| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Namazda Huşu Nedir ve Nasıl Sağlanır? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-23-2019, 06:17 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Namazda Huşu Nedir ve Nasıl Sağlanır?
Huşû Nedir?
Sözlük anlamı itibariyle; korkmak, itaat etmek, tevazu göstermek, boyun eğmek demektir.
Terim olarak Huşu; Huşu, Allah-ü Teâlâ dan korkmak, ona boyun eğmek.
Huşu; aslı kalpte, fakat belirtileri bedende olan eylemdir.
Huşu; kalbin huzur ve saygıyla dolması, bedenin de sakin ve hareketsiz olmasıdır.
Huşu; kalbin yalnızca Allah’a teslim olması, O’ndan başka bir şeyle meşgul olmaması, O’nun zikriyle tatmin olup huzur bulmasıdır.
Huşu; Allah’ın huzurunda bulunmanın, yalnızca O’nu düşünmenin, biz O’nu görmesek de O’nun bizi gördüğünü hissetmenin verdiği vecd halidir.
Huşu; fiziki ve maddi benlikten kurtulup, manevi ve ilahi benliğe bürünmenin adıdır.
Sahabe ve Alimlere göre Huşu Nedir ?
Hz. Ali: Huşu’ kalptedir. Ve müslüman kişiye karşı yumuşak davranmandır. Namazında sağına soluna iltifat etmemektir.
l İmam Kurtubi , el Camiu li Ahkamil Kur’an , cilt:2,syf;65
“Hûşu kalpte bulunan bir şeydir. Namazda iken donmuş gibi durup hiç bir yana bakmamak ve hiç bir şeyle ilgilenmemek huşûdandır.”
“Hûşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertile riayet edilmeden yapılan kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehavet bulunmayan malda, sıkı bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur.”
İbn-i Abbas : Namazda huşûlu olan kişi Allah'tan korkan kişidir. Namaz kılarken de hareketsiz duran kişidir.
l Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları
Süfyan es-Sevrî anlatıyor: el-A’meş’e huşû’nun ne olduğunu sordum, bana, ey Sevrî dedi. İnsanlara imam olmak istiyorsun bununla birlikte huşû’un ne olduğunu bilmiyorsun. Ben İbrahim en-Nehaî’ye huşû’un ne olduğunu sordum, o da bana şöyle dedi: Uaymiş (A’meşcik) İnsanlara imam olmak istiyorsun bununla birlikte huşû’un ne olduğunu bilmiyorsun. Şunu bil ki huşu sert kuru şeyler yemek, kalın ve sert elbiseler giymek, başı öne eğik durmak değildir. Huşu, şerefli olanı da sıradan olanı da hak açısıdan eşit görmendir. Allah’ın sana emrettiği bütün farzlarda Allah için huşu duymandır. Ömer b. Hattab, başını önüne eğmiş bir delikanlı görür de ona: Ey filan, başını kaldır, der. Çünkü huşu kalpte bulunandan başka birşey değildir.
l İmam Kurtubi , el Camiu li Ahkamil Kur’an , cilt:2,syf;65
Alimler namazdaki huşû’u şöyle izah etmişlerdir: “Namazda huşû; bütün himmetini namaz için toplamak, namazın dışındaki her şeyden yüz çevirmek, gözlerini secde yerinden ayırmamak, sağa sola bakmamak, elbisesiyle oynamamak ve parmaklarını çıtlatmamaktır”
l En-Nesefî, Kadî Beydâvî ve Hak Dini Kur’ân Dili, Mü’minûn, 23/2
İmam-ı Rabbani : Namazları cemaatle, huşû ve hudû ile kılmalı, çünkü insanı iki cihanda felaketlerden, sıkıntılardan kurtaracak, ancak huşû ile kılınan namazdır.
Veysel Karani Hazretleri kendini bildi bileli ömrü içinde bir gece yatıp uyumamıştır. Bir geceye, “bu gece leyle-i sücud” der, sabaha kadar secde ile geceyi ihya ederdi. Diğer bir geceye de “bu gece leyle-i kıyam” der, sabaha kadar ayakta ibadetle geceyi ihya ederdi. Bir gün:“Namazda hûşu nedir? ” diye soran bir zâta:“Namaza durduğunda, biri keskin bir kılıçla sırtına vursa, kılıcın ucu göğsünden çıksa, yine hiçbir acı duymamandır.” diye cevap vermişti.
Amr İbn-i Zer’in elinde bir hastalık hasıl olmuştu. Tabipler elinin kesilmesi gerektiğini söylediler. O da;“-Kesin” dedi. Tabipler;“-Seni iple bağlayıp öyle kesebiliriz.” deyince Amr İbn-i Zer:“-Buna lüzum yok, ben namaza durunca rahatlıkla kesebiliriniz.” dedi. Amr İbn-i Zer namaza durunca elini kestiler. O, bunu hissetmedi bile!
l İmam-ı Gazali, İlahi Nizam, s. 89
*Pek çok sahabe ve tabilerden şöyle nakledildi. Hûşu; sükûn ve hareketsizliğin adıdır.
Namazda Neden Huşu İçerisinde Olmalıyız?
Namaz huşu sahiplerinin dışındakilere ağır gelir
l Bakara Suresi , 45. Ayet Meali
Ayette de buyrulduğu üzere namaz huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. Yani onlara kıldıkları namaz yorgunluk olarak döner. İşte bu yüzden namazlarımızda huşu içerisinde olmalıyız.
Kur’an ve sünnet; insanların yaptıkları ibadet ve taâtlerin, ancak huşû ve hudû içinde eda edilmesi ve yalnızca Allah’a has kılınması halinde makbul sayılacağını ve o kişiyi felaha ulaştıracağını beyan eder. Bu durum, özellikle namaz için söz konusudur. İhlasla, samimiyetle, huşu içinde, kunutta bulunarak inabe (gönülden boyun eğmek) ve ihbat (Allah’a iman ile tatmin olmak) ederek kılınan namaz, Allah ve Rasulü’nün istediği namazdır.
Namazlarında huşu içerisinde olan mü’minler muhakkak felaha ermişlerdir.
l Mü’minun Suresi, 1. ve2. Ayet Meali
*Enbiya 90, Hacc 35 ve İsra 109’da, Allah’ın rızasını kazanan peygamberlerin ve Salihlerin en belirgin özelliği olarak huşu ve kalp inceliğinden sözedilir.
Biz de icabet ettik, Ona Yahya'yı hibe ettik ve karısını Onun için ıslah ettik. (çocuk doğurmak için uygun hâle getirdik) Muhakkak ki onlar hayırlı işlerde yarışırlar; ümitle ve korkarak bize dua ederlerdi, huşû duyarlardı.
l Enbiya Suresi, 90. Ayet Meali
Onlar ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir; başlarına gelenlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra harcarlar”
l Hacc Suresi, 35. Ayet Meali
Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.”
l İsra Suresi, 109. Ayet Meali
*Kaf 32-33 ile Hud 23’te ise inâbe ve ihbât edenler cennetle müjdelenir. Bu bağlamda, Bakara 238’de de mü’minlerin kunût ederek namaza durmalarının istendiğini görüyoruz. Bütün bu kelime ve kavramlar – huşû, hudû, inâbe, ihbât, kunût - ; Allah’a gönülden boyun eğmeyi O’nun karşısında kensini hiçe saymayı derin bir saygıda bulunmayı, acziyet ve alçak gönüllük içinde olmayı, kalbin titremesi tüylerin ürpermesini… ifade ederler. Tam manasıyla bu kavramlar hakiki bir namazın ancak bu huşû içerisinde ve bu duygular etrafında olması gerektiğini anlatmıştır.
İbn-i Abbas’tan rivayetle Peygamber Efendimiz (s.a.v)
Manasını düşünerek huzur ve huşu ile kılınan, iki rekat namaz gafil kalple akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır.” buyurmuştur.
Bu hadiste tek başına bizim namazda neden huşû içerisinde olmamız gerektiğinin dayanağıdır.
Aşağıdaki hadislerde neden namazda neden huşÛlu olmamıza ışık tutmaktadır.
Sahabelerden Ammar Bin Yasir‘in bildirdiğine göre, Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.”
l Darimi, Salat 91
Abdulvahid bin Zeyd:
Alimler, kulun kıldığı namazdan, onun için sadece şûurlu olarak kıldığı kısımların sevap temin ettiği hususunda ittifak etmişlerdir.” demiş ve bu hususta bir icma bulunduğunu iddia etmiştir.
Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur
Kim güzelce abdest alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak hûşu ile vaktinde namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve sahibine şöyle der: Sen beni nasıl geçirmedin, vaktinde kılarak korudun ise ALLAH da seni korusun.”
l et-Terğip ve’t-Terhib, I, 339
Namazda Huşuyu Nasıl Sağlayabiliriz ?
1.Namaz Kılarken Allah'ın huzurunda olduğunu düşünmek
Peygamber Efendimiz (asm):
Kul namaza durduğu zaman, ancak Hz. Allah'ın huzurundadır. Sağa-sola iltifat ederse, Hz. Allah;
"Kime iltifat ediyorsun? Benden hayırlısına mı? Bana dön ey ademoğlu! Çünkü ben iltifat ettiğin şeyden daha hayırlıyım.” buyurur.
l Ruh’ül Beyan
Namazda her şeyi geriye atıp Allah’a (cc) yönelmeli ve O yüce zatın (cc) huzurunda olduğunu düşünmelidir. Allah’ın (cc) huzurunda olunduğu her an hatırlanırsa, yani Allah’ın (cc) emirlerini işlerken Allah’ın (cc) bizi daima görmekte olduğu düşünülürse selam verinceye kadar huzur muhafaza edilecektir.
2.Kur'an'ı Hüzünlenerek, Ağlayarak ve Korkarak Okumak
Kur’an; yaşarak, hissederek, duygulanarak, hüzünlenerek, ürpererek, korkarak, titreyerek, gözyaşları içinde okunması gereken bir kitab-ı ilahidir.
Ağlayarak yüzüstü kapanırlar.Kur’an onların huşûunu artttırır.“
l İsra Suresi, 109. Ayet Meali
3.Namazın mü'minlerin miracı olduğunu düşünmek
Biriniz kalkıp namaza durduğunda Rabbiyle konuşuyor. O halde O’nunla (cc) nasıl konuştuğunu iyi düşünsün.”
l Hakim
Namaz müminin miracıdır.
l Buhari
4.Namaz kılarken o namazın son namazımız olduğunu düşünmek
Namaz kıldığında dünyaya veda eden kişinin namazı gibi namaz kıl.”
l İbni Mace, Hakim, Beyhaki
Hayata veda eden bir kimsenin namazı gibi ve Allah’ı görüyormuşçasına namaz kıl. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görüyor.”
l Ebu Muhammed
5.Namazda okuduğumuz ayet ve duaların anlamlarını düşünmek
Namazda okuduğumuz ayet ve duaların anlamları ezberlenmeli ve namazda o duaları okurken manaları tefekkür edilmelidirKendini Rabbinin huzurunda düşünmek ve o huzurda nasıl olması gerekiyorsa, öyle bulunmak çok iyidir.
6.Namazda yapılan hareketlerin manasını düşünmek
Namaz kılarken yaptığımız hareketlerin hangi anlama geldiği düşünmelidir. Zira; kıyam, rüku, secde gibi hareketlerin başlı başına sembolik anlamları vardır. İnsan kıyamda Allah’ı (cc) zikreden meleklerin ve ayakta duran ağaçların ibadetini, rükuda rüku halindeki dört ayaklı hayvanların ibadetlerini, secdede adeta secde halindeymiş gibi duran sürüngenlerin ibadetlerini, ka’dede (otururken) devamlı oturur gibi görünen taşların ve dağların ibadetlerini Allah’a (cc) sunduğu tefekkür edilmelidir. Bu düşünceler de insanı huşua sevk edecektir.
7.Namaz dışındaki vakitleri de hayır-hasenatla geçirmeye gayret etmek
Resulullah (asm) bir kimseyi namazda sakalı ile oynarken gördü ve:
Kalbinde huşu ve hudu olsaydı, eli edep üzere olur, azası da kalbi gibi olurdu.” buyurdular.
l Hakim, Tirmizi
Namazda insanın aklına gelen şeyler, genel olarak namaz dışında meşgul olduğu şeylerle alakadardır. Namaz dışındaki vakitler hayır-hasenatla geçirilirse, o vakit namazda akla gelen şeyler de hayır-hasenat olacaktır. Yani namazın dışında huşuu sağlamayı öğrendiğimizde namazda da huşuu yakalamayı öğrenmiş oluruz.
8.Namazdaki Fiilerin Sembolik Manalarını Düşünmek
Namazdaki bütün fiilî, lisanî, fikrî ve kalbi eylemler huşû ile doğrudan alakalıdır: Önce, Allah’ın huzurunda, ayakta el pençe divan durup hafif başı öne eğik durumda saygıyla kıyamda bulunmak, sonra da yere kapanıp alnını toza toprağa sürerek tevazu ve tezellülün zirvesine ulaşmak…Bütün bunlar, kulun namazda huşû’a ermesini ve kendisini Allah’u Teala karşısında hiçe saymasını sağlayan davranışlardır.
İmam Gazâlî, namazda huşûun sağlanması için şu altı şarttan sözeder:
Huzur-ı Kalp : Kalbi tümüyle okunan şeye bağlamak, onları düşünmek, başka bir şey düşünmemek
Tefehhüm : Okunan ve söylenenin manasını anlamak, onları düşünüp tefekkür etmek
Ta’zim: Kölenin efendisine duyduğu ve gösterdiği saygıdan daha fazlasını Allah için göstermek
Heybet : Bu saygıdan kaynaklanan bir saygı hissi duymak
Reca :Kusurlardan dolayı Allah’ın azabından çekinmek ve namaz da Allah’a saygı duyup, korkulduğu için de sevap ummak
Haya : Kusur ve hataları hatırlayıp anlayarak Allah’tan haya etmek.
l İhyau’Ulum’id Din,c.I,S.410
Namazda Huşuya Engel Olan Durumları Ortadan Kaldırmak
Namazı kalp huzuruyla, tefekkür ve tazimde bulunarak, heybet, recâ ve haya duyguları içinde kılabilmek için gönlü ve kafayı meşgul edecek her türlü engeli ortadan kaldırmak gerekmektedir.
Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-, namazda huşû’a engel olacak şeylerden özellikle kaçınmış ve kaçınmayı tavsiye buyurmuştur:
Yemek hazırlanmışken veya küçük, büyük abdest sıkıntısı varken kılınan namaz, kâmil bir namaz olmaz.
l İhyau ’Ulum’id Din, İmam Gazali, c.I, s.410.
Böyle bir durumda yemeği düşünmemek ve namazı bir an önce bitirmeye gayret etmemek mümkün değildir. Bu tür sıkışık anlarda Allah’ın âyetlerini düşünmek, hissetmek ve yaşamak da elbette çok zor olacaktır.
Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-, evde kapağı açık unutulan tencerenin bile namazın huşûunu zedeleyebileceğini düşünerek bir sahabiyi ( Osman bin Ebî şeybe) uyarmıştır:
Evdeki tencereyi kapatmanı sana söylemeyi unuttum; çünkü namaz kılarken insanı meşgul edecek bir şeyin evde bulunması uygun olmaz.
l İhyau ’Ulum’id Din, İmam Gazali, c.I, s.444.
O, sadece ashabını bu konularda uyarmakla kalmamış, bizzat kendisi de namazda huşû duymasına engel olabilecek her türlü şeyi ortadan kaldırmaya özen göstermiştir. Bir keresinde Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-, üzerinde bazı işaretler bulunan yeni bir elbiseyle namaz kılmış ve gözleri bu işaretlere takılmıştı. Namazdan sonra şöyle demişti:
Namazdayken işaretlere baktım; az kalsın huşûumu bozacak, beni fitneye düşürecekti.” Daha sonra elbiseyi Ebu Cehm’e geri gönderdi.
l Sıfatu Salet’in – nebiy, el-Albani, s. 71-72.
*Sahabe ve ilk nesillerde O’nu örnek alarak namazda huşû konusunda son derece titiz davrandılar:
Ensardan Ebu Talha, bir gün bahçesinde namaz kılıyordu. O sırada bir kumru uçtu ve ileri geri gidip gelmeye başladı. Çıkacak bir yer arıyordu. O, Ebu Talha’nın hoşuna gitti; gözü ona bir müddet takılı kaldı. Sonra kendine gelip namaza devam etmek istedi. Baktı ki, kaç rekat kıldığını bilmiyor. Bunun üzerine “ Vallahi, bana şu malım yüzünden bir fitne isabet etti de kaç rekat namaz kıldığımı dahi bilemedim.” dedi ve hemen Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip durumu anlattı. Sonra da “ Ey Allah’ın Rasulu! Şu bahçem Allah için sadakadır. Onu dilediğin yere sarfeyle!” dedi.
l Muvatta, İmam Malik, I/98.
Yine aynı şekilde, ensardan bir başkası da namazına ve huşûuna engel olan bahçesini, halife Osman’a gidip vakfetmişti.
Bu türden örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak bilinmesi gereken husus şudur ki; Namazla mü’minin arasına pek çok engel girebilir. İşte bu engelleri ortadan kaldırmadan huşû içinde namaz kılmak oldukça zor ve hatta imkansızdır.
Namazda huşû duymayı engelleyecek yukarıdaki pratik örneklerin dışında; bazı düşünceler, hayaller, kutuntular, vesveseler ve hatırlamalar da namazı zedeleyebilecek unsurlar olarak karşımıza çıkar. Zaten, şeytanın görevi insanların gönlüne çeşitli vesvese ve düşünceleri fısıldayarak onlara Allah’ı anmayı unutturmaktır:
O, insanların göğüslerine ( kötü düşünceler) fısıldar.
l Nas suresi, 5. Ayet meali
Şeytan, Onlara Allah’ı, anmayı unutturmuştur.
l Mücadele suresi, 19. Ayet meali
Bu tür şeytani vesveseler karşısında ne yapılması gerektiğini Allah Rasulu (sav) ashabına tavsiye buyurmuştur:
Osman bin Ebil As “ Ey Allah’ın Rasulu! Şeytan benimle namazımın arasına girerek bana okuduğum şeyi unutturdu.” dedi. Rasulullah (As) şöyle buyurdu: ‘ Bu şeytandır; ona hınzep denir. Onu hissettiğinde ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç kere tükür!’ Osman bin Ebil As ‘ bunu yaptım ve Allah benden bu derdi giderdi.’ dedi.
l Sıfatu Salet’in – Nebiy, el-Albani, s. 109.
Namazda huşû’a engel olan etkenleri ortadan kaldırmak için, istiaza (şeytandan Allah’a sığınmak) ve tebettül (kalbini her şeyden boşaltıp Allah’a yönelmek) şarttır. Şeytanın vesvese, fısıltı ve dürtüklemelerine kulak tıkamdan, bu konuda Allah’tan yardım dilemeden namaza durmak ve Kur’an okumaya başlamak, tilkilerin cirit attığı bir ortamda kümesin kapısını açık bırakmak gibidir.
Ayrıca; dünyadan kopmadan, dünyevi ilgi, sevgi ve düşüncelerden kurtulmadan ve her şeye veda ederek Allah’ın yüce denetimini ense kökünde hissetmeden de namazda huşû’a ermek mümkün olmaz.
Namaz kıldığın zaman, veda eden gibi namaz kıl.
l İhyau ’Ulum’id Din, İmam Gazali, c.I, s.410.
Her namazınızı, son kez namaz kılıyormuşçasına kılın.! O’nu görmüyorsanız da muhakkak O sizi görüyor.
l Sıfatu Salet’in – Nebiy, el-Albani, s. 70.
