| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Arapçadaki Harflerin mahreç (çıkış) yerleri |
|
Yazar: RasitTunca - 05-02-2019, 02:50 AM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Arapçadaki Harflerin mahreç (çıkış) yerleri
Hemze: Harekeli olan elife denir. Mahreç yeri, boğaz aşağısıdır.
Be: Mahreç yeri, dudaklardır; dudaklar birbirine vurulur, nefes vererek kuvvetlice çıkarılır.
Te: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin dipleridir.
Se: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin uçlarıdır.
Cim: Mahreç yeri, dil ortası ile damağın ortasıdır.
Ha: Mahreç yeri, boğazın ortasıdır.
Hı: Mahreç yeri, boğazın ağza en yakın olan kısmı yani boğazın üstüdür.
Dal: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin dipleridir.
Zel: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin uçlarıdır.
Ra: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin üstüne düşen damak kısmıdır.
Ze: Mahreç yeri, dil ucu ile alt ön dişlerin üstüdür.
Sin: Mahreç yeri, dil ucu ile alt ön dişlerin üstüdür.
Şın: Mahreç yeri, dil ortası ile damağın ortasıdır.
Sad: Mahreç yeri, dil ucu ile alt ön dişlerin üstüdür.
Dad: Mahreç yeri, dilin sol veya sağ ya da her iki tarafı ile üst azı dişleridir.
Tı: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin dipleridir.
Zı: Mahreç yeri, dil ucu ile üst ön dişlerin uçlarıdır.
Ayn: Mahreç yeri, boğazın ortasıdır.
Gayn: Mahreç yeri, boğazın ağza en yakın olan kısmı yani boğazın üstüdür.
Fe: Mahreç yeri, üst ön dişleri ile alt dudağın iç kısmıdır.
Kaf: Mahreç yeri, dilin dibi ile üst damaktır.
Kef: Mahreç yeri, kaf harfinin mahrecinin dil ucuna doğru biraz altı ile damaktır.
Lam: Mahreç yeri, dilin iki kenarı ile birlikte dil ucuna varıncaya kadar üst damaktır.
Mim: Mahreç yeri, dudaklardır.
Nun: Mahreç yeri, dil ucu ile onun hizasındaki iki ön dişin etleridir.
Vav: Mahreç yeri, dudaklardır.
He: Mahreç yeri, boğazın dibidir.
Ye: Mahreç yeri, dil ortası ile damağın ortasıdır.
|
|
|
Abdest de El ve Ayak Parmaklarının Arasını Hilallemek Sünnetmidir? |
|
Yazar: RasitTunca - 04-29-2019, 07:49 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Abdest de El ve Ayak Parmaklarının Arasını Hilallemek Sünnetmidir?
Abdest alırken parmak aralarını hilallemek şart mıdır?Parmak aralarını hilallemeden alınan abdest kabul olur mu?
Abdest alırken parmak aralarınını hilallemek abdestin sünnetlerindendir.Yani sünnet olması demek yapıldığı taktirde sahibini mükafatlandırır, terk edildiği taktirde de sahibini kınanmayı gerektirir demektir.
Abdestte el ve ayak parmaklarının hilallemek suyun el ve ayaklara tamamen ulaşmasını sağlar ki,iğne ucu kadar yer bırakmadan elleri ve ayakları yıkamak farzdır.Hatta geniş olan yüzüğü oynatmakta gerekir.dar olan yüzüğü de suyun ulaşmasına mani olacağı için çıkarmak gerekir.
Abdest alırken parmak aralarını hilallemek ile alakalı Peygamber Efendimiz(s.a.v.)" Kimki parmak aralarını hilallemeyi terk ederse, kıyamet günü parmakları ateşle hilallenir" buyurmuştur.
Parmaklan hilâllamakdır. Yâni iki elinin ve iki ayağının parmaklarını üçer kere yıkadıktan sonra hilâllamakdır. İki ellerde hi-lâllamanın keyfiyeti, ikisinin parmaklannı birbirine kenetlemektir ayakta hilallemenin keyfiyeti; sol elinin küçük parmağı ile sağ ayağının altından ve küçük parmağından başlayıp sıra ile sol ayağının küçük parmağında hilâllemeyi bitirmektir.
Parmaklarınızın arasını hilalleyin ki Allah-u Teala onların arasını ateşle hilallemesin. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned no: 1783, 6/256) Bu hadisi nasıl anlamalı?
Böyle hadis var ama fıkıh kitaplarında parmak araları hilallemek sünnet yazıyor. Nasıl anlamalıyız bu hadisi?
Bazen el parmaklarını hilallemeden abdest alıyoruz böyle olur mu?
Ayak parmakları da tamamen yapışık değil ama çok da ayrık değiller hafif yapışıklar. Suyun gidip gitmediğini anlamıyorum hilallemek farz mı olur?
Hatta bazı insanlar elleri ile ayaklarını hiç ellemeden ayağı musluktan akan suya tutup çıkarıyor böylece abdest olur mu?
- Soruda verilen kaynakta (no: 1783, 6/256), söz konusu bilgiye rastlayamadık.
- Müsned’de, soruda yer alan hadisin ikinci cümlesine rastlayamadık. Orada yalnız “El ve ayakların Parmaklarını hilalleyin.” (İbn Hanbel, hno: 2604), “Abdest alırken Parmaklarını hilalle!” (İbn Hanbel, hno:16381) manasındaki ifadeler vardır.
- Soruda geçen rivayetin kaynağı için bk. Sünenu’d-Darekutni, no: 317, 318.
Bilindiği üzere “hilallemek”, parmakların arasını aralayıp yıkamak ve kuru kalmasına imkân vermemek anlamına gelir. Ayet veya hadislerde yer alan bu tür ifadeler terğib veya terhibe (teşvik veya sakındırmaya) yönelik bir irşat üslubudur. İşin mahiyeti farz veya sünnet olması bir şey değiştirmez. Önemli olan etkileyici bir üslupla muhatapları ikaz etmek ve konuya dikkati çekmektir.
- Mesela, sahih bir hadiste “Ateşten dolayı ökçelerin vay haline!” (Ahmed b. Hanbel, hno: 6911) diye ifade edilmiştir.
Burada ökçelerin/topukların hepsinin ateşte yanacağı ifade edilmemiştir. Ancak ateşte yanacak olanların topukları da yanacaktır. Hadiste. “Cehenneme girenlerin ateşte yanan (diğer organları gibi) topuklarının da vay haline.” denilmiştir. Yalnız konu abdest alırken, ökçelerini, topuklarını dikkatlice yıkamayan, onu kuru bırakanlara bir uyarı olsun diye “Ateşten dolayı ökçelerin vay haline!” ifadesi mutlak olarak kullanılmıştır ki, herkes kendine düşen dersini alsın.
- Bunun gibi, sorudaki hadiste de, parmakların arasını kuru bırakanları uyarma adına bir ifade kullanılmıştır. Buradaki ifade de umumi değil, mutlaktır. “Parmaklarının arasını hilallemeyen herkes cehennem gider” anlamında değil, “Cehenneme giden herkesin parmaklarının arasına da ateş girer.” demektir. Burada abdest alırken parmak aralarına da dikkat etmeleri için insanlar -etkin bir üslupla- uyarılmıştır.
Bu her iki hadiste de hakikatin ortak paydası şudur:
“Abdest organlarında kuru bir yer kalırsa abdest sahih olmaz. Abdesti sahih olmayanın namazı da sahih olmaz. Eğer Allah’ın affı yetişmezse namazı sahih olmayanın cezası ağır olur.”
Fıkıh kitaplarında “hilallenmenin sünnet olduğuna dair bilgiler” bu hadisin ifadesine aykırı değildir. Çünkü, bunu yapmayan herkesin parmak aralarının kuru kalması söz konusu değildir.
- Biz İslami hükümleri, doğrudan ayet ve hadislerden alacak durumda değiliz. İhata-i ilmimiz, tetebbuatımız buna kifayet etmez. Bu sebeple, biz bu hükümleri İslam alimlerinin fıkıh kaynaklarında ortaya koydukları bilgilerden öğreneceğiz.
- El ve ayak parmaklarının arasını hilallemek dört mezhebin ittifakıyla -farz-vacip değil-, sünnettir. (bk. V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslami, 1/347)
Buna göre, soruda yer alan (parmakların hilallenmesi, abdest organlarının delki/ ovalanması gibi) soruların cevabı da bu ve benzeri kaynakların verdiği bilgilerdir.
Bununla beraber, hasta olmayanların bu önemli sünnetlere riayet etmeleri elbette çok önemlidir.
Abdestin sünnetleri
Sual: Abdestin sünnetleri nelerdir?
CEVAP
Bazıları şunlardır:
1- Abdeste başlarken, Besmele okumak.
2- Elleri, bilekleri ile beraber, üç kere yıkamak.
3- Ağzı, ayrı ayrı su ile, üç kere yıkamak.
