| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Peygamber Şehri Medine |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 05:50 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinin Yapılışı
Peygamberimiz Aleyhisselam devesi Kasvâ´nın üzerinde bulunduğu ve devenin yuları da devenin başına dolanmış olduğu halde, deve Medine´nin içinde ilerleyerek Adiyy b. Neccar oğullarının evleri hizasına gelince, Peygamberimiz Aleyhisselamın yapılacak mescidinin kapısının konulacağı yere çökmüştü ki, orası o zaman Neccar oğullarından Sehl ve Süheyl isimlerinde iki yetim gence ait hurma serme ve kurutma yeri olup, adı geçen gençler Muaz b. Afrâ´nın[1] himayesi altında idiler.
Kasvâ çöktüğü zaman Peygamberimiz Aleyhisselam onun üzerinden inmemiş, Kasvâ ayağa kalkarak biraz daha gittikten sonra birdenbire geri dönüp ilk önce çöktüğü yere kadar gelmiş ve oraya tekrar çökmüş ve artık kalkmayarak boynunu ve göğsünü yere uzatıp böğürmeye ve deprenmeye başlamıştı.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, Kasvâ´nın üzerinden inmiş[2] ve:
"İnşaallah, menzil burasıdır!" buyurmuş[3] ve:
"Kimindi burası " diye sormuştu.
Muaz b. Afra:
"Yâ Rasûlallah! Amr´ın oğulları Sehl ve Süheyl´indir!" demişti.[4]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sehl ve Süheyl´i çağırıp, mescid yapmak üzere, hurma serme ve kurutma yerlerini onlardan satın almak istedi ve:
"Bu arsanızın bedelini bana söyleyiniz, ödeyeyim " buyurdu.
Gençler
"Hayır, yâ Rasûlallah! Biz orayı sana hediye ederiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam arsayı onlardan hediye olarak almaya razı olmadı.[5]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, Neccar oğullarının ileri gelenlerine haber gönderdi.
Geldikleri zaman, onlara:
"Ey Neccar oğulları! Şu arsanızın bedelini bana söyleyiniz de, ödeyeyim " buyurdu.[6]
Neccar oğulları:
"Hayır![7] Vallahi, biz onun bedelini Allahtan başkasından istemeyiz![8] Onun bedelini hiçbir zaman almayız!" dediler.[9]
Peygamberimiz Aleyhisselamın onlar satıp bedelini almayı kabul edinceye kadar, arsayı bedelsiz almaya yanaşmadığı; en sonunda onlardan on dinar (altın)a satın alıp, bunu kendilerine ödemesini Hz. Ebu Bekir´e emir buyurduğu rivayet edilir.[10]
1- Mescid arsasının içinde, müşriklerin kabirleri, oyuk, tümsek, bakımsız harap yerler ve hurma ağaçları da bulunuyordu.
2- Peygamberimiz Aleyhisselam emir buyurdu.
Hurma ağaçları,[11] garkad ağaçlan kesildi.[12]
Müşriklerin kabirleri açılarak, kemikleri başka bir yere götürülüp gömüldü.
Bakımsız, harap yerleri[13] düzeltildi.[14]
Arsadaki, yağmur sularının akıntıları ve sızıntıları giderildi.[15]
Peygamberimiz Aleyhisselam; yapılacak mescid için kerpiç kesilmesini, hazırlanmasını emretti.
Kerpiç kesildi ve hazırlandı.[16]
3- Mescid yapılırken, Hadramevtli bir adam gelmişti ki, iyi çamur karardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah işini iyi yapana rahmet etsin!
Sen bu işe devam et!
Ben senin işini iyi yaptığını görüyorum!" buyurdu.[17]
Yemame halkından Benî Hanifelerden Talk b. Ali der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam mescidini yapar, Müslümanlar da kendisiyle birlikte çalışırlarken Resûlullah Aleyhisselamın yanına varmıştım.
Ben, çamur karma işinin ustası idim.
Düzlük ve ince kumluk yerden, kürekle toprak alıp karmaya başladım.
Resûlullah Aleyhisselam bana bakıyordu:
´Bu Hanifî, muhakkak çamur karma ustasıdır!´ buyurdu.[18]
Benim toprağı düzlük ve ince kumluk yerden kürekle alışım ve çamur karışım kendisinin hoşuna gitmiş olmalı ki:
´Bu Hanifî´yi çamur karmaya çağırınız! Yaklaştırınız!
Çünkü, o, çamur karma işini en güzel yapanınızdır1 buyurdu."[19]
4- Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlı kölesi Sefine derki:
taşını benim taşımın yanına koysun! Sonra Ömer, taşını Ebu Bekir´in taşının yanına koysun! Sonra Osman, taşını Ömer´in taşının yanına koysun! Bunlar, benden sonra halifelerdir!´ buyurdu.[20] E bu Bekir geldi. B ir taş getirip tem ele koydu. Sonra Ömer geldi. Bir taş getirip temele koydu. Sonra Osman geldi. Bir taş getirip temele koydu. Resûlullah Aleyhisselam:
´Bunlar, benden sonra işi yönetecek olanlardır!´ buyurdu."[21] Yine Sefine:
"Resûlullah Aleyhisselamdan işittim: ´Halifelik otuz yıldır. Ondan sonra krallık olur1 buyurdu" dedikten sonra:
"Ebu Bekir´in halifeliğini (yaklaşık olarak) iki yıl,
Ömer´in halifeliğini on yıl,
Osman´ın halifeliğini oniki yıl,
Ali´nin halifeliğini de altı yıl (olarak gözönünde) tut!
Bunların otuz yıl tuttuğunu buluruz!" demiştir.[22]
5- Mescidin temelleri taşla üç zira (arşın) kadar yükseltil dikten sonra, üzerine kerpiç örüldü.[23]
Taş duvar üzerine kerpiç örülürken de, kerpiçler birbiri üzerine gelecek biçimde;[24] erkekli dişili,
enlemesine boylamasına konularak, yani birbirlerine bağlanarak örüldü.[25]
6- Yapıda, çamurdan harç da kullanıldı.[26]
7- Mescidin Kıble tarafına direk olarak sıra ile hurma ağacı gövdeleri dizildi.
8- Kapıların yan söveleri taştan örüldü.[27]
9. Abdullah b. Ömer´in bildirdiğine göre; mescidin tavanı ve direkleri hurma dalları ve gövdesindendi.[28]
10.Yapılan mescid murabba´ (dörtgen) biçiminde, yükseltilen dört duvar ile bir mihrab ve üç kapıdan ibaretti.
11- Duvarların Kıble cihetinden beriye doğru uzunluğu yüz zira (arşın) idi.
Eni de; her iki tarafta, yüzer zira idi veya yüzer zinadan biraz eksikti.
12- Duvarların yüksekliği: üç zira´ı taştan, üst tarafı kerpiçten olmak üzere beş-yedi zira´ kadardı.
13- Mescidin mihrabı (kıblesi), Beytü´l-Makdis´e (Kudüs´e) doğru idi.
14- Mescide konulan kapılardan birisi bugünkü Kıble tarafındaki Muahhara duvarında, geride olup,cemaat bu kapıdan girer çıkardı.
İkincisi: Bâb-ı Âtike, Bâbü´r-rahme diye anılan kapı idi.
Üçüncü kapı: Peygamberimiz Aleyhisselamın girip çıkuklan kapı olup, bugün Bâb-ı Cibril diye anılan Âl-i Osman kapısı idi.
Kıble Beytü´l-Makdisten Kabe tarafına çevrilince, Peygamberimiz Aleyhisselam birinci kapıyı kapattı.
Onun yerine, Şam duvarında başka bir kapı açtı.
İkinci ve üçüncü kapılar değiştirilmedi.[29]
15- Mescid yapılırken, Peygamberimiz Aleyhisselam; Müslümanları çalışmaya teşvik için,[30] kendiside çalışmaktan geri durmadı. Peygamberimiz Aleyhisselamın çalıştığını gören Muhacirve Ensar, çalış
maya giriştiler, koyuldular.[31]
Peygamberimiz Aleyhisselam kerpiç taşırken, Müslümanlardan birisi: "Yâ Rasûlallah! Onu bana ver (Ben taşıyayım)" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Git, sen de başkasını al, taşı!
Sen Allah´a benden daha muhtaç değilsin!" buyurdu.[32]
Müslümanlardan birisi:
"Peygamber çalışırken biz oturursak, andolsun ki, bu amel, bizim için ancak dalâlet olur!" mealli bir beyit söylemiştir.[33]
Müslümanlar, mescidde çalışırken,[34] Abdullah b. Revâha´nın söylemiş olduğu:[35]
"Ahiret yaşantısından başka yaşantı yoktur!
Ey Allah´ım! Ensara ve Muhacirlere rahmet et!"[36]
Diğer rivayete göre:
"Ey Allah´ım! Ahiret hayrından başka hayır yoktur!
Ensar ve Muhacirlere yardım et![37] mealli bir beyti okuyorlar;
Peygamberimiz Aleyhisselam da onlarla birlikte taş taşıyor[38] ve:
"Ahiret yaşantısından başka yaşantı yoktur!
Ey Allah´ım! Muhacirlere ve Ensara rahmet et!"[39]
Başka rivayete göre:
"Ey Allah´ım! Ahiret yaşantısından başka yaşantı yoktur. Ensarı ve Muhacirleri yarlığa!"
"Ey Allah´ım! Ahiret hayrından başka hayır yoktur! Ensara ve Muhacirlere yardım et!"[40]
"Ey Allah´ım! Ecir, ahiret ecridir! Ensara ve Muhacirlere rahmet et!"[41] diyerek, Müslümanların söylediklerine katılıyordu.[42]
16. Mescid yapılırken herkes kerpiçleri birer birer taşıdığı halde, Ammar b. Yâsir biri kendisi, birisi
de Peygamberimiz Aleyhisselam için olmak üzere ikişer ikişer taşırken,[43] Peygamberimiz Aleyhisselam
onu görüp tozlarını silkmiş ve:
"Ey Ammar! Sen ne için kerpiçleri arkadaşların gibi birer birer taşımıyorsun " diye sormuş, o da:
"Allah´tan, bunun ecrini diliyorum!" demişti.[44]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam onun sırtını sığamış ve "Ey Sümeyye´nin oğlu! Halkın bir ecri var, senin iki ecrin var!" buyurmuştur.[45]
Ammar b. Yâsir güçlü bir zât olduğundan, kendisine ağır taşlardan ikişer ikişer, kerpiçlerden de taşıyamayacağı kadar yükledikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Yâ Rasûlallah! Onlar kendilerinin taşıyamayacaklarını bana yüklüyoriar! Beni öldürecekler!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, eliyle onun tozlarını çırparken:
"Vâh Sümeyye´nin oğlu! Seni öldürecek onlar değiller![46]
Seni ancak azgın, isyankâr bir cemaat öldürecektir![47]
Ammar onları Cennet´e çağırır, onlarsa Ammar1! ateşe (Cehennem´e) çağınrlar![48]
Onun dünyadan en son içeceği de, bir içim sütten ibarettir!" buyurdu.[49]
Ammar b. Yâsir:
"Fitnelerden Allah´a sığınırım!" dedi.[50]
Hz. Ali, mescid için herkesle birlikte kerpiç taşırken, ashabdan birzâtın kerpiçleri götürüp bıraktıkça eğilerek üstünü başını silkelemeye durduğunu görmüş[51] ve:
"Mescidleri imar edenler, orada dikilmeyi, eğilmeyi, oturmayı âdet edinenlerle ve tozdan topraktan eğilmiş görülenlerle bir olmazlar!" recezini söylemişti.
Ammar b. Yâsir de, bunun kimin hakkında söylendiğini bilmeksizin, ezberleyip tekrarlamaya başlamıştı ki, bununla kendisine tariz ettiğini sanan zât, Ammar´ın yanına gelince:
"Ey Sümeyye´nin oğlu! Bugün söylediğini işittiğim sözü bir daha söylediğini işitirsem, şu değneği yüzüne vururum!" diyerek, elindeki değneği gösterdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ammar´a söylenilen sözü işitince; elini gözleri ile bumunun arasına koyup:
"Ammar, benim iki gözümle bumum arasındaki deridir! (Yani, o benim derim gibidir. Ona vuran bana vurmuş olur)" buyurdu.[52]
Ammar´a:
"Sen Peygamberimiz Aleyhisselamın kızmasına sebep oldun! Hakkımızda âyet inmesinden korkuyoruz!" dediler.
Amman
"Ben ona razıyım, bana kızsa da!" dedikten sonra:
"Yâ Rasûlallah! Bana mı, yoksa ashabına mı kızdın " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ne sana kızdım, ne de onlara!" buyurdu.
Ammar, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Onlar kerpiçleri birer birer taşıyorlar, bana ise ikişer üçeryüklüyorlar!" diyerek şikâyetlendi.[53]
16- Mescidin hurma dallan ve yapraklanyla örtülmüş bulunan tavanının üzerine, yağmuru geçinmeyecek çamurla bulgurlama yapılmış değildi.
Yağmur yağdığı zaman, mescid çamurla dolardı.[54]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Ramazan´da mescidde itikafa çekildiği sırada yağan yağmur mescidin içine akmış, Peygamberimiz Aleyhisselam sabah namazını orada kıldırdığı zaman, alnında ve yüzünde çamur izleri görülmüştü.[55]
17- Bir gece, yine yağmur yağmış, yerler ıslanmış, Müslümanlardan birisi namaz kılmak için elbisesi ile kum getirip altına sermişti. Namaz kılınınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu, ne kadar güzel!" buyurmuştur.[56]
Mescidin tabanına ilk kez Hz. Ömer Akîk vadisinden kum getirtip serdirmiştir.[57]
18- Mescide minber yapılmadan önce, mescidde bir hurma kütüğü vardı ki, PeygamberimizAleyhisselam hutbe esnasında ona dayanırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sonradan kendisi için yapılan minberin üzerine çıktığı zaman kütükten gebe veya yavrusundan ayınlmış devenin bozulmasını, inlemesini andıran sesler gelmeye başlamış,[58] kütüğün bu halinden mescid çalkalanmıştı.[59]
Peygamberimiz Aleyhisselam minberden inip kütüğü kucaklayınca, kütük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra susmuş, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O, yanında yapılan zikrullahı dinlemekten uzak kaldığı için ağlamıştı!" buyurmuş[60] ve bir çukur kazılıp kütüğün oraya gömülmesini emretmiş, kütük minberin altına.[61] sağına ve soluna gömülmüş;[62] Mescid, Hz. Osman devrinde, yeniden yapılmak üzere yıkılıp temizlendiği sırada, bu kütüğü Ensar-ı Kiramdan Übeyy b. Ka´b almış, güvelenip toz toprak haline gelinceye kadar evinde saklamıştır.[63]
19- Peygamberimiz Aleyhisselama ashabından birisi:"Sana; Cuma günü, üzerine dikileceğin, halkın seni görebileceği ve hutbelerini işitebileceği birşey yapsak olmaz mı " diye sormuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Olur!" buyurdu.[64]
Ensar kadınlarından, marangoz kölesi bulunan kadına:
"Benim için marangoz kölene söyle de, halka hitab ettiğim zaman üzerine oturabileceğim, tahtadan bir yer yapsın!" diye haber saldı.
Kadın da, Gâbe ağaçlığında yetişen esi (ılgın) ağacından onu yaptınp, Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdi.[65]
Vaktiyle Kabe´yi yapım iş olan Rum marangoz Bakom´un:
"Ben Resûlullah´a tarfâ (ılgın) ağacından üç basamaklı bir minber yaptım" dediği de bildirilmekte-dir.[66]
Yapılan üç basamaklı minberin üçüncü basamağı, oturma yeri idi.[67]
Peygamberimiz Aleyhisselam üçüncü basamağa kadar çıkar, oturur, ayaklarını birinci basamağa koyardı.
Hz. Ebu Bekir, halifeliği zamanında, ikinci basamağa oturur, ayaklarını birinci basamağa koyardı.
Hz. Ömer, birinci basamağa oturur, ayaklarını yere koyardı.
Hz. Osman da, altı yıl, Hz. Ömer gibi yaptı.
Hicretin otuzuncu yılında, üçüncü basamağa çıkıp oturmaya başladı. İlk kez, minbere Mısır işi perde astıran da o olmuştur.[68]
Minber yapılıp mesciddeki yerine ilk konulduğu zaman, minberle Kıble arasında, bir koyun geçecek kadar açıklık vardı .[69]
Mervan b. Hakem, Muaviye b. Ebi Süfyan´ın emriyle altı basamak daha ekleyerek, minberin basamaklarını dokuza çıkardı.[70]
Hicretin 50. yılında, hacca gelen Muaviye b. Ebi Süfyan, Medine´ye uğrayınca, minberi yerinden söktürüp Şam´a, Dımaşk´a götürmek istemişti.
Minber söküldüğü sırada güneş tutulup gökte yıldızlar görünmeye başlayınca, ashabdan Ebu Hureyre´nin nasihati üzerine, Muaviye minberi götürmekten vazgeçmiş ve: "Ben ona güve düşmesinden korkmuştum da, söküp altına bakmak istemiştim!" diyerek halktan özür dilemişti.
Halife Abdülmelik de, onun oğlu Velid de aynı teşebbüsü tekrarladılar.
Birincisi, Kabîsa b. Züeyb´in, ikincisi de Saîd b. Müseyyeb´in uyarısı ve öğüdü üzerine, götürmekten vazgeçtiler.
Halife Mehdi, İmam Malik b. Enes´e:
"Ben Peygamberimiz Aleyhisselamın minberini eski haline çevirmek [yani, Mervan´ın yaptığı ek basamaklan sökmek] istiyorum!" demişti.
İmam Malik:
"Bu, ılgın ağacından yapılmıştır. Sen onu sökecek olursan, minber harab olur" deyince, Mehdi kararından vazgeçmiştir.
Minberin birinci ve ikinci basamakları dört tarafından ince abanus tahtasıyla kaplanmış; üçüncü basamağına, kimsenin oturmaması için abanustan tahta bir levha geçirilip, üzerine bir de kubbe yapılmıştı.
Halk, ellerini sürerek onunla teberrük ederlerdi.
Minber, bu şekilde uzun zaman devam etti.
Abbasi halifeleri zamanında, yenilendikçe, minberin hurdaya çıkan enkazından taraklar yapılarak teberrük edilirdi.
Muhammed b. Cübeyr´in H icretin 578. yılında bizzat görüp anlattığına göre:
Minber, adam boyu yüksekliğinde veya biraz fazlaca idi.
Minberin genişliği beş kanştı.
Uzunluğu beş adımdı.
Basamaklarının sayısı sekizdi.
Kapısı kilitlenir, Cuma günü açılırdı.
Hicretin 654. yılında Mescid yanınca, bu mübarek minber de yanmıştır.
Yemen hükümdarı Muzaffer, Hicretin 656. yılında kokulu sandal ağacından bir minber yaptırıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanan minberinin yerine koydurdu.
Hicretin 666. yılında hükümdar Zahir Rüknüddin Baybars, eski minberi söktürerek, yerine dokuz basamaklı bir minber yaptırıp koydurdu.
Zahir Rüknüddin´in yaptırdığı minberi güveler yemeye başlayınca, Hicretin 797. yılında Mısır hükümdan Zahir
Berkuk onu söktürüp yerine kendisinin yaptırdığı minberi koydurdu.
Mısır hükümdarı Müeyyed Şah da, Hicretin 820. ve 822. yılında yeni bir minber yaptınp gönderdi.
Bu minber de, Hicretin 886. yılında mescidin ikinci yanışında yandı.
Bunun üzerine, halk minberin yerini temizleyip kerpiçten bir minber yaparak alçı ile sıvadılar.
Hicretin 888. yılında Mısır Sultanı kerpiç minberin yerine taştan bir minber yaptırdı.[71]
Hicretin 998. yılında Osmanlı padişahlarından Sultan Murad İstanbul´da mermerden on iki basamaklı bir minberyaptırıp Medine´ye gönderdi, Mısır Sultanının minberini de Küba Mescidine naklettirdi .
Halen Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinde bulunan minber, Sultan Murad´ın yaptırıp gönderdiği minberdir.[72]
20- Mescid de, muhtelif tarihlerde genişletilmiş ve yenilenmiştir:
A. Peygamberimiz Aleyhisselamın devrinde Mescid cemaate dar gelmeye başladığı zaman,
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Mescidi genişletmek üzere,[73] filan oğullarının hurma kurutma yerierini,[74] günahlan Allah tarafından bağışlanmak,[75] Cennette karşılığını almak üzere, hayrına[76] kim satın alır " buyurunca;[77] Hz. Osman orayı onlardan yirmi veya yimnibeş bin dirheme satın alarak[78] Peygamberimiz Aleyhisselama vanp:
"Ben orayı satın aldım!" demiş, Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Orayı mescidimize bağışla, ecri senin olsun!" buyurmuş;[79] böylece Mescidin ilk genişletilmesi sağlan m ı ştır.[80]
B. Abdullah b. Ömer´in bildirdiğine göre; Resûlullah Aleyhisselamın devrinde Mescidin direkleri hurma ağacı gövdesinden, üzeri de hurma dalları ile örtülü olup Hz. Ebu Bekir´in devrinde bunlar
çürüyünce, Hz. Ebu Bekir onları hurma gövdeleri ve dallanyla yenilemekle yetindi.[81] Mescidin
Peygamberimiz Aleyhisselamın devrinde olanına birşey eklemedi.
C. Hz. Ömer´in devrinde,[82] Hicretin 17. yılında,[83] mescid cemaati alamayacak derecede sıkışık birhale geldiği için, Hz. Ömer Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Hz. Abbas´a başvurarak onun evini
satın almak istemişse de Hz. Abbas satmaya yanaşmamış, fakat sonunda mescidlerini genişletmeleri
için onu Müslümanlara bağışlamıştır.[84]
Bunun üzerine, Hz. Ömer; Peygamberimiz Aleyhisselamın zamanında olduğu gibi, mescidin duvarlarını kerpiçle ördürmüş, üzerini hurma dallarıyla örttürmüş,[85] çürüyen[86] direklerini de hurma gövdeleriyle yeniletin iş,[87] bağışlanan evle de[88] mescidi biraz daha genişletmiştir.[89]
D. Hz. Osman´ın devrinde, Müslümanlar Cuma günleri mescidin darlığından ve namaz kılmak için meydanlara yayıldıklarından şikâyetlenip, mescidin genişletilmesini ondan istediler.
Hz. Osman da Ashabın görüş sahibi olanlanyla konuştu. Mescidin yıkılıp genişletilmesi hususunda görüş birliğine vanldı.[90]
Bunun üzerine, Hz. Osman mescidin yapısını değiştirdi. Ona birçok ilaveler yaptı. Duvarları yontma nakışlı taşlarla ve kireç harçla[91] çürüyen[92] direklerini yontma nakışlı taşla yaptırdı.
Mescidin tavanını sert ve dayanıklı sac ağacıyla kaplattı.[93] Yapının çakıl ve kumları Akîk deresinden taşındı.[94] Kerpici, Bakiyy´de kesildi. Mescidin temeli, adam boyu yükselinceye kadar, taşla örüldü.
Hz. Ömer devrinde olduğu gibi, mihrabın sağından, sol undan ve aksi istikametteki kısmından ikişer kapı olmak üzere, altı kapı konuldu.[95]
Yapılan değişiklikte, mescidin boyu 160 zira (arşın)a,
Eni 150 zira´a (veya 130 zira´a) çıkarıldı.[96]
Yapı işi, Hicretin 29. yılı Rebiülevvel ayının başında başladı, 30. yılın Muharremi girince, on ayda bitirildi.[97]
E- Velid b. Abdülmelik b. Mervan´ın devrinde, Mescidin Cuma günleri cemaata dar geldiği ve cemaatin Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcelerine ait odalara taştığı görülünce, odaların yıkılarak
Mescide katılmasına kararverilip,[98] Velid b. Abdülmelik tarafından Rum kralına bir yazı yazıldı.[99]
Yazılan yazıda:
"Biz, Büyük Peygamberimizin Mescidini onarmak istiyoruz.
Bize bu hususta ustalar ve füseyfisa temininde yardımcı ol!" denildi.[100]
Rum kralı da:
Rum ve Mısır halkından, usta ve işçi olarak seksen[101] veya yüz Kişi.[102]
Kırk deve yükü füseyfisa (renkli tepe camlan),[103]
Yüklerle kandil zincirleri,[104]
Ayrıca da, seksen bini[105] veya yüz bin miskal altın gönderdi.[106]
Velid b. Abdülmelik; Mescidin yıkılıp yeniden yapılması için, Medine valisi Omerb. Abdülaziz´e yazı yazdı ve kendisine gelenlerin hepsini de ona gönderdi.[107]
Salih b. Keysan adındaki zâtı da bu işe bakmakla görevlendirdi. [108]
Mescidin ve odaların yıkılması hakkındaki yazı Medine´ye geldiği zaman, Medineliler, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatında ağlaştkları gibi ağlaştilar.[109]
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcelerine ait olup yıktırılan odalardan başka,
Abdurrahman b. Avf oğullarının evleri,
Abdullah b. Mes´ud´un Dârü´l-kurrâ diye anılan evi,
Hâşim b. Utbe´nin evi,
Talha b. Ubeydullah´ın evi,
E bu Sebre´nin evi,
Ammar b. Yâsir´in evi,
Hz. Abbas´ın evinden kalan kısmı,
Mervan´ın evinden bir kısmı,
Mescide katılmak üzere yıktın İdi.[110]
Mescidin temelleri taşla, duvarları birbirine uygun yontuna nakışlı taşlarla örüldü.
Yapıda kireçli harç kullanıldı. Kireç Nahl vadisinden taşındı.
Tepe camları ve mermerler yerlerine işlendi.
Mescidin tavanı, sac ağacı kerestesinden yapıldı ve altın suyu ile yaldızlandı.
Mescidin direkleri Haşa1 mevkii taşlarından yapıldı ve demirle birbirlerine kenetlendi.
Renkli tepe camları yerlerine takıldı.
Ustalardan bazıları:
"Renkli tepe camlarını yapıp yerlerine taktığımız zaman, onların üzerlerinde Cennet ağaç ve köşklerinin suretlerini gördük!" demişlerdir.[111]
Mescidin Kıble cihetinden boyu 167.5 zira,
Eni de Şam cihetinden 135 zira oldu.[112]
Mescidin bu inşasına, Hicretin 88. yılında başlandı.[113]
Üç yılda bitirildi.[114]
F. Ömer b. Abdül aziz devrinde mescidin dört köşesine ilk defa birer minare yaptırıldı. Bunlardan birisinin boyu: 60 zira,
İkisinin boyu: 55´şerzira, Birisininki de, 53 zira idi. Bu minarelerin enleri de, 8´erzira idi.[115]
G. Halife Mehdi, Hicretin 160. yılında, hac mevsiminden önce Medine´ye gelmiş, Mekke ve Medine mescidlerinin genişletilmesini emretmişti.
Medine Mescidinin eni ve boyu genişletilerek Hicretin 162. yılında yapı işini bitirdiler.
Mescidin boyu 300 zira´a, eni de 200 zira´a çıkarıldı.[116]
H. Halife Memun b. Reşid´in Hicretin 202. yılında mescidi genişlettiği, yenilediği, sağlamlaştırdığı ve nakışlattığı rivayet edilir.[117]
Mescidin daha sonraki durumu hakkında Eyyub Sabri Paşa´nın Mirat-ı Medine´sinde yeterli bilgi vardır. Günümüzde; Mescid-i Nebevî, Suudî Arabistan Krallığınca yaptırılan çevre düzenlemesinde, bütün hacıları içine alacak derecede genişletilmiştir.[118]
Mescidin Kandille Aydınlatılışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın mescidi, önceleri yatsı ve sabah namazı vakitlerinde, kuru hurma dallan, yaprakları yakılarak aydınlatılirdi.[119]
Temimü´d-Dârî, Şam´dan Medine´ye gelirken, yanında birkaç altın kandil ile, kandil bağlan getirmişti.
Cuma gecesi, uşaklarından birine emretti; kandil bağlarını serdirdi.
Kandilleri astırdı.
Kandillerin içine, fitil ve zeytinyağı koydurdu.
Güneş batıp karanlık basınca, kandilleri yaktırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam mescide gelip de mescidin kandillerle aydınlandığını, parladığını görünce:
"Kim yaptı bunu " diye sordu.
"Temimü´d-Dârîyaptı yâ Rasûlallah!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen İslâmiyeti nurlandırdın ve onun mescidini süsledin. Allah da seni dünyada ve ahirette nur-landırsın!" buyurdu[120] ve:
"Mescidimizin kandilini kim yakacak " diye sordu.
Temimü´d-Darî:
"Şu uşağım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Nedir onun adı " diye sordu.
Tem im ü´d-Dârî:
"Fetih!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! Onun adı Sirac!" buyurdu, Sirac oldu. [121]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinin İlk Vazifelileri
Peygamberimiz Aleyhisselam; mescidinin ilk ve devamlı imamı, hatibi ve vaizi idi. Sefer ve gazalara çıkacağı zaman, yerine vekil olarak ekseriya İbn Ümmi Mektum´u bırakırdı.[122] Mescidin müezzinlik vazifesi Peygamberimiz Aleyhisselam tarafından ilk günden itibaren Bilal-i Habeşî´ye verilmişti .[123]
İbn Ümmi Mektum da, Bilal-i Habeşî ile birlikte müezzinlik yapardı.
Bilal-i Habeşî, uyuyanları sabah namazına kaldırmak için, ezanı erkence okurdu.
İbn Ümmi Mektum ise, âmâ olduğu için, kendisine:
"Sabah oldu! Sabah oldu!" diye uyan yapılmadıkça, ezanı okumazdı.[124]
Bu iki müezzinden Bilal-i Habeşî ezan okuduğu zaman, İbn Ümmi Mektum kamet getirirdi.
Ezanı İbn Ümmi Mektum okuduğu zaman da, Bilal-i Habeşî kamet getirirdi.[125]
Peygamberimiz Aleyhisselam Rabbine kavuştuğu zaman, Bilal-i Habeşî müezzinlikten ayrıldı.
Hz. Ebu Bekir, Bilal-i Habeşî´nin yerine, Küba Mescidinin müezzini Sa´du´l-Kurazî´yı nakletti.
Sa´du´l-Kurazî vefatına kadar bu vazifede kaldı.
Ondan sonra da, oğulları, bu şerefli vazifeyi yerine getirmeye devam ettiler.[126]
Yüce Allah hepsinden razı olsun![127]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinin Fazileti
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Üç mescidden:
Mescid-i Haram´dan (Kabe Mescidinden),
Benim şu mescidimden,
Mescid-i Aksâ´dan
başka hiçbir mescide (ziyaret etmek, sevap kazanmak maksadıyla) sefier edilmez!" buyur-muşlardır.[128]
Mukaddes bir yerde namaz kılmış olmak için, Tur Mescidine kadar giden Basra b. Ebi Basra, dönüşünde, Ebu Hureyre ile karşılaştı.
E bu Hureyre, ona:
"Nereden geliyorsun " diye sordu.
O da:
"Tur´dan geliyorum. Orada namaz kıldım!" dedi.
Ebu Hureyre:
"EğerTur´a gitmeden önce seninle görüşmüş olsaydım, gitmiş olduğun yere kadar hiç de gitmezdin.
Çünkü, ben Resûlullah Aleyhisselamın:
´Üç mescidden:
Mescid-i Haram´dan,
Benim şu mescidimden,
Mescid-i Aksa´dan başka mescidi ere (mukaddes bir yerde namaz kılmış olmak için) sefer edilmez!1 buyurduğunu işittim" dedi.[129]
Peygamberimiz Aleyhisselam da, bir gün kendisiyle vedalaşmaya gelen bir zâtla[130] vedalaşırken, ona:
"Nereye gitmek istiyorsun " diye sorunca bu zât:
"Beytü´l-Makdis´e (Kudüs´e) gitmek istiyorum" dedi.[131]
Peygamberimiz Aleyhisselam ona bir hacet veya ticaret için mi gitmek istediğini sordu.
Erkam b. Ebi´l-Erkam:
"Hayır! Vallahi, yâ Nebiyyallah! Ben, sadece Beytü´l-Makdiste namaz kılmak istiyorum" dedi.[132]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesna, başka mescidde kılınan bin namazdan daha hayırlı, daha faziletlidir" buyurdu.[133]
Erkam b. Ebi´l-Erkam da Beytü´l-Makdis´e gitmekten vazgeçti.[134] Bu husustaki hadis-i şerif; sudur sebebi açıklanmaksızın da rivayet olunmuştur. [135]
Hastalanan ve "Allah bana şifa verirse, gidip Beytü´l-Makdis´te namaz kılayım!" diyerek adakta bulunan bir kadın, hastalıktan kurtulunca, yol hazırlıklarını görmüş ve yola çıkacağı sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Meymune onu uğramış, selamlaştıktan sonra kadın durumu anlatınca, Hz. Meymune ona:
"Evinde otur! Yol için yaptıklarını ye! Namazını da Resûlullah Aleyhisselamın mescidinde kıl!
Çünkü, ben; Resûlullah´ın, mescidinde kılınacak bir namazın, Kabe Mescidi müstesna, başka mescidlerde kılınacak bin namazdan daha faziletli olduğunu söylediğini işittim!" demiştir.[136]
Mescidin Yanına Peygamberimiz Aleyhisselamın Zevceleri İçin Odalar Yapılması
Mescidin yanına, kerpiçten, önce iki oda yapıldı ve bu odaların üzerleri de, hurma gövdeleri ve dallarıyla tavanlandı.[137]
Peygamberimiz Aleyhisselamın daha sonraki zevceleri için de, Hz. Âişe´nin odasıyla Kıble arasında, Mescidin doğusuna düşen kısmında odalar yapıldı ve yapılan odaların sayısı zamanla dokuzu buldu.[138] Odalardan dördü kerpiçten, beşi taştandı.[139]
Odalardan bazısı hurma gövdelerinden, Bağdadî tarzında yapılarak üzerleri çamurla sıvanmış, hurma dallarıyla tavanlanmıslardı.
Hasan b. Ebi´l-Hasan der ki:
"Ben, ergenlik çağına henüz basmış bulunduğum sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın odalarına girmiş, elimle uzanıp tavanına değmiştim.
Tavanına döşenen servi veya ardıç kütüğünün üzerine, kıldan dokunmuş bir çul gerilmişti.[140]
Odaların kapılarına da, kapı yerine, siyah kıldan dokunmuş perdeler tutulmuştu."![141]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescid Yanındaki Evine Taşınışı
Peygamberimiz Aleyhisselam; Mescid ile yanındaki odalar yapılıncaya kadar Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarînin evinde kaldıktan sonra, kendi evine taşındı.[142] Ebu Eyyub el-Ensarî´nin evinde yedi ay kaldı.[143]
Ezan
Ezan; lügatta, bil dirin ek;[144] şeriat dilinde ise, namaz vakitlerini, kendisine mahsus olan lafızlarla bildirmek demektir.[145]
Müslümanları namaza davet için okunan ezan meşru olmadan önce, Müslümanlar davetsiz olarak biraraya toplanıp namaz vaktini beklerlerdi.[146] Namaz için nida edilmezdi.
Bir gün, bu husus hakkında konuşuldu.
Bazıları:
"Hıristiyanların çanı gibi, çan kullanılsın!"
Bazıları da:
"Çan olmasın da, Yahudilerin boruları gibi boru çalınsın!" dediler.
Hz. Ömer:
"Halkı namaza çağırmak için ne diye bir adam göndermezsiniz " dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kalk ey Bilal! Namaz için seslen!" buyurdu.[147]
Bundan sonra, Bilal-i Habeşî:
"Essalâte câmiaten=Cemaatle namaza!" diyerek halkı toplardı.[148]
Müslümanlardan birisi de, Medine´nin sokaklarında:
"Essalât! Essalât!" diyerek koşa koşa dolaşır, Müslümanları namaza davet ederdi.
Davetin bu tarzı Müslümanlara zahmetli gelince:
"Yâ Rasûlallah! Namaza davet için, bir nâkus (çan) edinsek " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu, Hıristiyanlara mahsustur!" buyurdu.
"Boru edinip çalsak " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu da, Yahudilere mahsustur!" buyurdu.[149]
"Yüksek bir yerde ateş yaksak " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu da, Mecusîlere mahsustur!" buyurdu.[150]
Halkı namaza nasıl toplayabileceğini düşünürken, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Namaz vakti gelince, bir bayrak dik! Onu görenler birbirlerine haber verirler" denildi.
Peygamberimiz Aleyhisselam bunu da beğenmedi.[151]
Hicretin birinci yılında, Peygamberimiz Aleyhisselamın mescidi yapıldıktan sonra,[152] Müslümanların kendilerini namaza toplayacak birşey düşündükleri ve içlerinden bazılarının boru, bazılarının da çan çalınması teklifinde bulundukları,[153] Peygamberimiz Aleyhisselamın ise bunların hiçbirisini benimsemediği sırada idi ki,[154] Ensardan Abdullah b.Zeyd b. Abdi Rabbih´e, rüyasında ezan gösterildi.[155]
Abdullah b. Zeyd, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip, rüyasını anlattı:
"Yâ Rasûlallah! Bu gece[156] uyurken, elinde bir çan taşıyan,[157] üzerinde altlı üstlü iki parça yeşil elbise bulunan[158] bir adam yanıma çıkageldi. Ona:
´Ey Allah´ın kulu! Bu çanı bana satmaz mısın ´ dedim.
Bana:
´Onu ne yapacaksın ´ diye sordu.
Ona:
´Halkı onunla namaza çağıracağız!´ dedim.
Bana:
´Ben sana bundan daha hayırlısını göstersem olmaz mı ´ dedi.[159]
´Olur! Göster![160] Nedir o 1 dedim .[161]
Bana:
´Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Eşhedü en lâ ilahe illallah!
Eşhedü en lâ ilahe illallah!
Eşhedü enne Muhammederresûlullah!
Eşhedü enne Muhammederresûlullah!
Hayye alessalah!
Hayye alessalah!
Hayye alelfelah!
Hayye alelfelah!
Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Lâ ilahe illallah! dersin´[162] dedikten sonra, benden biraz uzaklaştı, sonra da:
´Namaza kalkacağın sırada da:
´Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Eşhedü en lâ ilahe illallah!
Eşhedü enne Muhammederresûlullah!
Hayye alessalah!
Hayye alessalah!
Kad kametissalah!
Kad kametissalah
Allâhu ekber!
Allâhu ekber!´ dersin1 dedi."[163]
Abdullah b. Zeyd der ki:
"Sabaha çıktığım zaman, Resûlullah Aleyhisselamın yanına gittim.
Rüyada gördüğümü, kendisine haber verdim.
´İnşaallah, bu rüya hak ve gerçektir buyurdu.
´Bilal ile kalk da, gördüğünü ona telkin et, ezberlet de, ezanı o okusun! Çünkü, onun sesi seninkinden daha yüksek, daha gürdür! buyurdu.[164]
Bilal ile kalktım.
Ben ona telkin etmeye başladım, o da okumaya başladı."[165]
Peygamberimiz Aleyhisselama bu hususta vahiy de gelmişti.[166]
Hz. Ömer evinde bulunduğu sırada Bilal-i Habeşî´nin okuduğu ezanı işitir işitmez ridasını sürüyerek Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Seni hak dinle gönderen Allah´a yemin ederim ki, onun (Abdullah b. Zeyd´in) gördüğü şeyin tıpkısını ben de görmüştüm!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah´a hamd ettikten sonra: [167]
"Vahiy seni geçti!" buyurdu.[168]
Neccar oğullarından bir hatun,[169] Zeyd b. Sabit´in annesi Nevar Hatun[170] derki:
"Benim evim, Mescidin çevresinde bulunan evlerin en yükseği idi.[171]
Resûlullah Aleyhisselamın mescidi yapılıncaya kadar,[172] Bilal her sabah[173] ezanı onun üzerinde okurdu.[174]
Seher vakti gelir, onun üzerine oturur, şafak sökünceye kadar gözler, şafağın söktüğünü görünce, ayağa kalkıp:
´Ey Allah´ım! Sana hamd eder, Kureyş müşriklerinin Senin dinine karşı koymalarına, ayaklanmalarına karşı yardımını dilerim´ derdi.[175]
Vallahi, onun bu kelimeleri terkettiği bir tek gece bile bulunduğunu bilmiyorum.[176]
Sonra, ezanı okumaya başlardı.[177]
Mescid yapıldıktan sonra da, ezanı onun sırtında (üzerinde) okurdu.[178]
Ezanın Önemi ve Ezanla İlgili Bazı Faziletler
Meşruluğu Kitab[179] ve Sünnetle sabit olan[180] ezan iman ve İslâm alâmetlerinden olduğu için,[181] Peygamberimiz Aleyhisselam ezan sesi işitilen yere baskın yapmazdı.[182]
Gönderdiği askerî birliklere de:
"Birmescid gördüğünüz veya müezzinin ezanını işittiğiniz zaman, oradan hiç kimseyi öldürmeyiniz!" buyururdu.[183]
Hadis-i şeriflerde açıklandığı gibi:
1. Namaz için nida edildiği (ezan okunduğu) zaman, şeytan, ezanı işitmemek için yüzgeri edip kaçar!
Ezan bitince gelir, namaz için kamet getirilince yine yüzgeri edip kaçar. Kamet bitirilince, gelir insan ile insanın nefsi arasına sokulup:
´Filan şeyi hatırla! Filan şeyi hatırla!1 diyerek namazdan önce hiç de aklında olmayan şeyleri hatırlatır durur, kaç rekat kıldığını bilmez oluncaya kadar insanı meşgul eder."[184]
2. "Müezzinin sesinin yetiştiği yere kadar, insan cin... hiçbir şey yoktur ki, ezanı işitsin de, Kıyamet gününde müezzin lehinde şehadette bulunmuş olmasın!"[185]
Müezzin, sesinin yetiştiği yer nisbetinde af ve mağfiret olunur, yaş kuru herşey onun lehinde şehadette bulunur.
3. Müezzinin davet ettiği cemaat namazına hazır olana da yirmibeş namaz (sevabı) yazılır ve onun
iki namaz arasındaki (küçük) günahları da, bağışlanır.[186]
4. Ezan ile kamet arasında yapılan dua geri çevirilmez.[187]
5. Sabah ezanında, ezana:"Essalâtu hayrun minennevm! Essalâtu hayrun minennevm!" eklenir.[188]
Beş vakit namazın kametleri getirilirken de:
"Kad kametissalah!
Kad kametissalah!" denilir.[189]
6. Namaz ezanı, abdestli olunduğu halde okunur.[190]
7. Müezzin:
"Allâhu ekber! Allâhu ekber!" dediği zaman
"Allâhu ekber! Allâhu ekber!" diyen,
Müezzin:
"Eşhedü en lâ ilahe illallah!" dediği zaman
"Eşhedü en lâ ilahe illallah!" diyen,
Müezzin:
"Eşhedü enne Muhammederresûlullah!" dediği zaman
"Eşhedü enne Muhammederresûlullah!" diyen,
Müezzin:
"Hayye alessalâh!" dediği zaman
"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh!" diyen,
Müezzin:
"Allâhu ekber! Allâhu ekber!" dediği zaman
"Allâhu ekber! Allâhu ekber!" diyen,
Müezzin:
"Lâ ilahe illallah!" dediği zaman
Bütün kalbiyle "Lâ ilahe illallah" diyen kimse, Cennete girer.[191]
8. Her kim, müezzinin şehadet getirdiğini işitince:"Ben de Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, O´nun bir ve şeriksiz olduğuna, Muhammed Aleyhisselamın da O´nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim.
Allah´ı Rabb, Muhammed Aleyhisselamı resûl, İslâmiyet] de din olarak kabul ettim" derse, günahları bağışlanır.[192]
9. Her kim, ezanı dinleyince; "Ey şu tam davetin ve kılınmak üzere olan namazın Rabbi olan Allah´ım! Muhammed Aleyhisselama vesileyi ve fazileti ihsan et! Kendisini, va´d buyurduğun Makam-ı Mahmud´a eriştiri[193] Şüphe yok ki, Sen va´d´inden dönmezsin!"[194] derse, Kıyamet gününde ona şefaat[195] vacip olur.[196]
Külsûm b. Hidm ile Es´ad b. Zürâre´nin Vefatları
Peygamberimiz Aleyhisselamın mescidinin ve zevcelerine ait odaların yapıldığı sırada Külsûm b. Hidm, Küba´da vefat etti. [197]
Allah ondan razı olsun.
Külsûm b. Hidm´in vefatından kısa bir müddet sonra da, Es´ad b. Zürâre vefat etti.[198]
Allah ondan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam Şevval ayında Es´ad b. Zürâre´nin vefat ettiği sırada, yanında bulunuyordu.
Onu yıkadı. Üç parça bezle kefenledi.
Cenaze namazını kıldı.
Cenazesinin önünde yürüdü. Bakiyy kabristanına gömdü.
Bakiyy kabristanına Ensardan ilk gömülen, Es´ad b. Zürâre idi.[199] Es´ad b. Zürâre´nin ölümü, Yahudilere ve münafık Araplara Peygamberimiz Aleyhisselam aleyhinde propaganda yapmak üzere kötü bir vesile ve bahane oldu:
"Eğer o gerçekten peygamber olsaydı, sahabisi ölmezdi![200]
Sahabisinden ölümü önleseydi ya!" dediler.[201]
Es´ad b. Zürâre´nin ölümünden sonra, Neccar oğulları toplanıp Peygamberimiz Aleyhisselamin yanına geldiler ve:
"Yâ Rasûlalların[202] Bildiğin gibi, o[203] bizdendi.[204] Nakîbimiz [temsilcimiz] idi, öldü.[205]
Bizden, onun yerine, işimizi yürütecek bir adamı[206] nakîb[207] tayin et!" dediler.[208]
Peygamberimiz Aleyhisselam onlardan birini diğerine tercih etmeyi hoş görmeyerek:
"Siz benim dayılanmsınız.[209]
Ben sizdenim![210]
Sizin içinizde bulunuyorum![211]
Sizin nakibiniz benim!" buyurdu.[212]
Neccar oğulları, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerine böyle nakîb olmasını kavimlerine karşı bir üstünlük sayarlar ve bununla iftihar ederlerdi.[213]
Selman-ı Fârisî´nin Kendi Dilinden Dinî Hayatı ve Müslüman Oluşu
Selman-ı Fârisî, Abdullah b. Abbas´a dinî hayatını ve Müslüman oluşunu şöyle anlatır:
"Ben; Isbahan halkından ve Ceyy denilen karyeden bir Farslı idim. Babam bu karyenin dihkanı, muhtarı idi.
Ben onun yanında Allah´ın yaratıklarının en sevgili olanı idim.
O beni bu aşın sevgisinden dolayı yanından hiç ayırmaz, kız hapseder gibi evinde hapsederdi.
Mecusîliğe (ateşperestliğe) kendimi o kadar kaptırmıştım ki, ateşgedeye bakma, ateş yakma işini bile üzerime almıştım.
Onun bir an olsun sönmesine meydan vermezdim.
Babamın büyük bir çiftliği vardı. Kendisi bir gün inşaat işiyle uğraşıyordu. Bana:
´Oğulcağızım! Ben bugün hep yapı işiyle uğraşacağım, çiftliğe gitmekten geri kalacağım. Oraya sen git!1 dedi ve bana, oradan kendisinin yapmayı istediği bazı şeyleri de emretti. Sonra da, bana:
´Sakın ha! Oralarda oyalanıp da beni gözletme!
Çünkü, gecikirsen, beni çiftliğimden daha çok sen merakta bırakır, her işimden alıkorsun!1 dedi.
Babamın beni göndermek istediği çiftliğe gitmek üzere yola çıktım.
Yolda Hıristiyan kiliselerinden bir kiliseye rastladım.
Seslerini işittim.
Hıristiyanlar içeride ibadet ediyorlardı.
Babam beni hep evinde hapsedip hiç dışarı bırakmadığı için, insanların ne gibi işler yaptıklarını, ne gibi dinler tuttuklarını bilmezdim.
Rastladığım kilisedeki Hıristiyanların seslerini işitince, ne yapıyorlar bir bakayım, diye yanlarına vardım.
Yaptıklarını seyrettim. İbadetleri çok hoşuma gitti. Dinlerine imrendim.
´Vallahi, bu bizim tuttuğumuz dinden daha hayırlıdır1 dedim ve güneş batıncaya kadar onların yanını bırakmadım.
Babamın çiftliğini bıraktım. Çiftliğe hiç gitmedim.
Onlara:
´Bu dinin aslı, kökü nerededir ´ diye sordum.
´Şam´dadır1 dediler.
Artık, akşamleyin, babamın yanına döndüm.
Babam adam gönderip beni aratmış, babamın işi gücü beni aratmak olmuş.
Yanına geldiğim zaman, babam:
´Oğulcuğum! Nerede idin ! Sen benim vermiş olduğum emirlere göre hareket edecek değil mi idin !´ dedi.
Ona:
´Babacığım! Kiliselerinde ibadet eden bazı kimselere rastladım. Onların dinlerine ait şeyleri gördüm. Çok hoşuma gitti. Vallahi, güneş batıncaya kadar yanlarından ayrılamadım´ dedim.
Babam:
´Oğulcuğum! O dinde hayır yoktur. Senin dinin ve atalarının dini ondan daha hayırlıdır1 dedi.
Babam, benim kaçacağımdan korkup, ayağıma bir bukağı vurdu, sonra da beni evinde hapsetti.
Kilisedeki Hıristiyanlara adam gönderdim.
´Yanınıza Şam´dan birticaret kafilesi geldiği zaman bana haber verin1 dedim.
Yanlarına Şam´dan, Hıristiyan tüccarlarından bir kafile gelince, bana haber verdiler.
Onlara:
İşlerinizi bitirdiğiniz, memleketinize dönmek istediğiniz zaman bana haber verin´ dedim.
Onlar memleketlerine dönüp gitmek istedikleri zaman bana haber verince, ayağımdan demir bukağıyı çıkarıp attım.
Onlarla birlikte Şam yolunu tuttum, Şam´a geldim.
Şam´a gelince:
´Şu din adamlarının ilim yönünden en üstünü kimdir ´ diye sordum.
´Kilisedeki piskopostur´ dediler.
Yanına gittim. Ona:
´Ben bu dine girmek, senin yanında bulunmak, kilisede hizmet etmek, Hıristiyanlığı senden öğrenmek, seninle birlikte ibadet etmek istiyorum´ dedim.
Bana:
´Kiliseye gir!1 dedi.
Onunla birlikte içeri girdim.
Şam Piskoposu kötü bir adamdı.
Sadakalarını getirip vermelerini Hıristiyanlara emir ve onları buna teşvik eder, yanında toplanan şeylerden bir kısmını ise kendisi için gizler, yoksullara birşey vermezdi.
Hatta, böylelikle yedi küp dolusu altın ve gümüş biriktirmişti!
Onun böyle yaptığını gördükçe, kendisine son derecede kin tutuyordum. En sonunda, adam öldü.
Hıristiyanlar onu gömmek için toplandılar.
Onlara:
´Bu kötü bir adamdı. Sadaka vermenizi emir ve teşvik eder, onları kendisine getirdiğiniz zaman kendisi için saklar, yoksullara onlardan birşey vermezdi!1 dedim.
Bana:
´Sen bunu nereden biliyorsun ´ diye sordular.
Onlara:
´Ben size onun mal gömüsünü gösterebilirim´ dedim, gömünün yerini gösterdim.
Oradan, içinde altın ve gümüş dolu yedi küp çıkardılar.
Bunu görünce:
´Vallahi, biz onu hiçbir zaman gömmeyiz´ dediler.
Onun ölüsünü astılar ve taşa tuttular!
Onun yerine, kiliseye başka bir din adamı getirdiler.
Beş vakit namaz kılmayanlar içinde, ben ondan (yeni din adamından) daha faziletli, dünyayı onun kadar hiçe sayan, ahirete onun kadar uyanık, gece gündüz ibadete onun kadar düşkün bir kimse görmedim.
Ondan önce hiç kimseyi, onu sevdiğim kadar da sevmedim!
Sonra bu zât ölüm döşeğine düştü.
Kendisine:
´Ey filan! Ben senin yanında bulundum.
Senden önce hiç kimseyi, seni sevdiğim kadarda sevmedim!
Görüyorsun ki, sana Yüce Allah´ın emri gelmiş; bana tavsiye ve ne yapmamı emredersin 1 dedim.
Bana:
´Oğulcuğum! Bugün, benim yolum ve gidişatımda olan bir kimse bilmiyorum.
İyi din adamlan hep ölüp gittiler.
Yaşayanlar da, dinin öteden beri tatbik edegeldikleri hükümlerini değiştirdiler ve onların çoklarını da bıraktılar.
Yalnız Mevsıl´da [Musul] bir zât vardır ki, filandır.
O, benim tuttuğum yol ve bulunduğum hal üzeredir.
Sen onun yanına git!´ dedi.
Bu muhterem zât öldüğü ve gömülüp ortadan kaybolduğu zaman, Mevsıl´daki arkadaşının yanına vardım.
Yanına varınca:
´Ey filan! Filan zât, öleceği sırada, senin de kendisinin yolunda ve halinde olduğunu bana haber verdi ve yanına gitmemi tavsiye etti´ dedim.
´Olur! Yanımda otur!´ dedi.
Yanında kaldım. Onu da, öbür arkadaşının yolunda ve halinde, çok hayırlı buldum.
Fakat, çok geçmeden o da öldü.
Öleceği sırada, kendisine:
´Ey filan! Filan zât seni bana tavsiye ve yanına gitmemi emretmişti.
Görüyorsun ki; sana da Allah´ın emri gelip çatmış bulunuyor.
Senden sonra kimin yanına gitmemi bana tavsiye ve ne yapmamı emredersin ´ dedim.
Bana:
´Oğulcuğum! Vallahi, ben Nasîbin´deki [Nusaybin] filan zâttan başka, bizim yolumuz ve gidişatımızda bir kimse daha var mı bilmiyorum.
Sen, benden sonra onun yanına git!1 dedi.
Mevsıl´daki din adamı öldüğü ve gömülüp ortadan kaybolduğu zaman, Nasîtıin´deki arkadaşının yanına vardım. Durumumu ona anlattım. Mevsıl´daki arkadaşının bana ne gibi emir ve tavsiyede bulunduğunu bildirdim.
Bana:
´Olur! Yanımda otur!´ dedi.
Yanında kaldım.
Onu da, önceki iki arkadaşının yolunda ve halinde buldum. Bu yararlı zâtın da yanında ve
hizmetinde bulundum.
Vallahi, çok geçmeden, Nasîbin din adamına da ölüm geldi çattı.
Kendisi ölüm döşeğine düşünce:
´Ey filan! Filan zât bana kendisinden sonra falan zâtın yanına gitmemi tavsiye etmişti.
Falan zât da, kendisinden sonra senin yanına gitmemi bana tavsiye etti.
Sen bana, senden sonra kimin yanına gitmemi tavsiye ve ne yapmamı emredersin 1 dedim.
Bana:
´Oğulcuğum! Vallahi, Rum topraklarından Ammûriye´deki zâttan başka, yanına gitmeni sana emredeceğim, bizim yolumuz ve gidişatımızda bir kimse daha kaldığını bilmiyorum. O zât tıpkı bizim yolumuz ve gidişatımızdadır.
İstersen onun yanına git! İşte o bizim yolumuz ve gidişatımızdadır1 dedi.
Nasîbin din adamı öldüğü ve gömülüp ortadan kaybolduğu zaman, Ammûriye´deki arkadaşının yanına vardım.
Durumumu ona da anlattım.
Nasîbin´deki arkadaşının bana ne gibi emir ve tavsiyede bulunduğunu bildirdim.
Bana:
´Olur! Yanımda otur!´ dedi.
Öteki arkadaşlarının doğru yolları ve gidişatlarında olan bu hayırlı zâtın da yanında ve hizmetinde bulundum.
Ammûriye´de az çok birşeyler de kazandım.
Hatta biraz davarlarım ve ineklerim de vardı.
En sonunda Ammûriye din adamına da Allah´ın emri geldi çattı.
Kendisi ölüm döşeğine düşünce, ona:
´Ey filan! Ben filanın yanında idim.
O bana kendisinden sonra falan zâtın yanına gitmemi tavsiye etti.
Sonra, falan zât bana kendisinden sonra filan zâtın yanına gitmemi tavsiye etti.
Filan zât da bana kendisinden sonra senin yanına gitmemi tavsiye etti.
Şimdi sen bana senden sonra kimin yanına gitmemi tavsiye ve ne yapmamı emredersin ´ dedim.
Bana:
´Oğulcuğum! Vallahi, bugün yeryüzündeki insanlardan yanına gitmeni sana emir ve tavsiye edebileceğim, bizim yolumuz ve gidişatımızda hiçbir kimse bulunduğunu bilmiyorum!
Fakat, ahir zaman peygamberinin gelmesi çok yaklaşmış, gölgesi üzerimize düşmüştür!
O peygamber İbrahim Aleyhisselamın dini üzere gönderilecektir!
Kendisi Arap toprağında ortaya çıkacak, iki kara taşlık arasındaki, hurma bahçeleri bulunan biryere hicret edecektir!
O, hediyeden yer, sadakadan yemez!
Onun iki dalı arasında da, peygamberlik mührü vardır!
Eğer o diyarlara gitmeye gücün yeterse, git; hemen yola düş!1 dedi.
Nihayet, Ammûriye din adamı da öldü ve gömülüp ortadan kayboldu.
Bundan sonra, Ammûriye´de, Allah´ın dilediği kadar oturdum.
Sonra, Kelb kabilesinden, ticaretle uğraşan bazı kimseler bana rastladılar.
Onlara:
´Beni Arap diyarına götürünüz de, şu davarlarımı, şu ineklerimi size vereyim´ dedim.
´Olur!1 dediler.
Verdim ve beni yanlarında götürdüler.
Vâdi´l-kurâ´ya erişince, bana zulmettiler. Beni köle olarak bir Yahudiye sattılar.
Yahudinin yanında bir müddet kaldım.
Vadi´l-kurâ´daki hurma ağaçlarını görünce:
´Burası Ammûriye´deki efendimin bana tarif ettiği, ahir zaman peygamberinin göçeceği yer mi ola ´ diye ümiüendimse de, buna kalbim pek de yatışmadı.
Ben Vâdi´l-kurâ´da Yahudi ağamın yanında bulunduğum sırada, Kurayza oğulları Yahudilerinden olan amcasının oğlu Medine´den geldi ve beni ağamdan satın alıp Medine´ye götürdü.
Vallahi, Medine´yi görür görmez, Ammûriye´deki efendimin tarif ettiği ahir zaman peygamberinin hicret yurdunun burası olduğunu tanıdım ve anladım.
Artık Medine´de oturdum durdum.
Halbuki, Resûlullah Aleyhisselam peygamber olarak gönderilmiş, Mekke´de ne kadar kalmışsa kalmış.
Fakat, ben kölelik meşguliyeti içinde bulunduğumdan onun hakkında hiçbirşey işitmemiştim.
Sonra, kendisi Medine´ye hicret edip gelmiş.
Vallahi, yine de haberim olmamıştı.
Ben, bir gün, hurma ağacının başında ağama ait işlerden bazılarını yapıyordum, ağam da altımda oturuyordu.
O sırada, ağamın amcasının oğlu gelip Yahudi ağamın başına dikildi ve:
´Ey filan! Allah, Kayle oğullarının [Evs ve Hazrec kabilelerinin] belâlarını versin!
Vallahi, onlar Mekke´den yanlarına gelen, peygamber dedikleri bir adamın başına Küba köyünde toplanmış bulunuyorlar!´ dedi.
Bunu işitir işitmez beni öyle bir titreme tuttu ki, neredeyse ağamın üzerine düşeceğim sandım!
Ağamın amcasının oğluna:
´Ne dedin Ne dedin ´ diyerek hemen hurma ağacından indim.
Ağam kızdı, bana şiddetli bir tokat vurdu ve:
´Bu senin neyine gerek, seni ne ilgilendirir Sen işinin başına git!´ dedi. Ben de:
´Birşey yok! Ancak onun ne dediğini anlamak istedim´ dedim.
Yanımda biriktirmiş olduğum biraz yiyecek vardı.
Akşam olunca, onları alıp Küba köyünde bulunan Resûlullah Aleyhisselama gittim, yanına girdim.
Kendisine:
´Senin salih bir zât olduğunu işittim. Yanında da, muhtaç, kimsesiz sahabilerin varmış!
Şu şeyleri, sadaka olarak vermek üzere, yanımda bulunduruyordum.
Buna, sizi başkalarından daha lâyık gördüm!1 diyerek, onları kendisine uzattım.
Resûlullah Aleyhisselam, ashabına:
´Alınız, bunu yiyiniz!´ buyurdu, elini çekti ve ondan hiç yemedi.
Kendi kendime:
´Bu, bir!´ dedim.
Sonra, onun yanından ayrılıp yerime döndüm.
Yine, biraz birşeyler biriktirmiştim.
O sırada, Resûlullah Aleyhisselam da Medine´nin içine gelmiş bulunuyordu.
Resûlullah Aleyhisselamın yanına vanp:
´Senin sadakadan yemediğini gördüm.
Bu, sana ikram olmak üzere hazırladığım bir hediyedir!´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam, hemen ondan yedi ve ashabına da emretti, onlar da kendisiyle birlikte yediler.
Bunun üzerine, kendi kendime:
´Bu, iki!1 dedim.
Bundan sonra, Resûlullah Aleyhisselamın Bakiyyü´l-Garkad´da bulunduğu sırada, yanına vardım.
Kendisi oraya ashabından birisinin cenazesi peşinde gitmişti.
Resûlullah Aleyhisselam, ashabı arasında oturuyordu.
Üzerinde, her tarafını bürüyen iki ihram vardı.
Kendisine selam verdim.
Sonra da, Ammûriye´deki efendimin bana tarif ettiği peygamberlik mührünü görebilir miyim diye arkalarına bakmak için, arka taraflarına geçtim.
Resûlullah Aleyhisselam, bana tarif edilen şeyi anlamak için arkaya geçtiğimi anlayınca, arkasından ridasını sıyırdı.
Peygamberlik mührünü görünce, tanıdım! Üzerine kapandım, öptüm ve ağlamaya başladım.
Resûlullah Aleyhisselam, bana:
´Bu tarafa dön!´ buyurdu.
Gelip önlerinde oturdum.
Ey İbn Abbas! Sana anlattığım gibi, başımdan geçeni ona da anlatmıştım.
Benim bu kıssamı ashabının da işitmiş olmaları, Resûlullah Aleyhisselamın pek hoşuna gitmişti.
Esirlik, kölelik, bu Selman´ı uğraştırmış, oyalamıştır.
Bunun için, Bedir ve Uhud savaşlarında Resûlullah Aleyhisselamla birlikte bulunma imkânını bulamamışım dir."[214]
Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ebu Bekir´in Ev Halklarının Medine´ye Getirilişi ve
Peygamberimizin Hz. Âişe ile Evlenişi
Hz. Aişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam; Medine´ye hicret ettiği zaman, bizi ve kızlarını Mekke´de bırakmıştı.
Medine´den, azadlı kölesi Zeyd b. Harise ile Ebu Râfi´i, iki deve ve birde ihtiyaç duyacakları şeyi satın almak üzere, Ebu Bekir´den aldığı 500 dirhem harçlıkla birlikte bize, Mekke´ye gönderdi.
Ebu Bekir de, Abdullah b. Uraykıt´ı iki veya üç deve ile onların yanına katıp zevcesi annem Ü mmü Rûman´ı, beni ve kızkardeşim Esmayı (ki, Zübeyr b. Avvam´ın zevcesi idi) bindirerek göndermesini Abdullah b. Ebu Bekir´e yazdı, emretti.
Medine´den, konuşa konuşa yola çıktılar.
Kudeyd´e geldikleri zaman, Zeyd b. Harise, o 500 dirhemle üç deve daha satın aldı.
Talha b. Ubeydullah´a rastladılar.
O da, Ebu Bekir´in ev halkı ile birlikte Medine´ye hicret etmek istiyordu.
Hep birlikte yola çıktık.
Ebu Rafi´ Fâtıma´yı, Ümmü Külsûm´u ve Şevde binti Zem´a´yı;[215]
Zeyd de Ümmü Eymen´i ve oğlu Üsâme´yi bindirip yola çıktı.
Hep birlikte konuşa konuşa Mina mevkiinden Beyz´a ulaştığımız zaman, devem kaçtı.
Ben Mahfe´nin içindeydim, annem de yanımda idi.
Annem:
´Eyvah kızağım! Eyvah gelinciğim!´ diyerek çırpınıyordu.
Yüce Allah devemizi döndürüp, bizi devemize ve selamete kavuşturdu.
Nihayet, Medine´ye geldik.
Ben Ebu Bekir´in ev halkı ile birlikte idim,
O zaman, Mescid ve Mescid civarındaki odalar yapılmış bulunuyordu.
Resûlullah Aleyhisselamın ev halkı kendi odalarına indiler.
Biz de Ebu Bekir´in evinde bir müddet oturduk.
Sonra, Ebu Bekir:
´Yâ Rasûlallah! Ehlinle evlenmekten seni alıkoyan nedir ´ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Mehrdir1 dedi.
Bunun üzerine, Ebu Bekir, mehr olarak oniki buçuk ukiyye[216] gönderince,[217] Resûlullah Aleyhisselam Şevval ayının içinde benimle evlendi."[218]
Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselamla evlendiği zaman, dokuz[219] veya on yaşında idi.[220]
Düğün için, ne deve kesildi, ne de koyun. Yalnız, Sa´d b. Ubâde, Peygamberimiz Aleyhisselam a, büyük bir kapla yemek gönderdi.[221]
Ashabın Medine´de Hastalanışı ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine Hakkında Dua Edişi
Hz. Aişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam Medine´ye geldiğinde[222] ve bizim Medine´ye geldiğimizde de,[223] orası vebalı (sıtmalı) bir yer idi.[224] Allah´ın en vebalı (sıtmalı) yeriydi.[225]
Medine´nin Buthan vadisinden, acı ve pis bir su akar dururdu.[226]
Resûlullah Aleyhisselamın ashabı hastalandılar.[227]
Yüce Allah, peygamberini bu hastalıktan beri, uzak kıldı.
Ashab, namazlarını ayakta kılamaz, oturarak kılar oldular.
Ebu Bekir ile azadlıları Âmir b. Füheyre ve Bilal bir evde bulunuyorlardı ve hummaya tutulmuşlardı.[228]
Onları ziyaret için Resûlullah Aleyhisselamdan izin isteyip, izin verilince,[229] -ki bu, bize perde arkasına çekilme emrinden önce idi-[230] yanlarına girdim.[231]
Kendilerinde, şiddetini Allah´tan başkasının bilemeyeceği bir hastalık elemi vardı .[232]
Ebu Bekir´e:
´Babacığım! Kendini nasıl buluyorsun ´ diye sordum.
´Her kişi ailesi içinde sabahlarken, ölüm ona ayakkabısının bağından daha yakındır1 mealli beyti okudu.[233]
´Vallahi, babam ne dediğini bilmiyor!1 dedim.
Sonra, Âmir b. Füheyre´nin yanına yaklaştım, ona:
´Ey Âmir! Kendini nasıl buluyorsun ´ diye sordum. Bana:
´Muhakkak ki, ölümü daha onu tatmadan önce buldum.
Korkak kişinin ölümü, kendisinin tepesindedir
Her kişi, takati nisbetinde mücahede edicidir1 mealli beyitleri okudu.
´Vallahi, Âmir de ne söylediğini bilmiyor!´ dedim.[234]
Bilal´e de:
´Kendini nasıl buluyorsun ´[235] diye sordum .[236]
O da, kendisini sıtma nöbeti[237] tutmuş halde, odanın kapısının önüne serilip yatmış vaziyette,[238] sesini yükseltti ve:
´Bilmem ki, acaba bir gece daha Mekke´nin Fahh vadisinde çevremi ızhır ve kokulu celil otları sarmış olduğu halde geceler miyim ola
Acaba bir gün olup da Mecenne sularının başına bir daha vanr mıyım ola
Acaba Mekke´nin Şâme ve Tefîl dağlan, bana bir daha görünür mü ola ´ mealli kıt´ayı terennüm etti[239] ve:
´Allah´ım! Şeybe b. Rebia, Utbe b. Rebia, Ümeyye b. Halef bizi yurdumuzdan çıkarıp veba yurduna gelmeye mecbur ettikleri gibi, Sen de onlara lanet et! (Kendilerini rahmetinden uzaklaştır!) diyerek ilendi.[240]
Resûlullah Aleyhisselama gelip, onlardan işittiklerimi haber verdim:
´Onlar, hummanın şiddetinden, sayıklıyorlar! Akılları başlarında değil´ dedim .[241]
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam semaya baktı[242] ve:
´Allah´ım! Bize Medine´yi sevdir! Mekke´yi sevdirdiğin gibi veya daha fazla sevdir![243]
Allah´ım![244] Bizim İçin[245] Medine´yi sağlığa elverişli kıl![246]
Onun vebasını,[247] hummasını[248] Mehyea´ya,[249] Cuhfe´ye nakl ve havale et![250]
Allah´ım![251] Medine´nin müddü ve sâı hakkında bize bereket ihsan et!" diyerek dua etti.[252]
Müdd; bir rıtl ve sülüs rıti veya iki rıtl şeyi içine alan ölçeğin ismi olup, ne büyük ne de küçük olmayan bir adamın iki avucunun (kocam avucunun) dolusu demektir.[253]
Sâ´da; beş rıtl ile sülüs ntl ölçektir ki, ne büyük ne de küçük olmayan bir adamın iki kocam avucunun dört dolusunu alan ölçek demektir.[254]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine hakkındaki başka bir duasında da:
"Allah´ım! Mekke´ye verdiğin bereketin iki katını Medine´ye ver!" demiştir.[255]
Ashabdan Ebu Hureyre derki:
"İnsanlar (Medineli Müslümanlar), ilk çıkan turfanda meyveyi gördüler mi, onu Resûlullah Aleyhisselama getirirler; Resûlullah Aleyhisselam da, onu alınca:
´Allah´ım! Şüphe yok ki, İbrahim (Aleyhisselam), Senin kulun, halîlin ve peygamberindi. Ben de Senin kulun ve peygamberinim!
O sana Mekke için dua etmişti. Ben de, Sana Medine için dua ediyor; onun Mekke için yaptığı duasında Senden dilediğinin bir mislini, bir kat daha fazlasıyla biriikbe Medine için Senden diliyorum!´ der,[256] sonra da, o turfanda meyveyi, orada bulunan çocuklardan[257] gördüğü[258] en küçüğünü[259] çağırarak[260] ona verirdi."[261] Medine, Peygamberimiz Aleyhisselamın duası bereketiyle, sakinleri için o kadar mutlu bir şehir haline gelmişti ki, Hz. Ömer Allah yolunda şehit olmayı ve Resûlullah´ın şehri olan Medine´de ölmeyi özlüyor ve diliyordu![262]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine Yönetimini Üstlenişi ve Bu Husustaki Yönetmelik
Yazısının Tercümesi
Peygamberimiz Aleyhisselam; Medine´ye hicret edip geldiği zaman, ilk işi, Mekkeli ve Medineli Müslümanlar arasında-kendilerini mallarıyla, canlarıyla birbirlerine bağlayan-bir kardeşlik kurarak Medine´de güçlü bir İslâm toplumu oluşturmak olmuştu.[263]
Müşrik Medinelilerle Yahudilerden birçoklarının, aradaki akrabalık dolayısıyla, bu İslâm toplumuna karşı zaafları vardı.
Nitekim Mekkeli müşriklerin tehdit ve tahrikiyle Peygamberimiz ve Müslümanlar aleyhindeki teşebbüslerinden onları vazgeçirmeye, bu hususun hatırlatılması kâfi gelmişti.
İstekleri yerine getirilmeyen Mekkeli müşriklerin Medine´ye umumî bir baskın yapmaları ve orada Müslüman, müşrik ve Yahudi ayırmadan katliamda bulunmaları hiç de imkânsız değildi.
Çünkü, tehdit ve tahriklerinin neticesiz kaldığını öğrendikten sonra, Mekkeli müşrikler, Yahudilere de aynı tarzda tehdit ve tahrik mektubu göndermeyi ihmal etmem işlerdi.[264]
Bu da, Müslüman olmayan Medinelilerin Peygamberimiz Aleyhisselama yaklaşmalarına yol açtı.
Bundan başka; öteden beri, Evsliler ayrı, Hazrecliler ayrı, Yahudiler de ayrı birer topluluk halinde idiler ve her topluluk Medine´de yegâne söz sahibi topluluk olma dava ve sevdasında idi.
Nitekim, Hazrecîler liderleri Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün başına hükümdarlık tacı giydirmeye, krallık sarığı sardırmaya hazırlanmış bulunuyorlardı.[265]
Halbuki, ne Evsfler için Hazrecîbirbaş, ne Hazrecîler için Evsîbirbaş hoşa gider değildi. Denilebilir ki; Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´ye geliverişi, bütün Medinelilere pek makbule geçti.
Evsî ve Hazrecîlerin müşrikleri de, Yahudiler de, Peygamberimiz Aleyhisselama yöneldiler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam aşağıdaki yönetmelik yazısıyla Medine´nin yönetimini üzerine aldı:
"Bismiİlâhirrahmânirrahîm.[266]
Bu, Peygamber Muhammed (Aleyhisselam) tarafından, Kureyşli ve Yesribli (Medineli) mü´min ve Müslümanlar ile onlara bağlanmış ve katılmış olanlar ve onlarla birlikte savaşanlar arasında yazılan bir yazıdır:
Muhakkak ki, onlar, sair insanlardan ayn bir toplulukturlar.
Kureyş´ten olan Muhacirler kan diyetlerini aralarında-geleneğe göre-ortaklaşa ödeyecekleri gibi, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ödeyecek-I erdir.
Avf oğulları da, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneğe göre-ortaklaşa ödeyecekleridir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ödeyeceklerdir.
Haris oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneğe göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Sâide oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Cüşem oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Neccar oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Amr b. Avf oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Nebit oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Evs oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre-ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü´minler arasında maruf olan adil esaslar dairesinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Mü´minler; borçlu ve çok çoluklu-çocuklu olanları kendi hallerine bırakmayarak, onların kurtulmalık
akçelerini veya kan diyetlerini-aralarında maruf olan adil esaslar dairesinde-ödeyeceklerdir.
***
Hiçbir mü´min diğer bir mü´minin mevlası[267] ile aleyhte bir anlaşma yapmayacaktır.
Takvalı mü´minler; içlerinden, azgınlık eden veya zulüm ve haksızlık yapmak isteyen veya günah işleyen veya düşmanlık eden, yahut mü´minler arasında kanşıklık çıkaran kimseye karşı cephe alacaklar ve-o kendilerinden birinin evladı da olsa-hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.
Hiçbir mü´min bir kâfir için bir mü´mini öldürmeyecek ve mü´mine karşı kâfire yardım da etmeyecektir.
Allah´ın ahdi ve te´minat birdir; onların, en hakir görülenlerine bile şâmildir. Çünkü, mü´minler, diğer insanlardan ayrı olarak, birbirlerinin m evlası di rlar.
Yahudilerden, bize tâbi olanlar da, hiçbir zulme uğratmaksızın ve aleyhlerinde bir yardımlaşma olmaksızın, yardım göreceklerdir.
Mü´minlerin sulhu, barışı birdir.
Hiçbir mü´min, Allah yolundaki bir savaşta, mü´minlerden ayrı olarak sulh yapmayacak; onlar, ancak
aralarında, müsavat ve adalet dairesinde hep birlikte sulh yapacaklardır.
***
Bizimle birlikte savaşa katılan bütün savaşçılar, aralarında, birbirleriyle nöbetleşeceklerdir.
***
Mü´minler, birbirlerinin Allah yolunda dökülen kanlarının öcünü almakla mükelleftirler.
Takvalı mü´minler, en güzel, en doğru yol üzeredirler.
Onlar hiçbir müşrik Kureyşlinin malını ve canını korumayacak, bu yolda bir mü´mine engel de olmayacaktır.
Bir kimsenin bir mü´mini sebepsiz yere öldürdüğü kesin delillerle sabit olunca, öldüren hakkında kısas hükmü uygulanacaktır.
Ölenin velîsi buna nza göstermediği takdirde, bütün mü´minler ona karşı cephe alacaklardır. Kendilerine, bundan başkası helal olmaz.
Bu sahifedekileri kabul ve ikrar eden, Allah´a ve ahiret gününe inanan bir mü´minin, ortaya kötü bir hadise çıkaran kimseye yardım etmesi ve onu barındırması helal değildir.
Öylesine yardım eden veya onu barındıran kimse, Kıyamet günü Allah´ın lanet ve gazabına uğrayacak; onun tevbesi de, kurtulmalık akçesi de kabul olunmayacaktır.
Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde, o, Yüce Allah´a ve Muhammed (Aleyhisselam)a arz ve
havale olunacaktır.
***
Yahudiler; mü´minlerle birlikte savaşa devam ettikleri müddetçe, savaş masraflarına katılacaklardır.
Avf oğulları Yahudileri mü´minlerle birlikte bir topluluk oluşturacaklar; Yahudiler kendi dinlerinde, Müslümanlar da kendi dinlerinde olacaklardır.
Onların (Yahudilerin) mevlaları için de, kendileri için de, bu böyledir. Şu kadar ki, bunlardan bir
zulüm veya bir kötülük irtikap eden, ancak kendini ve ev halkını tehlikeye sokmuş olacaktır.
***
Neccar oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
***
Haris oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Sâide oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
***
Cüşem oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Evs oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Salebe oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir. Bunlardan, bir zulüm veya bir kötülük irtikap eden, ancak kendini ve ev halkını tehlikeye sokmuş
olacaktır.
Sa´lebe´nin bir kolu olan Cefne de, onlar gibi (Salebe gibi) mütalaa edilecektir.
***
Şutaybe oğulları için olan hüküm de, Amr b. Avf oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Şüphe yok ki, iyilik, kötülükten ayrı ve başkadır.
***
Salebe oğullarının mevlalan da, Salebe gibidirler.
Yahudilere karışmış ve bağlanmış olanlar, Yahudiler gibidirler.
Onlardan (Yahudilerden) hiçbir kimse, Muhammed (Aleyhisselam)ın izni olmadan askerî bir sefiere
çıkamayacaktır.
***
Bir yaralamanın öcünü almak, yasaklanmayacaktır.
Fırsat kollayarak cinayet işleyen kimse, o cinayeti kendisine ve ev halkına işlemiş olacaktır. Zalime karşı işlenecek cinayet bundan müstesnadır. Allah bu hususta doğru ve iyi davranmış olanlardan hoşnut olur.
(Savaş halinde) Yahudilerin masrafları kendilerine, Müslümanların masrafları da kendilerine ait olacaktır.
Şu kadar ki, onlar bu Sahife sahiplerine harp açanlara karşı aralarında yardımlaşacaklar ve aralarında öğüt verme ve iyilik dileme esas olacaktır.
Elbette ki, iyilik, kötülükten ayrı ve başkadır.
Hiç kimse, müttefikine kötülük yapmayacak, mazluma mutlaka yardım edilecektir.
Yahudiler, mü´minlerle birlikte savaşa devam ettikleri müddetçe, savaş masraflarına ortak olacaklardır.
Yesrib vadisinin içerisi, bu Sahife sahipleri için, haram, dokunulmaz bir bölgedir.
Himaye altında bulunan kimse-zarar verici ve kötülük işleyici olmamak şartıyla- bizzat himayeci
gibidir.
Himaye verme hakkına sahip kimsenin izni müstesna, kimseye himaye hakkı verilemez.
Bu sahife sahipleri arasında herhangi bir hadise veya münazaa çıkar ve bunun onların aralarını bozmasından korkulursa, o, Yüce Allah´a ve Muhammed Resûlullah (Aleyhisselam)a arz ve havale edilecektir.
Şüphe yok ki, Allah, bu Sahifedekilere riayetsizlikten son derece sakınan, doğruluğu ve iyiliği şiar
edinenlerden hoşnut olur.
***
Ne Kureyşîler, ne de onlara yardım edenler, hiçbir suretle himaye olunmayacaklardır.
Yesrib´e saldıracak kimselere karşı, onlar (Müslümanlar ve Yahudiler) aralarında yardımlaşacaklardı r.
Onlar (Yahudiler) sulh akdetmeye veya sulh akdine katılmaya (mü´minler tarafından) davet edildiklerinde, o sulhu akdedecekler veya o sulhun akdine katılacaklardır. Din uğrunda savaşanlar bundan müstesnadır.
Herkes, kendine düşen kısımdan sorumlu tutulacaktır.
Bu Sahife sahipleri için konulan, kabul edilen hükümler, aynen Evs Yahudilerinin mevlalarına ve kendilerine de-bu Sahife sahipleri tarafından-iyiniyetle tatbik olunacaktır. Şüphe yok ki, iyilik kötülükten ayrı ve başkadır.
Kazanıcının kazandığı ancak kendisinedir.
Muhakkak ki, Allah, bu Sahife´dekilere en doğru ve en iyi şekilde riayet edilmesinden hoşnut olur.
***
Bu yazı, bir zalimi ve suçluyu cezalandırmaya asla engel olmayacaktır.
Medine´den çıkan da emniyette, Medine´de oturan da emniyette bulunacaktır. Bir zulüm veya suç işleyen kimse bundan müstesnadır.
Allah´ın himayesi, iyilik yapan, kötülüklerden sakınan kimseler içindir. Muhammed (Aleyhisselam) Allah´ın Resûlüdür."[268]
Medine´nin Haremleştirilişi ve Sınırlanışı
Yüce Allah; Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın diliyle, Medine´nin iki kara taşlığının (tepesinin) arasını harem, dokunulmaz kıldı.[269]
Medine´nin[270] Âir,[271] Ayr[272] ile Sevr arasındaki[273] bir berid´lik,[274] oniki millik[275] mesafeye kadar olan her köşesi koru haline getirildi.[276]
Berid, üç fersahtır.
Bir fersah, üç mildir.
Bir mil, üçbin beşyüz zira´dır.
Bir zira, yirmidürt parmaktır.
Bir parmak, yanyana konulmak üzere, üç arpadır.[277]
Hz. Ali´nin, Peygamberimiz Aleyhisselamdan işitip yazarak kılıcına bağladığı Sahife´deki hadis-i şeriflerinde de, Peygamberimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuşlardır:
"İbrahim (Aleyhisselam) Mekke´yi harem, dokunulmaz kıldı.
Ben de Medine´yi harem, dokunulmaz kıldım:
Onun iki karataşlığının arası harem´dir, dokunulmazdır.
Onun tümü korudur:
Onun yaş otu biçilemez!
Onun avı ürkütülemez!
Onun yitiği alınamaz.
Ancak, onu ilan için alacak kimse bundan müstesnadır. Orada herhangi bir kimsenin savaş için silah taşıması, oradan ağaç kesmesi caiz değildir. Ancak, bir kimse orada devesini otlatabilir."[278]
"Medine, Ayr ile Sevr arası olmak üzere, harem´dir, dokunulmazdır! Orada kim bir günah işler veya günah işleyeni barındınrsa, Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerindedir!
Kıyamet günü, Allah, onun tevbesini de, fidyesini de kabul etmez!
Müslümanların zimmeti birdir.
Bu zimmet uğrunda, onların en aşağı olanı da çaba gösterir.[279]
Kim bir Müslümanın verdiği ahdi bozarsa, Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerindedir!
Onun tevbesi de, fidyesi de kabul olunmaz."[280]
Ashab-ı Kiram, Medine´nin haremliğine son derecede itina gösterirler, çocukların bile aykırı davranışlarına göz yummazlardı.
Zeyd b. Sabit, Şurahbil b. Sa´d´ın Medine çarşısında bulduğu bir kuşu elinden alarak saldıktan sonra, ona:
"Sen Resûlullah Aleyhisselamın Medine´nin iki kara taşlığı arasını haremleştirdiğini, dokunulma-zlaştırdığını bilmiyor musun !" demiştir.[281]
Abdullah b. Ubâde Ebu İhab kuyusu mevkiinde serçe kuşlarını avlarken, babası Ubâde görüp ona elindeki kuşu bıraktırmış ve:
"Resûlullah Aleyhisselam; Medine´nin iki kara taşlığı arasını-İbrahim (Aleyhisselam)ın Mekke´yi harem leşti rdiği gibi-hareml eştirdi" demiştir.[282]
Ebu Hureyre de:
"Varlığım (Kudret) Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; eğer Medine´de bir geyik bulmuş olsam, onu asla telaşa ve sıkıntıya düşürmem!" diyerek, bu husustaki itinasının derecesini belirtmiştir.[283]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Yazıcıları
Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke´de iken, yazdıracağı yazılara, Kureyşîlerin yaptığı gibi "Bismikallâhümme=Ey Allah! Senin isminle başlarım!" diyerek başlatırdı.
Hûd sûresinin 42. âyeti nazil olunca, âyetteki "Bismillah" cümlesini yazılanın başına koydurmaya başladı.
İsrâ sûresinin 110. âyeti nazil olunca, âyette geçen "er-Rahmân" ismini de katarak, yazılarına "Bismillâhirrahmân!" başlığını koydurmaya başladı.
Nemi sûresinin, Besmele´nin tam şeklini içine alan 30. âyeti nazil olduktan sonra da, yazılarını "Bismillâhirrahmânirrahîm" ile başlatırdı.[284]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yazıcıları şu kişilerdi:
1- Hz. Ebu Bekir,
2- Hz. Ömer,
3- Hz. Osman.[285]
Hz. Âişe, Cebrail Aleyhisselam Peygamberimiz Aleyhisselama vahiy getirdiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın "Ey Useym! Yaz!" buyurarak vahyi Hz. Osman´a yazdırdığını bildirmiştir.[286]
4- Hz. Ali.
Peygamberimiz Aleyhisselam; muahede ve musâlaha yaptığı zaman, bunlara ait yazılan genellikle Hz. Ali´ye yazdırırdı.[287]
Nitekim, Kureyş müşrikleriyle Hudeybiye´de yaptığı muahedeyi de ona yazdırmıştı.[288] Hz. Ali, ayrıca, şahıslarla ilgili yazıları,[289] mülk fermanlarını da yazardı.[290]
5- Übeyy b. Ka´b,
6- Zeyd b. Sabit.
Medine´ye geldiği zaman Peygamberimiz Aleyhisselamın yazılarını Ensardan ilk yazan Übeyy b. Ka´b idi ve yazdığı yazıların sonuna "Filan oğlu filan yazdı" diyenlerin de ilki idi.
Medine´de Peygamberimiz Aleyhisselama inen vahiyleri Peygamberimiz Aleyhisselamın huzurunda ilk defa yazmaya başlayan Müslüman da Übeyy b. Ka´b idi.[291]
Übeyy b. Ka´b bulunmadığı zaman, Zeyd b. Sabit yazardı.[292]
Zeyd b. Sabit vahiyleri imlada üstaddı.[293]
Kendisinin vahiyden başka yazılacak yazıları yazdığı da olurdu.[294]
Peygamberimiz Aleyhisselam nazil olan âyetlerin hangi sûreye ve onun neresine konulacağını da yazıcıya bildirirdi.[295]
Bu da, Peygamberimiz Aleyhisselama Cebrail Aleyhisselam tarafından bildirilmiş bulunurdu.
Nitekim, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bana Cebrail (Aleyhisselam) geldi. Şu İnnallâhe ye´muru bil´adli...1 âyetini şu sûrenin şurasına koymamı bana emretti" buyurmuştur.[296]
Zeyd b. Sabit der ki:
"Vahyi Resûlullah Aleyhisselamın huzurunda yazardım.
Yazıp bitirdiğim zaman:
´Yazdığını oku!1 buyururdu.
Eğer ondan yazılmayan birşey kalmışsa eklettirir, fazla birşey olmuşsa çıkarttırırdı.[297]
Bana:
´Ey Zeyd! Sen Yahudilerin yazısını benim için öğren!
Ben, vallahi, bana ait yazılar hakkında Yahudilere hiç emniyet edemem, güvenemem!´ buyururdu.
Ben de, yanm ay geçmeden onu öğrendim ve hatta İbranice okuyup yazmakta maharet kazandım.
Yahudilere birşey yazacağı zaman, onu, Resûlullah Aleyhisselam için ben yazardım.[298]
Resûlullah Aleyhisselam bana:
´Sen Süryanice´yi de güzelce yazabilir misin Bana Süryanice yazılar geliyor1 buyurdu.
Ben:
´Hayır! Süryanice yazmasını bilmem!´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Sen onu da öğren!´ buyurdu.
On yedi günde de, onu öğrendim..."[299]
Bunun üzerine, Zeyd b. Sabit, Peygamberimiz Aleyhisselama gelen Süryanice yazılan da okur-du.[300]
Vahiy yazılırken, kağıt yerine, kürek kemikleri,[301] yassı hurma dalları, beyaz ve yassı taşlar,[302] yazı yazmaya elverişli bez ve hırka parçaları... gibi şeyler kullanılırdı.[303]
7- Zübeyr b. Avvam,
8- Halid b. Saîd,
9- Eban b. Saîd,[304]
Halid b. Saîd, Besmele´yi ilk yazan zât idi.[305]
Peygamberimiz Aleyhisselam şahıslarla ilgili yazılarından bazılarını ona yazdırmiştir.[306]
10- Hanzaletü´l-Üseydî,
11- Alâ b. Hadramî,
12- Halid b. Velid,
13- Abdullah b. Revâha,
14- Muhammed b. Mesleme,
15- Abdullah b.Sa´d,
16- Abdullah b. Übeyy b. Selûl,
17- Mugîre b. Şube,
18- Amr b.Âs,
19- Muaviye b. Ebu Süfyan,
20- Cüheym b. Salt,
21- Muaykıb b. Ebi Fâtıma,
22- Şurahbil b. Hasene,[307]
23- Abdullah b.Zeyd,[308]
24- Erkam b. Ebi´l-Erkam,[309]
25- Ukbe,[310]
26- Alâ b. Ukbe.[311]
27- Sabit b. Kays b. Şemmas,[312]
28- Talha b. Ubeydullah,
29- Yezid b. Ebu Süfyan,
30- Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî,
31- Büreyde b. Husayb,
32- Husayn b. Numeyr,
33- Ebu Seleme el-Mahzumî,
34- Abdullah b. Abdulesed,
35- Huvaytıb b. Abduluzzâ,
36- Ebu Süfyan b. Harb,
37- Hâtıb b. Amr.[313]
38- Abdullah b. Erkam,
Peygamberimiz Aleyhisselamın annesi Hz. Âmine, Abdullah´ın babası Erkam´ın halası idi.[314]
Peygamberimiz Aleyhisselama biryazı geldiği ve:
"Buna, benim tarafımdan, kim cevap yazar " diye sorduğu zaman, mecliste Hz. Ömer gibi zâtlar bulunduğu halde, Abdullah b. Erkam:
"Ben!" derdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam da onayazdınr, mühürletirdi.
Kendisi güvenilir bir zât olduğu için, Peygamberimiz Aleyhisselam, hükümdarlardan gelen yazıları yanında saklamasını da ona emrederdi.
Abdullah b. Erkam, Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra, Hz. Ebu Bekir´in ve Hz. Ömer´in de yazı lan nı yazardı.[315]
Hz. Ömer onu Beytülmâl (Hazine) Bakanlığına da tayin etmişti.
"Ben Allah´a karşı Abdullah b. Erkam´dan daha haşyetli, daha korkulu ve saygılı bir kimse görmedim!" der;
Kendisine de:
"Eğer senin geçmiş kavimlerde bir benzerin olsaydı, ben hiçbirini sana tercih etmezdim!" derdi.
Hz. Osman da, Abdullah b. Erkam´ı Beytülmâl (Hazine) Bakanlığına otuz bin, diğer rivayete göre yıllık üçyüz bin dirhem tahsisatla tayin etmişse de, Abdullah b. Erkam kabul etmemiş;
"Ben bu vazifeyi Allah için yaptım. Benim ecrim de Allah´a düşer!" demiştir.[316]
Ölüsünü Yerin Dışarı Attığı Mürted Adam
Kur´ân-ı Kerîm´de de açıklandığı üzere; Ehl-i Kitabdan (Yahudilerden, Hıristiyanlardan) bir güruh, İslâmiyeti Medine´de önlemek için:
"Kendilerine indirilene iman edenlere gündüzün evvelinde inanınız ve gündüzün sonunda ise inkâr ediniz! Olur ki, mü´minler dinlerinden dönerler!" demekte idiler.[317]
Nitekim, Neccar oğullarından Hıristiyan bir adam vardı ki,[318] Müslüman olup Bakara ve Âl-i İmran sûrelerini ezberlemiş,[319] Müslümanlar arasında da, büyük bir itibar kazanmıştı.[320]
Kendisinin vahiy yazdığı da olurdu.
Tekrar Hıristiyanlığa döndü[321] ve:
"Muhammed, benim kendisine yazdığımdan başka birşey bilmiyor!" diyerek yaygaraya başlayınca, Allah onu öldürdü.[322]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yer onu kabul etmez!" buyurdu.[323]
Adamı gömdüler. Fakat, sabah olunca,[324] gömüldüğü yerin onu dışarı attığını gördüler.[325]
"Bu, Muhammed ile ashabının işidir!
Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu adamımızın kefenini soydular ve onu meydanda bıraktılar!" diyerek iftira ettiler.
Tekrar, derin bir çukur kazarak, adamlarını oraya bıraktılar.
Sabah olunca, yerin onu dışarı attığını gördüler!
Yine:
"Bu da Muhammed ile ashabının işidir! Onların aralarından çıkıp kaçtığı için, kefenini soyup bu adamımızı kabrin dışına bıraktılar!" dediler.
Bu seter, güçlerinin yettiği derecede derin bir çukur daha kazarak, onu içine bıraktılar.
Sabah olup da yerin onu yine dışarı attığını gördükleri zaman, bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılarve onu açıkta bıraktılar.[326] Adamın böyle açıkta bırakılmış olduğunu görüp "Nedir bu adamın hali " diye sorulduğu zaman:
"Onu tekrar tekrar gömdüğümüz halde, yer kabul etmiyor!" dediler.[327]
Muhacirlere Medine´de Ev Yerleri, Arazi ve Hurmalık Dağıtılışı ve Tapu Fermanları Yazılıp Verilişi
Muhacirleri Medine´de birer yuva sahibi yapmak için, Ensar, arsa, arazi ve hurmalıklarının fazlalarını Peygamberimiz Aleyhisselama bağışladılar ve:
"Yâ Rasûlallah! İstersen, evlerimizi de bizden al!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam onlara hayırdua etti.[328]
Herkesten önce, evlerinden ve arazisinden bir kısmını ayırarak Peygamberimiz Aleyhisselama bağışlayan da, Harise b. Numan´dı.[329]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu bağış üzerine, Muhacirlerden her birine ev yerleri ayırdı.[330]
Amr b. Hureys´e verdiği ev yerinin hududunu bir yayla çizdi.[331]
Zübeyr b. Avvam´a arazi ve hurmalık.[332]
Abdurrahman b. Avf´a hurma fidanlığı verdi.[333]
Peygamberimiz Aleyhisselam; verdiği yerler hakkında da, yeni sahiplerine tapu fermanları yazdırıp verirdi.[334]
Peygamberimiz Aleyhisselamın verdiği fermanlardan ikisinde şöyle denilmektedir:
"Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu, Muhammed Resûlullah´ın, Seleme b. Malik es-Sülem ye ayırıp verdiği yer hakkındaki yazıdır:
Resûlullah, Zâtü´l-Hanazî´den Zatü´l-Esâvid arasında olan yeri ona verdi.
O yerde hiç kimse hak iddia edemez. Hak iddia edenin iddiası bâtıldır, boştur. Hak, Seleme´nin hakkıdır.[335]
Ali b. Ebi Talib ve Hâtıb b. Ebi Beltea şahittir.[336]
"B ismi llâhirrahm ânirrahîm.
Bu, Muhammed Resûlullah tarafından Zübeyr b. Avvam´a verilen yazıdır
Ben, ona Şevak´ın yukarısını ve aşağısını verdim.
Hiç kimse onun üzerinde bir hak iddia edemez.
Ali yazdı."[337]
Medine Çarşısının Kuruluşu ve Ticarî Hayatın Düzene Konuluşu
Peygamberimiz Aleyhisselam Medineli Müslümanlara Yahudilerinkinden ayrı bir çarşı ve pazaryeri göstermek isteyerek, Zübeyr b. Avvam´a verdiği arazinin bir tarafına bir çadır kurdurup:
"Sizin pazaryeri ve çarşınız, şimdilik burasıdır!" buyurdu.
Fakat, Yahudilerin başkanlarından Ka´b b. Eşrefin gidip oradaki çadırın iplerini kestiği görülünce, oradan vazgeçildi.
Bir adam gelip:
"Yâ Rasûlallah! Ben Medine çarşısı için münasip bir yer gördüm, oraya da bir bakmaz mısınız " deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam oraya gitti ve ayağını yere vurarak:
"Sizin çarşınız, pazarınız burasıdır.
Şurasından hiçbir şey kısılmaz ve buraya vergi de salınmaz!" buyurdu.
Sonra da, Sâide oğullarının yanına vardı ve onlara:
"Kabristanınızı bana veriniz. Orayı çarşı ve pazar yeri yapacağım" buyurdu. Sâide oğullarının bazıları verdiler.
Bazıları ise:
"Orası bizim hem kabristanımız, hem de kadınlarımızın çıkma yeridir" dediler.
Fakat, sonradan, birbirlerini kınadılar. Vermek istemeyenler de verenlere katıldılar. Orayı çarşı ve pazar yaptılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam; çarşı ve pazarla, alıcılar ve satıcılarla, alınan ve satılanlarla yakından ilgilenirdi.
Bir gün, Medine´nin yeni çarşısına uğramıştı.
Orada kurulmuş bir baraka gördü.
"Kimindir bu baraka " diye sordu.
"Harise oğullarından filan adamın!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yakınız onu!" buyurdu, yaktılar.
Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra, Dört Halife Devrinde de, bu çarşı ve pazaryerinin herhangi bir şekilde işgaline meydan verilmedi .[338]
Kays b. Ebi Garze der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamın devrinde[339] bize simsarlar denirdi.[340]
Resûlullah Aleyhisselam, bize uğrayıp, bundan daha güzel [NesaPye göre: daha hayırlı] birisim vererek:
´Ey tacirler topluluğu![341] Muhakkak ki, alışverişte[342] şeytan, günah,[343] yalan,[344] boş Iaf[345] ve yemin bulunur.[346]
Bunun için, siz ona, alışverişinize sadaka karıştırınız!´ buyurdu."[347]
Rifâa b. Râfi de der ki:
"Biz, Resûlullah Aleyhisselamla birlikte çıkıp gidiyorduk.
Bir de baktık ki, halk sabah erken alışveriş yapıyorlar!
Resûlullah Aleyhisselam onlara:
´Ey tacirler topluluğu!´ diyerek seslendi.
Onlar boyunlarını uzattılar, gözlerini Resûlullah Aleyhisselama diktiler.[348]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Şüphe yok ki, tacirler Kıyamet günü fâcirler olarak diriltilirler.
Ancak, Allah´tan korkup yeminine bağlı kalan ve sözünde doğru olan bundan müstesnadır1 buyurdu "[349]
Ebu Hureyre´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam bir ekin yığınının yanına uğrayıp, elini onun içine daldırmıştı.
Parmaklarına ıslaklık dokununca:
"Ey ekin sahibi! Nedir bu " diye sordu.
Ekin sahibi:
"Yâ Rasûlallah! Ona yağmur değmişti!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O ıslak kısmı insanların görmeleri için ne diye ekinin üstüne çıkarmadın !
Aldatan kimse[350] benden.[351] bizden[352] değildir!" buyurdu.[353]
Peygamberimiz Aleyhisselam;
Çarşı ve pazarda satılacak şeyleri çarşı ve pazara getirilmeden yolda karşı lam ayı,[354] satın alınan yiyeceği ve herşeyi tamamıyla teslim almadan satmayı,[355] veya yanında bulunmayan bir malı çarşıdan satın alıp müşteriye satın ayı,[356] birbirlerinin satışı üzerine satış yapmayı, müşteri kızıştırmayı., yasaklamış;[357]
"Satacağı zaman kolaylık gösteren, satın alacağı zaman kolaylık gösteren, hakkını isterken kolaylık gösteren[358] kişiye,[359] kula[360] Allah rahmet etsin!" buyurmuştur.[361]
Medine´de Adalet İşlerinin Düzenlenişi ve Yürütülüşü
Kur´ân-ı Kerîm´de açıklandığına göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´de Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar tarafından kendisine getirilen her çeşit davayı ve anlaşmazlıkları adalet dairesinde hal ve fasi edecekti.[362]
Bu husus; mü´min, müşrik, Yahudi.. bütün Medineliler için yazılan Medine Yönetmeliğinde de kabullenilmiş ve açıklanmış bulunuyordu.[363]
Hâkimlik, aslında, şerefli olduğu kadar, ağır sorumluluk da taşıyan bir görevdir.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu hususta şöyle buyurmuşlardır
"Kadılar (hâkimler) üçe ayrılır
Biri Cennette,
İkisi ateşte (Cehennemde)dir!
Hakkı bilen ve ona göre hüküm veren kişi Cennettedir!
Hakkı bilen ve fakat hükmünde zulme, haksızlığa sapan kişi ateşte (Cehennemde)dir!
Hakkı bilmediği halde insanlar arasında hüküm veren kişi de ateşte (Cehennemde)dir!"[364]
"Hâkim zulmetin edikçe, hiç şüphesiz Yüce Allah onunla birliktedir.
Haksızlığa saptığı zaman, onu nefsiyle başbaşa bırakır!"[365]
"Hâkim, hüküm verirken, içtihadda da bulunur.
İçtihadında isabet ederse, onun için iki ecir vardır.
Fakat, hüküm verirken, içtihadda bulunur da yanılırsa, ona bir ecir vardır."[366]
"Hiç kimse, sinirli olduğu halde, iki kişi arasında hüküm vermesin!"[367]
"Sizlerden biri Müslümanlar hakkında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sinirli iken hüküm vermesin!
Onlara (davacıya ve dava olunana), bakışta, oturma yerinde ve işaret etmede kendilerine eşit davranılmasını
sağlasın."[368]
Peygamberimiz Aleyhisselam, muhakeme edeceği zaman, davacıyı da, dava olunanı da önünde oturturdu.[369]
Hz. Ali´yi Yemen´e kadı olarak gönderirken:
"Haklarında hüküm vereceğin iki kişiden birisi hakkında, ötekini dinlemedikçe hüküm verme! Böyle yaparsan, nasıl hüküm vereceğin sence belli olur!" buyurmuştur.[370]
Peygamberimiz Aleyhisselam, davacıdan, davasına delil ve şahit getirmesini ister; getiremediği takdirde, dava olunana yemin teklif eder[371] ve:
"Davacının sende birşeyi, bir hakkı bulunmadığına dair, Kendisinden başka ilah olmayan Allah´a yemin et!" buyurarak yemin ettirirdi .[372]
"Ben de, nihayet, bir beşerim. Siz bana davanızı getiriyorsunuz. Olur ki, bazınız hüccetini, delilini bazınızdan daha iyi anlatır da, ben de kendisinden dinlediğime göre hüküm vermiş bulunurum.
O halde, ben her kime din kardeşinin hakkından bu suretle birşey bölmüş olursam, onu hemen alıvermesin.[373] bıraksın.[374]
Çünkü, ben ona bununla ancak ateşten bir parça bölüp vermiş oluyorum demektir!" buyururdu.[375]
Biri Hadramevtten, diğeri Kinde´den iki kişi gelip,[376] Yemen´deki bir yer hakkında Peygamberimiz Aleyhisselama başvurdular.
Hadramevtli olan:
"Yâ Rasûlallah! Şu adam[377] ve babası,[378] bana babamdam kalan[379] yerimi gaspetti" dedi.[380]
Kindeli olan ise:
"Yâ Rasûlallah! O yerim bana babamdan miras kaldı.[381]
Orası benim elimde ekip biçtiğim biryerimdir.
Bunun orada hiçbir hakkı yoktur!" dedi.[382]
Hadramevtli ise, kendilerine ait olan bu yerin dava olunanın babası tarafından gaspedildiğini kendisinin de bildiğini ileri sürdü.[383]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Arazinin sana ait olduğu hakkında bir beyyinen (delilin) var mı " diye sordu.
Hadramevtli:
"Yoktur!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyle ise, senin için, onun yemini var!" buyurdu.
Hadramevtli:
"Yâ Rasûlallah! Bu kişi birfâcirdir, yaptığı yemine aldırış etin ez! Hiçbir şeyin günahından da sakınır değildir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ondan sana, yapacağı yeminden başka birşey yok!" buyurdu.
Kindeli yemin etmeye gidince,[384] hazırlanınca,[385] Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Eğer bu adam hakikaten onun malını haksız olarak yemek için yemin ederse, muhakkak, Yüce Allah´ın gazabına uğramış olarak huzura çıkar!" buyurdu.[386]
Bunun üzerine, Kindeli:
"O yer bunundur[387] ve babasınındır" dedi.[388]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yalan yemini ile Müslüman bir kişinin hakkını alan kimseye, Yüce Allah Cenneti haram, Cehennemi vacip kılar!" buyurunca;
"Az birşey olsa da mı yâ Rasûlallah " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İrak ağacından birçubuk da olsa![389]
İrak ağacından birçubuk da olsa!
İrak ağacından birçubuk da olsa!" buyurdular.[390]
Eş´as b. Kays der ki:
"Benimle Yahudilerden bir adam arasında bir arazi vardı.
Yahudi, benim onun üzerindeki hakkımı inkâr etti.
Ben de onu Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna götürdüm.
Resûlullah Aleyhisselam, bana:
´Senin bu hususta beyyinen (delilin) var mı ´ diye sordu.
Ben:
´Yoktur!´ dedim.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam, Yahudiye:
´Yemin et!´ buyurdu.
Ben:
´Yemin ona düşünce, o yemin eder ve malımı götürür!´ dedim ."[391]
Yemin ettirilecek kimseler Yahudi iseler, Peygamberimiz Aleyhisselam onlara:
"Musa (Aleyhisselam)a Tevrat´ı indiren Allah hakkı için and veriyor, soruyorum..." diyerek yemin verirdi.[392]
Anlattığımız hadise hakkında nazil olan[393] âyette şöyle buyuruldu:
"Onlar, Allah´ın ahdini ve kendi yeminlerini az bir değerle değiştiren, satanlardır-ki, işte onların, ahirette hiçbir nasibi yoktur.
Allah, Kıyamet günü, onlara Kelamıyla hitap etineyecek, onların yüzlerine bakmayacak, kendilerini temize çıkarmayacaktır.
Elem verici bir azab da, onlar içindir."[394]
Muhakeme sırasında taraflar sulh olmak istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onların bu isteklerini kabul eder ve:
"Müslümanlar arasında sulh caizdir. Ancak, haramı helalleştiren ve helali haramlaştıran sulh caiz değildir!" buyururdu.[395]
Peygamberimiz Aleyhisselamın, Müslümanlardan bazılarına, Müslümanlardaki alacaklarından bir kısmını bağışlamalarını teklif buyurduğu da olurdu.
Ka´b b. Malik, bir alacağından dolayı İbn Ebi Hadred´le çekişmişler ve seslerini yükseltmişlerdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, evinden, onların sesini işitti. Kapısının perdesini açıp, Ka´b b. Malik´e:
"Ey Ka´b!" diyerek seslendi.
Ka´b b. Malik:
"Buyuryâ Rasûlallah! Emrine amadeyim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sana olan boncunun yarısını buna bırak!" diye eliyle işaret buyurdu.[396]
Ka´b b. Malik:
"Yaptırın[397] yâ Rasûlallah! Bıraktım!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, İbn Ebi Hadned´e:
"Kalk, kalan borcunu öde ona!" buyurdu.[398]
Yahudi bilginlerinden Ka´b b. Esed, İbn Saluba b. Suriya, Şe´s b. Kays, birbirlerine:
"Haydi Muhammed´e gidelim.
Olabilir ki, onu dininde bir fitneye, bir tuzağa düşürebiliriz! Nihayet, o da bir beşerdir!" diyerek, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler ve:
"Yâ Muhammedi İyi bilirsin ki, bizler Yahudilerin bilginleri, eşraf ve ulularıyız.
Biz sana tâbi olursak, Yahudiler de tâbi olurlar.
Onlar bize aykırı hareket etmezler.
Yalnız, bizimle kavmimizden bazıları arasında bir anlaşmazlık ve düşmanlık var.
Biz onlarla olan muhakememizi sana getirsek, sen onlar aleyhine ve bizim lehimize hüküm versen de, sana iman etsek, seni tasdik etsek olmaz mı " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onların bu isteklerini yerine getirmekten kaçındı.
Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde[399] şöyle buyurdu:
"Onların aralarında-Allah´ın sana indirdiğine göre-hüküm ver. Onların keyiflerine uyma!
Allah´ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptıracaklar diye, sakın!
Eğer onlar yüz çevirirlerse, bil ki; Allah onların bazı günahları sebebiyle başlarına bir musibet getirmek istiyor.
İnsanlardan birçoğu, muhakkak, fâsıktırlar.
Onlar hâlâ Câhiliye devrinin o kötü hükmünü mü arıyorlar !
İmanını yakın derecesine ulaştıran bir kavim nazarında, Allahtan daha güzel hüküm veren kim var "[400]
Yahudilerden bir erkekle bir kadın zina ettiler. Yahudi bilginleri, Beytül-Midras´ta, bu işi konuşmak üzere toplanmışlardı.
Yahudi bilginleri:
"Bu adamı ve kadını Muhammed´e gönderiniz!
Bunlar hakkında nasıl hüküm verileceğini ona sorunuz bakalım
Eğer o onlar hakkında sizin yaptığınız tecbiye gibi; elyaftan örülmüş zifte bulanmış bir iple dövüldükten sonra yüzlerinin karalanmasına, sonra da iki merkebe ters olarak bindirilmelerine hüküm verirse, ona tâbi olunuz!
Çünkü, o bir hükümdar demektir. Kendisini tasdik ediniz!
Eğer onlar hakkında recm cezası uygulanmasına hüküm verirse, o bir peygamberdir. Kendisinin elinizdekini, önünüzdekini çekip almasından sakınınız!" dediler.[401]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına, yüzü karalanmış, dayak atılmış bir Yahudi getirdiler.[402]
"Yâ Muhammedi Bu adam, evlendikten sonra, evli bir kadınla zina etti.
Sen bunlar hakkında hükmünü ver!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam kalkıp Beytü´l-Midnas´a kadar gitti.
Yahudilerin bilginleri de oraya gelmişlerdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Yahudi cemaati! Bilginlerinizi yanıma çıkarınız!" buyurdu.
Yahudiler Abdullah b. Suriya´yi, Ebu Yâsir b. Ahtab ve Vehb b. Yahuza ile birlikte çıkardılar ve:
"İşte, bunlar bizim bilginlerimizdir" dediler.
Abdullah b. Suriya´nın, Medine´de kalan Yahudi bilginlerinden, Tevrat´ı en iyi bilen kimse olduğunu da söylediler.
Abdullah b. Suriya, onların en genci idi.[403]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Siz zina eden kimsenin haddini (cezasını) Kitabınızda böyle mi buluyorsunuz " diye sordu.
Yahudiler
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onların bilginlerinden bir adamı çağırıp,[404] ona:
"Ey Ibn Suriya! Ben sana Allah adına and veriyor ve Allah´ın İsrail oğullarını uğrattığı ibtila [bela] günlerini hatırlatarak s örüyorum:[405]
Musa´ya Tevrat´ı indiren Allah hakkı için söyle! Kitabınızda zina cezasını böyle mi buluyorsunuz " buyurdu.
Abdullah b. Suriya:
"Hayır! Eğer sen bana bu sözle sormasa idin, sana haber vermezdim.
Biz onu recm olarak buluyoruz!
Fakat, ne yapalım ki, bu iş eşrafımız arasında çoğaldı.
O hale geldik ki, şerefli birini yakalarsak onu bırakıyoruz, zayıfı yakalarsak ona haddi vuruyoruz!
´Geliniz; soyluya da, soysuza da uygulayacağımız birşey üzerinde birleşelim!´ dedik.
Kömüre boyamakla dayak atmayı, recm cezasının yerine koyduk![406]
Vallahi, yâ Ebe´l-Kâsım! Bunlar, senin gönderilen peygamber olduğunu çok iyi biliyorlar, fakat seni kıskanıyorlar!" dedi.
Bundan sonra, kendisi de aynı hastalığa tutulup, Peygamberimiz Aleyhisselamın peygamberliğini inkâr yoluna saptı.[407]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Ellerinizde bulunan Tevrafı getiriniz!" buyurup, okutturdu.
Okuyan Yahudi, elini recm âyetinin üzerine koyup, onun önündekini ve sonundakini okudu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunan ve Müslümanlığı kabul etmiş bulunan Abdullah b. Selam:
"Buna emir buyur da, elini kaldırsın!" dedi.
Yahudi elini kaldırınca, altındakinin recm âyeti olduğu görüldü![408]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yazıklar olsun size ey Yahudi cemaatı! Allah´ın, elinizdeki hükmünü terk etmeye sizi davet eden ne idi " buyurdu.
Yahudiler
"Vallahi, o bizim aramızda uygulanagelmekte iken, kral ailesinden ve eşrafımızdan bir adam,[409] kralın amcasının oğlu,[410] evlendikten sonra[411] zina edince, kral onu koruyup recm ettirmedi.
Bundan sonra, halktan birisi zina ettiği, kral onu recm etmek istediği zaman, krala:[412]
´Vallahi[413] kralın amcasının oğlu[414] filan kişi de recm edilmedikçe, bu da recm edilemez!´ dedil-er.[415]
Aralarında toplanıp necm cezasını tecbiyeye çevirdiler,[416] terk ettiler.[417] Recimi anılmaz ve uygulanmaz ettiler, öldürdüler!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O halde, Allah´ın emrini, Kitabını ilk ihya eden ve onunla amel eden benim![418]
Ey Allah´ım! Onlar Senin emrini uygulamayıp öldürdükleri zaman, Senin emrini ilk uygulayan, ihya eden benim!"[419] dedikten sonra, onları getirtti.[420]
Recm edilmelerini emir buyurdu, recm olundular.[421]
Yüce Allah, indirdiği âyette[422] şöyle buyurdu:
"Ey Resûl! Kalbleriyle inanmadıkları halde, ağızlarıyla inandık diyen (münafık)la Yahudilerden o küfür içinde alabildiğine koşuşanlar, seni mahzun etmesin!
Onlar durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelmeyen bir kavim hesabına casusluk eden (kimse)lerdir.
Onlar, kelimeleri, yerlerine konulduktan sonra, bir tarafa atarlar.
´Size şu verilirse, onu alın! Verilmezse, onu kabul etmekten çekinin!´ derler.
Allah, kimin sapkınlığını irade ederse, artık sen Allah´ın ona ait iradesini önlemeye hiçbir veçhile muktedir olamazsın!
Onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalblerini temizlemek istememiştir.
Dünyada hor hakir olmak onların hakkıdır.
Ahirette de, onlara pek büyük bir azab vardır!"[423]
Bir Yahudi de,[424] Medine´de[425] Ensar´dan[426] bir kadını[427] giderken[428] yakalayıp, [429] üzerindeki zîneti[430] aldı.[431] Aldıktan sonra da, öldürmek maksadıyla[432] iki taş arasında onun başını[433] taşla vurup[434] ezdi.[435] Kadıncağıza, son dakikalarını yaşadığı sırada yetiştiler.[436] Kendisi, iki taş arasında başı ezilmiş bir halde bulundu.[437]
Ona birbiri ardınca bazı kimseler gösterilip:
"Bu mu o Bu mu o " diye soruldu.
En sonunda katil Yahudi getirilip gösterilince, kadıncağız ona başıyla işaret etti.[438]
Kadıncağız, en son dakikalarını yaşadığı,[439] dili tutulduğu sırada[440] Resûlullah Aleyhisselama getirildi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona, sanıklardan:
"Seni filan kişi mi öldürdü " diye sondu.[441]
Kadıncağız, başını kaldırarak,[442] başı ile "Hayır!" diye işaret etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sanıklardan birisi hakkında:
"Seni filan kişi mi öldürdü " diye sordu.[443]
Kadın başını kaldırarak:[444]
"Hayır!" diye başıyla işaret etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Seni filan kişi mi öldürdü "[445] diye, Yahudinin ismini anarak sordu.[446]
Kadıncağız, başını önüne eğerek:[447]
"Evet!" diye başıyla işaret etti.[448]
Bunun üzerine, katil Yahudi yakalanıp[449] Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna getirilerek sorguya çekilince, suçunu itiraf ve ikrar etti.
Kendisi de aynı şekilde öldürülüp cezalandırıldı.[450]
Müslümanlara İçme Suyu Sağlanışı ve Bahçe Sulama İşinin Düzene Konuluşu
Peygamberimiz Aleyhisselam; Medine´ye geldiği zaman, Medine´de Rûıme kuyusundan başka tatlı su bulunmadığını görüp:
"Rûme kuyusunu; Cennette ondan daha hayırlısı karşılığında, kim satın almak[451] ve kendi kovasını Müslümanların kovalanyla eşit kılmak ister " buyurunca, Hz. Osman onu[452] öz malından bir kısmiyia[453] satın alıp.[454] Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Rûme kuyusunu şu kadara satın aldım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ecir ve sevabı sana ait olmak üzere, onu Müslümanlara vakfet, içir!" buyurdu.[455]
Rûme kuyusu, Akîkte,[456] Akîk vadisinin aşağısında, sel sularının biriktiği yerin yakınında idi.
Kuyunun çevresi taşla örülü, derinliği onsekiz, eni sekiz zira idi.
İki zira kadarı su ile dolu idi.
Rivayete göre; bu kuyuyu ilk önce Müzeyne kabilesinden bir adam kazdırmış, sonradan Rûmetü´l-Gıfârî´nin malı olmuştu.[457] Rûmetü´l-Gıfârî, kırbasını bir müdde (iki avuç dolusu şeye) satardı.[458]
Rûme kuyusu, birYahudinin de eline geçmişti.
Yahudi de, onun suyunu Müslümanlara satar, hiç kimseye parasız bir damla su içirmezdi.[459]
Hz. Osman Yahudiye gidip kuyuyu ondan satın almak istedi.
Fakat Yahudi tamamını satmaya yanaşmayınca, kuyunun yarı hissesini ondan oniki bin dirheme satın aldı ve ona:
"İstersen, su almak için iki gün benim hisseme ayır; istersen, bir gün bana, bir gün sana ayır!" dedi.
Yahudi:
"Olur! Bir gün senin için ayrılmış olsun, bir gün de benim için!" dedi.
Hz. Osman´ın su alma gününde, Müslümanların su alma ihtiyacına iki gün bile kâfi gelmedi.
Bunun üzerine, Yahudi:
"Sen benim kuyu işimi bozdun! Öteki yarı hisseyi de satın al!" dedi.
Hz. Osman onu da oniki bin dirheme satın aldı.[460]
Hz. Osman´ın Rûme kuyusunun tamamını otuzbeş veya kırk bin dirheme satın aldığı rivayeti de vardır.[461]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Medinelilerin sulama işlerini de düzene koydu.
Medine´nin Mehzur[462] ve Müzeynib[463] sulan hakkında:
"Yukarıda bulunanın, suyu, ayak bileklerine yükselinceye kadar tuttuktan sonra aşağıdakine salmasına hükmetti.[464]
Bathan vadisi suyu hakkında da aynı şekilde hüküm verdi.
Mehzur suyu hakkında verdiği hükme göre; hurmalık sahipleri suyu ayak bileklerine, ekinciler ise nalın (takunya)larının tasmalarına yükselinceye kadar tutacaklar, bundan sonra, kendilerinden aşağıda bulunanlara salacaklardı.[465]
Peygamberimiz Aleyhisselam, suyun fazlasını satmayı da yasakladı.[466]
"Otların korunması için suyun fazlası esirgenmez."[467]
"Kuyunun suyu, su almaya gelenlerden esirgenmez!" buyurdu.[468]
Evlenme İşlerinin Yoluna Konuluşu
Abdullah b. Abbas´ın bildirdiğine göre; Cahiliye devri insanları ölen babalarının kadınlarıyla evlenme ve bir erkeğin iki kızkardeşle evlenmesi dışında, Allah´ın haram kıldıklarını haram kabul ederlerdi.[469]
Cahiliye devrinde, bir adam öldüğü zaman, oğlu ölen babasının karısına vâris ve mâlik olur, kalkıp onun üzerine elbisesini atar, isterse onunla mehir vermeksizin evlenirdi.[470]
Nitekim:
Ebu Kays b. Eslet; ölen babası Eslet´in zevcesi Ümmü Ubeyd binti Damrâ´ya,
Esved b. Halef; ölen babası Halefin zevcesi Ebu Kalha´nın kızına,
Safvan b. Ümeyye; ölen babası Ümeyye b. Halefin zevcesi Fâhite binti Esved´e,
Manzurb. Rebab; ölen babası Rebab´ın zevcesi Müleyke binti Hârice´ye[471] eş olmuş;
Kays b. Ebi Kays da; babası öldüğü zaman, kalkıp elbisesini babasının zevcesi Kübeyşe binti Ma´n´ın üzerine atınıştı.[472]
Kadın, ona:
"Ben seni bir oğul sayıyorum.
Sen kavminin salihlerinden, iyi halli kişilerindensin.
Ben Resûlullah Aleyhisselama gidip danışacağım!" dedi, Peygamberimiz Aleyhisselama gitti:
"Ebu Kays öldü!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayra ersin!" buyurdu.
Kübeyşe Hatun:
"Onun oğlu benimle evlenmek istedi! O, kavminin salih, iyi hallilerinden bir kimsedir. Ben onu ancak bir oğul sayıyorum! Sen ne buyurursun " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen şimdi evine dön!" buyurdu.[473]
Yüce Allah Peygamberimiz Aleyhisselama bu münasebetle indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
"Babalarınızla evlenmiş olan kadınlarla evlenmeyiniz!
Ancak, bundan önce olan olmuş, geçen geçmiştir.
Şüphe yok ki, o bir hayasızlıktı! Allah´ın hışmına uğramaya bir sebepti. O ne kötü bir yoldu!
Analarınız,
Kızlarınız,
Kızkardeşleriniz,
Halalarınız,
Teyzeleriniz,
Erkek kardeşlerinizin kızları,
Kızkardeşlerinizin kızları,
Sizi emziren süt analarınızla süt kızkardeşleriniz,
Zevcelerinizin anaları,
Kendileriyle gerdeğe girdiğiniz zevcelerinizden doğmuş olup himayelerinizde bulunan üvey kızlarınız ile evlenmek size haram kılındı. Eğer üvey kızlarınızın analarıyla gerdeğe girmemiş iseniz, onlarla evlenmenizde size bir sakınca yoktur.
Kendi sulbünüzden gelmiş olan oğullarınızın zevceleriyle evlenmeniz,
İki kızkardeşi birlikte almanız da size haram kılındı.
Ancak, bundan önce olan olmuş, geçen geçmiştir.
Çünkü, Allah gerçekten yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir.
Bir de, harb esiri olarak ellerinizde bulunanlar müstesna olmak üzere, evli kadınlar...
İşte bütün bunlar, size Allah yazısı olarak haramdır.
Bunlardan başkası ise, zinadan kaçınarak namuslu yaşamak üzere mallarınızla talep edesiniz diye, size helal kılındı.
O halde, hangilerinden nikâh ile müstefid oldunuzsa, mehirlerini kendilerine veriniz ki, farzdır; o mehri kesiştikten sonra aranızda rızalaştığınızda da, bir vebal yoktur.
Şüphe yok ki, Allah hakkıyla bilicidir ve mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.
İçinizden her kim hür olan mü´min kadınları nikâh edecek genişliğe güç yetiremiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mü´min cariyelerinizden var!
Allah kadrinizi imanınızla bilir.
Mü´minler hep birbirinizden sayılırsınız.
Onun için, fuhuşta bulunmayarak, gizli dost da edinmeyerek namuslu yaşadıkları halde, onları sahiplerinin izniyle nikâh ediniz ve mehirlerini güzellikle kendilerine veriniz.
Eğer evlendikten sonra bir fuhuş irtikap ederlerse, o vakit üzerlerine, hür kadınlar üzerine terettüp edecek cezanın yansı uygulanmak gerekir.
Bu, günaha girmek korkusu olanlarınız içindir.
Yoksa, sabretmeniz, sizin için daha hayırlıdır.
Bununla birlikte. Allah Gafûr´dur. Rahîm´dir."[474]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam;
Kadının halasının üstüne,
Halanın erkek kardeşinin kızının üstüne,
Kadının teyzesinin üstüne,
Teyzenin de kızkardeşinin kızının üstüne nikâhlanmasını menetti ve: "Ne büyük küçüğün üstüne, ne de küçük büyüğün üstüne nikâhlanabilir" buyurdu.[475]
İslâmiyetten önce, erkekler on kadınla veya ondan az yahut daha çok kadınla evlenirler ve yanlarında da, bakımını üzerlerine aldıkları yetim kız çocukları da bulunur, onların mallarını yemek için, onlardan bazılarıyla evlendikleri de olurdu.[476]
Feyrûz Deylemî der ki:
"Peygamberimiz Aleyhisselama gidip,[477] ´Yâ Rasûlallah![478] Ben nikâhım altında iki kızkardeş varken Müslüman oldum! ´ dedim.[479]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Onlardan birini,[480] hangisini istersen,[481] boşa!´ buyurdu."[482]
Kays b. Haris de:
"Müslüman olduğum zaman nikâhım altında sekiz kadın bulunuyordu. Bunu Peygamberimiz Aleyhisselama anlatınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:
´Onlardan dördünü kendine seç! (Diğerlerini bırak!)´ buyurdu" demiştir.[483]
Gaylan b. Seleme´nin, Müslüman olduğu zaman, on kadını vardı. Onlar da Müslüman olmuşlardı. Peygamberimiz Aleyhisselam Gaylan´a on kadından dördünü tutmasını, ötekileri boşamasını emretmiştir.[484]
Sehl b. Sa´d derki:
"Bir kadın, Resûlullah Aleyhisselama gelerek:
´Yâ Rasûlallah! Ben kendimi sana hibe etmeye, bağışlamaya geldim!´ dedi.[485]
Resûlullah Aleyhisselam, kadına baktıktan sonra, başını önüne eğdi.[486]
Kadın uzun bir süre ayakta dikildi.[487]
Resûlullah Aleyhisselamın kendisi hakkında bir karar vermediğini görünce, kadın olduğu yere oturdu.
Resûlullah Aleyhisselamın ashabından[488] bir zât, ayağa kalkarak:
´Yâ Rasûlallah! Eğer bu kadına senin ihtiyacın yoksa, onu bana nikâhla!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Sende ona[489] mehr olarak[490] verecek birşey var mı ´ diye sordu.[491]
O zât:
´Yok vallahi yâ Rasûlallah!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Sen evine git de bak, birşey bulabilecek misin 1 buyurdu.
O zât gitti. Sonra, dönüp:
´Yok vallahi, hiçbir şey bulamadım!´ dedi.[492]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Demirden bir yüzük olsun bulmaya çalış!´ buyurdu.[493]
O zât gitti. Sonra, yine döndü:
´Yok vallahi, yâ Rasûlallah![494] Demirden bir yüzük de bulamadım! Ancak üzerimdeki şu kaftanım var! Onun yarısı, onun olsun!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
´O senin kaftanını ne yapsın
Onu sen giymiş olsan, kadının üzerinde birşey kalmayacak!
Kadın giyse, senin üzerinde birşey kalmayacak!´ buyurdu.
Bunun üzerine, adamcağız da oturdu. Bir hayli oturduktan sonra, kalktı. Dönüp giderken, Resûlullah Aleyhisselam onu gördü ve çağırılmasını emirbuyurdu.[495] Gelince, ona:
´Ezberinde Kur´ân´dan neler var ´ diye sordu.[496]
O zât da, bildiği sûreleri:
´Filan filan sûreler ezberimdedir´ diyerek saydı.[497]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Onları ezberden okuyabilir misin 1 diye sordu.[498]
O zât:
´Evet!´ dedi. Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam:
´O kadını sana ezberindeki Kur´ân ile tezvic ve temlik ettim.[499] Haydi, git! Kadın ezbere bildiğin Kur´ân´la sana temlik olundu.[500] Ona Kur´ân öğret!1 buyurdu."[501]
Amir b. Rebia´dan rivayet olunduğuna göre; Fezâre oğullarından bir kadın mehr olarak bir çift ayakkabı karşılığında nikâhlanmıştı. Resûlullah Aleyhisselam, ona:
"Nefsinin karşılığında (mehr olarak) bir çift ayakkabıya razı oldun mu " diye sordu. Kadın "Evet!" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam bu nikâhı da caiz gördü.[502]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına talip olursa, onu ona nikahlayınız! Eğer
yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük fesad olur!" buyurunca: "Yâ Rasûlallah! Kendisinde mal ve denklik bakımından noksanlık varsa da mı " dediler. Peygamberimiz Aleyhisselam, üç kere:
"Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına talip olursa, onu onunla evlendiriniz! Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına talip olursa, onu onunla evlendiriniz! Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına talip olursa, onu onunla evlendiriniz!" buyurdu.[503]
Cabir b. Abdullah evlendiği zaman,[504] Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Muhakkak ki, kadınla:
Ya dini için,
Ya malı için,
Ya güzelliği için,[505]
Ya da soyluluğu için[506] evlenilir.
Sen dindar olanı ele geçirmeye bak!
Yoksa iki elin yokluğa ve darlığa düşer!" buyurmuştur.[507]
Bir hadis-i şeriflerinde de:
"Nikâhın hayırlısı, en kolay olanıdır!" buyurulmuştur.[508]
Peygamberimizin Meşgul Olduğu ve Ashabını Yetiştirdiği Başlıca Konular
Peygamberimiz Aleyhisselamın sözleri, işleri ve gidişlerinden başlıcalan, meşhur hadis ve sünnet mecmualarında konulara göre tasnif edilen kitaplarda ve onların batılarında gösterilmiş olup.yüzbinlerce hadis içinden, sadece yedisinde ve meselâ:
Buharî´nin el-Câmiu´s-Sahîh´inde 97 kitapta, 2884 babda,
Müslim´in el-Câmiu´s-Sahîh´inde 54 kitapta, 5771 babda,
Ebu Davud´un Sünen´inde 40 kitapta, 1814 babda,
Tirmizî´nin Sünen´inde 46 kitapta, 2124 babda,
İbn Mâce´nin Sünen´inde 37 kitapta, 1512 babda,
Nesâî´nin Sünen´inde 51 kitapta, 2525 babda,
Dârimî´nin Sünen´inde 23 kitapta, 1373 babda yer alan konular, başlıca:
1- Vahiy,
2- İlim,
3- İman esasları,
4- Taharet, abdest, gusül, teyemmüm, sular ve çeşitleri,
5- Namaz ve namaza ait hükümler,
6- Cenazeye ait hükümler,
7- Oruç ve oruca ait hükümler,
8- Zekât ve zekâta ait hükümler,
9- Hac ve hacca ait hükümler,
10- Bazı âyetlerin tefsir ve izahları,
11- Kurbana ait hükümler,
12- Eti yenen ve yenmeyen hayvanlara ait hükümler,
13- Yemin ve adaklar,
14- Keffaretler,
15- Köle ve cariyelerle onları azad etmeye ait hükümler,
16- Edeblere dair hükümler,
17- Yeme, içme, giyinip kuşanma edebleri,
18- İzin isteme edebleri,
19- Selamlaşma edebleri,
20- Kalb inceliğine ait hükümler,
21- Hısım ve akrabalık ilişkileri,
22- Ahiret nimet ve azabı,
23- Kaza ve kader meseleleri,
24- Sağlık ve tedavi,
25- Zuhur edecek fitne ve fesatlara dair haberler,
26- Ahlâklı ve takvalı yaşamanın gerekliliği,
27- Dualar,
28- Allah yolunda cihad,
29- Alışverişlere ait hükümler,
30- Ticaretlere ait hükümler,
31- Borçlanmaya ve ödemeye ait hükümler,
32- Akitlere ait hükümler,
33- Havalelere ait hükümler,
34- Kefaletlere ait hükümler,
35- Vekâletlere ait hükümler,
36- Şirketlere ait hükümler,
37- Sulhlara ait hükümler,
38- Şartlara ait hükümler,
39- Ziraat ortaklığına ait hükümler,
40- Ağaç mahsulü ortaklığına ait hükümler,
41- Ortak mal ve arazinin idaresine ve taksimine ait hükümler,
42- Şuf´aya ait hükümler,
43- Yitik şeylere ait hükümler,
44- Gasp ve yok etme suçlarıyla ilgili hükümler,
45- Şahitliklere ve beyyinelere ait hükümler,
46- Rehine ait hükümler,
47- Hacra ait hükümler,
48- Kiraya ait hükümler,
49- Veraset ve mirasa ait hükümler,
50- Vasiyetlerle ilgili hükümler,
51- Evlenme ve boşanma ile ilgili hükümler,
52- Nafakaya ait hükümler,
53- Hibeye ait hükümler,
54- Cinayetler ve diyetlere ait hükümler,
55- Suçlar ve mahiyetlerine göre uygulanacak cezalar,
56- İrtidadla ilgili hükümler,
57- Vergilere ait hükümler,
58- Davalarla ilgili hükümler,
59- Hakimlik ve hakimliğe ait hükümler... gibi daha pek çok hükümleri kapsar ki, bu kadarı bile,
Peygamberimiz Aleyhisselamın tebligat ve icraatının genişliğini ve ağırlığını göstermeye yeter.
İnsan gücünün bu kadar konulara bizzat eğilmeye ve yetiştirilecek olanları yetiştirmeye nasıl yete-bildiğinin cevabı ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın zamanın sonuna kadar bütün insanlara peygamber olarak gönderildiğini[509] ve kendisinin bu husustaki üstün güç ve başarısının da ilahî destekten kay-naklandığını[510] unutmamaktan ibarettir.
Yukarıya sıralanan konulan oluşturan sayısız hadis ve sünnetleri, erkek kadın sahabiler, Peygamberimiz Aleyhisselamdan bizzat işitmek veya görmek, ya da birbirlerinden işitmek suretiyle rivayet etmiş olduklarına göre, kendilerinin de o konularda iyice bilinçlenmiş oldukları anlaşılır.
Hadis ve sünnet mecmualarına bakılınca, raviler arasında birçok kadınların da bulunduğu görülür.
Misal olarak, içinde en çok hadis ve sünnet toplanmış bulunan hadis mecmualarından, Ahmed b. Hanbel´in meşhur 6 ciltlik büyük hadis ve sünnet mecmuası olan Müsned´inin 6. cildini, başta Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri olmak üzere, hemen hemen en çok kadınların rivayet ettikleri hadis ve sünnetler doldurur ki, bu, Müsned´deki hadislerin altıda biri demektir.
Hz. Ebu Bekir der ki:
"İnen Kur´ân ve Peygamberimiz Aleyhisselamın sünnetleri bize öğretildi de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk, bilinçlendik."[511]
Ensardan Übeyy b. Ka´b da:
"Resûlullah Aleyhisselam; sabahımızda, akşamımızda, İslâm fıtratını, ihlası, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın sünnetini, hanif bir Müslüman olan, müşriklerden olmayan atamız İbrahim Aleyhisselamın dinini bize öğretirdi" demiştir.[512]
Bir gün, kadın sahabiler:
"Yâ Rasûlallah! Senin sözlerini dinlemek için, erkeklerden bize meydan kalmıyor![513]
Kendin, bizim için bir gün tahsis et!
Senin yanına gelelim de, Allah´ın sana öğrettiğini[514] bize öğret!" dediler.
Resûlullah Aleyhisselam da:
"Filan gün filan saatte filan yerde toplanınız!" buyurdu.
Kadınlar toplanınca, yanlarına gitti.
Kendisine Allah´ın öğretmiş olduğu şeyleri onlara öğretti.[515]
Eğitim İşleri: Suffa ve Ashab-ı Suffa
İslâmiyet; büyük küçük herkese, Peygatm berim iz Aleyhisselamın Medine´deki Mescidinde öğretilmekte idi. "Mescide gelen, başka birşey için değil, ancak hayır için, hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelir"di.[516]
Ashab-ı Suffa, Mescidin devamlı, yatılı öğrencileri idiler.
Kıble Kabe tarafına çevrilmeden önce, Mescidin kuzey tarafında hurma dallarıyla bir gölgelik yapılmıştı ki, Medine´de kavim ve kabileleri, evleri barklan bulunmayan sahabiler orada otururlardı ve kendilerine Ashab-ı Suffa denirdi.[517]
Ashab-ı Suffa´nın sayıları, seksenden fazla idi.[518]
İçlerinden evlenen, ölen, sefere çıkan olursa, sayıları azalırdı.
Ashab-ı Suffa geceleri namaz kılmak, Kur´ân okumak ve ders görmekle geçirirler; gündüzleri de su taşırlar, odun toplayıp satarlar ve onunla yiyecek satın alırlardı.[519]
Ashab-ı Suffa´nın bazan geceleri yetmişinin birden bir öğreticinin başında toplanıp sabaha kadar ders gördükleri olurdu.[520]
Ashab-ı Suffaya kurrâ denir, kabilelere gönderilecek Kur´ân ve sünnet öğreticileri de onların arasından seçilip gönderilirdi.[521]
Peygamberimiz Aleyhisselam; hurmalık sahiplerine, hurmalarını ağaçlarından topladıkları zaman, her on vesk (yük) hurmadan Ashab-ı Suffa için Mescide bir salkım getirip asmalarını emrederdi.[522]
Ashab-ı Suffa; Müslümanların yıldan yıla zekât ve sadakalarını verecekleri gerçek fukara zümresinden idiler.[523]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kapı kapı dolaşmayı âdet edinip verilen bir-iki lokma veya hurma ile geri dönen, gerçekten yoksul değildir.
Gerçekten yoksul; zaruretini giderecek malı olmayan, buna rağmen dilenmekten sıkılan ve kendisine sadaka verilmesi için muhtaçlığı bilinmeyen kimsedir" buyurmuşlardır.[524]
Hicve Hicivle Mukabeleye İzin Verilişi
Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; Resûlullah Aleyhisselam Medine´ye gelince, Kureyş müşrikleri Resûlullah Aleyhisselamı ve onunla birlikte Ensarı da hicvetmeye başladılar.[525]
Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Yâ Rasûlallah! Ebu Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib de seni hicvediyor!" denildi.[526]
Kureyş müşriklerinden şair Abdullah b. Zibâra, Ebu Süfyan b. Haris, Amr b. Âs ve Dırâr b. Hattab Peygamberimiz Aleyhisselamı hicvedince, Müslümanlardan bir zât Hz. Ali´ye:
"Sen de onları hicvet!" demişti.
Hz. Ali:
"Resûlullah Aleyhisselam müsaade ederse yaparım!" dedi.
"Yâ Rasûlallah! Ona [Hz. Ali´ye] müsaade buyur!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu istenilen şey onda yok!" buyurdu.[527]
Ensarın üç büyük şairi vardı:
Hassan b. Sabit,
Abdullah b. Revana,
Ka´b b. Malik.[528]
Ka´bb. Malik:
"Yâ Rasûlallah! Şiir söylemek hakkında ne buyurursun " diye sormuştu.
Resûlullah Aleyhisselam:
"Mü´min; kılıcı ile de, dili ile de cihad eder."[529]
"Resûlullaha silahlarıyla yardımda bulunmuş olan bir kavmin, ona dilleri ile de yardımda bulunmalarına ne mani var "[530]
"Siz de Kureyşîleri hicvediniz!
Çünkü, bu, onlara ok atmaktan daha ağır gelir!" buyurdu.[531]
Ka´b b. Malik; kahramanlık destanları tarzında şiirler söyler
"Siz bize ne yapmaya kalkışırsanız, biz de size öyle yapar, hakkınızdan geliriz!" diyerek müşrikleri tehdit ederdi.
Abdullah b. Revâha; müşriklerin inançlarını ve tapınmalarını yerer, küfür ve müşrikliğin kötülüğünü ve gülünçlüğünü belirtirdi.
Hassan b. Sabit; Ensar şairlerinin en büyüğü idi. Kureyş müşriklerinin soy ve ahlâkyönünden bütün ayıp ve kusurlarını ortaya döker, kötülükle geçmiş olan günlerini dile getirirdi. Ensar şairlerinden, sözleri Kureyş müşriklerine en ağır geleni idi.[532]
Peygamberimiz Aleyhisselam önce Abdullah b. Revâha´ya, sonra Ka´b b. Malik´e, daha sonra da Hassan b. Sâbit´e, "Kureyş müşriklerini hicvediniz!" diye haber saldı .[533]
Hassan b. Sabit gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna girince:
"Kuyruğu ile iki böğrüne çarpan bu arslana haber salmanızın, ´Gel artık!´ demenizin zamanı gelmiş" diyerek, dilini çıkarıp oynatmaya başladı[534] ki, dili[535] yılan dili gibiydi veyanı[536] siyahtı.[537]
"Seni hak (din ve Kitab) ile (peygamber) gönderen Allah´a yemin ederim ki; onları (bu) dilimle deri parçalar gibi parçalayacağım!" dedi.
Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen hele acele etme!
Ebu Bekir Kureyşîlerin neseplerini (soylarını soplarını) en iyi bilen kişidir.
Benim de Kureyşîlerin içinde nesebim var![538] Onların içindeki nesebim ne olacak [539]
Ben onlardan olduğum halde, onları nasıl hicvedeceksin "[540]
Sen o amcamın oğullarını hicvederken, onlarla birlikte bana da dokundurmuş olabileceğinden endişe ederim" buyurdu.[541]
Hassan b. Sabit:
"Ya Rasûlallah! Bana Ebu Süfyan´ı hiciv için izin ver " dediği zaman da, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben onun akrabası olduğum, o benim amcamın oğlu olduğu halde.[542] sen onu nasıl hicvedeceksin !" buyurdu.[543]
Hassan b. Sabit, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Seni kerîm kılan Allah´a yemin ederim ki, seni onlardan, tereyağdan kıl çeker gibi çeker çıkarırım!" dedi.[544]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen hele Ebu Bekir´e git![545]
O, Kureyş kavminin neseplerini senden daha iyi bilir.[546]
O sana benim nesebimi hülasa ve ayırd etsin!" buyurdu.[547]
Hassan b. Sabit, Hz. Ebu Bekir´in yanına vardı.
Hz. Ebu Bekir:
"Filanı, filanı geç! Falanı, falanı diline dola!" dedi.[548]
Hassan b. Sabit, Hz. Ebu Bekir´le konuştuktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına döndü ve:
"Yâ Rasûlallah! O bana senin nesebini hülasa ve ayırd etti.
Seni hak (din ve Kitab) ile peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki;[549] nesebini onlardan, tereyağdan kıl çeker gibi çekip çıkaracağım, onları dilime dolayacağım!" dedi.[550]
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Sen Allah ve Resûlü adına savunmada bulundukça, hiç şüphesiz Rûhu´l-Kudüs (Cebrail) seni desteklemeye devam edecektir!" buyurdu.[551]
Hassan b. Sabit; Ebu Süfyan b. Hâris´e hitaben söylediği hicviyede şöyle dedi:
"Hiç şüphesiz, şerefin hörgücü, en yükseği Âl-i Hâşim´den binti Mahzum oğullarındadır.
Senin baban ise,[552] köledir.[553]
Onlardan, Zühre oğullarını doğuranlar da şereflidirler.
Senin koca karıların ise, (şereflilik şöyle dursun), şerefe yaklaşamazlar bile!
Sen ne Abbas gibisin, ne onun anasının oğlu gibisin!
Fakat, sen, kendisi için şeref dikilemeyen bir asal etsizsin!
Sen, anası Sümeyye ve babasının anası da tanınmamış Semra olan bir adamsın!"[554]
"Sen kötü mayalısın!
Âl-i Hâşim içinde bir asalaksın, süvarinin arkasına asılan asalak gibi!"[555]
Abdulmuttalib´in oğullarından Ebu Talib ile Abdullah ve Zübeyr´in annesi Fâtıma binti Amr, b. Âiz, b. İmran, b. Mahzum´du.
Hz. Hamza ile Hz. Safiyye´nin annesi Hâle binti Üheyb (Vüheyb), b. Abdi Menaf, b. Zühreydi.
Hz. Abbas ile Dırâr b. Abdulmuttalib´in annesi Nüteyle binti Cenab, b. Küleyb, b. Malik, b. Amr, b. Âiz, b. Âmir, b. Nemr, b. Kâsıt´tı.[556]
Hassan b. Sabit, Ebu Süfyan b. Hâris´i anne tarafından asaletsizliğini başına kakarak susturmak istemiştir.[557]
Abdullah b. Übeyy´in Peygamberimiz Aleyhisselama Çatışı
Peygamberimiz Aleyhisselam; Bedir savaşından önce, bir gün,[558] üzerine Fedek işi saçaklı kadifeden palan vurulmuş bir merkebe binip (o sırada çocuk bulunan) Üsâme b. Zeyd´i de terkisine aldı .[559]
Haris b. Hazrec oğulları mahallesindeki evinde hasta bulunan[560] Sa´d b. Ubâdeyi ziyarete gitti.
Yolda, Abdullah b. Übeyy b. Selûl´e,[561] köşkünün gölgesinde oturduğu ve çevresinde de kavminden,[562] Müslümanlardan, putlara tapan müşriklerden ve Yahudilerden birtakım kimseler bulunduğu sırada rastladı ki, Abdullah b. Revâha da o mecliste bulunuyordu.[563]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ü görünce, inip selamlamadan, görüşmeden geçmeyi uygun görmedi.[564]
Merkebin durunca kaldırdığı toz meclisi kapladı.
Abdullah b. Übeyy kaftanıyla bumunu kapadı ve:
"Üstümüzü tozlatma!" dedi.[565]
Peygamberimiz Aleyhisselam, merkepten inip onlara selam verdi.[566] Biraz oturdu.[567] Kur´ân-ı Kerim okudu. Orada bulunanları Yüce Allah´a imana ve İslâmiyete davet etti.[568] Allah´ı hatırlattı. Onları ahiret azabıyla korkuttu, ahiret nimetleriyle müjdeledi.
Abdullah b. Übeyy b. Selûl ise susuyor, hiç konuşmuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam sözlerini bitirdiği zaman,[569] Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Ey kişi! Senin bu söylediklerin hak ve gerçekse, bundan daha güzel birşey olamaz!
Fakat, sen bizim meclisimize gelip de bizi bununla rahatsız etme! Konakyerine git! Sana gelen olursa, bunları onlara anlat![570]
Evinde otur!
Sana gelmeyen kimseyi bununla rahatsız etme ve onun meclisine de, onun hoşlanmadığı birşeyle gelme!" dedi.
Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün yanında bulunan Müslümanlardan[571] Abdullah b. Revâha ise:
"Hayır.[572] yâ Rasûlallah![573] Sen onu bize getir!
Her zaman meclislerimize, evlerimize, barklarımıza buyur![574]
Bizi meclislerimizde onunla bürü![575]
Vallahi, o bizim sevdiğimiz şeylerdendir. Bize Allah´ın ikram ettiği ve bizi kendisine hidayet eylediği şeylerdendir.[576]
Biz onu çok severiz!" der demez, Müslümanlarla müşriklerve Yahudiler birbirlerine sövüp saymaya, vuruşmaya başladılar.
Hatta, birbirlerini öldürecek dereceye vardılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam onları teskine çalıştı, yatıştı I ar.[577]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl; kavminden, o zamana kadar görmediği bir muhalefeti görünce, kendi kendine:
"Senin kölen senin hasmın olduğu zaman, zelil olur gidersin!
Seninle güreş tutanlar seni yıkarlar!
Şahin, kanadı olmadan, yerden fırlayabilir mi hiç
Şayet bir gün onun yeleği kesilirse, o mutlaka düşer!" diyerek söylendi.[578]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, merkebine binerek Sa´d b. Ubâde´nin evine varıp girdi.[579]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün söylediği söz, Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünde okunuyordu.
Sa´d b. Ubâde:
"Vallahi, yâ Rasûlallah! Ben senin yüzünde birşey görüyorum!
Sanki, hoşuna gitmeyen birşey işitmiş gibisin! " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet! Öyle oldu.[580]
Ey Sa´d! Ebu Hubab´ın ne söylediğini duymadın mı
O şöyle şöyle söyledi!" diyerek,[581] Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün söylediklerini Sa´d b. Ubâde´ye haber verdi.[582]
Sa´d b. Ubâde:
"Yâ Rasûlallah![583] Sen ona yumuşak davran![584] Onun kusurunu affet!
Sana Kitabı indiren Allah´a yemin ederim ki; Allah´ın iradesi sana peygamberlik vermek suretiyle tecelli etti.
Halbuki, şu beldeciğin (Medine´nin) halkı İbn Übeyy´e taç giydirmeye ve tacın üzerine de krallığa mahsus sarık sarmaya hazırlanmış bulunuyorlardı.
Fakat, Allah, sana ihsan buyurduğu peygamberlik hakkı ile, onların bu tasavvurlarını imkânsız hale koydu.
Bu mahrumiyetle, İbn Übeyy mahzun ve mükedder oldu.
Yâ Rasûlallah! İşte bu kederle, İbn Übeyy gördüğünüz çirkin harekette bulunmuştur.[585]
Vallahi, o umup durduğu krallığı kendisinden senin soyup aldığın görüşüne kapılmışür.[586]
Sen onu af buyur!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam da affetti.[587]
Zaten, Peygamberimiz Aleyhisselam da, ashabı da, Yüce Allah´ın bu husustaki buyruğuna[588] uyarak gerek müşriklerin, gerek Kitab Ehli olanların kusurlarını affediyor, işkencelerine katlanıyorlardı.
Nihayet, Yüce Allah onlarla savaşmaya izin verince, Bedir savaşı yapıldı.
Böylece, Yüce Allah Kureyş kâfirlerinin ulularını, azılılarını orada öldürdü.
Bunun üzerine, putlara tapan Medineli müşriklerden, İbn Übeyy´le birlikte hareket eden kişiler
"Artık, bu, zafer ve galebenin ona yöneldiğini açıkça gösteren bir vakıadır!" diyerek Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey´at edip Müslüman olmak zorunda kaldılar.[589]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl de, kavminin böyle kendisinden ayrılıp uzaklaştığını ve İslâmiyete sarıldığını görünce, kalbinde taşıdığı olanca nifakı ve düşmanlığıyla birlikte, istemeyerek İslâmiyete girmek zorunda kaldı.[590]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Veya Es´ad b. Zürâre´nin (İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 239, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 258).
[2] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre,c. 2, s. 140,141 .Taberî, Târih, c. 2, s. 256, İbn Hişam, Cevâmiu´s-Sîre, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l- eser, c.1, s. 194-195.
[3] Zührî, Megâzî, s. 104, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 258, Zehebî, Târîhu´l-İslâm s. 334.
[4] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 140,141 , Taberî, c. 2, s. 256, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 195, Zehebî, s. 334.
[5] Zührî, Megâzî, s. 10 4, İ bn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 239, Buhâ rî, Sahih, c. 4, s. 258.
[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, Sahih, c. 1, s. 373, EbuDâvud, Sünen, c.1, s. 124, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 245.
[7] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 111, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 245, Zehebî, M egâzî, s. 18.
[8] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, Sahih, c. 1, s. 373, EbuDâvud, Sünen, c.1, s. 124, Zehebî, Megâzi, s. 18.
[9] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 245.
[10] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 239, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 5, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 196.
[11] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1, s. 239, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 123, Buhârî, c.1, s. 111, Müslim, c.1, s. 373, EbuDâvud, c.1,s.124.
[12] "Resûlullah Aleyhisselam mescidini yapacağı sırada, mescidinin temeline bir taş koyduktan sonra: ´Ebu Bekir İbn Sa´d, c. 1, s. 239, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 326.
[13] İbn Sa´d, c. 1, s. 240, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, c.1 , s. 373, Ebu Dâvud, c. 1, s. 124.
[14] İbn Sa´d, c. 1, s. 240, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, c.1 , s. 373, Ebu Dâvud, c. 1, s. 124, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 95.
[15] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.239, Semhûdî, Vefa, c. 1, s. 327, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1.S.343.
[16] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 239, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 5, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 196 .
[17] Semhûdi, Vefa, c. 1, s. 333, Diyarbekrî, c. 1 , s. 344.
[18] İbn Sa´d, Taba kâtü´l -kübrâ, c. 5, s. 552, Sem hû df, Vefâu´l -vefa, c. 1, s. 334, Diyarbekrî, Târfhu´l -hamîs, c. 1, s. 344.
[19] Semhûdi, Vefa, c. 1, s. 334, Diyarbekrî, c. 1 , s. 344.
[20] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 553, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 218, 219, Semhûdî, Vefa, c. 1, s. 333, Diyarbekrî, c. 1 , s. 344.
[21] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 13, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 553, Zehebî, Müstedrek Telhfsi, c. 3, s. 13, Semhûdî, Vefa, c. 1, s. 332, Diyarbekrî, c.1, s. 344.
[22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 220, 221 Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 211, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 503, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 145, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 380, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 218-219.
[23] İbn Sa´d, c. 1, s. 239, Semhûdî, c.1, s. 335, 336, Diyarbekrî, c. 1,s.345.
[24] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 335.
[25] Semhûdi, c. 1, s. 335, Diyarbekrî, c. 1, s. 346.
[26] Semhûdi, Vefâu´I-vefa, c. 1, s. 33 2, Diyarbek rî, Târîhu´ l-hamîs, c. 1, s. 344.
[27] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 240, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 111, Müslim, Sahih, c. 1, s. 374, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 124, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 95.
[28] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 130, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 11 5, Ebu Dâvud, c. 1, s. 123.
[29] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 239-240, Semhûdî, c. 1, s. 335, 337, Diyarbekrî, c. 1, s. 345-346.
[30] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 141, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s.195, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1,s.329.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 41, İbn Sa´d, c. 1, s. 239-240, Taberî, Târih, c. 2, s. 256, İbn Seyyid, c. 1, s. 195, E bu´l-Fidâ,el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 216, Semhûdî, c.1, s. 329.
[32] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 333.
[33] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 141, İbn Seyyid, c. 1, s. 195, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 216, Semhûdî, Vefa, c. 1,s.329.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 142, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 216.
[35] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 329.
[36] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 142, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 216.
[37] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 328.
[38] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 240.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 142.
[40] İbn Sa´d, c. 1, s. 240, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, 244.
[41] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 111, c. 4, s. 259, Semhûdî, c. 1, s. 328.
[42] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 142, İbn Sa´d, c.1 , s. 240, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 212.
[43] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 217.
[44] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 91.
[45] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 217, Semhûdî, c. 1, s. 331.
[46] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 142.
[47] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 142, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 241.
[48] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 142, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115.
[49] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 15, s. 302-303, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 257, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1139, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 129, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 303.
[50] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 91, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115.
[51] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 329.
[52] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 142,143, Semhûdî, c.1 ,s.32, 330, Diyarbekrî, Hamîs.d, s. 345.
[53] Semhûdi, Vefâu ´I-vefa, c. 1, s. 33 0, D iyarbekrî, Tâ rîhu´l-hamîs, c. 1, s. 3 45.
[54] Semhûdî Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 339-340.
[55] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 319, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 137, Buhârî, c. 2, s. 256, 258, 259, Müslim, Sahih, c. 2, s. 825-826.
[56] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 125.
[57] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 284.
[58] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188, 251 ,252, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 37, Buhârî, c. 1, s. 220, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 379,İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 454, 455, Nesâf, Sünen, c. 3, s. 102.
[59] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 119.
[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 300, 304.
[61] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 251.
[62] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 394.
[63] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 252, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 137-138, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 401, 402, Semhûdî, Vefa, c. 2, s. 390.
[64] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 137, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 454.
[65] Ahmedb. Hanbel, c. 5, s. 339, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 220, E bu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 283-284.
[66] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 191.
[67] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 454, E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 403.
[68] Sem hûdf, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 398.
[69] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 307.
[70] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 398400.
[71] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 400-410.
[72] Eyyub Sabri Paşa, Mir´at-ı Medine, s. 424.
[73] Dârekutnî, Sünen, c. 4, s. 196, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 122.
[74] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 70, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 47, Dârekutnî, c. 4, s. 196, Muhibbul-Taberî, Rıyâd, c. 2, s.122.
[75] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 70, Nesâf, c. 6, s. 47, Muhibbu´t-Taberî, c. 2, s. 122.
[76] Dârekutni, Sünen, c. 4, s. 196, M uhibbut-Taberî, c. 2, s. 122, Sem hûd f, Vefâu´l -vefa, c. 1, s. 339.
[77] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 70, Dârekutnî, c. 4, s. 196, Muhibbu´t-Taberî, c. 2, s. 196, Semhûdî, c. 1,s.339.
[78] Nesâi, c. 6, s. 47, Dârekutnî, c. 4, s. 196, M uhibb ut-Taberî, c. 2, s. 122, Semhûdî, c. 1, s. 399.
[79] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 70, Nesâf, c. 6, s. 47, Muhibbu´t-Taberî, c. 2, s. 122, Semhûdî, c. 1,s.339.
[80] Semhûdi, Vefa, c. 1, s. 339.
[81] Ebu Dâvud, Sünen, c.1, s. 123.
[82] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 ,s.123.
[83] Semhûdi, Vefa, c. 2, s. 481 .
[84] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 21 -22.
[85] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1,s.123.
[86] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 267.
[87] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[88] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 22.
[89] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[90] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 502.
[91] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[92] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 501.
[93] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[94] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 5.
[95] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 495.
[96] Semhûdi, Vefâu ´I-vefa, c. 2, s. 49 5, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 3 47.
[97] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 495, Diyarbekrî, c. 1, s. 347.
[98] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 51 6, 517.
[99] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 326, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 284, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 518.
[100] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 51 8.
[101] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 6, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 519.
[102] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 284, Taberî, Târih, c. 8, s. 65, İbn Esîr, Kâmil, c. 4, s. 532.
[103] Dineveri, Kitâbu´l-ahbâr, s. 326, Yâkubî, c. 2, s. 284, Taberî, c. 8, s. 65.
[104] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 6, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 519.
[105] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 519.
[106] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 284, Taberî, Târih, c. 8, s. 65, İbn Esîr, c. 4, s. 532, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 519.
[107] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 519.
[108] Belâzurî, Fütûh, c. 1, s. 6, Taberî, Târih, c. 8, s. 65.
[109] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 499, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 268.
[110] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 517.
[111] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 519.
[112] S em hûdf .Vefâu´l-vefa, c. 2, s. 520, 684.
[113] Taberî, Târih, c. 8, s. 88.
[114] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 522.
[115] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 526, 527.
[116] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 6.
[117] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 267, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 540.
[118] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/85-101.
[119] Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 2, s. 683, Ibn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 328, Ibn Hacer, el-lsâbe, c. 2, s. 18, Halebî, Insânu´l-uyûn, c.278.
[120] Şemhûdî, Vefâu´l-vetâ, c. 2, s. 596-597.
[121] İtan Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 683, İbnEar, Usdu´l-gâbe., c. 2, s. 328, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 17,18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/101.
[122] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 205-206 İbn Kuteytoe, Kitâbu´l-maârif, s. 126, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1198, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 264, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 260-261, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 223.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 155-156, Abdurrezzak, Musannef, s. 456-457, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 246-247,Ahmed b.Hanbel.Müsned, c. 4, s. 43, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 150, Müslim, Sahih, c. 1, s. 285, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 134-135,Tiımizf, Sünen, c. 1, s. 359, 363, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1 , s. 214, Nesaî, Sünen, c. 2, s. 3.
[124] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4,s. 207,Buhân, Sahih, c. 1,s.153.
[125] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 207.
[126] İbn Abdilberr. İstiâb. c. 2. s. 593-594.
[127] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/102.
[128] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 2, s. 374, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 71, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 250, Müslim, Sahîh,c. 2, s. 1014, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 216, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 271 , İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 452, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 37, 38, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 271, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 82.
[129] Mâlik, Muvatta, c. 1,s.1O9, Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 397, 398.
[130] Erkam b. Ebi´l-Erkam´la (Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 342).
[131] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 77, Buhârî, Târîhu´l-kebfr, c. 4, s. 204, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 342, 343.
[132] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 343.
[133] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 77, Buhârî, Târîhu´l-kebfr, c. 4, s. 204, Zehebî, Si yem a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 342,343.
[134] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübejâ, c. 2, s. 342,343.
[135] Mâlik, M uvatta, c. 1, s. 196, İbn E bi Şeybe, M usannef, c. 2, s. 371, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 53, 277, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 57, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1012,1014, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 147, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 450, 451, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 35, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 370, 371 , Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 5, s. 246.
[136] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 333, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1014.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/103-104.
[137] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 240.
[138] Şüheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 267, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 346.
[139] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 500.
[140] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 267, 268.
[141] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 500.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/104-105.
[142] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 143.
[143] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 237, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/105.
[144] İbn Esîr, Nihâye, c. 1, s. 34, Seyyid Şerif, Ta´rifât, s. 9.
[145] Seyyid Şerif, Ta´rifât, s. 9.
[146] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 154.
[147] Abdurrezzak, Musannef, c. 457, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 150, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 285, Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 363, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 2, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 214.
[148] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 246.
[149] Beyhakî, Sünenü´l -kübrâ, c. 1, s. 390, İ bn Hi bban´dan nak len Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-kârî, c. 5, s. 103.
[150] İbn Hibban´dan naklen Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 5, s. 103.
[151] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 134, Beyhakî, Sünen ü´l-kübrâ, c. 1, s. 39.
[152] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 913, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 247.
[153] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 455, 456.
[154] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43.
[155] Abdurrezzak, Musannef, c. 456, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 1 34, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232.
[156] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 154.
[157] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 154, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 134.
[158] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 154,155, Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 461, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 1, s. 203, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 214.
[159] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135.
[160] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, c. 1, s. 135.
[161] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 155, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1,s.232.
[162] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135.
[163] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 1 35.
[164] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 214.
[165] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 135.
[166] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 155, Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 456, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 273.
[167] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135.
[168] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 156, Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 456, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 273.
[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, Beyhakî, S ünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 425, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 529.
[170] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 420.
[171] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 156, İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 420, E bu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 425, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 529.
[172] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 420.
[173] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 156, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 529.
[174] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 156, İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 420, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 425, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 529.
[175] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, c. 1, s. 1 43, Beyhakî, c. 1, s. 425, Semhûdî, c. 2, s. 529.
[176] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, c. 1, s. 1 43, Beyhakî, c. 1, s. 425.
[177] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 143, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 425.
[178] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 420.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/105-110.
[179] Cum´a: 9, Maide: 58.
[180] İbn İshak, İbn Hisam , c. 2, s. 155,156, Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 456, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 21 4.
[181] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 483.
[182] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 51, Ebu Dâvud, c. 3, s. 43, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 163, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 137.
[183] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 12, s. 367, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 448-449, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 43, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 120, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 108, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 4, s. 315.
[184] Mâlik, Muvatta.c. 1,s. 69-70, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 313, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 51, Müslim, Sahîh, c.1 , s. 291, 292, E bu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 142,143.
[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 35, Buhârî, Sahîh, t 1, s. 151, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 12.
[186] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 411, Ebu Dâvud, c. 1, s. 142, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 240, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 12.
[187] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 495, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 119, Ebu Dâvud, c. 1, s. 144, Tirmizî, Sünen, c. 1 , s. 416.
[188] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 237, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 417.
[189] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 463, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 140, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 417.
[190] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 465466, Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 390.
[191] Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 289, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 145, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 409, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 1, s. 33.
[192] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1, s. 181, Müslim, c.1, s. 290, Ebu Dâvud, c. 1, s. 145, Tirmizî, Sünen, c. 1 , s. 411, 412, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 238-239, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 26.
[193] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 354, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 152, Ebu Dâvud, c. 1, s. 146, Tirmizî, c. 1, s. 413, İbn Mâce, c. 1, s. 239, Nesâf, c. 2, s. 27, Beyhakî, c. 1, s. 410.
[194] Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 410.
[195] Şefaatim (Buhârî, Nesâf, BeyhakPnin rivayetine göre).
[196] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 354, Buhârî, c. 1, s. 152, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 146, Tirmizî, c. 1,s.413, İbn Mâce, c. 1,s.239, Nesâf, c. 2, s. 27, Beyhakî, c. 1, s. 410.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/110-112.
[197] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1328.
[198] Taberî, Târih, c. 2, s. 256, 257, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1328, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 253.
[199] İbn Şa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 610, 612.
[200] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.2, s. 153, Taberî, Târih, c.2,s. 257.
[201] İbn Şa´d, Tabakât, c. 3, s. 611, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 138.
[202] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 154, İbn Sa´d, c. 3, s. 611, Taberî, Târih, c. 2, s. 257.
[203] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
[204] İbn İshak.İbnHisam, c. 2, s. 154, İbn Sa´d, c. 3, s. 611, Taberî, c. 2, s. 257.
[205] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 611.
[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
[207] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 611.
[208] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 154, İbn Sa´d, c. 3, s. 611, Taberî, c. 2, s. 257.
[209] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
[210] Taberî, Târih, c. 2, s. 257.
[211] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 154.
[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 154, İbn Sa´d, c. 3, s. 611, Taberî, c. 2, s. 257.
[213] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/112-113.
[214] İbrı İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 228-234, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 75-79, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.S, s.441443,EbuNuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 258-262, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvec. 2, s. 92-97, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 417-419, İbn Seyvid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 60-64, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 95-101, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 332-335.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/114-122.
[215] Hz. Zeyneb, Medine´ye gitmesine kocası As b. Rebi´ müsaade etmediği için, bir müddet daha Mekke´de kaldı (Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 269).
[216] 1 ukıyye; 40 dirhemdir. (Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 97, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 177, İbn Esîr, Nihâye, c. 5, s. 56, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 23.
[217] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 62-63.
[218] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 58.
[219] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 293, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 252.
[220] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 283.
[221] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/122-123.
[222] . İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 224.
[223] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003.
[224] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 260, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003.
[225] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238, Buharı, Sahih, c. 2, s. 225.
[226] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 225.
[227] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[228] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 239.
[229] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[230] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238.
[231] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 890, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 264.
[232] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238.
[233] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 890, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[234] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238-239.
[235] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 264, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 3, s. 382.
[236] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 264, Beyhakî, Sünen, c. 3, s. 382.
[237] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c. 2, s. 239, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 891, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 83.Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 224-225.
[238] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 239.
[239] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 239, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 891, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 6, s. 83,Buhârî, Sahih, c. 2, s. 224-225, Beyhakî, Sünen, c. 3, s. 382.
[240] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 83, 260, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 225.
[241] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 239.
[242] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[243] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 239, Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 65, Buhârî, c. 2, s. 225, M udim, Sahih, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[244] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 260, Buhârî, c. 7, s. 5.
[245] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 225.
[246] Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 260, Buhârî, c. 2, s. 225, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[247] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 239.
[248] Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 260, Buhârî, c. 2, s. 225, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[249] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 239, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 65.
[250] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 239, Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 65, Buhârî, c. 2, s. 225, Müslim, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[251] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 65, Buhârî, c. 225.
[252] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c. 2, s. 239, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 891, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 65.Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 225, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 3, s. 382.
[253] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 308.
[254] Firuzâbadi, Kâmüsu´l-muhft, c. 1, s. 349, c. 3, s. 55.
[255] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 142, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 224, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 994.
[256] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000.
[257] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1000, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1105.
[258] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885.
[259] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1000, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 11 05.
[260] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, c. 2, s. 1000.
[261] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, c. 2, s. 1000, İbn Mâce, c. 2, s. 1105.
[262] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 225.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/123-127.
[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 150-152, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.238,c.3, s. 22.
[264] Zührî, Megâzî, s. 71, 72, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 358-359, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 156.
[265] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre,c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Bu hân , Sahih, c. 5, s. 173, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1423.
[266] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 147, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 197, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 224 .
[267] Mevlâ; köle azad eden kişi, azadlanmış köle, dost, yardımcı, antlaşılan kişi., gibi çeşitli mânâlara gelir. (İbn Kuteybe, Te´vflu Müşkili´l-Kur´ân, s. 352, Buharı, Sahih, 5, s. 178-179).
[268] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 147-150, E bu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 290-294, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 197-198, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 224-226.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/127-134.
[269] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 286, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221 .
[270] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 995.
[271] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221.
[272] Müslim, Sahih, c. 2, s. 995.
[273] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 995.
[274] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 217.
[275] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 5, s. 1 96.
[276] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 217, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 5, s. 196, İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c.4,s.11.
[277] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 1 03.
[278] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 119, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 217, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 5, s. 201.
[279] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 81, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 995, 998, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 21 6.
[280] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 156, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 999, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 216.
[281] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 308.
[282] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 159.
[283] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 5, s. 1 96.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/134-136.
[284] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 263-264.
[285] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İtan E ar, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 62,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 315, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 339, Kastalânf, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 284, 285.
[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 250, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 129.
[287] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 62.
[288] İbn İshak.İbn Hişam, c. 3, s. 331, Vâkıdî, c. 2, s. 610, Abdurrenak, c. 5, s. 337, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 325, Buhârî, c.3,s.181.
[289] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 267, 268, 272.
[290] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 274, 285.
[291] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 68, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 62
[292] Taberî, Târih, c. 3, s. 182, İ bn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 68, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 62, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 340.
[293] Zehebî, Si yem a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 349.
[294] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 865.
[295] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 57, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 208, 209, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 330, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 2, s. 42.
[296] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 218, Ebu´l-Fidâ, Tefsfr, c.2,s. 583, Heysemî, Meonau´i-zevâid.c. 7, s. 48, 49,Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 128.
[297] Sehâvi", I râkPni n E Ifi yye şerhi F ethu´ l-m uğfs, c. 2, s. 16 5.
[298] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 186.
[299] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 182, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 307.
[300] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 538.
[301] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 210.
[302] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 98.
[303] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 185, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 210.
[304] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 62.
[305] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 421.
[306] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 265, 273, 274, 279, 284, 285.
[307] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 62, 63.
[308] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 266, 267.
[309] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 268, 269, 274.
[310] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 271 .
[311] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 271 - 273.
[312] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 286.
[313] İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 2, s. 315, 316.
[314] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 172.
[315] İbn Abdilberr, c. 3, s. 865-866, İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 173.
[316] İbn Abdilberr, c. 3, s. 866, İbn Esîr, c. 3, s. 173, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 344, 345.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/136-141.
[317] Al,-i İmran: 72, İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 2, s. 202.
[318] Buhârî, SahiVı, c. 4, s. 1 81.
[319] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 120, Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 1 81.
[320] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 120-121.
[321] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 120,121, Buhârî, c. 4,5.181 .
[322] Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 181.
[323] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 121.
[324] Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 1 81.
[325] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 121, Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 181 .
[326] Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 1 81.
[327] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 121.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/141-142.
[328] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 270, İtan Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 95-1 96, Semhüdf, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 326, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 343.
[329] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 718.
[330] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 51, 139,152,175,216, 240, 244,250,272.
[331] İbn Adilberr, İstiâb, c. 3, s. 1172.
[332] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 103.
[333] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 126.
[334] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 273, 274.
[335] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 285, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 432-433.
[336] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 285.
[337] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 274.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/142-143.
[338] Semhüdi, Vefâu´l-vefâ, c. 2, s. 747, 748.
[339] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3,s.242,İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 725.
[340] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tiımizf, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 725, Nesâf, c. 7, s. 14, Beyhakî, c. 5, s. 266.
[341] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tirmizî, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 725-726, Nesâf, c. 7, s. 14.
[342] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tirmizî, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 725, Nesâf, c. 7, s. 14.
[343] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 514.
[344] Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Nesâf, c. 7, s. 14.
[345] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, İbn Mâce, c. 2, s. 726.
[346] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, İbn Mâce, c. 2, s. 726, Nesâi, c. 7, s. 14, 15.
[347] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tirmizî, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 726, Nesâf, c. 7, s.14, 15.
[348] Tirmizî, c. 3, s. 515, 516, İbn Mâce, c. 2, s. 726.
[349] Tirmizî, c. 3, s. 516, İbn Mâce, c. 2, s. 726, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 163.
[350] Müslim, Sahih, c. 1 , s. 99, Tirmizî, c. 3, s. 606.
[351] Müslim, c. 1, s. 99.
[352] Tirmizî, c. 3, s. 606.
[353] Müslim, c. 1, s. 99, Tirmizî, c. 3, s. 606.
[354] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 22, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 28, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1156, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 269.
[355] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 215, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1159,1161, Ebu Dâvud, c. 3, s. 281, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 168.
[356] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 401, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 283.
[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 238, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 28, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1154, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3,s. 269.
[358] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 340, Buhârî, c. 3, s. 9, Tirmizî, c. 3, s. 610, İbn Mâce, c. 2, s. 742.
[359] Buhârî, Sahıh, c. 3, s. 9, Tirmizî, c. 3, s. 610.
[360] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 742.
[361] Buhârî, Sahıh, c. 3, s. 9, Tirmizî, c. 3, s. 610, İbn Mâce, c. 2, s. 742.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/143-146.
[362] Nisa: 58,59.
[363] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre., c. 2, s. 149, E bu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, c. 293, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 197, Etau´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 225.
[364] E bu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 299, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 613, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 776, Hâkim, Müstedrek, c.4, s. 90, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 116,117.
[365] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 775, Hâkim , Müstedrek, c. 4, s. 93, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 88.
[366] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 157, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1342, E bu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 299, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 615, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1342, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 224.
[367] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 108,109, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1342, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 302, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 620, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 776.
[368] Dârekutnî, Sünen, c. 4, s. 205, Ebu Ya´lâ´nın Müsned´inden naklen Suyûtî, el-Câmiu´s-sağfr, c. 1, s. 15, Alâüddin Ali,Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 102.
[369] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 302.
[370] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 337, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 111, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 301, Tirmizî,Sünen, c. 3, s. 618.
[371] Buhârî, Sahih, c. 3, s. 11 6, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1 336, 1337, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 311, Tirmizî, Sünen, c.3, s.626, 627.
[372] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 311, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 180.
[373] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 719, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 308, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 112, Müslim, Sahih, c. 3, s.1337, Ebu Dâvud, c. 3, s. 301, Tirmizî, c. 3, s. 624, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 777.
[374] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 308.
[375] Mâlik, c.2,s. 719, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 308, Buhârî, c. 8, s. 112, Müslim, c. 3, s. 1337, Ebu Dâvud, c. 3, s. 301 , Tirmizî, c. 3, s. 624, İbn Mâce, c. 2, s. 777.
[376] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 1 44.
[377] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, E bu Dâvud, c. 3, s. 221.
[378] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, c. 10, s. 144.
[379] Ahmed b b. Hanbel, c. 5, s. 212, Ebu Dâvud, c. 3, s. 221.
[380] Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, c. 10, s. 144.
[381] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, c. 10, s. 144.
[382] Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 312, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 625.
[383] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, 21 3, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 312.
[384] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 221, 312, Tirm izf, Sünen, c. 3, s. 625, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 144.
[385] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 213.
[386] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 124, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 221, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 625, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10,s. 144.
[387] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 213, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 221.
[388] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 213.
[389] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 727, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 260, Müslim, Sahih, c. 1, s. 1 22.
[390] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 260.
[391] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 159, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 311, 312, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 569, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 778.
[392] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 312, 313, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 780.
[393] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211, Buhârî, c. 3, s. 159, Ebu Dâvud, c. 3, s. 31 2, Tirmizî, c. 3, s. 211, İbn Mâce, c. 2, s. 778.
[394] Âli-imran: 77.
[395] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 304. Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 635, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 788.
[396] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 454, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 11 7,118, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1192, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 304, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s.. 811, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 239.
[397] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 454.
[398] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 454, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 118, M üslim, Sahih, c. 3, s. 1192, Ebu Dâvud, c. 3, s. 304, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 811, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 239.
[399] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 216, Taberî, Tefsir, c. 6, s. 273, 274, Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 132, Zemahşeri, Keşşaf, c. 1, s. 618, Kurtubf, Tefsir, c. 6, s. 213.
[400] Mâide: 49-50.
[401] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 213, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 246, 247.
[402] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1327, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 4, s. 154, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 246.
[403] İbn İ sha k, İ bn H i şam, Sîre, c. 2, s. 213-214, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, B eyhak f, S ünenü´l -kübrâ, c. 8, s. 246-247.
[404] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1327, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 154, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 246.
[405] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 214, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 247.
[406] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 154, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 246.
[407] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 246.
[408] Müslim, Sahîh, c.3, s. 1326, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 153.
[409] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215.
[410] Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 233.
[411] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215.
[412] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 233
[413] Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 233.
[414] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215, Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 233.
[415] Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 233.
[416] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215.
[417] Taberî, Tefsfr, c. 6, s. 233.
[418] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 215.
[419] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Müslim , Sahîh, c. 3, s. 1327, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 1 54, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 246, Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 130, 131.
[420] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 215, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 286, İbn Mâce, c. 2, s. 855.
[421] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 215, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 286, Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim, c. 3, s. 1327, İbn Mâce.c. 2, s. 855, Beyhakî, c. 8, s. 247.
[422] . İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 286, Taberî, c. 6, s. 233, Beyhakî, c.8,s. 247, Vâhidf, s. 130, 131.
[423] Mâide: 41.
[424] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 171, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, E bu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 180, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 15, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 889, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 22.
[425] Buhârî, Sahîh, c. 8,, s. 64.
[426] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 18.
[427] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 171, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 180, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 15, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 889, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 22.
[428] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 1 5, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 22.
[429] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 262, Tirmizî, c. 4, s. 15, Nesâf, c. 8, s. 22.
[430] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 171, 203, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c.4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 889, Nesâf, c. 8, s. 22.
[431] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 262, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Tirmizî, c. 4, s. 15, Nesâf, c. 8, s. 22.
[432] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 262.
[433] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 183, 262, Buhârî, c. 3, s. 89, Nesâf, c. 8, s. 22.
[434] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180.
[435] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 183, 262, Buhârî, c. 3, s. 89, Nesâf, c. 8, s. 22.
[436] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 262, Tirmizî, c. 4, s. 15, Nesâf, c. 8, s. 22
[437] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 269, Müslim, c.3, s. 1300, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180...
[438] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 262, Nesâf, c. 8, s. 22.
[439] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 176, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 1 80, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 15, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 22.
[440] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 1 76.
[441] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 171, Buhârî, c. 6, s. 176, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c.4,s. 15, Nesâf, c. 8, s. 22.
[442] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 37.
[443] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 171, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 1 5.
[444] Buhârî, c. 8, s. 37, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15.
[445] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 176.
[446] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 193, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c.3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15.
[447] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 38.
[448] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 171, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c.3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15.
[449] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 262, Buhârî, c. 3, s. 89, Müslim, c. 3, s. 1300, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4,s.15.
[450] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 262, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1300, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 180. Tirmizî. Sünen. c. 4. s. 15. Nesâf. Sünen. c. 8. s. 22.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/146-158.
[451] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1, s. 75, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 74, Tirmizi, Sünen, c. 5,. 627, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 6, s. 1 68, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2 s. 198, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 123.
[452] Buhârî, Sahili, c. 3, s. 74, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 627, Beyhakî, Sünen, c. 6, s. 16, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2, s.198.
[453] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 75, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 627, Beyhakî, Sünen, c. 6, s. 168, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2, s. 198, Muhibbut-Taberî, c. 2, . 1 23.
[454] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 75, Buhârî, c. 3, s. 74, Tirmizî, c. 5, s. 627, Begavf, c. 2, s. 198.
[455] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 70, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 1 22.
[456] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 504.
[457] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 3, s. 970, 971.
[458] Muhibbu1-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 122, Semhûdî, Vetâu´l-vetâ, c. 3, s. 969.
[459] Semhûdi, Vefau´l-vefa, c. 3, s. 968.
[460] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1039,1040, Muhibbul-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 122,123, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 3, s. 970.
[461] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 3, s. 968-969.
[462] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 744, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 316, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 9.
[463] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 744, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 830, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 9.
[464] Mâlik, Muvatta, c. 2, s.744, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 1 0, s. 161, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 16, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. . 830, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 9.
[465] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 10.
[466] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1197, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 278.
[467] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 744, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 75, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1198, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 277, Tirmizi, Sünen, c. 3, s. 572, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 6, s. 152.
[468] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 745, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 6, s. 1 52.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/158-160.
[469] Taberî, Tefsfr, c. 4, s. 318.
[470] Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 97.
[471] Taberî, Tefar, c. 4, s. 318, Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 97.
[472] Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 97.
[473] Ebu´l-Fidâ, Tefen-, c. 1, s. 468.
[474] Nisa: 22-26.
[475] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 426, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 432, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 60,61.
[476] Taberî, Tefefr, c. 4, . 232.
[477] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 436, İ bn Mâce, Sünen, c. 1, s. 627.
[478] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. . 272, Tirm izf, Sünen, c. 3, s. 436, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 627.
[479] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Ebu Dâvud, Sünen, c. I 2, s. 272, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 436, İbn Mâce, Sünen, c. 1,5.627.
[480] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232.
[481] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 436, İ bn Mâce, Sünen, c. 1, s. 627.
[482] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 272.
[483] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 272, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 628, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 183.
[484] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 44, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 435, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 628, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 342.
[485] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 336, Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 121, Müslim, Sahîh.c. 2, s. 1041, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 421, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 113.
[486] Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 1 21, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041 , Nesâf, Sünen, c. 6, s. 113.
[487] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 336, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 421.
[488] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 1 21-1 22, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 113.
[489] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 336, Buhârî, c. 6, s. 1 22, Müslim, c. 2, s. 1041, Nesâf, c. 6, s. 113.
[490] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Tirmizî, c. 3, s. 43 421 , 422.
[491] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Buhârî, c. 6, s. 1 22, Müslim, c. 2, s. 1041, Nesâf, c. 6, s. 113.
[492] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 1 22, Müslim, c. 2, s. 1041, Nesâf, c. 6, s. 113
[493] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Buhârî, c. .6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041, Tirmizî, c. 3, s. 421, Nesâf, c. 6, s. 113.
[494] Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041.
[495] Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 1 22, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041 , Nesâf, Sünen, c. 6, s. 113.
[496] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 336, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 122, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041 , Nesâf, Sünen, c. 6, s.113.
[497] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041, Tirmizî Sünen, c. 3, s. 422, Nesâf, c. 6, s. 113.
[498] Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041.
[499] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Müslim, c. 2, s. 1041, Tirmizî, c. 3, s. 422.
[500] Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041.
[501] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041.
[502] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 445, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 420, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 138.
[503] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 395, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 82.
[504] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 302, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 65.
[505] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 302, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 219, Tirmizî, Sünen, c. 3,s. 396, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 65.
[506] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 1 23, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 219.
[507] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 302, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 123, E bu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 219, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 396, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 65.
[508] Ebu Dâvud. Sünen. c. 2. s. 238.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/160-167.
[509] Sebe: 28, A´râf 158.
[510] Bakara: 151, Nisa: 113.
[511] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 183, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 591, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 231.
[512] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 123.
[513] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 34.
[514] Nisa: 113.
[515] Buhârî. Sahih. c. 8. s. 1 49.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/167-170.
[516] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 418, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 82, 83, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 91.
[517] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 255.
[518] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 34-385, c. 2, s. 3-34.
[519] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 255, c. 3, s. 51 4, Buhâıf, Sahih, c. 5, s. 41, 42.
[520] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 137.
[521] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 514, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 109, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 41, 42, Müslim, Sahih, c. 1, s. 469.
[522] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 359, 360, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1,s.125.
[523] Tevbe: 60.
[524] Hemmam b. Münebbih. Sahife. 74. hadis.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/170-171.
[525] Zehebî, Si yem a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[526] Hâkim, Müsiedrek, c. 3, s. 488.
[527] İtin Abdilberr, İsiiâb, c. 1, s. 341, 342, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[528] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 344, c. 3, s. 1 324, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 6, c. 4, s. 488, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s:. 375.
[529] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 456, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1 325, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2, s. 109.
[530] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 344, İ bn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[531] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1935, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 238, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2, s. 108, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 375.
[532] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 344.
[533] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 488.
[534] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1935, 1936, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[535] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 489, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[536] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[537] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 489, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[538] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1935, 1936, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[539] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 1 62, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 488.
[540] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 342, İ bn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[541] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[542] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[543] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1934, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[544] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1934, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[545] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368-369.
[546] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s:. 342, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[547] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 10, s. 238, Zehebî, Siyeru a´lâm i´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[548] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 341, İ bn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5
[549] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 10, s. 238, Zehebî, Siyeru a´lâm i´n-nübelâ, c. 2, s. 369.
[550] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 162, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 4, s. 238, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[551] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 10, s. 238, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2, s. 1 08.
[552] Ebu Süfyan b. Hâris´in annesi Sümeyye´nin babası Mevheb, Abdi Menaf oğullarının kölesi idi (Nevevf, Müslim Şerhi).
[553] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1935, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[554] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 343, İ bn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 5.
[555] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 343.
[556] Mus´abu´i-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 1 7,18.
[557] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/171-175.
[558] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 174, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1422.
[559] İbn İshak jbnHişam ,Sîre,c. 2, s. 236, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 172, Müslim, Sahih,c. 3, s. 1422.
[560] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, SahıVı, c. 5, s. 172, Müslim, SahıVı, c. 3, s. 1422.
[561] İbn İshak jbnHişam ,Sîre,c. 2, s. 236, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Bu hân, SahıVı, c. 5, s. 172, Müslim, SahıVı, c. 3, s. 1422.
[562] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 236, 237.
[563] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, SahıVı, c. 5, s. 172,173, Müslim , Sahih, c. 3, s. 1422, 23.
[564] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[565] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, SahıVı, c. 5, s. 173, Müslim, SahıVı, c. 3, s. 1423.
[566] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[567] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[568] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[569] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[570] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, S ahfh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh,c. 3, s. 1423.
[571] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[572] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh.c.3, s. 1423.
[573] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1423.
[574] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[575] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[576] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[577] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim , c. 3, s. 1 423.
[578] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[579] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 1 73, Müslim, c. 3, s. 1423.
[580] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[581] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1423.
[582] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 237.
[583] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[584] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 238.
[585] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 1 73, Müslim, c. 3, s. 1423.
[586] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 238.
[587] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 1 73, Müslim, c. 3, s. 1423.
[588] Bakara: 1 09, Âl-i İmran: 186.
[589] Buhârî,Sahîhıc.5,s.172,Bev+ıakfıSünenü´l-kübrâ,c.9, s. 10, Kurtubf, Tefsfr, c. 2, s. 72, 73, Ebu´l-Fidâ, Tefsfr, c. 1,s. 436.
[590] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 234, 235.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/175-179.
|
|
|
| Hz.Muhammed (a.s.) Medine´de |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 05:44 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´de Kıldırdığı İlk Cuma Namazı
Küba´dan Medine´ye doğru yola çıkan Peygamberimiz Aleyhisselam, Salim b. Avf oğullarının oturdukları Rânuna vadisine geldiği zaman, Cuma namazı vakti girmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, oranın üst tarafına indi. Orada Cuma namazını kıldı. Bu, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine içinde kıldığı ilk Cuma namazıydı .[1]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunan ve Cuma namazı kılan cemaat da, yüz kişi idi.[2]
Peygamberimiz Aleyhisselamın İrad Buyurduğu Hutbeleri
İbn İshak´ın Ebu Seleme b. Abdurrahman´dan nakline göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, bu Cuma günü, ayakta dikilerek ardarda irad ettiği hutbelerinde, Allah´a lâyık olduğu veçhile hamd ve senada bulunduktan sonra, şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Kendiniz için, önden ahiret azığı olacak şeyler gönderiniz. Elbette, bilirsiniz ki; her biriniz ölecek ve davarını çobansız bırakacaktır!
Sonra Rabbi ona tercümansız, perdedarsız olarak:
´Sana Resûlüm gelip emirlerimi tebliğ etmedi mi
Ben sana mal verdim, ihsanda bulundum.
Sen kendin için [âhiret azığı olarak] ne gönderdin buyuracak.
O da, sağına soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek!
Sonra önüne bakacak. Önünde de cehennemden başka birşey göremeyecek!
Öyle ise yarım hurma ile de olsa cehennemden kendisini korumaya gücü yeten kimse, hemen o hayır işlesin!
Onu bulamayan da, güzel bir sözle kendisini korumaya çalışsın.
Çünkü bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar sevab verilir!
Selam ve Allah´ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!"
"Allah´a hamd olsun!
Allah´a hamd eder ve O´ndan yardım dilerim.
Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerinden, Allah´a sığınırız.
Allah´ın doğru yola ilettiğini hiç kimse saptıramaz!
Saptırdığını da hiç kimse doğru yola iletemez!
Şehadet ederim ki: Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!
O, birdir; O´nun şerîki yoktur!
Sözlerin en güzeli, Yüce Allah´ın Kitabıdır.
Allah kimin kalbini Kur´ân´la süsler ve onu küfürden sonra İslâmiyete girdirir, o da Kur´ân´ı insanların sözlerine tercih ederse, işte o kimse felah bulmuş, kurtulmuştur.
Doğrusu, Kitabullah sözlerin en güzeli, en belâgatlısıdır.
Allah´ın sevdiğini seviniz!
Allah´ı candan gönülden seviniz!
Allah´ın kelamından, zikrinden usanmayınız!
Allah´ın kelamından, kalbinize kasvet ve darlık gelmesin!
Çünkü, Allah´ın kelamı, herşeyin üstününü ayırıp seçer, amellerin hayırlısını, kulların seçkinlerini, kıssaların iyisini zikreder.
Helal ve haram olan herşeyi beyan eyler.
Artık Allah´a ibadet ediniz ve O´na hiçbir şeyi şerik koşmayınız.
O´ndan gereği gibi sakınınız.
Dilinizle söylediğiniz güzel sözlerinizle Allah´ı tasdik ve ikrar ediniz.
Allah´ın ihsan ettiği rahmetle aranızda sevişiniz.
Muhakkak biliniz ki: Allah, ahdinin bozulmasına gazab eder.
Selam olsun sizlere!"[3]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Beni Salim mescidinde Cuma günü irad buyurduğu hutbe olmak üzere, Saîd b. Abdurrahman el-Cumahî´den nakledilen hutbede de şöyle buyurulmustur:
"Hamd, Allah´a mahsustur.
Ben, O´na hamd eder, O´ndan yardım, yarlıganmak ve hidayet dilerim.
O´na iman ederim, inanmazlık etmem.
İnanmazlık edenlere de düşmanlık ederim.
Ben Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, O´nun bir olduğuna, şerîki ve nazîri olmadığına, Muhammed´in de O´nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim.
Allah, onu peygamberlerin gelmesinin kesildiği, ilmin azaldığı, insanların sapkınlığa düştüğü, zamanın kesintiye uğradığı, Kıyametin kopma ve âlemin sona erme zamanının yaklaştığı bir sırada, tam bir hidayet, tam bir nur, tam bir öğüt olan Kur´ân´la göndermiştir.
Allah´a ve Resûlüne boyun eğen, muhakkak doğru yolu bulmuştur.
Allah´a ve Resûlüne karşı gelen de, azgınlık ve taşkınlığa, sapkınlıktan sapkınlığa düşmüştür.
Size Allah´tan korunmayı tavsiye ederim.
Zaten bir Müslümanın bir Müslümana en hayırlı tavsiyesi de, onu ahirete isteklendirmesi, ona Allah´tan korunmayı emretmesidir.
Allah´ın sizi sakındırdığı şeylerden sakınınız!
Bundan daha üstün ve hayırlı bir öğüt, bundan daha üstün ve hayırlı bir hatırlatma yoktur.
Rabbinden korkarak, ürpererek ibadet eden kimse için, Allah´tan korunmak, istediğiniz ahiret mutluluğu için en güvenilir bir yardımdır.
Kim gizli ve açık her işinde Allah´ın hoşnutluğunu gözeterek Allah´la arasını düzeltirse, dünyada onun adı hayırla anılır.
Öldükten sonra da, bu, kendisinden önce göndermiş olduğu hayra muhtaç bulunduğu bir zamanda kendisine azık olur.
Bunun dışındaki işlerden uzak uzak kaçmayı, onlarla kendi arasında uzun mesafeler olmasını ister.
Allah, azabından sizi korkutur.
Allah, kulları hakkında çok esirgeyici ve merhametlidir.
Sözünü doğrulayan, va´dini yerine getiren Allah´a andolsun ki; bundan cayma yoktur!
Çünkü, Yüce Allah ´Benim katımda söz değiştirilmez. Ben, kullara zulümkâr da değilim´ [Kâf: 29] buyuruyor.
Şimdiki ve gelecekteki işlerinizde gizli ve açık yaptıklarınızdan dolayı Allah´tan korununuz!
Kim Allah´tan korunursa, Allah onun günahlarını örter, ecrini de büyütür.
Allah´tan korunan büyük bir kurtuluşa ermiştir.
Allah´tan korunmak, insanı Allah´ın azab ve gazabından korur.
Allah´tan korunmak, yüzleri ağartır, Rabbi hoşnut eder, dereceyi yükseltir.
Nasibinizi alınız!
Allah katında ifrartlı olan hareketlerde bulunmayınız.
Allah doğruları da, yalancıları da bilsinler diye size Kitabını ve yolunu açıkça öğretmiştir.
Allah´ın size ihsan ettiği gibi, siz de ihsanda bulununuz.
Allah´ın düşmanlarına düşman olunuz.
O´nun yolunda, gereği gibi cihad ediniz!
Sizi O seçip Müslümanlar diye adlandırdı ki, helak olan açık delillerle helak olsun, sağ kalan da açık delillerle sağ kalsın.
Allah´tan başkasında kuvvet ve kudret yoktur.
Allah´ı anmayı çoğaltınız.
Bu günden sonrası için çalışınız.
Kim Allah´la arasını düzeltirse, Allah da onun insanlarla arasını düzeltir.
Çünkü Allah insanlar üzerinde hükmünü yürütür.
İnsanlar ise Allah üzerinde hükümlerini yürütemezler.
Allah insanlar üzerinde tasarruf eder.
İnsanlar ise Allah üzerinde tasarruf edemezler.
Allah en büyüktür. Büyük olan Allahtan başkasında kuvvet ve kudret yoktur."[4]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cuma namazını kıldıktan sonra, devesine bindi.[5] Devenin yularını da devenin başına doladı.[6]
Yine, Peygamberimiz Aleyhisselam önde, Hz. Ebu Bekir arkasında, Neccar oğullarının eşrafı da çevresinde olduğu halde, Medine´nin içine doğru hareket ettiler.[7]
Sâlim b. Avf Oğullarının Vaad ve Dilekleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın devesi Kasvâ sağa sola baka baka ilerlerken,[8] Salim b. Avf oğullarından Itban b. Malik ile Abbas b. Ubâde, Salim b. Avf oğullarından bazıları ile birlikte gelip:
"Yâ Rasûlallah! Bizim yanımızda kal!
Sayıca çok, mal ve silahça hazırlıklı, düşmanlarına karşı seni koruma ve savunma gücüne malik olan bize buyur!" dediler.[9]
Başka rivayete göre:
Salim b. Avf oğullarından Itban b. Malik ile Nevfel b. Abdullah, Kasvâ´nın yularından tutarak:
"Yâ Rasûlallah! Bize in!
Biz sayıca çokluğuz! Mal ve silahça hazırlıklıyız!
Yâ Rasûlallah! Biz geniş meydanlar, bağ ve bahçeler sahibiyiz!
Araplardan bu yurda giren kimse-korkarsa-bize sığınır..." dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, gülümsedi[10] ve:
"Allah onları size hayırlı ve mübarek kılsın!" diyerek dua ettikten sonra:[11] "Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmustur!" buyurdu.[12]
Ubâde ve Abbas b. Sâmit´in Vaad ve Dilekleri
Ubâde b. Sâmit ile Abbas b. Sâmit:
Ya Rasulallah! Bize in!