Namaza dururken Allah’ı anmak, O’nun bizi görüp gözettiğini hissetmek, Allah’ın huzurunda mutlaka hesaba çekileceğimizi ve bu hesap için amellerimizin dökümü yapıldığında iyilik hanemize yazılacak en son ibadetimizin işte şu kıldığımız namaz olabileceğini düşünmek, bir sonraki namaz vaktine yetişip yetişemeyeceğimize dair bir garantimizin olmadığını hatırlamak, adeta bu fani dünyada son demlerini geçiren bir insanın psikolojik halini yaşamak…İşte bu duygularla namaza başlamak, başından sonuna kadar namazda huşû içinde bulunmamızı sağlamaya yetecek de artacaktır.
Zaten; Allah’ı, ayetlerini, cennet ve cehennemi; yaratma, öldürme ve diriltme kudretini, azametini ve yüceliğini hatırlamaktan başka ne ile kalpler tatmin bulup huzura ve sükuna kavuşacaktır.
Dikkat edin; ancak Allah’ın zikri ile kalpler mütmain olur.
l Ra’d Suresi, 28.Ayet Meali
Namazın Hakikati ve Ruhu
Namazın ruhunun aslı, namaz boyunca kalbin huşû ve huzur içinde bulunmasıdır. Çünkü namazdan maksat, kalbi Allah’a yönetmek ve onun zikrini tazelemektir. Nitekim Yüce Allah(c.c) şöyle buyurmuştur:
Ve beni hatırlamak için namaz kıl.
l Taha Suresi, 14. Ayet Meali
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz de şöyle buyurmuştur:
Nice kimseler vardır ki, namazdan nasipleri yorgunluk ve sıkıntıdan başka bir şey değildir.
Bu Hadisi Şerifİ kalbi gafil olanlar hakkındadır.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
Nice namaz kılanlar vardır ki, onlara namazlarından onda bir veya alda bir oranından fazlası yazılmaz. Herkesin namazından yazılan, kalbi hazır olduğu kısımlardır.”
Yine şöyle buyurmuştur:
Bir kimseye veda eder gibi namaz kıl” Yani namazla, kendi nefsine ve isteklerine veda et, onlardan ayrıl, Allah’tan başka herşeydem uzaklaş, demektir.
Bu sebepten dolayı Hz.Aişe (r.a) diyor ki:
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizimle konuşurdu. Biz de onunla konuşurduk. Namaz vakti gelince, bizi hiç görmemiş ve tanımamış gibi olurdu. Bu durum, Allah’ın azameti ile çok fazla meşgul olmasından ileri geliyordu.
Bir Hadisi Şerifte efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
Kalbin hazır olmadığı namaza Allah bakmaz.
Hz.İbrahim (a.s), namaz kıldığı vakit kalbinin çarpıntısı iki mil uzaktan duyulurdu.
Hz.Ali (r.a) namaza kalktığı vakit âzâlarını bir titreme alırdı. Yüzünün rengi değişir ve şöyle derdi:
Yedi kat göklere ve yere arz edilen ve onların taşıyamadıkarı emaneti edâ etmenin zamanı geldi.
Süfyan Sevrî diyor ki:
Namazı huşu ile kılmayanın namazı doğru olmaz.
Hasan-ı Basrî şöyle demiştir:
Kalbin hazır olmadığı namaz, cezaya daha yakındır.
Muaz b. Cebel (r.a) diyor ki:
Namazda kasten sağında, solunda kimler var! Diye etrafa bakanın namazı olmaz.
l Kimya-yı Saadet, İmam Gazali, Hisar Yayınevi, s.114
|
|
|
ihram Nedir? - Nerelerde ihrama Girlilir ? (Mikat Mahalli) |
|
Yazar: RasitTunca - 08-14-2019, 01:51 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
ihram Nedir? (Hac Elbisesi) - Nerelerde ihrama Girlilir ? (Mikat Mahalli) - ihramlıya Yasak Olan Hareket ve Fiiller
İhram: Hac ve umre yapmak amacıyla kutsal toprakların ziyaret edilmesi esnasında erkeklerin giyinmiş olduğu, iki parçadan oluşan, beyaz renkli dikişsiz bir örtüdür.
İhrama girmek demek, hac ve umre için niyet eden Müslümanların bazı davranış ve hareketlerini kendilerine haram kılmaları anlamına gelmektedir. İhram’ın yasakları, hac ve umre için, niyet edip ihrama girildiği zaman başlar. Hac ve umre ibadetlerinin gerektiği gibi yapılabilmesi ve ibadetlerin boşa gitmemesi için, ihram kurallarının çok iyi öğrenilmesi gereklidir.
Hac ve umre için niyet eden erkek Müslümanlar,önce beden temizliklerini tamamlarlar,.abdest alırlar,bütün kıyafetlerini çıkarırlar,başları açık kalacak şekilde ihrama girmeye başlarlar.beden temizliği: tırnaklar kesilir,saç ve sakal traşı yapılır.ve bütün vücut temizlenir.izar ve rida denilen, iki parçadan oluşan beyaz dikişsiz örtü giyilir.
Kadınlar ise, hac ve umre yaparken ihrama girme zorunluluğu olmadığı için, günlük kıyafetleri ya da tercihlerine göre uzun ve beyaz giysilerle de, ibadetlerini yerine getirirler.
İhram, iki parçalı beyaz örtüden, çok daha derin ve manevi anlamlar içerir. Her şeyden önce temizliği ve arınmışlığı sembol eder.
İhram, kötülüklerden, fesatlıktan, bencillikten ve kibirlilik duygularından temizlenerek Allah’a saf bir şekilde yönelmeyi teşvik eder.
İhrama girildiği zaman farklı devletlerden aynı gaye için gelen bütün Müslümanlar arasında hiçbir fark olmadığı herkesin eşit olduğu mesajını verir. İhrama girildiği anda, bütün Müslümanlar arasında dil, kültür, makam, mevki, ekonomik durum, gelir düzeyi gibi tüm farklılıklar ortadan kalkar ve herkesin nasıl eşit olduğu duygusu hâkim olur.
Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş yerler vardır. Bu yerlere ‘mikat’ denir. mikat sınırları dışından hacca veya umreye gelenler, bu sınırları
İHRAM YASAKLARI
İhrama girildiği andan itibaren ihramdan çıkıncaya kadar, ihram yasakları olarak bir dizi yasak başlar. Mümkün olduğu kadar bu yasaklardan uzak olmaya çalışılmalıdır.
Harem bölgesinin(Mekke ve çevresi) doğal bitkilerini kesmek, ağaçlara zarar vermek, av hayvanlarını avlamak, korkutmak, ihram elbisesi dışında elbise giymek, erkeklerin başlarını örtmesi, kadınların yüzlerini örtmesi, erkeklerin ayakkabı, çorap, eldiven giymeleri, tırnak kesmek, saç tıraşı olmak, sakal tıraşı olmak, bıyıkları düzeltmek, vücudun herhangi bir yerinden kıl koparmak, koku sürünmek, parfüm kullanmak, eşiyle cinsel ilişki, ya da yol açacak davranışlarda bulunmak, gibi… Bütün bunlar ihramlı kişi için yasak olan durumlardır.
Ayrıca, başkalarına zarar vermek, kavga etmek, küfür etmek gibi davranışlar ihramlı için hoş olmayan ve ceza gereken durumlardır.
İhrama nerede girilir? İhrama girilen yerler nerelerdir?
HAREM BÖLGESİ
Mekke-i Mükerreme’yi çevreleyen Harem bölgesinin sınırlarını ilk defa Cebrail’in rehberliğiyle Hz. İbrâhim belirlemiş, sınırları gösteren işaretler daha sonra Hz. Peygamber tarafından yenilenmiştir. Bu sınırların Kâ’be’ye en yakını, Mekke’ye 8 km. mesafede Medine istikametinde “Ten‘îm”; en uzak olanları ise Tâif yönünde “Ci‘râne” ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir. Diğerleri; Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” ve Arafat sınırında “Batn-ı Nemîre”dir.[3]
Yani velhasil kelam, ihram veya harem bölgesi demek, orada bitkilerin, insanlarin, hayvanlarin emniyette oldugu, onlara, hicbir zarar ziyanin, ullaşmamsi gereken bölge veya yer demekdir, yani bu sadece bize bir örnek teşkil eder, bu gün kötü bilim adamlari bitkilerin "DNA" sini bozarak onlari yiprattilar, ve yine hayvanlari klonlayip, genini bozarak, yine zararli türler meydana getirdiler, ve insanida neredeyse klonlmak için, bütün gayretleri ile ugraşiyorlar, amma bu harem bölgesi demek, işde dünyada öyle yerler meydana getirin ki, oradakilere zarar verilmesin, ve güvenli eminyetli bölge olsun, bunu Rabbimiz Mekke ve kabe civari için yapmiş, amma bu, sadece bir örneklik içindir, ve bugün böyle, hayvan neslininn, insan neslinin ve bitlikilerin korundugu, ve dogal hallerinde yaşadigi, emniyletli bölgeler yapmamiz, ve oralari, hatta asker ve polisler ile korumamiz gerekliligini gösteriyor, yoksa bu kötü bilim adamalri bütün dünyayı fesada ugratacaklar, ve artik neredeyse, dogal hicbirşey kalmayacak hale geldi, ve size Fatih Sultan Mehmet Han in babasina dedigi gibi diyorum : beni sizden biri olarak görüyorsaniz, size sadece bunu tavsiye ediyorum, yok bizi mehdi olarak kabul ediyorsaniz, size bunu emrediyorum, böyle "Harem Bölgeleri" oluşturun, her bölgede, yörede, oranin bitki örtüsünü, hayvanini koruyacak, emniyetli alanlar oluşturun, "dogal yaşam merkezleri", ve var gücünüzlede buralari koruma altina alin, ve polisinizle, askerinizle buralari beklemek sureti ile koruyunuz, yoksa dünyain sonunu siz düşünün.......
Zaten Cennet ne demekdir : Kirden, pisden, günahdan, günahkardan, kötülerden, ve şeytanlardan, yani bir nevi mikroplardan, ve kafir cinlerden, yani kötü gazlardan... arindrilimiş bir bölge demekdir, Eğer siz dünyada böyle bölgeler oluşturursaniz, birinin ismine, nimetler ceneti "Naim Cenneti" adini veririz, digerine "Me've Cenneti" yani dünyanin burunu yani havasi temiz cennet adini veririz, birisine, en iyiler diyari, "şehitler cennti," yani kokusu gitmemiş yiyecek, giyecek, hayvan ve insanlr cenneti veya diyari harem bölgesi deriz, bir digeri bozulmamiş kirlenmemiş gazlar yani havasi bozulmamiş diyar yada cennet, digerine bozulmamiş topraklar cenneti, yani velhasil, sizler harem bölgeleri kurarsaniz, artik böyle daha ileri dogru giden yolumuzda, ahiret baki kalanlarin diyari olur işde, yoksa bu kafir bilim adamlari bize, ceneti dar etcekler, ve cennet yerine kiyameti başimiza getirmeye ugraşiyorlar. akillanin artik ey insanoglu
ihramsız olarak geçemezler. Mikat yerleri şunlardır:
Zulhuleyfe: Mekke’ye Medine yönünden gelenlerin mikatıdır.
Cufe: Şam yönünden gelenlerin mikatıdır.
Zat-ı ırk: ırak yönünden gelenlerin mikatıdır.
Karn:necid yönünden gelenlerin mikatıdır.
Yelemlem: yemen yönünden gelenlerin mikatıdır.
Doğrudan Mekke’ye gidecek giden hacı adayları, uçaklar Cidde’ye indiği ve Cidde de mikat sınırları içinde olduğundan, uçağın kalktığı havaalanında ya da evlerinde ihrama girerler. Gerekirse uçak, mikat sınırını geçmeden uçağın içinde de ihrama girilebilir.
İhram Nedir Nasıl Giyilir.
İhram: Niyet ve telbiyeden ibarettir ki hacca yahut umreye veya kırana göre her ikisine niyet ederek harama dâhil olmaktır. Bu esnada erkeklerin büründükleri rida ve izar denilen iki parça örtüye halk arasında ihram denilmektedir (hanımların ihramları normal elbiseleridir). Hac ve umre ibadetlerini eda etmek için bir kısım mubahları haram kılmaktır. (İnaye c.2,s.429)
İhrama girmenin esrarı ve hikmeti: Dünya ziyneti olan elbiselerden soyunarak; doğumu ve ölülerin diriltilmesini, mahşer yerini, hesap gününü, mizanı düşünmek, temiz olarak fuyuzatı ilahiyyeye nail olmaktır. İhramsız hac ve umre yapılamaz.
İhramın Sahih Olmasının Şartları
1- Niyet etmek.
2- Telbiye getirmek veya telbiye yerine geçen bir zikirde bulunmak.
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder".(Tirmizi, Hac, 14/828.)
İhramın Vacibleri
1- Mikat hududunu geçmeden ihrama girmek.
2- İhramın yasaklarından korunmak
İhramın Sünnetleri
1- İhrama girmeden önce, koltuk altı ve kasıkkıllarını temizlemek, tırnak kesmek ve güzel koku sürünmek.
2- İhrama girerken gusletmek veya abdest almak.
3- Erkekler,izar ve rida denilen iki parça örtüye sarınmak.
4- İhrama niyyet ettikten sonra kerahet vakti değilse iki rek'at ihram namazı kılmak.
5- İhramlı bulunduğu surede her fırsatta telbiye söylemek.
6- Telbiyeyi üç defa tekrarlamak.
7- Telbiyeden sonra teşrik tekbiri, salevat-ı şerife, dua ve niyazda bulunmak.
İhram'ın Müstehapları
1- Gusul'e ihram için niyet etmek.
2- İhramın beyaz, yeni veya yıkanmış olması
3- Nalin veya naline benzeyen terlik giymek
4- Misvak kullanmak.
5- Saclarını taramak.
6- Bıyıklarını sünnete uygun kesmek.
İhram'ın Mübahları
1- Kan aldırmak.
2- Kıl koparmadan vücudun herhangi bir yerini veya başını kaşımak.
3- Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak.
4- Sıcaktan korunmak için bir ağaç, ev, çadır altına sığınılabileceği gibi, başa değdirmeden şemsiye taşımak.
5- Kemer takmak, silah kuşanmak, yüzük ve saat takmak, kokusuz sürme çekmek.
6- Topukları ve üzeri açık ayakkabı giymek.
7- Diş çektirmek, iğne vurdurmak.
8- Kollarını giymeden palto veya ceket gibi bir elbiseyi omuza almak.
9- Yorgan, battaniye veya herhangi bir örtü ile, yüz ve baş hariç vücudun diğer kısımlarını örtmek.
İhram'ın Yasakları
Bir kimse hac veya umre için niyyet edip, telbiye yapmakla ihrama girmiş olur. İhramdan çıkıncaya kadar kendisine bazı fiil ve davranışlar haram olur. Bu haramlara ihram yasakları denir.
A- İhramlının kendi vücudu ile alakalı yasaklar:
1- Koku sürünmek,
2- Kokulu sabun kullanmak,
3- Traş olmak, bıyıkları kesmek,
4- Süslenmek maksadıyla kına sürmek, ruj ve oje gibi maddeler kullanmak,
5- Tırnakları kesmek,
6- Vücudundan herhangi bir yerinden kıl koparmak veya kesmek.
7- Kasık ve koltuk altı kıllarını yolmak veya traş etmek.
B- Giyim kuşam ile alakalı (erkeklere) yasaklar:
1- Başa takke giymek veya sarık sarmak,
2- Pantolon, palto, gömlek gibi dikişli elbiseler giymek.
3- Çorap, eldiven veya üstu ve topukları kapalı ayakkabı giymek.
C- Cinsi yasaklar:
1- Cinsi münasebette bulunmak,
2- Öpüşüp, oynaşmak,
3- Cinsi münasebete sebep olabilecek söz, fiil ve davranışlarda bulunmak.
D- Başkalarına zarar veren yasaklar:
1- Kavga etmek,
2- Münakaşa ve mücadelede bulunmak,
3- Sövüp saymak, hakaret etmek, gönül kırmak.
E- Harem bölgesi ile alakalı yasaklar:
1- Kendiliğinden biten yeşil otları ve ağaçları koparmak, budamak, ezmek,
2- Zararsız hayvanları öldürmek. (Muhit-i Burhani, 2/458.)
F- Kara hayvanlarının avı ile alakalı yasaklar:
1- Eti yensin veya yenmesin her turlu kara hayvanını avlamak,
2- Avcıya işaretle bile olsa yardımda bulunmak,
3- Av hayvanlarına zarar vermek.
İhram'a Nerede Girilir?
İhrama girmek için muayyen yerler vardır.
Bunlara "Mikat mahalli" denir. Beytullah'a ulaşmak isteyen afakinin, Kabe-i Muazzama'ya ta'zim için ihramlı olması ve mikat mahallinden ihrama girmesi lazımdır. Mikat hususunda insanlar üç kısımdır:
1- Afaki olanlar: mikat mahallerinin dışından gelenlerdir.
2- Hill ehlidir: mikat mahalleri ile harem arasında ikamet edenler.
3- Harem ehlidir: Mekke ve civarında ikamet edenler.
İhram'a Nasıl Girilir?
İhrama girecek kimse evvela tırnaklarını keser, koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, gerekiyorsa saç ve sakal traşı olup, bıyığını düzeltir. Mümkünse gusleder. Gusletme imkanı yoksa yalnız abdest alır. İhrama girerken yapılacak gusul sunnet-i müekkededir. Bu gusul, hadesten taharet için değil, maddi temizlik içindir. Bu bakımdan hayız ve nifas halindeki kadınlar da gusledebilirler. Gusülden sonra vücutta renk ve iz bırakmayan güzel bir koku sürünür. Vücud sadece izar ve rida ile örtülür.
Baş açık ve ayaklar çıplak bırakılır. Ancak ayaklarına topukları ve üzeri açık terlik giyer. İzar ve ridaya büründükten sonra 2 rekat namaz kılar: Birinci rek’atta Fatiha-i Şerife'den sonra Kafirun suresini, ikinci rek’atta Fatiha-i Şerife'den sonra ihlas suresini okur. Namazdan sonra kıbleye dönüp hac veya umreden hangisine niyet edecekse ona niyet eder. (Vekil ise falan kimse adına der) Ara vermeden 3 kere:
“Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel-hamde ve’n-ni‘mete leke ve’l-mülk. La şerike Lek.” diye telbiye getirip peşinden tekbir ve Salavat-ı şerife okur. Boylece ihrama girilmiş olur. Artık yol boyunca telbiye, Peygamber Efendimiz’e bol bol salavatlar getirilir, dualar yapılır; zikir, tesbih ve tehlilde bulunulur. Farz namazların ardından da çokça telbiye getirilir. Telbiyeleri yüksek sesle söylemek, erkekler için müstehaptır. Kadınlar seslerini yükseltmeden söylerler.
Hanımların İhramı
İhram ile alakalı aşağıdaki hususların haricinde kadınlar da erkekler gibidir.
1. Her türlü dikişli elbise, eldiven, çorap ve mest giyebilirler. Başlarını örtebilir, fakat yüzlerini açık bulundururlar.
2. Telbiyede seslerini yükseltmezler.
3. Tavafta remel de bulunmaz ve sa'yda hervele yapmazlar.
4. Başlarını tahlik yani kökten kazıtmazlar ancak kısaltırlar.
5. İzdiham varsa Hacer-i Esved'i öpmeden istilam ederler. Erkekler topluluğundan kaçarlar.İzdihamlı zamanlarda Makam-ı İbrahim'in yanında namaz kılmazlar.