4- Burnu, ayrı ayrı su ile, üç kere yıkamak.
5- Kaş, sakal ve bıyık altındaki görünmeyen deriyi, yüzü yıkarken ıslatmak.
6- Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak.
7- Sakalın, sarkan kısmını mesh etmek.
8- Sakalın, sarkan kısmını sağ elin yaş parmaklarını tarak gibi sokarak hilallemek.
9- Dişleri bir şey ile ovmak, temizlemek.
10- Başın her tarafını bir kere mesh etmek.
11- İki kulağı bir kere mesh etmek.
12- El ve ayak parmaklarının arasını hilallemek.
13- Enseyi üçer bitişik parmaklarla, bir kere mesh etmek.
14- Yıkanacak yerleri, üç kere yıkamak.
15- Yüzü yıkarken abdeste kalb ile niyet etmek.
16- Tertibe riayet etmek. Yani uzuvları sıra ile yıkamak.
17- Delk etmek, yani yıkanan yerleri ovmak.
18- Muvalat. Yani her uzvu birbiri arkasından yıkarken başka işle uğraşmamak.
Sünneti terk
Sual: Bir özürden dolayı abdestin bir sünnetini terk etmek caiz mi?
CEVAP
Özür varsa caizdir.
Sadece farzlarını yapmak
Sual: Abdestin sadece farzlarını uygulasak mekruh olur mu?
CEVAP
Evet, zaruretsiz öyle yapılırsa mekruh olur. Sünnetlerini de yapmalıdır. Mesela her organı bir iki kere yıkamak mekruhtur. Üç kere yıkamak sünnettir. Bir keresi farzdır.
Abdest ve gusülde niyet
Sual: Abdest veya guslederken niyet, eli yıkarken mi yoksa yüzü yıkarken mi yapılır?
CEVAP
Her ikisi de olur, burnu yıkarken de, ağzı yıkarken de olur. Niyet edilmese bile Hanefi’de abdest ve gusül yine sahih olur.
Niyet nedir?
Sual: Gusül ve abdestte niyet, kalben etmek mi yoksa ne yaptığını bilmek midir?
CEVAP
Kalben niyet etmektir, bilmek değil sadece.
Abdestin ilk sünneti
Sual: Abdestin ilk sünneti nedir?
CEVAP
Helâya girerken ve abdeste başlarken Besmele çekmektir.
Ağza ve burna su vermek
Sual: Abdestte, ağza ve burna su vermek, dört mezhepte de, sünnet midir?
CEVAP
Hanbelî mezhebinde farz, diğer üç mezhepte sünnettir. (Mezahib-i Erbea)
Su tasarrufu için
Sual: Su tasarrufu için, abdestte uzuvları birer kere yıkamak uygun olur mu?
CEVAP
Hayır. Su çok azsa, su bulma imkânı da yoksa o zaman bir kere yıkamak caiz olur.
Parmakları hilallemek
Sual: Şir’at-ül İslam tercümesinin 95. sayfasında, (El parmaklarının arasını hilallemek sünnet, ayak parmaklarını hilallemek ise farzdır) deniyor. Bu yanlış değil mi?
CEVAP
Evet, yanlıştır. Şir’a şerhinde, bunun gibi başka hataların da olduğunu, daha önceki yazılarımızda bildirmiştik. Muteber kitaplarda deniyor ki:
Abdestte, el ve ayak parmaklarını hilallemek, müekked sünnettir. (Redd-ül-muhtar, F. Hindiye, M. Erbea, Dürer ve Gurer)
Abdestte sıra
Sual: Bazı kimseler abdestte, yüzlerini yıkadıktan sonra başa mesh yapıp sonra kolları yıkıyorlar. Sünnet şekli yüzü, sonra kolları yıkamak, sonra başa mesh etmek değil midir?
CEVAP
Evet Hanefi’de o sıra ile yıkamak sünnettir. Şafii’de ise farzdır. Bütün din kitapları böyle yazar. Kur’an-ı kerimde abdest âyetinin meali şöyledir:
(Ey inananlar, namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın.) [Maide 6]
Abdestin âyetteki sıraya göre alınacağı hadis-i şeriflerde de bildirilmiştir. Birinin meali şöyledir:
(Hazret-i Osman abdest alırken, üç defa ellerini yıkadı; sonra üç defa ağzını ve burnun içini; sonra üç defa yüzünü; üç defa dirseklerine kadar sağ ve sol kolunu yıkadı; sonra da başının tamamını meshedip üç defa sağ ayağını, üç defa sol ayağını topuklarına kadar yıkadı. Sonra, “Resulullah böyle abdest alıyor” dedi.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]
Boğazı mesh etmek
Sual: Abdestin sünnetleri sayılırken boynu mesh etmek tabiri geçiyor. Boyun mesh edilirken ense ve boğaz da mesh edilir mi?
CEVAP
Ense mesh edilir, boynun yanları mesh edilir, fakat boğazı mesh etmek bid’attir.
Boynu mesh etmek
Sual: Boynu mesh etmek bid’at mi?
CEVAP
Boynu mesh etmek, bid’at değil sünnettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
Resulullah, başının tamamını, kulaklarının da iç ve dış kısımlarını mesh ederdi. (Tirmizi, Ebu Davud)
Boynu meshetmeye müstehap diyenler var ise de, el-Bahr ve diğer kitaplarda sünnet olduğu bildirilmiştir. Gırtlağı mesh etmek ise bid’attir. (Redd-ül-muhtar)
Yine Nimet-i İslam kitabının abdestin sünnetlerinin on altıncısında diyor ki:
(Baş ve kulaklardan sonra, iki elin arkası ile boynu mesh etmek.)
Boynu meshetmenin sünnet olduğu bütün fıkıh kitaplarında vardır.
Kaşın altını ıslatmak
Sual: S. Ebediyye’de, (Yüzü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak sünnettir) ifadesi geçiyor. Kaşın altından maksat, kaşlarla göz kapakları arası mıdır?
CEVAP
Hayır, kaşların dipleri demektir.
Abdestte protezi çıkarmak
Sual: Protez dişi her abdestte çıkarıp takmak zor oluyor. Abdest alırken çıkabilen protez dişleri çıkarmadan alınan abdest, sahih midir?
CEVAP
Evet, sahihtir.
İkinci küçük parmak
Sual: S. Ebediyye’de (Ağzı yıkarken misvak bulunmazsa, fırça da kullanılabilir. Bu da yoksa, sağ elin baş parmağını sağ yandaki dişler üzerine, ikinci küçük parmağını sol dişler üzerine üç kere sürerek temizlemelidir) deniyor. İkinci küçük parmak hangisidir?
CEVAP
İslam Ahlakı kitabında, (Misvak bulamayan, baş parmak sağ, şehadet parmak sol taraftan ağza sokularak, dişler ovalanır) deniyor. (s. 374)
Demek ki şehadet [işaret] parmağına, ikinci küçük parmak da deniyor.
Abdestte üç kere yıkamak
Sual: Abdestte her uzvu üç kere yıkarken, ayakları bir kere yıkıyorum, su akarken kalbimizden üç kere saymak veya suyun altında üç kere yıkayacak kadar zaman tutmak yetmiyor mu?
CEVAP
Kalbden üç kere saymakla, suyun altında çok tutmakla olmaz. Ayrı su ile, yani suyun altından çekerek veya musluğu kapatarak, üç kere yıkamak gerekir. Tam İlmihâl’de, (Yıkanacak yerler, üç kere yıkanır. Her birinde, uzvun her yeri ıslanmalıdır. Üç kere su dökmek değil, üç kere tam yıkamak sünnettir) deniyor. Yıllarca bir kere yıkamaya alışmış olmak, o işin doğru olduğunu göstermez. (Bildiği gibi yapmayan, yaptığı gibi inanmaya başlar) denmiştir. Bunun için Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın! Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor. Böylece insan, doğru din bilgilerine yanlış diye itiraz eder. Şu hâlde alışkanlığımıza değil, kitapların yazdığına uymalıyız.
Sünneti terk etmemeli
Sual: Abdestte ayakları bir kere yıkayanlar oluyor. Üç kere yıkamak sünnet değil mi? Sünnet niye terk ediliyor?
CEVAP
Sünneti kasten terk etmeyip alıştıkları için öyle yapıyorlar. Hazret-i Ömer’in, (İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın! Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) sözü böylece gerçekleşmiş oluyor. Ayağını bir kere yıkamaya alışan kimse, sünnet şeklini bir kere yıkamak zannediyor.
Bunun gibi, abdestte başın dörtte birini mesh etmeye alışan kimse, kaplama meshin sünnet olduğunu düşünemiyor. Bu müekked sünneti, her abdestte terk etmiş oluyor. Türkiye’de kaplama meshi yapan çok az kişiye rastlarız. Başın dörtte birini mesh etmeye alışıldığı için, sünnetin terk edilmesi hiç yadırganmıyor.
