| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Menteşeoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 09:18 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Menteşeoğulları Beyliği
Selçukluların uç beyli i olarak Menteşe Bey tarafından 1300'de kuruldu. Mu la, Kaş, Fenike, Bozdo an, Çine, Tavas, Çameli, Acıpayam, ile Aydın ve Denizli illerinin güneyinde hüküm sürdü.Menteşeo ulları Beyli i'nin, E e Denizi'nde kuvvetli bir donanması vardı. Selçuko ullarına ve ılhanlılara tabi oldu, fakat Osmanlılarla mücadele edemeyerek 1424'de bir Osmanlı eyaleti haline geldi.
Menteşe Beyli i'ni deniz yoluyla bu havaliye gelen ve içeri do ru girerek sahil ile Denizli arasına yerleşen Türkmenler kurmuşlardı. Mu la vilayeti (Karia) 1261'den sonra sahilden itibaren Türklerin akınlarıyla karşılaştı. Menteşe idaresindeki Türkler 1282'de Güzelhisar ile Sultanhisar'ı zabtetmişlerdi. ılhanlı hüküdarı Geyhütû 1291'de Karaman, Eşref ve Menteşo ullarına karşı bir tedîb seferi düzenlemişti. Daha sonra Türkler Karia'ya tamamen hâkim oldular.
Bu beyli in emîrlerinden Mes'ûd Bey 1300'de Rodos adasının önemli bir kısmını elde etmişse de, Hospitaliers şövalyeleri adaya tamamen hâkim olmayı başarmışlardı (1308 ). Mes'ûd Bey'in adayı geri almak için girişti i çabalar ise sonuçsuz kaldı. şücâeddîn Orhan Bey'in 1320 yılından itibaren şövalyelerden Rodos'u almak için girişti i mücadelelerde muvaffak olamadı.Venedikliler kendilerine karşı harekâta hazırlanın ıbrâhîm Bey'i donanmaları ile tehdit etmişler ve 1352-55 yılları arasında Girid Dukası vasıtasıyla yapılan bir anlaşma sonucu silâhsızlaşmaya zorlanmışlardı.
ıbrâhîm Bey'in 1360 yıllarından önce öldü ü tahmin ediliyor. Onun ölümünden sonra üç o lu da beyli in bir parçasında hüküm sürmeye başladılar. Gazî unvanı ile anılan Ahmed Bey'in Rodos'la Kıbrıs arasında sefer yapan gemilere karşı harekâtı üzerine (1365'de Kıbrıs) donanması Aydın ve Menteşe sahillerini tehdit etmiş, fakat Venediklilerin araya girmesiyle barış yapılmıştı.Daha sonra Sultan Yıldırım Bayezid, Menteşe sahillerini Balat'a kadar zabtetti. Di er yerlerde hüküm sürme e devam etti i anlaşılan Ahmed Gazî 793/1391 yılında öldü. Ondan sonra beyli in başına geçen Mehmed Bey, Osmanlıların yeni bir hareketi karşısında, Candaro lu ısfendiyar Bey'in yanına kaçmıştı. Bu suretle Menteşe toprakları Osmanlılar tarafından zabtedildi.
Menteşe Bey, Elbistan Bey'in o lu ve Kuru (veya Kara) Bey'in torunudur. Yerine o lu Mesud Bey geçmiştir. Kızı, Aydın Fâtihi şaşa Bey'le evlenmiş, di er o lu Kirman Bey, Finike beyi olmuştur. Kirman Bey'in o lu Zevan Bey'dir. Mesud Bey'in yerine o lu Orhan Bey geçmiştir. Di er o lu ıbrahim Bey'dir. Orhan Bey'in yerine o lu ıbrahim Bey tahta oturmuş, kızı, Aydıno lu Süleyman şâh Bey'le evlenmiştir. ıbrahim Bey'den sonra büyük o lu Mehmed Bey hükümdar olmuştur. Bu zat, başkenti Beçin'den Balat'a BibBiiiiiibürmüştür. Kardeşi Ahmed Bey, Beçin beyi olmuştur. Di er kardeş de 1370 yıllarında ölen Musa Bey'dir. Mehmed Bey, Yıldırım tarafından tahtından mahrum edilmiş, Gazi Ahmed Bey'in ölümü üzerine Beçin de Osmanlı birli ine katılmıştır.
Ankara Savaşından sonra Mehmed Bey, tekrar hükümdar olmuş, az sonra yerine o lu ılyas Bey geçmiştir. Kızı, Aydıno lu II. Umur Bey'le evlenmiştir. Di er o lu Gıyâseddin Mahmud Bey, 1392 sıralarında ölmüş, kızı Fatma Hatun'dan Umur Paşa ve Sultan Paşa Hatunlar adlarındaki kız torunları olmuştur. ılyas Bey, Çelebi Sultan Mehmed'e tabî olduktan sonra ölmüş, yerine o lu Leys Bey geçmiştir. Di er çocukları 1420'de ölen Fatma Hatun, Hüseyin Paşa Hatun, Sultan Paşa Hatun, 1425 yıllarında ölen Ahmed Bey'dir. Ahmed Bey'in o lu, 1455 yıllarında ölen ılyas Bey'dir.
1425 yılında veya bir yıl önce veya sonra devlet, tamamen Osmanlılar'a geçmiş, Menteşe Sancakbeyli ini teşkil eylemiştir.Osmanlı şehzâdeleri arasındaki saltanat kavgalarında Çelebi Mehmed aleyhine yapılan ittifaka girdi. Fakat müttefiklerin Çelebi Mehmed'e yenilmesi üzerine, ılyas Bey onun hâkimiyetini tanımak zonurda kalmıştı (1414). Aynı yıl içinde o tamamıyla Osmanlı hâkimiyetine girerek hâkimiyetini kaybetti. ılyas Bey'in ölümünden sonra bir ara iki o lu beyli in başına geçmeye muvaffak oldular. Sultan II. Murad 1424'de Menteşe Beyli i topraklarını zabtederek bu iki kardeşi yakaladı ve hapsetti. Böylece bu beylik sona eriyordu.
Menteşeo ulları memleketlerini câmi, medrese ve imâret gibi mimârî eserler ile süslemişler ve edebî şahsiyetleri himâye ederek kendi adlarına bazı eserleri Türkçe'ye çevirtmişlerdi. Kendi zamanlarında Milas'da Hacı ılyas Câmii ve Milas Ulu Câmii, Balat (Milet) Ulu Câmii ve Peçin'deki Ahmed Gazî medresesi bugüne kadar varlı ını korumuştur.
|
|
|
| Pervâneoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 05:07 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Pervâneoğulları Beyliği
Selçuko ullarına ba lı idi. 1277'de Muineddin Mehmed Bey tarafından kuruldu. Mehmed Bey saray nazırı demek olan Pervane ünvanı ile anıldı ı için beyli e bu ad verildi. Sinop ve çevresine hükmediyordu. Selçuko lu Gazi Bey Sinopu işgal edince bu beyli e son verildi.
Abaka Han'ın 1277'de Muîneddîn Süleymân'ı öldürmesi üzerine Mehmed Bey istiklâlini ilân etmiş ve Pervâneo ullları Beyli i'ni kurmuştu. Mehmed Bey Mo ollar ile iyi geçinmekte ve onların verdi i devlet işlerinde de vazife görmekteydi. Fakat o Mo ollara karşı bir hareketin hazırlıkları içindeyken hastalanarak öldü (1297). Bundan sonra Muîneddîn Süleymân'ın bir torunu Mes'ûd Bey'i Sinop hâkimi olarak görüyoruz.
Mesûd Bey, devletinin hudutlarını genişleterek Bafra ve Samsun'u ele geçirdi. Sinop'ta bir Ceneviz kolonisi bulunuyordu. Bundan istifade ederek Mesûd'u esir alarak Kefe'ye BibBiiiiiibürdüler. Mesûd Bey çok a ır bir kurtuluş akçası vererek kurtulma a muvaffak oldu (1298 ).
Yerine geçen o lu Gazî Çelebi donanmasıyla başarılı askerî harekâta girişti. Öteki Trabzon Rum Devleti ile anlaşarak 1313 yılında Kırım sahillerine ve Kefe'ye bir sefer yaptı. Kefe yakınında bir Ceneviz donanmasını a ır bir yenilgiye u rattı.
1319 yılında, bu kez Trabzon'a karşı hücuma geçti. Daha sonra Sinop'a girmek isteyen Cenevizliler onun kuvvetleri karşısında perişan oldular (1322). Gazî Çelebi erkek evladı olmadı ı için son yıllarından Candaro ullarından Süleymân Paşa'nın hâkimiyetini tanımıştı. Ölümünden sonra Pervâneo ulları Beyi i, Candaro ulları topraklarına katıldı (1322).
|
|
|
| Sâhib-Atâoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 05:04 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Sâhib-Atâoğulları Beyliği
Bu beyli in kurucusu Ebû Bekir o lu Hüseyin o lu Sâhib Ata Fahreddin Ali, 1266'dan 1285'e kadar 19 yıl Türkiye vezîri idi. Büyük bir devlet adamı olarak tanınmış, pek çok da hayır eseri bırakmış, ilmi ve güzel sanatları himaye eylemiştir. Sâhib Ata, hayatında Afyon'u malikâne olarak aldı. O zamana kadar "Kara Hisar" denen şehre onun adına izafeten "Karahisâr-ı Sâhib dendi. Sonra "Afyonkarahisar" olmuştur. Çünkü Anadolu'da başka "Kara Hisar"lar da vardı ki, en tanınmışı, şebinkarahisâr'dır ve eski adı şarkî Kara Hisar'dır.