6. Hayız ve nifas halinden dolayı veda tavafını terk ettiği veya ziyaret tavafını tehir ettiğinden kurban kesmeleri gerekmez. (Lubab Şerhi s.78)
İhramdan Nasıl çıkılır?
İhramdan çıkmak için erkekler saçlarını ya ustura ile tıraş ettirirler veya en az saçlarının dörtte birini, parmak uçları kadar (1,5-2 santim) kısalttırırlar. Başı tıraş ettirmek, kısalttırmaktan efdaldir. Kadınlar ise tıraş olmazlar, saclarının uçlarından 1-2 santim kısaltırlar. Böylece ihramdan çıkmış olurlar.
İhram Yasakları ve Cezalar
İhram: Haccın şartlarından biridir. Hacı adayının, başka zamanlarda işlenmesi mubah olmayan bazı fiil ve davranışları, belirli bir süre için kendisine haram kılması, yasaklamasıdır. Bu niyetle giyilen özel elbiseye de ihram denir. İhramlı olunan sürede uyulması gereken kurallar vardır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde cezaları yerine getirmek gereklidir.
HAC BOZULMASINA SEBEP OLAN KUSUR
Hac için niyet edip ihrama girdikten sonra, Arafat vakfesine başlamadan önce cinsel ilişki de bulunan kişi haccın bozulmasına yol açar. Bu duruma düşen kişi, bozulan bu haccı yarım bırakmaz, haccı tamamlar. Bunun yerine gelecek yıllarda bu haccı kaza etmesi gerekir. İşlediği bu fiilden dolayı bir koyun veya keçi(dem)kurban etmesi gerekir.
Umre için ihrama girdikten sonra, umre tavafını yapmadan cinsel ilişkide bulunan kişinin de aynı şekilde umresi bozulmuş olur. Bu şekilde umresi bozulan kişinin umreyi bırakmaması ve tamamlaması gerekir. Daha sonra ise bunu kaza eder ve işlediği bu fiilden dolayı yine bir koyun veya keçi kesmesi gerekir.
DEVE VEYA SIĞIR KESMEYİ GEREKTİREN KUSUR
İhrama girip, Arafat vakfesini yaptıktan sonra, tıraş olup ihramdan çıkmadan önce, cinsel ilişki de bulunan kişinin, ceza olarak bir deve ya da sığır kesmesi gerekir.
KOYUN VEYA KEÇİ KESMEYİ GEREKTİREN KUSUR
İhramlı iken, Arafat vakfesinden sonra tıraş olup henüz ziyaret tavafını yapmadan cinsel ilişki de bulunmak, eşini şehvetle öpmek, okşamak gibi cinsel ilişkiye yol açabilecek davranışlarda bulunmak, saç veya sakalın dörtte birini ya da vücudunda başka bir yerini tıraş eden, tırnak kesen, elbise olarak dikilmiş giysileri on iki saat veya daha fazla bir süre giyinen, başı yüzünü örten, ayakkabı giyinen, vücudunda her hangi bir yerine koku, yağ, jöle süren, kına yakan, saç ve sakal boyayan bir kimsenin ceza olarak bir koyun veya keçi kesmesi gerekir.
FITIR SADAKASI VERMEYİ GEREKTİREN KUSURLAR
İhramlı olan bir kişinin, on iki saatten az bir süre her hangi bir elbise ya da ayakkabı giymesi başını örtmesi, saç veya sakalın dörtte birinden az kısmını tıraş etmesi, el veya ayağının tırnaklarının bir kısmını kesmesi, ceza olarak fıtır sadakası kadar, sadaka vermeyi gerektirir.
BEDEL ÖDEMEYİ GEREKTİREN KUSURLAR
İhramlı iken, karada yaşayan av hayvanlarını avlayan, yaralayan, yumurtalarını kıran, avlayanlara yardımcı olan, avcılara av yerlerini gösteren kişilerin ceza ödemesi gerekir. Ceza olarak ise av hayvanlarının kıymeti kadar tayin edilir.
Özür nedeniyle(hastalık, kaza gibi)olan durumlardır. Bu durumda olanlar ceza konusunda muhayyerdir.
|
|
|
Haccın ve Tavafın Farzları - Vacipleri - Sünnetleri Nelerdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-14-2019, 01:44 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Haccın ve Tavafın Farzları - Haccın Tavafın Vacipleri - Haccın Tavafın Sünnetleri Nelerdir
HACCIN FARZLARI
Hanefîler'e göre haccın ihram, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı olmak üzere üç farzı vardır. Hac bu farzların sıraya uyularak yerine getirilmesiyle eda edilmiş olur. Bu farzlardan ihram şart, diğer ikisi ise rükündür. Buna göre Arafat vakfesinin vaktini geçiren kimse o yıl hac yapma imkânını kaybeder, daha sonra yarım bıraktığı haccını kazâ eder.
Mâlikîler'e göre bu üç farz yanında sa`y de farzdır ve dördü birden haccın rükünlerini oluşturur. Şâfiîler ise, bunlara saçları kısaltmayı veya tıraş etmeyi (halk veya taksîr) ilâve ederek rükün sayısını beşe çıkarmışlar ve bu rükünler yerine getirilirken bir kısmında (ilk üçünde) sıraya riayet etmenin de farz (rükün veya şart) olduğunu söylemişlerdir. Rükünlerin tamamı, usulüne göre yapılmadıkça, ceza ve kefâret ödemekle hac sahih olmaz. Eksik kalan rüknün tamamlanması veya haccın kazâsı gerekir.
Haccın geçerlilik şartlarından birisi ve başta geleni olan ihram konusu yukarıda anlatıldı. Buradan itibaren Hanefî mezhebinde haccın iki rüknü olan Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı anlatılacaktır. Bu iki rükün, özel olarak kendilerinin, genel olarak diğer törenlerin ifa zamanına ve mekânına ilişkin olan ve haccın ihram dışındaki diğer iki sıhhat şartı olan "özel vakit" ve "özel mekân" şartlarıyla birlikte izah edilecektir. Sa`y ve saçların kısaltılması veya tıraş edilmesi, Hanefîler'e göre farz değil vâcip olduğu için burada değil, ileride "Haccın Vâcipleri" bahsinde incelenecektir.
A) ARAFAT VAKFESİ
Arafat, Mekke'nin yaklaşık 25 km. güneydoğusunda Harem sınırları dışında bir bölgedir. Vakfe ise bir yerde bir süre durmak veya beklemek demektir. Arafat vakfesi önemli ve titizlik gerektiren bir rükündür. Çünkü süre-si içinde Arafat'ta bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş olurlar. Arafat vakfesi dışında vaktinde yapılamayan diğer menâsik ise, daha sonra kazâ edilerek veya fidye ödenerek telâfi edilebilir. Hz. Peygamber'in "Hac, Arafat'tan ibarettir" (Tirmizî, "Tefsîr", 3; Ebû Dâvûd, "Menâsik", 57) sözü Arafat vakfesinin önemini belirtmesi yanında, ayrıca, bu vakfeyi kaçırmamak için titizlik gösterilmesi gerektiğini de anlatmaktadır.
a) Vakfenin Geçerli Olmasının Şartları
Vakfenin geçerli (sahih) olabilmesinin iki şartı vardır. 1. Hac için ihramlı olmak, 2. Vakfeyi özel (belirli) yer ve zamanda yapmak. İhram konusu yukarıda anlatıldığı için burada sadece ikinci şart olan "vakfenin belirli yer ve zamanda yapılması" şartı açıklanacaktır.
1. Vakfenin Yeri. Vakfenin yeri, Arafat bölgesidir. Arafat bölgesinin Mekke tarafındaki sınırı, "Urene vadisi"dir. Urene vadisi dışında Arafat bölgesinin her yerinde vakfe yapılabilir. Bu vadi Arafat bölgesinden değildir. Burada bulunan "Nemîre Mescidi"nin kıble (kuzeybatı) tarafından bir kısmı da vakfe yerinin dışında kalmaktadır.
2. Vakfenin Zamanı. Zilhiccenin 9. arefe günü zeval vaktinden yani güneşin tepe meridyeni üzerine geliş vaktinden bayramın ilk günü "fecr-i sâdık" denilen tan yerinin ağarmaya başladığı zamana kadar geçen süredir. Bu konuda mezhepler arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece Hanbelîler'e göre vaktin ilk anı, arefe günü fecr-i sâdık ile başlar. Vakfenin sahih olması için niyet, akıl ve ilim (Arafat'ta bulunduğunu ve vakfe yaptığını bilmek) şart olmadığından, belirtilen süre içinde ister şuurlu, ister şuursuz, ister uykuda, ister uyanık, ister abdestli, ister abdestsiz her ne halde olursa olsun, bir an Arafat sınırları içinde bulunan, hatta oradan geçen kimse vakfeyi yapmış olur.
Hanefîler'e göre arefe günü gündüz Arafat'ta bulunanların, mazeretsiz olarak güneş batmadan önce Arafat'tan ayrılmamaları vâciptir. Mazeretsiz olarak ayrılan kimse, henüz güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönerse, bir şey gerekmez; aksi halde ceza (dem) gerekir. Fakat gündüz Arafat'ta bulunmayıp güneş battıktan sonra gelenlere bir ceza gerekmez. Şâfiîler'e göre, güneş batmadan ayrılanlara da ceza gerekmez. Mâlikî mezhebinde ise, gecenin bir cüzünde Arafat'ta bulunmak vakfenin sıhhat şartıdır. Güneş batmadan Arafat'tan ayrılıp bir daha dönmeyen kişinin haccı bâtıl olur. Gündüzün çok az da olsa bir kısmında Arafat'ta bulunmak Mâlikîler'e göre vâciptir. Süresi içinde kısa da olsa bir müddet Arafat'ta bulunamayanlar hacca yetişememiş olurlar. Daha sonraki senelerde yeniden haccetmeleri gerekir.
b) Arafat Vakfesinin Sünnetleri
1. Zilhiccenin 8. terviye gününü arefe gününe bağlayan geceyi Mina'da geçirip, arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra Arafat'a hareket etmek.
2. Zeval vaktinden önce Arafat bölgesinde bulunmak ve mümkünse vakfe için gusletmek.
3. Zeval vaktinden sonra öğle namazından önce Nemîre Mescidi'nde hutbe okunması.
4. Öğle ve ikindi namazlarını cem`-i takdîm ile kılmak.
5. Vakfe esnasında abdestli ve kıbleye yönelik bulunmak.
6. Vakfeyi cem`-i takdîm ile kılınan namazdan sonra yapmak.
Vakfe esnasında ayakta durmak oturmaktan, binek üzerinde bulunmak ayakta durmaktan daha faziletlidir.
7. Mümkün olduğu kadar vakfeyi Cebelirahme denilen tepenin yakınında yapmak.
8. Oruçlu olmamak.
9. Gün boyunca telbiye, zikir, tesbih, dua ve istiğfar gibi ibadetleri çokça yapmak. Kendisi, anne ve babası, çocukları ve bütün müslümanlar için dua ve istiğfarda bulunmak.
Cem`-i takdîm: Arefe günü Arafat'ta öğle ve ikindi namazlarının öğle vakti içinde birleştirilerek birlikte kılınması sünnettir. Buna cem`-i takdîm denir.
Ebû Hanîfe'ye göre bu namazların cem`-i takdîm ile kılınabilmesi için; a) Arefe günü hac için ihramlı olarak Arafat'ta bulunmak, b) Mescid-i Nemîre'de cemâat-i kübrâ ile kılmak gerekir. Aksi halde her namaz kendi vaktinde kılınır. Diğer üç mezhep ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, arefe günü hac için ihramlı olanların Arafat'ta öğle ve ikindi namazlarını, ister Nemîre Mescidi'nde ister çadırlarda, ister cemaatle, ister münferit olarak cem`-i takdîm ile kılmaları sünnettir.
Bu namazlar cem`-i takdîm ile kılınırken ezan okununca önce öğle namazının ilk sünneti kılınır. Sonra ikamet yapılarak öğlenin farzı kılınır. Tekrar ikamet yapılır ve ikindinin farzı kılınır. İkindi namazı için ayrıca ezan okunmaz ve iki farz arasındaki sünnetler kılınmaz. Her iki farzdan sonra telbiye ve teşrik tekbirleri okunur.
B) ZİYARET TAVAFl
Tavaf, "bir şeyin etrafında dolaşmak, dönmek" gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise tavaf, Hacerülesved'in bulunduğu köşeden veya hizasından başlayıp, Kâbe'nin etrafında yedi defa dönmektir. Her bir devire "şavt" denir. Yedi şavt bir tavaf olur. Ziyaret tavafı farz olup haccın iki rüknünden biridir. "İfâda tavafı" da denilen bu tavaf yapılmadıkça hac tamam olmaz. Ancak, Arafat vakfesini yaptıktan sonra vefat eden kişi haccının tamamlanmasını vasiyet etmişse, bir "bedene" (sığır veya deve kurbanı) kesilmekle haccı tamamlanır.
a) Tavafın Sahih Olmasının Şartları
1. Tavafın Vaktinde Yapılması
Tavafın hangi vakitten itibaren yapılacağı yani başlangıç vakti önemlidir. Son vakti için bir sınır yoktur, ömrün sonuna kadar herhangi bir vakitte yapılması yeterlidir.
Hanefî ve Mâlikîler'e göre ziyaret tavafının vakti bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar. Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise ziyaret tavafının vakti, arefe günü gece yarısından itibaren başlar. Ziyaret tavafı ilk vaktinden sonra her zaman yapılabilirse de Ebû Hanîfe'ye göre bu tavafın kurban kesme günlerinde, yani bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar; Mâlikîler'e göre ise zilhiccenin sonuna kadar yapılması vâciptir. Mazeretsiz olarak daha sonraya bırakılırsa ceza (dem) gerekir.
Şâfiî ve Hanbelîler ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise, ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vâcip değil, sünnettir. Mazeretsiz olarak daha sonra yapılması mekruh ise de ceza gerekmez.
Tavafın, bayramın ilk günü yapılması ise daha faziletlidir.
2. Niyet
Niyet, yapılmak istenen bir şeyin bilinmesi ve kalben belirlenmesidir. Ayrıca dille söylenmesi müstehaptır. Tavaf niyeti olmaksızın Kâbe'nin etrafında dolaşmak tavaf sayılmaz. Ancak niyette tavafın türünü yani bu yapılan tavafın kudüm tavafı mı, ziyaret tavafı mı yoksa umre tavafı mı olduğunu tayin etmek gerekmez; mutlak tavafa niyet yeterlidir.
3. Tavafın Mescid-i Haram'ın İçinde, Kâbe'nin Etrafında Yapılması
Kâbe'nin etrafında tavaf yapılan yere "metâf" (tavaf alanı) denir. Tavaf sadece burada yapılmaz. Mescid-i Harâm'ın içinde olmak şartıyla, daha geniş devir yapılarak metâfın dışından, hatta mescidin üst katlarından Kâbe'nin çevresi dolaşılabilir. Fakat Harem-i şerif'in dışından dolaşmak tavaf sayılmaz. Çünkü bu, Kâbe'yi değil, mescidi tavaf olur.
4. Şavtların Çoğunu Yapmış Olmak
Hanefîler'e göre, şavtların çoğunu yani en az dördünü yapmış olmak tavafın geçerlilik şartı olup son üç şavt yapılmayacak olursa, tavaf sahih olur, fakat farz ve vâcip tavaflarda eksik kalan her şavt için ceza gerekir. Diğer üç mezhepte ise, yedi şavtın hepsi rükün olup bütün şavtlar yapılmadığı takdirde tavaf sahih olmaz.
b) Tavafın Vâcipleri
1. Abdestli olmak. Tavaf esnasında abdest bozulursa, abdest alındıktan sonra eksik kalan şavtlar tamamlanabilir.
2. Setr-i avret, yani avret sayılan yerlerin örtülü olması. Setr-i avret, her zaman farzdır. Tavafta vâcip olmasının anlamı, ihlâlinden dolayı ceza gerekmesidir. Avret sayılan uzuvların dörtte biri veya daha çoğu açılırsa ceza gerekir; daha azında ceza gerekmez.
3. Teyâmün, yani Kâbe'yi sol tarafına alıp kendisi Kâbe'nin sağında olacak şekilde yürümek.
4. Tavafa Hacerülesved veya hizasından başlamak.
5. Tavafı, hatîmin dışından dolaşarak yapmak. Çünkü hatîm denilen kısım Kâbe'den sayılır. Hatîmin dışından dolaşmadan yapılan şavtlar iade edilmediği veya hiç değilse eksik kalan kısım hatîmin çevresi dolaşılarak ikmal edilmediği takdirde ceza gerekir.
6. Farz ve vâcip tavafları yedi şavta tamamlamak.
7. Gücü yetenler tavafı yürüyerek yapmak. Yaşlılık, hastalık veya sakatlık sebebiyle yürüyerek tavaf edemeyenler arabaya veya tahtırevana binerek tavaf ederler.
8. Tavaf namazı kılmak. İster farz, ister vâcip, isterse nâfile olsun, her tavaftan sonra iki rek`at tavaf namazı kılmak vâciptir. Kerâhet vakti değilse, tavafın hemen peşinden hiç ara vermeden bu namazı kılmak müstehaptır. Daha sonra kılınsa da eda edilmiş olur. Çünkü bu namaz, haccın veya tavafın vâciplerinden değil, vitir namazı gibi müstakil bir vâciptir. Bu sebeple terki hac cinayeti sayılmaz ve bir ceza gerekmez.
Arada tavaf namazını kılmadan peş peşe tavaf yapmak ise mekruhtur.
Tavaf namazını "makam-ı İbrâhim"in arkasında kılmak müstehaptır. Orada yer bulunmazsa, mescidin içinde uygun olan başka bir yerde kılınır. Harem bölgesi dışında kılmak ise mekruhtur. İhram namazında olduğu gibi, bu namazın da ilk rek`atında Kâfirûn, ikinci rek`atında İhlâs sûrelerinin okunması müstehaptır. Tavaf için kerâhet vakti yoktur. Ancak, Hanefîler'e göre, tavaf namazı farz ve vâcip namazların kılınması mekruh olan üç vakit dışında, sabah ve ikindi namazlarının farzları eda edildikten sonra da kılınmaz. Şâfiî mezhebinde ise kerâhet vaktinde tamamlanan tavafla ilgili tavaf namazı o anda kılınabilir.
Yukarıda sayılanlardan ilk altısı sadece Hanefîler'e göre vâciptir. Diğer üç mezhepte bunlar tavafın sıhhat şartı olduğundan, herhangi birinin eksik kalması halinde tavaf sahih olmaz ve iade edilmesi gerekir. Son ikisi yani tavaf namazı ve tavafın yürüyerek yapılması, Hanefî ve Mâlikîler'e göre vâcip, Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise sünnettir.
Tavafın vâciplerinden biri mazeretsiz terkedilirse ceza gerekir, fakat tavaf sahih olur. Tavaf yeniden yapılırsa ceza düşer.
c) Tavafın Sünnetleri
1. Necâsetten tahâret. Bedende, ihramda veya elbisede namaza engel pislik bulunmaması.
2. Tavafa başlarken, Hacerülesved'e veya hizasına, Rüknülyemânî yönünden gelmek.
3. Tavafa başlarken ve her şavtın sonunda Hacerülesved'i istilâm etmek.
İstilâm, Hacerülesved'i selâmlamak demektir. İstilâm için Hacerülesved'e dönülüp namaza durur gibi eller kulaklar hizasına kaldırılıp "Bismillâhi Allahüekber" denilerek üzerine konur ve eller arasından Hacerülesved öpülür. İzdiham sebebiyle Hacerülesved'e yaklaşılamadığı durumlarda, başkalarına rahatsızlık vermemek için uzaktan avuçların içi Kâbe'ye çevrilerek eller kulaklar hizasına kadar kaldırılıp "Bismillâhi Allahüekber" denilerek, karşıdan işaretle selâmlanır ve sağ elin içi öpülür. Hacerülesved uzaktan istilâm edilirken karşısında durulup beklenmez, yürümeye devam edilir.
