Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.
22- Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.
23- Andolsun ki biz vaktiyle Musa´ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık.
24- Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.
25- Şimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir.
26- Kendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları helâk etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi
27- Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı
28- Bir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız " diyorlar.
29- De ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz."
30- Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.
Ahzab
Medine´de nâzil olmuştur. 73 (yetmişüç) âyettir. "Ahzâb", "hizb"in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti gibi manalara gelir. Her gün mutad olarak devam edilen dua demetine, Kur´an cüzünün dörtte birine de hizip denir. Bu sûrede, müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerinden bahsedildiği için, bu isim verilmiştir. (Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler "Uhud" savaşından sonra Medine´ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b. Übeyy´in evine misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüşmek üzere emân vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah´a: Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, "onlar menfaat sağlayabilir, şefâat edebilir" de, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım, dediler. Orada bulunan müslümanların canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan emânın bozulması konusunda Allah´tan korkmalarını ve kâfirler ile münafıkların sözlerine boyun eğmemelerini, Resûlullah´ın şahsında müminlerden isteyen 1. âyet nâzil oldu.
1- Ey peygamber! Allah´tan kork, kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Muhakkak ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
2- Rabbinden sana ne vahyediliyorsa onun ardınca git. Muhakkak ki Allah ne yaparsanız haberdardır.
3- Allah´a güven, vekil olarak Allah yeter.
4- Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.
5- Onları (evlatlıkları) babaları adına çağırın. Allah yanında o daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Bununla beraber hata ettiklerinizde üzerinize bir günah yoktur. Fakat kalblerinizin kasdettiğinde vardır. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
6- Peygamber, müminlere kendi nefislerinden önce gelir. O´nun hanımları da onların analarıdır. Akraba da Allah´ın kitabında birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza
bir maruf (uygun bir vasiyet) yapmanız müstesnâdır. Bu, kitapta yazılıdır.
7- Unutma o peygamberlerden mîsaklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nuh, İbrahim, Musa ve Meryemoğlu İsa´dan ki onlardan ağır bir mîsak (sağlam bir söz) aldık.
8- (Bunu Allah), sadıklara sadakatlerinden sormak için yaptı. Kâfirler için ise acı verecek bir azab hazırladı.
9- Ey iman edenler! Allah´ın üzerinizdeki nimetini anın. Hani size ordular gelmişti de üzerlerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular salıvermiştik. Allah ne yaptığınızı görüyordu.
10- O zaman onlar, hem üstünüzden gelmişlerdi, hem aşağı tarafınızdan, ve o vakit gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Siz Allah´a türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz.
11- İşte burada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
12- O vakit münâfıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış." diyorlardı.
13- O vakit bunlardan bir grup: "Ey Medine halkı! Sizin için duracak yer yok, hemen dönün." diyorlardı. Yine onlardan bir kısmı da Peygamberden izin istiyor, evlerimiz gerçekten (düşmana) açıktır." diyorlardı, halbuki açık değildi, sadece kaçmak istiyorlardı.
14- Eğer onların her tarafından üzerlerine girilse de sonra fitne çıkarmaları istenilse derhal onu yapacaklardı. Ama onunla da pek az duracaklardı.
15- Halbuki bundan önce Allah´a ahid vermişlerdi. Arkalarını dönmeyeceklerdi. Allah´a verilen ahid ise mesuliyetlidir, mutlaka sorulur.
16- De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız."
17- De ki: "Eğer Allah size bir felâket diler veya bir rahmet murad
ederse, sizi Allah´tan saklamak kimin haddine " Hem onlar kendilerine Allah´tan başka bir veli de bulamazlar, bir yardımcı da.
18- Şüphesiz Allah, içinizden o savsaklayanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri biliyor. Onlar harbe pek az geliyorlardı.
19- Size karşı kıskançlık ediyorlardı. Derken o korku hali gelince, gördün onları ki, ölümden baygınlık sarmış kimse gibi gözleri dönerek sana bakıyorlardı. O korku gidince, size keskin keskin diller sıyırdılar. Onlar hayra karşı kıskançlık ediyorlardı. İşte bunlar iman etmediler de Allah amellerini boşa çıkardı. Bu Allah´a göre önemsizdir.
