| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Veda Haccı |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 02:06 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Veda Haccı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccı
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´de bulunduğu müddetçe, bir kere hac yapmıştır.[1] Bu hac;
1. Haccetü´l-Vedâ,
2. Haccetü´l-İslâm,
3. Haccetü´l-Belağ,
4. Haccetüt-Temam., gibi isimlerle anılmıştır.
Abdullah b. Ömer´e göre, Peygamberimiz Aleyhisselam bu haccında Müslümanlarla vedalaşınca:
"Bu, veda hacadır!" dediler. [2]
Peygamberimiz Aleyhisselam bundan sonra hac yapmamış, bu hac kendisinin veda haccı olmuştur. [3]
Abdullah b. Abbas ise, buna Haccetü´l-vedâ demekten hoşlanın ayıp, Haccetü´l-İslâm demeyi daha uygun görmüş; [4]
"Peygamber Aleyhisselam, Veda Haccını ´Haccetü´l-İslâm1 ismiyle anardı" demiştir. [5]
Peygamberimiz Aleyhisselam bu hacda Müslümanlara hac amellerini bizzat, bilfiil gösterdiği; vakfeleri, cemreleri, tavafı öğrettiği; helâl ve haram olan şeyleri bildirdiği için, bu hac H accetü´l-Belağ olmuştur. [6]
"...Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım. Size din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnut oldum" (Mâide: 3) mealli âyet Veda Haccı sırasında nazil olduğu için, [7] Veda Haccına "Haccetü´t-Temam" isminin verildiği de vardır. [8]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hacca Ne Zaman ve Nasıl Çıktığı
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 10. yılında,[9] Zilkade ayında[10] hac için hazırlandı.
Kendisiyle birlikte haccetmek üzere hazırlanmalarını Medine´deki Müslümanlara emretti. [11]
Medine dışındaki Müslümanların da hac için hazırlanıp Medine´de toplanmalarını ilan ettirdi.
Bunun üzerine, Medine´ye pek çok insan geldi.
Herkes, Peygamberimiz Aleyhisselama uymanın çaresini anyor, haccı onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. [12]
Binitli veya yaya olarak gelmeye gücü yetenlerden hiç kimse geri kalmadı. [13]
Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte hacca gidenlerin sayısı 114.000, hatta bundan da çoktu. [14]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlara hep hacdan bahsetti. [15] İrad buyurduğu hutbesinde ihramın, haccın vâcib ve sünnetlerini anlattı.[16] Öğle namazının farzını mescidde dört rekat olarak kıldırdı. [17]
Medine´de yerine Ebu Dücânetü´s-Sâidîyi veya Siba´ b. Urfutayı vekil bıraktı . [18]
İbn Ümmi Mektum´un bırakıldığı da rivayet edilir. [19]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu hacda kurban edilmek üzere sürdürdüğü develerin sayısı yüzü bulmakta idi. [20]
Buna Hz. Ali´nin Yemen´den gelirken getirdiği zekat develeri de dahildi. [21]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´den sürdürdüğü kurbanlık develerin üzerine Naciye b. Cündüb´ü memur etti. [22]
Naciye´nin yanında, yardımcı olarak, Eşlemlerden iki genç de bulunuyordu. [23]
Peygamberimiz Aleyhisselam ve ashabı, saçlarını taramış ve güzel kokular sürünmüş, izar ve ridalarını giyinmiş oldukları halde, [24] Zilkade ayının çıkmasına beş gece kala. [25] Cumartesi günü[26] Medine´den yola çıktılar. [27]
Şecere yolunu tuttular. [28]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´den Mekke´ye giderken Şecere yolunu tutar ve Şecere mescidinde namaz kılardı.
Mekke´den Medine´ye dönerken de Şecere mescidinden daha aşağıda bulunan (Medine´ye yakın olan) Muarres yoluyla girip, vadinin ortasındaki Zülhuleyfe´de gecelemeyi, namaz kılmayı ve sabahleyin Medine´ye hareket etmeyi âdet edinmişti.
Zülhuleyfe, Medinelilerin ihrama girme yehdir. [29]
Peygamberimiz Aleyhisselam, oraya varınca, ikindi namazının farzını iki rekat olarak kıldırdı. [30]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabının ve kurbanlıkların gelip yanında toplanmaları içi[31] Zülhuleyfe´de yattı . [32]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kadınları, hac yapmak için hevdecler içinde Zülhuleyfe´ye geldiler.
Gönderilen kurbanlıklar ve hac için yola çıkan Müslümanlar da gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında toplandılar.
Hz. Osman´la Abdurrahman b. Avf da, gelip Zülhuleyfe´de Peygamberimiz Aleyhisselama kavuştu-lar. [33]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bana Rabbim tarafından gelen Cebrail, bu gece gelip, ´Bu mübarek vadide namaz kıl ve umre içinde hacca niyet ettim, de!1 dedi" buyurdu. [34]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle namazının farzını orada iki rekat olarak kıldırdı. [35]
Orada, iki rekat da ihram namazı kıldı. [36]
Devesi Kasvâ´ya bindi. [37]
Kasvâ´nın üzerinde dört dirhem bile etmeyen eskimiş, küçük bir semer vardı. [38]
Peygamberimiz Aleyhisselam: Allah´a hamd ü senada, [39] teşbih ve tekbirde bulunduktan sonra: [40]
"Ey Allah´ım! Bunu bana içinde riya ve süm´a (gösteriş ve şöhret) bulunmayan mebrur ve makbul bir hac ki I!" diyerek dua etti. [41]
İhrama girip:
"Lebbeyk allahümme lebbeyk! Lebbeyk lâ şerike leke lebbeyk! İnnel hamde ve´n nimete leke vel mülke lâ şerike lek" diyerek tel biyeye başladı. [42]
"Sizden kim hac ile umreye niyet etmek isterse, bunu yapsın!
Sizden kim yalnız hacca niyet etmek isterse, öyle niyet etsin!
Sizden kim de yalnız umreye niyet etmek isterse, o da umreye niyet etsin!" buyurdu. [43]
Hz. Âişe:
"Bizlerden kimi umre niyetiyle ihrama girdi, kimi hac ile birlikte umre niyetiyle ihrama girdi, kimimiz de yalnız hac niyetiyle ihrama girdi" demiştir. [44]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Cebrail, bana gelip, ashabıma, yanımda bulunanlara telbiyede seslerini yükseltmelerini emretmemi bana emretti[45] ve ´Yâ Muhammedi Telbiyede seslerini yükseltmelerini ashabına emret! Çünkü bu haccın alâmetlerindendir!´ dedi" buyurdu. [46]
Bir adam, ihramımın ne gibi bir elbise giyebileceğini sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gömlek, sank, don, bumus, mest giymeyiniz!
Ancak ayakkabı bulamayan kimse mest giysin, ama mestleri topuktan aşağısından kessin!
Safran veya vers (alaçehri çiçeği) ile boyanmış hiçbir elbise giymeyiniz!" buyurdu. [47]
Hz. Ebu Bekir´in zevcesi Esma binti Umeys, Zülhuleyfe´de Muhammed b. Ebu Bekir´i doğurmuş, Peygamberimiz Aleyhisselama haber gönderip:
"Ben ne yapacağım " diye sormuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yıkan da, bir elbise ile kuşak sarın ve ihrama gir!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam Zülhuleyfe mescidinde namaz kılıp Kasvâ´nın üzerinde Beydâ düzlüğüne çıktığı zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde, sağında, solunda ve arkasında göz alabildiği kadar uzaklara uzanan binitli veya yaya insanların akıp gittiği gözüküyordu. [48]
Yolda gelip katılanlarda, sayısızdı. [49]
Peygamberimiz Aleyhisselam Beydâ yolunu takip ederek ertesi gün sabahleyin Melel´e, akşama doğru da Şerefü´s-seyyâle´ye vardı.
Akşam ve yatsı namazlarını orada, sabah namazını da Seyyâle ile Revhâ arasında olan ve Revhâ´ya Seyyâle´den daha yakın bulunan Irku´z-zabyâ´da, yolun sağındaki mescidde kıldı; Revhâ´da konakladı. [50]
Musa Aleyhisselam, Revhâ vadisine yetmiş bin kişi ile uğramıştı.
Yetmiş peygamber gelip bu vadide namaz kılmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın atalarından Mudar b. Nizamın kabri de buradadır.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ vadisi hakkında:
"Bu vadi, cennet vadilerindendir! [51]
Musa b. İmran´ı, bu vadide, kısa saçaklı aba içinde ihrama girmiş bir halde görür gibiyimdir! [52]
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; Meryem´in oğlu da hac veya umre edici ya da her ikisini birleştirici olarak muhakkak Fecc-i Revhâ´da telbiye edecektir!" buyurdu. [53]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ´da deve üzerinde bir kafileye rastlayıp onlara selam verdi ve:
"Siz hangi kavimdensiniz " diye sordu.
"Müslümanız!" dediler.
Onlar da:
"Ya siz kimsiniz " diye sordular.
"Resûlullah Aleyhisselamdır!" diye cevap verdiler. [54]
Bu cemaat arasında deve üzerinde hevdeç içinde bir kadın ve kadının yanında da küçük bir oğlu bulunuyordu. [55]
Kadın, oğlunun kolunu tutup[56] hevdeçten dışarı çıkararak: [57]
"Yâ Rasûlallah! Bunun için de hac var mıdır " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet! Sana da ecir vardır!" buyurdu. [58]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ´dan hareket etti. [59] İkindi, akşam ve yatsı namazlarını Munsaraf´ta kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam Munsaraf´tan ayrılıp sabah namazını Esâye´de kıldırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Esâye´den hareket edip üçüncü gün Arc´da sabahladı.
Hz. Ebu Bekir, Medine´de Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Benim yanımda bir deve var. Azığımızı onun üzerine yükleyelim!" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Öyle olsun!" buyurmuş, un ve sevık azığını Hz. Ebu Bekir´in bu devesine yükletmişti. [60]
Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ebu Bekir´in yiyecekleri, böylece, bir devede yüklü bulunuyordu. [61]
Hz. Ebu Bekir´in uşağı Ukbe, bu azık devesinin üzerine binmekte idi.
Dinlenmek için Esâye´de konaklandığı veUkbe´nin de deveyi ıhdırdığı sırada, Ukbe uyuyakalmıştı. Deve, çöktüğü yerden kalkarak yularını Ukbe´nin elinden çekip almış, vadinin içine doğru gitmişti.
Ukbe, uyanınca, kalkıp yola devam etti. Devenin de yolda gittiğini sanıyordu.
Deveyi arıyor, soruyor, fakat hiç kimseden bir haber alamıyor, işitemiyordu. [62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Arc´da konakladığı ve konak yerinin önünde oturduğu sırada, Hz. Ebu Bekir gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın bir yanına oturdu. Hz. Âişe de öbür yanına oturdu.
Esma Hâtûn gelip Hz. Ebu Bekir´in yanına oturdu. [63]
Böyle, Hz. Âişe´nin Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında, Esmâ´nın da Hz. Ebu Bekir´in yanında oturduğu ve Hz. Ebu Bekir´in ise uşağı Ukbe´nin gelmesini bekleyip durduğu bir sırada, [64] öğleye doğru, Ukbe yalnız başına[65] devesiz çıkıp gelince, [66] Hz. Ebu Bekir ona:
"Deven nerede " diye sordu. [67]
Ukbe:
"Dün gece onu[68] kaybettim, yitirdim!" dedi. [69]
Hz. Ebu Bekir:
"Vay sana! Keşke o yiyecekler yalnız bana ait olsaydı, gam değildi!
Fakat onlar Resûlullah Aleyhisselam ile onun ev halkına aitti!" diyerek hemen ayağa kalkıp[70] Ukbeyi dövmeye başladı.
Ona hem vuruyor, hem de:
"Sen bir tek deveyi nasıl kaybeder, yitirirsin !" diyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, gülümseyerek:
"Şu ihramlı kişiyi görüyor musunuz O ne yapıyor, bakınız!" buyurup, [71] Ukbe´yi dövmekten Hz. Ebu Bekir´i men etti.
Azık devesinin kaybolduğunu haber alınca, Eşlemlerden Nadleler, bir çanak içinde hays* yemeği getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne koydular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gel ey Ebu Bekir! Allah sana nefis ve tatlı bir yemek gönderdi!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir, Ukbeye hâlâ kızıp duruyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ebu Bekir´e:
"Sakin ol! Bu iş ne sana, ne de seninle birlikte bize aittir!
Uşak, senin deveni kaybetmemeye son derecede istekliydi!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamla, Peygamberimiz Aleyhisselamın ev halkı ve Hz. Ebu Bekir ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunan herkes o yemekten doyuncaya kadar yediler.
Aradan çok geçmemişti ki, halkın artçılığını, sevkediciliğini yapan Safvan b. Muattal, azık devesini getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırının önünde ıhdırdı ve Hz. Ebu Bekir´e:
"Bak! Metâından birşey kaybetmiş misin " dedi.
Hz. Ebu Bekir vanp baktı ve:
"Su içtiğimiz kaptan başka birşey kaybetmemişiz!" dedi.
Ukbe:
"İşte, kap benim yanımda!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Allah sana emaneti eda ve teslim ettirdi!" dedi.
Yüce Allah´ın Peygamberimiz Aleyhisselama azık devesini gönderdiği sırada, Sa´d b. Ubâde ile oğlu Kays b. Sa´d b. Ubâde de, bir deveye yiyecek yükleyerek Peygamberimiz Aleyhisselama teslim etmek üzere gelip çadırının kapısı önünde durdular.
Sa´d b. Ubâde:
"Yâ Rasûlallah! Yiyecek devenin uşakla birlikte kaybolduğunu işittik.
İşte bu yiyecek yüklü deve onun yerinedir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah bize yiyecek yüklü devemizi getirdi.
Siz artık yiyecek yüklü devenizi geri götürünüz. Allah size onu mübarek kılsın!
Ey Ebu Sabit! Medine´ye geldiğimiz günden beri bizi ağırlamak için yaptıkların yetmiyor mu " buyurdu.
Sa´d b. Ubâde:
"Yâ Rasûlallah! Biz, İslâm nimetinden dolayı Allah´a ve Resûlüne minnettarız!
Vallahi yâ Rasûlallah! Mallarımızın içinden senin almış olduğun şeyler, bize bırakmış olduklarından daha sevgilidir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Ebu Sabit! Doğru söylüyorsun! Felaha ve kurtuluşa ermiş olduğunu müjdelerim!
İyi ahlâk Yüce Allah´ın elindedir. Allah, iyi ahlâkı, kime bağışlamayı dilerse ona bağışlar.
Allah sana iyi ahlâkı bağışlamış bulunuyor!" buyurdu.
Sa´d b. Ubâde:
"Hamd olsun Allah´a ki, O bana bunu yaptı!" dedi.
Sabit b. Kays:
"Yâ Rasûlallah! Sa´d´ın ev halkı Cahiliye çağında da ulumuz, kuraklık ve kıtlık yıllarında da bizim yediricilerimizdendi" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İnsanlar, birtakım madenler ve cevherlerdir. Onların Cahiliye çağında iyileri, İslâmiyet çağında da iyilerdir" buyurdu. [72]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Lahy-i Cemel´e varınca, ihram halinde bulunduğu halde. [73] başındaki rahatsızlıktan dolayı[74] orada tepesinden kan aldırdı. [75]
Peygamberimiz Aleyhisselam Lahy-i Cemel´den hareket ederek Sukyâ´da konakladı. [76]
Peygamberimiz Aleyhisselam Sukyâ´dan hareket ederek dördüncü gün sabahleyin Ebvâ´ya vardı. [77]
Peygamberimiz Aleyhisselamın annesi Hz. Âmine´nin kabri buradadır. [78]
Peygamberimiz Aleyhisselam Cuma günü Cuhfe´de bir müddet konakladıktan sonra, oradan ayrılarak, Humm yakınında, yolun solunda bulunan mescidde durup namaz kıldı. [79]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ezrak vadisine uğradığı zaman:
"Bu hangi vadidir " diye sordu.
"Ezrak vadisidir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Musa´nın şehadet parmaklarını kulaklarına koyup yüksek sesle telbiye ederek bu vadiden geçişini görür gibiyimdir!" buyurdu ve daha sonra bir tepeye gelip kavuştukları zaman:
"Bu hangi tepedir " diye sordu.
"Herşâ veya Lefttepesidir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yunus´un, yuları hurma lifinden olan kırmızı tüylü bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir abâ bulunduğu halde, buradan telbiye ederek geçtiğini görür gibiyimdir!" buyurdu. [80]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cumartesi günü Kudeyd´e vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam Kudeyd´den ayrılarak Müşellel´e uğradı ve orada durup namaz kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazar günü Usfan´a vardı. [81] Usfan vadisine varıp kavuştukları zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Ebu Bekir! Bu, hangi vadidir " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Usfan vadisidir!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam; Hud Peygamberin, Salih Peygamberin de bellerine abâ tutunmuş, bellerinden yukarılarını alacalı kumaşla bürümüş, genç, kırmızı,yuları hurma lifinden, dişi deve üzerinde oldukları halde Beyt-i Atîk´i tavaf ve ziyaret için telbiye ederek geçmiş olduklarını haber verdi. [82]
Peygamberimiz Aleyhisselam Pazartesi günü Merru´z-zahran´a uğradı va akşama kadar oradan ayrılmadı . [83]
Peygamberimiz Aleyhisselam, uğradığı yerlerde Müslümanlara imam olup namaz kıldırmış ve namaz kıldırdığı yerlere de mescidleryapılmıştır.
Peygamberimiz Aleyhisselam Merru´z-zahran´dan ayrılıp Şerife geldiği zaman güneş battı. [84]
Şerife geldikleri sırada, Hz.Âişe kadınlık hali görüp ağlamaya başladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Seni ağlatan nedir " diye sordu.
Hz. Âişe:
"Vallahi bu yıl hacca çıkmamış olmamı ne kadar isterdim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sana ne oldu Sen galiba hayzını gördün " buyurdu.
Hz. Âişe:
"Evet!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu, Allah´ın, Âdem´in kızlarına yazdığı birşeydir.
Sen hacıların yaptığını yap! Yalnız, temizlenmedikçe Beytullah´ı tavaf etme!" buyurdu. [85]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Seniyyeteyn arasına (iki yokuş arasındaki yola) gelip kavuştu. [86]
Peygamberimiz Aleyhisselam geceyi orada, Zi Tuvâ vadisinde geçirdi. [87]
Sabah namazını orada[88] sarp bir tepe üzerinde, [89] bir semüre ağacının altında[90] kıldı.[91] Peygamberimiz Aleyhisselamın namaz kıldığı yer, T\ Tuvâ mescidinin
yapıldığı yer olmayıp bundan biraz aşağıdaki sarp tepe üzerindedir.[92]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke´ye Girişi
Peygamberimiz Aleyhisselam sabahleyin guslettikten sonra devesi Kasvâ´ya binip,[93] gündüz[94] kaba kuşluk vaktinde, [95] Hacun üzerindeki, [96] Mekke´nin yukan tarafına düşen Kedâ´dan, yokuştan Mekke´ye girdi. [97]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Duası
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe´nin Benî Şeybe kapısına kadar ilerledi. Beytullah´ı gorünce[98] ellerini kaldırdı ve:
"Ey Allah´ım! Bu Beytinin şerefini, ululuğunu, heybetini, [99] geçerliliğini, sürümünü[100] arttır. [101] Ona hac ve umre ile tazimde bulunanların da şereflerini, heybetlerini, tazimlerini ve iyiliklerini arttı r!" [102] diyerek dua etti. [103]
Devesini Beytullah´ın kapısında indirdi. [104]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe´yi Tavaf Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, ridasının bir ucunu sağ koltuğunun altından alıp sol om uzunun üzerine atmış ve sağ kolunu açmış olduğu halde[105] Mescid-i Haram´a girip doğruca Hacerü´l-Esved rüknüne vardı[106] ve onu istilâm etti.
İstilâm ederken, Peygamberimiz Aleyhisselamın gözleri yaşla doldu. Hacerü´l-Esved´i öptü, ellerini onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü. [107]
"Bismillahi vallahu ekber! İmanen billahi ve tasdikan bimâ câe bihî Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem." [108]
Veya:
"Allahumme imanen Rabbike ve tasdikan bi kitâbike ve sünneti nebiyyike sallallahu aleyhi ve sell-em" diyerek[109] Hacerü´l-Esved köşesinden tavafa başladı.
Tavafın ilk üç devresinde adımlarını kısaltıp omuzlarını silkeleyerek hızlı ve çalımlı yürüdü. [110]
Yemen ve Hacerü´l-Esved köşesine geldikçe[111], "Rabbena âtina fid dünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kına azâbennar" (Bakara: 201) âyetini okumakta idi. [112]
Peygamberimiz Aleyhisselam tavafın bu bölümünü tamamlayınca[113] Hacerü´l-Esved´i öptü, ellerini onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü. [114]
Halkın arasından güçlükle geçip Makam-ı İbrahim´e* erişti. [115]
Makam-ı İbrahim´in arkasında, [116] Makam´ı kendisiyle Beytullah arasına alarak[117] iki rekat namaz kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu namazda İhlas süresiyle Kâfirûn sûresini okudu. [118]
Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam sesini halka işittirecek derecede yükselterek: [119]
"İbrahim´in makamını namazgah edininiz!" (Bakara: 158) mealli âyeti okudu. [120]
Sonra, dönüp Hacerü´l-Esved´i istilâm etti. [121] ve Hz. Ömer´e:
"Ey Ömer! Sen güçlü bir adamsın! [122] Hacerü´l-Esved´e erişmek için, [123] omuz vurma! [124] İnsanları, [125] zayıflan [126] sıkışt]rma! [127] Ne rahatsız edil, [128] ne de rahatsız et![129] Olmazsa, uzaktan el sürüp öpme işareti yap, kelime-i tevhid oku, tekbir getir, [130] geç!" buyurdu. [131]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdurrahman b. Avf´a da:
"Ey Ebu Muhammed[132] Hacerü´l-Esved rüknüne nasıl istilâm yaptın " diye sordu. [133]
Abdurrahman b. Avf:
"Her defasında[134] istilâm yaptım, bıraküm" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İsabet etmişsin!" buyurdu. [135]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Sa´y Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselaım, bundan sonra Kabe´nin Benî Manzum kapısından[136] çıkıp Safa tepeciğine gitti. [137]
Oraya yaklaşınca:
"Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah´ın şeâirinden (Allah´a ibadete vesile olan nişanelerinden)dir" (Bakara: 158) mealli âyeti okudu ve:
"Allah´ın başladığından başlıyorum!" buyurdu.
Sa´ye Safa´dan başlamak üzere, Safa´nın üzerine çıktı.
Beytullah´ı görünce, [138] kıbleye yöneldi. [139] Beytullah´a bakarak[140] Allah´ı tevhid ve tekbir etti.
Üç kere (Vâkidîye göre yedi kere):
"Bir olan Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! O´nun eşi, ortağı yoktur! Mülk O´nundur! Hamd O´na mahsustur! [141] Diriltir, öldürür! [142] O herşeye kâdirdir! [143] Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! [144]
Allah va´dini yerine getirdi: Kuluna yardım etti. Toplanmış olan bütün kabileleri yalnız başına bozguna uğrattı" buyurdu. [145]
Peygamberimiz Aleyhisselam tekrar, Allah´ı tekbir ve O´na hamd ettikten sonra Allah´ın dilediği kadar[146] dua etti.
Duada söylediklerini de üç kere tekrarladı. Sonra, Safa tepeciğinden Merve tepeciğine doğru yürüyerek indi. [147]
Peygamberimiz Aleyhisselam o kadar hızlı sa´y ediyordu ki, sayinin hızından izarının açılıp dizlerinin göründüğü oluyordu. [148]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu hızlanışı sa´y vadisinin ortasına gelince yapıyor, ortayı geçince tabiî yürüyüşüne devam ediyordu. [149]
Müslümanlara da:
"Ey insaniar! [150] Şüphe yok ki, Yüce Allah sa´yi size vacib kıldı. Sa´y ediniz!" buyuruyordu.[151]
Peygamberimiz Aleyhisselamın say vadisi içinde "Rabbiğfir verham ve entel eazzü´l-ekrem!=Yâ Rab! Beni yarlığa ve bana rahmet et! En aziz, en kerim Sensin!" diyerek dua ettiği de rivayet edilir. [152]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Merve tepeciğine ulaşıp çıktığı zaman, Safa tepeciğinde yaptıklarını Merve tepeciğinde de aynen yaptı. [153]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hem Beytullah´ı tavafını, hem Safa ile Merve arasındaki sa´yini, etrafına üşüşen halk kendisini görsünler de bilmediklerini sorsunlar diye yüksekte bulunmak için, hayvanının üzerinde olduğu halde yaptığı da rivayet edilir. [154]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccında üç tavafı olup, kudüm tavafı olan ilkini yaya olarak yaptı. İkincisi, kurban günü yaptığı, farz olan tavaftır. Üçüncüsü de veda tavafıdır. Sanıldığına göre; biniti i olarak yaptığı tavaf ikinci veya üçüncü tavafıdır, ya da her ikisidir. [155] Saye gelince; bunu da Peygamberimiz Aleyhisselam önce yürüyerek yapmış, sonra da binitli olarak tamamlamıştır. [156]
Peygamberimiz Aleyhisselam Safa´dan Merve´yeyedi gidiş-gelişle şayi Merve´de tamamladı. [157]
Peygamberimiz Aleyhisselamın İhram Hakkındaki Emri
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kimin yanında kurbanı varsa, o ihram üzere kalsın! [158]
Sizden hanginizin yanında kurbanı yoksa, hemen ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin!" buyurdu.
Bunun üzerine Sürâka b. Malik ayağa kalkarak:
"Yâ Rasûlallah! Bu iş bizim bu yılımıza mı mahsustur, yoksa temelli sürüp gidecek midir " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, parmaklarını birbirine kenetleyerek, iki üç kere:
"Umre hacca dahil olmuştur! Kıyamete kadar temelli sürüp gidecektir!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanında kurban getirmiş olduğu için, ihramdan çıkmadı. [159]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebtah´ta Kurulan Çadırda Kalışı
Ebtah´ta Peygamberimiz Aleyhisselam için kırmızı deriden çadır kuruldu. [160] Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke´de bulunduğu müddetçe orada kaldı; oraya geldi gitti. [161]
Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Ebu Talib´in kızı Ümmü Hani H atun:
"Yâ Rasûlallan! Mekke evleri içinde konaklasan olmaz mı " demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam kabul etmedi. Medine´ye dönünceye kadar Ebtah´a gelip gitti.
Ne bir eve indi, ne de bir evin çatısı altında gölgelendi. [162]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri Ebtah´ta oturdu. [163]
Ashabdan Ebu Cuhayfe, Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebtah´ta, öğle güneşinin sıcağından, abdest almaya çıktığını; ve Bilal-i Habeşî´nin abdest suyunu dökerken Müslümanların üşüşüp dökülen abdest suyunu kapışarak yüzlerine gözlerine sürmeye başladıklarını gördüğünü; kendisinin de abdest suyundan biraz alıp yüzüne sürdüğü zaman onu kardan daha soğuk ve miskten daha güzel kokulu bulduğunu; Bilal-i Habeşî tarafından ezan okunduktan sonra kıble tarafına bir baston dikildiğini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın ona doğru yönelerek öğle namazının farzını iki rekat kıldırdığını, ikindi namazının farzını da yine onun gibi iki rekat kıldırmış olduğunu bildirir. [164]
Hz. Ali´nin Yemen´den Mekke´ye Gelişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, daha önce, Hz. Ali´yi Yemen´e göndermişti. [165] Hz. Ali, Yemen´den, Peygamberimiz Aleyhisselama ait zekat develeriyle Mekke´ye geldi.
Hz. Fâtıma´yı, ihramdan çıkanlar arasında buldu.
Hz. Fâtıma boyalı elbise giymiş ve gözlerine de sürme çekmişti.
Hz. Ali onun bu yaptığını beğenmediyse de, Hz. Fâtıma:
"Bunu bana babam emretü!" dedi.
Hz. Ali, Hz. Fâtımayı bu yaptığından dolayı azariamakve onun Peygamberimiz Aleyhisselam adına söylediklerini sormak üzere Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gitti.
Hz. Fâtıma´nın yaptıklarını haberverince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylemiş! Sen hacca niyetlenirken ne demiştin " diye sordu.
Hz. Ali:
´Ey Allah´ım! Resûlün neye niyetlendiyse, ben de ona niyetlendim!´ dedim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Benim yanımda kurbanım var. Sen de ihramdan çıkma!" buyurdu. [166]
Peygamberimiz Aleyhisselam terviye gününden* bir gün önce, öğle namazından sonra, [167] Hacerü´l-Esved rüknü ile Makam-ı İbrahim arasında dikilerek irad ettiği hutbesinde:
"Sizden, öğle namazını Mina´da kılmaya gücü yetebilen, öyle yapsın!" buyurdu. [168]
Peygamberimiz Aleyhisselam Kabe´ye alacalı Yemen kumaşından örtü örttürdü. [169]
Mina´ya Gidiş
Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke´de dört gün; Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri kaldı. Beşinci Perşembe[170] ten/iye günü, Beytullah´ı yedi kere tavaf ettikten sonra, güneşin batıya eğildiği sırada hayvanına bindi. [171]
Mina´da, Dârü´l-İmâme´nin bulunduğu yere indi. [172]
Hz. Âişe:
"Yâ Rasûlallah! Mina´da senin için bir gölgelik yapalım mı " diye sordu. [173]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! [174] Mina, önce gelenin deve çöktürme yeridir!" buyurdu. [175]
Hz. Âişe´nin isteğini kabul etmedi. [176]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Mina´da ki İdi. [177] Geceyi, [178] Cuma gecesini[179] Mina´da geçirdi. [180] Sabah namazını da Mina´da kıldı. Güneş doğuncaya kadar bekledi.
Nemire´de* kendisine bir çadır kurulmasını emretti. [181]
Peygamberimiz Aleyhisselam, güneş doğduğu zaman[182] hayvanına bindi. [183]
Zilhicce´nin dokuzunca Cuma günü sabahleyin umumî yolun sağındaki [184] Dabb** yolunu tutup[185] Arafat´a*** doğru hareket etti. [186]
Mina´dan Arafat´a giderken ashabın kimi telbiye ediyor, kimisi de tekbir getiriyordu. [187]
Kureyşîler kendilerinin Cahiliye çağında yaptıkları gibi Peygamberimiz Aleyhisselamın da Müzdelife´deki Meş´ar-i Haram´da duracağından şüphe etmiyorlar; [188] Müzdelifeyi geçmez, orada vakfe yapar sanıyorlardı. [189]
Nevfel b. Muaviyetü´d-Di´lî, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanıbaşında gidiyordu.
"Yâ Rasûlallah! Kavmin Cem´de (Müzdelife´de) vakfe yapacaksın sanıyor " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben, peygamberlikten önce de, onlara aykırı olarak Arafat´ta vakfe yapmışımdır!" buyurdu. [190]
Müzdelife´yi geçip gitti. [191]
Peygamberimiz Aleyhisselam Nemire´de çadırının kurulduğunu gördü ve oraya indi. [192]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina´dan Arafat´a varıncaya kadar tel biyeyi kesmedi. [193]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Arafat Hutbesi
Cahiliye devri insanlarının ayları geriletmeleri yüzünden, Hz. Ebu Bekir, dokuzuncu yıl haccını Müslümanlara Zilkade ayında yaptırmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın onuncu yıl haccı ise, Zilhicceye rastlamış bulunuyordu. [194]
Hicretin 9. yılında, 9 Zilhicce arefe günü de Cuma gününe rastlamıştı . [195]
Güneş batıya doğru eğilince Peygamberimiz Aleyhisselam devesi Kasvâ´nın hazırlanmasını emretti ve Kasvâ´ya hemen semer vuruldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kasvâya binip Ürene vadisine vardı. [196]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hamd Allah´a mahsustur. O´na hamd eder, O´ndan yarlıganmak diler ve O´na tevbe ederiz.
Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allah´a sığınırız.
Allah´ın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur.
Şehadet ederiz ki; Allahtan başka hiçbir ilah yoktur!
O birdir, O´nun eşi ortağı yoktur.
Ve yine şehadet ederiz ki; Muhammed O´nun kulu ve resûlüdür.
Ey Allah´ın kullan! Ben size Allahtan sakınmanızı tavsiye ve O´na itaate teşvik ederim.
Size hayır olan şeyden söz açmak ister ve bundan sonra derim ki"[197] buyurup, iki dizinin üzerine gelerek: [198]
"Ey insaniar! [199] Sözlerimi[200] iyi dinleyiniz! [201]
Vallahi[202] bilmiyorum! Belki de şu durduğum yerde, bu yılımdan [VâkıdPye göre; bu günümden] sonra sizinle bir daha buluşamayacağım! [203]
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz!
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz!
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz! [204]
Sözleri iyice dinleyip ezberleyen kişiye Allah rahmet etsin!
Belki, anlamayan, anlayana iletip anlatır.
Anlayan da, belki kendisinden daha iyi anlayışlı olana iletir!" buyurdu.
O sırada Şenûe kabilesi adamlarına benzeyen uzun bir adam kalkarak:
"Ey Allah´ın Peygamberi! O halde bizler ne yapalım " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize kulluk ediniz!
Beş vakit namazınızı kılınız!
Ramazan ayında orucunuzu tutunuz!
Beytullah´ı haccediniz!
Zekatınızı, gönlünüzden koparak, gönül hoşluğuyla veriniz!
Yüce Rabbinizin Cennetine girersiniz!" dedi ve: [205]
"İşitiyor musunuz " buyurdu.
Başka bir cemaatten bir adam:
"Ne diyorsun " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize ibadet ediniz!
Beş vakit namazınızı kılınız!
Orucunuzu tutunuz!
Mallarınızın zekatını veriniz!
Âmirinize itaat ediniz! Cennete girersiniz!" buyurdu. [206]
Peygamberimiz Aleyhisselam hitabesine en yüksek sesiyle devam ederek:
Ey insanlar! Bu, hangi gündür " diye sordu.
"Allah ve Allah´ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu ayınız, hangi aydır " diye sordu.
"Allah ve Allah´ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu beldeniz, hangi beldedir " diye sordu.
"Allah ve Allah´ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gününüz, haram ve dokunulmaz bir gündür!
Ayınız, haram ve dokunulmaz bir aydır!
Beldeniz, haram ve dokunulmaz bir beldedir! [207]
Ey insaniar! [208]
İşte, kanlarınız ve mallarınız da, Yüce Rabbinize kavuşuncaya [Ahmed b. Hanbel´e göre; kavuşacağınız güne] kadar-bu gününüzde, bu ayınızda, bu beldenizde olduğu gibi-birbirinize haram ve dokunulmazdır! [209]
Haberiniz olsun ki; ben, önceden gidip Havuz başında sizi bekleyeceğim!
Başka ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim!
Sakın, çok günah işleyip yüzümü kara çıkarmayınız! [210]
Benden gömnüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şeylerde bana isnad ederek yalan uyduran kimse, Cehennemdeki yerine hazırlansın! [211]
Haberiniz olsun ki; ben birtakım[212] erkek kadın[213] insanlan[214] kurtaracağım!
Kurtarmak isteyeceğim diğer birtakım kimselere gelince; [215] onlar hakkında bana galebe çalınacaktı[216]
´Yâ Rabbi! Bunlar da benim sahabilerimdir!´ diyeceğim. [217]
Yüce Allah ise:
´Senden sonra onların neler yaptığını sen bilmezsin!´ buyuracaktır" buyurdu. [218]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Sözlerini Rebia´ya Tekrarlatması
Mekke valisi Attâb b. Esîd, Amr b. Hâriceyi bir işi için Peygamberimiz Aleyhisselama göndermişti.
Amr b. Hârice, Arafat´ta yetişip Peygamberimiz Aleyhisselamın devesinin çenesinin altına durmuştu.
Kasvâ´nın ağzından süzülen köpükler, Amr b. Hârice´nin başına dökülüyordu. [219] Kendisi çok gür sesli olup[220] Peygamberimiz Aleyhisselamın sözlerini seslenerek halka duyaracak olan Rebia b. Ümeyye b. Halef de, [221] devenin boyun kökünün altında dikiliyordu. [222]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Rebia b. Ümeyye´ye:
"Resûlullah Aleyhisselam, size:
´Ey insanlar! Bu hangi aydır ´ diye soruyor, de!" buyuruyordu.
Rebia b. Ümeyye, seslenerek onlara bunu ulaştırıyor, duyuruyordu.
Onlar da:
"Haram olan aydır!" diyorlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Söyle onlara:
´Allah kanlarınızı, mallarınızı-Rabbinize kavuşuncaya kadar-bu ayınız gibi size haram ve dokunulmaz kılınıştı r! [223]
Sizler muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız!
Bütün amellerinizden, işlediklerinizden sorguya çekileceksiniz!" buyuruyor; [224] "Tebliğ ettim mi " diye sorduktan sonra, elini semaya kaldırıp: [225]
"Ey Allah´ım! [226] Bunlara tebliğde bulunduğuma[227] şahit ol! [228]
Ey Allah´ım! Bunlara tebliğde bulunduğuma şahit ol! [229]
Kimin yanında emanet varsa, onu hemen sahibine teslim etsin! [230]
İyi biliniz ki; üç şey mü´min ve Müslümanın kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allah´a ihlaslı olarak amel etmek,
2. Emir sahiplerine nasihatta bulunmak,
3. Müslüman cemaatine-ki onlar dua ederlerse duaları müstecabdırve arkadakilerine de şamildir- tâbi olmak. [231]
İyi biliniz ki; Cahiliye devrine ait herşey ayaklarımın altına konulmuş, hükümsüz sayılmışür. [232]
Bu cümleden olarak Cahiliye devrinin bütün kan davaları kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk kan davası da bize ait kan davalarından İbn Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib´in kan davasıdır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk ribâ (faiz) bizim, yani amcam Abbas b. Abdulmuttalib´in ribâ alacağıdır.
Onun tümü kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır. [233]
Fakat, anaparalarınız size aitir, sizin hakkınızdır.
Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulmediniz, ne de hakkınızdan aşağı alıp mazlum durumuna düşünüz!
Yüce Allah ´Ribâ yoktur!´ diye hükmetmiştir. [234]
İmdi ey insanlar! Şeytan, muhakkak ki, şu toprağınızda kendisine tapılmaktan temelli olarak umudunu kesmiştir. Fakat, siz bunun dışındaki, ufak-tefek işi erinizde ona uyacak olursanız, bu onu hoşlandı racakür!
Dininiz üzerinde ondan sakınınız!
Ey insanlar! O nesî denilen ay geriletme işi, ancak küfürde bir artma sebebidir ki, onunla kâfirler şaşırtılır.
Onlar bunu bir yıl helâl, bir yıl da haram sayarlar ki, Allah´ın haram kıldığına sayıca uydursunlar da, Allah´ın haram ettiğini helâl kılsınlar. [Tevbe: 32]
Allah katında ayların sayısı onikidir.
Onlardan dördü haram aylardır ki, üçü birbiri ardınca gelir Zilkade, Zilhicce, Muharrem.
Bir de, ikinci Cumâd ile Şaban arasındaki, Mudar´ın ayı Receptir. [235]
Ey insanlar! [236] Kadınlar hakkında Allah´tan korkunuz! [237] Çünkü siz onları ancak Allah´ın emaneti olarak aldınız.
Ve kendileriyle evlenmeyi de Allah´ın kelimesi, emir ve müsaadesiyle helâl ediniz. [238]
Ey insanlar! Şüphe yok ki, sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır! Onların da sizin üzerinizde hakları vardır! [239]
Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinize sizden başka hiç kimseye[240] ayak bastırmamaları , [241] arayı açacak fuhuş irtikap etmem eleri , [242] istemediğiniz kimseyi evlerinize sokmamalarıdir. [243]
Eğer onlar bunun aksini yaparlarsa, [244] Allah sizin onları yatakta yalnız bırakmanıza izin ver-miştir. [245]
Kendilerini, fazla incitmeyecek derecede, dövebilirsiniz de. [246]
Eğer uysallık ederler, [247] size boyun eğerierse[248] onların üzerinizdeki hakkı, mâruf veçhile, yani memleket âdet ve geleneğine göre kendilerinin bütün yiyecek
ve giyeceklerini sağlam aktı r. [249]
Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar yanınızda[250] zayıftırlar. [251] Emanettirler. [252] Kendileri için birşeye malik değildirler. [253]
Ey insanlar! Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tutunuz! [254]
Ben size öyle birşey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsanız, hiçbir zaman doğru yoldan sapmazsınız.
O, Allah´ın Kitabıdır. [255] Allah´ın Peygamberinin sünnetidir. [256] Ev halkımdır. [257]
Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz ve aklınızda iyice tutunuz!
Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler!
Kişiye, kardeşinin malı, kendisi onu gönlünden koparak vermiş olmadıkça, helâl olmaz!
Kendinize zulüm ve yazık etmeyiniz!" buyurdu.
Sonra da:
"Allah aşkına! Tebliğ ettim mi " diye sordu.
Müslümanlar
"Allah için, evet! Tebliğ ettin!" dediler. [258]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" diyerek Allah´ı şahit tuttu , [259] sonra da sözlerine şöyle devam etti:
"Sakın, benden sonra kâfircesine Cahiliyet haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!
Ey insanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir! Hepiniz Âdem´in soyundansınız. Âdem de topraktandır (topraktan yarat İm ıştır). [260]
Allah katında sizin en şerefliniz, en muttaki olanınız, Allah´ın emirlerini en çok yerine getireniniz, yasaklarından da en çok sakınanınızdır!
Arabın Arap olmayana üstünlüğü ancak takva iledir" buyurdu ve:
"Tebliğ ettim mi " diye sordu.
"Evet! Tebliğ ettin!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizden, burada bulunanlar, bunları bulunmayanlara da tebliğ edip ulaştırsınlar! [261]
Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah her hak sahibine hakkını vermiştir.
Vâris için, vasiyete gerek yoktur.
Çocuk, kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
Zânî için, mahrumluk vardır.
Kendisini babasından başkasına isnad eden kişi veya efendisinden başkasına nisbet eden köle, Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın!
Allah öylelerinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder! [262]
Kölelerinize karşı iyi davranınız! Kölelerinize iyi bakınız! Onlara kendi yediklerinizden yediriniz, kendi giydiklerinizden de giydiriniz!
Onlar bir suç işlerler de kendilerini bağışlamak istemezseniz, satınız!
Fakat, onlara azap ve işkence yapmayınız! [263]
Ey insanlar! Size âzası kesik bir köle de âmir tayin edilecek olsa-sizi Allah´ın Kitabıyla idare ettiği zaman-onu dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz!" buyurdu. [264]
"Size, ben sorulacağım.
Benim hakkımda ne söyleyeceksiniz bakayım " diye sordu.
Müslümanlar
"´Allah tarafından getirdiklerini bize tebliğ ettin! Peygamberlik vazifeni yerine getirdin! Bizi öğütiedin!´ diyerek şehadette bulunacağız!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, şehadet parmağını semaya kaldırıp halka işaret ederek:
"Allah´ım! Şahit ol!
Allah´ım! Şahit ol!
Allah´ım! Şahit ol! [265]
Vesselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh=Allah´ın selam, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!" buyurarak hutbesini sona erdirdi. [266]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Öğle Vaktinde Öğle ile İkindi Namazını Birleştirerek Kıldırışı
Peygamberimiz Aleyhisselam hutbesini sona erdirdiği sırada, Bilal-i Habeşî öğle ezanını okumaya başladı . [267]
Peygamberimiz Aleyhisselam susup ezanı dinledi, ezan bitince devesini indirdi. [268]
Bilal-i Habeşî kâmet getirdi. [269]
Peygamberimiz Aleyhisselam, önce öğle namazının farzını; arkasından da kamet getirilip ikindi namazının farzını kıldırdı. [270]
Bir ezan, iki kametle iki vaktin namazını birleştirdi. [271] İkisinin arasında başka namaz kılmadı.[272]
Arafat Vakfesi ve Duası
Peygamberimiz Aleyhisselam, namazdan sonra devesi Kasvâ´ya binip Cebelü´r-Rahme´nin dibindeki vakfe yerine vardı.
Kasvâ´nın göğsünü kayalara doğru çevirdi. Kayaların toplu bulunduğu yeri önüne aldı ve kıbleye döndü.
Güneş batıp sarılığı azıcık gidinceye kadar vakfe yaptı . [273]
Müslümanlara da, Arafat vakfesini yapmalarını eliyle işaret buyurdu. [274]
Arafat´ta, uzakça yerlerde bulunanlara da haber göndererek:
"Meşâirinizin (Allah´a ibadete vesile olan ibadet yerlerinizin) üzerinde durunuz!
Çünkü, siz babanız İbrahim´in mirasından bir miras üzere bulunuyorsunuz [275] İşte burası, Araf attır ve vakfe yeridir. [276] Arafat´ın her tarafı vakfe yeridir.[277] Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk..." diyerek telbiye etti ve:
"Hayır ancak ahiret hayrıdır!" buyurdu. [278]
Peygamberimiz Aleyhisselam ellerini memelerinin üzerine-omuzları hizasından biraz aşağıya kadar-kaldirdı. Avuçlarının sırtını yere doğru çevirdi. [279]
Kasvâ, başını eğince, yuları düştü.
Peygamberimiz Aleyhisselam, devesinin yularını bir eliyle tutup diğer elini kaldırarak[280] dualarının efdal ve üstünü; en çok yaptığı ve kendisinden önceki peygamberlerin de duası olan şu dua ile[281] dua etmeye başladı:
"Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! O Birdir, O´nun eşi ortağı yoktur. MülkO´nundur! Hamd O´na mahsustur! Hayır yalnız O´nun elindedir. O diriltir, öldürür. O herşeye kâdirdir. [282] Allah şu gerçeğe şehadet eyledi ki; Allah´tan başka hiçbir ilah yok, ancak O vardır! Bütün meleklerle ilim uluları da, adi ve hakkaniyetle durarak şahittir ki; Allah´tan başka hiçbir ilah yok, ancak A^îz ve Hakîm olan O vardır. [Âl-i İmran: 18]
Ben de bu gerçeğe şahit olanlardanım yâ Rab! [283]
Ey Allah´ım! Senin buyurduğun gibi, bizim söylediğimizden daha üstün olarak Sana hamd olsun!
Ey Allah´ım! Benim namazım, ibadetim, diriliğim, ölümüm Senin içindir!
Dönüşüm Sanadır!
Mirasım da, ey Rabbim, Sana aittir!
Ey Allah´ım! Kabirazabından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağınıklığından Sana sığınırım!
Ey Allah´ım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınınm! [284]
Ey Allah´ım! Gözümde bir nur, kulağımda bir nur, kalbimde bir nur yarat!
Ey Allah´ım! Göğsüme genişlik ver! İşimi kolaylaştır!
Ey Allah´ım! Göğüslere vesvese veren şeytandan, işlerin karışıklığından, kabir fitnesinin şerrinden, gecenin getirdiği şeylerin şerrinden, gündüzün getirdiği şeylerin şerrinden, korkunç rüzgârların getirdiği âfetlerin şerrinden, zamanın nöbet nöbet gelen mihnet ve belâlarının şerrinden Sana sığınırım! [285]
Ey Allah´ım! Sağlığın hastalığa çevrilmesinden, birdenbire gelip çatacak azabından ve bütün gazabından Sana sığınırım!
Ey Allah´ım! Beni doğru yoluna ulaştır! Geçmişimi, geleceğimi bağışla!
Ey başvurulacakların en hayırlısı! Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en vergilisi, ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah!
Yarattıklarına ve Beytinin hacılarına verdiklerinin en üstününü şu akşam üzeri bana ver!
Ey dereceleri yükselten, bereketleri indiren, ey gökleri ve yeri yaratan Allah!
Sesler türlü türlü dillerle gürüldeyip Sana doğru yükseliyor, Senden dileklerde bulunuyor!
Benim dileğim de; dünya halkının beni unuttuğu imtihan yurdunda Senin beni anmaklığındır! [286]
Ey Allah´ım! Sen sözümü işitiyor, bulunduğum yerimi görüyor, gizli-açık neyim varsa biliyorsun!
İşlerimden hiçbiri Sana gizli değildir!
Ben çaresizim, yoksulum. Senden yardım ve eman diliyorum!
Korkuyorum, kusurlarımı itiraf ediyorum!
Bir çaresiz Senden nasıl isterse, ben de öyle istiyorum!
Zelil bir günahkâr Sana nasıl yalvarırsa, ben de öyle yalvarıyorum!
Senin yüce huzurunda boynunu bükmüş, Senin için gözlerinden yaşlar boşanan, Senin uğrunda bütün varlığını zelil eden, Senin için bumunu topraklara sürten bir kulun Sana nasıl dua ederse, ben de öyle dua ediyorum!
Ey Rabbim! Duamı kabul buyurmaktan beni mahrum kılma!
Bana Rauf ve Rahîm ol ey istenilenlerin ey hayırlısı ve verenlerin en keremlisi! [287]
İlâhî! Sana karşı kim kendisini övebilir
İlâhî! Dilim mâsiyetlerie tutulmuş. Benim Sana vesile kılacakne işe yarar bir amelim, ne de emelden başka bir şefaatçim var!
İlâhî! Biliyorum ki; kusurlarım yüzünden ne huzurunda mevkiim, ne de Senden özür dilemeye yüzüm kalmıştır!
Fakat Sen keremlilerin en keremi isisin!
İlâhî! Ben merhametine yetişmeye ehliyetli değilsem, merhametin Bana yetişebilir! Çünkü Senin rahmetin herşeyi kuşatacak derecelerde geniştir! Ben de o kuşatılacak şeylerdenim!
İlâhî! Benim kusurum ne kadar büyük de olsa, Senin affının yanında küçük kalır!
Sen onları Bana bağışlayıver ey kerem sahibi Allah!
İlâhî! Sen kerem sahibi Allah´sın! Ben ise âciz bir kulum!
Ben günah işler durursam, Sen de bağışlar durursun!
İlâhî! Sen ancak Sana itaatli olanlara rahmet ve merhamet edeceksen, günahkârlar kime sığınacaklar
İlâhî! Ben bile bile tâatinden uzaklaştım! Sana karşı günah sayılacak yana yöneldim!
Senin şanın, her türlü eksik ve noksan sıfatlardan uzaktır!
Benim üzerimde Senin delilin, af ve keremin büyüktür!
Bana karşı Senin delilin sabittir! Benim ise Sana karşı hiçbir delilim yoktur!
Ben Sana her an muhtacım! Senin ise Bana hiçbir ihtiyacın yoktur!
Sen ancak yaratanım olarak beni bağışlarsın!
Ey duacıların dualarını kabul edenlerin en hayırlısı ve ey ümit bağlananların en üstünü!
İslâmiyet ve Muhammed Aleyhisselam üzerindeki himayen hürmetine Sana yöneliyorum: Benim bütün suçlarımı bağışla!
Benim şu durduğum yerden, bütün hacetlerimi yerine getirmiş, dileklerimi ihsan buyurmuş, temennilerimi gerçekleştirmiş olarak döndür!
İlâhî! Bana öğrettiğin dua ile Sana dua ediyorum!
Bana öğretip verdiğin ümitten beni mahrum etme!
İlâhî! Karşında huşu ve huzû ile eğilen, kusurlarını itiraf ederek Sana sığınan, gözyaşları akıtarak tevbe eden, haksız davranışlarının bağışlanması ve affedilmesi için yalvaran, umduğuna ermeyi ancak Senden bekleyen, bütün kusurlarına rağmen vakfesinde Senin ihsanından ümidini kesmeyen bu kuluna akşam üzeri ne yapacaksın
Ey bütün canlıların sığındığı ve bütün mü´minlerin yardımcısı ve koruyucusu!
İyilik edenler Senin rahmetinle kurtulurlar, kötülük edenler de kendi günahlarıyla helak olurlar!
Ey Allah´ım! Senin huzuruna çıktık, Senin civarına konduk!
Ümitlerimiz Sensin, dileklerimiz Senin yanındadır!
Senin ihsanını diler, rahmetini umar, azabından da korkarız!
Kusurlarımızın bütün ağırlığıyla yine Sana kaçıp sığındık!
Senin Beyt-i Haramını ziyaret kasdında bulunduk!
Ey istekçilerin ihtiyaçlarının sahip ve maliki olan Allah!
Ey susup duranların içlerinden geçirdiklerini bilen Allah!
Ey yanıbaşında yardım beklenecek başka Rab bulunmayan Allah!
Ey Kendisinin üstünde korkulacak başka bir yaratıcı blunmayan Allah!
Ey yanına varılacak veziri, rüşvet verilecek kapıcısı bulunmayan Allah!
Ey dilekler çoğaldıkça cömertliği, keremi artan; ihtiyaçlar çoğaldıkça fazi u ihsanı artan Allah!
Ey Allah´ım! Sen her misafiri kondurup ağırlarsın!
Bizler de Senin misafirleriniz! Bizleri cennetine kondurup ağırla!
Ey Allah´ım! Her kafileye bahşiş, her isteyene atiyye verilir; her ziyaretçiye ikram edilir! Her sevap umucuya sevap verilir!
Senin katındaki mükâfattan her mükâfat dilenene mükâfat, Senin katındaki rahmetten her rahmet dilenene rahmet, Sana yakın olmayı özleyen her özleyiciye yakınlık... ihsan olunur!
Senin af yollarını her arayana da af ve mağfiret buyuru I ur!
Bizler topluca Senin Beyt-i Haramına geldik!
Şu büyük mesâinde vakfeye durduk!
Şu mübarek yerlerde hâzır bulunduk!
Ümidimiz Yüce katındaki sevap ve mükâfata nail olmaktır!
Ümidimizi boşa çıkarma Allah´ım!" [288]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmeti İçin Özel Olarak Dua Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Arafat´ta akşam üzeri ümmetinin yarlıganması ve rahmete nail olması için Allah´a pek çok yalvardı. [289] Yüce Allah, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Birbirlerine zulüm, haksızlık edenler hariç olmak üzere, ümmetini bağışladım! [290] Zalimden mazlumun hakkını alacağım!" buyurdu. [291]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey insanlar! Yüce Allah bugün size in´am ve ihsanda bulunup-aranızdaki haklar hariç olmak üzere-sizleri yarlıgadı. İyilerinize diledikleri şeyi verdi" buyurdu. [292]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk´a:
"Ya Rab! Sen istersen uğradığı zulümden dolayı mazluma cennet verip zalimi de yarlıgamaya kadirsin!" dedi.
Yüce Allah, Arefe günü akşamı, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu duasını kabul buyurmadı. [293]
İslâm Dininin Kemâle Erdiğinin ve Müslümanlar Hakkında İlâhî Nimetin Tamamlandığının Müjdelenişi
"...Artık bugün kâfirler dininizden umutlarını kestiler.
Onlardan korkmayınız, ancak Benden korkunuz!
Bugün, sizin dininizi kemâle erdindim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve İslâmiyeti size din olarak seçip kabul ettim" (Mâide: 3) mealli âyet Peygamberimiz Aleyhisselama Cuma günü Araf afta, akşam üzeri nazil oldu. [294]
Yüce Allah´ın Mü´min Kullarını Meleklerine Övüşü
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Yüce Allah, Arefie günü akşam üzeri[295] meleklere: ´Şu kullarıma bakınız!
Toz toprak içinde[296] her uzak yoldan[297] Bana geldiler. Onlar rahmetimi umuyor, azabımdan korkuyorlar!
Halbuki, Beni görmüş değillerdir! Acaba görmüş olsalar ne yaparlardı 1 buyurdu" dedi. [298]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hac Hakkındaki Açıklaması
Peygamberimiz Aleyhisselam, Arafat´ta bulunduğu sırada, yanına Necd halkından bazı kimseler gelerek:
"Yâ Rasûlallah! Hac nasıldır Nasıl tamam olur " diye sordular. [299]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hac Arefe´dir. [300] Arefe günüdür. [301] Arefie günü haccıdır.[302] Arafat günüdür. [303]
Kim Müzdelife gecesi sabah namazından (Tirmizîye göre; fecrin doğuşundan) önce Arafat´a gelirse, o hacca yetişmiş, haccı tamamlamış olur.
Mina günleri üçtür.
Acele edip orada iki gün kalan kimseye günah yoktur. Geciken kimseye de günah yoktur" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu buyruğu bir münadi tarafından da halka tebliğ edildi. [304]
Arafatta Müslümanlardan kimi telbiye etmekte, kimisi de tekbir getirmekte idi. [305]
Arafat Vakfesinde Devesinden Düşüp Ölen Müslüman
Bir adam, Arafat´ta Peygamberimiz Aleyhisselamla vakfe yaparken birdenbire hayvanından düştü, boynu kırılıp hemen öldü. [306] Allah ondan razı olsun! Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu su ve sidrle yıkayınız ve iki elbise içine kefenleyiniz! Kefene koku saçmayınız! Başını ve yüzünü de örtmeyiniz! Çünkü Allah onu Kıyamet gününde telbiye eder bir halde diriltecektir!" buyurdu. [307]
Arafat´tan Müzdelife´ye Dönüş
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Putlara tapan Cahiliye halkı, güneş batmadan önce, güneş adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu zaman Arafat´tan dağılırlardı.
Biz, güneş batmadıkça Arafat´tan dağılmayacağız" buyurdu. [308]
"Çünkü Arafat vakfesinde Cebrail Aleyhisselam gelip İbrahim Aleyhisselamı akşam namazı kılınmadan önce acele yola çıkarmıştı. [309]
Güneş tamamıyla battıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, terkisinde Üsâme b.Zeyd olduğu halde Arafat´tan[310] Müzdelifeye doğru hareket etti. [311]
Peygamberimiz Aleyhisselamın gidişi, hızlı gidişle ağır gidiş arası bir gidişti.
Meydan buldukça hayvanını hızlandırmakta[312] ağır gitmek istediği zaman da Kasvâ´nın yularını başı semerin altındaki deliğe çarpacak derecede kasmakta, kum tepeciklerinden birine geldikçe de düzlüğe çıkıncaya kadar dizginini gevşetmekte idi. [313]
Halk da, sağdan soldan akın akın giderlerken, sağa sola çarpıyorlardı. [314]
Peygamberimiz Aleyhisselam bir ara onların hayvanlarını koşturmaya başladıklarını gördü. [315]
Arka tarafında bazı kimselerin de develerini bağıra bağıra azarladıklarını işitti. Onlara kamçısıyla işaret ederek: [316]
"Ey insanlar! Sükûnetli ve yavaş olunuz! [317]
Develeri, atları koşturmak tâ at ve iyilik değildir!" buyurdu. [318]
Bunu halka ilan ettirince, Müzdelife´ye vanp konaklayıncaya kadar, ne insanların, ne de hayvanlarının ayaklarının yerden yükseldiği görüldü. [319]
İnsanı Cehennemden Uzaklaştıracak ve Cennete Yaklaştıracak Ameller
Peygamberimiz Aleyhisselamın vasıflarını öğrenerek Kûfe´den kalkıp gelen Abdullahi´l-Yeşkurî der ki:
"Onu Mina´da aradım.
Bana:
´O, Arafat tadır!1 denildi.
Arafat´a kadar gittim. Arafat yolunda durdum. Kendisini görünce, sıfatlarıyla tanıdım. Önünde giden bir adam, bana:
´Resûlullahın yolundan çekil!1 dedi.
Resûlullah:
´Bırak adamı! Bakalım ne haceti var ´ buyurdu.
Sıkışa sıkışa yanına kadar sokuldum. Hayvanının yularını tuttum ve:
´Yâ Rasûlallah! Ben sana iki şey soracağım: Beni Cehennemden kurtaracak, Cennete koyacak şey nedir
Beni Cennete yaklaştıracak, Cehennemden uzaklaştıracak ameli bana bildir!1 dedim. Resûlullah Aleyhisselam, semaya baktıktan sonra başını önüne eğdi.
Sonra da, bana yüzünü döndürüp:
´Eğer sen meseleyi büyütmez, uzatmaz, kısa kesersen, benim söyleyeceklerimi iyice aklında tut:
Allah´a, hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet et!
Farz olan beş vakit namazı kıl!
Farz olan zekatı ver!
Beytullah´ı haccet!
Ramazan orucunu tut!
Halkın sana yapmasını istemediğin şeyi, sen de onlara yapma!
Çekil artık hayvanın yolundan!´ buyurdu." [320]
Akşam ve Yatsı Namazlarının Yatsı Vaktinde Birleştirilerek Kılınışı ve Müzdelife Vakfesi
Müzdelife´ye varılınca bir ezan okundu. [321] Kamet getirildi. [322]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bir ezan ve iki kametie[323] önce akşamı, arkasından da yatsıyı toptan; [324] akşamın farzını üç, yatsının farzını iki rekat olarak kıldırdı. [325]
"Akşamla yatsıdan ibaret olan bu iki namaz, şu yerde belli vakitlerinden değiştirilmiştir. Sakın, halk yatsı girmedikçe Müzdelifeye gelmeye çalışmasın!" buyurdu. [326]
Peygamberimiz Aleyhisselam, fecir doğuncaya kadar Müzdelife´de yattı. [327]
Sabah namazını bir ezan ve bir kametle, [328] vaktinden önce, [329] yani alacakaranlıkta kıldırdı[330] ve:
"Sabah namazının vakti (şafağın sökmesine işaretle) şu saattir!" buyurdu. [331]
Sonra, Kasvâya binerek Meş´ar-i Haram´a geldi. [332]
Kuzah* dağının üzerinde durdu ve:
"İşte Kuzah! O vakfe yeridir! [333]
Müzdelife´nin her yeri vakfe yeridir!" buyurdu. [334]
Kıbleye yöneldi. [335]
Allah´a hamd ü sena[336] ve dua etti. [337]
Tekbir getirdi, tehlil ve tevhid okudu.
Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar vakfeden ayrılmadı.
´Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk!...1 diyerek tel biyeye devam etti. [338]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisinin Mina´da atacağı taşları Müzdelife´de toplatıp Akabe cemresine taşıttı.[339]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmeti Hakkındaki Duasının Kabul Buyuruluşu
Yüce Allah, Arafat´ta Peygamberi imiz Aleyhisselamın:
"Sen istersen uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip, zalimi de yarlıgarsın!" diyerek yaptığı duasına o akşam icabet buyurmamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ertesi günü, Müzdelife sabahında bu husustaki duasını tekrarladı, sonra da güldü.[340]
Ashabdan bazıları , [341] Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer: [342]
"Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Sen bu saatte şurada hiç gülmezdin! Allah seni hep güldürsün!" dediler. [343]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yüce Allah iyi olanlarınızı yarlıgadı.
İyilerinizin iyi olmayanlar hakkındaki şefaatini kabul buyurdu.
İnen ilâhî rahmet, onları içine aldı, sonra yeryüzüne dağıldı.
Tevbe edip dilini ve elini günahtan koruyan ve sakınan herkesin üzerine düştü!
Şeytanla askerleri ise, Arafat dağlarının üzerinde:
´Allah onlara bakalım ne yapacak ´ diye gözIüyorlardı. [344]
Yüce Allah´ın benim duamı kabul buyurduğunu ve ümmetimi yarlıgadığını öğrenince, şeytan başına toprak saçtı[345] ve:
´Biz zaten uzun zamandan beri onlar hakkında korkup duruyorduk! Nihayet rahmet ve mağfiret gelip onları bürüdü! [346] Eyvah! Mahvolduk!´ diyerek çığlıklar kopardılar, [347] dağıldılar. [348]
Onun yaptığı feryada güldüm.
Şeytanın, Bedir günü dışında hiçbir gün, Arefe gününde olduğu kadar, Allah´ın rahmetini indirip büyük günahlardan geçtiğini görünce zelil, hayırdan uzak, hor ve hakir, öfkeli bir duruma düştüğü görülmemiştir!" buyurdu.
"Şeytan Bedir günü ne görmüştü " diye soruldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şeytan Bedir günü Cebrail´in çarpışmak için melekleri sıraladığını görmüştü!" buyurdu. [349]
Haccın Nasıl Tamamlanmış Olacağı
Urve b. Müferrisü´t-Tâî, halkın Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte yaptığı Arafat vakfesine yetişememiş, Arafat´a ancak Peygamberimiz ve halk M üz d e life´d e bulunduğu sırada geceleyin varabilmiş, orada vakfesini yaptıktan sonra Müzdelife´ye dönmüştü. [350]
Urve b. Müferris derki:
"Resûlullah Aleyhisselamı, Müzdelife´de vakfe yaptığı sırada gördüm. Kendisi:
´Kim şu namazımızı şurada bizimle birlikte kılar ve bundan önce de Arafat´ta geceleyin veya gündüzün vakfe yapmış bulunursa, o, haccını tamamlamıştır.
Müzdelife´den dönüş yapılıncaya kadar hac âmiri ile halka yetişebilen kişi, hacca yetişmiştir.
Hac amiriyle halka burada yetişemeyen kişi ise hacca yetişmiş olmaz!´ buyurdu. [351]
Namaza çıktığı sırada[352] Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım ve:
´Yâ Rasûlallah! Ben Tayyi´in iki dağından geliyorum! Hayvanımı da, kendimi de yormuş bulunuyorum! Vallahi, üzerinde vakfeye durmadığım bir tepe bırakmadım! Benim için hac olmuş mudur ´ dedim. [353]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Müzdelife´de sabahlayan, [354] şu namazda bizimle birlikte bulunan, [355] sabah namazını burada bizimle birlikte kılan, [356] şu namazda bize yetişen, [357] şu vakfe yerinde[358] bizimle birlikte vakfe ve bizimle birlikte dönüş yapan, [359] bundan önce de[360] Arafat´a gidip[361] geceleyin veya gündüzün[362] vakfe yapmış, [363] oradan dönmüş bulunan kişi, [364] haccını tamamlamış, ihramdan çıkma devresine girmiş olur!´ buyurdu." [365]
Müzdelife´den Mina´ya Dönüş
Müşrikler, güneş doğmadıkça Müzdelife´den Mina´ya dönmezlerve:
"Ey Sedir dağı! Haydi, güneşin ışığı ile parılda!" derlerdi. [366]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kureyşîler İbrahim Aleyhisselamın ahdine aykırı davrandılar. [367]
Cahiliye halkı, güneş doğduktan sonra adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu zaman Meş´ar-i Haram´dan, Müzdelife´den dağılır, dönerlerdi.
Biz ise[368] güneş doğmadan Müzdelife´den dağılacak, döneceğiz! [369] Kurbanımız da, putatapan-larınkine aykırıdır!" buyurdu. [370]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Fadl b. Abbas´ı terkisine alarak, güneş doğmadan Müzdelife´den Mina´ya hareket[371] ve orta bir gidişle yola devam etti.
Halk, sağdan soldan akın akın gidiyor, Peygamberimiz Aleyhisselam da onlara:
"Yavaş olunuz ey insanlar! Yavaş olunuz!" buyuruyor[372] ve kendisi:
"Lebbeyk Allahümme lebbeyk!..." diyerek telbiye etmekten geri durmuyordu. [373]
Kulağa, Göze, Dile Sahip Olunup Yarlıganılacak Gün
Fadl b. Abbas, güzel saçlı, ak benizli ve yakışıklı bir gençti.
Peygamberimiz Aleyhisselam giderken, Peygamberimiz Aleyhisselamınyanından birtakım kadınlar geçtiler.
Fadl b. Abbas onlara bakmaya başladı.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam elini Fadl´ın yüzüne tuttu.
Fadl ise, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmaya başladı.
Bu sefier, Peygamberimiz Aleyhisselam da elini öbür tarafa çevirip, Fadl´ın yüzünü tekrar kapadı.
Fadl ise, yüzünü öbür tarafa çevirerek baktı durdu. [374]
Gördüğü güzel kadın ve kızlara bakmaktan kendisini alamayan Fadl b. Abbas´a,[375] Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kardeşimin oğlu!*
Bu gün, kişinin, kulağına, gözüne, diline sahip olupyariıganacağı bir gündür!" buyurdu.[376]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Fadl´ın boynunu tutup yüzünü başka tarafa çevirdiğini görünce, Hz. Abbas:
"Yâ Rasûlallan!
Amcanın oğlunun yüzünü ne için çevirdin " diye sorunca da, ona:
"Birdelikanlı ve bir genç kız gördüm de, aralarına şeytanın girmeyeceğine emin olamadım!" buyur-du. [377]
Halka Sükûnetle Gidişin Tavsiye ve Muhassir´den Toplanacak Cemre Taşlarının Nasıl Atılacaklarının Tarif Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhassir** vadisine erişip[378] vadiye girince:
"Cemrede atılacak taşları toplayınız!" buyurdu. [379]
Cemreleri, fiske taşı gibi küçücük taşları parmak arasına alarak taşlamalarını da emretti. [380]
"Bilmiyorum[381] Belki de, bu yılımdan sonra[382] sizinle bir daha buluşamam! [383] Sizi bir daha göre-mem!" buyurdu. [384]
Fiske taşının nasıl atılacağını da, eliyle işaret ederek gösterdi. [385]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhassir vadisinde hayvanını hızla sürüp büyük cemreye, Akabe cemresine çıkan orta yolu tuttu. Orada bulunan ağacın yanındaki cemreye vardı. [386]
Cemrenin Anlamı, Cemrelerin Yerleri, Hac Amelleri ve Tarihçesi
"Cemre"nin ateş közü, koru, küçük çakıl taşlan ve daha başka mânâları varsa da, burada hac amellerinden cemre ve cemrelerin atıldığı yer mânâsına olup; ilk cemre, orta cemre ve Akabe cemresi diye anılan üç cemredeki taşlamayı, [387] yani küçük çakıl taşlarını belli zamanında belli yerlerde ve belli sayıda atmayı ifade eder. [388]
Cemrelerin üçü de Mina´dadır.
Akabe cemresi, büyük cemre, kurban kesme günü taşlanır. Burası Mina´nın sonundadır.
İlk ve orta cemreler ise, Hayf mescidinin yukarısındadır. [389]
Cemre taşlan, Allah´ı zikri tesbit etmek, belirlemek, [390] yedi tekbirin sayısını unutmamak için teşrî kılınmıştır.
Namazın sonunda okunan teşbihlerin sayısını unutmamak için parmakların boğumlarına başvurulması da böyledir. [391]
İbrahim Aleyhisselam, İsmail Aleyhisselamla birlikte Kabe´nin duvarlarını yükseltip:
"Ey Rabbimiz! İbadet edeceğimiz yerleri, hac amellerini bize göster, öğret!" diye dua ettikleri zaman (Bakara: 128), Cebrail Aleyhisselam geldi ve İbrahim Aleyhisselama:
"Kabe´yi tavaf et!" dedi.
İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam, Kabe´yi yedi kere tavaf ve H acerü´l-Esved´i istilâm ettiler.
Makam-ı İbrahim arkasında iki rekat namaz kıldılar.
Cebrail Aleyhisselam, Safa ve Merve´den başlayarak bütün hac amellerini ve yerlerini gösterdi. [392]
Safa ile Merve için:
"İşte bu, Allah´ın şeâirinden (ibadet için belirlenen yerlerinden)dir!" dedi. [393]
O sırada, şeytan Safa yanında koşmaya, İbrahim Aleyhisselam da yarışmaya başladı. [394] Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselamı alıp Mina´ya götürdü ve:
"Burası Mina´dır. Halkın hayvanlarını ıhdırdıkları yerdir" dedi. [395]
Akabe cemresine uğradıkları zaman, şeytan Akabe cemresinin yanında İbrahim Aleyhisselama göründü. [396]
Cebrail Aleyhisselam:
"Tekbir getir[397] ve taş at ona!" dedi. [398]
İbrahim Aleyhisselam, küçük çakıllardan ona yedi taş attı, şeytan kayboldu. [399]
Bundan sonra, şeytan, orta, ikinci cemrenin yanında tekrar göründü. [400]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselama:
"Tekbir getjr. [401] taş at ona!" dedi. [402]
İbrahim Aleyhisselam, şeytana küçük çakıllardan yedi taş attı, şeytan kayboldu.
Şeytan, üçüncü, son ve aşağı cemrenin yanında[403] tekrar göründü. [404]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselama:
"Tekbir getir! [405] Taş at ona!" dedi. [406]
İbrahim Aleyhisselam da ona fiske taşları gibi yedi taş daha attı. [407]
Şeytan yine kayboldu. [408]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselamı Müzdelife´ye götürdü ve:
"Burası Meş´ar-i Haram´dır!" dedi. [409]
Daha sonra onu Arafat´a kadar götürdü. [410]
Böylece ona hac amellerini ve yerlerini öğretip. [411] üç kere:
"Sana öğrettiğim şeyleri, [412] hac ibadetlerini ve yerlerini[413] iyice öğrendin mi " diye sordu.
İbrahim Aleyhisselam:
"Evet!" dedi. [414]
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselama, insanlara haccı ilan etmesi emrolundu. [415]
İbrahim Aleyhisselam:
"Ne diyerek ilan edeyim " diye sordu.
Cebrail Aleyhisselam:
"Üç kere, ´Ey insanlar! Rabbinizin davetine icabet ediniz!´ de!" dedi. [416]
İbrahim Aleyhisselam:
"Yâ Rab! Sesim buradan insanlara ulaşmaz ki " dedi.
Yüce Allah:
"Sen seslenip ilan et! Sesini insanlara ulaştırmak Bana düşer!" buyurdu.
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselam, Makam-ı İbrahim diye anılan taşın üzerine çıkti.
Makam-ı İbrahim o kadar yükseldi, uzadı ki dağlardan daha yüksek ve uzun oldu!
O zaman bütün yeryüzü, dağları, ovaları, karaları, denizleri; insanlara, cinlere İbrahim Aleyhisselamın sesini duyuracak şekilde derlenip toplandı.
İbrahim Aleyhisselam, şehadet parmaklarının uçlarını kulaklarının içine tıkadı.
Yüzünü güneye, kuzeye, doğuya, batıya çevirerek ve güneyden başlayarak:
"Ey insanlar! Beyt-i Atîk´i haccetmeniz size farz kılındı! Rabbinizin davetine icabet ediniz!" diyerek seslenince, yedi kat yerlerin altındakiler, doğu ile batı arasındakiler ve bütün yeryüzünde ki I er:
"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk..." diyerek icabet ettiklerini tekrar tekrar bildirdiler.
O zaman İbrahim Aleyhisselamın davetine bir kere icabet etmiş olanlara bir kere, iki kere icabet etmiş olanlara iki kere, üç kere icabet etmiş olanlara üç kere ilââhirih.. haccetmek nasip olur, denil miştir. [417]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Akabe Cemresine Atışı
Peygamberimiz Aleyhisselam Müslümanlara hac amellerini anlatmaya devam etti.
Fiske taşlarının baş ve şehadet parmaklan arasına alınarak atılacağını gösterdi. [418]
"Ey insanlar! Hac amellerinizi nasıl yapacağınızı Benden öğreniniz ve onları ezberleyiniz! Bilmiyorum! Belki de bu yılımdan sonra bir daha haccedemem! [419]
Dinde taşkınlıktan sakınınız! Çünkü, sizden öncekileri helak eden, ancak dindeki taşkınlıkları idi" buyurdu. [420]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Akabe cemresini taşlaması, kurban kesme günü, güneşin doğuşundan sonra idi. [421]
Peygamberimiz Aleyhisselam Mina vadisinin ortasına, aşağıdan yukarıya doğru durdu. Beytullah´ı soluna, Minayı da sağına aldı.
Büyük cemreye (Akabe cemresine) yöneldi. [422]
Akabe cemresini atıncaya kadar, telbiyeyi kesmedi. [423]
Akabe cemresine biner birer yedi tane fiske taşı attı ve her taşı atarken de, "Allahuekber!" dedi. [424]
Peygamberimiz Aleyhisselam küçük fiske taşlarını baş ve şehadet parmakları arasına alıp birer birer atarken, halk da cemre taşlarını atmaya ve birbirleri üzerine yığılmaya başlamışlardı. [425]
O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın terkisindeki Fadl b. Abbas, [426] halkın attıkları taşlar Peygamberimiz Aleyhisselama değmesin, onu yaralamasın diye[427] siper oluyor, onu koruyordu. [428]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey insanlar! Birbirinizi öldürmeyiniz!
Sizler, cemre taşları atacağınız zaman, fiske taşları gibi küçüklerini, parmaklarınızın arasında atınız!" buyurdu. [429]
Kudâme b. Abdullah:
"Resûlullah Aleyhisselamı devesinin üzerinde cemreleri atarken gördüm.
Ne vurmak vardı, ne itip kakmak vardı, ne ´Çekil, çekil!1 demek vardı!" demiştir. [430]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurban Günündeki Hutbesi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Akabe cemresine yedi taşı attıktan sonra orada durmayıp konak yerine döndü. [431]
Kıblenin sağ tarafına işaret ederek:
"Muhacirler oraya insin,"
Kıblenin sol tarafına işaret ederek:
"Ensar oraya insin! Sair halk da onların çevrelerine insinler!" buyurdu. [432]
Böylece, Muhacirler mescidin önüne, Ensar da mescidin arkasına indiler. [433]
9 Zilhicce Arefe günü Cuma gününe rastladığına göre, [434] 10 Zilhicce Kurban Bayramı günü de Cumartesi gününe rastlamış bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kurban günü[435] devesi Adbâ´nın üzerinde olduğu halde[436] cemrelerin arasına varıp durdu. [437]
Bilal-i Habeşî ile Üsâme b. Zeyd Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunuyor, Bilal-i Habeşî devenin yularını tutuyor, Üsâme de ihramını Peygamberimiz Aleyhisselamın başının üzerine kaldırarak Peygamberimiz Aleyhisselamı güneşten (güneşin hararetinden) koruyordu.[438]
Amr b. Hârice de, Peygamberimiz Aleyhisselamın devesinin boyun kökünün önünde dikilmiş duruyor, devenin gevişinden süzülen köpükler Amr b. Hârice´nin iki omuzu arasına dökülüyordu. [439]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah´a hamd ü senada bulunduktan sonra, halka (Arafat hutbesine benzer) uzun bir hutbe irad buyurdu. [440]
Yüce Allah, halkın kulaklarına, Mina´daki konak yerlerinden bile Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini işitebilecek bir kabiliyet ve hassasiyet vermişti. [441]
Peygamberimiz Aleyhisselam, hutbesinde şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyiniz ve onları aklınızda tutunuz!
Bilmiyorum, ben belki de bu yılımdan sonra şurada sizinle bir daha buluşamayacağım!
Ey insaniar! [442] Biliyor musunuz; [443] bugün hangi gündür " diye sordu. [444]
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [445] sustular. [446]
Peygamberimiz Aleyhisselam da sustu. [447]
Peygamberimiz Aleyhisselamın o güne kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kurban günü değil midir " diye sordu.
"Evet! [448] Kurban günüdür!" [449] dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz! [450] En büyük hac günüdür!" buyurdu. [451]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Biliyor musunuz; [452] bu ay hangi aydır " diye sordu. [453]
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [454] sustular. [455]
Peygamberimiz Aleyhisselam da sustu. [456]
Peygamberimiz Aleyhisselamın o aya kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Zilhicce değil midir " diye sordu. [457]
"Zilhicce´dir" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz!" buyurdu ve:
"Biliyor musunuz; [458] burası hangi beldedir " diye sordu. [459]
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [460] sustular. [461]
Peygamberimiz Aleyhisselam da sustu. [462]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu beldeye kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Belde-i Haram değil midir " diye sordu.
"Evet" dediler. [463]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz!" buyurdu[464] ve:
"Haramlıkça en büyük olan gün hangi gündür " diye sordu.
"Bu günümüzdür!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Haramlıkça en büyük olan ay hangi aydır " diye sordu.
"Bu ayımızdır!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Haramlıkça en büyük olan belde hangi beldedir " diye sordu.
"Bu beldemizdir!" dediler. [465]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize kavuşacağınız güne kadar, [466] kanlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız da bu şehrin, bu ayın, bu günün haramlığı ve dokunulmazlığı gibi birbirinize haramdır![467] Allah size bunları haram kılmıştır!" buyurdu. [468]
"Tebliğ ettim mi " diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" dedi. [469]
Müslümanlara da:
"Muhakkak ki, sizler Rabbinize kavuşacaksınız! O da sizleri amellerinizden sorguya çekecektir!" buyurdu[470] ve:
"Tebliğ ettim mi " diye sordu.
Müslümanlar
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" dedi ve Müslümanlara:
"Dikkat ediniz! Kimin yanında bir emanet varsa, onu emanet edene hemen teslim etsin!
Biliniz ki; Cahiliye çağındaki bütün ribâlar (faizler) kaldırılmıştır!
Cahiliye çağındaki bütün kan davaları kaldırılmıştır!
Kaldırdığım ilk kan davanız da, İyas b. Rebia b. Hâris´in kan davasıdır!" buyurdu ve:
"Tebliğ ettim mi " diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" dedi ve:
"Burada bulunanlar, bulunmayanlara da tebliğ etsin!
Biliniz ki; Müslümanın Müslümana herşeyi haram kılınmıştır.
Müslümanın malı-kendisi gönlünden koparak vermiş olmadıkça-başkasına helâl olmaz! [471]
Dikkat ediniz!
Benden sonra, sakın sapkınlık, kâfirlik haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! [472]
Bunları, burada bulunanlarınız, bulunmayanlarınıza tebliğ etsin!
Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlar bir kimseye tebliğ etmiş bulunur! [473]
Tebliğ ettim mi Tebliğ ettim mi [474]
Ey insanlar! O, nesî denilen ay geriletme işi ancak küfürde bir artma sebebidir ki, onunla kâfirler şaşırtılır.
Onlar onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah´ın haram kıldığına sayıca uydursunlar da, Allah´ın haram ettiğini helâl kılsınlar. [475]
Haberiniz olsun ki; zaman, Allah´ın, göklerle yeri yarattığı gündekine benzeyen şekline, eski haline dönmüştür:
Allah katında ayların sayısı onikidir.
Bunlardan dördü haram aylardır.
Üçü birbiri ardınca gelir Zilkade, Zilhicce, Muharrem.
Biri de iki Cumâd ile Şaban arasında bulunan Mudahn ayı Recep´tir" buyurdu. [476]
"Tebliğ ettim mi " diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" dedi, sonra da:
"Ey insanlar! Şüphe yok ki, kadınların sizin üzerinizde hakkı vardır.
Sizin de onlar üzerinde hakkınız vardır.
Sizin onlar üzerindeki hakkınız; döşeğinize hiç kimseye ayak bastırmamaları, istemediğiniz kimseyi izniniz olmadıkça evlerinize sokmamalarıdır.
Eğer onlar aksini yaparlarsa, Allah sizin onları yatakta yalnız bırakmanıza izin vermiştir.
Kendilerini, fazla incitmeyecek derecede, dövebilirsiniz de!
Eğer uysallık ederler, size boyun eğerlerse, onların üzerinizdeki hakkı; mâruf veçhile [yani, memleket âdet ve geleneğine göre] kendilerinin bütün yiyecek ve giyeceğini sağlamaktır.
Çünkü onlar yanınızda zayıf bir durumdadırlar, kendileri için birşeye malik değildirler.
Siz onları ancak Allah emaneti olarak aldınız ve kendileriyle evlenmeyi de Allah´ın kelimesi, emir ve müsaadesiyle helâl edindiniz.
Kadınlar hakkında Allah´tan korkunuz. Onlar hakkında hayır tavsiye ediniz!" buyurdu.
Tebliğ ettim mi " diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" diyerek tebligatına Allah´ı şahit tuttu. [477]
Ve hutbesine şöyle devam etti:
"Şüphe yok ki, Yüce Allah her insanın mirasından hissesini ayırmış, [478] her hak sahibine hakkını vermiştir. [479]
Vâris için, vasiyete gerek yoktur.
Biliniz ki; çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
Zânî için mahrumluk vardır.
Kendisini babasından başkasına nisbet eden kişi veya efendisinden başkasına nisbet eden köle, Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın!
Allah öylesinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder! [480]
Sadaka ve zekat almak, kendime de, ev halkıma da helâl değildir!" buyurup, devesinin omuzundan bir tüy kopararak:
"Buna eşit veya bu ağırlıkta birşey bile olsa da helâl değildir! [481]
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapılmaktan umudunu kesmiş bulunuyor! Fakat, siz, bunun dışındaki ufak-tefek işlerinizde ona uyacak olursanız, bu onu hoşlandırır!
Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler!
Müslüman kişiye, kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz! Meğerki, kendisi gönlünden koparak vermiş olsun[482]
Siz, âzası kesik kara bir köle bile tayin edilir de o sizi Allah´ın Kitabıyla yönetirse, onu dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz! [483]
Suçlu, kendi suçundan başkasıyla suçlanamaz!
Baba, oğlunun suçu üzerine; oğlu da, babasının suçu üzerine suçlanamaz! [484]
Dikkat ediniz! Siz şu dört şeyi kat´iyyen işlemeyeceksiniz:
1. Allah´a hiçbir şeyi eş ve ortak tutmayacaksınız!
2. Allah´ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz!
3. Zina etmeyeceksiniz!
4. Hırsızlıkyapmayacaksınız! [485]
Ben, ´Lâ ilahe illallah´ dedirtinceye kadar insanlarla çarpışmak üzere emrolundum!
Onlar, bunu söyledikleri zaman, kanlarını, mallarını kurtarırlar!
Kendilerinin hesaplan ise Allah´a aittir!
Ben size, sizi doğru yoldan saptırmayacak şeyi, Allah´ın Kitabını bırakmış bulunuyorum" buyurdu.
"Tebliğ ettim mi " diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şahit ol!" dedikten sonra konak yerine döndü. [486]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurbanlarını Kesmesi, Kestirmesi
Peygamberimiz Aleyhisselam kurban kesme yerine gidip: [487]
"Burası, kurban kesme yeridir! [488]
Mina´nın her tarafı kurban kesme yeridir[489]
Bütün teşrik günlerinde de kurban kesilir! [490]
Kurbanınızı konakladığınız yerlerde kesiniz! [491]
Mekke´nin bütün caddeleri, yolları da, kurban kesme yeridir!" buyurdu. [492]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ömür yıllarının sayısı kadar, [493] kendi eliyle altmışüç deve boğazladıktan sonra, bıçağı Hz. Ali´ye verdi. Geri kalanını da Hz. Ali boğazladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, her devenin etinden birer parça alınmasını emretti. Bunlar bir çömleğe konularak pişirildi.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, Hz.Ali de ondan yediler. [494]
Peygamberimiz Aleyhisselam, develerin etlerini, derilerini ve çullarını fakirlere dağıtmasını Hz. Ali´ye em retti. [495]
"Kurbanların kelle ve ayaklarını kasap ücreti olarak verme!" buyurdu, [496] verilmedi. [497]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Tıraş Oluşu
Peygamberimiz Aleyhisselam, kurbanını kesince, berber çağırdı. [498] Çağrılan berber, Ma´mer b. Abdullah´tı.
Ma´mer b. Abdullah der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, Mina´da kurbanını kestiği zaman, kendisini tıraş etmemi emretti . [499]
Ustura bıçağımı alıp başucuna dikildim. Yüzüme baktı ve bana:
´Ey Ma´mer! Resûlullah, kulağının yumuşağından itibaren başını, elinde usturan olduğu halde sana teslim etti!1 buyurdu.
´Vallahi yâ Rasûlallah! Hiç şüphesiz, bu vazife bana Allah tarafından ihsan buyurulan bir nimettir!´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Evet! Öyledir!1 buyurdu.
Sonra, Resûlullah Aleyhisselamın başını tıraş ettim." [500]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kesilen Saçının Müslümanlar Arasında Bölüştürülüşü
Müslümanlar Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçından almak için hazırlanmışlardı. [501]
Peygamberimiz Aleyhisselam, eliyle sağ tarafına işaret ederek, berbere:
"Şurayı al!" buyurdu. [502]
Berber, Peygamberimiz Aleyhisselamın başının sağ tarafının saçını kesti. [503] Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Talhatü´l-Ensârî´yi çağırdı. [504] Kesilen saçları ona verdi. [505]
Sonra, berbere sol tarafını uzatarak, "Tıraş et!" buyurdu.
Berber orayı da tıraş edince, Peygamberimiz Aleyhisselam Ebu Talha´ya sol tarafının kesilen saçını da verip:
"Halk arasında bölüştür!" buyurdu. [506]
Peygamberimiz Aleyhisselam başını tıraş ettirdiği zaman saçından ilk alan, Ebu Talha oldu. [507]
Sahabiler, Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçını yere düşürmemek için çevresini sardılar. [508] Saçının bir tek telini bile ellerinin içinden başka bir yere düşürmediler. [509]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçından zevcelerine de herkesin payı kadar düştü.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bıyık ve yanaklarından kesilenlerle, kesilen tırnaklarının yere gömülmesini emretti. [510]
Müslümanlardan bir kısmı tıraş oldular, bir kısımları da saçlarını kırptırdılar. [511]
Halid b. Velid´in Başında Taşıdığı Şa´r-ı Nebevî ile Zaferler Kazanışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın alnının saçı kesildiği zaman, Halici b. Velid:
"Yâ Rasûlallah! Alnının saçını bana ver! Hiç kimseyi bu hususta bana tercih etme! Anam, babam sana feda olsun!" diyerek yalvardı.
Saçlar kendisine verilince, Halid b. Velid, onu gözlerine sürdü ve kalensüvasının (külahının) içinden önüne yerleştirdi. Bu sayede onun karşılaşıp da yenilgiye uğratmadığı bir topluluk yoktu. [512]
Nitekim, Halid b. Velid:
"Ben onu hangi tarafa yöne İttim se, orası fetholundu!" demiştir. [513]
Hz. Ebu Bekir; Uhud´da, Hendek´te, Hudeybiye´de ve karşılaştıkları savaş yerlerinde onun yaptıklarına, bir de şimdiki haline bakarak şaşmakta idi. [514]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hac Hakkında Sorulan Soruları Cevaplayışı
Peygamberimiz Aleyhisselam, tıraş olduktan sonra güzel koku süründü, gömleğini giyip halk ile oturdu.
Kendisine hac amelleri hakkında sorular sormaya başladılar. [515]
O gün, yapılan hac amellerinin takdim ve tehiriyle ilgili hiçbir soru sorulmadı ki, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yapınız! Sakınca yok!" buyurmuş olmasın. [516]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kadınlara tıraş değil, ancak saçlarından kırpmak vardır!" buyurup, [517] kadınların başlarını tıraş ettirmelerini yasakladı. [518]
İfâza Tavafının Yapılışı
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kurban Bayramının birinci günü[519] güneşin zevalinden, [520] öğle vaktinden önce[521] hayvanına binerek ifâza tavafını yapmak üzere Beytullah´a gitti. [522]
Müslümanlara da, ifâza tavafına gitmelerini emretti. [523]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ifâza tavafını yaptıktan sonra öğle namazını kıldı.
Zemzem kuyusundan zemzem çekip hacılara içirme hizmetinde bulunan Abdulmuttalib oğullarının yanına vardı ve:
"Ey Abdulmuttalib oğulları! Kovalarla su çekiniz!
Eğersikâye hizmetiniz hususunda halkın üşüşüp size galebe çalmayacağından emin olsaydım, ben de sizinle birlikte kovalarla Zemzem suyu çekerdim! [524]
Bana da bir kova su uzatınız!" buyurdu. [525]
Abdulmuttalib oğulları, Peygamberimiz Aleyhisselama hemen bir kova zemzem sundular. Peygamberimiz Aleyhisselam ondan içti. [526]
Başına da döktü. [527]
Ağzına zemzem alıp kovanın içine püskürdü.
Kovadaki zemzemi kuyuya boşaltın alarmı emretti, boşalttırdı.[528]
Sonra, kendisi devesinin üzerinde, Üsâme b. Zeyd de terkisinde olduğu, [529] Muhacir ve Ensar sahabileri de yanında bulunduğu halde üzüm şerbeti içmeye gitti. [530]
Hz. Abbas´la Abdullah b. Abbas, bir kap içinde üzüm şerbeti sundular.
Peygamberimiz Aleyhisselam ondan içti, artanını da Üsâme´ye verip içirdi. [531]
Üzüm şerbeti hakkında:
"Pek güzel yapmışsınız! Hep böyle yapınız!" buyurdu. [532]
O gün, akşama doğru Minaya döndü.
Teşrik günleri gecelerini Mina´da geçirdi. [533]
Mina gecelerinde gelip Beytullah´ı ziyaret etmekten de geri durmadı. [534]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina´da geçirilmesi gereken gecelerin Mina dışında geçirilmesini yasakladı, [535] ancakhayvan güdücülerinin Mina dışında gecelemelerine, [536] cemrelerini de bir gün atıp bir gün bırakarak hayvanların başında kalmalarına izin verdi. [537]
Buna göre; hayvan güdücüleri, kurban kesme günü taşlarını atacaklar, o günden sonraki iki günün taşlamasını da biraraya getirerek o iki günün birinde, yani iki günün birincisinde birini, Mina´dan ayrılma gününde de ikincisini yapabileceklerdi. [538]
Hz. Abbas, hacıların zemzem suyu ihtiyaçlarını karşılama hizmeti dolayısıyla Mina gecelerinde Mekke´de kalmak üzere Peygamberimiz Aleyhisselamdan izin istemişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona da izin verdi. [539]
Hz. Abbas´tan başkasına izin vermedi. [540]
Peygamberimiz Aleyhisselamın İkinci ve Üçüncü Gün Cemrelerini Atışı
Peygamberimiz Aleyhisselam, kurban gününü takip eden birinci ve ikinci teşrik günlerinde güneş batıya doğru eğildiği zaman, [541] yürüyerek, [542] Mina mescidinden sonraki[543] ilk cemrenin[544] yanına vardı.
Oraya birer birer yedi tane fiske taşı attı ve her birini atarken:
"Allahuekber" diyerek tekbir getirdi.
Sonra, biraz ileri gidip kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırarak dua etti, ayakta duruşunu uzattı.
Sonra, ikinci cemrenin yanına vardı. Oraya da birer bireryedi fiske taşı attı ve her birini atarken tekbir getirdikten sonra vadiyi takip eden sol tarafa inip durdu.
Kıbleye döndü, ellerini kaldırıp dua etti.
Bundan sonra Akabe yanındaki üçüncü cemreye vardı. Oraya da birer bireryedi tane fiske taşı attı ve her birini atarken tekbir getirdi.
Orada durmadı, geri döndü. [545]
Allah Katında En Makbul Cihad
Peygamberimiz Aleyhisselamın cemreleri atmakta olduğu sırada bir adam gelip: "Yâ Rasûlallah! Yüce Allah katında cihadın hangisi daha sevgili, daha makbuldür " diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, cevap vermedi. Adam, üçüncü cemrede Peygamberimiz Aleyhisselamın önünü kesti ve:
"Yâ Rasûlallah! Yüce Allah katında cihadın hangisi daha sevgili, daha makbuldür " diye tekrar sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Zalim bir âmire karşı hak sözünü söylemendir!" buyurdu. [546]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah´tan Mağfiret, Rahmet ve Kalb Zenginliği İsteyen Genci Ebzâ Oğullarından Soruşu
Benî Tücîb kabilesi halkından bir cemaat, Mina´da Peygamberimiz Aleyhisselamla buluştular. [547]
"Biz, Ebzâ oğullarıyız!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Sizinle birlikte bana gelmiş olan genç ne yapıyor " diye sordu.
"Yâ Rasûlallah! [548] Allah´ın verdiği rızka onun kadar kanaatli ve razı olanını görmemişizdir! [549]
İnsanlar dünyayı aralarında bölüşecek olsalar, o genç ona gözucuyla bile bakmaz!" dediler. [550]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´a hamd eder, onun hep o hal üzere ölüp gitmesini dilerim!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu gencin dileği üzerine:
"Ey Allah´ım! Onu yarlığa, rahmetinle esirge! Onun kalbine de zenginlik ver!" diye dua etmişti. [551]
Tücîb oğullarının bildirdiklerine göre; o genç, aralarında, en iyi bir halde, dünyadan çekingen, Allah´ın kendisine verdiği rızka en razı bir kul olarak yaşamakta devam etmiş; Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat üzerine Yemen halkının İslâmiyetten döndükleri sırada ise, Tücîb oğulları içinde kalkıp onlara Allah´ı ve İslâmiyet] anlatmaktan geri durmamış, onun sayesinde kavminden hiçbir kimse İslâmiyetten dönmemiştir. [552]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mina´daki İkinci Hutbesi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina´da ilk hutbesini 10 Zilhicce kurban günü irad buyurmuştu. [553]
İkinci hutbesini ise, kurban kellelerinin yenildiği[554] teşrik günlerinin ortasında ve arasında irad buy urdu. [555]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Zilhicce´nin 12. günü teşrik günlerinin ortasına rastlayan Pazartesi günü, kaba kuşluk vaktinde[556] Kasvâ´nın semerlenmesini emretti.