Biz sayıca çokluğuz. Mal ve silahça hazırlıklıyız dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
Allah onları size hayırlı ve mübarek kılsın! diyerek dua ettikten sonra:
Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmuştur! buyurdu.[13]
Beyâza Oğullarının Vaad ve Dilekleri
Kasvâ, yolu açılınca, Beyaza oğullarının evleri hizasına kadar gitti. Beyaza oğullarından Ziyad b. Lebid ile Ferve b. Amr geldiler ve:
"Yâ Rasûlallah! Bize buyur! Sayıca çokluğuz. Mal ve silahça hazırlıklıyız. Düşmanlarına karşı seni koruma ve savunma gücüne sahibiz" dediler. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmustur!" buyurdu.
Kasvâ´nın yolunu açtılar.
Kasvâ, Benî Sâidelerin evlerine kadar gitti.[14]
Saide Oğullarının Vaad ve Dilekleri:
O sırada, Abdullah b. Übeyy b. Selül; köşkünde, dizlerini dikmiş, iki elini kavuşturmuş oturuyor, yanında da birçok kimseler bulunuyordu. Peygamberimiz Aleyhisselamın kendisine doğru geldiğini görünce:
Git! Sen, seni davet etmiş olanlara in! dedi.
Sa´db.Ubâde:
"Yâ Rasûlallah! Onun sözlerinden kalbine bir üzüntü gelmesin!
Senin bize geldiğin şu sıralarda, Hazrec oğulları onu kendilerine hükümdaryapmak istiyorlardı! İşte şurası benim evim!
Yâ Rasûlallah! Kavmimin içinde hurmalığı, kuyu başı, serveti, silahı, aile efradı., benimkinden daha çok ve benden daha cesaretli bir kimse yoktur!" dedi.[15]
Hem Sa´d b. Ubâde, hem Münzir b. Amr ve Beni Sâidelerden bazı zâtlar
"Yâ Rasûlallah! Bize buyur! Biz sayıca çokluğuz. Mal ve silahça hazırlıklıyız. Düşmanlarına karşı seni koruma ve savunma gücüne sahibiz" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmustur!" buyurdu.
Yolu açılınca, Kasvâ, Beni Harise b. Hazreclerin evleri hizasına kadar gitti.[16]
Hârise b. Hazrec Oğullarının Vaad ve Dilekleri
Sa´d b. Rebi´, Hârice b. Zeyd, Abdullah b. Revâha ve Beni Hâriselerden bazıları, devenin önüne gerilerek:
"Yâ Rasûlallan! Bize buyur!
Sayıca çokluğa, silahça hazırlığa, seni düşmanlarından koruma ve savunma gücüne sahip bulunan bize gel![17] Bizi geçme!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah, onları size mübarek kılsın[18]
Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona em rol unm ustur!" buyurdu.[19]
Adiyy b. Neccar Oğullarının Vaad ve Dilekleri
Yolu açılınca, Kasvâ ilerleyip Peygamberimiz Aleyhisselamın dedesi Abdulmuttalib´in annesi Selmâ binti Amr´ın mensup bulunduğu Adiyy b. Neccar oğullarının evlerini geçeceği sırada, Adiyy b. Neccar oğullarından Salit b. Kays, Ebu Salît ve Üseyre b. Ebi Hârice ile Adiyy b. Neccarlardan bazıları:
"Yâ Rasûlallah! Dayılarına gel! Sayı ve silah çokluğuna, düşmanlarına karşı seni koruma ve savunma gücüne sahip olan bize buyur[20] Bizi bırakıp, bizden başkasına geçme! Sana kavmimiz içinde akraban olarak bizden daha yakın kimse yoktur!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmustur!" buyurdu. Kasvâ´nın yolunu açtılar.
Kasvâ; Malik b. Neccar oğullarının evleri yanına varınca, Peygamberimiz Aleyhisselamin bugünkü Mescidinin kapısının bulunduğu yere çöktü ki, orası o zaman Neccar oğullarından Sehl ve Süheyl adlarında iki yetim gence ait hurma serme, kurutma yeri idi.
Bu gençler; Muaz b. Afrâ´nın[21] himayesi altında idiler.
Kasvâ çöktüğü zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam, onun üzerinden inmedi.
Kasvâ ayağa kalktı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yine, onun yularını serbest bıraktı.
Kasvâ, biraz gittikten sonra, birdenbire arkasına dönüp ilk önce çöktüğü yere kadar geldi, oraya tekrar çöktü, artık oradan kalkmadı. Boynunu ve göğsünü yere uzatıp böğürmeye ve deprenmeye başladı. Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam Kasvâ´nın üzerinden indi[22] ve:
"İnşaallah, menzil burasıdır!" buyurdu.[23]
Kasvâ çöktüğü zaman, Cebbar b. Sahr çöktüğü yerden kaldırmak için ona ayağı ile vurmuş, tepmişti.
Ebu Eyyub Halid b. Zeyd kızdı ve:
"Ey Cebbar! Sen benim evimin önünden kaldırmak için ona vurdun, teptin ha ! Resûlullahı hak dinle, Kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki, İslâmiyet mani olmasaydı sana kılıçla vururdum!" dedi.[24]
Aynı kaynaklar.[25]
Peygamberimiz Aleyhisselamı Konuk Etmek İçin Tartışılması ve Kur´aya Başvurulması
Medineli Müslümanlar Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılmıyor, herkes onu götürüp ağırlamaya can atıyor ve bu hususta birbirleriyle de tartışıyorlardı.[26]
Nihayet, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben bu gece Abdulmuttalib´in dayıları olan Neccar oğullarına iner, bununla onlara ikramda bulunmuş olurum" buyurdu.[27]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Akrabamızın evlerinden, buraya en yakını hangisidir " diye sorunca, Ebu Eyyub Halid b. Zeyd:
"Benimkidiryâ Nebiyyallah! İşte, evim şurasıdır! Evimin kapısı da şurasıdır!" dedi.[28]
Fakat, Neccar oğulları, aralarında kur"a çekilip kur´a Ebu Eyyub Halid b. Zeyd´e çıkmadıkça, Peygamberimiz Aleyhisselamı ağırlamak şerefini bırakmaya razı olmadılar.[29]
Bunun üzerine, Ebu Eyyub Halid b. Zeyd, Peygamberimiz Aleyhisselama "Evim, buraya evlerin en yakınıdır. Ağırlığını oraya taşıyayım" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam "Olur!" buyurdu.[30]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebu Eyyub´un Evine Gidişi
Ebu Eyyub Halid b. Zeyd, Kasvâ´nın yükünü indirdi. Palanını soydu. Yükünü evine taşıyınca Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kişi, binitinin ve ağırlıklarının yanında bulunur" buyurdu.
Es´ad b. Zürâre, Kasvâ´nın yularını tutup kendi evine götürdü.[31]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Eyyub Halid b. Zeyd´e:
"Git! Bizi kabul için yer hazırla!" buyurdu.
Ebu Eyyub, hemen gidip yeri hazırladıktan sonra geldi ve:
"Yâ Nebiyyallah! İkinize de yer hazırladım.
İkiniz de, kalkınız, Allah´ın bereketi üzere, yerinize buyurunuz!" dedi.[32]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Gelişine Mini Mini Kızların Sevinmeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam; Ebu Eyyub Halid b. Zeyd´in evine ineceği sırada, Neccar oğullarının mini mini kızları deflerle çıkıp:
"Neccar oğullarının kızlarıyız biz!
Muhammed´in hısımlığı, komşuluğu ne mutlu, ne hoş!" diyerek neşîdeler okuyorlardı.[33]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Beni seviyor musunuz " diye soruyor, onlar da:
"Evet yâ Rasûlallah!" diyorlar,[34] Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Vallahi, ben de sizleri seviyorum!
Vallahi, ben de sizleri seviyorum!
Vallahi, ben de sizleri seviyorum!" buyuruyordu.[35]
Medineli Müslümanların Olağanüstü Sevinçleri ve Coşkuları
Berâ´ b. Azib der ki:
"Ben, Medinelilerin, hiçbir şeye, Resûlullah Aleyhisselamın gelişine sevindikleri gibi sevindiklerini görmedim![36]
Medine halkı,[37] erkekler ve kadınlar,[38] yollara,[39] evlerin üzerlerine çıkmışlar, oğlan çocukları ve hizmetçiler yollara dökülmüşler.[40]
´Nebiyyullah geldi! Nebiyyullah geldi![41]
Yâ Muhammedi Yâ Rasûlallah![42]
Allahuekber! Resûlullah Aleyhisselam geldi! Muhammed geldi![43]
Muhammed geldi! Resûlullah geldi!
Allahuekber! Muhammed geldi! Resûlullah geldi!1 diyerek bağ iriyorlardı .[44]
´Resûlullah bu! Geldi! Geldi! dediklerini işittim."[45]
Enes b. Malik de:
"Ben, Resûlullah´ın Medine´ye girdiği günden daha güzel, daha parlak bir gün görmedim" demiştir.[46]
Medinelilerin Peygamberimiz Aleyhisselam İçin Kurban Kesmeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye geldiği zaman, Medineli Müslümanlar, bir deveyi veya sığırı kurban olarak kesmişlerdir.[47]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebu Eyyub´a Konuk Oluşu
Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî der ki:
"Resûlullah, evime indiği zaman, evimin alt katına inmişti. Ben ve zevcem Ümmü Eyyub, yukanda bulunuyorduk. Kendisine:
´Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Ben yukarda olmamı, senin ise altımda bulunmanı iyi görmüyor, ağır buluyorum!
Sen yukarı çık, yukanda ol!
Biz inelim, aşağıda bulunalım dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Yâ Ebâ Eyyub! Evin alt katında bulunmamız, bize daha uygun ve elverişlidir´ buyurdu, alt katta oturdu.
Biz de meskende onun üstünde bulunduk.
O sırada, içinde su bulunan testimiz kırıldı.
Resûlullahın üzerine damlayıp onu rahatsız etmesinden korkarak, ben ve zevcem Ümmü Eyyub, tek örtüneceğimiz kadife yorganımızı hemen suyun üzerine bastırdık."[48]
Ebu Eyyub bir gece kendi kendine:
"Biz Resûlullah Aleyhisselamın başının üzerinde yürüyoruz ha! " dedi ve bir kenara çekilerek gecelediler.
Sabahleyin bunu Peygamberimiz Aleyhisselama arzetti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Alt kat daha elverişlidir!" buyurdu ise de, Ebu Eyyub:
"Sen altında bulundukça, ben bir çatının üstüne çıkamam!" dedi.
Bunun üzerine, yerlerini değiştirdiler:
Peygamberimiz Aleyhisselam üst kata çıktı, Ebu Eyyub da alt kata indi.[49]
Es´ad b. Zürâre´nin Peygamberimiz Aleyhisselama Serir (Somya) Hediye Edişi
Hz. Aişe der ki:
"Kureyşîlere Mekke´de serir üzerinde uyumaktan daha hoş birşey yoktu.
Resûlallah Aleyhisselam, Medine´ye geldiği ve Ebu Eyyub´un evine indiği zaman, ona:
´Yâ Ebâ Eyyub! Sizin bir seririniz yok mu ´ diye sordu.
Ebu Eyyub:
´Yoktur vallahi!´ dedi.
Es´ad b. Zürâre, bunu haber alınca, Resûlullah´a, direkleri sac ağacından yapılmış, üzeri keten lifle dokunmuş, hasırla kaplı bir serir gönderdi.
Resûlullah Aleyhisselam, evine taşınıncaya kadar, onun üzerinde uyumuştu.
Vefatına kadar da onun üzerinde uyudu.[50]
Resûlullah Aleyhisselam, yıkanıp kefenlendiği zaman, bu seririn üzerine konuldu, cenaze namazı da kendisi bu şerir üzerinde bulunduğu halde kılındı.[51]
Halk, ölülerini taşımak üzere onu bizden isteyip alır ve onunla teberrük ederlerdi.
Ebu Bekir´in, Ömer´in cenazesi de onun üzerinde taşınmıştı."[52]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu mübarek seriri Emevîler devrinde Hz. Âişe´nin mirası içinde satışa çıkarılınca, onu Muaviye b. Ebi Süfyan´ın azadlılarından Abdullah b. İshak adında bir adam dört bin dirheme satın almıştı.[53]
Peygamberimiz Aleyhisselama Her Gün Ensar Tarafından Yemekler Gönderilişi
Zeyd b. Sabit der ki:
"Ebu Eyyub´un evine indiği zaman Resûlullah´ın yanına ilk önce girip ona tereyağı ve sütle yapılmış bir çanak tirit takdim eden ben idim ve:
´Bu çanağı annem gönderdi´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Allah onu bereketli kılsın!´ diyerek dua etti.
Ashabını çağırdı, onu yediler.
Yemeğin arkası kesilmeden, Sa´d b. Ubâde, uşağının başında üzeri örtülü bir çanak tirit ve haşlanmış kemik söğüşü ile kapıya gelip içeri girdi. Malik b. N eccar oğullarından, sıra ile Resûlullahın kapısına üç-dört yerden yemek taşınmadığı bir gece yoktu.
Bu, Ebu Eyyub´un yedi ay kaldığı evinden ayrılıp kendi evine taşınıncaya kadar devam etti."[54]
Sa´d b. Ubâde ile Es´ad b. Zürâre´den her gece birer çanak yemek gelirdi.[55]
Sa´d b. Ubâde; etle veya sütle veya sirkeli zeytinyağıyla veya tereyağıyla yapılmış tirit gönderirdi.
Bunlardan en çok gönderdiği de, etli tiritti .[56]
Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî de der ki:
"Resûlullah´a biz de daima akşam yemeği yapıp gönderirdik.
Kalanını bize geri çevirdiği zaman, ben ve Ümmü Eyyub, Resûlullahın elinin değdiği yerleri araştırarak oralardan yer ve bununla teberrük ederdik.
Yine bir gece yapıp gönderdiğimiz soğanlı veya samnısaklı yemeği Resûlullah geri çevirmişti.
Onda elinin izini göremeyince, korkarak yanına gittim ve:
´Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun!
Sen akşam yemeğini geri çevirdin. Fakat onda elinin izini göremedim Halbuki ben ve Ümmü Eyyub geri çevirdiğin yemekte senin elinin değdiği yerleri araştırmakta ve bununla teberrük etmekte idik´ dedim.
Resûlullah:
´Ben sizin görüşemediklerinizle görüşen, meleklerle fısıldaşan bir kimseyim.[57]
İnsanı rahatsız eden şeyden melekler de rahatsız olurlar.[58]
Ben sizler gibi değilim: Arkadaşımı [Cebrail´i] rahatsız etmekten korkarım!1 buyurdu.[59]
Kendisine:
´Haram mı dır o yemek ´ diye sordum.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Değildir! Fakat, ben kokusundan dolayı ondan hoşlanmadım!´ buyurdu.
Kendisine:
´Senin hoşlanmadığın şeyden ben de hoşlanmam!´ dedim.[60]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Siz onu yiyiniz!´ buyurdu.
Bunun üzerine biz ondan yedik ve Resûlullaha bir daha o sebzeden yemek yapmadık."[61]
Bir gün Ümmü Eyyub´a:
"Resûlullah senin kocanın evinde yedi ay oturmuştu. Resûlullahın en sevdiği yemek hangisiydi " diye sorulmuştu.
Ümmü Eyyub:
"Onun ne kendisi için bir yemeğin yapılmasını emrettiğini gördüm, ne de bir yemeği yerdiğini gördüm.
Kendisine herise yapar, hoşuna gittiğini görürdük de, ona bu beş, altı yahut on günde bir hazırlanırdı" dedi.[62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın İçinde Yedi Ay Kaldığı Evin Tarihçesi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´ye gelince içinde yedi ay oturduğu mübarek ev Mescidin doğusunda olup; yediyüz yıl önce Medine´ye gelen, Yemen hükümdarlarından Tüban [Tübba] Ebu Kerib Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke´de zuhur ve Medine´ye hicret edeceğini Yahudi alimlerinden öğrenince, bu evi daha o zamandan yaptırmış, yazıp altın mühürle mühürlediği bir mektubu da Peygamberimiz Aleyhisselama takdim edilmek üzere Medine alimlerinin en büyüğüne vererek, kendisi erişemezse çocuğundan veya çocuğunun çocuğundan erişecek olan vasıtasıyla takdim edilmesini emretmişti.
İşte bu ev; babadan evlada geçe geçe, Tüban´ın mektubu ile iman etmiş Medine alimlerinden birinin soyundan gelen Ebu Eyyub Halid b. Zeyd´in eline geçmişti.[63]
Tüban Ebu Kerib Es´ad, mü´mindi; Peygamberimiz Aleyhisselama yedi yüz yıl önce iman etmişti.
Çünkü o manzum mektubunda meâlen şöyle demişti:
"1- Ben, Hz. Ahmed´in Allah tarafından gönderileceğine kesin olarak kanaat getirdim.
2- Ömrüm onun ömrüne uzansaydı [onun zamanına yetişseydi], muhakkak ona, o amcamın oğluna vezir ve yardımcı olurdum.
3- Yeryüzündeki Arapları ve Arap olmayanları, herkesi ona boyun eğmeye mecbur kılardım.
4- Kılıç çeker, onun düşmanlarıyla çarpışır, kalbinden her kederi dağıtırdım !"[64]
Tüban´ın manzumesinde birinci ve ikinci beyitlerle birlikte:
5- Zebur´da onun ümmeti ismen anılmıştır.
Onun ümmeti, ümmetlerin hayırlısıdır" beyti de bulunuyordu.[65]
Tüban´ın mektubunu ellerinde bulunduranlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´ye gelmekte olduğunu işitince; mektubu, ona teslim etmek üzere, Süleym kabilesinden güvenilir bir zât olan Ebu Leyla´ya verdiler.
Ebu Leyla Mekke yolunda Peygamberimiz Aleyhisselamı buldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam onu görünce yanına çağırdı[66] ve ona:
"Sen, Ebu Leyla mısın " diye sordu.[67]
Ebu Leyla:
"Evet!" dedi.[68]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Senin yanında I. Tübba´ın mektubu var![69] Getir, ver bana mektubu!" buyurdu.[70]
Ebu Leyla Peygamberimiz Aleyhisselamı tanımıyordu. Kendi kendine, düşündü kaldı.[71]
Doğrusu, şaşılacak şey!"[72] dedi ve:
"Sen kimsin Ben senin yüzünde sihir [sihirbazlık] eseri görmüyorum.
Sen bende bulunanı nasıl bildin !" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben, Muhammed´im! Getir, ver mektubu bana!" buyurdu.[73]
Adam mektubu sakladığı yerden hemen çıkarıp Peygamberimiz Aleyhisselama verdi.
Hz. Ebu Bekir onu Peygamberimiz Aleyhisselama okuyunca,[74] Peygamberimiz Aleyhisselam üç kere:
"Merhaba=Hoşgeldin, safa geldin salih kardeş Tübba!" buyurdu.[75]
Ebu Leyla´ya da, hemen Medine´ye dönmesini emretti.
Ebu Leyla, Medine´ye dönüp, Medinelilere Peygamberimiz Aleyhisselamın gelmekte olduğunu müjdeledi. Medinelilerden her biri, bu müjdesinden dolayı ona bahşiş verdi.[76]
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Tübba´a sövmeyiniz! Çünkü, o Müslüman olmuştu" buyurmuştur.[77]
Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî´nin evi sonradan azadlı kölesi Eflah´a geçti.
Duvarlarından gedikler açılmaya başladığı, yıkılmaya yüz tuttuğu zaman, Mugîre b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam onu Eflah´ın oğlundan bin dinara (altına) satın alarak tamir ettirip vakfetti.[78]
Zamanla yine harab olan ve arsa haline gelen bu mübarek ev tekrar satılınca, Melik Muzaffer Şihabüddin Gazi b. Melik Âdil Seyfüddin Ebi Bekr b. Eyyub b. Sadi onu satın alıp üzerine dört mezhep talebesinin okuyacağı mükemmel bir medrese yaptırdı.
Bu medrese için, kendi memleketinde, Dımaşk´ta, Medine´de ve sair yerlerde zengin vakıflar tesis etti. Medresenin içinde, pek çok nefis kitaplar bulunan bir kütüphanesi de vardı.[79]
Sonraları, bakımsızlık yüzünden harab olup küçük bir zaviye haline gelen ve Hicretin 1259. yılında Sultan Abdülmecîd tarafından yıktırılarak mükemmel bir surette yeniden yaptırılan bu zaviye, "Zâviye-i Cüneydiyye" adıyla anılır ve ziyaret edilirdi.[80]
Medine´nin Coğrafî Durumu, İsimleri ve İlk Sakinleri
Medine-i Münevvere; deniz sathından 916 metre kadar yükseklikte,[81] Kızıl Denizin 100 kilometre doğusunda,[82] meridyen olarak 39 derece 55 dakika doğuda, paralel olarak 24 derece 15 dakika kuzeyde,[83] Mekke´nin yarısı büyüklüğünde, çorak topraklı, kara taşlık bir şehir olup, kuzeyinde Uhud dağı bulunmaktadır. Ki, şehre en yakın dağ, Uhud dağıdır.
Medine-i Münevvere´nin hurma bahçeleri çok ve suları boldu.[84]
Medine-i Münevvere´de sebzelerin her çeşidi yetiştiği gibi; başta hurmaların en iyisi olmak üzere, kavun, karpuz, şeftali, incir, limon, turunç, üzüm, elma, nar, muz, vişne... gibi her çeşit meyve de yetişir.[85]
Yazın, gündüzleri havanın gölgede hararet derecesi 48´e kadar yükselir.
Kışın gündüzleri sıfırın altında 10 dereceye, geceleri ise -15 dereceye kadar düştüğü ve hatta suların donduğu bile olur.[86]
Rivayete göre; Medine´ye ilk gelip yerleşen kimsenin oğlunun adı Yesrib olduğundan, Medine o zamandan itibaren bu adla anılagelmiştir.[87]
Yâkutu´l-Hamevî, Medine´nin 29 ismini sıralar.[88]
Semhûdî de, "İsim çokluğu isim sahibinin şerefliliğine delalet eder" dedikten sonra, çeşitli kaynaklara dayanarak, Medine´nin:
1- Tâbe,
2- Tayyibe,
3- Asıma,
4- Darü´l-emân,
5- Dârü´s-sekîne,
6- Bârre,
7- Berre,
8- Beytü´r-resûl,
9- Habîbe,
10- Mahbûbe,
11- Dârü´l-ebrar,
12- Dârü´l-hicre,
13- Dârü´s-selâme,
14- Darü´l-feth,
15- Mahfûze,
16- Haremü´r-resûl,
17- Medine gibi 94 ismini sayıp, onlar hakkında açıklama yapar.[89]
Medine´ye Tâbe ve Taybe isimleri Yüce Allah tarafından verilmiştir.[90] Miraç gecesinde Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"İn de, namaz kıl!" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam inip namaz kıldığı zaman, Cebrail Aleyhisselam:
"Sen nerede namaz kıldın biliyor musun
Sen Taybe´de namaz kıldın! Oraya da hicret edeceksin!" demiş;[91] Peygamberimiz Aleyhisselam da, Tebük seferinden dönerken, Medine görününce:
"İşte, Tâbe!" buyurmuştur.[92]
Nuh Aleyhisselamın oğlu Sam´ın oğlu Lâvez´in oğullarından Amlîk (lmlak)[93] Amalikaların atası olup, Amalikalar bütün beldelere yayılmış, dağılmışlardı.
Maşrık, Umman, Hicaz, Şam, Mısır halkları onlardandı.
Bahreyn, Umman, Necd, Teymâ halkı onlardandı.
Kenânîler diye anılan[94] Şam zorbaları, Mısır firavunları da onlardandı .[95]
İrem b. Şam´ın oğlu Avs´ın oğullarından birisinin adı Abil ve Abil´in oğlunun adı da Yesrib´di.
Bu baba oğul, Medine´nin ilk sakini idiler.
San´aya yerleşen Amalikalardan bazıları Yesrib´e inip Abil´i oradan çıkarmışlar, oraya kendileri yerleşmişlerdi.[96]
Medine´de ilk kez ekin ekenler, hurma ağacı ve üzüm asmaları dikenler,[97] yüksek evler, köşkler yapanlar, Amalikalardı .[98]
Buhtunnassar [Buhtunnasr] Beytü´l-Makdisi yıkıp İsrail oğullarından süreceğini sürdükten, esir edeceğini esir ettikten sonra, İsrail oğullarından bir cemaat Hicaz taraflarına gittiler. Vâdi´l-Kura´ya, Teymâ´ya ve Yesrib´e indiler.
O zaman, Yesrib´de, Amalikaların kalıntıları ile Cürhümîlerden bir cemaat bulunuyordu.
İsrail oğulları orada bunlarla birlikte oturdular ve onlara karıştılar.
Medine´nin yerlileri gittikçe azalırken, İsrail oğulları çoğaldılar.
Yerlilerin azaldıklarını, zayıfladıklarını görünce, üzerlerine yürüdüler; onları Yesrib´den sürüp çıkardılar. Mallarını, mülklerini ele geçirdiler.
İsrail oğulları böylece, Allah´ın dilediği kadar, Medine´de kaldılar.[99]
Yemen´deki Me´rib seddini, ilk önce fındık fareleri oymaya başlamış, sonra da Yüce Allah bir sel salıp yıkmıştı.[100]
Yurtlarının harab olduğunu gören, Evs ve Haznecîlerin atası Müzeykıya Amrb. Âmir b. Harise b. Salebe bütün mallarını, mülklerini ve hayvanlarını satarak, oğulları ve kendilerine tâbi olanlarla birlikte gidip önce Âklerin beldelerinde oturdu..
Sonra Mekke´ye, Mekke´den sonra da Medine´ye gitti.
O zaman Medine´nin içinde Yahudiler oturdukları için, bunlar Medine´nin dışında oturdular.
Sayıca çoğalıp güçlendikleri zaman Yahudileri şehrin dışına çıkarıp, şehrin içine kendileri yerleştiler.
Bu sefer de Yahudiler şehrin dış kısımlarında oturdular.[101]
Medine´de bütün mallar, mülkler, köşkler, hurma bahçeleri Yahudilerin elinde idi. Çokluk ve güçlülük de onlarda idi.
Bir müddet sonra, Evs ve Hazrecler hem Yahudilerle aralarında, hem birbirlerine karşı güvenlik, hem de başkalarına karşı birbirlerini savunma antlaşması yapmak isteyip yaptılar ve uzun müddet buna bağlı kaldılar.
Evsî ve Hazrecîlerin mal mülk sahibi olmaya başladıklarını, sayıca da çoğaldıklarını gören Beni Kurayza ve Beni Nadîr Yahudileri onların kendilerine galebe çalıp evlerini ve mallarını zaptedeceklerinden korktular.
Kendi aralarında görüşüp konuşarak Evsî ve Hazrecîlerle yapmış oldukları antlaşmayı bozdular.
Yahudiler sayıca çok kalabalık idiler.
Evsî ve Hazrecîler, Yahudilerin kendilerini Medine´den sürüp çıkaracaklarından korkar bir halde yaşamaya başladılar.
Benî Salim b. Avf b. Hazrec´in kardeşi Malik b. Aclan´ı kendilerine seyyid, başkan yaptılar.[102]
İsrail oğullarının başına Fıtyevn adında ahlâksız bir adam geçmiş,[103] Evs ve Hazrecîleri de hükmü altına almıştı.[104]
Yahudiler de, Evsî ve Hazrecîler de, ona boyun eğmişlerdi.[105]
Fıtyevn; evlenecek her kızın ve kadının kocasından önce kendisinin yanında bir gece kalmasını âdet haline getirtmiş ve bunu Evsî ve Hazrecîlere da uygulamaya[106] ve Malik b. Aclan´ın, Süleym oğullarından bir adamla nikahlanan kızkardeşini yanına getirtmeye kalkışmıştı.[107] Kızkardeşinin kocasıyla gerdeğe gireceği gecede kavminin meclisine bacakları açık girdiğini gören Malik b. Adan, ona:
"Sen, bacakların açık olarak çirkin bir çıkışla kavminin yanına çıktın ha! " diyerek çıkışınca, kızkardeşi:
"Bu gecemde bana yapılmak istenilen şey, kocamdan başkasının yanına sokulmak istenilişim, bundan daha ağırdır!" dedikten sonra evine girdi.
Malik b. Adan, hemen onun yanına vardı. Ne demek istediğini öğrenince, ona:
"Senin elinden bir hayır, bir iyilik gelir mi " diye sordu.
Kızkardeşi:
"Evet, gelir! Sen benden ne gibi bir iyilik istersin " dedi.
Malik b. Adan:
"Ben senin yanındaki kadınlarla birlikte içeri girerim! Yanına girince de Fıtyevn´i kılıçla vurur, gebertirim!" dedi.
Kızkardeşi:
"Yap bunu!" dedi.
Malik b. Adan, kadın elbisesi giyinip kadınlarla birlikte gitti.
Kadınlar Fıtyevn´in yanından çıkınca Malik b. Adan içeri girip Fıtyevn´i kılıçtan geçirdi, öldürdü ve Şam´a kaçtı.
Orada, hükümdarlardan Ebu Cebele´ye, Fıtyevn´i kadınlara yaptığı kötülüklerden dolayı öldürdüğünü ve Yahudilerden korktuğu için artık Medine´ye dönemeyeceğini söyledi.
Bunun üzerine, Ebu Cebele; Medine´ye gidip Yahudileri hor hakir kılmadıkça kadınının yanına var-mamaya, koku sürünmemeye, içki içmemeye yemin etti.
Büyük bir ordu ile Medine´ye gelip Yahudilerin ileri gelenlerini ziyafete davet ederek, hepsini kılıçtan geçirdi.
Bundan sonra, Evsî ve Hazrecîler aziz, Yahudiler ise zelil oldular.[108]
Evs ve Hazrec Kabileleri: Ensar
Evs ve Hazrec kabileleri, iki kardeşten üreyip çoğalmış oldukları halde, aralarında sık sık anlaşmazlıklar çıkar, kılıçlara sarılırlar, yıllarca çarpışır dururlardı.
Aralarındaki çarpışmaların sonuncusu ise Buas çarpışması idi ki, Hicretten beş-altı yıl önce durmuştu.[109]
Hz. Âişe´nin dediği gibi; Hicret sırasında Evs ve Hazrec kabilelerinin toplulukları dağılmış, en asaletti ve şerefli adamları öldürülmüş veya yaralanmış bulunuyordu.
Sanki Yüce Allah İslâm dinine hazırlamak için onları bu duruma düşürmüştü.[110]
Evs ve Hazrec kabilesinden Müslüman olanlara Ensar denir.
Ensar; nasîrkelimesinin çoğuludur.
Nasîr de, nâsır´ın mübalağa sîgası olup, ziyadesiyle yardım edici demektir.
Gaylan b. Cehrin:
"Siz, öteden beri mi Ensar ismiyle anılırdınız Yoksa bu ismi size Allah mı koydu " sorusuna, Enes b. Malik:
"Evet! Bize bu ismi Allah koydu!" demiştir.
Kur´ârvı Kerîm´de Ensar hakkında şöyle buyurulur
"İslâm´da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzellikle tâbi olanlar (yok mu ); Allah onlardan razı olmuştur.
Onlar da Allah´tan razı olmuşlardır.
Allah bunlar için-kendileri içinde temelli kalıcı olmak üzere- altlarından ırmaklar akar cennetler hazırladı.
İşte, bu en büyük kurtul ustur. "[111]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Medinelilere İlk Tavsiyeleri
Yahudi iken Müslüman olan Abdullah b. Selam der ki: "Resûlullah [Aleyhisselam] Medine´ye gelince, halk ona koşuştu. ´Resûlullah geldi!1 denilince, onu görmek için ben de halkın arasında onun yanına gittim. Resûlullahın yüzünü görünce, anladım ki, onun yüzü bir yalancı yüzü değildir! Konuşurken, kendisinden ilk işittiğim söz de: [112]
´Ey insanlar![113] Selamı yayınız (Selamlaşmayı yaygınlaştırınız!) Yemek yediriniz![114] Akrabalarla ilgileniniz! [115] İnsanlar uykuda iken siz namaz kılınız ki, selametle Cennete giresiniz sözü idi."[116]
Selamın Mânâsı, Selam´ın Allah´ın İsimlerinden Biri Oluşu
Selam; selamet gibi masdar olup, kusurlardan, âfetlerden uzak ve salim olmak demektir.
Müslümanlar arasında alınıp verilen "Selâmün aleyküm" sözü de selametle dua etmek mahiyetindedir.
Es-Selam: Her türlü noksandan, kusurdan, yok olma, zevale erme şaibelerinden tamamıyla uzak bulunan Yüce Allah´ın isimlerindendir.[117]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Selam Yüce Allah´ın isimlerinden bir isimdir ki, onu Allah yeryüzüne koymuştur.
O halde, selamı aranızda yayınız!" buyurmuştur.[118]
Es-Selam, Kur´ân-ı Kerîm´de de Yüce Allah´ın ismi olarak anıldığı gibi,[119] bunun, dua mahiyetinde de, Cennet´in ismi olarak da anıldığı vardır.[120]
İnsanlık Tarihinde Geçen İlk Selamlaşma Hadisesi
Yüce Allah, Adetin Aleyhisselamı yarattığı zaman,[121] ona:
"Haydi, şu melekler cemaatının yanına git de, onlara[122] ´Esselâmü aleyküm diyerek[123] selam veril[124]
Senin selâmına onların nasıl karşılık vereceklerine[125] bak![126] Söyleyeceklerine iyice kulak veril[127]
Çünkü, o, hem senin, hem de senin zürriyetinin selamlaşmasıdır" buyurdu.[128]
Adem Aleyhisselam gidip meleklere:
"Esselâmü aleyküm!" dedi.
Melekler de:
"Esselâmü aleyküm ve rahmetullah![129] Yahut:
"Ve aleykesselâmü ve rahmetullah!" dediler.[130] Selamlarına "Rahmetullah" sözlerini ekledirler.[131]
Selamın Üstün ve Sevaplı Şekilleri
Peygamberimiz Aleyhisselam, bir mecliste otururken, bir zât gelip: "Esselâmü aleyküm!" diyerek selam verdi.[132]
Peygamberimiz Aleyhisselam onun selamına karşılık verdi. Adam oturunca,[133] Peygamberimiz Aleyhisselam:
"On sevap kazandı!" buyurdu.
Sonra başka bir adam geldi ve "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!" diyerek selam verdi.[134]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun selamına karşılık verdi. Adam oturunca,[135] Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Buna yirmi sevap var!" buyurdu.
Sonra başka bir adam geldi ve:
"Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!" diyerek selam verdi.[136]
Peygamberimiz Aleyhisselam onun selamına karşılık verip adam oturunca:[137]
"Buna da, otuz sevap var!" buyurdu.[138]
O sırada, meclisten bir adam kalkıp selam vermeden gitti.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Arkadaşınız unuttuğu şeyi (selam vermeyi) ne çabuk da unuttun[139] Sizden biriniz meclise gelince selam versin, oturmayı uygun görürse otursun!
Meclisten ayrılmak için kalkınca da yine selam versin!
Verilmeye layı klik ve gereklilikte, önceki selam sonrakinden farklı değildir" buyurdu.[140]
Hz. Ömer der ki:
"Ben bir gün Ebu Bekir´in terkisinde giderken, Ebu Bekir rastladığı insanlara:
´Esselâmü aleyküm!´ diyor, onlar:
´Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!´ diyorlardı.
Ebu Bekir
´Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!´ diyor, onlar:
´Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!´ diyorlardı.
Bunun üzerine, Ebu Bekir
´Bugün insanlar selam faziletinde bizi pek çok geçtiler!1 dedi."[141]
Selam vermek veya verilen selamı almak, Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır.[142] Selamlaşmakta cimrilik etmek, iyi sayılmamıştır.[143]
Peygamberimiz Aleyhisselam; evine selam vererek giren kimsenin hem Allah´a karşı korunmuş olacağını,[144] hem de bunun kendisine ve ev halkına bereket getireceğini haber vermiştir.[145]
Selam Verme ve Almanın Hükmü ve Âdâbı
Selam vermek nafile bir ibadet olmakla beraber, verilen selamın alınması gerekmektedir.[146] Selam verilirken de:
1- Binitli olan, yayaya,
2- Yaya, oturana,
3- Azlık, çokluğa,[147]
4- Yaşça küçük olan, büyük olana önce selam verir.[148]
5- Selamı cemaat içinden birisine tahsis ederek vermek mekruhtur ve Kıyamet alâmetlerindendir.[149]
6- Tanıdığına ve tanımadığına selam vermek İslâm´ın hayırlı hasletlerindendir.[150]
7- Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke´nin fethinde yanına gelen ve kendisine selam veren amcası Ebu Talib´in kızı Ümmü Hani Hatuna:
"Merhaba=hoşgeldin Ümmü Hani!" buyurdu.[151]
Yanına geldikçe Hz. Fâtıma´ya da:
"Merhaba kızcağızım!" buyurup, onu sağına veya soluna oturttuğu bildirilmektedir.[152]
8- Müslüman olmayanların verdikleri selama "ve aleyküm!" denilerek mukabele edilir.[153]
9- Mü´min kardeşi ile selamlaşmak, musafaha ile tamamlanır. [154]
Musafaha; iki kişinin, esenleşmek için birbirlerinin ellerini-avuç içleri birbirine yapışacak biçimde-tutuşmalarına ve yüzyüze gelmelerine denir.[155]
10- Enes b. Malik der ki:
"Biz:
Yâ Rasûlallah! Bazımız bazımıza (hürmeten) eğilebilir mi ´ diye sorduk. Resûlullah Aleyhisselam: ´Hayır!´ buyurdu.
[11-12.] ´Bazımız bazımızla kucaklaşabilir mi ´ diye sorduk. Resûlullah Aleyhisselam: ´Hayır! Fakat, musafaha ediniz!´ buyurdu."[156] "Bir adam:
´Yâ Rasûlallah! İçimizden biri, bir din kardeşi veya bir dostu ile karşılaşınca, ona (hürmeten) eğilebilir mi ´ diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: ´Hayır!´ buyurdu.
´Onu kucaklayabilir ve öpebilir mi ´ diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: ´Hayır!´ buyurdu. Adam:
´Onun elini tutar ve kendisi ile musafaha yapabilir mi ´ diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: ´Evet!´ buyurdu."[157]
13- Ebû Mes´ûd el-Ensârî der ki: "Bir gün, Berâ´ b. Âzib´e rastlamıştım.
Bana selam verdi. Elimi tutup yüzüme güldü ve:
´Sana niçin böyle yaptım, biliyor musun ´ diye sordu.
Ona:
´Bilmiyorum! Fakat senin her yaptığın şeyde hayırdan başka birşey görmem!´ dedim.
Bunun üzerine:
´Resûlullah Aleyhisselam da, bana rastlayınca, sana yapmış olduğumun tıpkısını bana yapmış ve niçin böyle yaptığını benden sormuştu.
Ben de senin şimdi bana söylemiş olduğun gibi söylemiştim.
Resûlullah Aleyhisselam da:
´Müslümanlardan iki kişi karşılaşırda birisi öbür arkadaşına selam verir ve elini tutarak musafaha yaparsa, Yüce Allah onların günahlarını-onlar daha birbirlerinden ayrılmadan önce-bağışlar´ buyurmuştu´ dedi."[158]
Berâ´ b. Âzib´in kendisi de:
"Resûlullah Aleyhisselam:
´Birbirlerine kavuşup da musafaha yapan iki Müslüman yoktur ki, onlar daha birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanmış olmasın!´ buyurdu" demiştir.[159]
14- Küçük çocuklarla musafaha yerine onların üç kere başları sığanır, okşanır, kendileri için "Allah sana bereket versin!" diyerek dua edilir.[160]
15- Erkeklerin kadınlarla musafaha yapmaları, el sıkışmaları caiz değildir.
Esma binti Zeyd Hatun, Peygamberimiz Aleyhisselamın bey´at etmek isteyen Ensar kadınlarına:
"Ben kadınlarla musafaha yapmam!" buyurduğunu;[161]
Hz. Âişe de, Peygamberimiz Aleyhisselamın, kadınlardan bey´at alırken bile elinin onlardan hiçbirinin eline,[162] avucunun onlardan hiçbirinin avucuna[163] değmediğini bildirmiş;[164] "Bey´atını sözle aldığı her kadına[165] ´Git, senin bey´atını aldım´ buyururdu" demiştir.[166]
16- İslâm´da ilk topluca musafaha, Medine´ye geldikleri zaman, Yemenliler tarafından yapılmıştır.[167]
Berâ´ b. Ma´rur´un Vefatı ve Cenaze Namazının Kılınışı
Berâ´ b. Ma´rur; Hazrec kabilesinden ve Ensarın başkanlarından olup,[168] Safer ayında, Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye gelmeden bir ay önce vefat etmişti.
Ölüm döşeğine düştüğü zaman, ailesine:
"Kabrimde, beni Kabe´ye doğru yöneltiniz!" demiş, dediği yapılmıştı.[169] Kendisi hac mevsiminde Mekke´ye geleceğini, Peygamberimiz Aleyhisselama vaad etmiş bulunuyordu.
Hac mevsimine erişemeden ölüm döşeğine düşünce, ailesine:
"Muhammed (Aleyhisselam)a olan va´dim dolayısıyla beni Kabe´ye doğru çeviriniz! Çünkü, ben ona gelmeyi va´d etmiştim!" demiş ve böylece sağ ve ölü olarak Kabe´ye yönelenlerin ilki olmuştu.[170] Allah ondan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´ye gelince, Berâ´ b. Ma´rur´un kabrine ashabı ile birlikte gitti. Kabrinin üzerinde saf bağlayıp cenaze namazını kıldı ve:
"Allah´ım! Onu yarlığa! Ona rahmet et, ondan hoşnut ol!" diyerek dua etti.
Berâ´ b. Ma´rur, Akabe Bey´atnda bulunan Ensar kabileleri temsilcilerinden ilk vefat eden ve kabri üzerinde cenaze namazı kılınan zât idi.[171]
Cenaze Namazı ve Bu Namaza Ait Bazı Bilgiler
Cenaze namazı, farz-ı kifâyedir. Ölen bir Müslümanın cenaze namazını Müslümanlardan bir kısmı kılınca, öteki Müslümanların üzerinden cenaze namazı kılma borcu kalkar.[172]
Cenaze namazı, abdestli olarak ayakta, Kıbleye karşı dönülerek, rükûsuz, secdesiz, dört defa tekbir alınmak suretiyle kılınır.
İmam, cenazeye karşı, cemaat da imamın arkasında saf olurlar.[173]
İmam ve cemaat ellerini kulaklarına kadar kaldırarak tekbir alıp ellerini bağlarlar.
İçlerinden "Sübhâneke allâhümme..." duasını okurlar.
Eller kaldırılmaksızın, imamın açıktan aldığı ikinci tekbire cemaat içinden katılır ve "Allâhümme salli" ve "Allâhümme bârik..." salavatlarını okurlar.
Üçüncü tekbir alınınca:
"Allah´ım! Bizim dirimizi, ölümüzü, küçüğümüzü, büyüğümüzü, erkeğimizi, kadınımızı, burada bulunanımızı, bulunmayanımızı yarlığa!
Sen, bizden kimi yaşatırsan, müslüman olarak yaşat!
Sen, bizden kimi öldürürsen, mü´min olarak öldür!"[174]
Allah´ım! Bizi bu ölünün ecrinden mahrum etme! Onun ardından, bizi azdırma!" mealli dua okunur.
Dördüncü tekbir alınınca, imamla birlikte, önce sağ tarafa, sonra da sol tarafa selam verilir.
Cenaze namazına katılana bir kırat ağırlığında, defin esnasında da bulunana iki kırat ağırlığında ecir ve sevap verilir ki, her kırat Uhud dağı büyüklüğü ve ağırlığındadır.
Cenaze giderken, hürmeten ayağa kalkılır.
Cenaze sesler ve meş´alelerle takip edilmez.[175]
Cenaze duası olarak Fatiha sûresini okumak da, sünnettendir.[176]
Cenaze kabre konulurken:
"Bismillah alâ milleti Rasûlillah= Allah´ın ismi ve Resûlullah´ın dini üzere!" denilir.[177]
Yeryüzünde Kılınan İlk Cenaze Namazı
Yeryüzünde ilk cenaze namazı, Adem Aleyhisselam için kılınmıştır.
Âdem Aleyhisselam, ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğullarına:
"Oğulcuklarım! Ben Cennet meyvelerinden yemeyi özlüyorum!" dedi. Oğulları onu babalan için aramaya, elde etmeye gittiler, meleklerle karşılaştılar.
Meleklerin yanlarında, Âdem Aleyhisselam için kefen, güzel koku ile kazma, kürek ve zenbil vardı.
Melekler
"EyÂdem´in oğulları! Nereye gidiyorsunuz ve ne istiyorsunuz " diye sordular.
Onlar da:
"Babamız hastadır. Cennet meyvelerinden yemeyi arzuluyor. Onu toplamak için bizi gönderdi" dediler.
Melekler onlara:
"Geri dönünüz! Babanızın eceli geldi!" dediler.
Âdem Aleyhisselamın oğulları, meleklerle birlikte geri döndüler.
Melekler Âdem Aleyhisselamın yanına girince, Hz. Havva korktu ve Âdem Aleyhisselama yapıştı.
Âdem Aleyhisselam, ona:
"Yüce Rabbimin melekleriyle benim aramdan çekil!" dedi.
Bunun üzerine meleklerÂdem Aleyhisselamın ruhunu kabzettiler.
Sonra onu yıkadılar, kefenlediler, güzel koku ile kokuladılar.
Kabrini kazdılar.
Meleklerden birisi öne geçti.
Öteki meleklerde onun arkasına durdular.
Âdem Aleyhisselamın oğulları da onların arkasında sıralandılar.
Cenaze namazını kıldılar.
Melekler kabrin içine girip Âdem Aleyhisselamı kabre indirdiler, kabirden çıktılar.
Kabrin üzerini kerpiçle kapattılar.
Kabrin üzerine toprak çektikten sonra:
"Ey Âdem´in oğulları! İşte, ölüleriniz hakkında tutacağınız yol budur!" dediler.[178]
Ensardan Yüz Seksen Kişinin Peygamberimize Bey´at Edişi
Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî der ki:
"Bir gün, Resûlullah Aleyhisselama ve Ebu Bekir´e yetecek kadar yemek yapıp getirince, Resûlullah:
´Git, bana Ensarın eşrafından otuz kişi çağır! buyurdu.
Yanımda hazırladığım yemeğe ekleyecek birşey bulunmadığından, bu bana çok ağır geldi. Biraz ağırdan aldım.
Peygamber Aleyhisselam, tekrar:
´Git, bana Ensarın eşrafından otuz kişi çağır!1 buyurdu.
Bunun üzerine, gidip onları çağırdım, geldiler. Gelince, onlara:
´Yemek yiyiniz!´ buyurdu.
Yediler. Önlerinden, ancak bir kısmını yiyebildiler!
Bu mucize karşısında, Peygamber Aleyhisselamın Resûlullah olduğuna şehadet ve oradan ayrılmadan Peygamber Aleyhisselama bey´at ettiler.
Peygamber Aleyhisselam, bundan sonra:
´Git, bana Ensarın eşrafından altmış kişi çağır!´ buyurdu.
Vallahi, altmış kişi beni otuz kişiden daha çok korkuttu!
Gidip çağırdım.
Onlar da önlerinden ancak bir kısmını yiyebildiler!
Bu mucize karşısında, Peygamber Aleyhisselamın Resûlullah olduğuna şehadet ve daha oradan ayrılmadan Peygamber Aleyhisselama bey´at ettiler.
Bundan sonra, Resûlullah Aleyhisselam:
´Git, bana Ensarın eşrafından doksan kişi çağır!1 buyurdu.
Beni, bu doksan kişi, altmış ve otuz kişiden daha çok korkuttu.
Onları da gidip çağırdım. Yemekten yediler.
Onlar da önlerinden ancak bir kısmını yiyebildiler ve bu mucize karşısında Peygamber Aleyhisselamın Resûlullah olduğuna şehadet ve daha oradan ayrılmadan da Peygamber Aleyhisselama bey´at ettiler. İşte o zaman bu yemekten yüz seksen zât yedi ki, hepsi de Ensardan idiler."[179]
Yüce Allah, onların hepsinden razı olsun![180]
Ensar Kadınlarının Bey´at Edişi
Ensar kadınlarından Ümmü Atiyye´nin bildirdiğine göre:
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´ye gelince, Ensar kadınlarını bir eve topladı.
Onlara Hz. Ömer´i gönderdi.
Hz. Ömer evin kapısına dikildi, selam verdi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın selamını onlara söyledi ve:
"Ben size Resûlullah Aleyhisselamın gönderdiği elçiyim!" dedi.
Onlar da:
"Resûlullah´a ve Resûlullah´ın elçisine merhaba!" dediler.
Hz. Ömer:
"Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayacağınıza,
Zina etmeyeceğinize,
Çocuklarınızı öldürmeyeceğinize,
Ellerinizle ayaklarınız arasından bir iftira düzüp getirmeyeceğinize,
Mârufta (meşru olan hususlarda) Resûlullah´a karşı gelmeyeceğinize dair, bana bey´at ediniz!" dedi.
Kadınlar
"Olur!" dediler ve evin içinden, bey´at için, ellerini dışarıya doğru uzattılar.
Hz. Ömer de evin dışından elini onlara doğru uzattı.
Sonra da:
"Allah´ım! Şahit ol!" dedi.[181]
İbn Sa´d´ın Tabakâtü´l-kübrâ´sında isimleri ile kaydettiğine göre, Peygamberimiz Aleyhisselama bey´at eden Evsve Hazrec kabilesi kadınlarının sayısı 343tü.[182]
Rebiülevvel ayından ikinci yıl Safer ayına kadar, Medine´de, Evs kabilesinden Müslüman olmayan, müşrikliği bırakmayan yalnız Vâkıf, Hatma, Vâil ve Ümeyye oğulları kaldı.[183]
Peygamberimiz Aleyhisselam bey´at eden Ensar kadınlarından Ü mmü Âmir der ki:
Resûlullah Aleyhisselamın mescidimizde akşam namazını kıldığını görünce, hemen evime gelip biraz ekmekle hurma pekmezi (veya kuru üzüm) getirdim ve:
´Babam, anam sana feda olsun! Ye!´ dedim.
Resûlullah, ashabına:
´Yiyiniz! Bismillah!´ buyurdu.
Kendisi ve kendisiyle birlikte gelen ashabı ve evde bulunanlar da, ondan yediler.
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; kırk kişilik erkekler cemaati, ne hurma pekmezinin (veya kuru üzümün) bir kısmını, ne de ekmeğin tamamını yiyebildiler!
Yanımda bulunan kırbadaki sudan da içtikten sonra, ayrıldılar.
Hastalandıkça veya hayır ve bereket umdukça bu kırbadaki sudan içtik durduk!"[184]
Ümmü Süleym Hatunun Oğlunu ve Kendisine Talip Olan Ebu Talha´yı Müslüman Edişi
Neccar oğullarından Milhan b. Malik´in kızı ve Ümmü Haram´ın kızkardeşi olan Ümmü Süleym Hatun, Malik b. N adr ile evli idi.
Ümmü Süleym Hatun Müslüman olup Peygamberimiz Aleyhisselama bey´atettiği sırada, oğlu Enes b. Malik yanında değildi.
Enes b. Malik, annesinin Müslüman olduğunu öğrenince, geldi ve ona:
"Sen dinden çıktın, saptın mı !" dedi.
Ümmü Süleym Hatun:
"Ben dinden çıkmadım ve sapmadım! Fakat, şu (yurdumuza gelen) zâta iman ettim!" dedi ve Enes´e de İslâm dinini telkin etti. Eliyle işaret ederek:
"Haydi, sen de ´Şehadet ederim ki; Muhammed (Aleyhisselam) Allah´ın Resûlüdür de bakayım " dedi.
Enes b. Malik, annesinin istediğini yapınca, babası Malik:
"Oğlumun itikadını bozma!" dedi.
Malik evden çıkıp gidince bir düşmanıyla karşılaştı ve öldürüldü.
Medineli müşriklerden Ebu Talha, Ümmü Süleym´le evlenmek istedi.
Ümmü Süleym Hatun, onunla evlenmeye yanaşmadı:
"Sen, sana ne zararı, ne de yaran olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün !
Bir marangozun getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne zararı, ne yararı dokunur !" dedi.
Ümmü Süleym Hatunun sözü, Ebu Talha´nın kalbine tesir etti.
Ebu Talha, Ümmü Süleym Hatuna, evlenme talebini tekrarladı.
Ümmü Süleym Hatun:
"Ey Ebu Talha! Sen, sizin tapmakta olduğunuz putlarınızı filan ailenin marangoz kölesinin ağaçtan yontup yaptığını; ve ona bir ateş parlatacak olursanız hemen tutuşup yanacağını bilmez misin !" deyince, Ebu Talha onun yanından ayrıldı.
Ebu Talha, başka bir gün gelip, evlenme talebini tekrarladı.
Ümmü Süleym Hatun, yine:
"Ey Ebu Talha! Senin tapmakta olduğun put, yerde biten ve filan oğullarının Habeşî kölesinin yonttuğu değil midir " dedi.
Ebu Talha:
"Evet!" deyince, Ümmü Süleym Hatun:
"Sen, yerde biten ve filan oğullarının Habeşî kölesi tarafından yontulan birşeye tapmaya utanmaz mısın !
Sen, Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed (Aleyhisselam)ın Resûlullah olduğuna şehadet etsen de, senden bundan başka mihr istemeyerek sana varsam olmaz mı " dedi.
Ebu Talha:
"Bırak beni, bir düşüneyim!" dedi, gitti.
Düşünüp taşındıktan sonra, geldi ve:
"Bana yaptığın teklifi kabul ettim: Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed (Aleyhisselam)ın Resûlullah olduğuna şehadet ediyorum!" deyince, Ümmü Süleym Hatun, oğlu Enes b. Malik´e:
"Kalk ey Enes! Ebu Talhayı benimle evlendirmek için, gereğini yap!" dedi.[185]
Enes b. Malik der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, Medine´ye geldiği zaman, ben sekiz-on yaşında idim.[186]
Annem bana başörtüsünün yarısını izar, yarısını da rida yaptı.[187] Beni elimden tutup Resûlullah Aleyhisselama götürdü ve:
´Yâ Rasûlallah! Ensar erkek ve kadınlarından sana hediye vermeyen kimse kalmadı.
Ben, bu oğlumdan başka, sana hediye edecek birşeye malik değilim.[188]
Yâ Rasûlallah! Bu oğlum Enes´ciktir! Sana hizmet eder, senin hizmetçindir!
Onun hakkında Allah´a dua et!´ dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam:
´Allah´ım! Bunun malını ve evladını çoğalt![189]
Verdiğin şeylerde, onun için bereket ihsan et!´ diyerek dua etti.[190]
Resûlullah Aleyhisselam, benim için üç şey hakkında dua etti.
İkisini dünyada gördüm:
Vallahi, malım pek çoktur!
Çocuklarımın ve çocuklanmın çocuklarının sayısı ise, bugün yüz civarındadır!
Üçüncüsünü de, âhirette göreceğimi umuyorum!"[191]
Yüce Allah, onlardan razı olsun![192]
Yahudi Alimlerinden Abdullah b. Selam´ın Müslüman Oluşu
Abdullah b. Selam[193], Yusuf Aleyhisselamın neslindendi.[194] Medine Yahudilerinin ulularından ve alimlerindendi.[195]
Medine´deki İsrail oğullarının alimlerinden başlıcaları[196] beş kişi olup, bunlardan birisi Abdullah b. Selam´dı.[197]
Abdullah b. Selam´ın babası Selam da Yahudi alimlerindendi.
Abdullah b. Selam der ki:
"Ben Tevrat´ı ve tefsirini, babamdan öğrenmiştim.
Babam, bir gün; âhir zamanda gelecek peygamberin sıfatını, alâmetini ve yapacağı işler hakkındaki âyeti bana anlattı ve:
´Eğer o Harun evladından gelecek olursa ona tâbi olurum, yoksa tâbi olmam!´ dedi.
Peygamber Aleyhisselamın Medine´ye gelişinden önce, öldü.[198]
Resûlullah Medine´ye, Küba´ya gelip Amr b. Avf oğullarının evine ininceye kadar, sustum.
Ben kendime ait hurma ağacının üzerinde uğraşır,[199] yaş hurma toplarken,[200] Benî Nadîrlerden birisinin:
´Bugün, Arapların bekledikleri adamları geldi!´ diye bağırdığını işittim ve bir kimse de gelip onun geldiğini bana haber verince,[201] beni bir titreme tuttu, yüksek sesle[202] ´Allahuekber!1 diyerek tekbir getirdim.
O sırada, Halide binti Haris, hurma ağacının altında oturuyordu.[203]
Kendisi çok yaşlı idi.[204]
Tekbirimi işitince:
´Allah seni umduğuna erdirmesin, elini boşa çıkarsın ey habîs!
Vallahi Musa b. İmran´ın gelişini işitmiş olsaydın, bundan daha fazlasını yapmazdın!" diyerek çıkıştı.
Ona:
´Ey hala! Vallahi, o,[205] Musa b. İmran´ın kardeşidir.[206] Onun gibi, peygamberdir.[207] Onun dinindedir. Onun gönderildiği şeyle gönderilmiştir´ dedim.
Bunun üzerine, halam:
´Ey kardeşimin oğlu! Yoksa, o Kıyamete yakın, gönderileceği bize haber verilmiş olan peygamber midir ´ dedi.
´Evet!´ dedim.
Halam:
´Peki öyleyse!´ dedi.[208]
´Resûlullah geldi´ denilince, onu görmek için, halkın arasında ben de gittim.
Resûlullah´ın yüzünü görünce, anladım ki, onun yüzü yalancı yüzü değildir."[209]
Abdullah b. Selam, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına varınca:
"Ben sana üç soru soracağım ki, bunların cevaplarını ancak peygamber olan bilebilir" dedi:
"1. Kıyamet alâmetlerinin evvelkisi nedir
2. Cennetlikler Cennete girince ilk önce hangi yiyeceği yiyeceklerdir
3. Çocuk ne sebeple babasına benzer ve hangi sebeple annesine benzer " diye sordu.
Peygamber Aleyhisselam:
"Bu soruları, senin önün sıra, Cebrail (Aleyhisselam) bana gelip haber vermişti:
1. Kıyamet alâmetlerinin en öncesi bir ateştir ki, o insanları doğudan batıya sürecektir!
2. Cennetliklerin yiyeceği ilk yiyecek de, balık ciğerinin sarkmış olan fazlasıdır!
3. Çocuğun babaya veya anaya çekmesine gelince:
Cinsî münasebette erkeğin suyu kadınınkinin önüne geçerse, çocuk babaya benzer. Kadının suyu erkeğin suyunun önüne geçerse, çocuk anaya benzer!" buyurdu.
Bunun üzerine, Abdullah b. Selam:[210]
"Ben şehadet ederim ki; Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur![211]
Ben şehadet ederim ki; Sen, hiç şüphesiz, Allah´ın Resûlüsün![212]
Yâ Rasûlallah! Yahudiler, insanı hayrette bırakacak derecede yalan söyleyen, asılsız isnadve iftiralarda bulunan haksız bir kavimdir. Eğer, sen beni onlardan sormadan önce onlar benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse, senin yanında bana akla gelmedik isnad ve iftiralarda bulunurlar.[213]
Sen beni odalarından birine koyarak gizledikten sonra, onlar arasındaki durumumu, nasıl olduğumu onlara sormanı; bunu Müslüman olduğumu öğrenmelerinden önce sana haber vermelerini istiyorum" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onu odalarından birisine koydu.[214]
Yahudilere haber saldı, geldiler.[215]
Onlara:
"Ey Yahudi cemaatı! Yazıklar olsun size!
Allah´tan korkunuz!
Kendisinden başka ilah olmayan Allah´a yemin ederim ki: Siz benim Resûlullah olduğumu ve benim size hak ve gerçeği getirdiğimi muhakkak biliyorsunuzdur! Müslüman olunuz!" buyurdu.
Yahudiler, üç kere:
"Biz bunu bilmiyoruz!
Biz bunu bilmiyoruz!
Biz bunu bilmiyoruz!" dediler.[216]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"İçinizde[217] Husayn,[218] Abdullah b. Selam, nasıl adamdır " diye sordu.[219]
Yahudiler
"Bizim seyyidimizdirve seyyidimizin de oğludur![220]
Bizim en alimimizdirve en alimimizin de oğludur.[221]
Bizim hayırlı m izdir ve hayırlımızın da oğludur!" dediler.[222]
Resûlullah Aleyhisselam, onlara:
"İbn Selam Müslüman olduysa ne dersiniz [223] Siz de Müslüman olur musunuz " diye sordu.[224]
Yahudiler
"Hâşâ! O, Müslüman olmaz![225] Allah onu böyle şeyden korusun!" dediler.[226]
Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam:
"Ey İbn Selam! Çık bunların yanına!" buyurdu.[227]
Abdullah b. Selam, hemen yanına çıkıp onlara:
"Ey Yahudi cemaatı! Allah´tan korkunuz!
Onun size getirdiği şeye yöneliniz!
Vallahi, siz de muhakkak biliyorsunuz ki, o Allah´ın Resûlüdür!
Onun ismini ve sıfatını yanınızdaki Tevratta da yazılı bulmuş bulunuyorsunuz.
Ben şehadet ederim ki, o Resûlullah´tır!
Ben ona iman etmiş, onu doğrulamış ve onun Resûlullah olduğunu bilmiş bulunuyorum!" dedi.[228]
Abdullah b. Selam;
"Ben şehadet ederim ki; Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!
Ve yine şehadet ederim ki; Muhammed (Aleyhisselam) Allah´ın Resûlüdür!" diyerek iman ve ikrarda bulunduğu zaman,[229] Yahudiler ona türiü hakaret ve iftiralarda bulundular:[230]
"Bu, bizim en şerlimizdir ve en şerlimizin de oğludur![231]
Bu, bizim en cahilimizdir ve en cahilimizin de oğludur!" dediler.[232]
Abdullah b. Selam:
"Yâ Rasûlallah! Onların çok iftiracı, gaddar, yalancı ve fâcir bir kavim olduklarını sana haber vermemiş mi idim (İşte böyle olduklarını gösterdiler)" dedi.
Bundan sonra, Abdullah b. Selam da, ev halkı da Müslümanlıklarını açıkladılar.[233]
Halaları Halide binti Haris Hatun da Müslüman oldu ve İslâm amelleri ile Müslümanlığını güzelleştir-di.[234]
Abdullah b. Selam Müslüman olduğu zaman, Yahudi alimlerinden:
1. Huyey b. Ahtab,
2. Ka´b b. Esed,
3. Ebu Râfi´,
4. Eşya´,
5. Şemvil b. Zeyd:
"Arapta peygamberlik olmaz! Senin adamın bir hükümdardır!" diyerek Müslümanlıktan vazgeçirmek istedilerse de. muvaffak olamadılar.[235]
Müslüman Olan Yahudi Alimlerinden Bazıları
1. Salebe b. Sa´ye,
2. Useyd b. Sa´ye,
3. Esed b. Ubeyd
ve daha başkaları, samimî olarak Müslüman oldular ve Müslümanlıkta sebat ettiler. Yüce Allah, onların hepsinden razı olsun! Yahudi alimlerinin ve kâfirlerinin bazıları ise:
"Muhammed´e ancak bizim kötülerimiz tâbi oldu. Eğer onlar bizim hayırlılarımızdan olsalardı, atalarının dinini bırakmazlar, başka yola gitmezlerdi!" dediler.[236]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Yahudilerle Konuşmaya Gidişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Yahudilerin bayram gününde, Avf b. Malik´i yanına alarak, Medine´deki Yahudi havrasına (sinagoguna) gitti.
Yahudiler Peygamberimiz Aleyhisselamın gelmesinden hoşlanmadılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Yahudi cemaatı! Siz bize oniki kişi bildiriniz ki, onlar Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet etsinler de, gök altındaki yeryüzünde bulunan bütün Yahudileri uğrayacakları ilahî gazab ve azabdan beri çeksinler!" buyurdu.
Yahudiler sustular.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına, onlardan hiçbirisi gelmedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sözlerini tekrarladı.
Yahudiler, yine cevap vermediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sözlerini üçüncü kez tekrarlayıp onlardan hiçbir cevap alamayınca:
"Siz yüz çeviriyor, kaçıyorsunuz, amma vallahi H âşir benim!
Âkıb benim!
Mustafa Peygamber benim!
Siz, ister inanınız, ister inanmayıp yalanlayınız!" diyerek, Avf b. Malikle geri döndüğü sırada, arkalarından bir adam Peygamberimiz Aleyhisselamın ismini anarak arkasından seslendi.
Seslenen zât, Yahudilere, kendisini nasıl tanıdıklarını sordu.
Yahudiler, ona:
"Vallahi, içimizde Allah´ın Kitabını ne senden, ne senden önceki babandan, ne de babandan önceki dedenden daha çok bilen, daha çok anlayan bir kimse tanımıyoruz!" dediler. O da:
"Öyle ise, ben Allah için şehadet ederim ki; bu zât, Allah´ın Kitabı Tevrat´ta ismini ve sıfatını yazılı bulduğumuz peygamberidir!" deyince, Yahudiler:
"Sen yalan söylüyorsun!" diyerek onun sözünü red ve kendisine kötülükler isnad ettiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Siz yalan söylüyorsunuz! Sizin sözünüze hiç güvenilmez. Biraz önce onun hakkında senalarda bulunanlar, onu övenler de siz idiniz!
İman ettiği zaman ise kendisini yalanladınız ve aleyhinde söyleyeceğinizi söylediniz. Sizin sözünüz kabul edilmez!" buyurdu; Avf b. Malik ve Abdullah b. Selamla beraber dışarı çıktı .[237]
Hazerde ve Seferde Namazın Nasıl Kılınacağı
Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; "Yüce Allah namazı farz kıldığı zaman seferde de, hazende de (gündüzün vitri olan) akşam namazından başkasını-ki o üç rekat olarak farz kilınmıştı-ikişer rekat, ikişer rekat olarak farz ki İmi ştı.
(Hicretten) sonra, sefer namazları oldukları gibi bırakıldı da, hazer namazları ikişer rekat arttırıldı."[238]
Bu da; Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´ye hicretinden bir ay sonra yapıldı .[239]
Abdullah b. Abbas da şöyle demiştir:
"Muhakkak ki, Yüce Allah; Peygamberimiz Aleyhisselamın dili ile, namazı hazerde dört, seferde iki, düşman korkusu halinde bir rekat olarak farz kıldı.[240]
Peygamber Aleyhisselam Medine´den Mekke´ye doğru yola çıkbğı ve yalnız Rabbü´l-âlemîn´den başkasından korkmadığı halde, dört rekat farzı iki kıldı.[241]
Biz Resûlullah Aleyhisselamla birlikte Mekke-Medine arasında yaptığımız seferde, Yüce Allah´tan başkasından korkumuz olmadığı halde, namazı iki rekat kılmışızdır.[242]
Peygamber Aleyhisselam, Fetih yılında, Mekke´de onyedi gün kaldı, dört rekat farzları ikişer kıldı" demiştir.237
Abdullah b. Ömer´e, bir gün, Ümeyye b. Abdullah:
"Ey Abdurrahman´ın babası! Biz Kur´ân´da korku halinde kılınacak namazı da, hazende kılınacak namazı da bulduk. Fakat seferde kılınacak namazı bulamadık " demişti.
Abdullah b. Ömer, ona:
"Ey kardeşimin oğlu! Şüphe yok ki, Yüce Allah Muhammed Aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. Biz, ancak onun işlediğini gördüğümüz şeyi işlemekten başka birşey bilmeyiz.[243] Ben; Resûlullah ile, Ebu Bekir´le ve Ömer´le, sefer namazını hep iki rekat olarak kıldım" demiş;[244]
Resûlullah Aleyhisselamın, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman´ın yolculuk esnasında öğle ve ikindi namazlarının farzlarını hep ikişer rekat kıldıklarını bildirmiştir.[245]
Abdullah b. Mes´ud da; Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer´in dört rekat farzları seferde ikişer rekat olarak kıldıklarını ve bunu arttırmadıklarını söylemiştir.[246]
Peygamberimiz Aleyhisselam da, bir hadis-i şeriflerinde:
"Benim namazı nasıl kıldığımı gördünüzse, siz de namazı öyle kılınız!" buyurmuşlardır.[247]
Medine´de Endişeli ve Korkulu Geceler Geçirilişi
Ashab-ı Kiram´dan Übeyy b. Ka´b derki:
"Resûlullah Aleyhisselam ile ashabı Medine´ye geldikleri ve Ensar tarafından ban ndı rıl di klan zaman, bütün Araplar onları tek yaydan oka tuttular (bütün Arapların düşmanlıklarına hedef oldular).
Silahsız, ne geceleyebilirler, ne de sabahlayabilirlerdi.
Hatta ´Acaba, üzerimize emniyet gelip de silahsız yatıp kalktığımız, Allah korkusundan başka bir korku duymayacağımız günleri görecek miyiz 1 dedikleri olurdu.
İşte bunun üzerine, Yüce Allah Nur sûresinin, indirdiği 55. âyetinde şöyle buyurdu:
"Allah, içinizden iman edip de güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanlara yeminle vaad etti ki: Kendilerinden önce gelenleri nasıl kâfirlerin yerine getirdi, hakim kıldı ise, onlan da yeryüzünde muhakkak müşriklerin yerine geçirip hükümran edecek, onlara kendileri için beğendiği dini (İslâmiyeti) payidar kılacak, onların korkularını üzerlerinden kaldırdıktan sonra, hallerini kesin bir emniyete çevirecektir tâ ki onlar bu güvenlik içinde bana ibadet edeler, bana hiçbir şeyi eş, ortak tutmayalar. Kim bundan sonra nankörlük ederse, artık onlar fâsıkların ta kendisidirler."[248]
Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam[249] Medine´ye geldiği sıralarda,[250] bir gece uyuyamadı da:
´Keşke ashabımdan yararlı bir zât olsa da, geceleyin (nöbet tutup beni) korusa (beklese)´ buyur-m ustu.
Bu halde iken bir silah hışırtısı işitince, Resûlullah Aleyhisselam:
´Kim o ´ diye sordu.[251]
Gelen zât:
´Ben Sa´d b. Malik![252] Sa´d b. Ebi Vakkas!´[253] dedi.
Resûlullah Aleyhisselam, ona:
´Seni getiren nedir ´ diye sordu.[254]
Sa´d b. Ebi Vakkas:
´İçime Resûlullah Aleyhisselam hakkında bir korku düştü de, onu[255] seni korumaya geldim!´ dedi.[256]
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam ona dua etti, sonra uyudu;[257] uykuya daldı."[258]
Enes b. Malik der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, halkın en cesaretlisi idi.
Medine´de bir feryad, korkulu bir hal oldu mu, Peygamber Aleyhisselam hemen Ebu Talha´nın Mendub diye anılan atını emaneten alıp üzerine atlar, feryadın geldiği yere yetişirdi.
Hiçbir feryad ve imdad sesi duyulmazdı ki, Mendub´un oraya bir deniz gibi, su gibi akıp revan olduğunu görmeyelim!
Halbuki o çok yavaş ve ağır yürüyen bir attı. Hiç de yürügen değildi.
Bir gece, Medineliler bir feryad işitip çok korkmuşlar ve hemen sesin geldiği tarafa doğru gitmişlerdi.
Resûlullah Aleyhisselam ise, onları geride bırakarak ilerlemiş, sesin geldiği yere yetişmiş, durumu inceleyip dönerken halkla karşılaşmıştı.
Kendisi Ebu Talha´nın atının üzerinde, kılıcı da boynunda asılı bulunuyor ve:
´Korkmayınız! Korkmayınız!´ buyuruyor ve Mendub için de:
´Onu deniz gibi, su gibi akıcı bulduk´ diyordu."[259]
Mekkeli Müşriklerin Abdullah b. Übeyy b. Selûl´e Ültimatomları
Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke´de iken, Kureyş müşrikleri Mekke´ye gelen yabancıları Peygamberimiz Aleyhisselamla görüştürmemek, İslâmiyetin yayılmasını önlemek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmamışlardı.
Nitekim, Tufeyl b. Amr ile[260] Müslüman olmak için Mekke´ye gelen şairÂşâ´nın ve daha birçoklarının Müslüman olmasını engellemeye çalışmışlardı.[261]
Müşrikler Mekke´de yaptıkları ile de kalmadılar. Medine´de de, Peygamberimiz Aleyhisselam a karşı, daha o Medine´ye gelmeden Medineli münafıklarla işbirliği yaparak bir zümre oluşturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´nin Küba köyüne gelip Külsûm b. Hidm´le Sa´d b. Hayseme´ye konuk olduğu zaman, Amr b. Avf oğullarından bazı münafıklar geceleyin Peygamberimiz Aleyhisselamın kaldığı evi taşladılar ve Peygamberimiz Aleyhisselamı:
"Bu nasıl komşuluk ve koruyuculuk !" diyerek sitemlendirdiler.[262] Peygamberimiz Aleyhisselamın yerleşmeye ve tutunmaya başladığını gören Kureyş müşrikleri, Bedir savaşından önce Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile Evs ve Hazrec´den onunla birlikte olan putperest Medinelilere gönderdikleri mektupta:
"Muhakkak ki, siz bizim adamımızı yanınızda barındırmakta bulunuyorsunuz.
Andolsun ki, siz ya onu öldürürsünüz, ya da yurdunuzdan çıkarırsınız!
Aksi takdirde bütün Arap toplulukları ile birlikte üzerinize yürür, sizin savanlarınızı öldürür, kadınlarınızı kendimize helal kılarız!" dediler.
Bunun üzerine, Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve onunla birlikte hareket eden Medineli müşrikler, Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmak üzere biraraya geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bunu haber alınca, onların yanına vardı, ve:
"Herhalde, Kureyşîlerin tehdidi sizi son derece etkilemiş olmalıdır. Onların tehdidi ile size vereceği zarar, sizin bizimle çarpışarak kendinize vermek istediğiniz zarardan daha fazla değildir!
Demek siz kendi öz oğullarınız ve kardeşlerinizle çarpışmak, onları öldürmek istiyorsunuz! " buyu-runca, münafıklar dağıldılar.[263]
Müslümanlar Arasında Kardeşlik Kurulması
Peygamberimiz Aleyh iss elam; Medine´ye geldikten sonra, Mekkeli Müslümanlardan (Muhacirlerden) bazılarını, hem kendi aralarında birbirleriyle, hem deMedineli Müslümanlarla (Ensarla) ikişer ikişer kardeş yaptı.[264]
Bu kardeşlik, maddî ve manevî yardımlaşma ve birbirlerine çoluk ve çocuklarından önce varis olma esasına dayanıyor;[265] bilhassa yurttan yuvadan, kavim ve kabileden ayrı düşmenin verdiği garipliği, mahzunluğu gidermeyi, Mekkelileri Medine´ye ve Medinelilere ısındırmayı ve kendilerine destek ve güç kazandırmayı amaçlıyordu.[266]
Bu hadise Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´ye gelişinden beş ay sonra vuku bulmuş[267] ve Enes b. Malik´in evinde olmuştur.[268]
Rivayete göre; Peygamberimiz Aleyhisselama içinde kâfur kokusu bulunan yeşil toprak bir çanak getirilip verilmiş, Muhacirlerle Ensar onun içine ellerini batırarak antlaşmışiardır.[269]
İbn Sa´d´a göre; Enes b. Malik´in evinde ikişer ikişer kardeş yapılan Müslümanların sayısı 45´i Mekkeli Muhacirlerden, 45´i Medineli Ensardan olmak üzere 90 kişi idi.
Onların 50´si Muhacirlerden, 50´si de Ensardan olmak üzere, 100 kişi olduklarını söyleyenler de vardır.[270]
Belâzurî; 22´şerden 44 kişinin,[271]
İbn. Seyyid; 41´erden 82 kişinin,[272]
İbn Habîb; 56´şardan 112 kişinin ismini tesbit ve kaydetmiştir.[273]
Kaynaklarda isimleri açıklananların sayısının 124´ü bulduğu görülür.[274]
Kurulun kardeşlikten doğan varis olma hükmü Enfâl sûresinin Bedir savaşından sonra inen 75. âyeti ile kaldırılmış;[275] bu kardeşlik yardıma, yedirip içirmeye, bir de öğüde münhasır kalmıştır.[276]
Medineli Müslümanlar (Ensar), Muhacirleri, Medine´ye daha ilk geldikleri gün evlerine indirmek, ağırlamak için, birbirleri ile yarışa girmişler; anlaşamadıkları, onları paylaşamadıkları için, iki okla çekilmedikçe, Muhacirlerden hiçbiri onlardan hiçbirinin evine inememişti.[277]
Ensar, bu kadarla da kalmadılar:
"Yâ Rasûlallah! Hurmalıklarımızı da, Muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Hayır! Öyle olmaz!" buyurdu.
Bunun üzerine, Ensar Muhacirlere:
"Öyle ise, timarve sulama zahmetini siz üzerinize alınız da, sizi hurma mahsulüne ortak yapalım!" dediler.
Bunu Peygamberimiz Aleyhisselam da uygun gördü.
İki taraf da:
"İşittik ve itaat ettik!" diyerek bu yoldaki tensibi kabullendiler.[278]
Ensar, arazilerinin fazlalarını da, Peygamberimiz Aleyhisselama bağışladılar ve hatta:
"Yâ Rasûlallah! İstersen, evlerimizi de al!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara hayır dua etti. Bağışlanan arazileri, Muhacir sahabilerine bölüştürdü.[279]
Yüce Allah onların hepsinden razı olsun![280]
Aşura Günü ve Orucu
Aşura; İslâm´da, Muharremin onuncu gününe verilen isimdir.[281]
Muharrem orucunun Muharrem´in dokuzuncu gününden itibaren tutulmasının yerinde olacağı bildirilmiştir.[282]
Aşura günü, öteden beri, Kureyş müşriklerinin de oruç tuttukları, saygı gösterdikleri bir gündü.[283]
Kureyş müşriki erince, Aşura gününde Kabe´ye örtü örtülmesi de âdet edinilmişti.[284]
Aşura günü orucunu, Cahiliye devrinde Kureyş müşrikleri tuttukları gibi, kendisine peygamberlik gelmeden önce Peygamberimiz Aleyhisselam da tutardı.[285]
Rivayete göre; Aşura günü, Yüce Allah tarafından, Âdem Aleyhisselama tevbe hususunda vahyol-unduğu gündü.[286]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Aşura günü, Peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür.
Siz de o gün oruç tutunuz!" buyurmuştur.[287]
Aşura günü, Yahudilerin de tazim ettikleri ve bayram edindikleri bir gündür.[288]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´ye hicret edip gelince, Yahudilerin Aşura günü oruç tuttuklarını gördü:
"Nedir bu " diye sordu.[289]
"Bu büyük,[290] hayırlı bir gündür.[291] Bugün, Allah´ın Musa´yı[292] ve İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı,[293] Firavun´u ve adamlarını suda boğduğu,[294] Musa´nın da buna şükrâne olarak[295] oruç tutmuş olduğu bir gündür.[296] İşte biz bunun için bugün oruç tutuyoruz!" dediler.[297] Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben Musa´ya ve onun orucunu tutmaya, sizden daha yakın, daha lâyıkım!" buyurdu.
Aşura günü oruç tutmaya hem kendisi devam etti, hem de bunu Müslümanlara emretti[298] ve:
"Aşura günü orucu bir yılın keffaretidir![299] Sağ olursam, gelecek yıl dokuzuncu gününü de, inşaal-lah oruçlu geçireceğim ![300]
Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahudilere muhalefet ediniz!" buyurdu.[301]
Ramazan orucu farz kılınınca, Aşura günü oruç tutup tutmamakta Müslümanlar serbest bırakıldılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O (Aşura günü) Allah´ın günlerinden bir gündür.[302]
Aşura günü orucunu tutmak isteyen tutsun, bırakmak isteyen de bıraksın" buyurdu.[303]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 139.
[2] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 236, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 87.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/31.
[3] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 46-1 47, Beyhakî, c. 2, s. 524-525, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, t 3, s. 214.
[4] Taberî, Târih, c. 2, s. 255-256, Kurtubî, Tefsir, c. 18, s. 98-99, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 213, Diyarbekrı,Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 339-340.
[5] Taberî, Târih, c. 2, s. 256, Mes´udî, Murûcu´z-Zeheb, c. 2, s. 285.
[6] Taberî, Târih, c. 2, s. 256.
[7] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/31-35.
[8] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 88, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 244.
[9] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 39, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 194.
[10] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 340, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 244.
[11] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 236, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266, Halebî, c. 2, s. 244.
[12] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/35-36.
[13] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 340,
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/36.
[14] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 140, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 194.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/36.
[15] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 257, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 340.
[16] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/36-37.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 140, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 194, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 257.
[18] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 257.
[19] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 140, İbn Seyyid, c. 1, s. 194, Semhûdî, c. 1, s. 257.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/37.
[20] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 257.
[21] Veya Es´ad b. Zürâre´nin (Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 258).
[22] İbn İshak, İbn Hişam, Sire, c. 2, s. 140-141, Taberî, Târih, c. 2, s. 256, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 194-195, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 261-262.
[23] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 25 8, Zehebî, Târîhu ´l-İslâm, s. 3 34, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 88.
[24] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 260.
[25] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/38-39.
[26] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 3, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2311, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266, İbn Hazm, Cevâmiu´s-sTre, s. 95, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 341.
[27] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 3, Müslim, c. 4, s. 2311, Zehebî, s. 332.
[28] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 236, Buhârî, c. 4, s. 260, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 331, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 527, Zehebî, s. 338.
[29] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 414, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 291, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 246.
[30] Semhûdi Vefau´l-Vefâ. c. 1. s. 261.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/39.
[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 237, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266-267, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 61.
[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 236, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 260, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 2, s. 331, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve. c. 2. s. 527. Zehebî. TârÎhu´l-İslâm. s. 338.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/40.
[33] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 612, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 89-90, Semhüdı, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 262-263, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 341.
[34] Semhûdı, c. 1, s. 262-263, Kastalânî, c. 1, s. 89-90, Diyarbekrî, c. 1, s. 341.
[35] Semhûdî, c. 1, s. 262-263, Diyarbekrî, c. 1, s. 341.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/40.
[36] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 234, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 3, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 260.
[37] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 3, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 13.
[38] Müslim, Sahih, c. 4, s. 2311.
[39] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 3.
[40] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2311, Hâkim, c. 3, s. 13.
[41] Buhârî, c. 4, s. 260.
[42] Müslim, c. 4, s. 2311.
[43] Ahmed b. Hanbel, c.1 ,s.3.
[44] Hâkim, c. 3, s. 13.
[45] İbn Sa´d, c. 1, s. 234.
[46] İbn Sa´d, c. 1, s. 234, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 122.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/41.
[47] Ahmed b. Hanbel. c. 3. s. 301. EbuDâvud. Sünen. c. 3. s. 342.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/41.
[48] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 144, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 264.
[49] Ahmed b. Hanbel.Müsned. c. 5. s. 415. Müslim . Sahih. c. 3. s. 1623. Semhûdî. Vefâ.c.1. s. 264.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/42.
[50] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 525.
[51] İbn İshak, İbnHişam, Sîre.c.4, s. 314, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 288, 291, İbnMâce, Sünen, c. 1, s. 531.
[52] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 525.
[53] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 525, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 3, s. 383.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/42-43.
[54] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1, s. 237, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 265-266.
[55] Semhûdî, Vefau´l-Vefâ, c. 1, s. 266.
[56] Semhûdî, Vefâu´l-Vefâ, c. 1, s. 266.
[57] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 144.
[58] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 279.
[59] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 462, Semhûdî, Vefau´l-vefa, c. 1,s.266.
[60] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1623.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 144.
[62] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 267, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/43-45.
[63] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 334-335, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 188-189.
[64] Mes´üdf, Murücu´z-zeheb, c. 1, s. 68-69, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 1, s. 163.
[65] Vâkıdî, Fütûhu´ş-Şâm, c. 1, s. 33.
[66] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335.
[67] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 1 76.
[68] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335.
[69] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 1 76.
[70] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 176.
[71] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 1 76.
[72] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335.
[73] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335, Bedrüddin Aynî, c. 4, s. 176.
[74] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335.
[75] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335, Bedrüddin Aynî, c. 4, s. 176
[76] İbn Asâkir, Târih, c. 3, s. 335.
[77] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 340.
[78] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 279-280, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 177, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 265.
[79] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 265.
[80] Eyyub Sabri Paşa, Mir´at-ı Medîne, s. 366-368.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/45-48.
[81] M. Feri d Vecdi, Dairetu´l-maârif, c. 8, s. 52 9.
[82] Eyyub Sabri Paşa, Mir´at-ı Medîne, s. 7.
[83] M. Ferid Vecdi, Dairetu´l-maârif, c. 8, s. 52 9.
[84] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 82.
[85] Eyyub Sabri Paşa, Mir´at-ı Medine, s. 36.
[86] M. Ferid Vecdi, Dairetu´l-maârif, c. 8, s. 52 9.
[87] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 291, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 1, s. 21, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 156.
[88] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 83.
[89] Semhûdi, Vefâu´l-Vefâ, c. 1, s, 8, 27.
[90] Ahmed b. Hanbel, Müsned, t 5, s. 89, 94,96, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1007.
[91] Nesâî, Sünen, c. 1, s. 221, 222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 242, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 5-6.
[92] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 425.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 8, Taberî, Târih, c. 1, s. 103.
[94] Taberî, Târîh, c. 1, s. 1 03.
[95] Taberî, c. 1, s. 103, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 84, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 157.
[96] Taberî, Târîh.c.1, s. 1 06.
[97] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 16, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 84, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 157.
[98] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 84, Semhûdî, Vefa, c. 1, s. 157.
[99] Belâzurî, Fütûhu´lbuldan, c. 1, s. 15-16.
[100] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 16.
[101] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 17.
[102] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 178.
[103] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 85, Semhûdî, Vefa, s. 1 , s. 178.
[104] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 197.
[105] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 85.
[106] Yâkût, c. 5, s. 85, Semhûdî, c. 1, s. 179.
[107] Semhûdi, c. 1 , s. 179.
[108] Yâkût, Mu´cem, c. 5, s. 85, Semhûdî, c. 1, s. 180-181.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/48-53.
[109] Ibn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 604, c. 4, s. 384.
[110] Buhârî.Sahîh.c. 4 . s. 221.
[111] Tevbe: 100.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/53-54.
[112] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 451 , Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 652, Dârimî,Sünen, c. 2, s. 188, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 423, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 922, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 265.
[113] İbn Sa´d, c. 1, s. 235, Tirmizî, c. 4, s. 652, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce, c. 1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esîr,c.3, s. 265.
[114] İbn Sa´d, c. 1 , s. 235, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 451, Tirmizî, c. 4, s. 652, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce, c. 1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esîr, c. 3, s. 265.
[115] İbn Sa´d, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 451, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce.c.1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esir, c. 3, s. 265.
[116] İbn Sa´d, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 451, Tirmizî, c. 4, s. 652, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce, c. 1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esîr, c. 3, s. 265.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/54.
[117] İbn Esîr, Nihâye.c. 2, s. 392, 393, Asım Efendi, Kamus Tercemesi, c. 3, s. 481.
[118] Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 257.
[119] Haşr: 23.
[120] Nahl: 59.En´am: 54. 127. Vakıa: 90-91. Ahzab: 44. Yunus: 10. 25. Araf: 46. Yâsîn: 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/54-55.
[121] Buhârî, Sahih, c. 7, s. 1 25, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2183.
[122] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 31, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 315, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 102, Müslim, c. 4, s. 2183-2184, Taberî, Târih, c. 1, s. 48, İbn Asâkir, Târih, c. 2, s. 344, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 30, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 1,s.87.
[123] İbn Sa´d, c. 1, s. 31, Taberi, c. 1, s. 48, İbn Esîr, c. 1, s. 30, Ebu´l-Fidâ, c. 1 , s. 87.
[124] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 315, Taberî, c. 1, s. 48, İbn Esîr, c.1, s. 30, Ebu´l-Fidâ, c. 1,s.87.
[125] İbn Sa´d, c. 1, s. 31, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 31 5, Buhâri, c. 4, s. 102, Müslim, c. 4, s. 2184, İbn Asâkir, c. 2, s. 345.
[126] İbn Sa´d, c. 1, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 1 , s. 87.
[127] Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 315, Buhârî, c. 4, s. 1 02, Müslim, c. 4, s. 2184, İbn Asâkir, c. 2, s. 345.
[128] İbn Sa´d, c. 1, s. 31, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 315, Buhârî, c. 4, s. 102, Müslim, c. 4, s. 2184, Taberi, Târih, 11, s. 49, İbn Asâkir, c. 2, s. 345, İbn Esîr, c. 1,s.3O.
[129] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 315, Buhârî, c. 4, s. 1 02, Müslim, t 4, s. 2184, İbn Asâkir, c. 2, s. 344.
[130] İbn Sa´d, c. 1, s. 31, Taberi, c. 1, s. 48, 49, İbn Esîr, c. 1 , s. 30.
[131] Ahmed b. Hanbel. c. 2. s. 315. Buhârî. c. 4. s. 1 02. Müslim. c.4.s. 2184. İbn Asâkir. c. 2. s. 344.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/55-56.
[132] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 350, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.53, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 190.
[133] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439, E bu Dâvud, c. 4, s. 350.
[134] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, c. 4, s. 350, Tirmizî, c. 5, s. 53, Dârimî, c. 2, s. 190.
[135] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439-440, E bu Dâvud, c. 4, s. 350.
[136] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 440, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 350, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 53, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 1 90.
[137] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 440, E bu Dâvud, c. 4, s. 350.
[138] Ahm ed b. Hanbel, c. 4, s. 440, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, c. 4, s. 350, Tirmizî, c. 5, s. 5, Dârimî, c. 2, s.190.
[139] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 438, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256.
[140] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 287, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, c. 4,353, Tirmizî, c. 5, s. 62, 63.
[141] Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 256.
[142] Buhârî, Sahîh.c. 2, s. 70, Edebü´l-müfred, s. 257, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1075.
[143] Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 268.
[144] Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 281, Ebu Dâvud, c. 3, s. 7.
[145] Tirmizî. c. 5. s. 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/56-57.
[146] Buhâri, Edebü´l-müfred, s. 268.
[147] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 444, Buhârî, Sahih, c. 127, Edebü´l-müfred, s. 258, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1703, EbuDâvud, Sünen, c. 4, s. 351, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 61-62, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 188.
[148] Buhârî, Sahîh, c. 7, s. 1 28, Edebü´l-müfred, s. 259, Ebu Dâvud, c. 4, s. 351, Tirmizî, c. 5, s. 61 .
[149] Ahmed b. Hantael, c. 1, s. 407, 408, Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 270, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 445-446, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 7, s. 329.
[150] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 9, Edebü´l-müfred, s. 270, Müslim, c. 1,s.65, Ebu Dâvud, c. 4, s. 350.
[151] Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 425, Buharı, c. 7, s. 110, Tirmizî, c. 5, s. 78.
[152] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 247, Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 282, Buhârî, c. 5, s. 141 , Müslim, c. 4, s. 1904.
[153] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 398, Buhârî, c. 7, s. 133, 134, Edebü´l-müfred, s. 283, 284, Müslim, c. 4, s. 1705, 1706, Ebu Dâvud, c. 4, s. 353, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1219.
[154] Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 251.
[155] İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 34, Mütercim Âsim Efendi, Kâmusu´l-Muhît Tercemesi, c. 1, s. 490.
[156] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1220.
[157] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 75.
[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 289.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 289, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 354, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 74, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1220.
[160] Buhârî, Edebü´l-müfred, s. 251.
[161] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 6, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 454.
[162] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 114, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 960.
[163] Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2,5.960.
[164] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 114, Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2, s. 960.
[165] Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2, s. 960.
[166] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 114, Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2, s. 960.
[167] Ahmed b. Hanbel. c. 3. s. 212. Buhârî. Edebü´l-müfred. s. 251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/57-60.
[168] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 86.
[169] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 619, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf.c. 1,s. 246.
[170] İbn .Abdilber, İstiâb, c. 1, s. 152-153, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 171.
[171] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 620.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/60-61.
[172] Kâsâni, Bedâyiu´s-sanâyi, c. 1, s. 311.
[173] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 88, 89, 91, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 342-347, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 478479, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 70-72.
[174] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 368, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 211, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 344, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 480, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 4, s. 41.
[175] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 203.
[176] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 91, Tirmizî, c. 5, s. 345.
[177] Ahmed b. Hanbel. c. 2. s. 27. Tirmizî. c. 3. s. 364.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/61-62.
[178] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 33, 34, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 243, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 136, Hâkim,
Müstedrek, c. 1, s. 344, 345, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 199.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/62-63.
[179] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 428, Kadı İyaz, eş-Şifa, c. 1 , s. 243-244, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 280, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 303.
[180] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/63-64.
[181] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 7, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 85, c. 6, s. 409.
[182] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 315, 410.
[183] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 80, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 440, İbn Hazm,Cevâmiu´s-are, s. 73, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s, 98 İbn Seyvid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 161, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 297, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 153, İbn Haldun, Târih, c. 2 ks. 2, s. 12.
[184] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 319, 320, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 471.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/64-66.
[185] İbn Sa´d, Tabakatü´l-kübrâ, c. 8, s. 424, 427.
[186] Zehebî, Si yem a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 266.
[187] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1929, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 267.
[188] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 266.
[189] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 1 94, Buhârî, Sahîh, c. 7, s. 154, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1929, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 267.
[190] Aynı kaynaklar.
[191] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1929.
[192] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/66-68.
[193] Abdullah b. Selam´ın adı Husayn iken, Müslüman olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam Husayn´ı Abdullah´a çevirmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 451.
[194] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 921, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 414, İbn Esîr.Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 264.
[195] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 163-164.
[196] Şuara: 197.
[197] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 353.
[198] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[199] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 163, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 530.
[200] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[201] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 163.
[202] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[203] İbn İshak.İbnHişam, Sîre, c. 2, s. 163, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1,5.266.
[204] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[205] İbn İshak.İbnHişam, Sîre, c. 2, s. 163, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 530.
[206] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 163, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 530.
[207] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[208] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 163, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 530, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 211, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 280.
[209] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 163, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.5, s. 451, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 188, İbn Mâce, Sünen,c. 1, s. 423, Hâkim, Müstedrek, c.3,s. 13, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s.922, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 531, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 265.
[210] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 108, 271, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 102,103, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 528-529, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 207, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 211.
[211] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 108, 271 , Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 268, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 207, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[212] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 271, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c. 1, s. 207, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 211 .
[213] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 211 .
[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 531.
[215] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 271, Beyhakî, c. 2, s. 527, 528, İbn Seyyid, c. 1, s. 207, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 210.
[216] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Beyhakî, c. 2, s. 528.
[217] . İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c.1, s. 206, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[218] İbn İshak.İbnHişam, Sîre, c. 2, s. 164.
[219] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c. 1, s. 206, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[220] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 164, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 529.
[221] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[222] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[223] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[224] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 108.
[225] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 210.
[226] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[227] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 271.
[228] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Beyhakî, c. 2, s. 531.
[229] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[230] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 164, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[231] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 271, Buhârî, c. 3, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[232] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 3, s. 108,271,272.
[233] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 164.
[234] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 78, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 280.
[235] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 220, Buhârî, TârThu´l-kebfr, c. 1, ks. 1, s. 225.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/68-73.
[236] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 206.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/73-74.
[237] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 25, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 415-416
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/74-75.
[238] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 1, s. 260, Mâlik, Muvatta, c. 1 , s. 1 46, Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 51 5, İbn Ebi Şeybe,Musannef, c. 2,s. 451, Ahm ed b. Hanbel, M üsned, c. 6, s. 272, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 93, M üslim, Sahih, c. 1, s. 478, Ebu Dâvud,Sünen, c. 2, s. 3, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 293
[239] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 271, Taberî, Târih, c. 2, s. 258, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 110.
[240] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1, s. 243, Müslim, Sahih, c. 1, s. 479,Nesâî, Sünen, c. 3, s. 119.
[241] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 51 6, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 431, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 117.
[242] Nesâî, Sünen, c. 3, s. 118.
[243] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 145,146, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 2, s. 94, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 339, Nesâî, Sünen, c. 3, s.117.
[244] Nesâî, Sünen, c. 3, s. 118.
[245] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 428.
[246] EbuHanife,Müsned, s. 18.
[247] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 55, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 2, s. 345.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/75-77.
[248] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 401, Vahidî, E sbâbu´n-nüzül, s. 222, Suyutî, Lübâbu´n-nükûl, s. 163.
[249] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 140-141, Buhârî, Sahih, t 3, s. 222, 223, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen,c. 5, s. 650-651.
[250] Buhâri, Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 650-651.
[251] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 650-651.
[252] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141.
[253] Buhâri , Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 651.
[254] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 651.
[255] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 651.
[256] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Buhârî", Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 650-651.
[257] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 651.
[258] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875.
[259] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 373, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 185, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 228, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1802-1803, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 198-199.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/77-79.
[260] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 21, 22, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237.
[261] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 28.
[262] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 41.
[263] Zühri, Mâgazf, s. 71, 72, Abdrrrezzak, Musannef, c. 5, s. 358-359, Ebru Dâvud, Sünen, c. 3, s.156, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvie,c.3,s.178,179.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/79-80.
[264] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre c. 2, s. 150-152
[265] İbn Sa´d, Tabakkatü´l-kübra, c. 1, s. 238, c. 3, s. 22.
[266] Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 4, s. 296.
[267] İbn Abdilberr, İstiab, c. 1, s. 42.
[268] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 238, 239, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 111, 281, Buhari, Sahih,
c. 3, s. 57 c. 8, s. 154, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1 960, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 129.
[269] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 363, 364 (eski baskı).
[270] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 238.
[271] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 270-271.
[272] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 201-202.
[273] İbn Habıb, Kitâbu´l-muhabber, s. 71, 75.
[274] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 151, 152, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 23, 600, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 270, 271.
[275] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 238, t 3, s. 22, Ebu Dâvud, c. 3, s. 128,129.
[276] Buhârî,Sahîh,c.3, s. 57, Ebu Dâvud, Sünen, t 3, s. 128.
[277] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 71.
[278] Buhârî,Sahırı,c.3, s. 67.
[279] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 5, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 270, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 195,196, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 343.
[280] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/80-82.
[281] İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 240.
[282] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 59, Müslim , Sahih, c. 2, s. 797, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 327, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 128-129.