20- Onlar ahzabı (düşman birliklerini) gitmedi sanıyorlardı. Eğer o birlikler bir daha gelecek olursa, çölde bedevi Araplar içinde yer alıp, sizin haberlerinizden (başınıza geleceklerden) sormayı isterler. Onlar içinizde kalacak olsalar da pek az harb ederler.
21- Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah´da pek güzel bir örnek vardır. Allah´a ve son güne ümit besler olup da Allah´ı çok zikreden kimseler için.
22- Müminler, ahzabı (düşman birliklerini) gördükleri zaman: "İşte bu, Allah´ın ve Resulü´nün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söyledi." dediler. Bu onların imanını ve teslimiyetini artırmaktan başka bir şey yapmadı.
23- Müminlerdendir o erler ki Allah´a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Kimi adağını ödedi (canını verdi), kimi de beklemektedir. Onlar, ahidlerini hiç değiştirmediler.
24- Çünkü Allah sadıklara sadakatleriyle mükafat verecek, dilerse münafıklara da azab edecek veya tevbe nasib edecektir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir.
25- Hem Allah kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyle defetti. Bu şekilde Allah, müminlere savaşta kâfi geldi. Allah çok güçlüdür, çok üstündür.
26- Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenleri kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi, siz onların bir kısmını katlediyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz.
27- (Allah) onların arazilerini, yurtlarını ve mallarını size miras kıldı. Bir de henüz ayak basmadığınız bir yeri (size miras kıldı). Allah, her şeye kâdirdir.
28- Ey peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim.
29- Yok eğer Allah ve Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki,
Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır.
30- Ey peygamberin hanımları! sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır. Bu Allah´a göre çok kolaydır.
31- Yine sizden her kim Allah´a ve Resulü´ne boyun eğer, salih bir amel işlerse, ona da mükâfatını iki kat veririz. Hem onun için bol bir rızık hazırlamışızdır.
32- Ey peygamberin hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takva ile korunacaksanız, konuşurken kırıtmayın da kalbinde bir hastalık bulunan kimse tamaha düşmesin. Güzel ve dosdoğru söz söyleyin.
33- Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü´ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.
34- Oturun da evlerinizde okunan Allah´ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır.
35- Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah´ı çok zikreden erkeklerle Allah-´ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
36- Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.
37- Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah´ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah´tan kork" diyordun da nefsinde Allah´ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah´ın emri de yerine getirilmiştir.
38- Peygambere Allah´ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah´ın sünneti böyledir. Allah´ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.
39- Onlar, Allah´ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O´ndan korkarlar, Allah´tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter.
40- Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah´ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir.
41- Ey iman edenler! Allah´ı çokça anın.
42- Ve O´nu sabah akşam tesbih edin.
43- Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O´dur ve O, müminlere çok merhametlidir.
44- O´na kavuşacakları gün müminlere esenlik dileği selâmdır. (Allah) onlar için cömertçe bir mükafat hazırlamıştır.
45- Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik.
46- Ve hem de izniyle Allah´a bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil (olarak gönderdik).
47- Müminlere müjdele! Onlara Allah´tan bir mükafat vardır...
48- Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah´a tevekkül et. Allah vekil olarak hepsine yeter.
49- Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, sizin için üzerlerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Derhal müt´alarını (mehirleri belirlenmediği takdirde yararlanacakları bir mal) verip onları güzel bir şekilde salıverin.
50- Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah´ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
51- Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır.
52- Bundan başka kadınlar sana helâl olmaz. Bunları başka eşlerle değiştirmek de olmaz. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin. Ancak sahip olduğun cariyen başka. Allah her şeye gözcü bulunuyor.
53- Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O´nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah´a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.
54- Siz bir şeyi açıklasanız da gizleseniz de şüphe yok ki Allah her şeyi bilmektedir.