Sâhib Ata, o ullarının niyabeti ile Afyon başkent olmak üzere çevrenin beyli ini idare etti. 1285 Kasımında Aksaray'da öldü. O ulları Tâceddin Hüseyin ile Nusreteddin Hasan, 1276 Mayıs'ında yani babalarından önce öldürülmüşlerdi. Kızı Melike Hatun'un da adını biliyoruz. Yerine geçen torunu şemseddin Ahmed Bey, Hasan Bey'in o ludur. Ahmed Bey, Germiyano lu'nun damadı idi. O da öldürülünce yerine o ulları Nusreteddin Ahmed ve Muzaffereddin Devlet beyler geçtiler. Ahmed Bey, tahttan feragat edip Kütahya'ya ana tarafından ba lı bulundu u Germiyan Sarayı'na gitti. 1308'e kadar Türkiye Hakanlı ı'nın bir parçasını teşkil eden beylik, sonuna kadar ılhanlılar'ı metbû tanımıştır. Önce bütün Afyon çevresine hâkimken, gittikçe küçülmüş, şehirle civarından ibaret kalmış, daha fazla Germiyan tesirine düşmüş, nihayet Germiyan beyli ine katılmıştır. Devlet Bey'in o ulları, Germiyano ulları zamanında da şehirde nafiz olmuşlardır. Bazı kitaplarda Afyon'a, bu Devlet Bey'e izafeten "Kara-Hisâr-ı Devle" de denilmektedir.
Karamano lu Mehmed Bey ve düzmece Selçuklu şehzâdesi Siyavuş'un Konya'ya hâkim olmaları üzerine Sâhib Atâo ulları Karahisar'da asker toplayarak onlara karşı harekete geçtiler.Siyavuş ve Mehmed Bey de Akşehir istikametinde yürüdüler. Tâceddin Hüseyin ve Nusreddîn Hasan bu mücadelede öldürüldüler (1277). Bundan sonra beyli in başına Hasan'ın o lu şemsedîn Mehmed geçti. Onun devrinden itibaren takriben yirmi yıl süreyle Denizli bölgesi Sâhib Atâo ulları ve Germiyano ulları arasında bir çekişme sahası olmuştu. ılhanlı Beylerbeyi Emîr Çoban Anadolu'ya geldi i zaman itaatlerini bildiren Anadolu beylikleri arasında Sâhib Atâo ulları da bulunuyordu (1314). Bu beyli in başında daha sonra şemseddîn Mehmed'in o lu Nusreteddîn Ahmed'i görüyoruz.
ılhanlıların Anadolu valisi Timurtaş, batı uçlarında gaza yapan Türkmenleri itaat altına almak için ilerledi i sırada Nusreteddîn Ahmed Germiyano ullarının yanına kaçtı. Daha sonra Timurtaş'ın Mısır'a kaçmak zorunda kalması üzerine (1327) Nusreteddîn Ahmed ülkesine döndü ve Germiyano ullarının hâkimiyetini tanıdı. Onun 1342'den sonra öldü ü tahmin ediliyor. Bu tarihten sonra Sâhib-Atâo ullarının toprakları Germiyano ulları tarafından ilhak edilmiştir.
|
|
|
| inançogulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 05:01 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
inançogulları Beyliği
ınanço ulları, Germiyano ulları hânedânındandır. Fakat ınanç Bey'le babasının hangi Germiyan beyinin o lu veya kardeşi oldu unu şimdilik bilmiyoruz. Bunlar o zaman "Lâdik" denen Denizli başkent olmak üzere Denizli bölgesinde hüküm sürmüşlerdir. Topraklan 8.000 km2'yi geçmemiştir. 1276'dan 1368'e kadar 92 yıl devam etmişlerdir.
Önce Selçuklu valisi, sonra 1335'e kadar ılhanlılar'a tabî olan Germiyano ulları'na tabî olmuşlardır. "Denizli Beyleri" de denen ınanço ulları'nın ilki Ali Bey, Türkiye Hâkanlı ı'nın Denizli valisi idi. O lu ınanç Bey ve di er o lu To an Paşa, onu makamında istihlâf etmişlerdir. To an Paşa'dan sonra o lu Arslan Bey ve bunun o lu ıshak Bey, tahta çıkmışlardır.
Mo ol istilâsı önünden Anadolu'ya kaçan ve yerleşen Türkmenler arasında en kuvvetlilerini Denizli (Lâdik), Honas ve Dalaman bölgesinde bulunanlar teşkil etmekteydi. Başlarında uc gazisi sıfatlarını taşıyan Mehmed Bey, kardeşi ılyas, damadı Ali Bey gibi beyler vardı. Mehmed 1261'de Sultan II. ızzeddîn Keykâvus'a karşı ayaklanmış ve ertesi yıl ılhanlı Sultanı Hûlâgû'ya (1256-1265) ba lı olarak Denizli beyli ini kurmuşlardı (1262). Daha sonra Mehmed Bey ılhanlılar tarafından ma lûp edilerek yakalandı ve öldürüldü. Ona ihanet eden Ali Bey Türkmenlerin başına geçti ve bir süre Selçuklulara tâbi olarak kaldı. Daha sonra Selçuklu Devleti'ne sadakatsizlik gösterdi ve bu da beyli i kaybetmesine sebep oldu.
Bundan sonra, Denizli bölgesinin bir süre için Sahip-Atao ullarının eline geçti i anlaşılıyor. Bu bakımdan ınanç Bey'in hangi tarihte beyli in başına geçti i kesinlikle bilinemiyor. 1314 yılında ılhanlı Beylerbeyi Emîr Çoban Anadolu'ya geldi i zaman ona itaat edenler arasında ınanç Bey de bulunuyordu. Beyli in sonuncu emîri ıshak ise ilmi ve bilginleri koruyan bir şahıstı. Lâdik (Denizli) beyli i, Denizli şehrinin Germiyano ullarının eline geçmesi ile son bulmuştur (1368 ).
|
|
|
| Gök Türk Yazisi |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 04:59 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Orkun Abaçası
GÖK TÜRK YAZISI *
ATSIZ
Gök Türkler ça ında Türklerin kendilerine mahsus yazıları vardı. Bu yazıya "Gök Türk yazısı", yahut bu yazının ilim âlemine ilk defa malûm olan örnekleri Orhun Irma ı yakınında bulundu undan, "Orhun yazıları" adı verilir. Orhun yazılarının en eskileri sekizinci asır başlarına aittir. Halbuki bu yazı daha önceleri de kullanılıyordu. Gök Türk devleti zamanında ekseriyetle onlara tabi olarak yaşayan, fakat başlarında ayrı bir ka anları bulunan Kırgızların yaşadı ı yerlerde de bu yazı ile yazılmış bir takım taşlar bulunmuştur. Demek bu yazı yalnız Gök Türkler tarafından de il, Gök Türklerle ça daş olan öteki Türkler tarafından da kullanılmıştır. Gök Türkler tarihe altıncı asırda girdikleri halde Kırgızlar milattan önceki asırlardan beri tanınmış bir Türk boyudur. Acaba bu yazı ilk önce hangi Türkler tarafından kullanıldı? Buna kat'î bir cevap verilemez. Yalnız, Kırgızların yaşadı ı yerlerde bulunan taşlar üzerindeki yazının daha iptidaî ve acemice olmasına, dilinin de Gök Türklere ait yazılardaki kadar ileri bulunmamasına bakılarak, bu yazının ilk önce Kırgızlar arasında kullanıldı ı, Gök Türklerin onlardan aldıkları bu yazıyı daha çok olgunlaştırdıkları düşünülebilir.
Bazı bilginlerin bu yazının eski Ârâmî yazısından çıktı ını ileri sürüyorlar. Ârâmî?ler, Sâmî bir millet olup medenî idiler. Bunların yazısı milattan önceki asırlarda ıran?a girmişti. Bu yazıdan birkaç elifbe çıkmıştı. ışte Gök Türk yazısı da, onlarca, bu elifbelerden biridir. Başka bilginler ise bu yazının eski Türk damgalarından çıktı ını söylüyorlar. Bu elifbedeki bazı harflerin Türklerin öz malı oldu u muhakkaktır. Yazıyı kısmen başkalarından almış olsalar bile kendi damgalarından da ona çok şey katmışlardır. Meselâ ok seklinde bir harf vardır ki "ok" veya "uk" diye okunur. Hiç şüphesiz bu harf eski Türk damgalarından biridir.
Türk harfleri, kullanıldıkları muhtelif yazıtlarda ufak tefek bazı farklar gösterir. Fakat bu farklar bir tekâmülün neticesidir. Bu harflerin en mükemmel örnekleri en son olarak yazılan Kül Tigin ve Bilge Ka an yazıtlarındandır. Bunlarda gerek harfler, gerek imlâ en iyi şeklini bulmuştur.
Bu eski Türk yazısı 39 harften mürekkeptir. Beşi sesli, sekizi katışık, yirmialtısı da sessizdir. Sesli harflerin az, sessizlerin çok olmasının sebebi şudur: Bu elifbede ekseriyetle sessiz harfler seslileri okutmaktadır. Meselâ "a" ve "e" sesleri için bir tek işaret vardır. Bunun ne zaman "a" ne zaman "e"' okunaca ını kendisinden önce veya sonra gelen sessiz harf tâyin etmektedir. Sessiz harflerin co u için ikişer işaret vardır. Meselâ "b" için iki harf olup biri kalın, di eri incedir. Yukarıdaki sesli harf kalın "b" den sonra gelirse "ba" ince "b" den sonra gelirse "be" okunmaktadır. Böyle muayyen birkaç kaidesi olan bu elifbe Türkçe?yi ifade eden en mükemmel bir elifbedir. Sesli harflerden biri "a, e", biri "ı, i", biri "o, u", biri "ö, ü", biri de e ile i arasındaki kapalı "e" dir. Fakat bu sonuncu harf sonradan bırakılmış ve onun yerine daima " i " kullanılmıştır. Katışık harfler ise şu sesleri vermektedir:
1- nç;
2- ld, lt;
3- nd, nt;
4- ok, uk, ko, ku;
5- ök, ük, kö, kü;
6- ny, yn;
7- iç;
8- ık, kı.