Tavafın her şavtında Rüknülyemânî'nin de istilâm edilmesi müstehaptır.
4. Ardından sa`y yapılacak tavafların ilk üç şavtında erkeklerin remel yapması. Remel, tavafta kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümektir. Remel sadece sonunda sa`y yapılacak tavaflarda yapılır. Kadınlar remel yapmazlar.
5. Remel yapılması gereken tavaflarda erkeklerin ıztıbâ` yapması.
lztıbâ`, ridânın yani ihramın vücudun belden yukarısını örten parçasının bir ucunu sağ kolun altından geçirip, sol omuz üzerine atarak sağ kolu ve omuzu ridânın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında ıztıbâ` sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür, tavaf namazı omuz örtülmüş olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında, başka zamanlarda ıztıbâ` mekruhtur.
6. Muvâlât yani tavafın bütün şavtlarını ara vermeden peş peşe yapmak.
Tavaf esnasında farz namaz için ikamet yapılması veya abdestin bozulması gibi, tavafa devam etmeyi engelleyen bir durum ortaya çıkarsa, tavaf olduğu yerde bırakılır, kalan kısmı sonra tamamlanır.
7. Erkeklerin mümkün olduğu kadar Kâbe'ye yakın; kadınların ise erkekler arasına karışıp sıkışmayacak bir uzaklıktan tavaf etmeleri.
Tavafın sünnetlerinin mazeretsiz terki mekruhtur. Sünnetlerin terkedilmesi durumunda maddî bir ceza gerekmez.
d) Tavafın Yapılışı
Hangi tavaf yapılacaksa ona niyet edilerek, Rüknülyemânî cihetinden Hacerülesved hizasına gelinir. Tekbir ve tehlîl getirilerek Hacerülesved öpüldükten veya karşıdan selâmlandıktan (istilâm) sonra, dua okuyarak tavafa başlanır.
Hatîmin dışından dolaşılarak ve her şavtta hizalarına gelindikçe Rüknülyemânî ve Hacerülesved istilâm edilerek yedi şavt tamamlanır. Rüknülırâký ve Rüknüşşâmî'de istilâm yoktur. Tavaf tamamlanınca mümkünse makam-ı İbrâhim'in arkasında, orada yer yoksa uygun bir yerde tavaf namazı kılınıp dua edilir.
e) Tavaf Çeşitleri
Ziyaret tavafından başka, hacla ilgili olan ve olmayan farz, vâcip, sünnet ve nâfile başka tavaflar da vardır. Ancak hepsinin sıhhat şartları, vâcipleri, sünnetleri ve yapılış şekli aynıdır.
Hacla ilgili olarak "kudüm tavafı", "ziyaret tavafı" ve "vedâ tavafı" olmak üzere üç tavaf vardır. Umrede yapılan tavafa ise umre tavafı denir. Bunlar ilgili yerlerde açıklanmıştır. Hac ve umre ile ilgili olmayan diğer tavaflar ise şunlardır:
1. Nezir Tavafı. Tavaf etmeyi adayan kişinin, nezrini yerine getirmesi vâciptir. Bunun için zaman belirlenmişse, belirlenen zamanda, zaman tayini yapılmamışsa uygun bir zamanda adanmış olan tavaf yerine getirilir.
2. Tahiyyetü'l-mescid Tavafı. Bir mescide girildiğinde kılınması sünnet olan tahiyyetü'l-mescid yerine, Mescid-i Harâm'a her girildiğinde hürmeten ve mescidi selâmlamak için bir tavaf yapmak müstehaptır. Buna selâmlama tavafı anlamında tahiyyetü'l-mescid tavafı denir. Hac veya umre gereği yapılacak olan tavaf bunun yerini tutar.
3. Tatavvu Tavafı. Mekke'de bulunulan süre içinde hac ve umre ile ilgili olarak yapılan tavaflar dışında, fırsat buldukça yapılan nâfile tavaflardır. Diğer ibadetler gibi, başlanılmış olan nâfile bir tafavın bitirilmesi de vâcip olur. Uzak yerlerden gelmiş olan kimselerin nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Harâm'da nâfile namaz kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında Mekkeliler için de hüküm aynıdır.
HACER-İ ESVED’İ SELAMLAMAK
Hac ve umre yapanlar, tavafa başlarken veya tavaf esnasında Hacer-i Es’ad’ın - Hacer-i Esved’in önüne geldikçe namazda durur gibi tekbir ve tehlil ile mübarek taşa ellerini kaldırıp sürerler. Mümkünse öperler. Değilse ellerini sürüp ellerini öperler. Bu da mümkün değilse karşıdan ellerini kaldırarak selamlarlar. Böyle yapanlar Allâhü Teâlâ’ya bîat etmiş olurlar.
Hacer-i Esved’i selamlamak sünnettir. Fakat insanlara eziyet ve sıkıntı vermemek vacibdir. Sünneti işlemek için insanlara eziyet vermek caiz olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta Hz. Ömer’e şöyle tavsiyede bulunmuştur:
Yâ Ömer, sen güçlü kuvvetli bir adamsın. Hacer-i Esved’e ulaşmak için izdiham çıkarma, insanlara zahmet verme. Yoksa zayıfları sıkıştırıp onlara eziyet etmiş olursun. Eğer kalabalık değilse dokunarak ve öperek selamla. Kalabalık ise karşısında durarak tehlil ve tekbirle selamla. (Müsned-i Ahmed)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kıyamet gününde bu taşın (Hacer-i Esved’in) gören iki gözü, konuşan dili olacak. Kendisini selamlayanlar hakkında şahitlik edecek.” buyurmuştur.
Sağlık: YARALANMALARDA İLKYARDIM
Düşme, çarpma, burkulma, kırık gibi yaralanmalarda ilk müdahale mühimdir. Yaralanan kısımda şişlik, kızarıklık ve ateşlenme görülebilir.
Eğer kanama yoksa yaralanan yerin ağrısını ve aşırı şişmesini (ödemi) önlemek için cilde doğrudan temas ettirilmeden buz konur veya soğuk kompres yapılır. Mümkünse yaralı kısım bandaj ile hafif sıkı sarılabilir.
İlk müdahaleden sonra ortopedi-travmatoloji veya âcil servis doktoru bulunan bir sağlık merkezine başvurulmalıdır.
Yaralanmadan sonraki ilk vakitlerde kişinin kendini iyi hissetmesi aldatıcı olabilir. Yaralanma ve ağrıyı hafife almamalı, mütehassıs hekimlere muayene olmalıdır.
HACCIN HİKMETİ
Allâhü Teâlâ Hz. Âdem’e (a.s.): “Ey Âdem! Sen benim için yeryüzünde, gökteki Beyt’imin hizasında bir Beyt yap ki melekler Arş’ımın etrafında tavâf ettikleri gibi, sen ve çocukların da onun etrafında tavaf ederek bana ibadet ediniz.” buyurdu.
Âdem Aleyhisselâm Mekke’ye gidip Beytullâh’ı inşa etti. Sonra Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvardı: “Yâ Rabbi! Şüphesiz her çalışanın bir ücreti vardır, benim de bir ücretim vardır.” Allâhü Teâlâ da: “Evet, vardır. Dile benden ne dilersen.” buyurdu.
Hz. Âdem: “Yâ Rabbi! Beni tekrar cennete gönder.” dedi. Allâhü Teâlâ: “Bu, senin için gerçekleşecektir.” buyurdu. Hz. Âdem: “Yâ Rabbi! Benim hatalarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden de günahlarını itiraf edip sana yalvararak bu Beyt’i; Ka’beyi tavaf edenleri de affetmeni istiyorum.” dedi. Cenâb-ı Allah: “Ey Âdem! Ben seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt’i ziyaret edip de günahlarından tevbe edenleri de affettim.” buyurdu.
Nûh Tufanı’ndan İbrahim (a.s.) zamanına kadar Ka’be’nin yeri belirsiz kaldı. Allâhü Teâlâ, İbrahim (a.s.)’a, Ka’be’yi inşâ ve insanlara haccı ilân etmesini emir buyurdu. İbrahim (a.s.) “Ya Rabbi! Buna sesim yetmez.” dedi. Hz. Allah: “Sen ilân et, sesini duyurmak bize aittir.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Makam-ı İbrahim’in üzerine çıkıp baktı ve bütün yeryüzünün, dağların, taşların, ovaların, kara ve denizlerin, insan ve cinleri ile beraber hepsinin gözünün önünde toplandığını gördü. İki parmağını kulaklarına koyarak doğuya, batıya, kuzey ve güneye doğru dönerek şöyle seslendi: “Ey insanlar! Beytü’l-Atîk’i (Ka’be’yi) ziyaret etmek sizlere farz kılındı, Rabb’inizin dâvetine icabet edin, gelin.”
İbrahim (a.s.) zamanından günümüze kadar haccetmeye muvaffak olanlar, İbrahim (a.s.)’ın dâvetine “Lebbeyk Lebbeyk!” diyerek icabet edenlerdir. Bir kimse o vakit İbrahim Aleyhisselâm’ın davetine kaç kere “Lebbeyk” diyerek cevap vermişse o kadar haccetmek nasib olur. (Lebbeyk: Emrine âmâdeyim’ demektir.)
HACCIN ŞARTLARI VE KISIMLARI
Haccın farz olmasının şartları: 1- Müslüman olmak, 2- Haccın farz olduğunu bilmek, 3- Bâliğ (ergen) olmak, 4- Akıllı olmak, 5- Hür olmak, 6- Hacca gidip geleceği nakil vasıtası ve yol masrafları için parası olmak, 7- Vakit (hac ayları), 8- Hacca gidip dönünceye kadar bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimlerini sağlayacak imkânı ve gidiş geliş müddeti içinde yol masrafı ile âile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak.
Haccın farz olması için zekâtta olduğu gibi belli bir nisâb yoktur.
Haccın edâsının farz olmasının şartı beştir: 1- Sıhhatli olmak, 2- Yol emniyeti olmak, 3- Hacca gitmeğe (hapislik gibi) bir mânî olmamak, 4- Kadınların yanında kocası veya güvenilir bir mahreminin bulunması, 5- Kadınların iddet bekliyor olmaması.
Hac, hükmü itibariyle üç kısımdır:
Farz hac: Kendisinde haccın şartları bulunan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları îcâbeden hacdır.
Vâcib hac: Bir kimsenin nezrederek (adayarak) üzerine vâcib kıldığı hacdır. Başlandıktan sonra bozulan nâfile haccın kazâsı da vâcibtir.
Nâfile hac: Farz ve vâcib olan hac dışındaki hac nâfiledir.
Henüz hac farz olmayan çocuğun veya kölenin yapacağı hac da nâfiledir.
Farz, vâcib yahut nâfile hac edâsı itibarı ile üç türlüdür:
Hacc-ı İfrâd: Hac mevsiminde umresiz olarak yapılan hacdır.
Hacc-ı Temettû: Aynı senenin hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir. Temettû haccına niyet eden kimse, dilediği zaman bir Mekkeli gibi umre yapabilir. Şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Hacc-ı temettû, hacc-ı ifrâddan daha faziletlidir.
Hacc-ı Kırân: Bir ihrâmla umre ve haccı berâber yapmaktır. Hacc-ı temettûde olduğu gibi şükür kurbanı kesmek vâciptir.
Hacc-ı kırân, hacc-ı ifrâd ve hacc-ı temettûdan daha fazîletlidir. Hacc-ı kırân ve hacc-ı temettû âfâkî olanlar (Mikât hâricinden Mekke’ye gelenler) içindir.
|
|
|
Hac Kitabı - Hac Hakkinda Bütün Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 08-14-2019, 01:26 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hac Kitabı
Hac ile Umrenin Mahiyetleri
Hac, lûgat´ta, saygıdeğer makamları ve diğer yerleri ziyaret kasdında bulunmaktır. Din deyiminde ise: "Arafat´da özel vaktinde bir miktar durmaktan ve ondan sonra Kâbe-i Muazzama´yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret yapmaktan ibarettir." Hac yapan kimseye Hâcc (Hacı) denir. Bunun çoğulu "Hüccac"dır.
Umre, lûgat´ta ziyaret manasınadır. Din deyiminde: "Kâbe-i Muazzama´yı tavaftan ve Safa ile Merve denilen iki yer arasında sa´y etmekten (koşar gibi gidip gelmekten) ibarettir. Bunun için belli bir zaman yoktur. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Yalnız Arefe günü ile Kurban bayramının dört gününde yapılması mekruhtur. Ramazan ayında yapılması mendubdur.
Umre, müekked bir sünnettir. Bunu yapan kimseye "Mutemir" denir. Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de "Hacc-ı Asgar" denilir. Bununla beraber Arefe günü cumaya rastlayan bir farz hacca da "Hacc-ı Ekber" denilmektedir.
(Umre, İmam Malik´e göre de bir müekked sünnettir. Fakat İmam Şafiî´ye göre, ömürde bir defa hemen yerine getirilmesi gerekmeyen bir farz-ı ayn´dır. Hanbelî´lere göre, hemen yerine getirilmesi gereken bir farzdır.)
Haccın Nevileri
Hac, farz, vacib ve nafile kısımlarına ayrıldığı gibi, ifrad hac, temettü hac ve kıran hac nevilerine de ayrılır. Şöyle ki:
1) Farz hac, şartlarını kendisinde toplayan bir müslümanın ömründe bir defa yapmakla yükümlü olduğu hacdır.
2) Vacib hac, nezredilen veya başlanmışken bozulan nafile bir hacca karşılık kaza edilecek olan hacdır.
3) Nafile hac, büluğ çağına ermemiş olmakla mükellef bulunmayanın veya farz haccı yapmış bulunan bir kimsenin Allah rızası için nafile olarak yapacağı hactır ki, bu hac tekrar tekrar yapılabilir. [On iki yaşını bitirip henüz büluğa ermemiş olan erkek çocuğuna mürahık, dokuz yaşını tamamlayıp da büluğa ermemiş olan kız çocuğuna mürahıka denir.]
4) İfrad hac, beraberinde umre yapmaksızın yalnız başına yapılan farz, vacib ve nafile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilir. Bunu yapana "Müfrid" denilir.
5) Temettü hac, hac mevsiminde önce umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra aynı mevsimde daha yurda dönmeden tekrar ihrama girerek usulü üzere yapılan farz hacdır. Bu haccı yapana "Mütemetti" denir. Bu, ifrad hacdan daha faziletlidir.
6) Kıran hac, hac aylarından önce veya hac ayları içinde mikattan evvel veya mikatta Umre ile farz haccı bir ihramda toplayıp bir niyetle Umre yapıldıktan sonra usulü üzere yerine getirilen hacdır. Bu şekilde hac yapılması Temettu hac yapılmasından daha faziletlidir. Bu haccı yapana da "Karin" denir. Bunların açıklama ve uygulamalan ileride gelecektir.
Haccın farz, vacib ve sünnet olan herhangi bir işine "Nüsük" denir. Bunun çoğulu "Menâsik"dir. Bu söz, aslında ibadet ve su ile bir şeyi temizlemek demektir.
Haccın Rükünleri
Haccın rükünleri, mahiyetini teşkil eden farzları ikidir: Biri, Arafat´da bir müddet beklemek, diğeri de Kâbe-i Muazzama´yı farz manada tavaf etmektir.
Vakfe
Arafat, Mekke-i Mükerreme´nin güney doğusunda altı saat uzaklıkta bulunan bir yerdir. Hac yapacaklar için Arafat´da durmak zamanı, Zilhice ayının dokuzuna rastlayan Arefe gününün zeval vaktinden itibaren Kurban bayramı ilk gününün fecrinin doğuşuna kadar olan zamanın herhangi bir kısmıdır. Bu müddet içinde bir dakika dahi olsa, beklemekle bu farz yerine gelmiş olur. Bu arafat´da uyanık bir halde durmakla uyumak veya baygın bulunmak halleri eşittir.
Belirtilen müddetten önce veya sonra, Arafat´da durmakla "Vukuf" farizası yerine getirilmiş olmaz. Ancak Zilhicce´nin hilâlinde şübhe olur da Zilkade otuz gün olarak tamamlanmış bulunur ve sonradan Zilkade´nin yirmi dokuz gün olduğu anlaşılırsa, bu takdirde Arafat´da durmanın ilk Kurban Bayramı gününe rastlamış bulunması istihsan yolu ile caizdir ve yeterlidir.
Hacıların Arefe günü sanarak Arafat´da durdukları günün Terviye (Zilhicenin sekizinci) günü olduğu anlaşılsa, bu bekleme yeterli olmaz. Arefe günü tekrar durmaları gerekir. Şu kadar ki, bütün insanlar tarafından vakfe ve farz tavaf yapıldıktan sonra haccın sahih olmadığına (bir gün önce yapıldığına) dair ortaya çıkacak haberler ve şahidlikler artık dinlenmez.
Arafat meydanının ortasında "Cebel-i Rahmet" yanında kıbleye karşı durulup Allah´a ayakta dua edilmesi daha faziletlidir. Burası, manevî değeri çok büyük olan bir yerdir. Dünyanın her tarafından akın edip gelen, yurdları, dilleri ve renkleri başka başka olan; fakat düşünce ve gayeleri bir olan yüz binlerce müslüman, Arafat´da, kefenlere bürünmüş, kabirlerinden dirilip Mahşer meydanına toplanacak bir muhteşem insan kitlesini andırır. Bunların hep birden duygulu bir dille Allah Tealâ Hazretlerini tevhid ve tebcile başlamaları, Allah´dan bağış dilemeleri ve ikram beklemeleri, melekleri bile heyecana getirecek yüksek ve ruhanî bir manzara meydana getirir.
Şüphe yok ki, Allah Tealâ Hazretleri, bu garib kullarına lûtfedecek ve meleklerine şöyle hitab buyuracaktır: "Şu uzak ülkelerden gelip toz-toprak içinde kalmış, kıyafetleri perişan bir halde, benim rahmet ve yardımımı dileyen kullarıma bakınız! Ben şanı yüce, onları bağışlayacağım ve mağfiretime erdireceğim." Böylece feyiz ve bereketi nihayetsiz olan Yüce Allah´ın rahmet ve yardım denizleri dalgalanıp duracaktır.
Ne kutsal bir tecelli, ne yüce bir başarı!..
(İmam Malik´e göre Arafat´da bekleme müddeti, Arefe günü güneşin zevalinden; gündüzün fecrine kadar devam eder. O gün güneşin zevalinden batışına kadar, bir an bile olsa, beklemek vacibdir. Güneşin batışından sonrada bir miktar beklemek gerekir ki, farzdır.)
Kâbe-i Muazzam´a, Mekke-i Mükerreme şehrinde Allah Tealâ´nın emri ile İbrahim Aleyhisselâm´ın ilk olarak veya yenilemek suretiyle yapmış olduğu dört köşeli yüksek ve mübarek bir binanın işgal ettiği kutsal bir yerdir. Burası bütün müslümanların kıblesidir. Bu kıblegâha, İlahî bir mabed ve İlahî rahmetin tecelli kaynağı olmasından dolayı Beytullah Beyt-i Muazzam adı verilmiştir.