55- Onlar (peygamberin eşleri) için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (kadın dostları) ve sahip oldukları köleleri hakkında bir günah yoktur. Bununla beraber (ey Peygamberin hanımları) Allah´tan korkun. Çünkü Allah her şeye şahit bulunuyor.
56- Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.
57- Şüphesiz ki Allah´a ve Resulü´ne eziyet verenlere Allah hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır.
58- Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler de bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
59- Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
60- Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve Medine´de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
61- Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler.
62- Allah´ın bundan önce geçenler hakkındaki kanunu budur. Ve sen Allah´ın kanununu değiştirmeye asla çare bulamazsın.
63- İnsanlar sana kıyamet saaatini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah´ın nezdindedir. Ne bilirsin belki kıyamet yakında olur."
64- Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri lânetlemiş ve onlara çılgın bir ateş
hazırlamıştır.
65- (Onlar) orada ebedî kalırlar ve ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı.
66- O gün yüzleri ateş içinde çevirilirken: "Ah keşke Allah´a itaat etseydik, peygambere itaat etseydik!" derler.
67- Yine derler ki: "Ey Rabbimiz! Biz beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler."
68- Ey Rabbimiz! Onlara azabın iki katını ver ve kendilerini büyük bir lânet ile lânetle."
69- Ey iman edenler: Sizler Musa´ya eziyet edenler gibi olmayın. Eziyet ettiler de Allah onu, onların söylediklerinden temize çıkardı. O, Allah yanında mevki sahibi idi.
70- Ey iman edenler! Allah´tan korkun ve sağlam söz söyleyin,
71- Ki (Allah) işlerinizi yoluna koysun ve günahlarınızı bağışlasın. Her kim Allah´a ve Resulü´ne itaat ederse, o gerçekten büyük murada ermiştir.
72- Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.
73- Çünkü Allah münafık erkeklerle münafık kadınlara, müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azab edecek, mümin erkeklerle mümin kadınların da tevbelerini kabul edecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Sebe
Mekke´de nâzil olmuştur. 54 (ellidört) âyettir. Yalnız 6. âyeti Medine´de inmiştir. Sûre adını, Yemen´de bir bölge veya kabile ismi olan Sebe´ kelimesinin geçtiği 15. âyetten alır.
1- Hamd, o Allah´ındır ki göklerde ne var, yerde ne varsa hep O´nundur. Ahirette de hamd O´nundur. O hüküm ve himet sahibidir, herşeyden haberdardır.
2- Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa (Allah) hepsini bilir. O çok merhamet edicidir. Çok bağışlayıcıdır.
3- İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O´nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."
4- Çünkü Allah iman edip iyi ameller işleyenlere mükafat verecektir. İşte onlar için bir mağfiret ve cömertçe verilmiş bol rızık vardır.
5- Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, onlar için de pek kötü ve elem verici bir azab vardır.
6- Kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyorlar ki, Rabbinden sana indirilen Kur´ân, hakkın kendisidir. O, gücüne nihayet olmayan, her hamde lâyık bulunan Allah´ın yolunu gösteriyor.
7- Böyle iken inkâr edenler şöyle dediler: "Siz öldükten sonra, didik didik parçalandığınız vakit, yeniden bir yaratılış içinde bulunacaksınız diye, size birtakım haberler veren kişiyi gösterelim mi "
8- O, bir yalanı Allah´a iftira mı etti, yoksa kendisinde bir delilik mi var " Hayır, doğrusu âhirete inanmayanlar, derin bir sapıklıkla azab içindedirler.
9- Ya gökten ve yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı Dilesek kendilerini yere geçiriveririz. Yahut gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz. Şüphesiz bunda Allah´a yönelen (hakka gönül veren) her kul için bir ibret vardır.
10- Andolsun ki, biz Davud´a tarafımızdan bir fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
11- Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü gözet dedik. Siz de iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum.
12- Süleyman´ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi´nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.
13- Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır.
14- Ne zaman ki Süleyman´a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar
o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.