Şâfiîlerden bazıları, abdestte başlarını tek parmakla mesh ediyor, sadece farzı yapmakla yetiniyor. Hâlbuki başın tamamını mesh etmek, Şâfiî'de de sünnettir. Mâlikî'de ve Hanbelî'de başın tamamını mesh etmek farzdır. Her mezhepte sünnet olsa bile, sünneti zaruretsiz, mazeretsiz terk etmek yanlış olur.
Ta’dil-i erkân yani kavme ve celsede Sübhanallah diyecek kadar hareketsiz durmak, Hanefî'de vacib, diğer üç mezhepte farzdır. Daha fazla durmak ise sünnettir. Farz ve vacib ile yetinilmekte, sünnet burada da terk edilmektedir. Buralarda da, bir rükün yani üç kere Sübhanallah diyecek kadar durmalı, sünneti terk etmemelidir. Bir hadis-i şerif:
(Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehit sevabı vardır.) [Hâkim]
Sual: Abdest alırken, yıkanması gereken uzuvları üç defa yıkamak şart mıdır?
Cevap: Abdest alırken, yıkanacak uzuvları, üç kere yıkamak sünnettir. Her birinde, uzvun her yeri ıslanmalıdır. Abdest uzuvlarını, üç kere su dökmek değil, üç kere tam yıkamak sünnettir. Üçten fazla yıkamak mekruhtur. Şaşırarak üçten fazla olursa, mekruh olmaz.
Sual: Abdest alırken, başı, kulakları ve enseyi meshetmenin hükmü nedir ve nasıl yapılır?
Cevap: Başın her tarafını, iki kulağı ve enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir kere mesh etmek abdestin sünnetlerindendir. Bu üçünü birlikte yapmak için, iki el ıslatılıp, iki elde de, üç bitişik ince parmak birbirine yapıştırılıp, iç tarafları, başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere iki el başa konur. İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şehadet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz. İki el, arkaya doğru çekilerek, üçer parmak, başı mesh eder. Eller, arkadaki saç kenarına gidince, üçer parmak, baştan ayrılıp, iki elin avuç içleri, başın yan tarafındaki saçlar üzerine yapıştırılıp, arkadan öne çekilerek, başın yan tarafları mesh edilir. Sonra şehadet parmakları kulakların iç tarafına ve başparmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir. Sonra, diğer üç parmakların dış yüzleri enseye konup, ensenin ortasından, iki tarafına doğru çekilerek mesh edilir.
Sual: Abdest bahsinde geçen Tertib, Delk ve Müvâlât ne demektir?
Cevap: Tertib; abdestte yıkanacak yerleri sıra ile yıkamaktır. Delk; yıkanan yerleri ovmaktır. Müvâlât; her uzvu, birbiri arkasından yıkayıp ara vermemektir. Delk ve muvalat, Hanefi mezhebinde sünnet, Maliki mezhebinde ise farzdır.
Sual: Abdest alırken niyet etmenin hükmü nedir ve abdestte niyet ne zaman yapılır?
Cevap: Hanefi mezhebinde, abdest alırken yüzü yıkayacağı zaman, kalp ile niyet etmek sünnettir. Diğer üç mezhepte, abdestte niyet farzdır. Maliki mezhebinde, abdeste başlarken veya yüzü yıkarken, Şafii mezhebinde ise, yüzü yıkarken niyet edilir. Niyet, kalp ile yapılır. Ağız ile de niyet etmeye; sünnettir, müstehabtır veya bidattir denildiği İbni Abidînde yazılıdır. Sünnettir veya bidattir denilen bir şeyi yapmamak lazım olduğu, Berîka, Hadîka ve İbni Âbidînde bildirilmektedir. Bunun için, ağız ile de niyet etmemelidir.
Sual: Abdest alırken, abdest uzuvlarını, belli bir sıra ile yıkamanın hükmü nedir?
Cevap: Abdest alırken, abdest uzuvlarını bildirilen sıra ile yıkamaya tertip denir. Abdest uzuvlarını, sıra ile iki eli, ağzı, burnu, yüzü, kolları, başı, kulakları, enseyi ve ayakları yıkamak ve mesh etmektir. Tertip, Hanefi ve Maliki mezhebinde sünnet, Şafii mezhebinde ise farzdır.
Sual: Abdest alırken, el ve ayak parmaklarının arasını da açıp yıkamak gerekir mi?
Cevap: Abdest alırken el ve ayak parmaklarının arasını tahlil etmek, yıkamak sünnettir. Ayak parmaklarını tahlil için, sol elin küçük parmağı sağ ayağın küçük parmağından ve sonra, sol ayağın büyük parmağından başlayarak, ayak parmakları arasına, sıra ile, alt taraftan sokulur ve böylece parmak araları tahlil edilmiş, yıkanmış olur.
Sual: Abdest alırken ağza üç defa su vermenin hükmü nedir?
Cevap: Abdest alırken ağzı, ayrı ayrı su ile, üç kere yıkamaya Mazmaza denir ki sünnettir.
Sual: Abdestte başın tamamını mı yoksa dörtte birini mi mesh etmek gerekir mi?
Cevap: Başın her tarafını, bir kere mesh etmek, Hanefi, Şafii mezheplerinde sünnettir, Maliki mezhebinde ise farzdır.
|
|
|
Raşidi Tarikatında Estağfirullah Zikrindeki Dualite Yöntemi |
|
Yazar: RasitTunca - 04-29-2019, 04:17 PM - Forum: Raşidi Tarikatı Sorular Cevaplar
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: 50481180wr.png]](https://up.picr.de/50481180wr.png)
Raşidi Tarikatında Estağfirullah Zikrindeki Dualite Yöntemi
Tesbihimizin sağı ve solu vardır demiştik. Resimde görüldüğü gibi tesbihimizdeki düal yani iki renk boncukların olduğu yer, tesbihimizin ve zikirimizdeki wechsel frekans, yani wechselstrom, yani dalgalı frekans ve elektrik, yani alternatif akım oluşturduğumuz yerdir. Oranın bir atom reaktöründeki atom çekirdeğinin olduğu yer gibi işte Kern yani tesbihimizin kalbi veya çekirdeğidir.
Raşidi Tarikatı Zikir Evradımızın “Estağfirullah” zikri bölümüne gelindiğinde:
“Estağfirullah” (100 Defa)
TESBİHTE ZİKİR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA
100 Estağfirullah zikrinde abaküs tesbihde soldan sağa çekilip de en son sağdaki onlu iki renkli kadrana gelince, yine soldan sağa çekilir ve o son onluya gelince siyah boncukta “Gizli günahıma tövbe ya Rabbi” diye tövbe istiğfar edilir. Beyaz boncuğa geçince de “Aşikâr ve açık işlediğim günahıma tövbe ederim ya Rabbi” diye istiğfar edilir. Onlu tamam edilince, tekrar o düal yani iki renk boncukların gerisine dönüp bir on tanede beyaz boncuklarda “Bilerek işlediğim günahıma tövbe”, diğerlerinde de siyah boncuklarda “Bilmeden işlediğim günahıma tövbe” ederim ya Rabbi diye istiğfar edilir. Beşi birinden, beşi de birinden yine on defaya tamamlanır ve tekrar o düal yani iki renk boncukların gerisine dönüp yine imameye doğru beyaz boncuklarda “Tövbesini ettiğim günahlarıma estağfirullah”, siyah boncuklarda da “Tövbesini etmeyi unuttuğum günahlarıma estağfirullah” diye istiğfar edilir. Beşi birinden, beşi de birinden yine on defaya tamamlanır.
Kur’an’da ayet vardır: “Ey iman edenler, bir daha iman edin” ya da “yeniden iman edin” diye. İşte biz de bu ayete kıyasla tövbesini ettiğimiz günahlarımıza tekrardan estağfirullah diye istiğfar ederiz.
Ve tekrar o düal yani iki renk boncukların gerisine dönüp yine imameye doğru bu sefer “Yaptığım günahlarıma estağfirullah” diye, siyah boncuklarda da “Yapacağım günahlarıma estağfirullah” diye istiğfar edilir. Beşi birinden, beşi de birinden yine on defaya tamamlanır.
Burada “Hiç işlenmemiş günahların tövbesi önceden olur mu?” diyenler olacaktır. Fakat es-sebeb: Olur da olur, unutur yanılır da bir günah işleriz de daha o günaha tövbe bile edemeden, Allah muhafaza, bir kaza ve bela sonucu müntesiplerimizden biri vefat ederse günahkârlar listesine yazılmasın diye ve o günahlardan gayemizin ne Allah’a ve dinine ne de peygamberlerine isyan olmadığını buradan ibraz edip o hatalarımızın tövbesini de peşinen yaparız ki müntesiplerimizden hiç kimse günahkâr olarak vefat etmesin.