Sessiz harflerden ç, z, m, ş, p harflerinin birer şekli; b, t, s, d, r, k, g, l, n, y harflerinin kalın ve ince olmak üzere ikişer şekli vardır. Bir de sa ır nun dedi imiz harf vardır ki bu harf aşa ı yukarı "ng" sesini verir. Bundan dolayı bunu katışık harfler arasında saymak da mümkündür. Bugünkü Türkçe?de kullanılan c, j, f, v, h harfleri ise eski Türkçe?de yoktur. Bu Türk harfleri muayyen bir imla ile yazılır. Kelimeleri birbirinden ayırmak için şu ( : ) iki nokta kullanılır. Bazen iki veya üç kelime bitişik yazıldıktan sonra bu iki nokta konur. ıltibas olmayan yerlerde bazı sesli harfler kullanılmaz. Meselâ t, z, r harflerinin kalınlarının adı at, az, ar ve incelerinin et, ez, er, oldu u için hece başlarındaki "a" ve "e" harfleri yazılmaz. "at" yazmak için kalın bir "t", ve "er" yazmak için ince bir "r" kâfidir.
Orhun veya Gök Türk yazısı esas itibariyle sa dan sola yazılır. Fakat umumiyetle âbideler dikildi i zaman sa taraf yukarıya, sol taraf ise aşa ıya getirilir. Meselâ "Türk Edebiyat Tarihi" kelimelerini iki satır halinde yazmak icap etse şöyle yazılır:
: ıtayibede : krüT
: ihirat
...............................
Böyle yazıldı ı zaman birinci satırdan sonraki satırların sa a ve sola yazılması kat'î de ildir. Bazen sa a, bazen sola yazılır. Küçük mezar yazıtlarında ise hiçbir kaide gözükmüyor. Bazen karmakarışık yazıldı ı da vardır.
Gök Türkçe?nin Hususiyetleri
Bugünkü Türkçe?nin anası olan Gök Türkçe?de, bugünkü Türkçe?de olmayan bir takım hususiyetler vardır. Bu hususiyetler, hem kelimelere, hem eklere aittir. Gök Türkçe metinleri iyi anlamak için bunları bilmeye lüzum vardır. Bu hususiyetlerin belli başlıları şunlardır:
1- Gök Türkçe?de "g" ile kelime başlamaz. Bugünkü Türkçede kelime başlarındaki "g" ler Gök Türkçede "k" dır. Bugünkü "görür" ve "geldi" yerine Gök Türkçede "körür" ve "kelti" denir.
2- Kelime başında "d" harfi de bulunmaz. "Dört", "düz", "do u", kelimeleri Gök Türkçe?de "tört", "tüz", "to u" dur.
3- Bugünkü Türkçe?de ötreli heceden sonra esreli hece gelmez. Halbuki Gök Türkçe?de gelebilir. Bugünkü Türkçe?deki "kişi o lu", "öldü" kelimeleri yerine Gök Türkçe?de "kişi o lı", "ölti" denir.
4- Gök Türkçe?de izafet terkiplerini teşkil eden iki ismin sonunda umumiyetle ek yoktur. "Türk budun", "Türk ka an" bugünkü Türkçeye göre "Türk milleti", "Türk ka anı" demektir.
5- Gök Türkçe?de "v" harfi olmadı ı için bugünkü Türkçe?nin "v" li kelimeleri hep "b" lidir. "Eb", "bar", "barur" kelimeleri "ev", "var" , "varır" kelimelerinin karşılı ıdır.
6- Bugünkü "olmak" fiili Gök Türkçe?de "bolmak" tır. "Boltı" yahut "boldı" şimdiki "oldu" ya karşılıktır.
7- Sayı saymak usulü biraz aykırıdır : "On" dan sonra "onbir", "oniki" diye sayılmaz. Ya "on artukı bir", "on artukı iki" demek, yahut "biryigirmi", "ikiyigirmi" demek lâzımdır. "Yigirmi" (yani "yirmi") "ikinci on" oldu u için "bir yirmi demek "ikinci ondan bir" demektir. Bunun gibi, meselâ "36" demek için ya "otuz artukı altı", yahut "altı kırk" demek icap eder.
8- Bugünkü "li, lı, lü, lu" ekleri yerine "lig, lıg" ekleri vardır. "dizlig", "ka anlıg" kelimeleri "dizli", "ka anlı" demektir.
9- Mef'ûlübih eki "g, ig, ıg" ekleridir. Kişig, ordug, işig, budung kelimeleri "kişiyi, orduyu, işi, budunu" demektir.
10- Mef'ûlüileyh eki "ke, ka" dır. "Ka anka" bugünkü Türkçe?ye göre "ka ana" demektir.
11- Gök Türkçe?de mef'ûlüanh yoktur. Onun yerine mef'ûlüfih kullanılır. Meselâ "anda kisre" "ondan sonra" demektir.
12- Tasrif olunmayan rabıt sigaları biraz başka türlüdür: "Süre", "aşa", "yeyü", "ölü" kelimeleri bugünkü Türkçeye göre "sürerek", "aşarak", "yiyerek", "ölerek" demektir. "Kodıp", "koyup" demektir. "Kelipen", "olurıpan" ise yine "gelip", "oturup", demek olup bugünkü Türkçe?de kullanılmayan bir şekildir.
13. Gök Türkçe?de bugünkü gibi ism-i fâil yoktur. Fakat buna karşılık başka bir şekil vardır ki sonraları kullanılmamıştır. "Veren" ve "varan" ism-i fâillerinin Gök Türkçe?deki karşılı ı "berigme" ve "barıgma" dır.
14- Bugünkü Türkçe?de bazı "y" ler, Gök Türkçe?de "d" dir. Meselâ "adak", "bod", "kodıp", "udımadım" kelimeleri "ayak", "boy" (kabile), "koyup", "uyumadım" demektir.
|
|
|
| Türk Soyu |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 04:57 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Türk Soyu
Tarihte Türk ırkı hakkında çeşitli tasvirler yapılmıştır. Çin,Latin ve Grek kaynaklarında Türkler daha çok Mo ol tipinde tasvir edilmişlerdir. Bunun sebebi ise Türkler'in tarih boyunca en çok temasının Mogollar'la olmasıdır. Mo ol kitleleri yıllarca Türkler'in idaresinde yaşamış,göçlere,savaşlara Türkler'le beraber katılmışlardır. Bunun sonucunda bu kaynaklar Türk ile Mo ol tipini birbirine karıştırmıştır.
Son yarım asır içinde yapılan ilmi çalışmalar ve araştırmalar sonucu Türkler'in beyaz ırka mensup bulundukları, yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan "Europid" adı verilen grubun "Turanid" tipine mensup bulundukları anlaşılmıştır. Kafa yapıları Brakisfal (yuvarlak kafalı)dır. Türklerin kendilerini başta "Mongolid" Mo ollar olmak üzere di er topluluklardan ayıran antropolik çizgilere sahip oldukları tespit edilmiştir. Türkler'in hakim vasfı beyaz renk,düz burun,de irmi çene,hafif dalgalı saç,orta gürlükte sakal ve bıyıktır.
Turan tipine örnek olan Orta Asya, Maveraünehir ve di er Yakın Do u Türkleri beyaz tenli ,koyu parlak gözlü, de irmi yüzlü,endamlı,sa lam yapılı erkek ve kadınları ile Ortaça kaynaklarında güzelli in timsali olarak gösterilmiş hatta ıran edebiyatında Türk sözü "Güzel ınsan" manasında kullanılmıştır. Tevrat'ta nakledilen bir rivayette ise Türk soyunun Ham ve Sam'dan de il, Yafes'den türemiş olarak beyaz ırktan geldi i gösterilmiştir.
|
|
|
| Bati (avrupa) Hunlari |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 04:54 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Bati (avrupa) Hunlari
Kimlikleri hakkında 200 yıldan beri türlü tahminler yürütülen ve bazı bilginler tarafından Mo ol (K. Shiratory, Asya Hunlarını Mo ol saydı ı için), Türk-Mo ol karışımı (P. Pelliot, R. Grousset), Türk-Mo ol-Mançu karıçımı (L. Cahun vb.), Fin-Ugor (Klaproş, K. F. Neumann vb.) oldukları veya do rudan do ruya îslav menşeinden geldikleri (Venelin, îlovayski, Zabelin, înostrantsev), yahut Germen soyuna mensup bulundukları (Müllen-hoff, A. Fick, R. Much, J. Hoops), veya Kafkas kavimlerinden bir kol teçkil ettikleri (L.Jeliç, Gy. Meszaros) ileri sürülen Batı Hunlannın Asya Hunlarının torunları oldukları son zamanlardaki araştırmalarla daha da açıklık kazanmıştır. Bu hususta birçok tarihî, co rafî, linguistique ve kültürel deliller gösterilmiştir: Co rafyacı Strabon (ölm. 25) Hunların Grek -Baktria krallı ının do usunda olduklarını söylerken, tarihçi Plinius (ölm. 125) adı geçen krallı ın Hunlar tarafından yıkıldı ını kaydeder ki, bu Hunlar'ı Çin kaynakları Hiung-nu olarak tanıtmıştır. Orosius (1. asrın sonları) ve Ptolemaios (M.Ö. 160-170) haritalannda "Hun"ların oturduklan bölgeler Çin kaynaklarında Hiung-nulann toprakları olarak belirtilmiştir. Batı Hunlarının Asya Hunlarından geldikleri hakkında kuvvetli bir delil de Fr. Hirş tarafından ortaya konmuştur. Buna göre, 355-365 yıllarında Alan ülkesinin (Hazar-Aral arası) istila edilmesi münasebeti ile Çin kaynakları (Wei-shu) bu memleketin Hiung-nular tarafından zapt olundu unu kaydederken, o devir Latin yazan A. Marcellinus (4. asır sonu) feşin Hunlar tarafından yapıldı ını belirtmiştir. Aynı hadise üzerinde birbirini do rulayan bir Uzak-do u ve bir Batı kayna ının tesbit etti i Hiung-nu=Hun aynîli i, Çin'de, Hun başbu u Liu Yüan sülalesi (304-329) tarafından Lo-Yang'ın zaptında (311) esir düşen Sogdlu tacirlerden bahseden, Çin Tabgaç hüküm-darı Kao-çung (452-465)'a yazılmış Sogd dilinde bir metin ile de ayrıca teyidedilmektedir.