15- Andolsun ki Sebe´ kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ
ve soldan iki bahçe! (onlara): "Rabbinizin rızkından yiyin de O´na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!" (denildi).
16- Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.
17- Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep böyle çok nankör olanları cezalandırırız.
18- Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).
19- Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.
20- Yine yemin ederim ki, İblis onlar hakkındaki zannını hakikaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir gruptan başkası ona uydular.
21- Halbuki İblis´in onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb´in her şeyi gözetleyendir.
22- De ki: "Allah´ı bırakıp da tanrı saydığınız putlarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne yerde zerre kadar güçleri yetmez. Onların, bunlarda bir ortaklığı da yok. Allah´ın da onlardan bir yardımcısı yoktur."
23- Allah´ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "Rabbiniz ne buyurdu " derler. (Şefaat sahipleri de): "Hakkı söyledi" derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.
24- De ki: "Size göklerden ve yerden rızık veren kimdir " Yine de ki: "Allah´tır, herhalde ya biz, ya da siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz."
25- De ki: "Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız."
26- De ki: "Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra da hak hükmü ile aramızı ayıracaktır. Asıl hüküm veren ve her şeyi bilen O´dur."
27- De ki: "O´na ortak diye takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım! Hayır, öyle şey yoktur, doğrusu güçlü ve hikmet sahibi olan ancak Allah´tır."
28- Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
29- Ve: "Eğer gerçekçiyseniz bu vaad ne zaman olacak " diyorlar.
30- De ki: "Size vaad edilen öyle bir gündür ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz."
31- Kâfirler: "Biz ne bu Kur´ân´a inanırız, ne de ondan öncekilere." dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen! Bir taraftan zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk" derler.
32- Diğer taraftan büyüklük taslayanlar, zayıf düşürülenlere: "Size hidayet geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik Hayır, siz kendiniz suçluydunuz." derler.
33- O zayıf düşürülenler de o büyüklük taslayanlara: "Hayır, (işiniz) gece, gündüz hilekârlıktı. Çünkü siz bize Allah´ı inkâr etmemizi ve O´na eş koşmamızı emrediyordunuz." derler. Bunlar azabı gördükleri zaman içlerinden pişmanlık getirmektedirler. Biz de o kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçirmişizdir. Onlar sadece yaptıklarının cezasını çekiyorlardır.
34- Biz herhangi bir memlekete tehlikeyi haber veren bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah ile şımartılmış olanları: "Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanımayız." dediler.
35- Ve yine dediler ki: "Biz malca da daha çoğuz, evlatça da, bize azab edilmez."
36- De ki: "Rabbim rızkı dilediğine genişletir, dilediğine sıkar. Fakat insanların çoğu bilmezler."
37- Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.
38- Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, işte onlar Hakk´ın huzuruna azab içinde getirileceklerdir.
39- De ki: "Gerçekten Rabbim kullarından dilediği kimseye rızkı hem genişletir, hem daraltır. Her neyi hayra harcarsanız O, onun yerine başkasını verir. Hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
40- O gün Allah, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere: "Şunlar size mi tapıyorlardı " diyecektir.
41- Onlar da: "Seni tenzih ederiz. Bizim onlara karşı sığınacak velimiz sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmışlardı." diyecekler.
42- İşte o gün birbirinize ne bir menfaate, ne de bir zarara sahip olabilirsiniz. Ve biz o zulmedenlere: "Tadın bakalım o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını!" deriz.
43- Karşılarında açık deliller halinde âyetlerimiz okunduğu zaman o zalimler: "Bu, başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adam." dediler. Ve: "Bu (Kur´ân), başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira" dediler. O kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman: "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil." dediler.
44- Halbuki biz onlara öyle ders alacakları kitaplar göndermedik. Kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
45- Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hem bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine eremediler. Peygamberlerimi yalanladılar, ama beni inkâr edişin sonu nasıl oldu
46- De ki: "Size sadece bir tek nasihat edeceğim. Şöyle ki: Allah için ikişer, üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra da iyi düşünürsünüz." Arkadaşınızda (peygamberde) delilikten eser yoktur. O, yalnız şiddetli bir azabın önünde, sizi sakındıracak bir peygaberdir.