Kâbe-i Muazzama, Harem-i Şerif ve Mescidü´l-Haram denilen büyük bir Mescidin ortasında bulunmaktadır. Bu mescidin etrafında kubbeler vardır. Geri kalan kısım açıktır. Yedi minaresi, birçok kapıları, içinde minberi, Zemzem kuyusu ve İbrahim Aleyhisselâm´ın Makamı vardır.
Ziyaret tavafına gelince: Bu, Arafat´da vakfeden sonra Kâbe-i Muazzamanın etrafında yedi defa dolaşmaktan ibarettir ki, bunun dört defası farz olan bir rükündür.
Ziyaret tavafının vakti, Kurban Bayramının ilk günü fecir doğduktan sonra hayatın son gününe kadar uzayan bir zamanın herhangi bir kısmında yapılacak bir tavaf ile hac farizası tamamlanmış olur.
Tavafın Mahiyeti ve Nevileri
Tavaf, lûgat´ta ziyaret etmek ve bir şeyin etrafında dolanmak manasınadır. Tavaf edene Taif ve tavaf edilen yere de Metaf denir.
Din deyiminde tavaf, Kâbe´nin etrafında yedi defa dönmekten ibarettir. Şöyle ki:
Kâbe´nin güney tarafındaki bir köşesine Rükn-ü Hacer ve diğer köşesine Rükn-ü Yemanî denir. Rükn-ü Hacer´de, Hacer-i Esved denilen mübarek bir taş vardır ki, tavafa buradan başlanır. Beyt-i Muazzama sola alınarak Kâbe´nin kapısına doğru gidilmek suretiyle Beyt´in çevresinde dolaşılır. Böylece Hacer-i Esved´den başlayarak yapılan bir dolaşım yine orada tamamlanmış olur. Buna bir "şavt" denir. Aynı şekilde yedi defa yapılan şavt ile tavaf biter.
Tavaf, bir nevi namazdır. Allah Tealâ´ya heyecan ve muhabbetle yapılan tazimin bir nişanesidir. Allah´ın Arş´ı etrafında dolaşan kutsal meleklerin hallerine bir benzeyiş şeklidir.
Kâbe-i Muazzama, bu yaşanılan âlemde, göremediğimiz melekler âlemindeki İlâhî makamın bir görüntüsü yerindedir. Bu maddî Beyt´in çevresindeki beden hareketleri, melekler âleminde Arş çevresinde yapılan ruhanî hareketlerin birer işaretidir.
Gerek tavafa başlarken ve gerek tavaf esnasında Hacer-i Esved´in önüne her geldikçe ona karşı durulur. Namaza durur gibi, eller kaldırılır, tekbir ve tehlil getirilir. Mümkünse öpülür veya eller sürülür. Bu da mümkün değilse, yalnız ona karşı eller yukarı kaldırılır, işaret yapılır ki, buna İstilâm (Selâmlamak) denilmektedir.
Hacer-i Esved´e böyle el koymak, Yüce Allah´a ibadet ve itaat etmek üzere söz vermenin ve bunda kararlı olmanın bir nişanı demektir.
Tavafın nevilerine gelince: Bunlar aşağıda yazıldığı şekilde beş kısımdır:
1) Kudûm Tavafı: Taşradan Mekke-i Mükerreme´ye varılınca ilk yapılan tavaftır. Bu tavaf, afaki (Mikat dışından gelenler) için sünnettir. Buna Tavaf-i Lika da denir.
(İmam Malik´e göre bu tavaf vacibdir.)
2) Ziyaret Tavafı: Arafat´dan döndükten sonra yapılan tavaftır. Buna "Tavaf-ı İfaze"de denir. İşte haccın iki rüknünden biri bu tavaftır ki, dört şartı farzdır.
3) Sader Tavafı: Hac esnasında Mina´da taşlar, atıldıktan sonra, Mekke´ye inilince yapılan tavaftır. Buna "Veda Tavafı" da denir. Bu tavaf, Mikat dışından gelenler (Afakî´ler) için vacibdir: Bununla hac işleri (menasik) tamamlanmış olur. Hacılar bu tavafla Kâbe´ye veda ederek vatanlarına dönmeye başlarlar.
(Bu tavaf, Şafiîler´de vacib veya sünnettir.)
4) Nafile Tavaf: Mekke´de bulunan müslümanların Kâbe etrafında zaman zaman yaptıkları nafile tavaftır. Böyle bir tavaf, Mikat dışından gelenler için, nafile namaz kılmaktan daha faziletlidir. Çünkü onlar her zaman bu şerefi elde edemezler.
5) Umre Tavafı: Bunun dört şartı Umre´nin rüknünden olan tavaftır ve farzdır. Bunun yerine başka bir şey geçemez. Umre´de kudum tavafı ile Sader tavafı yoktur. Umre´ye İhramla başlanır, tıraş olmak veya saç kısaltmakla Umreye son verilir.
Tavaf esnasında tekbir ve tehlil getirilir, salât ve selâm okunur. Tavafta şartları arka arkaya yapmak şart değildir. Bu tavaf henüz tamamlanmadan namaz için veya abdesti tazelemek için bırakılsa, tavaf bozulmaz. Geri kalan kısım sonra tamamlanabilir. Tavaf sırasında kadınların erkeklerle aynı hizada bulunmalan tavafı bozmaz.
Haccın Farz Olmasının Şartları
Bir kimseye haccın farz olması için sekiz şart vardır. Şöyle ki:
1) Müslüman olmalıdır. Gayri müslimler hac ile mükellef değildir. Buna göre bir gayri müslim hac yaptıktan sonra müslüman olsa, diğer şartlar bulununca yeniden hac etmesi gerekir. ´ Yine, bir mümin hac ettikten sonra - Allah korusun - dinden çıkıp da sonra tevbe ederek İslâmiyete dönse, diğer şartlar bulununca tekrar hacetmesi gerekir.
2) Büluğa ermiş. olmalıdır. Bir çocuk, aklı başında ve kâr ile zararı ayıracak durumda da olsa, hac ile mükellef olmaz. Onun yapacağı hac nafile olur. Onun için büluğ çağına erer de hac şartlarını toplarsa, tekrar hac etmesi gerekir.
Velisi ile beraber hacda bulunan çocuğa, velisi hac işlerini yaptırır.Taşları attırır, tavaf yaptırır ki, büyüyünce görevini daha iyi yapabilsin. Bu taşlamayı çocuk terk etse, bundan bir şey gerekmez. Çünkü çocuğa hac vacib değildir.
3) Akıl sahibi olmalıdır. Deli olanlar hacla yükümlü değillerdir. Bunlar iyileşir de hac şartlarını elde ederlerse, o zaman hac etmeleri gerekir.
4) Hür olmalıdır. Köleler ve cariyeler hacla yükümlü değillerdir. Bunların yaptıklan haclar birer nafiledir. Bunlar azad edildikten sonra diğer şartlara sahib bulundukları takdirde hac etmeleri gerekir.
5) Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle ki: Küfür diyarında (darı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup İslâmı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe, hac ile yükümlü olmaz. Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz. Onun için İslâm yurdunda bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder de, hac şartlarına sahib bulunursa, hac ile mükellef olur.
6) Hac görevini güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bunun için bir kimse hac görevi için diğer şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu görevi yerine getirmeye elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz.
7) Hicaz´a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz. Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile oturmak da, haccın farzolmasına engel değildir.
Temel ihtiyaçlar için zekât bölümüne bakabilirsiniz!..
8) Kendi durumuna uygun binek vasıtası ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Rahiliye, Zadü-t-Tarika (yol azığına sahib bulunmak) denir. Şöyle ki:
Hac için yol azığına ve binilecek vasıtaya gücü yeter olmak şarttır. Bu kudretin hac aylarında veya herkesin bulunduğu yerde hacıların âdet üzere hâcca gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca yetecek kadar mala sahib olan kimsenin, diğer şartlara da sahib olması halinde, ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç kalmış olur. Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac görevi vacib olmuş sayılmaz.
Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde hacca gidilmesi, âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş olmaz: Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile hüküm aynıdır Onun için Hac etmek üzere bağış yapılan bir malı kabul etmek herhalde gerekmez.
Bununla beraber Mekke-i Mükerreme´ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir.
(İmam Malik´e göre, azık ve binit için yeterince imkâna sahib olmak şart değildir. Bu konuda Mekke´ye gidip en düşük şartlarla hac işlerini yerine getirmeğe imkân bulunması yeterlidir. Onun için fazla güçlük bulunmaksızın yaya olarak veya kira ile karşılayabileceği bir binek ile hac etmeğe ve yiyecek harcamalarını sanatı ile yolda yürüdükçe elde etmeğe gücü olan bir müslümana canı ve malı için bir tehlike yoksa, hac farz olur. Yurdunda ailesine bir nafaka bırakıp bırakmaması fark etmez. Ancak nafakasız kalmakla helâk olmaları korkusu olunca, o zaman hac ile yükümlü olmaz.)
Haccın Yapılmasını Gerektiren Şartlar
Haccın yerine getirilmesinin farz olması için beş şart vardır. Şöyleki:
1) Beden sağlıklı olmalıdır. Onun için hac görevini yerine getirebilmek için vücud sağlığına sahip olmayan kimseye hac farz olmaz. Kör ve kötürüm olanlar da böyledir.
Fakat iki İmama ve İmam Azam´dan bir rivayete göre, kendisini koruyup yol gösterecek kimsesi bulunan amayâ (iki gözü köre), diğer şartlara sahib olunca, hac etmesi farz olur.
2) Haccın yerine getirilmesi için arızî engeller bulunmamalıdır. Bir kimse tutuklanırsa (habsedilirse) veya zorla hacdan engellenirse, hac ile yükümlü olmaz.
3) Yol emniyeti bulunmalıdır. Yolda tehlike bulundukça, hacca gidilmesi farz olmaz.
4) Sefer mesafesinden (en az onsekiz saatlık bir uzaklıktan) hac yapacak bir kadın için yanında kocası veya müebbeden mahremi bulunan bir erkek bulunmak şarttır. Bunların akıllı, büluğa ermiş veya büluğ çağına gelmiş olmaları gerekir. Beraberinde böyle bir kimse bulunmayan kadın için hac farz değildir. Kendisine hac farz olan bir kadının yanında böyle bir mahremi bulunduğu takdirde, kocası onu hacdan alıkoyamaz. Çünkü böyle bir farzı yerine getirmek, koca hakkından önde gelir. Genç bir kadının yalnız süt kardeşi veya damadı ile hac etmesi, zamanın bozukluğu bakımından bazı alimlere göre caiz görülmemiştir.
5) Hacca gidecek kadın, kocasından boşanmış veya kocası ölmüş ise, iddeti bitmiş olmalıdır. Böyle bir iddet bekleme içinde bulundukça kadın hacca gidemez. Öyle ki, yola çıktıktan sonra Mekke´ye en az on sekiz saat uzak bir yerde iken kocasının orada ölmesi gibi bir sebeble iddet bekleyecek olan kadının o yerden iddeti bitmeden önce çıkmaması gerekir.
Haccın Sıhhatının Şartları
Hac görevinin sahih olarak yerine getirilebilmesi için şöylece dört şart vardır.
1) İslâm olmak. Bu haccın farziyetinin şartı olduğu gibi, sıhhatının da şartıdır. Bir gayri müslim haccettikten sonra müslüman olsa dahi, önceden yapmış olduğu bu haccı sahih olmaz.
2) Özel yerlerde bulunup görev yapmış olmak. Bu yerlerden maksad, Arafat ile Kâbe´dir. Onun için Arafat´da vakfe yapmadıkça (beklemedikçe) ve Kâbe´yi tavaf etmedikçe hac sahih olmaz.
3) Belli bir vakit olmak. Bundan maksad, Arafat´daki vakfe zamanıdır ki, Arefe gününün zeval vaktinden Kurban Bayramı fecrinin doğuşuna kadar devam eden bir zamandır. Ziyaret tavafının vakti ise, daha önce belirtildiği gibi, hayatın sonuna kadardır. Fakat bu tavafın vacib olan vakti, nahr (kurban boğazlama) günleri, Kurban Bayramının ilk üç günüdür.
Bununla beraber İfrad haccının, Temettü haccının, Kıran haccının hac görevlerini (menasikini) yapmak için yine belli bir vakit vardır. Bu da Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylara Hac Ayları Hac mevsimi denir.
Bu aylar içinde en son hac vakti, Arefe günü ile Kurban günüdür. Arefe günü Zevalden sonra Arafat´da az veya çok bulunup Bayramın ilk gününde ziyaret tavafını yapan kimse, hac farzını yerine getirmiş olur.
(Şafiîlere göre de, Arafat´da vakfe zamanı, Zilhicce ayının dokuzuncu günü zeval vaktinden sonra onuncu günün fecrine kadardır. Bu zaman içinde bir an bile olsa, vakfe yeterlidir.
4) Hac niyeti ile İhram yapmış olmak. Şöyle ki: İhram, haccı veya umreyi veya her ikisini yerine getirmek için, mübah olan şeylerden bir kısmını geçici bir zaman için kendine haram kılmaktır, bunları yapmaktan sakınmaktır. Bu ihram, hacca veya umreye veya hac ile umreye niyet etmek ve "telbiye" getirmekle meydana gelir.
Telbiye, şu sözleri söylemektir:
"Lebbeykallahümme Lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk. İnnelhamde venni´mete leke vel-mülk. Lâ şerike lek."
Anlamı: "Ahlah´ım! Ben senin emrine boyun eğerim ve hazırım. Senin ortağın yoktur. Senin davetine ihlâsla uyarim, senin ortağın yoktur. Şübhe yok ki, hamd da, nimet de sana mahsustur, mülk de... Senin ortağın yoktur."
İhram yapana "Muhrim" denir. Muhrim olmayana da "Helal" denir. İhlâl da, ihramdan çıkmak ve bir şeyi harem sahasından dışarıya çıkarmak manasına gelir.
İhram, Beytullah için bir tazim alâmetidir. Öyle ki dışardan bir iş ve ticaret için gelen bir müslüman, hac ve umre niyetinde bulunmasa da, yine ihramsız olarak Harem bölgesine giremez. Bu haramdır, hürmete aykırıdır.
İhrama giren bir erkek, dikişli elbiselerini çıkarır. Bir peştemal kuşanır. Üzerine de bir omuz havlusu alır. Başını ve ayaklarını açık bulundurur. Temizlenir, yıkanır veya abdest alır. İki rekat namaz kılar. Yüksek bir sesle "Lebbeykallahümme Lebbeyk...." diye telbiyede bulunur. Zevcesi ile cinsel ilişkiyi terk eder. Zevcesini okşayıp öpmez. Güzel koku sayılan misk, anber ve kâfur gibi şeyleri sürünmez. Bunları yatağına da sürmez. Kara av hayvanlarını avlamaz, avlayanlara da hayvanı göstermez. Harem bölgesindeki yeşil otları ve yeşil ağaçları kesip koparmaz. Saçlarını kesmez ve kısaltmaz, tıraş etmez. Hac veya umre işlerini tamamlayıncaya kadar bu yasakları gözetir:
Kokusundan hoşlanılacak her şey Tîb (güzel koku) sayılır.
İhrama giren kadınlar elbiselerini çıkarmazlar, başlarını ve ayaklarını açık bulundurmazlar. Telbiye getirirken seslerini yükseltmezler.
İhrama girenlerin çadır altına sokulmaları, şemsiye tutmaları, yüzük takmaları, bellerine kemerlerini bağlamaları, kolları içine sokup giyinmeksizin sırtlarına palto gibi bir şey almaları haram değildir.
Yalnız farz hac için veya Temettü haccı ile Kıran haccı için Şevval ayının birinci gününden Zilhicce´nin dokuzuna kadar herhangi bir günde İhrama girilebileceği gibi, bundan önce de girilebilir. Çünkü İhram haccın şartıdır. Şart ise, meşrutun vaktinden daha öne geçebilir, bu caizdir. Abdest almanın (taharetin) namaz vaktinden öne geçmesi gibi... Ancak ihrama daha önce başlanılması, zamanın uzaması bakımından sakıncalı olacağı için mekruhtur. Çünkü ihram sebebiyle yasak olan şeylerden korunmak uzun zaman için kolay değildir.
(Şafiî´lere göre hac için, hac aylarından önce ihrama girmek caiz değildir. Ancak umre için girilmiş olur.)
Mikat ile İlgili Bilgiler
Hac için afaktan (Mikat dışından) gelenler için ihrama girecekleri belli yerler vardır ki, bunlar beş yerdir. Bunların her birine "Mikat" denir. Çoğulu "Mevakit"dır. Bunlar: "Zülhuleyfe, Zati Irk, Cuhfe, Karn, Yelemlem" denilen yerlerdir. Bu yerlere gelmeden önce ihrama girilebilir. Öyle ki, Süveyş yolu ile hacca gidenler "Rabiğ" hizasında ihrama girerler. Burası Şamlıların mikatı olan ve Mekke´ye üç merhale uzakta bulunan, bugün izi kalmamış "Cuhfe" kasabası yakınındadır.
Bir hac yolcusu, ihramsız olarak mikatı geçerse, bakılır: Eğer henüz hac işlerini (menasikini) yapmaya başlamadan mikata dönerse, ihrama girerek telbiyede bulunur. Böylece kendisine bir ceza gerekmez. Fakat mikata dönmez de sonradan ihrama niyet ederse veya hac menasikinden birini yaptıktan sonra ihram için mikata dönerse, ceza olarak kurban (bir koyun kesmek) gerekir. Haccın kaçırılmasından korkulmazsa, mikata dönmek daha faziletlidir.
Mekke´de bulunanların hac için mikatları, bulundukları Mekke´dir. Bu şehirden ihrama girerler. İsterse Mekke halkından olmasınlar. Fakat Umre yapmak için Harem bölgesi dışına çıkar ve oradan, çoğunlukla "Tenîm"denilen yerden, ihrama girerler. Bunun için bu yere Umre de denilmiştir.
Mekke şehri çevresinde belli bir sahaya "Mekke Haremi, Harem Bölgesi" denir. Bu bölgenin dışında olup mikatlara kadar uzayan sahaya da"Hill" adı verilir.
Hill Bölgesinin Mekke´ye en yakın yeri, batı tarafından üç-dört mil uzaklıkta bulunan "Ten´îm" adındaki yerdir.
Hill sözü, ihrama son vermek manasına da kullanılır.
Harem Bölgesi ile mikatlar arasında bulunan kimseler, bulundukları yerlerden veya Mekke içinden ihrama girerler. Bunların yakınlıkları sebebi ile Mekke´ye girip çıkmaları çok olacağından onlara böyle bir kolaylık gösterilmiştir.
Haccın Farziyetinin Sebebi ve Edasının Fevrî Olup Olmadığı
Haccın farz olmasına sebeb Beytullah´ın (Kâbe´nin) bulunmasıdır. Bu kutsal mabedi ziyaret için Yüce Allah´ın emri ile hac farz kılınmıştır. Bu sebeb tekerrür etmediği için haccın farziyeti de tekrarlanmaz. Mükellef olan kimsenin ömründe bir defa hac etmesiyle bu farz yerine getirilmiş olur. Öyleki, akıl ve baliğ olan bir müslüman fakir iken yürüyerek hac etmiş olsa, sonradan zengin olmakla tekrar hac yapması gerekmez.
Hac, Hazret-i Peygamberin hicretlerinin dokuzunca yılında farz kılınmıştır. Bu sene Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından Ebû Bekir Es-Sıddık (radıyallahu anh) Hac Emiri tayin buyurulmuştu. Hicretin onuncu yılında da Peygamber Efendimiz Mekke´ye yönelerek hac farizasını yerine getirmişlerdi.