Geniş Hun imparatorlu u topraklannda başta Gotça olmak üzere çeşitli Germen lehçeleri, îslav, îranî ve Fin-Ugor dilleri, Latince ve Grekçe konuçulmakta idi. Kaynaklarımızda Hunlardan kalma dil yadigarlarından bir kısmının bu yabancı dillere ait olması tabiî görülebilece i gibi, hatta Hun hükümdar ailesinden veya yakın akrabalanndan bazılannın adlannın bilhassa Gotlarla çok sıkı münasebet dolayısıyle Gotça'dan gelmiş olmasıda mümkündür. Fakat hükümdar sülalesinin soyca Türk oldu unda ve Hun kütlesinin Türkçe konuşiu unda şüphe yoktur . Hükümdar ailesinde tesbit edilen adlar şöyledir: Karaton (kara don = siyah renkte elbise. Veya Ka-ra-tun /güçlü soy/: , Muncuk (boncuk, aynı zamanda "bayrak" manasında, Attila'nın babası), Attila, îlek, Dengizik (=dengiz = deniz'den), îrnek (Attila'nın üç o lu), Aybars, Oktar (Attila'nın amcaları), Arıkan (Arıghan). Tanınmış kimseler: Basık, Kursık,Atakam, Eşkam. Topluluk: Akatir, şar (Sarı = ak) - Ogur. Ayrıca, kımız Hatta Dura-Europos (Fırat nehrinin orta mecraında Suriye-Irak sınırına ya-kın yerde buluntu yeri)'da ele geçen M. 3. yüzyıl ortalarından kalma Parş ve Parsî dilindeki kitabede Güney Kafkasya'daki Hunlann Erk Kapgan, Topçak, Tarkan-beg, Kubrat, Kurtak gibi Türkçe adlar taşıdıkları ileri sürülmekte ve Batı Hun hükümdar ailesinin Asya tanhularından indiklerini tespit bile mümkün görülmektedir.Hunlar 4. asnn ortalarında Alan ülkesini ele geçirdikten sonra, 374'de îtil (Volga) kıyılarında göründüler. O tarihlerde Karadeniz kuzeyindeki düzlükler bir Germen kavmi olan Got'ların işgali altında idi. Don-Dinyeper nehirleri arasında Do u Got'ları (Ostrogot), onun batısında Batı Got'lan (Vizigot) bulunuyordu. Daha batıda Transilvanya ve Galiçya'da Gepid'ler, bugünkü Macaristan'da Tisza nehri havalisinde Vandal'lar vardı. Bu dört Germen kavmi dışında aynı bölgede îranlı ve îslav kütleler, daha başka küçük Germen topluluklan da yaşıyordu. Hun başbu u Balamır (veya Balamber)'ın idaresindeki büyük taarruz önce Do u Got'larına çarptı ve bu devleti yıktı (374), kral Ermanarikh intihar etti. Yerine geçen Hunimund. Hunlar tarafından "tayin" edilmişti. "Hayret edilecek bir hareket kabiliyeti ve geliş-miş bir süvari takti i ile" devam eden Hun taarruzu'^'nun Dinyeper kenarında vurdu u a ır darbe Batı Got'larını da çökertti ve kral Atanarikh, kalabalık Vizigot kütleleri ile batıya do ru kaçtı (375). Böylece Hun askerî gücü-nün harekete geçirdi i ve çeşitli kavimlerin birbirlerini yerlerinden atarak, topraklanndan çıkararak, Roma imparatorlu unun kuzey eyaletlerini alt-üst ederek ta îspanya'ya kadar uzanmak suretiyle Avrupa'nın eşnique çehresini de iştiren tarihî "Kavimler Göçü" başlamış oldu. Anî ve şiddetli Hun darbelerinin, beklenmedik mahallerde görünen Hun akıncı müfrezelerinin Do u Avrupa kavimleri arasında uyandırdı ı dehşet, Batı dünyasında korkunç akisler yaratmıç, Hunlar aleyhine, ço u Latin ve Grek kaynaklarında kayıtlı, inanılmaz rivayet ve hikayelerin çıkmasına ve yayılmasına sebep olmuştur. Hunlar Gotlardan, Alanlardan ve Germen Taifallardan teşkil ettikleri yardımcı kuvvetlerle takviyeli olarak ilk defa 378 baharında Tuna'yı geçtiler ve Romalılardan mukavemet görmeksizin Trakya'ya kadar ilerlediler. Ancak Roma topraklarında görünen bu kuvvetler keşif vazifesini yapan öncülerdi. Nitekim aynı tarihlerde bugünkü Macaristan ovalarına kadar akınlar tertiplenmişti Hunlardan korkan, bugünkü Avusturya arazisindeki Markomanlarla Kuadlar Roma topraklarına geçmeye hazırlanırken, îran asıllı Sarmatlar sınırları ("limes") aşıp Roma imparatorlu u'na giriyor, önce Transilvanya'da duraklamış olan Batı Gotlan da Roma hudutlarını geçiyorlardı (381). Di er taraftan bir kısım Germen menşeli kütlelerle îranlı Baştarnalar Pan-nonia (Batı Macaristan)'dan Alplere do ru sarkarak îtalya'yı tehdide başlamışlardı.
Hunlar Roma ımparatoru şeodosios I'in ölüm yılı olan 395'te yeniden harekete geçtiler. Bu hareket iki cepheli idi: Hunlardan bir kısım Balkanlar'dan Trakya'ya ilerlerken, daha büyük sayıda di er bir kısım Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya yöneltilmişti. Hun devletinin Don nehri havalisindeki "do u kanadı" tarafından tertiplenen Anadolu akını, Basık ve Kursık adlı iki başbu un idaresinde idi. Romalıları oldu u kadar Sasanî imparatorlu unu da telaşa düşüren bu akında Hun süvarileri Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadilerini takiben Melitene (Malatya)'ye ve Kilikia (Çukurova)'ya ilerlemişler, bölgenin en tahkimli kaleleri olan Edessa (Urfa) ve An-takya'yı bir müddet kuçattıktan sonra, Suriye'ye inerek Tyros (Sür)'u baskı altına almıçlar, oradan Kudüs'e yönelmişlerdi. Çok sür'atli cereyan eden bu harekattan korkuya kapıldıkları için Hunlara dair acaip hikayeler uyduran kilise adamlarının dehşet dolu gözleri önünde, akıncılar sonbahara do ru, kuzeye çark ederek Orta Anadolu'ya, Kappadokia Galatia (Kayseri-Ankara ve havalisi)'ya ulaştılar ve oradan Azerbaycan-Bakü yolu ile kuzeye, merkezlerine döndüler (395-396). Bu, Türkler'in Anadolu'da, tarihîkayıtlarla sabit ilk görünüşleri olmalıdır. 398'de daha küçük çapta tekrarlanan bu akınlar karşısında Do u Roma'nın genç imparatoru Arkadius hiçbir ciddî tedbir alamamıştı.
Batıda Hun baskısı, 400 yılına do ru, başbu Uldız kumandasında iyice hissedildi. Balamır'ın o lu veya torunu oldu u sanılan Uldız, Attila'nın son yıllarına kadar takip edilecek Hun dış siyasetinin esaslarını tesbit etmişti ki, buna göre, Do u Roma, yani Bizans daima baskı altında tutulacak, Batı Roma ile iyi münasebetler devam ettirilecekti. Çünkü Bizans'ın Hun nüfü-zuna alınması ilk hedefi teşkil ediyor, buna karçılık, Batı Roma topraklarına tecavüz ederek huzursuzluk çıkaran "barbar" kavimler aynı zamanda Hunların da düşmanları olduklan için, Batı Roma ile müşterek hareket gerekiyordu. Nitekim Uldız'ın Tuna'da görünmesi ile Kavimler Göçü'nün 2. büyük dalgası başlamış, Asding Vandalları, Hunlardan kaçan Vizigotlar îtalya'da görünmüşlerdi. Alarikh'in idaresindeki bu Got tehlikesi Romalı kumandan Stilikho tarafından güçlükle önlendi (Nisan 402). Fakat daha korkunç bir barbar belirdi ki, bu da, Hun korkusu ile yerlerini terk etmiş olan Vandal'ları, Sueb'leri, Kuad'ları, Burgond'ları, Sakson'ları, Alaman'ları vb. kendi demir yumru u altında birleştirmiş olarak Roma üzerine atılan Radagais idi. îtalya'da müşiş tahribat yapıyor, Roma'yı yeryüzünden kaldıraca mı ilan ediyordu. Stilikho'nun bile Pavia savaçında durdurma a muvaffak olamadı ı bu barbar şef, ancak Türkler karşısında mahküm oldu. Büyük Feasu-lae (= Fiesole, Floransa'nın güneyinde) muharebesinde bizzat Uldız'ın kumanda etti i, Romalı kuvvetlerle takviyeli Hun ordusu tarafından ma lüp edilen Radagais yakalandı ve idam edildi (A ustos 406). Bu zaferi ile Uldız Roma'yı kurtarmış oldu.O aynı zamanda Hun kudretinden bir kere daha ürken Vandal, Alan, Sueb, Sarmat, Kelt vb. kütlelerini Ren nehri ötesine, Galya'ya gitme e zorlamakla, Hunların batıya yönelik yolları üzerindeki engelleri kaldırmış, buralarda Hun kuvvetlerinin serbest hareketlerine imkan hazırlamıştı.Sınırları Asya'da Aral gölünün do usuna kadar uzandı ı anlaşılan Hun imparatorlu unun "batı kanadı" kralı (= elig, bk. aş. Kültür: Hükümdar) oldu u tahmin edilen Uldız 404-405 yıllarında ve bilhassa 409 yılında Tuna'yı geçerek, nehrin güneyinde bazı köprü başlarını tutmak suretiyle Bizans'a Hun tehdidinin eksilmedi ini göstermiş ve Grek kaynaklarına göre (Sozomenos, Codex şeodosianos vb.), kendisi ile barış müzakeresi için gönderilen Trakya umumî valisi (magister militum)'ne "Güneş'in battıgı yere kadar her yeri zaptedebilirim" diyerek meydan okumuştu. Uldız'ın ölümü (410 sıraları)'nden sonra Hun imparatorlu unun başında Karaton bulunuyordu. Bunun hakkında bildi imiz sadece 412 yılında Bizans elçisi Olympiodoros'un onun yanına gitmiş oldu udur138. Karaton daha çok do u işleri ile u raşmış görünmektedir. 422'ye kadar Hunlar hakkında bilgi verilmedi inden o kanattaki meşguliyetin on sene kadar sürdü ü tahmin edilmektedir. 