[283] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 219, Abdurrezzak, Musannef, c. 4, s. 289, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 55, Ahmed b. Hanbel,Müsned, c. 4, s. 289, c. 6, s. 29, 30, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 250, Müslim, Sahih, c. 2, s. 792, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 326, TirmizP,Sünen, c. 3, s. 127.
[284] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 244, Buhârî, c. 2, s. 159.
[285] Mâlik, c. 1 , s. 21 9, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 143,1 62, Buhârî, c. 2, s. 250, Müslim , c. 2, s. 792, Ebu Dâvud, c. 2, s. 386.
[286] Abdurreizak, Musannef, c. 4, s. 291.
[287] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 55.
[288] İbn Ebi Şeybe, c. 3, s. 55, Buhârî, c. 2, s. 251, Müslim, c. 2, s. 796.
[289] Abdurrezzak,c.4, s. 289, Buhârî, c. 2, s. 251 .Müslim, c. 2, s. 796, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 552.
[290] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, Müslim, c. 2, s. 796.
[291] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 251.
[292] Abdurreizak, c. 4, s. 289, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[293] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 251.
[294] Abdurreizak, c. 4, s. 289, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[295] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[296] Abdurrezzak, Musannef, c. 4, s. 289, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 251, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 552.
[297] Müslim, Sahih, c. 2, s. 796, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[298] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, Buhârî, c. 2, s. 251 .Müslim, c. 2, s. 796, İbn Mâce, c. 1.S.552.
[299] Abdurrezzak, c. 4, s. 287, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 241, Tirmizî, c. 3, s. 129.
[300] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 225, Müslim, c. 2, s. 798.
[301] Abdurrezzak, c. 4, s. 287, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 241, Tirmizî, c. 3, s. 129.
[302] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 143, Müslim, c. 2, s. 793, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 326, Tirmizî, c. 3, s. 127.
[303] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 244, Buhârî, c. 2, s. 250, Müslim, c. 2, s. 793, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 326, Tirmizî, c. 3, s.127.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/82-84.
|
|
|
| Peygamberimizin(a.s.) Kuba Günleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 05:03 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Kuba´da Sa´d b. Hayseme´nin Evinin Sohbet Evi Olarak Kullanışı
Peygamberimiz (a.s.), Kuba´da bulunduğu sırada, Külsûm b. Hidm´in evinden çıktıkça Sa´d b. Hayseme´nin evine gider, orada Müslümanlarla oturur, konuşurdu. Sa´d b. Hayseme bekârdı.
Muhacir Müslümanların bekârları, onun evinde kalırlardı. Bunun için, Sa´d b. Hayseme´nin evine "Bekârlar Evi" denirdi.[1]
Es´ad b. Zürâre´nin Korunuşu
Peygamberimiz (a.s.) Kuba´ya geldiği zaman, Evs ile Haznec kabileleri arasında düşmanlık vandı.
Hazrecîler Evsîlerin evine, Evsîler de Hazrecîlerin evine girmekten korkarlardı. Peygamberimiz (a.s.):
"Es´ad b. Zürâre nerededir " diye sordu.
Sa´d b. Hayseme ile Mübeşşir b. Abdulmünzir ve Rifâa b. Abdulmünzir:
"Yâ Rasûlallah! O, Buas günü bizden bir zâtı öldürmüştü!" dediler.
Çarşamba günü gece olunca, Es´ad b. Zürâre, başını örtmüş ve sarmış olduğu halde, akşamla yatsı arasında Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi.
Peygamberimiz (a.s.), onu görünce:
"Ey Ebu Ümâme! Evinden, şuracığa hemen nasıl gelebildin !
Seninle şu kavim arasında geçmiş ne var " buyurdu.
Ebu Ümâme:
"Seni hak din ve kitabla gönderen Allah´a yemin ederim ki, birşey yok" dedi.
O gece, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında kaldı.
Ertesi günü, sabaha çıkınca, Peygamberimiz (a.s.) Sa´d b. Hayseme ile Rifâa b. Abdulmünzir ve Mübeşşir b. Abdulmünzir´e, Es´ad b. Zürâre hakkında:
"Onu himayenize alınız, koruyunuz!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Onu sen himayene al! Senin himayendeki, bizim himayemizde demektir!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bazınız onu himaye ediyordur" buyurdu.
Bunun üzerine, Sa´d b. Hayseme; "O, benim himayemdedir" dedikten sonra, Es´ad b. Zürâre´nin evine gitti.
Birbirlerinin koruyucusu ve yardımcısı olduklarını anlatmak için, onunla elele tutuşup, Amr b. Avf oğullarının mahallelerine kadar yürüdüler.
Bunun üzerine, Evsîler:
"Yâ Rasûlallah! Hepimiz onun himayecisiyiz!" dediler.
Bundan sonra, Es´ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına sabah akşam gitmeye başladı. [2]
Peygamberimiz (a.s.); Küba´da, Amr b. Avf oğulları nezdinde bulunduğu sırada, cenazelerde bulunur, hastalan ziyaret eder, davetlere giderdi.[3]
Kuba´da İlk Mescidlerin Yapılışı ve İlk Cuma Namazının Kılınışı
Başta Ebu Seleme b. Abdulesed olmak üzere, Medine´ye hicret edenler, Küba´ya indikleri zaman, orada içinde namaz kılacakları bir mescid yapmışlardı.
Peygamberimiz (a.s.) da, Küba´ya geldiği zaman, bu mescidde namaz kılmıştır.
Peygamberimiz (a.s.) gelinceye kadar, Ebu Huzeyfe´nin azadlısı Salim, içlerinde Hz. Ömer de bulunduğu halde, bu mescidde bütün Muhacirlere imam olup namazlarını kıldırmıştı.[4]
Ammar b. Yâsir´in de "Resûlullah için, istediği zaman gölgesinde yatıp dinleneceği, gölgeleneceği ve içinde namaz kılacağı bir yer yapsak olmaz mı " dediği ve taş toplayarak Küba´da bir mescid yaptığı rivayet edilir.[5]
Peygamberimiz (a.s.) Küba´da daha önce hiç görmediği birşeyi,[6] Ensar´ın mallarını,[7] hurma bahçelerini[8] sakladıklarını ve esirgediklerini görünce:[9]
"Keşke bayramınız [Cuma gününüz] gelseydi! Durup, söyleyeceklerimi dinlerdiniz.[10] Sizinle konuşurdum!" [11] buyurdu.
Ensar:
"Olur yâ Rasûlallah! Babalarımız, analarımız sana feda olsun!" dediler.
Cuma günü gelince, Peygamberimiz (a.s.), onlara Cuma namazını kıldırdı.[12]
Ensar, gözlerini minbere diktiler.
Peygamberimiz (a.s.), irad buyurduğu hutbesinde; Allah´a hamd ü senada bulunduktan sonra,[13] onlara:
"Ey Ensar cemaatı!" diyerek hitap etti.[14] Ensar:
"Lebbeyk=Buyur, emrine amadeyiz yâ Rasûlallah!" dediler. [15]
Peygamberimiz (a.s.):
"Sizler, Allah´a ibadet etmediğiniz Cahiliye devrinizde bile.[16] en ağır yükleri taşır.[17] yetimlere bakar,[18] mallarınızı [19] meşru olan yerlere harcar.[20] yolda beride kalanlara iyilik ve yardım eder dururdunuz!
Yüce Allah size İslâmiyetle ve gönderdiği peygamberi ile ihsanda bulununca,[21] size İslâmiyeti getirip nasip edince,[22] mallarınızı,[23] hurma vs. türlü bahçelerinizi duvarlarla çevirip; muhtaçların, açların onlardan yemelerini engelliyor,[24] esirgiyor ve saklıyorsunuz!
Halbuki, onlardan Âdemoğulları yer, size ecir ve sevap yazılır.
Kurtlar kuşlar yer, size ecir ve sevap yazılır!" buyurdu.[25]
Bunun üzerine, Ensardan hemen gidip de bahçelerinin duvarlarından yıkarak[26] birer veya ikişer gedik açmayan,[27] birçok kapılar bırakmayan[28] kimse kalmadı. [29]
İslâm´da İlk Olarak Kılınan Cuma Namazları
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´de Müslümanları Kabe mescidinde biraraya toplayıp Cuma namazı kılması, kıldırması mümkün olmamıştı.[30]
Mus´ab b. Umeyr, Medine´ye gönderildiği zaman, Cuma namazı kılmak için Peygamberimiz (a.s.)dan izin istemiş; Peygamberimiz (a.s.) da, ona gönderdiği yazıda, Cuma günü zeval vakti çıktıktan sonra cemaatle kılacakları iki rekat namazla Allah´a yakınlaşmaya çalışmalarını ve bu vesile ile Müslümanlara hitapta bulunmasını emir buyurmuştu.
Bunun üzerine Mus´ab b. Umeyr Küba´da Sa´d b. Hayseme´nin evinde on iki kişi toplayarak bir koyun kesilip yenilmiş ve İslâm tarihinde Cuma namazı için Müslümanları ilk toplayan kişi o olmuştur.[31] Es´ad b. Zürâre de; Medine´de, Nakîu´l-H adım âtta (Beyaza oğullarının kara taşlığı) kırk kişi toplayıp Cuma namazı kılmışlardı. [32] Peygamberimiz (a.s.) da, Küba´da kaldığı evde, ilk defa olarak iki rekat namazı kıldırmış ve hutbe irad buyurmuştu.[33]
Medine´nin içine girerken, Salim b. Avf oğullarının oturdukları Rânuna vadisindeki mescidde de, ilk defa olarak Cuma namazı kılmış ve hutbe irad buyurmuştur.[34]
Cuma Gününün Fazileti ve Cuma Namazına Ait Bazı Bilgiler
Peygamberimiz (a.s.):
"Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cuma günüdür!
Âdem ((a.s.)) o gün yaratıldı ve o gün Cennete konuldu. O, yine o gün Cennetten çıkarıldı.[35]
Kıyamet de, Cuma´dan başka bir günde kopmayacaktır![36]
İnsanlardan ve cinlerden başka hiçbir yaratık yoktur ki, Cuma günü, tanyeri ağardıktan güneş doğuncaya kadar:
Kıyamet belki bugün kopar!1 korkusuyla kulak kabartmasın!
Bir de, o günün içinde öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul namaz kılar ve Allah´tan bir dilekte bulunurken o saate rastlarsa, Allah istediğini ona muhakkak verir!"[37]
"Bizler, (Ehl-i Kitaba nazaran) en sonra gelmiş bulunduğumuz halde, Kıyamet gününde faziletçe en başa geçecek olanlarız!
Çünkü, bizden önce onlara, daha sonra bizlere Kitab verildi de; Allah´ın onlara farz kıldığı gün bu Cuma günü iken, onlar ihtilaf çıkarıp başka günlere saygı gösterdiler.
Fakat, o günü ibadet günü edinmek hususunda, Allah bize hidayet verdi. Artık, bu yolda o halk bizden geri kalmış oldular.
Yahudilerin ibadet günü yarın [Cumartesi günü], Nasranîlerinki de öbür gün [Pazar günü]´dür."[38]
"Cuma günü, Allah katında, günlerin en ulusudur!" buyurmuşlardır.[39]
1. Cuma günü, ezan okununca, alışverişlerin bırakılarak namaz kılmak üzere camiye gidilmesi farzdır, Allah´ın kesin emridir.[40]
2. Cuma namazı; köleler, kadınlar, çocuklar, hastalar,[41] misafirler[42] dışında, her müslümana farzdır.[43]
3. Cuma namazı, farz olarak iki rekattır[44] ve öğle namazı vakti girer girmez, öğle namazı yerine kılınır.[45]
4. Cuma günü, Cuma namazı için gusledilir.[46]
5. Cuma namazına gidileceği zaman-varsa-güzel elbise giyinilir, dişler misvaklanır, güzel kokular sürünülür.[47]
6. Cuma günü, Peygamberimiz (a.s.)a çokça salât ve selam getirilir.[48]
Cuma namazına erkence gitmek çok sevaplıdır:
7. Namaza en erken gelen bir deve, ondan sonra gelen bir sığır, ondan sonra gelen bir koç., kurban etmiş gibi sevaba nail olur.[49]
8. İmam minbere çıktıktan sonra camiye gelen, sadece namaz sevabını almak için gelmiş olur.[50]
9. Cuma günü, camide imam minbere çıkmadan önce, dört rekat sünnet kılınır.[51]
10. İmam minbere çıkıp oturunca, cami içinde Cuma ezanı okunur. Cami dışında okunan ezan, Medine halkına namaz vaktini bildirmek için ihdas edilmiştir.[52]
11. İmam, cemaata karşı, ayakta iki hutbe okur ve hutbenin arasını hafif bir oturuşla ayırır.[53]
12. Hutbede Allah´a hamd u sena ve şehadette ve Peygamberimiz (a.s.)a şehadet ve salavatta bulunulduktan sonra,[54] Kur´ân-ı Kerîm´den bazı âyetler okunur, cemaata va´z u nasihatlerde bulunulur.[55]
13. Hutbe okunurken susulup dinlenir.
O sırada, konuşana "Sus!" bile denmez.[56]
14. Hutbeden sonra, kamet getirilip, cemaatla iki rekat Cuma namazı kılınır.[57]
15. Bundan sonra, imam ve cemaat, kendi kendilerine dört rekat, sonra da iki rekat sünnet kılarlar.
Önce iki, sonra dört de kılınabilir.[58]
16. Cuma namazının herhangi bir sebeple kabul olunmamış bulunması ihtimali gözönünde tutularak, öteden beri, Zuhr-u ahir (en son öğle namazı) niyetiyle dört rekat bir namaz daha kılınagelmiş ve bunda bir sakınca görülmemiştir.
17. Meşru bir mazeret veya hastalık yokken, üç Cuma namazını kılmayan kimsenin kalbinin Yüce Allah tarafından mühürleneceği bildirilmiştir.[59]
18. Böylelerinin, kılmadıkları Cuma namazlarının her biri için, fakirlere birer altın, bulamazlarsa yarımşar altın keffaret vermeleri gerekir.[60]
Peygamberimiz (a.s.)ın Kuba´da Kalış Süresi ve Kuba Mescidinin Yapılışı
Peygamberimiz (a.s.) Küba´da ondört gece kaldı.[61]
Külsûm b. Hidm´den, mirbed´ini (hurma serme ve kurutma yerini) alıp Küba Mescidini yaptı ve içinde namaz kıldı, kıldırdı.[62]
Ensar kadınlarından Şemus binti Numan´ın bizzat görüp anlattığına göre; Küba Mescidi yapılırken, Peygamberimiz (a.s.) güçlükle kaldırabildiği ağır bir taşı veya kaya parçasını alır.[63] Kureyşlilerden veya Ensar´dan[64] gelip,[65] "Babam, anam sana feda olsun[66] yâ Rasûlallah! Onu bana ver! Senin yerine ben yeteyim, taşıyayım" diyenlere "Hayır! Sen de git, bunun gibisini al, taşı!" buyururdu.
Peygamberimiz (a.s.), mescid yapılıncaya kadar, böylece çalışmaktan geri durmamıştır.[67]
Kuba Mescidinin Fazileti
Küba Mescidinin fazileti ve orayı ziyaretin gerekliliği hakkında birçok hadis-i şerifler ve haberler vardır.
Küba Mescidinde namaz kılmanın umre yapmak gibi sevaplı olduğu ve kılınacak namazın bir umre sevabı kazandıracağı, Peygamberimiz (a.s.) tarafından haber verilmiştir.
Peygamberimiz (a.s.); her Cumartesi günü yaya veya binitli olarak gidip Küba mescidini ziyaret ederdi.
Pazartesi günü gittiği de olurdu.
Hz. Ömer, Pazartesi ve Perşembe günleri Küba Mescidini ziyareti âdet edinmiş, "Eğer bu mescid etraf memleketlerden birisinde olsaydı, develere binip türlü zahmet ve meşakkatlere katlanarak onu ziyarete giderdik!" demiştir.[68]
Emevî halifelerinden Ömer b. Abdulaziz (ö. 101 Hicrî); Peygamberimiz (a.s.)ın Mescidi yenilenirken, Küba Mescidini de genişletti, taşla ve kireç harçla yaptırdı.
Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve onları demirle berkiştirtti, nakışlattı ve ona bir minare de yaptırdı.
Mescidi sac ağacı ile tavanl attı ve ona kemerler yaptırdı.
Mescidin ortasındaki meydanlığın üzerini açık bıraktırdı.
Küba Mescidi; daha sonra, Hicretin 555, 671, 733, 840, 877 ve 881. yıllarında da vezirler, hükümdarlar tarafından tamir ve tecdit ettirildi.[69]
Hicretin 950. yılında Kanunî Sultan Süleyman, Küba Mescidinin hem minaresini, hem tavanını yıktırıp yeniden yaptırdı. Ona hatipler, imamlar ve müezzinler tayin ettirdi. Mescidin içine ve dışına İstanbul´dan kandiller gönderdi.
Hicretin 1111. yılında Sultan Mustafa tarafından Küba Mescidinin hem duvarları, hem de minaresi yıktırılarak yeniden yaptırıldı.
Küba Mescidi Hicretin 1244. yılında Sultan Mahmud tarafından da yıktırılıp yeniden yaptırıldı.
Mihrab, kubbe, tak ve kuyu üzerindeki yazılar da o zaman yazdırıldı .[70]
Hz. Ali´nin Kuba´ya Gelişi
Peygamberimiz (a.s.); Kureyş müşriklerini n-saklamak üzere-kendisine bırakmış oldukları emanetleri sahiplerine iade edinceye kadar Mekke´de kalmasını, Hz. Ali´ye emretmişti.
O da, bu iş için Mekke´de üç gün üç gece oturdu.[71]
Mekke vadisinde dikilerek:
"Resûlullah´ın yanında kimin bir emaneti varsa gelsin, ona emanetini teslim edeceğim!" diye seslendikten ve emanetleri sahiplerine dağıttıktan sonra.[72] Medine yolunu tuttu.[73]
Geceleri yürüdü, gündüzleri gizlendi.[74] Rebiülevvel´in ortalarına doğru Küba´ya geldi.[75]
Küba´ya geldiği zaman, ayaklarının altı kabarmış, şişmiş, yarılmıştı; kanıyordu.
Peygamberimiz (a.s.) Hz. Ali´nin geldiğini işitince:
"Ali´yi bana çağırınız!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Yürümeye takati yok!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.) hemen kalkıp onun yanına vardı.
Halini görünce rahmet ve şefkatinden ağladı, kucakladı.
Ayaklarının altını eliyle sığadı, iyileşmesi için Allah´a dua etti. Böylece, Hz. Ali´nin hiçbir ıztırabı kalmadı.[76]
Hz. Ali´nin Halinden Şüphelendiği Bir Kadını Sorguya Çekişi
Hz. Ali derki:
"Küba´da gece yansında bir adamın gelip kocasız Müslüman bir kadının kapısını çaldığını, dışarı çıktığı zaman ona birşeyler verdiğini sezince, bu işten şüphelenerek:
´Ey Allah´ın kulu kadın! Kimdir bu adam ki, her gece gelip senin kapını çalıyor ! Sen onun yanına çıkınca o sana-ne olduğunu anlayamadığım-birşeyler veriyor. Halbuki sen kocasız Müslüman bir kadınsın1 dedim.
Kadın, bana:
´O, Sehl b. Huneyftir. Benim kimsesiz bir kadın olduğumu bildiği için; gece olunca kavmine ait putlara musallat olur, onlardan birisini kırar da, yakayım diye odununu bana getirir!´ dedi."[77]
Kabilelerinin Putlarını Kıranlardan Bazıları
Müslüman oldukları zaman:
1. Es´ad b. Zürâre,
2. Umâre b. Hazm,
3. Avf b. Afra
Malik b. Neccar oğullarının putlarını kırdılar.
4. S al it b. Kays,
5. Ebu Sırma
Adiyy b. Neccar oğullarının putlarını kırdılar.
6. Salebe b. Ganeme,
7. Muaz b. Cebel,
8. Abdullah b. Üneys
Seleme oğullarının putlarını kırdılar.
9. Ziyad b. Lebid,
10. Ferve b. Amr
Beyaza oğullarının putlarını kırdılar.
11. Sa´d b. Muaz,
12. Useyd b. Hudayr
Abduleşhel oğullarının putlarını kırdılar.[78]
Suheyb b. Sinan´ın Kuba´ya Gelişi
Allah yolunda işkencelere uğratılan kimsesiz Müslümanlardan Suheyb b. Sinan, Hz. Ali´den sonra, Medine´ye hicret etmek maksadı ile Mekke´den yola çıkınca, Mekkelilerden bazıları arkasından yetiştiler ve:
"Sen buraya fakir, hakîr olarak geldin.
Yanımızda erişemeyeceğin kadar bol servete eriştin!
Sonunda da kendinle birlikte servetini de alıp gitmek istiyorsun ha
Vallahi işte bu olmaz!" dediler.
Suheyb hemen hayvanından yere indi. Ok çantasındaki okları çıkardı ve:
"Ey Kureyş cemaatı! İyi bilirsiniz ki; ben sizin en iyi ok atanlarınızdan birisiyim.
Vallahi, yanımda bulunan ok çantamdaki okların hepsini size atar, sonra da kılıcımı çalarım. Bunlardan birisi elimde bulundukça bana yaklaşamazsınız. Ancak onlar elimden çıktıktan sonra bana istediğinizi yapabilirsiniz.
Size şimdi servetimin yerini gösterir, onu size bırakırsam; yolumu açar, beni serbest bırakır mısınız " dedi.
Müşrikler:
"Evet!" dediler.
Suheyb servetini onlara bırakarak yoluna devam etti. Rebiülevvel ayının ortalarında Küba´ya gelip Peygamberimiz (a.s.)a kavuştu.
O sırada, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer bulunuyordu.
Önlerinde de Külsûm b. Hidm´in getirdiği, Ümmü Cirzan diye anılan hurma cinsinden, üzerinde yaş ve olgun hurmaları bulunan taze yapraklı salkım halinde hurma vardı.
Suheyb b. Sinan´ın yolda gözleri ağrımış, kamı da son derecede acıkmıştı. Hemen kendini hur-m al ara attı.
Hz. Ömer:
"Yâ Rasûlallah! Suheyb´i görmüyor musun Hem gözü ağrıyor, hem yaş hurma yiyor! " dedi.
Peygamberimiz (a.s.) Suheyb´e:
"Hem gözün ağrıyor, hem de yaş hurma yiyorsun ha !" buyurunca, Suheyb:
"Ben, onu gözümün ağrımayan tarafıyla yiyorum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) gülümsedi.
Suheyb, Hz. Ebu Bekir´e:
"Sen bana yoldaş olacağını vaad etmiştin. Beni bırakıp yola çıktın, değil mi
Yâ Rasûlallah! Sen beni Mekke´de bırakıp yola çıktığın zaman, Kureyş müşrikleri beni yakaladılar, hapsettiler.
Ben de servetimi vererek kendimi ve ailemi satın aldım!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Suheyb kazandı!
Suheyb kazandı!
Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!
Satış kârlı çıktı!" buyurdu.[79]
Suheyb b. Sinan der ki:
"Resûlullah (a.s.), beni görünce:
´Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!
Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!
Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!´ buyurdu.
´Yâ Rasûlallah! Senin yanına gelmekte beni kimse geçmemişti.
Herhalde, bunu sana Cebrail (a.s.)dan başkası haber vermemiştir! dedim."[80]
Benî Nadîr Yahudilerinin Başkanı Huyey İle Kardeşinin Peygamberimiz (a.s.)ı Görmek
İçin Kuba´ya Gitmeleri
Benî Nadîr Yahudilerinin başkanı Huyey b. Ahtab´ın kızı ve Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Safiyye der ki:
"Ben, babama, çocuklarının en sevgilisi idim. Amcam Ebu Yâsir de beni çok severdi.
Rasûlullah Medine´ye gelip Küba´da Amr b. Avf oğullarının evine inince, babam Huyey b. Ahtab ile amcam Ebu Yâsir b. Ahtab, ertesi günü, sabahleyin erkenden Resûlullah´ı görmeye gittiler. Güneş batın-caya kadar oradan dönmediler. Kendilerinin yorgun argın, isteksiz, düşkün ve perişan bir halde yürüyerek geldiklerini görünce-her zaman yaptığım gibi-onları sevinç ve neşe ile karşıladım. Vallahi, hiçbiri bana iltifat etmedi. Kendilerini derin bir gam ve keder bürümüştü.
Onlar konuşurlarken işittim.
Ebu Yâsir, babam Huyey b. Ahtab´a:
´O, o mudur ´ diye sordu.
Babam:
´Evet! Vallahi odur!1 dedi.
Amcam:
´Onu iyice tanıdın mı Aranan vasıflar kendisinde iyice gözüküyor mu 1 diye sordu.
Babam:
´Evet! Vallahi!´dedi.
Bunun üzerine, amcam:
´Peki! Ona karşı kalbinde ne var ´ diye sordu.
Babam:
´Vallahi, sağ olduğum müddetçe ona düşmanlık edeceğim!´ dedi."[81]
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye gelince, Ebu Yâsir gidip Peygamberimiz (a.s.)in huzurunda oturup onu dinleyerek kavminin yanına döndüğü zaman:
"Ey kavmim! Bana itaat ediniz! Hiç şüphesiz, sizin gelmesini beklediğiniz peygamber gelmiştir. Ona tâbi olunuz ve sakın muhalefet etmeyiniz" demişti.
Kardeşi Huyey b. Ahtab da gitmiş, oturup Peygamberimiz (a.s.)ı dinledikten sonra kavminin yanına dönünce, onlara:
"Ben öyle bir adamın yanından geliyorum ki, vallahi hiçbir zaman ona düşmanlıktan geri durmayacağım!" demişti.
Kardeşi Ebu Yâsir "Ey anamın oğlu! Şu işte beni dinle, kendini helak etme de, sonradan, istediğin şeyde bana karşı koy!" diyerek öğüt vermiş ise de, Huyey b. Ahtab:
"Hayır! Vallahi seni hiçbir zaman dinlemeyeceğim!" demiş, kavmi de ona uymuştur.[82]
Nihayet Huyey b. Ahtab da, kardeşi Ebu Yâsir de, Yahudilerin Araplara karşı kıskançlıkta en katısı kesilip; halkın İslâmiyet´e girmelerini önlemek için olanca gayretlerini sarfetmekten geri durmamışlardır.[83]
Kuba Münafıkları ve Ebu Âmir´in Peygamberimiz (a.s.)la Tartışması ve Âkıbeti
Küba´da oturan oniki münafık vardı.[84]
Onlar Ebu Âmir Fâsık ile gizli gizli görüşür, konuşur, Peygamberimiz (a.s.) ile ashabını Medine´den çıkarmayı tasarlarlardı.[85]
Ebu Âmir; Dubay´a oğullarından olup, Rahip diye anılırdı.[86]
Allah adamlığına, ruhbanlığa özenir, kıldan ruhbanlık elbisesini giyerdi.
Kendisi; baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün de halasının oğlu idi.
Peygamber (a.s.) peygamber olarak gönderil ince, Ebu Âmirin kıskançlığı tuttu.[87]
Peygamberimiz (a.s.)a gelerek:
"Senin şu getirmiş olduğun din nedir " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"İbrahim ((a.s.))ın dini olan hanîfliği getirdim" buyurdu.
Ebu Âmir
"Onun üzerinde olan, benim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen onun üzerinde değilsin!" buyurdu.
Ebu Âmir
"Hayır, ey Muhammedi Sen, hanîfliğe, ondan olmayan şeyleri soktun!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben öyle birşey yapmadım. Fakat, onu saf ve tertemiz olarak getirdim" buyurdu.
Ebu Âmir
"Yalancıyı Allah kovulmuş, garip ve yapayalnız bir halde öldürsün!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Yalancı kimseyi Yüce Allah böyle yapsın! [Kovulmuş, garip ve yapayalnız bir halde öldürsün!]" buyurdu.[88]
Ebu Âmir; kendisine tâbi olan 50 genci yanına alarak Mekke´ye gitti .[89]
Bedir savaşında müşriklerin yanında yer alıp çarpıştı .[90]
Müşrikleri Uhud[91] ve Hendek savaşı için de ayaklandıranlar ve Peygamberimiz (a.s.)la çarpışanlar arasında idi.[92]
Peygamberimiz (a.s.) Mekke´yi fethedince Ebu Âmir Taife, Taifliler Müslüman olunca da Şam´a kaçtı.[93] Orada, Hıristiyanlığı kabul etti.[94]
Şam´da kovulmuş, garip, yapayalnız olarak ölüp gitti![95]
Küba´da, Amr b. Avf oğullarının bazı akılsızları ile münafıkları, geceleyin Peygamberimiz (a.s.)ın yatıp kalktığı evi taşlamaya başladılar. Peygamberimiz (a.s.), bunu görünce: "Himaye ve komşuluk bu mu !" diye yakınarak Küba´dan ayrıldı.[96]
Neccar Oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı Kuba´dan Medine´ye Götürmeleri
Peygamberimiz Aleyhisselatn, Küba´dan Medine´ye hareket edeceği zaman, (dedesi Abdulmuttalib´in dayıları olan) Neccar oğullarının eşrafına haber saldı.
Onlar da, silahlanıp geldiler.[97]
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebubekir e selam verdiler ve:
Güvenliğiniz sağlanmış ve sizlere boyun eğilmiş olarak develerinize bininiz! dediler.
Cuma günü güneş yükselince Peygamberimiz (a.s.) devesi Kasva ya bindi.
Hz. Ebubekir arkasında, Neccaroğullarının eşrafı Müslümanlarda sağında, solunda ve çevresinde oldukları halde Medine´ye hareket etti.[98]
Amr b. Avf oğulları toplanarak:
"Yâ Rasûlallah! Bizden usandığın için mi, yoksa bizim evimizden daha hayırlı bir yere gitmek için mi buradan çıkıp gidiyorsun " dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Te´külü´l-Kurâ karyesine [Medine´ye] gitmekliğim bana emir buyuruldu.
Devenin yolunu açınız! Nereye gideceği, ona emrolunmuştur!" buyurdu.[99]
Ensarın Vaad ve Dilekleri
Peygamberimiz (a.s.) Küba´dan çıkıp Ensar evlerinin önlerinden geçerken, onlar devenin önüne geriliyorlar ve
"Yâ Nebiyyallah! Yâ Rasûlallah! Bizde kuvvet, cemaat ve servet var! Bize buyur, bize!" diyerek yardım ve himaye vaadinde bulunuyorlar; Peygamberimiz (a.s.) da gülümsüyor, "Allah onları size hayırlı ve mübarek kılsın!" diyerek dua ediyor ve:
"Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmuştur!" buyuruyordu.[100]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1.S.233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/13.
[2] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 249, 250.
[3] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/13-14.
[4] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 264.
[5] Hâkim, Müsiedrek, c. 3, s. 385, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 133
[6] Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 133, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[7] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[8] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133.
[9] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133, İbn Esîr, Us:du´l-gâbe, c. 2, s:. 99.
[10] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133.
[11] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[12] Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 133.
[13] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[14] Hâkim, c. 3, s. 133, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, t 2, s. 99, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s:. 387.
[15] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133.
[16] Hâkim, c. 3, s. 133, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[17] Hâkim, c. 3, s. 133, İbn Esîr, c. 2, s. 99, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[18] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe., c. 2, s. 99-100.
[19] Hâkim, c. 4,s:.133, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s:. 387.
[20] Hâkim, c. 4, s:. 133, İbn Esîr, c. 2, s. 100, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, t 6, s. 387.
[21] Hâkim, c. 4, s. 133, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387
[22] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 100.
[23] Hâkim, c. 4, s. 133, İbn Esîr, c. 2, s. 100, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[24] Hâkim, c. 4, s. 133-134.
[25] Hâkim, c. 4, s. 134, İbn Esîr, c. 2, s. 100, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, t 6, s. 387.
[26] Hâkim, c. 4, s. 134, İbn Esîr, c. 2, s. 100.
[27] İbn Esîr, c. 2, s. 100.
[28] Hâkim, c. 4, s. 134.
[29] Hâkim, c. 4, s. 134, İbn Esîr, c. 2, s. 100.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/15-16.
[30] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 101-102.
[31] İbn Sa´d, Taba kâtü´l -kübrâ, c. 3, s. 118, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 101 -102.
[32] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 77,İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 343-344.
[33] Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 133, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 2, s. 146-147, Taberî, Târih, c. 2, s. 255-256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 524-525, Kurtubî, Tefar, c. 18, s. 98-99, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 213-214.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/16-17.
[35] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 401, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 585, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 359, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 90, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 278.
[36] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 2, s. 504, Müslim, c. 1, s. 585, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 274, Tirmizî, c. 2, s. 359, Hâkim , c. 1,5.277.
[37] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 108-109, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 486, Ebu Dâvud, c. 1 s. 274-275.
[38] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 243, 249-250, Buharı, Sahih, c. 1, s. 211-212, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 585-586, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 114-115.
[39] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 30, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 430, İbnMâce, Sünen, c. 1,s.344.
[40] Cum´a: 9.
[41] Buhârî, Târîhu´l-Kebîr, c. 1, ks. 2, s. 335, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 280, Tahavî, Muhtasar, s. 34, Serahsî, Mebsût, c. 2, s. 22, Kâsânî, Bedâyiu´s-sanâyi, c. 1 , s. 259.
[42] Tahavî, Muhtasar, s. 36, Serahsî, Mebsût, c. 2, s. 22, Kâsânî, Bedâyiu´s-sanâyi, c. 1, s. 25.
[43] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 37, Buhârî, Târıhu´l-Kebîr, c. 1, ks. 2, s. 335, Ebu Dâvud, c. 1, s. 280, Tahavî, Muhtasar, s. 36, Serahsî, c. 2, s. 22, Kâsnânî, c. 1, s. 259.
[44] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 37, Nesâî, c. 3, s. 116, Tahavî, s. 36, Serahsî, c. 2, s. 22.
[45] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 21 7, Ebu Dâvud, c. 1, s. 284.
[46] Ebu Hanite, Müsned, s. 18, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 212, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 581.
[47] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 30, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 213-216, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 581, İbn Mâce, c. 1,s.349.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 8, Nesâî, c. 3, s. 91-92.
[49] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 101, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 239, Buhârî, c.1, s. 213-223, Müslim, c. 1 ,s.587, İbn Mâce.c.1 , s. 347.
[50] İbn Mâce.c. 1, s. 347.
[51] Tirmizi, Sünen, c. 2, s. 401.
[52] Buhân, Sahih, c. 1, s. 21 9-220.
[53] Ebu Hanife, Müsned, s. 17, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 87, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 221-223, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 286, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 351, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 109.
[54] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 287, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 105.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 87, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 589, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 286.
[56] Mâlik, Muvatta, c. 1,s.1O3, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 272, Buhârî, c. 1,s.224, Müslim, c. 2, s. 583.
[57] Tahavî, Muhtasar, s. 34.
[58] Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 499, Müslim, c. 2, s. 600, Ebu Dâvud, c. 1, s. 295, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 400-401, Nesâî, c. 3, s. 113, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 307.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 8, Ebu Dâvud, c. 1, s. 277, İbn Mâce.c.1, s. 358, Nesâî, c. 3, s. 89.
[60] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 8, Ebu Dâvud, c. 1, s. 277, İbn Mâce.c.1, s. 358, Nesâî, c. 3, s. 89.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/17-20.
[61] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235-236, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 111, Müslim, Sahih, c. 1, s. 373, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 123, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 98, Semhûdî, Vefau´l-vefa, c. 1, s. 247-248.
[62] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 250, c. 3, s. 809.
[63] İbn Esir, c. 7, s. 1 66, İbn Hacer, c. 4, s. 343, Semhûdî, c. 1 , s. 252-253.
[64] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 343.
[65] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 343, Semhûdî, c. 1, s. 253.
[66] Semhûdî, c.1, s. 253.
[67] İbn Hacer. c. 4. s. 343. Semhûdî. c. 1. s. 253.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/20-21.
[68] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 244-246.
[69] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 3, s. 809-810.
[70] Eyvub Sabri Paşa, Mir´at-ı Meçime, s. 911-924.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/21-22.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sıre, c. 2, s. 138, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 22, Mesûdî, Murûcu´z-Zeheb, c. 2, 285, Muhibbul-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 211 Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 197.
[72] Ahmed Zeynî Dahlan, Sîre, c. 1, s. 169.
[73] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 22.
[74] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 96.
[75] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 22.
[76] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 96, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/22-23.
[77] İbn İshak,İbn Hişamı Sîre, c. 2,s. 138-139, Taberî, Târih, c. 2, s. 249, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 192-193, Etau´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 197-198, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/23.
[78] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, t 3, s. 486, 512, 580, 583, 598, 421.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/23-24.
[79] İbn Sa d, Tabakatu l-Kübra, c. 3, s. 227-229, Belazuri, Ensabu l-Eşraf, c. 1, s. 182-183, Zehebi, Siyeri A lamu n-Nübela, c. 2, s. 13-14.
[80] Hâkim. Müstedrek. c. 3. s. 400.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/24-25.
[81] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 165-166, Musa b. Ukbe´den naklen Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 212.
[82] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 212.
[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 197.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/26-27.
[84] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 174, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1017, Taberî, Târih, c. 3, s. 147-148.
[85] Taberî, Tefsir, c. 11, s. 24, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 12.
[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 71.
[87] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 540-541.
[88] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 235.
[89] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 71, İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 37,40.
[90] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 541.
[91] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 71.
[92] Vâkıdı, Megâzî, c.2, s. 441.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 235, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 80-81, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 12.
[94] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 3, s. 81 5.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 235.
[96] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 41.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/27-29.
[97] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 235, Buhari, Sahih, c. 4, 266, İbn Esir, Camiu l-Usul, c. 11, s. 157, Zehebi, Tarihu l-İslam, s. 334, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 254.
[98] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 236, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 256.
[99] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 339, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 240.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/29-30.
[100] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 236, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 256.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/30.
|
|
|
| Peygamberimizin(a.s.) Medine´ye Hicreti |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 04:58 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye Hicret Etmesine Allah Tarafından İzin Verilişi
Suikastin kararlaştırıldığı gün; Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´den, kavminin arasından çıkıp Medine´ye hicret etmesine, Yüce Allah tarafından izin verildi.[1]
Cebrail (a.s.) gelip: "Sen, geceleri üzerinde yatageldiğin döşeğinde bu gece yatma!" denildi.[2]
Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah (a.s.)ın Ebu Bekir´in evine-ya akşam, ya sabah-gelmediği gün olmazdı.
Mekke´den, kavminin arasından çıkıp hicret etmesine izin verildiği gün, öğle vaktinin sıcağında, hiç gelmediği bir saatte,[3] zeval vaktinin ilk saatinde Ebu Bekir´in evinde, evimizde oturuyorduk.
Ev halkından biri* Ebu Bekir´e:
´İşte, Resûlullah (a.s.), bize, hiç gelmediği bir saatte,[4] başını bir örtü ile örtmüş olarak geliyor!´ dedi.
Ebu Bekir
´Babam, anam ona feda olsun![5]
Vallahi,[6] o, yeni bir hadise olmadıkça, bu saatte gelmezdi!´ dedi.[7]
Resûlullah (a.s.), gelince, içeri girmek için izin istedi; izin verildi, içeri girdi.[8]
Resûlullah (a.s.) girince, Ebu Bekir sedirinden kalktı, Resûlullah (a.s.) oturdu.[9]
Ebu Bekir´in yanında, benimle Esma binti Ebi Bekir´den başka kimse yoktu.[10]
Resûlullah (a.s.) Ebu Bekir´e:
´Yanındaki kimseleri dışarı çıkar!´ buyurdu.[11]
Ebu Bekir
´Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun![12] Onlar, iki kızımdır![13] Senin ehlin ve mahremindir.[14] Bizi gözetleyen, yabancı bir kimse yoktur´ dedi.[15]
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):
´Benim buradan çıkıp Medine´ye gitmeme Yüce Allah tarafından izin verildi!´ buyurdu.
Ebu Bekir
´Yâ Rasûlallah! Benim için, seninle yoldaşlık, arkadaşlık etmek de var mı ´ diye sordu.
Resûlullah (a.s.):
´Evet!´ buyurunca,[16] Ebu Bekir sevincinden ağladı!
Vallahi, ben, Ebu Bekir´in o gün ağladığını görünceye kadar, bir erkeğin sevincinden ağlayacağını bilmiyordum.[17]
Ebu Bekir
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben şu iki deveyi bunun için hazırlamıştım.[18]
Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Şu iki deveden birisini al!´ dedi.
Resûlullah (a.s.):
´Onu ancak bedelini ödemek üzere alırım´ buyurdu.
Resûlullah (a.s.)la Ebu Bekir´in sefer levazımını çarçabuk hazırladık:
Her ikisi için bir miktar azık yapıp dağarcık içine koyduk.
Ebu Bekir´in kızı Esma, belinin kuşağından bir parça yırtıp, onunla dağarcığın ağzını bağladı.
Bunun için, ona ´Zâtu´n-nıtakayn=İki kuşaklı´ denildi."[19]
Dil oğullarından, müşrik, fakat güvenilir bir adam olan Abdullah b. Uraykıt´ı da yol kılavuzu olarak ücretle tuttular.
İki deveyi, yanında bulundurmak ve belirlenen güne ve saate kadar yaymak,[20] üç gün sonra sabahleyin Sevr dağında buluşmak[21] üzere kendisine teslim ettiler.[22]
Kâbe´nin Üzerindeki Putun Sökülüp Aşağı Atılışı
Hz. Ali der ki:
"Resûlullah (a.s.) Mekke´den hicret edip çıkacağı ve bana o gece kendisinin döşeğinde yatmamı emrettiği sırada,[23] ben ve Peygamber (a.s.), Kabe´ye vardık.
Resûlullah (a.s.), bana:
´Otur! Çok!1 buyurdu. Omuzuma basıp yükselmek istedi.
Birden, gücüm kuvvetim gitti!
Peygamber (a.s.), benim kuvvetten düştüğümü görünce, hemen omuzumdan indi.
Benim için kendisi oturdu (çömeldi) ve:
´Bas omuzlanma!´ buyurdu.
Omuzlarına bastım. Bana birden güç kuvvet geldi. İstesem semanın ufkuna ulaşacağım gibi bir hal geldi!
Nihayet, Beytullah´ın üzerine çıktım.
Beytullah´ın üzerinde, tunçtan veya bakırdan bir put vardı.
Onu sağından, solundan, önünden ve arkasından itip, yerinden oynatüm.
Resûlullah (a.s.), bana:
´At onu aşağı!1 buyurdu.
Aşağı atar atmaz, o, sırça çanakların kırıldığı gibi, kınlıverdi!
Hemen Kabe´nin üzerinden indim.
Ben ve Resûlullah (a.s.), insanlardan herhangi bir kimse ile karşılaşmaktan sakınarak, yarışırcasına oradan uzaklaştık."[24]
Hicretin Gizli Tutuluşu ve Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ali´ye Emir ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz (a.s.)ın ne zaman Mekke´den çıkıp Medine´ye gideceğini, Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ebu Bekir´in ev halkından başka, hiç kimse bilmiyordu.[25]
Peygamberimiz (a.s.) Mekke´den ayrılıp Medine´ye gideceğini Hz. Ali´ye haber verip, kendisinden, geriye kalarak, yanında bulunan ve Mekkelilere ait olan emânetleri sahiplerine teslim etmesini,[26] sonra da, gelip kendisine kavuşmasını[27] emretti.[28]
Mekke´de; Peygamberimiz (a.s.)ın doğruluğunu ve emînliğini bilmeyen ve saki ay a m a maktan korktuğu şeyi onun yanında bulundurmayan bir kimse yoktu.[29]
Peygamberimiz (a.s.); o gece kendisine ait döşekte yatıp uyumasını, Hz. Ali´ye emretti:[30]
"Benim döşeğimde yat, uyu!
Şu Hadramevt işi yeşil abama da, iyice bürün!
Sana, onlardan, hoşuna gitmeyecek birşey erişmeyecektir!" buyurdu[31]
Hz. Ali döşeğe girdi. Hadramevt işi abaya da büründü.[32]
Peygamberimiz (a.s.) da, uyuyacağı zaman, bu abanın içinde uyurdu.[33]
Hz. Ali Peygamberimiz (a.s.)ın döşeğine yatıp uykuya daldı.[34]
Evin Cellatlar Tarafından Kuşatılışı ve Duvardan İçeri Girilmek İstenilişi
Kabilelerden seçilmiş olan cellat delikanlılar, gecenin üçte biri geçince,[35] Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önünde toplandılar.[36]
Peygamberimiz (a.s.)ın abası içinde yatan, uyuyan[37] Hz. Ali´yi Peygamberimiz (a.s.) sandılar.[38]
Evin kısa duvarlarından, damına çıkıp, oradan içeriye inmeye kalkıştıkları zaman, içeriden bir kadın çığlık kopardı.
Bunun üzerine, cellat delikanlılar, birbirlerine:
"Vallahi, amcalarımızın kızlarının üzerlerine duvardan indiğimiz Araplara söylenir, rezil oluruz, sövülürüz, hürmet örtümüzü yırtmış oluruz!" dediler. Sabaha kadar, kapının önünde durdular ve Peygamberimiz (a.s.)ın dışarı çıkmasını beklediler.[39]
İşlenilecek cinayetin tan yeri ağarıncaya kadar bırakılışında, bunun kabileler arasında ortaklaşılmış olduğunu Hâşim oğullarına göstermeyi, onların müteaddit kabilelere karşı öç almayı göze alamayarak diyete razı olmalarını sağlamayı amaçlamış olmaları muhtemeldir.[40]
Fakat, bu, ancak, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´in gece karanlığında kimse görmeden Sevr mağarasına yetişip saklanmalarına yaramıştır.[41]
Peygamberimiz (a.s.)ın Kapısı Önünde Toplanan Müşriklerden Bazıları
Peygamberimiz (a.s.)ın evinin önünde toplanan gözetleyici müşrikler arasında:
1. Ebu Cehil Amr b. Hişam,
2. Hakim b. Ebi´l-Âs,
3. Ukbe b. Ebi Muayt,
4. Nadr b. Haris,
5. Ümeyye b. Halef,
6. İbnü´l-Gaytala,
7. Zem´a b. Esved,
8. Tuayme b. Adiyy,
9. Ebu Leheb,
10. Übeyyb. Halef,
11. Nübeyh b. Haccac,
12. Münebbih b. Haccac da vardı. [42]
Ebu Cehil, yanındakilere:
"Muhammed´in iddiasına göre; siz Müslüman olur, kendisine uyarsanız, Araplara ve Arap olmayanlara hakim olacakmışsınız!
Ölümünüzden sonra, diriltilecekmişsiniz!
Sizin için, Ürdün bahçeleri gibi bahçeler olacakmış!
Eğer dediğini yapmazsanız, kendisi için sizin öldürüleceğiniz muhakkakmışl
Öldükten sonra da, diriltiIecekmişsiniz ve sizin için, içinde sizi yakacak bir ateş (Cehennem) olacakmış! " diyerek alay etti.[43]
Peygamberimiz (a.s.)ın Müşriklerin Başlarına Toprak Saçarak Aralarından Geçip Gidişi
Peygamberimiz (a.s.) dışarıda kendisini gözetleyen müşriklerin yanına çıktı.
Eline yerden bir avuç toprak aldı[44] ve Ebu Cehil´e:
"Onu ben söylüyorum! Bana inanmayarak öldürüldükten sonra Cehennemde yanacak olanlardan birisi de sensin!" buyurdu.[45] Ve elindeki toprağı onların başlarına saçtı. [46]
Saçılan topraktan, başına isabet etmeyen kimse kalmadı!
Yüce Allah onların gözlerini aldı. Onlar Peygamberimiz (a.s.)ı göremediler!
Peygamberimiz, onların aralarından geçip giderken, Yâsîn sûresinin başından on âyet okudu.[47]
Sonra da, gitmek istediği yere yöneldi.
Müşriklerle birlikte bulunmayan bir kimse, müşriklerin yanlarına gelip, onlara:
"Siz burada neyi bekliyorsunuz " diye sordu.
Onlar:
"Muhammed´i bekliyoruz!" dediler.
Adam:
"Allah sizi umduğunuza erdirmesin!
Vallahi, Muhammed yanınıza çıkmış, sonra da, sizden, başına toprak saçmadık kimse bırakmayıp işine gitmiş! Siz kendinize yapılan şeyi görmüyor musunuz " dedi.
Müşriklerden her biri elini başının üzerine sürdü, bir de ne görsün: Üzerlerine toprak saçılmış![48]
Sonra, içeriye bakıp, Peygamberimiz (a.s.)ın döşeğinin üzerinde Hz. Ali´nin Peygamberimiz (a.s.)ın abasına bürünmüş olduğunu gördükleri zaman:
"Vallahi, işte Muhammedi Abasının içinde uyuyor!" dediler.
Öylece, sabaha kadar beklemekten geri durmadılar.[49]
Hz. Ali, sabah namazı için döşekten kalkınca,[50] hemen üzerine yürüdüler!
Bir de ne görsünler Karşılarındaki Hz. Ali ![51]
Kendi kendilerine:
"Vallahi, adamın bize söylediği doğru imiş!" dediler.[52]
Kureyş müşrikleri, Hz. Ali´ye:
"Nerede şu sahibin [53] Nerede amcanın oğlu " dediler.[54]
Hz. Ali:
"Bilmiyorum! [55] Benim bu hususta bir bilgim yok![56] Ben onun üzerinde gözcü değilim!
Siz ona çıkıp gitmesini emrettin iz! [57] ´Bizden ayrıl, git!´ dediniz.[58] O da çıkıp gitti" dedi.[59]
Bunun üzerine, müşrikler Hz. Ali´yi azarladılar ve tartakladılar; Kabe Mescidine götürüp bir süre hapsettikten sonra, bıraktılar.[60]
Sevr Dağı ve Sevr Mağarasında Gizleniş
Sevr dağı Mekke´nin aşağı kesiminde[61] ve sağındadır. Sevr dağının Mekke´ye uzaklığı iki-üç mildir. Yüksekliği bir mildir*
Sevr dağının tepesinde bir mağara vardır. Dağdan, deniz gürünür.[62] Mağaranın girişi tepesindedir.[63]
Sevr dağında sorgun ve hamel gibi Hicaz ağaç ve bitkileri bulunur.[64]
Peygamberimiz (a.s.); evinden ayrıldıktan sonra, hemen Hz. Ebu Bekir´in evine geldi.
Evin arkasındaki küçük kapıdan, Hz. Ebu Bekir´le birlikte dışarı çıktılar.[65]
Mekke´nin aşağı tarafında bulunan Sevr dağındaki mağaraya doğru, geceleyin, yürüyerek gittiler.[66]
Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın kâh önünde, kâh arkasında yürüyordu.
Peygamberimiz (a.s.) onun bu hareketinin farkına varınca:
"Ey Ebu Bekir! Sen niçin kâh önümde, kâh arkamda yürüyorsun " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Senin müşriklerce arandığını hatırladıkça arkanda, gözetlendiğini hatırladıkça da önünde yürüyorum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Başıma gelecek bir musibetin benim yerime senin başına gelmiş olmasını ister misin " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Evet! Seni hak dinle peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; gelecek bir musibetin senin yerine benim başıma gelmesini isterim" dedi.
Nihayet, mağaraya ulaştılar.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Ben senin için girip mağarayı temizleyinceye kadar, sen yerinde dur!" dedi.
Kendisi mağaraya girdi.
Mağaranın içini temizleyip yukarı çıkınca, içindeki delik deşikleri gidermediğini hatırladı.
"Yâ Rasûlallah! Ben delik ve deşikleri de giderinceye kadar, sen yerinde dur!" dedi. Mağaranın içine girip onları da giderdikten sonra:
"İn artık yâ Rasûlallah" dedi.[67]
Hz. Ebu Bekir; mağaranın içinde bulunması ve Peygamberimiz (a.s.)a zarar vermesi muhtemel yılan ve yırtıcı hayvanlara kendisi hedef olmak için önce kendisi girip her tarafı eliyle yokladıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ı indirdi.[68]
Mağaranın içinde erkek ve dişi yılanlara ait delikler bulunuyordu.
Hz. Ebu Bekir bir deliği tıkamadığını görmüş, oradan yılan çıkıp da Peygamber (a.s.)a zarar vermesin diye o deliğe ökçesini dayamış, deliğin içindeki yılan tarafından ısın İmi ştı .[69]
Hz. Ömer halifeliği sırasında bazılarının kendisini Hz. Ebu Bekir´e üstün tutar biçimde konuştuklarını işitince:
"Vallahi, Ebu Bekir´in o gecesi, Ömer´in bütün hanedanından daha hayırlıdır!
Ebu Bekir´in o günü, Ömer´in bütün hanedanından daha hayırlıdır!
Resûlullah (a.s.) mağaraya gitmek için evden çıktığı zaman, Ebu Bekir onun yanında idi" demiştir.[70]
Sevr Mağarasının Kapısında Gerçekleşen Mucizeler
Ashabdan Zeyd b. Erkam, Enes b. Malik ve Mugîre b. Şûbe´nin Peygatm berim iz (a.s.)dan rivayetlerine göre;
Yüce Allah´ın emriyle, mağaranın önünde, Peygamberimiz (a.s.)ın yüzünü örtüp göstermeyecek biçimde bir ağaç* yetişti!
Mağaranın kapısına hemen bir örümcek gelip, ağaçla Peygamberimiz (a.s.)ın arasına üstüste ağ gerdi, Peygamberimiz (a.s.)ın yüzünü örttü!
İki dağ güvercini de, gelip mağaranın ağzında,[71] örümcekle ağaç arasında[72] yuvalandı.[73]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Aramaya Koyulmaları
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´in Sevr mağarasında gizlenmeye gittikleri sırada, aralarında Ebu Cehil´in de bulunduğu bir topluluk, Peygamberimiz (a.s.)ı evinde bulamayınca, hemen Hz. Ebu Bekir´in evine gidip kapısına dikildiler.
Esma binti Ebi Bekir dışarı çıktı. Ona:
"Ey Ebu Bekir´in kızı! Nerede baban " diye sordular.
Esma Hatun:
"Vallahi, babamın nerede olduğunu bilmiyorum!" deyince, Ebu Cehil elini kaldırıp onun yanaklarına şiddetli bir şamar attı.
Esma Hatunun küpesi kulağından yere fırladı![74]
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ı çok sıkı bir arayışla[75] her tarafta;[76] Mekke´nin yukarısında, aşağısında aramaya koyuldular.[77]
Mekke´nin bütün dağlarını dolaşarak aradılar.[78]
Birtakım adamları da, hayvanlara bindirip, her tarafa saldılar.[79]
Çevrelerdeki su kuyuları sahiplerine haberler, adamlar gönderip, Peygamberimiz (a.s.)ı yakalamalarını emir ve kendilerine büyük ücretler verileceğini vaad ettiler.[80]
Sahillerde oturanlara da aynı şekilde haberler saldılar.[81]
Peygamberimiz (a.s.)ın izini izleyip kendisini buldurmak için, iki izciyi;[82] Kürz b. Alkame ile[83] Sürâka b. Malik b. Cu´şum´u da görevlendirdiler.
Sürâka b. Malik, Peygamberimiz (a.s.)ın iki yüz zira´ (arşın) kadar yakınında bulunduğu sırada, müşriklere:
"İşte, şu taşta bir iz!
Onun, bundan sonra, ayağını nereye koyduğunu (bastığını) bilmiyorum![84]
Vallahi, aradığınız, şu mağaradan ileriye gitmemiştir!" dedi.[85]
Genç müşrikler, Sürâkaya:
"Sen, bu geceye kadar, hiç yanılmamıştın! " dediler.[86]
Herkabilederviçlerinde ileri gelenlerde bulunan-silahlı, elleri kılıçlı gençler, mağaraya yaklaştılar.[87]
Sabah olunca, Sürâka b. Malik, onlara:
"Şu mağaraya gidip bir bakın!" dedi.
Orada toplanmış bulunanlar, mağaraya elli zira1 kalıncaya kadaryarıştılar.[88]
İçlerinden birisi,[89] Sürâka b. Malik,[90] mağaranın içine bakmak için ilerledi.
Mağaranın ağzında iki dağ güvercininin yuvalandığını görür görmez, geri döndü.
Kendisine:
"Sana ne oldu Niçin mağaranın içine bakmadın " diye sordular.
Sürâka da:
"Mağaranın ağzında iki dağ güvercininin yuvalandığını gördüm. İçeride kimse bulunmadığını anladım!" dedi.[91]
Sürâka´nın bu konuşmasını, Peygamberimiz (a.s.) da işitti.[92]
Kürz b. Alkame de, Peygamberimiz (a.s.)ın izini mağaraya kadar sürüp götürmüş:[93]
"İşte, iz şurada kesildi!" demiştir.[94]
Sevr dağının üzerine çıkıp da, mağaranın kapısının üzerinde gerili örümcekağını gördükleri zaman, müşriklerin işleri karıştı:
"Eğer o oraya girmiş olsaydı, kapının üzerinde örümcek ağı bulunmazdı![95] Eğer mağaranın içinde bir kimse bulunsaydı, şuradaki örümcek ağı olmazdı!" dediler.[96]
Bazıları:
"Mağaranın içine bir girin bakalım!" dedikleri zaman, Ümeyye b. Halef:
"Sizin hiç aklınız yok mu Mağarada ne işiniz var !
Üzerinde üstüste, kat kat örümcek ağı bulunan şu mağaraya mı gireceksiniz !
Vallahi, benim kanaatime göre,[97] şu örümcek ağı Muhammed doğmadan öncesine aittir!" dedi[98] ve oraya da işedi.
Hatta, kendisinin sidiği, mağaranın içine doğru aktı gitti.[99]
Müşrikler mağaranın sağını solunu dolaşıyor ve:
"Eğer mağaraya girmiş olsalardı, güvercinlerin yumurtası kırılır, örümcek ağı da bozulurdu!" diyorlardı. [100]
Ebu Cehil ise:
"Vallahi, ben sanıyorum ki, o yakınımızdadır!
Fakat, bazı sihri ile gözlerimizi bağladı, göremez etti!" dedi.[101]
Hz. Ebu Bekir´in Telaşlanışı ve Korkuya Düşüşü
Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ben öldürülürsem, nihayet, bir tek kişiyim. Ölür giderim!
Ama sen öldürülecek olursan, o zaman bir ümmet helak olur gider!" diyordu.[102]
O sırada, Peygamberimiz (a.s.), ayakta dikilerek namaz kılıyor, Hz. Ebu Bekir de gözcülük ediyordu.
Peygamberimiz (a.s.)a:
"Şu kavmin seni arayıp duruyorlar!
Vallahi, ben kendim hakkında tasalanmıyorum.
Fakat, sana yapılmasını istemediğim birşeyin yapıldığını göreceğim diye korkuyorum" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Ebu Bekir! Korkma! Hiç şüphesiz, Allah bizimledir!" buyurdu.[103]
Hz. Ebu Bekir mağaranın içinde iken başlarının üzerinde müşriklerin ayaklarını görünce; [104] Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Onlardan bazısı gözünü aşağı eğip baksa muhakkak bizi görür!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sus ey Ebu Bekir! İki kişi ki, üçüncüsü Allah´tır!" buyurdu.[105]
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Onlardan birisi [106] ayağını kaldıracak,[107] ayaklarına bakacak olursa, ayaklarının altında[108] bizi görecek!" dedi.[109]
Peygamberimiz (a.s.):
"Mahzun olma (üzülme)! Allah bizimledir![110]
Ey Ebu Bekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun !" buyurdu.[111]
Yüce Allah, bu vakıayı Kur´ân-ı Kerîminde şöyle anar:
"Eğer siz ona (Peygamber (a.s.)a) yardım etmezseniz, (hatırlayınız o zamanı ki) kâfirler onu (Mekke´den) çıkardıkları (hicret etmek zorunda bıraktıkları) zaman, bizzat Allah ona yardım etmişti.
(O zaman), Resûlullah (ancak) ikinin ikincisinden ibaretti.
O zaman, onlar (Sevr dağının tepesindeki) mağarada idiler.
Peygamber, arkadaşına (Ebu Bekir´e):
´Mahzun olma (Üzülme)! Allah hiç şüphesiz bizimledir!´ derken, Allah onun üzerine sekînetini indirmiş, onu (Peygamberini) görmediğiniz ordularla (meleklerle) desteklemiş, kâfirlerin kelimesini alçalt-mışt. Allah´ın kelimesi ise, o çok yücedir. Allah mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir."[112]
Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Sevr dağında ve mağarasında bulamayınca, umutları kesilmiş olarak geri döndüler.[113]
Peygamberimiz (a.s.)ı ve Hz. Ebu Bekir´i bulup kendilerine geri getirene[114] veya öldürene[115] yüz deve verileceğini,[116] Mekke´nin aşağı ve yukarı kısımlarında ilan ettiler. [117]
Peygamberimiz (a.s.), Perşembe günü geceleyin, Hz. Ebu Bekir´i yanına alarak Sevr mağarasına girmişti.
Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerini orada geçirdiler. [118]
Hz. Ebu Bekir´in oğlu Abdullah, çok anlayışlı ve çok becerikli bir gençti.[119]
Babasının emri üzerine,[120] her gece Sevr mağarasında Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´in yanında geceler, seher vakti yanlarından ayrılır, Mekke´de gecelemiş gibi, Kureyş müşriki eriyle sabahlardı.[121]
Gündüzün de, Kureyş müşriklerinin arasında onlarla birlikte bulunur, onların konuşmalarını, danışmalarını, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir hakkında söylenen şeyleri dini er, [122] müşriklerin hile ve tuzaklarından,[123] duyduklarını da[124] ezberler,[125] akşamleyin gelip Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´e haberverirdi.[126] Hz. Ebu Bekir´in azadlısı Âmirb. Füheyre de; Hz. Ebu Bekir´e ait[127] davarları Mekkelilerin çobanlarıyla birlikte yayardı.[128] Sabahleyin onlarla birlikte çıkar, akşam dönüşünde ise, davarlarının yürüyüşünü ağırlaştınp çobanlardan geride kalır, gece karanlığı basınca, davarlarıyla birlikte Sevr mağarasına dönerdi. [129]
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, ihtiyaçları olan sütü sağıp alırlardı. [130]
Sağmal, bol sütlü davarlardan sağılan süt, içine güneşte kızmış temiz taş konularak ısıtılır, böylece taze süt içerek gecelerlerdi.
Âmir b. Füheyre gecenin sonuna doğru sağmal koyuna seslenir, onu alıp ötekilerle birlikte mağaranın önüne götürürdü.[131]
Sabahleyin erkenden Mekke´ye dönen Abdullah´ın ayak izlerini de, arkasından götürdüğü davarların izleriyle siler, belirsiz eder,[132] otlakta Mekke çobanlarıyla sabahlardı.
Çobanlar işin farkına varmazlardı.[133]
Hz. Ebu Bekir´in Evdeki Parasını Getirtip Medine´ye Götürüşü
Hz. Ebu Bekir´in Müslüman olduğu zaman, kırk bin dirhemi vardı.[134]
Müşriklerin işkence altında kıvran d irdi ki arı Müslüman köleleri onlardan satın alıp azad etmek ve Müslümanları güçlendirmek için servetini harcamaktan geri durmadı.
Medine´ye hicret edeceği zaman, ancak beş bin[135] veya altı bin[136] dirhemi kalmıştı.[137] Oğlu Abdullah´ı gönderip, onları da Sevr mağarasına getirtti [138] ve yanında Medine´ye götürdü.[139] Orada da, Mekke´de yaptığı gibi yaptı.[140]
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´de Peygamber Olarak Ne Kadar Kaldığı ve Medine´ye
Ne Zaman ve Nasıl Hicret Ettiği
Peygamberimiz (a.s.) kırk yaşında peygamber olup, kendisine vahiy geldiği halde Mekke´de onüç yıl kaldıktan sonra, Medine´ye hicret etmesi Allah tarafından emrolundu.[141]
Nübüvvetin onüçüncü yılında,[142] Zilhicce ayında Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)a Ensar (Medineli Müslümanlar) tarafından yapılan İkinci Bey´attan sonra, Peygamberimiz (a.s.), o yıl,[143] Zilhicce´den kalan günlerle Muharrem ve Safer ayında Mekke´de oturdu.[144]
Perşembe günü Hz. Ebu Bekir´le birlikte Sevr mağarasına girdi.[145] Mağarada üç gece kaldılar.[146]
Halk iyice sakinleşti.[147]
Sevr mağarasına girişlerinden, üç gece sonra, Sevr´de bulunmak üzere ücretle tutulmuş olan Abdullah b. Uraykıt da, kendisine teslim edilmiş bulunan iki deve ile birlikte, üçüncü gecenin sabahında, seher vaktinde Sevr´e gelmiş bulunuyordu.[148]
Nübüvvetin ondördüncü yılında.[149] Rebiülevvel ayının dördünde, [150] Pazartesi günü[151] seher vakti,[152] Hz. Ebu Bekir iki devenin üstün olanını Peygamberimiz (a.s.)a takdim ederek:
"Babam, anam sana feda olsun! Bin!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben, benim olmayan deveye binmem!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! O senindir! Babam, anam sana feda olsun!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Hayır! Binmem! Fakat, onu ne kadara satın aldınsa bana söylemelisin!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Şu kadara! Şu kadara!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
"Ben de, onu o bedelle aldım!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Artık o senindir yâ Rasûlallah!" dedi.[153]
Peygamberimiz (a.s.); Ced´â, Adbâ diye de anılan Kasvâ´yı Hz. Ebu Bekir´den dört yüz dirheme satın alınca,[154] onun üzerine bindi.
Hz. Ebu Bekir de, diğer deveyi binip, azadlısı Âmir b. Füheyre´yi-yolda kendilerine hizmet etmesi için-terkisine aldı.[155]
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt önlerine düştü. Sahiller yolunu tutup, Medine´ye gitmek üzere, Sevr´den aynldılar.[156]
Peygamberimiz (a.s.)ın Yurt Sevgisi ve Hz. Ebu Bekir´in Kureyş Müşrikleri Hakkındaki Sözü
Peygamberimiz (a.s.); Hazvere çarşısında durarak,[157] Beytullah´a baktı.[158] Mekke´ye:
"Vallahi,[159] biliyorum ki,[160] sen, hiç şüphesiz, Allah´ın yarattığı yerlerin hayırlısı ve Allah´a en sevgili olanısın![161]
Eğer senin halkın[162] beni senden çıkarmamış olsalardı, çıkmazdım!" buyurdu.[163]
Peygamberimiz (a.s.)ın:
"Senden daha güzel ve bana senden daha sevgili bir belde yoktur!
Eğer kavmim beni senden çıkarmamış olsalardı, ben senden başkasında oturmazdım!" buyurduğu[164] ve:
"Ey Allah! Sen, beni beldelerin bana en sevgili olanına götür!
Beni, beldelerin sana sevgili olanında yerleştir!" diye dua ettiği de rivayet olunmuştur. [165]
Peygamberimiz (a.s.)a Yüce Allah tarafından hicret emri verildiği zaman, İsrâ sûresinin sekizinci âyeti de indirilmiş ve bu âyette:
"´Rabbim! Beni (gireceğim yere) sıdk (ve selâmet) girdirişiyle girdir!
(Çıkacağım yerden de) sıdk (ve selâmet) çıkarışıyla çıkar!
Ve tarafından, bana hakkıyla yardım edici bir hüccet (ve kudret) de ver´ de!" buyurulmustur. [166]
Peygamberimiz (a.s.) Mekke´den çıkarken, Hz. Ebu Bekir: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! Onlar Resûlullah (a.s.)ı çıkardılar! Hiç şüphesiz, kendileri de helak olacaklar" dedi.[167]
Medine´ye Gidilirken Takip Edilen Yollar ve Uğranılan Yerler
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt; Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Mekke´nin aşağı tarafından götürüp sahile geçirdi.
Usfan´ın aşağısında, yoldan ayrıldılar. [168]
Usfan; Mekke ile Medine arasında, Mekke´ye iki günlük kadar uzaklıkta bir kariyye olup, kuyuları ve akarsuları sayılamayacak kadar çoktur.[169]
Hz. Ebu Bekir, kâh önde gidiyor, kâh arkadan birisinin gelmesinden korkunca, geride kalıp arkada gidiyor ve böyle yapmaktan geri durmuyordu. [170]
Hz. Ebu Bekir, ticaret maksadıyla zaman zaman Şam´a gidip geldiği için, herkesçe tanınırdı.
Mekke ile Medine arasındaki bu yolculukları sırasında da,[171] tanıdığı birisiyle karşılaştıkça, Peygamberimiz (a.s.)ı:[172]
"Ey Ebu Bekir! Kimdir şu önündeki zât " diye ona soruyorlar, o da:
"Kılavuzdur! Bana yol gösteriyor!" diyor, [173] bu sözü ile de:
"O bana hayır yolu gösteriyor!" demek istiyordu.[174]
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Emec´in altından
götürdü.[175] Emeç; Usfan ile Kudeyd arasında, Huzâalara ait ekinlik bir vadi olup, yirmi kadar su kuyusu
vardır.[176] Emec´i geçtikten sonra, yol ayrıldı.
Kudeyd´e vardılar. [177]
Kudeyd; Mekke ile Medine arasında,[178] Mekke´ye Medine´den daha yakın,[179] su kuyuları çok olan biryerdir.[180]
Kudeyd çadırlarına ulaştıkları sırada Müdlic oğullarından bir adama rastladılar.[181]
Peygamberimiz (a.s.)ın Bir Kayanın Gölgesinde Dinlenişi
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, her tarafta aranıyor olmalarına rağmen, Mekke´den ayrıldıkları gün ve o günden sonraki gece, durmadan yollarına devam ettiler. [182]
Ertesi gün de yanlanmış,[183] yol da boşalıp, yoldan hiç kimse geçmez olmuştu.[184]
Hz. Ebu Bekir, gölgesine sığınılabilecek bir yer var mı diye göz gezdirirken, [185] gölgeli, uzun bir kaya gördü. Kayanın üzerine henüz güneş gelmemişti. Hemen varıp onun yanına indiler. [186] Hz. Ebu Bekir kayanın gölgesinde Peygamberimiz (a.s.)in uyuyacağı bir yeri düzelttikten ve üzerine bir post serdikten sonra:
"Yâ Rasûlallah! Sen yat, uyu. [187]
Ben senin için etrafa göz kulak olurum" dedi. [188]
Peygamberimiz (a.s.) yatıp uyudu. [189]
Hz. Ebu Bekir kendilerini arayan kimse var mı diye etrafa bakınırken, bir davar çobanının davar-larıyla birlikte kayaya doğru gelmekte olduğunu ve onun da kayanın gölgesinden yararlanmak istediğini gördü.
Kendisini karşılayıp, ona:
"Sen kimin çobanısın ey oğul " diye sordu. [190]
Çoban:
"Şehir halkından.[191] Kureyşîlerden [192] bir adamın çobanıyım!" dedi. [193]
Adamın ismini haber verince, Hz. Ebu Bekir onu tanıdı [194] ve çobana:
"Davarında süt var mı " diye sordu.
Çoban, "Evet! Var!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Bizim için süt sağır mısın " diye sordu.
Çoban "Evet!" deyince, Hz. Ebu Bekir bir koyun tutmasını ona emretti:
"Memeyi kıldan, topraktan, kirden silkip tem iz I ey i ver!" dedi.
Çoban Hz. Ebu Bekir´in dediğini yaptıktan sonra, yanındaki çanağa bir miktar süt sağdı. [195]
Hz. Ebu Bekir´in yanında ufak bir tulum vardı.
Hz. Ebu Bekir; Peygamberimiz (a.s.) ondan su içsin, abdest alsın diye, o tulumla su taşırdı. [196]
Peygamberimiz (a.s.) o sırada çok susamıştı. [197]
Hz. Ebu Bekir sütün üzerine su döküp biraz soğuttu ve:
"Yâ Rasûlallah! İç sütten!" dedi. [198]
Peygamberimiz (a.s.) içince, Hz. Ebu Bekir´in içi rahaflaştı. [199]
"Yâ Rasûlallah! Yolculuk için vakit geldi!" dedi. [200]
Güneş batıya doğru eğildikten sonra, kalkıp yollarına devam ettiler [201] ki, o gün Salı günü olup, Kudeyd´e gelmiş bulunuyorlardı. [202]
Müşriklerde, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i her tarafta aramaktan geri durmuyorlardı. [203]
Ümmü Ma´bed Hatunun Çadırına Uğranılması
Ümmü Ma´bed Hatun, Huzâaların atası Aımr b. Rebia´nın şovundan olup, akıllı, iffetli ve güçlü bir kadındı.
Kuraklık ve kıtlık yıllarında Kudeyd´deki[204] çadırının önüne oturur, gelen geçen yolcuların su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı.
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, Âmir b. Füheyre ve Abdullah b. Uraykıt da onun çadırına uğradılar. Ondan hurma[205] veya et satın almak istediler.
Fakat, Ümmü Ma´bed Hatunun yanında bunlardan hiçbir şey bulamadılar.
Çünkü, hazerde, seferde azığı tükenen veya kıtlığa uğrayan halk, onda bulduklarını, olanları satın alır, tüketirlerdi.[206]
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Vallahi, yanımızda birşey bulunsaydı, sizin ihtiyacınızı gidermek için ikram ederdim!" dedi.[207]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Ümmü Ma´bed! Yanında süt bulunur mu " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Yoktur! Vallahi davarlar kısırdır!" dedi.[208]
Peygamberimiz (a.s.), çadırın bir tarafında duran arık koyunu gördü ve:
"Ey Ümmü Ma´bed! Nedir şu koyun " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"O, arık, davar sürüsünden geri kalmış, dermansız, güçsüz bir koyundur!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Onda süt var mı " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"O, bundan tamamıyla mahrumdur!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim onu sağmama izin verir misin " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Evet! Anam, babam sana feda olsun! Eğer sen onda süt bulabileceğini sanıyorsan, sağ!" dedi.[209]
Peygamberimiz (a.s.)ın Sütsüz Koyundan Süt Sağışı
Peygamberimiz (a.s.), koyunu getirtti. Koyunun arkasına çömelcii. Bacaklarını ayırdı. Besmele çekti. Koyunun memesini eliyle sığadı[210] ve:
"Ey Allah! Ona (Ümmü Ma´bed´e) koyununu bereketli kıl!" diyerek[211] dua edince, koyunun memesi sütle dolup taştı!
Peygamberimiz (a.s.) beş-on kişinin kanasıya içeceği büyüklükte bir kap getirtti ve içine süt sağdı. Kabı ağzına kadar doldurdu.
Önce Ümmü Ma´bed Hatun ondan kanasıya içti.
Peygamberimiz (a.s.)ın yoldaşları da ondan kanasıya içtiler. Onlardan sonra da, Peygamberimiz (a.s.) içti ve:
"Kavmin sulayıcısı, onlardan sonra içer!" buyurdu.
Hepsi de, susadıktan sonra, ondan tekrar içtiler ve kandılar.
Peygamberimiz (a.s.), tekrar kabın içine süt sağıp doldurdu ve Ümmü Ma´bed Hatuna bıraktı. [212]
Ümmü Ma´bed Hatun bir koyun getirip kesti. Etini pişirdi. Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşları ondan yediler.
Ümmü Ma´bed Hatun; pişirdiği etten, yolda yiyecekleri kadar da, onların sofralarına koydu.
Etin daha çok kısmı kendilerine kaldı.[213]
Ümmü Ma´bed Hatunun Peygamberimiz (a.s.)da Gördüklerini ve Peygamberimiz
(a.s.)ı Kocasına Anlatması
Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşları ayrılıp gittikten biraz sonra, Ümmü Ma´bed´in kocası Ebu Ma´bec! geldi.
Kapta dolu sütü görünce, şaşırdı:
"Bu süt size nereden geldi !
Koyunlar kısır ve uzaktalar! Çadırda da süt sağılır hayvan yok! " dedi.
Ümmü Ma´bed:
"Hayır! Vallahi, bize ancak mübarek bir zât uğradı. Şöyle şöyle söyledi. Şöyle şöyle yapti!" diyerek olan bitenleri birer birer anlatınca, Ebu Ma´bed:
"Vallahi, ben sanırım ki, o, Kureyşîlerin aramakta oldukları sahihleridir!
Ey Ümmü Ma´bed! Hele sen onu bana bir tarif et bakayım " dedi.
Ümmü Ma´bed:
"Gördüğüm öyle birzât idi ki, güzelliği besbelli idi. Güzel huylu idi. Kendisinde ne karın büyüklüğü, ne de baş küçüklüğü vardı. Kendisi çok biçimli ve güzel çehreli idi. Kendisinin gözlerindeki siyahlıkta ve kirpiklerinde çokluk, sesinde naziklik vardı. Gözünün akı pek ak, siyahı da pek siyahtı. Gözü, Kudretten sürmeli idi. Kaşlarının ucu ince, saçları koyu siyahtı. Boynunda uzunluk ve yükseklik, sakalında sıklık vardı.
Sustuğu zaman kendisinde bir vakar ve ağırbaşlılık, konuştuğu zaman da güleryüzlülük, tatlı sözlülük görülmekte; sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı akmakta idi.
Sözü açık, ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup, ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu.
Uzaktan bakılınca, kendisi insanların en heybetlisi idi. Yakınına gelince, herkesten daha tatlı ve çekici idi.
Kendisi orta boylu olup, boyu ne hoşa gitmeyecek derecede uzun, ne de göz hakir görecek, başkasına bakacak derecede kısa idi. Sanki o birfidan idi ki; iki fidan arasında bitmiş, parlaklığı ve yeşilliği onlara üstün gelmişti.
Onun yanında yoldaşları da vardı ki, o birşey söylediği zaman onlar dinlerler, onun verdiği emri yerine getirmeye koşuşurlardı.
Kendisi ekşi ve asık suratlı değil, güleçti.
Kimseyi kınamaz ve azarlamazdı" dedi.
Eb Mâbed:
"Vallahi, bu zât, Mekke´deki işi bize anlatılmış olan, Kureyşîlerin sahibidir.
Ey Ümmü Ma´bed! Eğer ben kendisine rastlamış olsaydım, arkadaşlığına kabul edilmemi dilerdim!
Yine de, bir yolunu bulursam, muhakkak bunu yapacağım!" dedi. [214]
Ümmü Ma´bed Hatunun Mucize Sütlü Koyunu
Ümmü Ma´bed Hatunun bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.) tarafından memesi sığanan ve kesilmemesi emrolunan koyun, Hicretin 18. yılındaki kuraklığa kadar kalmış, kuraklıktan yeryüzünde az veya çok birşey kalmamışken, onlar bu koyundan sabah akşam süt sağmış durmuşlardır![215]
Ümmü Ma´bed Âtike Hatunla Kocası Eksem´in Müslüman Oluşu
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye gittikten sonra, Ümmü Ma´bed Atike Hatun, Yüce Allah´ın dilediği kadar bir müddet Kudeyd´de kalıp, küçük oğlunu yanına alarak Medine´ye gitti.
Peygamberimiz (a.s.)ın Mescidinde Müslümanlara hitapta bulunduğu sırada Ü mmü Ma´bed Hatunun Mescide uğrayan oğlu, koşarak annesinin yanına geldi ve:
"Anneciğim! Ben, bu gün, Mübarek Zâtı gördüm!" dedi.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Oğulcuğum! O, Resûlullah (a.s.)dır!" dedi.[216]
Ümmü Ma´bed Hatun Medine´de Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)a bey´at etti.[217]
Ümmü Ma´bed´in kocası Ebu Ma´bed Eksem b. Cevn (Abduluzzâ) Huzâaların atası Amr b. Rebia´nın soyundan olup, Hicret sırasında Müslüman olmak için Peygamberimiz (a.s.)ın arkasından giderek[218] Ri´m vadisinde[219] Peygamberimiz (a.s.)a yetişmiş, Müslüman olmuş, bey´at edip yurduna dönmüştür.[220]
Yüce Allah her ikisinden de razı olsun!
Peygamberimiz (a.s.), Ebu Ma´bed´e:
"Ey Eksem! Amr b. Luhayy, b. Kaman, b. Hındif´i, Cehennemde barsaklarını sürürken gördüm! Onun kadar sana benzeyen, senin kadar da ona benzeyen bir kimse görmedim" buyurmuştu. Eksem:
"Yâ Rasûl alları! Onun bu benzeyişinin, bana zarar vermesinden korkuyorum!" dedi. Peygamberimiz (a.s.):
"Hayır! Korkma! Sen mü´minsin! O ise kâfirdir! O, İsmail (a.s.)ın dinini ilk değiştiren, putlar diken, Bahire, Sâibe, Vasile ve Hami bid´atlarını ihdas eden kimsedir!" buyurdu.[221]
Mekkelilerin Bir Cinden Beyitler İşitmeleri ve Ümmü Ma´bed´den Peygamberimiz (a.s.)ı Sormaları
Üç gece bekledikleri halde, Hz. Ebu Bekir´in ev halkı da,[222] Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz (a.s.)ın nereye doğru gittiğini ve halen nerede olduğunu bilmiyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve arkadaşları, Salı günü Kudeyd´de bulundukları sırada idi ki,[223] cinlerden bir adam,[224] Arapça bazı beyitler okuyarak Mekke´nin aşağı tarafından yukarı taraflna doğru gitti.
Halk da, kendisini görmedikleri halde, onun sesini takip ederek Mekke´nin yukarısına doğru gittiler.
Okunan beyitlerde, özetle, Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşının Ümmü Ma´bed Hatunun çadırında dinlendikleri anlatılıyor, Ümmü Ma´bed´in iyiliği övülüyordu.[225]
Kureyş müşrikleri cinden Ümmü Ma´bed´in adını işitince, Ümmü Ma´bed´in çadırına vardılar.
Ona:
"Sen Muhammed´i gördün mü Kendisinin şekil ve şemaili şöyle şöyledir!" diyerek Peygamberimiz (a.s.)ı tarif ettiler ve sordular.
Ümmü Ma´bed:
"Ben sizin söylediğiniz şeyleri bilmiyorum.
Ancak, bana bir konuk uğrayıp, kısır koyundan bol süt sağdı!" dedi.
Kureyş müşrikleri:
"İşte, biz de onu soruyor ve bulmak istiyoruz!" dediler ve hemen aramaya gittiler.[226]
Sürâka b. Malik b. Cu´şum´un Peygamberimiz (a.s.)ı Takip Edişi ve Eman Dilemek
Zorunda Kalışı
Kureyş müşriklerinin saldıkları elçi Müdlic oğulları yurduna vanp, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´den her birini öldüren veya esir eden kimseye mükâfat olarak birer diyet (yüzer deve) verileceğini duyurmuştu.[227] Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir de, o gün, Salı günü, Müdlic oğullarının yurdu olan Kudeyd´e ulaşmış bulunuyorlardı. [228] Sürâka b. Malik´in Müdlic oğullarının meclislerinden birisinde oturduğu sırada, Müdlic oğullarından bir adam gelip üzerine dikildi[229] ve ona:
"Ey Sürâka! Ben biraz önce sahile doğru giden birkaç yolcu gördüm.[230] Sanırım ki, onlar Muhammed ile ashabıdır!" dedi.[231]
Sürâka, adamın gördüklerinin Peygamberimiz (a.s.)la ashabı olduğunu anladı.[232] Ona, gözüyle "Sus!" diye işaret ettikten sonra:[233]
"Senin gördüğün yolcular onlar değildir. Herhalde, sen filan filan kişileri görmüşsündür ki, biraz önce, yitiklerini aramak için, gözümüzün önünden geçip gitmişlerdi.[234]
Onlar ancak filan oğullarıdır. Yitiklerini anyorlardır!" dedi.
Adam da:
"Olabilir!" diyerek karşılık verdi.[235]
Sürâka, mecliste biraz eğleştikten, oyalandıktan sonra, kalkıp evine girdi. Hemen atını alıp çıkmasını ve yüksek tepenin arkasında kendisini beklemesini cariyesine emretti.[236]
Zırhını giyindi, silahını kuşandı, fal okunu çıkardı.
Onlara zarar verip veremeyeceğini anlamak için, fal okunu çekti.
Hoşlanmadığı şey, zarar veremeyeceği oku çıktı!
Buna rağmen, Sürâka, Peygamberimiz (a.s.)ı tutup Ku rey şile re teslim edince yüz deveye kavuşacağı umudunu yitirmedi.[237]
Hemen kargısını alıp, evin arka tarafından dışarı çıktı.
Kargısının parıltısı göze çarpmasın diye alt tarafını yerde sürükleyerek, üst tarafını da aşağıya doğru tutarak atının yanına vardı, üzerine ati adı. Kendisini gayesine bir an önce yaklaştırması için, onu dörtnala kaldırdı.[238]
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i gördü.[239] Seslerini işitecek kadar, kendilerine yaklaştı, yetişti.[240]
Hz. Ebu Bekir dönüp bakınca, bir süvarinin kendilerine gelip yetiştiğini gördü[241] ve:
"Yâ Rasûlallah! Bu, bizi anyor! [242] Bu süvari bize yetişmiş bulunuyor! " dedi.[243]
Peygamberimiz (a.s.):
"Mahzun olma! Allah bizimledir!" buyurdu.[244]
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Bu, bizi anyorve bize de gelip yetişmiş bulunuyor! " dedi ve ağladı.
Peygamberimiz (a.s.), Hz. Ebu Bekir´e:
"Sen ne için ağlıyorsun " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Vallahi ben kendim hakkında ağlamıyorum! Fakat, senin hakkında ağlıyorum!" dedi.[245]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), arkasına dönüp baktı[246] ve:
"Ey Allah! Şuna karşı, dilediğin şeyle bize kâfi ol! Onun şerrini üzerimizden defet![247] Düşür onu atından!" diyerek dua etti. [248]
At birden tökezleyip yere kapandı! Sürâka da atın üzerinden yere yuvarlandı! Hemen kalktı.
Elini fal oku torbasına uzatıp, ondan fal kalemlerini çıkardı ve:
"Şunlara zarar verir miyim, yoksa veremez miyim " diye, onlarla fal çekti. Yine, hoşlanmadığı şey, zarar veremeyeceği oku çıktı.
Fakat, Sürâka çıkan oka uymadı. Yine, atının üzerine atladı. Kendisini gayesine ulaştırması için onu dörtnala kaldırdı.
Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarına daha çok yaklaştığı zaman, at yine yere kapandı!
Sürâka da, atın üzerinden yere yuvarlandı!
Kalktı. Tekrar elini ok torbasına uzatıp, ondan fal kalemlerini çıkardı ve:
"Şunlara zarar verir miyim, yoksa veremez miyim " diye, onlarla fal çekti.
Yine, hoşlanmadığı şey, zarar veremeyeceği oku çıktı.
Sürâka oka isyan etti. Yine, atına ati adı.
Kendisini gayesine ulaştırması için onu dörtnala kaldırdı.
Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i işitecek kadar yaklaştı. [249]
Aralarındaki mesafe iki-üç mızrak boyuna kadar indi. [250]
Peygamberimiz (a.s.) arkasına hiç dönüp bakmıyor, Hz. Ebu Bekir ise, arkasına sık sık, çok çok dönüp dönüp bakıyordu!
Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i işittiği sırada, Sürâka´nın atının iki ön ayağı birden yere, kuma battı, gömüldü! Bu batış, atın dizlerine kadar erişti!
Sürâka da, atin üzerinden yere yuvarlandı!
Sürâka atı kalkmaya zorladı ve at da kalkmaya çabaladı ise de, ayaklarını gömüldüğü yerden çıkaramadı!
Sürâka Peygamberimiz (a.s.)ın böyle Allah tarafından korunduğunu görünce, İslâmiyetin her tarafa yayılıp hakim olacağına kanaat getirdi. [251]
"El-emân!" diyerek[252] seslendi [253] ve: "Ben, Sürâka b. Malik b. Cu´şum´um! Bana bakınız! Sizinle konuşacağım. Vallahi, ben artık size ne eziyet edeceğim, ne de benden size hoşlanmayacağınız birşey gelecektir! [254]
Ey Muhammed! Anladım ki, bu başıma gelen şey, senin işindir! Dua et de, Allah beni şu içinde bulunduğum durumdan kurtarsın![255] Üzerime borç olsun ki;[256] vallahi[257] ben arkamdan gelenlere halinizi gizleyeceğim!
İşte ok torbam! Bu oklardan bir ok al! Sen filan ve filan yerde benim develerimin ve davarlanmın yanına uğra! Onlardan neye ihtiyacın varsa al!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim senin develerine ve davarlarına ihtiyacım yok!" buyurdu[258] ve Allah´a dua etti.[259]
At hemen silkinip ayağa kalktı!
Atın yere gömülen ayaklarının izinden, göğe doğru, ateş dumanı gibi bir duman yükselip dağıldı. [260]
Sürâka:
"Kavmin, senin öldürülmen veya esir edilmen için diyet (yüz deve) vaad etti!" dedi.
Kureyşlilerin Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına neler yapmak istediklerini haber verdi.
Sürâka Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarına yol azığı ve levazımı vermek istedi ise de, ondan birşey almadılar. [261]
Peygamberimiz (a.s.), Hz. Ebu Bekir´e:
"Söyle ona! Kendisinin de bizden bir isteği var mı " buyurdu.
Hz. Ebu Bekir bunu ona söyledi. [262]
Sürâka:
"Seninle benim aramda bir alâmet olmak üzere, bir yazı, [263] benim için bir emannâme[264] yaz!" dedi.[265]
Peygamberimiz (a.s.), Hz. Ebu Bekir´e:
"Onun için bir yazı yaz!" buyurdu. [266]
Âmir b. Füheyre emir buyurulan yazıyı bir deri parçasına yazdı. [267]
Sürâka da, o yazıyı alıp ok torbasının içine koydu[268] ve:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Sen ne dilersen bana emret!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen yerinde dur! Arkamızdan gelecek hiçbir kimseyi bırakma!" buyurdu.
Günün başında Peygamberimiz (a.s.)a harp açan Sürâka, günün sonunda onun silahlı bir koruyucusu olmuştu! [269]
Sürâka, oradan geri dönüp, rastladığı herkese:
"Ben, sizin adınıza, burada olanlara yeterim!" diyor ve onları geri çeviriyordu. [270]
O, vermiş olduğu sözünde böylece durdu. [271]
Peygamberimiz (a.s.)ın Sürâka´ya Bir Müjdesi
Sürâka dönüp gitmek istediği zaman,[272] Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Ey Sürâka! Sen Kisrâ´nın[273] bileziklerini koluna takınacağın, kemerini kuşanacağın ve tacını giyeceğin zaman nasılsın !" buyurdu.[274]
Sürâka:
"Krallar kralı[275] Kisrâ b. Hürmüz´ün mü !" diye hayretle sorunca, Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu[276] ve Fars beldelerinin fetholunup ve Kisrâ´nın servetinin ashabına ganimet kılınacağını Yüce Allah´ın kendisine müjdelediğini Sürâkaya haber verdi.[277]
İran fütuhatında, Kisrâ´nın bilezikleri, kemeri ve tacı Medine´ye getirildiği zaman, Hz. Ömer Sürâka´yı çağırıp bunlan ona taktı!
Sürâka kollan kıllı bir zât idi. Hz. Ömer, ona:
"Ey Sürâka! Ellerini kaldırıp ´Allahuekber! Hamdolsun o Allah´a ki, bunları ´Ben insanların Rabbiyim!´ diyen Kisrâ b. Hürmüz´den soyup, Müdlic oğullarından Sürâka b. Mâlik b. Cu´şum bedevisine takındırdı!´ de" dedi.[278]
Ebu Cehil´in Sürâka´yı Yermeye Kalkışı ve Sürâka´nın da Ona Ders ve Öğüt Verişi
Ebu Cehil Sürâka´nın eli boş olarak döndüğünü görünce,[279] Müslüman olmasından korktu,[280] söylediği beyitlerle onu kötülemeye, halkın gözünden düşürmeye kalkıştı.
Sürâka da, Ebu Cehil´e verdiği manzum cevabında:
"Ey Hakem´in babası! Sen benim atımın ayakları yere battığı zamanki halini bir görmüş olsaydın, anlar ve hiç şüphe etmezdin ki, Muhammed delilli ve bürhanlı peygamberdir!
Artık ona kim dayanabilir ki
Sana yaraşan, Kureyş kavmini ona saldırmaya kışkırtmak değil, onlara engel olmaktır!
Ben iyice kanaat getirdim ki; onun duyurmak ve yaymak istediği şey, muhakkak, bir gün yerleşecek ve gelişecektir!
Öyle ki, bütün halk ona karşı koymayı değil, uymayı ve kendisiyle barışıklık içinde bulunmayı isteyecektir!" dedi.[281]
Medine´ye Doğru Yola Devam Edilişi
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarını yollarına devam ettirip,
Harrar´a getirdi.
Harrar´dan sonra, Seniyetü´l-Mere´ye vardılar.[282]
Harrar; Cuhfe yakınında bir yer, bir sudur.[283]
Seniyetü´l-Mere de; Râbiğ vadisinde Ecya diye anılan suyun yakınındadır.[284] Peygamberimiz (a.s.) Sevr mağarasından ayrılınca, müşrikler tarafından yakalanmak korkusuyla, başka ve sapa bir yol tutularak gidilmeye devam edilmiş, düşmanın takibatından emin kalındığı zaman Mekke´ye gidiş yolu olan ve Mekke ile Medine arasında bulunan Cuhfeye inilmiş,[285] ulaşılmıştı ki; Peygamberimiz (a.s.)ın kalbine, kendisinin, baba ve atalarının yurdu ve İbrahim (a.s.)ın Hareminin özlemi düşmüştü.[286]
Cebrail (a.s.) inip Peygamberimiz (a.s.)a:
"Mekke´yi özlüyor musun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.[287]
Büreyde b. Husayb´la Cemaatının Peygamberimiz (a.s.)la Buluşup Müslüman Olmaları
Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşları; Seniyetü´l-Mere´den ayrıldıktan sonra, Râbiğ ile Cuhfe arasında bulunan[288] Gamîm mevkiine ulaştıkları, [289] Büreyde b. Husayb da konmak üzere kavminden bazı süvarilerle birlikte bulutlu (yağışlı) biryer aradıkları sırada, [290] onlar Peygamberimiz (a.s.)la karşılaştılar ve buluştular.
Peygamberimiz (a.s.) İslâmiyete davet edince, onlar hemen Müslüman oldular. [291] Kendileri seksen ev halkı idiler. [292]
Büreyde b. Husayb ve yanındakiler:
"Sağmal hayvanlarımız çok az süt veriyorlar!" diyerek, yanlarında az süt bulunduğu için özür dilediler, Peygamberimiz (a.s.)a biraz süt getirdiler.
Peygamberimiz (a.s.) onlar için bereket duası yaptı. [293]
Peygamberimiz (a.s.) orada akşam namazını kılarken, onlar da Peygamberimiz (a.s.)ın arkasına durup kıldılar. [294]
Peygamberimiz (a.s.), Büreyde b. Husayb ile buluştukları gece, ona Meryem sûresinin baş tarafını öğretti. [295]
Talha b. Ubeydullah ile Zübeyr b. Avvam´ın Peygamberimiz (a.s.)la Buluşmaları ve
Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye Doğru Yol Almaya Devam Edişi
Peygamberimiz (a.s.); Harrar´dan Medine´ye hareketlerinin ertesi günü, ticaret ketvanı içinde Şam´dan gelen Talha b. Ubeydullah ile karşılaştı. Talha b. Ubeydullah, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´e birer Şam elbisesi hediye etti.
Medine´deki Müslümanlardan bir zâtın:
"Resûlullah (a.s.) geciktiler!" dediğini haberverince, Peygamberimiz (a.s.) hareketini hızlandırdı.
Talha b. Ubeydullah da, Mekke´deki işini görüp geri dönmek üzere, yoluna devam etti.[296]
Şam´dan gelirken buluşup Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´e beyaz birer Şam elbisesi hediye eden sahabinin Zübeyr b. Avvam olduğu açıklandığı gibi,[297] her iki sahabinin buluşmuş olması da mümkün ve muhtemel görülmüştür.[298]
Peygamberimiz (a.s.); Abdullah b. Uraykıt´ın kılavuzluğuyla, Seniyetü´l-Mere´den sonra:
7. Lakf´a vardılar. Kılavuz, Lakf´tan sonra,
8. Medlice Lakf´a götürdü. Medlice Lakftan sonra,
9. Medlice Mehac veya Medlice Micac vadisine indirdi. Medlice´den sonra,
10. Mercıh Mehac´a götürdü.[299]
Lakf; tatlı su kuyuları bulunan bir yer ise de, üzerinde ekinlikler ve hurmalıklar yoktur.[300]
Medlice Mehac; Mekke nahiyelerindendir.[301]
Mercıh Mehac; Mekke yolundadır.[302]
Kılavuz, Mercıh Mehac´dan sonra,
11. Zülgadaveyn´in Mercıh vadisine indirdi. Mercıh vadisinden sonra,
12. Zûkeşr vadisine götürdü. Zûkeşr vadisinden sonra,
13. Cedâcid üzerini tutturdu.[303] Cedâcid üzerinden sonra,
14. Ecred üzerini tutturdu. Ecred´den sonra,
15. Âdâ-i Medlice Tihn vadilerinden olan Zû Selem´e götürdü.[304]
Ecred; Medlice Tihn´den önce biryerdir.[305]
Cedâcid; içinde eski kuyuları bulunan düzlük ve sert biryerdir.[306]
Tihn; Mekke ile Medine arasında, Sukyâya üç mil uzaklıkta bir suyun ismi olup, bir kadın orada oturur, hiç kimseye su içirmezdi.[307] Zû Seleme´den sonra,
16. Abâbid veya Abâbib´in üzerine erişildi. Kılavuz, buradan sonra,
17. Elfacce veya Elkahhaya geçirdi. Elfacce veya Elkahha´dan sonra,
18. Arc´a indirdi.[308]
Abâbid veya Abâbib; Tihn´in yakınında bir yerdir.[309]
Elkahha; Kudeyd ile Cuhfe arasında,[310] Medine´ye üç merhalelik (konaklık) birvadi olup,[311] Gıfâr oğullarına aittir.[312]
Arc; Mekke ile Medine arasında, hacıların yolu üzerinde ve Sukyâ yakınındadır.[313]
Arc´a indirildikleri zaman, yüklü develerin yürüyüşleri ağırlaşmıştı.