Hac farizasını yerine getirmeye gelince, bu fevrî (farz olunca hemen yerine getirilmeli) midir yoksa ömrî (ömür içinde yapılması yeterli) midir Burada iki görüş vardır. Bir görüşe göre, hac farizası ömrîdir. Yükümlü bunu hayatta bulundukça dilediği sene yapabilir. Geciktirmesinden dolayı günah işlemiş olmaz. Ancak hac farizasını yapmadan ölürse günahkar olur.
Fakat sahih görülen diğer bir görüşe göre, bunun edası (yerine getirilmesi) fevrîdir. Şartlarını kendinde toplayan kimsenin hemen zamanında hacca gitmesi ona farz olur. Bu tarihde hacca gitmezse günah işlemiş olur. Öyle ki, sonradan bu şartları yitirse, hac üzerine borç kalır, bundan sorumlu bulunur.
Hac aylarında (hac mevsiminde) hac şartlarını kendinde toplayan ve yolculuğu için yeterli bir müddet bulan kimseye de hac farz olur. Bu haccın farziyetinin yerine getirilmesi de bir görüşe göre ömrî ise de, daha sahih görülen diğer bir görüşe göre fevrîdir (hemen o mevsimde hac yapmak gerekir).
Haccın Farziyetindeki Şer´i Hikmetler
Bilindiği üzere hac, İslâm´ın beş önemli esasından biridir. "İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur," hadis-i şerifi bunu bildirmektedir.
Hac, şartlarını kendinde toplayan her müslüman için çok kutsal bir farzdır. Namaz ile oruç birer bedenî ibadettir. Zekât malî bir ibadettir. Hac ise hem bedenî, hem de malî bir ibadettir. Bu farz, hem bedende olan sıhhat ve selâmetin, hem de mal varlığının bir şükür görevi demektir.
Haccın yapılmasındaki değişik usul ve adab, insanın ezelî ve ebedî olan mabuduna yapacağı tazimatın, göstereceği kulluk tarzının, arzedeceği ihtiyacın en mükemmel şeklini kapsar.
İlim ve hikmet sahibi olan yaratıcımızın kutsal bir mabedini ziyaret ederek Yüce varlığına temiz kalble ve samimî duygularla yalvarıp yakarmak ve hürmette bulunmak, bir kul için ruha ferahlık veren yüksek bir mana taşır.
Bundan başka bütün müslümanların kıblesi olan ve İbrahim Aleyhisselâm gibi büyük bir peygamberin makamını içinde bulunduran yüce bir mabedde yapılacak ibadet ve duaların sevab ve mükâfatına nihayet yoktur.
Resulüllah Efendimizin içinde doğup büyüdüğü, İslâm güneşinin ilk doğmaya başladığı, İslâmiyetin binlerce kutsal anılarını içinde saklamış bulunduğu mübarek bir beldeyi ziyaretteki feyiz ve bereket de her türlü düşüncenin üstündedir.
İslâm âleminin doğusundan ve batısından temiz bir heyecanla akın edip gelen binlerce dindaşın böyle kutsal bir yerde toplanmaları, aralarındaki din birliğini ve din kardeşliğini, din sevgisini canlandırmaları ve birbirlerinin durumlarını öğrenerek fikir alış-verişinde bulunmaları ne kadar büyük değer taşıyan bir harekettir.
Yolculuğun sağlık ve fikir yönünden sosyal faydalarını kabul eden yabancı milletler, dince mecbur olmadıkları halde, birçok zorluklara katlanarak dünyanın en uzak yerlerini gezip dolaşıyorlar. İslâmiyet ise, en yararlı bir yolculuğa bir kutsal ruh ve mecburiyet vermiş, müslümanları böyle bir yolculuğun sonsuz maddî ve manevî bereketlerinden faydalandırmıştır.
Farz olan hac görevini bir anlayış içerisinde yerine getirecek müslümanların bundan ne kadar faydalanacakları pek aşikârdır. Hele bu farzı yerine getirme mutluluğuna kavuşan anlayışlı bir müslümanın bu sayede birçok bilgiler kazanarak aydınlanacağı ve sonra dönüp kendi çevresini birçok yönden uyararak aydınlatacağı da şüphesizdir.
Sonuç olarak denir ki, haccın farz oluşundaki hikmet ve yararları pek büyüktür. İslâm´ın yayılmasına ve yükselmesine yöneliktir. Zaten İslâm dininin emir ve tavsiye ettiği hangi ibadet vardır ki, o müslümanların maddî ve manevî alanlardaki yükselmesini ve bereketini sağlamasın Yeter ki müslümanlar kendi kutsal dinlerinin bu emir ve öğütlerini gereği üzere değerlendirerek yerine getirmeye çalışmış olsunlar.
Ne mutlu mal varlığına ve beden sağlığına sahip olup da bu ve buna benzer din görevlerini yerine getirip başaranlara!..
Haccın Vacibleri
Haccın vacibleri şunlardır:
1) İhrama mikat denilen yerlerden başlamak:
Medine-i Münevvere tarafından hacca gidenler "Zül-Huleyfe"den, Irak, Horasan ve Maveraünnehr halkı "Zati Irk"dan,
Şam, Mısır ve Mağrib halkı "Cuhfe" hizasındaki bir yerden (Rabiğ hizasından),
Necidliler "Karn" dan
Yemenliler de "Yelemlem"den ihrama girerler.
Yolları bu mikatlardan birine rastlamayan müslümanlar da, bunlardan birinin hizasında bulunacak bir yerden ihrama başlarlar:
2) İhramın yasaklarını terk etmek: Dikişli elbise giyilmesi, av avlanması, ihramda iken saçların kesilmesi, çirkin söz söylenmesi gibi...
3) Arafat´da zevalden sonra güneş batıncaya kadar durmak.
4) Kurban Bayramının birinci gününün fecrinden sonra ve güneşin doğmasından önce, bir saat bile olsa, Müzdelife´de durmak.
Müzdelife, Mekke´ye dört ve Arafat´a iki saatlık mesafede bulunan bir yerin adıdır.
5) Dört şartı farz olan Ziyaret Tavafını yediye tamamlamak.
6) Ziyaret tavafını nahir (kurban kesme) günlerinden birinde (1.2. ve 3. günlerde) yapmak.
7) Sader (veda) tavafı yapmak. Bu mikat dışından gelen ve afakî denilen hacılara aittir ki, bu veda tavafından ibarettir.
8) Tavaf esnasında abdestli olmak ve avret yerleri tamamen kapalı bulunmak.
9) Kâbe´yi tavafa daima Hacer-i Esved´in bulunduğu yerden (onun karşısından) başlayıp Kâbe´yi sola alarak tavaf etmek. Bunu yürüyerek yapmak. Hastalar ve güçsüzler omuzlar üzerinde taşınarak tavaf ettirilir.
10) Her tavaftan (yedi şart´tan) sonra iki rekat namaz kılmak.
11) Tavafları Hatîm denilen yerin dışından yapmak. Şöyle ki: Kâbe´de "Rükn-i Irakî" denir. Kâbe´nin altın oluğu, bu iki rüknün arasında ve Hanefi Makamının önündedir. Bu oluğun akacağı yarım dairelik yer, bir yarım duvarla çevrilmiştir. Bu duvara "Hatîm=Hazret-i İsmail" ve bunun kuşattığı o yerede "Hicrü´l-Kâbe" denir. Bu yerin bir kısmı Kâbe´den sayılır. Orada namaz kılınır, dua edilir. Fakat bu yerin Kâbe´den olduğu, ahad haberi (tek kişilerin rivayeti) ile sabit olduğundan Beytullah´a yüzü çevirmeksizin bu duvara karşı namaz kılınamaz. Bu duvarın her iki tarafı açıktır. İşte Harem-i şerif için bu duvarın arkasından Kâbe tavaf edilir ki, bu vacibdir.
12) Hac mevsiminde Safa ile Merve arasında yürümek (Sa´y etmek) ve buna Safa´dan başlamak. Özürleri olmayanların bunu piyade olarak yapmaları.
Safâ ile Merve, Mescid-i Haram´ın hemen civarında yüksekçe birer tümsektirler. Bunlar, gidiş dönüşü olan büyük bir cadde ile birbirine bağlıdırlar. Safa´dan başlayıp Merve´ye dört ve Merve´den Safa´ya üç defa gidip gelmek vacibdir. Bu yedi gidiş ve gelişe "Sa´y" denir. Her defa Kâbe görülünceye kadar tümseklerin üzerine çıkılır. Şimdi Merve tarafında yüksek binalar bulunduğu için Kâbe orâdan görülememektedir.
Farz hac için yapılan sa´y Kudüm ve Ziyaret tavaflarından sonra yapıldığı gibi, Umre için yapılan sa´y da, Umre tavafından sonra yapılır.
Bu sa´y yerine "Mes´a" denilir. Eni yaklaşık 20 metre, uzunluğu da 500 metredir.
(İmam Şafiî´ye göre sa´y, hâccın ve umrenin bir rüknüdür. Bunu yapmadan hac ve umre tamam olmaz.)
Bu şekilde hareket etmek, bütün kâinatın sahibi ve yaratıcısı bulunan Yüce Allah´a tazim ve dilekleri arz için Beytullah´ın mukaddes kapısı önünde şevk ve heyecanlı gidip gelmenin, dileklerin kabulünü beklemenin bir işareti demektir.
13) Mina denilen yerde küçük taş yığınlarına (cemrelere) ufacık taşları atmak. Buna "Remy-i Cemerat = Taşlari atmak" denir. Şöyle ki:
Mekke şehrine iki saatlik mesafede bulunan Mina kasabasında birbirine bir ok atımı kadar uzak üç yerde üç taş yığını vardır. Bunlara Mina´dan Mekke´ye doğru sırası ile: "Cemre-i Ula, Cemre-i vusta, Cemre-i Akabe" adı verilmiştir. Bu taş yığınlarının her birine Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde: "Bismillâhi Allahu Ekber" denilerek yedişer taş atılır. Bu yedi taş birden atılsa, yeterli olmaz, bir taş yerine geçer.
Bu taşlar üç metre uzaklıktan atılır. Taşların cemre yakınlarına düşmesi de yeterli olur. Iki metre kadar uzağa düşenler yeterli olmaz. Yeniden atılmaları gerekir.
Taşları atacak olan şahıs hasta olsa, eline konulacak taşları atar veya bu taşları onun adına başkası atar. Baygın düşen kimse adına da taşları başkası atar. Hac işlerinde böyle başkası yerine görev yapmak, zaruret sebebiyle caizdir.
Akabe Cemresinde ilk taş atmakla Telbiye´ye son verilir. Artık "Lebbeykallahümme Lebbeyk...." denilmez. Yapılan telbiyelere bu anda karşılık manevî mükâfat verilmiş olur.
(İmam Malik´e göre, Arefe gününün zevalinden sonra Telbiye´lere son verilir. Çünkü o gün Arafat´da durmakla yapılan ibadetler kabul olunmuş ve haccın büyük bir rüknü yerine getirilmiş olur.)
Bu taşların atılmalarındaki hikmet, Yüce Allah´ın ilminde saklıdır. Bu, bizim için gerekli olan bir ibadet emridir. Biz bunu yapmakla Yüce Allah´ın emirlerine kayıtsız şartsız itaat ve bağlılığımızı göstermiş oluruz. Bir de kötü ruhlara ve şeytan vesvesesine karşı olan nefretimizin bir işareti ve belirtisidir. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm´ın sünnetine bağlılığın da ince bir anlamını taşır.
14) Mina´da taşları attıktan sonra Kurban kesmek. Bundan sonra da Harem bölgesi içinde ve kurban bayramının ilk üç gününden birinde saçları tıraş etmek veya kısaltmak. Şöyle ki:
Kurban kesmek, hac ile umrenin her ikisini yapanlara vacibdir. Bu görevi yapmak, hac ile umreyi birlikte yerine getirme nimetine şükür karşılığıdır. Yalnız farz hac yapan ve mikat dışından gelenlere, misafir olduklarından kurban kesmek vacib değildir. İsterlerse nafile olarak kesebilirler.
Kadınlar saçlarının ucundan biraz kırkarlar..
Saçları tıraş etmeğe Halk, biraz kısaltmağa da Taksîr denir. Bunları yapmak, İmam Azam´a göre belli bir yer ve zamana bağlıdır. Yalnız Harem bölgesinde ve kurban kesme günlerinde yapılabilirler.
İmam Ebû Yusuf´a göre bunlar bir yere ve zamana bağlı değildir. Bunlar sonradan başka bir yerde de yapılabilir. İmam Muhammed´e göre zamana bağlı değilse de, belli bir yere bağlıdırlar. Buna göre, kurban kesme günlerinden sonra da yapılabilir. Fakat Harem bölgesinde yapılması şarttır. Başka bir yerde yapılırsa, ceza olarak bir koyun kurban etmek gerekir.
Tıraş olmak (halk), taksîrden (saç kısaltmaktan) daha faziletlidir. Saçsız olanlar başlarının üzerine usturayı gezdirmekle bu vacibi yerine getirmiş olurlar.
Haccın vaciblerinden birini terk etmek, haccın sıhhatına engel olmaz. Fakat ceza olarak yalnız kurban kesmek gerekir. Kurbanın eti Mekke fakirlerine dağıtılır. Bununla beraber terk edilen bir vacib yeniden yapılınca, ceza düşer. Abdestsiz yapılan bir tavafı yeniden yapmak gibi...
Haccın Sünnetleri
Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhram´ın sünneti niyetiyle iki rekat namaz kılmak. Bu namazın ilkrekatında "Kâfirûn" sûresini ve ikinci rekatında "İhlâs" sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye bürünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte; her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk.... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah´a yalvarmak ve özellikle şu duayı okumak:
Anlamı: "Ey Allah´ım! Ben senden rızanı ve cennetini dilerim. Gazabından ve ateşinden sana sığınırım."
İmam Muhammed´e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme´ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kâbe´yi görünce dua etmek, Beytullah´ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudum tavafı yapmak.Geç kalıp da Mekke´ye girmeden Arafat´a çıkanlardan bu Kudûm Tavafı düşer.
10) Mekke´de bulundukça zaman zaman nafile olarak Tavaf etmek.
11) Ziyaret Tavafında erkeklerin "Iztıba" etmeleri (Tavafa başlamadan önce, omuza alınan örtüyü sağ koltuğun altından geçirerek sol omuz üzerine atmaları.)
12) Ziyaret tavafının ilk üç şartında erkeklerin "Remel" yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri) Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resullüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke´lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa´y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe "Hervele" denilir.
14) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından sonra Mekke´de tekbir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
15) Zilhicce´nin sekizinci günü, güneşin doğmasından sonra Mekke´den Mina´ya çıkmak ve o gece Mina´da kalmak. Mina Harem Bölgesindedir.
16) Zilhicce´nin dokuzuncu günü, güneşin doğuşundan sonra Mina´dan Arafat´a çıkmak.
Arafat´da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle namazı ile ikindi namazınıbirlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife´de bir müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı bilgiler verir.
17) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe okumak ve haccın geri kalan görevlerini anlatmak. Bu hutbe ile beraber üç hutbe okunmuş oluyor.
18) Arafat ve Müzdelife´de kılınan namazlarda yalvarıp yakararak dua etmek ve göz yaşları dökmek veya döker gibi bir tavır takınmak. Hem kendisi, hem de ana-babası için ve bütün müslümanlar için hayırlı dualar yapmak.
Arafat, Harem bölgesi dışında bulunan bir sahadır. Burada hacıların duruşu cuma gününe rastlasa, cuma namazı kılınmaz.
19) Güneşin batışından sonra Arafat´dan yavaş yavaş inmek. Müzdelife´ye varildiği zaman gelip geçenlere engel olmamak için vadiden yüksekçe bulunup "Meş´ar-i Haram" denilen "Kuzah" tepesi yakınında konaklamak.
20) Bayram gecesi Müzdelife´de kalıp Bayram sabahı Mina´yı inmek. Nahr, (kurban kesme) günlerinde bütün yol eşyası ile beraber Mina´da kalmak.
21) Mina´da taşlar atılırken Mina´yı sağa ve Mekke´yi sola almak. Sırasıyla önce Cemre-i Ulâ´yi, sonra Cemre-i Vusta´yi, daha sonra Akabe Cemresini taşlamak ve bu son cemrede taşları aşağıdan yukarıya dogru atıvermek.
22) Taşlamaya ilk gün, güneşin dogmasi ile zevali arasında, diğer günlerde ise zeval ile güneşin batışı arasında başlamak.
23) Mina´dan Mekke´ye acele inmek. İsteyen kimse için Zilhicce´nin onikinci günü güneşin batışından önce yola çıkmak. Güneşin batışına kadar beklemek günahtır.
24) Mina´dan Mekke´ye inerken Muhaseb ve Ebtah denilen düz bir yerde azıcık duraklamak.
25) Veda tavafından ve iki rekat namazdan sonra Zemzem suyundan, Kâbeye bakarak ayakta kana kana içmek ve bu mübarek sudan başa ve bedene dökünmek.
26) Hacer-i Esved ile Kâbe kapısı arasında bulunan Mültezem isimli yere göğsünü ve yüzünü koyup sürüvermek.
27) Kimseye zahmet vermeksizin Kâbe´nin örtülerine yapışıp duada bulunmak. Kâbe içine girmek mümkün olunca, tam bir edeb ve hürmetle girip iki rekat namaz kılmak.
Kâbenin örtüsüne sarılmak, Mültezem´e sürünmek, Allah´ın rahmetine yakınlığın bir nişanıdır. Beytullah´a olan muhabbetin ve Yüce Allah´ın mağfiretini ısrarla istemenin ve Vacib Tealâ Hazretlerine sığınmanın bir işaretidir.
28) Medine-i Münevvere´ye gidip Peygamber sallallahu aleyhi vesellem´i ziyaret etmek.
Haccın sünnetlerini terk eden faziletten mahrum kalır. Daha doğrusu günâh işlemiş olursa da, üzerine kurban kesmek gibi bir ceza gerekmez.
(Şafiîlere göre, Arefe gecesi Mina´da kalmak sünnettir. Teşrîk (bayram) gecelerinde kalmak ise vacibdir.)
Haccın Edebleri
Hac yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri bir kısım edebler vardır. Başlıcaları şunlardır:
1) Tam helal bir mal ile hac etmelidir. Çünkü helal olmayan bir mal ile hac yapılması haramdır.
2) Yola çıkmadan önce, kul borçları varsa ödenmelidir.
3) Günahlardan tevbe etmeli, kazaya kalmış ibadetler varsa, onları kaza etmelidir.
4) Gösterişten, öğünüp böbürlenmekten, süs ve saltanattan sakınmalı, tevazu içinde olmalıdır.
5) Hac yolculuğu üzerinde bilgi ve tecrübe sahibi kimselerle istişare yapmalıdır.
6) Kimlerle arkadaş olacağına, hangi yoldan ve hangi vasıtalarla yolculuk yapacağına dair "İstihare" yapmalıdır (İki rekat namaz kılarak Allah´dan hayırlısını istemelidir.)
7) Gerekirse kendisine yol gösterecek, yardımda bulunacak ve sabır tavsiye edecek iyi bir arkadaş edinmelidir.
8) Yolda arkadaşları ile ve diğer yolcularla çekişip dövüşmekten sakınmalıdır.
9) Düşmanları varsa, onları bağışlamaya ve anlayışla karşılamaya çalışmalıdır.
10) Hac yolculuğuna ay başında perşembe günü veya pazartesi günü sabahleyin çıkmalıdır.
11) Ailesi, komşusu ve dostları ile vedalaşmalı ve onların dualarını dilemeli. Bunun için onları ziyarete gitmelidir. Onlar da kendisini Hac dönüşünde karşılamalıdır ki, bu da bir sünnettir.