422 yılı Avrupa Hunları tarihinde yeni bir devrin başlangıcı gibidir. Bu sene-de Hun hükümdar ailesine mensup dört kardeşten (Rua, Muncuk, Aybars, Oktar) biri olan Rııa, imparatorluk makamını işgal ediyor, Muncuk (Attila'nın babası) erken öldü ü için, di er iki kardeş "kanat elig'leri" durumunda bulunuyorlardı. Siyasette Uldız'ın izinde yürüyen Rua, Bizans'ın, Hun ordusunu isyana teşvik etmek ve tabi kavimleri Hun'lardan ayırmak maksadı ile Hun topraklarında faaliyete geçirdi i casusluk şebekesini ve propagandacıları ileri sürerek tertipledi i Balkan seferinde (422), mukavemet göstermeyen Bizans'ı yıllık vergiye ba ladı: 350 libre altın (25,200 solidus) ımparator şeodosios II. (408-450)'nin, 423'te henüz 4 yaşında iken Batı Roma imparatoru ilan edilen Valentinianus III. karçısında Roma'ya sa-hip olmak iddiası ile îtalya'ya ordu ve donanma sevk etmesi Batı Roma'yı Hunlara daha çok yaklaştırdı. Roma Senatosu'nun da küçük imparatorun yerine 1. "Notarius" (devlet baş müsteşarı) Johannes'i seçmesi üzerine o sırada 35 yaşında bulunan ünlü asilzade F. Aetius (Aesius), yardım sa lamak için Rua'nın yanına geldi. Hun imparatoru 60 bin süvari başında îtalya'ya yöneldi. Savaşa girmeden kuvvetlerini çeken Bizans'tan a ırca bir harp tazminatı alındı. ıleride Attila ile hesaplaşacak olan Aetius gençlik ça ının Roma tahtı içlerine karışmaktan do an buhranlı anlannı Hun yardımı ile atlatmış, "magister militum" iken "konsül"lü e yükseldi i 432 yılında Afrika'da Vandal kralı Geiserikh ile mücadele eden rakibi Bonifacius karşısında, canını Rua'ya sı ınmak suretiyle kurtarmış, imparator Valentinianus'un annesi Placidia da Hun kuvvetlerinin îtalya'ya yönelmesi üzerine Aetius ile uzlaşma a mecbur olmuştu.Bütün bunlar Rua'nın kuvvetli şahsiyeti ile Hun devletinin her iki Roma'nın iç ve dış siyasetlerine yön verdi ini göstermekte idi. Artık Hunlara tabi "barbar" kavimlerin Roma'ya güvenerek herhangi bir harekete kalkışmaları bahis konusu de ildi. Ancak, Bizans tarihçisi Priskos'un ifadesi ile "Rua'dan barışı yılda 350 libre altınla satın almış olan şeodosios II" yine de, Hun idaresinde yaşayan yabancıları gizlice kışkırtmaktan geri kalmıyordu. Bu sebeple Rua o zamana kadar mutad olan, Bizanslıların Hun imparatorlu undaki yabancılardan ücretli asker toplama faaliyetlerini ve Bizanslı tacirlerin Hun topraklarında ticaret yapmalarını yasak etti. Ülkesi dahilinde hiçbir Grek serbest dolaçamayacak ve ticaret belirli sınır kasabalarında yapılacaktı. Bu arada Rua, bir müddet önce Bizans'a sı ınmış olan Hun ileri gelenlerinden Mama ile Atakam'ın o ullarının ve di er Hun kaçaklarının iadesini istedi. şeodosios II. süratle andlaşma yolu bulmak ümidi ile elçilik hey'etini Hun başkentine gönderme e karar verdi. Fakat o sırada Rua öldü (434 bahan). Bizans kudretli bir düşmandan kurtuldu u için seviniyor, piskopos Proculos, vaazlarında Tanrı'nın, dindar împarator şeodosios'un dualarını kabul ederek Bizans üzerinden bir tehlikeyi kaldırdı ını söylüyordu Fakat Hun sınırlarına gelen Bizans elçilik hey'eti Rua'yı da gölgede bırakan bir başbu ile karşılaştı: Attila (Etil).Hunların başına geçti i zaman 39-40 yaşlarında olan Attila, babası Muncuk erken öldü ü için, amcası Rua'nın yanında yetişmiş, onunla birlikte seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak imkanını bulmuş, devlet idaresini ve Hun iç ve dış siyasetinin esaslarını ö renmişti. Memleketi büyük kardeşi Bleda (sonraları Macarlar tarafından Buda diye amlmıştır) ile birlikte devralmıçlardı. Fakat kaynaklarda açıklandı ına göre, e lenceden hoşlanan, enerjisi kıt Buda, ikinci planda kalarak, devleti ciddî bir hükümdar vasfını taşıyan kardeşine bırakmıçtı. Ordu ve dış ilişkilerin düzenlenmesi Attila'nın elinde idi. Amcaları Aybars (do u kanadı elig'i) ve Oktar (batı ka-nadı elig'i), Rua zamanındaki yerlerini muhafaza ediyorlardı. Aralarında iddia edildi i gibi bir rekabet bahis konusu olmadıktan başka, Bleda da "ikti-dar hırsı ile yanan" Attila tarafından ortadan kaldırılmış de ildi. Attila'nın yardımcısı sıfatı ile 11 yıl Hun imparatorlu unun idaresine katılan Bleda 445'te eceli ile ölmüştür.434 yılı baharında Hun sınırlarına gelen Bizans elçilerini Attila, Tuna ile Morava nehrinin birleşti i yerdeki Bizans Margos (bugünkü Dubravica) kalesinin tam karşısında- Tuna'nın kuzey kıyısında- bulunan Konstantia surları önünde, at üzerinde karşıladı ve dinlenmelerine dahi izin vermedi i elçilerin biri konsül-general, di eri seçkin bir diplomat olan temsilcilerine, ta-leplerini, barış şartlan olarak yazdırdı. Konstantia Barışı (veya Margos Barışı) diye anılan bu andlaşmanın başlıca maddelerine göre, Bizans bundan böyle Hunlara ba lı kavimlerle müzakerelere, ittifaklara girişmeyecek, Hunlardan kaçanlara esir alınmış Bizans teb'ası dahil sı ınma hakkı tanımayacak, Bizans elinde bulunanlar iade edilecek (Grek asılh olanlar için fidye verilebilecek), ticarî münasebetler yine belirli sınır kasabalarında devam edecek ve Bizans'ın ödemeyi taahhüt etti i yıllık vergi iki katına (700 libre altın veya 50, 400 solidus) çıkanlacaktı.şeodosios II'nin aynen kabul etti i bu anlaşmanın hükümleri icabı olarak, Hunlara iade edilen kaçakları Attila, daha Bizans ülkesi içinde, Trakya'da Karsus (Bulgaristan'da Hirsovo) kalesinde astırdı. Bu durum Hunlar arasında oldu u kadar Bizans'ta, Roma'da ve di er kavimler arasın-da Attila adının dehşet saçan bir otoritenin timsali haline gelmesine yardım etti. Bundan sonra Attila, imparatorlu un do u bölgelerinde, at üzerinde, aylarca süren bir teftiş gezisi yaparak, îtil (Volga) kıyılarındaki şaragur (Ak-Ogur)'ların ayaklanma teçebbüsünü bastırdı (435). Batı kanadının a ırlık merkezi Tuna etrafında, do u kanadının a ırlık merkezi Dinyeper havalisinde oldu u tahmin edilen bu tarihlerde Hun imparatorlu unda, kaynaklardan (Priskos, Jordanes, P. Diaconus, J. Honorius vb.) takip edilebildi i kadar, başlıca şu topluluklar yer almışlardı:a. Germenler (do udan batıya): Do u Got, Gepid, Turciling, Sueb, Markoman, Kuad, Herul, Rugi, Skir.b. îslavlar (Orta ve Batı Rusya'da): Veneda, Ant, Sklaven.c. îranlılar (Kafkaslar'dan Tuna'ya kadar, da ınık halde): Alan, Sarmat, Baştarna, Neur, Roxolan.d. Fin-Ugorlar (Ural'dan Baltık'a kadar): Çeremis, Mordvin, Merya, Veşi, Çud, Est, Vidivari.e. Türkler: împaratorlu un her tarafına yayılmış olarak Hunlar, Karadeniz kuzeyi düzlüklerinde Volga'ya kadar Beş-ogur, Altı-ogur, On-ogur, şaragur, Azak'ın batısında Akatir . Volga'nın do usunda Sabar ve başka Türk kütlelerdi.Sayıları 45'e varan ve çeçitli dil ve soydan olan bu kavimler yalnız siyasî yönden bir birlik teçkil etmekte, yabancı kavim veya zümreler ancak reisleri, şefleri ve kralları vasıtası ile devlete ba lı bulunmakta idiler. Hun imparatorlu u dahilinde sükünet vardı. 442 yılında, Hun devlet meclisi başkanı ve başbakan olan Onegesios ile Attila'nın büyük o lıı îlek idaresindeki Hun orduları tarafından bastırılan Akatir isyanı dışında bu sükünet bozulmamıçtı. Halbuki Roma imparatorlu- unda, Kavimler Göçü dolayısiyle hareket halinde olan kavimlerin geçiş yolları üzerinde geniş ölçüde tahribat yapmaları, yerli halkın mahsülatını zorla ellerinden almaları vb. yüzünden patlak veren ve genişleyen köylü (Bagaudlar) isyanlan nizam ve asayişi iyice sarsmış, buna karşı Roma, Aetius vasıtası ile bir kere daha Hunlara müracaat zorunda kalmıştı. îki yıl kadar süren müdahale sonunda, Attila'nın gönderdi i Hun müfrezelerinin yardımı ile isyancı elebaşılar Aetius tarafından ortadan kaldınldı ise de bu defa da, Kral Gundikar idaresinde bugünkü Belçika bölgesine saldıran Burgondlarla savaşma a mecbur olundu. Bilhassa Necker nehri boyunca cereyan eden muharebelerde Hun ordusuna batı kanadı elig'i Oktar kumanda edi-yordu ki, rivayete göre, Kral Gundikar dahil 20 bin Burgond'un öldü ü bu Hun-Burgond mücadelesi Almanların meşhur "Nibelungen" destanlarına konu teçkil etmiştir. Bütün "Germania"nın Hunlar tarafından zaptını tamamlayan bu savaşlar neticesinde, 436'yı takip eden yıllarda, şu kavimlerin de Türk idaresine alındı ı anlaşılmaktadır: Burgondlar, Bayavurlar, Yuşanglar, aşa ı Ren sahasındaki Franklar, Türingler, Longobardlar Hun hakimiyetinin "Okyanus adaları"na, yani Kuzey Denizi ve Manş kıyılanna ulaştı ı, hadiselere ça daş tarihçi Priskos tarafından bildirilmiştir.440'dan itibaren Attila Bizans'a karşı baskıyı artırdı. Çünkü şeodosios II, Konstantia andlaçmasının hükümlerine aykırı olarak, Hunlardan kaçanları iadede a ır davranıyor, hatta bunlardan bazılarını yüksek makamlara getiriyordu. Mesela Got menşeli Arnegisclus'u "general" rütbesi ile Trakya'da Hun sınırında vazifelendirmişti. Müşterek pazar yerlerinde Grek tacirleri Hunları aldatıyorlardı. Margos piskoposu, Konstantia civannda, kıymetli madenlerden yapılmış silahlan ve ziynet eşyası ile birlikte gömülen Hun büyüklerinin mezarlarını soymuş bu davranış Hunları infiale sevk etmişti. Nihayet Bizans, yukarıda geçen Akatirler isyanında tahrikçi rol oynamıştı. Di er taraftan Kuzey Afrika Vandal kralı Geiserikh, Akdeniz'deki harekatını engelleyen Bizans'a karşı Attila'dan yardım istemişti. Bu sebeplerle Attila'nın idaresinde olarak, Margos'un zaptı ile başlayan 1. Balkan seferi (441-442), Singidunum (Belgrad) ve Naissus (Niş) üzerinden Trakya'ya do ru gelişirken, Batı Roma'nın aracılı ı neticesinde hızını kesti. Roma orduları başkumandanı Aetius, bundan böyle şeodosios'un andlaşma şartlarına riayet edece ini garantilemek üzere kendi o lu Karpilio'yu Hun sarayına rehine olarak göndermişti. Bu sefer sonunda Tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçmiş, daha geri hatlardaki tahkimat yıktırılmıç, Balkanlar'da Hunlara karşı durabilecek mukavemet yuvaları kaldırılmıştı.