Eşlemlerden Evs b. Hucr, kendisine ait bir deveye Peygamberimiz (a.s.)ı bindirip, uşağı Mes´ud b. Hüneyde´yi de Peygamberimiz Aleyhiselamın yanına kattı.[314]
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye kısa yoldan gitmek istiyordu.[315]
Kerbûbe´de namaz vakti olunca, Peygamberimiz (a.s.) namaza durdu.
Hz. Ebu Bekir de, Peygamberimiz (a.s.)ın sağına durdu.
Mes´ud b. Hüneyde´nin kalbine İslâm sevgisi düştü ve hemen Müslüman oldu, birlikte namaz kıldılar.[316]
Kılavuz; Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarını Arc´dan çıkardıktan sonra, Rekûbe´nin sağından
19. Seniyetü´l-Gair (veya Seniyetü´l-Âri)´e götürdü. Seniyetü´l-Gair´den sonra,
20. Ri´m vadisine indirdi.[317] Ri´m vadisinden sonra,
21. Akîk vadisine indiler.
22. Cescâseye kadar ilerlediler.
Orada, Peygamberimiz (a.s.):
"Medine´ye yaklaştırmadan, Amr b. Avf oğullarının yurduna giden yolu bize kim gösterecek " diye sordu.
23. Tabiy (ceylan) yolunu tutup, Usbeye kadar gittiler.[318]
Cescâse; Akîk vadisi tarafından, Bakiyy´e doğru biryerdir.[319]
Usbe; Cehceba (Cahcaba) oğullarının yurdu olup, Küba mescidinin batısındadır.[320]
Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´de Gözlenişi, Özlenişi
Medineli Müslümanlar, Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye gelmek üzere Mekke´den yola çıktığını işittikleri zaman, her gün, sabah namazını kıldıktan sonra Harre mevkiine çıkarak öğle sıcağı basıncaya, zeval vaktine kadar Peygamberimiz (a.s.)ı gözlerlerdi.
Yine, bir gün, uzun uzun gözledikten sonra dönüp evlerine girdikleri sırada idi ki, Yahudilerden birisi kendisine ait bir iş için kalelerden bir kalenin üzerine çıkıp uzakları gözetlerken, Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarının beyazlara bürünmüş olarak serap ve sisleri yara yara gelmekte olduklarını gördü.
Yahudi, kendisini tutamayarak, yüksek sesle:
"Ey Arap cemaatı! Ey Kayle oğulları! İşte, nasibiniz, devletliniz, gelmesini bekleyip durduğunuz ulu kişiniz geliyor!" diyerek haykırdı.[321]
Yahudinin sesini işiten Medineli Müslümanlar, Peygamberimiz (a.s.)ı karşılamak için, silahlanarak evlerinden dışarı Tırladılar.[322]
Amr b. Avf oğullarının yurdu Küba, tekbir sesleriyle sarsıldı. [323]
Karşılamaya çıkan Müslümanların çoğu, Peygamberimiz (a.s.)ı, daha önce görmedikleri için, tanımıyorlardı.
Onlarla Hz. Ebu Bekir konuşuyordu. Onlarda, onu Peygamberimiz (a.s.) sanıyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.) ise hiç konuşmuyor, susuyordu.
Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine güneş gelip de, Hz. Ebu Bekir´in onu ridasıyla gölgelemesi üzerine, Peygamberimiz (a.s.)ı tanıdılar[324] ve selamladılar.[325]
Peygamberimiz (a.s.)ın Kuba´ya Varışı ve Külsûm b. Hidm´e Konuk Oluşu
Peygamberimiz (a.s.); nübüvvetin ondordüncü,[326] Hicretin birinci yılı,[327] Rebiülevvel ayının[328] onikisinde,[329] Pazartesi günü, kaba kuşlukta, güneşin en kızgın sırasında, Küba´da Amr b. Avf oğullarından[330] Külsûm b. Hidm´in evine indi.[331]
Rebiülevvel ayının o yıl Rumî aylardan Eylül ayına rastladığı bildirildiği gibi,[332] bunun Miladî 622. yılın Eylül´üne rastladığı da hesapla isbatlanmıştır.[333]
Peygamberimiz (a.s.)a Kuba´da Ümmü Cirzan Hurmasının İkram Edilişi
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Amir b. Füheyre Külsûm b. Hidm´in evine inince, Külsûm b. Hidm, azadlı kölesine:
"Yâ Necîh!" diye seslendi ve:
"Bize yaş hurma yedir!" dedi.
Necîh de, Ümmü Cirzan diye anılan hurma cinsinden, üzerinde yaş ve olgun hurmaları bulunan, taze yapraklı bir hurma salkımı getirdi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Nedir bu " diye sordu.
"Ümmü Cirzan hurması!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Allah! Ümmü Cirzan´ı bereketlendir!" diyerek dua etti.[334]
Külsûm b. Hidm, Medinelilerin eşrafından ve yaşlılarından, salih ve hanedan bir zât idi. Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden önce Müslüman olmuştu Ashabdan:
1. Ebu Ubeyde b. Cerrah,
2. Mikdad b. Amr,
3. Süheyl b. Beyzâ,
4. Safvan b. Beyzâ,
5. lyaz b. Züheyr,
6. Abdullah b. Mahreme,
7. Vehb b. Sa´d,
8. Ma´mer b. Ebi Şerh,
9. Amr b. Ebi Amr,
10. Umeyr b. Avf
ve daha başkaları, Küba´ya geldikleri zaman, Külsûm b. Hidm´in evine inmişlerdi.[335]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Zührî, Megâzî, s. 99, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 128-129, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 227, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 470, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 103, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 317, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 178, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 195.
[2] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 26, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, 470, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 230, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 178-179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 78, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 191, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 322.
[3] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 128, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Taberî, c. 2, s. 245, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 470, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178.
* Esma binti Ebi Bekir (Heysemî, Mecma, c. 6, s. 53).
[4] Zührî, Megâzî, s. 98-99, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 128-129, Abdurrezzak, M usannef, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 235.
[5] Abdurrezzak, M usannef, c.5, s. 387, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-F ere c, c. 1, s. 235, İbn Esîr, Kâm i I, c. 2, s. 103, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, İ b n Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 183-184, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 184.
[6] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Beyhakî, c. 2, s. 473, İbn Seyyid, c.1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[7] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Abdurrezzak, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Buhârî, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym , c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 1 03-104, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1 , s. 184, Zehebî s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[8] Abdurrezzak, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 98, Buhârî, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, Muhibbü´t-Taberî, c. 1 ,s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 84.
[9] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 323.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1 , s. 323.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 98, Buhârî, c. 4, s. 255, Taberî, c. 2 , s. 245, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1 ,s.235, İbn Esîr, c. 2, s. 104, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c.1 ,s.184, Zehebî, s. 320, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 18 4.
[12] İbn İshak,İbnHişam ,c. 2,s. 129, Abdurrezzak,c. 5, s. 388, Ahmedb.Hanbel, c. 6, s.198,Buhârî, c. 4,s.255,Ebu Nuaym , c.2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 104, M uhibbüt-Taberî, c. 1,s. 83, İbn Seyyid, c.1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Taberî, c. 2, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
[14] Abdurrezzak, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Buhârî, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym, c.2, s. 326, Beyhakî, c.2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 104, M uhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c.3,s.184.
[15] Taberî, Târîh, c. 2, s. 245.
[16] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 129, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 235, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c 3, s. 1 84.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, M uhib büt-Taberî, Rı yâdu´n-nadrâ, c.1 , s. 86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 78, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 323.
[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Taberî, c. 2, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
[19] Zührî, Megâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 391 , İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, c. 4, s. 255-256, Taberî, c. 2, s. 245, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326-327, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 04, M uhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 184, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 236, M uhibbüt-Taberî, c. 1,s.84, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178.
[21] Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym, c. 2,s. 327, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 84, İbn Seyyid, c.1, s. 1 84, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Diyarbekrî, c. 1,s.323.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 129, Abdurrezzak, c. 5, s. 391 , Ebu Nuaym, c.2, s. 327, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 90-91, Beyhakî, c. 2, s. 474, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 236, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 84, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/329-332
[23] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 5.
[24] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 84, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 5, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 265-266, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 23.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/332-333
[25] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2,s. 129, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 86, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 92.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 129, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 86, İbn Seyyi d, U yûnu´l -e ser, c. 1, s. 187, D iyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 324.
[27] İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 104.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Mes´udî, Murûcu´z-zeheb, c. 2, s. 285, İbn Esir, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 86, İbn Seyyid, c. 1, s. 187, Diyarbekrî, c. 1, s. 324.
[29] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Muhibbüt-Taberî, c. 1,s.86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 324.
[30] İ bn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 322.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 126-127, Taberî, Târîh, c. 2, s. 244, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 230, İbn Seyyid, c. 1, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1, s. 324, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 191, Zürkânî, c. 1 , s. 322.
[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 228.
[33] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, İbn Sa´d, Tabakât, c . 1, s. 228
[34] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 390.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/333-334
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 126, Taberî, c. 2, s. 243, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 230, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 27, İ bn Sa´d, c. 1, s. 228, Taberî, c. 2, s. 243, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1 , s. 324.
[37] İbn İshak,İbn Hişam, c.2, s.1 27, Taberî, c. 2, s. 244, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 4, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 177, Diyarbekrî, c. 1,3.325, Halebî, c.2, s. 194, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 323.
[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 348, Taberî, c. 2, s. 244, Süheylî, Ravd, c. 4, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 177, Diyarbekrî, c. 1, s. 325, Halebî, c. 2, s. 194, Zürkânî, c. 1, s. 323.
[39] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 201, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 194, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 323.
[40] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 191.
[41] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/334-335
[42] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Ebu´l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 231 , İbn Kayyim, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58-59.
[43] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre,c. 2, s. 127, Taberî, Târih, c. 2, s. 244, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 177, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 324, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 193.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/335-336
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 193.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 1 93.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, İbn Sa´d, c. 1 , s. 228, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 193.
[47] Yâsîn: 1-10.
[48] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 27, Taberî, Târîh, c. 2, s. 244, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 79, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 193, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 323.
[49] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 1 93.
[50] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 390.
[51] Zührî, Megâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 348, Taberî, Tefsîr, c. 9, s. 228.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Taberî, c. 2, s. 244, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 177, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 325, Halebî, c. 2, s. 194, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 323.
[53] Zührî, Megâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 348, Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Ebu´l-F idâ, c. 3, s. 181, Halebî, c. 2, s. 194.
[54] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 39.
[55] Zührî, M egâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 348, Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 181, Halebî, c. 2, s. 194.
[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 228, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 260.
[57] Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1, s. 325.
[58] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 39.
[59] Yâkubî, c. 2, s. 39, Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1, s. 325.
[60] Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1, s. 325, Halebî, c. 2, s. 1 94.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/336-338
[61] İbn İshak.İbnHişam, Sîre.c.2, s. 2, s. 130, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 294. * Mil, üç veya dört bin zira (arşın]fdı r (Fîrûzâbâdî, Kâmûsu"l-Muhît, c. 4, s. 54). 61 .
[62] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 325.
[63] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 92, Diyarbekrî, c. 1, s. 92.
[64] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, Taberî, Târîh, c. 2, s. 247, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 91, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 ,s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, t 1, s. 86, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 1, s. 324, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 203.
[66] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, İbn Hazm, s. 91, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179.
[67] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 6, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 476, Muhibbü´t-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 92, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 180.
[68] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 130, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 180.
[69] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 477, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 210, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 230, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 180.
[70] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 6, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 476-477, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 92, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 180.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/338-340
[71] * Ümmü Gaylan ağacı (Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 81).
İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 325, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 482, Süheylî, Ravıd, c. 4, s. 21 0, M uhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ,c. 1, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1 ,s.182, Zehebî, Târîhu11-islâm,s.323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 181-182, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 52-53, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 81, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 327, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 206.
[72] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[73] İbn Sa´d,Tabakât, c. 1, s. 229, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 482, Süheylî, c. 4, s. 21 0, Muhibbüt-TaberT, c. 1, s. 94, İbn Seyyid, c. 1, s. 182, Zehebî, s. 323, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 52-53, Kastalânî, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, c. 1, s. 327, Halebî, c.2. s. 206. 208.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/340.
[74] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s.131, Taberî, Târîh,c.2, s. 247, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 105-106, Muhibbüt-Taberî, c. 1 , s. 83, 88, İbn Seyyid, c. 1, s. 189, Zehebî, s. 327, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179, Halebî, c. 2, s. 230.
[75] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 228, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 238.
[76] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182-183.
[77] İbn Sa´d, c. 1, s.228, Ebu´l-Ferec,c. 1, s. 238, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 183, Kastalânî, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, c.1, s. 328, Halebî, c. 2, s. 208.
[78] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53, Diyarbekrî, c. 1, s. 330.
[79] Beyhakî, Delâil.c.2, s. 478, Zehebî, s. 316. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 51.
[80] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 478, Zehebî, s. 322, Heysemî, c. 6, s. 51 -52.
[81] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 211.
[82] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260.
[83] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 260, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 185.
[84] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[85] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 210.
[86] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[87] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 229, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 325, 482, Halebî, c. 2, s. 208.
[88] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[89] İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 482, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 182, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 81.
[90] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[91] İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Beyhakî, c. 2, s. 482, Muhibbüt-Taberî, c. 1 ,s.94, İbn Seyyid, c. 1, s. 182, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 53, Kastalânî, Mevâhib, c. 1, s. 81.
[92] İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Beyhakî, c. 2, s. 42, Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 94, İbn Seyyid, c. 1, s. 182, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 53, Halebî, c. 2, s. 208.
[93] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 261.
[94] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 260, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 91, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 15, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 185.
[95] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 389, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 348, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 181.
[96] Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 292.
[97] Belâzurî, c. 1, s. 260-261, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
[98] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 261, Kadı lyaz, c. 1, s. 292, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 238, Kastalânî, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, c. 1 , s. 328.
[99] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 261.
[100] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
[101] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/340-343.
[102] Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 212-213, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 82, Diyarbekrî, c. 1 , s. 328-329.
[103] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 181.
[104] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 263, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1854, EbuNuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyün,c.2, s. 210.
[105] Bu hân , SahıVı, c. 4, s. 263.
[106] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 204, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1854, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 278, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 481, E bu´l -F erec İ bn C e vzf, el -Vefa, c. 1, s. 236, İ bn Ka yyı m, Zâdü´l -m e ad, c. 2, s. 59, M uhi bbüt-Ta ben", R ı yâdu ´n-n adrâ, c. 1 , s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 82, Halebî, c. 2, s. 210.
[107] Bu hân, Sahih, c. 5, s. 204.
[108] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 174, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1854, Tiımizî, Sünen, c. 5, s. 278, Beyhakî, Delâil, c . 2, s. 481, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 93 İbn Kayyım, c. 2, s. 59, Zehebî, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Halebî, c. 2, s. 210.
[109] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 1 74, Buhârî, c. 5, s. 204, Müslim , c. 4, s. 1854, Tirmizî, c. 5, s. 278, Beyhakî, c. 2, s. 481, Ebu´l- Ferec, c. 1, s. 238, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 93, İbn Kayyım, c. 2, s. 59, Zehebî, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Halebî, c. 2, s. 210.
[110] Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 328, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 213, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 93, İbn Kayyım, c. 2, s. 59, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 52, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 82, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328.
[111] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 174, Buhân, c. 5, s. 204, Müslim, c. 4, s. 1854, Tirmizî, c. 5, s. 278, Ebu Nuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 481, Begavî.Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179-180, E bu´l-F erec, c.1 ,s. 237, Muhibbüt-Taberî, c. 1 ,s. 93, İbn Kayyım , c. 2, s. 59, Zehebî, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Diyarbekrî, c. 1,s.328, Halebî, c. 2, s. 210.
[112] Tevbe:40.
[113] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 39, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 238, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 327-328, Halebî, Insânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 130, Belâzurî, c. 1, s. 261, Taberî, Tânh, c. 2, s. 247, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 91 , Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 86-87, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182, 195, Diyarbekrî, c. 1, s. 328, 330, Halebî, c. 2, s. 211.
[115] Belâzurî, Ensâb, c. 1,s.261, Muhibbü´t-Taberî, c. 1,s.87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185, Halebî, c. 2, s. 211.
[116] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 130, Belâzurî, c. 1, s. 261, Taberî, c. 2, s. 247, İbn E sîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, 185, Diyarbekrî, c. 1, s. 330, Halebî, c. 2, s. 211.
[117] Belâzurî, Ensâb, c. 1,s. 260, Diyarbekrî, c. 1, s. 330, Halebî, c. 2, s. 211.
[118] İbn Hacer, Fethu´l -Bârî, c. 7, s. 184, Kastalânî, c. 1, s. 79, Diyarbekrî, c. 1, s. 32 5, Zürkânî, Mevâhi bu´l-l edünni ye Ş erhi, c. 1, s. 325.
[119] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 390, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 261, Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 328, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 84, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.32O, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[120] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, İbn Hazm, s. 91, İbn Esîr, c. 2, s. 104, Diyarbekrî, c. 1, s. 323, Halebî, c. 2, s. 212.
[121] Zührî, Megâzî, s. 101, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Buhârî, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 261, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[122] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179.
[123] Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1 , s. 261, Ebu Nuaym, c. 2, s. Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[124] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhân, c. 4, s. 256, Belâzurî, c.1, s. 261, Taberî, c. 2, s. 247, EbuNuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, c. 1,s.184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[125] Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 261, Ebu Nuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[126] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 130, Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[127] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260.
[128] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 30, Taberî, Tânh, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 179, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 212.
[129] Taberî, c. 2, s. 246, Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53.
[130] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taben, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179, Halebî, c. 2, s. 21 2.
[131] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 391, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 328, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 475.
[132] Ebu´l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 236.
[133] Taberî, Târih, c. 2, s. 247, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 475, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/343-347.
[134] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 172, Belâzurî, c. 1 , s. 261, Muhibbüt-Tabeıf, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1,s. 116.
[135] İbn Sa´d, c. 3, s. 1 72, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 350, Belâzurî, c. 1, s. 261, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 5, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 116, İbn Seyyid, c. 1, s. 187.
[136] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 33, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 350, Hâkim, c. 3, s. 5, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 187, Zehebî, s. 327.
[137] İbn Sa´d, c. 3, s. 172, Belâzurî, c. 1, s. 261.
[138] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 261.
[139] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 133, İbn Seyyid, c. 1, s. 187.
[140] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 172.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/347-348.
[141] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 225, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 371 , Buhârî, Sahih, c. 4, s. 253, Müslim, Sahih, c.4,s.1826,Taberî, Târih, c. 2, s. 250, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 511-512.
[142] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekıî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[143] Taberî, Târih, c. 2, s. 240.
[144] Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 465.
[145] İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 184, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 79, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 325, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 325.
[146] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 130, Zührî, Megâzî, s. 100, İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 261 , Taberî, c. 2, s. 247.
[147] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, İbn Esîr, c. 2, s. 1 04, Diyarbekıî, c. 1, s. 330.
[148] Abdurreizak, M usannef, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, İbn Haim, s. 91 -92, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 475, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184.
[149] Taberı, Târih, c. 2, s. 254, Mes´udî, Murûoj´z-zeheb, c. 2, s. 285.
[150] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 232, Belâzurî, Ensâb.c.1, s. 261, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.239.
[151] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as,c.3,s. 110, İbn Sa´d, c. 1, s. 232, Belâzurî, c. 1, s. 261, Taberî, c. 2, s. 254, Ebu´l-Ferec, c. 1 ,s. 249, İbn Esîr, c. 2,5.107, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 177.
[152] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 288, Belâzurî, c. 1, s. 261.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 131, Taberî, Târîh, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 188, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 330.
[154] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 492.
[155] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 131, Taberî, c. 2, s. 247, Diyarbekrî, c. 1, s. 330-331.
[156] Abdurrezzak, M usannef, c. 5, s. 392, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 475, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 184, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Heysem f, Mecma, c. 6, s. 54, Diyarbekrî, c. 1, s. 331.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/348-349.
[157] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 305, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 722, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 1 56, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 518, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 80, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 328.
[158] Kastalânî, Mevâhib, c. 1, s. 80, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 328.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 722, Kastalânî, Mevâhib, c. 1, s. 80, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 328.
[160] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 51 8.
[161] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Tirmizî, c. 5, s. 722, Dârımf, c. 2, s. 156, Beyhakî, c. 2, s. 518, Kastalânî, c. 1, s. 80, Zürkânî, c. 1 ,s.328.
[162] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 518, Kastalânî, c. 1, s. 80, Zürkânî, c. 1, s. 328.
[163] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Tirmizî, c. 5, s. 722, Dârımf, c. 2, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 518, Kastalânî, c. 1, s. 81 , Zürkânî, c. 1 ,s.328.
[164] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 723.
[165] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 518, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 259.
[166] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 304, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 149, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s. 197, Kurtubf, Tefsîr, c. 10, s. 313, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 177.
[167] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/350-351.
[168] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7.
[169] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 266.
[170] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 54.
[171] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 233, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 122, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 246, Heysemî, Meana, c. 6, s. 54.
[172] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 54.
[173] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 211 , Buhârî, Sahih, c. 4, s. 259, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 246.
[174] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 235, Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Buhârî, c. 4, s. 259.
[175] İbn İshak.İbnHisam, Sîre,c.2, s. 136, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 8.
[176] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1130.
[177] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 136, Taberî, Târîh, c. 2, s. 246, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 8, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 321.
[178] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 287.
[179] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 313.
[180] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 287.
[181] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 54.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/351-352.
[182] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2309, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvıe, c.2,s. 330, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239-240, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324.
[183] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, Müslim, c. 4, s. 2309, Ebu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 87.
[184] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2309.
[185] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2309-231 0, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324.
[186] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 365, Müslim, c. 4, s. 2309.
[187] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 2, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2309-2310, Ebu Nuaym, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 330, Beyhak f, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 483, E bu´l -Ferec İ bn C evz\, el -Vefa, c. 1, s. 239.
[188] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2309.
[189] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, E bu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[190] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, Müslim, c. 4, s. 2310, Ebu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483.
[191] Müslim, c. 4, s. 2310.
[192] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Ebu Nuaym, c.2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[193] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1 ,s.3, Müslim, c. 4, s. 2310, Ebu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[194] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Ebu Nuaym, c.2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[195] İbn Sa´d, c. 4, s. 365-366, Ahmed b. Hanbel, c.1 ,s.3, Müslim, c. 4, s. 2310, Beyhakî, c.2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[196] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2310.
[197] Bu harf, Sahîh, c. 4, s. 259.
[198] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s. 3, Müslim, c. 4, s. 2310, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 484, E bu´l-F ere c İ bn C evzf, el-Vefa, c. 1, s. 239-240, M uhi bbüt-Taberî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 9 6, Zeh ebf, Târîhu´ I-islâm, s. 324, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 187.
[199] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Buhârî, c. 4, s. 259, Müslim, c. 4, s. 2310, Beyhakî, c.2, s. 484, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 96, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[200] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Beyhakî, c. 2, s. 484, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Zehebî, s. 324.
[201] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2310.
[202] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 222.
[203] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Beyhakî, c. 2, s. 484, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240, Muhibbüt-Taberî, c. 1 , s. 96, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/352-354.
[204] Ümmü Ma´bed Hatunun çadırı Kudeyd ile Müşellel arasında olup, bunların arası üç mil idi (Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 333). Müşellel de; Mekke ile MedinEsîrasında, deniz kıyısında, Kudeyd´e kadar uzanan bir dağdır (Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâm, s. 13, Yâk ut M u´ cem u´ l-büldâ n, c. 5, s. 1 36). M üş eli el´i n M e dine´ye u zak lı ğı yedi mildir. (Yak ut, c. 5, s. 24).
[205] Hurma yerine, süt rivayeti de vardır (Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 192, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 84).
[206] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ.c. 1, s. 230, Hâkim, Müstedrek.c. 3, s. 9, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 338, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 226, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1958-1959, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 437-438, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 192, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 55-56, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 497498.
[207] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 242, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 192, Diyarbekrî, c. 1, s. 333.
[208] İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 188.
[209] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/354-355.
[210] İbn Sa´d, c. 1, s. 230, Hâkim, c. 3,s. 9,EbuNuaym, c. 2, s. 338, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 278, İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1959, Sühevlf, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 226-227, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 243, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 101-102, Zehebî, s. 437438, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 192, Heysemî, c. 6, s. 56, Kastalânî, c. 1, s. 84, Diyarbekrî, c. 1.S.333.
[211] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 243.
[212] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 230, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 9, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 338, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 278-279, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1959, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 226, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 , s. 243, Muhibbü´t-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 188, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 437-438, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 192, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 56, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 84.
[213] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 289, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 262, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 245-246, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/356.
[214] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 230-231, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 9-10, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 338, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 279, İbn Atodilbetr, İsti âb, c. 1959-1960, Ebu´lf erec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 243-244, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 60, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 188, Zehebî, Târıİıu´l-islâm, s. 438-439, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 192-193, Heysemî, Meanau´i-ZEvâid, c. 6, s. 56-57, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 86, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 333-334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/357-358.
[215] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 289, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 246, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 498, Kastalânî, c. 1, s. 86, Diyarbekrî, c. 1 , s. 333-334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/358.
[216] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 227.
[217] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 289, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 498.
[218] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334, Halebî, İnsânu´l-u\ûn, c. 2, s. 228.
[219] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334.
[220] Diyarbekrî, c. 1, s. 334, Halebı, c. 2, s. 228.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 78-79, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 141-142, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, d, s. 133, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 61.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/358-359.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 132, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 229, Taberî, Târih, c. 2, s. 247, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 189, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 329, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 60.
[223] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 288.
[224] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 133, Taberî, c. 2, s. 248, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, c. 1, s. 189, Zehebî, s. 329, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 189, İbn Kayyım, c. 2, s. 60. Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 85.
[225] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s.1 32, İbn Sa´d, c. 8, s. 288-289, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262, Taberî, c. 2, s. 247-248, Hâkim,Müstedrek,c.3, s. 10, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 220, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 244, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Kayyım , c. 2, s. 60, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, c. 1, s. 189, Zehebî, s. 329, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 89, Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 57, Kastalânî, c. 1, s. 84-85, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334.
[226] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 493, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 4, s. 225, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 191, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c.2, s. 225.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/359-360.
[227] İmam Zührî, Megâzî, s. 101, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 256, Hâkim , M üstedrek, c. 3, s. 6-7, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 332, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 486, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 240, İbn Seyj´id, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 184, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 328, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 185.
[228] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 232.
[229] İmam Zührî, Megâzî, s. 101 -102, İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 2, s. 1 34, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 6-7, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 84, Zehebî, s. 328, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[230] İmam Zührî, Megâzî, s. 1 02, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym , c. 2, s. 332, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240-241, İbn Seyyid, c. 1, s. 184-185, Zehebî, s. 328, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[231] İmam Zührî, Megâzî, s. 102, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, c. 3, s. 7, E bu Nuaym, c. 2, s. 332, Beyhakî, c. 2, s. 486.
[232] İmam Zührî, s. 1 02, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, c . 3, s. 7, Beyhakî, c. 2, s. 486, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 328, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[233] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym, c. 2, s. 332, Beyhakî, c. 2, s. 486, Zehebî, s. 328, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[234] İmam Zührî, s. 102, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[235] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym , c. 2, s. 332, Beyhakî, c. 2, s. 486, Zehebî, s. 328.
[236] İmam Zührî, s. 102, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, c. 3, s. 7, EbuNuaym, c. 2, s. 332. E bu´l-Ferec, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 325-326, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 85.
[237] İmam Zührî, s. 102, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym, c. 2, s. 332-333, Beyhakî, c. 2, s. 486.
[238] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 256-257, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 325-326, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 3, s. 185.
[239] Abdurrezzak, c. 5, s. 393, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7.
[240] Abdurrezzak, c. 5, s. 393, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim, c. 3, s. 7.
[241] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257.
[242] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, E bu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Zehebî, s. 324-325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188.
[243] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Buhârî, c. 4, s. 259, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188
[244] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240, Zehebî, s. 324-325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[245] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 240, Zehebî, s. 325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188.
[246] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 259.
[247] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. Ebu´l-Ferec, c. 1,s.24O, Zehebî, s. 325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188.
[248] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 259.
[249] İmam Zührî, Megâzî, s. 102-103, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 393, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 257.
[250] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 3, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 484, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 381, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 324.
[251] İmam Zührî, s. 103, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 134, Ab durrezzak, c. 5, s. 393-394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 85, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 326, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 185.
[252] İmam Zührî, s. 103, Abdurrezzak, c. 5, s.394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s.263,Hâkim , c.3,s.7, Beyhakî, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 241, İbn Seyyid, c. 1,s.185, Zehebî, s. 326, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[253] İmam Zührî, s. 103, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 76, Buhârî, c. 4, s. 257, Beyhakî, c. 2, s. 487, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 326, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 85.
[254] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 333, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 488, İbn E sîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332.
[255] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 3, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2311, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 325, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 188.
[256] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2311 .
[257] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Zehebî, s. 325.
[258] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2311, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 240, Zehebî, s. 325.
[259] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2311, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, İbn Seyyid, c. 1 , s. 185, Zehebî, s. 325, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 18 8.
[260] İmam Zührî, Megâzî, s. 102, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134 Abdurrezzak, c. 5, s. 393-394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257, Ebu Nuaym, c . 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 488, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 241.
[261] Zührî, s. 103, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c.3, s. 7, Beyhakî, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 241-242, İbn Seyyid, c.1, s. 185, Zehebî, s. 326, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[262] İmam Zührî, s. 1 03, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Ebu Nuaym, c. 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 478.
[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 333, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 488.
[264] İmam Zührî, Megâzî, s. 103, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176.Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7, Beyhakî, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 242, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 326, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 185.
[265] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , c. 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 488, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 332.
[266] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , c. 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 488, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 332.
[267] İmam Zührî, s. 103, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim , c. 3, s. 7, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 326, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , c. 2, s. 333, Diyarbekrî, s. 332.
[269] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 266, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Buhârî, c. 4, s. 260, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 338, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 220, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye, Şerhi, c. 1, s. 347.
[270] İbn Sa´d, c. 1, s. 232, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2310, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185, Diyarbekrî, c. 1,s.332.
[271] Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 332.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/361-366.
[272] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 05, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 221.
[273] Rum beldelerinden Cezfre ile birlikte, Şam krallarından her birine Kayser, Fars krallarından her birine Kisrâ, Mısır krallarından her birine Firavun, İskenderiye krallarından her birine Mukavkıs, \femen ve Şıhhfr krallarından her birine Tübba, Habeş krallarından her birine Necaşf, Yunan ve Hind krallarından her birine Batlım us, Türk krallarından her birine de Hakan denilir (Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 78).
[274] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332.
[275] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 218.
[276] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 05, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 221.
[277] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 218.
[278] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 6, s. 325-326, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 581, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 21 8, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 19, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 333, Halebî, c. 2, s. 221.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/367.
[279] Süheyiî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 217.
[280] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 336, İbn Hacer, Metâlibu´l-âliye, c. 4, s. 205.
[281] Ebu Nuaym, c. 2, s. 336-337, Beyhakî, c. 2, s.489, İbn Abdilberr, c. 2, s. 583, Süheylî, Ravd, c. 4, s.217, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332, İbn Hacer, Metâlib, c. 4, s. 205-206.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/367-368.
[282] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 136, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 233, Taberî, Târih, c. 2, s. 246, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 331.
[283] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 350, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1200.
[284] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 10, İbn Sa´d, c. 2, s. 7.
[285] Fahru´r-Râzf, Tefsîr, c. 25, s. 21, Kurtubf, Tefsîr, c. 13, s. 321 , Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 414.
[286] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 194, Fahm´r-Râzf, c. 25, s. 21, Kurtubf, c. 1 3, s. 321, Hâzin, c. 3, s. 414.
[287] İbn Kutevtae, Garîbu´l-Kur´ân, s. 336, Zemahşerî, c. 3, s. 194, Fahru´r-RâzT, c. 25, s. 21, Kurtubf, c. 13, s. 321, Hâzin, c. 3. s. 414415.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/368-369.
[288] Semhûdî, Vefau´l-vefa, c. 4, s. 1 278.
[289] İbn Sa´d, c. 4,s.242,İbn Abdilberr, İstiâb, c. 185, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 146.
[290] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262
[291] İbn Sa´d, c. 4, s. 242, Belâzurî, c. 1, s. 262, İbn Abdilberr, c. 1, s. 185, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 209.
[292] İbn Sa´d, c. 4, s. 242, İbn ^dilberr, c.1 , s. 185, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 1, s. 209.
[293] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262.
[294] İ bn Sa´d, Tab akâtü ´l-kübrâ, c. 4, s. 242, İ bn Abdil berr, İ stiâb, c. 1, s. 18 5, İ bn E sîr, U sdu´l-gâbe, c. 1, s. 20 9. 289.
[295] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 242.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/369-370.
[296] İbn Sa´d, c. 3, s. 215, Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 17, s. 49.
[297] İmam Zührî, Megâzî, s. 103, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 395, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 11, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 498, Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefa, c. 1, s. 242.
[298] Bedrüddin Avnf, Umdetu´l-kârf, c. 17, s. 49, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 189, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,s.325.
[299] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 136, İbn Sa´d, c. 1, s. 232, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, Diyarbekrî, c. 1, s. 331.
[300] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 21, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1297.
[301] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 55.
[302] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 304.
[303] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 36, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 232, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, c. 92, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189.
[304] Aynı kaynaklar.
[305] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1121.
[306] Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c.4, s. 250, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 112. 3O1.
[307] Süheyif, Ravd.c.4, s. 249-250, Yakut, Mu´cem, c. 2, s. 3, Semhûdî, c. 4, s. 1262.
[308] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 136, İbn Sa´d, c. 1, s. 233, İbn Hazm, s. 92, Zehebî, s. 323, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 89.
[309] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 262.
[310] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 290.
[311] Yakut, c. 4, s. 290, Semhûdî, c. 4, s. 1284.
[312] Semhûdî, c.4, s. 1284.
[313] Yakut, c. 4, s. 98.
[314] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 136.
[315] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 59.
[316] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 311.
[317] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2,s. 136, Taberî,Târîh, c. 2, s. 246, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre,s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189.
[318] İbn Sa´d, Tabakât, c. l.s.233.
[319] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 880.
[320] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/370-372.
[321] İmam Zührî, Megâzî, s. 103-104, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 137, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 395, İbn Sa´d, c. 1 , s. 233, Buhârî, t 4, s. 257.
[322] İbn Sa´d, c. 1, s. 233, Buhârî, c. 4, s. 257, Zehebî, s. 333.
[323] İbn Sa´d, c. 1, s. 233, Belâzuıî, c. 1, s. 263.
[324] İmam Zührî, Megâzî, s. 104, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 137, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 396, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257-258, Taberî, Târîh, c. 2, s. 248-249, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 333-334.
[325] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 245.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/373.
[326] Taberî, Târih, c. 2, s. 254, Zehebî, el-İber, c. 1, s. 3.
[327] Zehebî, el-İber, c. 1, s. 3.
[328] İmam Zührî, s. 1 04, İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 137, Abdurrezzak, c. 5, s. 395, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 233, Buhârî, c. 4, s. 258, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 66, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 263, TaberT, c. 2, s. 248, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 93, İbn EsTr, Kâm il, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 186, Zehebî, s. 333.
[329] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 137, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 233, Belâzurî, c. 1, s. 263, İbn Kuteybe, s. 66, Taberî, c. 2, s. 248, İbn Haim, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 192.
[330] İmam Zührî, s. 104, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 138, ^Jodurrezzak, c. 5, s. 395, Taberî, c. 2, s. 249, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 92, Ebu´l-Fidâ, 197.
[331] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 138, İbn Sa´d, c. 1, s. 233, Belâzurî, c. 1 , s. 263, İbn Kuteybe, s. 66, Taberî, c. 2, s. 249, İbn Hazm, s. 93, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 250, Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 253, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, c.1 , s. 192, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 197.
[332] Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 253.
[333] Ahmed Muhtar Paşa, Rıyâdu´l-m uhtar, s. 358.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/374.
[334] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 245, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 337.
[335] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 623-624.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/374-375.
|
|
|
| Medine´ye Hicret |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 04:41 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Mekkeli Müslümanların Medine´ye Hicretleri
İkinci Akabe Bey´atında, Ensandan yetmişüç erkek ile iki kadın bey´at ederek[1] Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrıldıkları ve Yüce Allah yiğit, savaşçı, hazırlıklı ve koruyucu bir kavim ile Resûlünün gönlünü huzur ve sükûna kavuşturduğu zaman,[2] Resûlullah (a.s.)a böylece koruyucu bir kavim ve bir hicret yurdu hazırlandığını gören[3] ve Mekke´deki Müslümanların da bir gün Medine´ye çıkıp gideceklerini anlayan müşrikler,[4] birbirlerini kışkırttılar, kızıştırdılar.[5] Müslümanları dinlerinden döndürmek için,[6] onlara[7] ve Peygamberimiz (a.s.)a[8] yapageldikleri işkenceleri büsbütün şiddetlendirdiler, yapmadık işkence bırakmadılar.[9]
Müslümanlar, bu dayanılmaz işkencelerden dolayı Mekke´de oturamayacak hale geldikleri zaman,[10] durumlarını Peygamberimiz (a.s.)a arzettiler ve hicret için Peygamberimiz (a.s.)dan izin istediler.[11]
Peygamberimiz (a.s.):
"Sizin hicret edeceğiniz yurt bana gösterildi.
Orasının, iki kara taşlık arasında, hurmalık, çorak bir yer olduğunu gördüm.[12]
Orası, Yesrib (Medine)´dir.
Gitmek isteyen, oraya gitsin! [13]
Orası yakın bir beldedir. Siz orayı biliyorsunuz.
Orası, Şam´a giderken, ticaret kervanınızın yoludur!" buyurdu.[14]
Peygamberimiz (a.s.), böylece, Habeş ülkesinden Mekke´ye dönmüş bulunan Mekkeli Muhacirler ile [15] Mekke´de yanında bulunan Müslümanlara, Medine´ye hicret edip gitmelerini[16] ve Ensar kardeşleriyle birleşmelerini emretti ve:
"Yüce Allah, onları sizin için kardeşler; ve Medine´yi de, emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı!" buyurdu.[17]
Bunun üzerine, Müslümanlar, hiç sezdirmeden,[18] acele, yardımlaştılar, birbirlerini hazırladılar. [19]
Birbiri ardınca, Medine´ye hicret etmeye başladılar.[20]
Hayvanları olanlar hayvanlarına binerek, hayvan bulamayanlar da yaya olarak çıkıp gittiler.[21]
Âmir b. Rebia ile Zevcesi Leylâ Hatunun Medine´ye Hicreti
Bir yıl önce Medine´ye hicret eden[22] Ebu Seleme´den sonra, Mekke Muhacirlerinden, zevcesi Leylâ Hatunla birlikte Medine´ye hicret edip gidenlerin ilki, Âmir b. Rebia oldu.[23] Küba köyünde Meysere b. Abdulmünzir´in evine indi.[24]
Ganm b. Dudan Oğullarının Medine´ye Hicretleri
Âmir b. Rebia´dan sonra.[25] Ganm b. Dudan oğullarının bütün erkekleri ve kadınları, Medine´ye hicret etmek üzere, derlenip toparlandılar.[26] Evlerini kapalı olarak terkedip yola çıktılar.[27] Onlar, yirmiiki erkek ile yedi kadın idiler.
Erkekler:
1. Abdullah b. Cahş,
2. Ebu Ahmed Abd b. Cahş,
3. Ükkâşe b. Mıhsan,
4. Ebu Sinan b. Mıhsan,
5. Sinan b. Ebi Sinan,
6. Şüca1 b. Vehb,
7. Ukbe b.Vehb,
8. Erbed b. Humeyre,
9. Munkız b. Nübâte,
10. Saîd b. Rukayş,
11. Yezid b. Rukayş,
12. Muhriz b. Nadla,
13. Kays b. Câbir,
14. Amr b. Mıhsan,
15. Malik b. Amr,
16. Safvan b. Amr,
17. Sakf b. Amr,
18. Rebia b. Eksem,
19. Zübeyr b. Ubeyde,[28]
20. Temmam b. Ubeyde,
21. Sahbere b. Ubeyde,
22. Muhammed b. Abdullah b. Cahş.
Kadınlar
1. Zeyneb binti Cahş (Mü´minler Annesi),
2. Hamne binti Cahş,
3. Cüzâme binti Cendel,
4. Ümmü Kays binti Mıhsan,
5. Ümmü Habib binti Nübâte (Sümâme),
6. Âmine binti Rukayş,
7. Ümmü Habib binti Cahş,
8. Sahbere binti Temim.[29]
Bunların, erkek kadın hepsi, Küba köyünde oturan Mübeşşir b. Abdulmünzir´e konuk oldular.[30] Hicret sebebiyle Cahş oğullarının evlerinin kapanmış, içinde hiç kimseler kalmamış olduğunu gören
Utbe b. Rebia, içini çekip:
"Selâmeti uzayan her ev, bir gün, yıkıcı rüzgâra ve acıklı akıbete uğrar!" mealli beyti okumuştur.[31]
Beytin Ebu Süfyan b. Harb tarafından okunduğu da rivayet edilir.[32]
Hz. Ömer ve Arkadaşlarının Medine´ye Hicretleri
Cahş oğullarından sonra, Hz. Ömer de,[33] yirmi kişilik bir kafile ile Medine´ye hicret edip,[34] Küba köyünde Rifâa b. Abdulmünzir´e konuk oldular.[35]
Hz. Ömer der ki:
"Ben, Ayyaş b. Ebi Rebia ve Hişam b. Âs; Medine´ye hicret etmek istediğimiz zaman, hazırlandık. Şerifin üzerinde, Gitar oğullarına ait Edâet´teki Tenâdıb´da* sabahleyin erkence hazır bulunmayı vaadleştik.
´Hangimiz orada sabahleyin bulunamazsak, o yakalanmış demektir. Artık arkadaşları, onu beklemesinler, yollarına devam etsinler´ dedik.
Benimle Ayyaş b. Ebi Rebia, Tenâdıb´ın yanında, sabahleyin erkenden hazır bulunduk.
Hişam ise tutuldu, bizden geri kaldı. Dininden döndürülmek için işkenceden işkenceye uğratıldı ve saptın İdi ."[36]
Hz. Ali derki:
"Muhacirlerden hiç kimse bilmiyorum ki, gizli olarak hicret etmiş olmasın. Ömerb. Hattab, bundan müstesnadır.
O, hicret edeceği zaman, kılıcını kuşandı, yayını omuzuna astı, oklarını ve mızrağını eline aldı, Kabe´ye vardı.
Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, Kabe´nin yanında bulunuyorlardı.
Ömer b. Hattab; Kabe´yi yedi kere tavaf ettikten sonra, halkın birer birer başuçlarına dikilip:
´Anasını ağlatmak, yahut çocuğunu yetim ya da karısını dul bırakmak isteyen varsa, şu vadinin arkasında gelip benimle karşılaşsın!´ dedi. Hiç kimse, ardına düşüp onu takip edemedi."[37]
Muhacirlerin Kimlere Konuk Oldukları
Hz. Ömer´le birlikte hicret edenlerden Küba´da Rifâa b. Abdulmünzir´e konuk olanlar
1. Ömer b. Hattab,
2. Zeyd b. Hattab,
3. Saîd b. Zeyd, b. Amr, b. Nüfeyl,
4. Ömer b. Sürâka,
5. Abdullah b. Sürâka,
6. Ayyaş b. Ebi Rebia,
7. Vâkıd b. Abdullah,
8. Havlî b. Ebi Havlî,
9. Malik b. Ebi Havlî,
10. Huneys b. Huzâfe,
11. İyas b. Bükeyr,
12. Âkil b. Bükeyr,
13. Âmir b. Bükeyr,
14. Halid b. Bükeyr.[38]
Mekkeli Muhacirlerden Küba´da Külsûm b. Hidm´e konuk olanlar
1. Hz. Hamza b. Abdulmuttalib,
2. Zeyd b. Harise,[39]
3. Ebu Mersed Kennaz b. Hısn (Husayn),
4. Enes (Peygamberimiz (a.s.)ın azadlısı),
5. Ebu Kebşe (Peygamberimiz (a.s.)ın azadlısı).[40]
Mekkeli Muhacirlerden Küba´da Bel´aclanların kardeşi Abdullah b. Selemeye konuk olanlar
1. Ubeyde b. Haris,
2. Husayn b. Haris,
3. Tufeyl b. Haris,
4. Mıstah b. Üsâse,
5. Suveybıtb. Sa´d,
6. Tuleyb b. Umeyr,
7. Utbe b. Gazvan´ın azadlısı Habbab.
Mekkeli Muhacirlerden Küba´da Bel haris b. Hazreclerden Sa´d b. Rebia´ya konuk olanlar
1. Abdurrahman b. Avf
ve daha bazıları.
Münzir b. Muhammed b. Ukbe´ye konuk olan Mekkeli Muhacirler:
1. Zübeyr b. Avvam,
2. Ebu Sebre b. Ebi Rühm.
Abduleşhellerin kardeşi Abbâd b. Bişr´e konuk olan Muhacirler:
1. Ebu Huzeyfeb. Utbe,
2. Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe,
3. Utbe b. Gazvan.
Hassan b. Sâbit´in kardeşi Evs b. Sâbit´e konuk olan Muhacirler
1. Hz. Osman,
ve başka bazıları.[41]
Bekâr Muhacirler de, Küba´da Sa´d b. Haysemeye konuk oldular. Sa´d b. Hayseme´nin kendisi de bekârdı.[42]
Kuba´daki Muhacir Cemaatının İmamı
Kuba köyünde, içlerinde Hz. Ömer ve Ebu Seleme´nin de bulunduğu Muhacir cemaatına, Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe imamlık etmiş, namazlarını kıldırmıştır.[43]
Mekke´den Medine´ye Hicrete Devam Edilişi
Mekke´de kalan Müslümanlar da, birbiri ardınca, Medine´ye hicret ettiler.[44]
Ebu Cehil´in Ayyâş b. Ebi Rebia´yı Aldatıp Mekke´ye Götürüşü
Ayyaş b. Ebi Rebia Hz. Ömer´le Küba´ya vardıkları zaman, Ebu Cehil Amr b. Hişam ve kardeşi Haris b. Hişam, Ayyaş b. Ebi Rebia´nın arkasından gittiler.
Ayyaş b. Ebi Rebia, bunların hem amcalarının oğlu, hem de bir anneden doğma kardeşi idi.[45]
Bunlar, Ayyaş b. Ebi Rebia´yı buldular ve ona:
"Ey Ayyaş! Anan hastalandı. [46] Anan, seni görünceye kadar,[47] başına tarak değdirmemeye,[48] yağ sürmemeye;[49] seni görünceye kadar, güneşten gölge altına gitmemeye,[50] birşey yememeye, içmemeye[51] yemin etti.
Ona acı![52] Sen ananın sevgili oğlusun!
Senin dininde anaya babaya iyilik etmek var!
Mekke´ye dön!
Medine´de Rabbine ibadet ettiğin gibi, Mekke´de de ibadet et!" dediler.[53]
Hz. Ömer:
"Ey Ayyaş! Vallahi, kavmin seni[54] aldatmak,[55] dininden döndürmek istiyorlar.[56] Onlardan kork![57]
Vallahi, senin anan, bitten rahatsız olacak olursa, muhakkak başını tarar.
Mekke´nin sıcağı kendisinin üzerinde şiddetlenecek olursa, muhakkak gölgelenmek ister de!" dedi.
Ayyaş b. Ebi Rebia:
"Ben anamın yeminini yerine getireceğim! Hem, benim orada biraz malım da var. Gider, onu da alınm" dedi.[58]
Hz. Ömer:
"Vallahi, sen de bilirsin ki, ben Kureyşîlerin malı en çok olan kişilerindenim.[59] Malımın yarısı senin olsun! Tek, sen onlarla gitme!" dedi.
Ayyaş b. Ebi Rebia Hz. Ömer´in teklifine yanaşmayıp ille de onlarla gitmeye kalkınca, Hz. Ömer:
"Artık, sen yapmak istediğin şeyi yapacaksın! Bari şu devemi al!
Bu, soylu ve uysal bir devedir.
Sen daima onun üzerinde bulun. Kavminden şüphelenirsen, onun üzerinde olarak kaç, kurtul!" dedi.[60]
Ayyaş b. Ebi Rebia deveye binip onlarla birlikte gitti.
Nihayet, yolun bir kısmında bulundukları sırada,[61] Ebu Cehil ona:
"Ey kardeşim! Vallahi, bu devem artık beni taşıyamıyor!
Sen beni şu devenin üzerine, terkine alamaz mısın " dedi.
Ayyaş b. Ebi Rebia:
"Olur!" deyip devesini çöktürdü. Yere indiği zaman, onlar, üzerine atılıp[62] onu sımsıkı bağladılar.
Öylece Mekke´ye götürdüler.
Gündüzün Mekke´ye girdiklerinde:
"Ey Mekkeliler![63] Bizim bu beyinsizimize yaptığımız gibi,[64] siz de kendi beyinsizlerinize böyle yapınız!" dediler.[65]
Ayyaş b. Ebi Rebiayı hapsettiler.[66]
Ebu Cehil ile Haris, ona yüzer sopa vurdular![67]
Kendisini, işkenceden işkenceye uğratıp, dininden döndürdüler.[68]
Hz. Ümmü Seleme´nin Medine´ye Hicret Edip Gidişi
Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed bir yıl veya ona yakın bir müddet önce zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu Seleme´yi devesine bindirip Medine´ye götürmek isterken Hz. Ümmü Seleme´nin mensup bulunduğu Mugîre oğullarının erkekleri görmüş, Hz. Ümmü Seleme´yi yabancı beldelerde gezdirip dolaştırmasına müsaade edemeyeceklerini söyleyerek elinden almışlar, onlara kızan ve Ebu Seleme´nin kabile halkı olan Abdulesed oğulları da, Seleme´yi Hz. Ümmü Selemeye vermemişlerdi.[69]
Hz. Ümmü Seleme der ki:
"Mugîre oğulları beni yanlarında hapsettiler.
Kocam Ebu Seleme ise Medine´ye gitti.
Böylece, benimle kocamın arasını ve oğlumun arasını ayırdılar.
Ben, biryıl veya biryıla yakın bir müddet, her sabah Ebtah´a çıkıp oturur; akşama kadar ağlar dururdum.
Mugîre oğulları ailesinden, amcamın oğullarından biradam, birgünyanıma uğradı. Halimi görünce, bana acıdı. Mugîre oğullarına:
´Siz şu zavallı kadıncağızı kocasının yanına daha ne diye göndermezsiniz !
Onun, hem kocasıyla arasını, hem oğluyla arasını ayırdınız´ dedi.
Bunun üzerine, Mugîre oğulları, bana:
´İstersen, git, kocana kavuş!´ dediler.
Abdulesed oğulları da oğlumu bana geri verince, deveme binip oğlumu kucağıma aldıktan sonra, Medine´deki kocamın yanına gitmek üzere yola çıktım.
Yanımda, Allah´ın kullarından hiç kimse yoktu. Kendi kendime:
´Beni kocamın yanına ulaşıncaya kadar götürecek bir kimseye rastlayabilir miyim ki ´ deyip gittim.
Ten´im´de bulunduğum sırada idi ki, Abduddar oğullarının kardeşi Osman b. Talha b. Ebi Talha´ya rastladım. Bana:
´Ey Ebi Ümeyye´nin kızı! Nereye gidiyorsun ´ diye sordu.
Ona:
´Medine´deki kocamın yanına gitmek istiyorum´ dedim.
Bana:
´Senin yanında gidecek bir kimse yok mu ´ diye sordu.
Ona:
´Yok! Vallahi, ancak Allah var! Bir de, şu oğulcuğum!´ dedim.
Bana:
´Vallahi, seni bu yolda yalnız bırakmak doğru olmaz!´ dedi ve hemen devenin yularını tutup benimle birlikte hızlı hızlı gitmeye devam etti.
Vallahi, Arap erkekleri içinde, hiçbir zaman, ondan daha saygılı ve nezaketli bir yoldaş görmedim:
Bir konak yerine erişince devemi çöktürür, ben ininceye kadar bana arkasını döner, benden uzaklaşır, ben deveden indikten sonra gelip deveyi götürür, semerini indirir, onu bir ağaca bağlar, kendisi de gidip bir ağacın altına uzanırdı.
Hareket zamanı gelince kalkar, tekrar semeri devenin sırtına koyar, deveyi yanıma getirip çök-türdükten sonra arkasını döner, bana:
´Bin!1 derdi.
Ben bindikten sonra, gelir, devenin yularından tutar ve yederdi.
Beni Medine´ye ulaştırıncaya kadar, bana hep böyle yapmaktan geri durmadı.
Küba´da Amr b. Avf oğullarının köyüne bakınca:
´Senin kocan işte bu köydedir![70] Artık, Allah´ın bereketi üzere, gir oraya!´ dedikten sonra, Mekke´ye dönmek üzere, yanımdan aynldı .[71]
Ben, İslâm´da, Ebu Seleme ailesinin uğradığı musibet kadar, hiçbir ev halkının musibete uğradığını bilmiyorum.
Ben, hiçbir zaman, Osman b. Talha´dan daha ikramlı ve saygılı bir yoldaş da görmedim !"[72]
Cübeyr b. Mut´im´in Şam Manastırlarında Peygamberimiz (a.s.)ın Resmine Rastlayışı
Cübeyr b. Mut´im der ki:
"Yüce Allah Peygamber (a.s.)ı gönderdiği ve onun peygamberliğini açığa vurduğu zaman, Şam´a gitmiştim.
Busra´da iken, Hıristiyanlardan bir cemaat, yanıma gelip, bana:
´Sen Harem (Mekke) halkından mısın ´ diye sordular.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Bana:
İçinizde peygamberlik dâvasında bulunan zâtı tanır mısın ´ diye sordular.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Beni bir kiliseye koydular ki, orada birtakım resimler vardı. Bana:
´Bak! Onun resmini görebilir misin ´ dediler.
Baktım, onun resmini orada göremedim.
´Onun resmini göremedim!1 dedim.
Beni bundan daha büyük bir odaya koydular. Bakınca, orada Resûlullahın vasfı ve resmi ile, arkasında yer alan Ebu Bekir´in vasfını ve resmini gördüm.
Bana:
´Onun vasfını gördün, buldun mu ´ diye sordular.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Bana:
´Bu, o mudur ´ diye sordular.
´Evet!´ dedim. Bana:
´Biz de, bunun sizin sahibiniz olduğuna ve arkasındaki şu zâtın da, sonradan, onun halifesi olacağına şehadet ederiz![73]
Bu peygamberden sonra bir peygamber daha olmayacak, gelmeyecek!1 dediler."[74]
"Kureyşîlerin Resûlullah (a.s.)a işkence yapmalarını hiç istemezdim.
Kureyşîlerin onu öldürmeye kalkacaklarını sandığım zaman, manastırlardan bir manastıra varıp kavuştum.
Manastırın bakıcısı başkanlarına gidip haber verdi.
Toplanılınca, durumu başkana anlattım.
Bana:
´Kureyşîlerin onu öldüreceklerinden korkuyor musun ´ diye sordu.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Bana:
´Sen ona benzeyen, çizilmiş bir resim görsen, tanıyabilir misin ´ diye sordu.
Ben:
´Evet! Tanırım!´ dedim. Bana, üzeri örtülü bir resim gösterdi ki, sanki tıpkı o idi! Bana:
´Vallahi, onlar onu öldüremezler! Onu öldürmek isteyeni, biz öldürürüz! Çünkü, o, muhakkak peygamberdir!´ dedi.
Onların yanında bir müddet kaldım.
Mekke´ye döndüğüm zaman, Resûlullah (a.s.) Medine´ye gitmiş bulunuyordu."[75]
Kayser Herakliyus´un Çekmecesinde Sakladığı Peygamber Resimlerini İslam Elçilerine Gösterişi
Hz. Ebu Bekir de, Rum Kayseri Herakliyus´u İslâmiyete davet etmek üzere,[76]
Hişam b. Âs el-Emevî´yi,[77]
Nuaym b. Abdullah´ı ,[78]
Ubâde b. Sâmit´i,[79]
Amr b.Âs´ı,
Adiyy b. Ka´b´ı
gönderdi.[80] Gönderilen elçilerden bazıları, bu husustaki anılarını şöyle anlatmışlardır:
"Rum hükümdarını İslâmiyete davet edelim diye, hayvanlarımıza binip yola çıktık. Dımaşk´a vardık.
O zaman, Şam ülkesi, Herakliyus adına, Cebele b. Eyhemü´l-Gassânî´nin idaresinde idi.
Şam´a girmek için izin istedik, izin verildi.
Cebele, bize bakınca, hoşlanmadı. Emretti, bir tarafa çekilip oturduk. Kendisi ise, özel minderde, ileri gelen adamlarıyla birlikte oturmakta idi.[81]
Bizimle konuşmak ve söyleyeceklerimizi kendisine eriştirmek üzere, bize bir adam gönderdi.
´Vallahi, biz hiçbir zaman elçi ile konuşmayız! Biz ancak hükümdara gönderildik!´ dedik.[82]
Elçi, gidip bunu anlatınca, Cebele oturduğu minderden inip başka bir mindere oturdu.
Bizim yanına kadar gelmemize izin verdi.[83]
Cebele´nin üzerinde kara, kaba bir elbise vardı. [84]
Çevresine bakıldığı zaman, herşeyin de kapkara olduğu görülüyordu."[85] Cebeleye:
"Senin şu kara, kaba giymenin sebebi nedir " diye sorulunca,[86] Cebele:
"Sizi bütün Şam´dan,[87] beldelerimden[88] çıkarıp giderinceye kadar, bunu adak olarak giyeceğim ve üzerimden çıkarmayacağım!" dedi.[89]
İslâm elçileri:
"Sen biraz yumuşak davran ve acele etme![90]
Vallahi, sen şu oturduğun yerden bizi menedinceye kadar, biz onu muhakkak senden alacağız![91] Vallahi, biz burayı inşaallah senden de, en büyük kraldan da alacağız! Bunu, bize Peygamberimiz (a.s.) haber verdi!" dediler.[92]
Cebele İslâm elçilerinin konuşmak istediklerini konuşmalarına "Konuşunuz!" diye izin verince,[93] Hişam b. Âs konuşmaya başlayıp onu Allah´a imana davet etti,[94] İslâm iyete davet etti.[95]
Ubâde b. Sâmit der ki:
"Biz, onu böylece Allah´a imana ve İslâmiyete davet ettikse de, hayra ermeyi kabul etmedi.[96]
Cebele:
´Demek, siz Sümerâsınız ha ´ dedi.
Ona:
´Sümerâ, ne demek ´ diye sorduk.
Cebele:
´Siz onlar değilsiniz!´ dedi.
Ona:
´Ya kimlermiş onlar ´ diye sorduk.
Cebele:
´Onlar, geceleri namaz kılan, gündüzleri oruç tutan bir kavimdir!´ dedi.
Biz de:
´Vallahi, biz onlanz![97] Geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutarız1 dedik.[98]
Cebele:
´Sizin namazınız nasıldır ´ diye sordu.
Kendisine namazımızı tarif ettik.[99]
Cebele:
´Sizin orucunuz nasıldır ´ diye sordu.
Ona orucumuzu da tarif ettik. [100]
Cebele bize daha başka şeyler hakkında da sorular sordu.
Sorularının cevaplarını verdiğimiz zaman,[101] Allah bilir ki,[102] yüzünü kara bürüdü, yüzü kapkara oldu,[103] tencere karasına döndü.[104] Azarlandık.[105]
Bize:
´Kalkın!´ dedi.[106]
Krala gönderilmemizi, adamlarına emretti.[107]
Bizi, elçiler ve kılavuzlarla birlikte Rum kralına yolladı.[108]
Kostantiniyyeye [İstanbul´a] yaklaştık.[109] Şehrin kapısına vardık.[110] Hayvanlarımızın üzerinde olduğumuz halde, sarıklarımızı ve kılıçlarımızı düzenledik.[111]
Bizimle birlikte gelen elçi:
´Şu hayvanlarınız kralın şehrine sokulmaz![112]
Size, isterseniz katırlar, isterseniz eğerli ve uysal atlar getireyim,[113] getirelim.[114] Sizi eğerli, uysal atlara ve katırlara bindirelim.[115]
Eğerli uysal atlar ve katıriar getirinceye kadar, siz burada durup bekleyin´ dedi. [116]
Biz:
´Hayır![117] Vallahi, biz bulunduğumuz gibi,[118] hayvanlarımızın üzerinde olmadıkça,[119] buraya girmeyiz!´ dedik.[120]
Kaysere:
´Onlar şehre atlar ve katırlar üzerinde girmeyi kabul etmiyorlar! ´ diye haber göndendiler.[121]
Kayser ´Onların yollarını açın!´[122] diyerek şehre hayvanlarımızın üzerinde girmemize emir,[123] izin verince,[124] hemen kılıçlarımızı kuşandık, hayvanlarımıza bindik.[125]
Sarıklarımızı sarınmış, kılıçlarımızı kuşanmış olarak, hayvanlarımızın üzerinde şehre girdik.[126]
Kostantiniyye (İstanbul) halkı, bizi böyle, sarıklarımıza sarınmış, kılıçlarımızı kuşanmış olduğumuz halde hayvanlarımızın üzerinde görünce, şaşırdılar.[127]
Kayserin sarayının kapısına kadarvardık.[128]
Hayvanlarımızı sarayın duvarının dibinde ıhdırdık.[129]
Kayser o sırada sarayının yüksek bir odasında oturuyor ve bize bakıyor, yanında da kumandanlar ve Rum ileri gelenleri bulunuyordu.
Başımızı kaldırıp yüksek sesle:
´Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber!´ diyerek tekbir getirdik.
Allah bilir ki, bütün saray, rüzgârın hurma ağacını salladığı gibi sallandın[130]
Kayser, bize:
´Dininizi[131] bana böyle[132] kapımda[133] açıklamanız sizin için uygun değildir!1 diyerek acele haber gönderdiği gibi;
´İçeri girin!´ diye de haber gönderdi.[134]
Kayserin yanına girdik.[135]
Kayser, kendisine mahsus yüksek bir minderde oturuyordu. Meclisindeki, çevresindeki herşey kırmızı, üzerindeki elbise de kırmızı idi.
Kumandanlar ve Rum ileri gelenleri de yanında bulunuyordu.[136]
Kendisine söylemek istediğimiz şeyi elçiye söylememizi isteyince:
´Hayır! Vallahi, biz elçi ile konuşmayız!
Biz, ancak krala gönderildik!
Eğersen bizim seninle konuşmamızı istiyorsan, bize izin ver, seninle konuşalım´ dedik.[137]
Selam vermeden, yanına girdik.[138]
´Lâ ilahe illallah!´ dedik.
Allah bilir ki, saray sallandı!
Hatta, Kayser ve adamları, başlarını kaldırdılar.[139]
O sırada, Kayserin yanında, açık ve güzel Arapça bilen bir adam bulunuyordu.[140]
O, bize:
´Oturunuz!1 diye işaret edince, bir tarafa çekilip oturduk.[141]
Kayser, gülerek: [142]
´Beni aranızdaki selamla selamlamaktan sizi meneden nedir [143]
Peygamberinizi selamladığınız selamla beni selamlamaktan sizi men eden nedir 1 diye sordu.[144]
´Sizin beni aranızdaki selamınızla selamlamanız gerekmez mi idi 1 dedi.[145]
Ona:
´Bizim seni aramızdaki selamımızla selamlamamız sana, senin selamlandığın selamla selamlamamız da bize helâl olmaz![146]
Ne bizim peygamberimizi selamladığımız selamla seni selamlamamız sana helâl olur, ne de senin selamlandığın selamla seni selamlamamız bize helâl olur´ dedik.[147]
Kral:
´Sizin aranızdaki selamınız nasıldır 1 diye sordu.[148]
´Esselâmü aleyke´dir!´[149]
´Esselâmü aleyküm´dür![150] Cennetliklerin selamıdır´ dedik.[151]
Kral, bize:
´Siz peygamberinizi de mi bununla selamlarsınız 1 diye sordu.
´Evet!´ dedik.[152]
Kral:
´Hükümdarlarınızı nasıl selamlarsınız ´ diye sordu.
´Bununla selamlarız1 dedik.[153]
Kral:
´Size verilen selama da mı bununla karşılık verirsiniz ´ diye sordu.
´Evet,[154] bununla![155] Böyle! dedik.[156]
Kral:
İçinizden, peygamberinize herhangi bir şeyde vâris olan var mı ´ diye sordu.
´Yoktur! Bir kimse, ölünce vârisini veya yakınını bırakır; vârisi veya yakını, ona vâris olur. Fakat, Peygamberimize bizden, hiçbir şeyde vâris olan olmamıştır!´ dedik.[157]
Kral:
´Hükümdarınızda da, hal böyle midir ´ diye sordu.
´Evet!´ dedik.[158]
Kayser:
´Sizi katınızda, en büyük kelâmınız nedir ´ diye sordu.[159]
´Lâ ilahe illallâh![160] Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber!´ dedik.[161]
Deyince, saray tekrar sallandı!
Kayser gözlerini açtı, tavana doğru baktı ve:
´Siz bu kelimeyi söyleyince, oda sallandı ha !´ dedi.
´Evet!´ dedik.[162]
Kayser:
´Siz bunu düşmanlarınızın beldelerinde söylediğiniz zaman, tavanları sallanır mı ´ diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Siz bunu kendi beldelerinizde söyleyince, tavanlarınız sallanır mı ´ diye sordu.
Biz:
´Hayır! Biz bunun böyle yaptığını hiç görmedik! O bu şeyi ancak senin yanında yaptı.[163] O, bize öğütten başka birşey olamaz!´ dedik.
Kayser, yanında oturanlara dönerek: [164]
´Ne güzel doğru söz!´ dedi[165] ve:
´Siz, şehirleri fethettiğiniz sıralarda ne dersiniz ´ diye sordu.
´Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber, deriz´ dedik.
Kayser:
´Lâ ilahe illallah dediğinizde,[166] O´nunla birlikte ortak yok![167] O´nunla birlikte hiçbir şey yok; [168]
Vallâhu ekber dediğinizde de, Allah herşeyden büyüktür![169] O´ndan daha büyük birşey yok! Onun eni boyu yok,[170] demek istiyorsunuzdur herhalde 1 dedi.
´Evet!´ dedik.[171]
Kayser bize birtakım şeyler daha sorduktan ve cevaplarını aldıktan sonra:
´Sizin namazınız ve orucunuz nasıldır ´ diye sordu.
Bunları da kendisine anlattık.[172]
Kayser bizim güzel, büyük bir yerde ağırlanmamız için, ilgililere emir verdi ve bize de: ´Kalkınız!´ dedi.[173]
Orada üç gün kaldık.[174]
Kayserin, sabah ve akşam, bize lütuf ve ikramları geldi.[175]
Kayser geceleyin bize haber gönderdi. Yanına girdik. Kendisinin yanında hiç kimse yoktu.[176]
Kayser oturmamızı emretti, oturduk. [177]
Kendisine söylemiş olduğumuz sözleri tekrarlamamızı istedi, onları tekrarladık. [178]
Kayser hizmetçisini çağırıp ona birşey söyledi.
Hazırlattığı ,[179] büyük ve altın işlemeli, dör tköşe çekmece gibi birşeyi getirtti.
Çekmecenin birçok küçük ve kilitli gözleri vardı. [180]
Kayser, gözlerden birisini açtı. Oradan, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı.
Bezin üzerinde, ak benizli, yüzü ayın ondördü gibi parlak,[181] uzun boylu, çok saçlı,[182] saçı iki bölük halinde örgülü,[183] büyük gözlü,[184] uzun boyunlu, [185] kalın baldırlı,[186] sakalsız[187] bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu. Biz:
´Hayır!´ dedik. Kayser:
´Bu, Âdem´dir!1 dedi. Onu çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka bir göz açtı. İçinden siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı. Üzerinde, ak benizli,[188] çok saçlı, hüzünlü, kederli, güzel yüzlü,[189] güzel sakallı,[190] büyük başlı, kıvırcık saçlı, kalın baldırlı, gözlerinde kırmızılık bulunan,[191] büyük gözlü, iki omzunun arası geniş olan[192] bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
Biz:
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Nuh´tur!´ dedi.[193]
Kayser, onu da çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka bir göz açtı. Gözün içinden, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı. Bezin üzerinde, ak tenli, ak sakallı,[194] ak saçlı, güzel gözlü, açık alınlı, uzunca yanaklı,[195] güzel yüzlü,[196] gülümser gibi bir zâtın resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
Biz:
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, İbrahim´dir!´ dedi.[197]
Kayser onu da çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka bir göz açtı. Gözün içinden, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı.
Bezin üzerine, aktenli bir insan resmi çizilmiş olup,[198] Peygamberimiz Muhammed (a.s.)a göre çizilmişti.[199]
Ona bakınca,[200] kendi kendimize:
´Peygamberimiz Muhammed (a.s.)![201] Vallahi, Resûlullah (a.s.)!´[202] dedik[203] ve ağladık.[204] Kayser ´Size ne oluyor ![205] Siz bunu tanıyor musunuz ´ diye sordu.[206]
Biz:
´Evet![207] Bu, bizim peygamberimiz Muhammed (a.s.)ın resmidir!´ dedik.[208]
Kayser:
´Size Allah adına,[209] dininiz adına and veriyorum![210] Bu, sizin peygamberinizin resmidir´ dedi.
Biz:
´Evet! Bu, peygamberimizin resmidir![211] Allah ve dinimiz adına yemin ederiz ki; bu, peygamberim-izdir![212]
Sanki onu sağ olarak görür gibiyiz![213]
Sanki ona sağ olduğu halde bakıyor gibiyiz!1 dedik.[214]
Allah bilir, Kayser ayağa kalktı, sonra oturdu ve:
´Allah aşkına! Bu, gerçekten o mudur ´ dedi.
Biz:
´Evet! Gerçekten odur. Sanki biz ona bakıyor gibiyiz!1 dedik.
Kayser ona bir müddet baktı durdu.[215]
Sonra da:
´Bu resim, gözlerin en sonuncusunda idi. Fakat, ben onun üzerinizde ne etki yapacağını[216] bileyim,[217] göreyim diye, çıkarıp göstermekte acele ettim1 dedi. Sonra da, onu çıkardığı yere koydu."[218]
Peygamberimiz (a.s.)ın Şekil ve Şemaili
Hz. Ali´nin bildirdiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):
Ne öyle uzun boylu, ne de kısa olmayıp, uzuna yakın orta boylu idi.
Kendisinin el ve ayak parmaklan kalınca,
Başı, vücut yapısıyla dengeli biçimde, büyükçe idi.
Omuzlan, dizleri ve bilekleri kemikli idi.
Saçı ne kıvırcık, ne de düzdü.
Sakalı sık idi.
Yüzü uzunca idi.
Boynu uzundu, gümüş gibi ak ve parlaktı.
Teni kırmızıyla karışık ak ve pembe idi.
Gözleri büyükçe idi.
Gözbebeklerinin siyahı, pek siyahtı.
Gözlerinin beyazında biraz kırmızılık vardı.
Kirpikleri sık ve uzundu.
Vücudu ne zayıf, ne de şişmandı.
İki küreğinin arası enli idi.
Omuz küreklerinin arasında peygamberlik mührü vardı.
Peygamberimiz (a.s.)ı birdenbire görenler, onun vakar ve manevî heybetinden sarsılırlar, kendisini yakından tanıyınca da, ona en derin sevgi ve saygı ile bağlanırlardı.
Kendisinin yüce haslet ve meziyetlerini anlatmak isteyen kimse:
´Ben, ne ondan önce, ne de sonra, onun bir benzerini daha görmedim!´ demekten kendini alamazdı. [219]
Peygamberimiz (a.s.)ın üvey oğlu Hind b. Ebi Hâle´ye göre:
Resûlullah (a.s.)ın yüzü ayın ondördü gibi parlardı.
Saçı kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları birieştirmezdi. Birleştiklerinde de onları ayırmaz, oldukları gibi bırakırdı.
Saçını uzattığı zaman, saçı kulaklarının memesini aşardı.
Alnı açık ve genişti.
Kaşları uzun ve kavisli idi.
Kaşlarının uçları ince, araları çok yakındı, fakat çatık değildi.
İki kaşının arasında bir damar vardı ki, kızgınlık zamanında kabanr, görünürdü.
Bumunun iki kaş arasında başladığı yer yüksekçe, bumunun ucu da ince idi. Bumundaki ölçülülük ve denklik, dikkat edenlerin gözünden kaçmazdı.
Bumunda ayrı bir parlaklık da vardı.
Diğer sahabilerin anlattıklarına göre de:
Peygamberimiz (a.s.)ın yanaklan düzdü, yumru değildi.
Dişleri inci taneleri gibi idi.
Bütün uzuvları (organları) düzgündü.
Kamı ve göğsü bir düzeyde idi, çıkık değildi.
Vücudu kıllı değildi. Yalnız, omuz başlarında, pazularında biraz kıllar vardı.
Bilek kemikleri uzun, el ayalan genişti.
Ayaklarının altı düz değil, çukurca idi.
Ayakları hafif etli idi.
Ayaklarının üzerine su döküldüğü zaman, etrafa yayılirdi. [220]
Resûlullahın yüzü ve sesi çok güzeldi.[221]
Sanki, yüzünde güneş çağlandı.[222]
Ümmü Ma´bed´in bildirdiğine göre:
Peygamberimiz (a.s.)ın gözü, Kudretten sürmeli idi.
Sustuğu zaman, kendisinde, bir vakar ve ağırbaşlılık; konuştuğu zaman da, güleryüzlülük görünürdü.
Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı dökülürdü.
Sözü açık, ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup; ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu.
Kendisi, ekşi ve asık suratlı değil, güleçti.[223]
İslâm elçileri, Kayserin sarayında gördükleri peygamber resimleri hakkındaki anılarını anlatmaya şöyle devam etmişlerdir:
"Kayser çekmeceden başka bir göz açtı ve içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı.[224]
Bezin üzerinde, esmer tenli,[225] kaba sakallı,[226] çukur gözlü, dudaklarını büzmüş, yüzünü ekşitmiş,[227] kıvırcık saçlı, sert ve hiddetli bakışlı, öfkeli bir insan resmi vardı.[228]
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
Biz:
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Musa´dır!´ dedi.[229]
Musa (a.s.)ın yanında, ona benzeyen ve fakat, başının saçı yağlı, geniş alınlı, gözünün siyahında bumuna doğru akı klik bulunan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Harun b. İmran´dır!´ dedi.
Sonra, onu eski yerine kaldırıp, çekmeceden başka bir göz açtı ve içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde esmer tenli, düz saçlı, orta boylu,[230] güzel yüzlü, öfkeli gibi[231] bir insan resmi vardı.
Kayser:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Lûttur!´ dedi.
Kayser başka bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kırmızıya çalar ak tenli, seyrek sakallı, ince burunlu, güzel yüzlü bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, İshaktır!1 dedi.
Sonra, başka bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde İshak (a.s.)ın resmine benzeyen, fakat alt dudağında bir ben bulunan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Yâkub´dur´ dedi.
Sonra, başka bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kırmızıya çalar ak tenli, güzel yüzlü, ince burunlu, güzel boylu, yüzünde nur yükselen, huşuu yüzünden belli olan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, sizin peygamberinizin atası İsmail´dir!1 dedi.
Sonra, başka bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde Âdem (a.s.)ın resmini andıran, ak tenli, yüzü güneş gibi parlayan bir insan resmi vardı.
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Yusuf´tur!´ dedi.[232]
Sonra, başka bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kalın baldırlı, uzun bacaklı, at üstünde bir insan resmi vardı.
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik. Kayser:
´Bu, Süleyman b. Davud´dur!´ dedi.[233]
Kayser, en sonra, bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde ak tenli, simsiyah sakallı, çok saçlı, güzel gözlü ve güzel yüzlü,[234] açık ve geniş alınlı [235]elinde asa, sırtında softan kaftan bulunan[236] bir genç insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
´Bu, İsa b. Meryem´dir!1 dedi.[237]
Onu da çıkardığı yerine koyduktan sonra, vazifeliye emredip, çekmeceyi bulunduğu yerine kaldırt-tl .[238]
Kaysere:
´Görmüş olduğumuz resmin Peygamberimiz (a.s.)ın resmi olduğunu-kendisini sağlığında görmüş bulunduğumuz için-tanıdık. Öteki resimlerin-kendilerini görmediğimiz hal de-kimlere ait olduklarını nasıl bilelim, tanıyalım [239]
Peygamberler (a.s.)lara ait olmak üzere çizildiklerini anladığımız bu resimlerden, Peygamberimiz için çizilenin, kendisi gibi olduğunu gördük.[240]
Bunlar size nereden geldi !´ dedik.[241]
Kayser:
´Âdem, çocuklarından gelecek peygamberleri göstermesini, Rabbinden dilemişti.[242]
Allah da, Âdem´e, onların suretlerini indirdi.
Bunlar, Âdem´in, güneşin battığı yerdeki hazinesinde bulunuyordu.[243]
Zülkameyn, onu güneşin battığı yerdeki yerinden çıkarıp Danyal´a verdi.[244]
Danyal da, o suretlere göre, bu suretleri[245] ipek bezler üzerine[246] aynen tasvir etti, geçirdi.
İşte, bunlar, Danyal´ın çizdiği suretlerdir.[247]
Bu resimler, tevarüs yoluyla krallardan krallara geçe geçe, bana kadar gelmiştir!´ dedi.[248]
Bunun üzerine, Kayseri İslâmiyete davet ettik.[249]
Kayser:
´Vallahi, nefsim mülk ve saltanatımdan aynlmaklığımı hoş karşılasaydı,[250] dininiz üzere[251] size tâbi olmayı[252] ne kadar arzu ederdim ![253]
Fakat, nefsim hoş karşılamıyor!´ dedi.[254]
Bize güzel hediyeler verdi.[255] Sonra, dönmemize izin verdi,[256] döndük.[257]
Ebu Bekir´in yanına vardık.[258] Ona, gördüğümüz şeyleri, Kayserin bize söylediği sözleri,[259] bize gösterdiği yakınlığı[260] anlatınca, Ebu Bekir ağladı ve Kayser hakkında:
´Miskin (zavallı)! Yüce Allah onun hakkında hayır dileseydi, muhakkak yapardı´ dedikten sonra:
´Resûlullah (a.s.) bize haber verdi ki; onlar (Hıristiyanlar) ve Yahudiler, Muhammed (a.s.)ın na´tini,[261] yanlarında,[262] yanlarındaki Tevrat ve İncil´de[263] bulmuşlardır.[264] Yüce Allah da:
´Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil´de yazılı bulacakları o ümmî nebî olan Resûle tâbi olanlardır.
O, kendilerine iyiliği emr ve onları kötülükten nehy ediyor, onlara temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor. Onlardan, ağıryüklerini, sırtlarında olan zincirleri indiriyor.
İşte, ona iman edenler, onu tazim edenler, ona yardım edenler ve ona indirilmiş olan, yanında bulunan Nur^a tâbi olanlar! Onlar, selâmete erenlerin ta kendileridir!´ [A´râf: 157] buyurmuştur´ dedi."[265]
Mekke´nin Müslümanlardan Boşalışı ve Hz. Ebu Bekir´in Hicrete Hazırlanışı
Müslümanlardan kimisi Habeş ülkesine, kimisi de Medine´ye hicret etmişti. Mekke´de, müşriklerin hapsettikleri[266] veya zorla dinlerinden döndürdükleri,[267] veya hasta, ya da hicret etmekten âciz[268] kimseler ile birlikte, hemen hemen, Peygamberimiz (a.s.)dan, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali´den başka erkek kimse kalmam işti.[269]
Hz. Ebu Bekir sık sık hicret için izin istedikçe, Peygamberimiz (a.s.):
"Hele acele etme bakalım. Belki Allah sana bir sahib hazırlar!" buyurur, Hz. Ebu Bekir de Peygamberimiz (a.s.)a hicret arkadaşı ve yoldaşı olmayı umardı.[270]
Hz. Ebu Bekir Medine´ye hicrete hazırlanınca da, Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Sen biraz sabret! Bana da hicrete izin verileceğini umuyorum!" buyurdu.[271]
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Allah´ın Peygamberi![272] Babam, anam sana feda olsun! Sen bunu umuyor musun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Umuyorum" buyurunca, Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (a.s.)a arkadaş olmak için, kendisini hicret etmekten alıkoydu.[273]
Buna bir hazırlık olmak üzere de,[274] Hureyş[275] veya Kuşeyr[276] oğulları develerinden, sekiz yüz dirheme[277] satın aldığı iki deveyi[278] evde semür ağacının yaprağıyla dört ay[279] besledi.[280]
Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeyi Kararlaştırmaları
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)a başka yerlerden birtakım sahabiler ve yardımcılar çıktığını, Mekkeli sahabilerin[281] çoluk çocuklarıyla birlikte Medine´ye, savaşçı ve hazırlıklı Evs ve Hazrec kabilelerinin[282] yanına gittiklerini gördükleri[283] ve orada konuklanıp korunduklarını[284] öğrendikleri zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın da onların yanına gideceğini[285] ve kendileriyle savaşacağını[286] anladılar ve korktular;[287] Dârü´n-Nedve´de toplandılar.[288]
Dârü´n-Nedve´de Toplanan Müşriklerden Başlıcaları
Abduşşems oğullarından:
1. Utbe b. Rebia,
2. Şeybe b. Rebia,
3. Ebu Süfyan Sahr b. Harb
Nevfel b. Abdi Menaf oğullarından:
4. Tuaym b. Adiyy,
5. Cübeyr b. Mut´im (veya Habib b. Mufim),
6. Haris b. Âmir b. Nevfel.
Abduddar b. Kusayy oğullarından:
7. Nadr b. Haris
Esed b. Abduluzzâ oğullarından:
8. Ebu´l-Bahterî b. Hişam,
9. Zem´a b. Esved, b. Muttalib (veya Rebia b. Esved)
10. Hakîm b. Hizam.
Mahzum oğullarından:
11. Ebu Cehil Amr b. Hişam.
Sehm oğullarından:
12. Nübeyh b. Haccac,
13. Münebbih b. Haccac.
Cumah oğullarından:
14. Ümeyye b. Halef.
Toplantıya bunlarla ve bunlardan başkalarıyla birlikte gelen Kureyş müşrikleri sayısızdı.[289] Rivayete göre, sayıları yüzü bulmuş;[290] Kureyş müşriklerinin görüş ve rey sahiplerinden, toplantıya gelmeyen kimse kalmamış;[291] ancak, alınacak karardan haberleri olmasın diye, toplantıya Hâşim oğulları ailesinden kimse alınmamıştı.[292]
Necidli Olduğunu Söyleyen Bir Şahsın Toplantıya Katılışı
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın işini konuşmak üzere belirledikleri günün sabahında Dârü´n-Nedve´de toplanmaya başladıkları sırada idi ki, üzerine kalın bir elbise giyinmiş bir şeyhin kapıda dikilip durduğunu gördüler ve:
"Kim bu şeyh " diye sordular.
Şeyh:
"Necid halkından bir şeyh! Onun [Peygamber (a.s.)] için hazırlandığınızı işitip, yanınızda bulunmak ve konuşmalarınızı dinlemek üzere gelmiş bulunuyor. Kendisi, görüş ve öğütlerini sizden esirgemeyeceğini umuyor!" dedi.
"Olur! Gir, içeri!" dediler.
O da, onlarla birlikte içeri girdi.
Teşhis ve tasvir edildiği gibi, bu, Necidli şeyh suretine girmiş bir şeytandı.[293]
Peygamberimiz Aleyhinde Yapılan Konuşmalar ve Verilen Korkunç Karar
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.) hakkında birbirlerine:
"Bu adamın işi, görmüş olduğunuz gibi, yaygın bir hale gelmiş bulunuyor.
Biz, vallahi, onun, bizden olmayan tâbileriyle üzerimize yürümeyeceğinden emin değiliz!
O halde, onun hakkındaki görüşlerinizi birleştiriniz!" dediler.
Aralarında görüşmeye, konuşmaya başladılar.
İçlerinden birisi,[294] Ebu´l-Bahterî[295] veya Hişam b. Amr[296]
"Onu zincire vurarak hapsediniz ve üzerinden kapıyı kilitleyiniz! Sonra, ondan önce geçen Züheyr, Nâbiga ve onlardan da önce geçmiş olan şairlerin başlarına gelen akıbet gibi bir akıbetin bunun da başına gelmesini, ölmesini bekleyiniz!" dedi.
Necidli şeyh:
"Hayır! Vallahi bu sizin için yerinde bir görüş değildir:
Vallahi, dediğiniz gibi onu hapsedecek olursanız, kendisinin işi kilitlediğiniz kapının arkasına çıkar, ashabına ulaşır, hemen üzerinize yürüyüp onu elinizden çeker alırlar, sonra da size galebe çalacak, hakim olacak kadar çoğalırlar.
Bu, sizin için, yerinde bir görüş değildir. Siz bundan başkasını düşünmeye bakınız!" dedi.[297]
Toplanüdakiler:
"Şeyh doğru söylüyor!" dediler.[298]
Tekrar düşünmeye ve konuşmaya başladılar.
İçlerinden birisi,[299] Ebu´l-Bahterî[300] veya Ebu´l-Esved Rebia b. Amr:[301]
"Onu aramızdan çıkaralım, yurdumuzdan sürelim. O, bizden çıkınca, vallahi, nereye giderse gitsin! Nereye düşerse düşsün! Nemize gerek! O bizden uzak olunca, biz ondan kurtulunca, işimiz düzelir, ülfetimiz de olduğu gibi devam eder" dedi.
Necidli şeyh: "Hayır! Vallahi, bu da sizin için yerinde bir görüş değildir! Siz onun sözünün güzel, konuşmasının tatlı olduğunu, getirdiği şeylerle insanların kalblerine hakim olup durduğunu görmüyor musunuz Vallahi, siz bu dediğinizi yapacak olursanız, onun Araplardan bir kabilenin yanında yerleşmeyeceğinden ve onları hükmü altına alıp kendisine tâbi kılmayacağından ve onlarla birlikte üzerinize yürüyüp sizi beldelerinizde tepelemeyeceğinden, işinizi elinizden almayacağından, size istediğini yapmayacağından emin olamazsınız! Siz, onun hakkında, bundan başka bir tedbir düşününüz!" dedi. [302]
Müşrikler:
"Vallahi, şeyh doğru söylüyor!" dediler. [303]
Ebu Cehil:
"Vallahi, benim onun hakkında, sizin daha düşünmediğiniz, dile getirmediğiniz bir görüşüm var!" dedi.
"Ey Hakem´in babası! Nedir o görüş " diye sordular.
Ebu Cehil:
"Benim görüşüm: İçimizdeki her kabileden, güçlü, kuvvetli, özü gözü pek, şerefli, soylu birer delikanlı alalım. Sonra, onlardan her birine keskin birer kılıç verelim. Onlar gidip, ellerindeki kılıçlarla hepsi birden tek adamın vuruşu gibi vurup, onu öldürsünler! Böylece ondan kurtulalım, rahata kavuşalım! Delikanlılar bunu bu şekilde yapınca, onun kanı bütün kabilelere dağılmış, düşmüş olur! Abdi Menaf oğulları ise, bütün kabilelerle savaşmaya güç yetiremezler, bizden diyet almaya razı olurlar. Biz de, Abdi Menaf oğullarına onun diyetini öderiz!" dedi.
Necidli şeyh:
"İşte, yerinde söz bu adamın sözüdür! Bu öyle bir görüştür ki, ondan başka, yerinde bir görüş yoktur!" dedi.
Bunun üzerine, müşrikler Ebu Cehil´in görüşü üzerinde birleşmiş olarak dağıldılar. [304]
Beş kabileden hemen beş cellat seçilip, ellerine birer keskin kılıç verildi. [305]
Suikast Hadisesinin Kur´an-ı Kerîm´de Anılışı
Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a, Kureyş müşrikleri tarafından hazırlanan suikastı da, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklar:
"Hani, bir zamanlar o küfredenler seni tutup bağlam alan, yahut öldürmeleri, ya da (yurdundan) zorla sürüp çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu tuzağı kurarlarken, Allah da onun karşılığını yapıyordu. Allah tuzak kuranlara mukabele edenlerin hayırlı sı di r." [306]
"Yoksa ´O bir şairdir. Biz, ona da zamanın, ölüm musibetinin gelmesini gözlüyoruz!1 mu diyorlar "[307]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81-91, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 226, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[2] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 226.
[3] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[4] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s.226.
[5] Taberî, Târîh, c. 2, s. 240.
[6] Taberî, c. 2, s. 240, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 101, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 14.
[7] İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Taben, c. 2, s. 240, İbn Esîr, c. 2, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 313, İbn Haldun, c. 2, s. 14, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 80.
[8] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 459, Zehebî, s. 31 3.
[9] İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Taberî, c. 2, s. 240, İbn Esîr, c. 2, s. 101, Zehebî, s. 313, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14, Halebî, c. 2, s. 180.
[10] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320.
[11] İbn Sa´d.c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Halebî, c. 2, s. 180.
[12] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387, İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 59, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 34, Beyhakî, c. 2, s. 459, Zehebî, s. 311 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 168, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 180.
[13] Abdurrezzak,c.5, s. 387, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Halebî, c. 2, s. 180.
[14] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 111, Taberî, Târîh, c. 2, s. 242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 69.
[16] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 111, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 85 Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 459, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 311, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 169.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 111, Taberî, c. 2, s. 242, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 169.
[18] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c.1 , s. 226, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[19] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.226.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 111, İbn Sa´d, c. 1 , s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, c. 85-86, Zehebî, s. 313.
[21] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 271.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/289-291.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 112, Belâzurî, c. 1, s. 258, İbn Hazm, s. 86.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 11 4, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, s. 86, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 101, İtan Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 173, Zehebî, s. 313, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[24] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 171.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/291.
[25] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, s. 86, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, İbn Sa´d, c. 3, s. 89, İbn Haim, s. 86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 171.
[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 89.
[28] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 115-116, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 89-90, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 86-87, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 173-174, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 171.
[29] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 116, İbn Hazm, s. 87, İbn Seyyid, c. 1, s. 174, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 71.
[30] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 90, İbn Seyyid, c. 1,s.175, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 171.
[32] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 163.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/291-292.
[33] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 118.
[34] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 460, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 87, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 174, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 313, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 73, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 14, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 78, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 183.
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 121, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 271, İbn Hazm, s. 88, İbn Seyyid, t 1, s. 175.
* Tenâdıb; Mekke´ye on mil uzaklıktadır (Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 190).
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, İbn Sa´d, c. 3, s. 271, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 13-1 4, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 253, Zehebî, Târih, s. 314, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[37] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 152-153, Muhibbül-Taben , Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 258-259, Halebî, c. 2, s. 183-184.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/293-294.
[38] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 120-121, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 88, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 175, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 173.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 121-122, İbn Hazm, s. 89, İbn Seyyid, c.1, s. 176, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 174.
[40] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 122, İbnSeyyid, c. 1, s. 176, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 174.
[41] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 122, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 3, s.55-56,İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s.89, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 585, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 176.
[42] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 122-123, İbn Hazm, s. 89-90, İbn Seyyid, c. 1, s. 176, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/294-295.
[43] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 87-88, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Seyyid.c. 1, s. 174, Ebu´l-Fidâ. c. 3, s. 173.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296.
[44] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 121, Belâzurî, c. 1 , s. 259, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 173.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 118, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 88, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 174, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 172, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[46] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 208.
[47] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 460, İbn Hazm , s. 88, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c.2, s. 184.
[48] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[49] Belâzurî, Ensâb.c.1, s. 208, Beyhakî, c. , s. 460, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1231, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, t 4, s. 321.
[50] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, İbn Hazm, s. 88, Beyhakî, c. 2, s. 460, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1231 , İbn Esîr, c. 4, s. 321.
[51] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c . 2, s. 1 84.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[53] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[55] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 208.
[56] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[57] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, 172, Halebî, c.2, s. 184.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[59] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 172.
[60] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[62] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 11 9, Belâzurî, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 175, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c.2, s. 184.
[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 75, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[66] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 88, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1231, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 321, İbn Seyyid, c. 1, s. 175.
[67] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, t 3, s. 172.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296-298.
[69] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî", Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 312, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169.
[70] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 112-113, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258-259, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341- 342, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 312, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169-170, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 458459.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 113, Belâzurî, c. 1, s. 259, İbn Esîr, c. 7, s. 342, Zehebî, s. 312, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 113, İbn Esîr, c. 7, s. 342, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/298-300.
[73] Buhârî, Târîhu´l-Kebîr, c. 1, ks. 1, s. 179, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 49-50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 384-385, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 527-528, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 233-234, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 263.
[74] Buhârî, Târîhu´l-Kebîr, c. 1, s. ks. 1, s. 179, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 385, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 6, s. 63, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 234, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 364.
[75] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/300-302.
[76] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 1 8, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu´l- Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 533, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 251, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[77] Ebu Nuaym, Delâil.c.1 , s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târih, s. 528, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 251, Suyûtî, Hasâis, s. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[79] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Zehebî, Târîh, s. 532-533, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[80] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[81] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 533.
[82] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 386, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 533, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 251-252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[83] E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târîh, s. 533.
[84] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtü´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîh, c. 533, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[85] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, M uhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[86] Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 533.
[87] Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c.1 , s. 100, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 466.
[88] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 533.
[89] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100, Zehebî, s. 533, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 466.
[90] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Zehebî, s. 533.
[91] Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[92] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.727, Muhyiddinb. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr,c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 533-534,Ebu´l-Fidâ,Tefsîr, c. 2, s. 252.Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[93] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386.
[94] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1 , s. 50, Muhyi ddin b. Arabi, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Ebu´l-Fid â, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[95] Beyhaki, Delâil, c. 1, s. 3 86, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127.
[96] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 533.
[97] Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîh, c. 534, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[98] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[99] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.534.
[100] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[101] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[102] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 00, Zehebî, s. 534.
[103] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[104] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[105] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[106] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[107] Ebu Nuaym, c.1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100.
[108] Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali, Kenz, c. 1 2, s. 466.
[109] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[110] Ebu Nuaym, c.1 , s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100.
[111] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[112] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[113] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100.
[114] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[115] Beyhakî, c.1 , s. 386, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin AH, Kenz, c. 12, s. 466.
[116] Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 534.
[117] Ebu Nuaym, c.1 , s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1,s.100, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[118] E bu Nuaym, c. 1 , s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100.
[119] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100, Zehebî, s. 534, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[120] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Zehebî, Târih, s. 534, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[121] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 728, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[122] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 534, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[123] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[124] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[125] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[126] Ebu Nuaym, c.1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100.
[127] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[128] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466-467.
[129] Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali, Kenz, c. 1 2, s. 467.
[130] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386-387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100-101, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali, c. 12, s. 467.
[131] E bu Nuaym, c.1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 467.
[132] Ebu Nuaym, c.1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101.
[133] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[134] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Beyhakı, c. 1 , s. 387, Muhyiddin b. Arabi, c. 1, s. 101, Zehebı, s. 534, Ebu´l-Fida, c. 2, s. 252.
[135] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 51, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec İbn Cevif, el-´vefâ, c. 2, s. 728, M uhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 529, E bu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyutî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[136] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 51, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101 , Zehebî, s. 529, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kem, c. 12, s. 467.
[137] Ebu Nuaym, c. 1, s. 51, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[138] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[139] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 51, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101.
[140] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 51, Beyhakî, c. 1, s. 387, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 529, Alâüddin Ali, Kenzu´l-umm âl, c. 12, s. 467.
[141] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[142] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[143] Ebu Nuaym, c. 1, s. 51, Zehebî, s. 534, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 467.
[144] Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 720, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101.
[145] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127.
[146] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 279.
[147] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 101.
[148] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabi, c.1, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 529, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127.
[149] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27.
[150] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[151] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[152] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 534.
[153] Beyhakî, c.1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Zehebî, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[154] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 1 01.
[155] Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Fidâ c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 467.
[156] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[157] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[158] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 534.
[159] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[160] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 52, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 01, Zehebî, s. 534.
[161] Beyhakî, Delâil, c.1, s. 387, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[162] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534-535.
[163] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüwe, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 101.
[164] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[165] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 535.
[166] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728-729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101 , Zehebî, s. 535, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[167] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[168] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[169] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Alâüddin Ali Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[170] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[171] Ebu Nuaym, c.1 , s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 535, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[172] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127-128.
[173] Beyhakî, c.1, s. 387, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[174] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüwe, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[175] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[176] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 12, s. 468.
[177] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[178] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101-102, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[179] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[180] Dineverî, s. 18, Ebu Nuaym, c. 1, s. 52-53, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c.2,s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 12, s. 468.
[181] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[182] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, C. 1, s. 102,
[183] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[184] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[185] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[186] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[187] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[188] Dineveri, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 93, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387-388, Ebu´l-Fe rec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 2, s. 729, Muhyi ddin b. Arabî, Muhâdarâtu ´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târfhu´l-islâm, s. 529 -530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[189] Dineverî, s. 1 8.
[190] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s.2 52, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[191] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1 , s. 388, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 530, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[192] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[193] Dineverî, s. 18, E bu Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz,c.12, s. 469.
[194] Ebu Nuaym, c.1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 14, s. 468.
[195] Beyhakî, c. 1, s. 388, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[196] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[197] E bu Nuaym , c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2,s.128, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[198] Dineverî, s. 18, E bu Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[199] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[200] Dineverî, s. 1 9, Zehebî, s. 530, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenzu´l-um mâl, c. 12, s. 469.
[201] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729.
[202] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388.
[203] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53.
[204] Dineverî, Kitâbu´l -a hbâr, s. 19, Beyhakî, c. 1, s. 38 8, Zeheb f, T ârıhu´l -i si âm, s. 530, E bu´l -Fi dâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, AJ âüddi n Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[205] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[206] Beyhakî, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenzu´l-um mâl, c. 12, s. 469.
[207] Beyhakî, c. 1, s. 388, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[208] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[209] Ebu Nuaym, c.1, s. 53, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102.
[210] Dineverî, s. 1 9, Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[211] Dineverî, s. 19.
[212] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[213] Dineverî, s. 1 9.
[214] Aynı kaynaklar.