47- De ki: "Ben sizden herhangi bir ücret istemem, O sizin içindir. Benim ecrim ancak Allah´a aittir. O, her şeye şahittir."
48- De ki: "Gerçekten Rabbim, hakkı yerli yerine koyar. O, gaybları hakkıyla bilendir."
49- De ki: "Hak geldi, batılın önü de kalmaz, sonu da."
50- De ki: "Eğer ben yanılırsam, yalnız kendi adıma yanılırım. Ve eğer hidayeti bulmuşsam, bilinmeli ki Rabbimin bana vahiy vermesiyledir. Çünkü O, yakındır, işitir, işittirir."
51- Onları telaşa düştükleri zaman görsen: Artık kaçamak yoktur. Yakın yerden yakalanmışlardır.
52- Ve: "O´na iman ettik" demektedirler. Fakat onlar için (âhiret gibi) uzak bir yerden (imana) el sunmak (ulaşabilmek) nerede
53- Halbuki daha önce (dünyada) O´nu inkâr etmişlerdi. Uzak yerden gayba taş atıyorlardı.
54- Artık kendileriyle arzularının arasına set çekilmiştir. Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü hepsi işkilli bir şüphe içinde bulunuyorlardı.
Fatır
Mekke´de nâzil olmuştur, 45 (kırkbeş) âyettir.
1- Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah´a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kâdirdir.
2- Allah, insanlara rahmetinden neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak olan yoktur. Her neyi de tutar kısarsa, onu da, ondan sonra salacak yoktur. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
3- Ey insanlar! Allah´ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah´tan başka bir yaratıcı mı var O size gökten ve yerden rızık verir. O´ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz
4- Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, senden önce birçok peygamberler de yalanlandılar. Bütün işler Allah´a döndürülür.
5- Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah´ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.
6- Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O etrafına toplanan taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye davet eder.
7- İnkâr edenler için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amel işleyenler için de bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
8- Ya kötü ameli kendisine allanmış pullanmış da onu güzel görmüş olan kimse de mi (iman edip salih amel işleyenler gibi olacak) Şüphe yok ki Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de doğru yola çıkarır. O halde canın onlara karşı hasretlerle (üzüntülerle) sıkılıp gitmesin. Çünkü Allah, onların bütün yaptıklarını bilir.
9- Rüzgârları gönderip bir bulut kaldıran da Allah´tır. Derken biz o (bulutu) ölmüş bir beldeye sevketmişizdir. Böylece yeryüzüne ölmünden sonra onunla hayat veririz. İşte o dirilme de böyledir.
10- Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah´ındır. O´na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azab vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur.
11- Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O´nun bilgisi olmadan ne bir dişi hamile olur, ne doğurur. Kendisine ömür verilenin de ömrünün uzatılması da, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, Allah´a göre kolaydır.
12- Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur. Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah´ın lütfundan nasib arayasınız diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz.
13- O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine âmâde kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O´nundur. O´ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdek zarını bile idare edemezler.
14- Kendilerine dua ederseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size cevabını veremezler. Kıyamet günü de kendilerini Allah´a ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi bir haber veren olmaz.
15- Ey insanlar! Siz Allah´a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.
16- Eğer O dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
17- Ve bu, Allah´a göre zor bir şey değildir.
18- Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah´adır.
19- Ne kör ile gören eşit olur,
20- Ne de karanlıklar ile aydınlık,
21- Ve ne de gölge ile sıcaklık.
22- Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
23- Sen sadece bir uyarıcısın.
24- Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.
25- Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Onlara peygamberleri mucizelerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.
26- Sonra ben o inkâr edenleri tutup yakaladım. O zaman beni inkâr etmek nasıl oldu
27- Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık. Dağlarda da yollar, beyazlı kırmızılı çeşitli renklerde ve kapkara topraklar var.
28- Yine insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da türlü renklileri vardır. Kulları içinde Allah´tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.
29- Allah´ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.