445'te Bleda'nın ölümü üzerine tek baçına Hun imparatoru olan Attila, iktidarının çahikasına yükselmekte idi. Batı Asya ile Orta Avrupa'ya hakimdi. Her iki Roma'nın durumları meydanda idi. Attila'ya karşı koyabilecek bir kuvvetin kalmayışı, bir psikolojik belirti olarak, "savaş tannsı Ares'ın kılıcını Attila'nın ellerine verdi. Priskos'a göre, uzun zamandan beri kayıp olan bu kutlu kılıç bir Hun çobanı tarafından bulunarak Attila'ya getirilmişti. Artık dünyanm feşi yakındı, zira Ares'in kılıcı vasıtası ile yeryüzüne hükmetme yetkisinin Tanrı tarafından Attila'ya tevdi edildi ine inanılıyordu.
Bu duruma ilaveten Bizans'ın kaçakları geri vermekten çekinmesi, yıllık vergiyi ödemede isteksizli i 2. Balkan seferinin açılmasına sebep oldu (447). Attila'nın idaresi altında birkaç noktadan Tuna'yı geçen Hun ordusu, iki koldan ilerleyerek kaleleri, Sardika (Sofya), Philippopolis (Filibe), Marki-anopolis (Preslav), Arkadiopolis (Lüleburgaz) müstahkem mevkî ve şehirlerini zapt ede ede ve Tesalya'da Termopil'e kadar geniş bir daire çizdikten sonra, Bizans başkentini kuşatmak üzere Aşyra (Büyük Çekmece)'ya ulaştı. Orada, barış yapmak için şeodosios'un sür'atle gönderdi i magister ve patricius Anatolios, Attila tarafından kabul edildi ve anlaşmaya varıldı (Anatolios Barışı). Buna göre, Tuna'nın güneyinde beş günlük mesafedeki yerler askerden arındırılacak, buralardaki pazarlar yerine, artık bir Hun sınır şehri haline gelen Naissus(Niş)'da ortak pazar kurulacak ,Bizans, harp tazminatı olarak 6000 libre altın ödeyecekti. Ayrıca yıllık vergi üç katına (2100 libre altın veya aş. yk. 150.000 solidus) çıkarılmıştı.Bizans bakımından en a ır şart yıllık vergi idi. Her sene bu kadar altın tedarik edilmesi imparatorlu un takatini aşıyordu. şaçırdı ı anlaşılan şeodosios, sarayındaki ileri gelenlerin de tavsiyesi ile, garip bir kurtuluş yolu buldu: Bir suikast ile Attila'yı ortadan kaldırmayı planladı. Başında Edekon (umümîyetle kabul edildi ine göre, Skir Germenlerinin şefi. Fakat A. Vambery'ye göre Türk. Adın aslı Edikkün) ve Orestes (Pannonia'lı bir Romalı)'in bulundu u Hun elçilik heyeti ile birlikte Bizans başkentinden Attila'nın devlet merkezine, yani Orta Macaristan'a do ru yola çıkan, tanınmış hukuk bilgini Maximinos baçkanlı ındaki heyette, seyahat notları, başta Attila ve ça ı olmak iizere 5. asır Avrupa Türk tarihini ayrıntılı şekilde ö renmemize yardım eden katip Priskos da dahil bulunuyordıı. Suikastı gerçekleştirmekle vazifeli Bigila'nın da katıldı ı heyet 448 yılı yazında Hun başkentine (yeri belirlenememiştir) geldi inde, durumdan Edekon vasıtası ile haberdar olan Attila, yaptı ı alenî sorguda Bigila'ya maksat ve faaliyetlerini itiraf ettirdi. Bizanslıların hiçbirine dokunmadı, fakat şeodosios'a hitaben yazdı ı şu mesajı husüsî elçi ile imparatora yolladı: "şeodosios, Altila gibi, asîl bir bahanın ogludıır. Altila, babası Mııncuk'tan aldı ı asaleti mııfıafaza etmiş, fakat şeodosios Attila'nın haraçgüzarı olmakla köle durumuna diışmüftür. şeodosios kölelik haysiyetini de koruyamamıştır, çünkü efendisi olan Attila'nın canına kıymak istemiştir . Attila'yı teskin etmek üzere Bizans' tan, derhal, yukarıda adı geçen Anatolios ile magister ve kançılar Nomos baçkanlı ında ikincj bir heyet yola çıkarıldı. Bu elçiler Hun başkentinde Attila'yı, tahminler hilafına, sakin ve yumuşak buldular. Zira Hun dış siyaseti de işmekte idi: împarator şeodosios'un şahsında Bizans'ı tamamen kendi iradesine ba lı kabul eden Attila, artık Batı Roma'ya yönelme zamanının yaklaştı ı kanaatine varmış bulunuyordu.Batı Roma'ya esasen son mühim askerî destek 439 yılında yapılmış, ondan sonra yardımlar tedricen kesilmişti. Batı Roma, Hun devletine yıllık vergisini muntazaman ödemekle beraber gelişen yeni durumun farkında olan başkumandan Aetius, muhtemel bir Hun-Roma çatışmasına hazırlanmakta idi: "Barbar"larla münasebetlerini düzeltmiş, onlardan aldı ı ücretli askerlerle, Türk usülünde, ço u süvari birliklerinden kurulu ordular teşkiline girişmiş, Hunlar'a ba lı bazı kavimlerle gizli temaslar arama a başlamıştı. Buna karşılık Attila da 443 yıllarında tekrar alevlenen ve Galya'dan ıspanya'ya da sıçrayan köylü isyanları ile yakından ilgileniyor, Roma'ya karşı Vandallarla işbirli i innkanlarını araçtırıyordu. O da, şüphesiz, Roma imparatorlu u ve "barbar"lardan meydana gelen bütün bir Batı dünyası ile hesaplaşaca ı için işin ehemmiyet ve nezaketini takdir etmekte idi.448'lerden itibaren iki yıl kadar süren Hun siyasî ve askerî hazırlı ı tamamlanınca, Attila ilk diplomatik taarruzunu Roma'ya yöneltti. împarator Valentinianus III'ün kızkardeşi olup, vaktiyle, evlenmek arzusu ile Attila'ya nişan yüzü ü gönderen ve 425'ten beri imparator hukukunu haiz oldu unu belirlemek üzere "Aııgıısta" unvanı ile anılan, BibBiiiiiibşmen tabiatlı Honoria'yı zevceli e kabul etti ini bildiren Attila, çehiz olarak imparatorlu un Honoria'nın hissesine duşen yarısını veya "Augusta"nın kocası sıtatı ile Roma ımparatorlu unun idaresine iştirak hakkını istedi.Önce oyalama yolunu tutan Valentinianus ile Aetius'un teklifi nihayet açıkça reddetmeleri, büyük Hun seferini meşrü duruma soktu. Ren kıyılarındaki Ripuar Frankları ve Vizigotlarla ilgili bir iki anlaşmazlık da savaş havasını olgunlaştırdı.