[215] Beyhakî, c. 1, s. 388, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[216] Dineverî, s. 19, E bu Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz,c.12, s. 469.
[217] Dineveri, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[218] Ebu Nuaym, c.1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c . 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 469.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/302-315.
[219] İbn Sa´d, c. 1, s. 410-412, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 89, Tirmizî, c. 4, s. 598-600, Belâzurî, c. 1,5.191-192, Taberî, c. 3, s. 185-186, İbn Esîr, c. 11, s. 1 2, Zehebî, s. 534.
[220] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 422, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 5, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 386-387, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 117-118, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 387411, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 444-451, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 6, s. 31-32.
[221] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 376, 406.
[222] Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 406.
[223] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 230-231, Hâkim, M üstedrek, c. 3, s. 9-10, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1959-1960, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 243-244, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 60, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 188, Zehebî, s. 438439, Ebu´l-Fidâ, c. 3,5.192-193, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 56-57.
[224] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19, E bu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî,Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[225] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[226] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[227] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469-470.
[228] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[229] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[230] E bu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 530-531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128-129.
[231] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 53, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 03.
[232] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53-54, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388-389, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 103, Zehebî, T ârfhu´l-idam, s. 531 , Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 129.
[233] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 389, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 129.
[234] Beyhakî, c. 1, s. 389, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 129-1 30.
[235] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730.
[236] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[237] Beyhakî, c. 1, s. 389, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[238] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103-104.
[239] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 54, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731.
[240] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 389-390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 104, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 531-532, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c.2, s. 130.
[241] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 389, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[242] Ebu Nuaym, c.1, s. 54, Beyhakî, c. 1 , s. 390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532,
[243] Beyhakî, c. 1, s. 390, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[244] Beyhakî, c. 1, s. 390, Zehebî, s. 532, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 1 30.
[245] Ebu Nuaym, c.1 , s. 54, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 104, Zehebî, s. 532, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[246] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 532, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[247] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 532, Ali, Kenz, c. 12, s. 471
[248] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[249] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[250] Ebu Nuaym, c.1, s. 54, Beyhakî, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, c.2, s. 253, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 471.
[251] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[252] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[253] Zehebî, s. 536, Suyûtî, c. 2, s. 1 30, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[254] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[255] Ebu Nuaym, c.1, s. 54, Beyhakî, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, c.2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130, Alâüddin Ali, c. 12, s. 471.
[256] Beyhakî, c. 1, s. 390, M uhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 536, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[257] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[258] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[259] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, H asâis, c. 2, s. 130.
[260] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55.
[261] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, Târih. s. 532.
[262] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Zehebî, Târih, c. 532, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 130.
[263] Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 104.
[264] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[265] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/315-322
[266] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 123, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s 226, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 259, Taberî, Târih, c. 2, s. 242, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c.1, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320.
[267] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 123, İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 228, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175.
[268] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 226, Halebî, c. 2, s. 188.
[269] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 123, İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 90, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 228, İbn Seyyid, c.1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 14, Diyarbekrî, c. 1,s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.
[270] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, Taberî, c. 2, s. 242, Halebî, c. 2, s. 188.
[271] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 1 0, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.
[272] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387.
[273] Abdurrezzak, c. 5, s. 387, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 98, Buhârî, c. 4, s. 255, Beyhakî, c. 9, s. 10, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 183, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.
[274] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 128.
[275] İbn Sa´d, c. 1, s. 228, Diyarbekrî, c. 1 , s. 323.
[276] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 259.
[277] İbn Sa´d Tabakât, c. 1, s. 228, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
[278] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 128, İbn Sa´d, c. 1, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 259.
[279] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387-388, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 188, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 259, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 183, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 311 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 84.
[280] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 128, Buhârî, Sahîh, c. 4, s.2 55, Belâzurî, Ensâb, c. 1,s.259
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/322-323
[281] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, Taberî, Târih, c.2, s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 1 4, Diyarbekrî, c. 1, s. 321, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 189.
[282] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 227, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 189.
[283] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Taberî, Târih, c. 2,s.242, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 14, Halebî, c. 2, s. 189.
[284] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 24, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,s.1, s. 321.
[285] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 124, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, c. 1 , s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14, Diyarbekrî, c. 1, s. 321, Halebî, c. 2, s. 189.
[286] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, Halebî, c. 2, s.189.
[287] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, c. 1 , s.177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, c. 1, s. 321, Halebî, c. 2, s. 189.
[288] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/324.
[289] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 125, Taberî, Târîh, c. 2, s. 243, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 178, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 175-176, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 15.
[290] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 321 , Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 321.
[291] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 227, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 189.
[292] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 321 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/324-325
[293] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/325-326
[294] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 25, Taberî, Târih, c. 2, s. 243, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 229, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 177, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 316, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 190.
[295] Süheylî.Ravdu´l-ünüf, c.4, s. 201, İbn Seyyid, c. 1 , s. 180, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 190.
[296] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
[297] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 125-126, Taberî, c. 2, s. 243, İbn Seyyid, c.1, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 190.
[298] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
[299] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 126, Taberî, c. 2, s. 243, İbn Seyyid, c. 1, s. 178, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1 , s. 322, Halebî, c. 2, s. 190.
[300] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 259, Diyarbekrî, c. 1, s. 322.
[301] Süheyl f.Ravdu´l-ünüf, c.4, s. 201, İbn Seyyid, c.1, s. 180, Halebî, c. 2, s. 190.
[302] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 126, Taberî, Târih, c. 2, s. 243, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s. 187, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 322, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 90.
[303] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
[304] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 126, Taberî, c. 2, s. 243, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 230, İbn Seyyid, c. 1, s. 178, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 176, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 78, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 190, Zürkânî, Mevâhibu´l- ledünniye Şerhi, c. 1 s. 322.
[305] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/326-328
[306] Enfâl: 8/30.
[307] Tûr: 52/30.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/328
|
|
|
| İkinci Akabe Beyatı |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:33 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İkinci Akabe Buluşma ve Bey´atı
Ensardan Cabir b. Abdullah Der ki:
"Resûlullah (a.s.) hac mevsimlerinde halkın Ukâz, Mecenne ve Mina´daki konak yerlerine vanp:
´Rabbimin elçilik vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var Bana yardım edecek kim var ki, kendisine Cennet verilsin 1 diye seslenirdi.[1]
Fakat, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse bulunmazdı. Yemen´den veya Mudarlardan bir kimse panayırlara gelmek için yola çıkacağı zaman, kavmi veya akrabası,[2] onun yanına varıp:
´Sakın hâ! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!1 derlerdi.
Resûlullah (a.s.) aralarından geçerken de, onlar Resûlullah (a.s.)ı birbirlerine parmaklarıyla işaret ederlerdi.
Nihayet, Yüce Allah bizi Yesrib (Medine)´den ona gönderdi de, biz iman ettik ve kendisini barındırdık.
Bizden biri, gidip ona iman ederdi, o da ona Kur´ân okurdu.
Evine döndüğü zaman, bütün ev halkı da, ona uyarak Müslüman olurlardı.
Ensar evlerinden, içinde Müslümanlardan bir topluluk bulunmayan ve İslâmiyeti açıklamayan bir ev kalmadı.
Sonra da, Medineli Müslümanların hepsi, biraraya gelerek konuştular, konuştuk:
´Resûlullah (a.s.)ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında, kovulur, korkutulur ve korkar bir halde bırakacağız !´ dedik.
Bunun üzerine, hac mevsiminde, bizden yetmiş kişi, onun yanına vardı."[3]
Yüce Allah Ensara kerem ve ihsanda, Peygamberine de yardımda bulunmayı; İslâmiyeti ve Müslümanları aziz, müşrikliği ve müşrikleri zelil kılmayı dilediği zaman,[4] nübüvvetin onüçüncü yılında,[5] hac mevsiminde,[6] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç ay veya üç aya yakın bir süre önce, Zilkade ayında,[7] Mus´ab b. Umeyr,[8] yanında kırkı Ensarın yaşlılarından ve eşrafından, otuzu da gençlerinden olarak üzere, yetmiş[9] veya yetmişten bir veya iki erkek fazla,[10] ya da yetmişüç erkek ve iki kadın Müslümanla-Medinelilerin müşrik hacıları da yanlarında bulunduğu halde-[11] beşyüz kişilik bir kafile ile Mekke´ye gelmişti.[12]
Berâ´ b. Ma´rur ile Ka´b b. Malik´in Peygamberimizle Görüşmeleri
Ka´b b. Malik der ki:
"Kavmimizin müşrik olan hacılanyla birlikte, Medine´den yola çıktık. Seyyidimiz ve büyüğümüz, seferlerde yöneticimiz Berâ1 b. Ma´rur da, yanımızda idi.[13]
Zâhire´l-Beydâ´da bulunduğumuz sırada,[14] Berâ1 b. Ma´rur, bize:
´Ey şu cemaat! Ben bir görüşe varmış bulunuyorum!
Vallahi, onun üzerinde bana muvafakat eder misiniz, yoksa etmez misiniz, bilmiyorum ´ dedi.
Kendisine:
´Nedir bu görüş ´ diye sorduk.
´Ben şu görüşe vardım ki, şu Beyt´i (Kabe´yi) arkama almayayım! Namazı ona doğru kılayım!´ dedi.
Biz de:
´Vallahi, Peygamberimiz (a.s.)dan bize erişen, ancak namazın Şam´a doğru yönelinerek kılınmasıdır. Biz ona aykırı davranmak istemeyiz´ dedik.
Berâ´ ise:
´Ben, muhakkak, namazımı Kabe´ye doğru kılacağım!´ dedi.
Ona:
´Fakat biz böyle yapmayız!´ dedik.
Namaz vakti olunca, biz namazlarımızı Şam´a doğru yönelerek kıldık.
O da, namazını Kabe´ye doğru yönelerek kıldı.
Biz onu yaptığı şeyden dolayı ayıplamakta ve kınamakta idik. O ise, bizim Kıblemize yönelmekten kaçınmakta, ancak Kabe´ye doğru namaz kılmakta idi.
Nihayet Mekke´ye geldik. Mekke´ye gelince, Berâ´ b. Ma´rur, bana:
´Ey kardeşimin oğlu! Bizi Resûlullah (a.s.)a götür!
Şu yolculuğum sırasında yaptığım şeyi ona soralım:
Benim yapmış olduğum ve sizin ise muhalefet ettiğinizi gördüğüm şey hakkında, vallahi, içime şüphe düştü!´ dedi.
Birlikte gittik. Resûlullah (a.s.)ı sorduk.
Kendisini bundan önce görmemiştik, tanımıyorduk.[15]
Ebtah´da,[16] Mekkelilerden bir adama rastladık. Resûlullahı ondan sorduk. Adam bize:
´Onu tanıyor musunuz ´ diye sordu.
Biz:
´Hayır! Tanımıyoruz!´ dedik.
Adam:
´Onun amcası Abbas b. Abdulmuttalib´i tanıyor musunuz ´ diye sordu.
´Evet! Tanıyoruz!´ dedik.
Çünkü, biz Abbas´ı tanıyorduk. Kendisi, tüccar olarak yanımıza gelip gitmekten geri kalmazdı.
Adam:
´Mescid-i H aram´a girin! Aradığınız o zât, şimdi orada Abbas ile birlikte oturuyor!1 dedi.
Mescid-i Haram´a girdik.
Abbas oturuyor, Resûlullah (a.s.) da onun yanında oturuyordu.
Selam verdikten sonra, biz de yanlarına oturduk.
Resûlullah (a.s.), Abbas´a:
´Ey Ebe´l-Fadl! Sen bu zâtları tanıyor musun ´ diye sordu.
Abbas:
´Evet, tanıyorum: Şu, kavminin seyyidi, ulu kişisi Berâ´ b. Ma´rur´dur! Şu da, Ka´b b. Malik´tir!´ dedi.
Vallahi, Resûlullah (a.s.)ın:
´Şair olan mı ´ dediğini, hâlâ unutmamı sırrıdır.
Abbas:
´Evet!´ dedi.
Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben bu yolculuğa çıktım. Allah beni İslâmiyete hidayet etti.
Ben şu Beyt´i, Kabe´yi arkama almamayı uygun görüp ona doğru namaz kıldım. Arkadaşlarım ise, bu hususta bana muhalefet ettiler. Benim de bundan içime şüphe düştü.
Yâ Rasûlallan! Sen bunu nasıl görürsün Buna ne buyurursun ´ dedi.
Resûlullah (a.s.):
´Sen bir Kıble üzerinde bulunuyordun. Onda sabır ve sebat etsen olurdu1 buyurdu.
Bunun üzerine, Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)ın Kıblesine döndü. Bizimle birlikte, Şam´a doğru namaz kıldı."[17]
Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve Arkadaşlarının Teklifleri
Ensardan Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve daha başkaları,[18] Mekke´ye gelince, Peygamberimiz (a.s.)ın nerede bulunduğunu sordular.
"O, şimdi, amcası Abbas´ın yanındadır!" denildi.
Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp selam verdiler ve:
"Yâ Rasûlalları! Biz servet, silah ve hayvan bakımından çok hazırlıklıyız.
Senin üzerinde söz birliği yapılmış bulunmaktadır.
Bizim yanımızda sana yardım var!
Senin için canları verme var!
Kendilerimizi nelerden korur ve savunursak, seni de onlardan koruma ve savunma var!
Seninle ne zaman buluşalım " dediler.
Hz. Abbas:
"Sizinle hacca gelen kavminizden, görüşünüze ve kararınıza muhalefet edecek olanlar varsa, hacılar dağılıp gidinceye kadar, onlardan kendilerinizi ve işinizi gizli tutunuz!" dedi.[19]
Peygamberimiz (a.s.), onlarla[20] Mina´da.[21] Teşrik günlerinin ortasında.[22] Akabe´nin dibinde[23] buluşmaya söz verdi.
Uyuyanı uyandırmamalarını, bulunmayanı beklememelerini de, kendilerine emretti.[24]
Buluşma Yerinde Gizlice Toplanış
Ka´b b. Malik der ki:
"...Sonra, hacca çıktık.
Resûlullah (a.s.)la, Teşrik günlerinin ortasında, Akabe´de buluşmak üzere vaadleştik.
Hac ibadetini yerine getirip boşaldığımız ve Resûlullah (a.s.)la buluşmayı vaadleştiğimiz gece, seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerif olan Ebu Cabir Abdullah b. Amr b. Haram yanımızda idi.
Kendisini yanımızda tutup, bırakmadık.
Halbuki, kavmimizin, yanımızda bulunan ve müşrik olan kimselerinden, işimizi gizli tutuyorduk.
Fakat, Abdullah b. Amr b. Haram´la konuştuk. Ona:
´Yâ Ebâ Câbir! Sen bizim seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerifsin!
Biz seni içinde bulunduğun şirk yüzünden Cehennemin odunu olmandan uzaklaştırmak istiyoruz!´ dedik ve kendisini İslâmiyete davet ettik.
Resûlullah (a.s.)ın Akabe´de bizimle buluşmak üzere vaadleştiğini de haber verdik.
Abdullah b. Amr b. Haram hemen Müslüman oldu ve Akabe´de kabilesinin temsilcisi olarak bizimle birlikte bulundu.
O gece, ağırlıklarımızın yanında, kavmimizle birlikte uyuduk.
Gecenin üçte biri geçince; Resûlullah (a.s.)la buluşmaya vaadleşilen yerde bulunmak üzere, bağırtlak kuşunun ayrılışı gibi, ağırlıklarımızın yanından gizlice sıyrılıp, Akabe yanındaki Şı´b´da toplandık.
Biz yetmişüç erkek idik.
Yanımızda, kadınlarımızdan iki kadın da bulunuyordu ki, birisi Mazin b. Neccar oğulları kadınların-dan Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b, öbürü de Selime oğulları kadınlarından Ümmü Meni´ Esma binti Amr idi.
Şı´b´da toplanıp, Resûlullah (a.s.)ı beklemeye başladık.
Nihayet, Resûlullah (a.s.) geldi.
Kendisinin yanında da, amcası Abbas b. Abdulmuttalib bulunuyordu.
Kendisi, o zaman, kavminin dininde idi*
Ancak, yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onun işini sağlama bağlamayı arzu ediyordu.
Oturulunca, ilk konuşan da, Abbas b. Abdulmuttalib oldu ve:
´Ey Hazrec cemaatı!**
Siz de bilirsiniz ki; Muhammed bizdendir.[25]
Bu, benim kardeşimin oğludur ve bana insanların en sevgilisidir!
Eğer siz onu tasdik ve kendisinin Allah´tan getirdiklerine iman ediyor, onu alıp yanınıza götürmek istiyorsanız; yardımsız bırakmayacağınıza, aldatmayacağınıza dair, sizden kesin bir söz almak istiyorum!
Çünkü, sizin komşularınız Yahudilerdir. Yahudiler ise buna düşmandırlar.
Onların tuzak kurmayacaklarından emin değilim. [26]
Eğer siz; sizi tek yaydan ok yağmuruna tutacak olan Arap kabilelerinin de düşmanlıklarına göğüs gerebilecek kadar savaş gücüne malikseniz, aranızda iyice görüşüp konuşarak kararlaştırınız da, sonradan tefrikaya düşmeyiniz![27]
Biz onu kavmimizden koruya gelmişizdir.
O kendi kavminin içinde bulunmakta ve korunmaktadır.
Fakat, buradan ayrılmak, ancak size katılmak arzusundadır.
Eğer siz kendisine vaadle davette bulunduğunuz yardım, barındırma ve muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, ne âlâ!
Şayet, yanınıza vardıktan sonra, korkup yardım edemeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacak iseniz, şimdiden bırakınız!
O, kendi kavminin içinde ve beldesinde şerefiyle bulunmakta ve korunmakta devam etsin![28] Sizin konuşma yapacak olanınız konuşsun!
Fakat, konuşmasını uzatmasın![29]
Çünkü, üzerimizde, müşriklerden gözcüler, casuslar vardır![30]
Buradan konak yerlerinize dağıldığınız zaman da,[31] işinizi gizli tutunuz!´ dedi."[32]
Es´ad b. Zürâre´nin Konuşması
Hz. Abbas´ın, konuşmasında Es´aci b. Zürâre´ye ve arkadaşlarına söz dokundurması, Es´ad b. Zürâre´nin ağırına gitti. Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallah! Bize izin ver de, canını sıkmaksızın ve senin hoşlanmayacağın birşeyle itiraz etmiş olmaksızın, sadece sana icabetimizi ve imanımızı doğrulamak üzere, ona cevap verelim " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Suçlayıcı olmaksızın, ona cevap veriniz!" buyurdu.
Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:
"Yâ Rasûlallah! Her davetin, yumuşak veya sert, bir yolu ve usûlü vardır.
Bugün senin yaptığın davet, insanların yüzünü ekşitecek, kendilerine ağır gelecek bir davettir:
Sen bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin ki, bu çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini kabul ettik!
Sen bizi insanlarla aramızdaki yakın, uzak bütün akrabalık ve komşuluk ilişkilerini kesmeye davet ettin! Bu da çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini de kabul ettik!
Bizler, yurdumuzda, izzetli ve her tecavüzden masun; değil kendisini kavminin yalnız bırakmış olduğu, hatta amcalarının bile öldürülmek üzere düşmanlarına teslim etmek istedikleri bir zâtın, hatta kendimizden başka hiç kimsenin başımıza geçmeye göz dikemeyeceği bir topluluk olmamıza ve bunun bizim için kabulü çok zor bulunmasına rağmen, biz senin bu husustaki teklifini de kabul ettik-ki, bütün bunlar, Allah´ın doğru yolu bulma azmini ve hayırlı sonuçlara ulaşma umudunu ihsan ettiği kimseler hariç, insanlar nazarında hiç de hoşa gidecek şeyler olmadığı halde, biz senin bu husustaki teklifini de dillerimizle ikrar, kalblerimizle tasdik etmek suretiyle kabul ettik!
Biz, senin Allah´tan getirdiklerine inanarak ve kalblerimize yerleşen bir marifetle tasdikte bulunarak, sana bey´at edeceğiz!
Biz, Rabbimize, senin Rabbine bey´at edeceğiz!
Allah´ın Kudret Eli, ellerimizin üzerindedir!
Bizim kanlarımız senin kanınla, ellerimiz senin elinledir!
Biz, kendilerimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı savunduğumuz ve koruduğumuz şeylerden, seni de savunacak ve koruyacağız!
Eğer biz bu ahdimizi bozarsak, Allah´ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler olmuş olalım!
Yâ Rasûlallah! Bu, sana karşı, bizim sadâkatyeminimizdir!
Yardımına sığınılacak, ancak Allah´tır!" dedi.
Sonra da, Hz. Abbas´a dönerek:
"Ey konuşurken Peygamber (a.s.)ın önünde bize söz dokunduran zât! Kardeşinin oğlunun sana insanların en sevgilisi olduğu sözünle neyi anlatmak istediğini Allah bilir.
Biz, yakın uzak bütün akrabalarımızla ilişkilerimizi keserek şehadet etmiş bulunuyoruz ki, bu zât Allah´ın Resûlüdür!
Allah, onu yanındaki (Kur´ân) ile göndermiştir.
Kendisi asla yalancı değildir!
Getirdiği Kur´ân da, insan sözüne benzemez.
Resûlullah (a.s.) hakkında seni tatmin edecek sözü bizden alma isteğine gelince:
Resûlullah (a.s.) için istediğin sözü al!" dedi.
Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:
"Yâ Rasûlallah! Bizden, kendin için, dilediğin sözü al!
Rabbin için de, istediğin şartı koş!" dedi.[33]
Abdullah b. Revâha da:
"Kendin ve Rabbin için, ne dilersen onu şart kıl!" dedi.[34]
Berâ´ b. Ma´rur´un Konuşması
Berâ´ b. Ma´rur, Hz. Abbas´a:
"Söylediklerini dinledik!
Vallahi, kalblerimizde senin söylediğinden başkası olsaydı, muhakkak ki, biz onu söylerdik!
Fakat, biz ahde vefa ve sadâkat göstermek, Resûlullah (a.s.)ın önünde canlarımızı feda etmek arzusundayız![35]
Bizler bol silahlara, savunma ve koruma gücüne sahip kimseleriz!
Taşlara taptığımız sıralarda da böyle idik!
Bugün; Allah, bizden başkalarının göremediği şeyleri bize gördürmüş ve Muhammed (a.s.) bizi daha da güçlendirmiştir!" dedi.[36]
Peygamberimiz (a.s.)ın Konuşması
Ensardan bazıları da, Hz. Abbas´a:
"Senin söylediklerini dinledik!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallan! Sen de konuş!
Bizden, kendin için, Rabbin için, istediğin sözü al!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) konuştu ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Onları Allah´a davet ve İslâmiyete teşvik etti.[37]
"Yüce Rabbim için şartım;[38] sizden istediğim,[39] O´na hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet etmeniz dir.[40]
Kendim için şartıma,[41] isteğime gelince:
Kendimi ve ashabımı barındırmanız,
Bana ve ashabıma yardımcı olmanız,
Kendilerinizi savunduğunuz, koruduğunuz şeylerden bizleri de savunup korumanızdır.[42]
Kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup koruyacağınız hakkında, sizinle bey´atyapayım!" buyurdu.[43]
Berâ1 b. Ma´rur, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın elini tutup:
"Olur! Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a andolsun ki; çoluk çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız!
Bizimle bey´atlaş yâ Rasûlallah!
Biz, vallahi, savaş erleri ve silah erleriyiz!
Bu, bize ecdadımızdan miras kalmıştır!" diyerek konuşurken, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan sözün arasına girdi ve:
"Yâ Rasûlallah! Bizlerle o adamlar (Yahudiler) arasında antlaşmalar, sözleşmeler var!
Biz, onları, seninle yapacağımız bu bey´atımızla kesip atmış oluyoruz!
Allah seni muzaffer kıldıktan sonra, bizi bırakıp kavminin yanına dönmeyi arzu eder misin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.) gülümsedi. Sonra da:
"Hayır! Benim kanım, sizin kanınızdır!
Benim zimmetim, sizin zimmetinizdir!
Ben sizdenim! Siz de bendensiniz!
Ben, sizin savaştığınız kimselerle savaşırım!
Ben, sizin barıştığınız kimselerle barışırım![44]
Sizlerden bana oniki nakîb çıkarınız ki, onlar kavimlerinin vekili, temsilcisi olsunlar!" buyurdu.
Bunun üzerine, Medineli Müslümanlar, dokuzu Hazrec´den, üçü de Evs´ten olmak üzere, oniki nakîb (temsilci) çıkardılar.[45]
Çıkarılan Nakîbler (Temsilciler)
Medinenlerin çıkardığı nakîbler, Ensardan şu kişilerdi:
1. Es´ad b. Zürâre,
2. Sa´d b. Rebia,
3. Abdullah b. Revana,
4. Râfi1 b. Malik,
5. Bera1 b. Ma´rur,
6. Abdullah b. Amrb. Haram,
7. Ubâde b. Sâmit,
8. Sa´d b. Ubâde,
9. Münzir b. Amr,
10. Useyd b. Hudayr,
11. Sa´d b. Hayseme,
12. Rifâa b. Abdulmünzir.
Ka´b b. Malik, bu husustaki şiirinde, Rifâa b. Abdulumünzirln yerine, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyi h an´ ı g ö sterm i şti r.[46]
Peygamberimiz (a.s.), temsilcilere:
"Havarilerin İsa b. Meryem için kefillikleri gibi, sizler de kavminizin kefillerisiniz. Ben de, Müslüman olan kavmimin kefiliyim!" buyurdu. "Evet!" dediler.[47]
Es´ad b. Zürâre:
"Evet yâ Rasulallah!" deyince, Peygamberimiz (a.s.):
"Sen de, kavminin temsilcisisin!" buyurdu.[48] Ve onu, oniki temsilcinin de temsilcisi yaptı .[49]
Abbas b. Ubâde´nin Bey´at Hakkındaki Açıklaması
Medineli Müslümanlar Akabe´de geceleyin ağaç altında[50] Peygamberimiz (a.s.)la bey´at-laşmak üzere toplandıkları zaman, Salim b. Avf oğullarının kardeşi Abbas b. Ubâde:
"Ey Hazrec cemaatı! Siz bu zât ile ne için bey´atlaşacağınızı biliyor musunuz " diye sordu.
"Evet! Biliyoruz!" dediler.
Abbas b. Ubâde:
"Sizler; insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile bey´atlaşacaksınız!
Eğer sizler karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacaksanız, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de yüzkarasıdır! Şimdiden bundan vazgeçin!
Eğer sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, mallarınızın azalması ve eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa, onu tutunuz ki, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de hayırlıdır!" dedi.[51]
Medineli Müslümanlar:
"Mallarımızın yok olma tehlikesine uğraması ve eşrafımızın öldürülmeleri pahasına da olsa, bizler, vereceğimiz sözü yerine getireceğiz!" dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallah! Biz bu husustaki taahhüdümüzü yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennet var!" buyurdu.[52]
Medineli Müslümanlardan Enes b. Sabit:
"Yâ Rasûlallah! Biz, kendilerimizi ve çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de savunacak ve koruyacağız!
Bize ne var " dedi.[53]
Diğerleri de:
"Biz bu vazifemizi yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennet var!" buyurunca, Medineli Müslümanlar
"Kazançlı bir alışveriş bu! Biz bundan ne cayarız, ne de caymak isteriz!" dediler.[54]
Bey´atın Nasıl Yapılacağının Açıklanışı
Medineli Müslümanlar:
"Yâ Rasûlallan! Sana ne üzerine ve nasıl bey´at yapalım " diye sordular.[55] Peygamberimiz (a.s.): "Sizler;
Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Benim Resûlullah olduğuma şehadette bulunmak, Namaz kılmak, Zekat vermek,
Emirlik işinde, ehil olanla çekişmemek,[56] İsteklilikte isteksizlikte dinlemek ve boyun eğmek, Darlıkta ve varlıkta geçimlik sağlamak üzere, İyiliği buyurmak, kötülükten sakındırmak üzere,
Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeksizin konuşmak üzere, Bana yardım etmek,
Yanınıza geldiğim zaman, kendilerinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup korumak üzere, bana bey´at ediniz! Sizin için Cennet var!" buyurdu.[57]
Es´ad b. Zürâre´nin Bey´at Hakkındaki Son Uyarısı
Es´ad b. Zürâre:
"Biraz müsaade ediniz ey Yesribliler!
Bizler, ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin böğürlerini tepe tepe buraya gelmiş bulunuyoruz.
Bugün kendisini alıp Medine´ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmak, ayrı baş çekmek ve neticede en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle kesilip biçilmeniz demektir!
Sizler bu husustaki taahhüdünüzde sebat edebilecek bir kavimseniz, ecriniz Allah´a aittir.
Eğer sizler canlarınızdan korkar ve korkak bir kavimseniz, bunu açıkça bildiriniz ki, böyle yapmanız Allah katında sizin için bir mazeret sayılabilir.[58]
Ey insanlar! Muhammed ((a.s.))´e ne üzerine bey´at edeceğinizi biliyor musunuz
Siz, ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin ve insani ar topluluğu ile savaşmak üzere bey´at edeceğinizin farkında mısınız " diye sordu.
Medineli Müslümanlar:
"Biz, savaşanlarla savaşırız, barışanlarla barışırız!" dediler.
Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre:
"Yâ Rasûlallah! Koş artık şartını!" dedi.[59]
Medineli Müslümanlar:
"Ey Es´ad! Sen çekil artık aradan!
Vallahi, biz, bu bey´atı hiçbir zaman terk ve iptal etmeyeceğiz!" dediler.[60]
Hz. Abbas´ın Konuşması
Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Hz. Abbas, Medineli Müslümanlara:
"Sizler, şu Haram olan ayda ve Haram olan şehirdeki taahhüd ve zimmetinizle, Allah´a karşı taah-hüd ve zimmette bulunmuş oluyorsunuz.
Resûlullaha yapacağınız bey´afla, Allah´a bey´at etmiş olacaksınız!
Allah, sizin Rabbinizdir.
Allah´ın Eli, sizin elinizin üzerindedir.
Allah, bu bey´aûnızla, sizin üzerinize murâkıb ve vekildir" dedi.
Medineli Müslümanlar:
"Evet!" dediler.
Hz. Abbas:
"Allah´ım! Sen, onların, şu kardeşimin oğlu hakkındaki taahhüdlerini yerine getirecekleri, kendisini koruyacakları hususundaki sözlerini işiten ve görensin!
Ey Allah´ım! Kardeşimin oğlu hakkında, onlar üzerinde şahit ol!" dedi.
Medineli Müslümanlar:
"Yâ Rasûlalları! Sana bu istediğini verdiğimiz zaman bize ne var " diye, tekrar sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Allah´ın hoşnutluğu ve Cennet var!" buyurdu.
Medineli Müslümanlar:
"Razı olduk ve kabul ettik!" dediler.[61]
Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan´ın Son Konuşması
Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan, arkadaşlarına:
"Sizler bu zâtın Allah tarafından size peygamber gönderildiğine iman ve tasdikte bulunduğunuzu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.
Medineli Müslümanlar:
"Evet! Biliyoruz!" dediler.
Ebu´l-Heysem:
Kendisinin Belde-i Haram´da oturduğunu, doğum yerinin de orası olduğunu, ailesinin de Belde-i Haram´da bulunduğunu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.
"Evet! Biliyoruz!" dediler.[62]
Ebu´l-Heysem:
"Ey kavmim! Bu, Allah´ın Resûlüdür! Ben onun doğruluğuna şehadet ediyorum!
Kendisi, bu gün, Allah´ın Harem´inde, kavim ve kabilesinin himayesi altında emniyet içinde bulunmaktadır.
İyi biliniz ki; Onu alıp yanınıza götürdüğünüz zaman,[63] bütün Araplar, sizi ondan dolayı tekyaydan oka tutacaklardır!
Allah yolunda savaşmak, mallarımızı, çoluk ve çocuklarımızı kaybetmek gönlünüzden kopuyor, hoşunuza gidiyorsa[64]-ki, Allah katındaki sevab, canlarınızdan, mallarınızdan, çoluk ve çocuklarınızdan daha hayırlı di r!-[65] kendisini yurdunuza davet ediniz!
Çünkü, o, Allah´ın gerçek resûlüdür!
Eğer ileride ona yardım edememekten korkuyorsanız, şimdiden, bundan geri durunuz![66]
Eğer siz, onu alıp götürdükten sonra, zaman içinde bir gün yardımsız veya muhaliflerinin ellerine bırakacak olursanız, muhakkak, üzerinize belâ çöker!" dedi.
Medineli Müslümanların hepsi:
"Hayır! Biz onu asla yardımsız ve yalnız bırakmayacağız!
Her zaman vefa ve sadâkatla kendisinin yanında bulunacağız![67]
Ey Ebu´l-Heysem! Bizim aramızla Resûlullah (a.s.)ın arasından çekil de, ona bey´at yapalım!" dediler.
Ebu´l-Heysem:
"Bu hususta ona ilk bey´at yapacak kişi benim!" dedi.[68]
Bey´atın Yapılışı
Hz. Abbas, Akabe´de geceleyin bir ağacın altında,[69] Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup, Medineli Müslümanları Peygamberimiz (a.s.)a birer birer bey´at ettirdi.[70]
Peygamberimiz (a.s.)ın bey´atta şöyle buyurduğu da rivayet edilir:
"Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayasınız!
Hırsızlık etmeyesiniz!
Çocuklarınızı öldürmeyesiniz!
Uyduracağınız bir yalanla kimseye iftirada bulunmayasınız!
Mâruf olan hiçbir işte bana karşı gelmeyesiniz!... diye sizden bey´at alıyorum.
İçinizden kim ahdine vefa gösterir, sözünde durursa, onun ecir ve mükâfatı Allah´a aittir.
Kim sözünü bozarak bunlardan birisini işlerde, bu yüzden dünyada azaba uğrarsa, bu azab, onun için bir keffâret ve temizlik olur.
İşlemiş olduğu suçu Allah´ın örttüğü kimsenin işi ise, Allah´a kalır. Allah dilerse ona azab eder, dilerse onu affeder."[71]
Ebu l-Heysem´in Bey´atı:
Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan:
"Yâ Rasulallah! İsrail oğullarından oniki nakîb (temsilci) Musa b. İmran´a ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum" dedi.[72]
Abdullah b. Revâha´nm Bey´atı:
Abdullah b. Revâha:
"Yâ Rasulallah! Oniki havari İsa b. Meryem´e ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum!" dedi. [73]
Es´ad b. Zürâre´nin Bey´atı:
Es´ad b. Zürâre:
"Ben Allah´a bey´at ediyorum! Resûlullah (a.s.)a bey´at ediyorum! Ahdimi yerine getirerek tamamlamak, sana yardım hususundaki sözümü işimle gerçekleştirmek üzere!" dedi. [74]
Numan b. Harise´nin Bey´atı:
Numan b. Harise:
"Ben Allah´a bey´at ediyorum!
Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum.
Allah yolunda azimli, sebatlı ve devamlı olmak, bu yolda yakın uzak gözetmemek üzere![75]
İstersen, vallahi, yâ Rasulallah! Şu Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben daha bununla emrolunmadım!" buyurdu.[76]
Ubâde b. Samit in Bey´atı:
Ubâde b. Sâmit:
"Yâ Rasulallah! Allah yolunda hiçbir kmayıcınm kınaması beni tutmamak, alıkoymamak üzere, sana bey´at ediyorum!" dedi. [77]
Sa´d b. Rebia´nm Bey´atı:
Sa´d b. Rebia:
"Ben Allah´a bey´at ediyorum!
Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum. Sana ve Allah´a hiçbir isyanda ve hiçbir yalanlamada bulunmamak üzere!" dedi.[78]
Peygamberimiz Afeyhisselamm İki K adınla Bey´atı:
Peygamberimiz (a.s.) Akabe Bey´atında yalnız iki kadına elini vermeyip;[79] "Gidiniz! Siz bey´at etmiş oldunuz!" buyurdu.[80]
Berâ´ b. Ma´rur´un Bey´at Kapanış Konuşması
Berâ´ b. Ma´rur, Allah´a hamd ü senâda bulunduktan sonra:
"Hamdolsun Allah´a ki, Muhammed (a.s.) ile ve onun Allah´tan getirdikleriyle bize ikramda bulundu.
Bizler, İslâmiyete davet olunanların sonuncusu ve bu daveti kabullenenlerin ilki olup, Yüce Allah´ın davetine icabet ettik, dinledik ve itaat ettik.
Ey Evs ve Hazrec cemaatı! Allah, sizleri dini ile şereflendirdi.
Bunun şükrânesi olarak, dinlemek, boyun eğmek ve yardımlaşmak yolunu tutunuz! Allah´a ve Resûlüne boyun eğiniz!" dedi ve oturdu.[81]
Hz. Abbas; Ensarın Peygamberimiz (a.s.)a gösterdikleri bu derin sevgi, saygı, bağlılık ve fedakârlık karşısında çok duygulandı ve babası Abdulmuttalib´in annesi Selmâ Hatunun, Amr b. Zeyd b. Adiyy b. Neccar´ın kızı olduğunu andı.[82]
Akabe Bey´atı Üzerine Koparılan Çığlık
İkinci Akabe Bey´atının yapılıp tatmamlandığı sırada idi ki,[83] Akabe´nin üzerinden, şeytan:
"Ey konak yerlerinde konaklayan halk![84] Ey Ehâşib (Cebacib=Mina) halkı! [85] Ey Kureyş cemaatı! [86] Müzemmem (yerilmiş) olan ile yanında bulunan ve dinlerini değiştirmiş olanların sizinle savaşmak üzere toplanıp sözleşmiş olduklarından haberiniz yok mudur !" diyerek, keskin ve uzun bir çığlık kopardı. [87]
İşitilen sesin, Kureyş müşriklerinden Münebbih b. Haccac´ın sesine benzediği rivayet edilir.[88]
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu ses sizi korkutmasın! Bu ses, ancak Allah düşmanı İblis´in, şeytanın sesidir![89] Bu, İbn Uzeyb´dir! Dinle ey Allah düşmanı! Senin de hakkından geleceğim!" buyurduktan sonra, Medineli Müslümanlara, "Hemen konak yerlerinize dağılınız!" buyurdu.[90]
Abbas b. Ubâde:
"Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; dilersen, Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), "Biz henüz bununla emrolunmadık! Sizler şimdi ağırlıklarınızın yanına dönünüz!" buyurdu.
Medineli Müslümanlar konak yerlerine, ağırlıklarının yanına dönüp, sabaha kadar uyudular.[91]
Kureyş Müşriklerinin Bey´at İşini Soruşturmaları
Sabahleyin, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Medineli Müslümanların konak yerlerine gelerek:
"Ey Hazrec cemaat! Bize erişen habere göre, siz bizim sahibimizle konuşmuşsunuz. Kendisini aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyormuşsunuz!
Vallahi, Arap kabilelerinden, aramızda savaşacağımız ve size olduğu kadar kin bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur!" dediler.
Puta tapan ve olan bitenlerden haberleri olmayan Medinelilerden bazıları, Allah´a yemin ederek:
"Böyle birşey olmadı ![92] Biz böyle birşey yapmadık![93] Biz böyle birşey bilmiyoruz!" dediler, doğru söylediler.
Çünkü, onların olan bitenlerden haberleri yoktu.[94]
Medineli Müslümanlar ise, birbirlerine bakıştılar.
Kureyş müşrikleri, kalkıp Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün yanına vardılar. Ona da aynı sözü söylediler.
Abdullah b. Übeyy:
"Vallahi, bu çok büyük bir iştir![95] Her halde, bu, boş birşey olsa gerek! Böyle birşey olmamıştır![96]
Benim kavmim, bunun gibi birşeyi bana danışmadan yapmazlar. Ben böyle birşeyin olduğunu bilmiyorum.[97]
Ben Yesrib´de bile bulunsaydım, kavmim bunu bana danışmadıkça yapmazlar!" dedi.[98]
Medineli Müslümanlar, sevinçli ve hoşnut olarak yurtlarına dönmek üzere, Akabe´den ayrıldılar.[99]
Arap hacıları da, Mina´dan yurtlarına dağılmaya başladılar.
Kureyş müşrikleri ise, Mekke´de, Akabe Bey´atı işini soruşturmaktan, araştırmaktan geri dur-madılar.[100]
Bey´at işinin doğru olduğunu anlayınca.[101] Medine yollarından, kesmedik yol bırakmadılar.
Medineli Müslümanları arayıp bulmak için, her tarafa birlikler saldılar.[102]
Berâ´ b. Ma´rur, Kureyş soruşturucuları yanlarından ayrılır ayrılmaz yola çıkmış, Batn-ı Ye´cec´de Müslüman arkadaşlarına kavuşmuştu.[103]
Müşriklerin Sa´d b. Ubâde´yi Yakalamaları
Müşriklerin takipçileri Sa´d b. Ubâde´ye[104] ve Münzir b. Amr´a Ezâhir mevkiinde yetiştiler.
Münzir b. Amfi yaka layam adıl ar, kaçırdılar.[105]
Sa´d b. Ubâde´ye:
"Sen Muhammed´in dininde misin " diye sordular.
"Evet!" deyince,[106] onun iki elini boynuna sımsıkı bağladılar.
Döve döve ve uzun saçının perçeminden çeke çeke, Mekke´ye getirip soktular.[107]
Kureyş müşriklerinden Ebu´l-Bahterî, onu görünce:
"Yazık sana! Seninle Kureyş´ten herhangi birisi arasında bir himaye veya sözleşme yok mu " diye sordu.
Sa´db.Ubâde:
"Evet, var! Vallahi, ben Cübeyr b. Mut´im´i de, Haris b. Harb´i de, memleketimizde ticaret yaparken, haksızlık etmek isteyenlere karşı korumuştum" deyince, Ebu´l-Bahterî:
"Yazık sana! Sen bu iki adamın ismini söyleve aranızda olanı anlat!" dedikten sonra, acele gidip, onları Kabe´nin yanında, Mescid´de buldu ve:
"Hazrec´den bir adam Ebtah´da dövülüyor, o da, aranızdaki himayeden bahsediyor!" dedi.
"Kimmiş o " diye sordular.
Ebu´l-Bahterî:
"Sa´d b. Ubâde´dir!" deyince, onlar
"Vallahi doğrudur! Biz tüccar iken, onun memleketinde bize haksızlık etmek isteyenlere karşı o bizi korumuştu" dediler. [108]
Cübeyr b. Mut´im ile Haris b. Harb, hemen gidip, Sa´d b. Ubâde´yi hemşehrilerinin ellerinden kur-tardılar.[109]
Ensarın Sa´d b. Ubâde´nin işini konuşmak için toplandığı sırada, Sa´d b. Ubâde yanlarına çıkageldi.[110]
İkinci Akabe Bey´atında Bulunan Medineli Müslümanların İsimleri
Medineli Evs ve Hazreclerden olup, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)a bey´at eden yetmişüç erkek ile iki kadının isimleri ve kabileleri:
Evs b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmirlerin Abduleşhel oğullarından:
1. Useyd b. Hudayr,
2. Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan,
3. Seleme b. Selâme.
Harise b. Haris, b. Hazrec, b. Amr, b. Malik, b. Evs oğullarından:
4. Zuheyr b. Râfi´
5. Ebu Bürde b. Niyar,
6. Nüheyr b. Heysem.
Amr b. Avf, b. Malik, b. Evs oğullarından:
7. Sa´d b. Hayseme,
8. Rifâa b. Abdulmünzir,
9. Abdullah b. Cübeyr,
10. Ma´n b. Adiyy,
11. Uveym b. Sâide,
Hazrec b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmir, b. Neccar oğullarından:
12. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd,
13. Muaz b. Haris,
14. Avf b. Haris,
15. Muavviz b. Haris,
16. Umâre b. Hazm,
17. Es´ad b. Zürâre.
Amr b. Mebzul, b. Âmir, b. Malik, b. Neccar oğullarından:
18. Sehlb.Atik.
Amr b. Malik, b. Neccar oğullarından:
19. Evs b. Sabit,
20. Ebu Talha.
Mazin b. Neccar oğullarından:
21. Kays b. Ebi Sa´saa,
22. Amr b. Gâziyye.
Belharis b. Hazrec oğullarından:
23. Sa´d b. Rebia
24. Hârice b. Zeyd,
25. Abdullah b. Revâha,
26. Beşir b. Sa´d,
27. Abdullah b. Zeyd,
28. Hallâd b. Süveyd,
29. Ukbe b.Âmir.
Beyaza b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise oğullarından:
30. Ziyad b. Lebid,
31. Ferve b. Amr,
32. Halid b. Kays.
Zurayk b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise, b. Malik, b. Gadb, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:
33. Râfi´b. Malik,
34. Zekvan b. Abdi Kays,
35. Abbâd b. Kays,
36. Haris b. Kays.
Selime b. Sa´d, b. Ali, b. Esed, b. Sâride, b. Tezid, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:
37. Berâ´ b. Ma´rur,
38. Bişr b. Berâ1 b. Ma´rur,
39. Sinan b. Sayff,
40. Tufeyl b. Numan,
41. Ma´kıl b. Münzir,
42. Yezid b. Münzir,
43. Mes´ud b. Yezid,
44. Dahhâk b. Harise,
45. Yezid b. Haram,
46. Cebbar b. Sahr,
47. Tufeyl b. Malik.
Sevad b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
48. Ka´b b. Malik.
Ganm b. Sevad, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
49. Süleym b. Amr,
50. Kutbe b.Âmir,
51. Yezid b.Âmir,
52. Ebu´l-YeserKa´b,
53. Sayfî b. Sevad (Esved).
Nâbi b. Amr, b. Sevad, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
54. Salebe b. Ganeme,
55. Amr b. Ganeme,
56. Abs b.Âmir,
57. Abdullah b. Üneys,
58. Halid b. Amr,
59. Haram b. Ka´b, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
60. Abdullah b. Amr b. Haram,
61. Cabir b. Abdullah, b. Amr, b. Haram,
62. Muaz b. Amr, b. Cemûh,
63. Sabit b. Ciz´,
64. Umeyr b. Haris,
65. Hadîc b. Selime,
66. Muaz b. Cebel.
Avf b. Hazrec oğullarından:
67. Ubâde b. Sâmit,
68. Abbas b. Ubâde,
Ebu Abdurrahman Yezid b. Salebe,
69. Amr b. Haris,
Salim b. Ganm, b. Avf, b. Hazrec oğullarından:
70. Rifâa b. Amr,
71. Ukbe b. Vehb.
72. Sâide b. Ka´b, b. Hazrec oğullarından:
Sa´d b. Ubâde,
73. Münzir b. Amr.
Mazin b. Neccar oğulları kadınlarından:
74. Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b,
Selime oğulları kadınlarından:
75. Ümmü Meni1 Esma binti Amr.[111]
Akabe Bey´atında Bulunan Ensarın Muhacir Sayılışı
İbn Abbas´a göre; Resûlullah (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer nasıl Mekkeli müşrikler yüzünden Medine´ye hicret ederek Muhacirlerden oldularsa, Ensardan olanlar da, şirk yurdu olan Medine´den Akabe gecesinde Resûlullah (a.s.)m yanına gelmekle, Muhacirlerden olmuşlardır.[112]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî, Târihiu´l-islâm, s. 297-298, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159.
[2] Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, c. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159.
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 624-625, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, Taberî, Târih, c. 2, s. 237.
[5] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 317.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.
[7] Hâkim,Müstedrek,c.2, s. 625.
[8] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2,5.237.
[9] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 308, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 300.
[10] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1.S.221.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, 84, 97.
[12] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.221.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/261-262.
[13] İbn İshak,İbnHişam,Sîre,c. 2, s. 81, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 460461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l -g âbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyi d, U yûnu´l -eser, c. 1 , s. 161-162, Zehebi, Târıh, s. 300, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemi, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 42.
[14] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, Zehebî, Târîh.s. 300.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81-82, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberi, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 300, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4243.
[16] Beyhaki, D el âil, c. 2, s. 4 44, Zehebî, Tânh, s. 300.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 82-83, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237-238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 444-445, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 301-302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 42-43.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/262-265.
[18] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253-254.
[19] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 221, Belâzurı, Ensâb, c. 1, s. 254.
[20] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.
[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 83, İbn Sa´d, c. 1, s. 221, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 461, Taberî, c. 2, s. 238, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid.d, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 158, Heysemî, c. 6, 43, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s.12.
[22] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.
[23] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, t 1, s. 254.
[24] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/265.
[25] * Hz. Abbas, İslâm iyete hizmet için, Müslümanlığını müşriklerden gizlemekte idi. Onun Müslüman oluşuyla ilgili bahse bakınız.
** Araplar, Ensar kabilelerini Hazrec diye anarlardı.
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 83-84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 44.
[26] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302.
[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 222.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 84, Taberî,c.2, s. 238, Beyhakî, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, c. 1, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3,5.160.
[29] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.
[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, c. 6, s. 48.
[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8.
[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/266-268.
[33] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302-303.
[34] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 21 6, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 16, s. 199, Kurtubî, Tefsir, c. 8, s. 267, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 391 , Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrşâdü´s-sârÎ, c. 5, s. 37, Ebussuud, Tefsir, c. 4, s. 106.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/268-270.
[35] İbn Sa´d Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 222.
[36] İbn Sa´d. Tabakât. c. 4. s. 8.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270.
[37] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 84, İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 228, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302-303, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 44.
[38] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, Târîh, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.
[39] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163, Heysemî, c. 6, s. 48.
[40] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 9, Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 303, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 300, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.
[41] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, s. 299-300.
[42] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîh, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 162-163, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 4849.
[43] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, s. 303.
[44] Taberî, Târîh, c. 2, s. 238-239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159-161, Heysemî, Mecma, c.6,s.44.
[45] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 85, İbn Sa´d, c. 3, s. 602, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2,s. 447448, İbn Esîr, Kâmil, c.2,s. 99, İbn Seyyid, c. 1 , s. 164, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 161, Heysemî, c. 6, s. 44, İbn Haldun. Târih. c. 2. ks.2. s. 13.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270-272.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 86-87, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvie.c. 2, s. 448, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 75-77, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 164-165, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 303, 305, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 161-162, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4546, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13.
[47] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 88, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 253, Taberî, Târîh, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 452-453.
[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 9, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîh, c. 299, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.
[49] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 254.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/272-273.
[50] Beyhak f, c. 2, s. 450, Zehebî, s. 299, E bul -f i dâ, c. 3, s. 163.
[51] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 88, Taberî, Târih, c. 2, s. 239, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299-300, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.
[52] İbn İshak, İbn Hisam,c.2, s. 88-89, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 450, İbn Esîr, c. 2, s. 99-100, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 162.
[53] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 48.
[54] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, 36, Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 216, Fahru´r-Râzî, TefsiY, c. 16, s. 199, Kurtubî, TefsiY, c. 8, s. 267, E bu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 391, Hâzin, Tefsîr, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrsâdü´s-sârf, c. 5, s. 37.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/273-274.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 227, İbn Kayvım, Zadü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebî, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-Fidâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-Zevâid, c. 6, s. 46.
[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.
[57] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/274-275.
[58] Ahmed b.Hanbel, c. 3,s. 322-323, Hâkim , c. 2, s. 625, Beyhakî c. 2, s. 443, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 227-228, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Zehebî, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemi, c. 6, s. 46.
[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.
[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 323, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İ bn C evzi, el -Vefa, c. 1, s. 228, İbn Kayyım, Zâd ü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebi, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-F idâ, el -Bidâ ye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/275-276.
[61] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/276-277.
[62] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.
[63] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
[64] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
[65] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304.
[66] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 304.
[68] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/277-278.
[69] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c.4, s. 9, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.
[70] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 31 8.
[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 320, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/278.
[72] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[73] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[74] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[75] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177-178.
[76] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.
[77] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 109, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 253, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 308.
[80] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 109, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[81] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 618-619, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 1 81.
[82] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 454, Zehebî, Târıhu´İslâm, s. 300.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[83] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.223, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166.
[84] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târîh.c .2, s. 239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 448, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysem T, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 44, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.
[85] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Halebî, c. 2, s. 178.
[86] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 309, H eysem f, M eon au´z-zevâi d, c. 6, s. 47.
[87] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239-240, Beyhakî, c. 2, s. 448, Ebu´l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 226, İbn Esîr, c. 2, s. 100, İbn Seyyid, c. 1, s. 166, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 64, Heysem f, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 2, s. 177.
[88] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c . 2, s. 1 77.
[89] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 309, Halebî, c. 2, s. 178.
[90] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 1 00, İbn Kayyım , c. 2, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 66, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 164, Heysem f, c. 6, s. 45.
[91] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280-281.
[92] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târih, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 449, Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 226-227, İbn Esır, Kâm il, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.
[93] Beyhaki, Delâil, c. 2, s. 4 49, Zehebî, Târih, s. 304.
[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Ebu´l-F erec, c. 1 , s. 227, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319,Halebî, c. 2, s. 179.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s:. 91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s:. 241, Zehebî, s:. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Halebî, c. 2, s:. 179.
[96] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.223, İbn Kayyım, Zâd.c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 179.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241. Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Kayyım, c. 2,s.58, Zehebî, s:. 305, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Halebî, c. 2, s. 179.
[98] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c.2 , s:. 58, Halebî, c. 2, s:. 179.
[99] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s:. 309-310.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, Taberî, Târih, c.2, s. 241 , E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 228, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.
[101] Ebu´l-Ferec,c.1, s. 229, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 308, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 13, Halebî, İnsânu´l-uyun, c.2, s. 179.
[102] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.
[103] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/281-283.
[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91 , İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166. Zehebî, Târih, s. 308, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 13.
[105] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Diyarbekri, Hamis. C. 1, s. 319.
[106] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.
[107] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 92, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, İbn Kayyım, c. 2, s. 58,Halebî, c. 2, s. 179.
[108] İbn İshak, İbn Hişa, Sîre, c. 2, s. 92-93, Taberî, Târih, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 184-185.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 93, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 ,s.228, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 308, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 165, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.
[110] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/283-284.
[111] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 97-11 0, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 240-251, İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 78-85, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c.1, s. 162-170, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 305-307, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 166-168.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/284-288.
[112] Nesâî. Sünen. c. 7. s. 144-145.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/288.
|
|
|
| Birinci Akabe Beyatı |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:27 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Birinci Akabe Buluşma ve Bey´atı
Geçen (onbirinci) yılda, Ensardan* altı kişi, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la buluşup Müslüman olmuş ve gelecek yıl tekrar gelmek üzere Peygamberimiz (a.s.)a söz vermişlerdi.
Bundan bir yıl sonra[1], gelen yılda,[2] yani nübüvvetin onikinci yılında,[3] hac mevsiminde, Ensardan, içlerinde bir yıl önce Müslüman olan altı kişiden beşinin de hâzır bulunduğu oniki kişilik bir topluluk, Birinci Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la[4] geceleyin buluştular.[5] Ashab-ı Kiramdan Ubâde b. Sâmit der ki:
"Ben Birinci Akabe Bey´atında bulunmuş olan kişilerden[6] ve kabile temsilcilerindenim.[7]
Biz, oniki kişi idik.[8]
Resûlullah (a.s.), Akabe´de, geceleyin, çevresinde ashabından küçük bir topluluk bulunduğu halde, bize:
´Geliniz! Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayacağınız,
Birşey çalmayacağınız,
Çocuklarınızı öldürmeyeceğiniz,
Ellerinizle ayaklarınız arasında iftira uydurmayacağınız,
Mârufta bana isyan ve itaatsizlik etmeyeceğiniz hakkında bana bey´at ediniz![9]
Ahdinize vefa ederseniz, Cenneti kazanırsınız![10]
İçinizden kim de haddi mûcib birşey yapar da kendisine had vurulursa, bu, onun keffâreti olur.
Allah kimin suçunu örtbas ederse, onun işi de Allah´a kalır.
Allah dilerse onu azaba uğratır, dilerse yarlıgar1 buyurdu."[11]
"Resûlullah (a.s.), kadınlardan aldığı gibi, bizden bey´at aldı.[12]
Bu, savaş farz kılınmadan önce idi.[13]
´Hiçbir şeyi Allah´a şerik koşmayacağız!
Birşey çalmayacağız! [14]
Çocuklarımızı öldürmeyeceğiz! [15]
Allah´ın dokunulmaz kıldığı cana haksız yere kıymayacağız! [16]
Ellerimizle ayaklarımız arasında iftira uydurmayacak,[17] birbirimize iftira atmayacağız[18]
Yağmacılık yapmayacağız![19]
Mârufta sana asi olmayacak, itaatsizlik etmeyeceğiz!´ diye bey´atta bulunduk."[20]
Birinci Akabe Bey´atında Bulunanlar
1. Es´ad b.Zürâre,
2. Avf b. Haris,
3. Ukbe b.Âmir,
4. Kutbe b. Âmir,
5. Râfi b. Malik,
6. Muaz b. Haris,
7. Zekvan b. Abdi Kays,
8. Ubâde b. Sâmit,
9. Yezid b. Salebe,
10. Abbas b. Ubâde,
11. Ebu´l-Heysem Maiikb. Teyyihan,
12. Uveym b. Sâide.
Bunlar, bey´attan sonra, Peygamberimiz Aieyhisseiamın yanından ayniıp Medine´ye döndüler.[21] Allah onlardan razı olsun!
Ukbe b. Vehb ile[22] Seleme b. Selâme´nin de, bu Birinci Akabe Bey´atma katılan Ensar arasında bulunduğu da rivayet edilir.[23]
Mus´ab b. Umeyr´in Öğretmen Olarak Medine´ye Gönderilişi
Evs ve Hazrec kabilesi Müslümanlarının ileri gelenleri:[24]
"İçimizde İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı.[25] Halkı Allah´ın Kitabına davet edecek,[26] Kur´ân-ı Kerîm okuyacak[27] birmukri1 (Kur´ân-ı Kerîm okuyucu);[28] İslâm dinini anlatacak, İslâm sünnet ve şeriatlarını aramızda ikame edecek, namazlarımızda bize imamlık yapacak bir kimse[29] gönder!" diye, Peygamberimiz (a.s.)a yazı yazdılar.[30] Böylece, kendilerine Kur´ân-ı Kerîmi öğretecek, İslâmiyeti anlatacak[31] birsahabi göndermesini, Peygamberimiz (a.s.)dan istediler.[32]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Mus´ab b. Umeyr´i gönderip,[33] onlara Kur"ân okumasını, İslâmiyeti öğretmesini,[34] İslâm dinini anlatmasını[35] ona emretti.[36]
Mus´ab b. Umeyr Medine´de Es´ad b. Zürâre´nin evine indi.[37] Orada oturdu.[38]
Medineli Müslümanlara Kur"ân okur,[39] Kur´ân´ı,[40] İslâm şeriatını[41] öğretir,[42] İslâm fıkhını anlatırdı. [43]
Mus´ab b. Umeyr Medine´de "Mukri"´ diye anılırdı. [44]
İmamlık yapar,[45] namaz kıldırırdı.[46]
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye hicret edip gelmeden önce, Musab b. Umeyr, Müslümanları Cuma için toplamak üzere yazı yazıp izin istemiş;[47] Peygamberimiz (a.s.) da bunu yapmasını, cevaben yazdığı yazısında, ona emretmişti.[48]
Bera´ b. Âzib´e göre; Mus´ab b. Umeyr ile birlikte, İbn Ümmi Mektum da Medine´deki Müslümanlara Kur´ân-ı Kerîm okumak üzere Medine´ye gelmişti.[49]
Useyd b. Hudayr ile Sa´d b. Muaz´ın Müslüman Oluşu ve İslamiyetin Medine´de Yayılışı
Useyd b. Hudayr,[50] Cahiliye ve İslâmiyet devrinde, babasından sonra kavminin seyyidi olup,[51] en akıllılarından ve görüş sahiplerindendi.[52]
Araplar içinde yazı yazmayı bilenler pek az bulunurken, o, yazardı. İyi yüzme bilir ve iyi ok atardı.
Kendilerinde bu hasletler bulunanlara, Cahiliye devrinde "Kâmil" denirdi. Useyd b. Hudayr´da bunların hepsi toplanmış bulunuyordu.[53]
Es´ad b. Zürâre bir gün Mus´ab b. Umeyr´i yanına alarak Abduleşhel oğullarıyla Zafier oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es´ad b. Zürâre, Sa´d b. Muaz´ın halasının oğlu idi.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanlarından birisine girdiler. Oradaki, Mark diye anılan kuyunun başına oturdular.
Medinelilerden, Müslüman olan kimseler de, onların yanına toplandılar.
Sa´d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr, o zaman, Abduleşhel oğulları kabilesinin seyyidleri, ulu kişileri olup, kavimlerinin dininde ve müşrik idiler.
Bunlar Es´ad b.Zürâre´nin Mus´ab b. Umeyr´i oraya getirdiğini ve başına bazı kimselerin toplandığını işitince, Sa´d b. Muaz, Useyd b. Hudayr´a:
"Sen işini iyi bilen ve kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın!
Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de, kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et!
Bilirsin ki; Es´ad b. Zürâre benim akrabam olmasaydı, bu işi kendim yapmaya yeterdim!
O halamın oğlu olduğu için, üzerine varmaya yol bulamadım!" dedi.
Bunun üzerine, Useyd b. Hudayr hemen kısa mızrağını alıp onlara doğru ilerledi.
Es´ad b. Zürâre, onu görünce, Mus´ab b. Umeyr´e:
"Şu yanına gelen, kavminin seyyidi, ulu kişisidir" dedi.
Mus´ab b. Umeyr
"Oturursa, kendisiyle konuşurum!" dedi.
Useyd b. Hudayr, sövüp sayarak, gelip tepelerine dikildi ve:
"Sizi bize getiren nedir Zayıflarımızın inançlarını mı bozacaksınız [54]
Sen şu yabancı, kovulmuş adamı, zayıflarımızın inançlarını bâtıl ile bozmak ve onlan ona davet etmek için mi getirdin !
Senin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığını görmeyeyim![55]
Eğer hayatınız size gerekse, hemen yanımızdan ayrılın!" dedi.
Mus´ab b. Umeyr, ona:
"Biraz oturup, söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.
Useyd b. Hudayr
"Yerinde bir söz söyledin!" dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu.
Mus´ab b. Umeyr İslâmiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Useyd b. Hudayr Mus´ab b. Umeyr´in sözlerini ve Kufârvı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr
"Vallahi, o daha konuşmadan önce, kendisinin yüzünde İslâm´ın nurunun patladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.
Useyd b. Hudayr, Kur´ân-ı Kerîm hakkında:
"Bu, ne kadar güzel, ne kadar yüce söz!
Siz bu dine girmek istediğiniz zaman ne yaparsınız " dedi.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Gusledip temizlenirsin!
Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!
Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!
Sonra da namaz kılarsın!" dediler.
Useyd b. Hudayr kalkıp gusletti.
Elbiselerini temizledi.
Hak şehadetiyle şehadet getirdi.
Sonra da, iki rekat namaz kıldı, ve:
"Gerimde bir adam var ki, o size tâbi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez, ondan geri kalmaz. O, Sa´d b. Muaz´dır! Ben şimdi onu size gönderirim!" dedi.
Mızrağını alıp Sa´d b. Muaz´ın ve kavminin yanına döndü.
Onlar, bir araya toplanmış, oturuyorlardı.
Useyd b. Hudayr gelirken, Sa´d b. Muaz ona bakınca:
"Allah´a yemin ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi size!" dedi.
Useyd b. Hudayr toplantı yerinde durunca, Sa´d b. Muaz ona:
"Ne yaptın " diye sordu.
Useyd b. Hudayr
"O iki adamla konuştum.
Vallahi, ben onlarda bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini nehiyve men ettim.
Onlarda, ´Biz senin istediğini yaparız!´ dediler.
Bana haber verildiğine göre; Harise oğulları, Es´ad b. Zürâreyi, senin halanın oğlu olduğunu bildikleri halde, sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş!" dedi.
Sa´d b. Muaz, Harise oğullarının adı anılınca, kızgın bir halde hemen kalkıp eline mızrağını aldı ve:
"Vallahi, sende beni tatmin edecek birşey göremedim!" dedikten sonra, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´e doğru ilerledi.
Es´ad b. Zürâre, Mus´ab. b. Umeyr´e:
"Ey Mus´ab! Vallahi, sana gerisindeki kavminin seyyidi, ulu kişisi geliyor ki, kendisi sana tâbi olursa, onlardan iki kişi bile sana muhalefet etmez!" dedi.
Sa´d b. Muaz Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´i sakin ve telaşsız görünce, Useyd b. Hudayhn ancak onların söyleyeceklerini kendisine dinletmek istediğini anladı. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es´ad b. Zürare´ye
"Ey Ebu Ümâme! Vallahi, seninle aramızda akrabalık olmasaydı, bu adamı benden kurtaramazdın!
Siz bizim hoşlanmadığımız şeyi evlerimizin içine mi sokacaksınız [56]
Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlerimize, zayıflanmızın inançlarını bâtıl şeylerle bozmak ve onları ona davet etmek için mi getirdin !
Sizin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığınızı görmeyeyim" diyerek çıkıştı.[57]
Mus´ab b. Umeyr, ona:
"Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.
Sa´d b. Muaz:
"Yerinde bir söz söyledin!" dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus´ab b. Umeyr ona İslâmiyeti anlattı ve Kurân-ı Kerîm okudu.[58] Mus´ab b. Umeyr, Sa´d, b. Muaz´a Zuhruf sûresinin baş tarafından (1-8) okumuştu.[59]
Bu, Sa´d b. Muaz´ın, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´in yanına, tehdit etmek üzere ikinci gelişi idi.[60]
Sa´d b. Muaz Mus´ab b.Umeyr´in İslâmiyet hakkındaki sözlerini ve okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Vallahi, o daha konuşmadan önce, yüzünde İslâm´ın nurunun parladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.
Sa´d b. Muaz, Kur´ân-ı Kerîm´i dinleyince:
"Ben şimdiye kadar hiç bilmediğim birşeyi dinledim!" dedi[61] ve:
"Siz bu dine girdiğiniz, Müslüman olduğunuz zaman ne yaparsınız " diye sordu.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Gusleder, temizlenirsin!
Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!
Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!
Sonra da, iki rekat namaz kılarsın!" dediler.
Sa´d b. Muaz kalkıp gusletti.
Elbiselerini temizledi.
Hak şehadetiyle şehadet getirdi.
Sonra da, iki rekat namaz kıldı.
Mızrağını alıp, yanında Useyd b. Hudayr da bulunduğu halde, kavminin toplantı yerine doğru gitti.
Kavmi, onu gelirken görünce, birbirlerine:
"Vallahi, Sa´d yanınızdan gidişinden başka bir yüzle döndü size!" dediler.
Sa´d b. Muaz, onların yanına vanp durdu ve:
"Ey Abduleşhel oğulları! Benim, aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz " diye sordu.
Abduleşhel oğulları:
"Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimiz ve görüşçe en üstünümüz, yönetici olarak da en uğurlumuzsun!" dediler.
Bunun üzerine, Sa´d b. Muaz:
"Siz Allah´a ve Resûlüne iman edinceye kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!" dedi.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Vallahi, akşama kadar, Abduleşhel oğulları mahallesinde, erkek kadın, Müslüman olmadık kimse kalmadı!" demişlerdir.[62]
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanındaki Mark kuyusunun başında Useyd b. Hudayfın ve Sa´d b. Muaz´ın Müslüman oluşundan sonra, oradan kalkıp Es´ad b. Zürâre´nin evine döndüler.
Mus´ab b. Umeyr, Es´ad b. Zürâre´nin yanında oturup, halkı İslâmiyete davete koyuldu.[63]
Sa´d b. Muaz, Müslüman olunca da, Mus´ab b. Umeyr ile Es´ad b. Zürâre´yi kendi evine götürüp İslâmiyeti yaymaya devam ettirdi.[64]
Ümeyye b. Zeyd, Hatıma, Vâil ve Vâkıf oğulları ailelerinden başka, Ensar evlerinden, içinde erkek ve kadın Müslüman olmayan bir ev kalmadı.
Ebu Kays b. Eslet, bu dört ailenin şairi, seyyidi idi.
Onlar hep Ebu Kays´ın ağzına bakarlar, ona boyun eğerler, onu dinlerlerdi.
O da, onları İslâmiyetten geri durdurdu. Hendek savaşından[65] sonra, onlarda Müslüman oldular.[66]
Ebu Seleme´nin Medine´ye Hicreti
Ashab-ı Kiram´dan Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed, hicret ettiği Habeş ülkesinden Mekke´ye dönmüş bulunuyordu.
Akabe Bey´atından bir yıl önce, Kureyş müşriklerinin kendisine işkenceye başladıkları sırada, Medinelilerin Müslüman olduklarını işitince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu Seleme´yi deveye bindirerek, Medine´ye hicret etmek üzere yola çıktı.
Fakat, Mugîre b. Abdullah oğulları onu görüp önüne dikildiler ve:
"Haydi, sen şu kendin hakkında bize galebe çaldın!
Fakat, bu zevceni de beldelerde gezdirip durmanda seni serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun " diyerek, Ebu Seleme´nin elinden devenin yularını çekip aldılar.
Ebu Seleme´nin kavmi olan Abdulesed oğulları kızdılar ve:
"Hayır! Vallahi, siz adamımızdan zevcesini çekip alınca, biz de oğlumuzu onun yanında bırakmayız!" dediler. Seleme´yi aralarında çekiştirdiler durdular, nihayet onu alıp götürdüler.
Mugîre oğulları ise, Hz. Ümmü Selemeyi yanlarında tuttular, bırakmadılar.
Ebu Seleme Medine´ye yalnız başına hicret edip gitti.
Mugîre oğulları, böylece, Hz. Ümmü Seleme´nin kocası ve oğlu ile arasını ayırdılar.
O da, her sabah çıkar, vadide oturur, akşama kadar ağlardı.
Bu hal bir yıl veya bir yıl kadar sürdü.[67]
Amr b. Cemûh´un Müslüman Oluşu
Amr b. Cemûh; Selime oğullarının seyyiçilerinden ve eşrafındandı. Kendisinin evinde, ağaç kütüğünden yapılmış, Menât diye anılan bir putu vardı.
Medine eşrafının yaptıkları gibi, o da, bu putu ilah edinmişti. Ona tapar ve tazimde bulunurdu.[68]
Mus´ab b. Umeyr Kur´ân öğretmek için Medine´ye geldiği zaman, Amr b. Cemûh, ona ve arkadaşlarına adam gönderip:
"Siz bize ne için geldiniz " diye sordu.
Onlar da:
"İstersen, sana gelip Kur´ân dinletelim " dediler.
Amr b. Cemûh:
"Olur!" dedi.
Mus´ab b. Umeyr ona Yûsuf sûresinin baş tarafından (1-8. âyetleri) okudu. Amr b. Cemûh:
"Kavmimizle, bir görüşmemiz lazım!" dedi.
Mus´ab b. Umeyr ile arkadaşları onun yanından ayrıldılar.
Amr b. Cemûh putunun yanına girdi ve:
"Sen de bilirsin ki, vallahi, bu kavim senden başkasına bağlanmamı istiyor! Sende buna karşı bir güç, kudret yok mu " dedi.[69]
Amr b. Cemûh´un oğlu Muaz ile Muaz b. Cebel ve Selime oğullarının Müslüman olan gençlerinden bazıları, geceleyin, Amr b. Cemûh´un putunu bulunduğu yerden alıp Selime oğullarının çöplük çukurlarından, içinde insan pisliği de bulunan bir çukura attılar.
Amr b. Cemûh, sabahleyin:
"Yazıklar olsun size! Bu gece ilahlarımıza kim sataştı !" dedi. Onu aramaya gitti, buldu,yıkayıp temizledikten, güzel koku sürdükten sonra
"Vallahi, bunu sana yapanı bir bilseydim, onu rezil ederdim!" dedi. Amr b. Cemûh akşamleyin uyuduğu zaman, putuna aynı şeyi tekrar yaptılar. O da, sabahleyin gidip putunu aynı çukurun içinde buldu, yıkadı, temizledi, ona koku sürdü.
Puta geceleri aynı şey birkaç kere daha yapıldıktan ve Amr b. Cemûh da bulup yıkadıktan ve güzel koku sürdükten sonra,[70] kılıcını onun boynuna astı[71] ve:
"Ben, vallahi, gördüğüm şeyi sana yapanı bilmiyorum. Eğer sende bir hayır varsa, artk kendini kendin koru, savun! İşte, kılıç da yanında!" dedi.[72] Dışarı çıktı.
Ev halkı, kalkıp kılıcı putun boynundan aldılar.
Amr b. Cemûh, eve dönüp kılıcın putun üzerinden alınmış olduğunu görünce:
"Ey Menât! Kılıç nerede ! Ben gidip servetimi Menât´a harcanmak üzere vasiyet ve vakfedeceğim!" dedi, gitti.[73]
O gidedursun, put da bir köpek ölüsü ile bağlanarak Selime oğullarının, içinde insan pisliği bulunan kuyularından bir kuyuya atıldı.[74]
Amr b. Cemûh, evine dönünce, ev halkına:
"Nasılsınız " diye sordu.
Onlar da:
"Ey efendimiz! Biz hayırlı yoldayız! Allah evimizden pisliği giderdi!" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Vallahi, sanıyorum ki, siz bana karşı Menât´a bir kötülük yaptınız " dedi.
"Evet! Orası da öyle! Bak! İşte, o, şu kuyudadır!" dediler.[75]
Amr b. Cemûh, gidip putunu kuyunun içinde bir köpek ölüsüyle bağlanarak başaşağı atılmış bir halde görünce, uyandı!
Kavminden, Müslüman olan bazı zâtlarla konuştu.
Allah´ın rahmetiyle Müslüman olup Allah´tan gelen bilgilerle bilinçlendiği zaman, kendisini içinde bulunduğu körlük ve sapkınlıktan Peygamberimiz (a.s.)ın sayesinde kurtaran Yüce Allah´a şükretti.[76]
Kavmine de haber saldı.
Yanına geldikleri zaman, onlara:
"Siz benim bulunduğum şey üzerinde bulunur değil misiniz " diye sordu.
"Evet! Bulunuruz! Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimizsin!" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Sizi şahit tutarım ki,[77] ben artık Muhammed´e indirilmiş olanlara iman etmiş bulunuyorum!" dedi ve bunu dört beyiflik bir şiirinde dile getirdi.[78]
Yüce Allah ondan razı olsun![79]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] * Ensar; yardımcılar demek olup, Ashabdan Enesb. Malik´e: "Senin görüşüne göre, siz öteden beri Ensar adıyla anılır mıydınız Yoksa, bu adı size Allah mı taktı " diye sorulduğu zaman, Enes b. Malik "Evet! Ensar adını bize Allah taktı!" demiştir (Buhârî, Sahih, c. 4, s. 221).
İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.
[2] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, o. 2, s. 73, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, C evâm iu´s-Sîre, s. 71, Ebu´I-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 219, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, o. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, o. 1, s. 156, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150.
[3] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2, s. 73, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 73.
[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 73, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Beyhakî, c. 2, s. 431, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 218, Zehebî, s. 291 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 150.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323.
[7] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.
[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323.
[9] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, c. 1 , s. 220.
[11] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251.
[12] Müslim, Sahih, o. 3, s. 1333.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220.
[14] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim , c. 3, s. 1333.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75-76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Müslim, c. 3, s. 1333.
[16] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323,
[18] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1333.
[19] Buhâri, c. 4, s. 251 , Müslim, c. 3, s. 1333.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 323, Buhâri, c. 4, s. 251, Müslim, c. 3, s. 1334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/247-249.
[21] İbn İshak.İbn Hişam,c.2, s. 73-76, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taben, Târih, c. 2, s. 235, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 71-72, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 217-218, İbnEsîr, Kâmil.c. 2, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156-157, Zehebî, Tâıfhu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[22] İbn Sa´d, c. 3, s. 545, İbn ^bdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 62.
[23] İbn Sa´d, c. 3, s. 439, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 428, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 95.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249.
[24] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[25] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437.
[26] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Heysemî, Mecınau´z-zevâid, c. 6, s. 41, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.
[27] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Kastalânî, c. 1, s. 77.
[28] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220.
[29] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Halebî, c. 2, s. 164.
[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.
[31] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239.
[32] Belâzurî, c.1, s. 239, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38.
[33] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, c. 1, s. 239. Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151.
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.
[37] İbn Sa´d, c.1, s. 220, Yâkubî, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 437, İbn Hazm, Cevamiu´s-Sîre, s. 72, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293.
[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Beyhakî, c. 2, s. 437.
[39] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Beyhakî, c. 2, s. 437, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 218.
[40] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.
[41] İbn Hazm, Cevâm iu´s-Sîre, s. 72.
[42] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.
[43] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 218.
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437. İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 151 , Halebî, c. 2, s. 163.
[45] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 77, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 293, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.
[47] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[48] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 51, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77.
[49] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 264, İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Halebî, c. 2, s. 163.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249-251.
[50] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 87. İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 91, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 111. 51
[51] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 604.
[52] İbn Sa´d, c. 3, s. 604, İbn Abdilberr, c. 1, s. 93, İbn Esîr, c. 1, s. 112.
[53] İbn Sa´d, c. 3, s. 604.
[54] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 77-78, Taberî, Târih, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 438439, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 159-160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170.
[55] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294.
[56] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 78, Taberî, Târîh, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-296, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152-153, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170-172.
[57] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307-308, Heysemî, Mean au´z-zevâid, c. 6, s. 41.
[58] İbn İshak, İbn Hisam , c. 2, s. 78-79, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, c. 1, s. 160, Zehebî, s. 296-297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 1 70-1 71.
[59] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, c. 295, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Heysemî, Meanau´i-zevâid, c. 6, s. 41.
[60] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 41.
[61] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 295, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 41 .
[62] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 308, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 440, İ bn Esîr Kâm il, c. 2, s. 93, İtan Seyyid, Uyûnu´l -eser, c. 1, s. 1 60-1 61, Zehebî, s. 2 97, Ebu´l-F idâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 171.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437-440, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160-161, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-295, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 53, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 171.
[64] İbn Sa´d, Taba kât, c. 3, s. 420-421.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.80, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî,c. 2, s. 440, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 98, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 161, Zehebî, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.1 53, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 1 2, Halebî, c. 2, s. 171.
[66] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Seyyid, c. 1,s.161 , İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/251-256.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Hazm , Cevâmiu´s-sfne, s. 86, İbn Ea>, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, TârıTiu´l-islam , s. 31 2, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169, Halebî, İnsanu´l-uyûn, c. 2, s. 182.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 95, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, İbn Hacer, el-İsâbe, t 2, s. 529.
[69] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[70] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 95, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 529.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[73] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[74] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[75] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182-183.
[76] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[77] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 183.
[78] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, Zehebî, c.1, s. 183, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[79] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257-260.
|
|
|
| İsra ve Miraç Mucizeleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:24 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İsrâ ve Mirac Kelimelerinin Mânâları
İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek[1] demektir. Mirac da; yükseğe çıkış aracı demektir.[2]
İsrâ ve Mirac Hadisesinin Tarihi
İsrâ ve Mirac hadisesi nübüvvetin onikinci yılında,[3] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden onsekiz ay[4] veya onaltı ay[5] veya ondört ay,[6] ya da bir yıl önce vuku bulmuştur.[7] Bunun; Hicretten sekiz ay önce,[8] Recep ayında[9], Recep ayının yirmiyedinci gecesinde vuku bulduğu da rivayet edilir. [10] Daha başka rivayetler de vardır.[11]
İsrâ ve Miracın Ruhen mi, Bedenen mi Vuku Bulduğu Meselesi
İsrâ ve Miracın, her ne kadar ruhen vuku bulduğu da rivayet edilmekte ise de;[12] selef ve halefi[13] hadis ve kelam âlimleri[14] topluluğunun mezhebine göre, Peygamberimiz (a.s.) geceleyin Mescid-i Haram´dan Mescid-i Aksaya uykuda ve ruhen değil uyanık iken, bedeni ve ruhu ile birlikte, Burak üzerinde isra buyrulmuş, gece yolculuğu ettirilmiş; getirilen Miraç ile de, oradan ruhen değil-yine bedeni ve ruhu ile birlikte, uyanık iken, göklere uruc ettirilmiş, çıkarılmıştır.[15]
Hak ve gerçek olan budur.
Ashab-ı Kiram´dan:
1. Abdullah b. Abbas,
2. Cabirb. Abdullah,
3. Enes b. Malik,
4. Huzeyfe b. Yeman,
5. Hz. Ömer,
6. E bu Hureyre,
7. Malik b. Sa´saa,
8. E bu Habbetü´l-Bedrî,
9. Abdullah b. Mes´ud ile;
Tâbiîn´den:
10. Dahhâk,
11. Katâde,
12. Saîd b. Müseyyeb,
13. Saîd b. Cübeyr,
14.Zührî,
İbn Zeyd,
Hasan,
İbrahim,
Mücahid,
Mesrûk,
İkrime,
İbn Cüreyc de, bu görüştedirler.
Ahmed b. Hanbel, Taberî ve Müslümanlardan büyük bir cemaat; hatta, sonraki fakihlerden, muhaddislerden, kelamcılardan ve müfessirlerden pek çoğu da, bu görüştedirler.[16]
Bazı ilim adamlarınca; Peygamberimiz (a.s.)a peygamberliğin sâlih rüya ile başlangıcında olduğu gibi, kolaylaştırılmak ve alıştırılmak üzere, İsrâ ve Mirac´ın önce rüyada gösterilmiş, sonra da uyanıklık halinde yaptırılmış olabileceği de muhtemel görülerek, bu husustaki uyku ve uyanıklık rivayetleri bağdaştırılmak istenilmiştir.[17]
Peygamberin rüyalarının vahiy hükmünde bulunduğu,[18] kendilerinin gözleri uyuşa da kalblerinin uyumadığı mâlûmdur.[19]
İsrâ Hadisesinin Kur´an-ı Kerîm´de Açıklanışı
Yüce Allah, İsrâ hadisesini, Kur´ân-ı Kerîım´incie şöyle açıklar:
"Kulunu (Muhammed (a.s.)) bir gece Mescid-i Haram´dan (alıp) Mescid-i Aksa´ya kadar götüren (Allah´ın sânı, her türlü noksanlardan) münezzehtir. (O Mescid-i Aksâya ki) biz, onun etrafına, bereket verdik.
(Bu gece yolculuğunu) ona (o kulumuza), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki, O, (asıl) O, (herşeyi) hakkıyla işiten, (herşeyi) hakkıyla görendir!"[20]
İsrâ ve Mirac Mucizesi Hadisesini Rivayet Eden Erkek ve Kadın Sahabiler
1. Enes b. Malik,
2. Ebu Hureyre,
3. Abdullah b. Abbas,
4. Abdullah b. Mes´ud,
5. Ebu Saîd el-Hudrî,
6. Ümmü Hani binti Ebi Talib,
7. Malik b. Sa´saa,
8. Şeddad b. Evs,
9. Ebu Zerr el-Gıfârî,
10. Hz. Ümmü Seleme,
11. Hz.Âişe,
12. Esma binti Ebu Bekir,
13. Abdullah b. Ebi Sebre,
14. Übeyyb.Ka´b,
15. Büreyde b. Husayb,
16. Cabir b. Abdullah,
17. Huzeyfe b. Yeman,
18. Semûre b. Cündüb,
19. Sehl b.Sa´d,
20. Suheyb b. Sinan,
21. Abdullah b. Ömer,
22. Abdullah b. Es´ad b. Zürâre,
23. Abdurrahman b. Kurt,
24. Hz. Ömer,
25. Hz. Ali,
26. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî
27. Abdullah b. Seddad,
28. Ebu´l-Hamrâ,
29. Ebu Leyla,
30. Ebu Ümâme,
31. Abdullah b. Amr b.Âs,
32. Ebu Habbetu´l-Bedrî.[21]
Peygamberimiz (a.s.) ın Göğsünün Yarılıp Kalbine İman ve Hikmet Dolduruluşu:
Mekke de, İsra ve Mirac gecesinde, Cebrail (a.s.) inip peygamberimiz (a.s.)ın göğsünü yardı ve kalbini çıkardı.
Kalbinin içini Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve imanla dolu altın bir tas getirip Peygamberimiz (a.s.)ın kalbinin içine boşalttı ve göğsünü kapadı.[22]
Burak´ın Getirilişi ve Peygamberimiz (a.s.)ın Ona Bindirilişi
Yatsıdan sonra,[23] Peygamberimiz (a.s.)ın binmesi için, katırdan küçük, merkepten büyük olan,[24] Cârud diye anılan,[25] katırla merkep arası,[26] beyaz,[27] uzun,[28] gemi vurulmuş ve eğerlenmiş olarak,[29] bir hayvan; Burak getirildi.[30]
Burak´a, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberler de binmişlerdi.[31]
Nitekim, İbrahim (a.s.) da, ona binip; önüne Hz. İsmail´i, terkisine de Hz. Hacer´i bindirerek Mekke´ye getirmişti.[32]
İbrahim (a.s.), Beyt-i Haram´ı ziyaret için onun üzerinde gelir giderdi.[33]
Burak´a Burak isminin verilişi, ya renginin son derecede parlak oluşundan, ya da hızlı gidişinin berki, şimşeği andırışından dolayı idi.[34]
Burak´ın iki bacağında iki kanadı vardı ki, ayaklarını onlarla itip hızlandırırdı.[35]
Peygamberimiz (a.s.) Burak´a binmek üzere yaklaşınca, Burak, Peygamberimiz (a.s.)a karşı, nazlanırcasına, hırçınlaştı.
Cebrail (a.s.), elini onun yelesinin üzerine koyup:
"Ey Burak! Sen şu yaptığından utanmıyor musun ![36]
Sen Muhammed´e mi bunu yapıyorsun ![37]
Ey Burak![38] Vallahi,[39] Allah´ın Muhammed´den önceki kullarından,[40] Allah katında bundan daha şerefli bir kimse senin üzerine binmemiştir![41] Sakin ol!" deyince,[42] Burak utandı,[43] ter döktü.[44] Uysallaşıp sakinleşti.
Peygamberimiz (a.s.) Burak´ın üzerine bindi.[45]
Peygamberimiz (a.s.)la Cebrail (a.s.), birbirlerini bırakmaksızın, Mescid-i Aksa´ya doğru yollandılar.
Burak; ayağını, gözünün alabildiği yerin en son noktasına basıyordu.[46] Bir müddet gittikten sonra, Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"İn de, namaz kıl!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) indi ve orada namaz kıldı.
Cebrail (a.s.): "Sen nerede namaz kıldın, biliyor musun Sen Tûr-u Sînâ´da namaz kıldın! Yüce Allah, Musa (a.s.)la orada konuşmuştu!" dedi.[47]
Nihayet, Beytü´l-Makdis´e ulaşıldı, Peygamberimiz (a.s.), orada Burak´ı kendisinden önceki peygamberlerin onu bağlayageldikleri halkaya bağladı.[48]
Peygamberimiz (a.s.)ın İmam Olup Peygamberlere Namaz Kıldırışı
Peygamberimiz (a.s.), Beytü´l-Makdis Mescidine (Mescid-i Aksa´ya) girdi.[49]
İçlerinde İbrahim, Musa ve İsa (a.s.)ların da bulunduğu[50] bazı peygamberler orada Peygamberimiz (a.s.) için toplanmış bulunuyorlardı.
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı ileri sürdü.[51] Peygamberimiz (a.s.) onlara imam oldu.[52]
Orada iki rekat namaz kıldı,[53] kıldırdı.[54]
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"Kureyşîler Allah´ın bir şeriki bulunduğunu, Hıristiyanlar da Allah´ın bir oğlu olduğunu iddia ediyorlar!
Sen, sor şu peygamberlere bakalım: Yüce Allah için, şerik veya oğul olur mu !" dedi.[55]
Peygamberimiz (a.s.) onlara sordu.
Onlar; "Biz tevhid ile, Allah´ın bir oluşu inancını tebliğ etmek üzere gönderildik!" dediler.[56]
Yüce Allah´ın vahdaniyetini, birliğini ikrar ettiler.[57]
Peygamberimiz (a.s.)ın Sunulan İçeceklerden Sütü Tercih Edişi
Peygamberimiz (a.s.)a iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[58]
"Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[59]
Peygamberimiz (a.s.) onlara baktı.[60]
Şarabı bırakıp[61] sütü seçti,[62] aldı,[63] içti.[64]
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"Sen fıtratı seçtin,[65] fıtrata isabet ettin![66] Fıtrata yöneltildin![67]
Hamdolsun Allah´a ki, seni fıtrata yöneltti.[68]
Eğer sen şarabı almış olsaydın, [69] senden sonra [70] ümmetin azardı. [71]
Sütü tercih etmekle sen de fıtratla yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. [72]
Şarap size haram kılındı! dedi. [73]
Peygamberimiz (a.s.)ın Göklere Çıkarılışı ve Orada Bazı Peygamberlerle Karşılaşıp Selamlaşması
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı Beytü´l-Makdis´teki Sahra´nın [Sahre´nin] üzerine çıkardı.
Peygamberimiz (a.s.), bakınca, orada, tabanı Sahra´da, tepesi semada, meleklerin inip çıktıkları, bakanların ondan daha güzel birşey görmedikleri birMirac´ın kurulu olduğunu gördü![74]
İbn İshak´ın (85-151 Hicrî), kendilerini herhangi bir kusurla kusurlayamayacağı kimselerin kendisine Ebu Saîd el-Hudrî´den rivayet ettiklerini açıklayarak bildirdiğine göre:
Peygamberimiz (a.s.) buyurmuştur ki:
"Beytü´l-Makdis´te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac´a götürüldüm.
Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel birşey görmedim.
O, öyle birşeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker![75]
Âdem oğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!"[76]
Sahibim Cebrail beni kanadının üstüne koydu,[77] ona yükseltti.[78]
Gök kapılarından, Hafaza diye anılan kapıya kadar çıkardı."[79]
Peygamberimiz (a.s.)ın, Sidretül-Müntehâya kadar, göklere yükselişi hep bu Miraç ile olmuştur.[80]
Dünya semasına varılınca, Cebrail (a.s.),[81] o göğün kapısını çaldı.[82] Bekçisi olan meleğe:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o " [83] "Kimsin sen " denildi.[84]
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Yanımda Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Evet! Gönderildi" dedi.[85]
Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda birtakım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zât ile karşılaşırlar.[86]
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.) a:
"Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele etti[87] ve "Hoşgeldin, safa geldin salih peygamber! Salih oğlum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:
"Kim bu " diye sordu.[88]
Cebrail (a.s.):
"Bu, atan Âdem ((a.s.))´dır.[89] Sağındaki ve solundaki şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan, sağında olanlar Cennetlik, solunda olan karaltılar da Cehennemliktirler! Sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar!" dedi.
Sonra, ikinci kat göğe yükseldiler.[90]
Cebrail (a.s.) o göğün kapısını çaldı. [91] Bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o "[92] "Kimsin sen " denildi.[93]
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı.[94]
İkinci semada, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ve Yahya b. Zekeriyya (a.s.)larla karşılaştılar.[95]
Cebrail (a.s.):
"Bunlar, Yahya ve İsa ((a.s.))´dır. Selam ver onlara!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
Onlar da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettiler ve:
"Hoş geldin, safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dediler.[96] Ve hayır dua ettiler.[97]
İsa (a.s.); orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar ak benizli,[98] düz saçlı[99] ve yüzü çok benli idi.[100]
Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı. Göğün bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kim var " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Kapı açılınca, kendisine güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf (a.s.)la karşılaştılar.[101] Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, senin kardeşin Yusuf b. Yakub ((a.s.))´dur![102] Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra:
"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[103]
Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, İdris (a.s.)la karşılaştılar. [104]
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:
"Kim bu " diye sordu.[105]
Cebrail (a.s.):
"Bu, İdris ((a.s.))´dır. Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[106] Ve hayır dua etti.
Bundan sonra, beşinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
"Gönderildi!" cevabıyla mukabele edildi.
Göğün kapısı açılınca, orada Harun b. İmran ((a.s.))´la karşılaştılar.[107] Kendisi, ak saçlı, gür ve ak sakallı idi. Son derece güzel yüzlü idi. Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu. Cebrail (a.s.):
"Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Harun ((a.s.))´dır![108] Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[109] Hayır dua etti.
Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, orada Musa ((a.s.)) ile karşılaştılar.[110] Musa (a.s.); uzun boylu, esmer tenli,[111] yüksek burunlu,[112] kulaklarına kadar uzanan düz saçlı ,[113] hafif etli idi. [114]
Sanki, Şenue kabilesi erkeklerinden biri![115]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[116]
Cebrail (a.s.):
"Bu, kardeşin Musa b. İmran ((a.s.))´dır![117] Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamberin [118] Ümmî peygamber!" dedi.[119] Ve hayır dua etti.
Sonra, yedinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kim var " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, orada İbrahim (a.s.)la karşılaştılar ki, kendisi sırtını Beyt-i Mâmur´a dayanış,[120] Beyt-i Mamur´un kapısının önündeki bir kürsü üzerinde oturuyordu.[121]
Beyt-i Mâmur´a her gün yetmiş bin melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdin.[122]
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a´a bunun ne olduğunu sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, Beyt-i Mâmur´dur!" dedi.[123]
İbrahim (a.s.) için de:
"Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih oğlum! Salih peygamber!" dedi.[124]
Kendisi, çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zât idi.[125]
Ona, soyundan gelen çocuklarından simaca en çok benzeyeni de, Peygamberimiz (a.s.)dı.[126]
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a:
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[127] Cebrail (a.s.) da:
"Bu, atan İbrahim (a.s.)dır!" dedi.[128]
İbrahim (a.s.)ın, Cennete Çokça Fidan Dikmelerini Müslümanlara Tebliğ Etmesini
Peygamberimiz (a.s.)a Tavsiye Edişi
İbrahim (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ümmetine[129] benden selam söyle![130] Onlara emret![131] Haber ver [132] de, Cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! [133] Çünkü, Cennetin toprağı güzel, [134] suyu tatlı [135] arzı da geniş [136] ve düzlüktür!" dedi.[137]
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennete dikilecek fidan nedir " diye sordu.[138]
İbrahim (a.s.):
"Cennete dikilecek fidan ´Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber´dir" dedi.
Yani: "Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah´a mahsustur. Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! [139] Bütün güç, kuvvet, ancak Allah´ındır, Allah iledir!" [140]
Sidretü´l-Müntehâ´ya Yükseliş
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı, yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve Allah´tan başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti. [141]
Sidretü´l-Müntehâya kadar götürdü, [142] yükseltti. [143]
"Bu, Sidretü´l-Müntehâ´dır!" dedi. [144]
Sidretül-Müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dallan yedinci kat göğün üzerinde, [145] gölgesiyle bütün gökleri ve Cenneti gölgeleyen, [146] yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar., bir ağaçtı ki, onu Yüce Allah´ın celâl ve azamet nurunun tecellisi kapladıkça kaplamış, [147] öyle renklere bürümüş, [148] yakut veya zümrüt veya benzeri cevherlere [149] çevirmiş, [150] o kadar güzelleştirmişti ki, Allah´ın yarattıklarından hiçbiri, onun güzelliğini tavsif edemezdin[151]
Sidretü´l-Müntehâ ki; Bütün peygamberlerin ve meleklerin işleri ona varır, dayanır.[152] Yaratıkların ilmi onda nihayet bulur, onun yukarısında olanlar hakkında hiçbir bilgileri bulunmaz! [153] Yeryüzünden semaya çıkan, onda nihayet bulur.[154] Alınacağı zaman da, ondan alınır.[155]
Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma
Peygamberimiz (a.s.)ın bildirdiklerine göre; Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı yukan götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çı kardı. [156]
Peygamberimiz (a.s.); Cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)´in birden ufku kapladığını, doldurduğunu gördü.[157]
Peygamberimiz (a.s.), onun (Refref in) üzerine oturdu.
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)dan ayrıldı.[158] Peygamberimiz (a.s.); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[159]
Kendisinden bütün sesler kesildi .[160]
Peygamberimiz (a.s.), Yüce Rabbinin:
"Korkmaya Muhammedi Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. [161]
Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu Yakınlık Makamına, İlahî Kabule, İlahî İkram ve İhsana nail oldu![162]
İbn Abbastan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):
"Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmustur. [163]
Peygamberimiz (a.s.); Cebrail (a.s.)ın da, Mele-i A´lâ´da, Allah korkusu ve saygısından, eskimiş deve çuluna benzediğini görmüştür. [164]
Yüce Allah; Miraç gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)a vahyetmek istediğini, istediği gibi vahyetti.[165]
Yüce Allah, İbrahim (a.s.)ı haliliyet ile, Musa (a.s.)ı kelamı ile, Muhammed (a.s.)ı da rü´yetle mümtaz kılmıştır. [166]
Kur´ân-ı Kerîm´in Mirac Hakkındaki Açıklaması
Mirac hadisesi, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır:
"Battığı zaman, yıldıza andolsun ki: Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı.
O, kendi (rey ve) hevâsından söylemez!
O (Kur´ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir.
Onu (Kur´ân´ı, ona) müthiş kuvvetlere mâlik olan (Cebrail) öğretti (ki, o) akıl ve reyinde kâmil (bir melek)dir, hemen (kendi suretine girip) doğruldu.
O (Cebrail), en yüksek ufukta idi.
Sonra (ona) yaklaştı derken, sarktı.
İki yay kadar, ya da daha yakın olduğunda, kuluna vahyetti.
Onun (gözünün) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.
Şimdi, siz onun bu görüşüne karşı, kendisiyle mücadele mi edeceksiniz !
Andolsun ki, o, onu, diğer bir defa da Sidretü´l-Müntehâ´nın yanında gördü ki, Cennetü´l-Me´vâ onun yanındadır.
O (gördüğü)zaman, Sidre´yi, buruyordu onu, bürümekte olan!
Onun göz(ü gördüğünden) ne şaştı, ne de aştı!
Andolsun ki: O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür." [167]
Cennetü´l-Me´vâ, Kürsî ve Arş
Sidretül-Müntehâ´nın yanında bulunan Cennetü´l-Me´vâ, Arş´ın sağında olup, şehit ruhlarının durağıdır.[168]
Yedi kat gökler ve yerler, Kürsî karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka; [169] Kürsî de, Arş karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka gibi kalır![170]
Mirac Mülâkatında Peygamberimiz (a.s.)a Verilenler
Peygamberimiz (a.s.)a Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:
Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.