30- Çünkü Allah mükafatlarını kendilerine tamamen ödedikten başka, lütfundan onlara fazlasını da verecektir. Çünkü O çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir.
31- Kitaplar içinde sana vahyettiğimiz kitap da kendinden öncekileri tasdik edici olmak üzere bir haktır. Şüphe yok ki, Allah, kullarının bütün hallerinden haberdardır ve her şeyi görendir.
32- Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah´ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur.
33- Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir.
34- Onlar orada şöyle derler: "Hamd olsun Allah´a, bizden o üzüntüyü giderdi. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir."
35- "Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç gelmeyecektir."
36- İnkâr edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azab da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
37- Onlar, orada şöyle feryad ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım." (Onlara): "Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur." (denir).
38- Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Elbette o, sinelerin içinde olanları da bilir.
39- Sizi yeryüzünde halifeler yapan O´dur. Artık kim küfrederse, küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlerin küfürleri, Rablerinin katında kendilerine buğzdan başka bir şey artırmaz, kâfirlerin küfürleri kendilerine zarardan başka bir şey artırmaz.
40- De ki: "Gördünüz ya, Allah´ı bırakıp da tapmakta olduğunuz ortaklarınızı! Gösterin bana, yer yüzünden neyi yaratmışlardır " Yoksa onların gök yüzünde bir ortaklığı mı var Yoksa biz kendilerine bir kitap vermişiz de ondan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar Hayır o zalimler, birbirlerine aldatmadan başka bir vaadde bulunmuyorlar.
41- Doğrusu gökleri ve yeri yok oluvermekten, Allah tutuyor. Andolsun ki eğer yok oluverirlerse, onları O´ndan başka kimse tutamaz. Gerçekten O, çok yumuşak davranır, çok bağışlayıcıdır.
42- Olanca güçleriyle Allah´a yemin etmişlerdi ki, kendilerine uyarıcı bir peygamber gelirse, mutlaka ilerideki ümmetlerin herhagi birinden daha doğru yolda olacaklardı. Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntülerini artırdı.
43- (Bu da) yeryüzünde bir kibirlenme ve bir suikast düzenidir. Halbuki fena düzen ancak sahibinin başına geçer. O halde öncekilerin kanunundan başka ne gözetiyorlar Sen Allah´ın sünnetinde asla bir değişme bulamazsın. Sen Allah´ın sünnetinde asla bir başkalaşma da bulamazsın.
44- Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah´ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır.
45- Bununla beraber Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet ecelleri gelince gereğini yapar.Şüphe yok ki Allah, kullarını görmektedir.
Yasin
Sûre, ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. Mekke´de inmiştir. 83 (seksenüç) âyettir. Sûreye isim olarak verilen "yâsîn"in, genellikle "Ey insan!" manasına geldiği kabul edilir. Bununla kasdedilen, Hz. Peygamber´dir. Yâsîn sûresi Kur´an´ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. Fazileti hakkında hadisler vardır.
1- Yâsîn.
2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur´ân´a andolsun ki, sen risâlet görevi
4- Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah´ın indirdiği (Kur´ân) ile korkutasın.
7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11- Sen ancak Kur´ân´a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah´tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
15- Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
18- Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız) Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
21- "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
22- "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana Hep
döndürülüp O´na götürüleceksiniz."
23- "Hiç ben O´ndan başka ilâhlar edinir miyim Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24- "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25- "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
26- (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
27- "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
28- Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29- Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31- Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32- Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi
36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah´ın şanı ne yücedir.
37- Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah´ın takdiridir.
39- Ay´a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45- Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Onlara: "Allah´ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah´ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz " dediler.
48- Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman " diyorlar.
49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50- O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51- Sûr´a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52- Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı O Rahmân´ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56- Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58- (Onlara) Rahîm olan Rab´den "selâm" sözü vardır.
59- Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60, 61- "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi " (buyurulacak)
62- Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz
63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler
67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı
69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur´ân´dır.
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi
74- Onlar, Allah´tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75- Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77- İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi
78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri " dedi.