Üzerine binip cemreler arasına gitti ve orada durdu. [557]
Müslümanlardan, Allah´ın dilediği kadarı da orada toplandı. [558]
Kasvâ´nın yularını Ebu Harretü´r-Rakkâşî´nin amcası tutuyor, halkı Peygamberimiz Aleyhisselam m yanından uzaklaştırıyordu. [559]
Halkın kimisi oturmakta, kimisi ayakta durmakta idi.
Hz. Ali, Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini halka ulaştırmak için, önünde duruyordu. [560]
O sırada, Haris b. Amr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına yaklaşıp:
"Yâ Rasûlallan! Babam, anam sana feda olsun! Benim için Allah´tan mağfiret dile!" diye rica etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah sizi yarlıgasın!" buyurdu. [561]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah´a hamd ü senada bulunduktan sonra: [562]
"Bugün hangi gündür " diye sordu.
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Teşrik günlerinin ortası değil midir " diye sordu[563] ve:
"Ey insanlar! Biliyor musunuz, siz hangi aydasınız Hangi gündesiniz Hangi beldedesiniz " diye sordu.
"Haram olan ayda, haram olan günde, haram olan beldedeyiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İşte, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da-Rabbinize kavuşacağınız güne kadar-şu ayınızda, şu beldenizde, şu gününüzün haramlığı gibi birbirinize haramdır!
Beni iyi dinleyiniz! Dikkat ediniz!
Sakın zulüm yapmayınız!
Müslüman bir kimsenin malı-kendisi gönlünden koparak vermiş olmadıkça-başkasına helâl olmaz!
Biliniz ki, Cahiliye çağına ait bütün kan, mal davaları ve öğünmeye vesile olan şeyler.. Kıyamet gününe kadar şu ayaklarımın altındadır, hükümsüzdür!
Kaldırdığım ilk kan davası da, Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib´in oğlunun davasıdır.
Haberiniz olsun ki, Cahiliye çağına ait bütün ribâ (faiz) alacakları kaldırılmıştır.
Yüce Allah ilk olarak Abbas b. Abdulmuttalib´in riba alacağını kaldırmaya hükmetmiştir.
Re´sü´l-mallarınız (anaparalarınız) sizindir.
Ne bundan fazlasını isteyip zulüm ve haksızlık ediniz, ne de hakkınızdan aşağı alıp mazlum duruma düşünüz. [564]
Biliniz ki; zaman, Allah´ın göklerle yeri yarattığı gündekine benzeyen şekline, eski haline dönmüştür!" buyurdu[565] ve:
"Aslında ayların sayısı Allah katında, Allah´ın Kitabında, tâ gökleri ve yeri yarattığı günden beri oniki aydır.
Onların dördü haram olanlardır. İşte bu, en doğru hesaptır.
O haram olan aylarda kendinize zulmetmeyiniz" (Tevbe: 36) mealli âyeti okudu ve hutbesini şöyle sürdürdü:
"Dikkat ediniz! Benden sonra kâfirlik devrine dönmeyiniz, birbirinizin boynunu vurmayınız!
Haberiniz olsun ki; şeytan, kendisine tapılmaktan umudunu kesmiştir. Fakat o sizi kandırıp azdırmak için aranızda bulunacaktır.
Kadınlar hakkında Yüce Allah´tan korkunuz.
Onlar sizin yanınızda zayıftırlar, kendileri için hiçbir şeye malik değildir!er.
Onların sizin üzerinizde hakkı, sizin de onların üzerinde hakkınız vardır.
Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinize sizden başkasına ayak bastırmamaları, istemediğiniz kimsenin evlerinize girmesine izin vermemeleridir.
Eğer şerlerinden, serkeşliklerinden yılarsanız, onları önce öğütieyiniz.
Vazgeçmezlerse, kendilerini yatakta yalnız bırakınız.
Yine kâr etmezse, fazla incitmeyecek derecede dövünüz!
Onların sizin üzerinizdeki hakkı da, kendilerinin mâruf veçhile (memleket âdet ve geleneğine göre) yiyeceklerini ve giyeceklerini sağlamaktır.
Siz onları ancak Allah´ın bir emaneti olarak aldınız ve kendileriyle evlenmeyi de Yüce Allah´ın kelimesi ve müsaadesiyle helâl edindiniz.
Kimin yanında bir emanet varsa, onu emanet edene teslim etsin!
Tebliğ ettim mi
Tebliğ ettim mi
Tebliğ ettim mi
Bunları, burada bulunan, bulunmayana da ulaştırsın!
Olabilir ki, ulaştırılan, işitenden daha çokyararlanır. [566]
Ey insanlar!
Dikkat ediniz! Sizin Rabbiniz birdir, babanız da birdir.
Şunu da iyi biliniz ki; Arap Arap olmayana, Arap olmayan Araba, beyaz karaya, kara da beyaza-takva hasletinden başka birşeyle-üstün tutulamaz!" buyurdu. [567]
Abdullah b. Abbas´a göre; bunlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın ümmetine vasiyeti idi. [568]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah aşkına! Tebliğ ettim mi
Allah aşkına! Tebliğ ettim mi " diye tekrar tekrar sorduktan[569] ve tebligatına Yüce Allah´ı da şahit tuttuktan ve bunları burada bulunanların bulunmayanlara da ulaştırmalarını tenbih buyurduktan sonra halk ile vedalaşınca, halk:
"Bu. veda haccıdır!" dediler. [570]
Mina´dan Muhassab´a Gidiş
Peygamberimiz Aleyhisselam, Zilhicce´nin 13., teşrik günlerinin sonuncu günü olan Salı günü, [571] üçüncü gün cemresini atıp, öğleden sonra, [572] Mina´dan Muhassab´a* Ebtah´a hareket etti. [573]
Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Ebu Râfi1, Peygamberimiz Aleyhisselam ve ev halkının yiyecekleri ve eşyalarıyla görevli bulunuyordu. [574]
Peygamberimiz Aleyhisselam emretmediği halde, Ebu Râfi1, Allahtan olacak ki kendiliğinden gidip Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırını Ebtahta kurmuştu. [575]
Orası Mekke´den çıkışa elverişli, kolay bir yerdi. [576]
Peygamberimiz Aleyhisselam gelip oraya indi. [577]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Öğüt ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayf´ta, Muhassab´da bulunduğu sırada Müslümanlara şöyle buyurdu:
"Allah yüzünü aydınlatsın, neşelendirsin o kişinin ki, sözlerimi[578] ezberler, sonra da onu işitmemiş olanlara[579] ulaştırır. [580]
Olabilir ki; onu anlayan, anlamayana taşır.
Olabilir ki; onu anlayan, kendisinden daha iyi anlayana taşır. [581]
İyi biliniz ki; üç şey mü´min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allah´a ihlas üzere amelde bulunmak,
2. Müslüman olan[582] âmirlere nasihat[583] ve itaat etmek, [584]
3. Müslümanların cemaatine-ki onlar dua ederlerse duaları makbul ve aralarındakine de şamildir-itikad ve salih amelde tâbi olmak." [585]
Muhassab´da Kılınan Namazlar
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Muhassab´da kıldıktan ve gecenin başlangıcında yatıp biraz kestirdikten sonra kalktı.[586]
Hz. Âişe´nin Mazereti Yüzünden Yapamadığı Umreyi Yapışı
Hz. Aişe, Medine´den gelirken, Şerifte namazsız hale gelmişti. [587]
Muhassab´da bulunulduğu gece:
"Yâ Rasûlallan! Halk umre ve hac ile dönüyor, ben ise yalnız hac ile dönüyorum! " dedi. [588]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen Mekke´ye geldiğimiz gecelerde tavaf yapmamış miydin " diye sorunca, Hz. Âişe:
"Hayır!" dedi. [589]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyle ise kardeşinle Ten´im´e git de umreye niyetlen! [590]
Yapacağınız tavaflardan boşaldıktan sonra sizi şurada beklerim!" buyurdu. [591]
Abdurrahman b. Ebu Bekir, Hz. Âişe´yi devesinin terkisine bindirip Ten´im´e götürdü.
Hz. Âişe orada umreye niyetlendi. [592]
Muhassab´da bulunduğu sırada, dönüp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gel di. [593]
Veda Tavafının Yapılışı
Müslümanlar, Muhassab´dan her tarafa dağılıp gitmeye yeltenince, Peygam berim iz Aleyhisselam: "Sakın, son varacağı yer Beytullah olmadıkça, hiçbir kimse bir yere gitmesin!" buyurdu. [594] Yalnız namazsız halde bulunan kadına müsaade etti. [595]
Peygamberimiz Aleyhisselam 14 Zilhicce Çarşamba günü[596] sabah namazından önce Beytullah´ı tavafa gidileceğini ashabına ilan etti. [597] Hayvanına bindi. [598] Beytullah´a gidip veda tavafını yaptı. [599]
Mekke´de Üç Günden Fazla Kalınamayacağı
Peygamberimiz Aleyhisselama bir zât, Mekke´de kalmak için sormuştu. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Mekke, kalma yeri değildir. [600]
Muhacirin hac ibadetlerini yerine getirdikten sonra Mekke´de kalacağı müddet üç gecedir!" buyurdu. [601]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Sa´d b. Ebi Vakkas´ı Ziyaret ve Teselli Edişi
Sa´d b. Ebi Vakkas, Veda Haccında Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte bulunuyordu.
Öyle bir hastalığa,[602] ağnya[603] tutuldu ki, ondan ancak ölmekle kurtulabileceğini sanıyordu. [604]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun ziyaretine gitti. [605]
Sa´d b. Ebi Vakkas, Peygamberimiz Aleyhisselamı görünce ağladı ve:
"Yâ Rasûl allan! Hicret edip ayrılmış bulunduğum bir yerde öleceğim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! İnşaallah ölmeyeceksin!" buyurdu. [606]
Elini onun alnına koydu; yüzünü, göğsünü ve kamını sığadı. [607]
Sa´d b. Ebi Vakkas, Peygamberimiz Aleyhisselamın elinin serinliğini kalbinde hemen hissetti. [608]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sa´d b. Ebi Vakkas´a:
"Sen kalbinden hasta bir adamsın.
Sakîflerin kardeşi Haris b. Kelede doktorluk yapan bir adamdır.
Medine´nin Acve hurmasından yedi tane alıp onları çekirdekleriyle birlikte ezerek macun yapsın. Sonra da, onu sana içirsin!" buyurdu. [609]
Sa´d b. Ebi Vakkas:
"Yâ Rasûlallah! Hicret edip ayrılmış bulunduğum biryerde, ben de Sa´d b. Havle´nin öldüğü gibi öleceğim diye korkuyorum!
Benim şifa bulmam için Allah´a dua et! [610]
İnsan hicret edip ayrılmış bulunduğu biryerde ölmeyi istemez, değil mi " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet!" buyurdu[611] ve:
"Allah´ım! Sa´d´a şifa ver!" diyerek dua etti. [612]
Sa´d b. Ebi Vakkas:
"Yâ Rasûlallah! Arkadaşlarım buradan gidecekler de, [613] ben hicret edip çıkmış olduğum bir yurtta ölüp[614] onlardan geride mi kalacağım " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! Sen geride kalmayacaksın! Allah´ın nzasını umduğun dereceni arttıracak ve yükseltecek birtakım ameller işleyeceksin! [615]
Umarım ki; sen, ölmeyip geride kalacak, çok yaşayacaksın!
Müslüman topluluklarına yararın, başkalarına ise zararın dokunacaktır!" buyurdu. [616]
"Allah´ım! Sa´d´a şifa ver ve onun hicretini tamamla! [617]
Allah´ım! Ashabımın hicretlerini tamamla! Onlan izleri sıra geri çevirme!" diyerek yalvardı.
Sa´d b. Havle´nin ölümüne de üzüldü. [618]
Sa´d b. Ebi Vakkas:
"Yâ Rasûlallah! Hastalığım, gördüğünüz ağır dereceye varmış bulunuyor!
Ben ise servet sahibiyimdir. [619] Pek çok servetim vardır. [620]
Bir kızımdan başka vârisim de yoktur. [621]
Servetimin tümünü tasadduk edip yoksullara dağıtayım mı " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır!" buyurdu. [622]
Sa´d b. Ebi Vakkas:
"Üçte ikisini tasadduk edeyim mi " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır!" buyurdu.
Sa´d b. Ebi Vakkas:
"Üçte birini " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Üçte bir! Eh, üçte bir de epeyce şeydir!
Senin vârislerini zengin bırakman, onları aç bırakıp halka avuç açtırmandan hayırlıdır! [623]
Muhakkak ki, sen Allah´ın hoşnutluğunu arayarak yapacağın bir tasaddukla da ecir ve sevaba erersin. [624]
Servetinden harcadığın şey senin için sadaka olur. [625]
Aileni geçindirmen, senin için sadaka olur.
Ev halkını geçindirmen, senin için sadaka olur. [626]
Hatta kadınının ağzına verdiğin lokmada bile sana ecir vardır!" buyurdu. [627]
Sa´d b. Ebi Vakkas´ın Hastalıktan Kurtulup Uzun Müddet Yaşaması
Peygamberimiz Aleyhisselam tabib Haris b. Kelede´ye:
"Sa´d´ı hurmalarla tedavi et! Vallahi, ben onun bunlarla iyileşeceğini umuyorum!" buyurdu ve: "Senin yanında şu Acve hurmalarından biraz var mı " diye sordu. Haris b. Kelede: "Evet!" dedi.
Sa´d b. Ebi Vakkas için hurmayı şöyle karıştırıp pişirdi.
Onu tereyağı ile bollaşürdıktan sonra Sa´d b. Ebi Vakkas´a içirince, Sa´d b. Ebi Vakkas, bağından boşanır gibi, hastalığından kurtuluverdi. [628]
Sa´d b. Ebi Vakkas, Hicretin 55. yılına kadar yaşadı.
Her yıl servetinin zekatını verirdi. Vefat ettiği zaman vârislerine 250.000 dirhem bırakmıştı . [629]
Yüce Allah ondan razı olsun![630]
Peygamberimiz Aleyhisselamla Müslümanların Medine Yolunu Tutmaları
Peygamberimiz Aleyhisselam ve Müslümanlar, veda tavafını yaptıktan sonra, hep birlikte Medine yolunu tuttular. [631]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Culte Gadîr-i Humm mevkiinde konakladı. [632] Oradaki iki ağacın altlan süpürülüp temizlendi. [633]
Semüre ağacının üzerine bir elbise gerilerek güneşin sıcağından korunmak üzere Peygamberimiz Aleyhisselam için gölgelik yapıldı. [634] Peygamberimiz Aleyhisselam, orada öğle namazını kıldı. [635] Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı.
Allah´a hamd ü senada bulundu. [636]
O gün Kıyamet gününe kadar olup bitecek şeyleri hiçbirini bırakmaksızın haber verdi. [637] Va´z ve nasihatta bulundu.
Sonra da:
"Ey insanlar! Bilesiniz ki, ben de ancak bir insanımdır.
Çok sürmez, Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek ve ben de onun davetine icabet edeceğim!
Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Onların birincisi Yüce Allah´ın Kitabıdır ki, onun içinde hidayet ve nur vardır.
Yüce Allah´ın Kitabını tutunuz ve ona sımsıkı sarılınız!
İkincisi de Ehl-i Beytim dir, ev halkı m dır.
Ehl-i Beytim hakkında size Allah´ı hatırlatın m.
Ehl-i Beytim hakkında size Allah´ı haürlatınm.
Ehl-i Beytim hakkında size Allah´ı haürlatınm!" buyurdu. [638]
"Ey insanlar! Siz ne üzerine şehadet edersiniz " diye sordu.
"Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sonra " diye sordu.
"Muhammed Aleyhisselamın da Allah´ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizin velîniz kimdir " diye sordu.
Müslümanlar
"Bizim velîlerimiz, Allah ve Allah´ın Resûlüdür!" dediler. [639]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey insanlar! [640] Benim mü´minlere öz nefislerinden önce geldiğimi biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.
"Evet[641] yâ Rasûlallah!" dediler. [642]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Benim mü´minlere öz nefislerinden önce geldiğimi biliyorsunuz, değil mi " diye tekrar sordu.
Müslümanlar
"Evet!" dediler. [643]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali´nin elinden tutup:
"Ben kimin mevlâsı* isem, Ali de onun mevlâsıdır! [644] Allah´ım! Ona dost olana dost ol! Düşman olana düşman ol! [645] Ona yardım edene yardım et!" diyerek Allah´a yalvardı. [646]
Hz. Ömer, Hz. Ali´yle karşılaşınca:
"Ey Ebu Talib´in oğlu! Ne mutlu sana!
Sen, sabahladığında da, akşamladığında da, erkek kadın bütün mü´minlerin mevlâsısındır!" diyerek onu tebrik etti. kutladı. [647]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Zülhuleyfe´de Konaklayışı ve Medine´ye Girerken Dua Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Zülhuleyfe´ye gelip Muames´te konakladı. [648]
Zaten Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´den Mekke´ye giderken Şecere yolunu tutar, [649] Şecere mescidinde namaz kılardı. [650]
Mekke´den dönüp Medine´ye girerken de[651] Muarres yoluyla girer, geceyi vadinin ortasındaki Zülhuleyfe´de geçirir, [652] sabah namazını kılar, sabahleyin Medine´ye hareket ederdi. [653]
Peygamberimiz Aleyhisselam hacdan veya umreden ya da bir gazadan dönerken yüksek bir yere, bir dağ eteğine veya bir bayıra çıktıkça üç kere tekbir getirir, sonra da:
"Bir olan Allah´tan başka ilah yoktur. O´nun eşi ortağı yoktur! Mülk O´nundur! Hamd O´na mahsus-tur! [654] O, diriltir, öldürür. O, hiç ölmeyen diridir. Hayır, yalnız O´nun elindedir. O herşeye kadirdir.
Biz dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz.
Yüce Allah va´dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Toplanmış olan kabileleri tek başına bozguna uğratıp dağıttı!" diyerek dua eder[655] ve bunu Medine´ye girinceye kadar tekrarlar dururdu. [656]
Peygamberimiz Aleyhisselam Muarres yoluyla bu dönüşünde de böyle yaptı.
Medine´yi görünce, üç kere tekbir getirip duasını tekrarladı . [657]
Peygamberimiz Aleyhisselam ev halkının yanına geceleyin ansızın girmezdi.
Ya akşam üzeri, ya da sabahleyin girmeyi âdet edinmişti. [658]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´ye girince, devesini Mescidin kapısında ıhdırdıktan sonra, Mescide girdi. Mescidde iki rekat namaz kılıp evine döndü.[659]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1089, İtan Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ.c. 2,s. 189, Ahmed b. Hanbel,Müsned,c.3,s.1 34,Tirmizî, Sünen,c. 3, s. 179-1 80.
[2] İbn Sa´d, c. 2, s. 184, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 192, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 331.
[3] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 253.
[4] Vâkıdı, c.3,s. 1089, İbn Sa´d, c. 2, s. 172.
[5] Beizar ve TaberânPden naklen Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 3, s. 237.
[6] İbn İshak.c.4, s. 253, Taberî, Târih, c. 3, s. 170, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 109.
[7] Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 3, s. 1 04-1 05.
[8] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 1 86, Zürkânf, c. 3, s. 104-105.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/119-120.
[9] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1088, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 172, Müslim, Sahih, c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 183, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1022, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 375, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 368, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 109, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 67.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 248, Vâkıdî, c. 3, s. 1088, İbn Sa´d.c. 2, s. 172, Taberî, c. 3, s. 1 67.
[11] İbn İshak, c. 4, s. 248, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 320, Taberî, c. 3, s. 167 Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 110-111.
[12] Vâkıdî, c.3, s. 1088, İbn Sa´d, c. 2, s. 172-173, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, c.2, s. 183.
[13] Mesâf, Sünen, c. 5, s. 164.
[14] Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 231, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 149, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 308, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 3, s. 106.
[15] İbn İshak, c. 4, s. 248, Taberî, c. 3, s. 167.
[16] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 21 3.
[17] İbn Sa´d, c. 2, s. 175, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 110, Buhârî, c. 2, s. 1 47, Ebu Dâvud, c. 2, s. 151.
[18] İbnİshak,c.4,s. 248.
[19] Belâiurf, c. 1, s. 368.
[20] Vâkıdî, c. 3, s. 1090, İbn Sa´d, c. 2, s. 177.
[21] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, Müslim, c.2, s. 888-889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn M âce, c. 2, s. 123, Dârimî, Sünen, c. 1,5.376.
[22] Vâkıdî, c. 3, s. 1090, İbn Sa´d, c. 2, s. 173.
[23] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 091.
[24] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 146.
[25] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 248, Vâkıdî, c. 3, s. 1089, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[26] Vâkıdî, c. 3, s. 1089, İbn Sa´d, c. 2, s. 173.
[27] İbn Sa´d, c. 2, s. 173.
[28] Buhârî, c. 2, s. 143, Müslim, Sahih, c. 2, s. 918, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 272 Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s.112.
[29] Buhârî, c. 2, s. 143-144.
[30] İbn Sa´d, c. 2, s. 175, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 111, Buhârî, c. 2, s. 147, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 151.
[31] Vâkıdî, c. 3,s.1O89.
[32] Vâkıdî, c. 3, s. 1089, İbn Sa´d, c. 2, s. 175, Buhârî, c. 2, s. 147, Ebu Dâvud, c. 2, s. 151 .
[33] Vâkıdî, c. 3, s. 1090.
[34] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 24, Buhârî, c. 2, s. 144, Ebu Dâvud, c.2, s. 159, İbn Mâce,c.2, s. 991.
[35] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1 090, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 173, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 47.
[36] İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 150.
[37] Müslim, c.2, s. 887.
[38] İbn Sa´d, c. 2, s. 177, İbn Mâce, c. 2, s. 965.
[39] Buhârî, c. 2, s. 147.
[40] İbn Sa´d, c. 2, s. 175, Buhârî, c. 2, s. 147.
[41] İbn Sa´d, c. 2, s. 177, İbn Mâce, c. 2, s. 965.
[42] İbn Sa´d, c. 2, s.1 75-176, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, c. 4,s. 175, Buhârî, c. 2, s. 147, Müslim, c. 2, s. 905, Ebu Dâvud, c.2,s.158-159,Tirmizî, c.3, s. 184 İbn Mâce, c. 2, s. 989.
[43] Müslim, c. 2, s. 871.
[44] Mâlik, Muvatta´, c. 1, s. 335, İbn Sa´d, c. 2, s. 174-175, Müslim , c. 2, s. 876.
[45] Mâlik, c. 1, s. 334, Ebu Dâvud, c. 2, s. 163, Tirmizî, c.3, s. 191-192, İbn Mâce, c. 2,5.975, Dârimî, c. 1,s.365.
[46] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 92, İbn Mâce, c.2, s. 975.
[47] Ebû Hanfte, Müsned, s. 24, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 4, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 145-146, Müslim, Sahih, c. 2, s. 834, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 165, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 194-195, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 977, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 363.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce, c. 2, s. 977, Dârimî, c. 1, s. 375.
[49] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 21 3.
[50] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 1 092.
[51] Sem hûdf, Vefâu´l-vetâ, c. 4, s. 1222.
[52] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 221.
[53] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 240, Müslim, Sahih, c. 2, s. 915.
[54] Ebu Dâvud, Sünen, c.2, s. 142-143, Müslim, c. 2, s. 974.
[55] Mâlik, Muvatta´, c. 1, s. 422, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1097.
[56] Mâlik, c.1, s. 422, Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Ebu Dâvud, c. 2, s. 143.
[57] Ebu Dâvud, c.2, s. 143.
[58] Mâlik, c.1, s. 422, Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Müslim, c. 2, s. 974, Ebu Dâvud, c. 2,5.143.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 232, Heysemî, c. 3, s. 320, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 239.
[60] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 093.
[61] Vâkıdî, c. 3, s. 1093, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 164, İbn Mâce, Sünen, c.2, s. 978.
[62] Vâkıdî, c. 3, s. 1093.
[63] Vâkıdî, c. 3, s. 1094, İbn Mâce, c. 2, s. 978, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 453-454, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 239.
[64] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, Hâkim , c. 1, s. 454, İbn Kayyım , c. 3, s. 239.
[65] Vâkıdî, c. 3, s. 1093-1094.
[66] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c. 2, s. 978, Hâkim, c.1, s. 454, İbn Kayyım, c. 3, s. 239.
[67] Vâkıdî, c. 3, s. 1 094, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c.2, s. 978, Hâkim, c. 1,s.454, İbn Kayyım, c. 3, s. 239.
[68] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s.344, Ebu Dâvud, Sünen,c. 2, s. 164, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 978, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 239.
[69] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1 093-1094, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c. 2, s. 978 Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 454.
[70] Vâkıdî, c. 3, s. 1093.
[71] Vâkıdî, c. 3, s. 1094, Ahmed, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c. 2, s. 978, Hâkim, c. 1, s. 455, İbn Kayyım , c.3, s. 239.
* Çekirdeği çıkarılmış hurma, sadeyağı veya kuru yoğurtla iyice karıştın larak yapılan bir yemektir (Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 99, Kâmûsu´l-muhft, c. 2, s. 217).
[72] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 093-1095.
[73] Mâlik, Muvatta´, c. 1, s.349, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1095, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 214, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 862-863, Ebu Dâvud, c.2, s. 163.
[74] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 168.
[75] Mâlik, c.1, s. 349, Vâkıdî, c. 3, s. 1095, Buhârî, c. 2, s. 21 4, Müslim, c. 2, s. 862-863, Ebu Dâvud, c. 2, s. 163.
[76] Vâkıdî, c. 3, s. 1095.
[77] Vâkıdî, c. 3, s. 1096.
[78] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 1, s. 79-80.
[79] Vâkıdî, c. 3, s. 1096.
[80] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 965.
[81] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 097.
[82] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 232, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 320, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 230.
[83] Vâkıdî, c. 3, s. 1097.
[84] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[85] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 273, Buhârî, c. 1, s. 77, Müslim , c. 2, s. 873, Ebu Dâvud, c. 2, s. 153-154, İbn Mâce, c. 2, s. 988, Taberî, c. 3, s. 168.
[86] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1097.
[87] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 16, Buhârî, c. 2, s. 154.
[88] Buhârî, c. 2, s. 154, Müslim, Sahih, c. 2, s. 919, Ezrakî, c.2, s. 203.
[89] Müslim, c.2, s. 919, Ezrakî, c. 2,5.203.
[90] Ezrakî, c. 2, s. 203.
[91] Buhârî, c. 2, s. 154, Müslim, c. 2, s. 919, Ezrakî, c. 2, s. 203.
[92] Müslim, c. 2. s. 919. Ezrakî. c. 2. s. 203. Nesâf. c. 5. s. 199.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/120-131.
[93] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[94] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 209, İbn Mâce,c.2, s. 981.
[95] BeyhakPden naklen Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 158.
[96] İbn Kayyım, lâdu´l-mead, c. 3, s. 263.
[97] Vâkıdî, c.3, s. 1097, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ahmed, c. 2, s. 14, Buhârî, c. 2, s. 154, Müdim, c. 2, s. 913, Ebu Dâvud, c. 2, s. 174, Tirmizî, c. 3, s. 209, Dârimî, c. 1, s. 397.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/131.
[98] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264.
[99] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264, Heysemî, c. 3, s. 238.
[100] Vâkıdî, c. 3,5.1097.
[101] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264, Heysemî, c. 3, s. 238.
[102] İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264.
[103] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 152.
[104] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 455.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/131.
[105] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Ibn Sa´d, c. 2, s. 173.
[106] Vâkıdî, Megâzî,c.3,s. 1097.
[107] Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 455, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 158-159.
[108] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[109] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 240.
[110] Vâkıdî, c.3, s. 1098, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 173, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 320, Müslim, SahıVı.c.
2, s. 887, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376, Hâkim, c.1, s. 455.
[111] İbn Sa´d, c. 2, s. 178, Ebu Dâvud, c. 2, s. 179, İbn Hazm, s. 82-85.
[112] Vâkıdî, c.3, s. 1098, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 887, İbn Mâce, c. 2, s. 1023 Dârimî, c. 1 , s. 376, Hâkim, c.1 , s. 455.
[113] Ahmed, c. 3, s. 320.
[114] Hâkim, c. 1, s. 455, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 159.
* Makam-ı İbrahim , İbrahim Aleyhisselam in üzerine basıp insanları hacca çağırdığı ve üzerinde iki ayağının gömülm üş izi bulunan mübarek bir taş olup, halen Kabe mescidinde belli yerinde durmaktadır (Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 67-68).
[115] Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s. 887.
[116] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ahmed, c. 3, s. 320,Nesâf, Sünen, c. 5, s. 236.
[117] Müslim, c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce.c. 2, s. 1023, Dârimî, c. 1, s. 376.
[118] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Dârimî, c. 1 ,s.376, Nesâf, c.5, s. 236.
[119] Nesâf, c.5, s. 236.
[120] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 320, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 887, E bu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 183, Tirmizî, Sünen, c.
3, s. 216, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 236, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376.
[121] Vâkıdî, M egâzf, c.3, s. 1098, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 236, Dârimî, c. 1, s. 376
[122] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 334, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 241.
[123] Ahmed, c. 1, s. 28, Heysemî, c. 3, s. 241.
[124] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Ahmed, c. 1, s. 28, Heysemî, c. 3, s. 241.
[125] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[126] Ahmed, c.1, s. 28, Ezrakî, c. 1, s. 334, Heysemî, c. 3, s. 241.
[127] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, c. 1, s. 334, Heysemî, c. 3, s. 241 .
[128] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[129] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, c. 1, s. 334, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 159, Heysemî, c. 3, s. 241 .
[130] Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, c. 1, s. 334, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 159, Heysemî, c. 3, s. 241.
[131] Ezrakî, c. 1.S.334.
[132] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 34.
[133] Vâkıdî, c. 3, s. 1098, Abduırezzak, c. 5, s. 34, Ezrakî, c. 1,s.333.
[134] Abdurrezzak, c. 5, s. 34, Ezrakî, c. 1, s. 333.
[135] Vâkıdî. c. 3. s. 1098. Abdurrezzak. c. 5. s. 34. Ezrakî. c. 1. s. 333-334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/132-134.
[136] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[137] Vâkıdî,c.3, 1098, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2,s.183İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c.5, s. 235, Dârimî, c. 1, s. 376.
[138] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 320, Müslim, Sahih, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 183-184, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 235 Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376.
[139] Müslim, c. 2, s. 888.
[140] Ahmed, c. 3, s. 320, Nesâf, c. 5, s. 240, İbn Hazin, Haccetü´l-vedâ, s. 83.
[141] Vâkıdî, M egâzf, c. 3, s. 1099, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s. 888, E bu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn Mâce, c. 2, s. 1023,Nesâf, c. 5, s. 240, Dârimî, c. 1, s. 376.
[142] Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 240, Dârimî, c. 1, s. 376.
[143] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 240, Dârimî, c. 1, s. 376.
[144] Ahmed, c. 3, s. 320.
[145] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 1 84, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Dârimî,c.1,s.376.
[146] Nesâf, c. 5, s. 244.
[147] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn Mâce, c. 2, Nesâf, c.5, s. 236, Dârimî, c. 1 , s. 376.
[148] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, Ahmed, c. 6, s. 404-405, 421, 422, Dârekutm, Sünen, c. 2, s. 255, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 247-248, E bu´l-Fidâ, el Bidâye, c. 5, s. 1 60.
[149] Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2,184, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 244, Dârimî, c. 1 , s. 376.
[150] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1099.
[151] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 421-422, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 247-248.
[152] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 4, s. 68-69, Heysemî, c. 3, s. 248.
[153] Vâkıdî, c. 3, s. 1099, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 184, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 240, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376.
[154] Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Nesâf, c. 5, s. 241.
[155] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 163.
[156] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 265.
[157] Ahmed, c. 3, s. 320, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 170.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/134-136.
[158] Ahmed,c.3, s. 366, Müslim, c. 2, s. 907, Nesâf, c. 5, s. 245.
[159] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 320, Müdim, Sahih, c. 2, s. 888, 907, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 184, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 245 Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/136.
[160] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 168.
[161] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1099, İtan Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[162] Vâkıdî, c. 3,5.1099-1100.
[163] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 167, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1,5.267.
[164] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 308-309.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/136-137.
[165] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 249.
[166] Ahmed.c.3, s. 320, Müdim, Sahih, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 148, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c.1, s. 376.
* Zilhicce´nin sekizinci gününe Terviye günü denir (İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s. 280).
[167] Vâkıdî, c. 3, s. 11 00, İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 173.
[168] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1101.
[169] Vâkıdı. c. 3. s. 11 00. İbn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1. s. 148.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/137-138.
[170] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 267.
[171] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01.
[172] Müslim, Sahih, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 184, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1024, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376.
[173] Vâkıdî, c. 3, s. 1101, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 173, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 212, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 228, İbn Mâce, c. 2, s. 1000.
[174] Ebu Dâvud, c. 2, s. 212, Tirmizî, c. 3, s. 228, Dâıimi", c. 1, s. 399.
[175] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, Ebu Dâvud, c. 2, s. 212, Tirmizî, c. 3, s. 228, İbn Mâce, c. 2, s. 1024.
[176] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, Ezrakî, c. 2, s. 173.
[177] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184-185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1.S.376.
[178] İbn Sa´d, c. 2, s. 173.
[179] İbn Kayvım, c. 3, s. 267.
[180] İbn Sa´d, c. 2, s. 173.
* Nemine; Arafat´ın doğusunda harap bir köydür (İbn Kayyım, c. 3, s. 275).
[181] Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1.S.376.
[182] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, İbn Kayyım, c. 3, s. 267.
[183] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, Dârimî, c. 1, s. 376.
[184] İbn Kayyım, c. 3, s. 267.
** Dabb yolu, Müzdelife´den Arafat´a giden kısa yol olup, Musa Aleyhisselam m yoludur (Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 193).
[185] Ezrakî, c. 2, s. 193, İbn Kayyım, Zâd.c. 3, s. 267.
*** Hacıların vakfe yeri olan Arafat´a Arafat denilmesi, Hz. Âdem´le Hz. Havva´nın burada buluştukları veya Cebrail Aleyhisselamın Hz. İbrahim "e burada hac amellerini öğretip "Anladın mı " diye sorduğu, onun da "Anladım!" diye cevap verdiği içindir (Yak ût, M u´cem u´l-bül dan, c. 4, s. 1 04, F fruzâ bâdf, Kâm üs, c. 3, s. 1 79). Arafat, hem H arem di sj di r, hem de M eş´ar (hac ib adetle ri için belirlenmiş) yerdir. Arafat´ın hududu, Harem dışı olan Ürene üzerinde yükselen dağdan Vesik´a doğru uzanan Arafat dağlarına ve bu dağların Arafat vadisiyle birleştiği yere kadar olan sahadır (Ezrakî, c. 2, s. 194, Yâkût, c. 4, s. 104).
[186] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, İbn Sa´d, c. 2, s. 173, Ezrakî, c. 2, s. 193.
[187] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 1 74, Müslim, c. 2, s. 933, İbn Mâce, c. 2, s. 1024.
[188] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 181, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1,s.377.
[189] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02.
[190] Vâkıdî, c. 3, s. 11 03.
[191] Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1,s.377.
[192] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1, s. 377.
[193] Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 462.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/138-140.
[194] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 187-188.
[195] İbn Sa´d, c. 2, s. 188, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 28, Buhârî, c. 5,5.188.
[196] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 11 02, Müslim , Sahih, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185 İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1024, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[197] İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 2, s. 110.
[198] Ahmed, c. 5, s. 30, Ebu Dâvud, c. 2, s. 168.
[199] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 250, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 11 0, Taberî, Târih, c. 3, s. 168.
[200] İbn İshak, c. 4, s. 250, Taberî, c. 3, s. 168.
[201] İbn İshak, c. 4, s. 250, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 110, Taberî, c. 3, s. 168.
[202] Vâkıdî, c. 3, s. 11 03.
[203] İbn İshak, c. 4, s. 250, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 110, Dârimî, c. 1, s. 65, Taberî, c. 3, s. 1 69.
[204] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 262.
[205] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 262.
[206] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 251.
[207] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 30.
[208] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 250, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 2, s. 110, Taberî, Târîh, c. 3, s. 169.
[209] İbn İshak, c. 4, s. 250, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Ahmed, c. 5, s. 30, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024-1025, Dârimî, c. 1, s. 377 İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 110, Taberî, c. 3, s. 169.
[210] Ahmed, c. 5, s. 412, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[211] Ahmed, c. 5, s. 412.
[212] Ahmed, c. 5, s. 412, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[213] Ahmed, c. 5, s. 412.
[214] İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[215] Ahmed, c. 5, s. 412, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[216] Ahmed, c. 1, s. 384, 453, Müslim, c. 4, s. 1796.
[217] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.453, Müslim, c. 4, s. 1 796, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1016.
[218] Ahmed, c. 5, s. 4128, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1 796, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/140-143.
[219] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 252.
[220] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 209.
[221] İbn İshak, c. 4, s. 252.
[222] İbn Esîr, c.2, s. 209.
[223] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 252.
[224] İbn İshak, c. 4, s. 250, Ahmed b.Hanbel, Müsned.c.S, s:. 30.
[225] Ahmed, c. 5, s. 30.
[226] Ahmed, c. 5, s. 30, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 4, s. 57.
[227] Ahmed, c. 5, s. 30.
[228] Ahmed, c. 5, s:. 30, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s:. 57.
[229] Ahmed, c. 5, s:. 30.
[230] İbn İshak, c. 4, s:. 250-251, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s:. 110, Taberî, Târih, c. 3, s:. 169.
[231] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s:. 1103, Ahmed, c. 3, s:. 225, c. 4, s:. 80, Dârimî, c. 1, s:. 65, Yâkubî, Târih, c. 2, s:. 109.
[232] Vâkıdî, c. 3, s. 11 03, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1,s.377.
[233] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s:. 251, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1103, Müslim , Sahih, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, Sünen, c.
2, s. 185, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s:. 1025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 4, s. 57, Taberî, Târih, c.3, s. 169.
[234] İbn İshak, c. 4, s. 251.
[235] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57, Taberî, c. 3, s:. 169.
[236] İbn İshak, c. 4, s. 521, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57.
[237] Vâkıdî, c.3, s:. 1103, Müslim, c.2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s:. 1 85, İbn Mâce, c. 2, s:. 1025, Dârimî, c.2, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57.
[238] İbn İshak, c. 4, s. 251, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 367, İbn Abdi Rabbih, c.4, s. 57, Taberî, c. 3, s. 169.
[239] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s:. 57, Taberî, c. 3, s:. 159.
[240] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57.
[241] İbn İshak, c. 4, s. 251, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57, Taberî, c. 3, s. 169.
[242] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[243] İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 4, s. 58.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 251, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1103, Müslim , Sahih, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 85, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[245] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 159.
[246] İbn İshak, c. 4, s. 251, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 159.
[247] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[248] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[249] İbn İshak, c. 4, s. 251, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 169.
[250] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 159.
[251] İbn İshak, c. 4, s. 251, Taberî, c. 3, s. 169.
[252] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[253] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 169.
[254] İbn İshak, c. 4, s. 251, Taberî, c. 3, s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 448.
[255] İbn İshak, c. 4, s. 251, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 169, Beyhakî, c. 5, s. 448.
[256] İbn İshak, c. 4, s. 251, Mâlik, Muvatta´, c. 2, s. 589, Taberî, c. 3, s. 169, Beyhakî, c. 5, s. 448, Zehebî, Megâif, s. 589.
[257] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[258] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 251-252, Taberî, T ârfh, c.3, s. 169.
[259] İbn İshak, c. 4, s. 252, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 169.
[260] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[261] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 110.
[262] İbn İshak, c. 4, s. 253, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[263] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 185, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 381.
[264] İbn Sa´d, c. 2, s. 185, Ahm ed, c. 4, s. 381, 402, 403.
[265] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1103, Müslim, Sahih, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 185, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[266] İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 4, s. 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/144-149.
[267] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimı.c.1 , s. 377.
[268] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02.
[269] Vâki cif, c. 3, s. 11 02, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 1, s. 1025, Dârimî.d , s. 377.
[270] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1.S.377.
[271] Vakıdf. c. 3. s. 1102.
[272] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/149-150.
[273] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 185, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377,
[274] Vâkıdî,Megâzî,c.3,s. 1102.
[275] Vâki cif, c. 3, s. 11 03, Ebu Dâvud, c. 2, s. 189, Tirmizî, c. 3, s. 230, Mesâi, Sünen, c. 5, s. 255.
[276] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 253, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 1 57, Tirmizî, c. 3, s. 232.
[277] İbn İshak, c. 4, s. 253, Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Ahmed, c. 1, s. 157, Ebu Dâvud, c. 2, s. 193-194, İbn Mâce, c. 2, s. 1001- 1002.
[278] Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 465.
[279] Ahmed, c. 3, s. 85.
[280] Ahmed, c. 5, s. 209, Nesâf, c. 5, s. 254.
[281] MâlikıMuvatta´,c1, s. 215, 421-423, Vâkıdî, c. 3, s. 1104, Tirmizî, c. 5, s. 572, Begavî, c. 1, s. 128, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 174-175.
[282] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1104, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 210, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 472, Gazalf, İhyâu Ulûmi´d-dfn, c. 1, s. 332, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 268, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 252.
[283] Ahmed, c. 1, s. 166, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 175.
[284] Tirmizî, c. 5, s. 537, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 175, İbn Kayyım, c. 1, s. 268.
[285] BeyhakPden naklen E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 1 74-1 75, Gazalf, İhya, c. 1, s. 332.
[286] Gazalf, İhyâu Ulümi´d-dfn, c. 1, s. 332.
[287] Taberânf, M u´cem u´s-sağfr, c. 1, s. 247, Gazalf, İhyâu Ulûm i´d-dfn, c. 1, s. 332-333, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 1 75-1 76, Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 352.
[288] Gazali, İhyâu Ulûmi´d-dfn, c. 1, s. 333.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/150-154.
[289] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 14.
[290] Ahmed,c.4, s. 14, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 176.
[291] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1002, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 176.
[292] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 1 7, TaberânPden naklen Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 256.
[293] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 14, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1002, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 176.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/154-155.
[294] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 188, Ahmed, c. 1, s. 28, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 269.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/155.
[295] Ahmed,c.2, s. 224.
[296] Abdurrezzak, c. 5, s. 16, Ahmed, c. 2, s. 224.
[297] Abdurrezzak, c. 5, s. 16.
[298] Müslim, Sahih, c. 2, s. 983, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 464, Begavf, Mesâbırıu´s-sünne, c. 1, s. 128.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/155-156.
[299] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 309.
[300] Ahmed, c. 4, s. 309, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 237, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1 003 Nesâf, Sünen, c. 5, s. 264.
[301] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 179, Ahmed,c.4, s. 309, EbuDâvud, Sünen, c. 2, s. 196.
[302] Ahmed,c.4, s. 335.
[303] İbn Sa´d, c. 2, s. 179, fihm ed, c. 4, s. 309-310.
[304] İbn Sa´d, c. 2, s. 179, Ahmed, c. 4, s. 309-310, 335, Ebu Dâvud, c. 2, s. 196, Ti im izf, c. 3, s. 237, İ bn Mâce, c. 2, s. 1003, Nesâf, c. 5, s. 264-265.
[305] Ahmed,c.3, s. 110, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 174, Müslim, c. 2, s. 933.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/156.
[306] Müslim, c. 2, s. 865, Nesâf, c. 5, s. 196.
[307] Ahmed, c. 1, s. 215, Buhârî, c. 2, s. 217, Müslim , c. 2, s. 866-867, Tirmizî, c. 3, s. 286, İbn Mâce, c. 2, s. 1030, Nesâf, c. 5, s. 196.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/157.
[308] Begavf, Mesâbıhu´s-sünne, c. 1, s. 129, Heysem t, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 255.
[309] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 4, s. 7.
[310] Ahmed b.Hanbel, Müsned.c.1, s. 72, 75, Müslim, Sahih, c. 2, s. 890, E bu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 190, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 3, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1 025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[311] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1105, Begavf, c. 1, s. 128.
[312] Mâlik, Muvatta1, c.1 , s. 392, Vâkıdı, c. 3, s. 1105, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 180, Ahmed, c. 5, s. 205, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 176, Müslim, c. 2, s.
636, Ebu Dâvud, c. 2, s. 191 .
[313] Müslim, c. 2, s. 890-891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025-1026, Dârimî, c. 1,3.377.
[314] Ahmed, c.1, s. 72,EbuDâvud, c. 2, s. 190, Tirmizî, c. 3, s. 232.
[315] Ahmed, c.1, s. 235.
[316] Buhârî, c. 2, s. 176.
[317] Vâkıdî, c.3, s. 1105, Ahmed, c. 1, s. 269, Buhârî, c. 2, s. 176, Ebu Dâvud, c. 2, s. 190 İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c.1, s. 377.
[318] Ahmed, c.1, s. 269, Buhârî, c. 2, s. 177, Ebu Dâvud, c. 2, s. 190.
[319] Ahmed. c.1. s. 251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/157-158.
[320] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 383-384.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/158-159.
[321] Vâkıdî, Megâzî, c.3,s. 1106, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 236, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1005, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377, Ezrakî, Ahbâru M ekke, c. 1, s. 197.
[322] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 177, Müslim, Sahih, c. 2, s. 934, EbuDâvud, Sünen, c. 2, s. 191, İbn Mâce, c. 2, s. 1 005, Dârimî, d.s.377.
[323] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1106, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 86.
[324] Mâlik, Muvatta´.d, s. 401, Ahmed b.Hanbel, Müsned.c.5, s. 202, Buharı, Sahih, c. 2, s. 177, Müslim, Sahih, t 2, s. 937.
[325] Müslim, c. 2, s. 937, Ebu Dâvud, c. 2, s. 192.
[326] Bu hân, c. 2, s. 179.
[327] Ahmed, c. 1, s. 75,1 57, Müslim, c. 2, s. 891, İbn Mâce, c. 2, s. 1026.
[328] Müslim, c. 2, s. 891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1,5.377.
[329] Ahmed, c. 1, s. 426, Buhârî, c. 2, s. 179, Müslim, c. 2, s. 938, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 262.
[330] Müslim, c. 2, s. 938, .
[331] Buhârî, c. 2,5.179.
[332] Müslim, c. 2, s. 891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1,s. 377.
* Müzdelife´de sabah namazından sonra üzerinde haalan n dua ettikleri bir dağdır (Nevevf, Tehzfbü´l-esmâ, c. 2, s. 110).
[333] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 75, 81, Tirmizî, c. 3, s. 232.
[334] Vâki dr, c. 3, s. 11 07, Ahmed, c. 1, s. 81, Tirmizî, c. 3, s. 232, Nesâf, c. 5, s. 265.
[335] Müslim, c. 2, s. 91,EbuDâvud, t 2, s. 186.
[336] Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1020.
[337] Müslim, c. 2, s. 891.
[338] Nesâf, c. 5, s. 265.
[339] VâkidL c. 3. s. 11 07.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/159-160.
[340] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 14-15, Ibn Mâce, c. 2, s. 1002.
[341] Ahmed, c. 4, s. 15.
[342] İbn Mâce, c. 2, s. 1 002.
[343] Ahmed,c.4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 1002.
[344] Abbduırezzak, Musannef, c. 5, s. 17, TaberânPden naklen Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 256-257, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye.c.S, s. 176-177.
[345] Ahmed,c.4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 1002.
[346] Abdutrezzak,c.5, s. 17, Heysemî, c. 3, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 176-177.
[347] Abdurrezzak.c.S, s. 17, Ahmed, c. 4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 1002, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 176-177, Heysemî, c. 3, s. 257.
[348] Abdurrezzak,c.5, s. 17, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 177, Heysemî, c. 3, s. 257.
[349] Mâlik. Muvatta´. c. 1. s. 422. Abdurrezzak. Musannef. c. 5. s. 17-18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/160-161.
[350] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 15.
[351] Nesâf, Sünen, c. 5, s. 263.
[352] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 238.
[353] Ahmed, c. 4, s. 15,EbuDâvud, c. 2, s. 196, Tirmizî, c. 3, s. 238, Nesâf, c. 5, s. 263.
[354] Ahmed, c. 4, s. 15.
[355] Ahmed, c. 4, s. 15, Tirmizî, c. 3, s. 238, Dârimî, c. 1, s. 387.
[356] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 179, Nesâf, c. 5, s. 260.
[357] EbuDâvud,c.2, s. 197.
[358] Ahmed, c. 2, s. 261, Nesâf, c. 5, s. 260.
[359] Ahmed, c. 4, s. 15, Tirmizî, c. 3, s. 239, Nesâf, c. 5, s. 264.
[360] İbn Sa´d, c. 2, s. 179, Ahmed, c. 4, s. 15,EbuDâvud, c. 2, s. 197, Tirmizî, c. 3, s. 239, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c.1 ,s. 387.
[361] Ahmed, c. 4, s. 261, Ebu Dâvud, c. 2, s. 197, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c. 1, s. 387.
[362] İbn Sa´d, c. 2, s. 1 80, Ahmed, c. 4, s. 15, Ebu Dâvud, c. 2, s. 197, Tirmizî, c. 2, s. 139, İbnMâce,c.2, s. 1004, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c.1, s. 387.
[363] Tirmizî, c. 3, s. 239, Nesâf, c. 5, s. 264.
[364] Ahmed, c. 4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 1004, Nesâf, c. 5, s. 264.
[365] İbn Sa´d, c. 2, s. 180, Ahmed, c. 4, s. 1 5, Ebu Dâvud, c. 2, s. 197, Tirmizî, c. 3, s. 39, İbn Mâce, c. 2, s. 1004, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c.1, s. 387.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/162-163.
[366] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1107, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 54, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 179, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 194, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 242, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1006, Nesâî, Sünen. c. 5. s. 265.
[367] Vâkıdî, c. 3, s. 11 07.
[368] Begavf, Mesâbıtıu´s-sünne, c. 1, s. 129, BeyhakPden naklen Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 1 83.
[369] Begavî, c. 1, s. 129.
[370] Bega´vf, c. 1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, c. 5,s. 183.
[371] Müslim, c. 2, s. 891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1,5.377.
[372] Ahmed.c.1, s. 76,81.
[373] Vâkıdî, c. 3, s. 11 08, İbn Sa´d, c. 2, s. 180, Ahmed, c. 1, s. 210-211, Müslim, c. 2, s. 931-932, Nesâf, c. 5, s. 268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/163-134.
[374] Müslim, c. 2, s. 891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1, s. 377.
[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 157, 211, 251, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 218, Ebu Dâvud, Sünen. c. 2. s. 161-162. Timnizî. Sünen. c. 3. s. 332-333.
* Hz. Abbas, Peygamberimiz Aleyhisselamın hem amcası, hem de sütkardeşi idi.
[376] Ahmed, c. 1, s. 329.
[377] Ahmed. c. 1. s. 157. Tirmizî. c. 3. s. 233.
** Muhassir; Mina ile Müzdelife arasında ve fakat ne Mina´dan ne de Müzdelife´den sayılmayan bir vadidir (Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 62, İbn Kayyım, Zâd, c. 1, s. 275). Kabe´yi yıkmak için gelen Ashab-ı Fil, bu vadiye gelip konunca meşhur fil çökmüş, olanca zorlamalara rağmen ileri gitmemişti. Ashab-ı Fil de bu vadide Allah´ın gazabına uğramışlar ve helak olmuşlardı (İbn Kayyım, c. 1, 274-275).
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/164.
[378] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 180, Ahmed, c. 1, s. 157, Müslim, c. 2, s. 891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, Timnizî, c. 3, s. 232, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1, s. 377
[379] İbn Sa´d, c. 2, s. 180, Ahmed, c. 1, s. 210, Müslim, c. 2, s. 932, Nesâî, c. 5, s. 267-269.
[380] Ahmed, c. 3, s. 367, Tirmizî, c. 3, s. 234, Dârimî, c. 1, s. 379, Begavî, c. 1, s. 129.
[381] Ahmed, c. 3, s. 367, Dârimî, c. 1, s. 379.
[382] Ahmed, c. 3, s. 367, Tirmizî, c. 3, s. 234, Begavî, c. 1, s. 129.
[383] Ahmed, c. 3, s. 367.
[384] Tirmizî, c. 3, s. 234, Begavî, c. 1, s. 129.
[385] Ahmed, c. 1, s. 213, Müslim, c. 2, s. 932, Nesâî, c. 5, s. 267.
[386] Müslim, c. 2, s. 891-892, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, Nesâî, c. 5, s. 367.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/165.
[387] Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, c. 1, s. 407.
[388] Kâsânf, Bedâyiu´s-sanâyi´, c. 2, s. 1 62.
[389] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 162.
[390] Tirmizî, c.3, s. 246.
[391] Bedrüddin Aynf, Umdetü´l-kârf, c. 10, s. 88.
[392] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 66-67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[393] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 69.
[394] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 297.
[395] Ahmed, c. 5, s. 297-298, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 3, s. 259.
[396] Ahmed, c. 5, s. 297, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, Müstednek, c. 1, s. 466, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 465, Heysemî, c.3, s. 259.
[397] Ezrakî, c. 1,s.69.
[398] Ezrakî, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[399] Ahmed, c. 5, s. 297, 306, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1 , s. 466, Heysemî, c.3, s. 259.
[400] Ahmed, c. 5, s. 306, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3, s. 259.
[401] 400-Ezrakî, c. 1,s.69.
[402] Ezrakî, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[403] Ahmed, c. 5, s. 304, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3, s. 259.
[404] Ahmed, c. 5, s. 306, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465.
[405] Ezrakî, c. 1,s.69.
[406] Ezrakî, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[407] Ahmed, c. 5, s. 306, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3, s. 259.
[408] Ahmed, c. 5, s. 306, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Heysemî, c. 3, s. 259.
[409] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 288, Heysemî, Mecm au´z-zevâid, c. 3, s. 259.
[410] Ahmed, c. 5, s. 298, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3, s. 259.
[411] Ezrakî, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[412] Ezrakî, c. 1.S.69.
[413] Ezrakî, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[414] Ahmed, c. 5, s. 298, Ezrakî, c. 1, s. 67-69, Yâkût, c. 4, s. 465.
[415] Hacc 27.
[416] Ezrakî, c. 1,s.69.
[417] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 67-68.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/165-169.
[418] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 185.
[419] İbn Sa´d, c. 2, s. 181, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 318, Müslim, Sahih, c. 2, s. 493, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
201, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 370.
[420] İbn Sa´d, c. 2, s. 180-181, İbn Mâce,Sünen, c. 2, s. 1008,Nesâf, c. 5, s. 368, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s.466, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead.c.3, s. 274.
[421] İbn Kayyım, c. 3, s. 275.
[422] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 93, Müslim, c. 2, s. 942-943, Ebu Dâvud, c. 2, s. 201 , Nesâf, c. 5, s. 273-274.
[423] Ebu Hanffe, Müsned, c. 26, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1109, İbn Sa´d, c. 2, s. 180.
[424] Ahmed, c. 1, s. 212, Buhârî, c. 2, s. 193, Müslim , c. 2, s. 892, E bu Dâvud, c. 2, s. 200, İbn Mâce, c. 2, s. 1008, Nesâf, c. 5, s. 274, İbn Kayyım , c. 3, s. 275.
[425] Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[426] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 379, Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[427] Ahmed, c. 6, s. 379.
[428] Ahmed, c. 6, s. 379, Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[429] Ahmed, c. 6, s. 379.
[430] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1107, Ahmed, c. 2, s. 413, Tirmizî, c. 3, s. 247, İbn Mâce, c. 2, s. 1009, Nesâf, c. 5, s. 270, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 466, Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 440.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/169-170.
[431] Ahmed, c. 3, s. 379, Ibn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1 , s. 275.
[432] Ebu Dâvud, c. 2, s. 197.
[433] Ebu Dâvud, c. 2, s. 198.
[434] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 188, Ahmed, c.1 , s. 28, Buhârî, c. 5, s. 188,İbn Hazm , Haccetü´l-vedâ, s. 147.
[435] Vâkidf, c. 3, s. 1111, Ahmed, c. 5, s. 7, Buhârî, c. 2, s. 191, Ebu Dâvud, c. 2, s. 195.
[436] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 7, Ebu Dâvud, c. 2, s. 198.
[437] Buhân, c. 2, s. 192, Ebu Dâvud, c. 2, s. 195, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[438] Müslim, Sahih, c. 2, s. 942, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 270.
[439] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 183, Ahımed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 239.
[440] Nesâf, c. 5, s. 270.
[441] İbn Sa´d, c. 2, s. 185, Ezrakî, Ahbâru M ekke, c. 2, s. 173.
[442] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1111.
[443] Ahmed, c. 5, s. 39, 49, Buhârî, c. 2, s. 191, c. 8, s. 91.
[444] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 39, 40, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305, Dârimî, c. 1, s. 393.
[445] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305.
[446] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Dârimî, c. 1, s. 393.
[447] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 39, Buhârî, c. 6, s. 235, Müslim, c. 3, s. 1305, Dârimî, c. 1, s. 393.
[448] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 49, 40, 412, Buhârî, c. 2, s. 191 .Müslim, c. 3, s. 1305, Dârimî, c. 1, s. 393.
[449] Ahmed, c. 5, s. 412, Ebu Dâvud, c. 2, s. 195.
[450] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 412.
[451] Ahmed, c. 5, s. 412, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 192, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 95.
[452] Ahmed, c. 5, s. 412.
[453] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, 412, Buhârî, c. 2, s. 191, Müslim , Sahih, c. 3, s. 1305, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 393.
[454] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305.
[455] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Dârimî, c. 1, s. 393.
[456] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 39, Buhârî, c. 6, s. 235, Müslim, c. 3, s. 135.
[457] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahm ed, c. 5, s. 37, 39, 40, Buhârî, c. 2, s. 191, Müslim, c. 3, s. 1305, Dârimî, c. 1, s. 393.
[458] Ahmed, c. 5, s. 412.
[459] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Buhârî, c. 2, s. 191, Dârimî, c. 1, s. 393.
[460] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 3, s. 1 93, Müslim, c. 3, s. 1305.
[461] Vâkıdî, c. 3, s. 111, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Dârimî, c. 1, s. 393
[462] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 39, Buhârî, c. 5, s. 235, Müslim, c. 3, s. 1305.
[463] İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 40, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305.
[464] Ahmed, c. 5, s. 40.
[465] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 371.
[466] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1111, Ahmed, c. 5, s. 40, 49, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 191, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1307.
[467] Vâkıdî, c. 3, s. 1111 , İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, 41 , Buhârî, c. 2, s. 192, Müslim, c. 3, s. 1 305-
1306, Dârimî, c. 1, s. 393-394.
[468] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, Buhârî, c. 2, s. 192.
[469] 468-Ahmed, c. 3, s. 371, c. 5, s. 39, 49, Buhârî, c. 2, s. 1 91.
[470] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 6, s. 326, Müslim, c. 3, s. 1306.
[471] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1111.
[472] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed, Müsned, c. 5, s. 37, 49, 68, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 326, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1306.
[473] Ahmed, c. 5, s. 37,39,41, Buhârî, c. 6, s. 236, Müslim, c. 3, s. 1306.
[474] Buhârî, c. 5, s. 236.
[475] Vâkıdî, c. 3, s. 1111.
[476] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1112, İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 37, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 236, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 95-1 96.
[477] Vâkıdî, c. 3, s. 1112-1113.
[478] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 183, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 186.
[479] Ahmed, c. 4, s. 187.
[480] İbn Sa´d, c. 2, s. 183, Ahmed, c. 4, s. 186-187.
[481] Ahmed, c. 4, s. 186.
[482] Vâkıdî, c. 3, s. 1113.
[483] Müslim, c. 2, s. 944.
[484] Ahmed, c. 3, s. 498-499.
[485] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, , s. 339.
[486] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1113.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/170-177.
[487] Vâkıdı, c.3, s. 1108, Müslim, Sahih, c. 2, s. 892, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 186, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 126,Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[488] Mâlik, Muvatta1, c. 1, s. 393, Vâkıdî, c. 3,5.1108.
[489] Mâlik, c. 1, s. 393, Vâkıdî, c. 3, s. 1108, Ahmed, c.3, s. 321, Müslim, c.3, s. 893 Ebu Dâvud, c. 2, s. 193, İbn Mâce.c. 2, s. 1013.
[490] Ahmed, c. 4, s. 82.
[491] Mâlik, c. 1, s. 393, Müslim, c. 2, s. 803, Ebu Dâvud, c. 2, s. 193.
[492] Mâlik, c. 1, s. 393, Vâkıdî, c. 3, s:. 1108, Ebu Dâvud, c.2,s. 194, İbn Mâce, c. 2, s. 1013.
[493] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 188, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 275.
[494] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s:. 1108, Ahmed, Müsned, c. 3, s. 321, Müslim, Sahih, c. 2, s:. 892 Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s:. 186, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s:. 1026.
[495] Vâkıdı, c. 3, s. 11 08, Ahmed, c. 1, s. 112, Buharı, c. 2, s. 186, Müslim , c. 2, s. 954, E bu Dâvud, c. 2, s. 149, İ bn Mâce, c. 2, s. 1054,Dârimî, c. 1, s. 399.
[496] Ahmed, c. 1, s. 112, Buhârî, c. 2, s. 186.
[497] Vâkıdî, c. 3, s. 11 08, Buhârî, c. 2, s. 176, Müslim, c. 2, s. 954, Ebu Dâvud, c. 2, s. 149, Dârimî, c. 1.S.399.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/177-178.
[498] Vâkidf, c. 3,s.11Ü8,Begau, c. 1, s. 130, Kasanı, c. 2, s. 141.
[499] Ahmed, c. 6, s. 400, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 3, s. 261.
[500] Ahmed ,c.6, s. 400, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1 , s. 279, Heysemî, c. 3, s. 261, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 449.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/178.
[501] Vâkicif, c. 3, s. 11 08.
[502] Müslim, Sahih, c. 2, s. 947.
[503] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1108, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 111, Müslim , c. 2, s. 947.
[504] Müslim, c. 2, s. 948.
[505] Vâki cif, c. 3, s. 11 08, Ahmed, c. 3, s. 111 , Müslim, c. 2, s. 948.
[506] Müslim, c. 2, s. 948, Begavf, Mesâbih, c. 1, s. 130.
[507] Buhân, Sahih, c.1, s. 51.
[508] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 181 .
[509] £J-ımed b. Hanbel´den naklen E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 119.
[510] Vâkidt, c. 3, s. 11 09, İbn Sa´d, c. 2, s. 174.
[511] Buhân . c. 2. s. 189. Tirmizî. c. 3. s. 256.
* Görülüyor ki, Peygamberimiz Aleyhisselam yaptığı umrede ve hacda sakalını değil, saçını kestirmiştir. Günümüzde camilerde "Sakal-ı Şerif" diye ziyaret edilen, Peygamberimiz Aleyhisselamın sakalı değil, kesilmiş olan saçıdır.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/178-179.
[512] Vâkıdî, Megâiı, c. 3, s. 1109.
[513] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 111.
[514] Vâkıdî, c. 3, s. 11 09, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/179-180.
[515] Vâki cif, c. 3, s. 11 09.
[516] Vâki dr, c. 3, s. 11 09, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 159, Buharı, c. 2, s. 190.
[517] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 203, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 390.
[518] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 257.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/180.
[519] Vâkıdî, c. 3, s. 11 09, İbn Sa´d, c. 2, s. 182.
[520] İbn Sa´d, c. 2, s. 182.
[521] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 280.
[522] Vâkidf, c. 3, s. 11 09, İbn Sa´d, c. 2, s. 182, Müslim, c. 2, s. 892.
[523] Vâkıdî, c. 3, s. 1110, İbn Sa´d, c. 2, s. 1 82.
[524] Müslim, Sahih, c. 2, s. 892, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 186, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1026, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 378.
[525] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 182.
[526] Müslim, c. 2, s. 892, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1, s. 378.
[527] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1110.
[528] İbn Sa´d, c. 2, s. 182.
[529] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 372, Müslim, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s. 213.
[530] İbn Sa´d, c. 2, s. 182-183.
[531] Ahmed.d, s. 372, Müslim, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s. 213.
[532] İbn Sa´d, c. 2, s. 183, Ahmed, c. 1, s. 372, Müslim, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s. 21 3.
[533] Ahmed,c.6, s. 90, Ebu Dâvud, c. 2, s. 201.
[534] Buhârî,c. 2, s. 189.
[535] Vâkidt, c. 3, s. 1113.
[536] Mâlik, Muvatta´, c. 1, s. 408, Vâkıdî, c. 3, s. 1110, Tirmizî, c. 3, s. 290, İbn Mâce, c. 2, s. 1010.
[537] Ahmed, c. 5, s. 450, Ebu Dâvud, c. 2, s. 202, Tirmizî, c. 3, s. 290.
[538] Mâlik, Muvatta´, c. 1, s. 408409, Nımed, Müsned, c. 5, s. 45, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 90.
[539] Ahmed, c. 2, s. 19, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 167, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s. 199, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1 019, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 400.
[540] İbn Mâce, c. 2, s. 1019.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/180-182.
[541] Ahmed, c. 6, s. 90, Ebu Dâvud, c. 2, s. 201.
[542] İbn Sa´d, c. 2, s. 181 , Ahmed, c. 2, s. 114, Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[543] Ahmed, c. 2, s. 152, Buhârî, c.2, s. 194, Dârimî, c.1, s. 390.
[544] Ebu Dâvud, c. 2, s. 201.
[545] Ahmed.c.2. s. 152. Buhârî. c.2. s. 194. Dârimî. c. 1. s. 39O.Nesâf. c. 5. s. 276-277 Dârekutnî. c. 2. s. 275.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/182-183.
[546] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/183.
[547] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 232, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 54, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 266, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 266.
[548] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Halebî, c. 3, s. 266.
[549] İbn Sa´d, c. 1, s. 323, İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım , c. 3, s. 54, Kastalânf, c. 1, s. 319.
[550] İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 266.
[551] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54-55, Halebî, c. 3, s. 266.
[552] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 247-248, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 55, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/183-184.
[553] Vâkıdî.Megâzî.c. 3, s. 1111, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 185, Ahmed b. Hanbel.Müsned, c. 5, s.7,Buharı", Sahih, c. 2, s. 191, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 195, 198, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1016.
[554] EbuDâvud,c.2, s. 197.
[555] Ahmed, c. 5, s. 72, 411, Ebu Dâvud, c. 2, s. 195, 198.
[556] Ebu Dâvud, c. 2, s. 192.
[557] Buhârî, c. 2, s. 192, Ebu Dâvud, c. 2, s. 195.
[558] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 202.
[559] Ahmed, c. 5, s. 72.
[560] Ahmed, c. 3, s. 477, Ebu Dâvud, c. 2, s. 198.
[561] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 485.
[562] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 202.
[563] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 197.
[564] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 72-73.
[565] Amed, c. 5, s. 73, Buhârî, Sahili, c. 6, s. 235, Müslim, Sahili, c. 3, s. 1305, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 195-196.
[566] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 73.
[567] Ahmed, c. 1, s. 230, Buhârî, SahPh, c. 2, s. 191.
[568] Buhârî, c. 2, s. 191.
[569] Ahmed, c. 1, s. 230, Buhârî, c. 2, s. 191.
[570] İbn Sa´d, Tab akâtü "l-kübrâ, c. 2, s. 184, Buhârî, c. 2, s. 191 -192.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/184-187.
[571] İbn Hazm, Haccetü´l-vedâ, s. 145.
[572] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 287.
* Mina ile Mekke arasında ve Mina´ya Mekke´den daha yakın olan bir yerdir (Yâküt, Mu´cemu´l-buldan, c. 5, s. 62). Burada Kureyş müşrikleri ile Kinane oğulları, Hâsjm ve Muttalib oğullarından kız almamak, onlara kız vermemek, onlarla alışveriş yapmamak üzere, küfür üzere anlaşmışlardı. Bu boykot Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarının Peygamberim iz ^Jeyhisselam ı onlara boyun eğdirmesine kadar sürecekti (Buhârî, c. 2, s. 1 58).
[573] İbn Hazm, s. 145, İbn Kayyım, c. 1, s. 287.
[574] Ezrakî, Nıbâru Mekke, c. 2, s. 159, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Dâvud,c.2, s. 209-210, İbn Hazm, s. 147, İbn Kayyım, c. 2, s. 287.
[575] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1113, Müslim, Sahih, c. 2, s. 952, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 209, İbn Hazm, Haccetü´l-vedâ, s. 145, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 205, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 287.
[576] Vâkıdı, c. 3, s. 1113, Ezrakî, c. 2, s. 160, Buhârî, c. 2, s. 197, Müslim, c. 2, s. 951.
[577] Vâkıdı. c. 3. s. 1113. Ezrakî. c. 1. s. 159. Müslim, c. 2. s. 952.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/188.
[578] Ahmed, c. 4, s. 80, 82, Ibn Mâce, c. 2, s. 1 015, Dârimî, c. 1, s. 65.
[579] Ahmed, c. 4, s. 80, 82, Dârimî, c. 1, s. 65.
[580] İbn Mâce, c. 1, s. 85, c. 2, s. 1 015.
[581] Ahmed, c. 4, s. 80, 82, İbn Mâce, c. 1, s. 85, c. 2, s. 1015-1016, Dârimî, c.1, s. 65.
[582] İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[583] Ahmed, c. 4, s. 86, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[584] Ahmed, c. 4, s. 82, Dârimî, c. 1, s. 65.
[585] Ahmed, c. 4, s. 80, 82, İbn Mâce, c. 2, s. 1 016, Dârimî, c. 1, s. 65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/188-189.
[586] Buhârî.c. 2.s.195-196.EbuDâvud.c.2. s. 210.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/189.
[587] Bu hân , c. 2, s. 202, Müslim, c. 2, s. 880.
[588] İbn Sa´d, Tabakatü´l-kübrâ, c. 2, s. 189, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 151, Müslim, Sahih, c. 2, s. 877.
[589] İbn Sa´d, c. 2, s. 189, Buhârî, c. 2, s. 151 , Müslim, c. 2, s. 877.
[590] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 394, Müslim, c. 2, s. 881, Ebu Dâvud, c. 2, s. 155.
[591] Buhân, c. 2, s. 202.
[592] Buhân , c. 2, s. 200, Müslim, c. 2, s. 874.
[593] Müslim, c. 2, s. 880.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/189-190.
[594] Ahmed, c. 1, s. 222, Müslim, c. 2, s. 963, Dârimî, c. 1, s. 398.
[595] Müslim, c. 2, s. 963, Dâıimf, c. 1, s. 398.
[596] İbn Hazm, Haccetü´l-vedâ, s. 145.
[597] Buhân.c. 2,5.202.
[598] Buhâıî.c. 2,5.195.
[599] Vâki cif, Megâzî, c. 3, s. 1114, Buhârî, c. 2, s. 202.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/190.
[600] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1114.
[601] Vâkıdî, c. 3, s. 1114, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 189, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 339, Müslim, c. 2, s. 986, Ebu Dâvud,Sünen,c.2, s. 213.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/190.
[602] Ahmed, c.1, s. 176.
[603] Vâki dr, c. 3, s. 1115.
[604] Ahmed, c. 1, s. 176.
[605] Vâki cif, c. 3, s. 1116, İbn Sa´d, c. 3, s. 1 24, Ahmed, c. 1 , s. 172.
[606] Nesâf, Sünen, c. 6, s. 243.
[607] Ahmed, c. 1, s. 171, Buhârî, c. 7, s. 6.
[608] Vâkıdî, c. 3, s. 1116, İbn Sa´d, c. 3, s. 1 46-1 47, Ahmed, c. 1 , s. 171, Buhârî, c. 7, s. 6,EbuDâvud, t 4, s. 7.
[609] Vâkıdî, c. 3, s. 1116, İbn Sa´d, c. 3, s. 1 46-1 47, E bu Dâvud, c. 4, s. 7-8.
[610] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 145, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 168.
[611] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1116, İbn Sa´d, c. 3, s. 146.
[612] İbn Sa´d, c. 3, s. 1 45, Ahmed, c. 1, s. 168.
[613] İbn Sa´d, c. 3, s. 144-145, Ahm ed, c. 1, s. 176.
[614] İbn Sa´d, c. 3, s. 146.
[615] Ahmed, c.1, s. 176.
[616] İbn Sa´d, c. 3, s. 144-146, Ahm ed, c. 1, s. 176.
[617] Ahmed, c. 1, s. 171, Buhârî, c. 7, s. 6.
[618] Vâkıdî, c. 3, s. 1116, İbn Sa´d, c. 3, s. 1 44.
[619] Vâkıdî, c. 3, s. 1115.
[620] İbn Sa´d, c. 3, s. 144, Ahm ed, c. 1, s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241.
[621] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1115, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 144, Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241 .
[622] İbn Sa´d, c. 3, s. 145, Ahm ed, c. 1, s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241.
[623] Vâki dr, c. 3, s. 1115, İbn Sa´d, c. 3, s. 1 44, Ahmed, c. 1 , s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241 .
[624] Vâkidt, c. 3,5.1115-1116, Ahmed, c. 1, s. 1 76.
[625] İbn Sa´d, c. 3, s. 145, Ahm ed, c. 1, s. 172.
[626] İbn Sa´d, c. 3, s. 145.
[627] Vâki dr, c. 3, s. 1115-1116, İbn Sa´d, c. 3,5.144-145, Ahmed, c. 1, s. 1 68.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/190-193.
[628] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 41 3.
[629] İbn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 3. s. 149.
[630] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/193.
[631] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1114, İbn Sa´d, c. 2, s. 202.
[632] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 368,372.
[633] Ahmed,c.4, s. 281.
[634] Ahmed,c.4, s. 372.
[635] Ahmed,c.4, s. 281.
[636] Ahmed, c. 4, s. 367, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1873.
[637] TaberânPden naklen Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 105.
[638] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 367, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1873.
[639] TaberânPden naklen Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 106.
[640] Ahmed, c. 4, s. 368.
[641] Ahmed, c. 4, s. 281, 368, Heysemî, c. 9, s. 1 04.
[642] Ahmed, c. 4, s. 37, Heysemî, c. 9, s. 104.
[643] Ahmed, c. 4, s. 281.
* Mevlâ; yerine göre sahip, vekil-i umur, yardıma, dost., gibi birçok mânâlarda kullanılan bir kelimedir (Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, o. 4, s. 404).
[644] Ahmed, o. 4, s. 281, 368, 370, Tirmizî, o. 5, s. 633, İbn Hacer, o. 4, s. 65.
[645] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 281,368,370, Heysemî, c. 9,5.107, İbn Hacer, c. 4, s. 65.
[646] TaberânPden naklen Heysemî, c. 9, s. 106.
[647] Ahmed.c.4. s. 281.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/194-195.
[648] Vâki cif, c. 3,5.1115.
[649] Vâki dr, c. 3, s. 1116, Buhârî, c. 2, s. 144.
[650] Buhârî, c. 2, s. 144.
[651] Vâki dt, c. 3, s. 1115, Buhârî, c.2, s. 144.
[652] Vâki dt, c. 3, s. 1115, Buhârî, c.2, s. 144.
[653] Buhârî, c. 2, s. 144.
[654] Vâki dr, c. 3, s. 1114, Ahmed, c. 2, s. 15, Buhârî, c. 2, s. 204, Müslim, c. 2, s. 980.
[655] Vâki dr, c. 3, s. 1114, Ahmed, c. 2, s. 15, Buhârî, c. 2, s. 204, Müslim, c. 2, s. 980, Ebu Dâvud, c. 2, s. 88.
[656] Ahmed, c. 3, s. 187-189.
[657] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 290.
[658] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 125.
[659] Ebu Dâvud, c. 3, s. 91.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/195-196.
|
|
|
| Necran Hristiyanları |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 02:03 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Necran Hristiyanları
Necran ve Necranlılar
Necran; Mekke ile Yemen arasında[1] Yemen´in Mekke tarafına düşen yerlerinden olup, [2] Mekke´ye yedi merhalelik, konaklıktır. Yetmiş üç karyeden mürekkeptir.
Bedrüddin Aynîye göre; hızlı bir vasıtayla bir ucundan diğer ucuna ancak bir günde varılabilir büyüklükte, genişliktedir. [3] Hicaz beldelerinin en güzeli ve en hoşudur. [4]
Rivayete göre; ilk gelip burayı imar eden kişi Necran b. Zeydan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Kahtan olduğu için, buraya ondan dolayı Necran ismi verilmiştir. [5]
Necran´ın ilk sakinleri; Benî Haris b. Ka´b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Yezid, b. Abdülmedanlardandı. [6]
Necranlılar yurtlarındaki uzun bir hurma ağacına taparlar ve onu takdis ederlerken, Feymeyun adında ve Hz. İsa´nın dininde, duası makbul, ibadete düşkün, iyi halli birzâtın:
"Siz sapıklık içindesiniz! Taptığınız şu hurma ağacı, insana ne yarar, ne de zarar verebilir!
Ben ibadet ettiğim İlahıma-ki O Allah Birdir ve şeriksizdir-dua etsem, onu yok ediverin1" demiş ve dua edince de, çıkan bir kasırganın ağacı kökünden söküp atması üzerine, Necran halkı Hıristiyanlığı kabul etin işierdir. [7]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Necranlılara,* Necran Uskufuna Yazı Yazışı
Peygamberimiz Aleyhisselam, Necranlılara.[8] Necran uskufuna[9] bir yazı yazdırdı. Yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
"Bismillah!
Allah´ın Resûlü Muhammed´den Necran uskufuna,
İbrahim´in[10] İsmail´in, [11] İshak´ın ve Yâkub´un İlahı olan Allah´ın ismiyle başlarım.
İmdi: Ben sizi, kullara tapmaktan Allah´a ibadet etmeye, ben sizi kulların dostluğundan Allah´ın dostluğuna davet ediyorum.
Bu davetimi kabul etmeye yanaşmazsanız, cizye (vergi) verirsiniz.
Bundan da kaçınırsanız, size harb açacağımı bildiririm, vesselam !" [12]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yazısı gelip uskuf onu okuyunca, son derecede korktu.
Necranlılardan Hemdanlı Şurahbil b. Vedaa´yı yanına çağırdı.
Birmüşkil iş çıktığı zaman, ne Eyhem Seyyid´den, ne de Akfb´den önce hiç kimse çağrılmazdı.
Şurahbil b. Vedaa gelince, uskuf, Peygamberimiz Aleyhisselamın yazısını ona verip okuttu ve ona:
"Ey Ebu Meryem! Bu husustaki görüşün nedir " diye sordu.
Şurahbil:
"Allah´ın İbrahim´e, İsmail´in zürriyeti içinden bir peygamber çıkaracağını vaad buyurduğunu biliyor-sundur!
Eğer bu zât geleceği vaad edilen peygamber olursa, sen ona iman edecek misin
Benim peygamberlik hakkında bir görüşüm yoktur!
Eğer sorduğun dünya işlerinden bir iş olsaydı, o husustaki görüşümü sana açıklar ve görüşümü sana benimsetmeye çalışırdım" dedi.
Uskuf, Şurahbil´e:
"Sen bir köşeye çekil, otur!" dedi.
Şurahbil, bir köşeye çekilip oturdu.
Uskuf, Himyerlerin Zî Asbah ailesinden Necranlı Abdullah b. Şurahbil adındaki bir adamı yanına çağırttı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yazısını ona da okutup kendisinin bu husustaki görüşünü sordu.
Abdullah b. Şurahbil, uskufa, Şurahbil´in söylediği gibi söyledi.
Uskuf, ona da:
"Sen bir köşeye çekil, otur!" dedi.
Abdullah b. Şurahbil de bir köşeye çekilip oturdu.
Uskuf, Necranlılardan Benî Hımyasların Benî Haris b. Ka´b ailesinden Cebbar b. Feyz´i de çağırttı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yazısını okutup ona bu husustaki görüşünü sordu.
Cebbar b. Feyz de, Şurahbil´in ve Abdullah´ın söylediklerine benzer biçimde konuştu.
Uskuf, Cebbar b. Feyz´e de bir köşeye çekilmesini emretti.
O da bir köşeye çekilip oturdu.
Görüşler böylece bir noktada birleştiği zaman, uskuf çan çalınmasını emretti.
Kiliselerde ateşler yakı İdi, çullar, sergiler kaldırıldı.
Gündüzleri korkuya düştükleri zaman da böyle yaparlardı. Gece korktukları zaman da çan çalınır, kiliselerde ateşler yakılırdı.
Çan çalınıp çullar kaldırılınca, vadinin aşağısındaki yukansındaki halk toplandı.
Vadinin uzunluğu hızlı giden bir süvarinin gidişiyle bir günlüktü.
Vadinin içinde, yetmişüç köy ve yüzyimni bin savaş eri bulunuyordu.
Uskuf, onlara Peygamberimiz Aleyhisselamın yazısını okudu ve bu husustaki görüşlerini sordu.
Onlardan görüş sahibi olanların görüşleri, Şurahbil b. Vedaa, Abdullah b. Şurahbil ve Cebbar b. Feyz´in de içlerinde bulunacağı bir heyetin gönderilip Peygamberimiz Aleyhisselamın haberini kendilerine getirmesi üzerinde toplandı.
Necran Hıristiyan temsilcilerinin Peygamberimiz Aleyhisselama gelişi, Hicretin 10. yılında idi. [13]
Kendileri altmış kişi idiler. [14]
Gelenlerden dördü, Necranlıların eşrafındandı.
Bunların içinde de üçü, kendilerinin işlerini çekip çevirenleri, yönetenleri idi.
Reisleri; Akîb dedikleri Abdülmesih olup, Necranlıların valisi, söz ve görüş sahibi ve danışmanı olan bu kişinin görüşüne göre hareket edilirdi.
İkincisi; Seyyid dedikleri Eyhem olup, Necranlıların seyahat ve toplama işlerinin yöneticisi idi.
BenîBekr b.Vâillenden Ebu Harise b. Alkame ise Necranlıların uskufu, en büyük din bilgini, imamı, kitaplık (İbn Sa´d´a göre: medreseler) bakanı idi. [15] Necranlılar içinde çok şerefli ve itibarlı idi.
Hıristiyan Rum kralları, ona, Araplardan olduğu halde, Hıristiyanlığa bağlılığı dolayısıyla mal verirler, ikramda bulunurlardı. [16]
Krallar, Hıristiyanlık hakkındaki derin bilgi ve içtihadını işitip onun için kiliseler yaptırırlar, kendisini ikramlara boğarlardı. [17]
Altmış Necran temsilcisinden[18] bazılarının isimleri şöyledir
1. Akîb Abdülmesih,
2. Seyyid Eyhem,
3. Ebu Harise b. Alkame (Benî Bekr b. Vâillerin kardeşidir),
4. Evs,
5. Haris,
6. Zeyd,
7. Kays,
8. Yezid
9. Nübeyh,
10. Huveylid,
11. Amr,
12. Halid,
13. Abdullah,
14. Yuhannis, [19]
15. Ebu Alkame Bişr b. Muaviye. [20]
Ebu Hârise ile Kardeşinin Medine´ye Gelirken Yolda Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Konuşmaları
Ebu Harise, dişi bir katıra binmiş, kardeşi Küz veya Kürz de yanında olduğu halde Peygamberimiz Aleyhisselama gelirken, katırının ayakları dolaşarak yere kapanmıştı.
Kürz:
"Yüzünün üzerine düşsün, helak olsun!" diyerek Peygamberimiz Aleyhisselama ilenince, Ebu Harise ona:
"Hayır, sen düş, sen helak ol!" dedi.
Kürz:
"Ey kardeşim! Sen bana bunu niçin söyledin !" diye sordu.
Ebu Harise:
"Vallahi, o, bizim bekleyip durduğumuz peygamberdir!" dedi.
Kürz:
"Peki, sen bunu biliyorsun da, ona tâbi olmaktan seni alıkoyan nedir " diye sordu.
Ebu Harise:
"Eğer dediğini yapacak olursam, şu kavim bize yaptı klan hizmeti, itibar ve ikramı yapmazlar! Bizden yüz çevirirler, aksini yaparlar! Gördüğün herşeyi elimizden çekip geri alırlar!" dedi.
Ebu Hârise´nin bu sözü, kardeşi Kürz b. Alkame´ye çok tesir etü.
Kendisi bundan sonra Müslüman oldu.[21]
Allah ondan razı olsun![22]
Peygamberimiz Aleyhisselamın, Necran Reislerinin Yanındaki Kitapta İsim ve Sıfatlarının Yazılı Oluşu
Necran reislerinin yanlarında, tevarüs edegeldikleri bazı kitaplar bulunuyordu.
Her reis ölünce, reisliği başka bir reis alır ve bu kitaplara sahip olurdu.
Bu kitaplar mühür mumuyla mumlanmış olarak korunurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın zamanındaki reis, oğluna, bu kitaplarda Peygamberimiz Aleyhisselamın vasıflarının yazılı bulunduğunu habervermiş ve:
"O, ismi bu kitaplarda yazılı peygamberdir!" demişti.
Reis öldüğü zaman oğlunun ilk işi hemen mührü kırıp kitapları açmak olmuş ve Peygamberimiz Aleyhisselamın onlarda anıldığını görünce de, hemen Müslüman olmuş, Müslümanlığını İslâm amel-leriyle güzelleştirmiş ve hatta hac farizasını da yerine getirmiştir. [23]
Allah ondan razı olsun![24]
Necran Heyeti Medine´de
Necran heyeti Medine´ye gelince sefer elbiselerini üzerlerinden çıkardılar, [25] Yemen bürüdü diye anılan ipekli elbiselerini, [26] cübbelerini giyinip ipek ridalarını örtündükten, [27] altından yüzüklerini takındıktan sonra, elbiselerinin eteklerini yerde sürüyerek[28] ikindi namazı vaktinde[29] Mescide girdiler. [30]
Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam onların selamlarına karşılık vermedi. [31] Uzun müddet kendileriyle konuşmadı. [32]
Temsilciler, kendilerine mahsus namazın vakti gelince, [33] Peygamberimiz Aleyhisselamın mescidinde namazlarını kılmaküzere ayağa kalktılar. [34]
Müslümanlardan bazıları onlara engel olmak istediler. [35]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bırakınız onları kendi hallerine!" buyurdu. [36]
Necranlılar doğuya doğru yönelerek namaz kıldılar. [37]
Bundan sonra, Necran temsilci heyeti, eskiden tanıdıkları Hz. Osman´la Abdurrahman b. Avf´a gittiler.
Onları, Muhacirlerle Ensardan bazılarının bulundukları bir mecliste buldular ve:
"Ey Osman! Ey Abdurrahman! Peygamberiniz bize yazı yazdı.
Biz de, onun davetine icabet ederek geldik, yanına gidip kendisine selam verdik. Fakat o selamımıza karşılık vermedi.
Gündüzün, uzun müddet kendisiyle konuşmaktan men ve mahrum edildik.
Sizin bu husustaki görüşünüz nedir Geri dönüp gitmemizi uygun görür müsünüz " dediler.
Hz. Ali de oradaki cemaatin içinde idi.
Hz. Osman´la Abdurrahman b. Avf, Hz. Ali´ye:
"Ey Ebu´l-Hasen! Bu cemaat hakkında sen ne görüştesin " diye sordular.
Hz. Ali, Hz. Osman´la Abdurrahman b. Avf´a:
"Ben bunların üzerlerine giydikleri şu etekleri sırmalı elbiselerini bırakıp sefer elbiselerini giydikten sonra Resûlullah Aleyhisselamın yanına dönmelerini uygun görürüm" dedi. [38]
Hz. Osman, onlara:
"Bu, sizin şu elbiseniz yüzündendir!" dedi.
O gün Necran temsilcileri konak yerlerine döndüler. Ertesi günü, üzerlerinde ruhban elbiseleri olduğu halde geldiler. [39]
Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da onların selamlarına karşılık verdi. [40]
Sonra da:
"Beni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; bana ilk gelişlerinde İblis (Şeytan) onların yanlarında bulunuyordu!" buyurdu. [41]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisiyle konuşan Necran Hıristiyan bilginlerinden ikisini; [42] Seyyid (Eyhem)´le Akîb´i[43] İslâmiyete davet etti. [44]
Onlara:
"Müslüman olunuz!" buyurdu.
Onlar:
"Biz eskiden beri Müslümanız!" dediler. [45]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Siz yalan söylüyorsunuz! [46] İsterseniz, Müslüman olmanıza engel olan şeyleri size haber vereyim!" buyurdu.
Onlar:
"Haydi getir, bildir bakalım onları!" dediler. [47]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizin Allah´a oğul isnad etmeniz, haça tapmanız, domuz eti yemeniz, [48] içki içmeniz[49] sizi İslâmiyetten men etmiş ve ediyor!" buyurdu. [50]
Necranlı Hıristiyan bilginleri sözü uzatıyorlar, çoğaltıyorlar ve İsa Aleyhisselam hakkındaki inançlarını savunmaya çalışıyorlardı: [51]
"O, Allahtır!" diyorlar ve şöyle söylüyorlardı:
"Çünkü o ölüyü diriltirdi, hastaları iyileştirirdi, gaybdan haber verirdi, çamurdan yaptığı kuş heykelini üfleyip canlandırırdı.
O, Allah´ın oğludur. Çünkü, onun bilinen bir babası olmamıştır.
O beşikte konuşmuştur! Bunu kendisinden önce hiç kimse yapamamıştır!
O, üçün üçüncüsüdür! Çünkü Allah, ´Yaptık!1, ´Emrettik!´, ´Yarattık!´, ´Hükmettik!´ diyor.
Eğer Allah Bir olsaydı, Yaptım!´, ´Hükmettim!´, Yarattım!´ derdi.
O halde, Allah üçtür Allah, İsa ve Meryem´den ibarettir!" diyorlardı. [52]
E bu Harise:
"Ya Muhammedi İsa hakkında sen ne dersin " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O, Allah´ın kulu ve resûlüdür!" buyurdu.
E bu Harise:
"Ey Ebu´l-Kâsım! Yüce Allah, senin dediğin gibi demiyor, şöyle şöyle diyor!" dedi. [53]
Temsilcilerin en üstünü olan kişi de:
"Sen ona ne için ´kuldur´ diyerek hakaret ediyorsun !" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet! O, Allah´ın kuludur! Meryem´e ilkâ ettiği kelimesidir!" buyurdu.
Necran temsilcileri kızdılar
"Biz senin dediğini kabul etmeyiz! O, Allahtır! Öyle değilse, haydi söyle, onun babası kimdir !" dediler. [54]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Siz, sıfatları babasının sıfatlarına benzemeyen bir oğul olamayacağını biliyorsunuz değil mi " diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizler, Rabbimizin hiç ölmeyen, diri, İsa´nın ise fani olduğunu biliyorsunuz değil mi " diye sordu.
Hıristiyan temsilcileri:
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Sizler, Rabbimizin kendi Zâtıyla kâim olduğunu ve herşeyi koruduğunu, rızıklandırdığını biliyorsunuz değil mi " diye sordu.
Hıristiyan temsilcileri:
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"İsa bunlardan herhangi birşeye malik bulunuyor mudur " diye sordu.
Hıristiyan temsilcileri:
"Hayır!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Hiç şüphe yok ki, İsa´ya ana rahminde dilediği gibi suret veren Rabbimiz Allahtır.
Yemeyen, içmeyen Rabbimiz Allahtır!
Sizler İsa´ya annesi (Meryem)´in herhangi bir kadının hamile kaldığı gibi hamile kaldığını, sonra onu herhangi bir kadının çocuğunu doğurduğu gibi doğurduğunu, sonra onun bir çocuğun emzirilmesi gibi emzirilip beslendiğini, sonra yiyip içtiğini, işediğini biliyorsunuz değil mi " diye sordu.
Hıristiyan temsilciler
"Evet!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Hal böyle olduğuna göre, iddia ettiğiniz gibi İsa nasıl Allah veya Allah´ın oğlu olabilir !" buyurunca, Necran Hıristiyan temsilcileri susakaldılar. [55]
Yüce Allah, onların sözleri ve üzerinde ihtilafa düştükleri herşeyleri hakkında indirdiği âyetlerde[56] şöyle buyurdu:
"Elif Lâm Mim. Allah o Allahtır ki, Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. Diridir, Zâtıyla kâimdir.
O, Kitabı hak ve önündekileri de tasdik edici olarak indirdi.
Daha önce de insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil´i indirmişti.
Bir de, hak ile bâtılı ayırt eden Furkan (Kurbân)´! indirdi.
Allah´ın âyetlerini tanımayanlar (var ya)! Onlar için pek çetin bir azap var!
Allah, kudretiyle herşeye üstün gelen intikam sahibidir!
Şüphe yok ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah´a gizli kalmaz!
Dölyataklarında sizi ve herkesi dilediği gibi tasvir eden, O´dur!
O´ndan başka hiçbir ilah yoktur!
O, kudretiyle herşeye üstün gelen ve her yaptığını yerli yerince yapandır!
(Ey Resûlüm!) Sana Kitabı indiren O´dur!
Ondan bir kısım âyetler muhkemdir ki, bunlar Kitabın anası, temelidir.
Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir.
Amma kalblerinde eğrilik bulunanlar, sırf Müslümanları saptırmak ve kendi keyiflerine göre tevilini aramak için onun müteşâbih olanlarının ardına düşerler.
Halbuki, onun te´vilini ancak Allah bilir!
İlimde yüksek payeye erenler ise: ´Biz ona inandık, hepsi Rabbimizdendir!´ derler.
Bunları, temiz ve salim akıllılardan başkası düşünemez!
(Onlar derler ki:)
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra, kalblerimizi haktan saptırma!
Bize Kendi katından bir rahmet ver!
Şüphesiz ki, bağışı en çok olan Sensin Sen!
Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen (vukuunda) hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olansın!
Şüphesiz ki, Allah verdiği sözden caymaz!
O küfredenler (var ya)! Onların ne malları, ne evlatları Allah yanında onları hiçbir şeyden asla kurtaramaz!
İşte onlar, (evet!) onlar; ateş (Cehennem)´in yakacağıdır!
Onların gidişi, tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan önce gelenlerin gidişi gibidir!
Onlar, Bizim âyetlerimizi yalanladılar da, Allah da kendilerini günahlan yüzünden yaka I ayı verdi!
Allah, cezası pek çetin olandır!
(Ey Resûlüm!) O küfredenlere de ki:
´Yakında mağlup olacaksınız ve toptan Cehenneme sürükleneceksiniz!´
O, ne kötü yataktır!
Karşılaşan iki cemiyet hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardı.
Onlardan bir cemiyet Allah yolunda dövüşüyordu, diğeri ise kâfirdi.
Onlar, öbürlerini (Müslümanları) dış gözleriyle kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı.
Allah kimi dilerse onu yardımıyla destekler.
Şüphe yok ki, bunda, kalb gözleri açık olanlar için kesin bir ibret vardır!
Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma ve güzel atlara, (deve, sığır, davar gibi) hayvanlara, ekinlere karşı aşırı sevgi insanlar için bezenmiş, süslenmiştir.
Bunlar dünya hayatının geçici birer faydası dır
Allah´a gelince, nihayet dönüp varılacak yerin bütün güzelliği O´nun katındadır.
(Ey Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi
Takvaya (Allah´ın buyruklarını yerine getirmek, yasakladıklarından sakınmak mutluluğuna) erenler için, Rableri katında, altlarından ırmaklar akan cennetler-ki, orada temelli kalıcıdırlar-herşeyden temizlenmiş zevceler, Allah´tan da bir rıza, hoşnutluk vardır.
Allah kullarını hakkıyla görendir.
O takvaya erenler ki, onlar: ´Ey Rabbimiz! Biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı yarlığa ve bizi o ateşin (Cehennemin) azabından koru!" diyenlerdir.
Sabreden (karşılaştıkları güçlüklere göğüs gererek katlananlardır.
İmanlarında gerçek olanlardır
Allah´a itaatle boyun eğenlerdir.
İnfak edenlerdir.
Seherlerde Allah´tan yarlıganmak dileyenlerdir!
Allah, şu hakikat; Kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını, adaleti ayakta tutarak delilleriyle, âyet-leriyle açıkladı. Melekler bunu ikrar etti. Gerçek ilim sahipleri (peygamberler ve bilginler) de böylece inandı ki, O´ndan (Allah´tan) başka hiçbir ilah yoktur.
O, izzetiyle herşeye üstün gelen Azîz´dir, hikmetiyle her yaptığını yerli yerince yapan Hakîm´dir.
Hak ve gerçek din, Allah katında İslâm´dır.
Kendilerine Kitab verilenler, başka suretle değil, ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı anlaşmazlığa düştüler.
Kim Allah´ın âyetlerini inkâr ederse, şüphe yok ki, Allah hesabı pek çabuk görendir.
(Ey Resûlüm!) Seninle mücadele eder, tartışırlarsa şöyle de:
´Ben, bana tâbi olanlarla birlikte, kendimi Allah´a teslim etmişimdir!´
Kendilerine kitab verilenlerle ümmîlere (Arap müşriklerine) de: ´Siz de İslâm´ı (Allah´a teslim olmayı) kabul ettiniz mi ´ de!
Eğer onlar İslâm´a girerlerse, muhakkak doğru yolu bulmuşlardır.
Yüz çevirirlerse, artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir!
Allah, kullarını lâyıkıyla görendir!