Ve bu dualiteyi siz de çoğaltabilirsiniz. Sadece tövbe zikrindeki, sizin aklınıza gelen başkaları da varsa onları da aynı yöntem ile fazla uzatmadan düal şekilde ekleyip zikredebilirsiniz.
Karoglan Hoca
Raşidi Tarikatı Kurucusu
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29.04.2019 Pazartesi
Original Kar©glan
|
|
|
Raşidi Tarikatında Eksiklerimi Tamamla Duasının Sebebi Hikmeti |
|
Yazar: RasitTunca - 04-29-2019, 02:03 PM - Forum: Raşidi Tarikatı Sorular Cevaplar
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: 50481181fg.png]](https://up.picr.de/50481181fg.png)
Raşidi Tarikatında Eksiklerimi Tamamla Duasının Sebebi Hikmeti
Zikir evradımızın Alfabe Duası bölümünde deriz ki :
"hatalarımı yanlışlarımı düzelt, gerekli olan eksiklerimi tamamla, yanlış olan fazlalarımı da gider"
burada öyle dua edinizki "gerekli olan eksiklerimi tamamla" dediğimizde, hem atladığımız veya unuttuğumuz eksik olan yerleri hemde dua ediyoruz ki : başlangıçtan kıyametin sabahına kadar, bu tarikata intisab eden herkes, zikrimizin, başlangıç, yani giriş duasını okuduktan sonra, 1 defa euzu besmelesini de okuyan herkes, vakit ve imkanların kısıtlılığı sebebi ile, devamını zikredip okuyamazsa, Ey Rabimiz o harfleri öyle çoğalt ki, hatalarımı yanlışlarımı düzelt, Gerekli olan eksiklerimi tamamla, yanlış olan fazlalarımı gider, ve dogru okunmuşlar silsilesine kat , yine silsileye hediye edilen fatiha ve kulhulerden de, baştan 3 tanesine okuyanın, vakit ve imkanların kısıtlılığı sebebi ile o gün devamını okuyamazsa,Ey Rabimiz o harfleri öyle çoğalt ki, onlar ile devamını ve eksik olanlarını tamamla diye dua edilir. bu sayede, imkanlar ve, değişik sebeler yüzünden, Zikri yarım kalmış zakirlerimizin zikri, o gün ve ertesi gün için Allah ve meleklerince Tamamlanmış olur inşallah.
Rabbim Müntesiblerimizi bu faideden de nasiplendirsin inşallah.
Amma tenbelliğe kaçıpta hergün hergün böyle yapmayın, sadece bu hali yaşayanlara mahsus, Tarikatımızın, o dua sebebi ile, bir berket ve faidesidir inşallah.
Karoglan Hoca
Raşidi Tarikatı Kurucusu
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29.04.2019 Pazartesi
Original Kar©glan
|
|
|
Peygamberlerin Lakab ve Ünvanları |
|
Yazar: RasitTunca - 04-28-2019, 06:41 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberlerin Lakab ve Ünvanları
Öncelikle bilinmelidir ki, bu Ünvanlar, o peygamberlerin, mizac ve güzel ahlak, ve, Allah ile olan münasebetleri sebebiyle, insanlar tarafından onlara verilmiştir. Yoksa Allahu Teala Kuranda, Böyle ünvanlar ile onlara hitab etmemiştir. Kuran'da Allahu Teala nın, Hz. Musa a.s ile konuştuğu bildirilmekle birlikte, doğrudan Kelimullah "Kelimullah= Allah ile konuşan" deyimi Kuran da kullanılmaz. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de Miraç sırasında Allah ile konuşmuştur, fakat ona Kelimullah demeyiz, Muhammed aleyhisselama Habibullah deriz, ve birde Rasulallah veya Rasulullah denir ki, ve bu kuranda Fetih suresinde, peygamberimize böyle bir hitap vardır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Muhammedun rasulullah, vellezine meahu eşiddau alel kuffari ruhamau beynehum terahum rukkean succeden yebtegune fadlen minallahi ve rıdvanen
Meali :
Muhammed, Allah'ın Resul'üdür. Onunla beraber olanlar, gerçeği yalanlayan nankörlere karşı sert, birbirlerine çok merhametlidirler. Onları; rüku ederken*, secde ederken* ve Allah'tan bağışlanma ve hoşnutluk isterlerken görürsün.
Sadakallahul Aziym Fetih Suresi 29. Ayetten pasaj
Kelimei Tevhid, yani birleme cümlesi, iki cümleden oluşur
"La ilahe illallah, Muhammedün Rasulallah"
"La ilahe illallah" Allah ı birlemekdir "Muhammedün Rasulallah" da peygamerimizi hem birlemek, hemde aidiyatını belirtmek, hemde Allah katında rütbesi ve lakabının ne olduğunu belirtir.
Bazi alimler, sadece altı peygamberi Ülülazim Peygamberler olarak nitelendirip, bu altı Peygamber, diğer Peygamberlerden daha üstündür diyerek, Bunlara Ülülazm Peygamberler denir demişler. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam Hepsinden üstündür diye biliriz bizler.ki hadis olup olmadığı hususunda ihtilah olan bir ravyet ile Cenabı Mevla
""Levlâke levlâke Lema halaktül eflâk"
"Sen olmasaydın,sen olmasaydın, ey Habîbim, Ben âlemi felekleri (kâinatı) yaratmazdım"
Bu hadis-i kudsînin kaynakları: Bu hadis-i kudsî, Acluni, II: 164; Hakim el Müstedrek, II: 615 Suyutînin El-Leâlil-Masnûa; Aliyyü-Kârînin El-Esrârul-Merfûa ve diğer bir eseri olan Şerhüş-Şifâ; Şevkânînin El-Fevâidül-Mecmûa; Hâfız Aclunînin Keşfül-Hafâ; Muhammed Said Zalûlün Tahkîk; İmam-ı Nevevînin El-Ezkâr adlı eserlerinde kayıtlıdır.
Diğer yandan Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî, Bedîüzzaman Said Nursî gibi nice İslâm âlimleri bu hadis-i kudsîyi eserlerine almışlar.
Hz. Cabir anlatıyor:
“Ey Allah’ın Rasulü! Anam-babam sana feda olsun, Allah’ın her şeyden önce ilk yarattığı şeyi bana söyler misiniz?” diye sordum. Şöyle buyurdu,
“Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş/cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı."
"Allah mahlukları yaratmak istediği vakit, bu nuru dört parçaya ayırdı. Birinci parçasından kalemi, ikinci parçasından Levh’i (Levh-i mahfuz), üçüncü parçasından Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı ayrıca dört parçaya böldü: Birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını), ikinci parçadan Kürsi’yi, üçüncü parçadan diğer melekleri yarattı. Dördüncü kısmı tekrar dört parçaya böldü: Birinci parçadan gökleri, ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan cennet ve cehennemi yarattı. Sonra dördüncü parçayı yine dörde böldü: Birinci parçadan müminlerin basiret nurunu/iman şuurunu, ikinci parçadan -marifetullahtan ibaret olan- kalplerinin nurunu, üçüncü parçadan tevhitten ibaret olan ünsiyet nurunu (La ilahe illallah Muhammedu’rrasulüllah nurunu) yarattı.”
( İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Kastalanî, Mevahibü'l-Ledünniye: 1/6; Krş. Aclunî, I/262-6)
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisi kudsîde:
"Allah, seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım, buyurdu." buyurmuştur.
(Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)
Ülülazim Peygamberlere verilen unvanlar Şunlardır:
Muhammed aleyhisselama Habibullah denir.Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Çünkü en çok Onu seviyordu. Kâinatı Onun için yarattı.
İbrahim aleyhisselama Halilullah denir. Allahü teâlânın dostu demektir. Çünkü O nun kalbinde, Allahü teâlânın sevgisinden başka, hiçbir sevgi yoktu hatta evladını bile o nun uğrunda kesmeye yatırmıştı, ateşe atıldığında da ben sadece ondan yardım dilerim demişti.
Musa aleyhisselama Kelimullah denir. Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse demektir. Kelim, kendisine söz söylenen, kendisiyle konuşulan demektir.
İsa aleyhisselama Ruhullah denir. İsa aleyhisselam için kullanılan ruhullah , Allah’ın ruhundan üfleyerek O nu babasız meydana getirdiği kimse anlamındadır.
Âdem aleyhisselama Safiyullah denir. Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş, bilhassa kafasını da kudret elimle halkettim rivayetleri vardır, Safiyullah saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir.
Nuh aleyhisselama Neciyullah denir. Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır ve birde
o bin seneye yakın zamanındaki insanları Allah ın yoluna çağırmış, ancak kabul eden çok az kimse olmuş ve peygamberi yalanlayıp onu deli sayıp onunla alay etmeleri sebebiyle onlardan bezip, Rabbimize "bu zalim topluluktan, kurtar beni" diye niyaz ve dua ettiği için, ve yine alttaki ayette geçen "Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar" diyen olaraktan, Yine neccini duasının sahibi olan kimse olaraktan, ümmetin ve insanlığın kurtarıcısı manasındadır, o lakabı işte birde.