Bakara sûresinin son âyetleri verildi.
Peygamberimiz (a.s.)ın ümmetinden olup da, Allah´a şerik koşmayanlardan Mukhimat
bağışlandı.[171]
Yüce Allah:
"Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede,[172] beş namazdır![173] Amma, her namaz için, on sevab vardır![174] Bu, yine, elli namaz demektir.[175]
Bende söz bir olur, değişmez![176]
Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.
Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona birşey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.[177]
Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:
"O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü´minler de (iman ettiler).
Onlardan her biri:
Allah´a,
Allah´ın meleklerine,
Allah´ın kitablarına,
Allah´ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)
Dinledik! (Emrine) itaat ettik!
Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!
Son varış(ımız) ancak Sanadır!1 dediler.
Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.
(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.
Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.
Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!
Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!
Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!
Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi yarlığa! Bizi esirge!
Sen bizim Mevlâmızsın!
Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"[178]
Mukhimat; insanı Cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.[179]
Peygamberimiz (a.s.), bir gün:
"İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.
"Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
Allah´a şerik koşmak,
Sihir (büyü) yapmak,
Yüce Allah´ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,
Faiz yemek,
Yetim malı yemek,
Savaş meydanından kaçmak,
Zinadan korunan, böyle birşey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.[180]
Mirac Gecesinde Peygamberimiz (a.s.)ın Cennete Götürülüşü
Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a vahyedeceğini vahyettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) tarafından Cennete götürüldü.[181]
Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup.[182] Peygamberimiz (a.s.) orada:
İnciden, yakuttan, zebercetten.. köşkler,[183]
İnciden kubbeler (kubbeli evler) gördü.
Cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.[184]
Peygamberimiz (a.s.), Cennette;
İki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü[185] ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordun [186]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Nedir bu " diye sordu.[187]
Cebrail (a.s.):
"Bu, sana Yüce Allah´ın vermiş olduğu[188] Kevser ırmağıdır!" dedi.[189]
Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.[190]
Peygamberimiz (a.s.)a Cehennemin Gösterilişi
Peygamberimiz (a.s.); dünya semasında kendisini güleryüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, Cehennemin hâzini, bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.
Peygamberimiz (a.s.), onun kim olduğunu Cebrail (a.s.)dan sorup öğrenince, Cebrail (a.s.)a:
"Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin " diye sormuştu.
Cebrail (a.s.) da:
"Olur!" diyerek Cehennemin bekçisi Malik´e:
"Ey Malik! Muhammed ((a.s.))´e Cehennemi göster!" demişti.
Malik;
Cehennem´in üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz (a.s.) onun gördüğü herşeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail (a.s.)a:
"Ey Cebrail! Malik´e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.
Cebrail (a.s.) da, Cehennemi yerine çevirmesi için, Malik´e emretti.
O da, Cehenneme:
"Sakin ol!" dedi.
Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.[191]
Peygamberimiz (a.s.);
Cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.[192]
Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:
"Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!" buyurmuştur.[193]
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Dönüşü
Peygamberimiz (a.s.), Mekke´ye dönmek üzere, Beytü´l-Makdis Mescidinin kapısına bağladığı Burak´a binip[194] Mekke´ye döndü.[195] Peygamberimiz AIeyhisselamin İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.[196]
Abdulmuttalib Oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı Aramaya Çıkışları
Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)ı bulamayınca, aramaya çıkmışlardı.
Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ´ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:
"Yâ Muhammedi Yâ Muhammedi" diyerek bağırdı.
Peygamberimiz (a.s.):
"Lebbeyk!=Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:
"Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun! Nerede idin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Beytü´l-Makdis´e gittim" buyurunca, Hz. Abbas:
"Bu gecenin içinde mi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:
"Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim başıma hayırdan başka birşey gelmemiştir!" buyurdu.[197]
İsrâ ve Mirac Mucizesinin Kureyş Halkına Haber Verilişi
Peygamberimiz (a.s.); İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vermek üzere ayağa kalkınca,[198] Ebu Talib´in kızı Ümmü Hani Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın ridasının ucundan tutup: [199]
"Ey amcamın oğlu![200] Ey Allah´ın peygamberi![201] Sana and veriyorum.[202] Bunu halka 5öyleme![203] Onlar seni yalanlarlar.[204] Üzerler!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Vallahi, ben bunu onlara söyleyeceğim!" buyurdu.[205]
Ümmü Hani Hatun, Habeşli cariyesine:
"Yazıklar olsun sana! Git de, Resûlullah (a.s.) o halka ne söylüyor Halk ona ne söylüyor Göz kulak ol!" dedi.[206]
Peygamberimiz (a.s.) İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vereceği zaman;
"Ey Cebrail!" dedi, "kavmim beni tasdik etmezler"
Cebrail (a.s.):
"Ebu Bekir seni tasdik eder" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), gidip, Kabe´nin Hicr diye anılan yerinde ayakta durarak[207] Kureyş müşriklerine İsrâ hadisesini haber verince, onlar şaştılar:[208]
"Doğrusu, biz şimdiye kadar bunun gibisini hiç işitmedik! [209]
Bu, şaşılacak, inanılmayacak şey!
Vallahi, deve Mekke´den Şam´a gidişte bir ayda, dönüşte de bir ayda sürülüp götürülür!
Muhammed bir tek gecenin içinde oraya gider de, Mekke´ye dönebilir mi ![210]
Biz Beytü´l-Makdis´e, devemizin ciğerlerine, böğürlerine vura vura bir ayda varırız. O oraya bir tek gecenin içinde gitmiş ha ![211]
Ey Muhammed! Buna delilin nedir " dediler[212] ve yalanladılar.[213]
Peygamberimiz (a.s.), yalanlanmaktan üzgün bir halde, bir tarafa çekilip oturduğu sırada, yanına Ebu Cehil gelerek oturdu.
Alaylı bir tavırla:
"Geceleyin yararlandığın birşey var mı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Vardır!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Ne imiş o " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Nereye " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.
Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.) söylediği sözü inkâr eder korkusu ile, kavmini onun yanına çağırmak istedi ve:
"Bana söylediğin sözü onlara da söyleyesin diye, kavmini senin yanına çağırmamı uygun görür müsün " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Olur!" buyurunca, Ebu Cehil:
"Ey Ka´b oğulları cemaatı!" diyerek çağırmaya başladı.
Meclislerinden silkinip kalkanlar, gelip Peygamberimiz (a.s.)la Ebu Cehil´in yanına oturdular.
Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Haydi, bana söylediğini, kavmine de söyle!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
"Nereye " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.
"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurunca, Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü yalanlamak için, şaşkınlıklarından ve inkârlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini başlarına koydular![214]
Kureyş müşrikleri, hemen, Hz. Ebu Bekir´in yanına vardılar. Ona:
"Ey Ebu Bekir! Senin sahibin hakkındaki şeyden haberin var mı
O, güya, bu gece Beytü´l-Makdis´e varmış![215] Orada namaz kılmış! Sonra da Mekke´ye dönmüş! " dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Siz onun hakkında yalan söylüyorsunuz!" dedi.
Müşrikler:
"Hayır! Kendisi, şuradaki Mescid´de halka böyle söyledi!" dediler.[216]
Hz. Ebu Bekir:
"Vallahi, eğer o bunu söyledi ise, muhakkak, doğrudur!" dedi.[217]
Müşrikler:
"Sen onu doğruluyor,[218] kendisinin bir gecede Beytü´l-Makdis´e gidip sabahtan önce Mekke´ye geldiğini[219] doğru buluyor musun " dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Evet![220] Bunda şaşacağınız ne var [221]
Vallahi, ben onu bundan daha uzak olanında, gecenin veya gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber verdiğinde tasdik edip duruyorum!"[222] dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Sen şu halka bu gece Beytü´l-Makdis´e gittiğini söyledin mi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Onu bana tarif ve tavsif et! Çünkü, ben oraya gitmişimdir" dedi.
Beytü´l-Makdis, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne geldi. Peygamberimiz (a.s.), ona bakarak, Hz.Ebu Bekir´e Beytü´l-Makdis´i birer birertarif etmeye başlamış; anlattıkça, Hz. Ebu Bekir de:
"Doğru söylüyorsun! Ben şehadet ederim ki; sen Allah´ın Resûlüsün!" demiştir.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Ey Ebu Bekir! Sen, Sıddîk´sın!" buyurmuş ve o gün ona Sıddfk ismini vermiştir.[223]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Beytü´l-Makdis ve Beytü´l-Makdis Mescidi
Hakkında Sorular Sormaları
Müşriklerden, o beldeleri gezmiş ve Beytü´l-Makdis Mescidini görmüş olanlar, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Sen Beytü´l-Makdis Mescidini bize tarif ve tavsif edebilir misin " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Oraya gittim!" buyurdu ve tarif etmeye başladı.
Bazı noktalarda tereddüde düşünce, Beytü´l-Makdis Mescidi Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne getirildi ve ona bakarak, müşriklerin sorularını cevapladı. Müşrikler:
"Vallahi, tarif ve tavsifte isabet ettin!" dediler.[224]
Peygamberimiz (a.s.), bu hususu şöyle anlatır:
"Kureyşîler, gezdiğim yerler, özellikle Beytü´l-Makdis hakkında, bana birçok sorular sormaya başladılar ki, ben İsra gecesi onları zihnimde iyice tesbit ve hıfz etmiş değildim.
Bunun için, o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir sıkıntıya hiç düşmemiştim.
Derken, Yüce Allah benimle Beytü´l-Makdis arasındaki uzaklığı kaldırdı da, ne sordularsa, ona bakarak, sorularını birer birer cevapladım.[225] Bana:
´Beytül-Makdis´in kaç kapısı var 1 diye sordular.
Ben de, Beytü´l-Makdis´e bakıp, onlara haber verdim.
Bazıları da:
´Beytü´l-Makdis Mescidinin kaç kapısı var ´ diye sordular.
Beytü´l-Makdis Mescidi gözümün önüne dikilince, ona bakıp kapılarını sayarak, onlara bildirdim."[226]
Müşriklerin Kervanları Hakkındaki Soruları
Kureyş müşrikleri:
"Ey Muhammedi Sen bize kervanımızdan haber ver! O bizim için Beytü´l-Makdis´ten daha önemlidir. [227] Sen onlardan birşeye rastladın mı " dediler.[228] İçlerinden birisi de:
"Yâ Muhammed! Sen şu, şu yerdeki develerimize rastladın mı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Vallahi,[229] filan oğullarına rastladım:
Onlar bir deve kaybetmişler ve onu aramaya gitmişlerdi.[230]
Konak yerlerinde de onlardan hiç kimse yoktu.[231]
Susamıştım.[232]
Onların içinde su bulunan bir kapları vardı ki, onun üzerine birşey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra, üzerini, yine eskisi gibi kapadım.
Onların kafilesi, şimdi Beyzâ´dan, Ten´im yokuşundan iniyordun
Kafilenin önünde boz, siyah renkli erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır!" buyurunca,[233] Velid b. Mugîre, "Sihirbaz!" dedi.[234]
Peygamberimiz (a.s.), sözlerine devamla:
"Yanınıza geldikleri zaman, onlara sorun:[235] Kaplarındaki suyu içilmemiş bulmuşlar mıdır " buyurdu.[236]
Müşrikler:
"Lât ve Uzzâ´ya andolsun ki, bu bir delildir!" dediler.[237]
Peygamberimiz (a.s.):
"Şu, şu vadide filan oğullarının kafilesine de rastladım.
Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş; bir develeri kaçmıştı.
Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim!" buyurdu.
Kureyş müşrikleri, Ten´im yokuşuna doğru hızla gitfiler.[238]
Peygamberimiz (a.s.)ın verdiği haberleri yalana çıkarma umurlusu ile, kervanı gözlemeye başladılar.
Kervan görününce:
"Vallahi, işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler! " dediler.[239]
İlk karşılaştıkları deve, kendilerine tarif edildiği gibi idi.
Kafileye su kabından sordular.
Onlar da, onu su dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını haber verdiler.
Kureyş müşrikleri, diğer kafilelere de, soracaklarını sordular.
"Doğrudur! Vallahi, kendisinin anmış olduğu vadide ürkütüldük ve bir devemiz de kaçtı.
Bir adamın sesini işittik ki, o bizi devemize çağırıyordu!
Deveyi onun çağırdığı yerde bulduk ve tuttuk!" dediler.[240]
Bazılarına göre; işittikleri ses, Peygamberimiz (a.s.)ın sesi idi.[241]
Kureyş müşriklerinin, kervanlarındaki develerinin ve hatta çobanlarının sayısına varıncaya kadar, sormadıkları ve Peygamberimiz (a.s.)dan doğru cevaplarını almadıkları birşey kalmadı.[242]
Kureyş müşrikleri, kendilerine verilen haberlerin doğru çıktığını gördükleri halde,[243] iman etmediler
"Bu, açık bir sihirdir![244] Velid b. Mugîre´nin dediği doğru imiş!" dediler.[245]
İslam Dininin İbadet Esaslarından Namaz
İslâm dininin ibadet esaslarından birincisi olan[246] ve düşman karşısında bile bulunulsa vaktinde kılınması gereken;[247] yaratılışımızın gayesi bulunan[248] namaz; Yüce Yaratanımızı zikretmek, anmak üzere[249] her türlü kötülüklerden geri durmak için[250] kılınır.
Namaz; kıyam, kıraat, rükû ve sücud gibi rükünlerden oluşan bir ibadet olup Kufân-ı Kerîm´in müteaddit âyetlerinde bu rükünlerle namaza işaret edilmiş olduğu.[251] hatta rükû ve sücud tesbihleriyle de namazın murad olunduğu görülür. Nitekim:
Devrinin tartışmacı bilginlerinden Nâfi b. Ezrak, Abdullah b. Abbas´a:
"Beş vakit namaz Kur´ân´da var mı " diye sorduğu zaman, Abdullah b. Abbas:
"Evet! Vardır!" diyerek Rûm sûresinin 17 ve 18. âyetlerini:
"Fesübhânallâhi hine tümsûne ve hine tusbihûne velehülhamdü fissemâvâti vel´ardi ve aşiyyen ve hîne tuzhirûne" diyerek okuyup; "´Hine tümsûne1 akşam namazıdır. Ve hfne tusbihûne1 sabah namazıdır. ´Ve aşiyyen1 ikindi namazıdır. ´Ve hîne tuzhirûne´ öğle namazıdır!" dedikten sonra; Nur sûresinin 58. âyetindeki "ve min ba´di salâti´l-ışâi=Bir de, yatsı namazından sonra..." kısmını okumuştur.[252]
Beş Vakit Namazın Farz Kılınışı ve Vakitlerinin Tarif Edilişi
Beş vakit namaz; bir rivayete göre, Peygam berim iz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden bir buçuk yıl önce,[253] Miraç gecesinde farz kılınmıştır.[254]
Miraç gecesinin sabahında Cebrail (a.s.) inerek[255] Peygamberimiz (a.s.)a göstermek için, beş vakit namazı, vakitlerinde imam olup kıldırdı.[256]
Peygamberimiz (a.s.) bu husustaki hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Cebrail bana Beyt´in (Kabe´nin) yanında.[257] iki kere, yani iki gün[258] imam oldu.
Güneşin zeval vaktinde, gölge bir nalın tasması kadar uzadığında, öğle namazını kıldırdı.
Sonra, herşeyin gölgesi bir misli olunca, ikindi namazını kıldırdı.
Sonra, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı)zaman, akşam namazını kıldırdı.
Sonra, şafak kaybolduğu zaman, yatsı namazını kıldırdı.
Sonra, oruçluya yemek, içmek haram olduğu zaman, sabah namazını kıldırdı.
Ertesi günü ise, öğle namazını, herşeyin gölgesi bir misli olduğu zaman kıldırdı.
Sonra, ikindi namazını, herşeyin gölgesi iki misli olduğu zaman kıldırdı.
Sonra, akşam namazını, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı) zaman kıldırdı.
Sonra, yatsı namazını, gecenin üçte birinin evvelinde,[259] üçte birinin evveline doğru[260] kıldırdı.
Sonra, ortalık ağardığı, aydınlandığı zaman da sabah namazını kıldırdı.
Sonra, bana yönelip:
´Yâ Muhammedi Bu, senden önceki peygamberlerin (namaz) vaktidir. (Namaz için) vakit, bu iki vaktin arasıdır1 dedi. "[261]
Namazın Peygamberimiz (a.s.)dan Önceki Peygamberlerin Şeriatlarında da Yer Aldığı
Namaz, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberlerin şeriatlarında da vardı. İbrahim ve İsmail (a.s.)lar, devamlı surette namaz kılarlardı. Zürriyetlerinden de namaza devamlı bir ümmet gelmesi için, Yüce Allah´a dua etmişlerdi.[262] İshak ve Yakub (a.s.)lar da namaz kılarlardı. [263]
Şuayb (a.s.)ın çok namaz kılışı, kavminin kendisiyle alay etmesine sebep olmuştu.[264] Musa (a.s.) namazla memurdu.[265] Namaz kılmaları hususunda, İsrail oğullarından da kesin söz almıştı.[266]
Lokman (a.s.) namaz kılar, oğluna da bunu emrederdi.[267] Zekeriyya (a.s.) namaza devamlı idi.[268] İsa (a.s.) da namazla memurdu.[269]
Beş Vakit Namazdan Önceki Namaz: Teheccüd Namazı
Beş vakit namaz farz kılınmadan önce, gecenin geç vakitlerine kadar, uzun sûreler okunarak gece namazı (teheccüd) kılmak, farzdı.[270] Bu, bir yıl devam etmiş; namazda uzun müddet dikilmekten, Müslümanların ayaklan şişmişti.
Nihayet, beş vakit namaz farz kılınınca, teheccüd namazı Müslümanlar hakkında hafifletilip nafileye çevrilmiş,[271] fakat Peygamberimiz (a.s.)ın buna özel olarak devamı emir buyrulmuştur.[272]
Vitir Namazı ve Vakti
Peygamberimiz (a.s.), vitir namazı hakkında da:
"Yüce Rabbim bana bir namaz daha arttırdı ki, o, vitir namazıdır. Onun vakti de, tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasındadır.[273]
Muhakkak ki, Allah, hakkınızda, kızıl tüylü develerden (dünya malından) daha hayırlı olan bir namazla imdatta bulundu ki, o vitir namazıdır.
Allah, onu yatsı ile tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasında kılmanızı meşru kıldı" buyurmuştur. [274]
Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Namazı Kılışı, Kıldırışı
Namaz, abdestli olarak kılınır.[275] Abdest, namazın anahtarıdır.[276] Abdestsiz, namaz olmaz ve kabul olunmaz.[277]
Peygamberimiz (a.s.) namaz kılacağı zaman Kıble´ye döner,[278] ellerini kulaklarının hizasına kadar kaldırıp "Allahuekber" diyerek tekbir alır;[279] sağ eliyle sol elini tutar,[280] sağ elini sol elinin üzerine koyar (bağlar);[281] "Sübhâneke allâhümme ve bihamdike ve tebâreke ismükeve teâlâ ceddüke velâ ilahe gayrüke!" diyerek namaza başlardı.[282]
Sonra, içinden Eûzü ve Besmele çekerdi.
(Sabah, akşam, yatsı namazlanyla Cuma ve Bayram namazında) açıktan Fatiha sûresini okur,[283] Fâtiha´nın sonunda yavaşça "Âmîn!" der ve "Âmîn" denilmesini de emrederdi.[284]
Peygamberimiz (a.s.)ın:
"Her kim içinde Ümmü´l-Kur´ân´ı (Fâtiha´yı) okumaksızın bir namaz kılarsa, o namaz noksandır, tamam değildir, güdüktür!" buyurduğu bildirilmektedir.[285]
Peygamberimiz (a.s.), sabah namazında, Fatiha sûresinden sonra, Yasin sûresini[286] ve Kaf sûresini,[287] ya da benzeri sûreleri[288] veya Tûrsûresini[289] veya Mü´minûn sûresini[290] veya Tekvir sûresini[291] veya benzeri sûreleri okurdu.[292] Peygamberimiz (a.s.) m okuduğu âyetlerin sayısı altmışı ve hatta yüzü bulurdu.[293]
Birinci rekatta uzun sûre, ikinci rekatta kısa sûre okurdu.[294]
Cuma günü ise, sabah namazında Secde sûresi ile Dehr sûresini okurdu.[295]
Öğle ile ikindinin ilk iki rekatlarında Fâtiha´dan sonra, birer sûre,[296] meselâ Târik ve Buruc sûrelerini[297] ve benzeri erini,[298]
Öğle namazında, Leyi sûresini,
İkindi namazında, onun gibi bir sûreyi okurdu.
Öğle namazında, A´lâ sûresini okuduğu da olurdu.[299]
Öğlenin birinci rekatında otuz, ikincide onbeş âyet kadar okurdu.[300]
Akşam namazında, Mürselât sûresini,[301] Tûr sûresini okuduğu da olurdu.[302]
Yatsı namazında, Tîn sûresini,[303] Şems ve benzeri sûreleri okurdu.[304]
Muaz b. Cebel´e yatsı namazında A´lâ, Leyi ve Alâk sûrelerini okuması tavsiye buyurulmuştur.[305]
Peygamberimiz (a.s.), kıraatten sonra, "Allahuekber!" diyerek tekbir alır, belini kam-buriaştırmaksızın büküp rükûa varır, ellerini dizkapaklarının üzerine koyar,[306] "Sübhâne Rabbiyel azîm!" der;[307] "Semiallâhu limen hamiden" diyerek[308] başını kaldırıp omurga kemiklerinden her biri yerli yerine gelinceye kadar doğrulunca,[309] "Rabbena ve lekelhamd!" der;[310] "Allahuekber!" diyerek secdeye giderdi.
Secdeye gittiği zaman; kollarını ne yere yayar, ne de yanlarına yapıştırırdı.
Ayaklarının parmaklarını, Kıbleye karşı dikerdi.[311]
Peygamberimiz (a.s.), bu secde vaziyetini anlatırken de:
"Ben, birisi cephe (alınla burun), ikisi dizler, ikisi de ayak uçları olmak üzere, yedi kemik (organ) üzerinde secde etmekle emrolundum.
Namaz kılarken, elbisemizle saçımızı, düzeltmek için toplamaktan da, nehyolundum."[312]
"Secde ettiği zaman, kulun yedi âzası:
Yüzü,
İki eli,
İki dizi,
İki ayağı da, onunla birlikte, secde eder" buyurmuştur.[313]
Peygamberimiz (a.s.), secdede "Sübhâne Rabbiyel a´lâ!" derdi.[314] Gerek rükûdaki, gerek secdedeki teşbihlerin en az üçer kere söylenmesini tavsiye buyurmuştur.[315]
Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber!" diyerek başını secdeden kaldırır ve sol ayağını büküp, üstüne otururdu ve ikinci secdede de böyle yapardı.
İkinci secdeyi yaptıktan sonra "Allahuekber!" diyerek ikinci rekata kalkar,[316] onu da kılıp oturunca "Ettahiyyâtü..."yü ve arkasından, şehadet kelimelerini okurdu ve namazın sonunda, buna "Allâhümme salli..." ve "Allâhümme bârik..." salavatlarını ekler ve bundan sonra istedikleri duayı yapmalarını Müslümanlara emrederdi.[317]
Kendileri ise, en çok "Allâhümme Rabbena âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´l-âhireti haseneten ve kına azâbennâr!" diyerek dua ederdi.[318]
Peygamberimiz (a.s.), bundan sonra, başını önce sağ tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!," sonra da sol tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!" diyerek selam verirdi.[319]
Selam verdikten sonra, üç kere "Estağfirullâh!,"[320] bir kere de "Allâhümme entesselâmu ve min kesselâmu tebârekte yâ zelcelâli vel´ikram. Lâ ilahe illallâhu vahdedû lâ şerîke leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtu ve nüve alâ külli şey´in kadîr. Allâhümme lâ mania limâ atayte ve lâ mûtî limâ mena´te. Velâ yenfau zelceddi minkel cedd" derdi.[321] Arkasından da:
Otuz üç kere "Sübhânallah,"
Otuz üç kere "Elhamdülillah,"
Otuz üç kere "Allahuekber,"
Sonunda da, bir kere "Lâ ilahe ilallâhu vahdehû lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey´in kadîr" derdi[322]-ki, böyle diyen kimsenin günahlarının, deniz köpükleri kadar çok bile olsa, hepsinin bağışlanacağını müjdelemiştir.[323]
Peygamberimiz (a.s.), en sonunda "Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti amma yasıfûn ve selâmün alel mürselîn velhamdü lillâhi rabbil âlemîn" âyetini okurdu.[324]
Peygamberimiz (a.s.), farz namazların arkasında Âyete´l-Kürsî´yi okuyan kimsenin de, ikinci bir namaza kadar Yüce Allah´ın himayesinde bulunacağını haber vermiştir.[325]
"Peygamber (a.s.)ın Kufân´ı okuyuşu nasıldı " diye sorulunca, Enes b. Mâlik:
"Çekilmesi gerekeni çekerdi" dedikten sonra, Besmeleyi okuyarak: "´Bismillâhiyi çekerdi, ´errah-mân´ı çekerdi, ´errahîm´i çekerdi" demiştir.[326]
Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme´nin bildirdiklerine göre; Peygamberimiz (a.s.) Kur´ân-ı Kerîm´i âyet âyet okurdu:
´Bismillâhirrahmânirrahîm´ der, keserdi.
´Elhamdulillâhi rabbil âlemîn´ der, keserdi.
´Mâliki yevmiddîn´ der, keserdi.[327]
Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Farz Namazlarla Birlikte Kıldıkları Sünnetler ve Rekatları
Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.):
Sabah namazının farzından önce, evinde iki rekat,
Öğle namazının farzından önce, evinde dört rekat; farzından sonra, evinde iki rekat,[328]
İkindi namazının farzından önce, evinde dört rekat,[329]
Akşam namazının farzından sonra, evinde iki rekat,
Yatsı namazının farzından sonra, evinde iki rekat nafile namaz kılardı.[330]
Bunu dört kıldığı da olurdu.[331]
Peygamberimiz (a.s.):
"Öğlenin farzından önce dört rekat, farzından sonra da dört rekat kılmaya devam edeni, (Allah) Cehennem ateşine haram kılar!"[332]
"İkindi namazının farzından önce dört rekat namaz kılana, Allah rahmet etsin!" buyurmuştur.[333]
Yatsı namazının farzından önce kılınan dört rekat nafile ise, Müslümanların isteklerine bırakılmış olan; daha uygun bir deyişle, Müslümanların kılmaya mezun bulundukları ve müstahsen görerek kılageldikleri nafilelerdendir ki, bu da Peygamberimiz (a.s.)ın şu hadis-i şerifine dayanır
Ashab-ı Kiram´dan Talha b. Ubeydullah derki:
"Necd halkından, saçı darmadağın bir kimse, Resûlullah (a.s.)a geldi. Kendisinin sesini uzaktan karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet, yaklaştı.[334]
"Yâ Rasûlallâh! İslâm nedir " diye sordu.[335]
Meğer, İslâm´ın ne demek olduğunu soruyomnuş.
Onun bu sorusuna, Resûlullah (a.s.):
"Bir gün bir gecede beş namaz!" buyurdu.
Adamcağız:
"Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı " diye sordu.
Resûlullah (a.s.):
"Hayır, olmayacak! Meğer ki kendiliğinden (nafile olarak) kılasın..." buyurdu.[336]
Namaza Özenmenin Gerekliliği
Peygamberimiz (a.s.) bir gün[337] Mescid´de otururken,[338] çöl arabı gibi[339] bir adam gelip[340] Peygamberimiz (a.s.)ın yakınında[341] iki rekat[342] namaz kıldı.[343] Namazı itinasız ve gevşek kıldı.[344]
Peygamberimiz (a.s.) onun gevşek kılışına bakıyordu.[345]
Adam Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip selam verdi.
Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele ettikten sonra.[346] adama:
"Dön de, yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.
Adam dönüp,[347] önceki kıldığı gibi, tekrar namaz kıldı. [348]
Sonra, dönüp Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelerek,[349] tekrar selam verdi.
Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele etti[350] ve:
"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.[351]
Adam tekrar döndü. Namaz kıldı, gelip selam verdi.
Peygamberimiz (a.s.), selamına mukabeleden sonra, ona:
"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.
Bu, üç kez tekrarlandı.[352]
Namazı hafife alanın, namaza özenmeyenin namaz kılmış olmayacağı, Mescid´deki insanları da korkuttu. Bu, onlara da ağır geldi.[353]
Bunun üzerine, adam:
"Ey Allah´ın Resûlü! Babam, anam sana feda olsun!
Sana Kitabı indiren.[354] seni hak dinle peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; ben bunun daha iyisini bilmiyorum![355]
Yâ Rasûlallâh![356] Nasıl yapacağımı, [357] namazın doğrusunun nasıl olduğunu[358] bana göster![359] Öğret![360]
Ben nihayet bir beşerim: Doğru da, yanlış da yapabilirim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Peki![361] Namaz kılmak istediğin,[362] namaz kılmaya kalkacağın zaman,[363] Allah´ın sana emrettiği gibi,[364] güzelce tam abdest al![365]
Kıble´ye yönelip[366] ´Allahuekber!1 diyerek tekbir al![367]
Ümmü´l-Kitâbı (Fatihayı) oku![368]
Sonra, Kur´ân´dan, ezberinde olanı, sana kolay geleni,[369] istediğini,[370] Allah´ın okumanı dilediği kadar oku![371] Sonra, rükû et![372] Rükûa vardığında, avuçlarını diz kapaklarının üzerine koy! Sırtını kamburlaştrmayıp, dümdüz tut![373]
Uzuvların yatşıncaya kadar rükû halinde kal![374]
Rükûdan başını kaldırdığın zaman, kemikler mafsallarda yerleşince,[375] uzuvlar yatışıncaya kadar ayakta dimdik dur!
Secdeye gittiğinde, uzuvların yatışıncaya kadar secdede dur![376]
Secdeden başını kaldırıp[377], uzuvların yatışıncaya kadar[378] sol uyluğunun üzerine otur!
Bunu her rekat ve secdede,[379] namazının bütün rekatlarında yap![380]
Bunları tam yaptığın zaman, namazını tamamlamış; bunlardan neyi eksiltirsen.[381] ancak namazından eksiltmiş olursun!" buyurdu.[382]
Kabul Olunan ve Olunmayan Namazın Durumu
Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:
"Kim namazları vaktinde kılar ve onun abdestlerini tam ve güzelce alır, kıyamını, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yaparsa, o namazlar ışık saçarak bembeyaz bir şekilde yükselirken:
´Sen beni koruduğun gibi, Allah da seni korusun!1 diye dua eder.
Kim de namazı vaktinin dışında kılar, onun abdestini tam ve güzelce almaz, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yapmazsa, onlar da simsiyah bir şekilde yükselirken:
´Sen nasıl özenmeyip beni yitirdinse, Allah da seni (senin amelini) vitirsin!´ diyerek ilenir. Allah´ın dilediği yere varınca, paçavra gibi dürülüp, o kimsenin üzerine atılır!" buyurmuşlardır.[383]
Beş Vakit Namazı Özenerek Kılan ve Kılmayanların Durumu
Peygamberimiz (a.s.), başka bir hadis-i şeriflerinde de:
"Beş vakit namazı Allah farz kıldı.
Her kim bu namazların abdestini tam alır, onları vaktinde kılar, rükû ve huzûlarını eksiksiz yaparsa, Allah´ın, onu bağışlayacağı hakkında va´di vardır.
Herkim de bunu yapmazsa, Allah´ın ona bir va´di yoktur. İsterse onu bağışlar, isterse azaba uğratır!" buyurmuşlardır.[384]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Fmjzâbâdf, Kamûsu´l-muhit, c. 4, s. 343.
[2] İbn Esir, Nihâye, c. 3, s. 203.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.
[3] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 218, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 48. Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 39, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.
[4] İ bn Sa´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 213, Belâ zurf, E nsâb u´l-eşrâf, c. 1, s. 255, E bu11-Ferec İ bn C era, el -Vfetâ, c. 1, s. 21 8.
[5] Beyhakî, Delâilü´n-nübü we, c. 2, s. 354, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 109, Bedrüddin Aynî, c. 4, s. 39.
[6] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 40.
[7] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 214, Belâzurî, c. 1 , s. 255, Beyhakî, c. 2, s. 354, İbn Abdilberr, c. 1, s. 40, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 51, Kurtubı, Tefsîr, c. 15, s. 216, İbnSeyyid, c. 1 , s. 148, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22, Bedrüddin Aynî, Umde, c. 4, s. 39.
[8] Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn Esîr, Usdu´l-gabe, c. 1, s. 27.
[9] İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 27, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 109.
[10] Ebu´l-Ferec, c.1, s. 219.
[11] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 148.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.
[12] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 4041, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 18, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 39.
[13] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 113, B. Aynî, c. 4, s. 39.
[14] Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 4.
[15] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 114, Tefsir, c. 3, s. 22.
[16] Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 308.
[17] Kadı E bu Bekir b. Arabî´den naklen Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 47, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 447448, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 3-4.
[18] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 120, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 36, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 209, c. 2, s. 48, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 509, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 303, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 256, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 431, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 62.
[19] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1.S.171. Ahmed b. Hanbel. c. 1. s. 274. Buhârî. c. 4. s. 168.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/202-203.
[20] İsrâ: 17/1.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/203.
[21] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 24, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 378, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 7.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/204.
[22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s.143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 91, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 148, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 2, s. 379, Begavî, Mesâbıhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 139, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 55, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 145, Zehebî, Târflıu´l-islâm, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 9.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205.
[23] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 214.
[24] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buharı", c. 4, s. 248, Müslim, Sahîh, c.1, s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 218, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 26, Beyhakî, c. 2, s. 379, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1, s. 53, İbn Kâmil, c. 2, s. 51, Zehebî, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 8.
[25] Buharı, Sahih, c. 4, s. 248, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 378, İbn Esir, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 47, Zehebî, s. 261.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.214.
[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 8.
[28] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4.
[29] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 4.
[30] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Tirmizî, c. 5, s. 301, Beyhakî, c. 2, s. 362-363, Begavî, c. 2, s. 177, İbn E sîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 8.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 396, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 09.
[32] İbn Sa´d, c. 1, s. 50, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 309.
[33] Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 5, Târîh, c. 1, s. 140, Sa´lebî, Arâis, s. 93, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 310.
[34] İbn Esîr, Nihâye, c. 1,s.12O.
[35] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 26, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c.2,s. 38-39, İbn Sa´d, c. 1, s.214, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s.430, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3.S.110.
[37] Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 301, E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 224, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.
[38] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d.c. 1,s. 214, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 164, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[40] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Süheylî, c. 3, s. 430, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.
[41] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, Süheylî, c. 3, s. 430, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 224, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1 , s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[42] İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.
[43] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Seyyid, c. 1, s. 143.
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, s. 15, Beyhakî c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.224, İbn E sîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4, Diyarbekrî, c. 1 , s. 310.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c.1, s. 214.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 48, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 221 , Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 36, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 3, s. 109.
[47] Mesâf, Sünen, c.1, s. 221-222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 6.
[48] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 356, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Zehebî, s. 242.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205-207.
[49] Nesâî, c. 1, s. 222, Kadı lyaz, c. 1, s. 136.
[50] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.
[51] İbn Şa´d, c. 1,s.214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 6.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 388, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.
[53] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. , s. 178, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usül, c. 12, s. 53, İbn E sîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[55] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52.
[56] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214.
[57] İbn Esîr. Kâm il. c. 2. s. 52.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/207-208.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, c 2, s. 39, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Müslim, Sahih, c. 1, s. 145, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 15, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 387, Kadı Iyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.109-110.
[59] Abdurrezzak.c.S, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buharı", c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Tabeıf, Tefsir, c.1 5, s. 12.
[60] Dârımf, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[62] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1 , s. 145, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[63] İbn İshak, İbn Hişam,c.2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Dârimî, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.
[64] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed, c. 2, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, c.15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 287, İbn Esîr, c. 2, s. 52.
[65] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[66] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 282, c. 3, s. 1 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c.5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, B elâzurf, E n sâbu´ l-eşrâf, c. 1 , s. 256, Tabe ıf, Tefsîr, c. 15, s. 15.
[68] Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 357, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.
[69] Abdurrezzak, c. 5, s. 329-330, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 36.
[70] İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 52.
[71] Abdurrezzak, c. 5, s. 330, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Taberî, Tefsîr, c. 1 5, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 357, İbn E ar, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 244.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[73] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/208-209.
[74] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310.
[75] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 44-45, Taberî, c. 15, s. 14, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110-111 , Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[76] Taberî, c. 15, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 391 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 12, Suyutî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 488.
[77] İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 52.
[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[80] Zehebî, Târîhu l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 111.
[81] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 91 -92, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 48.
[82] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Beyhakî, DelâiI, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[83] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.
[84] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 48, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1,5.136, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.
[85] Aynı kaynaklar.
[86] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Müslim, c. 1, s. 145.
[87] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.
[88] Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c.1, s. 1 48.
[89] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.
[90] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 92, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 148, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 197.
[91] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302-303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[92] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.
[93] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 143, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[94] Aynı kaynaklar
[95] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Müslim, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1 ,s.137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[96] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.
[97] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, İbn E sîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.
[98] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Buhârî, c. 4, s. 140, Müslim, c.1, s. 152.
[99] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Buhârî, c. 4, s. 84, Müslim, c. 1, s. 152.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41.
[101] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c.2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[102] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48.
[103] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208-209, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 248.
[104] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[105] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 107.
[106] Ahmed b. Hanbel, c.14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1, s. 146, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c.2, s. 179, Kadı lyaz, c.1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[107] İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[108] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 48.
[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.
[110] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 37, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[111] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257,
[112] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41.
[113] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.257.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41 , Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 300.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 84, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 152, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 48, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 107.
[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 48.
[118] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.
[119] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257.
[120] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303-304, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 148-149, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 146-147, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l- usûl, c. 12, s. 53-54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[121] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 48-49.
[122] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 49, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[123] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 207.
[124] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 209, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Taberî, Tefsîr, c. 27. s. 53.
[125] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 209.
[126] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.
[127] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.
[128] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 49, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 257, Buhârî, c. 4, s. 249, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/209-217.
[129] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, c. 5, s. 51 0, Tabeıİ, c. 15, s. 255, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414.
[130] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.
[131] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 510, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.
[132] Ti rm izf, Sü nen, c. 5, s. 510, Taberânî, M u´cem u´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415.
[133] Ahm ed b. H anbel, M üsned, c. 5, s. 418, Ta berf, Tefsîr, c. 15, s. 255, E bu´l-F idâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, H asâisü´l-k übrâ,c. 1, s. 41 4, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.
[134] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberî, c. 15, s. 255. Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 415, Halebî, c. 2, s. 123.
[135] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 1 0, s. 415.
[136] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414.
[137] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 10, s. 415.
[138] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.
[139] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196.
[140] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/217-218.
[141] Buhârî , Sahîh, c. 8, s. 2 4, Zehebî, Târîhu1-İslâm, s. 267.
[142] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmedb. Hanbel.c. 5, s. 144, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137.
[143] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 207-208, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 249.
[144] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 209, Buhârî, c. 4, s. 249, Zehebî, s. 263.
[145] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 33, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310, Halebî, c.2, s. 128.
[146] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45.
[147] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 1 4, s. 304, Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 28, Buhârî, c. 4, s. 249, Müslim, Sahîh, 11, s. 146, Taberî, c. 27, s. 55, Beyhakî, c. 2, s. 376, 384, İbn Esir, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 266.
[148] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 93, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 149, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179.
[149] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128.
[150] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128, Müslim, Sahîh, c. 1 ,s. 146, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 55, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 44.
[151] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 304, M üslim, c. 1, s. 146, Taberî, c. 27, s. 54, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1,s.144, Zehebî, s. 266.
[152] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 309, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 95.
[153] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, c. 27, s. 52, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17 s. 95.
[154] Ahmed b. Hanbel.c. 1, s. 387, Müslim, c. 1, s. 1 57, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 1 2, s. 52, Kadı lyaz, c. 1 , s. 141, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.
[155] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 387, Müslim, c. 1, s. 157, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kadı Iyaz, c. 1, s. 1 41, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/218-219.
[156] İbn Sa´d.Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1, s. 213, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Müslim, Sahih, 11, s. 149, Beyhakî, c. 2, s. 381, Kadı lyaz, c. 1,s.14O, 148, İbn Esîr, c. 12, s. 56, İbn Seyyid, c. 1.S.145, Zehebî, s. 254.
[157] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 449, Buhârî, c. 6, s. 51, Taberî, c. 27, s. 57, Beyhakî, c. s. 372, Kurtubî, c. 17, s. 98.
[158] Kadı lyaz, c. 1, s. 162, Kurtubî, c. 17, s. 89, 98.
[159] Buhârî, c. 8, s. 204, Taberî, c. 27, s. 45, İbnEsîr, c. 12, s. 51, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Kurtubî, c. 17, s. 98, Zehebî, s. 267, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 112.
[160] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Kurtubî, c. 17, s. 98, Diyarbekrî, Hâm is, c. 1, s. 31 2.
[161] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.
[162] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.
[163] Kadı lyaz, c. 1, s. 163.
[164] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 285, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 198, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 468.
[165] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 369, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 250, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78.
Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 48, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 469, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 92. Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1 , s. 79, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 467.
[166] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 51, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı İyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 250-251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/219-220.
[167] Necm: 53/1-18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/220-221.
[168] Taberî, Tefsir, c. 27, s. 55.
[169] Nesefî, Medârik, c. 1, s. 128, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 1 33, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.1, s. 310, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 16, s. 132.
[170] Taberî, Tefsir, c. 3, s. 10, Alâüddin AJi, Kenz,c.16, s. 132.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221.
[171] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 422, Müslim , Sahih, c. 1, s. 157, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393-394, Nesâî, Sünen, c. 1 , s. 224, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 373, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 1 79, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 1 42, İbn EsTr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 255, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 312.
[172] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 146-147 Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 384, Kadı lyaz.c.1, s. 138, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, Zehebî, s. 266.
[173] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, cc. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 1 47, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esir, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 266-267.
[174] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1,s.147, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esîr, c. 12, s. 54,
[175] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 267.
[176] Buhârî, Sahih, c.1, s. 93, Müslim, Sahih, c. 1 ,s.149, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57.
[177] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304-305, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c.2, s. 384,Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54.
[178] Bakara: 285-286.
[179] İbnEsîr,Nihâye, c. 4.S.19.
[180] Abdurrezzak, M usannef, c. 11 , s. 17, Buhârî, Sahih, c. 195, Müslim, Sahih, c. 1, s. 92, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 20, 249.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221-223.
[181] Buhârî, Sahili, c. 1 , s. 93, Müslim , Sahili, c. 1, s. 149, Begavı", Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 145.
[182] Al-i İmran: 133.
[183] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[184] Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 149, Begavî, c. 2, s. 179, İ bn Esîr, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 45, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.260.
[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 263, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 92, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 449, Taberî, Târîh, c. 2, s. 211.
[186] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[187] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, Taberî, c. 2, s. 211.
[188] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.
[189] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.
[190] Tirmizi, c.5, s. 450, Taberî, c. 2, s. 211, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/223-224.
[191] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 45-46.
[192] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[193] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 210, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 190, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 557, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1412, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 216, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 320, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2. s. 335. Zehebî. Târîhu´l-islâm. s. 480.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/224-225.
[194] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111.
[195] İbrı İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s.39, Taberî, Tefsîr, c. 15,6, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 56.
[196] İbn İshak, İbnHişam, c. 2,s.43,İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214-215, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 2, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 439.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/225-226.
[197] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.214, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 272.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 43.
[199] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 43, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.
[200] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.1 41, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245.
[201] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[202] İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.
[203] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[204] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141 .Zehebî, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[205] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, c. 1 , s. 215, Zehebî, c. 3, s. 110.
[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.
[207] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 215.
[208] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 215, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245-246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.
[209] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 215.
[210] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.
[211] Zehebî, Târîhu´l-islâm , c. 246.
[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.
[213] Zehebî, T ârThu ´l-islâm, s. 246, Ebu´l -Fid â, c. 3, s. 110.
[214] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 305-306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 223, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 249.
[215] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Zehebî, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 113.
[217] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39-40, Zehebî, s. 248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[218] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248.
[219] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[220] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248; Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 40.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 40, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.
[223] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39-40, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226-230.
[224] İbn Ebi Şevbe, Musannef, c. 14, s. 306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1 , s. 223, Zehebî, TâriTıu´l-islâm, s. 250.
[225] İbn Saıd,Tabakâtü´l-kübrâ,c. 1, s. 215, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 247, 248, Müslim, Sahih, c. 1, s. 156, Timizf, Sünen, t 5, s. 301, Zehebî, Târîhu´l-isJâm, s. 246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 113, Diyartoekrf, Hamîs, c. 1, s. 315.
[226] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 215.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/230-231.
[227] İtan Seyyi d, Uyunul -eser, c. 1, s. 142, Diyarbekrî, c. 1, s. 315.
[228] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 315.
[229] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 22.
[230] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 142, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 22.
[231] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.
[232] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[233] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, Diyarbekıf, Hamîs, c. 1, s. 316.
[234] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.
[235] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[236] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[237] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.
[238] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57.
[239] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[240] İbn İshak, İ bn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44.
[241] Zehebî, Târîhul-islâm, s. 243.
[242] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22.
[243] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 44, İbn Sa´d, Tabakâtül-kübrâ, c. 1, s. 215.
[244] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[245] İbn Seyyid, Uyûnul-eser, c. 1, s. 142.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/231-233.
[246] İmam-ı Azam Ebu Hanffe, Müsned, s. 3, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 8, Müslim, c. 1 , s. 45.
[247] Nisa: 101-102.
[248] Tâhâ: 14.
[249] Zâriyât: 56.
[250] Ankebüt: 45.
[251] Furkân: 64, Hicr: 98, Zümer: 9, 20, Hacc 77, Tevbe: 112, Bakara: 228.
[252] Taberî. Tefsir, c. 1. s. 29. Hâkim. M üstedrek. c. 2. s. 410-411.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/233-234.
[253] İ bn S a´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 213, Be lâzurf, E nsâbu´l -eşrâ f, c. 1, s. 255, E bu´l-F ere c İ bn C evzî, el -Veli, c. 1, s. 218.
[254] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 213, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Müslim, Sahıh, c. 1, s. 146-147, Beyhakî, Delâi lü´ n-nü büvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu "l-usû I, c. 1 2, s. 54, Zehebî, Târîhu´l -islâm, s. 266- 267.
[255] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 532.
[256] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 148, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 117.
[257] Abdurrezzak, Musannef, c.1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 146.
[258] İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 354, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1 , s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 1 46.
[259] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c.1 , s. 317, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c.1, s. 364,
[260] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.333, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 107, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 6, s. 147.
[261] Abdurrezzak, c.1, s. 532, İbn Ebi Şeybe, c. 1,s.317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 1 07 Tirmizî, c. 1, s. 279-280, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, Begau, Mesâbîhu´s-sünne, c. 1, s. 30, İbn Esîr, c. 6. s. 147.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/234-235.
[262] İbrahim: 14/37-40.
[263] Enbiya: 21/73.
[264] Hûd: 11/87.
[265] Tâhâ: 20/14.
[266] Mâide: 5/12.
[267] Lukman: 31/17.
[268] ÂI-i İmran: 39.
[269] Meryem: 19/31.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/235-236.
[270] Müzzemmil: 73/2-4.
[271] Müzemmil: 73/20, Nesâi, Sünen, c. 3, s. 200.
[272] İsrâ: 18/79.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.
[273] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 242.
[274] EbuDavud,Sünenıc.2ıs. 61, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 314, İbn Abdilberr, İStJâb, C. 2, S. 41 9.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.
[275] Mâide: 5/6.
[276] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 129, Tirmizî, c. 1, s. 9, Dârımf, Sünen, c. 1, s. 175.
[277] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 20, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 43, Müslim, Sahih, c. 1, s. 204, Tirmizî, d ,s.5.
[278] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264.
[279] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Buhârî, c. 1, s. 1 80, Müslim, c. 1 , s. 292, Ebu Davud, c. 1, s. 193.
[280] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 316, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 193.
[281] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 255.
[282] Ebu Davud, c. 1, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 10, 11, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 132.
[283] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 14-15.
[284] Malik,Muvatta´, c. 1,s.87, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 31 6, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 90, Tirmizî, c. 2, s. 28.
[285] Malik,Muvatta´,c.1, s. 84, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 241, Müslim, c.1, s. 296, Ebu Davud, c.1, s. 216-217, Tirmizî, c. 2, s. 121, Nesâî, c. 2, s. 135.
[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 34.
[287] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.
[288] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.
[289] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 87.
[290] Buhârî, Sahih, c.1, s. 187.
[291] Müslim, c.1, s. 336, Tirmizî, c. 2, s. 109.
[292] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 104.
[293] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 419, Buhârî, c. 1, s. 1 87, Müslim, c. 1 , s. 338, Tirmizî, c. 2, s. 109.
[294] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 295, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333, Ebu Davud, c. 1,s.212.
[295] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 328, İbn Mâce, c. 1, s. 269-270.
[296] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 383, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333.
[297] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 103, Ebu Davud, c. 1, s. 213, Tirmizî, c. 2, s. 111.
[298] Ahmet b. Hanbel, c. 5, s. 1 03.
[299] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 86, Müslim, c. 1, s. 337-338.
[300] Tirmizî, c. 2, s. 111.
[301] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 83, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 214-215, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 272.
[302] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215.
[303] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 284, Buhârî, c. 1, s. 1 86, Müslim, c. 1 , s. 339, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 115.
[304] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 114.
[305] Müslim, Sahih, c. 1 , s. 340.
[306] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.
[307] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 1 55, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.
[308] Abdurrezzak, c. 2, s. 165, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1.S.194
[309] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.
[310] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 353, Buhârî, c. 1, s. 1 93.
[311] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1, s. 194.
[312] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 179-1 80, Buhârî, c. 1, s. 198, Müslim, c. 1, s. 354, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 244-245.
[313] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 206, Müslim, c. 1 , s. 355, Ebu Davud, c. 1, s. 235, Tirmizî, c. 2, s. 61 , İbn Mâce.c. 1, s. 286. 31 4.
[314] Abdurrezzak, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.
[315] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 47, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 287-288.
[316] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 194.
[317] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 408, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 203, Müslim , Sahîh.c. 1, s. 301-302, Ebu Davud, c. 1, s. 254, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 81 , İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 290.
[318] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 101, Buhârî, c. 7, s. 1 63, E bu Davud, c. 2, s. 85.
[319] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 219, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 390, Ebu Davud, c. 1, s. 261 -262, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 89, İbn Mâce, c. 1 , s. 296.
[320] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 275, Müslim, c. 1 , s. 414.
[321] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 245, Buhârî, c. 1 , s. 205, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Tirmizî, c. 2, s. 96-97, Dârimî, Sünen, c. 1,s. 253.
[322] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 238, Müslim, c. 1 , s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Dârimî, c. 1, s. 254.
[323] Müslim, c. 1, s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82.
[324] Tirmizî, c. 2, s. 97, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 147-148.
[325] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 148.
[326] Buhârî, Sahıh,c.6, s. 112.
[327] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 288, 302.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/237-241.
[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 30, Müslim , Sahih, c. 1, s. 504, E bu Davud, Sünen, c. 2, s. 18-19.
[329] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 294.
[330] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 30, Müslim, c. 1, s. 504, Ebu Davud, c. 2, s. 18.
[331] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 341, Buhârî, c. 1, s. 37, Ebu Davud, c. 2, s. 45.
[332] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 326, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 293.
[333] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 117, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 23, Tirmizî, c. 2, s. 296.
[334] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 175, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 17, Müslim, Sahih, c. 1,s. 40-41, Ebu Davud, c. 1, s. 106, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 361.
[335] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 162.
[336] Malik, c.1 ,s.175, Buhârî, c. 1, s. 17, Müslim, c. 1,5.4041 , Ebu Davud, c. 1 ,s.1O6, Nesâî, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, c. 1,5.361.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/241-242.
[337] Tirmizî, c.2, s. 100-101.
[338] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 100.
[339] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.
[340] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 101.
[341] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.
[342] Abdurrezzak, c. 2, s. 370.
[343] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud.c.1 , s. 226, İbn Mâce .Sünen, c. 1, s. 336.
[344] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.
[345] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.
[346] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, Sahîh, c. 1,s.184,192, Ebu Davud, Sünen, c.1, s. 226, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.
[347] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1,s.184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.
[348] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c. 2, s. 124.
[349] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.
[350] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud, c. 1 , s. 226, İbn M âce, c. 1, s. 336.
[351] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1 , s. 226, İbn Mâce.c. 1, s. 336, Nesâî, c.2, s. 124.
[352] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, Nesâî, c. 2, s. 124.
[353] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 105.
[354] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.
[355] Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c.2, s. 124.
[356] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 336.
[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[358] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.
[359] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.
[360] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c.1, s. 336.
[361] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.
[362] Abdurrezzak, Musannef, c.2, s. 370, Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[363] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, Sünen, c. 1, s. 227.
[364] Mâide: 6, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.
[365] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 226, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 102, İbn M âce, Sünen, c. 1 ,s.336.
[366] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 132, Ebu Davud, c. 1 , s. 227, İbn Mâce, c. 1, s. 336.
[367] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.
[368] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.
[369] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.
[370] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[371] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 227.
[372] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c.2,s.124.
[373] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.
[374] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.
[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[376] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336-337, Nesâî, c. 2, s. 1 24.
[377] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 337.
[378] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 337, Nesâî, c.2, s. 124-1 25.
[379] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.
[380] Buhârî, Sahîh, c.1, s. 1 84-1 85, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c.2, s. 104. İbn Mâce, c. 1.S.337.
[381] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.
[382] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/242-245.
[383] Münzirî, et-Tergıb vet-terhıb, c. 1, s. 258, H eysem f, M ecm au´z-zevâi d, c. 2, s. 122, Al âüddin Al i, Kenzu´l-um mâl, c. 7, s. 316.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/245-246.
[384] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 317, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 115, Nesaî, Sünen, c. 1, s. 230, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ. c. 3. s. 366.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/246.
|
|
|
| Hüzün Yılı |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:21 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Ebu Talib´in Hastalanışı ve Müşriklerin Onunla Konuşmaya Gelişi
Ebu Talib nübüvvetin onuncu yılında,[1] Şı´b´dan çıktıktan sonra[2] hastalanıp[3] ölüm döşeğine düşünce,[4] günden güne ağırlaştığını haber alan Kureyş müşrikleri, birbirlerine:
"Hamza, Ömer, Müslüman oldu. Muhammed´in işi bütün Kureyş kabileleri arasında yayıldı.
Vallahi, onun işimizi elimizden zorla almayacağından emin değiliz!
Ebu Talib´e gidelim. O, bizim için, kardeşinin oğlundan bir söz alsın! Bizden de, ona bir söz versin!" dediler ve:
1- Utbe b. Rebia,
2- Şeybe b. Rebia,
3- Ebu Cehil Amr b. Hişam,
4- Ümeyye b. Halef,
5- Ebu Süfyan Sahr b. Harb ve Kureyş eşrafından daha bazı adamlarla gidip Ebu Talib´le konuştular.
"Ey Ebu Talib! Biliyorsun ki, sen bizdensin!
Gördüğün gibi, ölüm döşeğine de düşmüş, ölüme yaklaşmış bulunuyorsun! Biz senin ansızın ölüvereceğinden korkuyoruz! Bizim aramızla kardeşinin oğlu arasındaki durumu pekâlâ biliyorsun. Kendisini çağır!
Bizden onun için alacağın sözü al; ondan da bizim için alacağın sözü al da, o artık bizimle uğraşmaktan vazgeçsin! Biz de onunla uğraşmaktan vazgeçelim!
O, bizimle ve dinimizle uğraşmayı bıraksın! Biz de, onunla ve onun dini ile uğraşmayı bırakalım!" dediler.
Bunun üzerine, Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a haber saldı. Gelince:
"Ey kardeşimin oğlu! Bunlar senin kavminin eşrafıdırlar!
Sana söz vermek ve senden de söz almak için toplanıp gelmişlerdir" dedi.[5]
"Ey kardeşimin oğlu! Senin kavminden istediğin nedir " diye sordu.[6]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey amcam![7] Ben onların bir tek kelimeyi söylemelerini istiyorum ki, onlar onunla bütün Araplara hakim olurlar, Arap olmayanlar da kendilerine cizye [vergi] öderler!" buyurdu.[8]
Müşrikler, o kelimeden korktular.[9]
"Evet! Nedir o kelime !
Babam sana feda olsun. Sen onu bize söyle de, biz onu bir tek yerine on defa söyleyelim!" dediler. [10]
Ebu Cehil de aynı sözleri tekrarladı.[11]
Ebu Talib:
"Ey kardeşimin oğlu! Hangi kelimedir o " diye sordu.[12]
Peygamberimiz (a.s.):
"´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yoktur" derseniz; Allah´tan başka tapmakta olduğunuz şeyleri de söker atarsanız!" buyurunca,[13] müşrikler hemen kalkıp[14] ellerini,[15] elbiselerini[16] çırptılar.[17]
"Ey Muhammedi Sen bunca ilahları bir tek ilah mı yapmak istiyorsun Senin işin şaşılacak şey doğrusu!" dediler.
Birbirlerine de:
"Vallahi, bu adam istediğiniz şeylerden size birşey verici değildir! Gidiniz! Allah sizinle onun arasında hükmünü verinceye kadar atalarınızın dini üzerinde sebat ediniz!" diyerek dağıldılar. [18]
Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Ben senin hiç de haktan uzak birşey istediğini görmedim" dedi.[19]
Peygamberimiz (a.s.), Ebu Talib´in bu sözünden, kendisinin Müslüman olacağını umdu.[20]
Ebu Talib´in yanına vardığı zaman, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye orada bulunuyordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey amca! ´Lâ ilahe illallah = Al I a h ´ta n başka hiçbir ilah yoktur´ kelime-i tevhidini söyle de, ben Allah katında senin imanına bununla şehadet edebilirim" buyurdu.
Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye:
"Ey Ebu Talib! Sen Abdulmuttalib´in milletinden (dininden) yüz mü çevireceksin " dediler.
Peygamberimiz (a.s.) kelime-i tevhidi Ebu Talib´e teklife devam ettiği müddetçe, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye, sözlerini tekrarlayıp durdular.
Ebu Talib´in onlara son sözü:
"Ben, Abdulmuttalib´in milleti (dini) üzereyim" demek oldu.[21]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey amca! Sen o kelime-i tevhidi söyle ki, Kıyamet gününde, sana onunla şefaat etmek helalleşir" buy urdu.[22]
Ebu Talib:
"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Benden sonra, sana ve senin atanın oğullarına sövülmesi ve Kureyşîlerin bunu benim ölümden korkarak söylediğimi sanmaları korkusu olmasaydı, senin gözünü aydın etmek için, söylerdim!" dedi.[23]
Peygamberimiz (a.s.):
"Vallahi, ben de, Yüce Allah tarafından men olununcaya kadar, senin için muhakkak istiğfarda bulunmaya, yarlıganmanı dilemeye devam edeceğim" buyurdu.[24]Bunun üzerine, inen âyette şöyle buyuruldu:
"Gerçekten, sen her istediğini hidayete erdiremezsin.
Fakat, Allahtır ki, kimi dilerse, ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir."[25]
Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.)a Önemli Bir Tavsiyesi
Ebu Talib, öleceği sırada, Peygamberimiz (a.s.)ı yanına çağırdı ve:
"Ey kardeşimin oğlu! Ben öldüğüm zaman, sen Neccar oğullarından olan dayılarının yanına git!
Çünkü, onlar evlerinde, yurtlarında bulunanı koruma gücüne, insanların en çok malik olanlarıdırlar"
Dedi.[26]
Ebu Talib´in Vefatı
Ebu Talib, nübüvvetin onuncu yılında,[27] Şı´b´dan çıktıktan 5onra,[28] Peygamberimiz (a.s.)in Medine´ye hicretinden üç yıl ünce,[29] Şevval ayının ortasında vefat etti .[30]
Vefat ettiği zaman, kendisinin yaşı sekseni aşmış;[31] seksenyediyi,[32] doksanı bulmuştu.[33]
Hz. Ali derki:
"Babam vefat ettiği zaman, Resûlullah (a.s.)ın yanına gidip: ´Amcan,[34] dalâlet içindeki ihtiyar amcan[35] müşrik olarak öldü!1 dedim.[36]
Resûlullah (a.s.) ağladı .[37]
´Git! Onu yıka! Kefenle ve göm![38] Allah onu yarlıgasın! Ona rahmet etsin!´ buyurdu.[39]
´Onu kim gömecek ´ diye tekrar sordum .[40]
Peygamberimiz (a.s.):
´Sen git, babanı göm! Dönüp yanıma gelinceye kadar da, hiçbir şey yapma!´ buyurdu.[41]
Dediğini yaptım.[42]
Babamı gömüp gelince emretti, yıkandım; bana dua etti.[43]
Resûlullah (a.s.) günlerce evinden dışan çıkmadı, onun yariıganmasını diledi durdu.
´Allah sana rahmet etsin! Seni yarlıgasın!
Allah beni men edinceye kadar, senin için mağfiret dilemeye devam edeceğim´ buyurdu."[44]
Hz. Hatice´nin Vefatı
Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice de; nübüvvetin onuncu yilında,[45] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç yıl önce,[46] Şı´b´dan çıktıktan sonra,[47] Ramazan ayında vefat etti.[48]
Ebu Talib´in vefatından üç gün sonra vefat ettiği de rivayet edilir.[49] Hz. Hatice, vefat ettiği zaman altmış beş yaşında idi.[50]
Mekke´nin Hacun kabristanına götürülüp gömüldü.[51] Hz. Hatice gömülürken, Peygamberimiz (a.s.) onun kabrinin içine indi.[52] O zaman, cenaze namazı teşri kılınmamıştı.[53]
Hz. Hatice İslâm dâvasında Peygamberimiz (a.s.) için sadık bir müşavir ve dert ortağı, sükunet kaynağı idi.
Ebu Talib de, Peygamberimiz (a.s.)ın kolu, kanadı, sığınağı, müşriklere karşı savunucusu ve yardımcısı idi.[54]
İki musibetin böyle birbiri ardınca gelip Peygamberimiz (a.s.)ın üzerinde toplanması,[55] Peygamberimiz (a.s.)a:
"Şu ümmet üzerinde şu günlerde toplanan iki musibetten hangisine en çok yanacağımı bilemiyorum" dedirtecek kadar[56] ağır geldi.[57]
Peygamberimiz (a.s.), bu yıla "Hüzün Yılı" adını taktı.[58]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a İşkenceye Başlamaları ve Ebu Leheb´in Peygamberimiz (a.s.)ı Himayesine Alışı
Peygamberimiz (a.s.), amcası Ebu Talib´in vefatından sonra, günlerce evinden dışarı çıkmadı.[59] Hep evinde oturdu. Pek az dışarı çıktı.[60] Dışarı çıktığı zaman da, Kureyş müşrikleri,[61] Ebu Talib´in sağlığında[62] yapmak isteyip de yapamadıkları hakaret ve işkenceleri,[63] istediklerini yapmaya başladılar.[64]
Nitekim, Kureyş müşriklerinin beyinsizlerinden bir beyinsiz Peygamberimiz (a.s.)ın önünü kesip başına toprak saçmış, Peygamberimiz (a.s.) başı toza toprağa bulanmış olarak evine girmişti.
Kızlarından birisi hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın başındaki tozu toprağı ağlaya ağlaya giderirken, Peygamberimiz (a.s.):
"Kızcağızım! Ağlama! Muhakkak ki, Allah senin babanı koruyacak, savunacaktır!" demişti.
Peygamberimiz (a.s.)ın kendi kendine de:
"Ebu Talib ölünceye kadar, Kureyşlilerden, böyle birşey başıma gelmemişti![65] Ey amca! Senin yokluğunda, imdadıma senden daha çabuk koşanı bulamadım" buyurduğunu işittiği; ve müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı himayesiz bularak işkenceye uğratmaya kalktıklarını gördüğü zaman, Ebu Leheb Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Ey Muhammedi Git! Ne istiyorsan, Ebu Talib´in sağlığında ne yapıyor idiysen, yine yap! Lâfa andol-sun ki, ben ölünceye kadar sana hiç kimse dokunamayacaktır!" dedi.
Bir gün, Gaytala´nın oğlu Peygamberimiz (a.s.)a sövüp sayarken, Ebu Leheb çıkageldi. Onu yüzünün üzerine düşürdü.
Gaytala´nın oğlu:
"Ey Kureyş cemaatı! Ebu Utbe dininden çıkmış!" diyerek bağırmaya ve yaygaraya başladı.
Kureyş müşrikleri gelip Ebu Leheb´in üzerine dikildiler.
Ebu Leheb onlara:
"Ben Abdulmuttalib´in dininden ayrılmış değilim.
Fakat, ben kardeşimin oğlunu yapmak istediği şeyi yapıncaya kadar koruyorum" dedi.
Müşrikler:
"Güzel ve iyi etmişsin!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.), böylece, bir müddet, Ebu Leheb´in korkusundan hiç kimse sataşmaz olduğu halde, gider gelir oldu.
Bir gün; Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil Amr b. Hişam Ebu Leheb´in yanına giderek, ona:
"Kardeşinin oğlu sana babanın nereye girdiğini haber verdi mi " diye sordular.
Bunun üzerine, Ebu Leheb:
"Ey Muhammedi Abdulmuttalib´in girdiği yer neresidir " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"O, kavmi ile birliktedir!" buyurdu.
Ebu Leheb, Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil´e:
"Ona babamın girdiği yeri sordum.
´Kavmi ile birliktedir1 diye cevap verdi" dedi.
Ukbe ile Ebu Cehil:
"´O ateş (Cehennem) içindedir!´ demek istemiştir" dediler.
Ebu Leheb tekrar Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp:
"Ey Muhammedi Abdulmuttalib, ateşe (Cehenneme) mi girdi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Abdulmuttalib de, putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş olan herkes de, ateşe (Cehenneme) girmiştir" buyurdu.
Bunun üzerine, Ebu Leheb:
"Vallahi, artık sana işkenceden nefes aldırmayacak, temelli düşmanlık edeceğim! Sen Abdulmuttalib´in Cehennemde olduğunu söylersin ha !" dedi.
Ebu Leheb de, başka müşrikler de, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıklarını ve zulümlerini şiddetlendirdiler.[66]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Yaptıkları Düşmanlık ve Kötülüklerden Bazıları
1) Übeyy b. Halefle Ukbe b. Ebi Muayt, birbirlerinin sıkı dostu idiler.
Ukbe b. Ebi Muayt´ın, bazan Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, konuştuklarını dinlediği olurdu. Ukbe´nin bu hareketi Übeyy b. Halefe anlatılınca, Übeyy b. Halef Ukbe´ye:
"İşittim ki; sen Muhammed´le birlikte oturup, konuşmasını dinliyormuşsunl
Bir daha onunla oturur, söylediklerini dinlersen; gidip onun yüzüne tükürmezsen, yüzüm senin yüzüne haram olsun! Seninle hiç konuşmayacağım da!" dedi ve ağır yemin etti.
Bunun üzerine, Ukbe b. Ebi Muayt, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp Übeyy b. Halefin istediğini yerine getirdi.[67]
Ukbe b. Ebi Muayt´ın o gün attığı murdar tükrük ve salyası yüzünden Peygamberimiz (a.s.)ın nâzik yanakları kavrulmuş, ve onun izleri hayatının sonuna kadar kaybolmamıştır.[68]
Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
"O gün (Kıyamet günü), (her) zâlim, (nedametle) iki elini ısırarak:
´Ne olurdu, diyecek, ´ben o peygamberin yanında (bulunup, Allah´a) bir yol edineydim!
Ne yazık bana! Keşke filanı dost tutmayaydım!
Andolsun ki, beni zikirden-o bana geldikten sonra-saptıran odur.1
Şeytan, insanı-başına bir bela gelince-yapayalnız ve yardımsız bırakandır."[69]
2) Hz. Osman´ın gözlerinden yaşlar akarak anlattığına göre; Peygamberimiz (a.s.), bir gün,Kabe´yi tavaf ediyor, o sırada Kabe´nin Hicr mevkiinde de, Ukbe b. Ebi Muayt, Ebu Cehil Amr b. Hişam
ve Ümeyye b. Halef oturuyordu.
Peygamberimiz (a.s.) onların hizasından geçerken, Peygamberimize, hoşlanmayacağı bazı laflar attılar.
Bu laflardan Peygamberimiz (a.s.)ın hoşlanmadığı, yüzünden belli olmakta idi.
Hz. Osman Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.
Peygamberimiz (a.s.) ı, Hz. Ebu Bekir´le, aralarına aldılar.
Peygamberimiz (a.s.) parmağını onun parmakları arasına geçirdi.
Bütün tavafları böylece, el tutuşarak yaptılar.
Ebu Cehil ve arkadaşlarının hizasına geldikleri zaman, Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Vallahi, deniz bir kıl parçasını ıslatacak suya malik bulundukça, sen atalarımızın tapageldikleri tanrılara tapmaktan men ettiğin müddetçe, seninle barışmayacağız!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Ben de öyle!" buyurdu.
Sonra, tavafın üçüncü bölümünü de öylece yapıp dördüncü bölümünü yapmaya geldiği zaman, Ebu Cehil yerinden sıçradı ve Peygamberimiz (a.s.)ın yakasını tutmak istedi. Bu işe kalkışınca, itilip kıçının üzerine düşürüldü.
Hz. Ebu Bekir Ümeyye b Halefi, Peygamberimiz (a.s.) da Ukbe b. Ebi Muayt´ı defetti.
Onlar Peygamberimiz (a.s.)ın başından dağılınca, Peygamberimiz (a.s.) ayakta durarak, onlara:
"Vallahi, size âcil azab mubah oluncaya kadar siz bundan vazgeçmeyeceksiniz! Sizler, Peygamberiniz için, ne kötü kavimsiniz!" buyurduktan sonra, evine döndü.
Hz. Ebu Bekir´le Hz. Osman da, kendisini evine kadar takip ettiler, arkasından gittiler.
Peygamberimiz (a.s.), kapısının önünde durarak, onlara yönelip:
"Sevinin ki, hiç şüphesiz, Yüce Allah dinini açıklayacak, üstün kılacak; Peygamberine yardım edecektir.
Şu gördüğünüz kişiler, Yüce Allah´ın sizin ellerinizle tez vakitte boğazlayacağı kimselerdendir!" buyurdu.
Hz. Osman:
"Vallahi, ben onları Yüce Allah´ın bizim ellerimizle boğazladığını gördüm!" demiştir.[70]
3) Peygamberimiz (a.s.) bir gün bazı müşrikler tarafından dövülüp kana boyandığı, üzgünbir halde oturduğu sırada, Cebrail (a.s.) geldi ve:
"Sana ne oldu " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Bana şu müşrikler yapacaklarını yaptılar" buyurdu. Cebrail (a.s.):
"Sana bir mucize göstermemi ister misin " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Evet! Göster!" buyurdu.
Cebrail (a.s.), vadinin gerisindeki ağaca bakarak: "O ağacı çağır!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) çağırınca, ağaç yürüyerek Peygamberimiz (a.s.)ın önüne kadar gelip durdu.
Cebrail (a.s.):
"Ona söyle, geri dönsün!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) geri dönmesini söyleyince, ağaç eski yerine varıncaya kadar geri gitti.
Peygamberimiz (a.s.):
"Yeter!" buyurdu.[71]
4) Mahzum oğullarından Ebu Cehil ile Velid b. Mugîre ve üçüncü bir arkadaşları,[72] Peygamberimiz(a.s.)ı öldürmeyi aralarında tasarladılar.[73] Ebu Cehil; Peygamberimiz (a.s.)ı namaz kılarken görürse, Peygamberimiz (a.s.)ın başını taşla ezeceğine yemin etti:[74]
"Muhammed´i görecek olursam, şöyle şöyle yapacağım" dedi.[75]
Bir gün, Peygamberimiz (a.s.)ın Kabe´de namaz kıldığı bir sırada, Ebu Cehil´e:
"İşte, Muhammed orada!" dediler.
Ebu Cehil ise:
"Nerede o " diye sorup durdu. Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi.[76]
Peygamberimiz (a.s.) Kabe´de namaz kılmaya durup kıraatına başladığı ve Mahzum oğullarının da Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatim işittikleri,[77] Ebu Cehil´in de eli boşa çıktığı sıra-da;[78] Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmesi için, Velid b. Mugîre´yi gönderdiler.
Velid Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı yere kadar ilerledi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatini işitiyor, fakat kendisini göremiyordu!
Arkadaşlarının yanına dönüp, bunu onlara bildirdi:[79]
"Vallahi, sesini duyduğum halde, kendisini göremiyordum!" dedi.
Bunun üzerine, arkadaşlarından üçüncüsü:
"Vallahi, gidip onun başını ben ezeceğim!" dedi, eline bir taş alıp gitti.
İzi sıra geri döndü ve kafasının üzerine, baygın halde düştü.
Kendisine:
"Sana ne hal oldu !" diye sordular.
"Benim başımda büyük bir hal var. Bir adam gördüm. Onun yanına yaklaşınca birpuğur deve ile karşılaştım ki, kulaklarını sallıyordu!
Ben, bu ana kadar, ondan daha iri bir puğur görmemi simdir!
O Muhammed´le benim arama gerilmiş, duruyordu!
Lât ve Uzzâya yemin ederim ki; eğer ona biraz daha yaklaşsa idim, o beni muhakkak yerdi!" dedi.[80]
Bunun üzerine, Mahzum oğulları, Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı ve kıraatini işittikleri yere kadar hep birlikte ilerlediler.
Sese yaklaştıkları zaman, ses arkadan gelmeye başladı!
Arkadan geldiğini işittikleri yere doğru gidince de, bu sefer, ses arkalarından gelmeye başladı!
Döndüler, Peygamberimiz (a.s.)a yapmak istedikleri için bir yol bulamadılar![81]
"İşte, Biz, onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik. Böylece, onlar görmezler!" mealindeki âyetin,[82] Ebu Cehil ve arkadaşlarınca Peygamberimiz (a.s.)a karşı girişilen bu suikast üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[83]
5)Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden bir cemaat, Kabe´nin Hicrinde toplanıp:
"Muhammed´i görür görmez, hep birden, tek bir adamın kalkışı gibi kalkacak, onun üzerine yürüyeceğiz; öldürmedikçe de kendisinden ayrılmayacağız!" diyerek Lât ve Uzzâ, Menât, İsaf ve Naile putları
üzerine antlaşülar.
Hz. Fâtıma ağlayarak Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Şu Kureyşlilerin ileri gelenleri senin aleyhinde antlaştılar: Seni görünce, üzerine yürüyüp seni öldürecekler!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey kızcağızım! Bana abdest suyu getir!" buyurdu.
Abdest aldı. Sonra da, Mescid-i Haram´a, onların yanına vardı.
Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı görünce:
"İşte, o orada!" dediler. Gözlerini önlerine indirdiler, çeneleri göğüslerinin üzerine düştü.
Oturdukları yerlerden ne ilerleyebildiler, ne gerileyebildiler!
Başlarını kaldırıp Peygamberimiz (a.s.)a bakamadılar!
İçlerinden hiçbirisi, kalkıp Peygamberimizin üzerine yürüyemedi!
Peygamberimiz (a.s.) vanp tepelerine dikildi. Yerden bir avuç toprak aldı ve:
"Yüzleriniz kara olsun!" diyerek, onların üzerlerine saçtı.
Onlardan hiçbir kimse yoktu ki, bu topraktan kendisine isabet etsin de, Bedir savaşında kâfir olarak öldürülmemiş olsun![84]
Peygamberimiz (a.s.)ın Taif Eşrafını İmana Davet Etmeye, Kendisine Yardımcı Olmalarını
İstemeye Gidişi ve Oradan Mekke´ye Dönüşü
Peygamberimiz (a.s.); amcası Ebu Talib´in vefatından sonra[85] nübüvvetin onuncu yılında, Şaban ayının bitmesine[86] üç gece kala[87], yanına azadlı kölesi ve oğulluğu Zeyd b. Hâriseyi alıp,[88] yürüyerek[89] Taife gitti.[90]
Taif şehrine Mekke´den yaya yürüyüşle bir günde çıkılır, Taif´ten Mekke´ye de yarım günde inilir.[91] Peygamberimiz (a.s.)ın Taife gitmekten maksadı, Taif eşraflyla görüşüp konuşarak, onları:
Bir ve tek olan Allah´a imana,[92] İslâmiyete davet etmek,[93]
Allah katından getirip tebliğ etmiş olduğu şeyleri kabul etmelerini istemek,[94]
Kavmi olan Kureyş müşriklerine karşı[95] kendisini barındırmalarını,[96] korumalarını,[97] kendisine yardımcı olmalarını istemek idi.[98]
Peygamberimiz (a.s.), Taife varınca, orada Sakif kabilesinin ulu kişilerinden ve eşrafından bazı kimselerle buluştu ki, onlar:
Abdi Yalil b. Amr b. Umeyr,
Mes´ud b. Amr b. Umeyr,
Habib b. Amr b. Umeyr adlarındaki üç kardeş idiler.[99]
Bunlardan birisi, Cumah oğulları ailesinden bir kadınla evli bulunuyordu.[100]
Peygamberimiz (a.s.) onlarla oturup konuştu.[101] Kendisinin Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğunu bildirdi. Kureyş müşriklerinin uğrattıkları bela ve musibetlerden şikâyetlendi.[102] Kendilerini Allah´a imana davet etti. İslâmiyeti yaymasına yardımcı olmalarını ve kavmi olan Kureyş´ten muhalefet edenlere karşı kendisiyle birlikte hareket etmelerini istemek üzere yanlarına gelmiş olduğunu söyledi.[103]
Onlardan birisi:
"Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü üzerinden çıkartıp atmış olayım![104]
Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü çalmış,[105] yırtıp atmış olayım!" dedi (Beyhakî, c. 2, s. 415).
Onlardan ikincisi de:
"Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı ![106] Allah senden başkasını peygamber göndermekten âciz midir " dedi.[107]
Üçüncüsü ise:
"Vallahi, ben seninle hiçbir zaman konuşmayacağım.[108] Çünkü, sen dediğin gibi[109] Allah tarafından gönderilmişsen, elbette ki, benim sana cevap vermemden müstağnisin, çok yüksek bir mevkide bulunuyorsun demektir.
Eğer sen Allah´a karşı yalan söylüyorsan, zaten seninle konuşmam bana yaraşmaz!" dedi.[110]
Taifliler:
"Yurdunun halkı, kavmin seni istememiş, kabul etmemişler! Sen de kalkmış, bize gelmişsin!
Biz, vallahi, senin gelişine razı değiliz. Senden ürküyor, seni reddediyoruz!" dediler.[111]
Taiflilerden, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse görülmedim.[112]
Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır geleceğinden ümidini kesmiş olarak yanlarından kalkarken,[113] onlara:
"Bari bana karşı yaptığınız şeyleri gizli tutun!" buyurdu.[114]
Peygamberimiz (a.s.) kavminin kendisine karşı cüretlerini arttıracak olan bu Taife geliş haberini duymalarını istemiyordu.[115]
Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın bu isteğini de yerine getirmediler.[116]
Halidü´l-Advânî der ki:
"Resûlullah (a.s.)ı, Sakif kabilesinin yardımını istemek üzere yanlarına geldiği zaman, Taif´in doğusunda, kavse veya asaya dayanmış olduğu halde gördüm.
Başından sonuna kadar okuduğu Târik sûresini, ben Cahiliye devrinde, bir müşrik iken dinleyip ezberledim.
Taifliler, beni çağırıp:
´Şu adamdan dinlediğin şey ne idi ´ diye sordular.
Ezberlediğim sûreyi onlara okudum.
Yanlarında bulunan, Kureyşîlerden bir adam:
´Biz, adamımızı daha iyi biliriz. Onun dedikleri şeyin hak ve gerçek olduğunu bilseydik, kendisine tâbi olurduk´ dedi."[117] Peygamberimiz (a.s.) Taif´te on gün kaldı.[118]
Sakif kabilesi eşrafından, yanına varıp konuşmadığı bir kimse bırakmadı.
Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabul etmediler. Gençlerinin Müslüman olmalarından korktular. Peygamberimiz (a.s.)a:
"Sen hemen yurdumuzdan çık, git! Seni kurtaracak yerlere iltica et!" dediler.[119] Peygamberimiz (a.s.)ı en çirkin red ile reddettiler.[120]
Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[121]
Bununla da kalmayıp, aralarından birtakım hafif akıllıları, beyinsizleri[122] ve köleleri[123] kışkırt-tılar.[124]bağırttılar, Peygamberimiz (a.s.)a sövdürdüler!
Halkı Peygamberimiz (a.s.)ın başına toplattılar.
Halkın serseri, ayaktakımı güruhunu,[125] Peygamberimiz (a.s.)ın geçip gideceği yolun iki yanına oturttular.
Peygamberimiz (a.s.) onların aralarından geçerken, ayaklarını kaldırıp indirdikçe,[126] attıkları taşlarla yaraladılar, kanattı lan[127] ayakkabıları kana boyandı![128]
Peygamberimiz (a.s.) ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar!
Yürüdüğü zaman, taşa tuttular, gülüştüler!
Zeyd b. Harise, atılan taşlara kendi vücudunu siper ederek, Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya çalışmakta idi.
Atılan taşlarla, onun da başı ağır şekilde yarılmıştı .[129]
Taif eşrafından üç kardeşin birisiyle evli bulunan Safiyye binti Ma´meru´l-Cumahî[130] ile karşılaşınca, Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Kocan tarafından hısımlarının nedir bize şu yaptıkları işkenceler !" diyerek şikâyetiendi.[131]
Taiflilerin beyinsizleri, Peygamberimiz (a.s.)ı, Utbe ve Şeybe b. Rebia´nın Taif teki bostanına
sığınıncaya kadar takip ettikten ve taşladıktan sonra, dönüp gittiler.[132]
Onların aralarından ve ellerinden kurtulduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın ayaklarından kanlar akıyordun.[133]
Peygamberimiz (a.s.), sığındığı bostandaki bir asmanın gölgesi altına oturdu.
Utbe ve Şeybe b. Rebia, Peygamberimiz (a.s.)a yapılanları seyretmekte idiler.[134]
Peygamberimiz (a.s.), ayaklarından akan kanlardan[135] çok muztarip bir halde idi.
Bakınca, bostanın içinde Utbe b. Rebia ile Şeybe b. Rebia´yı gördü.[136]
Onların Allah´a ve Resûlullaha olan[137] düşmanlıklarını bildiği için,[138] bostanlarında bulunmaktan hoşlanmadı.[139] Yanlarına varmak da istemedi.[140]
Peygamberimiz (a.s.), biraz dinlenip sükûnet bulduktan[141] ve iki rekat namaz kıldıktan sonra,[142] ellerini semaya kaldırdı,[143] Yüce Allah´a halini şöyle arzetti:
"Ey Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakîr görülüşümü, Sana arz ve şikâyet ediyorum!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Sensin, zayıf düşenlerin Rabbi!
Sensin, benim Rabbim!
Sen, beni kime; Senden uzak olan ve beni gördükçe süratini asan kimselere mi bırakıyorsun İşimi eline verdiğim düşmana mı bırakıyorsun
Eğer Sende bana karşı bir azab yoksa, hiç gam çekmem!
Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.
Senin üzerime gazab indirmenden, yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzenine koyan Yüzünün (Zâtının) Nuruna sığınırım!
Herşey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sende, Senin Elindedir!"[144]
Hıristiyan Köle Addas´ın Müslüman Oluşu
Utbe ve Şeybe b. Rebia; Peygamberimiz (a.s.)ı o halde gördükleri zaman, aradaki akrabalık, kendilerini Peygamberimiz (a.s.)a karşı gayrete getirdi:
Addas adındaki Hıristiyan kölelerini yanlarına çağırdılar. Ona:
"Şuradan birkaç salkım üzüm al! Şu tabağın içine koy! Sonra da, onu şu adama götür! Kendisine, ondan yemesini söyle!" dediler.
Addas da öyle yaptı. Üzümü tabakla götürüp önüne koyduktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Buyurye!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen hangi beldeler halkındansın Dinin nedir " diye sordu.
Addas:
"Hıristiyanım ve Ninova halkından bir kimseyim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Demek, sen salih kişi Yunus b. Metta´nın köyündensin ha " buyurdu.[145]
Addas:
"Yunus b. Metta´nın kim olduğunu sana kim bildirdi ![146]
Vallahi, o Ninova´dan çıkıp gitmiştir.
Ninova´da, Metta´nın ne olduğunu bilen on kişi bile bulunmaz!
Sen Metta´nın ne olduğunu nereden biliyorsun !
Sen ümmîsin ve ümmî ümmet içerisinde bulunuyorsun! " dedi.[147]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah bana Yunus´un haberini haber verdi.[148] O benim kardeşimdir. Kendisi bir peygamberdi. Ben de bir peygamberim!" buyurdu.[149]
Addas:
"Yâ Rasûlallah! Bana Yunus b. Metta´nın haberini ver!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) ona Yunus b. Metta´nın hal ve şanı hakkında Yüce Allah tarafından kendisine vahyolunanları haber verince,[150] Addas:
"Ben şehadet ederim ki: Sen, Allah´ın kulu ve resûlüsün!" dedi,[151] Müslüman oldu.[152] Yüce Allah ondan razı olsun!
Addas; Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine kapanıp, başını, ellerini, ayaklarını öptü!
Rebia´nın oğullarından biri öbürüne:
"O, sana karşı köleni de bozdu, yoldan çıkardı!" dedi.
Yanlarına gelince, Addas´a:
"Yazıklar olsun sana ey Addas! Sen ne için o adamın başını, ellerini ve ayaklarını öptün !" dediler.
Addas:
"Ey efendim! Bütün yeryüzünde, ondan daha hayırlısı yoktur![153]
O, muhakkak Resûlullah´tir!" dedi.
Utbe ve Şeybe, gülüştüler:[154]
"Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile sihirlemiş![155]
Sakın, o seni Hıristiyanlığından döndürmesin!
Çünkü, o aldatır bir kimsedir" dediler.[156]
Addas:
"O bana öyle birisi haber verdi ki, onu peygamberden başkası bilemez!" dedi.[157]
Utbe ve Şeybe b. Rebia:
"Yazıklar olsun sana ey Addas! O seni sakın dininden döndürmesin![158] Çünkü, senin dinin onun dininden daha hayırlıdır" dediler.[159]
Peygamberimiz (a.s.)ın Üstün Rahmet ve Şefkati
Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır gelmeyeceğini anlamış,[160] ne bir erkeğe, ne de bir kadına İslâmiyeti kabul etti nem em iş olmaktan üzgün[161] ve me´yus1[162] bir halde, Taiften aynlarak Mekke´ye yönelmişti.[163]
Hz. Âişe, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)a:[164]
"Yâ Rasûlallah! Senin başına, Uhud gününden daha çetin bir gün geldi mi " diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:
"Senin kavminden neler çektim neler! H ele onların yüzünden Akabe günü çektiğim ise, çektiklerimin en çetini idi:
(Taife gidip) kendimi Abdi Yal illere arz ve bana yardımcı olmalarını niyaz ettiğim zaman, isteğimi kabul etmemiş, reddetmişlerdi.
Ben de, üzgün bir halde Mekke´ye yönelip, yüzümün doğrusuna gittim durdum.
Ancak Kamu´s-Seâlib´de[165] kendime gelebildim.
Başımı kaldırıp baktığım zaman, bir bulutun beni gölgelemekte olduğunu gördüm.
Tekrar baktığımda, bir de ne göreyim
Bulutun içinde Cebrail var! Hemen bana seslendi:
´Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red cevaplarını işitti de, onlar hakkında dilediğini kendisine emredesin diye sana Dağlar Meleğini gönderdi! dedi.
Dağlar Meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra da:
´Yâ Muhammedi Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini işitti.
Ben Dağlar Meleğiyim!
Rabbin, dilediğini bana emredesin diye beni sana gönderdi.
Şimdi, ne dilersen, dile!
Eğer onların üzerlerine iki ahşabı (dağı) kapamamı dilersen dile! (Hemen kap ayı ve reyi m!) dedi.
Ben:
´Hayır! Ben onların helak olmalarını istemem.
Bilakis, Allah´ın, onların sulblerinden, yalnız Allah´a ibadet edecek, O´na hiçbir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim1 dedim" buyurmuştur. [166]
Peygamberimiz (a.s.)dan Kur´an Dinleyen Cinlerin İman Etmeleri
Peygamberimiz (a.s.) Taif´ten Mekke´ye dönerken, Nahle´de[167] geceleyin kalıp namaz kıldığı sırada, Nasibîn[168] cinlerinden yedisi oradan geçiyorlardı. Durdular, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân´ı dinlediler.[169]
Peygamberimiz (a.s.) namazını bitirince, cinler iman, ve dinlediklerini kabul ettiler.
Kavimlerinin yanına, inzar edici, uyarıcı olarak döndüler.[170]
Bu hadise, Kur´ân-ı Kerîm´de de açıklanmıştır.[171]
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Girmek İçin Bazı Müşriklerden Himaye Talebinde Bulunuşu
Peygamberimiz (a.s.); Nahle´de günlerce kaldıktan sonra,[172] Mekke´ye girmek istey-ince,[173] Zeyd b. Harise:
"Kureyş müşrikleri seni tedirgin edip Mekke´den çıkardıkları halde, şimdi onların yanına nasıl girebileceksin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Zeyd! Hiç şüphesiz, Allah, senin göremediğin yerden bir kapı, bir çıkış yolu açacaktır! Şüphe yok ki, Allah, dininin ve peygamberinin yardı maşıdır!" buyurdu.[174]
Peygamberimiz (a.s.), Hira dağına varıp ulaştığı zaman, Huzâa´lardan[175] veya Mekkelilerden, rastladığı bir adama,[176] Uraykıt´a: [177]
"Ben, seni, tarafımdan birşeyi tebliğ etmek üzere göndersem, gider misin " diye sordu.
Uraykıt:
"Evet! Giderim" deyince, Peygamberimiz (a.s.):
"Sen, Ahnes b. Şerîk´e git! Kendisine:[178]
´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alırmısın "[179] diyor de!" buyurdu.
Elçi gitti. Bunu ona söyledi.[180]
Ahnes:
"Halîf, Sarîh´ı[181] himayeye alamaz!" dedi. [182]
Elçi, Ahnes´in bu sözünü gelip Peygamber (a.s.) a haber verdi.
Peygamberimiz (a.s.), elçiye:
"Sen, bir kez daha Mekke´ye gidip elçilik yapar mısın " diye sordu.
Elçi:
"Evet! Yaparım" dedi.[183]
Peygamberimiz (a.s.):
"Süheyl b. Amr´a git! Kendisine:
´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın 1 diyor1 de!" buyurdu.
Elçi Süheyl b. Amr´a gitti ve bunu ona söyledi.[184]
Süheyl b. Amr:
"Âmir b. Lüeyy oğulları, Ka´b oğullarını himayelerine alamazlar!" dedi.[185]
Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.) haber verdi .[186]
Peygamberimiz (a.s.), elçiye:
"Sen Mekke´ye bir daha döner misin " diye sordu.
Elçi:
"Evet! Dönerim" dedi.[187]
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen Mut´im b. Adiyy´e de git ve kendisine:
´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın ´ diyor´ de!" buyurdu.[188]
Elçi, Mutim b. Adiyy´e gitti ve bunu kendisine söyledi.[189]
Mut´im b. Adiyy:
"Olur![190] Kendisine söyle! Gelsin, himayeme girsin!" dedi.
Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi.[191] Peygamberimiz (a.s.) gelip o gece Mut´im´in evinde yattı .[192]
Mut´im b. Adiyy, sabaha çıkınca,[193] oğullarını*[194] kardeşinin oğullarımı[195] ve kavminil[196] yanına çağırdı.[197] Onlara:
"Silahlarınızı kuşanınız ve Beytullahın Rükünleri yanında bulununuz!" dedi.[198]
Öyle yaptılar.[199]
Hepsi, kılıçlarını sıyırmış olarak, Mescid-i Haram´a girdiler.[200]
Ebu Cehil, onları görünce, Mut´im b. Adiyy´e:
"Himayeci misin Yoksa tâbi misin " diye sordu.
Mut´im b. Adiyy: "Evet! Himayeciyim" dedi.
Ebu Cehil: "Senin himayene aldığını, biz de himayemize aldık!" dedi.[201] O sırada, Peygamberimiz (a.s.) da,[202] yanında Zeyd b. Harise bulunduğu halde.[203] Mescid-i Harama girmişti.[204]
Mut´im b. Adiyy, kavminin üzerinde doğrulup:
"Ey Kureyş cemaatı! Ben Muhammed´i himayeme aldım!
Ona sizlerden hiçbiri dokunmasın!" diyerek seslendi.[205]
Peygamberimiz (a.s.) Kabe´yi tavaf ettikten,[206] Hacerü´l-Esved´i istilamdan sonra, iki rekat namaz kılıp evine dönünceye kadar, Mut´im b. Adiyy ile oğulları, Peygamberimiz (a.s.) m çevresinde dönüp dolaşmaktan geri durmadılar.[207]
Peygamberimiz (a.s.) yıllarca sonra bile Mut´im b. Adiyy´in bu iyiliğini unutmamış, Bediide esir düşen müşrikler hakkında, Mut´im b. Adiyy´in oğlu Cübeyr´e:
"Mut´im b. Adiyy sağ olsaydı, şu kokmuşlar hakkında bana söyleseydi, onları onun hatırı için (kurtulmalık akçesi alınmaksızın) bağışlar, serbest bırakırdım!" buyurmuştur.[208]
Tufeyl b. Amr´ın Müslüman Oluşu
Tufeyl b. Amru´d-Devsî;[209] şerefli, akıllı, şair.[210] konuklan çok bulunur hanedan bir zâttı. Kendisinin, Kureyşîlerden, müttefikleri de vardı .[211]
Peygamberimiz (a.s.); kavminden kendisine her kötülüğün yapılıp durduğunu görüyor, yine de, onları öğütlemekten, içinde bulundukları dalâletten kurtuluşa davet etmekten geri durmuyordu.
Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)ı Kureyş müşriklerinden koruduğu zaman; onlar, Araplardan,[212] hac veya umre ya da başka bir maksatla[213] Mekke´ye, yanlarına gelenleri,[214] Peygamberimiz (a.s.)a delilik, sihir, kehânet., gibi birtakım iftiralarda bulunmak suretiyle Peygamberimiz (a.s.)dan sakındırmaya çalıştılar.[215]
Tufeyl b. Amr Mekke´ye gelince de, Kureyşlilerin ileri gelenlerinden birtakım kimseler onun yanına vardılar.[216] Ona:
"Ey Tufeyl! Sen şair, kavminin içinde seyyid, sözü dinlenir bir adamsın.[217]
Ey Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin ama, aramızda çıkan şu adamın işi bizi sıkıntıya soktu. Topluluğumuzu ve işimizi darmadağın etti.
Kendisinin sözü, sihir gibi, tesir ediyor İnsanın babasıyla arasını açıyor. İnsanın kardeşiyle arasını açıyor. İnsanın karısıyla arasını açıyor. Bizim başımıza gelen bu halin, senin ile kavminin başına da gelmesinden korkarız![218] Sen sakın onunla hiç konuşma ve kendisinden de hiçbir şey dinleme!" dedil-er.[219]
Tufeyl b. Amr der ki:
"Vallahi, onlar bunu bana o kadar çok söylediler ki, kendi kendime, ondan birşey dinlememeye ve kendisiyle hiç konuşmamaya karar verdim.
Hatta, Mescid-i Haram´a vardığım zaman, onun söylediklerinden birşey erişmesin diye, kulaklarıma pamuk tıkıyor ve onu dinlemek istemiyordum!
Allah beni onun sözlerinden bazısını işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, çok güzel bir kelam olarak işittim. Kendi kendime:
´Hay bana, anam ağlasın!
Vallahi, ben akıllı, şair bir adamım.
Bana, sözün güzel olanı da, çirkin olanı da gizli değildir.
Şu adamın söylediğini dinlememe, benim için ne sakınca var
Onun bana getirdiği şey güzel ise, onu kabul ederim. Çirkin ise, onu bırakırım´ dedim.
Orada bekledim.
Nihayet, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.
Ben de, evine girinceye kadar, arkasından gittim.
Kendisi eve girince, arkasından ben de içeri girdim, ve:
´Yâ Muhammedi Kavmin bana senin hakkında şöyle şöyle söylediler.
Vallahi, senin işinden beni o kadar korkuttular ki, sözünü işitmeyeyim diye, kulaklarıma pamuk bile tıkadım!
Sonra, Allah beni senin gözünü işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, onu çok güzel bir kelam olarak işittim.
Sen şu işini bana bir arzet bakayım!1 dedim.
Resûlullah (a.s.) bana İslâmiyeti arzetti, Kur´ân okudu.
Vallahi, ben hiçbir zaman, ondan (Kur´ân´dan) daha güzel bir söz, ondan (İslâm´dan) da daha güzel bir iş işitmemişimdir!
Hemen Müslüman oldum. Cenab-ı Hak´tan başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet getirdim. Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben kavminin içinde sözü dinlenir bir kimseyim. Onların yanına dönecek ve kendilerini İslâmiyete davet edeceğim.
Allah´a dua et de, davetimde bana yardımcı olacak bir âyet, bir keramet yaratsın!´ dedim.
Resûlullah (a.s.):
´Ey Allah! Ona bir âyet, bir keramet ihsan et!´ diyerek dua etti.
Kavmimin yanına dönerken, karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan yokuşta bulunduğum sırada, iki gözümün arasında kandil gibi bir nur peyda oldu!
´Allah´ım! Bunu yüzümden, başka yere değiştir!
Çünkü ben, dinlerinden ayrıldığım için, kabilem halkının onu bende ilahî bir ezanın eseri imiş gibi sanmalarından korkuyorum´ dedim.
Bunun üzerine, nur, yüzümden ayrılıp değneğimin başına geçti!
Kabilemin kondukları su başına, yokuştan inmeye başladığım sırada idi ki, orada bulunanlar, değneğimin başındaki, asılı kandili andıran bu nura bakışıyorlardı.
Yanlarına vardım ve içlerinde sabahladım.