12) Hacca giderken ve hacdan dönünce evinde iki rekat namaz kılmalı ve dua etmeli.
Farz Hac Üzerinde Uygulama
Hac görevini vacibleri, sünnetleri ve edebleri ile yapacak olan kimse, şu şekilde hareket eder:
1) Helal ve temiz bir mal elde eder. Ödenmesi gerekli borçları varsa, onları öder. Kazaya kalmış ibadetleri varsa, mümkün olduğu kadar onları kaza eder. Günahlarından tevbe eder ve Allah´dan mağfiret diler. Kendisini kötü söz ve hareketlerden korur. Güzel ahlâklı olmaya çalışır. Tevazu hali içinde bulunur. Yola çıkacağı zaman evinde iki rekat namaz kılar. "Bismillahi tevekkeltü alellahi lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" diyerek Allah´a sığınır. Ailesi, komşusu ve dostları ile vedalaşarak yola çıkar.
2) Mikat denilen yerlerden birine varınca yıkanır veya abdest alır. Giderilmesi gereken fazla kılları yok eder, tırnakları keser. Elbisesini çıkarır. Beyaz ve temiz olan iki parçadan ibaret dikişsiz havlulara bürünür. Hoş kokulu şeylerden sürünür. Başını açık ve ayaklarını çıplak bulundurur. Üstleri açık ve topukları kısa olan ayakkabı giyer. İhram için iki rekat namaz kılar. İhrama niyet edip: "Allahümme innî ürîdü´l-hacce, feyessirhu lî ve tekabbelhüminnî = Ya Rabbi! Ben hac etmek istiyorum, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul et" diye dua eder. Sonra "Lebbeykallahümme Lebbeyk..." diye telbiyede bulunur.
3) Böyle ihrama girdikten sonra, eğer zevcesi yanında ise, onunla ilişkide bulunmaz, öpmez ve okşamaz. Dikişli elbise giyinmez. Artık hoşkokulu şeyler sürünmez. Saçlarını kesmez ve kıllarını gidermez, tırnaklarını kesmez. Güvercin ve geyik gibi kara av hayvanlarını avlamaz. Yeşil ağaçları ve otları kesip koparmaz. Kötü ve çirkin sözler söylemez. Arkadaşları ve başkaları ile çekişmez. Fakat yıkanabilir ve para kesesini (kemerini) beline bağlayabilir.
4) Her namaz kıldıkça ve yolcu kafilelerine her rastladıkça, yokuş çıkınca ve yokuştan inince, yüksek sesle "Lebbeykallahümme Lebbeyk..." diye telbiyede bulunur. Mekke´ye varacağı zaman yıkanır veya abdest alır.Mekke´ye girince, hemen Mescid-i Haram´a koşar. Beytullah´ı görünce telbiye getirir, "Allahü Ekber" diye tekbir alır, "La İlâhe İllallah" diye tehlilde bulunur. Salât ve selâm okuyarak: "Allahümme zid beyteke teşrîfen ve tazimen ve tekrimen ve birren ve mehabeten = Ey Allah´ım! Beyt-i şerifıne mahsus teşrifi, tazimi, tekrimi, ihsan ve yüceliği artır," diye dua eder.
Sonra Hacer-i Esved tarafına yönelerek tekbir alır. Hacer-i Esvedi selâmlar. Mümkünse, kimseye eziyet vermeden onu öper veya elini sürer. Sonra da Kâbe´yi sola alarak Hatîm´ın dışından Kudüm Tavafına başlayıp Kâbe´nin etrafını yedi defa dolaşır. Bu tavafın ilk üç devrinde (Şartında) remel yapar (adımlarını kısaltıp omuzlarını silkerek çalımlıca yürür.) Her dolaşmada Hacer-i Esved´in karşısına gelince onu selamlar. Bu tavafı tamamladıktan sonra İbrahim Aleyhisselâm´ın makamında, eğer kalabalık ise Mescidin uygun bir yerinde iki rekat namaz kılar. Sonra yine Hacer-i Esved´i selâmlar!
5) Böylece Kudüm Tavafını tamamladıktan sonra Sa´y için Safa ile Merve caddesine çıkar. Önce Kâbe´yi görebilecek şekilde Safa tümseğine çıkar. Kâbe´ye yönelerek tekbir ve tehlil getirir, salât ile selâmda bulunur. Sonra buradan Merve´ye doğru gider. Yolda bulunan iki yeşildirek (ışık) arasında biraz koşar. Bu şekilde dört defa Safa´dan Merve´ye karşı tekbir ve tehlil getirir, salât ve selâmda bulunur. Böyle her gidiş gelişte telbiye yapar. Koşarak yürüdüğü zaman: "Allahümme´ğfir verham ve tecavez amma ta´lem. Feinneke entel´aliyyül´azîm Ya Rabbi! Bağışla ve merhamet et. Bildiğin kusurlardan vazgeç. Şübhesiz ki sen, yücesin, büyüksün," diye dua eder.
Bu gidiş ve gelişin (Şartların) arka arkaya yapılması daha faziletlidir. Ara vererek yapılması da caizdir.
6) Yalnız hacca (İfrad hacca) niyet etmiş olan kimse, böyle sa´y ettikten sonra da Mekke´de yine ihramlı olarak kalır. Kıran hacca niyet eden de böyledir. Dilediği zaman Kâbe´yi tavaf eder. Zilhiccenin sekizinci (terviye) gününde sabah namazını yine ihramlı olarak Mekke´de kılar. Sonra Mina´ya çıkar. Orada arefe gününün sabah namazını kılıncaya kadar durur. Sonra Arafat´a gider. O gün güneş batınca da, Arafat´dan Müzdelife´ye yönelip geceyi Müzdelife´de geçirir. Akşam namazını yolda kılmayıp onu yatsı namazı ile beraber Müzdelife´de imamla kılar. Kurban Bayramı gününün fecri doğunca hemen sabah namazını kılar. Sonra Müzdelife´de "Meş´ar-i Haram" denilen yere gider ve burada biraz durur. Bütün bu yerlere gidiş gelişlerde telbiyede bulunur.
7) Meş´ar-i Haram´da iken fecir tamamen açılınca henüz güneş doğmadan Mina´ya doğru vakar ve sükûnetle yürümeye başlar. Mina´da "Akabe Cemresi" denilen yere yedi küçük (nohut büyüklüğünde) taş atar. Bu taşları sağ elinin baş parmağı ile şehadet parmağı arasında tutarak atar. Her birini attıkça tekbir getirir. Taşları atınca orada beklemez. Sonra dilerse kurban keser. Ondan sonra tıraş olur veya saçlarının uçlarından parmak uçları kadar kırpar. Bunları yapınca bütün ihram yasakları kendisine helal olur; yalnız zevcesi ile yine ilişki kuramaz.
8) Bundan sonra aynı günde (Bayramın birinci gününde) veya ikinci ve üçüncü gününde Mekke´ye inip Ziyaret Tavafı yapar. Kudüm tavafında Remel yapmamış ise, bunu Ziyaret Tavafının ilk üç devresinde yapar. Bu tavafı bitirince iki rekat namaz kılar. Artık bu farz olan Ziyaret tavafından sonra zevcesi ile ilişki kurabilir. Böylece bütün hac yasakları kalkmış olur.
Ziyaret Tavafı için, Mina´dan Mekke´ye Bayramın birinci günü inmek daha faziletlidir.
9) Ziyaret Tavafını yaptıktan sonra tekrar Mina´ya gider. Cemrelere taş atmak için üç gün Mina´da oturur. Bayramın ikinci günü zeval vaktinden sonra, Mina´daki "Mescid-i Hayf" yakınında bulunan Cemre-i Ulâ´dan başlayarak cemrelerin üçünü de taşlar. Şöyle ki: Yürüyerek önce Cemre-i Ulâ´ya, sonra Cemre-i Vusta´ya yedişer taş atar. Her taşı atarken tekbir alır. Bu iki cemreden her birinin yanında bekleyerek hem kendisine, hem ana-babasına, hem de din kardeşlerine dua eder. Sonra Cemre-i Akabe yakınına gider. Buna da yedi taş atar; ancak burada dua için durmaz.
Bayramın üçüncü gününde de, zevalden sonra bu şekilde cemreleri taşlar. Eğer Mina´da iken Bayramın dördüncü günü de girecek olsa, o gün de böyle taşları atar. Bu güne ait olmak üzere cemre taşları zevalden önce de atılabilir. Bu şekilde atılan taşların sayısı yetmişe ulaşır. Bu taşlar Müzdelife´de iken veya Mina´ya gelirken toplanır. İhtiyat olarak taşlar yıkanır. Bu taşları, cemrelerde biriken taşlardan alıp atmak mekruhtur.
10) Bundan sonra tekrar Mekke´ye döner veya yolda "Muhassab" denilen düzlükte biraz durup dinlenir. Ondan sonra Mekke´ye giderek Harem-i şerife varır. Veda Tavafını yaparak iki rekat namaz kılar. Sonra Zemzem kuyusunun yanına gider ve Beytullah´a karşı durup kana kana içer. Bu su ile yüzünü ve başını yıkar. Mümkünse bedenine de döker: İçtikçe şöyle dua eder:
"Allahümme es´elüke ilmen nafian ve rızkan vasian ve şifaen min küllidâin. Allah´ım! Ben senden faydalı ilim, geniş rızık ve her hastalıktan şifa dilerim."
11) Zemzem suyunu içtikten sonra Kâbe´nin yüksek eşiğini öper. İmkân bulursa içine girip iki rekat namaz kılar. Yüzünü duvarına sürüp Yüce Allah´a hamd eder ve mağfiret diler. Tam bir edeble tekbir ve tehlil getirerek Mültezem´e gelir. Yüzünü ve göğsünü oraya kor. Kâbe´nin örtüsüne yapışarak dua eder. Artık Mekke´de kalmayacaksa, yüzünü Beytullah yönünden ayırmayarak ayrılık üzüntüsü ve kederi ile ağlaya ağlaya veya ağlar gibi bir durumda arka arka çekilip Harem-i Şerifden çıkar. Dilediği gün memleketine döner.
Bu hac görevlerini (menasikini) yapmada kadınlar da erkekler gibidir. Ancak kadınlar âdetleri üzere elbiselerini giyinmiş, başlarını ve ayaklarını örtmüş bulunurlar. Bununla beraber yüzlerine dokunmamak üzere bir örtü (peçe) de kullanabilirler. Telbiyelerde seslerini yükseltmezler. Tavafda ve Safa ile Merve arasında hızla yürümezler. İhramdan çıkmak için saçlarının uçlarından biraz kesmekle yetinirler. Hacer-i Esved´i selâmlamak için erkeklerin arasına sokulmazlar.
Adet görmeye başlayan bir kadın, haccın bütün görevlerini yapar. Fakat bu hali ile tavaf yapamaz. Tavafı sonraya bırakır. Bu geciktirmeden dolayı kendisine kurban kesmek veya başka bir ceza gerekmez.
Ziyaret Tavafından sonra âdet gören kadından vacib olan veda tavafı düşer.
Hedy´in Mahiyeti ve Hükümleri
Yüce Allah´ın rahmetine yaklaşmak veya işlenen bir cinayete keffaret olmak için Harem bölgesinde kesilmek üzere götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurbana "Hedy" denir. Bu da en az bir yaşındaki koyun ile altı ayını doldurup bir yaşındaki koyun gibi görünen tokludur. Beş yaşını tamamlamış deve ile iki yaşını doldurmuş sığır da olabilir. Bunların erkekleri ile dişileri birdir. Kurbanlık hayvanlarda aranan vasıflar, aynen bunlarda da gereklidir.
Koyun cinsinden olan kurbana "Dem", deve ve sığır cinsinden olanada "Bedene" denir. Hedyin en iyisi bedenedir.
Bir hayvanın hedy olması ya açık şekildedir veya delâlet şekli iledir. Meselâ: "Hedy için" denilerek satın alınıp Mekkeye gönderilen bir koyun açık bir şekilde hedy olmuş olur. Hedy olmasına kalben niyet edilen bir koyun veya hedy olmasına niyet edilmeksizin Harem bölgesine kesilmek üzere gönderilen bir koyun veya deve, delâlet sureti ile hedy olmuş olur.
Hedy hayvanına binilmesi, yük yükletilmesi, bir zaruret olmadıkça caiz değildir. Bu hürmete aykırıdır. Bu yüzden kıymetinde bir noksanlık olursa, bu noksan miktarını sadaka olarak vermek gerekir.
Hedy kurbanının sütünü, etini yemek kendisine caiz olan bir kurban olsa bile, içmez. Memelerini soğuk su ile yıkayarak sütünü kesmeye çalışır. Hayvana zarar verecekse, yapılmaz. Bu durumda sütü fakirlere sadaka olarak verilir. Eğer kurban sahibi sütünden faydalanırsa veya sütünü zenginlere verirse, bunun kıymetini (bedelini) fakirlere sadaka olarak vermesi gerekir.
Allah rızası için bağışlanan bir şeyin aynını sadaka vermek caiz olduğu gibi, kıymetini ve bir rivayete göre dengini de sadaka vermek caizdir.Buna göre, bir kimse kendi koyunlarından belli birini hedy olmak üzere tayinetse, bunun kıymetini veya dengini hedy olarak Harem-i Şerif´e gönderebilir.
Nafile olarak gönderilen bir hedy yolda çalınsa veya ölse, yerine başkasını göndermek gerekmez. Vacib olarak gönderilmiş olunca, yerine başkasını göndermek gerekir. Fazla kusurlandığı takdirde de, noksanın bedelini sadaka vermek gerekir. Ancak hedy kurbanının sahibi fakir ise, o zaman bu kusurlu hedy yeterli olur.
Yine, Haremde kesilip de, eti henüz sadaka verilmeden çalınsa, artık başkasını kesmek gerekmez. Çünkü vacib yerinde yapılmıştır.
Önce de yazıldığı gibi, Temettü haccı ile Kıran haccından dolayı hedy (Harem bölgesinde kurban kesmek) vacibdir. Bunun koyun cinsinden olması da yeterlidir. Bu kurbanlar, Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilebilir. Fakat birinci günde kesilmesi daha faziletlidir. Bu, bir şükür kurbanı olduğundan bunun etinden sahibi de yiyebilir. Geri kalanını Mekke fakirlerine dağıtmakta fazilet vardır.
Hac mevsiminde nafile olarak Harem´de kesilen her cins kurban da birer hedy´dir. Bunların etlerinden sahibleri yiyebilirler.
Hacla ilgili cinayetlerden (yapılması yasak şeyleri yapmaktan) dolayı ceza veya keffaret olarak kesilecek kurbanlar da hedy sayılır. Ancak bunların etlerinden sahibleri ile zevceleri, usul ve füruları yiyemezler. Çünkü bu ceza kurbanları zekât, adak kurbanı ve fitre sadakasi yerinde sayılırlar. Bunların etinden yiyecek olurlarsa, kıymetlerini fakirlere sadaka verirler.
Bedene (deve-sığır) cinsinden olan kurbanlıklar, nafile, adak, Temettü haccı ve Kıran haccı için olunca, bunların bir nişanla kurbanlık olduklarını belirtmek müstahabdır. Bu, başkalarına güzel bir örnek olur. Fakat ceza ve keffaret kurbanlarına böyle bir alâmet konulmamalıdır. Çünkü bunların açığa vurulması değil, gizli tutulması uygundur.
Hedy kurbanlarının kesileceği yer, mutlak surette Mekke´nin Harem Bölgesidir. Bunların Mina´da kesilmesi şart değildir, bir sünnettir. Ancak yolda sakatlanmış olan nafile bir hedy yolda kesilebilir. Bu durumda etinden yemek sahibine helal olmaz, bütününü sadaka vermek gerekir. Çünkü bunun etinden sahibinin yiyebilmesi, bunun Hareme kavuşması şartına bağlıdır.
Temettü Haccının Yapılış Şekli Kıran Hac Nasıl Yapılır?
Daha önce yazıldığı gibi Temettü Haccı, farz olan hac ile Umre´yi ayrı ayrı iki ihram ile toplayıp hac mevsiminde yapmaktır. Mikat dışından (uzaktan) gelen hacılar, ihramda fazla kalmamak için daha çok bu nevi hac etmeyi tercih ederler. Şöyle ki:
1) Bir afakî (mikat dışından gelen kimse) ihrama başladığı zaman: "Ya Rabbi! Ben umre yapmak istiyorum, bu umreyi bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur," diye umreye niyet ederek telbiyede bulunur, iki rekat namaz kılar. Diğer işleri de yerine getirir.
2) Mekke´ye girince, usulüne göre umre için Kâbeyi yedi defa tavaf eder. Sonra iki rekat namaz kılar. Daha sonra Safa-Merve arasında sa´y görevini yapar. Arkasından saçlarını tıraş eder veya kısaltır. Böylece umresini tamamlar.
3) Bu şekilde umresini yapmış olan kimse, ihramdan çıkmış olur. Artık ihrama girmemiş insanlar gibi Mekke´de kalır. Asıl elbiselerini giyer ve mübah olan diğer işleri yapabilir.
4) Umresini yapmış olan bu zat, Mina´ya çıkılacak gün veya daha önce Mekke´de tekrar ihrama girer ve (farz) hacca niyet eder, telbiyede bulunur. Artık yalnız hacca (ifrad hacca) niyet eden kimse gibi, daha önce, yazıldığı üzere hac görevlerini (menasiki) yerine getirir. Bundan başka Mina´da bir kurban keser.
Bu kurban, hac ile Umreyi bir arada yapmaya başarı kazanmanın bir şükrü yerindedir. Akabe Cemresi taşlandıktan sonra nahr günlerinin birinde kurban kesilir. Bu kurbanı kesmeden önce saçlar tıraş edilmez veya kısaltılmaz. Bu kurban bir koyun olabileceği gibi, kurban edilecek bir deve veya sığırın yedide biri veya tümü de olabilir. Böyle bir kurban kesmekten aciz ise, Arefe gününde üç gün tamamlanmış olmak üzere oruç tutar. Ayrıca memleketine döndükten sonra veya dilediği bir yerde yedi gün ki, toplam on gün oruç tutması vacib olur.
5) Bu uygulama; Temettü haccında bulunup da beraberinde Hedy (kurbanlık) Mekke´ye götürmemiş veya göndermemiş olan kimseye göredir. Eğer böyle bir kurban bulunursa, yalnız Umreyi yapmakla ihramdan çıkmış olmaz. Umre için tavaf eder, sa´yda bulunur ve terviye gününe (zilhiccenin sekizinci gününe) kadar ihramda kalır. Bunun arkasından hac için niyet ederek ihrama girer. Geri kalan hac işlerini yerine getirmeye devam eder. Kurban Bayramının ilk gününde Akabe taşlarını attıktan sonra Kurbanını şükür olarak keser. Ondan sonra saçlarını tıraş eder veya kısaltır. Artık o anda iki ihramdan çıkmış olur.
Kıran Hac Nasıl Yapılır
Bilindiği gibi, Kıran Hac, farz olan hac ile Umre´nin ihramını birlikte yapmaktır. Şöyle ki:
1) Kıran hac yapacak olan kimse, mikatta veya mikat yerinden önce hac ile Umre´ye birlikte niyet eder. Yine iki rekat namaz kılar. Sonra: "Ey Allah´ım! Ben hac ve umre yapmayı istiyorum. Bunları bana kolaylaştır ve benden bunları kabul buyur," diye dua eder ve Telbiyede bulunur. İhrama girmiş olan kimseye yasak olan şeyler aynen buna da yasaktır. Bunları gözetmeye çalışır.