Nuh (a.s) Allah’u Teala’ya şöyle dua ve niyazda bulunmuştur:
Rabbi inne kavmi kezzebün. Feftah beyni ve beynehüm fethan ve neccini ve men meıye minel mü’miniyn.
MANASI:
“Rabbim! Hakiketen kavmin beni tekzip etti. Benile onların arasındaki hükmü sen ver de beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar.”
Rabbi la tezer alel ardı minel kafirine deyyara.
“Ey Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma.”
Allah’u Teala Nuh (a.s)’ın bu duaları üzerine şöyle buyurdu:
“And olsun ki Nuh bize dua etmişti de ne güzel icabet ve kabul eylemiştik. Biz hem onu, hem ehlini sıkıntıdan kurtardık.”
“Biz azimüşşan onu da, beraberinde olanları da o dolu yüklü geminin içinde selamete erdirdik. Sonra arkalarından arta kalanları da suda boğduk.”
Sadakallahul Aziym Şuarâ Suresi 117, 118, 119, 120. Ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
neccinî ve men maiye minel mu’minîn.
Meali :
Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.
Sadakallahul Aziym Şuarâ Suresi 118. Ayet
Kuranda ki, Neccini duası edenlerin duaları
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Kasas Suresi 21. Ayette Musa yumruk vurdugu adam kaza ile ölünce, oradan kaçmadan önce dedi ki
رَبِّ نَجِّنِى مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Şuarâ Suresi 118. Ayette Nuh aleyhisselam da dediki
وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mâide Suresi 25. Ayette yine Musa denizi yardiginda dedi ki
فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ
Musanin kavmide dedi ki Yûnus Suresi 86. Ayette
وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
Firavun’un Karısı: Âsiye de Tahrîm Suresi 11. Ayette dedi ki
وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Ve bizde bunlara bakaraktan, ve bazı peygamberlerin bazı hasssas durumlarına bakaraktan, şu lakab ve ünvanların, onlara daha çok yakıştığına karar kıldık. ve her peygambere iman (Kelime-i Tevhid cümlesi), o peygamerin durumu ile ve lakabi ile ve tevhid kelimesi ile meydana geldiği için, bunları da şöyle sıraladık :
La ilahe illallah, Cebrail Vahyullah (Vahyi getirip götüren melek olduğu için)
La ilahe illallah, Adem Safiyullah (Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir)
La ilahe illallah, Habil Mezruallah (ilk çiftcilik yapan olduğu için)
La ilahe illallah, Kabil Meşyullah (ilk hayvancılık ve besicilik yapan olduğu için)
La ilahe illallah, Habil Mazlumullah (ilk zulme uğrayan olduğu için)
La ilahe illallah, Kabil Katilullah (ilk Katil olan insan olduğu için)
La ilahe illallah, idris Terziyyullah (ilk Terzi olduğu için)
La ilahe illallah, Nuh Neciyyullah (Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır )
La ilahe illallah,ilyas Cennetullah(Cennte girip bir dah çıkmadığı için)
La ilahe illallah, Hızır Hayyullah (Ölmeyen, hep diri kalan, ölümsüzlük suyundan içen adam olduğu için)
La ilahe illallah,Salih Haggullah(Hayvanlardan olan Deve ninde, insanlar gibi, Allahin suyundan içmeye hakkı olduğunu savunduğu için)
La ilahe illallah, Hud Mahfuzallah (Taş fırtınasından, Kendisi ve ahalisini, etraffına çizdiği bir daire bir çizgi ile, Allah ın onları koruduğu için, Satürn Meselesi)
La ilahe illallah, Zülkarneyn Setrullah (Yecüc mecuc ile aramıza set veya sütre çeken olduğu için)
La ilahe illallah, Şaya Femullah (Allahu Teala, bir seferinde, insanlara onun ağzından hitap ettiği için)
La ilahe illallah, Elyesa Nasrullah(Allah onu bir peygambere yardımcı olarak zanı nasrani olrak tayin etmiştir onun için)
La ilahe illallah, Üzeyir Müheyminulllah (Allah onun ölüleri nasıl diriltiyorsun sorusuna karşılık onu Eşeğini öldürüp 300 sene sonra tekrar diriltmiş müheymin etmiştirde ondan dolayı)
La ilahe illallah, Eyyub Marizallah ( Büyük bir bela olan hastalığa tutulduğu için)
La ilahe illallah, Lokman Şifaullah veya Hekimullah (ilk Doktor, ve neyin, neye iyi geldiğini bilen, o olduğu için)
La ilahe illallah, Yunus Tevkifullah veya Tevfikullah
(Allah ın Yunus peygamberi cezalandırıp, bir yunusun balığının karnında hapsettiği için, yani tevkif ettiği için)
La ilahe illallah, Yuşa Refikullah (Musaya Hızır ile yolculuğunda ona refakat eden olduğu için)
La ilahe illallah, ibrahim halilullah (Allahü teâlânın dostu demektir)
La ilahe illallah, ismail Zebhullah (ilk Kurbanlık olduğu için)
La ilahe illallah, ishak Mucizallah (Kısır olan Sareye sonradan ibrahimin duasi sebebiyle, sonradan mucizevi melek tedavisi sebebiyle verildiği için)
La ilahe illallah, Lut Mağdurallah yahut Hicretulllah (ülkesinden, ardına bile bakmadan çıkarıldığı için)
La ilahe illallah, Yakub Hasretullah (Yusufuna hasretinden katarakt olana kadar agladığı için)
La ilahe illallah, Yusuf Cemalullah veya Cemilallah veya Ruyetullah (Güzel yüzlü ve rüya yorumcusu olduğu için)
La ilahe illallah, Bünyamin Merhametullah (Yusufu öldürmeyelimde kuyuya atalım, belki biri gelir çıkarır da kurtulur dediği için)
La ilahe illallah, Davud Yedullah (ilk defa elleriyle, demirin nasıl işlenip yararlı hale getirilceği ilmi, ona öğretildiği için, Demir elinde hamur olurdu diye rivayetler var)
La ilahe illallah, Süleyman Malikullah veya Hakimullah (Dünyadaki, insanların, hayvanların, Cinlerin ve Şeytanların Hükümdari olduğu, ve verdiği hükümlerde de isabetli kararlar verdiği için)
La ilahe illallah, Şuayb Raillah (Allah ın ona, geçimlik olaraktan Çobanlık mesleğini verdiği için, Hz musanın denizi yardığı (Asa-ı Musa) Aasaa sıda onun çobanlık Aasa sıdır )
La ilahe illallah, Harun Tercümanullah (Musanın dili pepe veya peltek olduğu için, onun dediklerini, firavuna ve başkalarına tercüme eden olduğu için)
La ilahe illallah, Musa Kelimullah (Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse olduğu için)
La ilahe illallah, irmiya Mekrullah (Doğru olan bir hile ile imtihan olduğu için)
La ilahe illallah, Zekeriya ve Yahya Şehidullah (Zalimlerce hunharca kesilerekten Şehid edildikleri için)
La ilahe illallah, Meryem iffetullah (Namuslu olmasına rağmen hamile kaldığı için, isaya rab ve tanrı denilir, Tanrı doğurabilcek kadar iffetli olan olduğu için Immaculata)
La ilahe illallah, isa Ruhullah (Allah O nu Kutsal ruhundan, yani O nu, babasız değıl amma, daha dünyaya gelmemiş bir ruh halindeki Babadan meydana getirdiği kimse olduğu için)
La ilahe illallah, Muhammed Rasulallah veya Habiballah (Allahın elçisi ve peygamberi ve sevdiği kimse olduğu için)
La ilahe illallah, Ebu Bekir Sadıgullah (Peygamerimize sadık bir dost olduğu için)
La ilahe illallah, Ömer Adlullah (Adaleti yerine getirmek için, kendi çocuğuna bile acımayan olduğu için)
La ilahe illallah, Osman Hayaullah (Çok Terbiyeli bir kimse, meleklerin bile ondan utandığı kimse olduğu için)
La ilahe illallah, Ali Esedullah (Korkusuz bir yiğit olduğu için)
La ilahe illallah, Hasan vel Hüseyin Reyhanullah (Peygamerimizin, onlar benim, cennetteki, iki reyhanım, iki kokum dediği için)
La ilahe illallah, Fatma Ümmiyyullah ( O na biz müslümanlar, hep annemiz diye hitap ettiğimiz, ve hatta peygamerimizin bile, annecikveya "Baabasının Annesi" diye hitap ettiği için, Hani bizlerde meşhur olmuştur Sevince annem diye yavrumuza hitab ederiz)
La ilahe illallah, Mehdi Hidayetullah (insanlara yolun doğrusunu gösteren olduğu için)
La ilahe illallah, Halid bin Velid Seyfullah (müslümanada, kafirede, Allah ın yenilmeyen kılıcı olduğu için)
La ilahe illallah, Talha bin Ubeydullah (Uhud savaşında Hz. Resûlullahı korumak uğrunda müşriklerden gelen oklara ellerini siper eden Hz. Talha iki elini kaybetmiş ve Peygamberimizde Ona Allahın iki eli veya kolu manasında Ubeydullah lakabını verdiği için)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.