Allah´ın âyetlerini inkârla kâfir olanlar, haksız yere peygamberleri öldürenler ve insanların içinde
adaleti emredenlerin canına kıyanlar var ya! Onları pek acıklı bir azapla müjdele!
Onlar öyle kimselerdir ki, bütün yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir!
Onların (azabına mani olacak) hiçbir yardımcıları da yoktur!
Kitabdan kendilerine bir nasip verilmiş olanları görmedin mi ki, Allah´ın Kitabına (aralarında hakem olmak için) çağrılıyor da, sonra onlardan bir zümre o Kitaba arkasını çeviriyor!
Onlar böyle (gerçeklerden) yüz çevirmeyi âdet edinmiş kimselerdir!
Bunun sebebi şudur: Onlar, ´Sayılı günlerden başka bize asla ateş dokunmayacak!´ dediler.
Onların uydurdukları bu şey, dinleri hususunda da kendilerini aldatmıştır.
Onları (vukuunda) hiçbir şüphe olmayan bir günde topladığımız ve herkesirvhaksızlık edilmeyerek-kazandıklarının karşılığı eksiksiz olarak kendilerine ödendiği zaman halleri nice olur!
(Ey Resûlüm!) De ki:
´Ey mülkün sahibi olan Allah! Sen mülkü kime dilersen ona verirsin!
Sen mülkü kimden dilersen ondan alırsın!
Sen kimi dilersen onun kadrini yükseltirsin!
Sen kimi dilersen onu alçaltırsın!
Hayır yalnız Senin elindedir!
Hiç kuşkusuz Sen herşeye hakkıyla kadirsin!
Sen geceyi gündüzün içinde koyarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın!
Sen ölüden diri çıkarırsın! Diriden de ölü çıkarırsın!
Sen kimi dilersen ona sayısız rızık verirsin!´
Mü´minler, mü´minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin!
Kim bunu yaparsa, artk ona Allah´tan hiçbir şey (hiçbir yardım) yoktur!
Meğerki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olasınız!
Allah size asıl Kendisinden korkmanızı emrediyor!
Nihayet gidiş de ancak Allah´adır!
De ki: Göğüslerinizin içinde olanı gizleseniz de, onu açıklasanız da, onu Allah bilir!
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini O bilir!
Allah herşeye hakkıyla gücü yetendir!
Anınız o günü ki, herkes (dünyada) ne hayır işlediyse karşısında onu hazırlanmış bulacak ve ne kötülük yaptıysa onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu edecektir.
Allah size asıl Kendisinden korkmanızı emreder. Allah kullarını pek çok esirgeyendir!
(Ey Resûlüm!) De ki: Eğer Allah´ı seviyorsanız, hemen bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün!
Çünkü, Allah çokyarlıgayıcı, çok esirgeyicidir!
De ki: Allah´a ve Peygambere itaat ediniz.
Eğer yüz çevirirlerse, şüphe yok ki, Allah da o kâfirleri sevmez.
Muhakkak ki, Allah, Âdem´i, Nuh´u, İbrahim hanedanını, İmran ailesini (hepsi de birbirinden gelme tek birzürriyet olarak) âlemlerin üzerine mümtaz kıldı.
Allah hakkıyla işitici ve kemâliyle bilicidir.
Hani, İmran´ın zevcesi:
´Rabbim! Kamımdakini azadlı (Beyt-i Makdis´e hizmet edecek) bir kul olmak üzere Sana adadım.
Benden olan bu adağı kabul et!
Hiç kuşkusuz niyazımı hakkıyla işiten, niyetimi kemâliyle bilen Sensin Sen!´ demişti.
Fakat kız çocuğu doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi biliciyken:
´Rabbim! Hakikat, ben onu kız olarak doğurdum! Erkek kız gibi değildir!
Gerçekten onun adını da Meryem koydum.
Onu da, onun zürriyetini de, o taşlanmış (kovulmuş) Seylan´dan Sana sığınır, ısmarlarım!´ dedi.
Bunun üzerine Rabbi, onu iyi bir rıza ile kabul etti.
Onu güzel bir nebat gibi büyüttü.
Zekeriya´yı, ona bakmaya memur etti.
Zekeriya, ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse, onun yanında biryiyecek buldu.
´Meryem! Bu sana nereden geliyor ´ der, o da:
´Bu, Allah tarafındandır! Hiç kuşkusuz Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir!´ derdi.
Orada, Zekeriya Rabbine dua etti:
´Rabbim! Bana Senin tarafından çok temiz bir zürriyet ihsan et!
Muhakkak ki, Sen duayı hakkıyla işitensin!´
O mihrabda durup namaz kılarken, hemen melekler ona şöyle nida etti:
´Gerçekten, Allah sana Kendisinden gelen bir Kelimeyi (Hz. İsa´yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya´yı müjdeler!
Zekeriya:
´Rabbim! Kendime gerçekten ihtiyarlık çatmışken, zevcem de bir kısır iken benim nasıl bir oğlum olabilir ´ dedi.
´Öyledir! Fakat, Allah dilerse yapar!´ buyurdu.
Zekeriya:
´Rabbim! Bana bu hususta nişan, alâmet ver!´ dedi.
Allah ona:
´Senin nişanın, alâmetin, sade bir işaretten başka, insanlara üç gün söz söylem emendir!
Bununla beraber, Rabbini çok an ve akşam-sabah teşbih et!´ buyurdu.
Hani melekler
´Ey Meryem! Şüphe yok ki, Allah sana seçkin bir özellik verdi, seni tertemiz büyüttü, seni âlemin kadınları üzerine mümtaz kıldı.
Ey Meryem! Rükû ile Rabbin divanına dur! Secdeye kapan! Allah´a rükû edenlerle birlikte rükû et!´ demişti.
(Ey Resûlüm!) Bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.
Meryem´i onlardan hangisi himayesine alacak diye kalemlerini atarlarken, sen yanlarında değildin.
O hususta çekişirierken de yine yanlarında değildin!
Melekler
´Ey Meryem! Allah, Kendisinden bir Kelimeyi sana müjdeliyor Adı İsa, lakabı Mesih, sıfatı Meryemoğlu´dur. Onun dünyada da, ahirette de şanı yücedir! O Allah´a çok yakın kullardandır da! Beşiğinde de, yetişkinlik halinde de insanlara söz söyleyecektir. O, salihlerdendir´ dediği zaman da (sen yanlarında değildin)!
Meryem:
´Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken, benim nasıl bir çocuğum olabilir !´ dedi.
Allah:
´Öyledir! Fakat, Allah dilerse yaratır!
Bir işe hükmedince ona ancak ´Ol´ der, o da oluverir.
Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat´ı, İncil´i öğretecek, onu İsrail oğullarına peygamber olarak gönderecektir.
O da onlara:
´Hakikat, ben size Rabbinizden bir âyet (mucize) getirdim:
Gerçekten ben size çamurdan kuş biçimi gibi birşey yapar, ona üfürürüm de, o Allah´ın izniyle derhal canlı bir kuş olur!
Yine Allah´ın izniyle anadan doğma körü ve abrası iyi eder, ölüleri diriltirim!
Evlerinizde ne yiyor, ne biriktiriyorsanız size haber veririm!
Elbette bunlarda sizin için-eğer iman ediciler iseniz-kesin bir ibret vardır!
Önümdeki Tevrafı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri yararınıza helâl kılmak için geldim.
Size Rabbinizden (peygamberliğimi isbaflayıcı) âyet (mucize) getirdim!
Artık Allahtan korkunuz, bana da itaat ediniz!
Şüphe yok ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyle ise O´na kulluk ediniz!
İşte doğru yol budur!´ diyecektir [dedi].
Vaktâ ki İsa onlardan ısrarla taşan küfrü hissetti de:
´Allah´a doğru giden yolda bana yardım edecekler kimdir ´ dedi.
Havariler
´Biziz Allah´ın yardımcıları! Allah´a inandık! Sen de ey İsa, şahit ol ki, biz Müslümanlarız!
Ey Rabbimiz! Senin indirdiğin Kitaba inandık. O peygambere de tâbi olduk!
Artık bizi birliğini ve peygamberlerini tanıyan şahitlerle beraber yaz!´ dediler.
Yahudiler gizli hileye saptılar.
Allah da, onların o hilekârlıklarına mukabele etti.
Allah, bütün hilekâriarı hakkıyla bilendir.
O zaman Allah:
´Ey İsa! Şüphe yok ki seni öldürecek olan onlar değil, Benim!
Seni Kendime yükseltip kaldıracak, seni küfredenlerin içinden tertemiz kurtarıp çıkaracak ve sana tâbi olanları Kıyamet gününe kadar küfreden (Yahudi)lerin üstünde tutacak da Benim!
İşte o zaman aranızda, hakkında ihtilaf etmekte olduğunuz şeylerin hükmünü Ben vereceğim!
Fakat o küfredenlere gelince; Ben onlan dünyada da, ahirette de en çetin azap ile azaplandıra-cağım!
Onların hiçbir yardımcıları da yoktur!
İman edip iyi işler yapanlara gelince; Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah zâlimleri sevmez!
(Bu hükümler, bu vak´alar var ya!) Biz bunları sana âyetlerimizden, hikmet dolu Kur´ân´dan okuyoruz.
Muhakkak ki, İsa´nın hali de, Allah katında Âdem´in hali gibidir.
Allah, onu (Âdem´i) topraktan yarattı! Sonra ona ´ON´ buyurdu, o da oluverdi.
Bu hak ve hakikat Rabbinden gelen bir gerçektir. Bunda şüphecilerden olma!
Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim onun hakkında seninle çekişirse, de ki:
´Geliniz! Oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi davet edip toplanalım.
Sonra da, hepimiz birarada olarak dua ve niyaz edelim de, Allah´ın lanetini yalancıların üstüne okuyalım!´
İşte İsa hakkında sana anlatılan bu haber, elbette en doğru bir haberin beyanıdır.
Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!
Allah, hiç şüphesiz, kudretiyle herşeye üstün gelen bir Azîz, hikmetiyle her yaptığını yerli yerince yapan bir Hakîm´dir!
Eğer haktan, imandan yine yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah o fesatçıları hakkıyla bilendir.
De ki:
´Ey Kitaplılar! Hepiniz, bizimle sizin aranızda müsavi ve adil bir kelimeye geliniz de, Allah´tan başkasına tapmayalım!
O´na hiçbir şeyi eş, ortak tutmayalım!
Allah´ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim, tanımayalım!
Buna rağmen, eğer yine yüz çevirirlerse, o zaman:
´Şahit olunuz ki, biz Müslümanlanz!´ deyiniz." [57]
Necran Hıristiyan Temsilcilerinin Mübâheleye (Lânetleşmeye) Davet Edilişi
Necran Hıristiyan temsilcileri, insaf ve adalet yolunun tutmadıkları ve iddialarında direndikleri takdirde aradaki anlaşmazlığı kaldırmak üzere Allah tarafından mübâheleye, yani yalancı ve haksız olanın lanete uğraması için Allah´a yalvarışa davet emri gelip,[58] Peygamberimiz Aleyhisselam bu husustaki âyetleri onlara okuyarak: [59]
"Eğer benim size söylediklerime inanmıyorsanız, geliniz sizinle mübâheleye (lânetleşmeye) girişeyim" buyurunca. [60] münakaşayı, tartışmayı kestiler[61] ve:
"Ey Ebu´l-Kâsım! Sen hele bizi kendi halimize bırak da, işimizi kendi aramızda bir düşünelim!
Sonra, sana gelir, bizi davet ettiğin şeyi yapmak isteriz" dediler. [62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrıldılar. [63]
Temsilciler, görüş sahibi olan Akîb Abdülmesih´le bir köşeye çekildiler ve:
"Ey Abdülmesih! Senin bu husustaki görüşün nedir " diye sordular.
Abdülmesih:
"Vallahi ey Hıristiyan topluluğu! Muhammed´in, sahibiniz İsa hakkında kesip atıcı haberleri getiren gönderilmiş bir peygamber olduğunu siz de anlamış bulunuyorsunuz!
Yine de siz bilirsiniz ki; bir peygamberle lânetleşip de büyükleri sağ kalmış, küçükleri yetişmiş hiçbir kavim yoktur!
Eğer bunu yapmaya kalkışırsanız, kökünüzü kazıtmak için yapmış olursunuz!
Şayet siz onun davetini dininize olan sevginizden ve sahibinizin size söylediği sözden dolayı kendi dininizde kalmak üzere kabul etmiyorsanız, bu zât ile muahede ve anlaşma yapınız, sonra da yurtlarınıza dönünüz!" dedi.[64]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ertesi günü sabaha çıkınca, Necran Hıristiyanlar! temsilcilerine haber gönderdi. [65]
Sabahleyin Akfb Abdülmesih[66] ile Seyyid[67] oğullarıyla birlikte geldiler. [68] Üzerlerinde inciler ve zinet eşyaları bulunuyordu.
En büyük bilginleri olan Ebu Hârise´nin yanına vardılar.
Ebu Harise, Peygamberimiz Aleyhisselam için:
"Bakınız, onun yanında bakalım kimler gelecek " dedi. [69]
Sabahleyin Peygamberimiz Aleyhisselam da, Hz. Hasanla Hz. Hüseyin´in ellerinden tutmuş, Hz. F âtı m a arkada, [70] Hz. Ali onun arkasında, [71] Peygamberimiz Aleyhisselamın bazı zevceleri de yanında bulunduğu halde geldi. [72]
Ebu Harise:
"Onun yanındakiler kimlerdir " diye sordu.
"Şu, amcasının oğludur!
Şu kızıdır!
Şunlar da kızının oğullarıdır!" dediler. [73]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Allah´ım! Bunlar benim ev halkımdır!" dedi. [74]
Diz çöktü.
Peygamberimiz Aleyhisselam diz çökünce, Ebu Harise:
"Vallahi, peygamberlerin lânetleşmeler için diz çöktükleri gibi diz çöktü!" dedi.
Seyyid, ona:
"Ey Ebu Harise! Lânetleşmek için yaklaş!" dedi.
Ebu Harise:
"Ben bu zâtın lânetleşmeye hararetli olduğunu görüyorum. Dâvasında sâdık ve haklı olmasından korkuyorum!
Eğer dâvasında sâdık ve haklı ise, bir yıla varmadan, dünyada yemek yiyecek Hıristiyan kalmaz!
Ben öyle yüzler görüyorum ki; kendileri için bir dağın yerinden ayrılmasını Allahtan isteseler, Allah o dağı yerinden ayırır!
Sakın onunla lânetleşmeye kalkışmayınız, helak olursunuz! Yeryüzünde sağ Hıristiyan kalmaz!" dedi. [75]
Akîb ile Seyyid, Peygamberimiz Aleyhisselamla lânetleşmek istedikleri zaman, [76] biri öbürüne: [77]
"Yapma! [78] Tek dağa tırman da, [79] onunla lânetleşme! [80]
Eğer o gerçekten peygamberse, öyle bir lanet eder ki, ne biz kurtuluruz, ne de bizden sonra gelecek oğul ve torunlarımız kurtulur!" dedi. [81]
O da:
"Peki! Sen ne yapmamızı uygun görürsün " diye sordu.
"Lânetleşmeyerekona haraç vermemizi uygun görürüm!" dedi. [82]
Şurahbil de:
"Vallahi, bu zât güçlü bir hükümdar olsaydı, teklifini reddettiğimiz zaman gözlerine mızrak saplanan ilk Araplar biz olurduk!
Onun ve ashabının önünden helak edilmedikçe geçirilmez, bırakılmazdık!
Biz onların eman ve himayesine istihkak bakımından en aşağısıyız!
Eğer bu zât gönderilmiş bir peygamberse, kendisi bizimle lânetleşince, bizden yeryüzünde hiçbir şey, hiçbir kimse kalmaz, helak olur!" dedi.
İki arkadaşı, ona:
"Ey Ebu Meryem! Sen ne görüştesin " diye sordular.
Şurahbil:
"Ben onu bu işte hakem kılmayı uygun görürüm.
Çünkü, ben bu zâtın hiçbir zaman haksız bir hüküm vermeyeceğini sanıyorum" dedi.
Arkadaşları Şurahbil´e:
"Öyleyse, bu işi onunla sen konuş, hallet!" dediler...[83]
Necran Hıristiyan Temsilcilerinin Peygamberimiz Aleyhisselamla Anlaşma Yapmaya Razı Olmaları
Şurahbil, Peygamberimiz Aleyhisselamla buluşunca:
"Ben seninle lânetleşmekten daha hayırlı birşey düşünüyorum" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Nedir o " diye sordu.
Şurahbil:
"Sen bugün geceye kadar, geceden de sabaha kadar hükmünü, kararını ver!
Bu müddet içinde hakkımızda ne hüküm verirsen, o bizce makbul ve muteberdir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gerindekilerden, seni kınamaya, yermeye kalkışacak kimseler bulunabilir mi " diye sordu.
Şurahbil:
"Sor şu iki arkadaşıma!" dedi.
Arkadaşları:
"Başından sonuna kadar bütün vadi halkı, Şurahbil´in görüşünden başkasını istemez! [84] Ey Ebu´l-Kâsım! Biz seninle lânetleşmemeyi ve dinini sana bırakarak kendi dinimiz üzere dönüp gitmemizi uygun görüyoruz. [85] Hakkımızda istediğin şeyi hükmet, sana verelim, seninle barış yapalım!" dediler. [86]
Ebu Harise de:
"Ey Ebu´l-Kâsım! Biz seninle lânetleşmeyeceğiz, fakat sana cizye vereceğiz!" dedi. [87]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam onlarla lânetleşmeyerek geri döndü[88] ve:
"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; Necran halkı üzerine azap yaklaşmış bulunuyordu! Eğer benimle lânetleşmeye girişseydiler, maymun ve domuzlara çevrilecekler, vadi onların üzerine ateş kesilecek, Yüce Allah Necran´ın ve halkının ağaç üzerindeki kuşlara varıncaya kadar köklerini kazıyacak, bir yıla varmadan Hıristiyanlar helak edileceklerdi!" buyurdu. [89]
Ertesi gün olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam Necran Hıristiyanlar! için yazdırdığı yazıyı getirdi. [90]
Yazıda şöyle buyuru I m aktaydı:
"B ismi llâhirrahm ânirrahîm [91]
Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed´in Necran halkı için yazısıdır
Necranlıların beyaz, kırmızı, sarı, her çeşit nakifleriyle meyve ve mahsulleri ve köleleri hakkında Resûlullahın hükmü:
Bunların hepsi kendilerine bırakılacak!
Buna karşı, onlar her yıl Safer ayında bin adet elbise,
Her Recep ayında bin adet elbise olmak üzere iki bin adet elbise ve her elbiseyle birlikte birer ukiyye gümüş de ödeyeceklerdir. [92]
Her elbise bir ukiyye, yani kırk dirhem değerinde olacaktır. [93]
Elbiselerin haraç vergisine nazaran fazlalığı ve ukiyye kıymetinden eksikliği hesaplanacaktır. [94]
Onların haraç olarak ödemeleri gereken binek hayvanları veya aflar veya zırh gömlekler[95] veya diğer mallar[96] kendilerinden hesapla alınacaktır.
Elçilerimin yirmi gün veya daha az[97] veya otuz gün[98] veya daha az[99] müddetle konuklanmaları ve ağırianmalarıyla Necranlılar mükelleftirler. [100]
Elçilerim, bir aydan fazla bulunamaz ve bekletilemezler. [101]
Yemen´de bir savaş, bir yaramazlık başgösterdiği zaman, Necranlılar emanet olarak otuz adet zırh gömlek, otuz adet at ve otuz adet deve vermekle mükelleftirler.
Elçilerime emanet olarak verilen at, devevesairmallar-bunlardan telef olunanları da tazmin edilmek sûretiyle-Necranlılara iade edilinceye kadar elçilerimin kefaleti altındadır.
Necran ve Necran´a bağlı yerierdekilerin mallan, canları, yurtları, dinleri, hazır bulunanları, bulunmayanları, [102] kiliseleri, [103] ruhbanlıkları, piskoposlukları, [104] az veya çok ellerinin altındaki herşeyleri[105] Allah´ın himayesinde ve Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamberin himayesindedir.
Piskopos piskoposluğundan, papaz papazlığından, kilise bakıcısı bakıcılığından, [106] kâhin kâhin-liğinden[107] değiştirilmeyecek, [108] bulundukları hal ve durumları, haklarından herhangi bir hak da değiştiril m ey e çektir. [109]
Artık ribâ (faiz) alma-verme yoktur! [110]
Necranlılara zulüm ve kötülük yapı İm ayacaktır! [111]
Cahiliye devrinden kalma kan davası da güdülmeyecektir! [112]
Onların ne mahsullerinden uşr alınacak, ne asker gelip yurtlarını çiğneyecek, ne de kendileri savaş için toplanacaktır! [113]
Necran´da kim bir hak talebinde bulunacak olursa, aralarında insaf ve adalet üzere davranacaklar[114] ne zulüm yapacaklar, ne de zulme uğrayacaklardır.[115]
Necranlılar ribâ (faiz) yememekle mükelleftirier.[116] Gelecekte ribâ yiyen kişi, himayemden uzak kalır. [117] Onlardan hiç kimse başkasının yaptığı bir haksızlık ve kötülükten sorumlu tutulmayacaktır.
Necranlılar, bu sahifede yazılı olan vecibeleri yüksünmeyip gereğini yerine getirdikleri, hayırhâhlık gösterdikleri ve iyi davrandıkları takdirde, Allah´ın emri gelinceye kadar Allah´ın ve Peygamberin temelli himayesi altında bulunacaklardır.
Ebu Süfyan b. Harb, Gaylan b. Amr, Benî Nasrlardan Malik b.Avf, Akra´ b. Hâbisü´l-Hanzalî, Muğîre b. Şube, [118] Benî Beliyylerin kardeşi Müstevrid b. Amr ve Ebu Bekir´in azadlısı Âmir şahit oldu. [119]
Bu yazıyı Abdullah b. Ebu Bekir onlar için yazdı ." [120]
Ebu Ubeyde b. Cerrah´ın Necran´a Gönderilişi
Necran Hıristiyan temsilcilerinden Akîb ile Seyyid, Peygamberimiz Aleyhisselaımın yanına geldiler[121] ve:
"Biz, istediğin vergiyi sana vereceğiz[122] Fakat güvenilir bir adamı bizimle gönderi[123] Güvenilir olmayanı göndermeli[124]
Bizimle öyle bir adam gönder ki, mallarımız üzerinde anlaşmazlığa düştüğümüz zaman aramızda hüküm verip sorunlarımızı halletsin!
Çünkü, siz, bizim katımızda makbulsünüz!" dediler. [125]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben sizinle öyle bir adam göndereceğim ki, o emniyetlinin em niyetli sidir, hakkıyla güveni lirdir! [126]
Siz zeval vaktine doğru benim yanıma geliniz! Güçlü bir emniyetliyi yanınızda göndereceğim!" buyurdu.
Hz. Ömer der ki:
"Ben hiçbir zaman emînliğive ona sahip olmayı o günkü kadar özlememişimdir!
Öğle sıcağında öğle namazına gittim.
Resûlullah Aleyhisselam, bize öğle namazını kıldırıp selam verdikten sonra, sağına soluna baktı.
Beni görsün diye, kendimi uzatmaya çalıştım!
Ebu Ubeyde b. Cerrah´ı görünceye kadar, cemaate göz gezdirmekten geri durmadın[127]
Onu görünce:
´Kalk ey Ebu Ubeyde b. Cerrah!1 buyurdu.
Ebu Ubeyde ayağa kalkınca, onu Necran Hıristiyanlar! temsilcilerine göstererek:
´İşte bu, bu ümmetin emmidir, güvenilir kişisidir[128]
Her ümmetin biremîni, güvenilir kişisi vardır. İslâm ümmetinin emîni, güvenilir kişisi de Ebu Ubeyde b. Cerrahtır1 dedi. [129]
Ebu Ubeyde b. Cerrah´a da:
´Onlarla birlikte git! Anlaşamadıkları hususlarda aralarında hak ve adaletle hükmet!´ buyurdu." [130]
Necran Temsilcilerinin Medine´den Ayrılışı ve Bişr´in Medine´ye Dönüp Müslüman Oluşu
Necran Hıristiyan temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yazdırdığı yazı da yanlarında olduğu halde, Necran´a dönmek üzere Medine´den ayrıldılar. Necran Hıristiyan piskoposunun anne bir kardeşi ve amcasının oğlu olan Ebu Alkame Bişr b. Muaviye, piskoposun yanında bulunuyordu.
Necran temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yazdırdığı yazıyı piskoposa teslim edince, piskopos yazıyı okumaya başlamıştı.
Ebu Alkame Bişr de, onun yanısıra devesinin üzerinde gidiyordu.
Bişr´in devesi tökezleyince, Bişr, Peygamberimiz Aleyhisselama ismini zikretmeden ilendi. Piskopos:
"Vallahi, sen gönderilmiş olan bir peygambere ilendin!" dedi.
Bişr
"Öyleyse, vallahi ben de o Resûlullaha gidip bağlanmadıkça bir yerde konaklamayacağım!" dedi ve devesinin yüzünü Medine´ye, sırtını da piskoposa çevirip devesini sürdü.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip Müslüman oldu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılmadı. [131]
Yüce Allah razı olsun![132]
Necran Kilisesi Başpapazının Peygamberimiz Aleyhisselamla Görüşmeye Gelişi
Necran Hıristiyan temsilcileri, Necran´a girince, Necran kilisesinin başpapazı Leys b. Ebi Şemîrü´z-Zübeydî´nin yanına vardılarve ona:
"Gelmesi beklenilen peygamber, Tihâme´de gönderilmiş!" dediler ve Peygamberimiz Aleyhisselamla aralarında olan bitenleri ve Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerini lânetieşmeye davet ettiğini ve fakat kendilerinin buna yanaşmadıklarını, Bişr b. Muaviye´nin yoldan geri dönüp Müslüman olduğunu anlattılar.
Başpapaz:
"Beni tutup aşağı indiriniz! Nerdeyse kendimi şu kiliseden aşağı atacağım!" dedi.
Onu tuta tuta aşağı indirdiler.
Elbise, ağaç çanak ve asâ gibi bazı hediyeler alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi.
Bir müddet Medine´de kaldı. Vahiy dinledi.
Yine geleceğini vaad ederek Necran´a döndü ise de, ne Medine´ye tekrar gelmek, ne de Müslüman olmak kendisine nasip olmadı.[133]
Seyyid´le Akîb´in Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Necran temsilcileri Necran´a vardıktan kısa bir müddet sonra, Seyyid ile Akîb, Medine´ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına döndüler. [134]
Peygamberimiz Aleyhisselam onları Ebu Eyyûb Halid b. Zeyd el-Ensârî´nin evine indirdi ve orada ağırladı. [135]
Onlar Müslüman oldular. [136]
Yüce Allah onlardan razı olsun![137]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 195.
[2] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 266.
[3] Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 18, s. 26-27.
[4] Diyarbekrî, c.2, s. 195.
[5] Yâküt.c.5, s. 266.
[6] Yâkût.c.S, s. 269.
[7] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 32-34.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/91-92.
[8] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 357, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 5, s. 385, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 4546, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 42.
[9] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 81, Beyhakî, c. 5, s. 385, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 53.
* Uskut; Hıristiyan din bilginleri başkanı demekti r (İ bn E ar, N ihâye, c. 1, s. 379).
[10] Yâkubî, Târîh, c, c. 2, s. 81, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 385, Ebu´l-Fidâ el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 53, İbn Kayyı m, Zâdu´l-m ead, c. 3, s. 46, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 42-43.
[11] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 385-386, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 53-54, İbn Kayyım, Zâdu´l-m ead, c. 3, s. 46.
[12] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.2, s. 222, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 357, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 293, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 56, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 57, Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 316.
[13] Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 63, İbn Esîr, c. 2, s. 293, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 57,Semhûdf, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 317.
[14] İbn İshak, c. 2, s. 222, Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 383, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56, Kastalânf, c. 1, s. 316, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 235.
[15] İbn İshak, c. 2, s. 222, İbn Sa´d, c. 1, s. 357, Taberî, Tefsir, c. 3, s. 162 Vâhidf, Estoâbu´n-nüzûl, s. 61, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56.
[16] İbn İshak, c. 2, s. 222, Taberî, c. 3, s. 162, Vâhidf, s. 61, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56, Kastalânf, c. 1,s.317.
[17] İbn İshak, c. 2, s. 222, Taberî, c. 3, s. 162, Vâhidf, s. 61 Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56.
[18] İbn İshak, c. 2, s. 224, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s:. 56.
[19] İbn İshak, c. 2, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 357, Taberî, c. 3, s:. 162, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56.
[20] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 55.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/92-95.
[21] İbn İshak, İbnHişam, Sîre, c. 2, s. 222-223, Zehebî, Megâzî, s. 578-579, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 292.
[22] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/95-96.
[23] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 223.
[24] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/96.
[25] İbn İshak, c. 2, s. 224, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 357, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 54.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 224, İbn Sa´d, c. 1 , s. 357.
[27] İbn İshak,c.2, s. 224, Taberî, Tefsir, c. 3, s. 162.
[28] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 386, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 54.
[29] İbn İshak, c. 2, s. 224, Taberî, c. 3, s. 162, Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 61, Beyhakî, c. 5, s. 376, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 56.
[30] İbn İshak, c. 2, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 357, Taberî, c.3,s. 164, Vâhidf, s. 61, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 316.
[31] Beyhakî, c. 5, s. 386, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 56.
[32] İbn Sa´d, c. 1, s. 357, Beyhakî, c. 5, s. 386.
[33] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 224.
[34] İbn İ shak, c. 2, s. 224, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 357, Vâhidf, E sbâbu´n-nüzül, s. 61, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvç,
c. 5, s. 382, Kastalânf, M evâhib, c. 1, s. 316, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 235.
[35] Vâhidf, s. 61, Beyhakî, c. 5, s. 382, Zehebî, Megâzî, s. 578, Kastalânf, c. 1, s. 316, Halebî, c. 3, s. 235.
[36] İbn İshak, c. 2, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 357, Vâhidf, s. 61, Beyhakî, c. 5, s. 382, Zehebî, s. 578, Kastalânf, c. 1 , s. 316.
[37] İbn İshak, c. 2, s. 224, Vâhidf, s. 61, Beyhakî, c. 5, s. 382, Zehebî, s. 578, Kastalânf, c. 1, s. 316.
[38] Beyhakî, c. 5, s:. 386-387, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s:. 54, İbn Kayyım, c. 3, s. 46.
[39] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 357, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 387.
[40] İbn Sa´d, c. 1 , s. 357, Beyhakî, c. 5, s. 387, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 54, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 46.
[41] Beyhakî, c. 5, s. 387, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 54.
[42] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224-225.
[43] Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 61.
[44] İbn Sa´d, c. 1, s. 357.
[45] İbn İshak, c. 2, s. 225, Taberî, Tefsfr, c.3,s.163,EbuNuaym, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 353, Vâhidf, s. 61.
[46] İbn İshak, c. 2, s. 225, Taberî, c. 3, s. 163, Ebu Nuaym, c. 2, s. 353, Vâhidf, s. 61 .
[47] Ebu Muaym,Delâil,c.2, s. 353, Vâhidf, s. 61.
[48] İbn İshak, c. 2, s. 225, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 76, Taberî, c. 3, s. 163, Ebu Muaym, c. 2, s. 353, Vâhidf, s. 61.
[49] Ebu Nuaym, c. 2, s. 353.
[50] İbn İshak, c. 2, s. 225, Belâzurî, c. 1, s. 76, Taberî, c. 3, s. 163, Ebu Nuaym, c. 2, s. 353, Vâhidf, s. 61 .
[51] İbn Sa´d, c. 1, s. 357.
[52] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 224-225, Taberî, Tefsfr, c. 3, s. 162.
[53] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 82.
[54] İbn İshak, c. 2, s. 225, Belâzurî, Fütûhu"l-büldân, c. 1, s. 76, Taberî, Tefsir, c. 3, s. 163, Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 61.
[55] Taberî, Tefsfr, c. 3, s. 163, Vâhidf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 61 -62
[56] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c.2,s. 224-225, Taberî, c.3, s. 163, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 5, s. 387, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye veYı-nihâye, c. 5, s. 53.
[57] Âl-i İmran 1-64.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/96-109.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 232-233.
[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 357, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 77.
[60] İbn Sa´d, c. 1, s. 357.
[61] İbnİshak,c.2,s. 232.
[62] İbn İshak, c. 2, s. 233, EbuNuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 354.
[63] İbn İshak, c. 2, s. 233, İbn Sa´d, c. 1, s. 357.
[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 233, Ebu Nuaym , c. 2, s. 355-356.
[65] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 5, s. 54.
[66] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 82, Ebu Nuaym , c. 2, s. 355.
[67] Yâkubî, c. 2, s. 82.
[68] Yâkubî, c. 2, s. 82, Ebu Nuaym, c. 2, s. 355.
[69] Yâkubî, c. 2, s. 82.
[70] Belâzuıî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 77, Yâkubî, c. 2, s. 82.
[71] Yâkubî, c. 2, s. 82.
[72] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 54.
[73] Yâkubî, c. 2, s. 82.
[74] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 236.
Yâkubî, Târih, c. 2, s. 82-83.
[75] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 236.
[76] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 120, İbn Kayyım,Zâdu´l-mead, c. 3, s. 48.
[77] Buhârî, c. 5, s. 120, Bel âzu rî, Fütûhu´l -bül dân, c. 1, s. 77.
[78] Buhârî, c. 5, s. 120.
[79] Belâzurî, c. 1, s. 77.
[80] Belâzurî, c. 1, s. 77, İbn Kayyım, c. 3, s. 48.
[81] Buhârî, c. 5, s. 120, İbn Kayyım, c. 3, s. 48.
[82] Belâzurî, c. 1, s. 77.
[83] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/109-112.
[84] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 388, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 54-55.
[85] İbrı İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 233.
[86] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 357-358.
[87] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 83.
[88] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 55.
[89] Diyarbekrî, Târîhu´l-ham fs, c. 2, s. 193, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 236, Zürkânf Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 43.
[90] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 55.
[91] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72, Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emval, s. 272, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 77, Yâkubî, TânTı, c. 2, s. 83, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 55.
[92] Ebu Yusuf, s. 72, E bu Ubeyd, s. 272, Belâzurî, c. 1, s. 77, Yâkubî, c. 2, s. 83, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 55.
[93] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 288, Ebu Ubeyd, s. 272, Belâzurî, c. 1, s. 77, Yâkubî, c. 2, s. 83.
[94] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Ebu Ubeyd, s. 272, Belâzurî, c. 1, s. 77, Yâkubî, c. 2, s. 83.
[95] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Ebu Ubeyd, s. 272-273, Belâzurî, c. 1, s.77.
[96] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Belâzurî, c. 1, s. 77.
[97] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 288, Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 273.
[98] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 77, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 83.
[99] Belâzurî, c. 1, s. 77.
[100] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 288, Ebu Ubeyd, s. 272, Belâzurî, c. 1, s. 77.
[101] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Belâzurî, c. 1, s. 77.
[102] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Ebu Ubeyd, s. 273, Belâzurî, c. 1,s.77.
[103] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, E bu Ubeyd, s. 273.
[104] Ebu Ubeyd, s. 273.
[105] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sad, c. 1, s. 288, E bu Ubeyd, s. 273, Belâzurî, c. 1, s. 78.
[106] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, E bu Ubeyd, s. 273, Belâzurî, c. 1, s. 77-78.
[107] Ebu Yusuf, s. 72.
[108] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, E bu Ubeyd, s. 273.
[109] Belâzurî, c. 1, s. 78
[110] İbnSa´d,c. 1,5.288.
[111] Belâzurî, c. 1, s. 73.
[112] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Belâzurî, c. 1, s. 78.
[113] Ebu Yusuf, s. 72, Ebu Ubeyd, s. 273, Belâzurî, c. 1, s. 78.
[114] E bu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c. 1, s. 289, Ebu Ubeyd, s. 273, Belâzurî, c. 1, s. 78.
[115] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.288, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 78.
[116] Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 273.
[117] Ebu Yusuf, s. 72, İbn Sa´d, c.1 , s. 288, Ebu Ubeyd, s. 273, Belâzurî, c. 1, s. 78.
[118] Ebu Yusuf, s. 72-73, İbn Sa´d, c. 1, s. 288, Belâzurî, c. 1, s. 78.
[119] İbn Sa´d, c.1, s. 288.
[120] Ebu Yusuf, s. 73.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/112-116.
[121] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 414, Buhârî, Sahili, c. 5, s. 20.
[122] İbn Sa´d, c. 3, s. 412, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 414, Buharı, c. 5, s. 120.
[123] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 414, Buharı, c. 5, s. 1 20.
[124] Buhârî, c. 5, s. 120.
[125] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 233.
[126] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 412, Buhârî, SahîVı, c. 5, s. 120.
[127] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 233.
[128] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 414, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 120.
[129] İbn Şa´d, c. 3, s. 412, Buhârî, c. 5, s. 120, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1881, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 665.
[130] İbn İshak.c.2.s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/116-117.
[131] Beyhaki, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 389-390, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 56, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 4748.
[132] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/117.
[133] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 5, s. 391, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 56, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 48.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/118.
[134] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ.c.l, s. 358, İtan Haldun, Tâıîh, c. 2, ks.2,s.57, Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 18, s. 29, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c.8,s. 14, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 317, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 196.
[135] İbn Sa´d, c. 1, s. 358, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 43.
[136] İbn Sa´d, c. 1, s. 358, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 57, B. Aynf, c. 18, s. 28, İbn Hacer, c. 8, s. 14, Kastalânf, c. 1, s. 317, Diyarbekrî, c. 2, s. 196.
[137] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/118.
|
|
|
| İslam´a Koşanlar |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 02:01 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İslam´a Koşanlar
Benî Havlan Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi
Benî Havlanların Kimlikleri, Yurtları ve Temsilcilerin Medine´ye Geliş Tarihi
Kahtan kabilelerinden olan Benî Havlanların ata soyları şöyle sıralanır: Havlan (Fekl) b. Amr, b. Malik, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1. Havlan (Fekl)´in: LHabib,
2. Amr,
3. Eshab,
4. Kays,
5. Nabt,
6. Bekr,
7. Sa´d isimlerinde yedi oğlu vardı.[1]
Benî Havlanların yurtlan Yemen ülkesinde ve bu ülkenin doğusunda idi. [2]
Benî Havlan temsilcileri on kişi olup, [3] Medine´ye Hicretin 10. yılında Şaban ayında geldiler. [4]
Remle binti Hâris´in konağına indirildiler.
Peygamberimiz Aleyhisselamin emriyle orada ağırlandılar. [5]
Temsilciler:
"Yâ Rasûlalları! Bizler Allah´a iman ve Allah´ın Resûlünü tasdik ediyoruz.
Bizim bu ikrarımız, gerimizdeki kavmimizden olanlara da şâmildir.
Biz, develer koltuklarda, yedeklerde; [6] sert ve katı yerlerde, ovalarda ise binitli olarak[7] sana gelmiş bulunuyoruz. [8]
Allah´ın ve Resûlünün üzerimizdeki nimeti sayesindedir ki, seni ziyarete geldik!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Siz bana kadar nasıl ve ne için geldiğinizi dile getirdiniz.
Muhakkak ki, her birinizin devesinin attığı her adım karşılığında size bir hasene ve sevap vardır!
´Seni ziyarete geldik!´ sözünüze gelince; beni Medine´de ziyaret eden kişi, Kıyamet günü benim yanımda ve himayemde olacaktır!" buyurdu.
Benî Havlan temsilcileri:
"Yâ Rasulâlları! Bu o yolculuk ki, onun üzerinde bizim için bir mal helaki, kaybı yoktur!" dediler. [9]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Ammu Enes ne haldedir " diye sordu.
Ammu Enes (Ümyânes) Benî Havlanların tapageldikleri bir sanem, bir puttu.
Benî Havlan temsilcileri:
"Allah onun kötülüğünü senin bize getirdiğin dinle değiştirip giderdi[10]
Bizlerden ona bağlananlardan, ancak çok yaşlanmış bir kimse ile çok yaşlanmış koca bir kan bağlı kalmıştır.
İnşaallah, [11] dönüp[12] yanına varırsak onu yıkacağız! [13]
Biz ona aldanmış, fitneye tutulmuş durmuştuk!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Gördüğünüz fitnelerden en büyüğü ne idi " diye sordu.
Benî Havlan temsilcileri:
"Gördüğümüz fitne, biryıl kuraklığa uğramış, açlıktan çürümüş kemikve eski urgan parçalarını yiyecek dereceye gelmiştik!
Gücümüzün yetebildiği şeyi toplayıp yüz öküz satın aldık!
Bir sabah onlan Ammu Enes için kurban olarak boğazlayıp yırtıcı hayvanlara bıraktık.
Halbuki, bizim ona kurtlardan kuşlardan daha çok ihtiyacımız vardı!
O sırada, bize yağmur geldi.
Yerlerin otlandığını gördüğümüzde, söz sahibimiz:
´Ammu Enes bize ihsan etti!´ dedi.
Biz ekin eker, orta kısmını puta ayınr ve orayı onun adıyla anardık. Ekinin bir tarafını da Allah´a ayınrve orayı Allah´ın adıyla anardık.
Allah´a tahsis ettiğimiz ekin iyi yetiştiği ve geliştiği zaman, döner, onu Ammu Enes´e tahsis ederdik.
Ammu Enes´e tahsis ettiğimiz ekin iyi yetiştiği ve geliştiği zaman, onu Allah´a tahsis etmezdik!" dediler. [14]
"Allah içindir" denilen ve iyi yetişen ekinler put adına çevrilirken, "Allah ganîdir, buna muhtaç değildir. Put ise züğürttür!" denirdi. [15]
Allah´a tahsis edilen şeyler misafirlere, yoksullara; puta ayrılan şeyler ise put masraflarına, ayinlerine, kurbanlara ve put bakıcılarına harcanırdı. [16]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah, bu hususta bana:
´Onlar, Allah için, O´nun yarattığı ekin ve meyvelerle hayvanlardan bir hisse ayırdılar da, kendi boş zanlarınca ´Şu Allah´ındır, şu da ortaklarımız olan putlarındır!1 dediler.
Ortaklarına ait olan Allah´a ulaşmaz, ama Allah´a ait olanlar, evet onlar ortaklarına gider!
Onların hükmedegeldikleri bu şeyler ne kötüdür!´ [En´âm: 136] âyetini indirdi" buyurdu.
Benî Havlan temsilcileri:
"Biz Ammu Enes´in önüne vanr, muhakeme olunurduk da, o konuşurdu!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizinle konuşanlar, şeytanlardır!" buyurdu. [17]
Benî Havlan Temsilcilerinin İslâmiyet Hakkında Bilmediklerini Öğrenerek Yurtlarına Dönmeleri
Benî Havlan temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselama İslâm dinine ait işlerden. [18] dinin farzların-dan[19] sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorularının cevaplarını onlara bildirdi. [20]
Kendilerine Kur´ân-ı Kerîm ve sünnetlerin öğretilmesini ashabına[21] emir buyurup, onlara da, ahde vefayı, emaneti edayı, komşularına iyi komşuluk etmelerini, hiç kimseye haksızlık yapmamalarını emretti ve:
"Çünkü, zulüm Kıyamet günü karanlıklarındandır!" buyurdu. [22]
Benî Havlan temsilcileri, birkaç günden sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama veda etmeye geldiler. [23]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlardan her birine onikişer ukiyye gümüş bahşiş verilmesini emir buy urdu. [24]
Benî Havlan temsilcileri, bahşişlerini alıp kavimlerinin yanına döndüler. Ammu Enes putunu yık-madıkça, düğümü çözemediler. [25]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerine haram kıldığı şeyleri haram, helâl kıldığı şeyleri de helâl kıldılar. [26]
Cebrail Aleyhisselamın Peygamberimiz Aleyhisselama Gelip Sorduğu Sorularla Müslümanlara Müslümanlığı Öğretişi
Hicretin 10. yılında bir gün Cebrail Aleyhisselam, Müslümanlara Müslümanlığı öğretmek için beşer suretine girerek Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi. [27]
Abdullah b. Ömer´in bildirdiğine göre, Hz. Ömer demiştir ki:
"Biz bir gün[28] Resûlullah Aleyhisselamla ve ashabından yanındaki bir cemaatle birlikte[29] oturduğumuz sırada[30] güzel yüzlü, [31] başının saçı kulak yumuşaklarına kadar uzamış, [32] güzel saçlı, [33] saçına güzel koku sürünmüş, [34] üzerindeki[35] elbisesi bembeyaz, [36] saçı ise simsiyah, [37] genç ve güzel, [38] üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, bununla birlikte içimizden hiçbirinin tanımadığı bir adam[39] çıkageldi. [40]
Orada bulunan cemaat:
´Bu, ne tanıdığımız bir kimsedir, ne de bu bir yolcuya benzer! Aceb kim ola 1 der gibi birbirlerine bakıştılar. [41]
Adam:
´Esselamü aleyke!1 diyerek Resûlullah Aleyhisselama, ´Esselamü aleyküm!1 diyerek de bizlere selam verdi.
Resûlullah Aleyhisselam, onun selamına karşılık verdi. Biz de onunla birlikte karşılık verdik. [42]
Adam:
´Yâ Rasûlallah! Ben sana geldim!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Evet!´ buyurdu. [43]
Adam, Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar vanp karşısına oturdu[44] ve:
´Bana biraz yaklaş yâ Rasûlallah!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam biraz yaklaştı. [45]
Adam tekrar:
´Yâ Rasûlallah! Biraz daha yaklaş!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam, diz kapakları onun diz kapaklarına değecek kadar yaklaştı. [46]
Sonra da, adam, ona saygı olmak üzere ayağa kalkıp oturdu, [47] ellerini dizlerinin üzerine koydu. [48]
´Yâ Rasûlallah! [49] Ya Muhammed! [50] Bana imandan haber ver! [51] İman nedir ´ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´İman;
1. Allah´a,
2. Allah´ın meleklerine,
3. Allah´ın kitablarına,
4. Allah´ın resûllerine,
5. Ahi ret gününe,
6. Bir de, hayır ve şer kadere inanmandır!´ buyurdu. [52]
Adam:
´Ben böyle yaparsam iman etmiş olur muyum 1 diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: ´Evet, olursun!´ buyurdu. [53] Adam:
´Doğru söyledin!´ dedi. [54]
Adamın ´Doğru söyledin!´ diyerek Resûlullah Aleyhisselamı tanıyormuşcasına tasdik edişine, [55] ´Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor !´ diye şaştık. Adam, bundan sonra: "Yâ Muhammedi Bana İslâm´dan haber ver! [56] Nedir o ´ diye sordu. [57] Resûlullah Aleyhisselam: ´İslâm:
1. Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet etmen,
2. Namazı dosdoğru kılman,
3. Zekatı vermen,
4. Ramazan orucunu tutman,
5. Yoluna gücün yeterse Beytullah´ı haccetmendir!´ buyurdu. [58]
Adam:
´Ben böyle yaparsam Müslüman olur muyum " diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Evet, olursun!´ buyurdu. [59]
Adam yine:
´Doğru söyledin!´ dedi. [60]
Biz yine adamın ´Doğru söyledin!´ deyişine, [61] ´Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor!´ diye kendisinin haline şaştık.
Adam, böyle her defasında:
´Doğru söyledin! Doğru söyledin!´ dedikçe, cemaat:
´Biz Resûlullah Aleyhisselama bu adamdan daha çok saygı gösterenini görmedik! Sanki Resûlullah Aleyhisselamı tanıyor!´ demekte idiler. [62]
Bundan sonra, adam:
´Yâ Rasûlallah! [63] Sen bana ihsandan haber ver! [64] İhsan nedir ´ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
İhsan, Allah´a-Kendisini görüyormussun gibi-ibadet etmendir.
Sen O´nu görmesen de, hiç şüphesiz O seni görür!´ buyurdu. [65]
Adam:
´Ben böyle yapınca ibadeti ihsan derecesinde yapmış olur muyum ´ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Evet!´ buyurdu. [66]
Adam yine doğruladı. [67]
Adam böyle her defasında ´Doğru söyledin! Doğru söyledin!´ dedikçe, biz de ´Resûlullah Aleyhisselama bundan daha çok saygı gösterenini görmedik!´ diyorduk. [68]
Adam:
´Yâ Rasûlallah! [69] Bana Kıyametten haber ver! [70] Ne zaman kopacak o ´ diye sordu. [71]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Bu sorunda, sorulan, sorandan daha bilgili değildir!´ buyurdu. [72]
Adam:
´Doğru söylüyorsun! [73] Öyle ise, bana onun alâmetlerinden haber ver! [74] Onun alâmetleri nelerdir ´ dedi. [75]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Cariyenin kendi sahibesini doğurduğunu, yalınayak, çıplak, yoksul davar çobanlarının zenginleşip yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarıştıklarını, övündüklerini görmendir!´ buyurdu. [76]
Adam:
´Doğru söyledin!´ dedi, sonra dönüp gitti. [77]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Adamı bana geri çeviriniz!´ buyurdu. [78]
Hemen kalkıp adamın ardına düştük.
Ne kendisinin nereye yönelip gittiğini bilebildik, ne de izini-tozunu görebildik. Bunu Peygamber Aleyhisselama haber verdik.[79]
´Ey İbn Hattab! [80] Ey Ömer! [81] Sen o sorucunun kim olduğunu biliyor musun ´ diye sordu. [82]
´Allah ve Resûlü daha iyi bilir´ dedim . [83]
Resûlullah Aleyhisselam:
´O, Cebrail Aleyhisselam idi! Size dininizi öğretmek için gelmişti!1 buyurdu." [84]
Hz. Ali´nin Mezhiclerin Yurduna Gönderilişi
Mezhiclerin Kimlikleri
Mezhic, Malik b. Üded olup Kahtan´a kadar ata soyu şöyle sıralanır Malik b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arîb, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´, [85] b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Karıtan. [86]
Mezhic´den Türeyen Kabileler
1. Celd b. Mezhicler,
2. Murad b. Mezhicler,
3. Sa´du´l-Âşire b. Mezhicler. [87]
Cefd b. Mezhic´den Türeyen Kabileler
1. Benî Reha b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
2. Beni Suda´lar,
3. BenîCenbler,
4. BenîYezid b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
5. Benî Naha1 b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
6. Benî Müsliye b. Âmir, b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
7. Benî Harise b. Ka´b, b. Amr, b. Ule, b. Celdler. [88]
Murad b. Mezhicferden Türeyen Kabileler
1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Muradlar,
2. Benî Cemel b. Ki nane, b. Naciye, b. Muradlar,
3-4. Rabaz ve Sunabihler diye anılan BenîZehran b. Muradlar.[89]
Benî Sa´du´l-Âşire´den Türeyen Kabileler
1. Benî Hakem b. Sa´du´l-Âşireler,
2. Benî Cu´fî b. Sa´du´l-Âşireler,
3. Evd b. Sa´b, b. Sa´du´l-Âşireler,
4. Zübeyd b. Sa´b, b. Sa´du´l-Âşireler. [90]
Rivayete göre; Üded ölünce, karısı kocaya gitmeyip oğulları Malik b. Cülhüme (Tayyi´)in yanında oturduğu için, "Oğullarının yanında oturdu!" denilmiş ve bunun üzerine Malik ile Tayyi1 "Mezhic" diye anılmış, Tayyi´lerden türeyen bütün kabileler de Mezhiclerden sayıImiştir. [91]
Hz. Ali´nin Mezhiclere Gönderiliş Sebebi,Tarihi ve Mezhiclerin Yurtları
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 10. yılında, Ramazan ayında[92] Hz. Ali´yi Yemen ülkesindeki Mezhiclerin yurtlarına gitmek[93] ve onlan İslâmiyete davet etmek üzere görevlendirdi. [94]
Ona Küba köyünde ordugâh kurmasını emretti.
Karargâh kurulup askerler orada toplanınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, bir sangı bir kargının başına bağlayıp:
"Sancak böyledir!" buyurdu ve onu Hz. Ali´ye verdi.
Hz. Ali´nin başına da, üç dürgülü bir sank sardı.
Sarığın bir ucunu bir zira kadar önüne, öteki ucunu da bir karış kadar arkasına sarkıttıktan sonra:
"Sarık böyle sarılır, böyle!" buyurdu. [95]
Hz. Ali´nin maiyyetine üçyüz süvari verdi.
Uğurlarken, ona:
"Hiçbirtarafına bakmadan ilerleyip git!" buyurdu. [96]
Hz. Ali:
"Yâ Rasûlallah! Neler ve nasıl yapacağım " diye sordu. [97]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali´ye Emir ve Direktifleri
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Meydanlarına varıp konduğun zaman, seninle çarpışmaya kalkmadıkça, onlarla çarpışma! [98]
Eğer seninle çarpışmaya kalkarlarsa, sizden birini öldürünceye kadar onlarla çarpışma!
Sizden öldürürlerse, bir müddet ne yapacaklarını beklemeden onlarla çarpışmaya kalkma!
Sonra onlara:
´Sizler ´Lâ ilahe illallah=AlIah´tan başka hiçbir ilah yoktur1 demeyi kabul eder misiniz 1 diye sor.
´Evet!´ derlerse, onlara:
´Siz, mallarınızın sadaka ve zekatını çıkarıp fakirlerinize vermeyi kabul eder misiniz ´ diye sor.
´Evet!´ derlerse, artık onlardan bundan başkasını isteme!
Vallahi senin elinle Allah´ın bir tek adamı hidayete, doğru yola eriştirmesi, senin için, üzerine güneşin doğduğu veya battığı herşeyden daha hayırlı dir! [99]
Daha önce Yemen´e gitmiş bulunan Halid´in arkadaşlarına emret: Onlardan, geri dönüp seninle gitmek isteyenler, geri dönüp gitsinler; Medine´ye gelmek isteyenler de gelsinler!" buyurdu. [100]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali´ye:
"Eğer Halid b. Velid´le biraraya gelirseniz, âmir (başkumandan) Ali b. Ebu Talib´dir!" buyurduğu da rivayet edilir. [101]
Hz. Ali, üçyüz süvarinin başında yola devam etti.
Nihayet, süvarilerin öncüleri Mezhiclerin yurduna yaklaştılar.
Hz. Ali arkadaşlarını akıncı birliklerine ayırdı.
Bunlar, yaptıkları akınlar neticesinde birçok kadın, erkek, çocuk esir aldılar. Deve, davar, vesair ganimet mallan ele geçirip getirdiler.
Hz. Ali, ganimet mallarıyla Büreyde b. Husayb´ı görevlendirdi.
Hz. Ali, Mezhiclerin bir cemaatine rastladı, onları İslâmiyeti kabule davet ve teşvik etti.
Fakat Mezhicler İslâmiyete girmeye yanaşmadılar, İslâm mücahidlerini oka ve taşa tuttular.
Bunun üzerine, Hz. Ali, eline sancak verip Mes´ud b. Sinanü´s-Sülemîyi ileri etti. [102]
Mezhiclerden bir adam meydana çıkıp kendisiyle çarpışacak er diledi.
Ona karşı, Esved b. Huzâiyyü´s-Sülemî meydana çıktı.
İki süvari bir müddet birbirlerine saldırdılar.
En sonunda Esved b. Huzâî onu öldürüp elbise ve silahlarını aldı . [103]
Sonra, Hz. Ali, yanındaki süvarilerle birlikte hücuma geçti.
Mezhiclerden yirmi kişi öldürülünce, Mezhicler dağıldılar. [104]
Hz. Ali, onları takip etmekten vazgeçip kendilerini tekrar İslâmiyete davet etti. Mezhicler Müslüman olmayı kabul ettiler. Reislerinden bazı kişiler gelip Hz. Ali´ye İslâmiyet üzerine bey´at ettiler ve:
"Bizler, arkamızdaki kavmimiz adına da bey´at ediyoruz!
İşte, zekat ve sadakalarımız! Onların içinden, Allah´ın hakkını da al!" dediler.
Hz. Ali ganimet mallarını biraraya toplattıktan sonra beşe ayırıp bir okun üzerine "Allah´a aittir!" yazısını yazdı, kur´a çekti.
İlk çıkan, Allah´a ait beşte bir hisse oldu! [105]
Bu hisse içinde Yemen elbise balyaları, ganimet develeri, Mezhiclerin zekat develeri bulunuyordu. [106]
Hz. Ali, kalan dört hisseyi de mücahidler arasında bölüştürdü. [107]
Hz. Ali, Mezhiclerin durumunu Peygamberimiz Aleyhisselama yazdığı bir yazı ile bildirdi ve yazıyı Abdullah b. Amr b. Avfü´l-Müzenî ile gönderdi.
Yazısında; Zübeyd ve başka cemaatlara rastlayıp kendilerini İslâmiyete davet ettiğini, Müslüman olurlarsa kendileriyle çarpışmaktan el çektiğini bildirdiğini, bunu yanaşmayanlarla çarpışmak zorunda kaldığını, Yüce Allah´ın zafer ihsan ettiğini, onlardan öldürülenlerin öldürüldüğünü, sonra teklif olundukları şeyi kabul edip İslâmiyete girdiklerini ve zekat vermeye boyun eğdiklerini ve kendilerinden bazı kimselerin geldiklerini ve onlara Kur´ân-ı Kerîm okumayı da öğrettiklerini bildirdi. [108]
Ebu Saîd el-Hudrî´nin bildirdiğine göre; Hz. Ali Yemen´den Peygamberimiz Aleyhisselama dabak-lanmış bir deri içinde daha toprağından temizlenmemiş altın cevheri de göndermişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu altın cevherini Uyeyne b. Hısn, Akra´ b. Habis, Zeydü´l-Hayr ve Alkame arasında paylaştırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın altın cevherini paylaştırdığı sırada, bir adam:
"Biz bu ihsana şu adamlardan daha müstahak idik! " dedi.
Adamın bu sözü Peygamberimiz Aleyhisselama erişince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Demek siz bana itimad etmiyorsunuz ha!
Halbuki, ben göktekilerin bile emîniyimdir! Sabah-akşam bana gökyüzünün haberi gelip duruyor!" buyurdu.
Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı traşlı, izarını yukarı çemremiş bir adam ayağa kalkıp:
"Yâ Rasûlalları! Allah´tan kork!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Yazıklar olsun sana! Ben, yeryüzündeki insanların, Allahtan korkmaya en lâyık olanı, en çok korkanı değil miyim !" buyurdu.
Adam arkasını dönüp gitti.
Halid b.Velid:
"Yâ Rasûl alları! İzin ver de şunun boynunu vurayım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! Bunun, ileride namaz kılan bir kişi olması umulur!" buyurdu.
Halid b.Velid:
"Namaz kılanlardan öyle kimseler var ki, onlar gönüllerinde olmayan şeyleri dilleriyle söylerler!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben halkın kalblerini açmaya, karınlarını yarmaya memur değilim!" buyurdu, sonra da o adam dönüp giderken, arkasından:
"Şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar her zaman Allah´ın Kitabını güzel sesle okuyacaklar, fakat Kur´ân´ın halâveti onların hançerelerinden ileri geçmeyecek!
Onlar, ok avı süratle delip çıktığı gibi, dinden fırlayıp çıkacaklar! [109]
Eğer ben onların zamanına yetişmiş olsaydım, Semûd kavminin toptan helak olduğu gibi, muhakkak, bunları da toptan helak etmesini Allah´tan dilerdim!"
buyurdu. [110]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali´ye, hac mevsimine kadarYemen´de kalmasını ve hac mevsiminde gelip Mekke´de kendisiyle buluşmasını emretti. [111]
Yahudi Hahamlarından Ka´bu´l-Ahbâr´ın Müslüman Oluşu
Ka´bu´l-Ahbâr der ki:
"Ali Aleyhisselam Yemen´e geldiği zaman, kendisiyle buluşup:
´Muhammed´in sıfatlarını bana haber ver!1 dedim.
Haber verince, gülümsedim.
Bana:
´Ne için gülümsedin 1 diye sordu.
´O´nun sıfatları, bizim yanımızda bulunan Kitabdakine uyuyor da, onun için gülümsedim! O, bizim yanımızda da, senin tavsif ettiğin gibi tavsif edilmiş bulunmaktadır1 dedim.
Resûlullah Aleyhisselamın peygamberliğini tasdik ve kendisine iman ettim.
Bilginlerimizden bazılarını çağırdım. Kendilerine bir kitap çıkardım ve:
´Bunu babam benim için mühürlemiş, kapamış ve ´Yesrib´den (Medine´den) Peygamberin çıktığını işitinceye kadar bunu açma!´ demişti´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselamın vefatına kadar Yemen´de Müslüman olarak oturdum.
E bu Bekir de vefat etti.
Ömer b. Hattab halife olunca Medine´ye geldim.
Ne olurdu, hicrette öne geçmiş olsaydım!" [112]
Mücahidlerden Bazılarının Hz. Ali´den Şikâyetlenmeleri
Mücahidler, beşte bir hisseden kendilerine birşeyler vermesini Hz. Ali´den istediler.
Hz. Ali vermekten kaçındı ve:
"Ben bunu Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar taşıyacağım! Kendisi bu hususta uygun gördüğünü yapar.
İşte, Resûlullah Aleyhisselam hacda bulunuyor. Onunla buluşuruz! O, bunun üzerinde Allah´ın kendisine gösterdiği şeyi yapar!" dedi.
Hz. Ali, zekat develerine binilmesini de yasakladı.
Beşte bir hisseyi hayvanlara yükledi.
Ganimet mallarından birlikte sürülüp götürülecek olanları da, birlikte sürdürdü.
Hz. Ali, Taif´in Futuk karyesinde bulundukları zaman, Ebu Râfi´i hem arkadaşları hem de beşte bir mallar üzerine bırakarak, arkadaşlarından önce Mekke´ye gitmek istedi ve acele gitti.
Mücahidler, beşte bir mallar arasında bulunan elbiselerden giymek üzere Ebu Râfi´den ikişer tane elbise istediler ve aldılar.
Mekke´ye girdikleri ve Sidre mevkiinde bulundukları sırada, Hz. Ali inecekleri konak yerlerine getirmek için onları karşılayıp herkesin üzerlerine ikişer ikişer elbise giymiş olduklarını görünce, elbiselerin beşte bir hisseye ait olduğunu anladı.
Ebu Râfi´e:
"Nedir bu " diye sordu.
Ebu Râfi´:
"Benimle konuştular, senden bana şikâyetlendiler. Senin hakkındaki şikâyetlerin bununla hafi-fleneceğini sandım. Senden önce bazı kumandanlar onlara böyle
yapmakta imişler!" dedi.
Hz. Ali:
"Onların üzerinde gördüğün, sana vermiş olduğum bu elbiseleri muhafaza etmeni sana emretmiştim!
Yoksa, seni bunları onlara veresin diye geride bırakmamıştım! " dedi ve bazılarının da üzerinden soyup aldı.
Mücahidler, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldikleri zaman, Hz. Ali´yi Peygamberimiz Aleyhisselama şikâyet ettiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali´yi çağırdı ve:
"Arkadaşların senden niye şikâyet ediyorlar " diye sordu.
Hz. Ali:
"Onların şikâyet ettikleri şey herhalde şudur: Ganimetleri onlara bölüştürmüş, ayrılan beşte bir hisseyi ise sana getirip teslim etmek üzere tutmuştum. Onun hakkında uygun gördüğün işlemi sen yapacaktın.
[Başkan ve kumandanlar beşte bir hisseden istedikleri kimselere pay vermek suretiyle iş yaparlardı.]
Ben bu hususta uygun gördüğünü sen yapasın diye onu sana getirip teslim etmeyi münasip gördüm!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, birşey söylemedi. [113]
Benî Gâmid Temsilcilerinin Medine´ye Gelişleri ve Müslüman Oluşları
Benî Gâmidlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin Medine´ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Gâmidler, Kahtan´ın soyundan gelen Ezd kabilelerindendi. [114] Benî Gâmidlerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Gâmid (Amr) b. Abdullah, b. Ka´b, b. Haris, b. Ka´b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs, [115] b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe[116]
Gâmid´in:
1. Sa´d-ı Menat,
2. Zubyan,
3. Malik,
4. Mahmiyye isimlerinde dört oğlu vardı.
Zubyan ile Malik´ten birer kabile türemiştir.
Sa´d-ı Menafin:
1. Düel,
2. Salebe adında iki oğlu olup, Salebe kabile babası olmuştur.
Düel´in:
1. Salebe,
2. Mazin,
3. Küseyr,
4. Vâlibe isimlerindeki oğullarının her birinden birer kabile türem iştir. [117]
Benî Gâmid temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Hicretin 10. yılında, [118] Ramazan ayında geldiler. [119]
On kişi idiler.
Bakiyyu´l-Garkad´a indiler. [120] İyi elbiselerini giydiler. [121] Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gittiler. [122]
İçlerinden yaşça en küçük olanını, hayvanlarının, ağırlıklarının yanında arkada bıraktılar. O da uyuyakaldı.
Bir hırsız gelip temsilcilerden birinin içerisinde elbisesi bulunan heybesini çaldı. [123]
Temsilciler Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler ve Müslüman olduklarını ikrar ettiler. [124]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Konak yerinizde yerinize kimi bıraktınız " diye sordu.
"Yâ Rasûlallah! Yaşça en gencimizi!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O uyudu, metâınızdan gafil oldu. Bir gidici gidip birinizin heybesini aldı!" buyurdu.
Temsilcilerden birisi:
"Yâ Rasûlallah! Benden gayrı, bunlardan hiçbirinin heybesi yok!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O, alındı ve yerine geri çevrildi!" buyurunca, temsilciler hemen konak yerlerine gittiler ve adamlarını buldular. Peygamberimiz Aleyhisselamın haberverdiği şeyi ona sordular.
Genç:
"Uykumdan uyanınca, heybeyi kaybettim, aramaya kalktım. Oturmuş bulunan bir adamla karşılaştım.
Adam, beni görünce, benden uzaklaşmak, kaybolmak istedi. O nereye gittiyse, ben de oraya kadar vanp ulaştım.
Nihayet, bir kazı izi gördüm. Kaybolan heybeyi oradan çekip çıkardım!" dedi.
Temsilciler:
"Biz şehadet ederiz ki; o, Resûlullahtır! Bize heybenin alınıp yerine iade edilmiş olduğunu haber vermişti!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına dönüp hadiseyi anlattılar. Geride bıraktıkları genç de gelip Müslüman oldu.
Yüce Allah hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Übeyy b. Ka´b´a emretti. [125] O da gitti, [126] onlara Kur´ân-ı Kerîm öğretti. [127]
Benî Gâmidler için, ayrıca, içinde İslâm şeriatları bildirilen bir yazı da yazdırıldı. [128]
Peygamberimiz Aleyhisselam, başka elçilere verdiği gibi, Benî Gâmid temsilcilerine de bahşişlerini verdi. Benî Gâmid temsilcileri yurtlarına döndüler. [129]
Benî Gassanlardan Medine´ye Gelip Müslüman Olan Kişiler
Benî Gassanların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Gassanlar, Kahtan´ın soyundan gelen Ezd kabilesinden idiler. [130]
Gassan Yemen´in Me´rib Şeddinde, [131] Zebid ve Rimâ´ arasında[132] bir su, [133] Rimâ1 da Yemen vadilerinden bir vadi olup; Gassan diye anılan su, Rimâ´nın alt tarafında idi. [134] Zebid, Yemen´in Husayb şehrinin birvadisidir. Şehir vadi ismiyle anılagelmiştir. [135]
Mazin b. Esed, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Kahtan´ın soyundan gelen kabileler Gassan suyundan içtikleri için, kendilerine Gassan adı verilmiştir. [136]
Gassanlar:
1. Benî Harisler,
2. Hafneler,
3. Malikler,
4. Ka´blar,
5. Benî Amr (Müzeykıyâ)´lardır. [137]
Hemdânî´ye göre; Gassanlardan bir kısmı Belkâ´da, bir kısmı Hımsta, pek çoğu da Yermük´te toplanm ı şiardı. [138]
Benî Gassanlardan Medine´ye gelenler, Hicretin 10. yılında Ramazan ayında geldiler. [139]
Üç kişi idiler. [140]
Remle binti Hâris´in konağına indirildiler.
O zaman, Arap kabilelerinden gelen elçiler, Peygamberimiz Aleyhisselama zekatlarını da getirip teslim etmekte idiler.
Gassan´dan gelenler, aralarında:
"Acaba, bizi Araplardan kötü gördüğü kimseler gibi mi görür " diye konuştular. [141]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına varıp Müslüman oldular. [142] Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah´tan getirip tebliğ ettiği şeylerin hak ve gerçek olduğuna şehadet ettiler. [143]
"Kavmimiz bize uyar mı, yoksa uymaz mı; orasını pek bilmiyoruz.
Çünkü, onlar saltanatlarının sürüp gitmesini ve Kayser´e yakın olmayı severler!" dediler. [144]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Gassânîlere bahşişlerini verdi.
Onlar yurtlarına dönüp kavimlerinin yanına vardılar.
Gassanlar, onların elçiliklerini kabul ettiler. [145]
Müslüman olmadılar. [146]
Bunlar da, kavimlerinin tutum ve davranışlarına bakarak Müslümanlıklarını gizli tuttular. [147]
Elçi Gassânîlerden ikisi, Müslüman olarak vefat etti.
Üçüncüsü ise, Hz. Ömer´in devrine yetişti. Yermük Savaşı sırasında Ebu Ubeyde b. Cerrah ile görüşüp, Müslüman olduğunu ona haber verdi. [148] Hürmete ve ikrama nail oldu. [149]
Yüce Allah, üçünden de razı olsun![150]
Benî Becîlelerin İki Kafile Halinde Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Becîlelerin Kimlikleri
Benî Becîleler, Kahtan´ın soyundan gelen kabilelerdendir. [151]
Benî Becîlelerin ata soyları şöyle sıralanır Enmar b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe[152] Enmar b. İraş´ın:
1. Akbar,
2. Gavs,
3. Şuhye,
4. Eşhel,
5. Şeni,
6. Tarif,
7. Süniyye,
8. Haris,
9. Cedea isimlerindeki oğullarının hepsinin anası Becîle binti Sa´b b. Sa´du´l-Âşire olduğu için, bunlardan türeyen kabileler, analarına nisbetle Becîle diye anılmışlardır.
Akbar´ın soyundan gelen kabileye mensup Cerir b. Abdullah, Kelb b. Veberelerle Becîleler arasında Ficar´da vuku bulan şiddetli çarpışma esnasında Arap kabileleri arasına dağılmış bulunan Becîleleri, sonradan biraraya toplamıştır.
Gavs b. Enmar´ın oğlu Ahmes b. Gavs´ın da soyundan birtakım kabileler türem iştir. [153] Benî Becîlelerden 150 kişilik ilk kafile, Medine´ye Hicretin 10. yılında, [154] Ramazan ayında geldi. [155]
Bu kafilenin başında Cerir b. Abdullah bulunuyordu. [156]
Cerir b. Abdullah kabilesinin başkanı idi. [157]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlara irad buyurduğu hutbesinde:
"Sizin yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir ki, onun yüzünde melek, melik alâmeti vardır" buyurdu.
O sırada Cerir b. Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmi de yanında bulunduğu sırada çıkageldi. [158]
Cerir b. Abdullah der ki:
"Medine´ye varınca, devemi indirdim. Heybemi açıp altlı-üstlü elbisemi giydikten sonra, Mescide girdim.
O sırada, Resûlullah Aleyhisselam hutbe irad buyuruyordu.
Kendisine selam verdim.
Halk, beni göz ucuyla süzüyordu.
Yanımda oturan zâta:
"Ey Abdullah! Resûlullah Aleyhisselam beni andı mı " diye sordum.
"Evet! Biraz önce, seni en güzel anışla andı. Hutbesinin arasında, ´Şu kapıdan, şu yoldan, Yemenli, hayırlı bir zât girecektir! Onun yüzünde ancak bir melek, melik nişanı vardır!1 buyurdu1 dedi.
Yüce Allah´a hamd ettim. [159]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Ey Cerir! Ne için geldin 1 diye sordu.
´Yâ Rasûlallah! Senin elinde Müslüman olayım diye geldim!´ dedim. [160]
´Yâ Rasûlallah! [161] Getir, uzat elini banali[162] İslâmiyet üzerine bey´at edeyim sana[163]
Sen şartlarını biliyorsun, bana koşacağın sarfları koş!" dedim. [164]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Ey Cerir! Seni, Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, kendimin de Resûlullah olduğuma şehadet getimneye,
Allah´a,
Ahi ret gününe,
Hayır ve şer kadere inanmaya,
Farz olan namazları kılmaya,
Farz olan zekatı da vermeye davet ediyorum . [165]
Sen Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet edeceksin.
Farz olan namazı kılacaksın!
Farz olan zekatı vereceksin!
Her Müslüman için hayırhah olacaksın!
Kâfirlerden, müşriklerden uzak duracaksın! [166]
Sen, Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim de Resûlullah olduğuma şehadet[167] Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet etmek, [168] namazı kılmak, [169] Ramazan orucunu tutmak, [170] Müslümanlara hayırhah olmak, [171] Habeşî (Zenci) bir köle de olsa, valiye itaat etmek, [172] müşriklerden ayrılmak üzere bey´at edeceksin!" buyurdu. [173]
´Olur!´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam elini uzattı. [174]
Ben de:
´Namazı kılmak, zekatı vermek, [175] Habeşli (zenci) bir köle bile olsa valiye[176] itaat etmek, [177] verilen emirleri dinlemek. [178] bütün Müslümanlar için hayırhah olmak, [179] müşriklerden aynlmak, [180] üzere Resûlullah Aleyhisselama bey´at ettim. [181]
Resûlullah Aleyhisselam:
´İslâm beş şey üzerine kurulmuştur.
1. Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet etmek,
2. Namazı kılmak,
3. Zekatı vermek,
4. Beytullah´ı haccetmek,
5. Ramazan orucunu tutmak´ buyurdu." [182]
Cerir b. Abdullah´ın kavminden yanında bulunanlar da Müslüman olup bey´at ettiler. [183] Yüce Allah hepsinden razı olsun!
Cerir b. Abdullah der ki:
"Müslüman olduğumdan beri, hiçbir vakit Resûlullah Aleyhisselam yanına girmekten beni men etmemiş ve beni gördüğü zaman da muhakkak yüzüme gülmüş, gülümsemiştir." [184]
Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabıyla birlikte oturduğu sırada, Cerir b. Abdullah gelmişti.
Nasılsa, oturanların hiçbiri ona yer açmamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisinin üzerindeki pelerinini ona attı ve:
"Ey Ebu Amr! Yanındakini al da, üzerine otur!" buyurdu.
Cerir b. Abdullah onun üzerine oturdu, elini göğsüne koyup:
"Yâ Rasûlallah!
Senin bana ikram ettiğin gibi, Allah da sana ikram buyursun!" dedi. [185]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Size bir kavmin kerem ve şeref sahibi, ulusu geldiği zaman, ona ikram ve ihtiram ediniz!" buyurdu. [186]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine Arap heyetleri geldikçe, Cerir b. Abdullah´a haber salar; o da temiz elbisesini giyip yanına varır, otururdu. [187]
Benî Becîlelerden İkinci Kafilenin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Ahmesîlerin Kimlikleri
Ahmesîler, Becîlelerden Gavs b. Enmar´ın soyundan idiler. [188]
Benî Becîlelerin Medine´ye gelip Müslüman olan ilk kafilesini, başlarında Kays b. Garbetü´l-Ahmesî bulunan Ahmesîlerden 250 kişilik ikinci kafile takip etti. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Sizler kimlersiniz " diye sordu. "Biz Ahmesullah´ız!" dediler. Cahiliye çağında onlara böyle denirdi. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Siz, bugün, Allah´ınsınız, Allah´ın Müslüman kullarısınız!" buyurdu. [189] Allah onlardan razı olsun!
Benî Becîleler yurtlarına dönecekleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam Bilal-i Habeşî´ye: "Benî Becîl elere binit hayvanları verve vermeye Ahmesîlerden başla!" buyurdu. Bilal-i Habeşî de öyle yaptı. [190] Kays b. Garbe, yurduna dönünce, kavmi olan Ahmesîleri İslâmiyete davet etti. [191]
Cerir b. Abdullah´ın Zülhalasa Puthanesini ve Putunu Yıkmaya Gönderilişi
Cerir b. Abdullah, Medine´ye geldikçe, Fetve b. Amrü´l-Beyâzî´ye iner, Peygamberimiz Aleyhisselam da ona arkasındaki kavmini sorardı.
Cerir b. Abdullah:
"Yâ Rasûlallah! Yüce Allah İslâmiyeti aşikâr ve üstün kıldı.
Kabilelerin mescidlerinde ve meydanlarında ezanlar okunuyor.
Kabileler, tapageldikleri putlarını yıktılar!" dedi.
Peygamberimiz Al eyhisselam, ona:
"Zülhalasa ne yapıyor, ne oldu " diye sordu.
Cerirb. Abdullah:
"O, olduğu hal üzere duruyor!" dedi.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
"Vallahi, inşaallah, ondan da kurtulacak, rahatlayacağım!" buyurdu[192] ve ona:
"Ey Cehr! [193] Sen beni Zülhalasa´dan kurtarmaya yetmez, [194] beni ondan rahatlandırmaz mısın " diye sordu. [195]
Cerirb. Abdullah:
"Evet! Rahatlandırınm!" dedi. [196]
Zülhalasa; Devs, [197] Has´am ve Becîlelere ait olup, [198] Yemen´de bir ev, birtapınaktı. [199] Ona tapılın akta ve "Yemen Kâbesi" denilmekte idi. [200]
Zülhalasa´nın içinde dikili birtaş da bulunuyordu[201] Beyaz mermerdendi. [202] Üzeri, taç gibi nakışlı idi.
Yemenle Mekke arasında, Mekke´ye yedi gecelik uzaklıktaki Tebâle´de, [203] Has´amların yurdu olan Ablâ´da, [204] şimdiki Tebâle mescidinin kapısının eşiğinde bulunuyordu. [205]
Zülhalasa´nın bakıcısı Vâhile b. A´surlardan Benî Ümâmeler idi.
Zülhalasa´ya tazim edilir, kurbanlar kesilirdi. [206]
Babası öldürülen kimse, öç almak istediği zaman, önce Zülhalasa´ya gider, onun yanında (üzeri yazılı) fal oku çektirir, çıkan ok bundan men ediyorsa, geri dururdu. [207]
Devs kabilesi kadınları da, ona arkalarını dönüp ırgalamak suretiyle taparlardı ! [208]
Zülhalasa´yı Amr b. Luhayy´ın veya Ebrehe´nin yaptırdığı söylenir. [209]
Zülhalasa´ya Devs, Becîle ve Has´amlardan başka Haris b. Ka´blar, Cermler, Zübeydler, Gavs ve Mürrler ve Benî Bilal b. Âmirler de tapar ve bakarlardı. [210]
Cerir b. Abdullah Ahmesîlerden yüzelli. [211] diğer rivayete göre yüzyetmiş[212] süvarinin başında oraya hareket etti. [213]
Ahmesîler ata iyi binerlerdi. Cerir b. Abdullah ise, at üzerinde pek duramazdı. [214]
Cerir b. Abdullah, hareket etmeden:
"Yâ Rasûl ali ah! Ben at üzerinde pek duramaz bir adamım!" dedi. [215]
Peygamberimiz Aleyhisselam onun göğsüne eliyle hızlıca vurdu, göğsünde parmaklarının izi çıktı. [216]
"Ey Allah´ım! Onu at üzerinde durdur! [217] Hâdî ve mehdî kıl!" diyerek dua etti. [218]
Bundan sonra Cerir b. Abdullah attan hiç düşmez oldu. [219]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onu böylece Zülhalasayı yıkmaya gönderdi. [220]
Cerir b. Abdullah Becîlelerin Ahmes süvarileriyle birlikte Zülhalasa´yı yakıp yıkmaya varınca, Has´amlar, Vâhileler ve daha başkaları onunla savaştılar. O zaman, Zülhalasa´nın bakıcıları olan Vâhilelerdenyüz kişi, Has´amların çoğu ve BenîKuhâfe b.Âmirb. Has´amlardan da ikiyüz kişi öldürüldü.
Cerir b. Abdullah ve süvari arkadaşları karşı koyanları yendiler, bozguna uğrattılar. [221]
Zülhalasa Bakıcısının Müslüman Oluşu
Cerir b. Abdullah Ymene vardığı zaman, Zülhalasa nın bakıcısı olan adam, oklarla kısmet arıyor, fal oku çekiyordu.
Kendisine:
Haberin olsun ki, Rasûlallah Aleyhisselam şuradadır! Eğer senın fal attığını, çektiğini görürse boynunu vurur! denildi.
Adamın aldırış etmeyerek fal okları çekmmeye devam ettiği sırada Cerir b. Abdullah çıkageldi ve ona:
Şimdi sen ya bu okları kırar ve Allahtan başka ilah olmadığına şehadet edersin ya da boynunu vururum! Dedi.
Adam hemen okları kırdı ve şehadet getirdi.[222]
Cerir b. Abdullah, Zülhalasa binasını yıktı.[223] Kırdı, ateşe verip yaktı.[224] harebeye çevirdi.[225]
Cerir b. Abdullah, Ahmesilerden Ebu Ertat[226] Husayn b. Rebia yı[227] müjdeci olarak Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdi.
Ebu Ertat Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip:
Ya Rasûlallah! Seni hak din ve kitapla peygamber olarak gönderen Allah´a yemin ederim ki sana eli boş olarak gelmedim.! Ben Zülhalasa´yı
gerimde uyuz bir deve gibi bakımsız bir halde bıraktım! Dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, beş kere:
Ahmesilerin atları ve süvarileri mübarek olsun diyerek dua etti.[228]
Cerir b. Abdullah´ın Medine´ye Dönüşü
Cerir b. Abdullah, kısa bir müddet içinde Medine´ye dönüp geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona Zülhalasa hakkında:
"Yıktin mı onu " diye sordu.
Cerir b. Abdullah:
"Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; Zülhalasa´yı ateşe verip yaktım! Hiç kimse onu yakıp yıkmaktan beni men edemedi!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, o gün de, Ahmesîlerin süvarilerine ve atlarına bereket duası yaptı.[229]
Ezd Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Ezdlerin Kimlikleri, Temsilcilerinin Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Ezdlerin ata soyları şöyle sıralanır: Ezd b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Karıtan.
Ezdi erden birçok kabileler türemiştir.[230]
Ezd temsilcileri Medine´ye Hicretin 10. yılında, [231] başlarında Sured b. Abdullah el-Ezdî olduğu halde geldiler. [232] Ferve b. Amr´ın evine indiler. [233]
Orada selamlandılar, orada oturdular, orada ağırlandılar. [234]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ezd Temsilcilerine Tavsiyeleri
Ezd temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip konuştular.
Onların şekilleri, ağırbaşlılıkları ve konuşmaları Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti ve onlara:
"Siz nesiniz " diye sordu.
Onlar:
"Mü´minleriz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi ve onlara:
"Her sözün bir hakikati vardır. Sizin sözünüzün ve imanınızın hakikati nedir " diye sordu.
Onlar:
"Onbeş haslet (huy)´dur.
Onlardan beşi iman etmemizi, beşi de işlememizi elçilerinle emrettiğin şeylerdir.
Geri kalan beşi ise, Cahiliye çağından şu ana kadar benimseyip âdet edinegeldiğimiz-sen istemezsen bırakacaklarımızın dışındaki-şeylerdiryâ Rasûlallah" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"İnanmanızı emrettiğim beş şey nelerdir " diye sordu.
Temsilciler:
"Sen Allah´a, Allah´ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmamızı elçilerinle emretmiştin!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"İşlemenizi size emrettiğim beş şey nelerdir " diye sordu.
Temsilciler:
"Sen, ´Lâ ilahe illallah Muhammederresûlullah1 dememizi, namazı kılmamızı, zekatı vermemizi, Ramazan orucunu tutmamızı, yoluna güç yetince Beytullah´ı hac ve ziyaret etmemizi bize elçilerinle emretmiştin!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Sizin Cahiliye çağında benimseyip âdet ve huy edinmiş olduğunuz beş şey nelerdir " diye sordu.
Temsilciler:
"Bolluk zamanlarında nimete-hakkını yerine getirmek suretiyle-şükür,
Belâ ve musibet zamanlarında sabır ve tahammül etmek,
Uğranılan kazaya rıza,
Savaş meydanlarında düşmanla karşılaşınca sebat göstermek ve savaşa gerçekten girişip savaşın hakkını yerine getirmek,
Düşmanın üzülmesine sevinmeyi veya düşmanın sevinmesine üzülmeyi terketmektir" dediler.
Onların ilim ve hikmet sahibi, derin anlayışlı olmaları Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti ve kendilerine:
"Ben size beş haslet daha arttırayım da, söylemiş olduğunuz hasletleriniz yirmiyi bulup tamamlansın:
1. Yiyemeyeceğiniz şeyleri toplayıp biriktirmeyiniz,
2. (Temelli) oturamayacağınız binayı yapmayınız,
3. Kendisinden yarın ayrılacağınız şeyler üzerine üşüşüp birbirinizle uğraşmaya kalkışmayınız,
4. Amellerinize göre mükâfatlandırılmak veya cezalandırılmak üzere Kendisine döndürülüp huzuruna çıkarılacağınız Allah´ın emirlerine aykırı davranmaktan sakınınız!
5. Ahirete sunacağınız hayırlı amelleri çoğaltıp mâsiyetleri bırakmak ve içinde temelli kalacağınız cenneti elde etmek hususunda yarışmaya rağbet gösteriniz!" buyurdu.
Ezd temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın öğütlerini ezberlediler ve uyarlatınca hareket ettiler. [235]
Kavminin Üstün Kişisi Olan Sured b. Abdullah´ın Vali ve Kumandan Tayin Edilişi
Sured b. Abdullah, Müslümanlığını İslâm amelleriyle güzelleştirdi. [236]
Kendisi, Ezdlerin en üstün kişisi[237] ve en iyi hüküm vereni idi.
Medine´de kaldığı müddetçe Peygamberimiz Aleyhisselamın meclisine devam eder ve kendisinin bu hali Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna giderdi. [238]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onu, kavminden Müslüman olanların başına vali ve kumandan yaptı.
Müslümanları yanına alarak Yemen taraflarında, yakınlarında bulunan müşriklerle savaşmasını kendisine emr[239] ve maiyyetindekilere iyi davranmasını tavsiye buyurdu. [240]
Sured b. Abdullah, Peygamberimiz Aleyhisselamın emriyle gidip Cüreş´e indi.
Cüreş o zaman sapasağlam, kale gibi bir şehirdi. [241]
Üzerlerine Müslümanların yürüdüklerini işiten Yemen kabileleri, içlerinde Has´amlar da bulunduğu halde, Cüreş´e gelip sığınmış, orada toplanmış bulunuyorlardı. [242]
Sured b. Abdullah, Cüreş halkını İslâmiyete davet etti. Onlar, yanaşmadılar. Müslüman olmaktan kaçındılar. [243]
Sured b. Abdullah, onları bir ay kadar kuşattı . [244]
Fakat onlar Sured b. Abdullah´a karşı Cüreş´in içinde kendilerini savundular. [245]
Sured b. Abdullah, kuşatma sırasında yaylım hayvanları üzerine de baskınlar yapıp onları ele geçirmeyi başardı. [246]
Sured b. Abdullah, Cüreş şehrine kapanıp kendilerini savunan halkı şehrin dışına çekmek için, kuşatmayı bırakarak katar halinde Cüreş´in Şekr dağına kadar geri çekildi. [247]
Cüreş halkı Müslümanların kendilerine yenilerek dönüp gittiklerini sandılar ve onları yakalamaya çıktı lar. [248]
Sured b. Abdullah, maiyyetindeki mücahidleri hemen saf haline getirip Güreşten dışarı çıkardıkları halka saldırdılar. [249] Onlara istedikleri gibi kılıç vurdular. [250] Onları en şiddetli bir şekilde kılıçtan geçirdil-er. [251] Cüreşlilerin atlarından yakaladıkları yirmi atin üzerinde bütün bir gün onlarla çarpıştılar.
Sured b. Abdullah Cüreş halkından Müslüman olanları serbest bıraktı, Müslüman olmayanların boyunlarını vurdu. [252]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Cüreş Halkının Şekr´de Öldürülmekte Olduğunu Haber Verişi
Cüreş halkı tarafından Medine´ye iki kişi gönderilmiş bulunuyordu. Onların bir gün ikindi namazından sonra akşama doğru Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulundukları bir sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şekr, Allah´ın beldelerinden hangisidir, hangisindedir " diye sordu.
İki Cüreşf ayağa kalkarak:
"Yâ Rasûlallah! Bizim beldelerimizde bir dağ vardır ki, ona Keşr denilir, Cüreş halkı ona böyle ad vermişlerdir" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O Keşr değil, fakat o Şekr´dir!" buyurdu.
İki Cüreşî:
"Yâ Rasûlallah! Ne hal var onun başında " diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şu anda Cüreş halkı Şekr´in yanında Allah´ın develeri (gibi) boğazlanmaktadırlar!" buyurdu.
Cüreşîler, hemen Hz. Ebu Bekir´in veya Hz. Osman´ın yanına varıp oturdular ve ona Peygamberimiz Aleyhisselamın söylediği sözü anlattılar.
Hz. Ebu Bekir veya Hz. Osman onlara:
"Yazıklar olsun size! Resûlullah Aleyhisselam size şimdi kavminizin öldürülmekte oldukları haberini vermiştir! Hemen kalkın, Resûlullah Aleyhisselama gidin de, kavminizden bu felâketi kaldırması için Allah´a dua etmesini kendisinden isteyin!" dedi.
Cüreşîler de hemen kalkıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar ve dileyeceklerini dilediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Allah´ım! Bu felâketi onlardan (Cüreş halkından) kaldır!" diye Allah´a dua etti.
Cüreşîler, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp kavimlerinin yanına döndüler.
Onların, öldürüldüklerini Peygamberimiz Aleyhisselamın haber verdiği gün ve saatte Sured b. Abdullah ve maiyyetindeki Müslümanlar tarafından öldürülmüş olduklarını öğrendiler.
Bunun üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Cüreş halkından bir heyet gelip Müslüman oldular. [253] Müslümanlıklarını İslâm amelleriyle güzelleştirdiler. [254]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cüreş heyetine:
"İnsanların en güzel yüzlüleri! En tatlı sözlüleri! Emaneti en çok gözetenleri! Sizler hoşgeldiniz! Sizler bendensiniz! Ben de sizlerdenim!" diyerek, onlara son derecede iltifatta bulundu.
Kendilerine "Mebrûr" sözünü savaş parolası yaptı . [255]
Karyelerinin çevresinde hududu işaretlerle belirli bir koruluğu da, [256] atlarının, develerinin ve ekin öküzlerinin yaylım yeri olmak üzere Güneşlilere tahsis etti.[257]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Halid b.Dımadü´l-Ezdî Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselam Ezdîlerden Halid b. Dımad´a bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu:
"Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın iman ve Muhammed´in Allah´ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet etmek,
Namazı kılmak,
Ramazan orucunu tutmak,
Beytullah´ı haccetmek,
Kötü iş yapanı ve kötülükte direneni barındırmamak,
Allah ve Resûlüne karşı hayırhah olmak,
Allah´ın sevdiklerini sevmek, Allah düşmanlarını sevmemek,
Kendi canını, malını ve ev halkını koruduğu şeylerden Muhammed Peygamberi de korumak üzere Müslüman olduğu zaman, yurdunda sahip bulunduğu şeyler yine kendisinindir.
Ahdini yerine getirirse, Halidü´l-Ezdî, Allah´ın himayesinde ve Muhammed Peygamberin himayesindedir.
Bunu Übeyy b. Ka´b kaleme aldı ." [258]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Cünâdetü´l-Ezdî ve Kavmi ile Kendisine Bağlı Olanlar Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselam; Cünâdetü´l Ezdî ile kavmi ve kendisine bağlı olanlar hakkında bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu:
"Namazı kıldıkları,
Zekatı verdikleri,
Allah´a ve Allah´ın Resûlüne itaat ettikleri,
Ganimetlerden Allah´ın hakkı olan beşte biri ve Peygamber Aleyhisselamın payını verdikleri,
Müşriklerden ayrıldıkları müddetçe; kendileri için Allah´ın himayesi ve Muhammed b. Abdullah´ın himayesi vardır.
Yazıyı Ü beyy b. Ka´b kaleme aldı ." [259]
Benî Has´am Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Has´amların Kimlikleri ve Yurtları
Kahtan´ın soyundan gelen Benî Has´amların ata soylan[260] şöyle sıralanır Has´am Akyel b. Enmar, b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1. Has´amlardan:
1. BenîNâhıs,
2. Benî Şehran b. İfris, b. Halif veya (Hulf), b. Has´am kabileleri;
Benî Nahıslardan:
1. Benî Rüşdler,
2. Hamlar;
Beni Şehranlardan ise;
1. Benî Kuhâfe b. Âmir, b. Rebia, b. Âmirler türemiştir. [261]
Has´amların yurtlan, kardeşleri Becîlelerie birlikte Yemen yollarıyla Tebâle´ye kadar uzanan Hicaz ülkesindeydi.
Sonradan etrafa dağılmışlar, onlardan pek azı yurtlarında kalmıştır. [262]
Cerir b. Abdullah gidip Zülhalasa tapınağını ve putunu yıktıktan, Has´amlardan öldürülenler öldürüldükten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Has´amlardan-içlerinde As´as b. Zahr ve Enes b. Müdrik de bulunan-bir heyet geldi ve:
"Bizler, Allah´a ve Allah´ın Resûlüne, Allah´tan gelen şeylere inandık!
Bize bir yazı yaz da, o yazının içindekilere tâbi olalım!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlar için bir yazı yazdı. [263]
Yazısında şöyle buyurdu:
"Bu yazı, Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Has´amların Bîşe´de* ve Bîşe´nin kırlarında bulunanları için yazılmıştır.
Cahiliye çağında dökmüş olduğunuz kanın suçu, sizden düşürülmüş, silinmiştir.
Sizlerden, isteyerek veya istemeyerek, gönüllü veya gönülsüz Müslüman olan kimsenin elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle ıslanan, yumuşak veya berk toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda sürüp ekerek geliştirdiği, yetiştirdiği mahsuller-kuruyup sonradan yağmurla yeşerenleri de dahil-kendisinindir, onları vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akarsu ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller için de uşrün yarısını ödemekle mükelleftirler.
Cerir b. Abdullah ve hazır bulunan kimseler şahit oldular." [264]
Benî Selâman Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Selâmanların Kimlikleri, Yurtları ve Temsilcilerinin Medine´ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Selâmanlar, Kahtan´ın soyundan gelen Kudâa kabilelerinden idiler. [265]
Benî Selâmanların ata soyları şöyle sıralanır: Benî Selâman b. Sa´d, b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslem, b. Elhâfî, b. Kudâa. [266]
Benî S elamanlar, Cinab´da* otururlardı. [267]
Benî Selâman temsilcileri Medine´ye Hicretin 10. yılında, Şevval ayında geldiler, yedi kişi idiler. [268]
Temsilcilerin başında Habib b. Amrü´s-Selâmanî bulunuyordu.
Habib b. Amr der ki:
"Biz, Benî Selâman temsilcileri olarak Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardık.
Yedi kişi idik.
Resûlullah Aleyhisselama, Mescidin dışında, çağrıldığı cenazeye giderken rastladık ve: ´Esselamü aleyke yâ Rasûlallah!1 dedik.
Selamımıza:
´Ve aleyküm!´ diyerek karşılık verdi ve bize:
´Siz kimsiniz ´ diye sordu.
´Biz Selâmanlardanız! İslâmiyet üzere sana bey´at edelim diye geldik.
Biz, arkamızdaki kavmimizden olanların da temsilcisiyiz!1 dedik.
Resûlullah Aleyhisselam, uşağı Sevban´a dönerek:
´Bu elçileri, elçilerin indirilmekte olduğu yere indir!1 buyurdu." [269]
Benî Selâman temsilcileri Remle binti Hâris´in konağına indirildiler. [270] Müslüman oldular. [271]
Allah onlardan razı olsun!
Öğle namazının ezanını işitince, Mescide gidip Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte öğle namazını kıldılar. [272]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle namazını kıldırınca minberle evinin arasında oturdu.
Benî Selâman temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar. [273]
Habib b. Amr:
"Ey Allah´ın Resûlü! Amellerin efdal ve üstünü hangisidir " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Vaktinde kılınan namazdır!" buyurdu. [274]
Benî Selâman temsilcileri, namaz hakkında, İslâm şeriatları hakkında, göz değmemesi için okuyup üflemenin caiz olup olmadığı hakkında birtakım sorular sordular. [275]
İkindi namazını da Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte kıldıktan sonra, ülkelerinin uğradığı kuraklıktan şikâyetlendiler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, tek eliyle:
"Ey Allah´ım! Onları yurtlarında yağmurunla sula!" diyerek dua etti.
Habib b. Amr:
"Yâ Rasûlallah! Elinin ikisini de kaldır!
Çünkü, böyle yapmak, daha çokluk taşır ve daha güzeldir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi ve iki elini koltuğunun altları görününceye kadar kaldırdı.