79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O´dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82- O´nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah´ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O´na döndürüleceksiniz.
Saffat
Adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan ve kâinattaki güçlerden söz eden bu sûre, Mekke´de inmiştir. 182 (yüzsekseniki) âyettir. İlk üç âyette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek Allah´ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.
1- Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
2- O haykırıp da sürenlere.
3- Ve o yolda zikir okuyanlara.
4- Ki sizin ilâhınız birdir.
5- O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
6- Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
7- Onu her inatçı şeytandan koruduk.
8- Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
9- Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
10- Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
11- Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı " Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
12- Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
13- Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
14- Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
15- Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
16- "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz "
17- "Önceki atalarımız da mı .."
18- De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
19- Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
20- "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
21- (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
22, 23- Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah´tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
24- Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
25- (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz " (denilir.)
26- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
27- Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
28- Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
29- (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
30- "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
31- "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
32- "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
33- O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
34- İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
35- Çünkü onlar, kendilerine: "Allah´tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
36- Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız " diyorlardı.
37- Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
38- Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
39- Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
40- Sadece Allah´ın ihlaslı kulları müstesnadır.
41- İşte onlar için belli bir rızık vardır.
42, 43- Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
44- (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
45, 46- İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
47- Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
48- Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
49- Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
50- Derken birbirine dönüp sorarlar:
51- İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
52- Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın "
53- "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız "
54- "Siz onu tanır mısınız " der.
55- Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
56- Ona şöyle der: "Allah´a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
57- "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
58, 59- "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
60- İşte bu büyük kurtuluştur.
61- Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
62- Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
63- Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
64- O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
65- Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
66- Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
67- Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
68- Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
69- Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
70- Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
71- Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
72- Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
73- Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
74- Ancak Allah´ın ihlas ile seçilen kulları başka.
75- Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
76- Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
77- Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
78- Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
79- Bütün âlemler içinde Nuh´a selam olsun.
80- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
81- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
82- Sonra diğerlerini suda boğduk.
83- Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
84- Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
85- O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz "
86- "Yalancılık etmek için mi Allah´tan başka ilâhlar istiyorsunuz "
87- "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz "
88, 89- Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
90- O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
91- Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz " dedi.
92- (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz " (dedi).
93- Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
94- Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
95- İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz "
96- "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
97- Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
98- Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
99- Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
100- "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
101- Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
102- Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün " dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
103- Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah´a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
104- Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
105- "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
106- "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
107- Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
108- Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
109- Selam olsun İbrahim´e...
110- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
111- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
112- Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak´ı müjdeledik.
113- Hem ona hem İshak´a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
114- Andolsun ki biz Musa ile Harun´a da nimetler verdik.
115- Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
116- Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
117- Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat´ı) verdik.
118- Kendilerini doğru yola çıkardık.
119- Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
120- Selam olsun, Musa ile Harun´a.
121- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
122- Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
123- Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
124,125,126- Hani o kavmine: "Siz Allah´tan korkmaz mısınız Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah´ı bırakıp da "Ba´l´e" (Ba´l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz " dedi.
127- Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
128- Ancak Allah´ın ihlaslı kulları müstesna.
129- Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
130- Selam olsun İlyâsîn´e .
131- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
132- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
133- Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
134- Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
135- Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
136- Sonra diğerlerini helak etmiştik.
137, 138- Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
139- Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
140- Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
141- (Oradakilerle) kur´a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
142- Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
143, 144- Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
145- Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
146- Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
147- Biz onu (Yunus´u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
148- O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
149- Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
150- Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
151, 152- Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
153- (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
154- Size ne oldu Nasıl hükmediyorsunuz
155- Hiç düşünmüyor musunuz
156- Yoksa sizin için açık bir delil mi var
157- O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
158- Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
159- Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
160- Fakat Allah´ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah´ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
161, 162, 163- Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah´a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
164, 165, 166- (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
167, 168, 169- (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah´ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
170- Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
171, 172, 173- Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
174- Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
175- Onlara (inecek azabı) gözetle .Yakında onlar da göreceklerdir.
176- Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
177- Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
178- Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
179- (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
180- Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
181- Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
182-Hamd, âlemlerin Rabbi Allah´a mahsustur.
|
|
|
|