Meali :
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”
Sadakallahul Aziym Bakara 285. ayet
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 28 Nisan 2019 Pazar
Original Kar©glan
|
|
|
Küsleri Barıştırmanın Dinimizdeki Yeri |
|
Yazar: RasitTunca - 04-27-2019, 06:27 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Küsleri Barıştırmanın Dinimizdeki Yeri
Müslümanlar, aralarında dargınlığa varacak söz ve davranışlardan sakınmalıdırlar
Her şeye rağmen dargınlık olursa dargınlıklarını gidermeye, anlaşmazlıkları çözmeye gayret etmelidirler Bunun da mümkün olmadığı yerlerde, müslümanların, diğer müslüman kardeşlerinin aralarını bulmaya çalışıp, onları barıştırmaları ahlâkî görevleridir
Çünkü Allah'u Teâlâ: "Müminler kardeştirler, kardeşlerinizin arasını düzeltin"
(el-Hücûrât, 49/10) buyurmuştur
Allah'u Teâlâ, başta aile hayatı olmak üzere, toplum hayatında barış ve anlaşmanın hayırlı bir iş olduğunu bildirmiştir. Bu sebeple Hakk Teâlâ'nın: "Allah'tan korkunuz ve aranızı düzeltiniz, " (el-Enfâl, 8/1) emrine uymayı hayatımız için bir düstûr kabûl etmeliyiz
Diğer taraftan, Hz.Peygamber müslümanlara arabuluculuk yapmalarım tavsiye ettiğini, kendilerinin de bizzat gidip dargın ve birbiri ile anlaşamayan müslümanları barıştırdığını biliyoruz
Bir gün Resulullah ashabına: "Size, namaz, oruç ve sadakadan daha üstün bir şey göstereyim mi?" buyurdu Onlar: "Evet, ya Resulullah, " dediler Peygamberimiz de sözüne devamla: "Arabulmak, barıştırmaktır; Çünkü aranın bozulması saçı kökünden kazır demiyorum, dini kazır
(Tirmizî, Kıyâme, 56), buyurdu
Bir gün, Medine yakınlarındaki Kuba halkı döğüşmüş, hatta birbirlerini taşlamışlardı Bunu haber alan Peygamber Efendimiz, ashabına: "Haydi bizimle geliniz de onların aralarını düzeltelim," buyurmuş ve Kuba'ya gitmişti (Buhârî, Sulh, 2)
Başka bir hadislerinde de Resulullah şöyle buyurmuştur: "Halkın arasını düzelten ve bunun için iyilik kasdiyle söz taşıyan ve yine iyilik düşüncesiyle yalan söyleyen, yalancı değildir"
Bilindiği gibi yalan büyük günahlardandır. Karı-koca ve diğer insanların arasını bulmak için buna müsaade edilmesi ara buluculuğun ne kadar önemli bir ahlâkî görev olduğunu göstermektedir
Hz Peygamber: "Birbirinize kin tutmayın, birbirinizle hasedleşmeyin, birbirinizden arka dönüp uzaklaşmayın Ey Allah'ın kulları! Birbirinizle kardeş olun Bir müslümanın din kardeşini üç günden fazla terk etmesi (yani dargın durması) helâl olmaz," (Müslim, Birr ve Sıla, 23) buyurmuştur
Öyleyse, birbirine dargın olan müslümanların, Peygamber Efendimizin yasakladığı bir konuda kendilerine yardımcı olmaya çalışan, yani onları barıştırmaya, aralarını bulmaya gayret eden müslüman kardeşlerine yardımcı olmaları da ahlâkî görevleri arasındadır Dargın müslümanlar, inatla dargınlıklarını devam ettireceklerine, dinin üç günden fazla dargın durmayı yasakladığını, atalarımızın: "Müslümanın müslümana küslüğü tülbent kuruyuncaya kadardır," dediğini düşünerek arabuluculuk yapmak isteyenlerin bu hayırlı teşebbüslerini bir barışma vesilesi saymalıdırlar
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz"
Bu ayet bize, arabuluculuğun, diğer iyiliklerde olduğu gibi, çıkar gözetilmeden sırf Allah rızası için yapılması gerektiğini, ancak böyle bir düşünce ile yapılan ara buluculuğun ahlâki bir değer ifade edebileceğini göstermektedir.
Dinimiz, ara buluculuğu büyük bir fazilet olarak teşvik ederken, aksine ara bozmak için söz taşımayı da büyük günah saymıştır.
Küskünleri barıştırmak için dua - el cami isminin sırları - küsleri barıştırmak için okunacak dualar
EL- CÂMİ İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan günde 114 Küsleri barıştırmak için okunur.
El Cami ismi şerifi: Gafletten uyanmaya, hakiki vaziyeti sezmeğe gayret etmektir. Yani, dünyanın geçici görünüşüne aldanmı(Zeker) kendisiyle baki kalacak arkadaşlarının kıymetini ve kim olduğunu şimdiden teşhis etmeye çalışmaktır. Çünkü Allahu Teala her kulunu kendi yaptıklarıyla toplamıştır. Baki yoldaş, herkesin kendi işidir.
El, ayak, göz, kulak ve diğer uzuvlarında görünen edepleri, kalbindeki güzel huyları ve gerçekleri birleştirip olgun bir kişilik sahibi olan ve bunun yanında nefsinde sabrı ve gerçeklere karşı duyarlı olmayı birleştiren kişi “el Cami” ism-i şerifinden hazzını almış demektir.
Kuvvetli Barıştırma Duası :
وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ أَلَّفَ
بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Okunuşu :
Ve ellefe beyne kulûbihim, lev enfakte mâ fîl ardı cemîan mâ ellefte beyne kulûbihim ve lâkinnallâhe ellefe beynehum, innehu azîzun hakîm(hakîmun).
Anlamı :
Ve onların kalplerinin arasını (sevgiyle) birleştirdi. Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini infâk etseydin (verseydin), onların kalplerinin arasını birleştiremezdin. Ve lâkin Allah, onların arasını birleştirdi. Muhakkak ki O; Azîz’dir, Hakîm’dir.
Dargın Kardeşleri Barıştırmak İçin Dua
“Bismillahirrahmanirrahim,Allahümme ellif beyne kulubina ve aslih sübüles-selami ve neccina minez-zulümati ilen-nuri ve cennibnel-fevahışe ma zahara minha ve ma betane. Allahümmehfazna fi esma’ına ve ebsarina ve ezvacina.”
Allah’ım! Kalplerimizi birleştir. Bizleri ayrılığa düşürme. Aramızı ve sosyal ilişkilerimizi düzelt. Bizi doğru yola ilet. Bizi şirk, küfür ve nifak karanlıklarından kurtar, iman ve islam aydınlığına çıkar, bizi her türlü çirkinlik ve edepsizliğin açığı ve gizlisinden uzaklaştır. Allah’ım Kulaklarımızı, gözlerimizi ve eşlerimizi her türlü kötülükten ve günahtan koru.
Birbirine dargın olan iki kardeşi barıştırmak istersen; İki rekat hacet namazı kılıp ardından 1111 defa İsmi- Azam '' Ehüm sakak hala'yas'' 3 defa da ''Akadtü el sinküm an bizi-il kavilve eydiyeküm an fi'lis su-eve kulubeküm an ıdmaril ezi ve elkaytü beynehümül ülfeti vel meveddeti.''
a) Cami İsm-i Şerifi: Cebrail,Azrail,Mikall, İsrafil, Aleyhümesselam hazretlerinin isimlerinin baş harflerinden meydana gelmiştir.
b) Bir kimseyle görüşmek ya da kaybettiğini bulmak isteyen, 3 defa Duha suresini okuduktan sonra “Allâhümme Yâ Câmiünnâsi li yevmin la raybefıh, innAllahe la yuhliful mîâd. İcma' beyni ve beyne (kaybettiği eşya veya şahsın ismi)” duasını, kaybettiğini bulmaya veya görüşmesini yapıncaya kadar okumalıdır.
c) “Yâ Câmî” ism-i şerifini 114 defa okumaya devam eden, sevdiklerine kavuşur.
d) Dargın oldukları akrabalarıyla barışmak isteyen, parmaklarıyla sayarak 10 defa “Yâ Câmî” ism-i şerifini okuduktan sonra ellerini kapatıp 10 defa salavatı şerife okuyup dua etmelidir.