Benî Selâman temsilcileri Medine´de üç gün kaldıktan ve ağırlandıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamla vedalaştılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam onlara bahşişlerinin verilmesini de Bilal-i Habeşî´ye emretti. [276]
Her birine bahşiş olarak beşer ukiyye gümüş verildi.[277]
Bilal-i Habeşî:
"Bugün yanımızda daha fazla mal yoktur!" diyerek özür dileyince, temsilciler:
"Malın bundan daha çoğu ve daha güzeli olmaz!" dediler. [278]
Yurtlarına döndüler. [279]
Yurtlarını, Peygamberimiz Aleyhisselamın dua ettiği gün ve saatte yağmura kavuşmuş buldular. [280]
Ferve b. Müseyk´in Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Muradların ve Ferve´nin Kimliği
Benî Muradlar, Kahtan´ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden idiler. [281]
Benî Muradların ata soyları şöyle sıralanır Benî Murad (Yuhâbir) b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´, [282]BenîMuradlardan:
1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Murad,
2. Benî Hamel b. Ki nane, b. Naciye, b. Murad,
3. Rabaz b. Zehran, b. Murad,
4. Sunabih b. Zehran, b. Murad kabileleri türemiştir. [283]
Ferve b. Müseyk, Murad (Yuhâbir) b. Malik (Mezhic)´in Naciye ve Zahir adındaki oğullarından Naciye´nin soyundan gelmiştir ve soykütüğü şöyle sıralanır Ferve b. Müseyk, b. Haris, b. Seleme, b. Haris, b. Züeyb (Küreyb), b. Malik, b. Münebbih, b. Gutayf, b. Abdullah, b. Naciye. [284]
Ferve b. Müseyk, Benî Muradların ileri gelenlerindendi. İyi bir şairdi. [285] Ferve b. Müseyk´in Medine´ye gelişi, Hicretin 10.yılında, BenîZübeyd temsilcisi Amrb. Ma´dikerib´in gelişinden önceydi. [286]
Ferve b. Müseyk, Kinde krallarından ve onlara bağlılıktan yüz çevirerek, Peygamberimiz Aleyhisselama tâbi ve Müslüman olmaya geldi. [287]
Sa´d b. Ubâde´nin evine indi. [288]
Müslüman oldu. [289]
Allah ondan razı olsun
Sa´d b. Ubâde ona Kur´ân-ı Kerîm´i, İslâmiyetin farzlarını ve şeriatlarını öğretti. [290]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ferve´ye Redm ve Rezm Günlerini Soruşu
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ferve b. Müseyk´e:
"O gününüzü, Hemdanların gününü hatırlıyor musun " diye sordu.
Ferve b. Müseyk:
"Evet!" dedi. [291]
Bunun üzerine Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Ferve! Redm, Rezm Günü* kavminin uğradığı felâketin sana da bir kötülüğü, bir zararı dokundu mu " diye sordu.
Ferve:
"Yâ Rasûlallah! Kavmi benim kavmim gibi Rezm Günü felâkete uğramış olup da, bundan kendisine bir kötülük, bir zarar dokunmamış kim var [292] Ev halkını ve kabileyi yok etti!" dedi. [293]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Fakat, bu İslâmiyet, kavmine hayırdan başka birşey eklemeyecektir! [294] Bu, sağ kalanlar için hayırlıdır!" buyurdu. [295]
Ferve b. Müseyk´in Umumî Vali Tayin Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ferve b. Müseyk´i Muradlar, Zübeydler ve Mezhiclerin bütününe vali tayin etti.
Halid b. Saîd b. Âs´ı da, sadaka ve zekat tahsil memuru olarak yanına kattı. [296]
Halid b. Saîd için, içinde sadaka, zekat nisbet ve miktarları açıklanan bir de yazı yazdı (yazdırdı). [297]
Halid b. Saîd, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatına kadar Ferve´nin ülkesinde ve yanında bulun-du. [298]
Ferve´nin Müşriklerle Savaşmasına İzin Verilişi
Ferve b. Müseyk:
"Yâ Rasûlallah! Kavmimin Müslümanlığa yönelenlerini yanıma alarak, Müslümanlıktan kaçınanlarla çarpışayım mı " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ferve´nin onlarla çarpışmasına izin verdi. [299]
Kendisine oniki ukiyye gümüş ihsan etti.
Onu soy bir deveye bindirdi, giyinmek üzere kendisine Umman dokuması bir elbise de verdi. [300]
Ferve b. Müseyk Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkıp gittikten sonra ise:
"Gutayfî ne yapıyor " diye sordu.
Yola çıktığı haber verilince, arkasından adam gönderip geri çevirtti.
Ashabından bazılarıyla birlikte bulunduğu sırada, Ferve b. Müseyk geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen o (müşrik) kavmi İslâmiyete davet, Müslüman olanların Müslümanlığını kabul et!
Kim Müslüman olmazsa, sana yeni bir emir verinceye kadar, onlarla çarpışmakta acele etme!" buyurdu. [301]
Ferve b. Müseyk:
"Yâ Rasûlallah! Bizim yurdumuzun yanında Ebyen toprağı diye anılan bir toprak olup, orası bizim elverişli yiyinti yerimizdir. Fakat, vebalı, hastalıklı bir yerdir " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Orayı bırak! Oradan uzak dur! Çünkü, hastalığa yakın olmak ölmek demektir!" buyurdu. [302]
Benî Zübeyd Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Zübeydlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin Medine´ye
Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Gelip Müslüman Oldukları
Kahtan´ın soyundan gelen[303] Benî Zübeydlerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Zübeyd (Münebbih) b. Sa´b, b. Sâ´dü´l-Âşire, b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´, [304]
Zübeyd b. Sa´b´ın:
1. Rebia b. Zübeyd,
2. Haris b. Zübeyd isimlerinde iki;
Rebia b.Zübeyd´in de:
1. Mazin,
2. Haris (Gutay´a) isminde iki oğlu vardı.
Bunların her ikisinden de kabileler türemiştir. [305]
Peygamberimiz Aleyhisselamın haberi kendilerine eriştiği zaman, Amr b. Ma´dikerib, Kays b. Meşrûhu´l-MurâdPye:*
"Ey Kays! Sen kavminin ulususun! Bize anıldı ki, Hicaz´da Kureyşîlerden Muhammed diye anılan bir zâtzuhur etmiş. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyormuş. Gel, sen bizi ona götür de, onun hakkında bilgi edinelim! Eğer kendisi dediği gibi gerçekten peygamberse, bu bize gizli kalmaz, anlarız. Karşılaştığımız zaman ona tâbi oluruz. Aksi takdirde, kendisi hakkındaki bilginin mahiyetini öğrenmiş oluruz" dedi.
Kays b. Meşruh, Amrb. Ma´dikerib´in teklifini kabul etmekten kaçındı ve onun görüşünü beyinsizlik saydı. [306]
Amr b. Ma´dikerib, Arapların cesaretleriyle tanınmış süvarilerindendi. [307] İyi bir şairdi de. [308]
Amr b. Ma´dikerib, kavmi olan Benî Zübeyd´den[309] yanına on kişi alarak Hicretin 10. yılında[310] Medine´ye geldi. [311] Medine´ye gelince:
"Bu memleket halkının, Benî Amr b. Âmirlerden seyyidi, ulu kişisi kimdir " diye sordu.
"Sa´db.Ubâde´dir!" denildi.
Bunun üzerine, devesini çekerek, Sa´d b. Ubâde´nin evine kadar giderek devesini ıhdırdı.
Sa´d b. Ubâde dışarı çıktı ve ona:
"Merhaba=Hoşgeldin!" dedi ve hayvanının bağlanmasını ve kendisinin de ağırlanmasını uşağına emretti.
Sonra, onu ve yanındaki arkadaşlarını alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına götürdü.
Amr b. Ma´dikerib ve arkadaşları hemen Müslüman oldular.
Yüce Allah onlardan razı olsun!
Amr b. Ma´dikerib ve arkadaşları Medine´de birkaç gün oturduktan ve bahşişlerini aldıktan sonra yurtlarına döndüler. [312]
Kays b. Meşruh, Amrb. Ma´dikerib´in Peygamberimiz Aleyhisselama iman ve ikrarda bulunduğunu haber alınca, onu ölümle tehdide kalktı.
Amr b. Ma´dikerib de, söylediği uzun bir şiirle onu en ağır bir dille tahkir ve tehdit etti. [313]
Benî Kinde Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Kindelerin Kimlikleri, Yurtları,Temsilcilerinin Medine´ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Kindelerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Kinde (Sevr) b. Ufeyr, b. Adiyy, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b.Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´. [314] Kinde (Sevr) b. Ufeyr´in Remle binti Esed´den doğma Muaviye ve Eşred isimlerinde iki oğlu vardı. [315]
Kinanelerden şu kabileler türemiştir
1. Benî Muaviye,
2.Vehb,
3. Bedda1,
4. Râiş b. Haris, b. Muaviye, b. Sevr, b. Mürta1, b. Muaviye, b. Kinde,
5. Benî Sekâsik b. Eşres, b. Kinde,
6. Benî Sekûn b. Eşres, b. Kinde,
7-8. Tücîbler,
9. Benî Adiyy b. Eşres, b. Sekûn,
10. Benî Sa´d b. Eşres, b. Sekûn. [316]
Kindelerin yurtları Yemen´de olup, kendileri Hicaz´da ve Yemen´de kral idiler. [317]
Haris b. Amrü´l-Mahsûr b. Hucr Akîlü´l-Mürar, b. Amr, b. Muaviye, b. Haris ve şair İmriü´l-Kays´in babası Hucr b. Haris, Benî Kinane ve Benî Esedlerin kralı idiler.
Şurahbil b. Haris, Benî Temimlerle Rubabların,
Seleme b. Haris, Bekr b. Vâil ve Tağlib b. Vâillerin,
Ma´dikerib de Kays b. Aylanların kralı idi. [318]
Kinde temsilcileri Hicretin 10. yılında, [319] Kinde krallarından ve Hadramevtmirba1 sahibi (ganimetin dörtte birini almayetkilisi) [320] Eş´as b. Kays´ın başkanlığı altında seksen[321] veya altmış[322] binitli olarak gelip, Mescidde bulunduğu sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna vardılar.
Alınlarındaki uzun saçlarını iki yandan salmışlar, gözlerini sürmelemişlerdi.
Üzerlerinde yollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve cep ağızlan ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbelervardı.
Kinde temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdikleri zaman: [323]
"Senin menzilin burası mı !" diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben hükümdar değil, Muhammed b. Abdullah´ım!" buyurdu.
Kinde temsilcileri:
"Biz sana isminle hitap etmeyiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben Ebu´l-Kâsım´ım!" buyurdu.
Kinde temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselam için tereyağının içine bir çekirge gözü saklamışlardı.
"Ey Ebu´l-Kâsım! Biz senin için gizlenecek birşey gizlemiş bulunuyoruz! Nedir o şey " diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sübhanallah! Bu, ancak kâhinin yapacağı birşeydir. Kâhin de, kâhinliğe özenmek de ateştedir, cehennemdedir!" buyurdu.
Kinde temsilcileri:
"Öyle ise, senin Resûlullah olduğunu nasıl anlayacağız " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yerden bir avuç çakıl taşı alıp:
"Bunlar, benim Resûlullah olduğuma şehadet ederler!" buyurunca, taşlar Peygamberimiz Aleyhisselamın elinde teşbih etmeye başladılar!
Bunun üzerine, Kinde temsilcileri:
"Biz de şehadet ederiz ki; sen hiç şüphesiz Resûlullahsın!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah beni hak dinle peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitab indirdi ki, ona bâtıl ne önünden, ne de ardından gelip erişemez!" buyurdu.
Kinde temsilcileri:
"Bize ondan biraz okuyup dinletsene!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, Sâffât sûresinin başından:
"Saflar bağlayıp duranlara, sevk ve idare, men ve zecr edenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki; sizin İlahınız birdir!
O, göklerin, yerin ve bunlar arasında ne varsa hepsinin Rabbidir!
Doğuların da Rabbidir o!" (Sâffât: 1-5) mealli beş âyeti okuyup susmuştu.
Hiç kımıldamadan duruyordu. Gözleri yaşarmış, gözyaşları sakalına doğru akmaya başlamıştı.
Kinde temsilcileri:
"Biz senin ağladığını görüyoruz! Yoksa sen Seni Gönderenden korktuğun için mi ağlıyorsun " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Beni korkutan, ağlatan, Allah´ın beni kılıcın ağzı gibi ince ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki, ondan azıcık eğrilsem helak olurum!" buyurduktan sonra:
"Andolsun ki; sana vahyettiğimizi de dilersekgideriveririz, sonra da sen bize karşı onu geri çevirmek için hiçbir vekil (yardımcı) de bulamazsın!" (İsra: 36) mealli âyeti okudu. [324]
Sonra da Kinde temsilcilerine:
"Siz Müslüman oldunuz, değil mi " diye sordu.
Onlar da:
"Evet! Müslüman olduk!" dediler. [325]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyleyse, şu üzerinizdeki, boyunlarınızdaki ipekler, sırmalar ne diye duruyor !" buyurdu.
Bunun üzerine, Kinde temsilcileri elbiselerindeki ipekleri, sırmaları söküp attılar. [326]
Eş´as b. Kays:
"Yâ Rasûlalları! Bizler, Akîlü´l-Mürar oğullarıyız! Sen de Akîlü´l-Mürar oğlusundur! [327]
Biz sanıyoruz ki; siz de bizdensiniz. [328] Yoksa bizden değil misiniz " dedi. [329]
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi, güldü[330] ve:
"Bu soya kendilerini Abbas b. Abdulmuttalib ile Rebia b. Haris nisbet ettiler, bağladılar.
Abbas ve Rebia iki ticaret adamı idi.
Araplar arasında gezip dolaşırlarken, kendilerine:
´Siz kimlerdensiniz ´ diye soruldukça, onlar:
´Biz Akîlü´l-Mürar oğullarıyız!´ derler ve kendilerini bununla şerefli göstermek[331] ve canlarını korumak isterlerdi. [332]
Çünkü, Akîlü´l-Mürar oğulları Kinde kralları idiler. [333]
Onlarla ana tarafından* bir doğum münasebeti bulunmakla beraber, [334] hayır! Biz, bilakis, Nadr b. Kinane oğullarıyız!
Biz ne babamızın soyunu reddederiz, ne de anamızın soyuna tâbi oluruz!" buyurdu. [335]
Eş´as b. Kays da ana tarafından Akîlü´l-Mürar oğullarından idi.
Eş´as b. Kays:
"Ey Kinde cemaati! İşinizi bitirdiniz mi " diye sordu ve:
"Vallahi, kimin (ana tarafından olduğu halde babasının soyundan olduğunu) söylediğini işitirsem, ona seksen kamçı vururum!" dedi. [336]
Kinde temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onlardan her birine bahşiş olarak onar, Eş´as b. Kays´a ise oniki ukiyye gümüş verdi. [337]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hadramevt Kayllarına[338] ve Ulularına Yazılar Gönderişi
Hadramevtlerin Kimlikleri ve Yurtları
Tevrat´a göre, Hadramevt Kahtan´ın oğlu idi. [339]
Hadramevt´in, Kahtan´ın kardeşi Yahtan´ın oğlu olduğu da söylenir. [340]
Hadramevt, Yemen´de, Aden´in şarkında deniz yakınında geniş bir nahiye olup, Ahkâf diye tanınan birçok kum tepeleriyle çevrilmiştir.
Peygamber Hûd Aleyhisselamın kabri de oradadır.
Hadramevt ile San´â arası yetmişiki fersah, yani onbir günlük yoldur.
Hadramevt´in Aden ile arası ise bir aylık yoldur.
Hadramevt b. Kahtan gelip burada konakladığı için, hem buraya, hem de burada oturan kabilelere Hadramevt ismi verilmiştir. [341]
Hadramevt Kayl ve Ulularının İslâmiyete Davet Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselam: 1. Zür´a,
2. Kahd,
3. Besiyy,
4. Buhayra,
5. Abdi Külal,
6. Rebia,
7. Hucr.. gibi Hadramevt kayllarına ve ulularına yazılar yazdırıp, kendilerini İslâmiyete davet etti.
Haklarında söylenen şiirlere göre, bunlar Müslüman oldular. [342]
Allah onlardan razı olsun![343]
Hadramevt Krallarından Bazılarının Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Hadramevt krallarından:
1. Cemd,
2. Mıhves,
3. Mişrah,
4. Veb´daa, Kinde temsilcileriyle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama geldiler ve Müslüman oldular. [344]
Bunlar, Kindelerden Benî Hucrü´l-Kârid b. Hârisü´l-Vellâdelerden dört kral idiler. [345]
Kinde temsilcilerinin Medine´ye gelişi, Hicretin 10. yılında idi. [346]
Mıhves:
"Yâ Rasûlallan! Allah´a dua et de, dilimden şu tutukluğu gidersin!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona dua ve Hadramevt zekatından geçimlik de tahsis etti. [347]
Mıhves b. Ma´dikerib b. Velia, arkadaşlarıyla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrıldıkları zaman, yüz, göz felcine uğradı.
İçlerinden bazıları geri döndüler ve:
"Yâ Rasûl allan! Arapların ulusu felce uğradı! Bize bunun devasını göster " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Büyük bir iğne alınız, onu ateşte kızdırınız!
Sonra da gözünün kapağını tersine çeviriniz. İğneyi onun üzerine bastırınız! İyileşir, eski haline döner!
Vallahi, sizin yanımdan çıkıp gittiğiniz zaman ne söylediğinizi biliyorum!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın tarif ettiğini yaptılar, Mıhves iyileşti. [348]
Vâil b. Hucr´un Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Vâil b. Hucr´un Kimliği
Vâil´in babası Hucr, Yemen krallarından olup, [349] Kahtan´a kadar ata soyu şöyle sıralanır Vâil b. Hucr, b.Saîd, b. Mesruk, b. Vâil, b. Numan.b. Rebia, b. Haris, b. Avf, b. Sa´d, b. Avf, b. Adiyy, b. Malik, b. Şurahbil, b. Haris, b. Malik, b. Mürre, b. Himyerî, b. Zeyd, b. Hadramî, b. Amr, b. Abdullah, b. Hânî, b. Avf, b. Cürhüm, b. Abdi Şems, b.Zeyd, b. Ley, b. Kahtan. [350]
Vâil b. Hucr, Medine´ye gelmeden önce, Peygamberimiz Aleyhisselam onun gelmekte olduğunu ashabına müjdelemiş ve:
"Size, Vâil b. Hucr, uzak bir yerden, Hadramevt´ten Allah´a ve Resûlüne itaat ederek geliyor!
O, kral oğullarının bakiyyesidir!" buyurmuştu. [351]
Vâil b. Hucr der ki:
"Peygamber Aleyhisselamın zuhuru haberi bana eriştiği zaman, mülk ve saltanatı bıraktım. [352]
Medine´ye gelince, Resûlullah Aleyhisselam ile buluşmadan önce, Resûlullah Aleyhisselamın ashabıyla buluştum. [353]
Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabı bana:
´Peygamber Aleyhisselam senin geleceğini üç gün önce bize müjdeledi. [354] ´Vâil b. Hucr, size geliyor!´ dedi´ dediler." [355]
Bundan sonra Vâil b. Hucr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi. [356] ve Peygamberimiz Aleyhisselamı selamladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam da onun selamına karşılık verdi. [357]
Vâil b. Hucr
"Ben, İslâmiyeti ve hicreti özleyerek geldim!" dedi. [358]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Merhaba=Hoşgeldin, safa geldin!" buyurdu ve hemen kendisinin üzerindeki ridasını onun için yere serip üzerine onunla birlikte oturdu. [359]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Vâil b. Hucr´un gelişine sevinerek Müslümanların toplanmaları için nida ettirdi. [360]
Müslümanlar toplanınca, minbere çıktı, Vâil b. Hucr"u da minbere çıkardı. Allah´a hamd ü senada bulunduktan ve peygamberlere salât ü selam getirdikten sonra:
"Bu Vâil b. Hucr, size uzak beldelerden, Hadramevtten hiç zorlanmadan[361] Yüce Allah´ı, Allah´ın Resûlünü ve dinini özleyerek[362] gelen, kral oğullarının bakiyyesidir!
Allah´ım! Vâil b. Hucr hakkında, onun oğlu hakkında, oğlunun oğlu hakkında bereket ihsan et!" diyerek bereket duası yapti. [363]
Vâil´in başını eliyle sığadı. [364] Minberden indi.
Medine´nin uzakça bir yerindeki,[365] Harre mevkiindeki bir eve[366] indirilip orada ağırlanmasını Muaviye b. E bu Sütyan´a emretti.
Muaviye b. Ebu Süfyan yaya, Vâil b. Hucr da devesine binmiş olarak oraya[367] veya Peygamberimiz Aleyhisselamın verdiği araziyi Vâil b. Hucr"a göstermeye giderken, [368] Muaviye b. Ebu Süfyan:
"Ey Vâil! Kızgın yol üzerinde yalınayak yürümek ayağımın altını yaktı, kavurdu! [369] Ayakkabını bana at[370] da, güneşin sıcağından onunla korunayım!" dedi. [371]
Vâil b. Hucr "Hayır! Benim giydiğim ayakkabıyı sen giyemezsin! [372] Sen kralların giydiklerini giyebilecek kişilerden değilsin!
Onu sana emaneten bile vermekten hoşlanmam! [373]
Yemenliler bir kralın ayakkabısını yedicisinin giydiğini işitmemişlerdir! [374]
Fakat, istersen, senin için devemi kısar, yavaşlatabilirim. Sen de devemin şu iki yanında, [375] gölgesinde yürürsün! [376] Ayağın için devenin gölgesinden yararlanırsın! [377]
Bu, sana şeref olarak yeter!" dedi. [378]
Muaviye b. Ebu Süfyan:
"Öyle ise beni terkine alsan!" dedi. [379]
Vâil b. Hucr
"Sus! [380] Sen kralların terkisine binecek kimse olamazsın! [381] Sen kralların terkisine binebilecek bir kimse değilsin! [382] Kral oğullarından değilsin!" dedi. [383]
Vâil b. Hucr İçin Yazılar Yazılışı
Vâil b. Hucr, ülkesine gitmek istediği zaman: [384]
"Yâ Rasûlallah! Benim için kavmime bir yazı yaz!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yaz ey Muaviye! Onun hakkında Abâhile krallarına!" [385] diyerek şöyle yazdırdı:
"Onlar namazı kılacaklardır!
Zekatı vereceklerdir!
Sadaka ve zekat, yılın çoğunda yabanda yayılan ve sayıları kırkı bulup aşan davarlardan alınacaktır.
Ayrı bulunan hayvanlar zekat için bir yere toplanmayacak, toplu olanları da ayrılmayacaktır.
Zekat ve sadakaları teslim almak için hayvanları bir yerden başka bir yere sürdürüp götürmek ve iki nisab arasındakine de zekat yoktur.
Zekat ve sadakalar, ancak mal sahiplerinin yurtlarında teslim alınacaktır.
Değiş-tokuş yoluyla mihirsiz evlendirme yoktur.
Onlar, Müslümanların askerî birliklerine yardım etmek, her on kişi için bir dağarcık hurma yüklemekle mükelleftirler.
Ekini yetişmeden satan kişi ribâ (faiz) yemiş olur!" [386]
Vâil b. Hucr
"Yâ Rasûlallah! Cahiliye çağında malik bulunduğum, Himyer ve Hadramevt krallarının da şahit oldukları arazim hakkında da benim için bir yazı yaz!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam da, şöyle yazdı (yazdırdı): "Bismiİlâhirrahm ânirrahîm[387]
Bu, Muhammed Peygamberin Hadramevt kralı Vâil b. Hucr"a yazısıdır: İşte, sen Müslüman oldun!
Malik bulunduğun araziyi ve hisarları yine sana temlik ettim. Mahsulünün her onda biri vergi olarak senden alınacaktır! Bu işe adalet sahibi bir kimse bakacaktır.
Din durdukça bu hususta haksızlık yapılamayacağını sana temin ederim! Peygamber ve mü´minler bu işte yardımcıdırlar." [388]
Vâil b. Hucr´un Hadramevt Baş Krallığına Tayin Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Vâil b. Hucr´u Hadramevt kralları üzerinde baş kral olarak görevlendirdi. [389]
Bu hususta Muhacir b. Ebi Ümeyye´ye yazdığı yazıda şöyle buyurdu:
"B ismi llâhirrahm ânirrahîm
Vâil, Hadramevt´in neresinde olurlarsa olsunlar, bütün krallar üzerine âmir ve başkan olacaktır." [390]
Küleyb b. Esed´in Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Amr b. Muhâcirü´l-Kindî´nin bildirdiğine göre; Hadramevt halkından Küleyb b. Esed b. Küyeyb´in annesi Tehnat binti Küleyb, Peygamberimiz Aleyhisselama bir elbise yaparak oğlu Küleyb´e vermiş ve:
"Bu elbiseyi Peygamber Aleyhisselama götür!" demişti.
Küleyb, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiği zaman, söylediği bir şiirinde:
"Sen, geleceğini haber aldığımız peygambersindir ki, seni bize Yahudi bilginleri [İbn Sa´d´a göre; Tevrat1] ve gelen peygamberler müjdelemişti!" dedi.
Getirdiği elbiseyi Peygamberimiz Aleyhisselama verip Müslüman olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam onun başını sığadı ve onun için Allah´a dua etti. [391]
Küleyb´in oğullarından birisi kavminden kendisine çatanlara karşı bununla öğünmüş:
"Resûlullah bizim babamızın başını sığamış, Benî Büceyrlerin ileri gelenlerinin bile başını sığa-mamıştır! Onların gençleri de, yaşlıları da kınamakta eşek dişleri gibi birbirlerine eşittirler!" demiştir. [392]
Benî Rehâ Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Rehâların Kimlikleri, Temsilcilerinin Medine´ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Rehâlar, Kahtan ve Kehlan´ın soyundan gelen[393] Mezhiclerden bir kabiledir. [394]
Benî Rehâların ata soyları şöyle sıralanır: Benî Reha b. Münebbih, b. Harb, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, [395] b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´. [396]
Hicretin 10. yılında Benî Rehâlardan onbeş kişilik bir temsilci heyeti gelip Remle binti Hâris´in konağına indiler. [397]
İçlerinde Benî Süleym b. Reha b. Münebbihlerden[398] Amr b. Sübey1 de bulunuyordu. [399]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Reha temsilcilerinin yanlarına vardı. Uzun müddet yanlarında kalıp onlarla konuştu.
Benî Reha temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselama hediyeler sundular. Sundukları hediyeler arasında Mirvah diye anılan bir at da bulunuyordu. Mirvah, üzerine binilip yürütülünce, Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti.
Benî Reha temsilcileri Müslüman oldular.
Kendilerine Kufân-ı Kerîm ve ferâiz öğretildi.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´ye gelen elçilere verdirdiği bahşişler gibi, Benî Reha temsilcilerine de bahşişler verdirdi.
Temsilcilerin içtimaî durumlarına göre, her birine en az beş, en çok oniki buçuk ukiyye gümüş olarak bahşişlerini dağıttırdı. [400]
Amr b. Sübey1 için bir sancak bağladı. [401] Benî Reha temsilcileri Medine´den ayrılıp yurtlarına döndüler. [402]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Suayr b. Addâ´yı Koruyucu Tayin Edişi
Suayr´ın Kimliği
Suayr b. Addâ, Fürey´alara mensuptu. [403] Hicazlılardan sayılırdı. [404] Kendisinin Bekkâlara mensup olduğu da rivayet edilir. [405]
Buna göre; Benî Bekkâ Rebia b. Âmir, b. Rebia, b. Âmir, b. Sa´saalardandı. [406]
Abdullah b. Yahya b. Selman der ki:
"Suayr b. Addâ´ın oğlu[407] bana geldi. Kendisinin yanında bulunan[408] ve Resûlullah Aleyhisselam tarafından yazılan[409] yazıyı bana gösterdi.
Yazıda:
´Allah´ın Resûlü Muhammed´den Suayr b. Addâya! Ben seni Rahih´a* bekçi ve koruyucu yaptı m. [410] Oradan koruyup geçireceğin yolcuların verecekleri bahşişleri de sana bıraktım´ buyuruluyordu." [411]
Benî Gâfık Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi
Benî Gâfıkların Kimlikleri
Benî Gâfiklar, Kahtan´ın soyundan gelen Akk oymağından olup, ata soyları şöyle sıralanır Benî Gâfık b. Şâhid, b. Alkame, b. Akk,[412] b. Adnan, b. Abdullah, b. Ezd. Abdullah b. Ezd´in:
1. Adnan,
2. Kam,
3. Haris,
4. Abdullah isimlerinde dört oğlu olup, Adnan ile Kam´dan iki kabile türemiştir. [413]
Benî Gâfiklardan Cüleyha b. Şeccar b. Suharü´l-Gâfıkî, kavminden bazı adamlarla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama gelip:
"Yâ Rasûlallah! Biz, kavmimizin olgunluk çağında bulunanlarıyız. Müslüman olmuş, zekat ve sadakalarımızı da teslim etmek üzere yanımızda tutmuş bulunuyoruz" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Müslümanlar için tanınan haklar, sizin için de tanınacaktır. Onların mükellef bulundukları şeylerle siz de mükellef bulunacaksınız!" buyurdu.
Avz b. Süreyrü´l-Gâfıkî:
"Biz Allah´a iman ettik ve Resûlullaha tâbi olduk!" dedi. [414]
Allah hepsinden razı olsun![415]
Benî Bârık Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Bârıkların Kimlikleri
Benî Banklar Kahtan´ın soyundan gelen Ezd kabile5indendir1er. [416]
Benî Bankların ata soyları şöyle sıralanır Benî Bârık Sa´d b. Adiyy, b. Harise, b. Salebe, b. Amr Müzeykıyâ. [417]
Benî Bank temsilcileri Medine´ye geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam onları İslâmiyete davet edince, hemen Müslüman oldular, Peygamberimiz Aleyhisselama bey´at ettiler.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Banklar için bir yazı yazdı, yazdırdı. Yazısında şöyle buyurdu:
"Bankların meyve ağaçları kesilmeyecektir!
Kendileri istemedikçe, yağmur düşen baharlık ve yazlık yurtlarında hayvan da otlatı İm ayacaktır!
Onlar, harb veya kıtlık sıralarında Müslümanlardan kendilerine uğrayacak kimseleri üç gün konuklamakla mükelleftirler.
Onların meyveleri yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparmamak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartyla, yere dökülenlerden karınlarını doyurabilirler.
Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Huzeyfe b. Yeman şahit oldu ve bunu Übeyy b. Ka´b yazdı." [418]
Sa´du´l-Âşirelerden Zübab´ın Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Sa´du´l-Âşirelerin Kimlikleri
Benî Sa´du´l-Âşineler Kahtan´ın soyundan gelme Kehlan´ın soyundan idiler. [419]
Benî Sa´du´l-Âşirelerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Sa´du´l-Âşire b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b.Zeyd, b. Kehlan, [420] b. Sebe1.
Sa´du´l-Âşire´nin dokuz oğlu vardı. [421]
Sa´du´l-Âşire denilmesi de, neslinden üçyüz atlı yetişmiş olup, kendisiyle birlikte giderlerken "Kim bunlar " diye soranlara, göz değmesinden korkarak "Aşiretimdir!" demesinden ileri gelmiştir. [422]
Sa´du´l-Âşirelerin Ferraz diye anılan bir putları olup, ona tazimde bulunurlardı.
Putun bakıcısı da, Enesullah b. Sa´du´l-Âşirelerden İbn Rakbiyye veya Vakşâ idi.
Kendisi cinlerden birisiyle görüşür, cin ona olan bitenleri gelip haber verirdi.
Bir gün Rakbiyye, Zübab´ın yüzüne bakarak:
"Ey Zübab! Ey Zübab! Ey Zübab! Dinle, şaşılacak olanların şaşılacak olanını:
Muhammed, Kitabla gönderilmiş! Mekke´de halkı davete başlamış! Davetine icabet edilmemiş!" dedi.
Zübab:
"Ne demektir bu " diye sorunca, Ferras putunun bakıcısı:
"Bilmiyorum! Bana böyle denildi!" cevabını verdi. [423]
Aradan bir müddet geçtikten sonra, Zübab Peygamberimiz Aleyhisselamın ortaya çıktığını ve Medine´ye geldiğini işitince, Sa´du´l-Âşire´nin putu olan Ferras´ın yanına vardı. VUrup onu kırdı. [424]
Elçi olarak[425] Peygamberimiz Aleyhisselama gelip Müslüman oldu.
Zübab, bu hususta söylediği şiirde:
"Hidayetle geldiği zaman, Resûlullaha tâbi oldum.
Ferras´ı hor ve hakir bir halde gerimde bıraktım[426]
Üzerine öyle bir yürüyüşle yürüyüp onu kırdım ki, dünyada hiç olmamış, yokmuş gibi yaptım. [427]
Allah´ın dinini açıkladığını görünce ve Resûlullah beni ona davet edince, davetini hemen kabul ettim. [428]
Sağ oldukça İslâm´a yardımcı olarak sabahlayacağım!
Boynumu ve göğsümü onun yoluna koymuşumdur!" dedi. [429]
Yüce Allah ondan razı olsun![430]
Benî Cu´fî Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olduktan Sonra İrtidat Etmeleri
Benî Cu´filerin Kimliği
Benî Cu´fîler Kahtan´ın soyundan gelen Sa´dü´l-Âşirelenden bir oymak idiler. [431] Cu´fî b. Sa´du´l-Âşire´nin
1. Metran,
2. Harim isimlerinde iki oğlu vardı. [432]
Peygamberimiz Aleyhisselama temsilci olarak gelen iki kişiden birisi Kays b. Seleme, b. Zeyd, b. Meşce´a, b. Mücemmi1, b. Malik, b. Ka´b, b. Sa´d, b. Avf, b. Harim, b. Cu´fî[433] olup, Merran´ın soyun-dandı. [434] Diğeri de Kays´ın ana-baba bir kardeşi olan Seleme idi.
Müslüman oldular. [435]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kays b. Seleme için bir yazı yazıp, yazısında şöyle buyurdu:
"Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Kays için yazılan yazıdır.
Ben seni Merran ve müttefiklerinden, Cehm ve müttefiklerinden, Kilâb ve müttefiklerinden namaz kılanlar, zekat verenler, mallarını verecekleri sadakalarla saf hale getirenler üzerine vali tayin ettim." [436]
Cu´fîler, Cahiliye çağında hayvan kalbini yemeyi kendilerine yasaklamışlardı.
Peygamberimiz Al eyhisselam, bunlara:
"Bana erişen habere göre, siz yürek yemez imişsiniz, öyle mi " diye sordu.
Temsilciler:
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
"Siz onu yemedikçe, Müslümanlığınız tamamlanmaz!" buyurdu.
Onlar için kızarmış bir yürek getirtip, Seleme b. Yezid´e verdi.
Seleme onu alınca, eli titremeye başladı.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
"Ye onu!" buyurdu.
Seleme yedi ve söylediği bir beyitte:
"Ben yüreği istemeyerek yedim. Parmaklarım ona dokunduğu zaman titredi!" demiştir. [437]
Temsilciler, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Yâ Rasûlallah! Anamız Müleyke binti Hulüvv esirlerin esaret bağlarını çözer, açları doyurur, hiçbir şeyleri bulunmayanlara acır, [438] akrabalık haklarını gözetir, misafirleri ağırlardı.
Kendisi Cahiliye çağında[439] dönüp gitti. [440]
Bu yaptığı iyiliklerin ona bir yararı olacak mı " diye sordular.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
"Hayır! Yararı olmayacaktır!" buyurdu.
Temsilciler:
"Anamız Cahiliye çağında kızkardeşimizi, [441] kendisinin küçük kızını[442] diri diri toprağa gömmüştü . [443]
Kendisinin hali ne olacaktır " diye sordular. [444]
Peygamberimiz Al eyhisselam:
"Kız çocuğunu diri diri toprağa gömen, ateşte, cehennemdedir! [445] Ancak, İslâmiyete erişen çocuk gömücünün suçunu Allah bağışlar! [446]
Diri diri gömülen kız çocuğu ise cennettedir!" buyurdu. [447]
Temsilciler, kızarak kalkıp gittiler ve:
"Vallahi, adam bize hem yürek yedirdi, hem de anamızın ateşte, cehennemde olduğunu söyledi!
O, kendisine asla tâbi olunmayacak bir kimsedir!" diyerek çıkıp gittiler.
Cu´fTtemsilcileri, yolda yanında Peygamberimiz Aleyhisselamın zekat develeri bulunan birzâta rastladılar. Onu tutup bağladılar, develeri de sürüp götürdüler.
Peygamberimiz Al eyhisselam hadiseyi haber alınca onlara lanet etti. [448]
Cu´fîlerden Ebu Sebre´nin İki Oğluyla Birlikte Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Ebu Sebre´nin Kimliği
Cu´fîlerden Ebu Sebre´nin ata soyu şöyle sıralanır Ebu Sebre Yezid b. Malik, b. Abdullah, b. Züeyb, b. Seleme, b. Amr, b. Zühl, b. Merran, b. Cu´fî, [449] b. Sa´du´l-Âşire. [450]
Cu´fîlerden Ebu Sebre, oğulları Sebre ve Aziz´i yanına alarak Medine´ye geldi, [451] Müslüman oldular. [452]
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Sebre´nin Aziz adındaki oğluna:
"Senin adın nedir " diye sordu.
"Aziz!" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! Aziz ancak Allah´tır. Sen Abdurrahman´sın! [453]
İsimlerin Allah´a en sevgili olanı, Abdullah ve Abdurrahman´dır!" buyurdu. [454]
Ebu Sebre:
"Yâ Rasûlallah! Avucumda bir hıyarcık peyda oldu, hayvanımın yularını tutmama engel oluyor!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam bir ok getirtti. Oku o hıyarcığın üzerine sürünce, hıyarcık kaybolup gitti.
Ebu Sebre ile oğlu için de dua etti.
Ebu Sebre:
"Yâ Rasûlallah! Kavmimin Yemen´deki Hurdan[455] veya Cürdan[456] vadisini bana tapulasan!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam öyle yaptı, [457] tapuladı. [458]
Benî Anslerden Rebia b. Reva´ın Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Anslerin Kimliği
Benî Ansler Kahtan´ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden idiler.
Benî Anslerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Ans b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd , b. Kehlan, [459] b. Sebe´, [460]
Benî Ans kabilesinden Rebia[461] b. Reva´ü´l-Ansî[462] Medine´ye gelip Peygamberimiz Aleyhisselamı akşam yemeğini yerken buldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam onu yemeğe davet etti. [463]
Rebia b. Reva1 da oturup yedi.
Yemek yediği sırada Peygamberimiz Aleyhisselam ona yönelerek:
"Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed´in de O´nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet eder misin " diye sordu.
Rebia b. Reva1:
"Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed´in de Allah´ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim!" dedi. [464]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen umarak mı, yoksa korkarak mı geldin " diye sordu.
Rebia:
"Ummak mı ! Vallahi elinde mal yok ki umayım!
Korkuya gelince; vallahi ben öyle biryurttayımdır ki, senin askerlerin oraya ulaşamazlar!
Fakat, ben korkutularak korktum: Bana ´Allah´a iman et!´ denildi. Ben de ´İman ettim!1 dedim" dedi. [465]
Rebia Medine´de oturduğu müddetçe Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına sık sık gelip gitti.
Yurduna dönmek üzere vedalaşmaya geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Git! Eğer kendinde bir rahatsızlık hissedersen, hemen bir köye yaklaşıp köy halkına sığın!" buyurdu.
Rebia çıkıp gitti. [466]
Yolun bir kesiminde bulunduğu sırada hummaya tutuldu, en yakın köye, [467] köy halkına[468] sığındı ve orada vefat etti. [469]
Allah ondan razı olsun![470]
Benî Mehre Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Mehrelerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Mehreler, Kudâa kabilelerinden olup, [471] ata soyları şöyle sıralanır Benî Mehre b. Haydan, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa. [472]
Benî Mehrelerin yurtları, Yemen´in deniz sahilinde, Amberlerin toprağındaki Şıhhîr nahiyesidir.
Benî Mehrelerden bazı kişiler, Mehrîb. Ebyaz´ın başkanlığı altında temsilci olarak Peygamberimiz Aleyhisselarma geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam Müslüman olmalarını teklif edince, onlar hemen Müslüman oldular.
Allah hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Mehre temsilcilerine bahşişler verdirdi ve bir de yazı yazdırdı.
Yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
"Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Mehrî b. Ebyaz ile Mehrelerden iman etmiş olanlar için yazılmıştır:
Onlara baskın yapılmayacak, savaş da açılmayacaktır.
Kendileri İslâm şeriatlarını yerine getirmekle mükelleftirler.
Kim dinini değiştirirse, Allah´a isyan etmiş, savaş açmış olur.
Kim de O´na iman ederse, onun için, Allah´ın himayesi ve Resûlullahın himayesi vardır.
Kaybolup bulunmuş olan şeyler, ürküp kaçmış olan yaylım hayvanları sahiplerine verilecektir.
Hacda ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, timak kesmek, koltuk altı ve edeb yeri tüylerini gidermek günahtır. Kadına yaklaşmak da günah işlemektir.
Bu yazıyı Muhammed b. Meslemetü´l-Ensârî yazdı ." [473]
Benî Mehrelerden Züheyr b. Kırdım´ın Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Mehrelerden Züheyr b. Kırdım da, temsilci olarak Peygamberimiz Aleyhisselama geldi.[474] Züheyr uzak yerlerden geldiği için, Peygamberimiz Aleyhisselam ona yakınlık gösterdi, ikramda bulundu.
Yurduna dönmek istediği zaman ise, onu hemen bırakmadı.
Giderken de, kendisine binit verdi.
Züheyr b. Kırdım yurduna dönüp gideceği zaman onun için bir yazı da yazdırdı.
Bu yazı, İbn Sa´d´ın (vefatı: 230 Hicrî) zamanına kadar onların yanında bulunuyordu . [475]
Benî Sadif Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi
Benî Sadiflerin Kimliği ve Temsilcilerinin Medine´ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Sadifler, Benî Hadramevtlene dahildirler.
Sadif´in ata soyu şöyledir: Sadif b. Eslem, b.Zeyd, b. Malik, b.Zeyd, b. Hadramevtül-Ekber.
Hadramevt ise Kahtan´ın oğludur. [476]
Hadramevt´in, Kahtan´ın kardeşi Yaktan´ın oğlu olduğu da söylenir. [477]
Rivayete göre; Sadif, yurtlarını Seylü´l-Arim bastığı zaman kavmindan ayrılır, tek başına çıkar gider.
Gassan krallarından bazılarının onun ardından saldığı süvariler sulu ve ağaçlı Arap yurtlarına uğrayıp Sadif´i sordukça:
"Sadif bizden ayrıldı, bir daha onun yüzünü görmedik!" cevabını alırlar.
467. En sonunda Sadif, Kinanelere karışır, onlarla birlikte bulunur. [478] Benî Sadif temsilcileri, [479] Hicretin 10. yılında, Hâccetü´l-Vedâ yılında[480] Peygamberimiz Aleyhisselama geldiler.
Gelenler ondan fazla olup, uzun bacaklı genç develer üzerinde idiler. Üstlerinde izarve ridalan (altlı-üstlü elbiseleri) vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselama eviyle minberi arasındaki yerde rasüadılar. [481]
Selam vermeden oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Siz Müslüman mısınız " diye sordu.
Sadif temsilcileri:
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyleyse, niçin selam vermediniz " diye sordu.
Sadif temsilcileri hemen ayağa kalktılar ve:
"Esselamü aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetullah!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Ve aleykümüsselam! Oturunuz!" buyurdu. Oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselama namaz vakitleri hakkında sorular sordular. [482]
Peygamberimiz Aleyhisselam da, onlara namaz vakitlerini bildirdi. [483]
Allah onlardan razı olsun![484]
Benî Ceyşan Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi
Benî Ceyşanların Kimliği
Geyşan, Yemen´de bir şehir olup, [485] oraya Geyşan b. Gaydan, b. Hacr, b. Zû Ruayn (Yerim), b. Zeyd, b. Seril, b. Amr, b. Kays, b. Muaviye, b. Cüşem, b. Abdi Şems, b. Vâil, b. Gavs, b. Katan, b. Züheyr, b. Gavs, b. Eymen, b. Hemeysâ, b. Himyer, b. Sebe1 gelip konduğu için Geyşan adı verilmiştir. [486]
Abdan b. Hacr b. Zû Ruayn´ın da lakabı Geyşan olup, Ceyşânîler diye anılan cemaat ona mensup-turiar. [487]
Rivayete göre; Ebu Vehbü´l-Ceyşânf, kavmindan bazı kişilerle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama geldi. [488]
Benî Geyşan temsilcileri, Yemen´de baldan yapılan biti1, arpa ve darıdan yapılan mizr dedikleri içkiyi içmenin hükmünü Peygamberimiz Aleyhisselamdan sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"(İçtiğiniz zaman) bunlardan sarhoş oluyor musunuz " diye sorunca, temsilciler
"Çok içersek bizi sarhoş eder!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır!" buyurdu.
Temsilciler, (kendisi içmeyip) işçilerine içirmek için içki edinen kimse hakkındaki hükmü de sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"(İster kendisi içsin, ister işçisine içirsin) her sarhoş edici içki haramdır!" buyurdu. [489]
Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine´ye Gelmeleri ve Müslüman Olmaları
Benî Hanîfelerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Hanîfeler, Adnan´ın soyundan gelen[490] Rebia b. Nizar kabileleri oymaklarındandır. [491] Benî Hanîfelerin ata soyları şöyledir: BenîHanîfe b. Lüceym, b. Sa´b, b. Aliyy, b. Bekr, b.Vâil. [492] BenîHanîfe b. Lüceym...´den:
1. BenîDü´l b. Hanîfe,
2. Benî Adiyy b. Hanffe,
3. BenîÂmir b. Hanîfe,
4. BenîSühaym b. Mürre, b. Dül b. Hanîfe... gibi oy m a ki ar türemiştir. [493]
Benî Hanîfelerin konak yerleri Yemâme olup, bunun eski adı Cev idi.
Yemâme binti Sehm b. Tasm´dan dolayı, [494] veya kapısında Cedilelerden Yemâme binti Mürr adında bir kadın asıldığı için Yemâme adı veri I mistir. [495] Yemâme, Tasm ve Cedislerin konak yerleri idi. Yemâme ile Bahreyn arası on günlüktür. Yemâme, Necd bölgelerinden sayılır. Bölgelerin en güzeli ve en bereketlisi, meyve ve hurma ağaçlan en çok olanıdır. [496]
Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine´ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Hicretin 10. yılında, [497] Benî H anîfelerin temsilcileri olarak gelen kişilerin sayısı ondan fazla idi. [498] Onyedi kişi idiler. [499]
1. Rehhâl b. Unfüve,
2. Sülmâ b. Hanzale,
3. Talk b. Ali,
4. Humran b. Câbir,
5. Ali b. Sinan,
6. Ak as b. Seleme,
7. Zeyd b. Abd-i Amr,
8. Müseylime b. Hubeyb, [500]
9. Müccaa b. Mürâre[501] gelenler arasında idi.
Sülmâ b. Hanzale, temsilcilere başkanlık ediyordu. [502]
Benî Hanîfe temsilcileri Müseylime´yi hayvan ve ağırlıklarını görüp gözetmek üzere gerilerinde bırakmışlardı . [503]
Kendisine "Rahmânü´l-Yemâme" denilirdi. [504]
Müseylime´nin Benî Hanîfieler katında önemli bir mevkii vardı.
Müseylime, Peygamberimiz Aleyhisselamın meclisinde bulunmayı onuruna yediremediği için, hayvanların ve ağırlıkların yanında kalmayı kendisi tercih etmişti. [505]
Benî Hanîfe temsilcileri Remle binti Hâris´in konağına indirildiler. [506]
Sabah akşam yemek olarak kendilerine kâh ekmekle et, kâh ekmekle süt, kâh ekmekle yağ verilmek, bazen de hurma dağıtılmak suretiyle ağıriandılar. [507]
Benî Hanîfe temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip selam verdiler, şehadet getirdiler. [508] Müslüman oldular. [509]
Medine´de günlerce oturdular. [510] Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip geldiler. [511] Übeyy b. Ka´b´dan Kur´ân-ı Kerîm öğrendiler. [512]
Rahhâl b. Unfüve´nin Übeyy b. Ka´b´dan[513] okumasını öğrendiği, Bakara süresiyle Kur´ân-ı Kerîm´in bazı sûreleri idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Hanîfie temsilcilerinden Müccaa b. Mürâre´ye istemiş olduğu sahipsiz, ölü, hâlî bir araziyi bağışlamıştı. [514]
Kendisine, bu hususta bir de yazı yazıp verdi.
Yazıda şöyle buyurdu:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed´in Müccaa b. Mürâre b. Sülmâ için yazdığı yazıdır.
Ben sana Gavre´yi, Gurâbe´yi ve Hubel´i verdim, tapuladım.
Bu hususta sana itiraz eden kimse bana getirilsin!" [515]
Benî Hanîfe temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onların her birine beşer ukiyye gümüş verilmesini emretti ve verildi. [516]
Temsilciler:
"Yâ Rasûlallah! Bizim için ağırlıklarımızı ve hayvanlarımızı görüp gözetsin, korusun diye bir arkadaşımızı gerimizde bırakmıştık" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona da arkadaşları hakkında olduğu gibi beş ukiyye gümüş verilmesini emretti ve:
"O ağırlıklarınızı ve hayvanlarınızı koruduğuna göre, onun işi sizinkinden kötü değildir!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu sözü Müseylime´ye haber verilince:
"Peygamberlik işinin bana kalacağını anladı[517] da böyle söyledi!" dedi. [518]
Peygamberimiz Aleyhisselam; yanına hatibi Sabit b. Kays b. Şemmasu´l-Ensârîyi alarak Müseylime´nin yanına gitti.
Peygamberimiz Aleyhisselam elinde yapraklı bir hurma dalı, budağı olduğu ve Müseylime de arkadaşlarının içinde bulunduğu sırada onun karşısına varıp durdu. Onunla İslâmiyet hakkında konuştu.
Müseylime, peygamberlik payesinden kendisine bir pay verilmesini istedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Değil peygamberlikten bir pay, şu elimdeki dal, budak parçasını da benden istesen, onu bile sana vermem! Sen cehennemlik olman hakkındaki Allah´ın hüküm ve takdirini geçemezsin! Eğer sen bana ve hakka karşı koyarsan, Allah seni muhakkak helak ve yok eder! Ben kesin olarak sanıyorum ki; sen, gördüğüm eşkâle göre, rüyamda bana gösterilen kişisin!
İşte şu, Sabit´tir! Benim tarafımdan sana gereken cevabı o verecektir!" buyurduktan sonra, Müseylime´nin yanından dönüp gitti. [519]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hanîfe Temsilcilerine Emir ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Hanîfe temsilcilerine, içinde su bulunan bir matara, su kabı verdi ve:
"Yurdunuza vardığınız zaman kilisenizi yıkınız! Yerine bu suyu saçınız ve orayı mescid yapınız!" buyurdu. [520]
Kilise Kurran´da* idi. [521]
Benî Hanîfe temsilcileri Yemâme´ye döndüler ve Peygamberimiz Aleyhisselamın buyruğunu yerine getirdiler. [522]
Matarayı Medine´den getiren Ak´as b. Mesleme mataradaki suyu yıkılan kilisenin yerine saçtı . [523]
Matara kendisinin yanında kaldı. [524]
Benî Hanîfe temsilcilerinden Talk b. Ali Kurran mescidinin müezzini oldu. [525]
Kurran kilisesinin papazı, ezan sesini işitince:
"Bu bir hak kelimesidir ve hak davetidir!" diyerek[526] ve ilenerek oradan kaçıp gitti[527] ve kendisini bir daha göremediler. [528]
Vebr b. Yuhannis´in Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu ve Müslümanlığını Ebnâlar Arasında Yayışı
Vebr´in Kimliği ve Medine´ye Geliş Tarihi
Vebr b. Yuhannis Yemen´de bulunan Ebnâlardandı. Hicretin 10. yılında Medine´ye gelip Müslüman oldu.
Vebr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılınca, Yemen´deki Ebnâların yanına vardı. [529]
Onları İslâmiyete davet etti. [530]
Evlerine misafir olduğu Numan b. Büzürc´ün kızları da Müslüman oldular.
Vebr, Feyruz b. Deylemî´ye adam salıp Müslüman olmasını teklif etti, o da Müslüman oldu.
Vebr, Merkebuz´a adam saldı, İslâmiyete girmesini girmesini teklif etti, o da Müslüman oldu.
Merkebuz´un oğlu Atâ, San´â´da Kur´ân-ı Kerîm´i ilk ezberleyen kişidir. [531]
Fars Ebnâlarından çok yaşlı bir zât olan Dâzeveyh de Müslüman oldu. [532]
Allah hepsinden razı olsun![533]
Feyruz b. Deylemî ile Arkadaşlarının Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Feyruz b. Deylemî´nin Kimliği, İkâmetgâhı, Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olduğu
Feyruz b. Deylemî, Kisrâ´nın Habeşlileri Yemen´den sürüp çıkarmaları için Seyf b. Zî Yezen´le birlikte Yemen´e göndermiş olduğu Fars Ebnâlarındandı. [534]
Künyesi Ebu Abdullah veya Ebu Abdurrahman´dı. San´â´da oturuyordu. [535]
Feyruz b. Deylemî, Yemen´de bulunan ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelerek Müslüman olup Yemen´e dönen Fars Ebnâlarından Vebr b. Yuhannis´in teklifi üzerine Müslüman oldu. [536]
Müslüman olan bazı kişilerle birlikte[537] Hicretin 10. yılında[538] Medine´ye gelerek Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey´at ettiler[539] ve:
"Yâ Rasûlallah! Sen bizim nerelerden çıkıp geldiğimizi biliyorsundur. Müslüman olduk. Bizim velîmiz, yardımcımız kimdir " dediler.
Resûlullah Aleyhisselam:
"Allah ve Resûlüdür!" buyurdu. [540]
Feyruz ve arkadaşları:
"Allah ve Resûlü bize yeter! [541] Razıyız!" dedikten sonra: [542]
"Yâ Rasûlallah! Biz üzüm ve içki sahipleriyiz. Allah ise içkiyi haram kılmıştır. Üzümü ne yapacağız " diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu kurutup kuru üzüm yapınız!" buyurdu.
Feyruz ve arkadaşları:
"Kuru üzümü ne yapacağız " diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kırba içinde sabah ıslatıp şerbet ve hoşaf yapınız. Onu akşamleyin içiniz! Akşamleyin ıslatınız, sabahleyin içiniz!" buyurdu. [543]
Feyruz b. Deylemî iki kızkardeşle evli bulunuyordu. [544]
"Yâ Rasûlallah! Ben Müslüman oldum, halbuki nikahım altında iki kızkardeş bulunuyor, ne yapacağım " diye sordu. [545]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onlardan hangisini istersen tercih et, [546] tut! Hangisini istersen boşa!" buyurdu. [547]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn Hazm, Cemhere, s. 418, Kalkasandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 248.
[2] Kalkaşandi, s. 248.
[3] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 324, Taberî, Târih, c. 3, s. 163, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 253, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 93.
[4] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbnSeyyid, c. 2, s. 253, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 93, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 59.
[5] İbn Sa´d, c. 1, s. 324.
[6] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59.
[7] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 274, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 58.
[8] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 58.
[9] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 274, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 58-59.
[10] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[11] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c, 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[12] İbn Sa´d, c. 1, s. 324.
[13] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[14] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 253-254, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 274-275, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 59.
[15] Taberî, Tefsfr, c. 8, s. 41.
[16] Beyzâvî, Tefsfr, c. 1, s. 333.
[17] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 253-254, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 274-275, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/15-18.
[18] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 324.
[19] İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım , c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[20] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid.c. 2, s. 254, İbn Kayyım, c. 4, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[21] İbn Sa´d, c. 1, s. 324.
[22] İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım , c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[23] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[24] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[25] İbn Sa´d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275.
[26] İbn Sa´d, c, 1, s. 324, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 5, s. 93.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/18-19.
[27] Semhûdf, Vefâu ´I-vefa, c. 1, s. 31 7, D i yarbek rf, Tâ rîtıu´ l-ham fs, c. 2, s. 1 47.
[28] Müslim, Sahih, c. 1, s. 37, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 25.
[29] Ebu Hanife, Müsned, s. 2.
[30] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 27, İbn Mâce, c. 1 , s. 24, .
[31] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 27.
[32] Ebu Hanife, s. 2, .
[33] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27.
[34] Ebu Hanife, s. 3.
[35] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27.
[36] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed, c. 1 , s. 27, 51, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[37] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1 , s. 24.
[38] Ebu Hanife, s. 2.
[39] Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[40] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed, c. 1, s. 27, 51, Müslim , c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[41] Ahmed, c. 1, s. 27.
[42] Ebu Hanife, s. 2.
[43] Ahmed, c. 1, s. 27.
[44] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7 İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 24, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 97, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 1, s. 3.
[45] Ebu Hanife, Müsned, s. 2.
[46] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 53.
[47] Ebu Hanife, s. 2.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c.1 , s. 24.
[49] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52.
[50] Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[51] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[52] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[53] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 29.
[54] Ebu Hanife, Müsned, s. 2, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 52, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 98, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 1, s. 3.
[55] Ebu Hanife, s. 2.
[56] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1,s.3.
[57] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[58] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.51, Müslim, c.1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 29.
[60] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, İbn Mâce, c. 1 , s. 24.
[61] Ebu Hanife, s. 2.
[62] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 51 -53.
[63] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 53.
[64] Ebu Hanife, Müsned, s. 2-3, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 53, Müslim, c. 1, s. 37, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, Mesâbfh, c. 1, s.3.
[65] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27, 51, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 20, Müslim, c. 1, s. 37, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbnMâce, c. 1, s. 24.
[66] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 129.
[67] Ebu Hanife, s. 3.
[68] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 53.
[69] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 1 29, Buhârî, c. 6, s. 20.
[70] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 51, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 223.
[71] Ebu Hanife, s. 3, Buhârî, c. 5, s. 20, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[72] Ebu Hanife, s. 3, s. Ahmed, c. 1, s. 27,51,53, Buhârî, c. 6, s. 20, Müslim, c. 1,s.37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, c. 8, s. 100, Begavf, c. 1, s. 3.
[73] Ahmed, c. 1, s. 53.
[74] Ahmed, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224.
[75] Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[76] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 52, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 38, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 24-25.
[77] Ebu Hanife, Müsned, s. 3.
[78] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 27, Hevsemf, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 41 .
[79] Ebu Hanffe, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 27.
[80] Ahmed, c.1, s. 27.
[81] Müslim, c. 1, s. 38, Tirmizî, c. 5, s. 7, Nesâf, c. 8, s. 101, Begavf, c. 1, s. 3.
[82] Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim, c. 1, s. 38, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101.
[83] Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim, c. 1, s. 38, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101, Begavf, c.1, s. 3.
[84] Ebu Hanffe, s. 3, Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim , c. 1, s. 38, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101 , Begavf, c. 1, s. 3, Heysemî, c. 1, s. 41.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/19-24.
[85] İbn Hazm, Cemhere, s. 485, Yâkût, Mu´cemu´l-buldan, c. 5, s. 89.
[86] Yâkût, c. 5, s. 89.
[87] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[88] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[89] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[90] İbn Hazm, s. 476-477.
[91] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 89.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/25.
[92] Vâkıdî, Megâzî.c.1, s. 7, t 3, s. 1079, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 169, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 59. Vâkıdî, Megâzî.c.1, s. 7, t 3, s. 1079, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 169, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 59.
[93] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, İbn Sa´d, c. 2, s. 169.
[94] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 225.
[95] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
[96] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, İbn Sa´d, c. 2, s. 169, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 271.
[97] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/25.
[98] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 079, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 169, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 271.
[99] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
[100] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 110, Taberî, Târih, c. 3, . 159, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 201 Diyarbekrî, Târihu´l-hamîs, c. 2, s. 145.
[101] Vâkıdı, c. 3, s. 1079-1080, İbn Sa´d, c. 2, s. 169-170, İbn Seyyid, c. 2, s. 271.
[102] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1 079-1080, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 1 69-1 70, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 271.
[103] Vâkıdı, c. 3, s. 1080.
[104] Vâkıdı, c. 3, s. 1080.
[105] Vâkıdı, c. 3, s. 1080, İbn Sa´d, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, c. 2, s. 272.
[106] Vâkıdı, c. 3, s. 1080-1081.
[107] Vâkıdı, c. 3, s. 1081 , İbn Sa´d, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, c. 2, s. 272.
[108] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1081.
[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 4-5, Buharı, Sahih, c. 5, s. 110-111, Müslim, Sahih, c. 2, s. 741-742, 743.
[110] Buhârî,c. 5, s. 111, Müslim, c. 2, s. 742.
[111] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1082, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 272.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/26-29.
[112] Vâkidi, Megâzî, c. 3, s. 1083.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/29-30.
[113] Vâkıdî, Megâzı,c.3,s. 1081.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/30-31.
[114] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 387.
[115] İtan Haim, Cemhene, s. 473.
[116] İbn Haim,s.379.
[117] İbn Hazm,s.337.
[118] Taberî, TâriTı, c. 3, s. 158, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 257, VâkıdPden naklen İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 63.
[119] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 345, Taberî, c. 3, s. 158, VâkıdPden naklen İbn Kayyım, c. 3, s. 63.
[120] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[121] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 345.
[122] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 63.
[123] İbn Seyyid, c. 2, s. 258, Vâkıdî´den naklen İbn Kayyım, c. 3, s. 63.
[124] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[125] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[126] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 345.
[127] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, c. 4, s. 63.
[128] İbn Sa´d, c. 1,5.345.
[129] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 3, s. 259, İbn Kayyım , c. 3, s. 63, Zürkânf, c. 4, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/31-34.
[130] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 388.
[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 9.
[132] Kalkaşandi, s. 333.
[133] İbn İshak, c. 1 , s. 10, Kalkaşandi, s. 388.
[134] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 3, s. 68.
[135] Yâkût, c. 3,5.131.
[136] İbn İshak, c. 1, s. 9-10.
[137] İbn Hazm, Cemhere, c. 331.
[138] Kalkaşandi, s. 388.
[139] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 338, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 62, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 61.
[140] İbn Sa´d, c. 1, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 55, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[141] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 338.
[142] İbn Sa´d, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 62, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, İnsânu´l uyûn, c. 3, s. 277.
[143] İbn Sa´d, c. 1,s.339.
[144] İbn Sa´d, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[145] İbn Sa´d, c. 1, s. 339, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[146] İbn Haldun, c. 2, ks.2,s.55.
[147] İbn Sa´d, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[148] İbn Seyyid, c. 2, s. 256-257, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Zürkânf, c. 4, s. 61 .
[149] İbn Sa´d, c. 1, s. 338-339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256-257, İbn Kayyım , c. 3, s. 62.
[150] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/34-35.
[151] İbn Hazm, Cemhere, s. 484, Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 171.
[152] İbn Hazm, s. 484, Kalkaşandi, s. 89.
[153] İbn Hazm, s. 387-390.
[154] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 384, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 381 , İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 232.
[155] Belâzurî, c. 1,5.384, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 304, Zehebî, c. 2, s. 381 , İbn Hacer, c. 1.S.232.
[156] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, Vefa, c. 2, s. 753.
[157] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 337-338.
[158] İbn Sa´d, c. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 359-360, İbn Abdilberr, c. 1, s. 337, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 381.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 359-360, 364, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 346-347, Zehebî, c. 2, s. 380-381, Ebu´l-Fdâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 77-78.
[160] Beyhakî, c. 5, s. 347.
[161] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 357-358, 364.
[162] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 365.
[163] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 357.
[164] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 364-365.
[165] Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 347, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 78.
[166] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 357-358.
[167] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[168] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 364-365.
[169] İbn Sa´d, c. 1, s. 347, Z^med, c. 4, s. 364-365.
[170] İbn Sa´d, c. 1.S.347.
[171] İbn Sa´d, c. 1, s. 347, Ahmed, c. 4, s. 364-365.
[172] İbn Sa´d, c. 1,5.347.
[173] Ahmed,c.4, s. 364-365.
[174] İbn Sa´d, c. 1,s.347.
[175] Ahmed.c.4, s. 358, 364.
[176] İbn Sa´d, c. 1,5.347.
[177] İbn Sa´d, c. 1, 347, Ahmed, c. 4, s. 364.
[178] Ahmed,c.4, s. 364.
[179] Ahmed, c. 4, s. 358, 364, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 20.
[180] Ahmed.c.4, s. 358.
[181] Ahmed, c. 4, s. 358, 364 Buhârî, c. 1, s. 20.
[182] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 365.
[183] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 381.
[184] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 358-359, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1925.
[185] Zehebî, c. 2, s. 381 .
[186] İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 16, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 347, Zehebî, c. 2, s. 381, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 78.
[187] Zehebî, c. 2, s. 382.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/36-39.
[188] İbn Hazm, Cemhere, s. 387.
[189] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[190] İbn Sa´d, c. 1,5.347.
[191] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 439, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 256.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/40.
[192] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[193] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnam, s. 35-36, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1926.
[194] Ebu´l-Münzir Hişam, s. 35-36, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 3, s. 383.
[195] Ahmedb. Hanbel.Müsned, c. 4, s. 360, 362, 365, Buharı, Sahih, c. 4, s. 232, c. 5, s. 112 Müslim , Sahih, c. 4, s. 1926.
[196] Ebu´l-Münzir Hişam, s. 36, Buhârî, c. 5, s. 112, Yâkût, c. 2, s. 383.
[197] İbn İshak, c.1 , s. 83.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 83, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112.
[199] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112.
[200] Ahmed, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112, c. 7, s. 152.
[201] Buhârî, c. 5, s. 112.
[202] Ebu´l-Münzir Hişam, s. 34, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 384.
[203] Ebu´l-Münzir, s. 34, Yâküt, c. 2, s. 383.
[204] İbn Habib, Kitâbu´l-mu habber, s. 317, Yâkût, c. 2, s. 383.
[205] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnam, s. 36.
[206] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâm, s. 34-35, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 383.
[207] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, , s. 89, Ebu´l-Münzir, s. 35, Yâkût, c. 2, s. 383.
[208] Ebu´l-Münzir, s. 36, İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s. 62, Yâküt, c. 2, s. 384.
[209] Yâküt, c. 2,5.383.
[210] İbn Habib, Kitâbu´l-mu habber, s. 317, Yâkût, c. 2, s. 383.
[211] Ahmedb. Hanbel.Müsned, c. 4, s. 362 Buhârî, Sahih, c. 4, s. 232, c. 5, s. 112.
[212] Ahmed, c. 4, s. 360.
[213] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 4, s. 232.
[214] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112, Müslim , Sahih, c. 4, s. 1 925-1926.
[215] Buhârî, c. 7, s. 152.
[216] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112.
[217] Buhârî, c. 7, s. 152, Müslim, c. 4, s. 1925-1926, İbnMâce, Sünen, c. 1,s.56.
[218] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 347, Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112, c. 7, s. 152, Müslim, c. 4, s. 1925-1926, İbn Mâce, c. 1, s. 56.
[219] Buhârî, c. 5, s. 112, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 279.
[220] İbn İshak, c.1 , s. 89.
[221] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâm, s. 36, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 383-384.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/40-43.
[222] Buhâri, Sahih, c.5, s.112.
[223] Ebu´l-Münzir, s. 36, İbn ESİR, Nihaye, c. 2, s. 62.
[224] Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s.60, Buhâri, c.5, s.112.
[225] Ahmed, c. 4, s. 365.
[226] Buhâri, c.5, s.112, Müslim, c.4, s.1926.
[227] Müslim, c.4, s.1926, , İbn Atoclilberr, İstiâb, c.4, s. 1595.
[228] Ahmed, c. 4, s. 360-365, Buhâri, c.5, s.112, Müslim, c.4, s.1926.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/43.
[229] İbn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1. s. 347-348.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44.
[230] İbn Hazm, Cemhere, s. 473-474, 484.
[231] Taberî, Târîh, c. 3, s. 158, İbn Atoclilberr, İstiâb, c. 2, s. 734, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, t 4, s. 17, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[232] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 337, c. 5, s. 526, Ta ben, c. 3, s. 158, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 55.
[233] İbn Sa´d, c. 1, s. 338, c. 5, s. 528, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55.
[234] İbn Sa´d. c. 1. s. 338. c. 5. s. 528.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44.
[235] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 9, s. 979, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 94, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 63, Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 322 Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 64-65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44-46.
[236] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 233, Ta ben, Târih, c. 3, s. 158, İbn Abdilberr, İsti âb, c. 2, s. 737, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 372, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 16, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 182.
[237] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 261 .
[238] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 5, s. 526.
[239] İbn İshak, c. 4, s. 233-234, İbn Sa´d, c. 1, s. 338, c. 5, s. 526, Taberî, c. 3, s. 158, İbn .^dilberr, c. 2, s. 737, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esir, c. 3, s. 47, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3, s. 261.
[240] İbn Sa´d, c. 5, s. 526.
[241] İbn İshak, c. 4, s. 234, İbn Sa´d.c.1, s. 338, c. 5, s. 526, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c.5, s. 372, İtanEsTr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3, s. 261.
[242] İbn İshak, c. 4, s. 234, İbn Sa´d, c. 1, s. 338, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esîr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[243] İbn Sa´d, c. 1,5.338.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 234, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 338, Taberî, Târih, c. 3, s. 158, Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 372, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 1 7, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 261.
[245] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esîr, c. 3, s. 1 7, İbn Seyyid, c. 2, s. 242.
[246] İbn Sa´d, c. 1.S.338.
[247] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn E sfr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, c. 3, s. 261.
[248] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 373, İbn E sfr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, c. 3, s. 261.
[249] İbn Sa´d, c. 1, s. 338, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55.
[250] İbn Sa´d, c. 1.S.338.
[251] İbn İshak, c. 2, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c.5, s. 373, İbn Esîr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3,5.261.
[252] İbn Sa´d.c.1 .s. 338.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/46-48.
[253] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 234, Taberî, Târih, c. 3, s. 158-159, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 272-273, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 16-17 İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 2, s. 242-243, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 63, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 314, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 261 -262, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 32-33.
[254] Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 144, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 314.
[255] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 338, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 262.
[256] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 234, İbn Sa´d, c. 1, s. 338, Taberî, Târîh, c. 3, s. 159, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 373
[257] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 159, Beyhakî, c. 5, s. 373, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 33.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/48-49.
[258] 1bn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1. s. 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/49-50.
[259] Ibn Sa´d. c. 1.S.267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/50.
[260] İbn Hazm, Cemhere, s. 484.
[261] İbn Hazm, s. 475.
[262] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 243.
[263] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 348.
* Bfşe; halkı kalabalık Yemen vadilerinden olup, Tebâle ile arası yirmidörtmildir. Bfşe, Yemen tarafındadır. Bfşe, BenfSelûllerin diyarı idi. Suları Taif Hicaz´ından dökülen ve Has´amlarla Hilaller, Süvâe b. Ânirb. Sa´saalar vesair kabilelerden birçok halkın toplandığı bir vadi idi (Yâküt, Mu´cemu´l-büldân, c. 1, s. 99).
[264] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 286.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/50-52.
[265] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb t s. 300.
[266] İbn Hazm, Cemhere, s. 486, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 307.
* Cinab; Hayber, Selah ve Vâdi´l-kurâ taraflarında bir yerdir. Cinab´ın Benf Mâzinlerin konak yerlerinden olduğu da söylenir (Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, 164).
[267] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 445, İbn Hacer, c. 1, s. 307.
[268] VâkıdPden naklen İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 332-333, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 58, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 324, İbn EsTr, c. 1, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 62.
[269] İbn Sa´d, c. 1, s. 332, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 61.
[270] İbn Hacer, c. 1, s. 308, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[271] İbn Sa´d, c. 1,5.333.
[272] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 308, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 61.
[273] İbn Sa´d, Tab akâtü ´l-kübrâ, c. 1, s. 332-333.
[274] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 62, İbn Hacer, c. 1, s. 308, Halebî, İ nsânu´l-uyûn,c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 61.
[275] İbn Sa´d, c. 1,5.333.
[276] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 61-62.
[277] İbn Sa´d, c. 1, s. 333, İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 62.
[278] İ bn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 62, Halebî İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 62.
[279] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 333, İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c.4, s. 62.
[280] İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 62.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/52-54.
[281] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 417.
[282] İbn Hazm, Cemhere, s. 405, Kalkaşandi, s. 417.
[283] İbn Hazm, s. 476-477.
[284] İbn Hazm, s. 406.
[285] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1261-1262.
[286] Taberî, Târih, c. 3, s. 160, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 55.
[287] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 229, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 327, Taberî, c. 3, s. 1 61.
[288] İbn Sa´d, c. 1,5.327.
[289] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1261, İbn Ear, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 360, İbn Haldun, c. 2 ks. 2, s. 55
[290] İbn Sa´d, c. 1.S.327.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/54-55.
[291] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 361.
* İslâmiyetten biraz önceki günlerin birinde, Hem danlar, E eda´ b. Malik´in kumandası altında Benf Muradların üzerine yürüyüp onlardan pek çoklarını istedikleri gibi öldürm üşjer ve yaralam ıslardı. Bu hezimet günü Rezm , Redm Günü diye anı İm ıştır (İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 228, Taberî, Târih, c. 3, s. 160-161, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 295-296, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 239). Rezm , Muradların yurdunda bir yerdir (Yâkût, Mu´cem, c. 3, s. 42).
[292] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 368-369 İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 296, İbn
Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 71, Halebı, İnsanu´l-uyün, c. 3, s. 259.
[293] İbn Esîr, c. 4, s. 361.
[294] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, c. 5, s. 168-169, İbn Esîr, c. 2, s. 296-297, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 71.
[295] İbn Esîr, c. 4, s. 361.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/55-56.
[296] İbn İshak, c. 4, s. 229, İbn Sa´d, c. 1, s. 327, Taberî, c. 3, s. 1 61, İbn E sfr, c. 2, s. 297, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, E bu´l-Fidâ, c.S.s.71 .
[297] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, c. 5, s. 369, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 71.
[298] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, c. 5, s. 369, İbn Seyyid, c. 2, s. 240 E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 71.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/56-57.
[299] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 361, İ bn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 361.
[300] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 327.
[301] Tirmizî, c. 5, s. 361, İbn Esîr, c. 4, s. 361.
[302] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 451.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/57.
[303] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 268.
[304] İbn Hazm, Cemhere, s. 405.
[305] İbn Hazm, s. 411-412.
* Kays b. M eşruh, Amr b. M a´dikerib´in kızkardesjnin oğlu idi (İbn Seyyid Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 240).
[306] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 230, Taberî, Târih, c. 3, s. 159, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 5, s. 71, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 259.
[307] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1202, İbn Seyyid, c. 2, s. 241.
[308] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 274, İbn Seyyid, c. 2, s. 241, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 72.
[309] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 230.
[310] VâkıdPden naklen İbn Sa´d, Tabak âtü´j-kübrâ, c. 1, s. 328.
[311] İbn İshak, c. 4, s. 230, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1202, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 273, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 71, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[312] İbn Sa´d, c. 1,5.328.
[313] İbn İshak, c. 4, s. 230-231, Taberî, Târih, c. 3, s. 160, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 71.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/58-59.
[314] İbn Hazm, Cemhere, s. 485.
[315] İbn Hazm, s. 425.
[316] İbn Hazm, s. 477.
[317] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 409.
[318] İbn Hazm, s. 427.
[319] Taberî, c. 3, s. 1 62, İbn Abdilbeır, c. 1, s. 133, İtan Esîr, c. 1, s. 118.
[320] İbn Sa´den naklen İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 51.
[321] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 232, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 72-73, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 40, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 260, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 27.
[322] Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 133, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Kayyım , c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, c. 3, s. 260, Zürkânf, c. 4, s. 27.
[323] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa´d, c. 1, s. 328, Taberî, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, c. 2, s. 241-242, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 73, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[324] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 237-238, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 305 Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 260, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 27.
[325] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 328, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 241-242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 5, s. 72, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 40, Halebî, c. 3, s. 261 , Zürkânf, c. 4, s. 27.
[326] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa´d, c. 1, s. 328, Taberî, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, c. 2, s. 241-242, Zehebî, Megâzî, s. 573, Ebu´l-Fidâ, c. 5, , s. 72, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[327] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 162, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 134, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.
298, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, Halebî, c. 3, s. 261, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211 .
[329] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 40.
[330] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 232, Taberî, Târih, c. 3, s. 162-163, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,s. 134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 261, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 28.
[331] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[332] Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[333] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163, Beyhakî, c. 5, s. 370.
*Peygamberimiz Aleyhisselamın atalarından Kilâb b. Mürre´nin annesi Kindelerdendi (İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 242,İbn Kayyım, c. 3, s. 40).
[334] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[335] İbn İshak, c. 4, s. 232, Ahmed, c. 5, s.211, Taberî, c. 3, s.1 63, Beyhakî, c.5,s. 371, İbn Abdilberr, c. 1, s.1 34, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 73, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 56, Halebî, c. 3, s. 261, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[336] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 73, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[337] İbn Sa´d, c. 1.S.328.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/59-64.
[338] Büyük kraldan aşağı olan H im yer kralına Kayl denir (İbn E sfr, Mihâye, c. 4, s. 133).
[339] İbrı Hazm, Cemhere, s. 463.
[340] İbn Hazm, s. 460.
[341] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 270.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/64.
[342] Ibn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1. s. 283.
[343] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/64-65.
[344] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[345] İbn Hazm, Cemhere, s. 428.
[346] Taberî, TârıTı, c. 3, s. 162, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 13, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 118, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s.51.
[347] İbn Sa´d, c. 1.S.349.
[348] İbn Sa´d, c. 1.S.350.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/65-66.
[349] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 435, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 628.
[350] İbn Hazm, Cemhere, s. 460.
[351] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1562, İbn E ar, c. 5, s. 425.
[352] Bu hân, Târîhu´l-kebfr, k s. 2, s. 4, s. 175.
[353] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 374.
[354] Buhârî,ks.2, s. 4, s. 175.
[355] Heysemî, c. 9, s. 374.
[356] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 349.
[357] Heysemî,c. 9, s. 373.
[358] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 349.
[359] İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 4, s. 1562, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 435, Heysemî, M eonau´z-zevâid, c. 9, s. 347, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 79.
[360] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 56.
[361] Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, Heysemî, c. 9, s. 374.
[362] İbn Sa´d, c. 1, s. 351 , Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, Heysemî, c. 5, s. 373-374.
[363] Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1562, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 79.
[364] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[365] Heysemî, c. 9, s. 374.
[366] İbn Sa´d, c. 1, s. 351 , İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[367] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[368] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1562-1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 79.
[369] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[370] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374.
[371] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[372] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 ,s.349, İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[373] Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 9, s. 374.
[374] İbn Sa´d, c. 1, s. 351 .
[375] Heysemî, c. 9, s. 374.
[376] İbn Sa´d, c. 1, s. 349. İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[377] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 5, s. 399. İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 4, s. 1563. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 435, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 79-80.
[378] İbn Sa´d, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[379] İbn Sa´d, c. 1 , s. 349, Ahmed, c.6, s. 399, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[380] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[381] Ahmed, c.5,s.399.
[382] İbn Sa´d, c. 1, s. 354, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[383] Heysemî, c. 9, s. 374.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/66-68.
[384] İbn Sa´d, c. 1, s. 287,349, Heysemî, c. 9, s. 374.
[385] İbn Sa´d, c. 1.S.287.
[386] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 287, Heysemî, Mean au´z-zevâid, c. 9, s. 375.
[387] İbn Haldun. Târîh. c. 2. ks. 2. s. 56.
[388] İbn Sa´d, c. 1, s. 287,349, İbn Haldun. Târîh. c. 2. ks. 2. s. 56.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/68-70.
[389] İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1562, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 435, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye re´n-nihâye, c. 5, s. 79, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 57.
[390] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 374.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/70.
[391] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 350, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 306.
[392] İbn Sa´d, c. 1,5.350.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/70-71.
[393] Kalkaşandi, Nihâ yetü´l-ereb,s.266.
[394] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 344, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298.
[395] Kalkaşandi.s. 266.
[396] İbn Hazm, Cemhere, s. 412.
[397] İbn Sa´d, c. 1,5.344.
[398] İbn Hazm, s. 412.
[399] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn Hazm, s. 412, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 226-227, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 537.
[400] İbn Sa´d, t 1 ,s.344.
[401] İbn Sa´d, c. 1, s. 345, İbn EsTr, c. 4, s. 227, İbn Hacer, c. 2, s. 537.
[402] İbn Sa´d, c. 1,3.344.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/71-72.
[403] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 402, Ibn Hacer, el-lsâbe, c. 2, s. 53.
[404] İbn Esîr, c.2, s. 402.
[405] İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[406] İbn Hazm, Cemhere, s. 468, Kalkaşandi, Nihâye, s. 44.
[407] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 ,s.282, İbn EsTr, c. 2, s. 402, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[408] İbn Esîr, c.2, s. 402.
[409] İbn Sa´d, c. 1, s. 282, İbn Esîr, c. 2, s. 402, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
* Rahiri, veya Züceyc (İbn Esîr, c. 2, s. 402) veya Recih (İbn Hacer, c. 2, s. 53). Züceyc; hacıların Basra ile Mekke arasında Suvac yakınında konakladıkları bir yerdir (Yâküt, Mu´cemu´l-buldan, c. 3, s. 133).
[410] İbn Sa´d, c. 1, s. 282, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[411] İbn Sa´d, c. 1.S.282.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/72.
[412] İbn Hazm, Cemhere, s. 238, Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 386.
[413] İbn Hazm, s. 375.
[414] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 352.
[415] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/72-73.
[416] Kalkaşandi, Nihâ yetü´l-eneb, s. 160.
[417] İbn Hazm, Cemhere, s. 473.
[418] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, t 1, s. 352.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/73-74.
[419] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 290-291.
[420] İbn Hazm, Cemhere, s. 407, Kalkaşandi, s. 290-291.
[421] İbn Hazm, s. 407-408.
[422] İbn Hazm, s. 405.
[423] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 167, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 481.
[424] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1.S.342, İbn Esîr, c. 2, s. 167, İbn Hacer, c. 1,s.481.
[425] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 342.
[426] İbn Sa´d, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 167, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 481.
[427] İbn Sa´d, c. 1, s. 342, İbn Esîr, c. 2, s. 1 67.
[428] İbn Sa´d, c. 1, s. 342, İbn Hacer, c. 1, s. 481.
[429] İbn Sa´d. c. 1.S.342.
[430] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/74-75.
[431] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 216.
[432] İbn Hazm, Cemhere, s. 409, İtan Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 428.
[433] İbn Esîr, c.4, s. 428.
[434] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 324.
[435] İbn Sa´d, c. 1.S.324.
[436] İbn Sa´d, t 1 ,s.325.
[437] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 324-325.
[438] İbn Sa´d, c. 1,3.325.
[439] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 436.
[440] İbn Sa´d, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 437.
[441] İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[442] İbn Sa´d, c. 1,3.325.
[443] İbn Sa´d, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 426.
[444] İbn Sa´d, c. 1,3.325.
[445] İbn Sa´d, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[446] İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[447] İbn Esîr, Nihâye, c. 6, s. 143.
[448] İbn Sa´d, c. 1,3.325.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/75-77.
[449] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1.S.325, IbnHazm, Cemhere, s. 409410, İtan Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 6, s. 133.
[450] İbn Esîr, c.6, s. 122.
[451] İbn Sa´d, c. 1, s. 325, İbn ^dilberr, İstiâb, c. 4, s. 1667.
[452] İbn Sa´d, c. 1,5.326.
[453] İbn Sa´d, c. 1, s. 325-326.
[454] İbn Esîr, c.3, s. 453.
[455] İbn Sa´d, c. 1.S.326.
[456] İbn Hazm, s. 410.
[457] İbn Sa´d, c. 1,5.326.
[458] İbn Hazm, s. 410.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/78.
[459] İbn Hazm, Cemhere, s. 406, Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 379.
[460] İbn Hazm, s. 406.
[461] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 343.
[462] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 21 2.
[463] İbn Sa´d, c. 1, s. 342-343, İbn Esîr, c. 2, s. 212, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 508.
[464] İbn Sa´d, c. 1, s. 342-343.
[465] İbn Sa´d, c. 1, s. 343, İbn Esîr, c. 2, s. 212, İbn Hacer, c. 1, s. 508.
[466] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 343, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 212.
[467] İbn Sa´d, c. 1,5.343.
[468] İbn Esîr, c.2, s. 212.
[469] İbn Sa´d. c. 1. s. 343. İbn Esîr. c. 2. s. 212.
[470] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/79-80.
[471] Kalkaşandi, Nihâ yetü´l-eneb, s. 427.
[472] İbrı Hazm, Cemhere, s. 485.
[473] İbn Hazm, s. 440.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/80-81.
[474] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 356, İbn Hazm, Cem here, s. 440, İbn Atodiltaerr, İstiâb, c. 2, s. 523, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 267.
[475] İbn Sa´d. c. 1.S.356.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/81.
[476] İbrı Hazm, Cemhere, s. 461-463.
[477] İbn Hazm, s. 460.
[478] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 62.
[479] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 329.
[480] Taberî, c. 3, s. 1 63, İbn Esîr, c. 2, s. 298, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 57.
[481] İbn Sa´d, c. 1,5.329.
[482] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 329, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 94.
[483] İbn Sa´d. c. 1. s. 329. Ebu´l-Fidâ. c. 5. s. 94. İbn Haldun. Târih. c. 2. ks. 2. s. 57.
[484] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/81-82.
[485] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1775, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 6, s. 330, Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 200.
[486] Yâkût, t 2, s. 200.
[487] Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, c. 2, s. 276.
[488] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 359, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1775.
[489] İbn Sa´d, c. 1.S.359.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/82-83.
[490] Kalkaşandi, Nihâ yetü´l-eneb, s. 238.
[491] İbn Hazm, Cemhere, s. 469.
[492] İbn Hazm, s. 469, Kalkaşandi, s. 238.
[493] İbn Hazm, s. 469-470.
[494] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 442.
[495] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 105.
[496] Yâkût. c. 5. s. 442.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/83-84.
[497] Taberî, Târih, c. 3, s. 162, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Haldun, TâriTı, c. 2, ks. 2, s. 56.
[498] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 216, VâkıdPden naklen Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[499] VâkıdPden naklen Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 22.
[500] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 316.
[501] Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 105.
[502] İbn Sa´d, c. 1, s. 316, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[503] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 223, İbn Sa´d, c. 1, s. 316, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 235, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 50-51, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 37.
[504] Belâzun, c. 1, s. 125, Süheyiı, c. 7, s. 443, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 50.
[505] Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 312.
[506] İbn İshak, c. 4, s. 222, İbn Sa´d, c. 1, s. 316, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 50.
[507] İbn Sa´d, c. 1, s. 316, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[508] İbn Sa´d, t 1, s. 316.
[509] İbn İshak, c. 4, s. 223, Taberî, c. 3, s. 162, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[510] İbn Sa´d, c. 1, s. 316, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[511] İbn Sa´d, c. 1, s. 316.
[512] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[513] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 316, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[514] Belâzun, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 105.
[515] Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 396, Belâzun, c. 1, s. 111.
[516] İbn Sa´d, c. 1,s.317.
[517] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 223, İbn Sa´d, c. 1, s. 317, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 331, İ bn Seyyi d, U yûnu´l -eser, c. 2, s. 235 -236, Zehebî, M eg âzf, s. 567, E b u´l-F idâ, el -B idâye ve´n-nih âye, c. 5, s. 52 İ bn Kay yi m ,Zâdu´l-mead, c. 3, s. 37.
[518] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[519] Buhârî,Sahîh,c.5, s. 118-119, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1780-1781.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/84-87.
[520] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 317, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 5, s. 52.
* Kurran; Yemâme´de bir köydür (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 318).
[521] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 1 32.
[522] İbn Sa´d, c. 1, s. 317, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[523] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 132.
[524] İbn Sa´d, c. 1,s.317.
[525] İbn Sa´d, c. 1, s. 317, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[526] İbn Sa´d, c. 1, s. 317, Nesâf, Sün7en, c. 2, s. 38-39.
[527] İbn Sa´d, c. 1,s.317.
[528] Nesâf. c. 2. s. 39.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/87.
[529] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 5, s. 534, Tabeıî, Târih, c. 3, s. 173.
[530] Taberr.c3, s. 173.
[531] İbn Sa´d, c. 5, s. 533, Taberî, c. 3, s. 173, VâkıdPden naklen İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 630.
[532] İbn Sa´d. c. 5. s. 534.
[533] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/88.
[534] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 5, s. 533.
[535] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1264, İbnEsîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 371.
[536] İbn Sa´d, c. 5, s. 533.
[537] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232.
[538] İbn Sa´d, c. 5, s. 533, Diyarbekrı, Târîhu´l-hamıs, c. 2, s. 147.
[539] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[540] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232, Dârim f, Sünen, c. 2, s. 41.
[541] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232, İbn Esîr, c. 4, s. 371.
[542] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[543] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 41.
[544] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[545] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 372, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 210.
[546] İbn Esîr, c.4, s. 372.
[547] İbn Hacer, c. 3, s. 210.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/88-89.
|
|
|
| Medine´ye Gelen ve Giden Elçiler |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 01:58 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Medine´ye Gelen ve Giden Elçiler
Benî Tayyi´ Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Tayyi´lerin Kimlikleri .Yurtları ve Medine´ye Geliş Tarihleri Benî Tayyi´ler; Kahtan´ın soyundan gelme Kehlan kabilelerindendirler.[1]
Benî Tayyi´lerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Tayyi´ (Cülhüme) b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´, b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Kahtan. [2] Tayyi´ (Cülhüme) b. Üded´in üç oğlu vardı:
1. Futra,
2. Gavs,
3. Haris. [3]
Tayyi´ kabileleri, Tayyi´in Futra ve Gavs adındaki oğullarının soyundan türemiştir. Futra=Tayyi´in soyundan gelen kabileler:
1. Cedîle,
2. Benî Hârice b. Sa´d, b. Futra, b. Tayyi´;
Cedîle´den gelen kabileler:
1. Salebe b. Ruman, b. Cündüb, b. Hârice, b. Sa´d,
2. Salebe b. Zühl, b. Ruman,
3. Sa´lebe b. Ced´â, b. Zühl, b. Ruman,
4. BenîAhmed b. Haris, b. Sümâme, b. Malik, b. Ced´â, b. Zühl, b. Ruman, b. Cündüb, b. Hârice kabileleridir.
Gavs b. Tayyi´in soyundan gelen kabileler:
1. Benî Sual b. Amr, b. Gavs,
2. Benî Cerm Sa´lebe b. Amr, b. Gavs,
3. Benî Nebhan b. Amr, b. Gavs,
4. Benî Heniyy b. Amr, b. Gavs kabileleridir.
Sual b. Amr b. Gavs´ın soyundan gelen kabileler
1. Benî Buhter b. Atüd, b. Uneyn, b. S el âmân, b. Sual,
2. Ma´n b. Atüd, b. Uneyn, b. Selâman, b. Sual,
3. Benî Sinbis b. Muaviye, b. Sual,
4. BenîAhzem b. Rebia, b. Cervel, b. Sual,
5. Necd b. Ebi Ahrem, b. Rebia, b. Cervel, b. Sual kabileleridir.
Nebhan ve Sa´dlardan gelen kabileler
1. Sa´d b. Nebhan,
2. Nâbil b. Nebhan kabileleridir. [4]
Tayyi´lerin yurtları Yemen´de idi.
Tayyi´ler Ezelîlerin ardından Hicaz´a gelip Sümeyrve Feyd´e konmuşlar, Ecâ´ve Selmâ dağlarını ele geçirmişlerdi.
Hicaz´da, Şam´da, Irak´ta ovaları, dağları dolduran cemaatler haline gelmişlerdi. [5]
Sümeyr bir dağ, [6] Feyd de Mekke yolunda bir yerdir. Ecâ´ ve Selmâ dağlarına yakındır.
Feyd´le Vâdi´l-kurâ arası altı geceliktir. [7]
Benî Tayyi´ temsilcilerinin Medine´ye gelişi H icretin 9. yılında idi. [8]
Benî Tayyi´ temsilcileri onbeş kişi idiler. [9]
LZeydü´l Hayl, [10]
2. Vüzer b. Câbir, b. Südus, b. Asmâu´n-N ebhânî,
3. Kabîsa b. Esved, b. Âmir, b. Cerm,
4. BenîMa´nlardan Malik b. Abdullah, b. Hayberî, [11]
5. Kuayn b. Huleyf (Halid b. Cedîle), [12]
6. Benî Devlanlardan bir adam , [13]
7. Kays b. Kesefietü´t-TarÎTÎ,
8. Kays b. Huleyfü´t-Tarîfî temsilciler arasında bulunuyordu. [14]
Temsilcilerin reisi ve seyyidi, Benî Nebhanlardan Zeydü´l-Hayl b. Mühelhel idi. [15]
Temsilciler Medine´ye geldikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam Mescidde idi.
Temsilciler, Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra, Mescide girdiler.
Peygamberimiz Aleyhiselamın yanına vardılar. [16]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara bakıp:
"Ben, size hiçbir yararı bulunmayan Uzzâ´dan, ondan ve Allah´tan başka tapmakta olduğunuz siyah deveden daha hayırlı olanı tavsiye ederim!" buyurdu. [17]
Zeydü´l-Hayl:
"Yâ Rasûlallah! Ben sana dokuz konaklık yerden hayvanımı yorarak geldim. Gecelerimi uykusuz, gündüzlerimi susuz geçirdim" dedi. [18]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Seni yamaçlardan ve düzlerden buraya kadar getiren, kalbini imana yaklaştıran Allah´a hamdol-sun!" buyurdu ve Zeyd´in elini avucunun içine alıp:
"Sen kimsin, ismin nedir " diye sordu.
Zeyd:
"Ben, Zeydü´l-Hayl´ım! Şehadet ederim ki, Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! Sen de O´nun kulu ve resûlüsün!" dedi. [19]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen Zeydü´l-Hayl değil, Zeydü´l-Hayr´sın!" buyurdu.
Zeyd´in Zeydü´l-Hayl diye anılması, atlardan çok iyi anladığı ve onlarla çok uğraştığı içindi. [20]
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Tayyi´ temsilcilerine İslâmiyeti anlatıp Müslüman olmalarını teklif edince, onlar hemen Müslüman oldular. [21]
Allah onlardan razı olsun![22]
Zeyd´in Üstün Kişiliği ve Kendisine Yerler Verilişi
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Arap adamlarından bana fazileti anılanlardan hiçbiri yoktur ki, yanıma gelince onu hakkında söylenilen faziletin dûnunda görmüş olmayayım!
Ancak, Zeyd bundan müstesnadır Ondaki her fazilet bana eriştirilmiş değildir!" buyurdu ve kendisine Zeydü´l-Hayr adını taktı. [23]
Bu görüşünü kendisine de açıkladı. [24]
Zeydü´l-Hayr1 m künyesi Ebu Müknif idi. [25]
Kendisi şair, hatib, babayiğit, [26] güzel yüzlü ve güzel ahlâklı idi.
İri ve uzun bir ata bindiği zaman, merkebe binmiş gibi, ayakları yerde sürünürdü. [27]
Peygamberimiz Aleyhisselam ona Feyd ile birlikte iki arazi de verdi ve bu hususta onun için bir ferman yazısı da yazdırdı. [28]
Peygamberimiz Aleyhisselam Vüzer(veyaVezr) b. Südus´tan başka temsilcilerden her birisi için de, kavimlerine yazılar yazdırdı.
Vüzer b. Südus, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerini Araplara boyun eğdirmek istediğini sanarak kızdı ve:
"Vallahi ben hiçbirzaman boynumu bir Araba eğmem!" diyerek Şam´a çekti gitti. Hıristiyanlığa girdi ve başını kazıttı. [29]
Temsilcilerin her birine bahşiş olarak beşer ukiyye, Zeyd´e ise oniki buçuk ukiyye gümüş verildi. [30]
Zeydü´l-Hayr´ın Yolda Hastalanıp Vefat Edişi
Zeydü´l-Hayr kavminin yanına dönmek üzere Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp giderken, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Zeyd muhakkak Medine hummasına tutulur, kurtulmaz. Kurtulmasa da, kınanmaz!" buyurdu.