451 başlarında Orta Macaristan'dan batıya harekete geçen Hun kuvvetlerinin mevcudu, 80-100 bini Türk, bir o kadarı da yardımcı Germen ve îslav olmak üzere 200 bin kişi civarında idi. Hun orduları Mart ayı ortalarına do ru Ren nehrini üç noktadan açarak Galya'ya girdi i sırada, îtalya'dan yola çıktıktan sonra, Hun düşmanı "barbar"ların sa ladı ı takviyelerle sayısı yine 200 bine yükselen Aetius kumandasındaki Roma ordusu Galya'da kuzeye do ru hızla ilerliyor; Hun ordulan Mettis (Metz)'i (7 Nisan) ve Durocortorum (Rheims)'i zaptederek Paris yakınındaki Aurelianum (Orleans) şehrine ulaştı ı zaman, Aetius da oraya yetişmiş bulunuyordu. Fakat karşılaşma Attila'nın Türk takti ine daha uygun gördü ü Katalaunum (veya Campus Mauriacus /Kampus Mavriyakus/ sahası. Troyes şehrinin batısında Champagne ovasına do ru)'da oldu (20 Haziran 451) Batı dünyasının iki yansının birbiri üzerine yüklendi i, nihayet 24 saat süren ve iki tarafın çok a ır kayıplar verdi i (Jordanes'e göre 165 bin ölü!) muhakkak olan bu büyük savaşta kimin galip geldi i hala münakaşa edilmektedir. Avrupalı tarihçiler, ta A. şierry'den beri (1856), Attila'nın yenildi ini söylerler ve buna Roma kuvvetlerinin imha edilmeden Hunların çekildi ini delil gösterirler. Ancak son araştırmalar meseleye biraz daha ışık tutmuş görünmektedir: Anlaşılmıştır ki, savaş gününün akçamı Roma ordusu da ılmış, birlikleri arasında irtibatı kaybeden başkumandan Aetius bile yanlışlıkla düştü ü Hun kıt'aları arasından güçlükle kurtulmuş, ertesi gün erken saatlerde, Roma'ya ba lı Batı Got ordusu, savaşta ölen kral şeodorikh'in o lu şorismund idaresinde, muharebe meydanından uzaklaşmış, a ır kayıplara u rayan Frank kuvvetleri de onlan takip etmişti. Ayrıca bu savaşta Attila'nın gayesine ulaştı ı da aşikardı. Batıyı hakimiyetine alabilmek için Roma imparatorlu unun insan ve asker deposu durumunda olan Galya barbarlarını saf dışı etmek iste i ile önce Galya'ya yürümüş olan Attila, Roma'nın bu tabiî müttefiklerinin savaş gücünü kırarak, Roma'yı desteksiz bırakma a muvaffak olmuştu. Ünlü Aetius'un Roma'da gözden düşmesi bunun neticesi idi. Ordularını Galya ortasından oldukça sa lam ve disiplin içinde 20 gün kadar bir zamanda kendi başkenti bölgesine getirebilen Attila kudret ve "korkunçlu unu" muhafaza etti ine göre, Kampus Mauriakus'ta Batı imparatorlu unun ne kazandı ı, o sırada Roma'da sık sık sorulan suallerdendi. Nitekim, daha bir yıl geçmeden Attila, îtalya seferine başladı ı zaman Roma'nın Hunlara karşı çıkaracak kuvveti kalmamıştı. Hadiselere ça daş Prosper Tiro (Papa Leo I'in katibi)'nun kaydetti ine göre Aetius, mukavemet imkansızlı ı dolayısiyle, împarator Valentinianus'un îtalya'dan ayrılmasını tavsiye etmekte idi.
Attila 452 baharında çekirde ini süvari kuvvetlerin teşkil etti i 100 bin kişilik ordusunu Julia Alpleri'nden geçirerek bugünkü Venedik düzlü üne indirdi. Oradaki meşhur Aquileia kalesini zaptettikten sonra Po ovasına girdi. Aemilia bölgesini işgale başlayıp Roma imparatoriu unun o zamanki başkenti Ravenna'yı tehdit etmesi meselenin nihayete erdirilmesine kafi geldi. Roma sarayı endişeli, halk telaşlı, Senato ne olursa olsun barış yap-mak karannda idi. Kilise de bu arzuya katıldı. Sür'atle bir hey'et hazırlandı. Hitabeti ile meşhur Papa Leo 1 ("Büyük Leo") baçkanlı ında konsül G. Avi-anus ve eski "praefecture" Trygetius'dan kurulu bu hey'et, Mincio ırma ının Po nehrine döküldü ü düzlükte ordugahını kurmuç olan Attila tarafından kabul edildi (452 Temmuz ortası). Papa, imparator ve bütün Hıristiyan dünyası adına, büyük Türk başbu undan Roma'yı esirgemesini rica etti. Beş yıl kadar önce kahir bir kuvvetle Çekmece'ye kadar geldi i halde nasıl ıstanbul'u tahrip etmekten kaçınmış ise, Papa'nın a zından Roma'nın teslim oldu unu ö rendikten sonra bu eski medeniyet merkezini korumayı da vazife sayan Attila, muzaffer ordusu ile başkentine dönerken, şüphesiz, tıpkı Bizans gibi, Batı Roma imparatorlu unun da kendi iradesine ba landı ı kanaatinde idi Priskos'un, 448'de Hun başkentinde Batı Roma elçisi Romulus'dan duyarak belirtti i üzere, şimdi sıra Orta-do udaki Sasanîlerde idi. Oranın da himayeye alınması ile "dünya hakimiyeti" gerçekleşecekti. Fakat bu, Attila'ya nasip olmadı. ıtalya seferinden dönüçte, rivayete göre zifaf gecesinde herhangi bir iç kanama neticesi a zından, burnundan kan boşanmak suretiyle öldü (453). Yaşı 60 civarında idi.
Attila, milletlerin hüfızalarında ölümsiizln e ulaşmış tarihin nadir simalarıından biridir. Hatırası etrafında ıtalya'da, Galya'da, Germen memleketlerinde, Britanya'da, ıskandinavya'da ve bütun Orta Avmpa'da asırlarca agızdan agıza dolaşaıı efsaneler türemiş , romancılara, ressamlara, heykeltıraşlara konu olmuş, hakkında en çok kitap yazılan şahsiyetlerden biri durumuna yüksel-miş, tiyatro yazarlanna, kompozitörlere ilham vermiş, adına bir düzineye yakın opera bestelenmiştir. Son yarm asırda yapılan tarafsız tarih araştırmaları onun, Hıristiyan Orta-çagının taassup kokulu uydurmaları ile ilgisi bulunmadıgını, Nibelungen destanlan başta olmak üzere, çagdaşı kayıtlanı onu iyilik sever, babacan, çok yüksek vasıfta bir hükümdar olarak tanıdıgını ortaya koymuştur.Attila'nın ölümünden sonra, hatunu Arıgkan'dan do an üç o lu; sırasiyle îlek, Dengizik, îrnek, babalarının yerini tutamadılar. împarator olan îlek, ayaklanan Germen kavimleri ile yaptı ı Nedao (Avusturya'da) savaşında hayatını kaybetti (454). Çok cesur, fakat siyasî zekadan mahrum Dengizik, imparatorluk birli ini yeniden kurmak için neticesiz mücadeleler içinde çırpına çırpına nihayet bir Bizanslının kılıcı ile can verdi (469). îrnek ise, büyük kardeşlerinin ölümünden sonra, artık Orta Avrupa'da tutunmanın zorlu unu anlayarak, savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük kısmı ile Karadeniz'in batı kıyılarına döndü.
ırnek idaresindeki Hunların, önce Güney Rusya düzlüklerinde görünen, sonra Balkanlar'da ve Orta Avrupa'da birer devlet kuran Bulgarlar ile Macarların teşekkülünde büyük rol oynadı ı anlaşılmaktadır. Tarihî kayıtlarda Bulgar-Türk devletinin hükümdar ailesi olan Dulo (Doulo) sülalesi 'ne mensup gösterilen îrnek, Macar geleneklerinde, Macar kabilelerini Tuna boyuna getirerek orada yerleştiren Arpad hanedanı tarafından ata tanınmaktadır. 4. asırda Hunlara, Volga'dan batıya do ru rehberlik eden geyik motifli "Sihirli Geyik" efsanesinde de, Hunlarla Macarlar (Hunor-Moger) kardeş gösterilmiştir . Nihayet Macaristan'da yaşamış olan Sekellerin Hunların çocukları oldu u zannını uyandıran bir başbu Çaba Efsanesi vardır.Avrupa Hun kütlesi yalnız bu Türk devlet ve topluluklarının oluşuna ve kültür yönünden Batı Avrasya'sına sa lam bir zemin vermekle kalmamış, daha mühim olarak, Asya kıt'asında yer darlı ı, kıtlık yüzünden veya siyasî-askerî bir sebeple sıkıntıya düşen ve bu tedirginlikten kurtulmak için huzurlu, rahat, hür yeni iklimler arayan Türk kütlelerine Batı yönünün açıcısı olmuştur. Aynı zamanda, yol üzerindeki îndo-îranî ve Germen gruplannı (Alanlar, Sarmatlar, Gotlar vb.) ileriye, uzaklara iterek veya kısmen kendi içinde eriterek temizlemek suretiyle bu yolu, sonraki 900 yıl müddetle Türk göçlerinin hizmetine hazırlamıçtır. Bu noktanın bilhassa belirtildi i batı araçtırmalarında, Hunlar üzerinde Avrupa'nın çeçitli kültürel tesiri konusunda düşülen aşırılık da dikkatten kaçmamaktadır.Attila'nm sarayında, yabancı kökenden görevlilerin bulundu u, bunların yüksek mevkiler işgal etti i ve Türk, Got, Latin dillerinin aynı ölçülerde konuşuldu u do rudur. Ancak, halkı Germen ve Latin olan Avrupa kıt'asmda tabiî sayılması gereken bu durumun, derin kültür tesirinden ziyade, Hun-Türk imparatorlu unun niteli inden do du unu kabul etmek daha isabetli olur. Nitekim Hun toplulu u ne dil, ne de hayat tarzı yönlerinden de işikli e u ramamış, siyasî iktidar sona erince de oraları bırakıp Türk çevresine dönmek tercih edilmiçtir. Buna karşılık, Hun hakimiyeti ça ının Avrupa'da şu derin etkileri olmuştur:
a. "Kavimler göçü" yolu ile etnik bugünkü durumun temeli);
b. Savaşlar veya dostça münasebetler yolu ile edebî (Nibelungen Destanı, efsaneler vb.);
c. Bozkır san'atı yolu ile estetik;
ç. Batı Roma imparatorlu unun yıkılması (476. îtalya'nın ilk yabancı kıalı Odovakar, Attila'nın sadık adamlanndan Edekon'un o lu idi) ve büyük istila hareketlerinin başlaması üzerine çok mühim bir tarihî gelişme olarak, Roma-Germen gruplaşma e iliminin uyanması yolu ile siyasî;
d. Hatta köylünün ve güçsüzün korunmasına yönelik "şövalyelik" (dar manada, atlı savaççılık) hayatının ve Roma imparatorluk kavramına karşı millî duyguların yaratıcısı olarak sosyal;
e. Avrupa ordularının Türk sistemine göre ıslahı hareketleri dolayısiyle askeri bakımlardan Türk kültür tesirleri Batı'da hemen bütün Orta-ça lar boyunca devam etmiştir
|
|
|
| Tabgaç Devleti |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 04:52 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Tabgaç Devleti
4. yüzyıl sonlanna do ru Kuzey Çin'de (şan-si'nin kuzeyi) kudretli bir siyasî teşekkül meydana getiren, Çinlilerin To-ba (veya T'o-pa) dedikleri toplulu u Türkler "Tabgaç" diye anmışlardır. Orhun kitabelerinde sık sık geçen ve Gök-Türkler aracılı ı ile Bizans kaynaklarına da "Taugast" şeklinde intikal eden "Tabgaç" kelimesi "Çin" manasına da alınmıştır. Çünkü Gök-Türklerin ilk zamanlannda Türklerce "büyük" tanınan bu sülale Do u'nun kudretli hanedanı olarak Çin'de hüküm sürmekte idi. Aslında Türkçe ulu, muhterem, saygıde er" manalannı ifade eden Tabgaç tabiri bilindi i gibi, sonra bazı Kara-Hanlı hükümdarları tarafından unvan olarak (Taf-gaç, Tamgaç) kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmud'un, Türklerden bir bölük oldu unu kaydetti i Tabgaçlar, Çin yıllıklarına göre Asya Hunları'ndan bir kısımdır ve sülalenin resmî tarihinde (Wei-shu) Motun, eski To-pa (Tab-gaç) hükümdarı olarak gösterilmiştir. Tabgaçların örf, adet ve geleneklerinden ço u, Kurt efsanesi; magara, dag, orman kültleri vb. ve Göç efsanesi (bk. aş. Kültür: Destanlar) Türklerle ilgili bulundu u gibi, dillerinin de Türkçe oldu unu ortaya koyan deliller vardır: Bitegçin (bitikçi, katip;dış-işleri bakanı?), kapukçın (kapıcı; hacib?), atlaçın (atlı, süvari birli i), tabagçın (yaya, piyade birli i), korakçın (koruyucu, muhafız kıtaları), yamçın (posta sürücüsü), hiencin (posta menzilleri idarecisi; hancı?), aşçın (aşçı;mutbahçı başı?), törü (kanun, töre), il (devlet) vb." . Tabgaç hükümdannın a zından şöyle bir Türkçe ibare nakledilmiştir: "Atıg belgiıtef;" (yani "bir (başbu a verilen) isim, (onun yaptı ı) işi belirtmeli=belgelemeli)" Wei-shu, Nan ch'i-shu, Liu-Sung-shu gibi Çin kaynaklarına geçen bu kelime ve tabirler, aynı zamanda Tabgaçların devlet idaresi ve askerî kuruluşları hakkında da bilgi verir durumdadır. Bununla beraber, bu Türk devletinde oldukça büyük ölçüde Mo olların da yer aldı ı anlaşılıyor. Araştırmalarda kendileri bile bir ara Sienpiler arasında görünen Tabgaçlara ba lı kabilelerden kimlikleri tesbit edilebilenlerin yarısından fazlasınm Mo ol menşeli oldu u neticesine varılmıştır. Ancak Mo ollar, di er Tunguzlar ve Çinli halk ile birlikte, şüphesiz teb'a durumunda idiler.Önce kuzey şan-si'de Tai başkent olmak üzere küçük "Tai veya I. T'o-pa" devletini (315-376) kuran Tabgaçlar, daha ilk başbu ları olarak bilinen şa-mo-han(ölm. 277)'dan itibaren di er küçük Hun devletleri ve Si-en-pi kütleleri ile mücadeleye giriştiler ve nihayet Ch'in devleti başındaki, Tibet menşeli Fu-Chien iktidarının çökmesi (384) üzerine etraftaki mahallî hükümetçikleri (16 kadar) idareleri altına alarak büyük devlet haline geldiler. Tabgaç devleti (386-556), Çinlilerin Wei (Pei-Wei = Kuzey Wei) adı-nı verdikleri hükümdar ailesinden K'uei zamanında (386-409) verimli toprakların Do u Çin'deki da ınık Siyen-pi gruplarından zaptedilmesi ile gelişti. Küçük Ts'in (394'de) ve Liang (403'de) devletleri tabiiyete alındı. Baş-kenti P'ing-ç'eng (Tai) şehri idi. Az sonra devletin nüfüzu, bir yandan Pekin yakınlarına, bir yandan Huang-ho nehri dirse ine kadar uzanmıştı. Kuzey istikametinde, Siyen-pilerin varisi olarak 4. asır sonlanndan itibaren kudretli bir siyasî teşekkül durumuna giren Mo ol menşeli Juan-juanlar yüzünden ciddî bir genişleme olamıyordu. ıki devlet arasında bazan çok şiddetli cereyan eden mücadele 150 yıl kadar sürmüştür. Hükümdar Sseu (409-423)'dan sonra Çin'in başkentleri Lo-yang, (Ho-nan'da) ve Ç'ang-an(bugün Si-ngan-fu, şan-si'de)'ı ele geçirerek hakimiyetini Sarı-nehir bölgelerine yayan ve bütün Kuzey Çin'i tek idarede birleştiren büyük imparator T'ai-wu devrinde (424-452) Tabgaç devletı en parlak ça ını yaşadı. Önce 2. Ts'in devletini kendine tabi kılan, 427'de Hun Hsia devletinin başkentini alarak, bütün topraklannı ele geçiren (431) ve 425'ten itibaren Juan-juan'ları ma lüp ederek bugünkü îç Mo olistan'ı istila eden (436) ve 435-439'da hakimiyetini batı'ya do ru genişleterek, îç Asya'daki Wu-sun, Yue-pan ülkelerini ve Kuça, Kaş-gar, Karaşar, Turfan baçta olmak üzere 30 kadar şehir-devletçiklerini idaresine ba layan Tai-wu, 439'da Kansu (Gu-tsang=Kan- çou)'daki Hun devletini (Kuzey-Liang) ortadan kaldırdı. Böylece ünlü ıpekyolu güzergahı tekrar Türk hakimiyetine girmiş oldu. 450'de güneyde Yang-tse nehrine de ulaşan Tai-wu, Çin askerinin "taydan ve düveden farksız" oldu unu söylüyor ve kendisi "Börü" lakabını taşıyordu. împaratorluk merkezini Türk hayat şartlarına oldukça uygun gelen bozkır bölgesinde (Kuzey şan-si) tutan Tai-wu, o sıralarda Çin'de yayılmakta olan Budizm'in Türkler arasına nüfüzunu önleme e çalışıyor, idaresi altındaki Çin topraklarında bile Budistlerin faaliyetlerini kontrol ediyordu. Tapınaklarda ayinler dışında din propagandasını yasaklayan bir emirname çıkarmış (438 ) ve 446'da emre riayet etmiyenlerin şiddetle takibini emretmişti. T'ai-wu'nun Türk bünyesi ve seciyesini Budizm'in bozucu tesirinden korumak maksadını güden bu tutumunun mana ve de eri çok sonra anlaşılmıştır. Tedbirlerin ehemmiyetini farkedemeyen halefleri zamanında, yasak emri gevşetilen Budizm'in hatta himayesi cihetine gidildi. împarator Wen-ç'eng (Siun veya Sün, 452-465) ve Hong I (Hien-wen, 465-471) zamanlarında ıç Asya'da tabili e alınan şehir-devlet sayısının 50'ye çıkarılması (456), Juan-juanların a ır ma lübiyete u ratılması (458-459)219, Güney Çin devletinden (Liu Sung) bazı bölgelerin alınması (466-469 arasında) gibi büyük askerî başarılara ra men, gittikçe gelişen Budizm'in yayılışı, sonra büsbütün hızlanarak Tabgaç toplulu unun Çinlileşmesine zemin hazırladı. 480'den itibaren Kuça ve etrafını Ju-an-juanlara kaptıran ve 494'de başkenti, Devlet Meclisi'nin muhalefetine ra men, bozkır bölgesinden güneydeki eski Çin merkezi Lo-Yang'a nakleden împarator Hong II (Hio-wen, 471-499), Türk töresine karşı a ırlık kazanan bu soysuzla§mayı (479'da yalnız başkentte 100 tapınak ve 2000'den fazla rahip bulunuyordu) 495 yılında, Türk örfünü, geleneklerini, giyimini, Tabgaç dilini ve hatta yazışmalarda Türkçe tabirlerin kullanılmasını yasaklamakla tamamladı.Buna karşı çeyrek asır kadar devam eden tepkiler bastırıldı. Süan-wu(499-515)'dan sonra idareyi devralan ımparatoriçe Hu (515-528 ) Budizm'e o kadar düşkün idi ki, yabancı memleketlerdeki "dindaşları" ile de alakalanıyordu. 520'ye do ru Hindistan'da Ak Hun-Eftalit hükümdarı Mihiragula'yı ziyaret etti ini gördü ümüz Çinli Budist rahip bu kraliçenin arzusu ile seyahat ediyordu. Tabiatiyle "Türk atalannın askeri vasfını kaybeden Tabgaç devleti yeni bölgenin ve yerli Çin halkının yol açtı ı iktisadî ve sosyal sebeplerden de gittikçe gücünü kaybetmekte idi. Bütün Kuzey Çin'e hükmetmiş olan bu devlet 534'e do ru Do u (Ho-nan'da) Wei'leri ve Kuzey veya Batı (Ç'ang-an'da) Wei'leri olarak ikiye aynldı ve kısa zaman sonra bütün arazileri Çinli hanedanlara intikal etti (Do u NVei'leri yerine Ts'i (Ch'i) sülalesi: 550-577, Batı Wei'leri yerine Chou sülalesi: 557-581).
|
|
|
|