Küs kardeşleri barıştırmak için dua, dargın kardeşleri barıştırmak için dua, cübbeli ahmet hocadan küsleri barıştırmak için dua, çok keskin barıştırma duaları, kavga edenleri barıştırma duası, iki kişinin arasını düzeltmek için okunacak dua, küslerin barışması için zikir, küsleri barıştırmak ile ilgili hadisler, küslerin barışması için esmaül hüsna. Dargın kardeşleri barıştırmak için dua, dargın olanları uzlaştırmak, barıştırmak, birbirine yakınlaştırmak;
|
|
|
Dinimizde Yeme İçmenin Edebleri |
|
Yazar: RasitTunca - 04-27-2019, 06:05 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Dinimizde Yeme İçmenin Edebleri
Yeme içme adabı ile ilgili hadisler, Peygamberimizin yemek adabı ile ilgili sünnetleri, yemek yeme adabı okul öncesi, İslamda yemek yeme ölçüsü, yeme içme adabı ile ilgili hikayeler, yemek yeme adabı ile ilgili bilgiler, yemek adabı vaaz, 7 zeytin yemek sünnet mi?, tek çeşit yemek sünnet mi?, aynı kaptan yemek yemek sünnet mi?, peygamber efendimizin yemek yeme adabı ile ilgili hadisler var mı?, peygamberimizin yemek adabı nasıldı?, sünnet usulü beslenme nasıldır?, 7 tane zeytin yemek sünnet mi?, peygamberimiz nasıl beslenirdi?
Peygamber Efendimiz (asm) birçok hadisi-i şerifte günde iki öğün ve az yemenin, doymadan sofradan kalkmanın, lokmaları ağza göre almanın ve iyice çiğnedikten sonra yutmanın önemine değiniyor. (bk. Muhammed Şemsüddin Makdisi, el-Adabu’ş-şeriyye, 3/174-176)
Demek ki, lokmaları ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak, ancak yavaş yavaş yemekle olur.
Sağlık uzmanlarının ve diyetisyenlerin açıklamasına göre, acele ile fazla çiğnemeden yuttuğumuz yiyecekler kilo almanıza neden olabilir. Besinler ağızda ne kadar iyi çiğnenirse midedeki sindirim o kadar kolaylaşır. Çiğneme tam sağlanmadığında hazımsızlık, şişkinlik, gaz sancıları ve kabızlık meydana gelir. Sürekli az çiğneme ise ileriki safhalarda mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Ayrıca çiğneme ile besinin içerisindeki vücudumuza yararlı öğelerinin emilimi daha fazla gerçekleşir. Bunun yanında iyi çiğnemek çabuk doymayı da sağlar.
Peygamberimizin (asm) mutad bir şekilde şu gün şunu bu gün bunu yerdi gibi bir sıralama yoktur. Peygamberimiz (asm) rahat bir hayat yaşamadığı için haftalık ne yediği belli değildir. Bazı günler evinde hiç tencere kaynamadığı, açlıktan karnına taş bağladığı zamanlar olmuştur.
Yemeğe başlarken niyet: Yemeğe başlarken, Allahü teâlâya ibadet etmek, Onun kullarına faydalı olmak, dinimizi, ebedi saadet ve huzur yolunu bütün insanlara yaymak için kuvvet elde etmeye niyet etmeli.
Yiyip İçmenin Farzları
1- Yiyince doymayı, içince kanmayı, Allahü teâlâdan bilmek.
2- Helâlinden yiyip içmek.
3- O yemekten kuvveti geçinceye dek, Allahü teâlâya kulluk etmek.
4- Eline geçene kanaat etmek.
Beslenme Konusunda Ölçüler
Peygamberimiz (asm) ümmetinin zayıf noktalarını çok iyi bildiğinden, zaman zaman çeşitli ikaz ve tembihlerde bulunmuşlardır. Bu hususta dikkat çeken ikazlardan biri de şöyledir:
"Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en korkuncu (tehlikelisi) şunlardır: Karın büyüklüğü (göbek bağlamak), çok uyku, (maddi ve manevî) tembellik ve yakîn (iman) zayıflığıdır." (Suyuti, Fethu'l-Kebir, 1/58)
Konumuz açısında hadiste dikkat çekilen şişmanlık değil, "göbek bağlamak" anlamındaki oburluktur. Dolayısıyla karın büyüklüğü ile kendini gaflete salıp çok yiyen, yeme ve içmeyi hayatın gayesi edinen, belki böylece şişman olan insanlar kastedilmektedir. Zira Peygamberimiz (asm) böyle yaşayan kimseler için dünya ve ahiret hayatları adına endişe duymuşlardır.
Şu halde bir insanın hayatında yeme ve içme gaye olmuşsa, onda ahiret hayatı adına bir hazırlık beklemek de zordur. Nitekim Peygamberimiz (asm)
"Ademoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Oysa ki Ademoğlu için belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir. Şayet mutlaka yemesi gerekiyorsa, o zaman (midesinin) üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefes için ayırsın." (Tirmizi, Zühd, 47) buyurmuşlardır.
Hz. Ömer (ra), "Çok yeme içmeden sakının! Zira o, bünyenizi hastalandırır, korkaklığı artırır ve ibadetlerinizde tembelleştirir." (Aclunî, Keşfü'l-Hafa, 1/279) şeklinde ikaz etmiştir.
Hz. Ali (r.a) da, "Eğer karnın doymuyor ve obur isen, kendini müzmin hastalardan say." (Mâverdî, Edebü'd-dünya ve'd-din, s. 533) demiştir.
Hz. Peygamber (asm) bir olay nedeniyle şöyle buyurmuştur: "Mü'min bir mideyle (bir kişilik) yer (içer), kâfir ise yedi kişilik yer (içer)." (Buhari, Et'ıme, 12)
Başka bir hadisinde ise Peygamberimiz (asm) "İki kişinin yiyeceği üç kişiye, üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter." (Buhari, Etıme, 11) buyurarak, Müslümanların obur olmaması gerektiğine işaret etmişlerdir.
Görüldüğü gibi çok yemek ve içmek, kamil bir müminin sıfatı değildir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de bu husus "İnkar edenler (kafirler) dünyada zevklenirler (dünya hayatının zevkini düşünürler) ve hayvanların yediği gibi yerler." (Muhammed, 47/12) buyrularak, inanmayanların yaşayışlarına dikkat çekilmektedir.
O halde insan midesinin altında kalıp ezilmemeli, yemesini-içmesini disipline edebilen bir irade insanı olmalıdır. Zira Peygamberimiz "Kişinin her iştahını çekeni yemesi israf olarak yeter."(İbn Mace, Et'ime, 51) buyurmuşlardır. (bk. Dr. M. Selim Arık, Miminde Zaaf, Yani Ümit, Ocak-Şubat-Mart 2012)
Peygamberimizin Yeme İçme Adabı
Allah, insanı adeta bütün varlıkların merkezine yerleştirmiş. Canlı ve cansız her şeyi onun etrafında pervane etmiş. İnsanlık aleminin merkezine de rızkı koymuş. Tüm insanları rızkın etrafında döndürüyor. İnsana verilen bunca yetki ve gösterilen bunca özenin de, rızka muhtaç yaratılıp bir ömür boyu onun peşinden koşturulmasının da temel amacı şükürdür.
Şükür, muhtaç olduğumuz maddî ve manevî her türlü rızkın kimin tarafından gönderildiğini bilmek, O'na yürekten minnettarlık duymak, bunu yeri geldiğinde ifade etmek, sağladığı her türlü imkan ve enerjiyi O'nu hoşnut edecek şekilde kullanmaktır.
Bu temel ölçüyle, yeme içme adabının ana hatları ortaya çıkar. O da, istifade edeceğimiz bir nimeti, elimize aldığımız bir rızkı Allah'ın adıyla yemeye başlamak; nimete saygılı olmak, taşıdığı sanat incelikleri üzerinde tefekkür, yedikten sonra da Allah'a hamd etmektir.
İkinci önemli adabı, yeyip içtiklerimizin helalden olmasıdır. Bu da hem dinen kullanımı yasak olmaması, hem de hakkımız olmasına bağlıdır. İslamî usullerle kesilmemiş hayvan eti, domuz ve diğer yenmeyen canlılardan beslenmek ve şarap içmek yasak olanlara örnektir. Allah'ın yer yüzünde bizim için serdiği nimet sofrası gerçekten çok geniştir. Helal olanlar, yasaklardan mukayeseye gelmeyecek kadar fazladır.
Yasak edilenler de, bildiğimiz ve bilemediğimiz zararlarından dolayıdır. Helal dairesi her türlü ihtiyaç ve arzumuza yetecek kadar geniştir. Harama girmeye hiç gerek yoktur. Aslında helal olmakla birlikte, başkalarının hakkı olan şeylerin, rızaları alınmadan yenilip içilmesi de haramdır.