Zeydü´l-Hayr, Necd ülkesindeki sulardan bir suyun başına ulaştığı, [31] Ferde (Karde) diye anılan yerde bulunduğu sırada[32] hummaya tutuldu ve orada vefat etti. [33]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Zeyd vefat edince, Kabîsa b. Esved onun üzerine bir yıl ağıt ağlattıktan sonra, ona ait hayvan ve eşyaları onun evine gönderdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Feyd ve iki arazi hakkındaki ferman yazısı da eşya içinde bulunuyordu. [34]
Zeyd´in karısı, Zeyd´in hayvanının üzerinde bulunmadığını görünce. [35] bilgisizliği, aklının ve dininin kıtlığı sebebiyle, [36] Zeyd´in eşyasını, Peygamberimiz Aleyhisselamın Zeyd´e verdiği arazinin ferman yazısı da içinde bulunduğu halde, hemen ateşe verip yaktı. [37]
Sa´d-ı Hüzeym Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Sa´d-ı Hüzeymlerin Soyları ve Yurtları
Sa´d-ı Hüzeymlerin soyları şöyle sıralanır: Sa´d-ı Hüzeym b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslüm, b. Elhâfî, b. Kudâa. [38]
Kudâa´dan şu kabileler türemiştir
1. Benî Mehre b. Haydan, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa,
2. Beni Behrâ b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa,
3. Benî Beliyy, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa,
4. Benî Cüheyne, b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslüm, b. Elhâfî, b. Kudâa,
5. Benî Selâman,
6. Haris,
7. Dınne,
8. Uzre,
9. Benî Sa´d-ı Hüzeym b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslüm, b. Elhâfî, b. Kudâa,
10. Benî Selîh Amr b. Hulvan, b. İmran, b. Elhâfî, b. Kudâa,
11. Tenuh Benî Teymullah b. Esed, b. Vebere, b. Tağlib, b. Hulvan, b. İmran, b. Elhâfî, b. Kudâa,
12. Benî Huşeyn b. Nemir, b. Vebere, b. Tağlib, b. Hulvan, b. İmran, b. Elhâfî, b. Kudâa. [39]
Bunların her birinden de birçok kabileler türem iştir. [40]
Sa´d-ı Hüzeym´in:
1. Uzre
2. Dınne,
3. Haris,
4. Selâmân,
5. Muaviye
6. Vail
7. Sa´b adlarında yedi oğlu vardı. [41] Sa´d-ı Hüzeymler Yemen halkındandı. [42]
Sa´d-ı Hüzeym Temsilcilerinin Müslüman Oluşu
Yemen halkından Sa´d-ı Hüzeym temsilcileri Hicretin 9. yılıncia.[43] Peygamberimiz Aleyhisselamin ashabıyla oturduğu sırada, Medine´ye geldiler.
"Yâ Rasûlallah! Bizi İmriü´l-Kays´ın iki beyti diriltti!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Nedir onlar " diye sordu.
Temsilciler:
"Seninle buluşmak üzere geliyorduk. Şöyle şöyle olan yerde bulunduğumuz sırada, su bizi yanılttı. Onu bulmaya güç yetiremedik.
Gide gide, mugaylan ve dikenli ağaçlı bir yere vardık.
İçimizden her bir adam, susuzluktan ölmek üzere bir ağacın gölgesine gitti.
Ölmek üzere olduğumuz bir sırada bir süvari çıkageldi.
Süvari bazımızı görünce iki beyit okudu ki, okuduğu beyitlerde suyun Dâric yanında bulunduğu bildiriliyordu.
"Bu şiiri kim söylemiş " diye sordu.
Bazımız:
"İmriü´l-Kays!" dedi.
Süvari:
"İşte, vallahi Dâric önünüzdedir!" dedi.
Hemen dönüp onun yanına vardık. Onunla aramızdaki yakınlık elli zira kadardı.
İmriü´l-Kays´ın tarif ettiği gibi, su yosunu o suyun üzerini gölgelemekte idi" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Dünyada ünlü, önemli olan bu kişi, ahirette ünsüz ve önemsizdir!" buyurdu. [44]
Sa´d-ı Hüzeym temsilcilerinin Medine´ye gelişi Hicretin 9. yılının sonuna doğru idi. [45]
Sa´d-ı Hüzeymlerden Ebu Numan´ın rivayetine göre, babası demiştir ki:
"Kavmimden birkaç kişinin başında Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım. [46]
Resûlullah Aleyhisselam, ülkelere ve Araplara galebe çalmış, halktan bir kısmı isteyerek, bir kısmı da kılıç korkusuyla İslâmiyete girmiş bulunuyordu. [47]
Medine´nin bir köşesine indiktan sonra, Mescide doğru gittik. Mescidin kapısına vardık.
Resûlullah Aleyhisselamı Mescidde cenaze namazı kıldırdığı sırada bulduk. [48]
Resûlullahın arkasında[49] bir köşede ayakta dikildik.
Resûlullah Aleyhisselamla görüşüp kendisine bey´at edinceye kadar halk ile birlikte namaza durmadık. [50]
Resûlullah Aleyhisselam, namazı kıldırıp dönünce, [51] bize baktı. [52]
´Siz kimsiniz " diye sordu.
´Benî Sad-ı Hüzeymlerdeniz!´ dedik. [53]
Resûlullah:
´Siz Müslüman mısınız ´ diye sordu.
´Evet!´ dedik.
Resûlullah:
´Kardeşinizin üzerine namaz kılmadınız mı ´ diye sordu.
´Yâ Rasûlallah! Biz, sana bey´at edinceye kadar bunun bize caiz olmayacağını sanıyorduk1 dedik.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Siz, nerede Müslüman olursanız olun, Müslümansınız!" buyurdu.
´Müslüman olduk!´ dedik. [54]
Müslüman olup İslâmiyet üzerine bey´at ettik, sonra konak yerimize döndük.[55] Resûlullah Aleyhisselam konuklanmamız ve ağırlanmamız için emir verdi. [56]
Yaşı en küçük olanımızı gerimizde bırakmıştık.
Resûlullah Aleyhisselam bizi arattı, yanına götürüldük.
Adamımız ilerleyip Resûlullah Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey´at etti.
´Yâ Rasûlallah! Bu, bizim en küçüğümüz ve hizmet edenimizdir!´ dedik.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Cemaatin en küçüğü, onların hizmet edicisidir!
Allah ona bereketini ihsan etsin!" buyurdu.
Vallahi, Resûlullah Aleyhisselamın ona duası yüzünden, o, en hayırlımız ve Kur´ân´ı en iyi okuyanımız oldu.
Sonra, Resûlullah Aleyhisselam onu üzerimize vali yaptı.
Bize imamlık ederdi. [57]
Medine´de üç gün oturduktan sonra, vedalaşmak üzere Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardık. [58]
Döneceğimiz sırada, Resûlullah Aleyhisselam Bilal´e emretti. [59]
O da içimizden her birine[60] bahşiş olarak ukiyyelerle gümüş verdi.
Kavmimizin yanma döndük.
Allah onlara da İslâmiyeti nasip etti." [61]
Benî Âmir b. Sa´saalardan Bazılarının Medine´ye Gelişi
Benî Âmir b. Sa´saaların Kimlikleri
Adnan´ın soyundan gelen[62] Benî Âmir b. Sa´saaların ata soyları şöyle sıralanır. Âmir b. Sa´saa, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevâzin, b. Mansur, b. İkrime, b. Hasafa, b. Kays, b. Aylan, b. Mudar. Âmir b. Sa´saa´nın:
1. Rebia,
2. Hilal,
3. Nümeyr,
4. Süvâet isimlerinde dört oğlu vardı . [63]
Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Haris b. Abdulmuttalib´in annesi Safiyye Hatun, Benî Âmir b. Şaşaalardandı. [64]
Benî Âmir b. Sa´saalardan Medine´ye Kimlerin, Ne Zaman ve Niçin Geldikleri
Benî Amirlerden temsilci olarak Medine´ye ilk gelenler arasında bulunan Amir b. Tufeyl, Erbed b. Kays (Mıkyes) ve Cebbar b. Selmâ; bu üçü, Benî Âmirlerin reisleri ve şeytanları idiler.
Benî Âmir halkı Âmir b. Tufeyl´e:
"Ey Âmir! Herkes Müslüman olmuştur. Sen de Müslüman ol!" dedikleri zaman:
"Vallahi Araplar bana tâbi oluncaya kadar uğraşıp durmaya azimliyimdir! Ben mi Kureyşîlerin şu gencine tâbi olacağım !" dedikten sonra, Erbed´e:
"Şu adamın yanına vardığımızda ben karşısına geçer, onu lafa tutarım! Ben böyle yaptığım zaman sen onu arkasından kılıçla vurup öldür![65]
Muhammed öldürüldüğü zaman, halk savaşmak istemezler, diyetten fazlasına nza göstermezler. Biz de onlara diyeti öderiz!" dedi. [66]
Benî Âmir temsilcileri Hicretin 10. yılında Medine´ye geldiler. [67]
Ebu Mutarrif Abdullah b. Şıhhîr der ki:
"Peygamber Aleyhisselama gelen Benî Âmir heyeti içinde vanp kendisine selam verdik. [68]
´Yâ Rasûlallah! [69] Sen bizim velîmizsin. [70] Sen bizim seyyidimizsin. [71] Sen bizim babamızsın. [72] Sen bizim üzerimize en uzananımızsın! [73] Sen bizim fazilette en üstünümüzsün! Sen bizim için içi et-yağ dolu çanaksın! Sen susun, sen busun!´ dedik. [74]
Resûlullah:
´Yeter! Yeter! [75] Siz, söylemeniz gerekeni, lâyık olanı söyleyin. Bana ´Resûl ve Peygamber" diye hitab edin de, şeytan sizi kolayca aldatmasın! [76]
Seyyid, Allahtır! Seyyid, Allah´tır! Seyyid, Allah´tır!1 buyurdu. [77]
Âmir´le Erbed´in Peygamberimiz Aleyhisselama Suikasta Yeltenmeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam oturduğu sırada, Amir b. Tufeyl ile Erbed varıp Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne oturdular. [78]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Âmir´in oturması için bir döşek, minder getirtti. [79]
"Ey Âmir! Müslüman ol!" buyurdu. [80]
Âmir b. Tufeyl:
"Yâ Muhammedi Müslüman olursam bana ne olacak " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Müslümanların yararlandıkları şeylerden sen de yararlanacaksın. Onların mükellef bulundukları şeylerle sen de mükellef olacaksın" buyurdu. [81]
Âmir b. Tufeyl:
"Müslüman olursam, senden sonra bu işe beni memur edecek misin " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu, ne senin için, ne de kavmin için mümkün değildir.[82]
Fakat, ben seni süvari kumandanı yapayım.[83] Çünkü, sen süvari adamsın!" buyurdu. [84]
Âmir:
"Ben zaten bugün Necd süvarilerinin başında bulunuyorum. [85]
Ben sana üç şeyi teklif ediyor, seni şu üç şeyi seçmekte serbest bırakıyorum:
Ya çöller halkı senin olur, şehir ve köyler halkı benim olur.
Ya ben sana halife olurum.
Ya da Gatafan halkından bin al atlı, bin de al kısraklı süvarilerle gelir, seninle savaşırım.[86]
Vallahi, süvarileri, piyadeleri senin üzerine yığarım!" dedi. [87]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah seni bunu yapmaktan men eder!" buyurdu. [88]
Âmir, Erbed´le birlikte dönüp gidince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Şunlara karşı bana yet! [89]
Âmir b. Tufeyl´i istediğin şeyle-ki, o benim de istediğimdir-uğraştır (başımdan def et)! [90]
Allah´ım! Benî Âmir´in kavmine doğru yolu göster!" diyerek dua etti. [91]
Âmir b. Tufeyl, Erbed´e:
"Yazıklar olsun sana ey Erbed! Sana emretmiş olduğum şey nerede kaldı
Vallahi, yeryüzünde kendim hakkında en çok korkup çekindiğim bir adam varsa, o da sendin!
Vallahi, bugünden sonra hiçbir zaman senden korkar değilim!" dedi.
Erbed:
"Hakkımda hüküm vermekte acele etme! [92]
Vallahi, onun hakkında bana emretmiş olduğun şeyi yerine getirmeye kaç defa davrandımsa, her defasında ya onunla benim arama sen girdin! Arada senden başkasını göremedim! Kılıçla sana mı vuraydım ! [93] Yahut, onunla benim arama demir bir sur gerildiğini gördüm ! [94] Yahut, kılıcımın kınına el attığımda sanki elim kuruyup kaldı, elimi kımıldatamadım! [95]
Ya da, kılıcımı sıyırmak istediğim zaman, puğur bir devenin önümde ağzını açıp bana doğru yöneldiğini gördüm! Vallahi, ona kılıcımı sıyıramadım, başımı yutar diye korktum!" dedi. [96]
Useyd b. Hudayr´ın Âmir´le Erbed´i Kovması
Useyd b. Hudayr, Amir b. Tufeyl ile Erbed´in başlarına dürterek:
"Hemen buradan çıkın gidin maymunun dölleri!" diyerek onları Medine´den kovdu.
Âmir b. Tufeyl, ona:
"Sen kimsin " diye sordu.
Useyd b. Hudayr
"Useyd b. Hudayr´ım!" dedi.
Âmir b. Tufeyl:
"Hudayr b. Simâk´ın oğlusun hâ !" dedi.
Useyd b. Hudayr
"Evet!" dedi.
Âmir b. Tufeyl:
"Baban senden daha hayırlı ve iyi idi!" dedi.
Useyd b. Hudayr
"Hayır! Ben senden de, babamdan da hayırlıyı m dır!
Çünkü, babam müşrikti, sen de müşriksin!" dedi. [97]
Âmir´le Erbed´in Başına Gelenler
Amir b. Tufeyl ile Erbed yürü arına doğru çıkıp gittiler. [98]
Âmir b. Tufeyl, yolda rastladığı Benî Selûllerden bir kadının çadırına indi, yatıp uyudu. [99]
Yüce Allah onun boynunda bir taun (veba) peyda etti. [100]
Dili, koyun memesi gibi dışarı sark[101]
Âmir b. Tufeyl, boynunda çıkan ve hıyarcığa benzeyen şişten öleceği sırada:
"EyÂmir oğulları! Demekbenim gibi biradam hem deve taununa benzeyen bir kabarcığa, hıyarcığa tutulacak; hem de Selûllerden bir kadının çadırında ölecek hâ l
Olamaz böyle şey!" dedi. [102]
O kadının evinde ölmek istemedi. [103]
"Getirin bana atımı!" dedi. [104]
Hemen atının sırtına atladı, mızrağı eline aldı. [105]
"Ey ölüm! [106] Ey ölüm meleği! [107] Çık karşıma!" diye semaya doğru haykırarak atını koşturdu durdu. [108]
En sonunda, atından ölü olarak yere düştü.[109]
Benî Âmirlerin yurduna vardığı zaman, Erbed´e kavmi:
"Ey Erbed! Ardında ne haber var " diye sordular.
Erbed:
"Vallahi, birşey yok! O (Peygamberimiz Aleyhisselam) bizi öyle birşeye ibadete davet etmişti ki, onun şimdi yanımda bulunmasını ve kendisini okla vurup öldürmemi ne kadar isterdim!" dedi.
Erbed, bu sözü söyledikten bir veya iki gün sonra, kendisine ait devesinin üzerinde giderken, Yüce Allah bir yıldırım salıp onu ve devesini yaktı, yok etti. [110]
Hz. İbrahim´in Vefatı
Hicretin 8. yılında Zilhicce ayında Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Mâriye´den doğan oğlu Hz. İbrahim, [111] Hicretin 10. yılında, 10 Rebiülevvel Salı günü vefat etti. [112]
Hz. İbrahim vefat ettiği zaman onaltı aylıktı. [113]
Onsekiz aylık olduğu da rivayet edilir. [114]
Hz. İbrahim, Benî Mazinlerden sütannesi Ümmü Bürde´nin evinde, yanında bulunuyordu. [115]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Abdurrahman b. Avf´ın elinden tutarak Hz. İbrahim´in bulunduğu hurma bahçesine, [116] demirci Ebu Seyf´in evine gitti. [117] Hz. İbrahim´i kucağına aldı. [118]
O sırada Hz. İbrahim can veriyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın gözlerinden yaş dökülmeye başladı . [119]
Abdurrahman b. Avf:
"Sen de mi ağlıyorsun yâ Rasûlallah ! [120]
Böyle ağlamaktan halkı sen men etmemiş miydin " dedi. [121]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey İbn Avf! Bu, ancak bir acımadan ibarettir! [122]
Ben ancak kendisinde bulunmayan hasletleri sayıp dökerek ölü üzerine bağıra bağıra ağlamaktan men ettim!
Ben, sizi günah ve hamakat olan iki bağırıştan; nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışıyla yüz-göz tırmalamak, üst-baş yırtmaktan ve şeytan şamatasından men ettim!
Benim bu ağlamam ise bir acımadan ibarettir.
Acımayana, acınmaz!" buyurdu. [123]
Peygamberimiz Aleyhisselamın gözlerinden tekrar yaşlar dökülünce: [124]
"Göz ağlar, kalb üzülür.
Biz, Yüce Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını söylem eyiz ! [125]
Vallahi[126] ey İbrahim! Biz senin firakınla çok üzgünüz! [127]
İbrahim benim oğlumdur. O, meme emerken ölen bir süt kuzusudur.
Cennette onun süt emme müddetini tamamlamak üzere iki sütanne tâyin olunmuştur!" buyurdu[128] ve sonra da:
"Ey dağ! Eğer bendeki üzüntü sende olsaydı, muhakkak, yıkılmış gitmiştin!
Fakat, biz Allah´ın bize emrettiğini söyleriz:
´Biz Allah´ınız, Allah´ın kullarıyız. Ve biz O´na dönücüleriz! Rabbü´l-âlemm olan Allah´a hamdederiz´ deriz" buyurdu. [129]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. İbrahim için ağladığı sırada Üsâme b. Zeyd feryada başlayınca, Peygamberimiz Aleyhisselam onu men etti.
Üsâme:
"Senin de ağladığını gördüm!" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ağlamak, acımaktan ileri gelir. Feryad ve figan ise, şeytandandır" buyurdu. [130]
Hz. İbrahim can verirken annesiyle teyzesinin feryad etmelerine mani olunmadı ise de, vefat edince mani olundu. [131]
Hz. İbrahim´in Yıkanışı, Cenaze Namazının Kılınışı ve Gömülüşü
Hz. İbrahim´in teyzesinin bildirdiğine göre; Hz. İbrahim´in cenazesini Fadl b. Abbas yıkadı. [132]
Sütannesi Ümmü Bünde´nin yıkadığı da rivayet edilir. [133]
Sanıldığına göre; ikisi birlikte yıkamışlardır. [134]
Hz. İbrahim yıkanırken, Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Abbas orada oturdular. [135]
Hz. İbrahim´in cenazesi Ümmü Bürde´nin evinden küçük bir şerir üzerinde taşındı. [136]
Peygamberimiz Aleyhisselam Bakiyy kabristanında[137] Hz. İbrahim´in cenaze namazını kıldırdı. [138]
Cenaze namazını kıldırırken dört tekbir aldı. [139]
Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Yâ Rasûlallah! İbrahim´i nereye gömelim " diye soruldu. [140]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu Bakiyy´e, [141] salih selefimiz Osman b. Maz´un´un yanına gömünüz!" buyurdu. [142]
Hz. İbrahim, Bakiyy kabristanında Osman b. Maz´un´un yanına gömüldü. [143]
Hz. İbrahim´in kabri, yola ve Akîl´in evine çok yakındı. [144]
Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd kabrin içine indiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam kabrin kıyısına, Hz. Abbas da Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına oturdu. [145]
Peygamberimiz Aleyhisselam kabrin yan tarafındaki kerpiçler arasında bir açıklık görüp kapatılmasını emretti.[146]
Kerpici oraya kendi eliyle koydu, açığı kapatıp düzeltti ve:
"Sizden biriniz, biriş yaptığınız zaman, onu içe sinecek biçimde yapsın! Çünkü, öyle yapmak, musibete uğrayanın içini yatıştırır.
Gerçi, bunun ölüye ne zararı, ne yaran olur; fakat bu, dirinin gözünü aydınlatr!" buyurdu. [147]
Hz. İbrahim gömüldüğü zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bir kırba su getirecek kimse var mı " diye sordu.
Ensardan bir zât hemen bir kırba su getirdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Saç onu İbrahim´in kabrinin üzerine!" buyurdu. [148]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. İbrahim´in kabrinin başına bir taş getirilmesini de emredip, getirilen taşı kabrin başına dikti. [149]
Hz. İbrahim´in kabri bir alâmetle belirlendi.
Kabrinin üzerine ilk defa su serpilen de, o oldu. [150]
Hz. İbrahim´in Vefatı Gününde Güneş Tutuluşu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanları Uyarışı
Hz. İbrahim´in vefat ettiği gün, güneş tutulunca, halk:
"İbrahim´in ölümü için güneş tutuldu!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bunu işitince, Mescide gidip Allah´a hamd ü senada bulunduktan sonra:
"Ey insanlar! Şüphe yok ki, güneş ve ay, Allah´ın âyetlerinden iki âyettir ki, bunlar hiçbir kimsenin ne hayatı, ne de vefatı için tutulmazlar!
Onları gördüğünüzde, açılıncaya kadar Yüce Allah´a dua edin, namaz kılın!" buyurdu.[151]
Halid b. Velid´in Benî Hâris b. Ka´blara Gönderilişi
Benî Haris b. Ka´bların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Harislerin ata soyları şöyle sıralanır: Amr b. Yezid, b. Katan, b. Ziyad, b. Haris, b. Malik, b. Ka´b, b. Haris, b. Ka´b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded. [152]
Benî Harisler, Benî Abdülmedan diye de anılırlar.
Medan, sanem ismi olup, bu kabile o puta nisbet edilmiştir.
Benî Harisler, Yemen´de, Necran bölgesinde otururlardı. [153]
Necran Yemen´in Mekke tarafındaki bölgelerindendir.
Rivayete göre; ilk gelip burayı imar eden Necran b. Zeydan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Kahtan olduğu için, buraya ondan dolayı Necran ismi verilmiştir.
Necran halkını Hıristiyanlığa ilk sokan da, Hz. İsa´nın dininde Feymûyun adındaki kimseydi. [154]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Halid b. Velid´i Hicretin 10. yılında Rebiülevvel ayında[155] veya Rebiülâhirya da Cemâziyelûlâ (Cumâde´l-ûlâ) ayında[156] Necran´da Benî Haris b. Ka´blara gönderdi; ve onlarla çarpışmadan önce, kendilerini üç gün İslâmiyete davet etmesini, kabul etmedikleri takdirde çarpışmasını emretti. [157]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Halid b. Velid´in maiyyetine dörtyüz mücahid verdi. [158]
Halid b. Velid gidip Benî Harislerin yurduna vardı, her tarafa süvariler saldı.
Süvariler:
"Ey insanlar! Müslüman olunuz da selamete eriniz!" diyerek herkesi İslâmiyete davet ettiler. [159]
Necran´da bulunan Belhâris b. Ka´blar yapılan davete hemen icabet ettiler, [160] Müslüman oldular.
Halid b. Velid, bir müddet onların yanında oturdu.
İslâm şeriatını, Allah´ın Kitabını ve Allah´ın Peygamberinin sünnetini onlara öğretti. [161]
B enî H ârisler, m al lan nı n zekatları m verdiler.
Halid b. Velid de, bunları, onların fakirlerine dağıttı.
Halid b. Velid, Mezhic kabilesinden ayaklanan bir cemaatle çarpışarak onları mağlup etti.
Ayaklananlardan bazılarını esir ve hayvanlarını da iğtinam edip ganimet mallarından beşte birini ayırdıktan sonra, kalan beşte dördünü mücahidler arasında bölüştürdü. [162]
Halid b. Velid, Peygamberimiz Aleyhisselama bir yazı yazıp Bilal b. Hârisü´l-Müzenî ile gönderdi.
Yazısında Benî Harislerin İslâmiyeti hemen kabul ettiklerini bildirdi. [163] Yazısında şöyle dedi:
"B ismi İlâhirrahm ânirrahîm
Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamber Aleyhisselama Halid b. Velid tarafındandır.
Yâ Rasûlallah! Allah´ın selam, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun!
Ben seni peygamber olarak gönderen o Allah´a hamd ederim ki, O´ndan başka hiçbir ilah yoktur.
Bundan sonra arzederim ki:
Yâ Rasûlallah! Allah´ın selamı senin üzerine olsun!
Sen beni Benî Haris b. Ka´blara gönderdin. Onların yanına vardığım zaman üç gün kendileriyle çarpışmamamı ve kendilerini İslâmiyete davet etmemi, Müslüman olurlarsa yanlarında oturup kendilerine İslâm alâmetlerini, Allah´ın Kitabını ve Allah´ın Peygamberi Aleyhisselamın sünnetini öğretmemi, Müslüman olmazlarsa çarpışmamı bana emretmiştin.
Ben onların üzerlerine vardım.
Resûlullah Aleyhisselamın bana emrettiği gibi, üç gün, kendilerini İslâmiyete davet ettim.
İçlerine süvariler gönderdim.
Onlara:
´Ey Benî Harisler! Müslüman olunuz da selamete eriniz!´ dediler.
Onlarda, hemen Müslüman oldular ve çarpışmadılar.
Ben aralarında oturup onlara Allah´ın emretmiş olduğu şeyleri emr, Allah´ın nehyetmiş olduğu şeylerden de kendilerini nehy ettim.
Kendilerine İslâm´ın alâmetlerini ve Peygamber Aleyhisselamın sünnetini öğrettim.
Resûlullah Aleyhisselam bu hususta bana ne yapacağımı banayazıncaya kadar burada kalacağım.
Allah´ın selam, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun yâ Rasûlallah!"
Peygamberimiz Aleyhisselam, Halid b. Velid´in yazısına şöyle karşılık yazdırdı:
"B ismi İlâhi rra hm ânirrahîm
Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamber´den Halid b. Velid´e,
Selam olsun sana! Ben senden dolayı O Allah´a hamd ederim ki, O´ndan başka ilah yoktur.
Bundan sonra derim ki:
Benî Haris b. Ka´bların kendileriyle çarpışmanıza hacet kalmadan Müslüman olduklarını, İslâmiyet-ten kabule davet edildikleri şeyleri kabul ve Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed´in Allah´ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ettiklerini, Allah´ın onlara doğru yolu gösterdiğini haber veren elçinle birlikte mektubun bana geldi.
Onları Allah´ın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ettikleri takdirde ahiret nimetleriyle müjdele! Aykırı hareket ettikleri takdirde ahiret azabıyla korkut!
Artık dönüp gel!
Onların elçileri de seninle birlikte gelsin!
Allah´ın selam, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun!" [164]
Halid b. Velid´in Benî Hâris Elçileriyle Birlikte Medine´ye Gelişi
Halid b. Velici Necran´dan dönüp Peygamberimiz Aleyhissel amin yanına geldi. Benî Haris b. Ka´bların elçileri de onunla birlikte geldiler.
1. Kays b. Husayn Zülgussa,
2. Yezid b. Abdülmedan,
3. Yezid b. Muhaccel,
4. Abdullah b. Kurâdü´z-Ziyâdî,
5. Şeddad b. Abdullahü´l-Kanânî,
6. Amr b. Abdullahü´d-Dıbâbî. [165]
7. Abdullah b. Abdülmedan, gelen elçiler arasında bulunuyordu.
Halid b. Velid bunları kendi evine indirdi.
Sonra, yanına düşürüp Peygamberimiz Aleyhisselama götürdü. [166]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Haris elçilerini gördüğü zaman:
"Kimdir bunlar Hindli adamlara benziyorlar " diye sordu.
"Yâ Rasûlallah! Bunlar Benî Haris b. Ka´bların ileri gelen adamlarıdır!" denildi.
Benî Haris elçileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelince, Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler[167] ve:
"Senin Resûlullah olduğuna ve Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Ben de Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına ve kendimin de Resûlullah olduğuma şehadet ederim!" buyurdu. [168]
"Sizler ki İslâmiyete davet olunduğunuz zaman karşı koymak için halka önayakmı olmak istediniz " diye sordu.
Hepsi sustular. Onlardan hiçbiri cevap vermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorusunu tekrarladı.
Yine onlardan hiçbiri cevap vermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorusunu üçüncü kez tekrarladı.
Yine onlardan hiçbiri cevap vermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sorusunu dördüncü kez tekrarlayınca, Yezid b. Abdülmedan:
"Evet yâ Rasûlallah! Bizler, İslâmiyete davet olununca, karşı koymak için halka önayak olmak istemiştik" dedi ve bunu dört kez söyledi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Eğer Halid bana çarpışmaya hacet kalmadığını, Müslüman olduğunuzu yazmasa idi, muhakkak, başlarınızı ayaklarınızın altına atardım!" buyurdu.
Yezid b. Abdülmedan:
"Vallahi, biz ne sana şükrederiz, ne de Halid´e şükrederiz!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Ya kime şükredersiniz " diye sordu.
"Yâ Rasûlallah! Biz Yüce Allah´a şükrederiz ki, senin yüzünden bizi hidayete erdirdi!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz!" buyurduktan sonra:
"Siz Cahiliye çağında çarpıştığınız kimselere ne ile galip gelirdiniz " diye sordu.
"Biz kimseye mağlup olmuş değiliz" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet, siz çarpıştığınız kimselere galip gelirdiniz!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Biz kiminle çarpışsak galip gelirdik! [169]
Çünkü, fazla konuşmaz, tezellül ve savurganlık etmez, birbirimize karşı kıskançlık göstermez, yardımı kesmez, savaş ve güçlük zamanlarında güçlüklere katlanırdık. [170]
Daima toplu bulunur, dağılmazdık. Hiç kimseye karşı da, zulüm ve haksızlığa ilk başlayan biz olmazdık!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz!" buyurdu. [171]
Kays b. Husayn´ın Benî Hâris b. Ka´blara Vali ve Kumandan Tayin Edilişi ve Elçilerin Yurtlarına Dönüşü
Peygamberimiz Aleyhisselam, elçiler arasında bulunan Kays b. Husayn´ı, Benî Haris b. Ka´blara vali ve kumandan etti.
Benî Haris b. Ka´b elçileri Şevval ayının son günlerine kadar Medine´de kaldıktan sonra yurtlarına döndüler.[172]
Kendilerinin Zilkade ayının başlarında döndükleri de rivayet edilir. [173] Peygamberimiz Aleyhisselam elçilerin her birine onar, Kays b. Husayn´a ise oniki buçuk ukiyye gümüş verdi. [174]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hâris ve Benî Nehdler Hakkındaki Yazısı
"Resûlullah Aleyhisselam Kays b. Husayn Zülgussaya, babasının oğulları Benî Harislerle onların müttefikleri olan Benî Nehdler hakkında:
"Onlar, namaz kıldıkları, zekat verdikleri, müşriklerden ayrıldıkları, Müslüman olduklarına şehadet; malları içinde Müslümanların bir hakkı bulunduğunu ikrar ettikleri müddetçe, Allah´ın himayesi ve Resûlünün himayesi altındadırlar. Kendileri ne üşrle, ne de savaş için toplanmakla mükelleftirler" diye yazı yazdı, yazdırdı.[175]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Dıbablar Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Benî Haris b. Katıların bir dalı olan Benî Dıbablar için: "Namaz kıldıkları, zekat verdikleri, Allah´a ve Resûlüne itaat ettikleri ve müşriklerden ayrı durdukları müddetçe, Sâriye ile Râfi1 onlarındır. Bunlar üzerinde hiç kimse kendilerine karşı hak iddia edemeyecektir" diye yazı yazdı.
Yazıyı Muğîre kaleme aldı. [176]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Yezid b. Tufeylü´l-Hârisî Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Yezid b. Tufeyl için:
"Namazı kıldığı, zekatı verdiği, müşriklerle savaştığı müddetçe bütün Madda onundur. Bunun üzerinde, kendisine karşı hiç kimse hak iddia edemeyecektir" diye yazı yazdırdı Yazıyı Cüheym b. Salt kaleme aldı. [177]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Kanân b. Sa´lebeler Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Benî Harislerin bir dalı olan Benî Kanan b. Sa´lebeler için:
"Mecsa onlarındır. Onlar, canları ve mallan hakkında emniyet ve selamettedirler" diye yazı yazdı
Yazıyı Muğîre kaleme aldı. [178]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Abdi Yağus b. Vâletü´l-Hârisî Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Abdi Yağus b. Vâletü´l-Hârisî için:
"Namazı kıldığı, zekatı verdiği, gazalarda elde edilen ganimetlerin beşte birini ayırıp verdiği müddetçe, Müslüman olduğu sıradaki toprağı ve eşyası, hurma bahçeleriyle kendisinindir.
Kendisi de, kendisine tâbi olanlarda, ne üşrie, ne de savaş için toplanmakla mükelleftirler" diye yazı yazdı.
Yazıyı Erkam b. Ebi´l Erkam yazdı. [179]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Ziyadlar Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Benî Harislerin bir dalı olan Benî Ziyadlar için:
"Onlar, namazı kıldıkları .zekatı verdikleri, müşriklerle savaştıkları müddetçe emniyet ve selamettedirler.
Cemmâ ile Enzibe kendilerinindir" diye yazı yazdı. Yazıyı, Ali kaleme aldi. [180]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Yezid b. Muhaccel Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Yezid b. Muhaccelü´l-Hârisî için:
"Nemire arazisi ile Nemire su âletleri ve orman arasındaki Rahman vadisi Hârisîlere aittir.
Yezid ve zürriyeti, kavmi olan Benî Malikler üzerinde âmirdir.
Ne onlara karşı savaş açılacak, ne de kendileri savaş için toplanacaklardır" diye yazı yazdı
Yazıyı Muğîre b. Şube yazdı. [181]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kanân b. Zeydler Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Hârisflerin bir dalı olan Benî Kanan b. Yezidler için: "Onlar namazı kıldıkları, zekatı verdikleri ve müşriklerden ayn durdukları, yol emniyetini sağladıkları ve Müslüman olduklarına ikrar ve şehadette bulundukları müddetçe, Mezved[182] ve Mezved´e ait su, hark ve dolapları kendilerinindir" diye yazı yazdı. [183]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Âsım b. Hârisü´l-Hârisî Hakkındaki Yazısı
Resûlullah Aleyhisselam, Asım b. Hârisü´l-Hârisî için:
Râkis´in[184] bir parçası olan Necme ona aittir.
Hiç kimse, bu hususta ona karşı bir hak iddia edemez" diye yazı yazdı
Yazıyı Erkam kaleme aldı. [185]
Abde b. Müshir´in Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Şa´bî´nin bildirdiğine göre; Cerir, Abde b. Müshir´e:
"Ben bir iş yapmak istiyorum, fakat sana danışmadıkça onu yapmayacağım. Hicaz´da bir peygamber zuhur eüniş. Kendisine gökten vahiy geliyormuş! Halkı Allah´a imana davet ediyormuş!" dedi. İkisi birlikte kalkıp Medine´ye geldiler.
Abde b. Müshir, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına yaklaşıp:
"Eğersen gerçekten peygambersen, sana neleri sormak için geldiğimi bana haber ver!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Kılıcın, oğlun ve atın alındı. Atını bulacaksın! Oğluna gelince; onu Malik b. Mecde öldürdü. Kılıcın ise, İbn Mes´ade´nin yanındadır. Atını Allah yolunda cihad için besle, bağla!
Eğer irtidad hadiselerine yetişirsen, sakın ne Kinanelere uy, ne de misakı boz!" buyurdu[186] ve: "Ey Abde! Yurdun nerededir " diye sordu. Abde:
"Necran Kâbe´sindedir!"[187] dedi. [188] Peygamberimiz Aleyhisselam, Abde b. Müshir´e: "Yurdunda atlar edinmeni sana tavsiye ederim! Çünkü, çetin hadiseler hazırlanmış bulunuyor! Atların alınlarında hayır vardır!" buyurdu.[189]
Abde b. Müshir, yolculuk sırasında gördüğü şeyler hakkında da sorular sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam, onların cevaplarını verdikten sonra:
"Ey İbn Müshir! Müslüman ol! Dinini dünyana satma!" buyurunca, Abde Müslüman oldu. [190] Allah ondan razı olsun![191]
Adiyy b. Hâtim´in Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Adiyy b. Hâtim´in Medine´ye Geliş Tarihi, Kim fiğ i ve Kişiliği
Adiyy b. Hâtim´in Medine´ye gelişi Hicretin 10. yılında, Şaban ayında idi. [192]
Adiyy b. Hâtim´in ata soyu şöyle sıralanır: Adiyy b. Hatim, b. Abdullah, b. Sa´d, b. Haşrec, b. İmriü´l-Kays, b. Adiyy, b. Rebia, b. Cervel, b. Sual, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi´, [193] b. Üded, b. Zeyd, b. Kehlan. [194]
Cömertliği dillere destan olan Hatim, Tayyi´ kabilesindendi ve Adiyy´in babası idi. [195]
Adiyy b. Hatim, kavmi içinde ulu, şerefli, hatîb, hazırcevap, faziletli ve cömert bir zât idi.
Ebu Tarîf künyesini taşırdı. [196]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 9. yılında Rebiülâhir ayında Hz. Ali´yi Tayyi´ kabilesinin putu Füls´ü yıkmaya göndermişti. [197]
Adiyy b. Hâtim´in Medine´de casusu vardı.
Casus, Hz. Ali´nin Tayyi´lere doğru gittiğini Adiyy´e bildirince, [198] Adiyy b. Hatim Şam´a kaçmışti. [199] Adiyy b. Hâtim´in kızkardeşi Seffâne ise, Tayyi´ kabilesi esirleri arasında Medine´ye getirilmiş bulunuyordu. [200]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Adiyy b. Hâtim´in kızkardeşi Seffâne´yi serbest bırakmış; giyimlik, binit, yol azığı verip, kavminden emniyetli bazı kişilerin yanına katarak Şam´a yollamıştı.
Adiyy b. Hatim der ki:
"Seffâne akıllı bir kadındı.
Ona:
´Şu zâtın işi hakkında görüşün nedir ´ diye sordum.
Bana:
´Vallahi, acele senin ona katılmanı uygun görürüm.
Eğer kendisi gerçekten peygamberse, ona tâbi olmakta başkalarını geçmen, senin için bir fazilet ve üstünlük olur.
Eğer o bir hükümdarsa, onun sayesinde Yemen´deki saltanatını kaybetmez, hor ve hakir bir duruma düşmezsin!
Artık karar senindir!´ dedi.
´Vallahi yerinde görüş budur![201]
Ben bu zâta gideceğim. [202]
Vallahi, o bir yalancı ise (yalancılığı) bana zarar vermez. [203]
Eğer doğru ise[204] söylediklerini dinlerim. [205] Kendisine tâbi olurum!´ dedim. [206]
Yola çıktım, Medine´ye geldim.
Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım. Kendisi, o sırada Mescidde oturuyordu. [207]
Halk, beni görünce:
´Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hatim!´ dediler. [208]
Emansız, (güvencesiz) ve yazısız gitmiştim. [209]
Resûlullahın yanına varıp selam verdim.
Bana:
´Sen kimsin ´ diye sordu.
´Adiyy b. Hâtim´im!´ dedim. [210]
Elimi kendisine uzattım, tuttu.
Ben, bundan önce, onun elini benim elime vermesini umar dururdum . [211]
Peygamber Aleyhisselamın yanında akraba, kadın ve çocuklarının bulunduğunu gördüğüm zaman anladım ki; onda ne Kisrâ´nın (Acem şahının), ne de Kayserin (Rum hükümdarının) saltanatı vardı! [212]
Resûlullah, ayağa kalkıp beni evine götürdü.
Vallahi, benim maksadım ve arzum da oraya (evine) götürülmemdi.
Resûlullah, giderken, zayıf, yaşlı bir kadına rastladı. [213] Kadının yanında da, küçük bir çocuk bulunuyordu. [214]
Kadın, Resûlullahın durmasını istedi, o da durdu. [215]
Ona:
´Bizim senden bir dileğimiz var´ dediler. [216]
Resûlullah onların işini onlarla uzun uzun konuştu. [217]
Kendileriyle birlikte gidip işlerini gördükten sonra, geldi. [218]
İçimden, kendi kendime:
´Vallahi, bu zât hükümdar değildir!´ dedim. [219]
Sonra, elimden tuttu, [220] beni evine götürüp içeri girdi. Eline iki hurma lifinden doldurulmuş bir yastık alıp bana attı ve:
´Otur onun üzerine!´ buyurdu.
Ben:
´Hayır! Onun üzerine sen otur!´ dedim.
Resûlullah bana:
´Hayır, sen oturacaksın!´ buyurdu.
Yastığın üzerine oturdum. Resûlullah Aleyhisselam ise, kuru yere oturdu. İçimden, kendi kendime:
´Vallahi, bu, hükümdar işi değildir!´ dedim . [221]
Bana:
´Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel Müslüman ol da, selamete er!´ buyurdu.
Ona:
´Ben, dini olanlardanım. [222] Benim bir dinim vardır!´ dedim. [223]
Bana:
´Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel Müslüman ol da, selamete er!´ buyurdu.
Ona:
´Ben, dini olanlardanım!´ dedim.
Bana:
´Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel, Müslüman ol da, selamete er!´ buyurdu.
Ben de ona yine:
´Ben, dini olanlardanım!´ dedim. [224]
Bunun üzerine, Resûlullah:
´Ben senin dinini senden daha iyi bilirim!´ buyurdu. [225]
Kendisine:
´Demek sen benim dinimi benden daha iyi bilirsin hâ !´ dedim.
Resûlullah:
´Evet!´ buyurdu, bunu iki-üç kere tekrariadı[226] ve:
´Söyle ey Adiyy b. Hatim! [227] Sen bir Rekûsî [Hıristiyanlıkla Sâbiflik karması dinin sâliklerinden] değil misin ´ diye sordu.
´Evet!´ dedim. [228]
Bana:
´Sen kavminin lideri ve başkanı değil misin ´ diye sordu.
Kendisine:
´Evet!´ dedim . [229]
Bana:
´Sen kavminin içine gidiyor, mirba´ [ganimetin dörtte birini] alıyor değil misin ´ diye sordu.
Kendisine:
´Evet! Gidiyor ve alıyorum!´ dedim.
Bana:
´İşte bu, senin dininde sana helâl değildir!´ buyurdu. [230]
Resûlullah bunu söyleyince çok mahcup oldum![231]
Kendisine:
´Evet! Öyledir vallahi!´ dedim.
Anladım ki, o, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir!
Meçhul olan şeyleri (Allah ona bildiriyor, o da) biliyordur! [232]
Resûlullah, beni utandıran sözünü tekrarlamadı . [233]
Bana:
´Ey Adiyy b. Hâtim! [234]
Sen ne diye kaçıyorsun ! [235] Sen ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!´ demekten mi
kaçıyorsun !
Allah´tan başka bir ilah mı var ! [236] Allah´tan başka ilah olduğunu mu biliyorsun !´ diye sordu.
Kendisine:
´Hayır!´ dedim. [237]
Bana:
´Sen.´Allahuekber1 demekten mi kaçıyorsun ! Yüce Allah´tan daha büyük birşey mi var ! [238] Sen Allah´tan daha büyük birşey olduğunu mu biliyorsun !´ diye sordu.
Kendisine:
´Hayır!´ dedim. [239]
Bana:
´Biliyorum: Senin bu dine (İslâmiyete) girmene engel olan, ´Ona ancak insanların zayıfları, güçsüzleri tâbi oluyor. Araplar onları okla vurup bitirirler!´ diyor (olman)dır. [240]
Ey Adiyy! Herhalde, bu dine (İslâmiyete) girmene çevrendeki muhtaç kimseleri görmen engel oluyordur
Vallahi, çok sürmez, onlarda mal ve servet öyle bollaşacaktır ki, malın zekatını alacak kimse bulunamayacaktır![241]
Belki de, senin bu dine (İslâmiyete) girmene, onların düşmanlarının çok, kendilerinin ise sayıca az olduklarını görmen engel oluyordur! Vallahi, çok sürmez, bir kadının Kadisiye´den devesinin üzerinde yalnız başına çıkıp şu Beytullah´ı (Kabe´yi) tavaf ve ziyaret edinceye kadar[242] Allah korkusundan başka[243] hiçbir korku duymayacağını da işiteceksin!1 buyurdu. [244]
Bana:
´Sen Hîreyi biliyor misin ´ diye sordu.
Kendisine:
´Gitmedim, orayı görmedim, ama işitmiştim!´ dedim. [245]
Bana:
´Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; [246] çok sürmez, [247] Allah bu işi (İslâmiyeti) tamamlayacak, [248] Kisrâ b. Hürmüz´ün hazineleri de fethedilecek, ele geçirilecektir!´ buyurdu.
´Kisrâ b. Hürmüz mü !1 dedim.
´Kisrâ b. Hürmüz!´ buyurdu.
´Kisrâ b. Hürmüz mü !1 dedim. [249]
´Evet! Kisrâ b. Hürmüz! [250]
Hîre´den deve üzerinde hamisiz, koruyucusuz olarak tek başına çıkıp gelen bir kadın da Kabe´yi tavaf edebilecektir! [251]
Belki de, senin bu dine girmene devlet ve saltanatı Müslümanlardan başkasında görmen engel oluyordur.
Allah´a yemin ederim ki; çok sürmez, Bâbil ülkesinin beyaz köşklerinin de Müslümanlara açılacağını işiteceksin!´ buyurunca, Müslüman oldum. [252]
´Ben hanif bir Müslümanım!´ dedim. [253]
Resûlullahın yüzünde sevinç belirdiğini gördüm.
´Muhakkak ki, Allah´ın gazabına uğrayanlarYahudilerdir.
Dalâlete düşenler de Hıristiyanlardır!´ buyurdu. [254]
Resûlullah, bundan sonra, Ensardan birinin yanına inmemi bana emretti.
Sabah akşam onun evine gidip gelmeye başladım. [255]
Resûlullah Aleyhisselam, namazı hangi vakitlerde kılacağımı tarif etti. [256] Hiçbir namaz vakti girmezdi ki, ben onu özlemiş olmayayım!" [257]
Adiyy b. Hâtim´in Av Hakkındaki Sorularının Cevaplanışı
Adiyy b. Hatim der ki:
"Resûlullah Aleyhisselama:
´Yâ Rasûlallah! Benim yurdum avyundudur! [258]
Biz, şu köpeklerle, [259] şahinlerie[260] av avlayan bir kavimiz. [261]
Bunlarla avlanmak bize helâl olur mu 1 diye sondum. [262]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Sen ava gittiğin köpeğini[263] veya şahinini[264] saldığın ve Besmele de çektiğin zaman, onun senin için tuttuğu avı yel´ buyurdu. [265]
´Ya o, avı tutarken öldürürse ´ diye sordum. [266]
´Kendisi ondan yemedikçe, onu öldürmüş bile olsaye! [267] Çünkü, onu senin içintutmuştur. [268] Eğer ondan yerse, sen ondan yeme! Çünkü, o, o avı kendisi için tutunuştur!´ buyurdu. [269]
´Yâ Rasûlallah! [270] Köpeğimin yanında başka bir köpek daha bulunur ve avı hangisinin tuttuğunu bilemezsem ne yapacağım ´ diye sordum. [271]
´Köpeğinin yanında başka bir köpek bulunur, ölmüş bulunan avı yanındaki köpeğin tutmuş olmasından korkarsan, [272] kendi köpeğinin onu senin için tuttuğunu öğreninceye kadar[273] yeme!
Çünkü, sen Besmeleyi kendi köpeğine çekmiş, ondan başkasına Besmele çekmemiştin! [274]
Onu hangisinin öldürdüğünü bilemezsin. [275]
Besmele ile saldığın köpeğin avı senin için tutar, sen de canlı iken yetişirsen, onu hemen kes!´ buyurdu. [276]
´Yâ Rasûlallah! Biz mi´raz (zıpkın)la avlanan bir kavimiz.
Bu, bize helâl olur mu ´ diye sordum. [277]
Resûlullah:
´Mi´raz (zıpkın)ın sivri ucuyla avladığını ye!
Yanı ile vurup öldürdüğün av, sopa ile vurulup öldürülmüş hükmünde olup, haramdır!´ buyurdu. [278]
´Ey Allah´ın Peygamberi! Biz, okçu bir halkız!1 dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Sizden biriniz, ava ok atacağı zaman, Yüce Allah´ın ismini ansın, Besmele çeksin! Onu vurup öldürürse yesin! Eğer onu suya düşmüş veya su içinde ölmüş bulursa yemesin! Çünkü, bilemez: Belki de onu su öldürmüştür!
Bir veya iki gün sonra, okunun izini avının üzerinde bulduğu ve onda okundan başka bir iz bulunmadığı takdirde, dilerse, onu yesin! [279]
Sen de, okunu atacağın zaman, Allah´ın ismini an, Besmele çek! Vurduğun avı ölmüş bulsan da ye!
Ancak, suyun içine düşmüş bulursan yeme! Çünkü, sen onu suyun mu, yoksa okunun mu öldürdüğünü bilemezsin! [280]
Sen ava ok atar, bir veya iki gün sonra onu ölmüş bulursan ve üzerinde de kendi okundan başka bir iz bulunmazsa, dilersen ye! [281] Suya batmış bulursan, yeme!´ buyurdu." [282]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Verdiği Haberlerin Gerçekleşmesi
Adiyy b. Hatim der ki:
"Resûlullahın yanında bulunduğum sırada iki kişi geldi. Onlardan birisi yoksulluktan şikâyeti eniyor, diğeri de yolların hırsızlar tarafından tutulduğundan, kesildiğinden şikâyeti eniyor, dert yanıyordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Yol kesme meselesi; sana biraz sonra bir zaman gelecektir ki, o zaman, ticaret kervanı hiçbir kimsenin himayesine hacet kalmadan Mekke´ye kadar çıkıp gidecektir!
Yoksulluğa gelince; sizin biriniz sadakasıyla dolaşıp da kendisinden bu sadakayı kabul edecek bir kimseyi bulamayacak hale gelmedikçe, Kıyamet kopmayacaktır! [283]
Sonra, sizden biriniz, Allah´ın huzurunda muhakkak duracak, Allah ile kendisi arasında ne bir perde, ne de Allah kelâmını kendisine çevirecek bir tercüman bulunmaksızın duracak. [284] Sonra Allah ona:
´Ben sana mal vermedim mi 1 diye soracak.
O kul da:
´Evet, verdin!1 diyecek.
Sonra Allah ona:
´Ben sana peygamber göndermedim mi 1 diye soracak.
O kul da:
´Evet, gönderdin!´ diyecek. [285]
Sağına bakacak, Cehennem ateşinden başka birşey görmeyecek. Sonra soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka birşey görmeyecek! [286]
Önüne bakacak, Cehennem ateşiyle karşılaşacak! [287]
Öyleyse, her biriniz, bir hurmanın yarısıyla da olsun, bunu bulamazsa güzel bir sözle olsun, kendisini Cehennem ateşinden korusun! [288]
Ben, sizin hakkınızda yoksulluktan korkmuyorum! Yüce Allah size muhakkak yardım edecek, servet verecek, fetihler ihsan edecek! Hatta, Hîre ile Medine ve daha uzak yerler arasında bir kadın devesinin üzerinde seyahat edecek de, bineğinin çalınmasından korkmayacaktır!´ buyurdu. [289]
Resûlullah Aleyhisselamın haber verdiği şeylerden ikisi vuku buldu.
Geri kalan üçüncüsü de, muhakkak vuku bulacaktır!
Bâbil ülkesindeki beyaz köşklerin fetholunduğunu görmüşümdür!
Bir kadının Kadisiye´den devesinin üzerinde korkmadan yola çıkıp şu Beytullah´ı haccettiğini de görmüşümdür!
Allah´a yemin ederim ki: Resûlullah Aleyhisselamın söylemiş olduğu üçüncüsü de muhakkak vuku bulacak, mal ve servet öyle bollaşacak ki, onun zekatını alacak kimse bulunmayacaktır!" [290]
Adiyy b. Hâtim´in Tayyi´lere Vali Tayin Edilişi
Peygamberimiz Al eyhisselam, Adiyy b. Hatim´i Tayyi´lerin üzerine vali tayin etti.[291]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ashabdan Bazılarını İslâmiyetin Yayıldığı Yerlerde Görevlendirişi
Kimler, Nerelere ve Ne Zaman Gönderildiler
Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccından önce, [292] 10. yılda[293] İslâmiyetin yayıldığı bütün beldelere valiler ve zekat-sadaka tahsil memurları gönderdi.[294]
1. Ensardan Amrb. Hazm´ı Necran´da,
2. Ensardan Benî Beyâzalardan Ziyad b. Lebid´i Hadramevtte,
3. Halid b. Safd b. Âs b. Ümeyye´yi San´â´da,
4. Muhacir b. Ebi Ümeyyetü´l-Mahzûmî´yi Kinde ve Sadif´te,
5. Ebu Musa el-Eş´arî Abdullah b. Kays´ı Yemen, Zebid, Rima, Aden ve sahilde,
6. Ensardan Muaz b. Cebel´i Yemen Cened´de, [295]
7. Adiyy b. Hâtim´i Tayyi´lerle Benî Esedlerde,
8. Mâlik b. Nüveyre´yi Benî Hanzalelerde,
9. Zibrikan b. Bedr´i Benî Sa´dlarda,
10. Kays b. Âsım´ı Benî Sa´dlarda,
11. Alâ1 b. Hadramî´yi Bahreyn´de,
12. Hz. Ali´yi Necran´da görevlendirdi. [296]
Muaz b. Cebel´in Göreve Seçilişi
İbn Ömer´in bildirdiğine göre; Peygam berim iz Aleyhisselam, sabah namazını kıldırdıktan sonra cemaate yüzünü döndürüp:
"Ey Muhacirlerle Ensar cemaati! H anginiz Yemen´e hazırlanıp gider " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Ben giderim yâ Rasûlallah!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, ona cevap vermedi.
"Ey Muhacirlerle Ensar cemaati! H anginiz Yemen´e hazırlanıp gider " diye tekrar sordu.
Hz. Ömer kalkıp:
"Ben giderim yâ Rasûlallah!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, ona da cevap vermedi.
"Ey Muhacirlerle Ensar cemaati! Hanginiz hazırlanıp Yemen´e gider " diye üçüncü kez sordu.
Muaz b. Cebel kalkıp:
"Ben giderim yâ Rasûlallah!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Muaz! Bu vazife senindir!
Ey Bilal! Bana sarığımı getir!" buyurdu.
Sarık getirilince, onu Muaz b. Cebel´in başına sardı. [297]
Muaz b. Cebel´in Görev Mahalli ve Görevi
İslâmiyette Yemen üç valiliğe aynim işti.
Birincisi, sadaka bölgesiyle birlikte Cened valiliği olup, valiliklerin en büyüğü idi.
İkincisi, sadaka bölgesiyle birlikte San´â valiliği olup, valiliklerin ortancası idi.
Üçüncüsü, sadaka bölgesiyle birlikte Hadramevt valiliği olup, valiliklerin en küçüğü idi.
Cened´e Cened ismi, Meâfirlenden Cened b. Şehran´dan dolayı vehim işti. [298]
Cened, Yemen´in yukarı tarafında Aden´e doğru idi. [299]
Muaz b. Cebel, Cened´de kadılık, hâkimlik yapacak; Cened halkına İslâmiyeti, İslâm şeriatını, Kur´ân okumayı öğretecek; Yemen ülkesinde tahsil edilen zekat ve sadakalan da vazifelilerinden teslim alacaktı. [300]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muaz b. Cebel´e:
"Sana bir dava getirilip arzedildiği zaman[301] nasıl ve neye göre hüküm verirsin " diye sordu.
Muaz b. Cebel:
"Allah´ın Kitabındaki hükümlere göre hüküm veririm!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Eğer Allah´ın Kitabında dayanacağın bir hüküm olmazsa, neye göre hüküm verirsin " diye sordu. [302]
Muaz b. Cebel:
"Resûlullahın o hususlardaki hükümlerine, [303] sünnetine göre[304] hüküm veririm" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Eğer Resûlullahın hükümlerinde, [305] sünnetinde de dayanacak bir hüküm bulunmazsa ne yaparsın " diye sordu.[306]
Muaz b. Cebel:
"O zaman ben de tereddüt etmeden kendi görüşüme göre içtihad* eder, hüküm veririm" dedi. [307]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, eliyle Muaz b. Cebel´in göğsünü sığayarak: [308]
"Hamd olsun O Allah´a ki, Resûlullahın elçisini[309] Resûlullahın hoşnut olacağı şeye[310] muvaffak kıldı" buyurdu.[311]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel´i Uğurlaması
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanında Muhacirlerden ve Ensardan bazı kişilerle Kureyşve Kureyş dışındaki gençlerden bazıları bulunduğu halde Muaz b. Cebel´i uğurlamaya çıktı. [312]
Muaz b. Cebel hayvan üzerinde gidiyor, Peygamberimiz Aleyhisselam ise yanışına yaya yürüyor.[313] ve kendisine bazı tavsiyelerde bulunuyordu. [314]
Muaz b. Cebel:
"Yâ Rasûlallah! Ben binitliyim, sen ise yaya yürüyorsun! Ben de inip seninle ve senin ashabınla birlikte yürüsem olmaz mı " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Muaz!" dedi, "Allah yolunda attığım şu adımlarım için sevap umuyorum!" [315]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel´e Emir ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muaz b. Cebel´e:
"Sen, Ehl-i Kitab olan bir kavme gidiyorsun.
İmdi, onları Allah´tan başka ilah olmadığına, benim de Resûlullah olduğuma şehadet getirmeye davet et!
Eğer bu hususta sana itaat ederlerse, kendilerine bildir ki, Allah onlara her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır.
Eğer sana bu hususta da itaat ederlerse, onlara bildir ki, Allah kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek birzekatı farz kılmıştır. Eğer sana bu hususta da itaat ederlerse, sakın mallarının en kıymetlilerini alma! Mazlumun duasından sakın! Çünkü, bu dua ile Yüce Allah arasında perde yoktur!" buyurdu. [316]
Muaz b. Cebel´in bildirdiğine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
Her otuz sığırda, bir yaşında erkek veya dişi bir dana,
Her kırkta iki yaşında bir dana...
Her buluğ çağındaki gayrimüslimden de bir dinar veya onun dengi Yemen kumaşı,[317]
Semanın suladığı herşeyden uşr (onda bir),
Kovaların suladığı şeylerden de yanm uşr (yirmide bir) alınmasını emretti. [318]
Alınacak Zekat ve Sadakaların Cins ve Miktarlarının Yazılı Olduğu
Musa b. Talha b. Ubeydullah, Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel´i Yemen´e göndereceği sırada yazdığı yazıda buğday, arpa, hurma, üzüm ve darıdan sadaka alınmasının yazılı olduğunu okuduğunu söyler. [319]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hayvan zekat miktarları hakkında Muaz b. Cebel için yazdırmış olduğu yazı Emevî halifesi Ömer b. Abdülaziz´in eline geçmişti. Gerektikçe, getirilip okunmakta idi. [320]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel´e Son Öğüt ve Tavsiyeleri
Muaz b. Cebel:
"Yâ Rasûlallah! Bana tavsiyelerde bulun!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ne halde veya nerede olursan ol, Allah´tan kork!" buyurdu.
Muaz b. Cebel:
"Bana tavsiyeni arttır!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Günahın arkasından hemen haseneyi (sevabı) yetiştir ki, onu yok etsin!" buyurdu.
Muaz b. Cebel:
"Bana tavsiyeni biraz daha arttır!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İnsanlara güzel ahlâkla muamele et! [321]
Ey Muaz! Sen ki, Kitab Ehli bir kavmin üzerine gidiyorsun!
Onlar senden Cennetin anahtarının ne olduğunu soracaklardır.
Onlara:
´Cennetin anahtarı, Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh´dir, de´ buyurdu. [322]
Muaz b. Cebel:
"Bana Kitabda bulunmayan ve senden de işitmediğim birşey sorulur ve halli için bana getirilirse ne buyurursun " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah için tevazu göster, Allah seni yükseltir. Sakın iyice bilmedikçe hüküm verme! Sana müşkil, karmaşık gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra içtihad et! Muhakkak ki, Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar.
İşler sana karmakarışık gelirse, gerçek sence belli oluncaya kadar bekle, yahut bana yaz!
Bu hususta keyfine göre hareket etmekten sakın!
Yumuşak davranmanı sana tavsiye ederim!" buyurdu. [323]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel´e Kendisiyle Bir Daha Görüşemeyeceğini ve Bazı Hadiseleri Haber verişi
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Muaz! Hiç şüphesiz, sen bu yılımdan sonra benimle buluşamayacak, belki de şu Mescidime ve kabrime uğrayacaksın!" buyurdu.
Muaz b. Cebel, Peygamberimiz Aleyhisselamdan ayn düşeceğine son derece üzülerek ağlamaya başladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Muaz! Ağlama! Feryad ile ağlamak şeytandandır. [324]
Ben seni yürekleri yufka olan bir kavme gönderiyorum.
Onlar, hak üzerinde iki kere savaşacaklar.
Onlardan sana itaat edenler, sana asi olanlarla çarpışacaklar; hatta kadın kocasına, oğlu babasına, kardeş kardeşine öfkelenecek, sonra da İslâmiyete tekrar döneceklerdir!" buyurdu. [325]
Ebu Musa el-Eş´arî´nin Görevi ve Görev Mahalli
Ebu Musa el-Eş´arî´nin görevi de, Muaz b. Cebel gibi, halka dinî işlerini öğnetmek, [326] kadılık yapmak ve zekat toplamaktı. [327]
Ebu Musa el-Eş´arî:
"Yâ Rasûlallah! Bizim Yemen toprağımızda arpadan yapılan mizrve baldan yapılan bit1 denilen içkiler var. Bunlar hakkında ne buyurulur " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Her sekir, sarhoşluk veren şey haramdır!" buyurdu. [328]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebu Musa ile Muaz´a Tavsiyesi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Musa ile Muaz b. Cebel´e:
"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz! Birbirinizle uyuşunuz! Anlaşmazlığa düşmeyiniz!" buyurdu. [329]
Peygamberimiz Aleyhisselam, yüzünü Medine´ye çevirip gelirken:
"Kendileri nerede ve ne halde olurlarsa olsunlar, halkın bana en yakın olanları, m utta kî (Allah´tan korkar) olanlarıdır" buyurdu. [330]
Amr b. Hazm´ın Necran´da Görevlendirilmesi
Benî Haris b. Katıların elçileri Hicretin 10. yılında Şevval´in son günlerinde veya Zilkade ayının başlarında yurtlarına dönüp gittikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara İslâm dinini iyice anlatmak, sünneti ve İslâm´ın alâmetlerini öğretmek, zekat ve sadakalarını da teslim almak üzere Amr b. Hazm´ı gönderdi.
Kendisine bir de yazı yazıp, ona söyleyeceğini o yazının içinde söyledi, emredeceğini emretti. [331] Yani, İslâm şeriatını, feraizini, ceza hükümlerini Yemenlilere öğretmesini emretti. [332]
Benî Haris b. Ka´blar Yemen´in Necran bölgesinde oturdukları için, [333] Amrb. Hazm da Necran´a gönderilmişti.[334]
Amr b. Hazm´a Verilen Emirnâme
İbn Hişam´ın "İbn İshak dedi ki"[335] diyerek, İmam Ebu Yusuf´un da "Muhammed b. İshak bana rivayet etti ki, Peygamber Aleyhisselam, Necran´a gönderdiği sırada Amrb. Hazm için şöyle yazdı" diyerek naklettiği yazıda şöyle buyurulmaktadır:
"B ismi İlâhirrahm ânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlü tarafından[336] bir beyandır. [337] Bir eman ve garantidir. [338] ´Ey iman edenler! Akidleri yerine getiriniz!´ [Mâide: 1]
Bu, [339] Allah´ın Resûlü[340] Peygamber Muhammed tarafından, Yemen´e gönderdiği sırada, Amr b. Hazm´a yazılan bir ahiddir.
O, bütün işlerinde Allahtan sakınmasını ona (Amr b. Hazm´a) emretti. [341] ´Çünkü, Allah, hiç şüphesiz sakınanların ve daima iyilik edenlerin yanındadır1 [Nahl: 128]. [342]
Onun yapacağı birtakım işler arasında ganimetlerden Allah´ın tayin ettiği beşte biri ve meyvelerden zekat olarak mü´minler üzerine farz kılınanları alması; [343] Allah´ın Resûlüne emrettiği gibi hakkı tutması, gözetmesi, halkı hayırla müjdelemesi ve onlara hayn emretmesi için emir verdi.
O, aynı zamanda, halka Kufân´ı öğretecek ve Kur´ân´da olanları onlara iyice anlatacaktır.
Tâhir (abdestli) olmadıkça Kur"ân´a el sürmekten insanları men edecektir!
İnsanlara lehlerinde ve aleyhlerinde olanları bildirecektir.
Doğru, dürüst olan insanlara yumuşak, zâlim ve haksız olanlara karşı da sert davranacaktır.
Çünkü, Allah zulümden, haksızlıktan hoşlanmaz ve ondan men eder.
Haberiniz olsun ki, Allah, ´Allah´ın laneti zâlimlerin üzerindedir!1 [Hûd: 13] buyuruyor.
İnsanları Cennetle ve Cennet amelleriyle müjdeleyecek, Cehennemle ve Cehennem amelleriyle de uyaracak, korkutacaktır!
Dini iyice anlamalarına kadar halka yakınlık gösterecek, hac amellerini, haccın sünnet ve farzlarını, Allah´ın bu hususta emrettiği şeyleri, hacc-ı ekberi ve hacc-ı asgarı-ki, bu umredir-öğretecek, tek ve küçük örtü içinde namaz kılmaktan men edecektir.
İki ucu omuzlar üzerine atılabilecek genişlikte olan örtü içinde kılmak bundan müstesnadır.
Halkı secdede avret mahalli yukarı doğru açılacaktek örtüye sarılıp bürünmekten ve başının saçını toplayıp ensesinde bağlamaktan men edecektir!
İnsanlar arasında vuku bulacak harblerde, kabile ve aşiretlere yapılacak dua yasaklanacak; onlar, Bir olan, hiçbir eşi ve ortağı olmayan Yüce Allah´a dua edecek; Allah´a dua etmeyen kabilelere ve aşiretlere dua eden kişiler, Bir olan, hiçbir eşi ve ortağı olmayan Allah´a dua edinceye kadar, kılıçla budanacaktır.
Abdest alırken; yüzlerini, dirseklerine kadar ellerini, bileklerine (topuklarına) kadar ayaklarını güzelce yıkamayı ve Allah´ın kendilerine emrettiği gibi başlarına meshetmeyi, namazı vaktinde kılmayı, rükû, sücud ve huşûu tam yapmayı, gecenin sonu olunca sabah namazını, gün ortalanıp güneş doğudan batıya doğru eğilmeye başladığı zaman öğle namazını, öğle vakti çıkıp güneş arkasını arza çevirdiği zaman ikindi namazını, gece gelince yıldızların gökte görünme zamanına kadar geciktirilin eksizin akşam namazını, gecenin ilk kısmında da yatsı namazını kılmayı halka emredecektir.
Cuma için nida edildiği, ezan okunduğu zaman Cuma namazına koşmayı ve mescide gitmeden önce Cuma için gusletmeyi, [344]
Ganimetlerden Allah´ın emrettiği beşte biri,
Ürünlerden, mü´minler üzerine zekat olarak farz kılınanları, [345]
Kaynakların suladığı ve göğün suladığı arazi ürünlerinden uşr ve kova ile sulanan arazi ürünlerinden yarım uşr almayı emretti.
Her on devede iki koyun,
Her yirmi devede dört koyun,
Her dört sığırda bir sığır,
Her üç sığırda bir yaşını tamamlamış bir dana veya üç yaşına girmiş erkek veya dişi bir sığır,
Mer´âda yayılan koyunlardan her kırk koyunda bir koyun vermek gerekir.
Bu, Allah tarafından mü´minlere farz kılınan zekattır.
Kim hayrını arttırırsa, o hayn kendisi için arttırmış olur.
Yahudilerden veya Nasrânîlerden (Hıristiyanlardan) cân-ı gönülden Müslüman olup İslâm dininin gereklerini yerine getiren kimse, mü´minlerdendir.
Mü´minlerin sahip oldukları haklara o da aynen sahip, onların mükellef bulundukları vazifelerle o da mükellef olur.
Hıristiyanlığında veya Yahudiliğinde kalmak isteyen kimse de, bundan men edilmeyecektir.
Erginlik çağına giren her gayrimüslim erkek veya kadın, hür veya köle, tam bir dinar veya onun karşılığı ile elbise ödemekle mükelleftir.
Kim bunu öderse, onun için, Allah´ın ve Resûlullahın himayesi vardır. Kim de bunu ödemekten kaçınırsa, o, Allah´ın ve Resûlünün ve bütün Müslümanların düşmanı olur.
Allah´ın salâtve selamları, rahmet ve bereketleri Muhammed´in üzerine olsun. "[346]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Amr b. Hazm´ı Necran´a gönderirken onun için yazı yazdırdığı gibi, Necranlılar için de bir yazı yazdırmış, [347] onu da Amr b. H azm´la göndermişti. [348]
Yazının içinde farzlar, sünnetler ve diyet hükümleri vardı. [349]
Bu, içinde birçok hükümlerin yer aldığı büyük bir yazı idi. [350]
İmam Ebu Yusuf´un:
"Peygamber Aleyhisselamın onlara (Necranlılara) yazdığı yazının, onların ellerindeki nüshasıdır" diyerek kaydettiği yazıda şöyle denilmektedir:
"B ismi İlâhi rra hm ânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamber´in Necran halkına yazdığı yazıdır:
Her çeşit meyve, mahsul, altın, gümüş ve köle hakkında Allah´ın hükmü uygulanacaktır.
Bu hususta üzerlerine düşen vazifeleri onlara anlat!
Bu sefer, bunlardan alınacak vergiler kendilerine bırakılmıştır.
Onlar, her yıl, bin tanesi Recep ayında, bin tanesi de Safer ayında olmak üzere iki bin Evâkı´ elbisesi ve her elbise ile birlikte birukiyye de gümüş ödemekle mükelleftirler.
Bu elbiselerin tutan hesaplanıp haraç vergisinden eksik veya fazla olduğu takdirde fazlası düşülecek, eksiği tahsil edilecektir.
Onlardan alınacak zırhlar, atlar, binek hayvanları ve diğer eşyalar da hesapla alınacaktır.
Elçilerimin yirmi günlükveya daha az müddet zarfındaki ikamet ve sefer masrafları, Necranlılara aittir.
Elçilerim, bir aydan fazla tutulamaz, bekletilemezler.
Yemen´de bir harb çıktığı zaman, onlar emanet olarak otuz zırh, otuz at ve otuz deve vermekle mükelleftirler.
Elçilerimin emanet olarak aldıkları zırhlarveya atlar veya binek hayvanları ya da sair eşyalar, kendilerine teslim ve bunlardan zayi olanları tazmin edilinceye kadar, elçilerimin kefaleti altında bulunacaktır.
Necran ve çevresi onların mallan, canları, dinleri, hazır bulunmayanlan, hazır bulunanları, aşiretleri, kiliseleri, az veya çok ellerinde bulunan herşeyleri.. Allah ve Resûlünün himayesindedir.
Ne din adamının din adamlığı, ne papazın papazlığı, ne kâhinin kâhinliği değiştirilecektir.
Onların üzerinde ne bir ribâ (faiz) alacağı, ne de Cahiliye devrinden kalma kan dâvası vardır.
Onlar ne bir zarara, ne bir güçlüğe uğratılacaklar, ne de yurtlarına ordu ayak basacaktır.
Onlardan her kim bir hak talebinde bulunursa, ne zâlim, ne de mazlum olmalarına meydan verilmeksizin, aralarında adaletle hükm olunacaktır.
Şeref sahibi kişilerden her kim ribâ (faiz) alır, yerse, himaye taahhüdüm ondan uzaktır.
Onlardan biri, başka birinin yaptığı haksızlıktan dolayı sorumlu tutulmayacaktır.
Onlar, haksızlık edip akidelerini bozmadıkları, öğüt dinledikleri ve hallerini düzelttikleri müddetçe, Allah´ın takdiri gelinceye kadar, bu yazıda yazılı olduğu üzere temelli olarak Allah´ın himayesinde ve Resûlullah Muhammed Peygamber´in himayesindedirier.
Ebu Süfyan b. Harb, Gaylan b. Amr, Benî Nasr´dan Malik b. Avf, Akra´ b. Hâbisü´l-Hanzelî, Muğîre b. Şube şahittirler.
Bu yazıyı Abdullah b. Ebu Bekir onlar için yazdı ." [351]
Zekat Hakkındaki Yazılar ve Uygulamaları
Ömer b. Abdülaziz, halife olduğu zaman, Medine´ye adam gönderip Peygamberimiz Aleyhisselamin zekat hakkındaki yazısı ile Hz. Ömer´in bu husustaki yazısını arattırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Amr b. Hazm´a zekat hakkında yazdığı yazı, Amr b. Hazm ailesi nezdinde bulundu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu husustaki yazısı gibi bir yazı da, Hz. Ömer ailesi nezdinde bulunup M una m m e d b. Abdurrahman her iki yazının suretini çıkarması için arandı.
O da, bu yazıdaki deve, sığır, davar, altın, gümüş, hurma veya meyve, hububat, ve üzüm zekat miktarlarını Amr b. Hazm için istinsah etti. [352] Esasen Peygamberimiz Aleyhisselamın zekat miktarları hakkında yazdırıp[353] kılıcına bağladığı ve tavsiye ettiği, [354] ömrü sona erdiği için bütün zekat memurlarına tamim edemediği yazısı da elde bulunuyordu.
Hz. Ebu Bekir´le Hz. Ömer, vefatlarına kadar bu yazıya göre amel ve hareket etfiler. [355]
Hz. Ebu Bekir´in, Enes b. Malik´i zekat tahsil memuru olarak Bahreyn´e gönderirken onun için yazdırıp[356] üzerini Peygamberimiz Aleyhisselamın mühür yüzüğü ile mühürlemiş olduğu yazı da, [357] Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir´in yanında bulunan yazısına göre yazılmıştı. [358]
Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından sonra Necranlılar Hz. Ebu Bekir´e gelmişler, o da, içinde Peygamberimiz Aleyhisselamın onlar hakkındaki yazısını anan ve özetleyen bir yazı yazıp ellerine verdiği gibi, Hz. Ömer ve Hz. Osman ve Hz. Ali de yazdıkları yazıda Peygamberimiz Aleyhisselamın Necranlılar hakkındaki yazısını anmışiardır. [359]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Zekat Hakkındaki Yazısı
Zekat Kur´ân-ı Kerîm´in müteaddit sûrelerinde namazla birlikte anılıp verilmesi emrolunmakla birlik-te, [360] bunun nelerden, ne kadar ve nasıl alınacağı Kur´ân-ı Kerîm´de açıklanmamış, açıklama vazifesi Peygamberimiz Aleyhisselama bırakılmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın, Yüce Allah´tan telakki eylediği emir üzerine, [361] zekatın nelerden, kaçta kaç verileceği, ne kadar malı olana farz olduğu hakkında yazdırdığı ve kılıcına bağlayıp vefatına kadar uyguladığı ve vefatından sonra Hz. Ebu Bekir´in, Hz. Ebu Bekir´den sonra da Hz. Ömer´in ona göre amel ettiği zekat yazı sı [362] hakkında İmam Zührî (vefatı: 124 Hicrî) şu tamamlayıcı bilgiyi vermektedir
"Bu, Resûlullah Aleyhisselamın zekat hakkında yazdırmış olduğu yazının bir nüshasıdır ki, (aslı) Ömer b. Hattab ailesi nezdinde bulunmaktadır.
Onu bana Salim b. Abdullah b. Ömer okuttu da, hepsini olduğu gibi ezberledim.
O, Ömer b. Abdülaziz´in de, Abdullah b. Abdullah b. Ömer´le Salim b. Abdullah b. Ömer´e istinsah ettirdiği nüshadır." [363]
Ömer b. Abdülaziz, Medine valisi olduğu zaman, buna göre amel etmelerini zekat memurlarına emretmiş; halife Velid b. Abdulmelik´e de bu hususta biryazı yazmış, o da zekat memurlarına bu nüshada yazılanlara göre amel etmelerini emretmiştir.
Daha sonra gelen halifeler de, buna göre ameli emretmekten geri durmamışlardır.
En sonunda, Hişam b. Hâni1, bütün zekat memurlarına bu zekat yazısından birer nüsha göndererek, ona göre amel etmelerini ve bunun dışına çıkmamalarını emretmiştir. [364]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir Tarafından Enes b. Malik´e Verilen Zekat Yazısının Sûreti
Hz. Ebu Bekir´in Enes b. Malik´i zekat tahsil memuru olaak Bahreyn´e göndereceği sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın zekat hakkındaki yazısından Enes b. Malik için yazdırdığı[365] ve üzerini Peygamberimiz Aleyhisselamın mühür yüzüyle mühürlediği[366] yazıda şöyle buy urul m aktadır:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlüne emir buyurmuş olduğu ve Resûlullah Aleyhisselamın da, Müslümanlara farz kıldığı zekat farizası yazısıdır.
Herhangi bir Müslümandan, bu yazıda bildirilen miktarı veçhile zekat istenilirse, o Müslüman bu zekat] versin.
Bundan fazlası istenilirse, fazlasını vermesin.[367]
Deve Zekatı
Deveden her 24´ünde ve bundan aşağısında koyun olarak zekat: Her 5 devede 1 koyundur.
Develer 25´i bulunca, 35´e kadar, bir yaşını tamamlamış dişi 1 adet deve yavrusu. Böylesi bulunmazsa, bir yaşını tamamlamış erkek 1 deve yavrusu verilecektir. Develerin sayısı 36´yı bulunca, 45´e kadar, iki yaşını tamamlamış dişi 1 adet deve yavrusu, 46´yı buldukları zaman, 60´a kadar, üç yaşını tamamlamış puğur basacak bir adet erkek deve düvesi,
61 olunca, 75´e kadar, dört yaşını bitirmiş 1 adet dişi deve,
76´yı bulunca, 90´a kadar, 2 adet, iki yaşını bitirmiş deve düvesi,
91´e erişince, 120´ye kadar, üç yaşını bitirmiş, puğur basacak 2 adet dişi deve düvesi verilecektir.
Develerin sayısı 120´yi geçince, her 40 devede iki yaşını bitirmiş 1 adet dişi deve düvesi,
Her ellide üç yaşını bitirmiş 1 adet dişi deve düvesi verilecektir.
Sadece dört devesi olana, o dört deve için zekat yoktur.
Meğer ki, deve sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Deve sayısı 5´i bulunca, zekat olarak bir koyun verilir.[368]
Yılın Birçok Günlerinde Yaylakta Güdülen Koyun Zekatı
40 koyundan 120 koyuna kadar, 1 adet koyundur.
120´den fazla olursa, 200´e kadar, 2 koyundur.
200´den fazla olursa, 300´e kadar, 3 koyundur.
300´den fazla olursa, her 100 koyunda 1 koyundur.
Bir kimsenin yayılır koyunları 40tan 1 noksan olursa, o koyunlara zekat yoktur.
Meğer ki, sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Zekat endişesiyle ayrı hayvanlar bir yere toplanmaz, toplu olanları da ayrılmaz.
Mallan ortak olanlar, kendi aralarında farkı eşit olarak birbirlerinden alırlar.
Dişleri düşmüş, yaşlı hayvan ile gözü sakat olandan ve tekeden zekat olmaz.
Meğer ki, zekat sahibi kendiliğinden vermek istesin.[369]
Gümüş Zekatı
Halis gümüşten zekat; 200 dirhemde onda birinin dörtte biridir. Gümüş sadece 190 dirhem olursa, ona zekat yoktur. Meğer ki, sahibi kendiliğinden vermek istesin*
Bir kimsenin develeri dört yaşını tamamlamış bir deve düvesi vermeyi gerektirecek sayıyı bulurda, kendisinin malları arasında öylesi bulunmaz ve üç yaşını tamamlayanı bulunursa, o, kabul edilir ve mümkünse onunla birlikte iki koyun veya yirmi dirhem de verir.
Bir kimsenin zekatı üç yaşında bir deve düvesi vermeyi gerektirecek kadar olur da, develeri arasında üç yaşında deve düvesi bulunmayıp dört yaşında olanı bulunursa, zekat olarak dört yaşındaki kabul edilir ve zekat memuru o kimseye iki koyun veya yirmi dirhem iade eder." [370]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 326.
[2] İbrı Hazm, Cemhere, s. 484485.
[3] İbn Hazm, s. 398.
[4] İbn Hazm, Cemhere, s. 476.
[5] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 326.
[6] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 282.
[7] Yâkût, c. 4, s. 282.
[8] İbn Abdilberr, c. 2, s. 559, İbn E ar, c. 2, s. 301, İbn Hacer, c. 1 , s. 572.
[9] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 321, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. 2, s. 58.
[10] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 32, Taberî, c. 3, s. 1 66.
[11] İbn Sa´d.c. 1, s. 32, Süheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 448, İbn Esîr, c. 5, s. 448, İbn Hacer, c. 3, s. 222.
[12] İbn Sa´d, c. 1, s. 321, Süheyif, c. 7, s. 448, İbn Hacer, c. 3, s. 240.
[13] İbn Sa´d, c. 1, s. 321.
[14] İbn Hacer, c. 3, s. 222.
[15] İbnİshak,İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 321 , Taben, Târih, c. 3, s. 166, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 299, İbn Sey^id, Uyun, c.2, s. 236, Zehebî, Megâzî, s. 570, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 63, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 39.
[16] İbnSa´d, c. 1, s. 321.
[17] Süheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 448.
[18] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 301 .
[19] Süheylf, c. 7, s. 449, Halebî, c. 3, s. 256, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 25.
[20] İbn Esîr, c. 2, s. 301.
[21] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 321, Taberî, c. 3, s. 166.
[22] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/473-476.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224, İtan Sa´d, Tabakâtü´l-kütarâ, c, c. 1, s. 321, Taberî, Târîh, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 337, Süheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 450, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 5, s. 63, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 39, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 25.
[24] İbn AtodiIberr, İstiâb, c. 2, s. 559, Süheylf, c. 7, s. 449, İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 301, Halebî, İnsânu´l-uyun, c. 3, s. 257, Zürkânf, c. 4, s. 25.
[25] Süheylf, c. 7, s. 448.
[26] İbn Abdilberr,c.2,s. 559, Süheylf, c. 7, s. 449, İbn Ear, c. 2, s. 301, Zürkânf, c. 4, s. 25.
[27] Sühevlf, c. 7, s. 449, Zürkânf, c. 4, s. 25.
[28] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa´d, 11, s. 321, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 337 Süheylf, c. 7, s. 449, İbn Kayyım, c. 3, s. 39.
[29] Süheylf, c. 7, s. 449.
[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 321, Halebî, c. 3, s. 257, Zerkanf, c. 4, s. 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/476-477.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224, Taberî, Târih, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvye, c. 5, s. 338, Süheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 449, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 236, Zehebî, Megâzî, s. 570, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 26.
[32] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 321, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 338, İbn Kayyım , c. 3, s. 39, Zürkânf, c. 4, s. 26.
[33] İbn İshak, c. 4, s. 224, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 236, Zehebî, s. 570, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 63, İbn Kayyım, c. 3, s. 39, Kastalânf, c. 1, s. 313, Zürkânf, c. 4, s. 26.
[34] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 257.
[35] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 573, Zürkânf, c. 4, s. 26.
[36] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 63, .
[37] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa´d, c. 1, s. 321 -322, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 237, Zehebî, s. 570. Ebu´l-Fidâ. c. 5. s. 63. İbn Hacer. c. 1. s.
573. Halebî. c. 3. s. 257. Zürkânf. c. 4. s. 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/477-478.
[38] Ibn Hazm. Cemhere, s. 447.
[39] İbn Hazm, s. 485-486.
[40] İbn Hazm, s. 478-479.
[41] İbn Hazm, s. 447.
[42] Ebu´l-Ferec İbn CevzL el-Vefâ. c. 2. s. 571.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/478-479.
[43] Taberî, Târîh,c.3, s. 1 55, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, t 2, s. 248, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 53.
[44] Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, Vefa, c. 2, s. 751 -752.
[45] Taberî, c. 3, s. 155.
[46] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 329-330, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 248, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 266.
[47] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 266-267.
[48] İbn Sa´d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[49] İbn Seyyid, c. 2, s. 248.
[50] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Kastalânf, c. 1, s. 319.
[51] İbn Sa´d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[52] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[53] İbn Sa´d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[54] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[55] İbn Sa´d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 267.
[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 330.
[57] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 248, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 267.
[58] İbn Sa´d, c. 1, s. 330.
[59] İbn Sa´d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248.
[60] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[61] İbn Sa´d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248 Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/479-482.
[62] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-eneb, s. 298.
[63] İbn Hazm, Cemhere, s. 272.
[64] İbn Hazm. s. 15.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/482.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 21 3-21 4, Taberî, Târîh, c. 3, s. 165, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, Vefa.c. 2, s. 755-756, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 232.
[66] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 207, Ebu´l-Fidâ Sîre, c. 4, s. 115.
[67] Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 65, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 57.
[68] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 25.
[69] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 311, c. 7, s. 34.
[70] Ahmed,c.4, s. 25.
[71] İbn Sa´d, c. 1,5.311,0.7, s. 34, Ahmed, c. 4, s. 25, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 275.
[72] İbn Esîr, o. 3, s. 275.
[73] İbn Sa´d, c. 1,s.311,c.7, s. 34, Ahmed, c. 4, s. 25, İbn Esîr, c. 3, s. 275.
[74] İbn Esîr, o. 3, s. 275.
[75] İbn Sa´d, c. 7, s. 34.
[76] İbn Sa´d, c. 1, s. 311, c. 7, s. 34, Ahmed, c. 4, s. 25, İbn Esîr, c. 3, s. 275.
[77] İbn Sa´d. c. 1. s. 34.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/482-483.
[78] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 207, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 114.
[79] Ebu´l-Ferec İtan Cevzf, Vefa, c. 2, s. 756, Halebî, c. 3, s. 246.
[80] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 321, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 756, Zehebî, Megâzî, s. 563, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 57.
[81] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 310, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 207.
[82] İbn Sa´d, c. 1 , s. 310, Ebu Nuaym, c. 1, s. 207, E bu´l-Fidâ, c. 4, s. 59, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 57, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 246, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 11.
[83] İbn Sa´d, c. 1, s. 310, Ebu Nuaym , c. 1, s. 207, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 59, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 58.
[84] İbn Sa´d, c. 1, s. 310, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 58.
[85] Ebu Nuaym, c. 1, s. 207, E bu´l-Fidâ, c. 4, s. 59.
[86] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 42, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 320, Zehebî, Megâzî, s. 564, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 58.
[87] İbn İshak.c. 4, s. 214, İbn Sa´d, c. 1 ,s. 310, Taberî, c. 3, s. 165, Ebu Nuaym, c. 1, s. 207,Beyhakî, c. 5, s. 321, İbn Seyyid, c. 2, s. 232, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 57.
[88] Ebu Nuaym, c.1, s. 207, Halebî, c. 3, s. 246.
[89] İbn Sa´d, c. 1,s.31O.
[90] Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 756, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[91] İbn Sa´d, c. 1, s. 310, Beyhakî, c. 5, s. 321, Ebu´l-Ferec, c. 3, s. 756, Zehebî, s. 563, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 57, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[92] 91 . Taberî, Târîh, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 319, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 57, İbn Kayyım, c. 3, s. 35, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 11.
[93] Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 31 9, Zehebî, s. 564, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 57, İbn Kayyım, c. 3, s. 35, Halebî, c. 3, s. 247.
[94] Süheylf, c. 7, s. 438.
[95] Beyhakî, c. 5, s. 319, E bu´l-Fidâ, c. 4, s. 60, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[96] Beyhakî, c. 5, s. 319, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, c. 4, s. 11-12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/483-485.
[97] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 438, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 246.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/486.
[98] İbnİshak, İbn Hişam, Sîre,c. 4, s. 214, Taberî, Târih, c.3, s. 166, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c.2,s. 232, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 35.
[99] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 207-208, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 5, s. 321, Zehebî, Megâzî, s. 563, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 57., c. 5,
[100] İbn İshak.c.4, s. 214, Taberî, c. 3, s. 166. İbnSa´d,c. 1,s.311.
[101] İbnSa´d,c. 1,s.311.
[102] İbn İshak, c. 4, s. 214, İbn Sa´d, c. 1, s. 311, Ta ben , c. 3, s. 166, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 756, İbn Esîr, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 2, s. 232.
[103] Ebu Nuaym, c.1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 60.
[104] Buhân , c. 5, s. 42, Beyhakî, c. 5, s. 320, Zehebî, s. 564, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 58.
[105] Beyhakî, c. 5, s. 321, Zehebî, s. 563, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 57, Halebî, c. 4, s. 247.
[106] Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 757, Halebî, c. 3, s. 247.
[107] Zürkânf, c. 4, s. 12.
[108] Ebu´l-Ferec, c. 7, s. 757, Halebî, c. 3, s. 247-248, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[109] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 321, Zehebî, Megâzî, s. 563, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 4, s. 57, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 247, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 12.
[110] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 215, Taberî, Târîh, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 319-320, İbn Seyyid, c. 2, s. 233, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 58, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 35, Zürkânf, c. 4, s. 12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/486-487.
[111] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 450, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 87, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 429, İbn Hacer, eI-İsâbe, c. 1, s. 93.
[112] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 143-144, Belâzurî, c. 1, s. 450-451, Beyhakî, c. 5, s. 429, İbn Hacer, c. 1 , s. 93, Kastalânf, M e vahi b, c. 1, s. 259, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 146.
[113] İbn Sa´d, c. 1,s.1 40-1 41, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 283, Belâzurî, c. 1, s. 450, Yâkubî, c. 2, s. 87, .
[114] Belâzurî, c. 1, s. 450451, Beyhakî, c. 5, s. 429.
[115] İbn Sa´d, c. 1, s. 1 44, Belâzurî, c. 1, s. 449450.
[116] İbn Sa´d, c. 1, s. 1 38, Belâzurî, c. 1, s. 451, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 57.
[117] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 85.
[118] İbn Sa´d, c. 1, s. 1 38, Belâzurî, c. 1, s. 451, Beyhakî, c. 5, s. 430, İbn Abdilberr, c. 1, s. 57.
[119] İbn Sa´d, c. 1, s. 1 38, Buhârî, c. 2, s. 85, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1808, Belâzurî, c.1 , s. 451, Beyhakî, c. 5, s. 430.
[120] İbn Sa´d, c. 1, s. 1 38, Buhârî, c. 2, s. 85.
[121] İbn Sa´d, c. 1, s. 137, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[122] İbn Sa´d, c. 1, s. 138, Buhârî, c. 2, s. 85.
[123] İbn Sa´d, c. 1, s. 138, Belâzurî, c. 1, s. 451-452.
[124] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 85.
[125] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 138, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 194, Buhârî, c. 2, s. 85, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1808, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 452 Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 430, Zehebî, Megâzî, s. 581.
[126] Müslim, c. 4, s. 1808, Beyhakî, c. 5, s. 430, Zehebî, s. 581.
[127] İbn Sa´d, c. 1, s. 139, Buhârî, c. 2, s. 85, Müslim, c. 4, s. 1 808, Zehebî, s. 581.
[128] İbn Sa´d, c. 1, s. 139, Müslim, c. 4, s. 1808.
[129] Belâzurî, c. 1.S.452.
[130] İbn Sa´d, c. 1,s.139.
[131] İbn Sa´d. c. 1. s. 143. Belâzurî. c. 1. s. 452.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/487-489.
[132] İbn Sa´d, c. 1, s. 143, Belâzurî, c. 1, s. 451, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 59 İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 50.
[133] Belâzurî, c. 1, s. 451 , İbn Abdilberr, c. 1 , s. 56.
[134] Kastalânf, Merâhib, c. 1, s. 259.
[135] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.143.
[136] İbn Sa´d, c. 1 , s. 144, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 451, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 56, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledün-niye, c. 1, s. 259.
[137] İbn Sa´d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 450, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 146.
[138] İbn Sa´d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 450, Beyhakî, c. 5, s. 431, Diyarbekrî, c. 2, s. 146.
[139] İbn Sa´d, c. 1, s. 140, İbn Abdilberr, c.1 , s. 58, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 50, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 94.
[140] İbn Sa´d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[141] İbn Hacer, c. 1,s.94.
[142] İbn Sa´d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[143] Belâzurî, c. 1, s. 451 .
[144] İbn Sa´d, c. 1, s. 141 .
[145] İbn Sa´d, c. 1, s. 143, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[146] İbn Sa´d, c. 1, s. 142, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[147] İbn Sa´d, c. 1,s. 142.
[148] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, 11, s. 141.
[149] İbn Sa´d, c. 1, s. 144, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 451.
[150] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 59, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 51, Kastalânf, M evâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 259.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/489-491.
[151] İbn Sa´d, c. 1, s. 142, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 1 09, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 30, Müslim, Sahih, c. 2, s. 630, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 3, s. 336-337.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/491.
[152] İbn Hazm, Cemhere, s. 416-417.
[153] A. Zeynf Dahlân, Sîre, c. 2, s. 142.
[154] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 266.
[155] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 7, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 339, c. 2, s. 169, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 56.
[156] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 239, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 244, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 98, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 41, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 33.
[157] İbn İshak, c. 4, s. 239, Vâki di1 den naklen İbn Sa´d, c. 1 , s. 339, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, c. 2, s. 244, İbn Kayyım, c.3,s.41 .
[158] İbn Sa´d, c. 1, s. 339, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 53.
[159] İbn İshak, c. 4, s. 239, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, c. 2, s. 244-245, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 98, İbn Kayyım, c. 3, s. 41.
[160] VâkıdPden naklen İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 339.
[161] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 239, İbn Sa´d, c. 1, s. 339, Taberî, Târîh, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 245, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 98, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 41.
[162] Belâiurf, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 384.
[163] VâkıdPden naklen İbn Sa´d, c. 1, s. 339.
[164] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 239-240, Taberî, Târîh, c. 3, s. 156, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 98,Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 144.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/491-494.
[165] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 4, s. 240, VâkıdPden naklen İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 339, Taberî, Târih, c. 3, s. 156, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 418, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâve´n-nihâye, c. 5, s. 98, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 53.
[166] VâkıdPden naklen İbn Sa´d, c. 1, s. 339, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 245.
[167] İbn İshak, c. 4, s. 240, İbn Sa´d, c. 1, s. 339-340, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Esir, c. 4, s. 18, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 144.
[168] İbn İshak, c. 4, s. 240, Taberî, c. 3, s. 156-157, İbnEsîr, c. 4, s. 418, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 98.
[169] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 240-241, Taberî, Târîh, c. 3, s. 157, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 5, s. 98-99.
[170] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 245.
[171] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 241, Taberî, Târîh, c. 3, s. 157, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 5, s. 99, İbn Hacer, el-İsâbe. c. 3. s. 245.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/495-497.
[172] İtan İshak, c. 4, s. 241, İbnSa´d, c. 1, s. 340, Taberî, c. 3,s.157,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 249, Etou´l-Fidâ, c. 5, s. 99, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 42.
[173] İbn İshak, c. 4, s. 241, Taberî, c. 3, s. 157, İbn Seyyid, c.2,s. 245, Ebu´l-Fidâ, c.5,s. 99, İbn Kayyım, c. 3, s. 42, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 54.
[174] İbn Sa´d. c. 1.S.340.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/497.
[175] Ibn Sa´d, c. 1.S.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/497.
[176] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, 11, s. 267-268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/497-498.
[177] 1bn Sa´d. c. 1.S.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/498.
[178] 1tan Sa´d. c. 1.S.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/498.
[179] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/498.
[180] İbn Sa´d, c. 1,5.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499.
[181] İbn Sa´d. c. 1.s. 268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499.
[182] Mezved; içinde hurma ağaçları bulunan mâmur bir yerdir (Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 90).
[183] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 268-269.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499.
[184] Râkis, bir vadidir (Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 3, s. 116).
[185] İbnSa´d, t 1,5.269.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499-500.
[186] İbn Hacer, el-lsâbe, c. 2, s. 435.
[187] Necran Kabe si, Benf ^Jodülmedan b. Deyyânü´l-Hârisılerin yaptı np tazim ettikleri bir kilise olup, kilisenin kubbesi üçyüz deri ile kaplanmıştı. Kilise, Necran nehri üzerinde bulunuyor, nehirden on bin altınlık bir gelir sağlam yordu (Vâkût, Mu´cemu´l-buldan, c. 5, s. 268).
[188] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 51 9, İbn Hacer, c. 2, s. 435.
[189] İbn Hacer, c. 2, s. 435.
[190] İbn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1. s. 340.
[191] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/500-501.
[192] Taberî, Târih, c. 3, s. 163.
[193] Süheylf,Ravdu´l-ünüf, c.7, s. 450, İbn Abdilberr, İstiâb,c.3, s. 1057, İbnEsîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 8.
[194] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1057.
[195] İbn Esîr, c.4, s. 8.
[196] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1057, İbn Esîr, c. 4, s. 8-9.
[197] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 984, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 164, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 207, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 2, s. 227.
[198] Vâkıdî, c. 3, s. 988.
[199] İbn Sa´d, c. 2, s. 164, İbn Seyyid,c.2, s. 207, İbn Kayyım, c. 2, s. 227.