Yurduma indiğim zaman, babam yanıma geldi. Kendisi çok yaşlı bir ihtiyardı. Ona:
´Babacığım! Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.
Babam:
´Oğulcağızım! Ben senden niçin uzak durayım ´ diye sordu.
Ona:
´Ben Müslüman oldum ve Muhammed (a.s.)ın dinine uydum´ dedim.
Babam:
´Ey oğulcağızım! Senin dinin, benim de dinimdir1 dedi. Ona:
´Öyle ise, git! Hemen guslet ve elbiseni de temizle! Sonra da, benim yanıma gel! Bana öğretilen şeyi, ben de sana öğreteyim´ dedim.
Babam gidip gusletti ve elbisesini temizledi.
Gelince, kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim. Hemen Müslüman oldu.
Bundan sonra, yanıma zevcem geldi.
Ona da:
´Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.
Zevcem:
´Babam, anam sana feda olsun! Ben niçin senden uzak durayım !´ dedi. Ona:
´İslâmiyet, benimle senin aranı ayırdı. Ben Müslüman oldum. Muhammed (a.s.)ın dinine tâbi oldum´ dedim.
O da:
´Senin dinin, benim de dinimdir´ dedi. Kendisine:
´Öyle ise, git! Züşşerâ putundan temizlen!´ dedim. Zevcem:
´Babam, anam sana feda olsun! Züşşerâ putundan çocuklara bir zarar geleceğinden korkuyorum´ dedi. Kendisine:
´Hiç korkma! Ben ondan hiçbir şey gelmeyeceğine kefilim´ dedim.
Bunun üzerine, zevcem gidip guslettikten sonra yanıma geldi.
Kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim, hemen Müslüman oldu.
Bundan sonra, Devs kabilesini İslâmiyete davet ettim.
Onlar, davetime icabette, ağırdan aldılar.
Bunun üzerine, Mekke´ye, Resûlullah (a.s.)ın yanına varıp:
´Ey Allah´ın Peygamberi! Devs kabilesi bana galebe çaldılar,[220] İslâmiyetten kaçındılar, asi oldu-lar.[221] Onlar aleyhinde Allah´a dua et!´ dedim.
Resûlullah (a.s.):
´Ey Allah! Devs´e hidayet et!´ diyerek dua etti. Bana da:
´Kavminin yanına dön, git! Onları İslâmiyete davete devam et ve kendilerine yumuşak davran!´ buyurdu.[222]
Kavmimin yanına döndüm.
Resûlullah (a.s.) Medine´ye hicret edinceye kadar, Devs toprağından ayrılmaksızın, onları İslâmiyete davet edip durdum."[223]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.) Yüzünden Birbirleriyle Tartışmaları
Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Mescid-i Haram´a girmişti. O sırada, Kureyş müşrikleri Kabe´nin yanında bulunuyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.)ın Mescid-i Haram´a geldiğini gören Ebu Cehil, Abdi Menaf oğullarına:
"Ey Abdi Menaf oğulları! İşte, bu sizin peygamberinizdir" diyerek alay etmek isteyince, Utbe b. Rebia:
"Bizden bir peygamber veya bir hükümdar olmasını, sen ne diye beğenmiyor, çirkin görüyorsun !" dedi.
Bu konuşmalarya Peygamberimiz (a.s.)a haber verildi, ya da Peygamberimiz (a.s.) konuşmaları duyup yanlarına vardı ve:
"Ey Utbe b. Rebia! Vallahi, senin gayretin ne Allah, ne de Allah´ın Resûlü içindir; ancak burun onurun içindir!
Sen de, ey Ebu Cehil Amrb. Hişam! Vallahi, çok geçmeden başına öyle bir felâket gelecek ki, sen pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın.
Sizler de, ey Kureyş ileri gelenleri! Vallahi, çok geçmeden, hoşlanmadığınız şeye (İslâmiyete)-istemediğiniz halde-gireceksiniz!" buyurdu.[224]
Yine, bir gün de, Ebu Cehil ile Ebu Süfyan oturup konuşuyorlar, Peygamberimiz (a.s.) da onların yanlarından geçiyordu.
Ebu Cehil, Ebu Süfyan´a:
"Ey Abduşşems oğulları! İşte, sizin peygamberiniz!" diyerek alay etmek isteyince, Ebu Süfyan kızdı ve:
"Bizden bir peygamber olmasına sen ne diye şaşıyorsun ! Bizim içimizde bir peygamber bulunur da karşımızdakinde bulunmazsa; bu, onun bizden daha az ve daha zelil olduğunu ifade eder!" dedi.
Bunun üzerine, Ebu Cehil:
"Yaşlılar dururken, onların arasından bir gencin peygamber olmasına şaşarım!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), onların bu konuşmalarını işitince, yanlarına vardı ve:
"Sen ey Ebu Süfyan! Allah ve O´nun Resûlü için değil, fakat soy yakınlığı gayretinden dolayı kızdın!
EyHakem´in babası! Sen de pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın!" buyurdu.[225]
Âs b. Vâil´in Peygamberimiz (a.s.) Aleyhindeki Konuşmaları
Peygamberimiz (a.s.) bir gün Kâbe Mescidinden çıkarken, Mescidin Benî Sehm kapısı yanında, Kureyş müşriklerinden Âs b.Vâil ile karşılaştılar ve ayakta biraz konuştular. O sırada, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Mescidde topluca oturmakta idiler.
Yanlarına varınca, Âs b. Vâil´e:
"Kiminle durup konuşuyordun " diye sordular.
Âs b.Vâil:
"Şu Ebterle konuşuyordum.[226]
Onun oğulları ölüp gitti, nesli kesildi![227]
Erkek çocuğu yaşamı yor. [228]
Artık onun kendisinin adı sanı anılmaz olur.[229]
Ondan sonra, siz de rahata erersiniz.[230]
Bırakın onu![231] Artık o bir ebter kişidir" dedi .[232]
Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm devrinde Hz. Hatice´den doğan ve Abdullah ismi verilen ikinci erkek çocuğu[233] da, dört yaşında bulunduğu sırada[234] vefat etmişti.[235]
Araplar; oğulları ve kızları bulunanlardan, oğulları ölüp kızları kalanlara "Ebter" adını takarlardı .[236]
Yüce Allah, indirdiği Kevser sûresinde şöyle buyurdu:
"Şüphe yok ki, Biz sana Kevser´i verdik!
Sen de, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!
Sana buğzeden, kin besleyen (yok mu ) İşte asıl güdük (nesil ve zürriyeti kesik, her hayırdan uzak, adı sanı hayırla anılmayacak) olan, şüphesiz ki odur![237]
Kevser; Cennette bir nehrin adı olduğu gibi, Kur´ân, peygamberlik ve pek çok hayır., diye de tefsir edilmiştir.[238]
Peygamberimiz (a.s.)ın Arap Kabilelerine Başvuruşu
Peygamberimiz (a.s.) Taiften Mekke´ye geldikten sonra Kureyş müşrikleri ona karşı büsbütün sert ve katı davranmaya başlayınca,[239] Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a Arap kabilelerine başvurmasını emretti.[240]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) her yıl hac mevsiminde[241] Ukâz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarına giderdi.[242]
Arapların, Cahiliye devrinde, Mekke çevresinde kurulan ve:
Ukâz,
Mecenne,
Zülmecaz,
diye anılan üç büyük panayırı vardı.[243] Bunlardan Ukâz panayırı, Arap panayırlarının en büyüğü idi.[244] Her yi I Kureyş kabileleri,[245]
Hevazinler,
Gatafanlar,
Eşlemler,
Benî Harisler,
Adaller,
Dişler (Kareler),
Mustalıklar.. hep oraya konariar,[246] her yerin eşrafı orada hazır bulunur,[247]
Kabileler şairlerini orada bulundururlar, karşılıklı şiirler okutturur, övünür, dağılırlardı .[248]
Ukâz; Necd´in yukarısında, Arafat yakı nında.[249] Taife bir, Mekke´ye iki gecelik bir mesafede idi.[250]
Ukâz panayırı Zilkade hilali doğunca kurulur, yirmi gün devam ederdi.[251]
Mecenne panayırı; Merruz-Zahran nahiyesinde, Esfardağı yakınında, Mekke´nin aşağı tarafında olup, Mekke´ye birberid (oniki mil) uzaklıkta idi.[252]
Mecenne panayırı on gün kurulur, Zilhicce hilali görününceye kadar devam ederdi. Oradan ayrılarak Zülmecaz panayırına gidilirdi.[253]
Zülmecaz; Ukâz´ın yakınında,[254] Arafat´ın arkasında olup,[255] Arafat´a uzaklığı bir fersah (oniki bin adım) idi.[256]
Zülmecaz panayın[257] Zilhicce´nin birinci gününden, Ten/iye (Zilhicce´nin sekizinci) gününe kadar,[258] sekiz gün kurulur; sonra, oradan kalkılıp hac için Minaya doğru gidilir.[259] o gün Mina´da bulunulurdu.[260]
Peygamberimiz (a.s.), bu panayırlarda toplanmış bulunan:
1- BenîÂmir b. Sa´saa,
2- Muharib b. Hasafa,
3- Fezâra,
4- Gassan,
5- Mürre,
6- Hanife,
7- Süleym,
8- S.Abs,
9- Benî Nasr,
10- BenîBekkâ´,
11- Kinde,
12- Kelb,
13- Hariseb.Ka´b,
14- Uzre,
15- Hudârime...[261]
gibi Arap kabilelerinin konak yerlerine kadar vanp,[262] onlara kendisini arz ve takdim eder;[263] onları Allah´a,[264] Allah´ın birliğini ikrara,[265] yalnız O´na ibadet etmeye,[266] İslâmiyete[267] davet eder; kendisinin onlara Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini haber verir;[268] kendisini tasdik etmelerini;[269] Rabbinin elçilik vazifelerini açıklayıncaya ve yerine getirinceye kadar[270] kendisine yardım etmelerini;[271] kendisini barındırmalarını[272] ve korumalarını onlardan isterdi.[273]
Dilediğini yerine getirdikleri takdirde kendilerine Cennet verileceğini bildirerek:[274]
"Kureyş müşrikleri beni Rabbimin Kelamını tebliğden men ettiler! Beni alıp kavimlerinin yanına götürecek adam yok mu " diye sorarlardı.[275]
Fakat, ne yazık ki, onlardan ne davetini kabul edecek,[276] ne kendisini barındıracak,[277] ne de kendisine yardım edecek bir kimse çıkmaz;[278] aksine, kimisi Peygamberimiz (a.s.)a suratını asar, kaba ve kat davranır;[279] kimisi "Onu kendi kavmi daha iyi bilir,"[280] kimisi de, "İçinde bulunduğun cemaatin, kavmin seni daha iyi bilir! Onlar sana ne diye tâbi olmuyor !" der, Peygamberimiz (a.s.)la tartışmaya kalkardı.
Peygamberimiz (a.s.) da, onlara gereken cevaplan verir ve kendilerini Allah´a imana davet etmeye devam eder, bir yandan da:
"Ey Allah! Sen dilemesen, herhalde, böyle olmazlardı!" diyerek şikâyetlenirdi.[281]
Onlardan kimisi de:
"Bakınız hele! Kavmini bozup dağıtmış olan bir adam bizi ıslah edecek, düzeltecekmiş ha !" diyerek laf atardı.[282]
Yemen´den veya Mudarlardan, panayırlara gelmek üzere yola çıkacak olan bir kimseye, kavmi veya akrabası gelip:
"Sakın ha! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!" diye uyarıda bulunurlardı.[283]
Hz. Ali derki:
"Yüce Allah Arap kabilelerine kendisini arzetmesini Peygamberi (a.s.)a emrettiği zaman, Resûlullah (a.s.) Minaya gitti.
Ben ve Ebu Bekir de kendisinin yanında bulunuyorduk.[284]
Dönüp dol aşa dolaşa bir meclise vardık ki, o mecliste sükûnet ve ağırbaşlılık vardı.
Bakılınca, yaşlılarında usluluk, şekil ve şemaillerinde güzellik göze çarpıyordu.
Ebu Bekir onların yanlarına varıp selam verdi[285] ve onlara:
´Siz hangi kavimdensiniz ´ diye sordu.
´Biz,´ dediler, ´Şeyban b. Salebe oğullarıyız.´[286]
Ebu Bekir, Resûlûllah (a.s.)a dönüp:
´Babam, anam sana feda olsun!1 dedi ve kavimleri içinde bulunan Mefrûk b. Amr, Hâni´ b. Kabîsa, Müsenna b. Harise, Numan b. Şerik hakkında da:
´Bunlar Şeyban b. Salebe oğullarının izzet ve şeref sahibi kişileridir´ dedi.[287]
Bunlardan, Ebu Bekir´e en yakını da, Mefrûk b. Amr idi.
Mefrûk; yakışıklılığı, dilinin düzgünlüğü ve iki yandan göğsüne dökülen örgülü saçlarıyla, diğerlerine karşı üstünlük arzediyordu.[288]
Ebu Bekir, ona:
´Sizde askerî hazırlık sayısı nasıldır ve kaçtır ´ diye sordu.
Mefrûk:
´Biz binden fazlayız! Bin ise, azlığından dolayı yenilebilecek bir sayı değildir dedi.
Ebu Bekir
´Size sığınanları koruma geleneği nasıldır 1 diye sordu.
Mefrûk:
´Korumaya, olanca gücümüzü sarfetmemiz gerekir. Her kavim için, bir nasip ve saadet vardır´ dedi.
Ebu Bekir
´Düşmanlarınızla aranızda savaş nasıldır ´ diye sordu.
Mefrûk:
´Biz, düşmanla karşılaştığımızda, kızgın olmadıkça, çok sert ve sağlamız. Kızgın iken, düşmanla karşılaşmadıkça da, çok sert ve sağlamız.
Biz atlan evlatlara, silahları da sütlü sağmal develere üstün tutarız.
Yardımı da Allah´tan bekleriz!
Allah bazan bize, bazan da karşımızdakine yardım eder.
Herhalde sen Kureyşli kardeşsin ´ dedi.
Ebu Bekir
´Eğer size bir zâtın Resûlullah olarak kendisini halka arz ve takdim ettiği haberi erişmişse, işte o, şu zâttır!´ diyerek Resûlullahı gösterdi.
Mefrûk:
´Bize bu hususta bazı haberler erişmişti´ dedikten sonra, Resûlullah (a.s.)a dönüp:
´Ey Kureyşî kardeş! Sen insanları nelere davet ediyorsun ´ diye sorunca, Resûlullah (a.s.) gelip yanlarına
oturdu.
Ebu Bekir de, ayağa kalkarak, Resûlullah (a.s.)ı elbisesiyle gölgeledi.
Resûlullah (a.s.), Mefrûk´a:
´Ben sizi Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Allah´ın şeriksiz bir olduğuna, benim de Allah´ın Resûlü bulunduğuma şehadet etmeye;
Yüce Allah tarafından bana emrolunan şeyleri yerine getirinceye kadar beni barındırmaya, korumaya;
Bana yardımcı olmaya., davet ediyorum.
Çünkü, Kureyşliler Allah´ın emrine karşı koymuş, Allah´ın Resûlünü yalanlamış, bâtılı tutup haktan yüz çevirmiş bulunuyorlar.
Allah ki, herşeyden müstağnî, her türlü övülmeye lâyık olandır!´ buyurdu.
Mefrûk:
´Ey Kuneyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun ´ diye sordu.
Resûlullah (a.s.), En´am sûresinin:
´De ki: ´Gelin! Üzerinize Rabbinizin neleri haram kıldığını ben okuyayım:
O´na hiçbir şeyi şerik koşmayın!
Babanıza, ananıza iyilikten ayrılmayın!
Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin!
Sizin de, onların da rızkını, Biz vereceğiz.
Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın!
(Meşru) bir hak terettüp etmedikçe, Allah´ın haram kıldığı cana kıymayın!
İşte, Allah size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretti.
Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olandan başka bir suretle yaklaşmayın!
Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın!
Biz, bir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz.
Söz söylediğiniz zaman (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım bile olsa, adaleti gözetin!
Allah´ın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin!
İşte, Allah size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretti.
Şüphe yok ki, (emrettiğim) bu (yol), benim dosdoğru yol umdur.
O halde, ona uyun!
Başka (aykırı) yollara tâbi olup gitmeyin!
(Aykırı yollar) sizi O´nun (Allah´ın) yolundan ayırır.
İşte, Allah size bunları emretti ki, (kötülüklerden) sakınasınız!" [mealindeki 151-153.] âyetlerini okudu.
Mefrûk:
´Ey Kureyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun
Vallahi, bunlar yeryüzü halkının kelamlarından değildir!
Eğer onların kelamlarından olsaydı, biz onu çok iyi tanırdık´ dedi.
Resûlullah (a.s.), Nahl sûresinin:
´Şüphesiz ki, Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder.
Taşkın kötülüklerden, münkerden (akıl ve şeriatın kötülüğüne hükmettiği şeylerden), zulüm ve tecebbürden nehyeder.
Size (bu suretle) öğüt verir ki, iyice dinleyip ve anlayıp tutasınız!´ [mealindeki 90.] âyetini okuyunca da, Mefrûk:
´Vallahi, ey Kureyşî kardeş! Sen beni ahlâkın en üstünlerine ve amellerin en güzellerine davet ettin!
Seni yalanlayan kavim sana iftira etmiş ve karşı koymuştur!´ dedi.
Hâni´ b. Kabîsa´nın da kendisinin sözüne ve görüşüne katılmasını istercesine:
´Buhârîi´ b. Kabîsa, bizim büyüğümüz ve din işleri başkanımızdır1 dedi.
Bunun üzerine, Hâni´ b. Kabîsa, Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Kureyşî kardeş! Söylediklerini dinlemiş ve sözünü doğrulamış bulunuyorum.
Benim görüşüme göre; bizi davet ettiğin şeyin sonucunu iyice düşünmeden bizim için başı ve sonu olmayan bir mecliste dinimizi terkedip senin dinine uymamız, görüşte kayma, sürçme, akılda hafiflik, sonuçta kısa görüşlülük olur!
Görüş kayma ve sürçmesi ise, ancak acele ile birlikte bulunur.
Bununla beraber, arkamızda bulunan kavmimizin gıyabında herhangi bir akit yapmayı da uygun bulmuyoruz.
Fakat, şimdi sen de dön git! Biz de dönüp gidelim.
Biz de iyice düşünelim, sen de iyice düşün!1 dedi.
Mefrûk, Müsenna b. Hârise´nin de kendi görüşüne katılmasını istercesine:
´Bu, Müsenna´dır! Bizim büyüğümüz ve savaş işleri başkanımızdır1 dedi.
Bunun üzerine, Müsenna, Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Kureyşî kardeş! Ben de, söylediklerini dinlemiş ve güzel bulmuşumdur.
Söylediğin şeyler hoşuma gitmiştir.
Sana tarafımdan verilecek cevap, Hâni1 b. Kabîsa´nın verdiği cevaptır.
Biz iki bulanık su arasında konaklamış bulunuyoruz ki, onlardan biri Yemame, diğeri de Semâve´dir´ dedi.
Resûlullah (a.s.):
´Bu iki su, nelerdir ´ diye sordu.
Müsenna:
´Onlardan birisi, karadan Irak´ın kasabalarına kadar bakan yüksek Arap toprakları, diğeri de Farşların ırmak ağızları ve Kisra´nın ırmaklarıdır.
Kisra; herhangi bir hadise çıkarmayacağımıza, bir hadise çıkarıcıyı barındırmayacağımıza dair bizden ahd almıştır ve orada ancak bu şartla konaklamış bulunuyoruz.
Senin bizi kabule davet ettiğin şu iş ise, hükümdarların hoşuna gitmeyebilir.
Arap beldeleri yakınında işlenen suçtan sahibi bağışlanabilir ve özrü kabul edilebilir, ama Fars beldeleri yakınında işlenen suçta sahibi bağışlanmaz ve özrü kabul edilmez.
Eğer sen Arap beldelerine yakın olan yerde Araplara karşı sana yardım etmemizi istiyorsan, bunu üzerimize alabiliriz dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):
´Siz fena bir cevap vermediniz. Doğruyu açıkça dile getirdiniz.
Şüphe yok ki, her tarafından emin olmayan kimseler, Allah´ın dinine yardım etmeye kalkamazlar!´ buyurdu.
Ayağa kalktı. Ebu Bekir´in elinden tutup, onların yanlarından ayrıldı."[289]
Rebia b. Abbâdü´d-Dilî der ki:
"Peygamber (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm.[290] ´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah = Al I ah ´ta n başka ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor;[291] kendisi hangi caddeye girse halk da oraya gidiyor,[292] onun başına toplanıyor.[293] birbiri üzerine yığılıyorlardı. Orada, ne bir kimsenin birşey söylediğini, ne de onun sustuğunu gördüm.[294] O, hep:
´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yok! deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurup duruyordu.[295]
Akik (şaşı) gözlü,[296] güzel,[297] yumru[298] yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı bir adam da, o nereye giderse arkasından gidiyor:[299]
´Ey insanlar![300] Bu, sizi aldatıp da, dininizden, baba ve atalarınızın dininden vazgeçirmesin![301] Bu, dinden çıkmış bir yalancıdır!´ diyordu.[302]
´Kimdir bu zât ´ diye sordum.
´Muhammed b. Abdullah´tır. Kendisi, peygamber olduğunu söylüyor´ dediler.
´Ya onun arkasında giden, onu yalanlayan, şu akik (şaşı) gözlü adam da kimdir ´ diye sordum.
´O da, onun amcası Ebu Leheb´dir!´ dediler."[303]
Rebia b. Abbâd, diğer rivayetinde de, şöyle der:
"Ben, yeni yetişmiş bir genç iken, babamla birlikte Mina´da bulunuyordum.
Resûlullah (a.s.) da, Arap kabilelerinin konak yerlerinde durup:
´Ey filan oğulları! Allah´tan başka, tapmış olduğunuz şu putları atarak, Allah´a hiçbir şeyi şerik koş-maksızın ibadet etmenizi; bana inanmanızı; beni doğrulamanızı; Allah tarafından gönderilmiş olduğum vazifeyi açıklayıp yerine getirinceye kadar beni korumanızı size emreden Allah´ın Resûlüyüm ben´ buyuruyor; arkasında da, akik, şaşı gözlü, güzel yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı, üzerinde Aden işi elbise bulunan bir adam da, Resûlullah (a.s.) sözlerini bitirince:
´Ey filan oğulları! Bu, sizi, ancak Lât ve Uzzâ ile müttefikleriniz Malik b. Ukayş oğullarının cinlerini boynunuzdan soyup atmaya ve kendisinin getirdiği bid´atve dalâletlere sarılmaya davet ediyor! Sakın hâ! Siz ona itaat etmeyin ve onu dinlemeyin!´ diyordu.
´Babacığım! Şu zâtı takip eden kimdir ´ diye sordum.
Babam: ´Bu. onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ b. Abdulmuttalib´dir´ dedi."[304]
Tank b. Abdullahi´l-Muharibî de, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatır:
"Resûlullah (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm:
Kendisinin üzerinde kırmızı bir cübbe bulunuyor, en yüksek sesiyle:
´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurarak sesleniyordu.
Bir adam da, elindeki taşla, onu takip ediyor ve:
´Ey insanlar! Sakın ona itaat etmeyiniz! Çünkü, o yalancıdır!´ diyerek bağırıyordu.
Attığı taşlarla, Resûlullah (a.s.)ın ayak bileklerini kanatmıştı.
Oradakilere, Resûlullah (a.s.) hakkında:
´Kimdir bu zât 1 diye sordum.
´Bu, Abdulmuttalib oğullarından bir gençtir!´ dediler.
´Ya onun ardına düşen ve ona taş atan da kimdir ´ diye sordum.
´O da, onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ´dır!´ dediler."[305]
Peygamberimiz (a.s.), Zülmecaz panayırında:
"Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!1 deyiniz de, kurtulunuz!" buyurarak seslendiği sırada bir adamın da Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine toprak saçtığı, ve bakılınca, onun Ebu Cehil olduğu görüldü ki, o da;
"Ey insanlar! Sakın, bu sizi dininiz hakkında aldatmasın!
O, muhakkak, sizin Lât ve Uzzâ´ya tapmayı bırakmanızı istiyordur" diyordu.[306]
Peygamberimiz (a.s.) her hakarete, her işkenceye katlanarak, vazifesini yerine getirmeye çalışmaktan geri durmuyordu.
Müdriku´l-Ezdî der ki:
"Babamla birlikte hac yapıyordum. Mina´ya gelip konaklayınca, bir toplulukla karşılaştım.
Babama:
´Bu cemaat ne için toplanmış 1 diye sordum.
Babam:
´Şu, kavminin dinini terketmiş olan kişi için´ dedi.[307]
Bakınca, Resûlullah (a.s.)ı gördüm:
´Ey insanlar! Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor-du.
İnsanlardan kimisi onun yüzüne tükürüyor;
Kimisi başına toprak saçıyor;
Kimisi de ona sövüp sayıyordu![308]
Gün yarılanıncaya kadar, bu hal devam etti.
O sırada, göğsü açılmış bir kız, içinde su bulunan bir kapla geldi.[309] Ağlıyordu.[310]
Resûlullah (a.s.), su kabını alıp sudan içti.
Elini, yüzünü yıkadı. Başını kaldırıp:
´Kızcağızım![311] Göğsünü başörtünle ört!
Baban hakkında, tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma!´ buyurdu.[312]
´Kimdir bu kız ´ diye sorduk.
´Kendisinin kızı, Zeyneb´dir!´ dediler.[313]
Peygamberimiz (a.s.), Kinde´lerin[314] Ukâz panayırındaki[315] konak yerlerine gitti.
Onların seyyid ve ulu kişileri olan Müleyh de, o sırada, onların içlerinde bulunuyordu.[316]
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Sizler, hangi kavimdensiniz " diye sordu.
"Ben îAmr b. Muaviye´lerden" dediler.[317]
Arap kabileleri içinde, Kinde´lerden daha mülayimi yoktu.
Peygamberimiz (a.s.), onları yumuşak bulunca, oturup kendileriyle konuştu.[318]
Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen bir peygamber olarak arz ve takdim; kendilerini Allah´a imana davet etti.[319]
"Sizi, bir olan, şeriki olmayan Allah´a imana;
Kendinizi koruduğunuz şeylerden, beni de korumaya davet ediyorum!
Muvaffak olursam, o zaman, siz bana yardıma devam edip etmemekte serbestsiniz!" buyurdu.
Onların hemen hepsi:
"Bundan daha güzel söz olmaz! Amma, biz atalarımızın tapageldiklerine tapmaya devam edeceğiz!" dediler.
Kinde´lerin en küçük yaşlısı:
"Ey kavmim! Şu zâtın davetini kabule başkaları koşmadan önce, siz koşun! Vallahi, Kitab ehli olanlar (Yahudiler ve Hıristiyanlar), ´Harem´den bir peygamber çıkacaktır! Onun çıkacağı zamanın gölgesi de, düşmüştür!´ diyorlar" dedi.
Kinde´lerin içinde, bir gözü kör bir adam da bulunuyordu.
"Geri durun da, bir de ben konuşayım:
Kavim ve kabilesi onu yurtlarından çıkarmış iken, siz onu barındıracaksınız ki, bu, bütün Araplarla savaşmayı üzerinize almak demektir!
Hayır! Hayır! Olamaz!" dedi.[320]
Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabulden kaçındılar.[321]
Peygamberimiz (a.s.), onların yanından da üzgün olarak ayrıldı.
Kinde´ler, yurtlarına dönünce, durumu kavimlerine haber verdiler.
Yahudilerden bir adam, onlara:
"Vallahi, siz nasibinizi elde etmekte yanılmışsınız!
Eğer o zâta tâbi olmaya koşsaydınız, Araplara üstün olurdunuz!
Biz, onun sıfatını Kitabımızda yazılı bulmuşuzdur!" dedi ve sıfatlarını anlatmaya başladı.
O anlattıkça, Peygamberimiz (a.s.)ı görmüş olanlar, onun anlattıklarını doğruladılar.
Bundan sonra, Yahudi:
"Biz, onun çıkacağı yerin Mekke, ve hicret edeceği yerin Yesrib (Medine) olacağını da Kitabımızda yazılı bulduk!" dedi.
Kinde´ler, gelecek hac mevsiminde Peygamberimiz (a.s.)la buluşmaya, aralarında karar verdiler. Fakat, o yıl seyyid ve ulu kişileri onları alıkoyduğu için, hiçbirisi, gidip Peygamberimiz (a.s.)la buluşamadı.
Yahudi de, öldü. Ölürken, kendisinin Peygamberimiz (a.s.)ı tasdik ve ona iman ettiği, ağzından işitildi.[322]
Yüce Allah, ondan razı olsun!
Peygamberimiz (a.s.); Kelb kabilesinin konak yerlerine uğrayıp, orada, onlardan bir oymak olan Benî Abdullah´ların yanına vardı. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti:
"Ey Abdullah oğulları! Bakınız: Yüce Allah, babanıza da pek güzel isim vermiş!" buyurdu.[323] Fakat, Benî Abdullah´lar, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığı tekliflerden hiçbirini kabul etmediler.[324]
İçlerinden bir şeyh ise:
"Şu olgun genç, ne güzel şeye davet ediyor!
Ne yazık ki, kavmi onu uzaklaştırın iş bulunuyor!
O keşke kavmi ile anlaşsaydı! Bütün Araplar kendisine tâbi olurdu" demişti.[325]
Peygamberimiz (a.s.) Benî Hanife kabilesinin konak yerlerine gitti. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.
Ne yazık ki, Peygamberimiz (a.s.)ı, Araplar içinde, Benî Hanife kabilesi kadar çirkin birred ile reddeden olmamıştır.[326]
Peygamberimiz (a.s.), Benî Âmir b. Sa´saa´ların,[327] Ukâz panayırındaki konak yerlerine vardı. Onlara:
"Siz hangi kavimdensiniz " diye sordu.
"Benî Âmir b. Sa´saa´lardan" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"BenîÂmirlerin hangi ailesindensiniz " diye sordu.
"Benî Ka´b b. Rebia´lardan" dediler.[328]
Peygamberimiz (a.s.), onlara kendisini Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.[329]
"Sizde, mün´a [sığınan kimseleri koruma] nasıldır " diye sordu.
"Bizim tarafımıza ne laf atılabilir, ne de habersiz ateşimizle ısınılabilir!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"O halde, ben Allah´ın Resûlüyüm! Sizin yanınıza geldiğimde, Rabbimin elçilik vazifelerini halka ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar beni korur musunuz İçinizde hiçbir kimseyi zorlamayacağım!" buyurdu.
"Sen, Kureyşlilerden kimlerdensin " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Abdulmuttalib oğullarından!" buyurdu.
"Sen Abdi Menaf oğullarından olduğuna göre, onlar neredeler (Seni ne diye korumuyorlar !)" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Onlar beni yalanlayan ve tardedenlerin ilki oldular!" buyurdu.
Benî Ka´b b. Rebia´l ar:
"Biz, seni ne tard, ne de sana iman ederiz! Şu kadar ki, Rabbinin elçiliğini insanlara ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar seni koruruz!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), onların yanına indi. O sırada, Benî Ka´b b. Rebia halkı, pazarda alışverişle uğraşıyorlardı.[330]
Onlardan bir adam ,[331] Beyhara b. Firas[332] çıkageldi:
"Kimdir şu yanınızda gördüğüm ve tanıyamadığım kişi " diye sordu.
"Muhammed b. Abdullahi´l-Kureyşî´dir!" dediler,
Beyhara:
"Sizin onunla ne işiniz var " diye sordu.
"O bize kendisinin Resûlullah olduğunu söylüyor ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye kadar, kendisini korumamızı bizden istiyor" dediler.
Beyhara:
"Ona ne cevap verdiniz " diye sordu.
"Kendisine ´Hoş geldin! Seni yurdumuza götüreceğiz. Kendimizi nelerden korursak, seni de onlardan koruyacağız´ dedik," dediler.[333]
Beyhara, kendi kendine:
"Vallahi, şu adamı Kureyşîlerden alabilsem, onun sayesinde bütün Arapları yerdim (sömürürdüm!)" diye mırıldandıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Eğer biz sana işin hakkında bey´at edersek, Allah da seni muhaliflerine galip kılarsa, senden sonra işin bizim olur, bize kalır mı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"İş Allah´a aittir! Allah onu dilediğine verir!" buyurdu.
Beyhara:
"Demek, göğüslerim senin önünde bütün Arapların okuna hedef olacak, Allah seni muzaffer kıldığı zaman iş bizden başkasına geçecek ha ! Senin işin bize gerekmez!" dedikten sonra,[334] kavmine dönüp:
"Şu panayır halkından, yurtlarına birşeyle dönerlerken, sizinkinden daha kötü birşeyle dönen bir kimse bilemiyorum.
Demek, siz bütün halkla savaşmaya başlayacak, kendinizi bütün Arapların tek yaydan oklarına tutturacaksınız ha !
Onu kendi kavmi sizden daha iyi bilir.
Eğer kavmi onda bir hayır, bir iyilik görmüş olsalardı, onunla herkesten çok mutlu olurlardı.
Siz, kendi kavminin içlerinden sürüp çıkardığı, yalanladığı bir kimseye yakınlık gösteriyor, yardım etmeye, kendisini barındırmaya kalkıyorsunuz.
Ne kötü görüştür sizin görüşünüz!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a dönüp:
"Hemen kalk, kavminin yanına git!
Vallahi, sen şimdi kavmimin yanında olmasaydın, muhakkak senin boynunu vururdum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) kalkıp devesinin üzerine oturunca,[335] kötü adam Beyhara, devenin böğrünü ansızın dürttü. Deve, sıçrayıp kalkarken, Peygamberimiz (a.s.)ı yere düşürdü!
Mekke´de Müslüman olan kadınlardan Dubâa binti Âmirb. Kurt da, o gün, Benî Âmirlerden olan amcalarının oğullarını ziyaret için gelmişti ve o sırada Benî Âmirlerin yanında bulunuyordu.
Dubâa Hatun Peygamberimiz (a.s.)a yapılan hakareti görür görmez:
"Ey Âmir hanedanı! Gözünüzün önünde şu Allah´ın Resûlüne yapılanı görüp de, içinizden benim için onu koruyacak hiçbir kimse yok mu !" dedi.
Amcalarının oğullarından üç kişi, hemen kalkıp Beyhara´nın üzerine yürüdüler.[336] Hazn b. Abdullah ile Muaviye b. Ubâde de, Beyhara´ya yardım etti.[337]
Âmir oğullarından her biri, Beyhara ve yardımcılarından birini tutup yere yıktılar. Göğüslerinin üzerine oturup, yüzlerini tokatladılar.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz (a.s.), kendisini kayıranlar hakkında:
"Ey Allah! Şunlara bereketini ihsan et!"[338]
Beyhara ve yardımcıları aleyhinde de:
"Ey Allah! Onları da rahmetinden uzaklaştır!" diyerek dua etti.
Peygamberimiz (a.s.)ı kayıran üç kişiden ikisi Sehl´in oğulları Gıtrîf (Gatîf)ve Gatafan, birisi de Urve (Uzne) b. Abdullah olup,[339] bunlar sonradan Müslüman oldular ve Allah yolunda şehit olarak öldüler.[340] Ötekiler ise küfür ve şirk üzere ölüp gittiler.[341]
Benî Âmirlerin, çok yaşlı olması dolayısıyla hac mevsimlerine katılamayan ihtiyar bir adamları vardı.
Benî Âmirler, yurtlarına döndükçe, olan bitenleri ona anlatırlardı.
Bu yıl da, hac mevsiminden dönüp yurtlarına geldikleri zaman, ihtiyar adam onlara yine mevsimde olan bitenleri sormuştu.
Benî Âmirler de:
"Kureyşîlerden, Abdulmuttalib oğullarından, yanımıza bir genç gelmişti. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyor, işinin üzerinde kendisiyle birlikte durmaya, kendisini korumaya, yurdumuza getirmeye bizi davet ediyordu" dediler.
İhtiyar, hemen ellerini başının üzerine koydu.[342] Sonra da:
"Ey Âmir oğulları! Kaçırılan bu fırsat telâfi edilebilecek mi !
Ağdan kurtulan, yakalanmaya çalışılan av yakalanabilecek mi !
Filanın varlığı Kudret Elinde bulunan Allah´a andolsun ki; İsmail oğullarından hiçbirisi şimdiye kadar yalan yere peygamber olduğunu söylememiştir!
Elbette ki, onun söylediği hak ve gerçekti ![343]
Sizin o isabetli görüşünüz o sırada nerede idi ![344]
Siz, herhalde, o sıradaki görüşünüzde hazır bulunmamışsınızdır!" diyerek onları kınadı.[345]
Peygamberimiz (a.s.) Benî Muharib b. Hasafa´ların bulundukları yere kadar gitti.
Onların içinde bulunan yüzyirmi yaşındaki bir şeyhle konuştu.
Onu İslâmiyete, ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar da kendisini korumaya davet etti.
Benî Muharib´lerin şeyhi:
"Ey adam! Senin haberini kendi kavmin daha iyi bilir![346]
Vallahi, seni alıp yurduna götüren bir kimse, şu mevsim halkının götürmediği kötülüğü götürmüş olur!
Sen kendini bizden uzak tut!" dedi.[347]
O sırada Ebu Leheb gelmiş, ihtiyar Muhariblinin söylediklerini dinlemişti.
Onun başına dikilerek:
"Eğer şu mevsim halkının hepsi senin gibi cevap verseydi, o, üzerinde durduğu dini bırakırdı.
Kendisi, dinini bırakmış bir yalancıdır!" dedi.
İhtiyar da:
"Sen, vallahi, onu daha iyi bilirsin:
O senin kardeşinin oğludur ve senin etindendir.
Ey Ebu Uttıe! Belki de onda bir delilik vardır. Bizim yanımızda, bu hastalığı tedavi eden bir adam var!" dedi.
Ebu Leheb ihtiyarın bu sözüne bir cevap vermedi.
Ebu Leheb, Peygamberimiz (a.s.)ı kabilelerden hangi kabilenin yanında görse, hemen orada durup:
"Bu, dinini terketmiş bir yalancıdır!" diyerek bağırmakta idi.
Peygamberimiz (a.s.)ı, yanlarından ayrılırken arkasından taşlamayan bir kabile kalmadı ![348]
Abdullah b. Vâbısatu´l-Absî´nin babasından, babasının da dedesinden rivayetine göre, dedesi demiştir ki:
"Mina´daki konak yerlerimizde bulunduğumuz sırada, Resûlullah (a.s.) bize geldi.
Biz, o sırada, Hayf mescidinin yanındaki Cemretü´l-ûlâ´da konaklamış bulunuyorduk.
Resûlullah (a.s.) devesinin üzerinde, Zeyd b. Harise de terkisinde idi.
Bizi İslâmiyete davet etti, ama vallahi biz onun davetini kabul etmedik!
Davetini kabul etmeyişimiz, bizim için, hiç de hayırlı olmadı.
Halbuki, kendisinin peygamber olarak ortaya çıktığını ve hac mevsimlerinde halkı İslâmiyete davet ettiğini de işitmiş bulunuyorduk.
Başımıza dikilip bizi Müslümanlığa davet edince, kabul etmedik!
O sırada yanımızda bulunan Meysere b. Mesrûku´l-Absî:
´Vallahi, şu zâtı tasdik etmiş, kendisini bindirip yurdumuzun ortasına götürmüş olsak, muhakkak ki, yerinde bir görüş olur.
Vallahi, onun işi muvaffak olacak, ve hatta, her ulaşılacak yere ulaşacaktır!´ dedi.
Abs kavmi, ona:
´Bırak, bizi üstesinden gelemeyeceğimiz birşeyle karşılaştırma!´ dediler.
Resûlullah (a.s.), Meysere hakkında ümide düşüp kendisiyle konuştu.
Meysere:
´Senin sözünden daha güzeli, daha nurlusu yoktur.
Fakat, ne yapayım ki, kavmim bana muhalefet ediyorlar.
Kişi ise, kavmiyle birlikte hareket etmek zorundadır.
Kavmi ona destek ve yardımcı olursa, düşmanlar ondan daha uzak durur, ona hiç yanaşmazlar!´ dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.
Abs kavmi de, yurtlarına dönmek üzere, konak yerlerinden ayrıldılar.
Meysere, onlara:
´Bizi götürürken, Fedek´e yönelin! Orada Yahudiler vardır.
Onlara bu zâtı bir soralım bakalım ´ dedi.
Yahudilerin yurduna yönelip yanlarına vardılar.
Yahudiler, Benî Abs´lere bir Kitab çıkartıp ortaya koydular. Onda, Resûlullah Al eyhisselamın anıldığı yeri okudular:
´O Peygamber, ümmîdir ve Arabdır. Deveye, merkebe biner, ekmek kırıntılarını yemekle yetinir. Ne uzun, ne de kısa boyludur. Ne kıvırcık, ne de düz saçlıdır. Kendisinin gözlerinde hafif kırmızılık vardır. Teni pembedir.1
[Kitab´dan bunu okuduktan sonra, Yahudiler]:
´Eğer o sizi getirdiği dine davet ederse, onun davetini kabul edin ve onun dinine girin!
Bizler ise, onu kıskanırız ve ona tâbi olmayız.
Onun eliyle, bize, birtakım savaşlarda büyük belalar gelecektir.
Araplardan da, ona tâbi olmayan, onunla çarpışmayan hiç kimse kalmayacaktır!
Siz, ona tâbi olanlardan olun!1 dediler.
Bunun üzerine, Meysere, Benî Abs´lere:
´Ey kavmim! İşte, iş apaçık meydana çıktı!´ dedi.
Benî Abs´ler:
´Önümüzdeki yıl, hac mevsiminde döner, onunla buluşuruz´ dediler, yurtlarına döndüler.
Fakat, Benî Abslerin ileri gelenleri hac mevsiminde buna razı olmadıkları için, onlardan hiçbirisi Resûlullah (a.s.)a tâbi olamadı.
Resûlullah (a.s.), Medine´ye hicret ettikten sonra, Mekke´ye gelerek Veda Haccını yaptığı zaman, Meysere Resûlullah (a.s.)la karşılaştı ve hemen onu tanıdı:
´Yâ Rasûlallah! Vallahi, senin bize geldiğin günden beri, sana tâbi olmayı özlemekten geri durmadım.
Bildiğin gibi, Allah, Müslümanlığımı geciktirmemden başkasına razı olmadı.
O gün benim yanımda bulunmuş olan kimselerin hepsi ölüp gitmiş bulunuyorlar.
Ey Allah´ın Peygamberi! Onların girdikleri yer neresidir ´ diye sordu.
Resûlullah (a.s.):
´Her kim İslâmiyetten başka din üzerinde ölmüş ise, o, ateş (Cehennem) içindedir!´ buyurdu.[349]
Meysere:
´Hamdolsun o Allah´a ki, beni[350] senin sayende ateşten (Cehennemden)[351] kurtardı´ deyip hemen Müslüman oldu. Ve iyi birMüslüman oldu."[352]
Allah ondan razı olsun![353]
Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Sevde ile Evlenişi
Nübüvvetin onuncu yılı, Ramazan ayında,[354] Osman b. Maz´un´un zevcesi Havle Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın evine gelip:[355]
"Yâ Rasûlallan! Evine girince, sanki Hatice´nin yokluğunu görür gibi oldum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet, öyledir. O, çocukların anası, evin sahibesi, görüp gözeticisi idi" buyurdu.[356]
Havle Hatun:
"Yâ Rasûl ali ah! Evlenmez misin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Kiminle " diye sordu.
Havle Hatun:
"Kız istersen kızla, dul istersen dulla!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Dul olan, kimdir " diye sordu.
Havle Hatun:
"Zem´a´nın kızı Sevde´dir! Sana iman etmiş, söylediklerine tâbi olmuştur" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Haydi, git! Benim için dünürlük et!" buyurdu.
Havle Hatun, Hz. Sevde´nin yanına vardı. Ona:
"Yüce Allah, senin üzerine, hayır ve bereketten neyi indirdi, biliyor musun dedi.
Hz. Şevde:
"Nedir o hayr ve bereket " diye sordu.
Havle Hatun:
"Resûlullah (a.s.), seni kendisine istemek üzere, beni gönderdi" dedi.
Hz. Şevde:
"Sen, bunun olmasını istiyorsan, babamın yanına git! Bunu ona söyle!" dedi.
Zem´a; çok yaşlı ve yaşlılığı sebebiyle hacdan geri kalmış bir ihtiyardı.
Havle Hatun, onun yanına girip, kendisini Cahiliye devri selamıyla selamladı.
Zem´a:
"Kim bu " diye sordu.
Havle Hatun:
"Hakîm´in kızı Havle!" dedi.
Zem´a:
"Başında ne hal var " diye sordu.
Havle Hatun:
"Muhammed b. Abdullah, kendisine Sevde´yi istemek üzere, beni gönderdi" dedi.
Zem´a:
"Doğrusu, çok şerefli bir eşittir! Arkadaşın (Şevde), buna ne diyor " dedi.
Havle Hatun:
"Bunu senin arzuna bıraktı" dedi.
Zem´a:
"Öyle ise, onu benim yanıma çağır!" dedi.
Havle Hatun, Hz. Sevde´yi çağırdı.
Zem´a:
"Kızcağızım! Bu Havle, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib´in, kendisini, seni kendisine istemek üzere gönderdiğini söylüyor. O, gerçekten, şerefli bir eşittir. Seni ona nikahlamamı istiyor musun " diye sordu.
Hz. Şevde:
"Evet!" dedi.[357]
Fakat, Hz. Şevde, vefat eden kocasından beş-altı küçük çocuğu bulunduğu için, Peygamberimiz (a.s.)la evlenmeye cesaret edemiyordu.
Peygamberimiz (a.s.), onun tereddüt ettiğini görünce:
"Senin benimle evlenmene engel olan nedir " diye sordu.
Hz. Şevde:
"Vallahi, ey Allah´ın Peygamberi! Yaratılmışlardan, bana, senden daha sevgilisi olamazken, benim seninle evlenmeme ne engel olabilir
Fakat, şu küçük çocukların, sabah akşam senin başında bağırıp çağırmaları olmasa; ben bu işi seni memnun ve mesrur etmek için seve seve yaparım" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Senin benimle evlenmene, bundan başka, engel olan birşey var mı " diye sordu.
Hz. Şevde:
"Yoktur vallahi!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Allah sana rahmet etsin![358]
Develere binen Arap kadınlarının hayıriısı[359] Kureyş kadınlarının yararlısı olup,[360] onlar küçük çocuğuna karşı en çok şefkat gösterir, kocasına da elindeki işi hususunda en çok riayet eder" buyur-du.[361]
Hz. Şevde:
"Yâ Rasûl ali ah! Ne yapmamı bana emir buyurursun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Seni bana nikahlaması için, kavminden bir adama emret!" buyurdu.
Hz. Şevde de, Hâtıb b. Amr´a emretti.
Hz. Şevde, Hz. Hatice´den sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın ilk evlendiği hatundu.
Bu evlilik, nübüvvetin onuncu yılı Ramazan ayının içinde vuku buldu.[362]
Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)dan Safâ Tepeciğini Altına Çevirmesini İstemeleri
Kureyş müşrikleri, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)dan bir mucize getirmesini istediler.
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Size hangi şeyi getirmemi istiyorsunuz " diye sordu.
Müşrikler:
"Safa tepeciğini bizim için altın yap!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben bunu yaparsam, beni tasdik eder, doğrular mısınız " diye sordu.
Müşrikler:
"Evet! Tasdik ederiz! Vallahi, sen bunu yaparsan, muhakkak, topyekün sana tâbi oluruz![363]
Eğer senin söylediklerin hak ve gerçekse ve bizim iman etmemiz seni sevindirecekse, haydi, Safa tepeciğini bizim için altına çevir![364]
Safa tepeciğini bize altın yapması için Rabbine dua et! Biz de sana iman edelim!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Dediğinizi yapar mısınız " diye sordu.
Kureyş müşrikleri:
"Evet! Yaparız!" dediler.[365] Yemin de ettiler.[366]
Bunu isteyenler, Kureyş müşriklerinden:
Nadr b. Haris,
Ümeyye b. Halef,
Ebu Cehil Amr b. Hişam idi .[367]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Yüce Allah´a dua etti.[368]
Cebrail (a.s.) gelip:[369]
"Yâ Muhammed![370] Yüce Rabbin sana selam ediyor ve:
´İstersen, onlar için, Safa tepeciğini altın yapayım.
Fakat, bundan sonra onlardan kim küfre kalkışırsa, işte o zaman, Ben onları muhakkak ki âlemlerden hiçbirisini azaplandırmadığım bir azapla azaba uğratırım![371]
İstersen, istediklerini yerine getirmeyeyim de,[372] kendilerine tevbe ve rahmet kapısını açık tutayım 1 buyuruyor" dedi.[373]
Rahmetenli´l-âlemîn olan Peygamberimiz (a.s.):
"Hayır! Safâyı altın yapıp da, onları azaba çarpma![374]
Bilakis, onlara tevbe ve rahmet kapısını açıktut![375] Tevbekâr oluncaya kadar, onları bırak!" diyerek dua etti.[376]
Süheylî´nin İbn İshak´tan nakline göre; müşrikler de, korkarak, bu yoldaki isteklerinden vazgeçtil-er.[377]
Peygamberimiz (a.s.)dan istemiş oldukları şey için, "İstemiyoruz!" dediler.[378]
İşte:
"Bizi, (Kureyşflere) âyetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olduklarıdır.
Biz, Semûd´a, gözleri göre göre o dişi deveyi verdik de, (onu öldürdüler ve) bu yüzden kendilerine yazık ettiler!
Halbuki, Biz âyetleri (azab ve helak etmek için değil), ancak (âhiret azabından) korkutmak için göndeririz" (İsrâ: 59) mealindeki âyetin bunun üzerine nazil olduğu rivayet edildiği gibi;[379]
"Allah´a, yeminlerinin bütün hızıyla and ettiler ki, eğer kendilerine bir âyet (bir mucize) gelirse, her halde iman edecekler! De ki: ´Âyetler, ancak Allah´ın nezdindedir.´ O geldiği zaman da, onların, muhakkak, yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz " (En´am: 109) mealindeki âyetin de bunun üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[380]
Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşrikler ve Akıbetleri
Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Kureyş müşriklerinden
Velid b. Mugîreye,
Ümeyye b. Halef´e,
Ebu Cehil Amr b. Hişam´a rastlamıştı.
Bunlar; kaşlarını göllerini oynatarak, Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[381]
Başlarıyla Peygamberimiz (a.s.)a işaret ederek:
"Bu da, kendisinin peygamber olduğunu ve yanında Cebrail bulunduğunu sanıyor! " dediler.[382]
Onların bu tutum ve davranışları Peygamberimiz (a.s.)ın çok ağırına gitti.
Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde mealen şöyle buyurdu:
"Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de, eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri, çepeçevre kuşatıverdi!
De ki: ´Yeryüzünde gezip dolaşın! Sonra da, bakın ki, (peygamberleri) yalanlayanların sonu nice olmuştur!´"[383]
Peygamberimiz (a.s.); karşılaştığı her türlü eza, cefa, istihza ve yalanlamaya katlanarak ve âhirette sevabını umarak, Yüce Allah´ın emriyle, kavmine öğüt vermeye devam etti.[384]
Peygamberimiz (a.s.)la alay eden müşrik ulularından:
Esved b. Muttalib,
Esved b. Abdi Yağus,
Velid b. Mugîre,
Âsb.Vâil,
Haris b. Tulaytıla
kötülüklerini sürdürdükleri ve Peygamberimiz (a.s.)la alaylarını çoğalttıkları zaman, Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a âyetler indirdi[385] ve indirdiği âyetlerde meal olarak şöyle buyurdu:
geliriz!)
Onlar, yakında (uğrayacakları akıbetleri) bileceklerdir!
Andolsun; biliyoruz ki, onların söyleyip durduklarından göğsün daralıyor!" (Hicr: 95-97)
Cebrail (a.s.), bir gün, gelip, Kabe´de Peygamberimiz (a.s.)ın yanına dikilmişti.
Kureyş müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)la alay edenlerinden:
Esved b. Muttalib,
Esved b. Abdi Yağus,
Velid b. Mugîre,
Âs b. Vâil,
Haris b. Tulaytıla, o sırada, Kabe´yi tavaf ediyorlardı.[386]
Esved b. Abdi Yağus, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelince, Cebrail (a.s.):
"Sen bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim dayım olmakla beraber, Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.
Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Âs b. Vâil geldi.
Cebrail (a.s.):
"Bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.
Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Velid b. Mugîre geldi.
Cebrail (a.s.):
"Bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.
Sonra, Esved b. Muttalib geldi.
Cebrail (a.s.):
"Bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından da geliriz!" dedi.[387]
Bunların hepsi de, birer musibete uğrayarak, Bedir savaşından önce ölüp gittiler.[388]
Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)ın Secdede Boynunu Çiğnemeye Yemin Edişi
Ebu Cehil,[389] bir gün, Kureyş azgınlarından bir topluluğun içinde:[390]
"Vallahi,[391] Muhammed´i[392] Kabe´nin yanında[393] namaz kılarken görecek olursam, muhakkak, onun boynunu çiğnerim!" demişti.[394]
Peygamberimiz (a.s.):
"Eğer o bunu yapmaya kalkacak olursa, [395] muhakkak, zebanilerden, başları gökte, ayakları yerde oniki melek
iner[396], açıktan[397] kendisini yakalayıverirler!" buyurdu.[398]
Peygamberimiz (a.s.) namaz kıldığı sırada,[399] Ebu Cehil haber alıp acele[400] geldi.[401]
"Yâ Muhammed![402] Ben seni[403] bundan[404] men etmedim mi [405]
Ben seni bundan men etmedim mi
Ben seni bundan men etmedim mi " dedi.[406]
Peygamberimiz (a.s.), namazdan dönünce,[407] onu azarladı.[408]
Ebu Cehil:
"Yâ Muhammed![409] Sen beni nasıl azariarsın [410]
Sen de bilirsin ki,[411] şu vadide benim meclisimden daha kalabalık bir meclis yoktur![412]
Vallahi, istersem, şu vadiyi sana karşı süvariler ve piyadelerle doldururum!" dedi.[413]
Ebu Cehil, Kureyş müşriklerinden bir topluluğa:
"Muhammed sizin aranızda hâlâ yüzünü toprağa sürüyor mu !" diye sormuştu.
"Evet! Sürüyor!" denilince, Ebu Cehil:
"Lâtve Uzzâ´ya andolsun ki; ben onu böyle yaparken görürsem, ya onun boynuna basarım, ya da yüzünü toprağa sürerim!" dedi.[414]
Namaz kıldığı sırada, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.
Kendisinin birdenbire Peygamberimiz (a.s.)ı bırakıp geri döndüğü ve elleriyle korunduğu görüldü! Kendisine:
"Sana ne oldu " diye sorulunca:
"Onunla benim aramda ateşten bir hendek! Korkunç birşeyler, birtakım kanatlar!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Eğer bana yaklaşmış olsaydı, melekler kendisinin uzuvlarını birer birer koparırlardı!" buyurdu.[415]
Hz. Abbas da, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatmıştır "Bir gün Mescid-i Haram´da idim. Oraya Ebu Cehil geldi: ´Andolsun ki; secdede görürsem, Muhammed´in boynuna basacağım!´ dedi. O sırada, Resûlullah (a.s.) geldi. Ebu Cehil´in söylediği sözü kendisine haber verdim.
Son derecede kızdı, ve Mescid-i Haram´a kapısından girmeyi beklemeyerek, hemen duvarından aşarak girdi.
Kendi kendime:
´Bu, kötü ve uğursuz bir gündür!1 dedim. Hemen, izarımı toplayıp, ben de arkasından gittim.
Resûlullah (a.s.), Alak sûresini başından sonuna kadar okudu ve secde etti.
Ebu Cehil´e:
´Ey Ebu´l-Hakem! İşte, Muhammed secdede!´ dediler.
Ebu Cehil:
´Siz benim gördüğümü görmüyor musunuz !
Vallahi, gök ufku gerilip önümü kapattı!1 dedi."[416]
Peygamberimiz (a.s.)ın Ebu Cehil´e, İraş´a Olan Borcunu Ödettirişi
İraş b. Amr diye anılan[417] bir adam devesine binip Mekke´ye gelmiş, Ebu Cehil de ondan devesini satın almıştı.
Fakat, ona devesinin bedelini ödemeyi geciktirmiş, uzatmış durmuştu.
Adamcağız, Kureyşîlerin toplandıkları yere vardığı sırada, Peygamberimiz (a.s.), Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturuyordu.
İraş b. Amr:
"Ey Kureyş cemaatı! Ben garib, yolcu bir adamım!
Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam´daki hakkımı almak için, bana kim yardım eder " diye sordu.
Orada oturanlar, Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)a olan düşmanlığını bile bile, alay için, Peygamberimiz (a.s.)ı göstererek:
"Şu oturan adamı görüyor musun
Sen ona git! O, senin ondaki hakkını almakta sana yardım eder!" dediler.
Adamcağız, varıp Peygamberimiz (a.s.)ın başucuna dikildi:
"Ey Allah´ın kulu! Ebu´l-Hakem Amrb. Hişam, bana hakkımı ödememekte baskın çıktı.
Ben garib ve yolcu bir adamım!
Şu cemaattan, ondaki hakkımı almakta bana yardım edecek bir adam sormuştum.
Onlarda, bana seni gösterdiler.
Sen ondan benim hakkımı alıver! Allah seni rahmetiyle esirgesin!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), hemen kalkıp, onunla birlikte Ebu Cehil´e gitti.
Kureyş cemaatı Peygamberimiz (a.s.)ın kalkıp adamla birlikte gittiğini görünce, yanlarındaki adamlardan birine:
"Onu takip et; bak, gör ne yapacak !" dediler.
Peygamberimiz (a.s.) Ebu Cehil´in evine kadar gitti, kapısını çaldı. Ebu Cehil, içeriden:
"Kim o " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben Muhammed´im! Hemen yanıma çık!" buyurdu.
Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)ın yanına çıktı. Kendisinin yüzü sararmış, benzi değişmişti.
Peygamberimiz (a.s.), ona:
"Ver şu adamın hakkını!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Olur!" dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamcağızın hakkını getirip kendisine verdi.
Peygamberimiz (a.s.), İraş´a:
"Git artık işinin başına!" buyurdu. Kendisi de oradan ayrıldı.
Kureyş cemaatının gönderdikleri adam yanlarına gelince, ona:
"Ne gördün " diye sordular.
Adam:
"Şaşılacak şeylerden şaşılacak şey gördüm!
Vallahi, o Ebu´l-Hakem´in kapısını çalar çalmaz, Ebu´l-Hakem hemen onun yanına çıktı ve benzi sarardı. Ebu´l-Hakem´e:
´Ver şu adamın hakkını!´ dedi. Ebu´l-Hakem de:
´Olur!1 dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamın hakkını getirip ödedi" dedi.
İraş da, Kureyşîlerin meclislerine gelip:
"Allah o zât hayırla mükâfatlandırsın!
Vallahi, o benim hakkımı Ebu´l-Hakem´den alıverdi!" dedi.[418]
Çok geçmeden, oraya Ebu Cehil de geldi.
Mecliste bulunanlar, ona:
"Ne oldu sana Vallahi, biz, şimdiye kadar, senin yaptığın şeyin bir benzeri daha görmedik!" dediler. Ebu Cehil:
"Vallahi, o kapımı çalar çalmaz, onun sesini duyar duymaz, içime bir korku doldu!
Kendisinin yanına çıktığım zaman, başının üzerinde, develerden öyle bir puğur gördüm ki, şimdiye kadar ben onun gibi büyük başlısını, boyunlusunu ve dişlisini hiç görmemişimdir!
Vallahi, adamın hakkını ödemekten kaçınsaydım, muhakkak o puğur beni yiyiverir, yutuverirdi![419] Hemen adamın hakkını verdim!" dedi.
Orada bulunan cemaat:
"Bu da onun sihirlerinden biridir!" dediler.[420]
Âs b. Vâil´in Habbab´a Olan Borcunu Ahirette Ödeyeceğini Söylemesi
Ashabdan Habbab b. Eret, Cahiliye devrinde,[421] Mekke´de demirci idi.[422] Kılıç yapandı.
Yaptığı ve sattığı kılıçlardan,[423] Âs b. Vâil´in üzerinde toplanmış bir hayli dirhem[424] alacağı vardı.
Alacağını istemek üzere, onun yanına gitti.[425]
Âs b. Vâil:
"Sen Muhammed´i inkâr etmedikçe, sana birşey ödemem!" dedi.
Habbab b. Eret:
"Vallahi, sen ölünceye ve öldükten sonra dirilinceye kadar, ben onu inkâr etmem!" dedi.[426]
Âsb.Vâil:
"Ben öldükten sonra dirilecek miyim " diye sordu.
Habbab b. Eret:
"Evet! Dirileceksin!" dedi.[427]
Âs b. Vâil:
"Siz, Cennette gümüş, altın, ipek ve her çeşit meyveler bulunduğunu söylüyorsunuz, değil mi " diye sordu.
Habbab b. Eret:
"Evet!" dedi.[428]
Âs b. Vâil:
"Ey Habbab! Dinine tâbi olduğunuz sahibiniz şu Muhammed de, Cennetliklerin Cennette altından, gümüşten, giyileceklerden ve hizmetçilerden istediklerini hazır bulacaklarını söylemiyor mu " diye sordu.
Habbab b. Eret:
"Evet!" dedi.
Âsb.Vâil:
"O halde, ey Habbab! Sen bana Kıyamet gününe kadar mühlet ver! Ben Cennet yurduna döneceğime,[429] bana o zaman mal ve evlat verilecek olduğuna,[430] mal ve evladıma döneceğime göre,[431] bendeki hakkını da sana o zaman orada öderim!"[432] diyerek, Kufâm Kerîm´in Cennette mü´minlere verilecek nimetler hakkındaki âyetleriyle alay etmek istedi.[433]
"Vallahi, ey Habbab! Ne sen, ne de sahibin ve sahiplerin, Allah katında benden daha iyi ve bu hususta daha nasipli olamazsınız![434]
Vallahi, senin söylediğin gerçekleşecek olsaydı, orada ben muhakkak senden daha üstün olurdum!" dedi.[435]
Yüce Allah, Âs b. Vâil hakkında âyetler indirdi.[436] İndirdiği âyetlerde, meal olarak şöyle buyurdu:
"Şu âyetlerimizi tanımayan ve ´Bana elbette mal ve evlat verilecek!´ diyen adamı gördün mü
O gayba mı vâkıf olmuş
Yoksa, çok Esirgeyen (Allah) katından, bir ahid mi almış
Hayır! Öyle değil!
Biz, onun söylemekte olduğu (sözü) yazar, azabını da uzattıkça uzatırız!
Onun söyleyegeldiğine, Biz mirasçı olacağız ve o, Bize tek başına gelecektir!"[437]
Peygamberimiz (a.s.)ın Süveyd b. Sâmit´le Görüşüp Kendisini İslamiyete Davet Edişi
Medineli Evs kabilesinden Amr b. Avf oğullarının kardeşi Süveyd b. Sâmit, hac veya umre için, Mekke´ye gelmişti.[438]
Kendisine, kabilesi içinde, cesareti, şiirleri, yaşlılığı,[439] soyu ve şerefliliği ile,[440] "Kâmil" ismi verilmişti.
Peygamberimiz (a.s.), Süveyd´in Mekke´ye geldiğini işitince, gidip[441] onu Yüce Allah´a imana,[442] Kur´ârvı Kerîm okuyup-kendisini İslâmiyete davet etti.[443]
Süveyd İslâmiyeti ne kabul etti,[444] ne de ondan uzaklaştı.[445]
Kur´ân-ı Kerîm hakkında da:
"Hiç şüphesiz, bu, güzel bir sözdür![446]
Belki de, sende olan, benim yanımdakinin benzeridir!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Senin yanındaki nedir " diye sordu.
Süveyd:
"İçinde Lokman´ın hikmetli sözleri yazılı Mecelle (Mecmua)!" dedi.[447]
Peygamberimiz (a.s.):
"Onu bana okusana " buyurdu.
Süveyd onu Peygamberimiz (a.s.)a okudu.[448]
Peygamberimiz (a.s.):
"Şüphesiz ki, bu, güzel bir sözdür.
Fakat, benim yanımdaki, Allah´ın bana indirdiği.[449] Allah´ın Kelamı olan[450] Kur´ân[451] bundan daha güzel,[452] daha üstündür!
O, hidayet ve nurdur!" buyurdu.[453]
Süveyd, dönüp Medine´ye, kavminin yanına gitti.
Çok geçmeden de, Hazrecîler tarafından öldürüldü.[454]
Kabilesi halkından bazı kimseler:
"Biz onun Müslüman olduğu halde öldürüldüğünü gördük!" demişlerdir.[455]
Böyle ise, Allah ona rahmet etsin![456]
Kureyş Müşrikleriyle İttifak Kurmaya Gelen Medinelilerin İslamiyete Davet Edilişi
Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi´, kavmi olan Abduleşhel oğullarından, içlerinde İyas b. Muaz´ın da bulunduğu bazı gençlerle Mekke´ye gelmişti.
Maksatları; Hazrecîlere karşı, Kureyşîlerle bir ittifak antlaşması yapma çareleri aramakü.
Peygamberimiz (a.s.), onların geldiğini işitince, gidip yanlarına oturdu ve onlara:
"Sabahlamak üzere geldiğiniz şeyden, sizin için daha hayırlısı yok mudur " diye sordu.
"Nedir o daha hayırlı olan şey " dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah beni, hiçbir şeyi şerik koşmaksızın Allah´a ibadet etmeye davet edeyim diye kullara gönderdi ve bana Kitab da indirdi" buyurduktan sonra, onlara İslâmiyeti anlattı ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Henüz pek genç yaşta olan İyas b. Muaz:
"Ey kavmim! Bu, vallahi, sağlamaya geldiğiniz şeyden daha hayırlıdır!" dedi.
Ebu´l-Hayser Enes b. Râfi1, hemen yerden bir avuç toprak alıp İyas b. Muaz´ın yüzüne atıp, onu:
"Sen bizi kendi halimize bırak! Hayatım üzerine yemin ederim, biz buraya ondan başkası için gelmiş bulunuyoruz!" diyerek[457] azarlayınca,[458] İyas b. Muaz sustu.[459] Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), kalkıp onların yanlarından ayrıldı.[460]
Ebu´l-Hayser ve arkadaşları da, Medine´ye döndüler.[461]
İyas b. Muaz, çok geçmeden vefat etti.
Vefat ederken yanında bulunanlar, onun ruhunu teslim edinceye kadar Yüce Allah´ı tevhid, tekbir ve O´na hamd edip durduğunu işitmişler, Müslüman olarak öldüğünde şüphe etmemişlerdir.[462]
Yüce Allah ona rahmet eylesin!
Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi1 ve arkadaşları Mekke´den Medine´ye döndükten sonra, Kays b. Hâtım da Mekke´ye geldi.
Peygamberimiz (a.s.) onu da İslâmiyete davet etti.
Kays:
"Sen beni bu yıl bırak da, işimin üzerinde bir düşüneyim, sonra senin yanına yine gelirim!" dedi.
Fakat, gelecek yıldan önce öldü, gelemedi.[463]
Peygamberimiz (a.s.)ın Akabe´de Medineli Altı Hazrecî ile Buluşup Görüşmesi
Peygamberimiz Aleyhisselaım, nübüvvetin onbirinci yılında,[464] hac mevsiminde Akabe´de bulunduğu sırada idi ki, Yüce Allah´ın kendilerine hayır murad ettiği Medineli Hazrecîlerden küçük bir toplulukla karşılaştı .[465]
Başka bir deyişle; Yüce Allah, İslâmiyeüe şereflendirmek istediği Medinelilerden, başlarını kazıtıp ihramdan çıkmış bazı kişilere, Peygamberimiz (a.s.)ı sevketti.[466] Ki, onlar:
Es´ad b. Zürâre,
Avf b. Haris,
Râfi1 b. Malik,
Kutbe b. Âmir,
Ukbe b.Âmir, Câbirb. Abdullah idi.[467]
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Siz, kimlersiniz " diye sordu.
Onlar:
"Hazrec kabilesinden bazı kişileriz!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Yahudilerin dost ve müttefikleri olan Hazrecîlerden misiniz " diye sordu.
Onlar:
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Oturmaz mısınız Sizinle biraz konuşayım" buyurdu.
Onlar:
"Olur" dediler, oturdular.
Peygamberimiz (a.s.) onları Yüce Allah´a imana davet ve kendilerine İslâmiyeti arz ve teklif etti, Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Yüce Allah, Medinelilere İslâmiyetle yapacağı ihsanı yaptı.
Yahudiler, Kitab ve ilim sahibi idiler. Medine´nin yerlisi olan Evs ve Hazrecîler ise putperest idiler. Bunlar, kendi yurtlarında Yahudilerle çarpışır dururlardı.
Aralarında birşey çıktıkça, Yahudiler bunlara:
"Bir peygamber gönderilmek üzeredir. Onun geleceği zamanın gölgesi düşmüştür. O Peygamber gelince, biz ona tâbi olacağız. Onunla birlik olup, Âd ve İrem kavminin öldürüldükleri gibi, biz de sizi öldüreceğiz!" derlerdi.
Peygamberimiz (a.s.), Medineli Hazrecîlerle konuşup kendilerini Allah´a imana davet edince, birbirlerine:
"Ey kavmimiz! Biliniz ki: Vallahi bu, Yahudilerin bizi kendisiyle korkuttuğu peygamber olsa gerek! Sakın, Yahudiler ona inanmak ve tâbi olmakta sizi geçmesinler" diyerek, Peygamberimiz (a.s.) m kendilerini davet ettiği şeye icabet ve İslâmiyetten kendilerine teklif edilen şeyleri hemen kabul ve tasdik ettiler.
"Biz, kavmimizi, hem birbirlerine karşı, hem de kavmimizden olmayan bir kavme (Yahudilere) karşı, aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu halde gerimizde bırakmış bulunuyoruz.
Umulur ki, Allah onları senin sayende biraraya toplar.
Biz, hemen yanlarına vanp, onları da senin işine, İslâmiyete davet edecek; bizim bu dinden kabul ettiğimiz şeyleri onlara da arz ve teklif edeceğiz.
Eğer Allah onları bu din üzerinde birleştirirse, senden daha aziz ve daha şerefli bir kimse olamaz!" dediler.[468]
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Siz, Rabbimin elçilik vazifesini halka tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar beni koruyacak, bana yardımcı olacak mısınız " diye sordu[469] ve kendileriyle birlikte Medine´ye gitmek istedi.[470]
Onlar:
"Sen de biliyorsun ki, Evs ve Hazrec kabileleri arasında kanlar dökülmüştür. Allah´ın onları senin İslâmiyet işinle doğru yola çıkaracağını çok umuyoruz.[471]
Yâ Rasûlallah![472] Biz, Allah ve Resûlü için son derecede gayret göstereceğiz! Fakat, biz, bugün birbirlerine karşı kızgın,[473] birbirlerinden uzaklaşmış,[474] önceki yıl Buasta birbirlerimizle çarpışmış bulunuyoruz.
Biz bu durumda iken, eğer sen bugün yanımıza gelirsen, bizim için senin üzerinde toplanma, birleşme hâsıl olmaz![475]
Biz sana görüşümüzü sunuyoruz.
Sen, Allah´ın ismiyle, biraz bekle![476]
Bu yıl bizi serbest bırak![477]
Biz kavim ve kabilemizin yanına dönelim.[478]
Onlara senin işini haber verelim.
Kendilerini Allah´a ve Allah´ın Resûlüne,[479] senin davet ettiğin şeylere[480] davet edelim.
Belki Allah aramızı düzeltir,[481] işimizi birleştirir.[482]
Allah´ın bizleri senin üzerinde birleştirmesi umulur.[483]
Eğer onlar senin üzerinde sözbirliği eder, sana tâbi olurlarsa,[484] senden daha aziz bir kimse olmaz ![485]
Biz, sana, gelecek yıl hac mevsiminde gelmeye söz veriyoruz!" dediler.[486]
Peygamberimiz (a.s.) da kabul etti.[487]
Onlar; gerçekten, inanmış, Peygamberimiz (a.s.)ı ve getirdiklerini doğrulamış olarak yurtlarına dönmek üzere, Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrı İdi lar.[488]
Medine´ye, kavimlerinin yanına vardıkları zaman, Peygamberimiz (a.s.)ı anlatmaya ve onları İslâmiyete davet etmeye koyuldular.[489]
Ensar evlerinden, içinde Peygamberimiz (a.s.)ın anılmadığı,[490] İslâmiyetin açıklan-madığı[491] ev kalmadı.[492]
Allah onlardan razı olsun![493]
Zekvan b. Abdi Kays´ın Müslüman Oluşu
Zekvan b. Abdi Kays da, Es´ad b. Zürâre ile Medine´den Mekke´ye gelerek Peygamberimiz (a.s.)la buluşmuş, Peygamberimiz (a.s.) İslâmiyeti arz ve teklif edip Kur´ân-ı Kerîm okuyunca, Müslüman olmuştur.[494]
Yüce Allah ondan razı olsun![495]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130.
[2] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 129.
[3] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 227, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ,el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58.
[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58-59, İbn Seyyid, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.
[6] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 345.
[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362, Taberî, Târih, c. 2, s. 219, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 345.
[8] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 362, Taberî, c. 2, s. 219, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131 .
[9] Taberî, Târih, c. 2, s. 21 9.
[10] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.
[12] Taberî, Târîh.c. 2, s. 220.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362.
[14] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.
[16] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, c. 1,s.362.
[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.
[19] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Taberî, c. 2, s. 219, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.
[21] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 122, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 233, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 98, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 54, Neseî, Sünen, c. 4, s. 90-91, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 342-343, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131-132, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 124.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, c. 1, s. 131, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.123.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Sa´d, c. 1, s. 122-123, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, 11, s. 131, Zehebî, s. 236,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.
[24] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 18, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 54, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 132.
[25] Kasas: 56.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/119-122.
[26] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 543. Zehebı. Târıhu´l-islâm. s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/122-123.
[27] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 130.
[28] Belâzurî, c. 1,5.236, İbn Seyyid, c. 1, s. 129.
[29] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 71.
[30] Belâzuıî, Ensâb, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90.
[31] Belâzuıî, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299.
[32] Kastalâni, Mevahib,c.1, s. 71, Diyarbekrî, c. l.s.299.
[33] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.
[34] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 124, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 349, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 47.
[35] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 1 24, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Neseî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Ferecİbn Ceraf, el-Vefa, c. 1, s. 208, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 234, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.
[36] Beyhakî, c. 2, s. 349, İbn Seyyid, c. 1, s. 132, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[37] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Diyarbekn, c. 1.S.301 .Halebî, c. 2, s. 47.
[38] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 32, Zehebî, s.234, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.
[39] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.123.
[40] Neseî, Sünen, c. 4, s.79 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[41] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[42] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1 , s. 208, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[43] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, c. 3, s. 214, Nesâî, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Zehebî,s.234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[44] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1. s. 123-124.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/123-124.
[45] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 8, s. 18, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 130, İbnHacer, el-İsâbe, c. 4, s. 283, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.
[46] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, Tâıîh, c. 2, s. 35, Taberî, Târih,c.2, s. 229,Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1 ,s. 301.
[47] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 236, İbn Esir, Kâmil, c. 2 s. 90, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3,s. 127, İbn Hacer, c. 4, s. 283.
[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 1 8, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Zehebî, s. 237, İbnHacer, c. 4, s. 283, Kastalâni, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 301.
[49] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Beyhakî, c. 2, s. 352-353, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c.1, s. 1 30, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 127, Kastalâni, c. 1, s. 73.
[50] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, Taberi, c. 2, s. 229, Hâkim ,c. 3, s. 182, İbn Abdilberr c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1 , s. 129-130, Zehebî, s. 237, Diyarbekrî, c. 1 , s. 301.
[51] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 85, Zehebî, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301 , Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 40, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 294.
[52] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Zürkânî, c. 1,s.294.
[53] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Halebî, c. 2, s. 40, Zürkânî,c. 1, s. 294.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 122, Zürkânî, c. 1, s. 293.
[55] İbn Sa´d, c.1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 122, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.
[56] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.
[57] Taberî, Târih, c.2, s:. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. ks.2, s. 10.
[58] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/124-125.
[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 123, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 208.
[60] İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.302.
[61] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 1 , s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134.
[62] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, Târih, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,1 34, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57-58, İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229.
[64] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, c. 2, s. 229, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 350, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 234, Halebî, c. 2, s. 50.
[66] İ bn S a´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 211, E bu´l-F ere c İbn C evzî, e I-Vefa, c. 1, s. 210-211, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-ni hâye,c. 3, s.
134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50-51.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/125-127.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 387.
[68] Kurtubî, Tefsir, c. 13, s. 26, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 292, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 508.
[69] Furkan: 27-29, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.
[70] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 188-189, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103-104, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 472.
[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 11 3, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 26, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1336, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 154, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 301.
[72] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve,0.2,5.197, Kurtubî, Tefsir, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensür, c. 5, s.258.
[73] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 258.
[74] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 2, s. 3, Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 3, s.3.
[75] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[76] Taberî, Tefsîr, c. 22, s. 152, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, c. 5, s. 258.
[77] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, c. 5, s. 258.
[78] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, c. 3, s. 3.
[79] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[80] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7.
[81] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[82] Yâsin: 9.
[83] Taberî, Tefsir, c.2 2, s. 152, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 197, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 3, Kurtubî,Tefsir, c. 15, s. Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[84] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 303, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 163, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 192-193,Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 6, s. 240, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/128-133.
[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 60.
[86] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 211 , Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 211 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.
[87] Belâzurî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.
[88] İbn Sa´d, Tabakât, c .1 , s. 211, Belâzurî c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım ,Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Kastalâni, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c.2, s. 51.
[89] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, c. 1, s. 75.
[90] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 60, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s.211, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, Târih, c . 2, s. 229, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[91] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 8.
[92] İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.
[93] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 10, Halebî, c. 2, s. 51.
[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s.135, Halebî, c. 2, s. 52.
[96] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 282.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.135.
[98] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1 ,s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s 60, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 229-230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve , c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 91 , İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 ,s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî,c. 1,5.302.
[101] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302.
[102] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, s. 282, Bedrüddin Aynî,Umdetu´l-Kârî, c. 1 5, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.
[103] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 60-61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 1 35, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.1234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[105] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283.
[106] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2,s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[107] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Zehebî, s. 283.
[108] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 415, Zehebî, s. 283, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135.
[110] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295,Beyhakî, Delâil, c .2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[111] Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.
[112] İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.
[113] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 22, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 ,s. 134, Diyarbekrî, c. 1, s.302, Halebî, c. 2, s. 52.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.
[117] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 235, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 91-92, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136-137.
[118] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52,İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 4, s. 275, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.
[119] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 2, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.
[120] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.
[121] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 283.
[122] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c.1, s. 21 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c . 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Kastalâni, M evâhib, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[124] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c. 1 , s. 212, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91 ,İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2,s. 52.
[125] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 212, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s.302.
[126] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, İbn Seyyid, c.1, s.134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.
[127] Yâkubî, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Ebu´l-Ferec, c. 1,s. 282, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.
[128] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[129] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.
[130] Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 297.
[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136.
[132] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, e I-Vefa, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.
[133] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Halebî,c.2,s.52.
[134] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 213, İbn Esîr, c. 2,s. 91, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.
[135] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.
[136] Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.
[137] Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.
[138] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2 , s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.
[139] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2,s. 53.
[140] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.
[141] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, İbnHaldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.
[142] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73.
[143] İbn Haldun, Târîh, c. 3, ks.2, s. 10.
[144] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 61-62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 -92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 75.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/133-140.
[145] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esir, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s.1135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s.3O2, Halebî, c. 2, s. 53.
[146] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 416, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esîr.c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1 , s. 303, Halebî, c. 2, s. 53.
[147] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2,s. 54.
[148] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 54.
[149] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Süheylî,Ravd, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 54.
[150] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.
[151] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 466.
[152] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62-63, Taberî, c. 2, s. 230-231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 213-214, İbn Esîr, c. 2, s. 92, İbn Seyyid,c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 56.
[154] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 223.
[155] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56.
[156] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283, Halebî, c. 2, s. 56.
[157] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230-231 , Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 214, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 36, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2,s. 56.
[158] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Halebî, c. 2, s.56.
[159] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/140-142.
[160] İbrı İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1 ,s.136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.
[161] İbn Şa´d, Tabakatü´l-kübrâ, c. 1, s. 212.
[162] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1, s. 136.
[163] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, İbn Sa´d, c. 1, s. 21 2, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.
[164] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420.
[165] Kamu´s-Seâlib, Mekke´ye iki merhalelik veya bir gün bir gecelik bir yerdir (Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s.142, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 224).
[166] Buhârî, Sahîh,c.4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420-1421, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 281-282, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´luyûn, c. 2, s. 56-58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/142-143.
[167] Mahle, Mekke´ye bir geceliktir (Kastalanı, Mevahibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrı, Hamıs, c. 1, s. 363).
[168] Nasibin (Nusaybin), M usul´dan Şam´a giden kafile yolu üzerinde, Cezire beldelerinden, bostanları, suları bol bir belde olup Sencar ilEsîralan dokuz fersah, Musul ile altı günlüktür. Sur içinde bulunan küçük bir dağdan şehre akreb yayılır (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 288).
[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212,Taberî, Târih, c. 2, s. 231, E bu Nuaym ,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52. İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.136, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s.74,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 60.
[170] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu Nuaym, c. 2, s. 363, İbn Esîr, c. 2, s. 92.
[171] Ahkâf 29-32, Cinn: 1-15, İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, İbn Sa´d.c.1, s. 212.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/143-144.
[172] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî,İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.
[173] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.
[174] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zad, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s. 61.
[175] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, İbn Kayy,m , Zâd, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s.52.
[176] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.
[177] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.
[178] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.
[179] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.
[180] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.
[181] İsmail (a.s.)ın, halis ve saf soyundan gelen oğullarına Sarfh (İ bn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 26, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c.1, s. 20); Abduddar, Cuman, Manzum, Adiyy, Ka´bveSehm oğullarına da, Halff´in çoğulu olarak Ahiâf denir (İbn Esîr, Nihâye, o.1, s. 425).
[182] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târih, c . 2, s. 231 , Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.
[183] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231.
[184] Taberî, T ârfh, o. 2, s. 231, E bu´l-F erec İ bn C evzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.
[185] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târîh, o. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.
[186] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1,5.215.
[187] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.
[188] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1.S.215.
[189] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s.52.
[190] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 21 5, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.137.
[191] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.
[192] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.
[193] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.
* Altı veya yedi kişi idiler (Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62).
[194] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[195] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.
[196] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[197] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[198] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212.
[199] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.
[200] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.
[201] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 215, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.
[202] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, o. 2, s. 52.
[203] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.
[204] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[205] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.
[206] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 21, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.
[207] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, E bu´l-F erec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52.
[208] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s.80,Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 20, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 56,Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 67, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 233, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 136.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/144-147.
[209] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 78, İbn Hacer, el-İsâbe,c.2, s. 225.
[210] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 238, Etau´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 204, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 139, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ,c. 1, s. 336, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69.
[211] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 139.
[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 238, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204.
[213] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.
[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , c. 1, s. 238, Ebu´l-Fenec, c. 1, s. 204.
[215] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.
[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 238, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 78-79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 99.
[217] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248-249.
[218] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 ,s.239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esir, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebi", c. 1, s. 249, Suyûtî, c. 1, s. 336.
[219] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 239, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 79, Suyûtî, c. 1, s. 336, Halebî, c. 2, s. 69.
[220] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22-24, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237-239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239, İ bn Abdi Iberr, İstiâb, c. 2, s. 760-761, E bu´l -F erec İ b n C evzî, el- Vefâ, c. 1, s. 204-206, İ bn Esîr, Usdu´l -g âbe, c. 3, s. 7 9-80, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 139-140, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1,s. 249-250, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 99-100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 336-337, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69-70.
[221] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 243, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 123, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1957, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 758, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 249, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 225.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 24, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 259, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239-240, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî,el-Vefâ,c. 1 ,s. 206, İbn Esîr.Usdu´l-gâbe.c. 3, s.80, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 337.
[223] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 140
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/147-152.
[224] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c . 2, s. 93.
[225] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidaye ve´n-nihâye, c. 3, s. 65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/152-153.
[226] Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 306-307, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 132, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222, Hâzin, Tefsir, c. 4, s.417.
[227] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 133, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 655, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 288,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 307.
[228] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 405.
[229] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 34, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132, Hâzin, c. 4, s. 417.
[230] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, Vahidi, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132.
[231] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 34, Vahidî, s. 307, Hâzin, c. 4, s. 417.
[232] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, İbn Sa´d, c. 1, s. 133, Belâzurî, c. 1, s. 405, Vâhidî, s. 307, Ebu´l-Fenec, c. 2, s. 655, İbn Seyyid, c. 2, s. 288, Hâzin, c. 4, s. 417.
[233] İbn Sa´d, c. 1, s. 133, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, c. 4, s. 1818-19, İbn Asalar, Târih, c. 1, s. 293, Ebu´l-Ferec, c. 2, s.655, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1 , s. 23, İbn Seyyid, c. 2, s. 288,
[234] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39.
[235] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307.
[236] Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222.
[237] Kevser 1-3.
[238] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 208.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/153-154.
[239] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 138.
[240] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 142.
[241] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.
[242] İbnSa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Ebu Nuaym, c. 1, s. 292, Diyarbekrî, Hamis, c.1,s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153.
[243] Zübeyr b.Bekkâr, Cem hene, c. 1, s. 367-368, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 97, c. 3, s. 15.
[244] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[245] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[246] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[247] İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[248] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[249] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 1 0, s. 103.
[250] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[251] Zübeyr b.Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 367, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 103, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[252] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 58-59.
[253] Zübeyr b. Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368,Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[254] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[255] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[256] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 55.
[257] Zübeyr b. Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 368, İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[258] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[259] Zübeyr b.Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[260] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 216-217, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 292, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 56, E bu´l -F i dâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.
[262] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, 217, Ebu Nuaym , c. 1, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 11, Diyarbekrî, c. 1,s.3O6.
[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.216, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târih, c. 2, s.231, Ebu Nuaym , D elâ ilü ´n-n übü we, c. 1, s. 282, Süheylî, Ra vdu´l -ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 152-53, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 138.
[264] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 216, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-Nihâye, c. 3, s. 439.
[265] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c . 3, s. 492, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 186, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 138.
[266] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 21 5, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.
[267] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Ahmed b. Hanbel, 3, s. 492, İbn Esîr, c. 2, s. 94, İbn Haldun, Târîh, c. 2, s. ks.
2, s. 11 .
[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[269] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım, Zâdü´l-m ead, c. 2, s. 56,Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, c. 2, s. 154.
[270] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1,s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım,c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138-139, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 46.
[271] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec, c. 1 ,s. 216, İbn Kayyım , c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 11.
[272] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Ebu´l-F erec, c. 1, s. 21 6. İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
[273] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Belâzurî, c. 1, s. 237, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.
[274] İbn Sa´d, c. 1, s. 21 6, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322. Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 292, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
[275] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 292, E bu´l-Ferec, c. 1.S.216, İbn Seyyid, c. 1, s. 152, Zehebî, s. 282, Halebî, c. 2, s. 153.
[276] İbn Sa´d, . c1, s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[277] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46.
[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[279] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.
[280] Yâku bf, Târîh, c. 2, s. 36, Ze hebf, Tâ rfhu ´l-islâm, s. 282, E bu´l -Fi dâ, el-Bi dâye ve´n-nih âye, c. 3, s. 140, Diyarbekrf, Hamîs, c.1, s. 306.
[281] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.216, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.
[282] Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 158.
[283] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 6624, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî,s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c . 6, s.46.
[284] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s.282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye,c. 3, s. 142-1 43, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 309-310.
[285] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143.
[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143, Halebî, c.2,s. 156.
[287] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 251 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 156.
[288] Ebu Nuaym, c.1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, c. 1, s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.143, Halebî, c. 2, s. 156.
[289] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285-288, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424426, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c.5, s. 250-251, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153-155, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143-144, Halebî, İ nsânu´l-uyûn,c. 2, s. 156-1 57.
[290] Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c.1, s. 15, Beyhakî, Delâil,c. 2,s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.
[291] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s.15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 2, s. 492, Zehebî, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysem f, c. 6, s. 22.
[292] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492.
[293] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.
[294] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Heysemî, c. 6, s. 22.
[295] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15.
[296] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 492493, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.
[297] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.
[298] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 185, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41 .
[299] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî,Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.
[300] Be yhak f, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 185.
[301] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, s. 151 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41.
[302] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 15, Beyhakî, c. 2, s.1 85, İbn Abdilberr, c. 2, s. 483, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 41 , Heysemî, c. 6, s. 22.
[303] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 .
[304] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 64-65, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492493, Taberî, Târih, c. 2, s. 231-232,Zehebî, Tâ rihu´ l-islâm, s. 285, E bu´l -Fidâ, c. 3, s. 1 38-1 39, Halebî, İ n sânu´ l-uyûn, c. 2, s. 15 4.
[305] Dârekutnî, Sünen, c. 3, s. 44-45, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 182, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 71, AJâüddinAli, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 49, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153-154.
[306] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 ,Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21.
[307] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[308] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[309] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[310] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130.
[311] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[312] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 130, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[313] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[314] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.
[315] E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[316] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, E bu Nuaym , c. 1, s. 297, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.
[317] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 140.
[318] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[319] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.
[320] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[321] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.
[322] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[323] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[324] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî,s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî, c. 2, s. 154.
[325] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.
[326] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 65-66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî,c.2,s.155.
[327] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 232, E bu Nuaym, c. 1, s. 289, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ,c.3,s.140.
[328] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 289, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.
[329] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93.
[330] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.
[331] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 39.
[332] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.
[333] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.
[334] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Tâ rıh, c. 2, s. 232, Zeheb f, Tâ rfhu´ l-islâm, s. 285-286, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139-140.
[335] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.
[336] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.
[337] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.
[338] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye c. 3, s.141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.
[339] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.
[340] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, c. 4, s. 353.
[341] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.
[342] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1,s.297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.
[343] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c.1 ,s.297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[344] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1, s. 297, İbn Esîr, c.2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.140.
[345] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[346] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.
[347] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 293.
[348] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.
[349] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293-294, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 145-146.
[350] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.
[351] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285.
[352] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.
[353] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/154-177.
[354] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.
[355] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57.
[356] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 132.
[358] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 318-319, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 132-133, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 270.
[359] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1 ,s.319, Buhârî, Sahih, c.6, s. 120, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1958, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 4, s. 270.
[360] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid,c. 4, s. 270-271.
[361] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1959, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 271.
[362] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/177-180.
[363] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.
[364] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 4, s. 190.
[365] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 53,Suyûtî, D ürru´l-mensur, c. 4, s. 190.
[366] Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, H ale bf, İ nsânu´l -u yûn, c. 1, s. 497
[367] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 142.
[368] İ bn İ shak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 31 2, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 496.
[369] İbn İshak, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, c. 7, s. 312, c. 1 5, s. 108, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, s.150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190.
[370] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272
[371] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 52,Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 7, s. 50, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 190, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 1, s. 497.
[372] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.
[373] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 497.
[374] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.
[375] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Beyhakî, c. 2, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî,c.1, s. 497.
[376] İbn İshak, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.
[377] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 1 53-1 54.
[378] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 272.
[379] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Hâkim , c. 2, s. 362, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 234, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.3, s. 47, Hâzin,Tefsir, c. 3, s. 169, Suyûtî, c. 4, s. 190.
[380] Taberî. c. 7. s. 312. Vâhidî. Esbâbü´n-nüzûl. s. 150.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/180-182.
[381] "Allah´ın yanında başka bir ilah daha tanıyan o alaycılara karşı, muhakkak, Biz sana yeteriz! (Onların hakkından, İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.
[382] Şuyuti, Dürru´l-m ensûr, c. 4, s. 108.
[383] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.
[384] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 50.
[385] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 50-51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 69-70 Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvie, c. 1, s. 268, Kurtubî,Tefsir, c. 10, s. 62, Meseff, Medârik, c. 2, s. 279, Beyzâvf, Tefsir, c. 1, s. 547, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 92.
[386] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 70, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 62, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 106.
[387] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 72.
[388] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 51-52, Taberî, c. 14, s. 70-72, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 268, Beyhakî,D el â il ü´n-nübü we, c. 2, s. 316-318, K urtu bf, Tefsir, c. 10, s. 62, İ bn Seyyid, U yûnu ´l-eser, c. 1, s. 11 3, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 224-225, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 105-106.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/182-185.
[389] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 368, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 81, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.
[390] Ebussuud, Tefsir, c. 9, s. 179.
[391] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126
[392] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.
[393] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394
[394] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 125, Taberî, c. 30, s. 254, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 124, Hâzin, c. 4, s. 394, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Ebussuud, c. 9, s. 179.
[395] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529.
[396] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Bedruddin Ayni, Umdetu l-Kari c. 19, s. 308, İbn Hacer, Fethu l-Bari, c. 8 s. 557.
[397] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126.
[398] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81 , 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308, Hâzin, c. 4, s. 1 94.
[399] Tirmizî, c. 5, s. 444, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 1 92, Zehebî, Târîhu´Nslâm, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[400] Belâzuıî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 126.
[401] Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 1 266, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[402] Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, t 4, s. 529.
[403] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[404] Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[405] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 44, s. 394.
[406] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444.
[407] Tirmizî, c. 5, s. 444, Hâzin, c. 4, s. 394.
[408] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Kurtubî, c. 20, s. 127, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 259, Hâzin, c. 4, s. 394.
[409] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 256, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 192, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 127.
[410] Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 1 26, Taberî, c. 30, s. 256, Kurtubî, c. 20, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, t 4, s. 394.
[411] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[412] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 308.
[413] Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394.
[414] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2154, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308.
[415] Müslim, c. 4, s. 2154, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[416] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 2, s. 191, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 02, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 43, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463464.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/185-187.
[417] İbrı Hazm, Cemhere, c. 2, s. 387, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 3, s. 387.
[418] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 29-30, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 128-129, Ebu Nuaym, Delâilü´n-Nübüvve, c. 1 , s. 210-212, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 193-194, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 506-507.
[419] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 30, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 212, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 93-1 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 112, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45.
[420] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 129.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/188-190.
[421] Buhârî,Sahih,c.5ı s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.
[422] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Bu hân , Sahih, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.
[423] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 383.
[424] Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.
[425] İbn İshak, İbn Hişam, Sire.c.1 ,s. 383, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî.c. 5, s. 238,Müslim, c.4,s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 176, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[426] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237-238, Müslim, c. 4, s. 2153, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Fahm´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 279.
[427] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Müslim , c. 4, s. 2153, Tirmizî, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c.16, s. 1 21, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 146, Ebussuud, c. 5, s. 279.
[428] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[429] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383.
[430] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 237, 238, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 523, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249.
[431] Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 77, Vâhidî, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.
[432] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Belâzurî, c. 1, s. 177,Vâhidî, s. 204, Kurtubî, c. 11 , s. 145.
[433] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Kurtubî, c. 11, s. 146.
[434] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, Kurtubî, c. 11, s. 146.
[435] Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 205.
[436] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, c. 4, s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 177,Taberî, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, s. 204-205, Kurtubî, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 136.
[437] Meryem: 77-80.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/190-192.
[438] İbn İshak, İtan Hişam , Sîre, c. 2, s. 67, Yâkubî, Tarih, c. 2, s. 37, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 2, s. 419, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 155, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.
[439] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287.
[440] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Taberî, c. 2, s. 233, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147.
[441] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67-68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[442] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Yâkubî, c. 2, s. 37, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[443] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Belâzurî, c. 1, s. 238, Taberî, t 2, s. 233, Beyhakî, t 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94-95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[444] İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155,
[445] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2,5.160.
[446] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn E sır, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[447] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[448] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Belâzurî, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[449] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 68, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 2, s. 419, Zehebî, Târıhu´l-isJâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.
[450] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 37.
[451] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c.2,s.160.
[452] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37.
[453] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s.68 Belâzurî, c. 1 , s. 238, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[454] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[455] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c.2, s. 95, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s.155, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c. 2, s. 160
[456] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/192-194.
[457] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 427, Taberî, Târîh, c. 2, s. 233, Hâkim,
Müstedrek, c. 3, s. 1 81, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 1 86, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 288, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6. s. 36.
[458] İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155, İbn Haldun,Târîh, c. 2, ks, 2, s. 11, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 161.
[459] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c. 3, s. 181 .Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Haim, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 48, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.
[460] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Esîr, c. 1, s. 186, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, Heysemî, c. 6, s. 36, Halebî, c. 2, s. 161.
[461] İbn Hazm, s. 69, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 155, İbn Haldun, c. 2, ks, 2, s. 11.
[462] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Hazm, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 288, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11, Halebî, c. 2, s. 1 61.
[463] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/194-195.
[464] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 306.
[465] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.
[466] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 217, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 299.
[467] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 71 -72, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 219, Taberî, c. 2, s. 234, E bu Nuaym , c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 433, İbnHaim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69-70, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü1 l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 290, Ebu´l-Fidâ,c.3, s.149, İbn Haldun, c. 2, kş. 2, s. 11. Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[468] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70-73, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298-299,Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148-149, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 159.
[469] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 218, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[470] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.
[471] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.
[472] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219.
[473] İbn Sa´d, c. 1 , s. 218, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 40, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306.
[474] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 40.
[475] İbn Sa´d, c. 1, s. 218-219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1 , s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[476] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[477] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[478] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.
[479] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.
[480] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 11, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[481] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40. Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[482] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.
[483] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.
[484] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.
[485] Yâkubî, c. 2, s. 38, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.
[486] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1,s.76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[487] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40.
[488] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 71 , Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 56. E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 149.
[489] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 299, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 435, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.
[490] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 219, Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, Târih, c. 2, s. 234-235, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 71 , İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 12.
[491] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.
[492] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 9, Yâkubî, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 12.
[493] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/195-199.
[494] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 593, Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 2, s. 466, Ibn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 169, Zehebî, Siyeru A´lâmi´n-nübelâ.c.1. s. 219-220. İbn Hacer. el-İsâbe. c. 1.S.482
[495] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/199.
|
|
|
|