Konunun diğer temel bir adabı da, yeyip içerken, aşırıya kaçmamaktır. Fazla kullanım gibi, gereğinden az kullanım da helal olmaz. Bu hem tıbben, hem de ahlakî açıdan uygun görülmemiştir. İbadet düşüncesiyle de olsa gereğinden az beslenmek doğru değildir.
Peygamberimiz (asm), ömür boyu her gün oruç tutmayı uygun görmemiştir. Ayrıca, midenin üçte birinin yemeğe, üçte birinin suya ayrılmasını, diğer üçte birinin ise boş bırakılmasını tavsiye etmiş, tıka basa yemeyi onaylamamıştır. İyice acıkmadan sofraya oturulmamasını, oturunca da tam olarak doymadan kalkmasını tavsiye etmiştir.
Peygamberimiz (asm), bu konuda da bizim için güzel bir örnektir. Hadis kitaplarından öğrendiğimize göre, onun sofrası çok çeşitli yemeklerden meydana gelen zengin bir sofra değildi. Sade bir hayat yaşadığı için sofrası da sadeydi. O (asm), yemek için yaşamaz, yaşamak için yerdi. Eve geldiğinde yemek yoksa bunu problem etmez, bazen bir iki hurma ile yetindiği olurdu.
Hz. Peygamber (asm), günde iki kere yemek yerdi. Az yemeyi tavsiye ederdi. Haram olan yiyecek ve içecekler hâriç, diğer yiyecekleri yerdi. Sadece et veya sadece sebze yemek gibi tek yönlü beslenmezdi. Bazı yemekleri daha çok sevse de, hiçbir yemek için "sevmiyorum" ifadesini kullanmazdı.
Yemek davetlerine katılırdı. Yemeğe başlamadan önce ve yemekten sonra ellerini yıkardı. Besmele ile başlar, uygun ve kısa bir dua ile bitirirdi. Sağ eliyle yerdi. Sol eliyle yiyenleri ikaz ederdi. Ortaya konulmuş yemeğin, kendi önüne gelen kısmından yerdi. Yemek yerken sağa, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi. Yüzü koyun uzanarak yemek yemeyi yasaklardı.
Yemeğin israf edilmesini menederdi. Soğan, sarımsak gibi kokusu başkalarını rahatsız eden yiyecekleri yedikten sonra toplum içine girmeyi hoş karşılamazdı. Yemeğe ve suya üflemeyi yasaklardı. Yemeğin çok sıcak yenmemesi gerektiğini söylerdi. Yemek ve su kaplarının ağzını kapatmayı tavsiye ederdi.
Aile fertlerinin yemeği bir arada yemelerini tavsiye eder ve beraber yenen yemeğin bereketli olduğunu belirtirdi. Aşırıya kaçmadan konuşup sohbet ederdi.
Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed'in (a.s.m) Yeme ve İçme ile ilgili sünnetleri;
1- Yemeği yerde yemek sünnettir.
2- Bir tabakta yemek sünnettir.
3- Önünden yemek sünnettir.
4- Yemek yerken sağ ayağını dikip sol ayağın üzerine oturmak sünnettir.
5- Üç parmakla yemek yemek sünnettir.
6- Üç parmağını yemek yedikten sonra yalamak sünnettir.
7- Yemeğe tuzla başlamak,bitirirken de tuzla bitirmek sünnettir.
8- Yemeğe oturmadan ellerini yıkayıp KURULAMAMAK sünnettir.
9- Yemekten sonra elleri yıkayıp havluya silmek sünnettir.
11- Yedikten sonra tabağı sıyırmak sünnettir.
12- Sofradan doymadan kalkmak sünnettir.
13- Yemek yedikten sonra iki saat geçmeden bir şey yememek sünnettir.
14- Sofra duasını okumak sünnettir.
15- Yenilen yiyeceğe tefekkür etmek sünnettir.
16- Sofrada yeşillik bulundurmak sünnettir.
17- Bir yere yaslanmadan yemek yemek sünnettir.
18- Davet edildiği sofradan yemek bitiminde mutfağa bir şey götürmek sünnettir.
19- Akşam namazından önce iftar yemeği yemek sünnettir.
20- Sahur yemeğinden önce teheccüt namazı kılmak sünnettir.
21- Yenilen lokmaların küçük olması da sünnettir.
22- Çok çiğnemek sünnettir.
23- Ekmek kırıntılarını toplayıp yemek sünnettir.
24- Ekmeği yerken yemeğin içinde parçalamak sünnettir.
25- Hizmetçisiyle birlikte yemek yemek sünnettir.
26- Yemeğin sonunda kürdan kullanmak sünnettir.
27- Ekmek varken katık aramamak sünnettir.
28- Çiğ soğan ve sarımsak yememek sünnettir.
29- Yemek yerken diz çöküp yemek sünnettir.
30- Pabucunu çıkarıp yemek sünnettir.
31- Sirke yemek sünnettir.
32- Yemeğin sonunda hamd etmek sünnettir.
33- Arpa ekmeği yemek sünnettir.
34- Tahta kaşıkla yemek sünnettir.
35- Ekmeği eliyle parçalamak sünnettir.
36- Yemeği çok sıcak yememek sünnettir.
37- Rasülullah s.a.v. Efendimizin kepeksiz buğday ekmeği yediği görülmemiştir,keza elenmişinde(hatta eleğin kendisini dahi görmediği rivayetler arasındadır.)
38- Salatalığı tuza batırıp yemek sünnettir.
39- Efendimiz s.a.v. balı ve helvayı severlerdi.
40- En sevdiği meşrubat tatlı ve serin olanıydı...
41- En sevdiği meyve taze hurma ve karpuz idi.
42- Şerbetler içinde en çok bal şerbetini severdi.
43- Etlerin kol ve süt taraflarını tercih ederlerdi.Kızartılmış eti bazen bıçakla,bazende eli ile koparıp ısırarak yerlerdi.
44- Koyun eti yemekte sünnettir.
45- Tek başına yemek yememek te sünnettir.
46- Günde iki öğün yemek yemek sünnettir.
47- Yemekte ev halkının tamamen sofraya oturmasını isterlerdi.
48- Misafirlerine ikram etmeyi çok sever tabaktaki yemeğin tamamen yenmesini isteler,arttırılıp dökülmesine razı olmazlardı.
49- Cemaat içinde su veya süt içtikleri vakit kabı hemen sağındakine verir,böylece devretmesini arzu ederlerdi.
50- Evin içinde bir cariyeden daha utangaç hareket ederler,yemek istemezler,ancak sofra kurulursa yerlerdi.
51- Hurmayı yer,çekirdeğini tabağa atarlardı.
52- Yemeği yer üzerine koyup yemek Resulullah s.a.v.'e en sevimli gelen sünnettir.
53- Kabak yemeğini severlerdi.
54- Hurmadan da acve denilen medine hurmasını severdi.
55- Resulullah s.a.v. Efendimiz nezdinde yaş meyvelerin en sevimlisi kavun,karpuz ve üzümdü.
56- Çoğu zaman kavunu yaş hurmalarla beraber yerlerdi.
57- Kurutulmuş et yemek sünnettir.
58- Un çorbası yemek sünnettir.
59- Un helvası yemek sünnettir.
60- Kuru üzüm yemek sünnettir.
61- Ekmekle sirkeyi birlikte yemek sünnettir.
62- Zeytin yemek sünnettir.
63- Elmayı çöpüne kadar yemek sünnettir.
64-Kırmızı elma yemek sünnettir.Resulullah s.a.v.turuncu ve kırmızı elmayı çok severdi.
65- Meyveleri yemeden önce yıkamak sünnettir.
66- Yeşil mercimek yemek sünnettir.
67- Yoğurt kurusu yemek sünnettir.
68- İftar yemeği yedirmek sünnettir.
69- Komşuya ikram etmek sünnettir.
70- Yemekten sonra 3 kere ağzını çalkalamak sünnettir.
71- Sofra kaldırılıncaya kadar sofradan,yemekten kalkmamak sünnettir.
72- İkrama sağdan başlamak sünnettir.
73- Misafirin yanında suskun durmamak sünnettir.
74- Rızık talebi işinde erkenci olmak da sünnettir.
75- Su içerken kıbleye dönmek sünnettir.
76- Su içerken oturmak sünnettir.
77- Su içerken besmeleyle başlamak sünnettir.
78- Su içerken 3 yudumda içmek sünnettir.
79- Suyu içmeden önce yanındakilere ikram etmek sünnettir.
80- Suyu içtikten sonra hamd etmek sünnettir.
81- İki avucuyla su içmek,tek avucuyla içmemek sünnettir.
82- Avuçla su içmeden önce ellerini yıkamak sünnettir.
83- Efendimiz tatlı ve soğuk su içerlerdi.
84- Müslüman kardeşinin artığını içmek sünnettir.
85- Bardakla içilen şeyleri dibine kadar içmek sünnettir.
86- Odada sürahi ile su bulundurmak sünnettir.
|
|
|
|