[200] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 225, Vâkıdî, c. 3, s. 987, Taberî, c. 3, s. 149 İbn Kayyım , c. 2, s. 228.
[201] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 225-227, Taberî, Târih, c. 3, s. 149, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 285-286, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 238, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 64.
[202] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378.
[203] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257-378.
[204] Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 257.
[205] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378.
[206] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 8.
[207] İbn İshak, c. 4, s. 227, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 322, Taberî, c. 3, s. 1 49, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 64.
[208] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, İbn Esîr, c. 4, s. 8.
[209] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 228.
[210] İbn İshak, c.4, s. 227, İtan Sa´d, c. 1, s. 322, Taberî, c. 3, s. 149, İbn Seyyid, c. 2, s. 238.
[211] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 228.
[212] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378.
[213] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 227, Taberî, Tanrı, c. 3, s. 149, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 288, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 64.
[214] İbn Kayyım, c. 2, s. 228, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 468.
[215] İbn İshak, c. 4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 149-150, İbn E sfr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 64.
[216] İbn Kayyım ,c. 2, s. 228.
[217] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 94.
[218] İbn Kayyım, c. 2, s. 228, İbn Hacer, c. 2, s. 468.
[219] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 64.
[220] İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 227, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 50, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 238, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 64-65.
[222] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378.
[223] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 8, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 109, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 468.
[224] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378.
[225] Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 378, İbn Esîr, c. 4, s. 8, Zehebî, c. 3, s. 109, İbn Hacer, c. 2, s. 468.
[226] İbn Esîr, c.4, s. 8.
[227] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, c. 2, s. 238-239, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[228] İbn İshak, c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[229] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378, İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 8.
[230] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 379, Taberî, Târîh.c. 3, s. 150, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 239, E bu´l-F idâ, Sîre, c. 4, s. 65.
[231] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 379.
[232] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[233] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[234] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[235] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 228.
[236] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[237] İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[238] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 65.
[239] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 228.
[240] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[241] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, 378, Taberî, Târih, c. 3, s. 150, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 286, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 9.
[242] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[243] İbn Esîr, c. 2, s. 286.
[244] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[245] Ahmed, c. 4, s. 257, 358, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[246] Ahmed, c. 4, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[247] Ahmed, c. 4, s. 378, İbn E sfr, c. 4, s. 9.
[248] Ahmed, c. 4, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[249] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378, İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 9.
[250] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 65.
[251] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, 378, İbn Esîr, c. 4, s. 9, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[252] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, UyÜnu´l-eser, c. 2, s. 239, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[253] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 228.
[254] Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 378-379, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65, İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[255] İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[256] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[257] İbn Abdilberr. İstiâb. c. 3. s. 1057. İbnEsîr. c. 4. s. 9.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/501-508.
[258] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 257.
[259] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 221, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1529, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1070.
[260] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[261] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 221, Müslim, c. 3, s. 1529, İbn Mâce, c. 2, s. 1070.
[262] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[263] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 220-221, Müslim, c. 3, s. 1529, Tirmizî, c. 4, s. 68, İbn Mâce, c. 2.S.1070.
[264] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[265] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 221, Müslim, c. 3, s. 1529, Tirmizî, c. 4, s. 68.
[266] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Müslim, c. 3, s. 1529.
[267] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 220, Müslim, c. 3, s. 1529, İbn Mâce, c. 2, s. 1070.
[268] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[269] Buhârî, c. 6, s. 220, Müslim, c. 3, s. 1530, Tirmizî, c. 4, s. 68.
[270] Tirmizî, c.4, s. 68.
[271] Buhârî, c. 6, s. 221, Müslim, c. 3, s. 1530.
[272] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 256, Buhârî, c. 6, s. 218, Müslim, c. 3, s. 1530, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 17.
[273] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[274] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 218-221, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1530.
[275] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 257.
[276] Müslim, c. 3, s. 1531.
[277] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[278] Buhârî, c. 6, s. 21 8, Müslim, c. 3, s. 1530, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 69.
[279] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 379.
[280] Müslim, c. 3, s. 1531, Tirmizî, c. 4, s. 67-68.
[281] Buhârî, c. 6, s. 220, Müslim, c. 3, s. 1531.
[282] Müslim. Sahih. c. 3. s. 1531.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/508-510.
[283] Buhârî,Sahih,c.2, s. 113.
[284] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 256, Buhârî, c. 2, s. 113.
[285] Buhân,c. 2.S.114.
[286] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 256, Buharı, c. 2, s. 114.
[287] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 256.
[288] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 256, Buhârî, SahıVı, c. 2, s. 114.
[289] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 379, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 65, İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[290] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 227-228, Taberî, Târih, c. 3, s. 150, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, Uyünu´l- eser. c. 2. s. 239. Ebu´l-Fidâ. c. 5. s. 65-67.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/510-511.
[291] İbn İshak, c. 4, s. 247, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 530.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/511.
[292] Buhârî,Sahîhıc.5, s. 1 07, Taberî, Târih, c. 3, s. 167, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 191 Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 230.
[293] Taberî, c. 3, s. 1 67, A. Zevnf Dahlân, Sîre, c. 2, s. 141.
[294] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 246, Taberî, c. 3, s. 167.
[295] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 126, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 529, Fütûhu´l-buldan, c. 1, s. 83, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3,s.14O3.
[296] İbn İshak, c. 4, s. 246-247, Taberî, c. 3, s. 167.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/511-512.
[297] Diyarbekrî, Târıîıu´l-hamîs, c. 2, s. 1 42.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/512-513.
[298] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 169.
[299] İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 8, s. 49, Kastalânf, c. 1, s. 230 Diyarbekrî, c. 2, s. 142.
[300] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 529, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1403.
[301] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 584, c. 2, s. 437, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 303, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 61 6, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1404, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1 , s. 321.
[302] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199, Zehebî, c. 1, s. 321.
[303] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehebî, c. 1, s. 321 .
[304] Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[305] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehebî, c. 1, s. 321 .
[306] Ahmed, c. 5, s. 330, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu´l-Fidâ, c.4, s. 190.
* İctihâd; dilde, birşeyi elde etmek için olanca gücü ile çalışıp çabalamak (İbn Esîr, Nihâye, c. 1, s. 319), din teriminde de fakih olan zâtın dinf bir hükme varabilmesi için bütün gücüyle çalışıp çabalaması dem ektir.
Müctehid, Kur´ân-ı Kerfm´e ait ilimlere ve Kur´ân-ı Kerfm´in mânâ türlerine, sünnete ait ilimlere, sünnetin rivayet tariklerine, metinlerine ve mânâ türlerine s:on derecede vakıf ve aynı zamanda halkın örf ve âdetlerini bilip onlara göre yapacağı kıyas ve icti-hadda isabet edebilecek güçte olan ilim adamı demektir (Seyyid Şerif, Ta´rifât, s. 137).
Bir hadis-i şerife göre; hâkim ictihadda bulunur, içtihadında isabet ederse onun için iki ecir vardır. Fakat hüküm verirken icti-hadda bulunur, yanılırsa ona bir ecir vardır (Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 157, Müslim, c. 3, s. 1342, Ebu Dâvud, c. 3, s. 299, Tirmizî, c. 3, s. 615, İbnMâce 2, s. 1342, Nesâf, c. 8, s. 224).
[307] İbn Sad, c. 3, s. 584,0.2, s. 347-348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s:. 303, Tirmizî, c. 3, s:. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Zehebî, c. 1, s. 321, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[308] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[309] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[310] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404 Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199, Zehebî, c. 1 , s. 321.
[311] İbn Sa´d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 199, Zehebî, c.1, s. 321.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/513-514.
[312] Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 1 42.
[313] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 235, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 321 Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 192-193.
[314] İbn İshak.İbnHişam, Sîre, c. 4, s. 237, Ahmed, c. 5, s. 235, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 192-193, Zehebî, c. 1, s.321.
[315] Diyarbekn, c. 2, s. 142.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/515.
[316] Ahmed, c. 1, s. 233, Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emval, s. 551-552, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 114, Buhân, Sahih, c. 5, s. 109, Müslim, Sahih, c. 1, s. 50, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 04-1 05, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 21, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 568 Dârimî, Sünen, c. 1, s. 318, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 55.
[317] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 230-233, Ab dumezzak, Musannef, c. 4, s. 21-22, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 127, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 101, Tirmizî, Sünen^ c. 5, s. 20.
[318] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 233, Yahya b. Adem, Kitâbu´l-harac, s. 112-11 3.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/515-516.
[319] Yahya b. Adem, s. 116, Ahmed, c. 5, s. 228, Belâzurî, Fütûhu´lbüldân, c. 1 , s. 871.
[320] İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 128.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/516.
[321] 316.Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 236, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 1 94-1 95.
[322] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 237, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamfs, c. 2, s. 143.
[323] Diyarbekrî, c. 2, s. 143.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/.516-517.
[324] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 235, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 1 93, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 321.
[325] Ahmed. c. 5. s. 235. Ebu´l-Fidâ. c. 4. s. 1 93.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/517-518.
[326] Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 401.
[327] Kettânf, et-Terâtita, c. 1, s. 259.
[328] Ahmedb. H anbel, c. 4, s. 410, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 108.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/518.
[329] Ahmed,c.4, s. 417-418, Buharı, c. 5, s. 108.
[330] Ahmed. c. 5. s. 235.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/518.
[331] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 241, Taberî, Târih, c. 3, s. 157, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 413.
[332] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 267.
[333] İbn İshak, c. 4, s. 239.
[334] Ebu Yusuf. Kitâbu´l-haraç. s. 72.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/518-519.
[335] İbn İshak, c. 4, s. 39, 241.
[336] İ bn İshak, c. 4, s:. 241, E bu Yusuf, s. 72, Yahya b. Âdem, s. 116, Taberî, c. 3, s. 157, Beyhakî, c. 5, s. 41 3, Zehebî, Megâzî, s. 576.
[337] İbn İshak, c. 4, s. 241, Yahya b. Âdem , s. 116, Ta ben, c. 3, s. 157, Beyhakî, c. 5, s. 413, Zehebî, s. 576.
[338] Ebu Yusuf, s. 72.
[339] İbn İshak, c. 4, s. 241, Ebu Yusuf^s. 72, Yahya b. Âdem, s. 116, Taberî, c. 3, s. 157 Beyhakî, c. 5, s. 413, Zehebî, s. 576.
[340] İbn İshak, c. 4, s. 241, Yahya b. Adem , s. 116, Taberî, c. 3, s. 157.
[341] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 241, Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72, Yahya b. Âdem, Kitâbu´l-haraç, s.116, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 57, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 41 3, Zehebî, Megâzî, s. 576-577, İbn Haldun, Târih, c.2, ks. 2, s. 54.
[342] İbn İshak, c. 4, s. 241, Taberî, c. 3, s. 157, Beyhakî, c. 5, s. 41 3, Zehebî, s. 576, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 54.
[343] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72, Yahya b. Âdem, Kitâbu´l-harac, s. 116.
[344] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 241 -242, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 57-1 58, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 413414, Zehebî, Megâzî, s. 576-577, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 54-55, Kettânf, et-Terâtib, c. 1, s. 248-249.
[345] İbn İshak, c. 4, s. 242, Ebu Yusuf, s. 72, Yahya b. Adem, s. 116, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 414, Zehebî, s. 577, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 54, Kettânf, c. 1, s. 249.
[346] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 4, s. 242-243, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 58-1 59, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 414-415, Zehebî, Megâzî, s. 414-415, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 54-55, Kettânf, et-Terâtib, c. 1, s.249.
[347] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72.
[348] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 320.
[349] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 3, s. 71, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 11 73, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 214.
[350] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 45.
[351] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-harac, s. 72-73.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/519-523.
[352] Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 497499, Hâkim, Müstednek, c. 1 , s. 394-395.
[353] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-haraç, s. 76, Abdurrezzak, Musannef, c. 4, s. 25, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 131, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 17, Hâkim, c. 1, s. 392.
[354] Ebu Yusuf, s. 76, İbn Ebi Şeybe, c. 3, s. 1 31, Tirmizî, c. 3, s. 17, Hâkim, c. 1 ,s.39O.
[355] Ebu Yusuf, s. 76, Abdurrezzak, c. 3, s. 25, İbn E bi Şeybe, c. 3, s. 131, Tirmizî, c. 3, s. 17, Hâkim , c. 1, s. 392.
[356] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 23-1 24, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96.
[357] EbuDâvud,c.2, s. 96.
[358] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 1, s. 45.
[359] Ebu Yusuf, s. 73-74.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/523-524.
[360] Bakara: 1 3, 83, 110, Nisa: 73, 103, Yûnus: 87, Hacc: 9, Tür 56, Münemmil: 20.
[361] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 11, Buharı", Sahîh, c. 2, s. 124, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 575, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 18-19, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 115, Hâkim, Müstednek, c. 1, s. 390, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 4, s. 86 Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 1, s. 86.
[362] Ebu Uısuf, Kitâbu´l-harac, s. 76, Abdurrezzak, M usannef, c. 2, s. 25, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 131 -133, Ahmed, c.2,s.11-14,EbuDâvud,c.2, s. 98, Tirmizî, c. 3, s. 17, Dârimî, c. 1, s. 21, Hâkim, c. 1, s. 392, Beyhakî, c. 4, s. 88.
[363] Ebu Dâvud, c. 2, s. 98-99, Dârekutnî, c. 2, s. 116, Hâkim, c. 1, s. 393, Beyhakî, c. 4, s. 90.
[364] Dârekutnî, c. 2, s. 116, Hâkim, c.1, s. 393, Beyhakî, c. 4, s. 90-91.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/524-525.
[365] Buhârî,SahiVı,c.2, s. 1 23-1 24, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96, Hâkim, Müsiedrek, c. 1, s. 390.
[366] Ebu Dâvud, c. 2, s. 96, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 4, s. 86.
* Altın, ticaret mallan, meyve, hububat zekatı ve verileceği yerler, zekatı verilmeyen malların akıbeti için; 4. ciltteki "Zekatın Farz Kılınışı" bahsine bakınız.
[367] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/526.
[368] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/526-527.
[369] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/527.
[370] Ahmedb.Hanbel,Müsned,c.1, s. 11-12, Buharı, Sahih, c. 2, s. 123-124, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96-97, İbn Mâce,Sünen, c. 1, s. 575, Nesâf, Sünen, c. 5, 18-23, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 114-116, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 391 -392, Beyhakî,Sünenü´l-kübrâ, c. 4, s:. 85-86.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/527-528.
|
|
|
| Dokuzuncu Yıl Haccı |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 01:56 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Dokuzuncu Yıl Haccı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hacca Niyetlenip Vazgeçişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan ayında Tebükten döndükten sonra, hac yapmak istedi.
Sonra da:
"Beytullah´ta müşrikler bulunacaklar ve onu çırılçıplak tavaf edecekler! Bu hal ortadan kalkmadıkça, ben haccetmek istemem!" buyurdu.[1]
Müşrikler, geceleyin üzerlerine hiçbir örtü almadan Kabe´yi çırılçıplak tavaf ederler ve böyle yapmayı Kabe´ye bir tazim ve saygı sayarlar
"Beytullah´ı anamın beni doğurmuş olduğu hal üzere tavaf ederim. Üzerimde dünyadan zulüm kansan hiçbir şey yok!" derlerdi . [2]
Kadınlardan da, böyle yapanlar olurdu.
Elbiseli tavaf etmek isteyenler, Kureyşîlerden emaneten veya kira ile alacakları elbiseden başka elbise ile tavaf etmeyi pek istemezlerdi. Müşriklerden biri, herhangi bir elbise ile tavaf ettiği zaman, onu tavaf ettikten sonra atar, lânetlik adını taktığı o elbiseye artık ne kendisi, ne de başkası hiçbir zaman el sürmezdi.[3]
Hz. Ebu Bekir´in Hac Âmiri Olarak Gönderilişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 9. yılı Ramazan ayının kalan günleri ile Şevval ve Zilkade aylarını geçirdikten sonra, Müslümanlara hac yaptırmak üzere Hz. Ebu Bekir´i hac amirliğine tayin buyur-du. [4]
Hz. Ebu Bekir üçyüz Müslümanla birlikte Medine´den yola çıktı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kurbanlık olmak üzere boyunlarına nişan taktığı ve sağ yanlarına işaretler yaptığı yirmi deveyi de, Naciye b. Cündübü´l-EslemPye teslim edip, birlikte yolladı. Hz. Ebu Bekir, kendisi için ayrıca kurbanlık beş deve götürdü. [5] Abdurrahman b. Avf da kendisi için kurbanlık gönderen hacılar arasında idi. [6] Hz. Ebu Bekir, Zül huleyfe´de ihrama girip, "Lebbeyk!" diyerek tel biyeye başladı. [7]
Hz. Ali´nin Berâe Sûresi ile Bazı Hususları Halka Tebliğe Memur Edilişi
Hz. Ebu Bekir hac emîn olarak Mekke´ye gönderildikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama Berâe (Tevbe) sûresi nazil olmuştu.
"Yâ Rasûlullah! Bu sûreyi halka okumak üzere Ebu Bekir´e göndersene!" denildi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Butebliği[8] benden veya[9] ev halkımdan olan bir adamdan başkası benim yerime eda edemez, yerine getiremez!" buyurdu. [10]
Çünkü, Arapların âdet ve geleneğine göre, herhangi bir muahedeyi ancak kabilenin reisi veya onun akrabasından biri akd veya naks edebilirdi.
Hz. Ali de, Peygamberimiz Aleyhisselama, bu bakımdan Hz. Ebu Bekir´den daha yakın bulunuyordu. [11]
Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali´yi yanına çağırdı ve ona şöyle buyurdu:
"1. Berâe (Tevbe) sûresinin baş tarafından şu yazılmış olanları götür!
2. Kurban kesme günü, Mina´da toplandıkları zaman halka bağırarak ilan et ki: Hiçbir kâfir Cennete giremeyecektir!
3. Bu yıldan sonra, hiçbir müşrik hac yapmayacaktır.
4. Hiçbir çıplak Beytullah´ı tavaf etmeyecektir.
5. Kimin Resûlullah Aleyhisselamla anlaşması varsa, onun anlaşması, müddeti bitinceye kadar, muteber olacaktır." [12]
Zeyd b. Üsey´ de:
"Alib.EbuTalib´e:
´Sen Mekke´ye hangi şeyle (direktifle) gönderildin ´ diye sordum.
´Şu dört şeyi tebliğ etmekle gönderildim:
1. Cennete ancak Müslüman olan kişi girecektir!
2. Çıplak (kişi) Beytullah´ı tavaf etmeyecektir,
3. Bu yıldan sonra, Müslümanlar ve müşrikler biraraya gelmeyeceklerdir.
4. Herkim ki kendisiyle Peygamber Aleyhisselam arasında ahid vardır, onun ahdi müddetine kadar 7muteberdir ve müddeti olmayanların müddeti dört aydır1 dedi" demiştir. [13]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali´ye:
"Bunları muhakkak ya ben götüreceğim (tebliğ edeceğim), ya da sen götürecek (tebliğ edecek)sin! Olmazsa ben gideceğim.
Fakat, sen git! Hiç şüphesiz, Allah senin diline sebat, kalbine hidayet verir!" buyurduktan sonra, onun göğsünü eliyle sığadı. [14]
Hz. Ali, hemen Peygamberimiz Aleyhisselamın devesine binerek yola çıktı. [15] Ebu Hureyre de Hz. Ali´yle birlikte gitti. [16]
Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir´e yolda yetişti. [17]
Hz. Ebu Bekir, seher vakti Arc´da bulunduğu[18] ve tekbir getirmek için dikildiği sırada arkasından[19] Peygamber Aleyhisselamın devesi Kasvâ´nın (Dârimî´ye göre Ced´â´nın) böğürtüsünü işitti. [20]
Peygamberimiz Aleyhisselamın geldiğini sandı. [21]
"Bu, [22] Kasvâ´dır! [23] (Ced´â´nın böğürtüsüdür!)
Belki de, Resûlullah Aleyhisselam hacca gelmiştir.
Keşke gelseydi, namazı kendisiyle birlikte kılardık!" dedi. [24]
Telaşla gitti. [25] Bir de baktı ki, Kasvâ´nın üzerinde gelen Ali´dir! [26]
Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali´yi görünce: [27]
"Âmir misin [28] Yoksa memur musun [29] Ya da elçi misin [30] Resûlullah Aleyhisselam, hacca seni mi âmir tayin etti " diye sordu.
Hz. Ali:
"Hayır! [31] Memurum. [32] Eİçiyim. [33]
Resûlullah Aleyhisselam beni haccın durak yerlerinde[34] halka Berâe sûresini okuyayım[35] ve her ahd sahibine ahdinin tamamlanacağını da bildireyim diye gönderdi" dedi[36] ve Peygamberimiz Aleyhisselamın mektubunu Hz. Ebu Bekir´e verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, mektupta yazılı sözleri Hz. Ali´nin halka ilan etmesini emir buyurmuştu. [37]
Hz. Ebu Bekir´e de; müşriklere muhalefet edilmesini, Arefe günü Müzdelife´de değil, Arafatta vakfe yapılmasını, güneş batmadıkça Arafat´tan dönüşe geçilmemesini, Müzdelife´den ise güneş doğmadan önce dönüşe geçilmesini söylemişti. [38]
İkisi birlikte gittiler. [39]
Hz. Ebu Bekir, Mekke´ye ifrad haccına niyetlenmiş olarak girdi. [40]
Terviye´den önceki günde (Zilhicce´nin yedinci gününde) [41] öğleden sonra[42] halka bir hutbe irad etti. [43] Hutbesinde halka hac amellerini anlattı.
Hz. Ebu Bekir hutbesini bitirince, Hz. Ali kalktı, halka Berâe (Tevbe) sûresini okudu. [44]
Rivayete göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, Berâe sûresinin başından otuz veya kırk âyet yazdırıp Hz. Ali ile göndermişti. [45]
Yüce Allah´ın Peygamberimiz Aleyhisselama indirdiği Berâe sûresinde şöyle Duyurulmuştur
"Müşriklerin içinden (kendileriyle) muahede yaptıklarınıza karşı, Allah´tan ve Resûlünden bir ültimatomdur bu!
Ey müşrikler! Haydi, yeryüzünde dört ay daha güvenlikle dolaşın!
Bilin ki; siz Allah´ı âciz bırakacak değilsiniz!
Allah, herhalde, kâfirleri dilediği zaman rüsvay edicidir.
Bu, hacc-ı ekber günü, Allah´tan ve Resûlünden insanlara şöyle bir tebliğdir
Allah ve Resûlü, müşrikleri himaye etmekten artık kesin olarak uzaktır!
Bununla birlikte, ey kâfirler! Küfürden ve muahedelere riayetsizlikten tevbe ederseniz, bu, sizin için hayırlıdır.
Yine, yüz çevirirseniz şunu bilin ki, elbette siz Allah´ı âciz bırakacak değilsiniz!
Sen, o küfredenleri elem verici bir azapla müjdele!
Muahede yaptığınız müşriklerden, size karşı ahidlerine riayette hiçbir eksiklik yapmamış, aleyhinizde düşmanlarınızdan hiçbir kimseye yardım etmemiş olanlar bundan müstesnadır!
O halde, onların müddetleri bitinceye kadar ahidlerini tamamlayın.
Çünkü, Allah haksızlıktan sakınanları sever.
Dokunulması haram olan o aylar çıktığı zaman, artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün!
Onları esir olarak yakalayın, onlan hapsedin, onların bütün geçit yollarını tutun!
Eğer onlar tevbe edip müşriklikten dönerler, namaz kılarlar, zekat verirlerse, kendilerini serbest bırakın.
Çünkü, Allah çokyarlıgayıcı, çok esirgeyicidir.
Eğer kendilerine taarruz edilmesi emredilen müşriklerden biri eman dilerse ona eman ver ki, Allah´ın kelâmını dinlesin. Sonra onu emin olduğu yere kadar selametle ulaştır
Çünkü, onlar gerçeği bilmeyen bir kavimdir.
O müşriklerin Allah yanında, Allah´ın Resûlü yanında nasıl bir ahdi olabilir ki
Mescid-i Haram´m yanında muahede yaptıklarınız müstesnadır.
O halde, bunlar size karşı doğrulukla hareket ederlerse, siz de kendilerine öylece doğrulukla muamele edin!
Şüphesiz ki, Allah ahde vefasızlıktan sakınanları sever.
Onların nasıl ahdi olabilir ki, size galebe çalsalar hakkınızda ne biryemin, ne de bir vecibe tanırlar.
Onlar, sizi ağızlarıyla güya hoşnut ederler, fakat kalbleri dayatır.
Onların çoğu fâsık kimselerdir.
Onlar, Allah´ın âyetleri karşılığında az bir bahâyı satın aldılar da, onun yolundan halkı zorla men ettiler!
Gerçekten de, onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!
Onlar, bir mü´min hakkında ne biryemin, ne de bir vecibe tanırlar!
Onlar, taşkınların ta kendisidirler.
Bununla birlikte, onlar tevbe edip müşriklikten dönerler, namaz kılarlar, zekat verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir.
Biz, âyetleri, öğrenecek bir kavim için açıklarız.
Eğer ahidlerinden sonra yine andlarını bozarlar ve dininize saldınrlarsa, küfrün önderlerini de hemen öldürün!
Çünkü, onlar aslında andları olmayan adamlardır.
Bu suretle umabilirsiniz ki vazgeçerler.
Ey mü´minler, andlarını bozan, Peygamberi sürüp çıkarmayı kuran ve bununla birlikte sizinle muharebeye ilk defa kendileri başlayan bir kavim ile çarpışmaz mısınız
Onlardan korkacak mısınız
Eğer gerçekten inanmış kimseler iseniz, kendisinden korkmanıza lâyık olan bir Allah vardır.
Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlan azaplandırsın, rüsvây etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Mü´minler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin.
Allah kimi dilerse ona tevbe nasip eder.
Allah hakkıyla bilendir ve her yaptığını yerli yerince yapandır.
Yoksa siz kendi halinize bırakılıvereceğinizi, içinizden cihad edenleri, Allah´tan, Allah´ın Resûlünden ve mü´minlerden başkasını sır dostu edinmeyenleri Allah´ın bilmediğini, Allah yolundaki fedakârlıklarınızın mükâfatsız kalacağını mı sandınız
Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.
Allah´a eş koşanların kendi küfürlerine kendileri şahit olup dururken Allah´ın mescidlerini onarmaya yeterlikleri yoktur.
Onların hayır namına bütün yaptıkları boşa gitmiştir.
Onlar ateşte temelli kalıcıdırlar.
Allah´ın mescidlerini, ancak Allah´a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah´tan başkasından korkmayan kimseler onarır.
İşte, doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.
Siz hacı sakalığını, Mescid-i Haram´ın onarımını, Allah´a ve ahiret gününe inanan, Allah yolunda cihad eden kimselerin amelleri gibi mi tuttunuz
Bunlar, Allah yanında bir olamazlar.
Allah zâlimler güruhuna hidayet vermez.
İman eden, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşan kimselerin Allah yanında dereceleri daha büyüktür.
İşte, onlar kurtuluşa erenlerin ta kendisidirler.
Rableri, kendinden bir rahmet, bir rıza ile, onlara içlerinde tükenmez ve temelli bir nimet bulunan Cennetleri müjdeler!
Onlar orada ebedî ve temelli olarak kalıcıdırlar.
Çünkü, büyük ecirve mükâfat Allah´ın yanındadır.
Ey iman edenler! Babalarınızı, kardeşlerinizi-eğer küfrü sevip iman üzerine tercih ediyorlarsa-ve I iler edinmeyin!
İçinizden kim onların velilikleri altına girerse, işte onlar zâlimlerin ta kendisidirler.
De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden meskenler size Allah´tan, O´nun Peygamberinden ve O´nun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allah´ın emri gelinceye kadar bekleyedurun!
Allah fâsıklar güruhunu hidayete erdirmez.
Andolsun ki; Allah birçok savaş yerlerinde ve Huneyn gününde size yardım etmiştir.
O Huneyn gününde ki, sayıca çokluğunuz o zaman kibirlenme, kendinizi beğenme, kendinize güvenme duygusu vermişti de, bu, size gelecek kazadan birşeyi gidermeye yaramamıştı.
Yeryüzü o genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti.
Nihayet, bozularak gerisin geri dönüp gitmiştiniz.
Sonra, Allah Resûlü ile mü´minlerin üzerine sekînetini indirdi, görmediğiniz melek ordularını indirdi ve kâfirleri azaplandırdı.
Bu, o kâfirlerin cezası idi.
Sonra, Allah bunun ardından kimi dilerse onun tevbesini kabul eder. Allah çok yarlıgayıcıdır. Çok esirgeyicidir.
Ey mü´minler! Müşrikler ancak bir necis ve murdardır.
O halde, bu yıllarından sonra, onları Mescid-i Haram´a yaklaştırmayın.
Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında fazlından zenginleştirir. Çünkü, Allah herşeyi bilen ve her yaptığını yerli yerince yapandır." [46]
Mina´ya Gidiş ve Arafat´a Çıkış
Terviye (Zilhicce´nin sekizinci) günü gelip güneş gökte batıya doğru ağınca Hz. Ebu Bekir Kabe´yi yedi defa tavaf etti. Sonra, Benî Şeybe kapısında hayvanına binip Minaya gitti.
Öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını orada kıldı.
Güneş Sebir dağının üzerinden doğunca, hayvanına bindi. Nemire´ye varıp ulaştığı zaman, orada bir kıl çadıra indi.
Güneş batıya doğru eğilince, hayvanının üzerinde Batn-ı Urene´de halka bir hutbe irad etti. Hayvanını ıhdırdı, öğle ile ikindi namazını bir ezan, iki kametle kıldırdı.
Sonra, hayvanına bindi, Arafat´ta vakfe yaptı. Öğleden önce bir hutbe irad etti.[47]
Hutbesinde Müslümanlara hac amellerini anlattı. [48]
Hz. Ali´ye dönüp:
"Kalk yâ Ali! Resûlullah Aleyhisselamın elçiliğini yerine getir!" dedi.
Hz. Ali kalkıp Berâe sûresinin başından kırk âyet kadar okudu. [49]
Hz. Ebu Bekir oruçlu orucunu açtığı vakitte Arafat´tan dönüşe geçti, Müzdelife´ye erişti.
Tanyeri ağarmaya başlayınca, sabah namazını erkence kıldırdıktan ve Müzdelife vakfesini yaptıktan sonra:
"Ey insanlar! Erkence davranınız! Ey insanlar! İnsanca davranınız!" diyerek Müslümanları oradan kaldırıp Minaya yollandırdı.
Muhassir vadisine erişinceye kadar durmadan gittiler.
Hayvan üzerinde Akabe Cemresine gelerek birer birer yedi taş attıktan ve kurban kesme yerine dönüp kurbanını kestikten sonra da, hayvan üzerinde bir hutbe irad etti.[50] Hutbesinde; Arafattan topluca nasıl akıp gelineceğini, kurban hükümlerini ve sair hac amellerini anlattı.
Hz. Ebu Bekir hutbesini bitirince, Hz. Ali kalktı. [51]
"Ey insanlar! Ben sizlere Resûlullah Aleyhisselamın elçisiyim!" dedi.
Müşrikler:
"Ne hakkında " diye sordular. [52]
Hz. Ali, Berâe (Tevbe) sûresini okudu. [53]
Peygamberimiz Aleyhisselamın emri gereğince, halka tebliğ ve ilan edeceği şeyler hakkında: [54]
"Ben sizlere dört şeyi bildirmeye memurum: [55]
1. Hiçbir kâfir Cennete giremeyecektir,
2. Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmayacaktır,
3. Hiçbir çıplak Beytullah´ı tavaf etmeyecektir,
4. Kimin Resûlullah Aleyhisselamla anlaşması varsa, onun anlaşması, müddeti bitinceye kadar muteber olacaktır. [56]
Bunlar dışında kalan her müşrike, emniyet ve selamet yerlerine, yurtlarına dönebilmeleri için kendilerine tebligat yapıldığı günden itibaren dört ay mühlet verilmiştir.
Bundan sonra, hiçbir müşrik için ne ahid, ne de himaye vardır. [57]
Allah ve Allah´ın Resûlü, müşrikleri himayeden uzaktır!" dedi. [58]
Müşrikler:
"Biz, senin ahdinden de, senin amcanın oğlundan da uzağızdır! [59] Amcanın oğluna tebliğ et ki, biz ahdimizi arka tarafı miza atmışızdır. Bizimle onun arasında, [60] mızraklarla savaşmaktan, kılıçlarla çarpışmaktan başka ahid yoktur!" dediler. [61]
Dönüp giderlerken de, birbirlerine:
"Yahu, siz ne yapıyorsunuz ! Kureyşîler bile Müslüman olmadılar mı !" diyerek kendilerini kınadılar ve nihayet Müslüman oldular. [62]
Hz. Ali, teşrik günlerinde kalkıp:
"Allah ve Resûlünün himayesi her müşrikten uzaktır!
Ey müşrikler! Bundan böyle, yeryüzünde dört ay daha gezip tozunuz!
Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmayacaktır!
Hiçbir çıplak Beytullah´ı tavaf etmeyecektir!
Cennete ancak mü´min olan girecektir!
Bu yıllarından sonra müşrikler ve Müslümanlar biraraya gelmeyecekler!" diyerek sesleniyor, yorulduğu zaman da Hz. Ebu Bekir kalkıp bunları tebliğ ve ilan ediyordu. [63]
Ebu Hureyre de, bunları Hz. Ali ile birlikte olanca kuvvetiyle bağırarak ilan etmekteydi. [64]
Hz. Ebu Bekir, Medineye dönünce, tebliğ vazifesinin Hz. Ali´ye veriliş sebebini Peygamberimiz Aleyhisselamdan öğrenmek istedi ve:
"Yâ Rasûlallah! Yoksa benim hakkımda birşey mi hadis ve nazil oldu " diye sordu. [65]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! [66] Senin hakkında hayırdan başka birşey hadis olmamıştır!
Fakat, bunu kendimden veya ev halkımdan başkasının tebliğ ve ilan edemeyeceği bana emrolun-du. [67]
Onu benden veya ev halkımdan olan bir kimseden başkası tebliğ ve edâ edemezdi!" buyurdu. [68]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Tabeıİ, TefsTr, c. 1 0, s. 62, Ebu´l-Fidâ, Tefar, c. 2, s. 332.
[2] İbn Seyyid, Uvûnu´l-eser, c. 2, s. 231, Halebî, İnsânu´l-uvûn, c. 3, s. 233, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 90.
[3] Halebî. c. 3. s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/461.
[4] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 188, Taberî, Târih, c. 3, s. 154, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 68, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 30, Kastalânf, M evâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 228, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 111.
[5] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1077, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 3, s. 168, Taberî, c. 3, s. 154, İbn Seyyid, c. 2, s. 231, İbn Kayyım, c. 3, s. 30.
[6] Vâkıdı, c. 3, s. 1077, Taberî, c. 3, s. 154.
[7] Vâkıdı, Megâzî.c. 3, s. 1077.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/462.
[8] Ibn Ishak, Ibn Hişam, Sîre, c. 4, s. 1 90, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 383.
[9] Belâzurî, c. 1, s. 383.
[10] İbn İshak,c,s.19O, Belâzurî, c. 1, s. 383.
[11] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 204.
[12] İbn İshak,c.4, s. 190, Taberî, Tefsir, c. 10, s. 65.
[13] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 79, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 222.
[14] İbn Kesfr, Tefsir, c. 2, s. 333.
[15] İbn İshak,c.4, s. 190, Taberî, Tefsir, c. 10, s. 65.
[16] Mesaî, Sünen, c. 5, s. 234, Taberî, Tefsfr, c. 10, s. 65.
[17] İbn İshak,c.4, s. 190, Taberî, c. 1 0, s. 65.
[18] Vâkidf, c. 3, s. 1077, Dârimî, Sünen, c. 1,s.393.
[19] Dârimî, c. 1,3.393.
[20] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, Dârimî, c. 1, s. 393.
[21] Tirmizî, t 5,s. 275.
[22] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, Dârimî, c. 1, s. 393.
[23] Vâkıdî, c. 3, s. 1077.
[24] Dârimî, c. 1, s. 393, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 229, Zürkânf, M evâhib Şerhi, c. 4, s. 93.
[25] Tirmizî, c. 5, s. 275.
[26] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, Dârimî, c. 1, s. 393, Tirmizî, c. 5, s. 275.
[27] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 190, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 30.
[28] İbn İshak, c. 4, s. 190, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 393, Taberî, Tefsfr, c. 10, s. 65, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 712, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 69, İbn Kayyım, c. 3, s. 30.
[29] İbn İshak, c. 4, s. 190, Taberî, c. 1 0, s. 65, Zemahşerf, c. 2, s. 172, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 69, İbn Kayyım, c. 3, s. 30.
[30] Dârimî, c. 1, s. 393, Kastalânf, c. 1, s. 229, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamfs, c. 2, s. 141.
[31] İbn İshak, c. 4, s. 190, Vâkıdî, M egâzf, c. 3, s. 1077, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 2, s. 168, Dârimî, c.1, s. 393.
[32] İbn İshak, c. 4, s. 190, Zemahşerf, c. 2, s. 172, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 69.
[33] Dârimî, c. 1, s. 393, Kastalânf, c. 1, s. 229, Diyarbekrî, c. 2, s. 141.
[34] Dârimî, c. 1,3.393.
[35] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, İbn Sa´d, c. 2, s. 168, Dârimî, c. 1 , s. 393.
[36] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, İbn Sa´d, c. 2, s. 168.
[37] Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 275.
[38] Vâkıdî, c. 3,5.1077.
[39] İbn İshak, c. 4, s. 190, Tirmizî, c. 5, s. 275.
[40] Vâkıdî, c. 3, s. 1077.
[41] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, Dârimî, c. 1, s. 393.
[42] Vâkıdî, c. 3, s. 1077.
[43] Vâkıdî, c. 3, s. 1077, Dârimî, c. 1, s. 393.
[44] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 393, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 229.
[45] Taberî, c. 3, s. 154, Zemahşerf, c. 2, s. 1 72, Neseff, c. 2, s. 115.
[46] Berâe (Tevtoe) sûresi: 1-28.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/462-468.
[47] Vâkidf, Megâzî, c. 3, s. 1077.
[48] Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 229.
[49] İbn Kesfr, Tefsir, c. 2, s. 334.
[50] Vâkıdî, c. 3,5.1077-1078 .
[51] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 393, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 229.
[52] Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 1 72, Neseff, M edârik, c. 2, s. 115.
[53] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1 078, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 168, Dârimî, c. 1, s. 393, Kastalânf, c. 1, s. 229.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 190, Taberî, Tefsfr, c. 10, s. 65.
[55] Zemahşerf, c. 2, s. 172, Neseff, c. 2, s. 115.
[56] İbn İshak, c. 4, s. 190-191, Taberî, c. 1 0, s. 65, İbn Kayyım, c. 3, s. 30.
[57] İbn İshak, c. 4, s. 191.
[58] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 299, Belâiurf, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 383, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 234, Taberî, c. 10, s. 64.
[59] Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 54.
[60] Zemahşerf, c. 2, s. 173, Neseff, c. 2, s. 115.
[61] Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 54, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 291.
[62] Taberî, Târîh, c.3, s. 1 54, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 291.
[63] Tirm iif, Sünen, c. 5, s. 275-276.
[64] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 999, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 202, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 383, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 234, Taberî, Tefsfr, c. 10, s. 63 Ebu´l-Fidâ, İbn Kesir, Sîre, c. 4, s. 71, Tefsfr, c. 2, s. 332.
[65] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 3, Belâzurî, c. 1,s.383, Yâkübf, Târîh, c. 2, s. 76, Taberî, Târîh, c. 3, s. 154.
[66] Belâzurî, c. 1, s. 383, Yâkubî, c. 2, s. 76, Taberî, c. 3, s. 154.
[67] Ahmed, c. 1, s. 3.
[68] Belâzurî. c. 1. s. 383. Taberî. c. 3. s. 154.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/469-471.
|
|
|
| İslamiyet Arabistan´da Yayılıyor |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 01:54 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İslamiyet Arabistan´da Yayılıyor
Benî Fezâre Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Fezârelerin Kimlikleri ve Konak Yerleri
Benî Fezârelerin soyları; Benî Fezâre b. Zubyân, b. Reis, b. Gatafan, b. Sa´d, b. Gays, b. Aylan, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan´dır.[1]
Benî Fezânelerin konak yerleri de Necd ve Vâdil-kurâ idi. [2]
Benî Fezâre temsilcileri Hicretin 9. yılında Ramazan ayında Peygamberimiz Aleyhisselamin Tebük´ten dönüşünden sonra, içlerinde Hârice b. Hısn, Hürrb. Kays b. Hısn´ın da bulunduğu ondan fazla kişilik bir kafile halinde ank develer üzerinde Medine´ye geldiler ve Müslüman olduklarını söylediler. [3]
Remle binti Hâris´in konağına indirilip ağıriandılar. [4]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara yurtlarının durumunu sordu.
İçlerinden birisi:
"Yâ Rasûlallah! Ülkemiz kuraklık yılına rastladı, hayvanlarımız kırıldı, kıtlık her tarafımızı sardı. Çoluk-çocuklarımız aç kaldı. Bizim için Rabbine dua et. [5] Bizim için Rabbin katında sen şefaatçi ol. Senin katında da bizim için Rabbin şefaatçi olsun" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sübhânallah! Bu sözünden dolayı sana yazıklar olsun! İzni olmadan Rabbimizin katında ben mi şefaatçi olacağım İzni olmadan Rabbimizin katında kim şefaat edebilir O Rabbimizin ki, kendisinden başka ilah yoktur. O, en yüce ve en büyüktür. O´nun kürsiyy-i ilmi gökleri ve yeri kucaklamıştır. Hiç şüphesiz, Yüce Allah sizin kuraklıktan sıkılıp ferahlığa kavuşmanız için gülüp duruyordun Yağmurunuz yaklaşmıştır!" buyurdu.
Çöl Arabi:
"Yâ Rasûlallah! Yüce Rabbimiz bize güler mi " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet!" buyurunca, çöl Arabi:
"Rabden gülmeyi yok etmememiz daha iyidir" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun bu sözüne güldü. [6]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Fezâreler İçin Yağmur Duası Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam minbere çıktı ve:
"Ey Allah´ım! Ülkelerini ve hayvanlarını sula! Rahmetini yay! Ölmüş beldeleri dirilt!
Ey Allah´ım! Sen bizi kıtlıktan kurtarıcı, güzel ve iyi sonuçlu, her yanı kaplayıcı, bol, iri damlalı, hiç zarar vermeyen, yararlı, sağnaklı bir yağmurla acele olarak sula!
Ey Allah´ım! Sen bizi rahmet olan su ile sula!
Azab olan, yıkan, batıran, yok eden su ile sulama!
Ey Allah´ım! Sen bizi yağmurla sula! Düşmanlara karşı bize yardım et!" diye dua etti. [7]
Altı gün, gökyüzü yağmurdan görünmez oldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam minbere çıkıp:
"Ey Allah´ım! Üzerimize değil, çevrelerimize, tepelere, vadi içlerine, ağaçlık, ormanlık yerlere yağdır!" diyerek dua edince, bulutlar Medine´nin üzerinden elbise sıyrılıp çıkarılıp dürülür gibi çıkarıldı. [8]
Fezâre temsilcilerinin en genci olan Hürrb. Kays, Uyeyne b. Hısn´ın kardeşinin oğlu olup, [9] diyanet ve fazilet sahibi. [10] salih bir gençti. Ehl-i Kur´ân arasında idi. [11] Kendisi; Musa Aleyhisselamla Hızır Aleyhisselam arasında geçtiği bilinen ve Kur´ân-ı Kerîm´de temas buyurulan yoldaşlık hadisesindeki Musa Aleyhisselamın Musa adındaki bir adam olduğunu iddia eden Nevfelü´l-Bikâlî´nin görüşünü benimseyip Hz. Abbas´la tartışmaya girişecek kadar bilgili idi.
Günümüzde de bu husustaki yanlış görüşü bir konferansında savunanlar bize meslek öğretmenleri tarafından haber verilmiş ve görüşümüz sorulmuş olduğundan, o sırada yazmakta bulunduğumuz Hürr
b. Kays bahsi münasebetiyle Kütüb-ü Sitte´den bazılarında yer alan hadis-i şerifin hem mealini, hem bulunduğu cilt ve sahifeleri göstermiştik. (Bkz. İslâm Tarihi: Hz. Muhammed Aleyhisselam ve İslâmiyet, c.9/16, s. 337-346.[12]
Benî Ukayllardan Bazı Kişiler ve Temsilciler Gelişi
Beni Ukaylların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Ukayl b. Ka´b, b. Rebia, b.Âmir, b. Sa´saatü´l-Adnanîlerin[13] oymaklarından en önemlileri:
1. Beni Ubâde b. Ukayl,
2. Benî Müntefık b. Âmir b. Ukayl,
3. Benî Hafâce b. Amr b. Ukayl oymakları dır. [14]
Benî Ukayl I arın yurtları Bahreyn olup, orada birçok Arap kabileleriyle birlikte otururlardı. Orada oturan kabilelerin en büyüğü Benî Ukayllarla Benî Tağlîbler ve Benî Süleymlerdi.
Çokluk ve güçlülük bakımından Benî Tağlîbler hepsine hâkim durumda idi.
Sonradan, Benî Ukayllarla Benî Tağlîbler birleşerek Benî Süleymleri Bahreyn´den sürüp çıkardılar.
Benî Ukayllarla Benî Tağlîbler, aralarında anlaşmazlığa düşünce de, Benî Tağlîbler Benî Ukaylları Bahreyn´den çıkarıp Irak´a doğru sürmüşlerdir. [15]
Benî Ukayllardan Medine´ye Kimler ve Ne Zaman Gelmeye Başladılar
Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke´yi fethettikten ve Hicretin 9. yılında Tebük´ten döndükten ve Sakîfler Müslüman olduktan sonra Medine´ye her taraftan Arap kabilelerinin heyetleri gelmeye başladığı sıralarda. [16] Benî Ukayllardan Ebu Harb b. Huveylid b.Âmir b. Ukayl da, Peygamberimiz Aleyhisselamin yanına geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona Kufân-ı Kerîm okudu ve İslâmiyeti anlattı.
Ebu Harb:
"Vallahi, sen ya Allah´a, ya da Allah´a kavuşana kavuşmuşsundur! Sen öyle sözler söylüyorsun ki, doğrusu, biz onun gibi güzelini işitmemişizdir. Fakat, senin beni davet ettiğin şeyler üzerinde bulunduğun din hakkında ok falımı bir çekeyim bakayım!" dedi.
Fal okunu çekti, küfür oku çıktı!
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"İşte, çıkanı gördün ya!" dedikten sonra, kardeşi İkâl b. Huveylid´in yanına döndü ve ona:
"Hayrı az olasıca! Sen de Muhammed b. Abdullah´ın yanına varsaydın, kendisi seni de İslâm dinine davet etseydi, sana Kur´ân okusaydı, olmaz mıydı Eğer ben Müslüman olsaydım, bana Akik´i vermiş gitmişti!" dedi.
İkâl:
"Vallahi Muhammed´in sana ayınp vereceğinden, ben daha çok ayırabilirim!" dedikten sonra, atına binip Akik´in alt tarafını mızrağıyla çizerek aldı. Oranın içinde kaynak suyu bulunuyordu.[17]
İkâl, Husayn b. Muallâ ve Zü´l-Cevşen´in Müslüman Oluşları
İkâl, bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi. Peygamberimiz Aleyhisselam Müslüman olmasını ona teklif etti ve:
"Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet eder misin " diye sordu.
İkâl:
"Ben, Hübeyre b. Nüfâda b. Muâviye b. Ubâde b. Ukayl´ın Kameyleban Günü ne güzel süvari olduğuna şehadet ederim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet eder misin " diye tekrar sordu.
İkâl:
"Halis olanın köpük altında bulunduğuna şehadet ederim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, üçüncü kez:
"Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet eder misin " diye sorunca, İkâl şehadet getirip Müslüman oldu.
Husayn b. Muallâ b. Rebia b. Ukayl ile Zü´l-Cevşenü´d-Dıbâbiyyi´l-Âmirî de, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelerek Müslüman oldular.[18]
Zü´l-Cevşen iyi bir şair idi, ismi Şurahbil idi. [19] Kendisi Bedir savaşından sonra müşrik olarak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip bir at hediye etmek istemiş, Peygamberimiz Aleyhisselam onun hediyesini kabule yanaşmamıştı. Kendisine:
"Ey Zü´l-Cevşen! Şu işe, İslâmiyete ilk girenlerden olman sana gerekmez miydi !" diye sormuş, Zü´l-Cevşen:
"Hayır!" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Seni buna girmekten alıkoyan nedir " diye sorunca, Zü´l-Cevşen:
"Gördüm ki, kavmin seni yalanladı. Sana olanca işkenceyi yaptı. Seni Mekke´den çıkardı ve seninle savaştı.
Senin onlara ne yapacağına bakacağım! Eğer sen onlara galebe çalarsan sana iman edecek ve tâbi olacağım. Eğer onlar sana galebe çalarlarsa sana tâbi olmayacağım!" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onların Bediide nasıl vurulup yere serildikleri haberi sana erişmedi mi " diye sormuş, Zü´l-Cevşen:
"Erişti!" demişti. [20]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu, senin için, doğru yolu göstermeye yeterdi!" buyurmuş, [21] Zü´l-Cevşen:
"Kabe´ye ve bakanlarına da galebe çalarsan " demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Eğer yaşarsan bunu da görürsün!" buyurduktan sonra, "Ey Bilal! Adamın heybesini al! Medine hurmasından ona azık koy!" demiş, Zü´l-Cevşen dönüp yurduna giderken de:
"O, Benî Âmirlerin iyi süvarilerindendir!" buyurmuştu.
Zü´l-Cevşen der ki:
"Vallahi, ev halkımla birlikte çukur yurdumuzda bulunduğumuz sırada birbinitli çıkageldi. [22]
Ona:
´Nereden geliyorsun ´ diye sormuştum.
´Mekke´den!1 demişti.
´Ne haber var [23] Halk ne yapıyor 1 diye sormuştum.
´Vallahi Muhammed Kabe´ye ve bakıcılarına galebe çalmış bulunuyor!´[24] deyince:
´Anam beni vitirsin! Keşke o zaman Müslüman olsaydım, muhakkak, Hîreyi ister, kendime ayırttırır ve bağışlattırırdım!´ demiştim." [25]
Benî Ukayl Hey´etinin Gelip Müslüman Oluşu
BenîUkayl b. Katılardan:
1. Rebi1 b. Muaviye,
2. Mutarrifb. Abdullah,
3. Enes b. Kays, b. Müntefık, b. Âmir, b. Ukayl da gelip Peygamberimiz Aleyhisselama bey´at ettiler, Müslüman oldular.
Bunlar, kavimlerinden, geridekiler adına da bey´atta bulundular.
Peygamberimiz Aleyhisselam bunlara Benî Ukaylların sulan ve hurma bahçeleri bulunan Akik arazisini verdi. Onlar için bu hususta kırmızı bir deri üzerine yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu: "Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed´in Rebi1, Mutarrif ve Enes´e verdiği yazıdır: Namaz kıldıkları, zekat verdikleri, söz dinledikleri ve itaat ettikleri müddetçe onlara Akik´i vermiştir. Bununla, onlara bir Müslümanın hakkı verilmiş değildir." Bu yazı, Mutarrif´in elinde kaldı. [26]
Lakît b. Âmir´le Nehîk b. Âmir´in Müslüman Oluşu
E bu Rezîn Lakît b. Âmir, b. Müntefık, b. Âmir, b. Ukayl ile arkadaşı NehîK b. Asım, b. Malik, b. Müntefık da temsilci olarak Medine´ye gelmişlerdi.
Bunlar, sabah namazından sonra Peygamberimiz Aleyhisselamla buluştular.
O sırada Peygamberimiz Aleyhisselam Kıyamet, öldükten sonra dirilme, Cennet ve Cehennem... gibi birçok konularda Müslümanları uyarıcı açıklamalar yapmakta idi.
E bu Rezîn Lakît:
"Yâ Rasûlallan! Sana hangi şey üzerine bey´at edeyim " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam elini uzattı ve:
"Namaz kılmak, zekat vermek, müşriklerden ayrılmak, Allah´a hiçbir şeyi eş ortak koşmamak üzere bey´at et!" buyurdu. [27]
Ebu Rezîn Lakît b. Âmir, kavmi adına da Peygamberimiz Aleyhisselama bey´at etti. [28]
Lakît:
"Yâ Rasûl ali ah! Allah ölüleri nasıl diriltir " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Senin yerlerinden kuraklığa uğramış bir yere vardığın, sonra da oraya bolca sulandığı ve otlandığı bir sırada uğradığın oldu mu " diye sordu.
Lakît:
"Evet! Oldu!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İşte, ölülerin diriltilmesi de böyledir" buyurdu.
Lakît:
"Yâ Rasûlallah ! İman nedir " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, kendisinin bir olup şeriki olmadığına ve Muhammed´in O´nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet etmen, Allah ve Resûlü sana herşeyden daha sevgili olmak, ateşte yanman Allah´a şerik koşmandan sana daha sevgili gelmek, hoşlanmadığından ancak Yüce Allah için hoşlanmaman! İşte böyle olduğun zamandırki, çoksıcak birgünde su damlalarının susamışın boğazından girdiği gibi, iman da senin kalbine girer!" buyurdu.
Lakît:
"Yâ Rasûl ali ah! Ben mü´min olduğumu nasıl bilirim " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şu ümmetimden bir kul, bir iyilik işler, onun iyilik olduğunu bilir, Yüce Allah da o kulunu bu iyiliğinden dolayı hayırla mükâfatlandırırsa; bir kul bir günahı işlemez, onun günah olduğunu bilir, Yüce Allah´tan yarlıganmak diler ve kendisini Allah´tan başkasının yarlıgamayacağını, ancak Allah´ın yarlı-gayacağını bilirse, işte o kul mü´mindir" buyurdu.
Lakît:
"Yâ Rasûl ali ah! Yüce Rabbimiz, göklerle yeri yaratmadan önce nerede bulunuyordu " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ne üzerinde hava, ne altında hava bulunmayan Amâ´da idi.
Sonra, su üzerinde Arşını yarattı" buyurdu. [29]
Lakît:
"Yâ Rasûl ali ah! Senin yanında gayb ilimlerinden birşeylervar mı " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, güldü ve:
"Senin Yüce Rabbin, gayb haberlerinden beş şeyin anahtarlarını esirgedi, hiç kimseye vermedi. Onları, Allah´tan başka kimse bilemez!" buyurdu ve elini beş parmağına işaret etti.
Lakît:
"Nedir onlar " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"1. Ne zaman öleceğini bilme ilmidir ki, hiçbiriniz onu bilemezsiniz.
2. Meni ilmidir ki, dölyatağında bulunduğu zaman onun ne olacağını Allah bilir, siz bilemezsiniz.
3. Yarın ne olacağını bilme ilmidir ki, sen ne tadacaksın bilemezsin.
4. Yağmurun yağacağı gün ilmidir ki, üzerinize kuraklık ve kıtlık çöker de, Allah güler. Bilinir ki, yağmurunuz, yardım olunmanız çok yaklaşmıştır" buyurdu.
Lakît:
"Rabden gülmeyi yok etmeyelim daha iyi!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"5. Bir de Kıyamet günü ilmidir" buyurdu. [30]
Peygamberimiz Aleyhisselam, en-Nazîm adıyla anılan suyu Lakît´a verdi. [31]
Benî Mürre Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 9. yılında Ramazan ayında Tebükten Medine´ye döndükten sonra, Benî Mürrelerin 13 kişilik temsilcileri, başlarında Haris b. Avf olduğu halde Medine´ye geldiler ve:
"Yâ Rasûlalları! Biz senin kavminden ve aşiretindeniz, biz Benî Lüeyy b. Gâliblerdeniz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, gülümsedi ve Haris b. Avf´a:
"Ev halkını nerede bıraktın " diye sordu.
Haris b. Avf:
"Selah´ta!" dedi. [32]
Selah; Hayber´in alt tarafında bir yer ve Benî Kilablara ait bir sudur. [33]
Haris b. Avf, daha önce Medine´ye gelip Müslüman olmuş ve Benî Mürreleri İslâmiyete davet etmek üzere bir Ensârî ile birlikte onlara gönderilmişti.
Benî Mürreler Ensârîyi şehit etmişler, Haris b. Avf´m onu korumaya gücü yetmemişti. [34]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Mürre temsilcilerine:
"Yurdunuz nasıldır " diye sordu.
Haris b. Avf:
"Vallahi, biz kuraklığa ve kıtlığa uğradık. [35]
Mallarımızın (hayvanlarımızın) soluyacak nefesleri kalmadı. [36]
Bizim için Allah´a dua et!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Allah´ım! Onları yağmurunla sula!" diyerek dua etti. [37]
Benî Mürre temsilcileri, Medine´de birkaç gün oturduktan sonra, yurtlarına dönüp gitmek istediler.
Peygamberimiz Aleyhisselamla vedalaşmaya geldiler. [38]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Haris b. Avf´ı Benî Mürrelere vali tayin etti.[39]
Temsilcilere bahşişlerini vermesi için, Bilal-i Habeşî´ye emretti.
O da, temsilcilerden her birine bahşiş olarak onar ukiyye, Haris b. Avf´a da oniki ukiyye gümüş verdi.
Benî Mürre temsilcileri, yurtlarına döndükleri zaman, yağmur yağmış buldular. [40]
"Yağmurunuz ne zaman yağdı " diye sorduklarında, Peygamberimiz Aleyhisselamın dua ettiği gün yağmurun yağmış olduğunu öğrendiler. [41]
Bundan sonra, Benî Mürrelerin yurtlarında ot ve su bolluğu oldu. [42]
Benî Dâr Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Dârların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Darlar, Kahtan´ın soyundan gelen Lahm kabilesinden idiler. [43] Dâr; Hâni1 b. Habib b. Numâre b. Lahm´ın oğludur. [44] Lahm´dan, başlıca şu oymaklar türemiştir:
1. Benî Dâr b. Hâni1, b. Habib, b. Numâre, b. Lahm,
2. Benî Nadr b. Rebia, b. Amr, b. Haris, b. Mes´ud, b. Malik, b. Amem, b. Numâre, b. Lahm,
3. Benî Râşide, b. Ezebb, b. Cezîle, b. Lahm,
4. Benî Hades, b. Üreyş, b. Cezîle, b. Lahm,
5. BenîZu´r b. Hucr, b. Cezîle, b. Lahm . [45]
Lahm´ın soyu da şöyledir: Lahm (Malik) b. Adiyy, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b.Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´, [46]
Lahmların yurdu; Şam´la Mısır arasındaki ülke idi. [47]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hicretin 9. yılında Ramazan ayında Tebükten Medine´ye döndükten sonra: [48]
1. Temim b. Evs b. Hârice,
2. Nuaym b. Evs b. Hârice,
3. Yezid b. Kays b. Hârice,
4. Fâke b. Numan b. Cebele,
5. Cebele b. Malik b. Saffiâre,
6. Ebu Hind b. Habib,
7. (:::) b. Habbib
8. Hani b. Habib,
9. Uzeyr b. Malik,
10. Mürre b. Malik´ten oluşan on kişilik Benî Dâr heyeti Medine´ye Peygamberimiz Aleyhisselam m yanına gelerek Müslüman oldular. Yüce Allah hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, (:::)´in adını Abdullah´a, Uzeyr´in adını da Abdurrahman´a çevirdi. [49]
Hâni´ b. Habib´in Peygamberimiz Aleyhisselama Getirdiği Hediyeler
Hâni´ b. Habib, Peygamberimiz Aleyhisselama bir tulum içki ile birkaç at ve altın sırmalı bir elbise hediye etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, hediye edilen atlarla elbiseyi kabul edip elbiseyi Hz. Abbas´a verince, Hz. Abbas:
"Bunu ne yapacağım " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Altınını sök, kadınına zinet ya da geçimlik yap. Atlası da satıp parasını al!" buyurdu.
Hz. Abbas onu Yahudilerden bir adama sekiz bin dirheme sattı. [50]
Benî Dâr Temsilcilerinin İsteklerini Peygamberimiz Aleyhisselama Bildirmeleri
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Dâr temsilcilerine:
"Ne isterseniz isteyiniz!" buyurunca, temsilciler, Peygamberimiz Aleyhisselamin huzurundan ayrılıp, isteyecekleri şeyi aralarında konuşmak üzere bir yere çekildiler.
Temim ed-Dârî:
"Ben Beytü´l-Makdis ile oraya bağlı yerleri istememizi uygun görürüm" deyince, Ebu Hind:
"Bugün Beytü´l-Makdis Arap olmayanların mülkü değil midir " diye sordu.
Temim ed-Dârî:
"Evet!" dedi.
Ebu Hind:
"Hal böyle olunca, orası Araplara nasıl mülk olur!" dedi.
Temim ed-Dârî:
"Öyle ise Beyt-i Cebrun´u ve oraya bağlı yerleri isteyelim" dedi.
Ebu Hind:
"Bu da pek büyük! Pek büyük istek!" dedi.
Temim ed-Dârî:
"Pekâlâ! Sen ne istememizi uygun görüyorsun " diye sordu.
Ebu Hind:
"Ben öyle bir köy istemeyi uygun görürüm ki, orada kaleler yapalım ve İbrahim Aleyhisselamdan kalan şeyleri orada bulunduralım" deyince, Temim ed-Dârî:
"Sen çok yerinde ve uygun bir görüş ileri sürdün!" dedi.
Hemen Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna çıktılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Temim! Önce sen mi üzerinde karara vardığınız şeyi bana haber vermek istersin Yoksa, onu size önce ben mi haber vereyim " diye sordu.
Temim ed-Dârî:
"Hayır, yâ Rasûlallah! Önce sen haberver de imanımızı arttıralım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Temim! Sen birşey diledin, Ebu Hind ise senin dilediğin şeyin başka türlüsünü diledi. Ebu Hind´in görüşü ne güzel görüştür!" buyurdu. [51]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârîlere İstedikleri Köyleri Bağışlayıp Ellerine Ferman Yazısı Vermesi
Temim ed-Dârî, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Bizim civarımızda Rumlara ait iki köy var ki, birine Habra, diğerine Beyt-i Aynun denir.
Eğer Allah sana Şam´ın fethini nasip ederse, bu iki köyü bana hibe et, bağışla!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onlar senin olsun!" buyurdu. [52]
Temim Dârî:
"Öyleyse, bu hususta bana biryazı yaz!" dedi. [53]
Peygamberimiz Aleyhisselam bir deri parçası getirtip yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
"B ismi İlâhirrahm ân inanım
Bu, Allah´ın Muhammed Resûlullah´a yeryüzünü verdiği zaman Muhammed Resûlullah´ın Dârîlere Ayn-ı Habrun ile Beyt-i İbrahim arasında bulunanları temelli olarak bağışladığı hakkındaki yazıdır.
Buna, Abbas b. Abdulmuttalib, Cehm b. Kays ve Şurahbil b. Hasene şahittir.
Yazıyı Şurahbil b. Hasene yazdı."
Peygamberimiz Aleyhisselam, yazdırdığı bu yazıyı alıp evine girdi.
Onu bir bez parçasının içine koyarak kıvırdı. Dışından bir kayışla bağlayıp iki kere düğümledi ve:
"Gerçekten, İbrahim´e insanların en yakını, herhalde, zamanında ona tâbi olanlar ile, şu peygamber ve şu iman edenlerdir. Allah bu iman edenlerin yârı ve yardım asıdır" (Âl-i İmran: 68) mealli âyetleri oku(Zeker) onların yanlarına geldi. [54]
Ferman yazısını onlara verdi. [55]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Habra veya Habrun´u, Beyt-i Aynun´u ve İbrahim Aleyhisselam m mescidini Temim b. Evs ile kardeşi Nuaym b. Evs´e yazılı olarak tahsis etti. [56]
Habra veya Habrun, [57] Beytü´l-Makdis (Kudüs) karyelerinden olup, İbrahim Aleyhisselamın kabri orada bulunmakta ve Halilurrahman diye anılmaktadır.
İbrahim Aleyhisselamın zevcesi Hz. Sâre vefat ettiği zaman, onu gömmek üzere İbrahim Aleyhisselam orayı Safvan isimli bir adamdan elli dirheme satın almıştı.
Vefat ettiği zaman, İbrahim Aleyhisselam da oraya, Hz. Sâre´nin yanına gömülmüştü.
İshak Aleyhisselamın zevcesi de, sonradan İshak Aleyhisselam da, Yakub Aleyhisselam da.Yakub Aleyhisselamın zevcesi İlyâ da oraya gömülmüşlerdir. [58]
Aynun veya Heynun da, Habrâ ve Habrun gibi, Beytü´l-Makdis karyelerindendir. [59]
Dârîler, sonradan yine Medine´ye gelip Peygamberimiz Aleyhisselamdan yeniden biryazı istediler. Önceki yazıya göre yeniden yazılıp verilen yazıda şöyle buyuruldu:
"B ismi İlâhi rra hm ânirrahfm
Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed´in Temim ed-Dârî ve arkadaşları için verdiği yazıdır:
Ben size Beyt-i Aynun´u, Habrun´u, Mertum´u, Beyt-i İbrahim´i ve içindekilerin hepsini, idareleriyle birlikte, kesin bir bağış olarak veriyorum. Onlara ve onlardan sonra gelenlere temelli teslim ediyorum.
Kim, bu yerlerde onlan incitir ve zararlandırırsa, Allah da onu zararlandırır.
Buna, Ebu Bekir b. Ebu Kuhâfe ve Ömer b. Hattab ve Osman b. Affan ve Ali b. Ebu Talib[60] ve Muaviye b. Ebu Süfyan şahittir ve bunu Muaviye[61] veya Ali b. Ebu Tâlib yazdı ." [62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu hususta yazdırdığı bir yazıda da şöyle buyuruldu:
"B ismi İlâhi rra hm ânirrahîm
Bu, Resûlullah Muhammed tarafından Temim b. Evsü´d-Dârî (İbn Sa´d´a göre Nuaym b. Evsü´d-Dârî) için yazılan yazıdır
Şam´daki Habra (Ebu Yusuf a göre: Ceyrun) köyü ile Beyt-i Aynun köyünün tamamı; düzlükleri, dağları, sulan, tarlaları, dibinden kaynayan kuyulan ve açılan, genişletilen alanlarıyla birlikte hepsi, ona ve kendisinden sonra da oğul ve torunlarına aittir.
Bu hususta hiç kimse ona karşı ne hak iddia, ne de onlara haksızlık edip mülklerine girecektir.
Herkim onlara haksızlık eder ve onlardan birşey almaya kalkarsa, Allah´ın,[63] meleklerin ve bütün insanların[64] laneti onun üzerine olsun!" [65]
Bu yazıyı Ali yazdı." [66]
Dârîlerin temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatına kadar Medine´de oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, vefat edeceği sırada, onlara Hayber´in hurma mahsulünden her yıl geçimlik olarak da yüz vesk (deve yükü) hurma verilmesini vasiyet etti. [67]
Temim ed-Dârî´ye Peygamberimiz Aleyhisselamın ferman yazılarıyla verilmiş olan köyleri Hz. Ebu Bekir halifeliği sırasında teslim etti. [68]
Bu hususta, aynca biryazı da yazdı. [69]
Hz. Ebu Bekir yazdığı yazısında şöyle dedi:
"B ismi İlâhi rra hm âninahîm
Bu, Resûlullahın emmi ve kendisinden sonra yeryüzünde halifesi olan Ebu Bekir tarafından yazılmıştır.
Ceyrun ve Aynun köyleri halkının üzerlerine yürünmesin, tüylerine dokunulmasın.
Söz dinleyen ve Allah´a itaat eden kişi, onlara hiçbir zarar vermemekle kalmayıp, insanlardan bu iki köy halkını zararlandırmaya kalkışan fesatçılardan da onları korusun!" diye yazdı. [70]
Hz. Ebu Bekir, Şam üzerine ordular sevkettiği zaman, başkumandan Ebu Ubeyde b. Cerrah´a yazdığı yazıda da şöyle dedi:
"B ismi İlâhi rra hm âninahîm
Ebu Bekri´s-Sıddîk´tan Ebu Ubeyde b. Cerrah´a,
Sana selamlar olsun.
Kendisinden başka ilah olmayan Allah´a senden dolayı hamd ederim.
Bundan sonra derim ki:
Allah´a ve ahiret gününe inananlan, Dârîlerin köylerine zarar vermekten men et!
Eğer onların halkı köylerinden çıkarılmalarını ve Dârîler de orada ekip dikmeyi isterlerse, eksinler, diksinler!
Köy halkı döndükleri zaman köyleri kendilerinindir ve kendileri oralara herkesten daha lâyık ve müs-tahaktırlar.
Selam olsun sana!" [71]
Temim ed-Dârî, Hıristiyan rahibi ve Filistin halkının en çok ibadetlisi iken Müslüman oldu. [72]
Geceleri sabahlara kadar namazla, rükû ve secdelerle, Kufân-ı Kerîm kıraatıyla ve ağlamakla geçirmeye başladı. [73]
Kur´ân-ı Kerîm´i yedi gecede hatmeder hafız oldu. [74]
Temim ed-Dârî der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamdan işittim:
´Bu iş (İslâmiyet) gecesi gündüzü bulunan her yere muhakkak ulaşacaktır! Allah bu dini sokmadık hiçbir ev, hiçbir çadır bırakmayacaktır! Aziz edilecekleri onunla aziz edecek, zelil edilecekleri onunla zelil edecektir´ buyurdu. [75]
Ben, bunun böyle olduğunu, ev halkım içinde gördüm:
Onlardan Müslüman olanlar hayra, izzet ve şerefe kavuştular.
Kâfir olanlar ise zelil oldular Cizye ödemek zorunda kaldılar!" [76]
Kelb Kabilesi Halkından Bazılarının Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Kefbferin Kimlikleri
Benî Kelbler, Kudâa oymaklarından idiler. [77]
Kelb kabilelerinden Benî Kinane b. Bekr, b. Avf, b. Uzre, b. Zeydüllât, b. Nüfeyde, b. Sevne, b. Kelbler büyük bir kabile olup, bunlardan:
BenîAdiyy, BenîZüheyr, BenîUleym, BenîCenâbb. Hübel oymakları ve bu oymaklardan da daha başka oymaklar çıkmıştır. [78]
Abd b. Amr ile Âsım´ın Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Hicretin 9. yılında Peygamberimiz Aleyhisselama Arap kabilelerinden heyetler gelmeye başladığı sırada, Kelb kabilesi halkından da Abd b. Amr b. Cebele ile Benî Âmirlerin Rakkâş ailesinden Âsim, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bunlara İslâmiyeti arz ve teklif etti ve:
"Ben, o ümmî, sâdık ve pâk olan peygamberimdir ki, beni yalanlayanlara, benden yüz çevirenlere ve bana savaş açanlara yazıklar, hep yazıklar olsun! Hayırlar ve tüm hayırlarda, beni barındıranlara, bana yardım edenlere, bana inanan ve söylediklerimi doğrulayanlara ve benim yanımda savaşanlara olsun!" buyurdu.
Bunun üzerine Abdi Amr ile Âsim:
"Biz sana iman, senin sözünü tasdik ettik ve Müslüman olduk!" dediler.
Abdi Amr, müşriklikten ayrılıp Resûlullahın davetine uyarak Allah´a iman eylediğini dile getiren üç beyitlik bir şiir okudu.[79]
Hârise ile Hamel´in Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Kelb kabilesi halkından Harise b. Katan ile Hamel b. Sâdâne de, Peygamberimiz Aleyhisselama gelerek Müslüman oldular. [80]
Hârise´nin kardeşi Hısn da, yanlarında idi. [81]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hamel b. Sâdâne için bir sancak bağladı . [82]
Harise b. Katan ile kardeşi Hısn b. Katan için de biryazı yazdırdı. [83]
Yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
"Bismillâhirrahmânirrahîrrı
Allah´ın Resûlü Muhammed[84] tarafından Katan´ın oğulları Hârise´ye ve Hısn´a, Kelb kabilelerinden Cenab oğulları hakkında yazılan fermandır
"Her yıl, akarsuların suladığı yerlerin mahsullerinden üşr alınacaktır. [85]
"Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Kelb kabilesi toplulukları ve onların müttefikleri ve İslâm´dan başkasından vazgeçenlere, Harise b. Katnu´l-Uleymî ile gönderilen yazıdır
Namaz, belli vaktinde kılınacaktır.
Zekat, gereği gibi, gönülden koparak ödenecektir.
Allah´ın akdine bağlı ve ahdine sadık kalınacaktır.
Müslümanlardan, şahit olarak Sa´d b. Ubâde, Abdullah b. Üneys ve Dıhye b. Halifetü´l-Kelbî hazır bulunmuşlardır.
Bu yazıyı Sabit b. Kays b. Şemmas yazdı." [86]
"Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Dûmetü´l-Cendel halkı ile onların çevresinde oturan Kelb cemaatlerine Harise b. Katanla gönderilen yazıdır:
Suyunu yerden alan veya yağmur suyu ile sulanan hurmalıklar bize; yerleşim yerlerindeki hurmalıklar sizedir.
Akarsuların suladığı yerlerin mahsulünden uşr,
Yeraltı (kuyu) sularının suladığı yerlerin mahsulünden yan uşr vergi ödenecektir.
Ne yaylım hayvanlarınız -zekat için-bir yere toplanacak, ne de zekatlarınızın kesirleri hesaba katılacaktır.
Namazı belli vakitlerinde kılacak, zekatı da, gereği gibi, gönülden koparak vereceksiniz!
Siz ne ekip dikmekten men olunacaksınız, ne de eşya, araç, gereçler için sizden uşr alınacaktır.
Bu husustaki anda sadakat göstermek size düşer, sizi öğütlemek, iyiliklere kılavuzlamak, Allah ve Resûlünün himaye taahhüdünü yerine getirmek de bize düşer.
Allah ve Müslümanlardan hazır bulunanlar şahittir." [87]
"Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamberin Kelblerden Benî Cenahlarla müttefiklerine ve onların yardımcılarına yazısıdır.
Onlar namazı kılacaklar,
Zekatı verecekler,
Allah´a ve Resûlüne imanda sebat edecekler,
Ahidlerine sadık kalacaklardır.
Yaylımdaki her beş deve için kusursuz bir koyun vereceklerdir.
Erzaklarını taşıyan develer zekattan muaftır.
Bol ve tatlı su ile ve yağmur suyu ile sulanan arazinin nezareti işinde güvenilir bir kimse vazifelendirilecek, kendilerinin mükellefiyetleri de arttırılmayacaktır.
Sa´d b. Ubâde, Abdullah b. Üneys, Dıhye b. Halifetü´l-Kelbî şâhittirier." [88]
Benî Kilabların Müslüman Oluşu
Benî Kilabların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Kilabların Adnan´a kadar olan ataları şöyle sıralanır Benî Kilab b. Rebia, b. Âmir, b. Sa´saa, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevâzin, b. Mansur, b. İkrime, b. Hasafa, b. Kays, b. Aylan, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. [89]
Kilab b. Rebia´nın dokuz oğlu olup, [90] bunlardan:
1. BenîEbu Bekir b. Kilab,
2. Benî Vaîd b. Ka´b b. Âmir b. Kilâb,
3. BenîAmr b. Kilab,
4. Benî Ruas Haris b. Kilab,
5. Benî Dıbab Muaviye b. Kilab,
6. Benî Cafer b. Kilab... oymakları çıkmıştır. [91]
Benî Kilabların yurtlan Medine, Fedek ve Avâlî tarafındaki Dariyye, Küleyb ve Rebeze korulukları iken, sonradan Şam taraflarına geçmişlerdir. [92]
Dahhâk b. Süfyan´ın Benî Kilablara Gönderilişi
Dahhâkb. Süfyan, Benî Kilablandan olup, [93] Medine kırında oturur, [94] M edinenlerden sayılırdı . [95]
Peygamberimiz Aleyhisselam kendisine sancak bağlamıştı . [96]
Kendisi, namlı babayiğitlerdendi. Tek başına yüz süvariye denk tutulurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunduğu zaman kendiliğinden kılıcını sıyırıp Peygamberimiz Aleyhisselamın başucunda dikilirdi. [97]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hicretin 9. yılında Muharrem ayında onu Benî Kilablara göndermişti. [98]
Dahhâk b. Süfyan, Benî Kilabların içinde dolaşarak kendilerini Allah´a ve Resûlüne iman ve itaate davet etmiş, Allah´ın Kitabını ve Resûlünün sünnetini anlatıp kendilerinin onlara bağlanmalarını sağlamış, zenginlerinden zekatlarını toplayıp fakirlerine dağıtmıştı . [99]
Benî Kilab Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi
Hicretin 9. yılında Dahhâk b. Süfyan´dan sonra Medine´ye Benî Kilablardan onüç kişilik bir heyet geldi.
Kendileri Remle binti Hâris´in konağına indirilip ağırlandılar.
Heyet içinde şair Lebid b. Rebia ile Cebbar b. Selmâ da bulunuyordu.
Ensardan şair Ka´b b. Malik ile Cebbar b. Selmâ arasında dostluk vardı.
Ka´b b. Malik, onların geldiklerini işitince yanlarına vardı, kendilerine:
"Safa geldiniz!" dedi.
Cebbar´a hediye verdi ve ikramda bulundu.
Benî Kilab hey´eti, Ka´b b. Malikle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna girdiler.
Peygamberimiz Aleyhisselama İslâm selamıyla selam verdiler ve:
"Dahhâk b. Süfyan gelip aramızda dolaşarak bizi Allah´a imana davet etti.
Bize Allah´ın Kitabını ve Allah´ın Resûlünün sünnetini anlattı. Bunlara göre hareket etmemizi emretti.
Biz de, Allah´ın ve Resûlünün davet ve emirlerini kabul ettik.
Dahhâk zenginlerimizden zekatlarını toplayıp fakirlerimize dağıttı" dediler. [100]
Benî Kilab heyeti arasında bulunan Lebid b. Rebia, Arapların en büyük şairlerindendi. [101]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun hakkında:
"Şairlerin söylediği en doğru söz, Lebid´in:
´Elbette Allah´tan başka herşey bâtıldır, boştur!" sözüdür" buyurmuştur. [102]
Lebid, Müslüman olduktan sonra, şiir söylemeyi bırakmıştır. [103]
Hz. Ömer ona bir gün:
"Ey Ebu Akîl! Şiirlerinden bana birşeyler okusana!" deyince:
"Allah´ın bana Bakara ve Âl-i İmran sûresini öğretmesinden sonra, ben asla şiir söylemem ![104] Allah beni bu Kufân´la değiştirdi!" dem iştir. [105]
Hz. Ömer, bu sözünden dolayı Lebid´in tahsisatını 2000 dirhemden 2500 dirheme çıkarmıştır.
Muaviye b. Ebu Süfyan halife olunca bu 500 dirhem ilaveyi fazla görüp kısmak istemiş, Lebid´in:
"Ben hemen öleceğim! O zaman tahsisat da, ilavesi de senin olur!" demesi üzerine Muaviye b. Ebu Süfyan tahsisatın ilavesine dokunmamış, gerçekten de Lebid çok kısa bir müddet sonra vefat etmiştir.[106]
Yüce Allah ondan razı olsun![107]
Benî Ruas b. Kilablardan Amr b. Malik ile Babasının Müslüman Olmaları ve Kavimlerini Müslümanlığa Davet Etmeleri
Hicretin 9. yılında Benî Kilab temsilcilerinden sonra Benî Ruas b. Kilablardan da[108] Amr b. Malik ile babası Malik b. Kays b. Büceydü´r-Ruâsî, Medine´ye gelip Müslüman oldu. [109]
Amr b. Malik, kavminin yanına dönünce, onları İslâmiyete davet etti. Benî Ruaslar, Amr b. Malik´e:
"Biz, Benî Ukayl b. Katılardan kendilerinin öldürdükleri gibi adam öldürüp öcümüzü almadıkça Müslüman olmayız!" dediler. [110]
Benî Ukayl b. Ka´blar ise, Müslüman olmuş bulunuyorlardı. [111]
Benî Ukaylları aramaya çıktılar.
Amr b. Malik de Benî Ruasların yanlarına gitti.
BenîUkayllara baskın yaptıktan sonra onların ağırbaş hayvanlarını sürüp götürdüler. [112]
Benî Ukayl b. Katılardan Rebia b. Müntefık adındaki bir atlı, Benî Ruasların arkalarından yetişti.
Rebia:
"Ben, başlarına miğfer giymiş süvariden başkasına mızrak saplamamaya yemin ettim!" mealinde beyit okuyordu.
BenîRuaslardan E bu Nüfey:
"Ey yayalar topluluğu! Siz bugün kurtuldunuz!" dedi. [113]
Rebia b. Müntefik, Benî Ubeyd b. Ruaslardan Muhris b. Abdullah b. Amr´a yetişip yan tarafından mızraklayınca, Muhris atinin boynuna sarılakaldı ve:
"Yetişiniz ey Ruas hanedanı!" diyerek yardım diledi.
Rebia b. Müntefik:
"Ruasların süvarileri mi .yoksa halefleri mi yetişecek ! [114]
Ruas da ne
Dağlar mı, yoksa insanlar mı " dedi. [115]
Amr b. Malik hemen Rebia´ya saldırdı ve onu mızraklayıp öldürdü. Sonra hayvanları sürüp gittiler.
Benî Ukayl b. Ka´blar ise Türebeye kadar onları takip ettiler.
Türebe vadisi Benî Ukayllarla Benî Ruasların arasını kesti, ayırdı.
Benî Ukayll ar orada bakakal di lar.
Benî Ruaslara hiçbir şey yapamadılar.
Amr b. Malik der ki:
"Ellerim yanıma düştü. Kendi kendime:
´Ben Müslüman olduğum ve Peygamber Aleyhisselama bey´at ettiğim halde ne diye adam öldürdüm!1 dedim. [116]
İki elimi boynuma bağladıktan, bağlattiktan sonra, Peygamber Aleyhisselamın yanına varmak üzere yola çıktım.
Yaptığım bu iş kendisine haber verilince:
"Eğer o bana gelirse, onun eli boynunda bağlı olduğu halde boynunu vuracağım!" buyurmuştu. [117]
Bunu çocuklar da işitmişlerdi ve:
´O, elleri boynunda bağlı olarak bize gelirse, onun boynunu vuracağız!´ diyorlardı. [118]
Ellerimi çözdüm. Sonra da Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım, selam verdim. [119] Selamımı almadı. [120] Benden yüzünü çevirdi. Sağ tarafına vardım. Benden yüzünü sol tarafa çevirdi. Sol tarafına vardım. Benden yüzünü sağ tarafına çevirdi. Ön tarafına vardım ve:
´Yâ Rasûlallah! Şüphe yok ki Aziz ve Celil olan Rab, hoşnut oluştan hoşnut olur. Sen benden hoşnut ol ki, Allah da senden hoşnut olsun!´ dedim.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam:
´Senden hoşnut oldum!´ buyurdu." [121]
Benî Bekkâ Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi
Benî Bekkâların Kimlikleri ve Medine´ye Onlardan Kimlerin ve Ne Zaman Geldikleri
Benî Bekkâlar, Adnan´ın soyundan gelen Âmir b. Sa´saalardan bir oymak olup, ata soyları şöyledir: Benî Rebiatü´l-Bekkâ, b. Âmir, b. Rebia, b. Âmir, b. Sa´saa.
Rebiatü´l Bekkâ´ın Ubâde ve Hunduc adında iki oğlu vardı.
Muaviye b. Sevr b. Muaviye ile oğulları Abdullah ve Bişr, Ubâde b. Bekkâ´ın, Fücey1 b. Abdullah da Hunduc b. Bekkâ´ın soyundandı.
Benî Bekkâların, yiğit olmaları için, çocukken kulakları delinindi. [122]
Hicretin 9. yılında Benî Bekkâlardan:
1. Muaviye b. Sevr,
2. Bişr b. Muaviye b. Sevr,
3. Fücey1 b. Abdullah,
4. Abdi b. Amri´l-Bekkâî,
Medine´ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler.
Abdi b. Amr sağırdı.
Muaviye b. Sevr ise, o zaman yüz yaşlarındaydı. [123]
Muaviye b. Sevr, oğlu Bişr´e:
"Resûlullah Aleyhisselamın yanına girdiğin zaman, kendisine yalnız üç söz söyle. Bunu ne eksilt, ne de arttır
´Esselâmü aleyke yâ Rasûlallah! Seni selamlayayım diye geldim, benim için bereket duası yap!1 de" diyerek tenbih ve tavsiyede bulundu. [124]
Muaviye b. Sevr, Peygamberimiz Aleyhisselama da:
"Babam, anam sana fieda olsun! [125] Ben çok yaşlandım. Şu oğlum bana karşı iyi davranmaktadır. Ben senin elini ona sürmende bereket ve uğur buluyorum[126] Sen onun yüzüne elini sürüver!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam da Bişr´in yüzüne, [127] başma[128] elini sürdü. [129]
Peygamberimiz Aleyhisselam Bişr´e bereket duası da yaptı. [130]
Benî Bekkâlar ne zaman bir kıtlığa uğrasalar, Peygamberimiz Aleyhisselamın duası bereketiyle, Bişr b. Muaviyeler o kıtlığa uğram azlardı. [131]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Bişr b. Muaviye´ye[132] yedi tane[133] ak oğlak verdi. [134]
Peygamberimiz Aleyhisselam Abdi Amr´in ismini de Abdurrahman´a çevirdi.
Müslüman olduğu sırada onun sahibi bulunduğu Zülkassa suyunun da kendisine ait olduğu hakkında bir yazı yazdı.
Abdurrahman, Ashâb-ı Suffadandı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Fücey´ b. Abdullah için de bir yazı yazdırıp, o yazıda şöyle buyurdu:
"Muhammed Peygamberden Fücey1 ve ona tâbi olanlarla Müslüman olup namaz kılanlar, zekatı verenler, ganimet mallarından Allah ve Resûlünün hakkı olan beşte biri ödeyenler, Peygamber ve ashabına yardım edenler, Müslüman olduklarına şehadette bulunanlar ve müşriklerden ayrılanlardır ki, işte bunlar Allah´ın emanıyla ve Muhammed´in emanıyla emniyet ve selamettedirler." [135]
Benî Tücîb Heyetinin Medine´ye Gelişi
Benî Tücîblerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Tücîbler, Kinde kabilelerinden ve Eşrez b. Şebib, b. Sekun, b. Kinde´nin oğulları Adiyy ve Sa´d´ın soyundan idiler.
Bunların analarının adı Tücîb binti Sevban olduğu için, analarından dolayı Tücîb oğulları diye anılmışlardır.[136]
Tücîb oğulları Yemen´de otururlard. [137]
Benî Tücîb Heyetinin Sayıları ve Medine´ye Geliş Tarihleri
Hicretin 9.yılında[138] BenîTücîtı kabilesinden onüç kişilik bir heyet, Peygamberimiz Aieyhisseiam m yanına geldiler. [139]
Benî Tücîb heyeti; Allah´ın üzerlerine farz kıldığı mallarının zekatlıklarını da yanlarında sürüp getirmişlerdi.
Onların bu tutum ve davranışları Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti.
Onlara:
"Siz hoşgeldiniz!" buyurdu.
Kendilerini en iyi bir yere kondurdu.
Bilal-i Habeşî´ye de en iyi bir biçimde konuklayıp ağırlamasını emretti. [140]
Benî Tücîb heyeti:
"Yâ Rasûlallah! Allah´ın, mallarımız içindeki hakkını sana sürüp getirdik!" dediler.
Peygamberimiz Aieyhisseiam:
"Onları geri götürüp fakirlerinize bölüştürünüz!" buyurdu.
Benî Tücîb heyeti:
"Yâ Rasûlallah! Biz, ancak fakirlerimizden artmış olanını sana getirdik!" dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Arap heyetleri içinde, doğrusu, şu Tücîb heyeti gibisi yoktur!" dedi.
Peygamberimiz Aieyhisseiam:
"Hidayet Yüce Allah´ın elindedir. Allah, hayrını dilediği kimsenin kalbini iman için açar!" buyurdu.
Tücîb oğulları heyeti, Peygamberimiz Aleyhisselamdan birtakım şeyler sordular.
Sorduklan şeylerin cevapları, kendileri için yazıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselama Kur´ân´dan ve sünnetlerden sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselamın onlara rağbeti arttı. [141]
Benî Tücîb heyeti, birkaç gün oturduktan sonra gitmek istediler.
Kendilerine:
"Siz ne diye acele ediyorsunuz " denildi.
"Gerimizdekilerin yanlarına dönüp Resûlullah Aleyhisselamdan gördüklerimizi, kendisine söylediklerimizi ve kendisinin bize verdiği cevapları onlara haber
vereceğiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip vedalaştılar.
Peygamberimiz Aieyhisseiam onlara Bilal-i HabeşPyi gönderdi. [142] Bahşişlerinin verilmesini emretti. [143]
Peygamberimiz Aieyhisseiam, heyetlere veriiegeien bahşişlerden daha çok, daha yüksek olarak bunlara bahşişler verdi ve:
"Sizden, bahşiş verilmeyen kimse kaldı mı " diye sordu. [144]
"Evet! [145] Binitlerimize bakmak üzere yaşça en küçüğümüz olan bir genci arkamızda bırakmıştık" dediler.
Peygamberimiz Aieyhisseiam:
"Onu da bize gönderiniz!" buyurdu. [146]
Heyet âzâlan, binitlerinin yanına dönünce, gence:
"Resûlullah Aleyhisselamın yanına git de, ondan hacetini al!
Biz ondan hacetimizi aldık ve kendisine veda ettik!" dediler. [147]
Benî Tücîb heyetinin genci, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelince: [148]
"Yâ Rasûlallah! Ben, Ebzâ oğullarından bir kimseyim. [149] Biraz önce senin yanına gelen, dileklerini yerine getirdiğin cemaattenim. Benim de dileğimi yerine getir!" dedi.
Peygamberimiz Aieyhisseiam, ona:
"Senin dileğin nedir " diye sordu. [150]
Genç:
"Yâ Rasûlallah! [151]
Benim dileğim arkadaşları m ınki gibi değildir! Onlar İslâmiyeti özleyiciler olarak geldiler, zekatlarından sürüp getirdiklerini de getirdiler. [152]
Fakat, sen Allahtan beni yarlıgamasını, rahmetiyle esirgemesini ve bir de kalbime zenginlik vermesini dile!" dedi.
Peygamberimiz Aieyhisseiam:
"Ey Allah´ım!
Onu yarlığa ve rahmetinle esirge!
Kendisinin kalbine de, zenginlik ver!" diye dua ettikten sonra, ona da ötekiler gibi bahşişinin verilmesini ashabından birisine emir buyurdu.
Benî Tücîb heyeti, yurtlarına, ev halklarının yanına döndüler.
Bunlardan bir cemaat, onuncu yıl hac mevsiminde Minâ´da Peygamberimiz Aleyhisselamla buluş-tular. [153]
"Biz Ebzâ oğullarıyız!" dediler.
Peygamberimiz Aieyhisseiam, onlara:
"Geçen yıl sizinle birlikte bana gelen genç ne yapıyor " diye sordu.
"Yâ Rasûlallah! [154]
Yüce Allah´ın verdiği rızka ondan daha kanaatlisini görmemişizdir. [155]
İnsanlar dünyayı aralarında bölüşecek olsalar, o genç ona hiç bakmaz, iltifat etin ez" dediler.
Benî Tücîblerin bildirdiklerine göre; o genç, aralarında en iyi bir halde, dünyadan son derecede çekingen, Allah´ın kendisine verdiği rızka en kanaatli bir kul olarak yaşamakta devam etmiş; Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatı üzerine Yemen halkının İslâmiyetten döndükleri sırada da, Benî Tücîblerin içinde kalkıp onlara Allah´ı ve İslâmiyeti anmaktan, hatırlatmaktan geri durmamış; onun sayesinde kavminden bir tek kişi bile İslâmiyetten dönmem iştir. [156]
Yüce Allah ondan razı olsun![157]
Benî Kuşeyr Temsilcilerinin Medine´ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Kuşeyrlerin Kimlikleri, Yurtları, Kendilerinin Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Oldukları
Âmir b. Sa´saaların bir oymağı olan Benî Kuşeyrlerin[158] Adnan´a kadar ataları şöyle sıralanır: Benî Kuşeyr b. Ka´b, b. Rebia, b. Âmir, b. Sa´saa, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevâzin, b. Mansur, b. İkrime, b. Hasafa, b. Kays, b. Aylan, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan[159] Kuşeyr b. Kab´ın:
1. Rebia,
2. Muaviye,
3. Selemetü´l-Hayr,
4. Selemetü´ş-Şer,
5. AVer,
6. Kurt,
7. Mürre adlarında yedi oğlu vardı. [160]
Benî Kuşeyrier; Benî Selemetü´l-Hayr b. Kuşeyr, Benî Selemetü´ş-Şer oymaklarından meydana gelmiştir. [161]
Benî Kuşeyrier, Benî Ca´deler gibi Yemâme´de otururlardı. [162]
Peygamberimiz Aleyhisselama Arap kabilelerinden heyetler gelmeye başladığı sırada, Huneyn gazasından sonra ve Veda Haccından önce, Benî Kuşeyrlerden de, kabileleri adına bazı kişiler geldiler.
Gelenlerden birisi, Sevr b. Urve* b. Abdullah, b. Seleme, b. Kuşeyr idi. [163] Kendisinin künyesi de Ebu´l-Kiridi.[164]
Gelenlerden ikincisi; Hayde b. Muaviye, b. Hayde, b. Kuşeyr,
Üçüncüsü ise, Kurre b. Hübeyre, b. Amir, b. Selemetü´l-Hayr, b. Kuşeyr idi.
Kurre b. Hübeyre, Müslüman olunca: [165]
"Yâ Rasûlallah! Allah´a hamd olsun ki Müslüman olduk! H albuki, biz, bize ne yarar, ne de zarar veremeyen putlara boşuna tapıyor duruyormuşuz. Allah seni peygamber gönderdiği zaman, onlara (putlara) dua ettik, duamızı kabul edemediler! Onlardan birşeyler istedik, bize birşey veremediler! Sana geldik! Allah senin sayende bizi doğru yola çıkardı!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Akıl ile rızıklandırılan, nasiplendirilen kişi, muhakkak umduğuna erer. [166] Akıl sahibi olmak, ne güzel, ne iyi şeydir!" buyurdu. [167]
Kurre b. Hübeyre:
"Yâ Rasûlallah! Bana iki parça elbise giydirsen!" dedi. [168]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona Bürüd diye anılan[169] elbiseyi giydirdi. [170] Kendisini Benî Kuşeyrlerin zekat tahsil memurluğuna tayin buyurdu. [171]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sevr´e de, Müslüman olduğu zaman, yurtlarından arazi ayırıp verdi. [172] Sevr´e verilen, Humam ve Su´r diye anılan yerler olup, bunlar yurtlarının Akik mevkiinde bulunuyordu. [173] Humam´ın Yemâme yakınında Benî Kuşeyrlere ait yerde bir su olduğu da söylenir. [174]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sevr´e verdiği şey hakkında bir ferman yazısı da yazdırdı. [175]
Benî Hilallerden Bazı Kişilerin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Hilallerin Kimlikleri
Âmir b. Sa´saaların bir oymağı olan Benî Hilallerin[176] Adnan´a kadar olan ataları şöyle sıralanır: Benî Hilal b. Âmir, b. Sa´saa, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevâzin, b. Mansur, b. İkrime, b. Hasafa, b. Kays, b. Aylan, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. [177]
Hilal b. Âmir´in:
1. Şu´se,
2. Nişâre,
3. Nehîk,
4. Abdi Menaf,
5. Abdullah isimlerinde beş oğlu vardı. [178]
1. BenîFerveler,
2. Benî Ba´celer,
3. Benî Harbler,
4. Benî Riyâhlar, Benî Hilallerin oymaklarındandır. [179]
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcelerinden Hz. Meymûne binti Haris ile yoksullar anası Hz. Zeyneb binti Huzeyme Benî Hilallerdendi. [180] Mekke´nin fethinden, Peygamberimiz Aleyhisselamın Tebük´ten dönüşünden ve Sakîflerin Müslüman oluşundan sonra, Medine´ye her taraftan heyetler gelmeye başladığı sırada, [181] Benî Hilallerden de iki kişi gelip Peygamberimiz Aleyhisselamla görüştüler.
Bunlardan birisi Abdi Avf b. Asram, b. Amr, b. Şuaybe, b. Hüzam, b. Rüeybe; diğeri de, Kabîsa b. Muhârık idi.
Abdi Avf Müslüman olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam, ona isminin ne olduğunu sordu. O da, Abdi Avf olduğunu söyledi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Sen, Abdullah´sın!" buyurdu. [182]
Kabîsa b. Muhârık´ın Dilekleri ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Ona Tavsiyeleri
Kabîsa b. Muhârık da, Müslüman olduğu zaman:[183]
"Yâ Rasûlallah! Ben kavmimden birisine kefil olup borç yüklendim. Bu hususta bana yardım et!" dedi. [184]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Biraz bekle! Bize zekat mallarından gelsin de, sana ondan verelim!" buyurdu, sonra da:
"Ey Kabîsa! Hiç kuşkusuz, şu üç sınıf insandan her biri dışında, dilenmek hiçbir kimseye helâl değildir:
1. Kefalet altına giren kimseye, o malı elde edinceye kadar dilenmek helâldir!
2. Bütün malını yok eden bir felâkete uğrayan kimsenin geçim ihtiyacını sağlayıncaya, yahut hacetini giderinceye kadar dilenmesi helâldir!
3. Yoksulluğa uğrayan, o derecede ki kavminden aklı başında üç kişinin ´Gerçekten, filan kişi yoksul düştü!1 diye şehadette bulunacakları kimsenin geçim ihtiyacını sağlayıncaya, yahut hacetini giderinceye kadar dilenmesi helâldir! Ey Kabfsa! Dilenmenin bundan ötesi haramdır! Dilenen, dilendiğini
haram olarak yer!" buyurdu. [185]
Kabîsa b. Muhârık, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına tekrar uğradığında, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Ey Kabîsa! Seni yine ne getirdi " diye sordu.
Kabisa:
"Yaşım çok ilerledi, kemiklerim inceldi. Bana öğreteceğin şeylerle Yüce Allah beni yararlandırsın diye sana geldim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Kabîsa! Uğrayacağın hiçbir taşın, hiçbir ağacın, hiçbir çadırın yanından-kendin için Allah´tan yarlıganmak dilemedikçe-geçme! Ey Kabîsa! Sabah namazını kıldığın zaman, üç kere:
´Büyük Allah´ı hamdiyle birlikte tenzih eder, her türlü eksiklikten uzak tutarım! Ey Allah´ım! Sen beni gözsüzlükten, cüzzam ve felç hastalığından selamette kıl!´ de.
Ey Kabîsa! ´Ey Allah´ım! Ben, senin yanındakilerden isterim! Üzerime fadl ve keremini, rahmetini yay, bereketlerini üzerime indir!´ de!" buyurdu. [186] Yüce Allah onlardan razı olsun![187]
Ziyad b. Abdullah´ın Medine´ye Gelip Hz. Meymûne´nin Evine İnişi
Benî Hilallerden Ziyad b. Abdullah, b. Malik, b. Büceyr, b. Hüzem, b. Rueybe, b. Abdullah, b. Hilal, b. Âmir de, Medine´ye gelip doğruca teyzesi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi olan Hz. Meymûne binti Hâris´in evine inmişti.
Ziyad´ın annesi Uzze binti Haris olduğu için, Hz. Meymûne Ziyad´ın teyzesiydi.
Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Meymûne´nin evine girip Ziyad´ı yanında görünce kızdı ve hemen geri dönmek üzere iken, Hz. Meymûne:
"Yâ Rasûlallah! Bu genç benim kızkardeşimin oğludur!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam içeri girdi. Sonra çıkıp Mescide gitti.
Ziyad da öğle namazını Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, namazdan sonra Ziyad´ın yanına varıp başının üzerine elini koydu. Başını yukarıdan aşağıya doğru bumunun ucuna kadar eliyle sığadı. Onun için dua etti.
Benî Hilaller
"Ziyad´ın yüzündeki bereketi görmekten, tanımaktan geri kalmadık!" derlerdi.
Ziyad´ın oğlu Ali, söylediği bir şiirinde bunu şöyle dile getirmiştir:
"Ey oğul! Peygamber onun başını sığamış ve Mescidde ona hayır dua etmiştir. Ben Ziyad´dan yardım ister, onun dışında hiçbir yolcudan veya himmetliden ya da yardımcıdan yardım istemem.
Onun evindeki kabrinde yerini alıncaya kadar bumunun ucundaki nur da hiç ayrılmam ıştır!" [188]
Benî Tağlib Heyetinin Medine´ye Gelişi
Benî Tağiibierin Kimtififeri,Yurtfan ve Heyetlerinin Medine´ye Geiiş Tarihi
Benî Tağiibierin Adnan´a kadar olan ataları şöyle sıralanır:
Benî Tağlib b. Vâil, b. Kâsıd, b. Hinb, b. Efsâ, b. Du´mî, b. Cedîle, b. Esed, b. Rebia, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan[189]. Vâil b. Kâsıd´ın:
1. Bekr b. Hubeyb b. Amr,
2. Di sar (Tağlib),
3. Abdullah (Anz),
4. Şuhays,
5. Haris isimlerinde beş oğlu olup, Haristen başka hepsi Tağliblere dahildirler. [190]
Bekr b. Hubeyb b. Amfin oğulları olan Benî Cüşemlerle Benî Malikler, Benî Tağiibierin başlıca oymakları ndandıriar. [191] Tağlib´in:
1. Ganim,
2. Evs,
3. İmran isimlerinde üç oğlu vardı. [192]
Benî Tağiibierin yurtları Fırat´ın Sencâr ve Nusaybin taraflarında olup, ülkeleri Rebia ülkesi olarak tanınır. Bunlar, Rumlara komşu oldukları için, Hıristiyanlığın tesiri altında kalmışlardı. [193]
Mekke fethedildikten, Tebükten dönüldükten, Sakîfler Müslüman olduktan sonra, Medine´ye her taraftan Arap kabileleri heyetlerinin gelmeye başladığı sıralarda, [194] Benî Tağiibierin Müslüman ve Hıristiyan karışık olarak onaltı kişilik heyeti de, Peygamberimiz Aleyhisselama geldiler, Remle binti Hâris´in konağına indiler.
Hıristiyanların göğüslerinde altin salibler, haçlar vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Tağiibierin Hıristiyan temsilcileriyle bir muahede yaptı.
Muahede gereğince; Hıristiyanlar dinlerinde bırakılacaklar ve fakat çocuklarını, Hıristiyan âdetine göre vaftiz ettirmeyeceklerdi.
Benî Tağlib temsilcileri yurtlarına dönecekleri sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam Müslüman temsilcilere bahşişlerini de verdi. [195]
Benî Behrâ Heyetinin Medine´ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Behrâların Kimlikieri, Yurtları ve Medine´ye Geliş Tarihleri
Kahtan´ın soyundan gelen ve Kudâa kabilelerinden olan[196] Benî Behrâların ata soyları; BenîBehrâ b. Amr, b. el-Hâfî, b. Kudâa diye gösterilir.
Kudâa´nın el-Hâfî adında bir oğlu, el-Hâfî´nin ise:
1. İ m ran,
2. Amr,
3. Eslüm isimlerinde üç oğlu,
Amr´ın da:
1. Haydan,
2. Behrâ,
3. Beliyy isimlerinde üç oğlu vardı. [197]
BenîHind b. Kayn, Benî Kays b. Düreym, BenîŞebibb. Düreym diye anılan oymaklar, BenîBehrâ kabilesindendirler. [198]
Benî Behrâlardan birçok sahabiler vardır. [199]
Mikdad b. Amr da Benî Behrâlardandı. Kendisi, Peygamberimiz Aleyhisselamın dayısı Esved b. Abdi Yağus b. Vehb´in antlaşmalısı bulunduğu için, ona nisbetle Mikdad b. Esved diye anılırdı. [200] "Onları babalarına nisbetle çağırınız! Bu, Allah katında daha doğrudur..." (Ahzâb: 5) meali i âyet nazil olunca, Mikdad b. Amr diye anılmaya, çağırılmaya başlanmıştı. [201]
Hicretin 9. yılında Tebükten döndükten ve Sakîfler Müslüman olduktan sonra Medine´ye her taraftan Arap kabilelerinin heyet ve temsilcileri gelmeye başladığı sıralarda, [202] Yemen´den, Benî Behrâlardan onüç kişilik bir heyet Medine´ye geldiler.
Hayvanlarını yederek Mikdad b. Amfin Benî Hudayla´daki evinin kapısına vardılar. [203]
Mikdad b. Amr Medine´ye hicret ettiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam ona Benî Hudaylaların mahallesinde bir ev yeri ayırıp vermişti.
Mikdad b. Amr1! oraya Übeyy b. Ka´b çağının işti. [204]
Benî Hudaylaların evlerinin bulunduğu yere Benî Hudayla mahallesi adı verilmişti. [205]
Mikdad b. Amr, Benî Behrâ heyetinin yanına çıktı ve onlara:
"Hoşgeldiniz!" dedi ve onları evine indirdi. [206]
Mikdad b. Amfin kızı Kerîme Hatun der ki:
"Bizim önceden oturup kendimiz için hazırlamış olduğumuz hurma, yağ ve keş karışımından yapılan hays yemeğini Mikdad alıp hemen onların yanına götürdü.
Kendisi, yemek üzerinde çok cömert idi.
Konuklar, ondan, susayıncaya kadaryediler ve bize çanağı geri çevirdiler.
Artan yemeği küçük bir çanağın içine topladıktan sonra, onu azadlı cariyem Sidre ile birlikte Resûlullah Aleyhisselam a götürdük. Resûlullah Aleyhisselamı Ümmü Seleme´nin evinde buldum.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Bunu, Dubâa mı gönderdi ´ diye sordu.
Sidre:
´Evet yâ Rasûlallah!´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Bırak onul´ buyurduktan sonra:
´Ebu Ma´bed´in konuklan ne yapıyorlar ´ diye sordu.
´Yanımızdalarl´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam ile evde yanında bulunanlar, o hays yemeğinden susayıncaya kadaryediler.
Sidre de, onlarla birlikte yedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Arta kalanını konuklarınıza götürünüzl´ buyurdu.
Konuklar oturdukları müddetçe, çanak içindeki yemek artığı kendilerine verildi durdu, hiç azalmadı.
Nihayet onlar
´Ey Ebu Ma´bed! Sen bizi en çok sevdiğimiz bir yemek ile doyurdun ki, biz bunun bir benzerini şu ana kadar yememişizdir.
Bize sizin ülkenizdeki yemeğin ancak kan pıhtısı ve benzeri azıcık sabah kahvaltılarından ibaret olduğu anlatılmıştı.
Halbuki, biz senin yanında iyice doyduk!´ dediler.
Ebu Ma´bed, Resûlullah Aleyhisselamın bu yemekten yedikten sonra onu geri çevirdiğini, bunun Resûlullah Aleyhisselamın parmaklarının bereketi eseri olduğunu onlara haber verince, Benî Behrâ heyeti:
´Biz, onun Resûlullah olduğuna şehadet ederiz!´ dediler, imanlarını arttırdılar.
Zaten, Resûlullah Aleyhisselam da bunu istemişti."[207]
Benî Behrâ heyeti Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına varıp Müslüman oldular. Medine´de birkaç gün oturup, [208] öğrenilmesi gereken farzları öğrendiler.
Peygamberimiz Aleyhisselamla vedalaştılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam bahşişlerinin de kendilerine verilmesini emretti, verildi.
Benî Behrâ heyeti Yemen´deki ev halklarının yanına döndüler. [209]
Benî Züheyr b. Ukayşların Müslüman Oluşu
Benî Züheyr b. Ukayşların Kimlikleri
Benî Züheyr b. Ukayşlar, Ukl diye anılan Benî Avf b. Abdi Menatiardan idiler.
Avf b. Abdi Menafin, Kays;
Kays´ın, Vâil;
Vâil´in Avf ve Salebe;
Avf´ın de Haris, Cüşem, 5a´d ve Adiyy isimlerinde dört oğlu olup; bunlar sütanneleri Ukl´den dolayı Ukl diye anılmışlardır.
Abdi Menafin Mudar´a kadar baba ve ataları da şöyle sıralanır: Abdi Menat b. Üd, b. Tâbiha, b. İlyas, b. Mudar.
Benî Sa´d b. Avflardan Huzeyme b. Âsim b. Katan, Peygamberimiz Aleyhisselama elçi olarak gelip, Ukilerin Müslüman olduklarını bildirmişti.
Cüşem b. Avflardan Vasile de, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip Müslüman olan ilk kadındı. [210]
Şâir Nemr b. Tevlebü´l-Uklî de, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Müslüman ve elçi olarak gelenler arasında idi.
Nemr, söylediği bir şiirinin sonunda Ukllere:
"Ey kavmim!
Ben, Allah´ın şu ay, güneş, Şi´râ âyetleriyle sair âyetleri hakkında yanında haberler bulunan adamım!" demişti.
Nemr, Cahiliye çağında yaşamış, İslâmiyet çağına da yaşlanmış olarak yetişmiş şairlerdendi.
Kendisi, Cahiliye çağında hiçbir kimseyi ne övmüş, ne de yermişti.
Açık, düzgün ve rahat konuşur bir kimseydi. [211]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Züheyr b. Ukayşların Elinde Bulunan Mektubunun Yıllarca Sonra Okutturuluşu
Ebu´l Alâ´ b. Şıhhîr der ki:
"Mutarrif´le bir1ikte[212] Rebeze´de,* [213] Mirbed´de[214] deve pazarında[215] bulunuyorduk. (Yezid b. Abdullah rivayetine göne; başının saçı karmakarışık[216]) bir adam,** bir çöl Arabi geldi. [217]
Kendisinin yanında, [218] elinde[219] bir meşin parçası[220] ve azık dağarcığı vardı. [221]
Ona:
´Sen, bâdiye (çöl) halkından gibisin ´ dedik.
´Evet!´ dedi.
´Elindeki şu meşin parçasını bize versene 1 dedik. [222]
Çöl Arabi bize:
´İçinizde onu okuyacak bir kimse var mı 1 diye sordu. [223]
´Evet! Ben okurum!´ dedim. [224]
Meşin parçasını bize verdi[225] ve:
´Bu yanımızdaki şeyi Resûlullah Aleyhisselam benim için yazmıştı. [226] Onun içindekini okuyunuz´ dedi. [227]
Onu alıp baktığımız zaman, onun içinde şöyle yazıldığını gördük. [228]
´Bismillâhirrahmânirrahîm[229]
Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Ukilerin bir oymağı olan BenîZüheyr b. Ukayşlara! [230]
Sizler, [231] (diğer rivayete göre onlar) [232] Allahtan başka ilah olmadığına[233] ve Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet ederim[234] diyerek şehadette bulunur, namazı kılar, zekatı verir, [235] müşriklerden ayrılır, [236] ganimetlerden beşte biri ve PeygamberAleyhisselamın hissesini verirve safiyy (başkanın ganimet içinden herhangi birşeyi alma hakkını) tanır[237] iseniz, [238] (diğer rivayete göre; isel-er) [239] sizler hiç şüphesiz Allah´ın[240] ve Resûlünün[241] emanıyla emniyet ve selamettesinizdir[242] (diğer rivayete göre; Onlar hiç kuşkusuz Allah´ın ve Resûlünün emanıyla emniyet ve selamettedirler). [243]
Çöl Arabına:
´Bu yazıyı senin için kim yazdı ´ diye sorduk.
Bize:
´Resûlullah Aleyhisselam!´ dedi. [244]
Ona:
´Resûlullah Aleyhisselamdan işitmiş olup da bize söyleyeceğin bir söz var mıdır ´ diye sorduk.
´Evet, vardır!1 dedi. [245]
Ona:
´Allah sana rahmetini ihsan etsin! Bize Resûlullah Aleyhisselamdan işittiklerini söylesene!´ dedik. [246]
Çöl Arabi:
´Göğsünden, kalbinden evhamı[247] veya kini ya da öfke I en m ey i [248] çokça gidermek kimi sevindirir, hoşnut ederse, sabır ayı olan Ramazan´ı tutsun ve her aydan da (nafile olarak) üç gün oruç tutsun, buyurduğunu işittim´ dedi. [249]
Ona:
´Sen bunu Resûlullah Aleyhisselamdan işittin mi " [250] dedik. [251]
Birdenbire kızdı ve:
´Siz Resûlullah Aleyhisselam hakkında yalan söylüyorum diye bana iftira mı atıyorsunuz ! [252] Sizin beni yalancılıkla suçladığınızı da mı görecektim ! [253] Görüyorum ki; siz, Resûlullah Aleyhisselam hakkında benim yalan söylediğimden korkuyorsunuz!
Vallahi, artık size bugünden sonra bir tek hadis bile söylemeyeceğim!´ dedi. [254]
Sonra da, yazıyı, [255] sahifeyi[256] alıp gitti. [257]
Çöl Arabi gittiği zaman:
´Kim bu ´ diyerek sorduk. [258]
Bize:
´O, Nemr b. Tevleb´dir!´ denildi." [259]
Allah ondan razı olsun![260]
Peygamberimizin Benî Hadeslerden Müslüman Olanlara Mektubu
Benî Hades ferin Soy fan
Lahmların büyük bir oymağı olan Benî Hadeslerin[261] Lahm´a kadar olan ataları şöyle sıralanır: Benî Hades b. Üreyş, b. İraş, b. Cezîle, b. Lahm. [262]
Kahtan´ın soyundan gelen Lahm´ın[263] da Sebe´e kadar olan ataları şöyle sıralanır: Lahm (Malik) b. Adiyy, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe´, [264]
Hades Sözünün Mânâsı
Hades sözü, lügatta, katın yürütmek için sıkıştırma ve azarlama mânâsına gelir. Aslında, Süleyman Aleyhisselam zamanında binit ve yük hayvanı olarak en çok katır kullanan ve onlara karşı çok sert, katı ve acımasız davranan, katırlar kendilerinden son derecede bezgin ve tedirgin olan bir kavmin ismiydi. [265]
Hades, Lahmlardan bir topluluğun Şam´da oturdukları yurdun da ismidir. [266]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mektubu
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Hadeslere şöyle bir yazı yazdı:
"Lahmların Hades kabilesinden Müslüman olup namaz kılan, zekat veren, ganimetlerden Allah´ın ve Resûlünün hissesini ödeyen ve müşriklerden ayrılan kimse, Allah´ın himayesinde ve Allah´ın Resûlü Muhammed´in himayesindedir.
Dininden dönecek kimse ise, Allah´ın ve Allah´ın Resûlü Muhammed´in himayesinden uzak kalır.
Müslüman olduğuna bir Müslümanın şehadet edeceği kimseye gelince, o da, Muhammed´in himayesinde olarak emniyet ve selamettedir ve Müslümanlardandır.
Yazıyı Abdullah b. Zeyd yazdı." [267]
Benî Bekr b. Vâillerin İslâmiyete Davet Edilişi
Benî Bekrlerin Soyları
Benî Bekr b. Vâiİlerin Adnan´a kadar olan ataları şöyle sıralanır: Benî Bekrb.Vâil, b. Kâsıd, b. Hinb, b. Efsâ, b. Du´mî, b. Cedîle, b. Esed, b. Rebia, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. [268] Bekrb. Vâi l´in:
1. Ali.
2. Yeşkür,
3. Bedan adlarında üç oğlu vardı. [269]
Benî Bekr b. Vâillerin kabilelerinden meşhur ve belli başlıları; Benî Yeşkür b. Vâil ve Benî Guber b. Habib b. Ka´b b. Yeşkür kabileleridir. [270]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Bekr b. Vâilleri İslâmiyete Mektupla Davet Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Bekr b. Vâillere bir mektup yazdı. [271]
Mektubunda şöyle buyurdu:
"Allah´ın Resûlünden Bekr b. Vâil´e! [272]
(Önce Allah´a hamd ü sena eder), bundan sonra derim ki: [273]
Müslüman olunuz, selamete eriniz." [274]
Mektubun Mersed b. Zabyan Eliyle Götürülüşü ve Benî Dubay´alardan Bir Adama Okutturuluşu
Peygamberimiz Aleyhisselamın mektubunu Benî Bekr b. Vâillere Mersed b. Zabyanü´s-Sedûsî götürmüştü. [275]
Kendisi, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına elçi olarak gelmiş ve Huneyn gazasında bulunmuştu. [276]
Mersed b. Zabyan der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamdan gelen yazıyı bize okuyacak bir yazıcı bulamadık. [277] Nihayet, Benî Dubay´a b. Rebialardan[278] gelen[279] bir adam okudu." [280]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Zübeyr b. Avvam´a Medine´de Verdiği Yer Hakkında Ferman Yazısı
Zübeyr b. Avvam Peygamberimiz Aleyhisselamın halası Hz. Safiyye´nin oğlu olup, onaltı yaşında iken Müslüman olmuştu.
Zübeyr b. Avvam Medine´ye hicret ettiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onu Ensardan şair Ka´b b. Malikle kardeş yapmış, kendisine Medine´de genişçe bir ev yeri verdiği gibi, [281] Benî Nadîr Yahudilerinden kalan mallardan, içinde hurma ağaçları bulunan bir arazi de ayırıp vermişti.
Bu yere Cüruf denirdi. [282]
Abdullah b. Ömer´in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Zübeyr b. Avvam´a atını koşturup yorularak durduğu yere kadar olan yeri bağışlamış, o da atını yorulup duruncaya kadar koşturmuş, sonra da doğrulup kamçısını yetiştirebileceği yere doğru atmıştı.
Bunun üzerine Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ona, kamçısının ulaştığı yere kadar olan yeri veriniz!" buyurmuştu. [283]
Zübeyr b. Avvam´ın zevcesi ve Hz. Âişe´nin ablası Esma binti Ebu Bekir der ki:
"Zübeyr b. Avvam benimle evliydi.
Kendisinin, mal olarak bir arazi ile atından başka, ne bir hizmetçisi, ne de herhangi birşeyi vardı. Ben tek başıma Zübeyr´in atını yemler, besler ve timar ederdim. [284]
Resûlullah Aleyhisselamın Zübeyfe ayınp vermiş olduğu araziden-ki, bir fersahın üçte ikisi kadar (sekiz bin adım) benden uzakta idi-başımın üzerinde hurma çekirdeği taşır, dururdum. [285]
Bir gün, yine başımın üzerinde hurma çekirdeği taşırken, Resûlullah Aleyhisselama rastladım.
Yanında, ashabından birkaç kişi bulunuyordu.
Beni çağırdıktan sonra, terkisine bindirmek için devesine ´Ih! Ih!1 dedi.
Erkeklerle birlikte gitmekten utandım.
Zübeyr´in kıskançlığını da hatırladım. Kendisi halkın en kıskancı idi.
Resûlullah Aleyhisselam benim utandığımı anlayınca hayvanını sürüp gitti.
Zübeyr´in yanına vardığım zaman:
´Resûlullah Aleyhisselam bana rastladı. Başımın üzerinde de hurma çekirdeği bulunuyordu. Resûlullahın yanında da ashabından bazıları vardı. Resûlullah Aleyhisselam beni terkisine bindirmek için devesini ıhdırdı. Utandım, kendisinin terkisine binmedim. Çünkü, senin kıskanç olduğunu bilirim!´ dedim.
Zübeyr:
"Vallahi, senin hurma çekirdeği taşıman, bana, Resûlullah Aleyhisselamın terkisine binmenden daha ağır geldi!" dedi.
Bundan sonra, bir hizmetçi vermesi için Ebu Bekir´e haber gönderdi.
Atın bakımı vetimarı işinde imdadıma yetişilince, sanki azadlanmış gibi oldum ." [286]
Peygamberimiz Aleyhisselam Zübeyr b. Avvam´a Şevak´ı ayırıp verdiği zaman yazdırdığı ferman yazısında şöyle buyurdu:
"B ismi İlâhirrahm ânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlü Muhammed tarafından Zübeyr b. Avvam´a verilen yazıdır.
Ben, ona Şevak´ın üstünü ve altını verdim.
Hiç kimse bunun üzerinde ona karşı hak iddiasına kalkışmasın.
Yazıyı Ali yazdı." [287]
Baş Münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün Hastalanışı ve Ölüşü
Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Hicretin 9. yılı Şevval ayının sonuna doğru hastalandı. Hastalığı yirmi gece sürdü. Zilkade ayında öldü. [288]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ü hastalığı sırasında gider, yoklardı. [289]
Bir gün Abdullah b. Übeyy, Peygamberimiz Aleyhisselama gelsin diye haber saldı. [290]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun öleceği gün yanına vardı . [291] Ölmek üzere olduğunu ani ayı n-ca: [292]
"Vallahi, [293] ben seni Yahudileri sevmekten nehyeder dururdum. [294] Yahudi sevgisi nihayet helak etti!" dedi. [295]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl:
"Es´ad b. Zürâre onlara kin besledi de kendisine ne yararı oldu ki ! [296]
Yâ Rasûlallah! Şimdi, kınama ve azarlama zamanı değil, ölme zamanıdır! [297]
Ben seni yanıma beni azarlayasın diye değil, benim için Allahtanyarlıganmakdileyesin diye çağırttım. [298]
Ölürsem yıkanışımda yanımda bulun, bana gömleğini ver, onun içine de sarılayım. [299] Hem bana, senin tenine değen gömleğini ver! Cenaze namazımı kıl ve benim yarlıganmam için de Allah´a dua et!" dedi. [300]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl, öldüğü zaman cenaze namazını Peygamberimiz Aleyhisselamın kıldırmasını ve Peygamberimiz Aleyhisselamın gömleğine sarılıp kefienlenmesini oğluna da vasiyet etti. [301]
Abdullah b. Übeyy ölünce, oğlu Abdullah Peygamberimiz Aleyhisselama gelip:
"Yâ Rasûlallah! Abdullah b. Übeyy öldü. Gömleğini ver de onu senin gömleğinin içine sarıp kefenleyeyim. [302]
Cenaze namazını kıl ve yarlıganması için de Allah´a dua et!" dedi. [303]
Peygamberimiz Aleyhisselam sırtından gömleğini çıkarıp ona verdi[304] ve:
"Cenaze hazırlanınca bana haber ver, cenaze namazını da kılayım" buyurdu. [305]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Übeyy´in yıkanmasında da, kefenlenmesinde de bulundu. Cenazesi, cenazelerin konulacağı yere, musallaya götürülüp konuldu. [306]
Abdullah b. Übeyy´in oğlu Abdullah cenazenin namaz için hazırlandığını Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi. [307]
Peygamberimiz Aleyhisselam kalkıp namazgaha gitti. Cenaze namazını kıldırmak üzere ileri vardığı sırada, [308] Hz. Ömer Peygamberimiz Aleyhisselamın elbisesinden tutup çekti. [309] Önüne varıp dikildi.
Abdullah b. Übeyy´in kötülük yaptığı günleri birer birer sayarak:
"Yâ Rasûlallah! Filan gün şöyle, filan gün şöyle söyleyen Allah düşmanı Abdullah b. Übeyy üzerine mi namaz kılacaksın !" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsüyordu.
Hz. Ömer sözü çoğalttığı[310] ve:
"Bunun namazı senin neyine gerek [311]
Allah seni münafıklar üzerine. [312] şu adamın üzerine namaz kılmaktan nehyetmedi mi " [313] dediği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben iki şeyden birini tercih etmekte serbest bırakılmış ve ben de tercihimi yapmış bulunuyorum.
Bana Yüce Allah tarafından, ´Onlar için ister mağfiret dile, ister dileme! Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de, Allah onları yarlığa mayaca ktır1 [Tevbe: 80] buyuruldu. [314]
Eğer ben yetmişi arttırınca bunun yarlıganacağını bilseydim, muhakkak arttırır, yarlıganmasını sağlardım!" buyurdu. [315]
Sonra da, onun üzerine cenaze namazı kıldı. [316]
Ashab da, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte kıldılar. [317]
Mücemmi´ b. Câriye:
"Resûlullah Aleyhisselamın cenaze üzerinde Abdullah b. Übeyy´inki kadar vakti uzattığını hiç görmemiştim. Sonra, kabre ulaşıncaya kadar gittiler. Cenazesi Nubayt hanedanı katında bulunan ve üzerinde kendilerinin cenazeleri taşınan tabutun üzerinde taşınmıştı" demiş; Enes b. Malik de, Abdullah b. Übeyy´in uzun boylu oluşundan ötürü ayaklarının tabuttan dışarı çıkmış olduğunu gördüğünü söylemiştir.
Amr b. Ümeyyetü´d-Damrî der ki:
"Abdullah b. Übeyy´in tabutuna yaklaşalım diye ne kadar uğraşmıştık da, Benî Kaynukalardan ve başkalarından olan; Sa´d b. Huneyf, Zeyd b. Uusayt, Selâme b. Humam, Numan b. EbuÂmir, Râfi´ b. Harmele, Malik b. Ebi Nevfel, Dâis, Süveyd... gibi, içlerinde belli münafıkların en kötülerinin bulunduğu birtakım kimseler, tabutun üzerine üşüşerek bizim tabuta yaklaşmamıza engel olmuşlardı.
Abdullah b. Übeyy´in oğlu Abdullah´a, bunları görmek kadar ağır gelen, can sıkan birşey yoktu. Onlara karşı kapıyı kapardı!
Abdullah b. Übeyy ise, onlardan başkası benim yanıma yaklaşmasın der, bunlardan her birine de:
´Vallahi, sen bana susuzluğa karşı sudan daha sevgilisin!1 derdi.
Bunlar da:
´Keşke, sana biz canlarımızı, çocuklarımızı ve mallarımızı feda etseydik!´ derlerdi." [318]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Übeyy´in tabutunun yanında, kabre kadar yürüdü. [319]
Münafıklar Abdullah b. Übeyy´in kabrinin başına gelip durdukları zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onları gözucuyla süzüyordu.
Münafıklar kabrin içine girmek için birbirlerinin üzerine yığıldılar. Bağırmalar, çığlıklar yükselmeye başladı.
Ubâde b. Sâmit, onları bu tutum ve davranışlarından men etmek için:
"Resûlullahın yanında seslerinizi kıssanıza !" dedi.
O sırada münafıklardan Dâis de kabre inmek isterken bumundan yaralanıp kan akmaya başlayınca bir köşeye çekildi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Abdullah b. Übeyy´in cenazesinde bulunduğunu, cenaze namazını kıldığını ve kabrinin başında durduğunu görünce, Abdullah b. Übeyy´in kavminden olup Müslüman olan fazilet sahibi bazı sahabiler; Abdullah b. Übeyy´in oğlu Abdullah ile Sa´d b. Ubâde b. Sâmit ve Evs b. Havlî, kabrin içine indiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, yanında dikilen Evs ve Hazrec büyüklerinden bazı sahabiler de, Abdullah b. Übeyy´in cesedinin kabre nasıl konulacağını onlara elleriyle gösterdiler. [320]
Peygamberimiz Aleyhisselam, cenaze gömülünceye kadar kabrin başında ayakta durdu. [321]
Abdullah b. Übeyy´in oğlu Abdullah´a da orada başsağlığı dileyip, oradan geri döndü. [322]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Gömleğini Baş Münafıka Vermesinin ve Cenaze Namazını Kıldırmasının Hikmeti
Peygamberimiz Aleyhisselama gömleğini baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl´e niçin verdiği ve onun cenaze namazını niçin kıldığı sorulduğu zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gömleğim ve onun üzerine kıldığım namazım onu Allah´tan, Rabbimden gelecek azabdan kurtarmayacaktır!
Fakat, ben bu sayede onun kavminden bin kişinin Müslüman olmasını umuyorum" buyurdu. [323]
Abdullah b. Übeyy´in böyle Peygamberimiz Aleyhisselamın gömleğinden ve üzerine kılacağı namazdan şifa ve şefaat dilemiş olduğunu gören Hazrecîlerden bin kişi, müşrikliği bırakarak Müslüman oldular. [324]
Hz. Ömer der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam onun cenaze namazını kıldı. Cenazesiyle birlikte yürüdü. Kabrinin başına gelip, defin işi bitinceye kadar ayakta durdu.
Allah ve Resûlü ne yapılacağını daha iyi bilirken, Allah ve Resûlüne karşı olan bu cür´etkâr davranışıma ne kadarşaşılır!" [325]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün Kızı Cemile´ye Babasından Dolayı Ensar Kadınlarının Başsağlığı Dilemeye Gitmeleri
Ümmü Umâre der ki:
"İbn Übeyy´in mateminde biz de bulunduk.
Evs ve Haznec kadınlarından hiçbiri Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün kızı Cemile´ye gitmekten geri kalmadı.
Cemile, Vâ Cebelâh! Vâ Cebel âh! Vâ Rüknâh!1 diyor ve hiç kimse onu bundan men etmiyor ve ayıplamıyordu da."
Denildiğine göre; Cemile, Abdullah b. Übeyy´in kabrine kadar da gitmişti. [326]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn Hazm, Cem here, s. 255.
[2] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 392.
[3] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 297, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 2, s. 749, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 249, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 88, İbn Kayyım, Zad, c. 3, s. 55.
[4] İbn Seyyid, c. 2, s. 249, İbn Kayyım, c. 3, s. 55.
[5] İbn Sa´d, c. 1, s. 297, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 749, İbn Seyyid, c. 2, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 88, İbn Kayyım, c. 3, s. 55.
[6] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 249, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 55, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1 , s. 319-
320, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 267-268, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/409-410.
[7] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 297, Ebu´l-Ferec, el-Vefa, c. 2, s. 749-750, İbn Seyyid, c. 2, s. 249-250, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 88, İbn Kayyım, c. 3, s. 55-56, Kastalânf, c. 1, s. 320, Halebî, c. 3, s. 267-268, Zürkânf, c. 4, s. 54.
[8] İbn Sa´d, c. 1, s. 297, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 750, İbn Seyyid, c. 2, s. 250, E bu´l-Fidâ, c. 5, s. 88, Halebî, c. 3, s. 269, Zürkânf, c. 4, s.54.
[9] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1 250, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 471.
[10] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1250.
[11] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 331.
[12] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/410-411.
[13] Kalkaşandî, Nihâyetü´l-ereb, s. 366.
[14] İbn Hazm, Cemhere, s. 469.
[15] Kalkaşandı, s. 366.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/411-412.
[16] İbn İshak.İbnHişam, Sîre.c.4, s. 205, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 286, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. 2, s. 51 .
[17] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/412-413.
[18] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 302-303.
[19] İbn ^Jodilberr, İstiâb, c. 2, s. 468, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 171.
[20] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 6, s. 47-48, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 67-68 .
[21] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 68, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 171 .
[22] İbn Sa´d, c. 6, s. 48, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 68, İbn E ar, c. 2, s. 171.
[23] İbn Esîr, c. 2, s. 171
[24] İbn Sa´d, c. 6, s. 48, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 68.
[25] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 6, s. 68, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 68, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 171.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/413-414.
[26] Ibn Sa´d. c. 1. s. 301-302. Ebu´l-Fidâ. c. 5. s. 90.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/415.
[27] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 13-14, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferîd, c. 1, s. 136-137, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 156-159, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 64-65.
[28] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 302.
[29] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 11-12.
[30] Ahmed b.Hanbel,c.4,s.13, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 1, s. 136, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 157, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 64.
[31] İbn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1 . s. 302.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/415-417.
[32] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ.c. 1, s. 297-298, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 252-253, İbn Kayyım, Zadu´l-mead, c. 3, s. 58.
[33] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 3, s. 233.
[34] İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 1, s. 296-297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 409-410.
[35] İbn Sa´d, c. 1, s. 298, İbn Seyyid, c. 2, s. 252-253, İbn Kayyım, c. 3, s. 58.
[36] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım , c. 3, s. 58.
[37] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 274, İbn Kayyım, c. 3, s. 58.
[38] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım , c. 3, s. 58.
[39] İbn Esîr, c. 1,3.410.
[40] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 298, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 59, .
[41] İbn Sa´d, c. 1, s. 298, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 172 İbn Kayyım, c. 3, s. 59.
[42] İbn Seyyid, c. 2, s. 53, İbn Kayyım, c. 3, s. 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/417-419.
[43] Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 39, Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 53.
[44] İbn Hazm, Cemhere, s. 422.
[45] İbn Hazm, s. 477.
[46] İbn Hazm, s. 485.
[47] İbn Hazm, s. 424.
[48] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 343.
[49] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 343-344, İbn Asâkfr, Târih, c. 3, s. 354.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/419-420.
[50] İbn Sa´d, c. 1, s. 344, İbn Asâkfr, c. 3, s. 354.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/420.
[51] İbn Asakir, Târih, c. 3, s. 3 54, Kastalâni, Mevâhibü´l-l edünni ye, c. 1, s. 29 6, Halebi, İnsânu´l -uyun, c. 3, s. 236 -237, Zürkân f, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 3, s. 357-358.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/420-421.
[52] 50. Ebu Yusuf, Kitâbu´l -ha rac, s. 216, İ bn Sa´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 344, İ bn Asâk ir, c. 3, s. 354.
[53] E bu Yusuf, Kitâbu´l -ha rac, s. 216.
[54] İbn Asâkfr, Târih, c. 3, s:. 354-355, Kaslalânf, Mevâhibü´l-ledünniye.c. 1, s:. 296Halebî, İns^nu´l-uyûn, c. 3, s:. 237, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 3, s:. 358, 359 .
[55] Halebr.c3, s. 237.
[56] BelâzurT, c. 1, s. 153.
[57] Zürkânf, c. 3, s:. 358.
[58] Yâkût, c. 2, s:. 212.
[59] Yâkût, c. 4, s. 180.
[60] İbn Asâkfr, Târîh, c. 3, s. 355, Yâkût, c. 2, s. 212, 213, Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 296-297, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 3, s:. 237, Zürkânf, M evâhib Şerhi, c. 3, s:. 359.
[61] İbn Asâkfr, c. 3, s:. 355, Kastalânf, c. 1, s:. 297, Halebî, c. 3, s:. 237, Zürkânf, c. 3, s:. 359.
[62] Zürkânf, c. 3, s:. 359.
[63] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-ha rac, s:. 216, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 267.
[64] İbn Sa´d, c. 1, s. 267, İbn Asâkfr, t 3,s:. 356.
[65] Ebu Yusuf, s. 216, İbn Sa´d, c. 1, s. 267.
[66] İbn Şa´d, c. 1, s. 267, İbn Asâkfr, c. 3, s. 356.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.3, s. 367-368, Vâkıdî, Megâif, c. 2, s. 695, İbn Sa´d, c. 1, s. 344.
[68] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 344.
[69] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-ha rac, s. 216, İbn Sa´d, c. 1, s. 344.
[70] Ebu Yusuf, s:. 216.
[71] İbn Asâkfr, Târîh, c. 3, s. 355, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1 , s:. 297, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 3, s:. 359.
[72] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 184.
[73] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s:. 256.
[74] İbn Asâkfr, Târîh, c. 3, s:. 359.
[75] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s:. 103, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 181, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 14.
[76] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s:. 1 03, Heysemî, c. 6, s. 14.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/422-426.
[77] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-eneb, s. 408.
[78] İbn Hazm, Cemhere, s. 456479.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/426.
[79] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 334, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 429.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/426.
[80] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1, s. 334-335.
[81] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 309, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 227.
[82] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 335.
[83] İbn Abdilberr, c. 1 , s. 309, İbn E ar, c. 1, s. 427.
[84] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1.S.427.
[85] İbn Abdilberr, c. 1 , s. 309, İbn E ar, c. 1, s. 427.
[86] İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 1,s.135, Zürkânî, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 1 72-1 73.
[87] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 335, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 268.
[88] İbn Sa´d, c. 1, s. 285-286.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/427-428.
[89] ibn Hazm, Cemhere, s. 482.
[90] ibn Hazm, s. 282.
[91] İbn Hazm, s. 469.
[92] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-eneb, s. 407.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/429.
[93] İbn .ABdilberr, İ stiâb, c. 2, s. 742, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 47.
[94] İbn Esîr, c. 3, s. 47.
[95] İbn Abdilberr,c.2,s. 742.
[96] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 206.
[97] İbn Abdilberr,c.2,s. 742, İbn Esîr, c. 3, s. 47, İbn Hacer, c. 2, s. 206-207.
[98] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 973, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 160.
[99] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 300, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 89.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/429-430.
[100] İbn Sa´d, c. 1, s. 300, Etou´l-Fidâ, c. 5, s. 89.
[101] İbrı Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1337, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 514.
[102] .Buhâri,Sahıh,c.4,s. 236, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1 335, İbn Esîr, c. 4, s. 514
[103] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1335, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 515.
[104] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1337, İbn Esîr, c. 4, s. 516.
[105] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 6, s. 33.
[106] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 439440.
[107] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/430-431.
[108] İbn Sa´d, c. 1, s. 300, İtan Abdilberr, c. 3, s. 1200, İbnEsîr, c. 4, s. 267, İtan Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 13.
[109] İbn Sa´d, c. 1, s. 300, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 90, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 13.
[110] İbn Sa´d, c. 1, s. 300, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 90, İbn Hacer, c. 3, s. 13.
[111] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 301, Ahmed b. Hantael, Müsned, c. 4, s. 13, .
[112] İbn Sa´d, c. 1, s. 301 .
[113] İbn Sa´d, c. 1, s. 301, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 13.
[114] İbnSa´d.d, s. 301, .
[115] İbn Hacer, c. 3, s. 1 3.
[116] İbn Sa´d, c. 1.S.301.
[117] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 301 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 90.
[118] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 13.
[119] İbn Sa´d, c. 1, s. 301, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 280.
[120] Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 90, Halebî, c. 3, s. 280.
[121] İbn Sa´d, c.1, s. 300-3001, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 90, İbn Hacer, c. 3, s. 13, Halebî, c. 3, s. 280.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/431-433.
[122] İbn Hazm, Cem here, s. 280-281.
[123] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 304.
[124] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 225.
[125] İbn AMIberr, İstiâb, c. 3, s. 1413.
[126] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 304, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâvç, c. 5, s. 91.
[127] İbn Sa´d, c. 1, s. 304, İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 3, s. 1413, .
[128] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 225.
[129] İbn Sa´d, c. 1, s. 304, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1413, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1 , s. 225.
[130] İbn Esîr.d, s. 225.
[131] İbn Sa´d, c. 1, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 91.
[132] İbn Sa´d, c. 1, s. 304, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1413, İbn Esir, c. 1,s.225, Ebu´l-Fidâ, c. 5, s. 91.
[133] İbn AMIberr, c. 3, s. 1413.
[134] İbn Sa´d, c. 1, s. 304, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1413, İbn Esîr, c. 1,s.225.
[135] İbn Sa´d. c. 1. s. 304-305.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/433-435.
[136] İbn Hazm, Cemhere, s. 429, Yâkût, Mu´cemu´l-buldan, c. 2, s. 16, Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 185.
[137] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 55, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/435.
[138] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 323, Ebu´l-Ferec, el-Vefa, c. 2, s. 750, Ebu´l-Fidâ el-Bidâye, c. 5, s. 93.
[139] İbn Sa´d, c. 1, s. 323, Ebu´l-Fenec, c. 2, s. 750, İbn Seyyid, c. 2, s. 246, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Halebî, c. 3, s. 265.
[140] İbn Sa´d, c. 1, s. 323. Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 750, İbn Seyyid, c. 2, s. 246-247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54.
[141] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 246-247, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 265, Zürkânf, Mevâhibü´l-ledünniye Şerhi, c. 4,
s. 50.
[142] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 54, Halebî, c. 3, s. 265, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[143] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 323
[144] İbn Sa´d, c. 1, s. 323, Ebu´l-Ferec, el-Vefâ, c. 2, s. 757, İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Halebî, c. 3, s. 265, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[145] İbn Kayyım, c. 3, s. 54.
[146] İbnSa´d,c. 1, s. 323, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 750, İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Halebî, c. 3, s. 265, Zürkânf, c. 4, s.50.
[147] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54.
[148] İbn Sa´d, c. 1, s. 323, İbn Seyyid, c. 2, s. 247 İbn Kayyım , c. 3, s. 54.
[149] Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 750, İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54.
[150] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 323, E bu´l-F erec, el -Vetâ, c. 2, s. 750, İ bn Seyyi d, U yün u´l-eser, c. 2, s. 247, E bu´l -F idâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 93, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 265, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 50.
[151] Kastalânf, M erâhib, c. 1, s. 319.
[152] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[153] İbn Sa´d, c. 1 ,s. 323, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 750-751, İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 266, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[154] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 266, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[155] İbn Sa´d, c. 1, s. 323, İbn Seyyid, c. 2, s. 247, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 751, İbn Kayyım , c. 3, s. 54, Kastalânf, c. 1, s. 319,
Halebî, c. 3, s. 266, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[156] İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayy,m, c. 3, s. 54-55, Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 266, Zürkânf, c. 4, s. 50.
[157] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/435-438.
[158] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 399.
[159] İbrı Hazm, Cemhere, s. 482-483.
[160] İbn Hazm, s. 289.
[161] İbn Hazm, s. 469.
[162] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 271.
* Azne olarak kaydedenler de vardır (İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 268, Yâkût, c. 2, s. 298).
[163] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 303.
[164] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 298.
[165] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 303.
[166] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 234.
[167] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1281.
[168] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 234.
[169] İbn Sa´d, c. 1,s.3O3.
[170] İbn Sa´d, c. 1, s. 303, İbn Hacer, c. 3, s. 234.
[171] İbn Sa´d, c. 1, s. 303, İbn Hazm, Cemhere, s. 289.
[172] İbn Sa´d, c. 1, s. 303, İbn Esîr, c. 1, s. 298, .
[173] İbn Esîr.c.1, s. 298.
[174] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 298.
[175] İbn Sa´d, c. 1, s. 303, İbn Esîr, c. 1, s. 298.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/439-440.
[176] İbn Hazin, Cemhere, s. 272, Kalkaşandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 437-443.
[177] İbn Hazm, s. 482.
[178] İbn Hazm, s. 273.
[179] İbn Hazm, s. 275.
[180] İbn Hazm, s. 274, Kalkaşandî, s. 443.
[181] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 205, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 286, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. 2, s. 51.
[182] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 309.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/440-441.
[183] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 7, s. 35.
[184] İbn Sa´d, c. 1, s. 309, ^hm ed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 477.
[185] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 477, c. 5, s. 80, Müslim, SahıVı, c. 2, s. 722.
[186] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 60.
[187] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/441-442.
[188] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 309-310, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâvç re´n-nihâve, c. 5, s. 92.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/443.
[189] İbn Hazm, Cemhere, s. 483.
[190] İbn Hazm, s. 302.
[191] İbn Hazm, s. 469.
[192] İbn Hazm, s. 303, Kalkaşandî, Nihâyetü´l-ereb, s. 1 87.
[193] Kalkaşandf, Nihâvetü´l-ereb, s. 187.
[194] İbn İshak.İbnHişam, c. 4, s. 205, İbn Esir, c. 2, s. 286, İbn Haldun, c. 2, s. 51 .
[195] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 316, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 93.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/443-444.
[196] Kalkasandf, Nihâyetü´l-ereb, s. 182.
[197] İbn Hazm, Cemhere, s. 440.
[198] İbn Hazm, s. 478.
[199] Kalkaşandf,s. 182.
[200] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3,161, İbn Hazm, s. 441.
[201] İbn Sa´d, t 3, s. 161.
[202] İbn İshak.İbnHişam, c. 4, s. 205, İbn Esir, c. 2, s. 286, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 51 .
[203] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 331, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 251, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 56, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 320.
[204] İbn Sa´d, c. 3, s. 161 .
[205] Semhüdi, Vefâu´l-vıefâ, c. 4, s. 1185.
[206] İbn Sa´d, c. 1, s. 331 , İbn Seyyid, c. 2, s. 251, İbn Kayyım , c. 3, s. 56, Kastalânf, c. 1, s. 320, Zürkânf, c. 4, s. 56.
[207] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 251 , İbn Kayyım, Zâdu´l-m ead, c. 3, s. 56, Kastalânf, Me vâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 320, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 56.
[208] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 331.
[209] İbn Sa´d, c. 1, s. 331 , İbn Seyyid, c. 2, s. 251, İbn Kayyım , c. 3, s. 56, Kastalânf, c. 1, s. 320, Zürkânf, c. 4, s. 56.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/445-447.
[210] Ibn Hazm, Cemhere, s. 1 98-199.
[211] İbn Abdilberr. İstiâb. c. 4. s. 1531-1533.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/447-448.
[212] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 279, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 19, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1532, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 358.
* Rebeze, Medine yakinınd a b ir karyedir. E bu Zerri ´I-Gı fârPn in kabri orad adı r (İ bn E sfr, N ihâye, c. 2, s. 18 3, Fi ruzâbâdf, K âm ûs, c. 1, s. 366). Medine´ye uzaklığı üç mildir (Yâkût, Mu´cemu´l-buldan, c. 3, s. 24).
[213] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532, İbn Ear, c. 5, s. 358.
[214] EbuUbeyd,s.19, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 153.
[215] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 77, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[216] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 77, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153 İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532, İbn E ar, c. 5, s. 358.
** Ebu Dâvud, c. 3, s. 153.
[217] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 77, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532, İbn E ar, c. 5, s. 358.
[218] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 77, E bu Ubeyd, s. 19, İbn Ear, c. 5, s. 358.
[219] EbuDâvud,c.3,s. 153.
[220] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud,c.3, s. 153, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[221] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, İbn Esîr, c. 5, s. 359.
[222] Ebu Dâvud, c. 3, s. 153.
[223] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, s. 19, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[224] İbn Sa´d, c, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77.
[225] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153.
[226] İbn Sa´d, c. 1.S.279.
[227] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[228] Ahmed, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, s. 1 9, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[229] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[230] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[231] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[232] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[233] Ebu Ubeyd,Kitâbu´l-emvâl,s.19,Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 153.
[234] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 279, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 77, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 153, İbn Esîr,
Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 358.
[235] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153-54, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1532.
[236] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77, Ebu Ubeyd, s. 19, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[237] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77-78, Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153-154, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[238] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 153-154, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[239] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 77-78, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[240] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 154, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[241] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 154.
[242] Ebu Ubeyd, s. 19, Ebu Dâvud, c. 3, s. 154, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[243] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 78, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[244] Ebu Dâvud, c. 3, s. 154.
[245] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 78, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[246] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahm ed, c. 5, s. 78.
[247] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 279, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 78, Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 19, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 15328.
[248] Ebu Ubeyd, s. 19, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[249] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 278, Ebu Ubeyd, s. 19, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[250] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ebu Ubeyd, s. 20, İbn E sfr, c. 5, s. 358.
[251] Ebu Ubeyd, s. 20, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532.
[252] Ebu Ubeyd, s. 20.
[253] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1532-533.
[254] İbn Sa´d, c. 1, s. 279, Ahmed, c. 5, s. 78, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[255] Ebu Ubeyd, s. 20.
[256] İbn AMIberr, c. 4, s. 1533, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[257] Ebu Ubeyd, s. 20, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1533, İbn E sfr, c. 5, s. 358.
[258] İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[259] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1533, İbn Esîr, c. 5, s. 358.
[260] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/448-451.
[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1.S.266, İbnHazm, Cem here, s. 423.
[262] İbn Hazm, s. 477.
[263] Kalkaşandf, Nihâyetü´l-eneb, s. 229.
[264] İbn Hazm, s. 485.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/451.
[265] Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, c. 2, s. 213.
[266] Yâkût. c. 2. s. 229.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/452.
[267] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/452.
[268] İbn Hazm, Cemhere, s. 484.
[269] İbn Hazm, s. 307.
[270] İbn Hazm. s. 469.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/452-453.
[271] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 281 .
[272] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 68.
[273] İbn Sa´d, c. 1, s. 281 .
[274] İbn Sa´d, c. 1, s. 281 , Ahm ed, c. 5, s. 68, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 1 36.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/453.
[275] İbn Sa´d, c. 1,5.281 .
[276] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 136.
[277] Ahmedb. Hanbel.c.5, s. 68, İbn Esîr, c. 5, s. 136.
[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 281 , Ahm ed, c. 5, s. 68, İbn Esîr, c. 5, s. 136.
[279] İbn Sa´d, c. 1, s. 281 .
[280] İbn Sa´d. c. 1. s. 281 . Ahm ed. c. . 5. s. 68. İbn E sfr. c. 5. s. 136.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/453.
[281] Ibn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 100-103.
[282] Ebu Yusuf, Kitâbu´l-haraç, s. 61.
[283] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 177-178, Bev+ıakf Sünenü´l-kübrâ, c. 6, s. 144.
[284] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 347.
[285] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 347, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 61.
[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 347.
[287] İbn Sa´d. Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1. s. 274.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/453-455.
[288] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1057, Taberî, Târih, c. 3, s. 143, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 64, Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârî, c. 8, s. 54, İbn Hacer, Fethu´l-bârf,c. 8, s. 251.
[289] Vâkıdî, c. 3,s.1057,Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 184.
[290] Taberî, Tefsfr, c. 10, s. 206.
[291] Vâkıdî, c. 3, s. 1057, Ebu Dâvud, c. 3, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 64.
[292] Ebu Dâvud, c. 3, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 64.
[293] Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 64, .
[294] Vâkıdî, c. 3, s. 1057, Ebu Dâvud, c. 3, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 64-65.
[295] Taberî, c. 10, s. 206, İbn Hacer, c. 8, s. 251.
[296] Vâkıdî, c. 3, s. 1057, Ebu Dâvud, c. 3, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 64.
[297] Vâkıdî, c. 3, s. 1057, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 65, Bedrüddin Ayni", Umde, c. 8, s. 54.
[298] Taberî, c. 10, s. 206, İbn Hacer, c. 8, s. 251, Diyarbekrî, c. 2, s. 140.
[299] Vâkıdî, c. 3, s. 1057, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 65.
[300] Vâkıdî, c. 3, s. 1057, .
[301] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 488.
[302] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 18, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 76, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 184.
[303] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 18, Buhârî, c. 2, s. 76, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 279-280.
[304] Ahmed, c. 2, s. 18, Buhârî, c. 2, s. 76, Ebu Dâvud, c. 3, s. 184, Tirmizî, c. 5, s. 280.
[305] Ahmed, c. 2, s. 18, Buhârî, c. 2, s. 76.
[306] Vâkıdî, c. 3, s. 1057.
[307] Buhârî, c. 2, s. 76.
[308] Ahmed, c. 1, s. 16, Buhârî, c. 5, s. 206, Tirmizî, c. 5, s. 279.
[309] Buhârî, c. 2, s. 76, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1865, 2141, Tirmizî, c. 5, s. 280.
[310] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 196-197, Vâkıdî, c. 3, s. 1057-1 058, Ahmed, c. 1, s. 16, Buhârî, c. 5, s. 206, Tirmizî, c. 5, s. 279, Taberî, Tefar, c. 10, s.205.
[311] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 488.
[312] Ahmed, c. 2, s. 18.
[313] Müslim, c. 4, s. 1865.
[314] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 197, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1058, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 16, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 76, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 279, Taberî, Tetsfr, c. 10, 205-206.
[315] İbn İshak, c. 4, s. 197, Vâkıdî, c. 3, s. 1058, Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 16, Buhârî, c. 5, s. 206, Tirmizî, c. 5, s. 279, Taberî, c.10, s. 206.
[316] İbn İshak, c. 4, s. 197, Ahmed, c. 1, s. 16, Buhârî, c. 5, s. 206, Tirmizî, c. 5, s. 279.
[317] Buhârî, c. 5, s. 207.
[318] Vâkıdî.c. 3,3.1058-1059.
[319] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 197, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 16, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 279.
[320] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1059.
[321] İbn İshak, c. 4, s. 197, Vâkıdî, c. 3, s. 1059, Ahmed, c. 1,s.16, Buhârî, c. 5.
[322] Vâkıdî, c. 3, s. 1059.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/455-459.
[323] Taberî, Tefar, c. 10, s. 206, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 8, s. 254, Diyarfcekrf, TârıViu´l-hamfs, c. 2, s. 140.
[324] Bedrüddin Avnf, Umdetu´l-kârf, c. 8, s. 54, Diyarbekrî, c. 2, s. 140-141.
[325] İbn İshak.c. 4. s. 197. Buhâıf. c. 5. s. 207. Tirmizî. c. 5. s. 279. Taberî. c. 10. s. 206. Vâhidf. Esbâbu´n-nüzûl. s. 173-174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/459-460.
[326] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1058.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/460.
|
|
|
| Sakiflerin Müslüman Oluşu |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 01:51 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Sakiflerin Müslüman Oluşu
Sakîflerin Kimliği
Sakîfler, Adnan´ın soyundan gelen Hevâzin oymaklarındandır.
Babaları Kasiyy b. Münebbih´in asıl adı Sakîf olduğundan bu isimle anılmışiardır.[1]
Sakîflerin Adnan´a kadar baba ve ataları şöyle sıralanır: Sakîf Kasiyy b. Münebbih, b. Bekr, b. Hevâzin, b. Mansur, b. İkrime, b. Hasafa, b. Kays b. Aylan, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. [2]
Sakîfler; Benî Malik ve Ahlâf diye ikiye ayrılırlar. [3]
Benî Malikler Sakîf´in oğlu Cüşem´in oğlu Hutayt´ın oğlu Malik soyundandırlar.
Sakîf´in diğer oğlu Avfın oğulları Sa´d ve Gıyere´nin soyundan gelen Benî Sa´d ve Benî Gıyerelere de Ahlâf denir. [4]
Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke´yi feth ve Hevâzin ordularını mağlup ettikten sonra, Ci´râne´ye gelen Hevâzin temsilcilerine:
"Malik b. Avf ne yapıyor " diye sormuş; [5]
Temsilciler:
"O kaçıp Taif kalesine girdi! [6] Şimdi Sakîflerin yanında bulunuyordur" demişler;
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Malik´e haber veriniz ki; eğer Müslüman olur, yanıma gelirse, kendisine ev halkını ve malını geri verir, ayrıca da yüz deve ihsan ederim" buyurmuştu. [7]
Malik b. Avf, Peygamberimiz Aleyhisselamın yaptığı vaadleri ve kavmi halkına yapılanları haber alınca, [8] devesine bindi, Ci´râne´de veya Mekke´de iken Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi, Müslüman oldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona ev halkı ile malını geri verdi ve ayrıca da kendisine yüz deve ihsan etti. Kendisini, kavminden Müslüman olan kabilelere; [9] Sümâle, Selime[10] ve Fehm kabilelerine vali ve kumandan tayin etti . [11]
Bu kabileler Taif çevresinde oturmakta idiler. [12]
Malik b. Avf:
"Yâ Rasûlallah! Senin için ben Sakîflerin hakkından gelir, kendileri sana Müslüman olarak gelinceye kadar, onların yaylım hayvanları üzerine baskınlar yapanm!" dedi. [13]
Kendisine bağlı kabileleri yanına alarak, [14] müşrik olan kabilelerle, [15] özellikle Sakîflerle savaştı[16] Onlara baskınlar yaptı. [17]
Sakîfleri, sağmal develerini Taif surlarının dışındaki yaylımlara çıkaramaz etti.
Dışarı çıkan yaylım hayvanlarını baskın yapıp ele geçirmekte, [18] adamları da öldürmekte idi.
Taiflilerin yaylımlarına yaptığı bir sabah baskınında bin adet davarlarını ele geçirmişti. [19]
Malik b. Avf´ın baskınları, Sakîflere çok güç ve sıkıcı gelmeye başlamıştı. [20]
Sakîflerin reislerinden[21] Benî İlâçların kardeşi Amr b. Ümeyye, b. Vehb, b. Muattib, aralarında geçen ve hoşa gitmeyen bir hadiseden dolayı Abdi Yâlil b. Amr´a küsmüştü.
Kendisi, Arapların en zeki olanlarından ve cin fikirlilerindendi.
Amr b. Ümeyye[22] bir gün öğle vakti[23] Abdi Yâlil´in evine gitti.
Evin avlusuna girince, ona:
"Amr b. Ümeyye senin için ´Yanıma çıksın!´ diyor" diyerek birisiyle içeri haber gönderdi. [24]
Amr b. Ümeyye´nin elçisi Abdi Yâlil´in yanına vardığı zaman, [25] Abdi Yâlil:
"Yazıklar olsun sana! Seni bana Amr mı gönderdi " diye sordu.
Elçi:
"Evet! [26] İşte, kendisi orada! [27] Evinin avlusunda dikiliyor!" dedi. [28]
Abdi Yâlil onunla barışmak ister, fakat onun ayağına kadar gitmeyi uygun görmezdi. [29]
Abdi Yâlil, kendi kendine:
"Ben Amr´ın bu işi yapacağını sanmaz ve ummazdım. [30] Amr böyle birşeyi asla yapmayacak kadar gururlu idi" diye söylendi. [31]
Amr b. Ümeyye´nin yanına varıp, onu görünce:
"Merhaba! Hoşgeldin!" dedi.
Amr b. Ümeyye:
"Bizim başımıza öyle bir iş gelmiş bulunuyor ki, ondan kaçış yoktur.
İşte, şu zâtin işi gördüğün gibidir. Bütün Araplar Müslüman oldular. Sizin onlarla savaşmaya gücünüz yoktur! [32]
Bizler şu kalemizin içine sığınmış bulunuyoruz, ama tabiî ki burada temelli kalamayız.
Çevremizdekiler de tamamıyla yenilgiye uğramışlardır.
Bu durumda, bizden herhangi birisinin şu kalemizden bir karış bile aynlabileceğinden emin değiliz. [33]
Artık işinizi aranızda iyice düşününüz, başınızın çarenize bakınız!" dedi. [34]
Abdi Yâlil:
"Vallahi, benim görüşüm de senin görüşün gibidir. Senin yanıma gelip açtığın bahsi ben gelip sana açamadım! Bilgi, isabetli tedbir, görüş, sende ve senin elindedir!" dedi. [35]
Bunun üzerine, Sakîfler durumu aralarında konuştular ve birbirlerine danıştılar. [36] Çevresindeki Araplarla savaşmaya güçleri bulunmadığı görüşüne vardılar. [37]
Birbirlerine:
"Sizin için artık can, mal ve yol güvenliği kalmadığını, sizlerden kim dışan çıksa onun muhakkak yakalandığını görmüyor musunuz " dediler.
En sonunda, Peygamberimiz Aleyhisselama Urve b. Mes´ud gibi birisini göndermeye karar verdiler. [38]
"Reisiniz Abdi Yâlil´i gönderiniz!" dediler. [39]
Abdi Yâlil ile konuşmaya gittiler.
Abdi Yâlil, Urve b. Mes´ud´la yaşıttı. Peygamberimiz Aleyhisselama elçi olarak gitmesini ona teklif ettiler.
Abdi Yâlil, bunu yapmaktan kaçındı. Müslüman olarak döndüğü zaman kendisine Urve b. Mes´ud´a yapıldığı gibi yapılacağından korktu. [40]
"Yanımda birtakım adamlar gönderilmedikçe, ben bu işi yapıcı değilim" dedi. [41]
Bunun üzerine, Sakîfler, Abdi Yâlil´den başka Ahlattan iki, Benî Malikten üç kişi olmak üzere aşağıda adları yazılı kişileri gönderme karan aldılar:
LAbdi Yâlil,
2. Hakem b. Amr. b. Vehb, b. Muattib,
3. Şurahbil b. Gaylan b. Selime,
4. Osman b. Ebi´l-Âs (Benî Maliklerden olup, Yesârın kardeşidir),
5. Evs b. Avf (Benî Salim b. Avf´ın kardeşidir),
6. Nümeyr b. Hareşe (Benî Harislerin kardeşidir). [42]
Bunlardan ilk üçü Ahlâf´tan, yani Urve b. Mes´ud´un cemaatinden, son üçü de Benî Maliklerden idil-er. [43]
Sakîf heyetinin on kişiden fazla olduğu,[44] yukanda isimleri sayılı altı kişinin reis mevkiinde bulunduğu da rivayet edilir. [45]
Aşağıdaki zâtlar da, Sakîf heyetine dahildi:
7. Süfyan b. Abdullah, [46]
8. Kinane b. Abdi Yalil
9. Rebia b. Abdi Yalil[47]
10. Evs b. Huzeyfe[48]
Sakîf heyetinin başkanı ve işleri çekip çevireni Abdi Yâlil idi. [49]
Sakîf temsilcilerinden; Urve b. Mes´ud´a yapılanın kendilerine de yapılabileceği korkusuyla kalbi burkulmadan yola çıkanı yoktu.
Fakat, heyetten her biri Taife döndüğü zaman kendi cemaatiyle meşgul olacak, [50] her biri kendi cemaatini yumuşatacak, işleri kolaylaştıracaktı. [51]
Sakîf heyeti, Medine´ye yaklaştılar. Kanat vadisine indiler. [52]
Sakîf heyetinin Medine´ye gelişi, Hicretin 9. yılı Ramazan ayında olup, [53] Peygamberimiz Aleyhisselamın Tebükten dönüşünden sonraya rastlar. [54]
Heyet Kanat´a inince, orada dağınık bir halde yayılan develer buldular.
İçlerinden birisi, Sakîf heyetine:
"Develeri yayan kişiye develerin kime ait olduğunu sorsak, herhalde bize Muhammed´in haberinden birşeyler bildirir" dedi.
Osman b. Ebi´l-Âs´ı, develeri yayan kişinin yanına göndendiler. [55]
Osman b. Ebi´l-Âs, Sakîf heyeti arasında yaşça en genci idi. [56]
Osman b. Ebi´l-Âs, orada Muğîre b. Şube ile karşılaştı.
Kendisi, Peygamberimiz Aleyhisselamın binilecek develerini, otlatma nöbetinde otlatmaktaydı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerlerine binilecek develerini nöbetle otlatma vazifesini ashab üzerlerine almışlardı.
Muğîre b. Şube de; onlarla görüşünce, develeri onların yanına bırakarak, Sakîflerin geldiklerini Peygamberimiz Aleyhisselama müjdelemek için koşa koşa gitti. [57]
Mescidin kapısına varınca, [58] Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girmeden önce, Hz. Ebu Bekir´e rastladı. [59]
Sakîflerden binitli bir kafilenin Peygamberimiz Aleyhisselamın koşacağı şartlar dairesince bey´at edip Müslüman
olmak ve kavimleri, yurtları ve mallan hakkında da Peygamberimiz Aleyhisselama bir yazı yazdırmak arzusuyla geldiklerini ona haber verdi. [60]
Hz. Ebu Bekir, Muğîreye:
"Sana and veriyorum. Allah aşkına, sen benim bu hususta önüme geçme de, bu haberi Resûlullah Aleyhisselama ben eriştireyim" dedi. [61]
Muğîre öyle yaptı. [62]
Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdi, Sakîflerin Müslüman olmak üzere geldiklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi. [63]
Sakîflerin gelişi Peygamberimiz Aleyhisselamı sevindirdi. [64]
Hz. Ebu Bekir´den sonra, Muğîre b. Şube de, sevinçli olarak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdi.
"Yâ Rasûlallah! Kavmim olan Sakîfler, kendilerine koşacağın şartlar dairesinde İslâmiyete girmek ve kavimlerinden arkalarında bulunan kimseler ve yurtlan hakkında bir yazı yazdırmak arzusuyla gelmişlerdir" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben, istedikleri her şartı ve her yazıyı, hiç kimseye vermediğimi kendilerine vereceğim. Müjdele onlara!" buyurdu.
Muğîre b. Şube, Peygamberimiz Aleyhisselamın Sakîf temsilcileri hakkında buyurduklarını kendilerine haber vermek ve müjdelemek için hemen yanlarına döndü. [65]
Öğle vakti onlarla dinlendi. [66]
Peygamberimiz Aleyhisselamı nasıl selamlayacaklarını onlara öğretti. [67] Sakîf temsilcileri Muğîre´nin selamlamadan başka her tavsiyelerini yerine getirdiler. [68]
Medine´ye gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamı, Muğîre´nin öğrettiği selamla değil, Cahiliye devri selamıyla selamladılar. [69]
"En´im sabâhan!", [70] veya "Amme sabâhan!" [71] dediler.
Mescide girdikleri zaman, Müslümanlar
"Yâ Rasûlallah! Onlar müşrik olduklan halde mescide girdiler!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yeryüzü hiçbir şeyden kirlenmez" buyurdu. [72]
Muğîre b. Şube:
"Yâ Rasûlallah! Kavmimi benim evime indir de, onları ben ağırlayayım. Çünkü, benim onlara karşı işlenmiş bir suçum var!" dedi. [73]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kavmini ağırlamandan ben seni men edici değilim. Fakat, ben onlan Kur´ân dinleyebilecekleri bir yere indireceğim. [74]
Bununla birlikte, senin kavmini ağırlayabileceğinden pek emin değilim" buyurdu. [75]
Sakîf heyetinden Osman b. Ebi´l-Âs´ın bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, Sakîf heyetini, kalbleri yumuşasın diye, Mescide indirmişti. [76]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sakîf temsilcileri için, Mescidin bir tarafına[77] hurma dallarından üç tane[78] çadır
kurdurdu. [79]
Sakîf temsilcilerini Muğîre b. Şûbe´nin Bakiyy mevkiindeki evinde ağırladı. [80]
Evs b. Huzeyfe der ki:
"Sakîflerden, Peygamber Aleyhisselamın yanına gelip Müslüman olan heyet içinde ben de bulunuyordum.
Resûlullah Aleyhisselamın kurdurduğu çadıra inmiştik.
Resûlullah evleriyle Mescid arasında yanımıza gider gelirdi. Yatsı namazını kıldıktan sora yanımıza döner, bizimle konuşmadan ve Ku rey şîl erden, Mekkelilerden şikâyet] en m eden yanımızdan aynlmaz, sonra da:
´Bize Mekke´de hiç eşitlik yoktu. Hep hor, hakîr ve zayıf görülürdük.
Medine´ye çıkıp gittiğimiz zaman ise, savaş gâh lehimizde, gâh aleyhimizde sonuçlanırdı´ buyur-du." [81]
Sakîf temsilcileri, geceleyin okunan Kur´ân-ı Kerîm âyet ve sûrelerini ve ashabın teheccüd namazında okuduklarını dinlemekte, Müslümanların beş vakit namazlarında saf oluşlarını seyretmekte ve Muğîre´nin evine dönmekte idiler. [82]
Sakîf temsilcileri, Müslüman oluncaya kadar, Peygamberimiz Aleyhisselamın gönderdiği yemekleri, [83] Peygamberimiz Aleyhisselamla kendileri arasında gelip giden kâtip Halid b. Saîd b. Âs yemedikçe[84] yemiyorlardı. [85]
Yemeklerini yedikten ve ellerini yüzlerini yıkadıktan sonra, orada istedikleri kadar kalmakta idiler. [86]
Sakîf temsilcileri; Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini dinleyip, hutbede kendisini andığını işitmeyince:
"Kendisinin Resûlullah olduğuna şehadet etmemizi bize emrediyor da, kendisi hutbesinde buna şehadette bulunmuyor! " dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onların bu sözlerini işitince:
"Ben kendimin Resûlullah olduğuna şehadet edenlerin ilkiyimdir!" [87] buyurduktan sonra, kalkıp hutbesini irad ve hutbesinde kendisinin Resûlullah olduğuna şehadet etti.
Sakîf temsilcileri, bu hal üzere günlerce kaldılar ve her gün, sabahleyin Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına uğradılar.
Sakîf temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip gittikçe, Peygamberimiz Aleyhisselam onları Müslüman olmaya davet ediyordu.
En sonunda, Abdi Yâlil:
"Sen hakkımızda kararını versen, biz de artık ev halkımıza dönsek olmaz mı " dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Olur! Eğer siz İslâm olduğunuzu ikrar ederseniz, sizin hakkınızda kararımı veririm.
Aksi takdirde, ne bir karar verilir, ne de sizinle aramızda bir sulh ve barış olur!" buyurdu. [88]
Sakîf heyetinden Osman b. Ebi´l-Âs´ın bildirdiğine göre, Sakîf temsilcileri:
1. Sakîflerin savaş için toplanmamalarını,
2. Uşr vergisiyle,
3. Namazla mükellef tutulmam alarmı,
4. Kendilerinden başkasının üzerlerine âmir, vali tayin edilmemesini... şart koştular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizler ne savaş için toplanacaksınız, ne uşr vergisiyle mükellef tutulacaksınız, ne de üzerinize sizden başkası âmir, vali tayin edilecektir.
Fakat, namazdan muaf tutulmaya gelince, içinde namaz bulunmayan dinde hayır yoktur!" buyur-du. [89]
Sakîf temsilcileri:
"Yâ Muhammedi Bizim için bir küçüklük ve eksiklik olsa da, bu isteğini yerine getireceğiz! [90]
Yâ Muhammedi Biz namaz kılacağız, oruç da tutacağız!" dediler. [91]
Ashabdan Câbir b. Abdullah´ın bildirdiğine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onlar, Müslüman oldukları zaman, zekatı da verecekler, savaşa da gideceklerdir" buyurmuştur. [92]
Abdi Yâlil:
"Zina hakkında ne buyurursun
Biz, ergen ve yurdundan uzak düşen bir kavmiz. Biz bundan ne geri durabilir, ne de herhangi birimiz ergenliğe dayanabilir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Zina, Allah´ın Müslümanlara haram kıldığı şeylerdendir. Yüce Allah ´Zinaya yaklaşmayınız! Çünkü, o, hiç şüphesiz, utanmazlıktır, kötü bir yoldur1 [İsrâ: 32] buyurmuştur" buyurdu.
Abdi Yâlil:
"Ribâ (faiz) hakkında ne buyurursun " diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ribâ (faiz) haramdır!" buyurdu.
Abdi Yâlil:
"Bizim mal ve servetimizin hepsi ribâdır!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Mal ve servetinizin sermayeleri helâl olarak sizindir.
Yüce Allah, ´Ey iman edenler! Gerçekten mü´minler iseniz, Allah´tan korkunuz! Ribâ (faiz)´den henüz alınmamış olup da kalanı bırakınız (almayınız)´ [Bakara: 278] buyuruyor" buyurdu.
Abdi Yâlil:
"Hamr (içki) hakkında ne buyurursun
Biz onu üzümlerimizden sıkarız. Biz ondan ayrılamayız" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şüphe yok ki, Allah onu da haram kılmıştır" buyurdu ve bu husustaki âyeti okudu:
"Ey iman edenler! Hamr (içki), kumar, tapınılan dikili taşlar, fal okları, ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Bunun için, bunlardan kaçınınız ki, felaha eresiniz." (Mâide: 90)
Sakîf temsilcileri hemen kalkıverdiler ve birbirleriyle birer köşeye çekildiler. [93]
Abdi Yâlil:
"Yazıklar olsun size! Biz şu üç şeyin yasaklığıyla kavmimizin yanına döneceğiz, ama vallahi Sakîf halkı hiçbir zaman hamrdan (içkiden), hiçbir zaman zinadan mahrum kılınılmaya dayanamayacak, kat-lanamayacaktır!" dedi.
S üryan b. Abdullah:
"Be adam! Eğer Allah bir kimsenin hayrını murad ederse, o bunlara dayanır, katlanır.
Onun (Peygamberimiz Aleyhisselamın) yanındaki şu kişiler (sahabiler) de vaktiyle bunlara düşkün idiler.
Fakat, üzerine düştükleri o kötülükleri bıraktılar ve bunda sabır ve sebat da gösterdiler.
Bununla birlikte, biz şu zâttan korkuyoruz. Kendisi her yeri basmış ve yenmiş bulunuyor. Biz ise yeryüzünün bir köşesinde kale içinde kapanmış bulunuyoruz.
İslâmiyet çevremizde yayılmıştır.
Vallahi, kalemizin üzerine yürümeye kalkacak olursa, biz bir ayda muhakkak açlıktan ölürüz!
Ben Müslüman olmaktan başka çare göremiyorum!
Ben, Mekke´nin karşılaştığı gün gibi bir günle bizim de karşılaşacağımızdan korkuyorum" dedi. [94]
Ötekiler de, birbirlerine:
"Yazıklar olsun size! Biz, ona karşı koyup da, Mekke´nin karşılaştığı gün gibi bir günle karşılaşmaktan korkuyoruz! Haydi vanp onun isteği şeyler üzerinde yazışma yapalım!" diyerek, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar ve:
"Senin istediğin şeylere evet! [95] Fakat Rabbe (Lât putu) hakkında ne buyurursun [96] Onu ne yapacağız !" dediler. [97]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yıkılacaktır! [98] Onu da yıkacaksınız!" buyurdu. [99]
Heyet başkanı Abdi Yâlil:
"Çok uzak, hiç olamayacak şey bu! Eğer Rabbe bizim kendisini yıkmaya el koyduğumuzu öğrenecek olursa, bizim ev halkımızı öldürür. [100] Kendisini senin yıkmak istediğini öğrenecek olursa, senin ev halkını da öldürür" dedi. [101]
Hz. Ömer dayanamadı ve:
"Yazıklar olsun sana ey Abdi Yâlil! [102] Sen ne kadar da cahilsin! [103]
Rabbe hiç şüphesiz kendisine tapanı da, tapmayanları da bilmeyen bir taş parçasıdır!" dedi. [104]
Abdi Yâlil:
"Ey Ömer! Ey İbn Hattab! Biz sana gelmedik ki! (Sen ne diye konuşuyorsun )" dedi. [105]
Nihayet, Sakîf temsilcileri Müslüman oldular.[106]
Sakîfler İçin Ferman Yazıları Yazılışı
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sakîfler için kâtip Halici b. b. Saîd b. As´a ferman yazılan yazdırdı. [107]
Yazdırdığı yazılarda şöyle buyurdu:
"B ismi llâhirrahm ânirrahîm
Bu, Allah´ın Resûlü Peygamber Muhammed´in Sakîfler için yazısıdır:
O yazı ki; Sakîfler, haklarındaki bu sahifede yazılı olduğu üzere, hem kendisinden başka ilah olmayan Allah´ın himayesinde, hem de Peygamber Muhammed b. Abdullah´ın himayesindedirler.
Onların vadilerinin tümü Harem ve muharremdir:
Onun dikenli ağacına ve avına dokunulmaz!
Orada zulüm, hırsızlık ve kötülük yapılmaz!
Vecc vadisine sahip olmaya Sakîfler herkesten daha lâyık ve müstahakürlar.
Onların ne Taif şehrinden geçilecek, ne de Müslümanlardan hiçbiri üzerlerine varıp kendilerine galebe çalmaya kalkacaktır.
Sakîfler, Taif şehrinde ve vadilerinde istedikleri bina ve başka şeyleri kuracaklardır.
Onlar, ne savaş için toplanacaklar, ne de a´şâr vergisiyle mükellef tutulacaklar, ne de mal ve canlarından dolayı, hoşlanmadıkları birşeyle karşılaşacaklardır.
Onlar, Müslümanlardan bir cemaat olarak Müslümanların dileyip girdikleri yerlerden nereyi isterlerse, oraya girebileceklerdir.
Esirlerden, kendilerine ait olanlar, yine kendilerinindir.
Çünkü, onlar kendi esirleri hakkında dilediklerini yapmaya başkalarından daha lâyıktırlar.
Onlar, ödenmesi gereken borçlarından vadesi dolmuş bulunanların rinalarından (faizlerinden) Allah tarafından kurtarılmış ve beraat ettirilmişlerdir.
Ödenmesi gereken borçlarından vadesi Ukaz panayırı zamanını aşanların, Ukaz panayırı zamanına kadar yalnız ana paralan ödenecektir.
Sakîflerin Müslüman oldukları gün defterlerinde yazılı halk üzerindeki borçlardan alacakları, kendilerine aittir.
Yine, Sakıflerden halk üzerindeki emanetleri, onlar ister mal, ister yararlanılmak üzere emanet edilmiş canlı olsun, zayi edilmiş bile olsa, muhakkak sahiplerine ödenecektir.
Sakîflerden muahedede bulunanlara verilmiş olan eman (güvence) teminatı onlardan hazır bulunmayanların canları ve malları için de verilmiştir.
Onların Liyye´deki malları da, Vecc vadisindeki mallan gibi korunacaktır.
Sakîflerin anlaşmalılarından veya yabancı tüccarlarından Müslüman olanlar hakkında da Sakîfler gibi işlem yapılacaktır.
Kim Sakîflerin mallarına, canlarına el-dil uzatmaya veya onlara zulüm ve haksızlık yapmaya kalkacak olursa, ona itaat edilmeyecektir.
Zâlimlere karşı, Resûlullah ve mü´minler Sakîflere yardım edecektir.
Sakîflerin yanlarına girmelerini istemediği kimseler, onların yanına girmeyecektir.
Çarşı ve pazar evlerin önünde kurulacak, satışlar oralarda yapılacaktır.
Sakîflere kendilerinden başkası âmir ve vali tayin olunmayacak, Benî Maliklerin valileri kendilerinden, Ah lâfın valileri de kendilerinden seçilip tayin olacaktır.
Kureyşîlere ait olup Sakîflerin suladıklan her üzüm bağından çıkacak mahsulün yarısı sulayana ait olacaktır.
Sakîflere ait olan ve ödenmesi gereken borçlara ribâ (faiz) ödenmeyecektir.
Borçlular, borçlarını ödeme imkânını bulurlarsa ödeyeceklerdir. Şayet ödemeye imkân bulamazlarsa, vade ertesi yıl Cumâde´l-ûlâ ayına kadar uzatılacak, ertelenecektir.
Borcunun vadesi dolduğu halde onu ödemeye yanaşmayan kimse ribâcı (faizci) gibi olmuş (günaha girmiş) olur.
Sakîflerin halk üzerindeki borçlardan alacaklarına gelince; anaparalarından başkası kendilerinin hakları değildir.
Sakîflere ait esirlerden herhangi birini sahibi satmak isterse, satabilir.
Satılmayanlar için, kurtulmalık, yarısı dört, yarısı da üç yaşına basmış olmak üzere iyi cinsten altı devedir ki, bunlar iyi ve semiz olacaklardır.
Birşeyi satın almış bulunan kimse için, onu satmak hakkı da vardır."[108]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sakîfler için Halid b. Saîd b. Âs´a yazdırıp Nümeyr b. Hareşe´ye verdiği yazısında da:
"Onlar için Allah´ın himayesi[109] ve Muhammed b. Abdullah´ın himayesi vardır" buyurmuştu. [110]
Sakîf temsilcilerinin, kendilerine ait Vecc vadisini* dokunulmaz ve yasak bir bölge haline koymasını dilemeleri üzerine, Peygamberimiz Aleyhisesselam bu hususta onlar için aynca biryazı da yazdırdı. [111]
O yazısında şöyle buyurdu:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, [112] Allah´ın Resûlü Peygamber Muhammed´den mü´minlere[113] yazısıdır. [114]
Vecc vadisinin ne dikenli ağaçları kesilecek, ne de avları avlanacak, [115] öldürülecek; orada[116] böyle birşey yaparken bulunan kimse kamçılanacak, kendisinin elbisesi de soyulacakür.
Bu yasağı dinlemeyen olursa kendisi yakalanıp[117] Allah´ın Resûlü[118] Peygamber[119] Muhammed´e götürülecektir.
Bu, [120] Allah´ın Resûlü[121] Peygamber Muhammedi[122] b. Abdullah´ın[123] emridir.
Bunu, Allah´ın Resûlü[124] Peygamber[125] Muhammed b. Abdullah´ın emriyle Halid b. Saîd yazdı. [126]
Hiç kimse buna aykın hareket etmesin!
Sakîfler hakkında[127] Allah´ın Resûlü Muhammed´in vermiş olduğu emirlere aykırı hareket eden, kendisine zulmetmiş, kıymış olur." [128]
Resûlullahın Sakîfler için yazdırdığı bu sahifenin bir nüshasına, şehadet yerine Ali b. Ebu Talib, Hasan b. Ali, Hüseyin b. Ali şahit yazıldı. [129]
Sakîf Temsilcilerinin Rabbe (Lât Putu) Hakkındaki Dilekleri
Sakîf temsilcileri; barış ve yazı işleri tamamlandığı zaman, Rabbe (Lât putu)´nun üç yıl müddetle yıkılmayıp geri bırakılmasını Peygamberimiz Aleyhisselamdan istediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onların bu dileklerini kabul etmedi.
Sakîf temsilcileri:
"İki yıl geri bırak!" dediler.
Peygamberimiz Al eyhisselam yine kabul etmedi.
Sakîf temsilcileri:
"Bir yıl geri bırak!" dediler.
Peygamberimiz Al eyhisselam yine kabul etmedi.
Sakîf temsilcileri:
"Taife vardıktan bir ay sonraya olsun bırak!" dediler.
Peygamberimiz Al eyhisselam Rabbe´yi yıkmak için bir vakit tayinine yanaşmadı.
Sakîf temsilcilerinin böyle yıkım işinin geri bırakılmasını ısrarla istemeleri, Sakîf halkının kıt akıllı takımlarıyla kadınları ve çocuklarından korktukları içindi. [130]
Onlar kavimlerini Müslüman oluncaya kadar[131] Rabbe (Lât putu)´nun yıkımıyla heyecana ve korkuya düşürmeyi uygun görmüyorlardı. Çaresiz kalınca, putlarını hiç olmazsa kendi elleriyle yıkmaktan affedilmelerini istediler[132] ve:
"Biz onu hiçbir zaman yıkamayız! Onun yıkım işini sen üzerine al!" dediler. [133]
Peygamberimiz Al eyhisselam:
"Olur! Ben onu kırmayı ashabıma emrederim. Ebu Süfyan b. Harb ile Muğîre b. Şubeyi onu yıkmak için gönderirim. [134] Putunuzu kendi elinizle yıkmaktan sizi affediyoruz" buyurdu. [135]
Rabbe (Lât) ve Bakıcısı
Kureyş müşrikleri put olarak Uzzâyı kendilerine tahsis ettikleri gibi, Sakîfler de Rabbe (Lât) putunu kendilerine tahsis etmişlerdi. Kureyş müşrikleri, putlardan en çok Uzzâ´ya, sonra Lâfa, daha sonra Menat´a tazim ederlerdi. [136]
Lât, Taif´te dörtköşe, beyaz ve düz bir kaya olup; Taif mescidinin sol minaresinin bulunduğu yerde idi.
Önceleri bir Yahudi, Lât kayasının üzerinde sevık karar, [137] hacılara yağ ve süt satardı.
Rivayete göre; Lât, Sakîflerden bir adam olup, öldüğü zaman Amr b. Luhayy:
"O, ölmemiş, fakat kayanın içine girmiştir!" dedi ve ona tapmayı ve üzerine bir de bina yapmayı Sakîflere emretti.
"Rabbiniz şu kayanın içine girdi!" dedi.
Sakîflerin tapmaları için onun üzerine bir de put dikti. [138]
Lâfın bakıcısı, Sakîflerden Attâb b. Malik oğullarındandı. [139]
Sakîf Temsilcilerine Kur´ân-ı Kerîm ve İslâm Şeriatının Öğretilişi
Sakîf temsilcilerine İslâmiyetin fanları ve şeriatı öğretildi. Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan ayından kalan günlerin orucunu tutmalarını da onlara emretti.
Bilal-i Habeşî, onların iftarlıklarını yanlarına götürmekte idi.
Onlar, bir gün güneşin daha batmadığını sandılarve:
"Bu, ancak, Resûlullah tarafından bize bir imtihandır. İslâmiyetimizin nasıl olduğunu görmek istiyordur! Ey Bilal! Daha güneş batmadı!" dediler.
Bilal-i Habeşî ise:
"Resûlullah Aleyhisselam iftar etmedikçe sizin yanınıza gelmedim!" dedi.
Bunun üzerine onlar, Peygamberimiz Aleyhisselamin böyle yapmasından, orucu açmakta acele edilmesi gerektiğini anladılar. [140]
Sakîf temsilcilerinden birisi de:
"Müslüman olduğumuz ve Ramazan ayının kalan günlerinin orucunu Resûlullah Aleyhisselamla birlikte tuttuğumuz zaman, Bilal, Resûlullah tarafından iftarlığımızı ve sahur yemeğimizi getirirdi.
Sahur yemeğimizi getirince, kendisine:
´Biz tan yerinin ağardığını sanıyoruz 1 derdik.
O da:
´Resûlullah Aleyhisselamı, sahur yemeğini yemekte olduğu sırada bırakıp geldim!´ derdi.
Bundan da, sahur yemeğinin geciktirilmesi gerektiğini anlardık.
İftarlığımızı getirdiği zaman da, biz:
´Daha güneşin tamamıyla çekilip gittiğini görmüyoruz´ derdik.
O da:
´Resûlullah Aleyhisselam yemeğini yemeye başlamadıkça size gelmedim´ der, sonra da elini çanağa uzatıp ondan alır, yutardı." [141]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Geceleyin Kur´ân-ı Kerîm´i Okuyuşu
Sakîf temsilcilerinden Evs b. Huzeyfe der ki:
"Peygamber Aleyhisselam, bir gece, yatsıdan sonra uzun müddet yanımıza gelmedi.
´Yâ Rasûlallah! Niye yanımıza gelmekte geç kaldın 1 diye sorduk.
Peygamber Aleyhisselam:
´Her gün, Kur´ân´dan bir hizb okuyup geçmeyi kendime vazife edinmişimdir.
Bunu yerine getirmedikçe, çıkmamak istedim1 buyurdu.
Sabaha çıktığımız zaman, Resûlullah Aleyhisselamın ashabına:
´Siz Kur´ân´ı nasıl hizbleyip okursunuz ´ diye sorduk.
´Biz her üç sûreyi, her beş sûreyi, heryedi sûreyi, her dokuz sûreyi, her onbir sûreyi, her onüç sûreyi ve Kâf sûresine kadar da, Mufassal [yüzden az âyetli olan Mesânî sûrelerini takip eden ve araları Besmele ile ayrılıp uzun, orta ve kısa mufassallar diye üçe ayrılan] sûreleri ayrıca hizblemek üzere haünedinceye dek hizbler, okuruz!1 dediler." [142]
Osman b. Ebi´l-Âs´ın Kur´ân-ı Kerîm´i ve İslâmiyeti Öğrenmek Hususundaki Gayreti ve Başarısıyla İmam ve Vali Oluşu
Sakîf temsilcileri Osman b. Ebi´l-As´ı, aralarında yaşça en genci olduğu için, gerilerinde, hayranların üzerinde bırakmışlardı.
Temsilciler onun yanına dönüp uykuya daldıkları zaman, Osman b. Ebi´l-Âs, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelerek, Peygamberimiz Aleyhisselamdan dinî sorular sormakta, Kur´ân-ı Kerîm dinlemekte ve öğrenmekte idi. Osman b. Ebi´l-Âs´ın bu hali Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gidiyor ve kendisini seviyordu. [143]
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Görüyorum ki, bu genç İslâmiyeti iyice kavrayıp anlamak ve Kur´ân-ı Kerîm´i öğrenmek hususunda Sakîf temsilcilerinin en isteklisi ve bunun üzerine en çok düşenidir" dedi. [144]
Osman b. Ebi´l-Âs, Peygamberimiz Aleyhisselama gelir ve:
"Yâ Rasûlallah! Bana Kur´ân öğret! [145] Beni kavmime imam yap!" derdi. [146]
Sakîf temsilcileri, yurtlarına dönüp gitmek istedikleri zaman:
"Yâ Rasûlallah! İçimizden birini bize âmir ve imam yap!" dediler. [147]
Peygamberimiz Aleyhisselam da Osman b. Ebi´l-Âs´ı-yaşça en gençleri olmasına rağmen-onların üzerine vali tayin etti.[148] Bu da, kendisinin Sakîf temsilcilerinin içinde İslâmiyeti ve Kur´ân-ı Kerîm´i öğrenmeye en isteklisi oluşundan, [149] Peygamberimiz Aleyhisselamın da onda bu özlemi ve düşkünlüğü görmesinden ileri gelmişti. [150]
Osman b. Ebi´l-Âs der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam beni Taife vali tayin ettiği zaman[151] Resûlullahın bana en son sözü: [152]
´Ey Osman! Seni[153] Sakiflerin imamısın[154] Bir müezzin tut! Fakat, o, okuyacağı ezan için bir ücret almayacaktır!
Sen kavmine imamlık yapacağın zaman[155] halka namazı hafifleti[156] Namazı itidal üzere kıldır! Halkın zayıf (güçsüz) olanlarını;[157] içlerindeki yaşlıların, küçüklerin, zayıfların ve iş-güç sahibi olanların durumlarını gözönünde tut! [158] Kendi başına kılacağın zaman, onu istediğin gibi kı[159] buyruğu olup, hatta benim namazda ne kadar duracağımı veya ne kadar müddette kıldıracağımı bile tayin etmiş, ´Kur´ân´dan, İkra´ bismi rabbikellezî halak... ve benzerlerini oku!´ buyurmuştu. [160]
Bakara sûresini okuyordum.
´Yâ Rasûlallah! Kur´ân hafızamdan çıkıp gidiyor! ´ dedim.
Resûlullah elini göğsümün üzerine koydu ve:
´Ey şeytan! Osman´ın göğsünden çık!´ buyurdu.
Bundan sonra, ezberlemek istediğim hiçbir şeyi unutmadı m. [161]
´Yâ Rasûlallah! Şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına gerilip namaz ve kıraatimi karıştırıyor! ´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
O, H ınzib diye anılan bir şeytandır!
Onu sezince, hemen ´Euzubillâhimineşşeytânirracîm´ diyerek ondan Allah´a sığın! Sol tarafına da üç kere tükür!1 buyurdu.
Ben bunu yapınca, Allah onu benden defedip giderdi." [162]
Osman b. Ebi´l-Âs, Müslüman olduğundan beri bedeninde duyduğu[163] ve şiddetinden öleceğini sandığı hastalık ve ağrıdan şikâyetlendiği zaman, [164] Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bedeninde rahatsızlık duyduğun yerin üzerine elini koy, sür! [165]
Elini oraya üç kere sürerken, ´Bismillah!´ de! [166]
Oraya elini yedi kere daha sür ve her sürüşte[167] ´Euzu bi izzetillâhi[168] [Müslim´e göre; Euzü billahi] ve kudretihî min şerri mâ ecidü[169] ve ehâziru´[170] (Duyduğum ve sakındığım şeyin şerrinden Allah´a ve O´nun izzet ve kudretine sığınırım)´ de!" buyurdu. [171]
Osman b. Ebi´l-Âs:
"Ben bunu yapınca, Allah bende olan rahatsızlığı hemen geçirdi ve giderdi. Bunu ev halkıma ve başkalarına da emir ve tavsiye etmekten geri durmadım" demiştir. [172]
Sakîf Temsilcilerinin Taif´e Dönüşü ve Urve b. Mes´ud´un Borcunun Rabbe Bağışından Ödenişi
İşleri bittiği zaman, Sakîf temsilcileri, yurtlarına dönmek üzere, Peygamberimiz Aleyhisselamin yanından ayrılıp yola çıktılar. [173]
Urve b. Mes´ud´un Taiflilertarafından şehit edilişinden sonra, oğlu Ebu Müleyh b. Urve ile kardeşinin oğlu Karib b. Esved, Sakîf temsilcilerinden önce Medine´ye gelip Müslüman olmuşlardı. [174]
Bunlarda, Sakîf temsilcileri ile birlikte Taife döndüler. Dönecekleri sırada, Ebu Müleyh:
"Yâ Rasûlallah! Babam öldürüldüğünde, üzerinde ikiyüz miskal altın borç vardı.
Eğer Rabbe´ye (Lâfa) hediye edilmiş bulunan zinet eşyasından bu borcu ödemeyi uygun görürsen, öde!" dedi. [175]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Olur!" buyurdu.
Karib b. Esved de:
"Yâ Rasûlallah! Benim babam Esved b. Mes´ud da, Urve´nin borcu gibi borç bıraktı. [176] Onun borcunu da put mallarından ödeşen " dedi. [177]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Esved kâfir ve müşrik olarak ölmüştür!" buyurdu.
Karib:
"Onun bana olan yakınlığı dolayısıyla borcu da bana düşer, benden istenilir" dedi. [178]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O halde, onun borcunu da ödeyeyim" buyurdu. [179]
Ebu Süfyan b. Harb´e, Urve b. Mes´ud ile Esved b. Mes´ud´un borçlarını put mallarından ödemesini emretti. [180]
Abdi Yâlil´in Temsilci Arkadaşlarına Direktifleri ve Temsilcilerin Sakîfler Tarafından Karşılanmaları
Sakîf temsilcileri Sakîflere yaklaştıkları zaman, Abdi Yâlil, arkadaşlarına:
"Ben S a kîtl eri halkın en iyi bileni ve tanıyanıyım dır.
Siz olan bitenleri onlardan gizli tutun. Kendilerini savaş ve çarpışma ile korkutun.
Muhammed´in bizden büyük ve ağır gördüğümüz birtakım şeyler istediğini, fakat bizim onları kabule yanaşmadığımızı; zinayı, içkiyi kendimize yasaklamamızı, mallarımızın faizinden vazgeçmemizi, Rabbe´yi yıkmamızı... bizden istediğini haber verin" dedi.[181]
Sakîfler, temsilcilerini karşıladılar.
Temsilciler, Sakîfleri görünce, elbiselerine hüründüler. Hayırlı bir haberle dönmemişler gibi üzüntülü ve kaygılı güründüler.
Sakîfler temsilcilerinin yüzlerindeki üzüntü ve kaygıyı gördükleri zaman, içlerinden biri:
"Temsilcileriniz, size herhalde hayırlı bir haber getirmemiş!" dedi.
Temsilcilerin Taife girince ilk işleri, öteden beri yaptıkları gibi, Rabbe´nin (Lât´ın) yanına uğramak, onu ziyaret etmek, sonra da ailelerinin yanına dönmek oldu.
Sakîfler:
"Bunlar ne bir muahede, ne de bir görüşme yapamamışa benziyorlar! " diyerek söylendiler.
İçlerinden bir topluluk, temsilcilerin yanlarına gidip, onlara:
"Sizler nelerle döndünüz " diye sordular.
Temsilciler, Peygamberimiz Aleyhisselamın aleyhinde konuşmak gerekirse buna izin verilmesini istemişler, Peygamberimiz Aleyhisselam da buna izin vermişti.
Temsilciler, Sakîflere:
"Biz, sizin yanınıza; kaskatı, işini dilediği gibi tutan, kılıçla herkese üstün gelen, Arapları ve sair halkı kendisine boyun eğdiren, Benî Asfarlar ve sair halklar kaleleri içinde bulunmalarına rağmen ister istemez ya da kılıç korkusuyla kendisinden titreşen... bir adamın yanından geliyoruz!
O, bize çok büyük, ağır ve çetin işler teklif etti. Biz de hepsini reddettik.
Zinayı, içkiyi ve faizi bize yasakladığı gibi, Rabbeyi yıkmamızı da emretü!" dediler.
Sakîfler:
"Biz bunu hiçbir zaman kabul etmez ve yapmayız!" dediler.
Temsilciler:
"Andolsun ki, biz de bunları çok ağırve zor bulduk. Kendisinin bize karşı insaflı davranmayacağını sanıyoruz!
Hemen silahlarınızı, kalenizi onarın! Kalenizin üzerine büyük-küçük mancınıklarınızı dikin! Kalenizin içine de bir veya iki yıllık yiyeceğinizi sokun! İki yıldan fazla kuşatılmazsınız! Kalenizin arkasından da hendek kazın!
Bunları yapmakta acele edin! Çünkü, o işini muhakkak gerçekleştirir. Kendisine hiç güvenemeyiz" dediler.
Bunun üzerine Sakîfler, bir veya iki günü savaşma arzusu içinde geçirdiler. Sonra, Yüce Allah kalb-lerine korku düşürdü.
Temsilcilerine:
"Bizde savaşacak güç yok. Bütün Araplar ona boyun eğmiş bulunuyor. Hemen onun yanına geri dönüp istediğini kabul edin ve kendisiyle barış yapın. [182]
Kendisi bizim üzerimize yürümeden ve askerler göndermeden önce, sizinle onun arasında bir yazı yazın!" dediler.
Temsilciler; Peygamberimiz Aleyhisselamla kararlaştırdıkları şeyleri Sakîflerin ister istemez iyi karşılayacaklarını ve Peygamberimiz Aleyhisselamdan korktuklarını, İslâmiyeti kabule istekli bulunduklarını görünce, [183] güveni korkuya tercih ederek:
"Biz zaten işi onunla karara bağlamışızdır. Kendisi istediğimiz şeyleri bize vermiş, istediğimiz şartları koşmuştur.
Kendisini, insanların Allah´tan en çok korkanı, insanların en iyisi, akraba haklarını en çok gazeteni, insanların en vefalısı, insanların en doğru sözlüsü ve insanların en merhametlisi olarak bulduk. [184]
Ancak, Rabbeyi (Lâfı) yıkmayı bıraktık, onu kendimiz yıkmaktan kaçındık.
´Öyleyse, ben adamlar gönderir, onu yıktırırım´ dedi.
Onu artk adamlar gönderip kendisi yiktıraçaktır" dediler. [185]
Sakîfler:
"Siz bunu sizden saklamam alı, bizi üzüntülerin en ağırıyla üzmemeli değil miydiniz " dediler.
Temsilciler ise:
"Biz sizin kalblerinizdeki şeytanlık gururunu Allah´ın gidermesini istemi sizdir!" diye cevap verdiler.
Bunun üzerine, Sakîfler Müslüman oldular. [186]
Sakîflerden, kalbinde hâlâ müşriklik sevgisi bulunan çok yaşlı bir adam Rabbe´nin yıkılması sözü edilince:
"Bu, vallahi, onunla bizim aramızda bir doğruluk delilidir Eğer onun Rabbe´yi yıkmaya gücü yeterse, kendisinin dâvasında haklı olduğu, hak üzerinde bulunduğu, bizim ise bâtıl, boş üzerinde bulunduğumuz ortaya çıkacaktır!
Eğer Rabbe kendisini savunursa, artık bundan sonra hiçbir şey olmaz!" dedi.
Osman b. Ebi´l-Âs:
"Senin nefsin boş şeyler temenni eder ve seni aldatıp gider!
Rabbe dediğin de nedir ki ! Rabbe, kendisine kim tapıyor, kim tapmıyor, bilebilir mi !
Bunun gibi, Uzzâ da, kendisine tapanı, tapmayanı bilmezdi. Halid b. Velidtek başına varıp onu yıkmıştı.
Yine bunun gibi, İsafı, Nâile´yi, Hübel´i ve Menafi da birer adam gidip yıkmışlardı.
Süâ´ı da bir tek adam gidip yıkmıştı.
Bunlardan hiçbiri kendisini koruyabilmiş midir " dedi.
Yaşlı Sakafî:
"Rabbe, adlarını andıklarının hiçbirine benzetilemez!" dedi.
Osman b. Ebi´l-Âs:
"Sen, bana görünme! dedi. [187]
Ebu Süyan b. Harb ile Muğîre b. Şûbe´nin Lât Putunu Yıkmakla Görevlendirilişi
Sakîf temsilcileri Medine´den ayrıldıktan iki veya üç gün sonra.[188] Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Süfyan b. Harb ile Muğîre b. Şûbe´yi Rabbe putunu yıkmaya gönderdi. [189]
Lât putunu yıkacak olanların Halid b. Velid´in kumandası altında gönderildiği, [190] ve yıkım işine katılanların 19 kişi kadar oldukları da rivayet edilir. [191]
Taife yaklaştıkları zaman[192] Muğîre b. Şube, Ebu Süfyan´ı önden göndermek istedi. [193]
"Şehre, Peygamber Aleyhisselamın emri üzere, önce ilerleyip sen gir!" dedi. [194]
Ebu Süfyan, Taife önce girmekten kaçındı. [195]
"Kavminin yanına önce sen var!" dedi, kendisi Zil Herm´deki mülkünde oturdu kaldı . [196]
Bunun üzerine, Muğîre b. Şube, yanında 19 kadar kişi olduğu halde, yatsı vakti[197] Taife girdi. [198]
Geceyi geçirdiler.
Sabahleyin Rabbe´nin üzerine çıkacaklar, onu yıkacaklardı. [199]
Muğîre b. Şube, kendisiyle birlikte gelen arkadaşlarına:
"Vallahi, bugün sizi Sakîflere güldüreceğim!" dedi ve eline bir kazma, balta aldı . [200] Rabbe´nin üzerine çıktı.
Kendisinin kavmi olan Muattib oğulları, o da Urve b. Mes´ud gibi vurulur, öldürülür korkusuyla silahlanarak, Muğîre b. Şûbe´ninyakınında dikilmiş duruyorlardı. [201]
O sırada, Ebu Süfyan da oraya geldi.
Muğîre ona teklifini tekrarlayınca, Ebu Süfyan:
"Hayır! Sen Rabbe´ye benden önce erişeceğini söylemiştin! Yanıbaşımda duran Muattib oğulları benim onu yıkmaya başladığımı görürlerse dururlar mı " dedi.
Muğîre b. Şube:
"Kavmim buraya onlan güvenlik maksadıyla sen gelmeden önce koymuşlardır" dedi. [202]
Sakîflerin kadınları gelip yüzlerini açmışlar, erkeklerinin kılıçla çarpışmaksızın Rabbe´yi Müslümanlara teslim ettiklerine yanıyorlar, ağlıyorlardı. [203] Köleler, çocuklar, erkekler, genç kızlar oraya gelmişlerdi.
Herkes, Lât´ın yıkımından çekingen bulunuyordu. [204]
Muğîre b. Şube, elindeki balta, kazma ile Lâfa bir darbe indirdiği zaman, [205] Ebu Süfyan:
"Vâh yazık! Âh yazık!" dedi. [206]
Muğîre b. Şube titrer gibi yaparak arkasının üzerine yıkılınca, [207] Taif halkı birden çığlık kopardılar, [208] sarsıldılar!
"Allah Muğîre´yi rahmetinden uzak etsin! Rabbe onu öldürdü!" dediler.
Muğîre´nin yıkılıp düştüğünü gördüklerine çok sevindiler.
"Sizlerden ona yaklaşmayı, onu yıkmaya kalkışmayı isteyebilecek, göze alabilecek kim var !
Vallahi, ona güç yetirilemez! [209]
Hayır! Siz Rabbe´nin kendisini koruyamayacağını, savunamayacağını sanıyordunuz!
İşte, vallahi o kendisini korumuş ve savunmuştur!" dediler.
Muğîre, bir müddet o halde kaldıktan sonra, [210] silkinip[211] oturdu ve:
"Ey Sakîf topluluğu! Araplar, ´Arap kabileleri içinde Sakîflerden daha akıllı bir kabile yoktur!´ derlerdi. Meğer Arap kabileleri içinde sizden daha ahmak bir kabile yokmuş!
Yazıklar olsun size! Lât ve Uzzâ dediğiniz nedir ki Rabbe dediğiniz nedir ki Şu taşlar gibi birer taştırlar. [212] Taştan, kerpiçten ibarettirler. [213] Onlar kendilerine kim tapıyor, kim tapmıyor; bilemezler!
Yazıklar olsun size! Lât hiç işitir mi Hiç görür mü Hiçbir yarar veya zarar verir mi [214]
Gelin! Allah´ın affına ve lutfuna sığının! O´na ibadet edin!" dedi. [215]
Sonra da, yanındakilerle birlikte Rabbe´yi yıkmaya, [216] taşları birer birer yere indirmeye devam ve en sonunda onu yerle bir edince, Sakîfler şaşakaldılar. [217]
Lâfın kapıcı ve bakıcısı, Sakîflerin Aclân b. Attâb b. Malik oğullarındandı.
Attâb b. Malik b. Ka´b´dan sonra, bu hizmeti oğulları görmekte idi.
Lâfın bakıcısı:
"Göreceksiniz ki, temeline inilince temel öyle birkızacaktırki, o kızgınlıkla onlan yerin dibine batıracak, geçirecektir!" diyordu. [218]
Muğîre b. Şube, bunu işitince, [219] Halid b. Velid´e:
"Beni bırak da, şunun temelini de kazayım bakayım !" dedi. [220]
Temelini kazmaya başlayıp, adam boyunun yansına kadar kazdı. Kabkab´ın deposuna vardılar. Orada bulunan zinet eşyasını ve elbiseleri soyup çıkardılar. Koku, altın ve gümüşü de aldılar. [221]
Kabkab; Lâfın içinde bulunduğu yerin adı idi. [222]
Lâfın malları biraraya toplanınca, Muğîre b. Şube, Ebu Süfyan´a:
"Resûlullah Aleyhisselam, bu maldan, Urve b. Mes´ud ile Esved b. Mes´ud´un borçlarını ödemeyi sana emretmişti" dedi.
Onların borçlarını bu mallardan ödediler. [223]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Rabbe´nin bulunduğu yere, Taif Mescidinin yapılmasını Osman b. Ebi´l-Âs´a emretti ve bu emir de yerine getirildi. [224]
Lât yıkım birliği görevlerini yapıp Medine´ye döndükleri gün, Peygamberimiz Aleyhisselam, Lâfın kalan mallarını da Müslümanlar arasında bölüştürdü.
Dinini aziz ve üstün kıldığı, kendisine yardım ettiği için de, Yüce Allah´a hamd ü senada bulundu. [225]
Ebu Âmir Fâsık´ın Taif´ten Şam´a Kaçışı ve Akıbeti
Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´ye hicret ettiği sırada, Medine´de Dubay´a oğullarından Ebu Âmir Rahib Abdi Amr b. Sayfî diye anılan bir adam bulunuyordu.[226]
Kendisi, Cahiliye devrinde Allah adamlığına, ruhbanlığa özenir, ruhban elbisesi giyerdi.
Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl de, Ebu Âmir Fâsık´ın halasının oğlu idi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın peygamber olarak gönderilişi Ebu Âmir´i kıskandırmış, çileden çıkarmıştı . [227]
Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye gelince, Ebu Âmir kendisine uyan bazı adamlarla birlikte kalkıp Mekke´ye gitti. Peygamberimiz Aleyhisselam ona Fâsık adını taktı. [228] Hendek savaşlarında da müşriklerin yanında Peygamberimiz Aleyhisselama karşı savaştı. [229] Mekke fethedilince Taife, Taiflilerin Müslüman olduklarını görünce de Şam´a kaçtı ve gurbette yalnız başına öldü gitti. [230]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kalkaşandi, Nihâyetü´l-ereb, s. 198.
[2] İbn Hazm, Cemhere, s. 482.
[3] İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 41.
[4] İbn Hazm, s. 468.
[5] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 1 33, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 954, Taberî, Târih, c. 3, s. 135.
[6] VâkıdîMegâzî.c. 3, s. 954.
[7] İbn İshak, c. 4, s. 133, Vâkıdî, c. 3, s. 954, Taberî, c. 3, s. 1 35.
[8] Vâkıdî, c.3,s. 955.
[9] İbn İshak, c. 4, s. 134, Vâkıdî, c. 3, s. 955, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 313, Taberî, c. 3, s. 136.
[10] İbn İshak, c. 4, s. 134, Taberî, c. 3, s. 136.
[11] İbn İshak, c. 4, s. 134, Vâkıdî, c. 3, s. 955, Taberî, c. 3, s. 136.
[12] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 955, Taberî, Târih, c. 3, s. 136.
[13] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 313.
[14] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 134, Vâkıdî, c. 3, s. 955, Taberî, c. 3, s. 136.
[15] Vâkıdî, c. 3,5.955.
[16] İbn İshak, c. 4, s. 134, Vâkıdî, c. 3, s. 955, Taberî, c. 3, s. 136.
[17] Vâkıdî, c. 3, s. 955.
[18] İbn İshak, c. 4, s. 134, Vâkıdî, c. 3, s. 955, Taberî, c. 3, s. 136.
[19] Vâkıdî, c. 3, s. 955.
[20] İbn İshak, c. 4, s. 134, Taberî, c. 3, s. 136.
[21] İbn Hazm, Cevâm iu´s-Sîre, s. 256.
[22] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâki df, c. 3, s:. 962, Taberî, c. 3, s. 140.
[23] Vâkıdî, c. 3, s. 962.
[24] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 962, Taberî, c. 3, s. 140.
[25] Vâkıdî, c. 3, s. 962, .
[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 183, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 962, Taberî, Târîh, c. 3, s. 140.
[27] İbn İshak, c. 4, s. 140.
[28] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 962, Taberî, c. 3, s. 140.
[29] Vâkıdî, c. 3, s. 962.
[30] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 962, Taberî, c. 3, s. 140.
[31] İbn İshak, c. 4, s. 183, Taberî, c. 3, s. 140.
[32] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s:. 962, Taberî, c. 3, s. 140.
[33] Vâkıdî, c. 3, s. 962.
[34] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 962, Taberî, c. 3, s. 140.
[35] Vâkıdî, c. 3, s. 962-963.
[36] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 963, İbn Sa´d.c. 1, s. 31 3, Taberî, c. 3, s. 1 40.
[37] İbn İshak, c. 4, s. 183, Taberî, c. 3, s. 140..
[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 963, Taberî, c. 3, s. 140.
[39] Vâkıdî, c. 3, s. 963.
[40] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s. 963, Taberî, c. 3, s. 140.
[41] İbn İshak, c. 4, s. 183, Taberî, c. 3, s. 140.
[42] İbn İshak, c. 4, s. 183, Vâkıdî, c. 3, s:. 963, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 313, Taberî, c. 3, s:. 140-141.
[43] Vâkıdî, c. 3, s. 963.
[44] Vâkıdî, c. 3, s. 963, İbn Sa´d, c. 1 , s. 313.
[45] İbn Sa´d, c. 1,s.313.
[46] Vâkıdî, c. 3, s. 963.
[47] İbn Sa´d, c. 1,s.313.
[48] İbn Sa´d, c. 5, s:. 510.
[49] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 183, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 963, Taberî, Târîh, c. 3, s. 141.
[50] İbn İshak, c. 4, s. 183, Taberî, c. 3, s. 141.
[51] Vâkıdî, c. 3, s. 963.
[52] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâki df, c. 3, s:. 963, Taberî, c. 3, s. 141.
[53] Vâkıdî, c. 3, s. 962, İbn Sa´d, c. 5, s. 504-505.
[54] İbn İshak, c. 4, s. 182, Taberî, c. 3, s. 140.
[55] Vâkıdî, c. 3, s. 963.
[56] İbn Sa´d, c. 5, s. 508.
[57] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s. 963-964, İbn Sa´d, c. 1, s. 31 3, Taberî, c. 3, s. 141.
[58] Vâkıdî, c. 3, s. 964.
[59] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s:. 964, İbn Sa´d.c. 1, s. 31 3, Taberî, c. 3, s. 1 41.
[60] İbn İshak, c. 4, s. 184, Taberî, c. 3, s. 141.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 184, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 964, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 313, Taberî, Târîh, c. 3, s. 141.
[62] İbn İshak, c. 4, s. 184, Taberî, c. 3, s. 141.
[63] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s. 964, İbn Sa´d.c. 1, s. 31 3, Taberî, c. 1, s. 1 41.
[64] İbn Sa´d, c. 1,s.313.
[65] Vâkıdî, c. 3, s. 964.
[66] İbn İshak, c. 4, s. 184, Taberî, c. 3, s. 141.
[67] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s:. 964, Taberî, c. 3, s. 141.
[68] Vâkıdî, c. 3, s. 964.
[69] İbn İshak, c. 4, s. 184, Taberî, c. 3, s. 141.
[70] Vâkıdî, c. 3, s. 964.
[71] Halebî, İnsânu´l-uyÜn, c. 3, s. 244, İbn Bahlân, Sîre, c. 2, s:. 164.
[72] Vâkıdî, c. 3, s. 946.
[73] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 964, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 3, s. 31.
[74] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 5, s. 300, Zehebî, M egâzf, s. 556, İbn Kayyım, c. 3, s. 31.
[75] Vâkıdî, c. 3, s. 964.
[76] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 218, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 1 63-1 64.
[77] İbn İshak, c. 4, s. 184, Taberî, c. 3, s:. 141.
[78] Vâkıdî, c. 3, s. 964.
[79] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s. 964, İbn Sa´d.c. 1, s. 33, Taberî, c. 3, s. 141.
[80] Vâkıdî, c. 3, s. 965.
[81] Ahm ed b. Hanbel, c. 4, s. 9.
[82] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 965.
[83] Vâkıdî, c. 3, s. 967.
[84] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 184, Taberî, Târîh, c. 3, s. 141.
[85] İbn İshak, c. 4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s. 967, Taberî, c. 3, s. 141.
[86] Vâkıdî, c. 3, s. 965.
[87] Vâkıdî, c. 3, s. 965-966, Beyhakî, D ela ilü ´n-n übü vve, c. 5, s. 300, Ze hebf, M egâzf, s. 556, İ bn K ayyı m, Zâdu´l -m ead, c. 3,s. 31.
[88] Vâkıdî, c. 3, s. 966.
[89] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 185, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 968.
[90] İbn İshak, c. 4, s. 185, Taberî, c. 3, s. 141.
[91] Vâkıdî, c. 3, s. 968.
[92] Ebu Dâ´vud, c. 3, s. 163, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 33.
[93] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 966, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 31-32.
[94] Vâkıdî, c. 3, s. 966-967.
[95] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 32.
[96] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 967, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 304, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[97] Beyhakî, c. 5, s. 302, İbn Kayyım , c. 3, s. 32.
[98] Vâkıdî, c. 3, s. 967.
[99] Beyhakî, c. 5, s. 302, İbn Kayyım , c. 3, s. 32.
[100] Vâkıdî, c. 3, s. 967, Beyhakî, c. 5, s. 302.
[101] Beyhakî, c. 5, s. 302, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[102] Vâkıdî, c. 3, s. 967, Beyhakî, c. 5, s. 302, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[103] Beyhakî, c. 5, s. 302, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[104] Vâkıdî, c. 3, s. 967.
[105] Vâkıdî, c. 3, s. 967, Beyhakî, c. 5, s. 302, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[106] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/379-391.
[107] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 184, Vâkıdî, c. 3, s. 967, Taberî, Târih, c. 3, s. 141,Beyhakî, c. 5, s. 301.
[108] Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 276-278.
[109] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 284, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 1 , s. 135.
[110] İbn Sa´d, c. 1, s. 284-285.
* Vecc vadisi aslında haram ve dokunulmaz bir bölge idi. Nitekim Peygamberimiz Aleyhisselam Hicretin 8. yılında Sakffleri Taifte kuşatmadan önce Vecc vadisinde bir sidre ağacının altında durup vadiye göz gezdirdikten sonra, "Hiç şüphesiz, Vecc vadisinde av avlamayı ve onun dikenli ağaçlarını kesm evi Allah haram kılmı ştır" buyurmuştu (Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 165).
[111] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 285, .
[112] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c.1, s. 285, Ebu Ubeyd, Kitâbu´l-emvâl, s. 279.
[113] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4,s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, Ebu Ubeyd, s. 279.
[114] Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, Ebu Ubeyd, s. 279.
[115] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, E bu Ubeyd, s. 279.
[116] Ebu Ubeyd, s. 279.
[117] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, E bu Ubeyd, s. 279.
[118] Ebu Ubeyd, s. 279.
[119] İbn İshak, c. 4, s. 187, İbn Sa´d, c. 1 , s. 285.
[120] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, E bu Ubeyd, s. 279.
[121] Ebu Ubeyd, s. 279.
[122] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, Ebu Ubeyd, s. 279.
[123] İbn Sa´d, c, s. 285.
[124] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, Ebu Ubeyd, s. 279.
[125] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285.
[126] İbn İshak, c. 4, s. 187 Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, s. 285, Ebu Ubeyd, s. 279.
[127] Ebu Ubeyd, s. 279.
[128] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 973, İbn Sa´d, c. 1, 285, E bu Ubeyd, s. 279.
[129] Ebu Ubeyd, s. 279.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/391-394.
[130] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 184-185, Vâki d f, M egâzf, c. 3, s. 967, 968, Taberî, Târih, c. 3, s. 141.
[131] İbn İshak,c.4,s. 185, Taberî, c. 3, s. 141.
[132] İbn İshak, c. 4, s. 185, Vâkıdî, c. 3, s. 968, Taberî, c. 3, s. 141.
[133] Bevhakf, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 302, İbn Kayvım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 32.
[134] Vâkıdı, c. 3, s. 968.
[135] İbn İshak. c. 4. s. 185. Taben. c. 3. s. 141.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/394-395.
[136] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâm, s. 27.
[137] Ebu´l-Münzir Hisam, s. 16.
[138] Yâkût, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 4.
[139] Ebu´l-Münzir Hişam, s. 16, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 972, Yâkût, c. 5, s. 4.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/395-396.
[140] Vakıdf, c. 3, s. 968.
[141] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 185, Taberî, Târih, c. 3, s. 141.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/396-397.
[142] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 9, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 55-56, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 427428.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/397.
[143] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 966, İbn Sa´d, Tabakât, c. 5, s. 508, .
[144] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 185, Taberî, Târih, c. 3, s. 141.
[145] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 218, .
[146] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21, 218.
[147] Vâkıdî, c. 3, s. 968, İbn Sa´d, c. 5, s. 508.
[148] İbn İshak, c. 4, s. 185, Vâki cif, c. 3, s. 968, İbn Sa´d, c. 5, s. 508.
[149] İbn İshak, c. 4, s. 185.
[150] Vâkıdî, c. 3, s. 968, İbn Sa´d, c. 5, s. 508.
[151] İbn Sa´d, c. 5, s. 509, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 218.
[152] İbn İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 968-969, İbn Sa´d, c. 5, s. 508.
[153] İbn İshak, c. 4, s. 186, ^med b. Hanbel, c. 4, s. 21.
[154] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21.
[155] İbn Sa´d, c. 5, s. 508-509, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21, 218.
[156] İbn Sa´d, c. 5, s. 508-509, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21, 218.
[157] İbn İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 969, İbn Sa´d, c. 5, s. 508.
[158] İbn İshak, c. 4, s. 186, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21 -22.
[159] Vâki cif, c. 3, s. 969, İbn Sa´d, c. 5, s. 508, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 22.
[160] İbn Sa´d, c. 5, s. 509, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 218.
[161] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 466, Beyhakî, Delâilü´n-nübüwe, c. 5, s. 307-308, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 33, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 9, s. 3, Kastalânf, Mevâhibü´l-ledünniye, c. 1, s. 308.
[162] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 216, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1728-1729, Bevhakf, c. 5, s. 307, İbn Kayyım, c. 3, s.33.
[163] Müslim, c. 4, s. 1728.
[164] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21.
[165] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21, 217, Müslim, c. 4, s. 1728.
[166] Müslim, c. 4, s. 1728.
[167] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21, 217.
[168] Müslim, c. 4, s. 1728.
[169] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 21, 217, Müslim, c. 4, s. 1728.
[170] Müslim, c. 4, s. 1728.
[171] Ahmed b. Hanbel, c. 4,s.21, 217, Müslim, c. 4, s. 1728.
[172] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 21.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/398-400.
[173] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.4, s. 186, Taberî, Târih, c. 3, s. 141.
[174] İbn İshak, c. 4, s:. 186-187, Vâkıdî, c. 3, s. 962, İbn Sa´d, c. 5, s. 504.
[175] Vâkıdı, c. 3, s. 971, İbn Sa´d, c. 5, s. 505.
[176] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdı, c. 3, s. 971, İbn Sa´d, c. 5, s. 505.
[177] İbn İshak, c.4, s. 187, İbn Sa´d, c. 5, s. 505.
[178] İbn İshak, c. 4, s. 187, Vâkıdî, c. 3, s. 971, İbn Sa´d, c. 5, s. 505.
[179] Vâkıdı, c. 3, s. 971, İbn Sa´d, c. 5, s. 505.
[180] İbn İshak.c.4.s. 187.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/400-401.
[181] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 969.
[182] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 969-970, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 302-303, İbn Kayyım , Zâdu´l-mead, c. 3, s. 32.
[183] Vâkıdî, c. 3, s. 970, Beyhakî, c. 5, s. 302-303, İbn Kayyım , c. 3, s. 32.
[184] Vâkıdî, c. 3, s. 970, Beyhakî, c. 5, s. 303, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[185] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 970.
[186] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 5, s. 303, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 62, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 32.
[187] Vâkıdî, c. 3,3.970-971.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/401-404.
[188] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 971.
[189] İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 971 , Taberî, Târih, c. 3, s. 141 -142, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 5, s. 30, İ bn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 257, İtan E sfr, Kâmil, c. 2, s. 284, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 230, Zehebî, Megâzî, s. 559.
[190] Vâkıdî, c. 3, s. 971, Zehebî, s. 558, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 63, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 32, Diyarbekrî, Târîhu´l- hamfs, c. 2, s. 135.
[191] Vâkıdî, c. 3, s. 971.
[192] İbn İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 971.
[193] İbn İshak, c. 4, s. 186.
[194] Vâkıdî, c. 3, s. 971, İbn Seyyid.c. 2, s. 230.
[195] İbn İshak, c. 4, s. 186.
[196] İbn İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 971, İbn Seyyid, c. 2, s. 230.
[197] Vâkıdî, c. 3, s. 971.
[198] İtan İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 971.
[199] Vâkıdî, c. 3, s. 971.
[200] Vâkıdî, c. 3, s. 971, Zehebî, s. 558.
[201] İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 4, s. 186, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 971, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 230.
[202] Vâkıdî, c. 3, s. 971-972.
[203] İbn İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 972, Ta ben, Târih, c. 3, s. 142, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 5, s. 304, İtan Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 258, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 284, İbn Seyyid, c. 2, s. 230.
[204] Vâkıdî, c. 3, s. 972, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 63, İ bn Kayyım, c. 3, s. 32.
[205] İbn İshak, c. 4, s. 186, Vâkıdî, c. 3, s. 972, Taberî, c. 3, s. 142.
[206] İbn İshak, c. 4, s. 186, İbn Seyyid, c. 2, s. 230.
[207] Vâkıdî, c. 3, s. 972, İbn Kayyım, c. 3, s. 32.
[208] Vâkıdî, c. 3, s. 971.
[209] İbn Kayyım, c. 3, s. 32, Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 63.
[210] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 972.
[211] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 33
[212] Vâkıdî, c. 3, s. 972,.
[213] Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 63, İbn Kayyım , c. 3, s. 33.
[214] Vâkıdî, c. 3, s. 972.
[215] Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 63, İbn Kayyım, c. 3, s. 33.
[216] Vâkıdî, c. 3, s. 972.
[217] Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 63, İbn Kayyım, c. 3, s. 33.
[218] Vâkıdî, c. 3, s. 972, .
[219] Vâkıdî, c. 3, s. 972, İbn Kayyım, c. 3, s. 33.
[220] Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 63, İtan Kayyım, c. 3, s. 33.
[221] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 972.
[222] İtan Esîr, Nihâye, c. 3, s. 341 .
[223] İtan İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 4, s. 187.
[224] Ebu Dâvud, Sünen, c.1 , s. 123, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 33.
[225] Ebu´l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 63, İbn Kayyım , c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Târihu´l-hamfs, c. 2, s. 1 37-1 38.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/404-408.
[226] İbnİshakıc.3,s. 71.
[227] İbn Şa´d, Tabakât, c. 3, s. 540-541.
[228] İbn İshak,c.3,s. 71.
[229] Vâkidi, c. 2,5.441.
[230] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 81, İbn Kayyım, c. 3, s. 12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/408.
|
|
|
| Tebük´ten Sonra |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 01:49 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Tebük´ten Sonra
Hz. Ümmü Külsûm´un Vefatı
Peygamberimiz Aleyhisselamın kızı ve Hz. Osman´ın zevcesi Hz. Ümmü Külsûm.[1] Hicretin 9.yılında vefat etti.[2]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam; Hz. Ümmü Külsûm´u yıkayacak olanlara, onu üç, beş kere veya daha çok yıkamalarını, [3] yıkanırken onun na´şının üzerinin yeşil hurma dallarıyla örtülmesini emir buyur-du. [4]
Yıkayıcılara, birdefıta (peştemal)verdi. [5]
Hz. Ümmü Külsûm´u Peygamberimiz Aleyhisselamın halası Hz. Safiyye yıkadı. Esma bintj Umeys de yıkamaya yardım etti. [6]
Yıkama[7] ve kefenleme işinde[8] Ensar kadınlarından Ümmü Atiyye de bulundu. [9]
Hz. Ümmü Külsûm´un cenaze namazını Peygamberimiz Aleyhisselam kıldırdı[10] ve kabrinin başına oturdu, gözleri yaşardı. Kabrin başında bulunanlara:
"Şu gece, içinizden hiç kimse işe karışmayacak mı " diye sordu.
E bu Talha:
"Yâ Rasûlallah! Ben karışırım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyleyse, in onun kabrinin içine!" buyurdu. [11]
Kabre Hz. Ali, Fadl b. Abbas ve Üsâme b. Zeyd de indiler. [12]
Hz. Osman, Hz. Ümmü Külsûm´un vefatına çok üzüldü ve ağladı. [13]
Himyer Krallarının Müslüman Oluşu
Himyerîlerin Kimlikleri ve Yurtları
Himyerîler, Kahtanî idiler.
Kahtan´ın oğlu Ya´rüb, Ya´rüb´ün oğlu Yeşcüb, Yeşcüb´ün oğlu Sebe1, Sebe´in oğlu da Himyer´di.
Himyer´in Malik, Âmir, Amr, Sa´d, Vâside isimlerini taşıyan oğullarından Âmirin soyundan Dühman, Sa´d´ın soyundan Selef ve Eşlem, Amr´ın oğlu Hâris´in soyundan Zû Ruayn hanedanı, Malik´in Kudâa adındaki oğlunun soyundan da Kudâa kabileleri türemiştir.[14]
Himyerîlerin konak yerleri Yemen ülkesinde idi. [15]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Himyer Krallarını İslâmiyete Davet Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ayyaş b. Ebi Rebiayı bir yazı ile Mesruh ve Nuayım b. Abdi Külâl el-Himyerî´ye göndermiş ve yazısında şöyle buyurmuştu:
"Sizler, Allah´a ve Resûlüne iman ederseniz, selamete, güvenliğe erersiniz.
Hiç şüphesiz, bir olan, eşi ortağı olmayan Allah, Musa´yı âyetleriyle (mucizeleriyle) gönderdi. İsa´yı kelimeleriyle yarattı.
(Fakat) Yahudiler, ´Üzeyr Allah´ın oğludur!´ dedi.
Nasrânîler de, ´Allah, üçün üçüncüsüdür. İsa Allah´ın oğludur!1 dediler."[16]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ayyaş b. Ebi Rebia´yı mektupla gönderirken de:
"Sen, onların yurduna varınca, geceleyin girmeyeceksin.
Sabaha kadar bekledikten sonra, güzelce bir abdest al. İki rekat namaz kıl. Allah´tan kurtuluş ve kabul dile ve Allah´a sığın.
Yazımı sağ eline al ve onu onlara sağ elinle ve sağ taraflarından ver!
Seni kabul ettikleri zaman, onlara Beyyine sûresini oku:
Kitablılardan ve müşriklerden küfredenler, apaçık bir hüccet, yani içinde kitabların en doğru hükümleri yazılı, bâtıldan uzak ve temiz sahifeleri okuyacak, Allah´tan bir peygamber gelinceye kadar güya bekleyeceklerdi, dinlerinden ayrılacak değillerdi.
Böyle iken, Kitab verilmiş olan bunlar, ayrılmadılar ayrılmadılar da, ancak kendilerine o apaçık hüccet geldikten sonra ayrıldılar.
Halbuki, onlar Allah´a-O´nun dininde ihlas ve samimiyet erbabı ve muvahhid olarak-ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekatı vermelerinden başkasıyla emrolunmamıslardı.
En doğru din de, bu idi.
Gerçekten, Kitablılardan olsun, müşriklerden olsun, bütün o küfredenler Cehennem ateşindedirler, onun içinde temelli kalıcıdırlar.
Yaratılanların en kötüsü de, onların ta kendileridir.
İman edip de güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanlara gelince; hiç şüphe yok ki, bunlar da yaratılanların en hayırlı sı diri ar.
Onların Rableri katında mükâfat], altından ırmaklar akmakta olan Adn cennetleridir. Hepsi de içlerinde temelli kalıcıdırlar.
Allah onlardan hoşnut olmuş, bunlar da Allahtan hoşnut olmuşlardır.
İşte bu saadet, Rabbinden korkanlara mahsustur.´ [Beyyine: 1-8]
Sûreyi böylece okuyup bitirdiğin zaman:
´Ben Muhammed´e iman ettim ve ben ona iman edenlerin ilkiyim!´ de!
Onlar sana hiçbir hüccet getirmezler ki, boşa gitmesin!
Hiçbir yaldızlı kitap getirmezler ki, nuru sönmüş olmasın
Onlar sana kendi dilleriyle birşey okudukları zaman:
´Tercüme ediniz!´ de!
´Allah bana yeter!´ dedikten sonra:
´Ben Allah´ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaleti yerine getirmekle de em rol undum.
Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir!
Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de size aittir.
Bizimle sizin aranızda hiçbir mücadele yoktur.
Allah hepimizi biraraya toplayacaktır. Dönüş ancak O´nadır!´ [Şûra: 15] de!
Müslüman oldukları zaman toplanıp önünde yere kapandıkları değneği iste!
Onlar ılgın ağacındandır.
Birisi beyaz ve sarı ile karışık alacadır.
Birisi kamış gibi boğumludur. Öbürü de kara abanoz ağacı gibi kapkaradır!
Onları çıkarttır, çarşılarında ateşe ver, yak!" buyurdu.
Ayyaş b. Ebi Rebia der ki:
"Gittim. Resûlullah Aleyhisselamın bana emrettiği şeyleri yaptım.
Yanlarına vardığım zaman, onlar süslenmiş, süslü elbiselerini giymiş bulunuyorlardı.
Kendilerini göreyim diye üç evin kapılarındaki büyük perdelere kadar yaklaştım.
Onlara:
´Ben Resûlullahın elçisiyim!´ dedim.
Ve Resûlullah Aleyhisselamın yapmamı bana emrettiği şeyleri yaptım.
Beni kabul ettiler. Resûlullah Aleyhisselamın beyan buyurduğu gibi oldu." [17]
Himyer Krallarının Müslüman Oldukları Hakkında Mektup ve Elçi Göndermeleri
Hicretin 9. yılında Ramazan ayında[18] Peygamberimiz Aleyhisselamın Tebük´ten dönüp geldiği sırada, Himyer kralları Haris b. Abdi Külâl, Nuaym b. Abdi Külâl ve Zf Ruayn, Meâfir ve Hemdan kralı Numan´ın şirkten ve müşriklerden ayrılıp Müslüman oldukları hakkında Peygamberimiz Aleyhisselâma gönderdikleri yazıları ile elçileri Malik b. Mürre (İbn Sa´d´a göre; Mürâretü´r-Rahâvî) Medine´ye geldi. [19]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Malik b. Mürre´yi konuklayıp ağırlamasını Bilal-i Habeş ye emretti. [20]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Himyer ve Hemdan Krallarına Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselam, Himyerve Hemdan krallarına yazdırdığı yazısında şöyle buyurdu:
"B ismi İlâhi rra hm ânirrahîm
Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamberden Haris b. Abdi Külâl´e, Nuaym b. Abdi Külâl´e,[21] Meâfir ve Hemdan kralı Numan´a!
İmdi, ben, kendisinden başka ilah olmayan Allah´a, sizlere olan hidayetinden dolayı hamd ederim.
Bundan sonra malûmunuz olsun ki; Rum toprağından dönüşümüzde elçiniz[22] bizimle buluştu. [23]
Sizin kendisini ne için gönderdiğinizi tebliğ etti, hakkınızda bilgi verdi, İslâm dinine girdiğinizi ve müşriklerle savaştığınızı bize bildirdi. [24]
Eğer siz iyileşir, Allah´a ve Resûlüne itaat ederseniz, namazı kılarsanız, zekat verirseniz, ganimetlerden Allah´a ait beşte biri, Resûlullahın hissesini ve kendisine seçilip verilecek şeyi ve mü´min-ler üzerine farz kılınan sadakayı, [25] kaynak suların suladığı ve göğün suladığı şeylerin de uşrünü ve ortaklık suyun nöbet gününde veya kuyu ile havuz arasına kovadan akan suyun suladığı şeylerin de yanm uşrünü verirseniz, [26] Yüce Allah sizi doğru yoluna koymuş bulunur. [27]
Zekat olarak da:
Her kırk devede üç yaşına basmış bir dişi deve,
Her otuz devede üç yaşına basmış bir erkek deve,
Her beş devede bir koyun veya keçi,
Her on devede iki koyun veya keçi,
Her kırk sığırda iki yaşına basmış erkek veya dişi bir dana,
Her otuz sığırda bir yaşına basmış erkek veya dişi bir dana,
Her kırk koyunda kendi başına yayılır bir koyun veya keçi vermeniz gerekir ki, Allah bunu mü´min-lere farz kılmıştır.
Kim hayrını arttırırsa, onu kendi lehine arttırmış olur.
Bu farizayı eda eden, Müslümanlığına şehadet getiren, müşriklere karşı mü´minlere yardım eden kimse mü´minlerdendir.
Kendisi mü´minlerin yararlandıklarından yararlanır, onların mükellef bulundukları vazifelerle de mükellef bulunur.
Onun için, Allah´ın himayesi ve Resûlünün himayesi vardır.
Yahudilerden veya Nasrânîlerden Müslüman olanlara gelince:
Onlar da, Müslümanların yararlandıklarından yararlanır, onların mükellef bulundukları vazifelerle mükellef bulunurlar.
Yahudilik veya Nasranîliklerinde kalanlar ise, dinlerinden zorla döndürülmezler.
Kendilerinden erkeklik çağına eren her erkek veya kadın veya hür veya köle Meâfirî (Yemen elbisesi) veya bunun dengi bir elbisenin kıymetine göre tam bir dinar cizye ödemekle mükellef tutulur.
Bunu Resûlullaha ödeyen kimse Allah´ın himayesinde ve Allah´ın Resûlünün himayesinde bulunur.
Kim bunu reddederse, o, Allah´ın ve Allah´ın Resûlünün düşmanıdır.
Sonra şunu da bilesiniz ki; Allah´ın Resûlü Muhammed Peygamber, Zür´a Zf Yezen´e, ´Elçilerim Muaz b. Cebel, Abdullah b. Zeyd, Malik b. Ubâde, Ukbe b. Nemr, Malik b. Mürre ve arkadaşları size geldiği zaman kendilerine iyi davranmanızı tavsiye ederim. Size bağlı yerlerin cizye ve sadakalarından yanınızda toplananları elçilerime teslim edesiniz. Onların âmirleri Muaz b. Cebel´dir. Elçilerim ancak hoşnut olarak döndürüleceklerdir,´ diye haber göndermiştir.
Sonra şunu da bilesiniz ki; Muhammed, Allahtan başka ilah olmadığına ve kendisinin de Allah´ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet eder.
Malik b. Mürretü´r-Rahâvî´nin bana söylediğine göre; H i my eril erden İslâmiyete ilk giren sen imişsin ve müşrikleri öldürmüşsün. Seni hayırla müjdelerim ve Himyerîlere hayırlı olmanı sana emrederim.
Birbirlerinize karşı ne hainlik ediniz, ne yardımlaşmayı kesiniz.
Allah´ın Resûlü, hem zenginlerinizin, hem de fakirlerinizin dostu ve yardımcı sı dır.
Sadaka ve zekat, ne Muhammed için, ne de onun ev halkı için helâl değildir.
O, ancak Müslümanların fakirlerine ve yolculara mahsustur.
Malik, haberin eriştirilecek olanlarını bana eriştirdi ve gizlenecek olanlarını da gizledi.
Kendisine hayırlı olmanızı, iyi davranmanızı size emrediyorum.
Ben size iyi adamlarımdan, onların din ve ilim sahibi olanlarından göndermiş bulunuyorum.
Kendilerine hayırlı olmanı ve iyi davranmanı sana emre.ciiyapjm. Çünkü, onlar adamlarımın ağızlarına bakılır, sözleri dinlenir kişileridir.
Allah´ın selameti, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun." [28]
ZÎYezen, 33 deveye satın almış olduğu birtakım elbiseyi Peygamberimiz Aleyhisselama hediye etmiştir. [29]
Hemdan Temsilcilerinin Medine´ye Gelip Müslüman Olmaları
Başlıca Hâşid ve Bekfl diye anılan iki büyük kabileden ünetniş bulunan Hemdan oğullarının soyları; Hemdan b. Malik, b. Zeyd, b. Evsele, b. Rebia, b. Hıyar, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya´rüb, b. Kahtan´dır. [30]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hicretin 9. yılında Ramazan ayında Tebük´ten döndüğü sırada idi ki[31] Hemdan´dan: [32]
1. Dımam b. Malik´ü´s-Selmânî,
2. Malik b. Nemat Ebu Selm Zü´l-Mi´şâr,
3. Malik b. Eyfa1,
4. Umre b. Malikü´l-Harîff,
5. Hamza b. Malik Zü´l-Miş´arldan[33] mürekkep bir heyet, gelip Peygamberimiz Aleyhisselamla görüştüler. [34]
Heyete Dımam b. Malik başkanlık ediyordu. [35] Heyet üyeleri, üzerlerine Yemen kumaşından elbise giymişlerdi. [36]
Kısa elbiselerinin[37] etekleri ve ceplerinin ağızları atlastan sırmalı idi. [38]
Başlarına Aden bezinden sarıklar sarmışlardı.
Bindikleri develer Mehre ve Erhab kabilelerinin iyi cins develerindendi. Develerin üzerlerinde ağaçtan yapılmış semerler vardı . [39]
Malik b. Nemat, iyi bir şairdi. Güzel ve düzgün söz söylerdi. [40]
Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde ayağa kalkıp: [41]
"Yâ Rasûlallah! Bunlar seni selamlarlar! [42]
Şehirlisi ve göçebesiyle[43] Hemdanların eşrafındandırlar! [44]
Kendileri İslâm bağlarıyla bağlandılar.
Deve ve at sahipleri olan HarîT, Yam ve Şâkir kabilesi adına tâ Yemen diyarından genç develer üzerinde sana koşup geldiler.
Onları Allah hakkında kınayıcı kınayışıyla kınama, azarlama! [45]
Kendileri, Resûlullahın davetine icabet ettiler. Önlerinde kurbanlar kesilen putlardan aynldılar. [46]
Onlar; ahidlerini, sözlerini, dağlar yerinde durduğu ve Sela1 mevkiinde ceylan yavruları gezip tozduğu sürece bozmazlar!" dedi. [47]
Müslüman oldular.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hemdanlar, yardıma koştukları ve sıkıntılara sabredip katlandıkları müddetçe ne güzel kabiledirler!
İslâm ebdâl ve evtâdı da onlardandır, onların içindedir!" buyurmuştur. [48]*
Ebdâl; Yüce Allah´ın yeryüzündeki seçkin kullarından yetmiş kişilik bir cemaat olup, onlardan kırkı Şam ülkesinde, otuzu da diğer ülkelerde bulunurlar.
İçlerinden biri öldüğü zaman, insanlar arasından biri seçilip onun yerine geçirilir.[49]
Hz. Ali, ´Resülullah Aleyhisselam dan ´Ebdâl, Şam´da olurlar ve kırk kişidirler. Onlardan birisi öldüğü zaman, Allah onun yerine başka birini geçirir. Allah, onların duasıyla yağmur yağdırır, düşmanlara karşı mü´minlere onların duasıyla yardım yapar. Şam halkından azabı onların duasıyla kaldırır!´ buyurduğunu işittim" demiştir.[50]
Veted kelimesinin çoğulu olan Evtâd da, lügatta kazık demektir ki, birşeyi ayakta tutmaya, berkiştirmeye sebep olur.[51]
Tasavvufta ise; Allah´ın velf kullarından dört kişi olup, her biri dünyanın şark, garb, şimal, cenub gibi dört cihetinden bir cihette bulunur.[52]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hemdanlar İçin Yazı Yazdırışı ve Malik b. Nemat´ı Vali Tayin Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hemdanların kendilerine ayrılıp verilmesini istedikleri arazi hakkında bir yazı yazdırdı.[53]
Peygamberimiz Aleyhisselam, yazdırdığı yazısında şöyle buyurdu:
"B ismi İlâhirrahm ânirrahîm
Bu, Muhammed Resûlullah tarafından Harîf[54] kabilesi şehri, Cenâb-ı Hadb ve Hafâfü´r-Reml beldeleri halkı için, elçileri Zü´l-Mi´şâr Malik b. Nemat ve kavminden Müslüman olanlarla gönderilen yazıdır:
Onlar namaz ki İdiklan ve zekat verdikleri müddetçe yüksek ve alçak yerler kendilerinin olup, oralardaki mugaylan ağaçlarının meyvelerini yiyebilir ve hayvanlarını da oralarda serbestçe yayabilirier. [55] Bu hususta onlar için Allah´ın ahdi ve Resûlünün himayesi vardır.
Muhacirlerle Ensar onların şahitleridir."
Bu yazı, Ebu´l -Münzir Hişam b. Muhammed b. Sâibu´l-Kelbî (vefatı: 204 H.) zamanında Hemdanların elinde bulunuyordu. [56]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Malik b. Nemat´ı kavminden Müslüman olanların üzerine vali tayin etti. [57]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 38.
[2] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 401, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1952, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 384, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 489.
[3] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 953, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 384.
[4] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 38.
[5] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 384.
[6] İbn Sa´d, c. 8, s. 38, Taberî, Târih, c. 3, s. 155, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1953, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 291.
[7] Taberî, c. 3, s. 155, İbn AMIberr, c. 4, s. 1953, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 291.
[8] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 489.
[9] İbn Sa´d, c. 8, s. 380, Taberî, c. 3, s. 155, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1953, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 291.
[10] İbn Sa´d, c. 8, s. 38-39, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1952, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 291.
[11] İbn Sa´d.c. 8, s. 38, İbn Hacer, c. 4, s. 489, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 140.
[12] İbn Sa´d, c. 8, s. 39, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1952, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 384.
[13] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 401.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/369-370.
[14] Ibn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 46-47.
[15] Yâkût. Mu´cemu´l-büldân.c^.s. 307.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/370.
[16] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 282.
[17] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 282-283.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/370-372.
[18] İbn Sa´d, c. 1, s. 356, Taberî, TâriVı.c. 3, s. 153.
[19] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 235, İbn Sa´d, c. 1, s. 356, Taberî, c. 3, s. 153.
[20] İbn Sa´d, c. 1, s. 356.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/373.
[21] İbn İshak.İbnHişam, c. 4, s. 235, İbn Sa´d, c.1 , s. 356, Belâzurî, Fütûhu´l-büldân, c. 1, s. 85, Taberî, c. 3, s. 153.
[22] İbn İshak.c.4, s. 235, İbn Sa´d, c. 1, s. 356.
[23] İbn İshak.c.4, s. 235, Taberî, c. 3, s. 153.
[24] İbn İshak, c. 4, s. 235, İbn Sa´d, c. 1, s. 356, Taberî, c. 3, s. 153.
[25] İbn İshak.c.4, s. 235-236, İbn Sa´d, c.1, s. 356, Belâzurî, c. 1, s. 85, Taberî, c. 3, s. 153.
[26] İbn İshak,c.4, s. 236, Belâzurî, c. 1, s. 85, Taberî, c. 3, s. 153.
[27] İbn İshak.c.5, s. 235, İtan Sa´d, c. 1, s. 356, Belâzurî, c. 1, s. 85, Taberî, c. 3, s. 153.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 236-237, Taberî, Târîh, c. 3, s. 146, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 75-76, Diyârbekrf, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 138, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 262-263.
[29] Ahmedb. Hanbel. Müsned. c. 3. s. 221. Ebu´l-Fidâ. c. 5. s. 76.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/373-375.
[30] İbn Hazm, Cemhere, s. 329, 392, 475.
[31] İbn İshak, c. 4, s. 244, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 1, s. 1 34, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1360, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 51, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 3, s. 42.
[32] İbn İshak, c. 4, s. 244, İbn Abdi Rabbih, c. 1, s. 134, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1360, İbn Esîr, c. 5, s. 51, İbn Kayyım, c. 3, s.42.
[33] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 341, İbn Esîr, c. 5, s. 51.
[34] İbn İshak, c. 4, s. 244, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1360, İbn Esir, c. 5, s. 51.
[35] Yâkûbf, Târih, c. 2, s. 79.
[36] İbn İshak, c. 4, s. 244, İbn Sa´d.c.1, s. 341, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1360, İbn Esîr, c. 5, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 245, İbn Kayyım , c. 3, s. 42.
[37] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 264.
[38] İbn Şa´d, c. 1, s. 341.
[39] İbn İshak, İbn Hişam.Sîre, c. 4, s. 244, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1360, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c.5, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 245, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 3, s. 42.
[40] İbn Atıdilberr,c.3,s. 1360-1361, İbn Esîr, c. 5, s. 51 , İbn Kayyım, c. 3, s. 42.
[41] İbn İshak, c. 4, s. 244.
[42] İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferfd, c. 1, s. 134.
[43] İbn İshak, c. 4, s. 244, İbn Abdi Rabbih, t 1, s. 134.
[44] İbn İshak, c. 4, s. 244.
[45] İbn İshak, c. 4, s. 244, İbn Abdi Rabbih, c. 1, s. 134.
[46] İbn İshak, c. 4, s. 244.
[47] İbn İshak, c. 4, s. 244.
[48] İ bn Sa´d, Taba kâtü´l -kübrâ, c. 1 , s. 341, İ bn E sfr, c. 2, s. 57.
* Ebdâl; Allah´ın çok ibadet edici, evliya kulları olup, onlardan birisi öldüğü zaman yerine başka birisi geçirildiği için, kendilerine Ebdâl adı verilmiştir (İbn Esîr, Nihâye, c. 1, s. 107).
[49] Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, c. 3, s. 344.
[50] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 112.
[51] Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, c. 1, s. 356.
[52] Muhyiddin b. Arabf, Istılâhâtu´s-Sûfiyye, s. 4, Seyyid Şerif, Ta´rffât, s. 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/376-377.
[53] İbn Abdilberr, Istiâb, c. 3, s. 1360, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 51 İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 246, İbn Kayyım,Zâdü´l-mead, c. 3, s. 42.
[54] İbn Sa´d´a göre; Harff, Yam, Şâkir [c. 1, s. 341].
[55] İbn İshak.c.4, s. 245, İbn Abdi Rabbih, Ikdu´l-ferîd, c. 1, s. 134.
[56] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 52.
[57] İbn Abdilberr. c . 3. s. 1360-1361. İbn Esîr. c. 5. s. 51.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/378.
|
|
|
| Hz.Muhammed´in(a.s.) Eşlerinden İnzivaya Çekilişi |
|
Yazar: RasitTunca - 05-23-2019, 01:46 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hz.Muhammed´in(a.s.) Eşlerinden İnzivaya Çekilişi
Hicretin 9. yılında,[1] Peygamberimiz Aleyhisselam, zevcelerinin kendisine karşı takındıkları bazı uygunsuz tutum ve davranışlarından dolayı, bir ay yanlarına uğramamaya yemin etmişti.[2] Peygamberimiz Aleyhisselamin inzivaya çekildiği sıradaki zevceleri:
1. Hz. Âişe binti Ebi Bekr,
2. Hz. Hafsâ binti Ömer,
3. Hz. Safiyye binti Huyey,
4. Hz. Şevde binti Zem´a,
5. Hz. Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan,
6. Hz. Ümmü Seleme binti Ebu Ümeyye,
7. Hz. Zeyneb binti Cahş,
8. Hz. Meymûne binti Haris,
9. Hz. Cüveyriye binti Hârisü´l-Mustalakî idi.[3]
Ümmü´l-Cülendah gibi bazı münafık kadınlar da, Peygamberimiz Aleyhisselamın kadınları ile düzenini bozmaya çalışmaktan geri durmuyorlardı.[4]
Peygamberimiz Aleyhisselamdan Zevcelerinin İstedikleri Şeyler
Zevcelerinin Peygamberimiz Aleyhisselamdan istedikleri:
a) Dünya yaşantısı ve geçim bolluğu,[5]
b) Giyim kuşam [6]
c) Dünya mutluluğu, [7]
d) Bol nimetler içinde gösterişli yaşantı idi. [8]
Deniliyor ki; Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri bir gün biraraya gelerek: "Biz Peygamber Aleyhisselamdan başkasıyla evli olsaydık, herhalde bizim de itibarımız, elbiselerimiz ve ziynetlerimiz olurdu!" diyecek kadar ileri gittiler.
Peygamberimiz Aleyhisselamdan her biri birtakım şeyler istediler. Bu cümleden olarak:
1. Hz. Ümmü Seleme, damgalı kumaştan yapılmış kısa bir elbise,
2. Hz. Meymûne, pahalı Yemen kumaşından yapılmış, altlı üstlü iki parça elbise (etek, ceket),
3. Hz. Zeyneb, Yemen kumaşından yapılmış bir elbise,
4. Hz. Ümmü Habibe, ak bezden yapılmış pamuklu bir elbise,
5. Hz. Hafsâ, Mısır işi bir elbise,
6. Hz. Cüveyriye, bir başörtüsü,
7. Hz. Şevde, Hayber kadifesi istemiş;
8. Hz. Âişe bir şey istememişti.[9]
9. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah´ım! Muhammed´in ev halkının rızkını, yetecek kadar ver!" diyerek dua etmiş bulunuyordu. [10] Kendisi, Medine´ye gelişinden Rabbine kavuşuncaya kadar, üç gün arka arkaya doyasıya buğday ekmeği bile yemediği gibi, ev halkının da ardarda iki-üç gün doyasıya arpa ekmeği yedikleri olmamıştır. Bazan, bir ay ateş yakmadan dururlar da, [11] ocaklarının tüttüğü görülmezdi. [12] Hz. Âişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri iki gruba ayrılmışlardı. Gruplardan birisinde:
1. Hz. Âişe,
2. Hz. Hafsâ,
3. Hz. Safiyye,
Diğer grupta da:
1. Hz. Ümmü Habibe,
2. Hz. Ümmü Seleme,
3. Hz. Zeyneb,
4. Hz. Meymûne,
5. Hz. Cüveyriye bulunuyordu. [13]
Hz. Âişe ile Hz. Hafsâ, Peygamberimiz Aleyhisselama karşı birbirlerini desteklemekte, birbirlerine arka çıkmakta idiler. [14]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Hafsâya bir sırrı söylediği ve gizli tutmasını da sıkı sıkı tenbih eylediği halde, o bunu Hz. Âişe´ye söylemişti.
Bu hadise de, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklandı:
"Hani, Peygamber, kadınlarından birine gizli birşey söylemişti de, o kadın bunu habervermiş; Allah da Peygamberine açıklayınca, Peygamber, bunun ancak bir kısmını ona bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.
Peygamber bunu kendisine söyleyince, kadın:
´Bunu sana kim haber verdi ´ diye sordu.
Peygamber de:
´Bana, herşeyi bilen, herşeyden haberi olan Allah haber verdi!´ dedi. [15]
Bazı rivayete göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Hafsâya, kendisinden sonra Hz. Ebu Bekir´in, ondan sonra da Hz. Ömer´in halife olacağını haber vermişti. [16]
Yüce Allah, Peygamberimiz Aleyhisselama indirdiği âyette, Peygamberimiz Aleyhisselama karşı birbirlerini destekleyen Hz. Âişe ile Hz. Hafsâ´yı şöyle uyardı:
"Eğer her ikiniz de Allah´a tevbe ederseniz, ne âlâ!
Gerçekten, sizin kalbleriniz kaymıştır.
Yok! Onun aleyhinde birbirinize arka olursanız, hiç şüphesiz, Allah bizzat onun yardı m asıdır!
Cebrail de, mü´minlerin salih olanları da, bunların ardından bütün melekler de, ona yardımcı dır." [17]
Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, tatlıyı ve balı severdi.
İkindi namazını kılıp dönünce, kadınlardan birinin yanına varırdı.
Hafsâ´nın odasına varıp onun yanında herzamanki kalışından daha çok kalınca, [18] kıskandım. [19]
Resûlullahın Hafsâ´da bu kadar kalışının sebebini sordum.
Hafsâ´ya kavminden bir kadın küçük bir tulum bal hediye etmiş, o da bu baldan şerbet yapıp Resûlullaha içirmiş!
Kendi kendime:
´Biz de, vallahi, ona bir tedbir düşünürüz!1 dedim.
Bunu Şevde binti Zem´aya anlattım ve dedim ki:
´Resûlullah yakında senin yanına gelecektir. Yanına gelince, ona:
´Yâ Rasûlallah! Megâfir mi yedin ´ dersin.
O, sana:
´Hayır!´ diyecektir.
Bunun üzerine, sen ona:
´Ya bu koku nedir 1 dersin.
[Resûlullah Aleyhisselam, üzerinde böyle ağır koku bulunmasından hiç hoşlanmazdı.]
Tabiî ki, sana:
´Hafsâ bana bir bal şerbeti içirmiştü´ diyecektir.
Sen de o zaman:
´Demek o balın arısı urfut* ağacından yayılmış, bal toplamış!´ dersin.
Ona ben de böyle diyeceğim!´
Safiyye´ye de:
´Ey Safiyye! Sen de ona böyle dersin!´ dedim.
Şevde:
´Kendisinden başka ilah olmayan Allah´a yemin ederim ki; Resûlullah Aleyhisselam yanıma geldiğinde, ey Âişe, söylememi istediğin sözü, senden korktuğum için, Resûlullah Aleyhisselam daha kapıda iken, neredeyse s öyleyi verecektim!1 dedi.
Resûlullah Aleyhisselam yanına gelince, Şevde:
´Yâ Rasûlallah! Megâfir mi yedin ´ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Hayır!´ buyurdu.
Şevde:
´Ya bu koku nedir 1 diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Hafsâ bana bir bal şerbeti içirmişti´ buyurdu.
Şevde:
´Demek ki, o balın arısı urfijt ağacından yayılmış, bal toplamış´ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam benim yanıma geldiği zaman, ben de kendisine böyle söyledim.
Sonra, Safiyye´nin yanına vardı.
O da bunun gibi söyledi.
Resûlullah Aleyhisselam Hafsâ´nın yanına varınca, Hafsâ:
´Yâ Rasûlallah! Sana şu bal şerbetinden yine içireyim mi ´ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Hayır! Artık onun bana gereği yok!´ buyurdu.
Hafsâ, bana:
´Sübhânallah! Vallahi, onu bal şerbetinden mahrum ettin! ´ dedi.
Ben de, ona:
´Sus, sesini çıkarma!´ dedim." [20]
Hz. Âişe, Hafsâya karşı yaptığı bu işin açığa çıkmasından korktu. [21]
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri, gerek birtakım dünyalıklar isteyip durmalarıyla, gerek birbirlerini kıskanmalarıyla, Peygamberimiz Aleyhisselamı üzmüşlerdi. [22]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, kadınlarının odalarından ayağını çekip, Meşrebe diye anılan çardakta 29 gece yalnız başına oturdu. [23]
Sabah akşam, yemeğini orada tek başına yedi. [24]
Peygamberimiz Aleyhisselam, evvelce, attan hurma kütüğü üzerine düşüp sağ yan bacağı sıyrıldığı zaman da [25] Meşrebe´ye çekilmişti. [26]
Sahabileri kendisini orada ziyaret etmişler, Peygamberimiz Aleyhisselam orada oturarak namaz kılmış ve ki İdi rm işti. [27]
Kadınlarından bir aylık inzivasını da bu Meşrebe´de geçirdi.
Burası, Peygamberimiz Aleyhisselama, [28] Hz. Âişe´ye aitti. [29]
Hz. Ömer der ki:
"Vallahi, biz Cahiliye çağında kadınları hiçbir işte hesaba almazdık.
Yüce Allah onlar hakkında indirdiğini indirinceye ve kendilerine verdiği payı verinceye kadar, [30] biz Kureyş cemaati, kadınlara hakim durumda bir kavim idik.
Medine´ye geldiğimiz zaman, orada bir kavim bulduk ki, kadınları onlara hakim bulunuyor.
Nihayet, bizim kadınlarımız da, onların kadınlarından öğrenerek, bize tahakküme başladılar.
Medine´deki evim, Avâlî mevkiinde Benî Ümeyye b. Zeyd mahallesinde idi.
Bir gün [31] bir iş üzerine kendi kendime düşünürken, karım işe karışarak ´Şöyle şöyle yapsana ´ dedi. [32]
Onun böyle işime karışmasından, bana itirazımsı karşılık vermesinden hoşlanmadım, kızdım, kendisini azariadım: [33]
´O iş seni ne ilgilendirir ! Benim yapmak istediğim bir işte sen hangi hakla bana teklifte bulunmaya kalkışıyorsun !´ dedim.
Karım:
´Şaşılır sana ey İbn Hattab! Sen kendine itirazımsı karşılık verilmesinden hoşlanmıyor, [34] beni azarlıyorsun ama, vallahi Peygamber Aleyhisselamın kadınları bile ona itirazımsı karşılık veriyor, söyleniyorlar.
Hem onlardan herhangi biri, o gün, geceye kadar, kendisinin yanına da uğramıyor. [35] Hatta, senin kızın bile Resûlullah Aleyhisselama itirazımsı karşılık veriyor, sesleniyor da, Resûlullahın o gününü öfkeli geçirtiyor!´ dedi . [36]
İçimden:
´Onlardan, bunu yapan kadın, muhakkak hüsrana uğrar!´ dedim. [37]
Hemen kalkıp yerime vardım. Ridamı üzerime aldım, yola çıktım. Hafsâ´ya kadar gittim.
Ona:
´Ey kızcağızım! [38] Sen Resûlullah Aleyhisselama itirazımsı karşılık veriyor, söyleniyor, [39] hatta kendisinin o gününü öfkeli geçirtiyormuşsun, öyle mi ´ diye sordum. [40]
Hafsâ:
´Evet! Vallahi, hepimiz ona karşılık verir, söyleniriz!1 dedi. [41]
´Sizlerden herhangi birinizin o gün geceye kadar Resûlullah Aleyhisselamın yanına uğramadığı da oluyor mu ´ diye sordum.
´Evet!´ dedi.
´İçinizden her kim böyle yaparsa, muhakkak o hüsrana ciüşer! [42]
Ey kızcağızım! Bilirsin ki; ben seni Allah´ın azabından ve Resûlünün gazabından sakındırır dururum. [43]
Herhangi biriniz, Allah´ın kendisine Resûlünün gazabından dolayı gazab etmeyeceğinden emin mi bulunuyor
Allah´ın gazab ettiği ise helak olur gider.
Sen sakın Resûlullah Aleyhisselama karşı itiraz yollu karşılık verme, söylenme!
Kendisinden de birşey istemeye kalkma!
Neye ihtiyacın olursa, onu benden iste! [44]
Ey kızcağızım! [45] Sakın şu komşun[46] arkadaşın-olan Âişe´nin senden daha güzel ve Resûlullaha senden daha sevgili olması dolayısıyla nazlanması, itiraz yollu karşılık vermesi seni aldatmasın!´ dedim. [47]
Resûlullah Aleyhisselama karşı böyle cephe aldıkları zaman, Resûlullahın kadınlarına:
´Eğer o sizi boşayacak olursa, onun Rabbinin ona sizin yerinize sizden daha hayırlılarını vermesi memuldur1 dedim.[48]
Hafsâ´nın yanından ayrılıp, akrabam olan Ümmü Seleme´nin yanına vardım. Ona da, söyleyeceklerimi söyledim.
Ümmü Seleme:
´Şaşarım sana ey İbn Hattab! Sen herşeye girdin, karıştın durdun!
Resûlullah Aleyhisselamla kadınları arasına da girmek istiyorsun !´ dedi.
Bu söz beni öyle bir tutuş tuttu ki, içimde duyduğum endişe ve üzüntüden bir kısmını kırdı, dağıttı . [49]
Ensardan bir komşumla birlikte Benî Ümeyye b. Zeydlerin yurdunda otururdum. [50] Resûlullah Aleyhisselamın yanına bu komşumla nöbetleşe inerdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben, indiğim zaman, o gün vahiy vesairenin haberini komşuma getirirdim. O indiği zaman da, böyle yapardı. [51]
O sırada, Gassan hükümdarlarından birinin üzerimize yürümek istediğini ve bizimle savaşmak için atlarını nallatmakta olduklarını haber almıştık. [52]
Yüreklerimiz, onların endişesiyle dolu bulunuyordu. [53]
Arkadaşım iniş nöbeti günlerinden birinde idi ki, [54] yatsı vakti bana geldi. [55] Birdenbire kapımı hızlı hızlı çalmaya, [56] ´Aç! Aç!´[57] diyerek seslenmeye başladı. [58]
Çok korktum. Hemen yanına çıktım.
Bana:
´Çok büyük bir hadise oldu!1 dedi. [59]
´Nedir o hadise [60] Yoksa Gassanlar mı geldi ´ dedim.
Arkadaşım:
´Hayır! Ondan daha büyük, daha ağır! [61]
Resûlullah Aleyhisselam kadınlarından inzivaya çekilmiş! [62] Kadınlarını boşamış!´ dedi. [63]
İçimden:
´Hafsâ ile Âişe´nin bumu sürtüldü! Hafsâ hüsrana uğradı!
Ben zaten böyle birşey olacağını zan ve tahmin edip duruyordum!1 dedim." [64]
Hz. Ömer, bu haberi alınca başına toprak saçmış ve:
"Allah, Ömer´i ve kızını ayıplamaz mı " demişti. [65]
Hz. Ömer, hadiseyi anlatmaya devamla şöyle der:
"Sabah namazını kılınca, giyinip kuşandım. Sonra, Medine´ye indim.
Hafsâ´nın yanına vardım. Ağladığını gördüm. [66]
Mü´minlerin diğer analarının odalarına da uğradım. Hepsinde ağlamalar vardı. [67]
Mescide girdiğim zaman da, gördüm ki; halk, canlarının sıkıntısından, üzüntülerinden, çakıllı yeri d üşüştürüyorlar ve:
´Resûlullah Aleyhisselam kadınlarını boşamış!´ diyorlardı.
Kendi kendime:
´Ben bu işi muhakkak öğrenirim!1 dedim.
Hemen Âişe´nin yanına varıp, ona:
´Ey Ebu Bekir´in kızı! Demek sen işi Resûlullah Aleyhisselama eziyet verecek dereceye vardırdın hâ Medim.
Âişe:
´Ey Hattab´ın oğlu! Benim seninle ne işim var ! (Benim işim seni ne ilgilendirir !) Sen kendi heybenle (kızınla) ilgilen!1 dedi.
Bunun üzerine, Ömer´in kızı Hafsâ´nın yanına vardım.
Ona da:
´Ey Hafsâ! Demek sen işi Resûlullah Aleyhisselama eziyet verecek dereceye vardırdın hâ !
Vallahi, sen de pekâlâ bilirsin ki; Resûlullah Aleyhisselam seni sevmiyondur!
Ben olmasam, seni muhakkak boşardı!´ dedim.
Hafsâ, son derecede ağlamaya başladı. [68]
Ona:
´Sen ne diye ağlıyorsun Ben seni bundan sakındırmamış mı idim ´ dedim. [69]
Ona:
´Resûlullah Aleyhisselam sizleri boşadı mı ´ diye sordum.
Hafsâ:
´Bilmiyorum!´ dedi. [70]
Ona:
´Resûlullah Aleyhisselam nerede ´ diye sordum. [71]
Hafsâ:
´O, şuradaki Meşrebe´de! [72] Meşrebe gilarında [hücresinde] [73] inzivaya çekilmiş bulunuyor!´ dedi.
Hemen oraya varınca, karşıma Resûlullah Aleyhisselamın kölesi Rebah çıkmaz mı!
Kendisi, Resûlullah Aleyhisselamın Meşrebe´ye çıkar, Meşrebe´den inerken, merdiven basamağı gibi üzerine bastığı kütüğe de ayaklarını dayamış, oturuyordu.
Bu zenci köleye: [74]
´Ey Rebah! Yanındaki Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna girmek için bana kendisinden izin iste!´ diyerek seslendim.
Rebah bir içeri baktı, bir de bana baktı. Fakat birşey söylemedi. [75]
Dönüp Mescide gittim.
Minberin çevresinde birtakım kimseler oturmuşlardı. Bazıları ağlıyorlardı.
Orada ben de biraz oturdum. İçimde duyduğum endişe ve üzüntü bana galebe çaldı. Tekrar kölenin yanına vardım ve:
´Ömer´in içeri girmesi için izin iste!´ dedim.
Köle, içeri girdikten sonra, yanıma çıktı ve:
´Seni kendisine söyledim, sustu, birşey söylemedi´ dedi.
Yine, dönüp Mescide gittim. Minberin yanında oturdum.
İçimde duyduğum endişe ve üzüntü bana galebe çaldı da, tekrar kölenin yanına vardım. [76]
Sesimi yükselterek:
´Ey Rebah! Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna girmem için izin iste!
Herhalde Resûlullah Aleyhisselam benim Hafsâ için geldiğimi sanıyor!
Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam onun boynunu vurmamı bana emrederse, boynunu da vururum!´ diye seslendim. [77]
Köle, içeri girdikten sonra, yanıma çıktı.
´Seni kendisine söyledim. Sustu. Birşey söylemedi´ dedi.
Bunun üzerine geri dönüp giderken, köle beni çağırdı ve:
´Gir içeri! Sana izin verdi!´ dedi.
İçeri girdim. Resûlullah Aleyhisselama selam verdim.
Gördüm ki; Resûlullah Aleyhisselam bir hasırın üzerine uzanmış!
Hasırın örgüleri kendisinin böğründe iz yapmıştı ! [78]
Hasırla bedeni arasında birşey (bir döşek) de bulunmuyordu!
Başının altında, içine hurma lifi doldurulmuş bir (ot) yastık vardı. [79] Ben oturunca, Resûlullah Aleyhisselam
izarını (yorgan gibi) üzerine çekti.
Zaten, üzerinde ondan başka da birşey yoktu! [80]
Resûlullah Aleyhisselamın hücresine (gilarına) göz gezdirdiğim zaman, gördüm ki; avuçla avuçlanacak kadar azıcık, bir sa´a* yakın arpa. [81] Ayaklarının yanına da, onun kadar (deri dabaklan-masında kullanılan) garez (selem ağacı posası) dökülmüş! Başucunda ise, dabaklanması tamamlanmamış bir posteki asılı idi.
Resûlullah Aleyhisselamın böğründeki hasır izlerini görünce, gözlerimin yaşını tutamayarak ağlamaya başladım. [82]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Ey İbn Hattab! Neye ağlıyorsun ´ diye sordu. [83]
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben ne diye ağlamayayım ki; üzerine uzandığın şu hasır senin böğründe izler yapmış! Şu da senin yatıp kalktığın tamtakır hücren ki, içinde birkaç şeyden başka birşey göremiyorum ! [84]
Vallahi, çok iyi biliyorum ki, sen Allah katında Kisrâ ve Kayser´den daha şerefli ve kıyım etlisin ! [85]
Halbuki yâ Rasûlallah! Kisrâ ve Kayser, bulundukları refahlı yaşantı içinde dem sürüyor! [86] Nimetler ve nehirler içinde yüzüyorlar! [87]
Sen ise, yâ Rasûlallah! Görmüş olduğum yerde ve şu haldesin! [88] Sen ki, Allah´ın Resûlü[89] ve en seçkin kulusun!
Hal böyle iken, işte şu hücren tamtakır!´ dedim. [90]
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam, bana:
´Ey İbn Hattab! Sen dünyanın onlara, ahiretin de bize ait olmasına razı değil misin ´ diye sordu.
Ben de:
´Evet! Razıyım!´ dedim. [91]
Resûlullah Aleyhisselam:
´Öyleyse, bu iş böyledir ve böyle olacakür!´ buyurdu. [92]
´Yâ Rasûlallah! Bari Allah´a dua et de, ümmetine geçim bolluğu versin!
Allah´a ibadet etmezlerken, Allah onlara (gayrimüslimlere) geçim bolluğu vermiştir!´ dedim.
Ben böyle söyleyince, Resûlullah Aleyhisselam, doğrulup oturdu ve:
´Ey İbn Hattab! Yoksa sen şüphe içinde misin !
Onlar hazları, nasipleri dünya hayatında tez elden verilip geçiştirilen bir kavimdir!´ buyurdu. [93]
´Öyleyse yâ Rasûlallah! Benim için Allah´tan mağfiret dile!´ dedim. [94]
´Yâ Rasûlallah! Yüzünde gazab eseri görüyorum.
Yoksa, kadınlarının sana karşı takındıkları tutum canını mı sıkıyor
Şayet sen onları boşarsan, Allah seninledir.
Allah´ın melekleri Cebrail, Mikâil, ben, Ebu Bekir ve mü´minler de seninledir!´ dedim . [95]
Kimlere ve neler söylediğimi Resûlullah Aleyhisselama birer birer anlatıp, Ümmü Seleme´nin haberine geldiğim zaman gülümsedi. [96]
´Yâ Rasûlallah! [97] Kadınlarını boşadın mı ´ diye sondum. [98]
Resûlullah Aleyhisselam başını bana doğru kaldırıp: [99]
´Hayır!´ buyurdu.
´Allâhuekben!´ dedim. [100]
´Yâ Rasûlallah! Ben Mescide gindiğimde Müslümanlar üzüntülerinden çakılları dürtüp kanştınıyonlan, ´Resûlullah Aleyhisselam kadınlarını boşamış!´diyorlardı.
İneyim de, boşamadığını onlana habenveneyim mi ´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Haber vermek istiyorsan, evet! Haber ver!´ buyurdu.
Yüzünden gazabı açılıncaya kadar, konuşmaya devam ettim.
Nihayet, şenlendi, güldü.
Sonra, Meşrebe´den indi, ben de indim.
Ben basamaklı kütüğe tutunarak inmiştim.
Resûlullah Aleyhisselam ise, sanki yeryüzünde yürür gibi inmiş, inerken de eliyle bir yere dokunmamış, tutunmamı ştı.
´Yâ Rasûlallah! Hücrede 29 gün kaldın!´ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
´Bu ay 29 gündür!´ buyurdu.
Mescidin kapısına dikilip en yüksek sesimle:
´Resûlullah Aleyhisselam kadınlarını boşamam ıştır!´ diyerek bağırdım.
Bunun üzerinedir ki, Yüce Allah Tahyir âyetlerini indirdi.[101] ve o âyetlerde şöyle buyurdu:
´Ey Peygamber!
Allah´ın sana helâl kıydığı şeyi, kadınlarının hoşnutluğunu arayarak, sen ne diye haram edersin
Bununla birlikte, üzülme! Allah çokyarlıgayıcı, çok esirgeyicidir.´"[102]
"Ey Peygamber! Kadınlarına de ki:
´Eğer siz dünya yaşantısı ve onun ziynetini istiyorsanız, geliniz, size boşanma bedellerini vereyim de, hepinizi güzellikle salıvereyim.
Eğer Allah´ı, Allah´ın Resûlünü ve ahiretyurdunu istiyorsanız, şüphe yok ki, Allah sizlerden, güzel hareket edenler için, büyük bir mükâfat hazırlamıştır." [103]
Hz. Âişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam zevcelerini ya dünyayı ve dünya ziynetini, ya da Allah´ı ve Allah´ın Resûlünü ve ahiret yurdunu tercih etmeleri hususunda serbest bırakmakla emrolunduğu zaman, Hz. Âişe´nin yanına varmıştı. [104]
Hz. Âişe:
"Yâ Rasûlallah! Yanımıza bir ay uğramamaya yemin etmiştin. Sen ise, aydan 29 gün geçince uğradın. Ben onları (geçen günleri) sayıp duruyordum" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu ay, 29 gündür. [105]
Ey Âişe! Ben sana bir iş açıklayacağım ki, onu ana ve babana danısıncaya kadar cevaplamakta acele etmemende sana bir vebal yoktur" buyurdu. [106]
Hz. Âişe:
"Nedir o yâ Rasûlallah!" diye sordu. [107]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ahzâb sûresinin inen 2£^29. âyetlerini okudu.
Hz. Âişe:
"Aaâ! Ben bu hususta mı ana ve babama danışacağım !
Ben, elbette ki, Allah´ı, Allah´ın Resûlünü ve ahiret yurdunu tercih ediyor ve diliyorum! [108]
Ben bu hususu ne Ebu Bekir´e, ne de Ümmü Rûman´a danışırım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam güldü, gülümsedi. [109]
Hz. Âişe:
"Benim seni tercih ettiğimi (öteki) kadınlarına haber vermen[110]
Sana söylediklerimi, öteki kadınlarından hiçbirine haber vermemeni isterim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onlardan, sorana, muhakkak haber vereceğim ! [111]
Çünkü, Allah beni tebliğ edici olarak gönderdi. Güçlük çıkarıcı, sıkıntı verici ve bunu arzu edici olarak göndermedi. [112] Fakat, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi" buyurdu. [113]
Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamın diğer kadınları da, benim yaptığımı yaptılar. Allah´ı, Allah´ın Resûlünü ve ahiret yurdunu tercih ettiler." [114]
Yüce Allah hepsinden razı olsun![115]
Abdullah Zülbicâdeyn´in ve Vâsile b. Eskâ´ın Müslüman Olmaları
Abdullah Zülbicâcieyn Müzeynelenden olup, eski adı Abduluzzâ idi.
Babası, oğluna hiçbir mal bırakmaksızın ölmüştü.
Abdullah malsız bir yetimdi.
Zengin olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sahibi yapmıştı.
Kendisinin devesi, davan ve hatta kölesi bile vardı. [116]
Abdullah, Müzeynelerin dağlarından Verka1 dağında otururdu. [117]
Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye hicret ettiği zaman Abdullah Müslüman olup kendisini şirkten kurtarmak istemişse de, buna, müşrik amcası yüzünden, muvaffak olamamıştı.
Yıllar, bütün savaşlar geldi geçti.
Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke´yi fethedip Medine´ye döndüğü zaman, Abdullah amcasına:
"Ey amca! Ben senin Müslüman olmanı hep bekledim durdum.
Senin hâlâ Muhammedi arzu ettiğini göremiyorum! Bari benim Müslüman olmama izin versen " dedi.
Amcası:
"Eğer sen Muhammed´e tâbi olacak olursan, üzerindeki elbisene varıncaya kadar, sana vermiş olduğum şeylerden hiçbirini senin elinde bırakmam, hepsini senden çeker alırım!" dedi.
Abdullah:
"Ben, vallahi, Muhammed´e tâbi ve Müslüman oldum, taşa, puta tapmayı bıraktım bile!
Ellerimdeki şeyleri geri alırsan, al!" dedi.
Amcası, Abdullah´ın elindeki herşeyi geri aldı. Hatta, üzerindeki elbiseyi de soydu.
Abdullah, çırılçıplak, anasının yanına gitti.
Anası; yollu, kalın kilimini iki parçaya ayırdı.
Abdullah, onun yarısını belinden yukarısına, yarısını da belinden aşağısına tutundu. [118]
Abdullah, kendisinin Müslümanlığına engel olmak için kendisini sıkıştırmaya kalkan kavminden de yakasını kurtararak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına kaçtı. [119]
Medine´ye gelince, seher vaktine kadar Mescidde yattı. [120]
Peygamberimiz Aleyhisselam, sabah namazını kıldırdı.
Cemaat arasındakilere göz gezdirip evine döneceği sırada, Abdullah´ı gördü.
Ona:
"Sen kimsin " diye sordu. [121]
Abdullah, kendisinin kimlerden olduğu haber verdi. [122]
"Ben Abduluzzâ´yım!" dedi. [123]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen Abdullah Zülbicâdeyn´sin (iki parça kilimlisin)! Bana yakın yerde bulun! [124] Sık sıkyanıma gel, git!" buyurdu. [125]
Abdullah Zülbicâdeyn; Medine´de evi barkı bulunmayan, Mescidin Suffasında yatıp kalkan Ashab-ı Sultadandı. [126]
Abdullah Zülbicâdeyn; konuklar arasında bulunur, Kur´ân-ı Kerîm öğrenirdi.
Kur´ârvı Kerîm´den birçok sûreleri okuyup ezberlemişti.
Kendisi, gür sesli idi. [127]
Kıraatta, [128] teşbih ve tekbirlerde[129] sesini yükseltirdi. [130]
Hz. Ömer:
"Yâ Rasûlallah! Şu bedevîyi görmüyor musun Kufân´ı okurken sesini nasıl yükseltip halkın kıraatı-na engel oluyor !" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bırak onu kendi haline ey Ömer! O, Allah´a ve Allah´ın Resûlüne Muhacir olarak çıkıp gelmiştir! [131]
O, ewâh´lardan; [132] Allah´a çok yalvarıcı olan, Allah aşkıyla yanıp duranlardan[133] biridir!" buyurdu. [134]
Ukbe b. Âmirü´l-Cühenî de:
"Peygamber Aleyhisselam, Abdullah Zülbicâdeyn hakkında:
´O, evvâh´tır!´ buyurmuştu.
Çünkü, o, Kur"ân okurken Yüce Allah´ı çok anan, duada sesini yükselten bir kimse idi" demiştir. [135]
Abdullah Zülbicâdeyn, Tebük seferine hazırlanıldığı sırada gelip Müslüman olmuş ve Tebük seferine de katılmıştır.
"Yâ Rasûlallah! Bana şehitlik nasip etmesi için, Allah´a dua et!" diye rica edince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Allah´ım! Onun kanını kâfirlere haram kıl!" diyerek dua etti.
Abdullah Zülbicâdeyn:
"Yâ Rasûlallah! Ben öyle istememiştim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen, Allah yolunda gazaya çıkar, humma (sıtma) tutup seni öldürürse, sen şehitsindir!
Hayvanın seni düşürüp boynunu kırarsa, sen yine şehitsindir!
Gam çekme! Bunlardan hangisi olursa, şehitlik için sana elverir, yeter!" buyurdu. [136]
Buyurduğu gibi de, Tebükte hummaya tutulup Hakkın rahmetine kavuştu. [137]
Yüce Allah ondan razı olsun![138]
Vâsile´nin Soy Kütüğü
Vasile b. Eskâ1, b. Abduluzzâ, b. Abdi Yalil, b. Naşib, b. Giyere, b. Sa´d, b. Leys, b. Bekr, b. Abdi Menat, b. Kinane´dir.
Künyesi, Ebu Kırsâfe´dir. [139]
Vasile b. Eskâ1; Peygamberimiz Aleyhisselama Arap kabilelerinden heyetler ve elçiler gelmekte bulunduğu[140] ve
İbn Sad, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 305.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Tebük seferi hazırlıklanyla uğraştığı sırada (Hicretin 9. yılında) Medine´ye gelmiş ve Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte sabah namazını kılmıştı. [141]
Peygamberimiz Aleyhisselam, sabah namazını kıldırdıktan sonra ashabına göz gezdirip Vâsile´yi görünce, ona:
"Sen kimsin " diye sordu.
Vasile kim olduğunu haber verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen ne için geldin [142] Hacetin, dileğin nedir " diye sordu.
Vasile:
"Allah´a ve sana iman[143] ve bey´at edeyim diye geldim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bunu yapmaya gücün yetecek midir " diye sordu.
Vasile:
"Evet!" dedi. [144]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyleyse, benim sevdiğim şeyi sen de sevmek, benim sevmediğim şeyi sen de sevmemek üzere bana bey´at et!" buyurdu. [145]
Vasile, buna göre bey´at yapıp ev halkının yanına döndü. [146] Durumu onlara haber verdi. [147]
Vâsile´nin babası, Vasile´nin haline baktı ve:
"Demek sen böyle yaptın hâ !" dedi.
Vasile:
"Evet!" deyince; [148]
"Vallahi, seninle hiçbir zaman konuşmayacağım!" dedi. [149]
Bunun üzerine, Vasile, amcasının yanına gitti.
Kendisi sırtını güneşe vermiş, ısıtıyordu. Ona selam verdi.
O da, Vâsile´ye:
"Demek sen böyle yaptın hâ !" dedi.
Vasile:
"Evet!" deyip, ona İslâmiyeti anlattı.
Amcası Vâsile´yi babasınınkinden daha hafif bir kınayışla kınadı ve:
"Bir işte bizi ileri geçmen sana yakışmazdı!" dedi.
Vâsile´nin kızkardeşi ise Vâsile´nin söylediklerini dinledi ve yanına vanp onu İslâm selamıyla selamladı.
Vasile:
"Ey kızkardeşciğim! Senin bana böyle selam verişinin sebebini pek anlayamadım " dedi.
Kızkardeşi:
"Ben senin ve amcanın söylediklerinizi dinledim" dedi.
Vasile; amcasına anlattığı gibi, İslâmiyeti, kızkardeşine de anlattı.
İslâmiyet onun çok hoşuna gitti ve hemen Müslüman oldu.
Bunun üzerine, Vasile:
"Ey kızkardeşciğim! Allah senin hayrını ve iyiliğini diledi, Müslüman oldun!
O halde, bu kardeşini, gazi cihazıyla cihazlandır. Yol azığı koy!
Çünkü, Resûlullah Aleyhisselam sefere kanatlanmak, gazaya çıkmak üzeredir!" dedi.
Kızkardeşi, Vâsileye yol azığı olarak kova içinde bir müd undan hamur yoğurdu. Kendisine bunu bir miktar hurma ile birlikte verdi.
Vasile, azığı alınca, Medine´ye geldi.
Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselamı iki gün önce mücahidlerie birlikte Tebük´e doğru hareket etmiş buldu.
Geride, ancak, yolda belde gelmekte olan kafileler kalmıştı. [150]
Vâsile´yi sırtında taşıyacak birşey (binit) de bulunmuyordu. [151]
Hemen, Kaynuka oğulları çarşısına gitti. [152]
"Beni hayvanına nöbetleşe bindirecek kim var " [153] diyerek seslendi.
Kendisi, yaya olarak yürümeye dayanamaz bir kimse idi.
Ka´b b. Ucre, onu çağırdı. [154]
"Ben seni gecede gündüzde nöbetleşe, yemede içmede ortaklaşa olmak üzere hayvanıma bindireyim!" dedi.
Vasile:
"Olur!" dedi. [155]
Ka´b b. Ucre, Tebük´e vanp Peygamberimiz Aleyhisselamla buluşuncaya kadar, Vâsile´yi hayvanına bindirdi. [156]
Yüce Allah ikisinden de razı olsun![157]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn EsTr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 30, Semhüdf, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 316, Diyarbekrî, TârıViu´l-hamfs, c. 2, s. 122.
[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 33, Buhârî, Sahili, c. 2, s. 229, Müslim, Sahih, c. 2, s. 763.
[3] Taberî, Tefsir, c. 21, s. 157, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 464, Bedrüddin Avnf, Umdetu´l-kârf, c. 19, s. 117.
[4] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 437.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/245.
[5] Taberî, Tefsfr, c. 21, s. 156, Neysabûrf, Esbâbu´n-nüzûl, s. 240.
[6] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 258.
[7] Neseff, Medârik, c. 3, s. 301.
[8] Beyzavî, Envârul-tenzil, c. 2, s. 243-244.
[9] Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 19, s. 117.
[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 446, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2281, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 580, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1387.
[11] Müslim, Sahih, c. 4, s. 2281 -2282.
[12] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 237.
[13] Buhârî, Sahih, c. 3, s. 132.
[14] Buhârî, Sahih,c.6,s. 69,70,71.
[15] Tahrim: 3.
[16] Fahru´r-Râzf, Tefsir, c. 30, s. 43, Beyzavf, Tefsîr, c. 2, s. 486, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 390.
[17] Tahrim: 4.
[18] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 85, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59, Buhârî, Sahih, c. 6, s.167, Müslim, Sahih,c.2,s.1101.
[19] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 167.
*Urfut; talh diye anılan bir ağaçtır (İbn E ar, Nihâye, c. 3, s. 218). Büyük dikenli mugaylan ağaçlan dnsindendir (Ffruzâbâdf, Kâm üs, c. 2, s. 287). Bu ağaçtan, tatlı ve fakat kokulu bir zamk çıkar. Balansı o ağaçtan yayılırsa, kokusu bala siner (İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 21 8).
Urfut ağacının tatlı ve fakat pis kokulu zamkına da, megâfir denir (Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 20, s. 245).
[20] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 85, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 1 67 Müslim, Sahih,c.2,s.1101-1102.
[21] Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 20, s. 245, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 9, s. 333.
[22] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 258, Meseff, Medârik, c. 3, s. 301, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 464.
[23] Buhârî, Sahih, c. 7, s. 230.
[24] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 406.
[25] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 110, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 100, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 164.
[26] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 100, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 164.
[27] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.110,c.3, s. 200, Buhârî, c. 1, s. 100, E bu Dâvud, c. 1, s. 164.
[28] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 200, Buhârî, c. 1,s. 100.
[29] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 164.
[30] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1108.
[31] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1111, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[32] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1108.
[33] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[34] Buhârî, c, 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1108.
[35] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1111.
[36] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1108, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[37] Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 421.
[38] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1109.
[39] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , 33, s. Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1109, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[40] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[41] Ahmedb. Hanbel c. 1, s. 33, Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[42] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1111, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[43] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[44] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1111, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[45] Buhârî, c. 1,s.69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[46] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1109.
[47] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.33, s. Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109, Tirmizî, c. 5, s. 422-423.
[48] Buhârî, c. 6, s. 71.
[49] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[50] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 31 , Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 461.
[51] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 33, Buhârî, c. 1, s. 31, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 421.
[52] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112.
[53] Buhârî, c. 6, s. 70.
[54] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Buhârî, c. 1,s.31 Tirm izf, c. 5, s. 421 .
[55] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[56] Buhârî, c. 1,s.31.
[57] Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109.
[58] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112.
[59] Buhârî, c. 1,s.31.
[60] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112.
[61] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109, 1112, Tirmizî, c. 5, s. 421 .
[62] Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109.
[63] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 11112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[64] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112.
[65] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2, s. 163, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 273.
[66] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[67] Müslim, c. 2, s. 1110.
[68] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1105-1106.
[69] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 405.
[70] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 33, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112.
[71] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
[72] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c.1 , s. 33, Müslim, c. 2, s. 1106.
[73] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
[74] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 421.
[75] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.76. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 33, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 421.
[76] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 33, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizi, Sünen,c. 5, s. 421
[77] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
[78] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33-34, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1106, 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 422.
[79] Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 1 39-1 40, Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109.
[80] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
*DâvudPye göre: Peygamberimiz Aleyhisselam m sa´ı: orta büyüklükteki avuçja dört kocam avuç dolusu alan ölçektir(Ffruzâbâdf, Kâmûsu´l-muhft, c. 3, s. 55).
[81] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1108.
[82] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1106-1109,1110.
[83] Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 40, Buhârî, c. 6, s. 70.
[84] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1107.
[85] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 140.
[86] Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 40, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 70, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1110.
[87] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1107.
[88] Aynı kaynaklar.
[89] Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1107, 1110.
[90] Müslim, c. 2, s. 1107.
[91] Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 40, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1107.
[92] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 1 40.
[93] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 34, Müslim, c. 2, s. 1113, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 423.
[94] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 34, Müslim, c. 2, s. 1113.
[95] Müslim, c. 2, s. 1107.
[96] Buhârî, c. 6, s. 70.
[97] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 34, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 422.
[98] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 34, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 31, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[99] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 34, Buhârî, c. 1,s.31, Müslim, c. 2, s. 1112.
[100] Ahmedb. Hanbel, c.1, s. 34, Buhârî, c. 1,s.31, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[101] Müslim, c. 2, s. 1107-1108.
[102] Tahrim: 1.
[103] Ahzâb: 28-29.
[104] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 23, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1103.
[105] Müslim, Sahîh, t 2, s. 1113.
[106] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 78, 248, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 23, Müslim, c. 2, s. 11 03.
[107] Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 78, 248, Buhârî, c. 6, s. 23, Müslim , c. 2, s. 1105.
[108] Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 78, 248, Buhârî, c. 6, s. 23, Müslim , c. 2, s. 1113, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 423.
[109] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 452.
[110] Müslim, c. 2, s. 1113, Tirmizî, c. 5, s. 423.
[111] Müslim, c. 2, s. 11 05.
[112] Müslim, c. 2, s. 1113, Tirmizî, c. 5, s. 423.
[113] Müslim, c.2,s.11O5.
[114] Ahmed b. Hanbel. c. 6. s. 248. Buhârî. c. 6. s. 23. Müslim, c. 2. s. 1113.
[115] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/246-261.
[116] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 524-525.
[117] Diyarbekrî, Târîhu´l-hamfs, c. 2, s. 129.
[118] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 525.
[119] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 172, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 2, s. 122.
[120] Vâkıdî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 525, Diyarbekrî, c. 2, s. 122.
[121] Vâkıdî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym, c. 2, s. 525, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[122] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1013.
[123] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 525, İbn E sfr, Usd u´l-gâbe, c. 3, s. 228, Diyarbekrf, T ârfhu´l -hamfs, c. 2, s. 129.
[124] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1013, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2,5.525.
[125] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[126] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, . 272, Ebu Nuaym, Hilyetu´l-evliyâ, c. 2, s. 21, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 1564, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 428.
[127] Vâkıdî, c. 3, s. 1013-101 4, Ebu Nuaym, Delâil, c. 3, s. 525.
[128] Vâkıdî, c. 3, s. 1014, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 525, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[129] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[130] Vâkıdî, c. 3, s. 1013, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[131] Vâkıdî, c. 3, s. 1014, Ebu Nuaym, c. 2, s. 525, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamfs, c. 2, s. 129.
[132] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[133] İbn Esîr, Nihâye, c. 1,s.82.
[134] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228.
[135] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 159.
[136] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1014, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 525-526, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamfs, c.2, s. 129.
[137] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 4, s. 171, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 101 4, Ebu Nuaym Delâil, c. 2, s. 526, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1074, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 228, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 118.
[138] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/261-264.
[139] İbn ^Jdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563-1564, İtan Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 428.
[140] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[141] Vâki cif, c. 3, s. 1028, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 305, Ebu Nuaym , Hilyetu´l-evliyâ, c. 2, s. 21.
[142] Vâki dr, Megâzî, c. 3, s. 1128, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 305.
[143] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[144] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1028.
[145] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[146] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1028, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.3O5.
[147] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[148] Vâkidt, Megâzî, c. 3, s. 1028.
[149] Vâkıdî, c. 3, s. 1028, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 305.
[150] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1028.
[151] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 428.
[152] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1028-1029.
[153] Vâkıdî, c. 3, s. 1029, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 305, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 428.
[154] Vâkıdî, c. 3, s. 1029.
[155] Vâkıdî, c. 3, s. 1029, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 428.
[156] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[157] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/264-266.
|
|
|
|