2) Bu kimse Mekke´ye girince, önce umresini yapar: Beytullah´ı tavafeder. Safa ile Merve arasında Sa´y yapar. Sonra ihramdan çıkmadan haccın menasikini; evvelce yazıldığı gibi, yapar. Bayramın birinci günü Akabe taşlarını attıktan sonra; iki haccı bir arada başarmanın şükrü olarak bir kurban keser ki, bu vacibdir. Ondan sonra saçlarını tıraş eder veya kısaltır. Böylece ihramdan çıkmış olur. Bu kurbanı bulup kesemeyecekse, son gün Arefe gününde bitmek üzere üç gün oruç tutar. Yedi gün de Bayram günleri çıktıktan sonra dilediği yerde veya memleketine dönünce tutar. Böylece on gün oruç tutması gerekir. Bu oruçları ayrı ayrı günlerde de tutabilir.
3) Kıran hacca niyet eden kimse, Umre´yi yapmadan Arafat´a gidecek olsa, umresi bozulmuş olur. Artık kendisine şükür kurbanı gerekmez. Ancak niyet ettiği umreyi bozmuş olduğundan onu kaza etmesi ve bir ceza kurbanı kesmesi gerekir.
Temettü haccı ile Kıran haccı afakîlere (Mekke dışından gelenlere) mahsustur. Mekke´de veya Mekke ile mikatlar arasında bulunanlar bunları yapmazlar. Çünkü bu iki haccı yapanlar, hac süresi içinde bir müddet aileleri yanına dönüp gitmemeleri gerekir. Oysa ki, bunların aile efradından uzaklaşmaları zordur.
Umrenin Yapılış Şekli
Yukarıdaki uygulama, yalnız "İfrad Hac" hakkındadır. Sadece Umre yapmak isteyen kimse şu şekilde hareket eder:
1) Umre haccı yapacak olan zat, afakî (mikât dışından) olduğuna göre, mikat yerinde ihrama girer. Mekke halkından ise, Harem Bölgesi dışından ihrama girer. Daha önce açıklandığı gibi elbisesini çıkarır ve iki parçadan ibaret dikişsiz ve beyaz örtüleri takınır. Sonra: "Allahümme innî uridü´l-umrete feyessirha li ve tekabbelha minnî = Allah´ım! Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur," diye yalnız umreye niyet eder. Sonra "Lebbeykallahümme Lebbeyk..." diye telbiyede bulunur. Farz hacda yasak olan işler, umrede de ihramda bulundukça yasaktır. Yolculukta telbiye getirmeye devam eder.
2) Mekke´ye girince, Umre için tavafta bulunup bildiğimiz şekilde Kâbe etrafında yedi defa dolaşır. Hacer-i Esved´i her defasında selâmlar. İlk üç şartında (devrinde) sürat gösterir, tekbir ve tehlilde bulunur.
3) Bu tavaftan sonra Safa ile Merve arasında, daha önce yazıldığı gibi sa´y eder. Bundan sonra başının saçlarını tıraş eder veya kısaltarak umresini tamamlar. Böylece ihramdan çıkmış olur. Artık Mekke´de kaldıkça dilediği vakitlerde Kâbe´yi tavaf eder. İstediği elbiseyi giyebilir. Kendisinde ihramda haram olan şeyler helal olur.
Tavafın dört şartı (devri), umrenin rüknüdür. Ondan sonra geri kalan üç şavt ile Safa-Merve arasında yedi defa yürümek, saçları tıraş etmek veya kısaltmak da umrenin vaciblerindendir.
Umre´nin şartları, haccın şartları gibidir. Yalnız umre için belli bir vakit gerekli değildir. Her mevsimde yapılabilir. Buna göre ihram da Umrenin bir şartıdır.
Umre´nin sünnetleri ve edebleri de, Hacdaki Safa-Merve arasında olan sa´ydan itibaren sonuna kadar olan sünnetleri ve edebleri gibidir.
Hac ve Umre İle İlgili Yasaklar
Hac veya Umre için ihrama girmiş olanların din yönünden yapmaları yasak olan şeylere "Cinayetü´l-Hac = Hac Yasakları" denir. Burada kasıd, yanılma, hataya düşme ve unutma birdir.
(Şafiîlerce hata ve unutma cezası bağışlanmıştır.)
Hac ve Umre´ye ait yasaklar (cinayetler) şu beş kısma ayrılır:
1) Yapılmalarından dolayı yalnız birer dem (koyun veya keçi) kurban edilmesi gereken cinayetler.
Büluğ çağına ermiş olup da ihrama girmiş bulunan bir kimsenin bir uzvuna (organına) tamamen veya bir uzvu miktarı olacak şekilde değişik yerlerine hoş kokulu bir şey sürmesi, başına kına yakması, yağ sürünmesi, tam bir gün akşama kadar dikişli bir elbise giyinmesi veya başını örtülü bulundurması, başının en az dörtte birini tıraş ettirmesi, fazla tüylerini gidermesi, tırnaklarını kesmesi, haccın vaciblerinden birini (mikatta ihrama girmeyi) terk etmesi, cünub veya haiz olarak kudüm veya veda tavafı yapması veya abdestsiz olarak ziyaret tavafında bulunması gibi...
Kıran haccında bu yasaklardan biri yapılırsa, iki ihramın hürmetini korumak için iki kurban (dem) gerekir
Böyle irade ile yapılmalarından dolayı kurban kesilmesi gereken şeylerden biri, bir zaruret ve illet sebebiyle yapılsa, bu işi yapan serbest kalır; dilerse Harem´de bir kurban keser, dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar, dilerse altı fakire birer fitre miktarı sadaka verir. Bu sadakanın Mekke fakirlerine verilmesi daha faziletlidir. Verilecek bu sadakada temlik caiz olduğu gibi, ibahe (ikram suretiyle yemek yedirme) de caizdir. İmam Muhammed´e göre ibahe caiz değildir.
2) Yapılmasından dolayı Bedene (deve veya sığır) kurban edilmesi gereken cinayetler:
Bunlar, Arafat´da vakfeden sonra daha tıraş olmadan veya saçları kısaltmadan önce kurulan cinsel ilişki ile ziyaret tavafını cünub, hayız veya nifas hallerinde yapmaktan ibarettir. Bununla beraber herhangi bir tavaf, taharet halinde yeniden yapılırsa cezası düşer.
Arafat´da vakfeden sonra saçları tıraşdan veya kısaltmadan önce, bir mecliste cinsel ilişki tekrarlansa, yalnız bir Bedene (deve veya sığır) gerekir. Meclis değişecek olsa, birinci ilişkiden dolayı bir Bedene (deve veya sığır), diğerleri için de dem (koyun) gerekir. Çünkü birinci ilişkide tavafa noksanlık gelmiştir. Böyle noksan bir tavaf için de "Dem" yeterli olur. Fakat tıraş olduktan sonra veya saçları kısalttıktan sonra, ziyaret tavafının tamamından veya ilk dört şartından önce ilişkide bulunsa, yalnız bir koyun kesmek yeterli olur. Buna göre, ziyaret tavafının tamamından veya dört şartından sonra kurulacak ilişki ile ceza olarak ne bedene ne de dem gerekir.
3) Her birinin yapılmasından dolayı yarım sa´ (bir fitre miktarı) beşyüz yirmi dirhem sadaka verilmesi gereken cinayetler;
Bunlar, İhramda bulunan bir kimsenin, uzuvlarından (organlarından) birinin az bir kısmına hoş kokulu bir şey sürmesi, bir günden az dikişli elbise giymesi veya başını örtmesi, başının dörtte birinden azını tıraş etmesi, yalnızbir tırnağını kesmesi, başkasını tıraş etmesi, başkasının tırnağını kesmesi, abdestsiz olarak Kudüm tavafı veya Veda tavafı yapması gibi şeylerdir.
Tedavi için hoş kokulu şey kullanılması, ceza gerektirirse de, zeytinyağı gibi bir yağ kullanılması ceza gerektirmez.
Kırık bir tırnağı koparmak da caizdir; çünkü bunda büyüme hali kalmamıştır.
4) Her birinin yapılmasından dolayı bir fitre miktarından, yarım sa´dan (beş yüz yirmi dirhem buğdaydan) az bir sadaka verilmesi gereken cinayetler (yasaklar):
Bunlar, İhramda bulunan kimsenin çekirge öldürmesi, kendi üzerinde bulunan biti öldürmesi veya onu yere atması, başkasının üzerindeki biti öldürmesi için onu göstermesi gibi işlerdir.
İhramda iken bunlardan birini yapan kimse, dilediği bir miktar sadaka verir.
Öldürülen bitler üçten çok ise, bir fitre miktarı sadaka verilir. Yolda görülen bir biti öldürmek yasak değildir, bunun için cezâsı yoktur. Çünkü bu, aslında eziyet veren bir hayvan olduğundan öldürülmesi caizdir.
İhramda bulunan kimse, ihramdan çıkıncaya kadar hazin, perişan ve mütevazi bir hal içinde ihtiyacını Yüce Allah´a arzetmesi gerektiğinden üste başa düzen verilmemesi bir kulluk ve ihtiyaç nişanının bir ifadesi olur.
5) Her birinin yapılmasından dolayı bedel değer ödemek (Zıman) gereken yasaklar (cinayetler)dir.
Bunlar da ihramda bulunanın av hayvanlarını öldürmesinden veya Harem Bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesip koparmasından ibarettir. Bunun için İhramda olan kimse (muhrim), gerek Harem Bölgesinde ve gerek Harem dışında hiçbir kara hayvanını öldüremez ve öldürülmesi için de onu başkasına gösteremez.
Yine, ihramda olan bir kimse, Harem bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesemez. Bunları yapınca, kıymetlerini öder. Şöyle ki:
Öldürülen hayvan eti yenmeyen hayvanlardan ise, onun cezası bir koyun veya keçi kurban etmekten ziyade olmaz. Fakat eti yenilir hayvanlardan ise, öldürüldüğü yerdeki kıymeti, iki adalet sahibi kimse tarafından belirlenerek tamamen sadaka verilir. Eğer bu kıymet bir fitre miktarından az ise, buna karşılık bir gün oruç tutmak da yeterlidir.
Bununla beraber kıymeti bir kurban değerine eşitse, yasağı işleyen serbesttir. Dilerse bu kıymetle bir kurban alır ve Harem dahilinde keser, etini fakirlere dağıtır. Dilerse bu kıymet karşılığında fakirlere dağıtılmak üzere fitre miktarı buğday, arpa veya hurma alır. Dilerse her fitre miktarı karşılığında birer gün oruç tutar. Bu oruç degişik zamanlarda da tutulabilir.
Öldürülen hayvan av için öğretilmiş doğan ve köpek gibi bir hayvan ise, sahibine öğretilmiş olduğuna göre kıymeti ödenir. Ayrıca öğretilmemiş olduğuna göre de fakirlere kıymeti sadaka olarak verilir.
Ağaçlara ve otlara gelince, bunlar kendiliğinden bitmiş olup kimseye ait değilse, Harem Bölgesinin hakkını korumak için kıymetleri sadaka olarak verilir. Fakat bir kimsenin mülküne ait ise, birer kıymetlerini de sahiblerine vermek gerekir.
Harem Bölgesindeki bir ağacın yalnız yapraklarını almak, ağaca zarar vermezse caizdir. Bundan dolayı ceza gerekmez.
Hac ile Umrenin Yasaklarına Dair Çeşitli Meseleler
Bir hayvan ayağını kırmak; bir kuşun kanadını kırıp onu uçamaz hale getirmek, bir kuşun yumurtasını kırmak, ihramda olan kimse için, o hayvanı veya kuşu öldürmek hükmündedir.
Bir hayvanın tüylerini ve kıllarını kesmek veya kaçıp kurtulmasına engel olmayacak bir şekilde bir uzvunu (organını) kesip kırmak da, onun kıymetine getireceği noksanlık miktarını sadaka vermeyi gerektirir. Eğer bu şekilde hayvanın yaralanması sonunda hayvan iyileşirse, ceza vermek gerekmez.
İhramda olan kimsenin avladığı hayvan kendiliğinden ölmüş olursa yine cezayı gerektirir. Çünkü hayvanı ele geçirmesi, onu yok etme sayılır.
İhramda olanın av hayvanını satın alması da yasaktır. Çünkü o hayvan, ihramda olan kimse için kıymeti bulunan bir mal sayılmaz.
Fakat ihramda bulunmayan kimsenin, kendisi için veya ihramda olanın emri bulunmaksızın onun için harem dışında avlamış olduğu hayvanın etinden kendisi yiyebileceği gibi, ihramda olan da yiyebilir.
İhramda olan kimse, tavuk ve koyun gibi, yaratılış gereği olarak kaçıp ürkmeyen evcil hayvanları kesip yiyebilir. Fakat karadaki av denilen yabanî hayvanları kesecek olsa, onun etinden kendisi de başkaları da yiyemez. Çünkü bu ölü (besmelesiz kesilmiş) yerindedir. Deniz kuşlarını da avlayamaz; çünkü bunlar aslen kara hayvanıdır. Bunları öldürmek cezayı gerektirir.
Harem Bölgesinde öldürülen av, İki İmam´a göre, ölü (Besmelesiz) hükmündedir. Bunu öldüren ihramlı, onun etinden yese istiğfar etmesi gerekir. İmam Azam´a göre, cezasını ödedikten sonra etinden yese, yediği miktarın kıymetini sadaka olarak vermesi gerekir.
Harem bölgesindeki bir avı atıp vurmak: Yasak olduğu gibi, Harem´de olan kimse de Harem dışındaki bir ava atıp onu vuramaz. Bunların ikisi de haramdır. Çünkü Harem´deki av güvence altındadır. Harem dahilinde olan kimse de, dışardaki ava bir şey atmaktan yasaklanmıştır.
Mekke´nin Harem bölgesindeki av hayvanlarını avlamak, kendiliğinden bitip yetişen yeşil otlarını koparmak, yine kendiliğinden yetişmiş yaş ağaçları kesip koparmak yalnız ihramda olana değil, olmayana da helal değildir. Onun için Mekke halkından ihrama girmemişler için bunları avlamak veya koparıp kesmek, kıymetini ödemeyi (fakirlere sadaka olarak vermeyi gerektirir. Bunun karşılığında muhrim (ihramda olan) gibi oruç tutmak yeterli olmaz. Çünkü işleri yapmak, ihramda bulunmayan Mekkeli hakkında bir borçlanmadır, keffaret değildir. İhramda olmayanın böyle bir şeye yol gösterip yardımcı olması da günahtır. Fakat bu hareketinden dolayı kendisine bir borç ödeme cezası gerekmez.
Harem bölgesinde hayvanları otlatmak ve kendiliğinden biten otları biçmek helal değildir. Fakat Mekke samanı denilen "İzhir" otu ile mantarları kesip toplamakta bir sakınca yoktur.
Yine, kurumuş ağaçları kesmek, bir ağacın kırık bir dalını koparmak caiz olduğu gibi, ekilmiş ekinleri ve sebzeleri kesip toplamak da helaldır. Aynı zamanda insanların yetiştirdiği cinsten olup da kendiliğinden biterek yetişen ağaçları da kesmek helaldır.
Yalnız insanların yetiştirdiği cinsten olmayıp da, kendiliğinden biten ağaçları kesmek cezayı gerektirir. Böyle bir ağacı birkaç kişi beraberce kesmiş olsalar, hepsine sadece bir ceza gerekir. O da bu ağacın kıymetini ödemekten ibarettir.
İhramda bulunan birkaç kişi, bir av hayvanını öldürecek olsa, İmam Azam´a göre, bunlardan her birine tam bir ceza gerekir.
(İmam Şafiîye göre, hepsine yalnız bir ceza gerekir. Aynı şekilde ihramda olmayanların Mekke´de Harem Bölgesinde öldürecekleri bir av hayvanından dolayı da yalnız bir ceza gerekir.)
Bir kimsenin yapmış olduğu cinayetlerin cinsleri ve meclisleri bir olursa, bir ceza yeterlidir. Fakat cezaların cinsleri ve işlendikleri yerler değişik olursa, ceza da ona göre çok olur.
Örnek: İhramda olan bir kimse, bir zaruret olmaksızın bir mecliste birkaç uzvuna (organına) hoş kokulu bir şey sürse veya bir elinin veya bir ayağının veya iki eli ile iki ayağının tırnaklarını keserse, hepsi için bir "dem" (bir koyun kurban etmek) yeterli olur. Eğer bir elinin veya bir ayağının iki veya üç parmağını kesse, her tırnak için bir fıtre miktarı sadaka vermek gerekir. Bunların kıymeti bir kurban kıymetine denk olursa, ihramda olan kimse bundan dilediği kadar noksan bir şey sadaka verebilir.
Yine, bir elinin beş tırnağını kestikten sonra, henüz keffaret vermeden aynı mecliste diğer elinin beş tırnağını da kesecek olsa, yine yalnız bir dem (bir koyun kurban etmek) yeterlidir. Fakat bir mecliste veya başka başka meclislerde ellerinin tırnaklarını kesip başını tıraş ettirse ve bir uzvuna da hoş kokulu bir şey sürse, yapmış olduğu bu yasaklardan her biri için ayrıca bir kurban gerekir. Çünkü yasakların cinsi değiştiği gibi meclis de değişmiştir.
İhramda olan bir kimse, hastalık gibi bir özürden dolayı gündüzleri bir müddet dikişli elbise giyip geceleri çıkaracak olsa, bundan dolayı ceza olarak bir kurban yeterli olur.
Fakat bu hastalık gittikten sonra başka bir hastalıktan dolayı tekrar böyle dikişli bir elbise giyecek olsa, bunun için de ayrıca bir kurban gerekir.
İhramda bulunan bir kadının eline kına yakması kurban kesmeyi gerektirir. Erkeklerin sakallarını kına ile boyamaları ise sadaka vermeyi gerektirir, kurban değil.
Arafat´da vakfeden önce, bir insanın guslü gerektirecek şekilde ön veya arka yönden ailesi ile yapacağı temastan dolayı hac bozulur ve ceza olarak ertesi sene kaza etmesi gerekir. Bununla beraber bu bozulan hac da noksan bırakılmayıp tamamlanır. Yapılan yasak işten dolayı da bir kurban kesmek gerekir.
(İmam Şafiîye göre, bir bedene (deve veya sığır) kurban etmek gerekir.)
Hac için ihrama giren zevc ile zevce, Arafat´da vakfeden önce cinsel ilişki kursalar, her ikisi de aynı şekilde cezalanırlar. Her birine bir dem (bir koyun) kurban etmek gerekir. Ertesi yıl ihrama girdikleri zaman birbirlerinden ayrılırlar, başka başka yollardan giderek Arafat´da durur ve bozulan haclarını kaza ederler. Birbiriyle ilişki korkusu olunca, böyle birbirlerinden ayrı yürümeleri mendubdur.
Şehvetle bakmak, öpmek ve okşamak veya iki yoldan biriyle olmaksizin cinsel ilişki kurmak haccı bozmaz, meni gelmiş olsa bile... El ile meni getirilmesi ceza olarak kurban kesmeyi gerektirir. Uykuda rüyalanmadan (ihtilâmdan) dolayı bir şey gerekmez.
Umre için ihrama giren kimse, henüz tavafin dört şavtını (devrini) yapmadan cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulur. Bununla beraber bu umreyi tamamlamaya devam eder ve ceza olarak bir koyun kurban eder. Sonra da bu bozulan umreyi bir vacib olarak kaza eder. Tavafin dört şavtından sonra cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulmaz, yalnız bir kurban kesmesi gerekir.
İhramda olan kimsenin zarar veren karga, çaylak, akrep, yılan, fare, sinek, karınca, pire, kene, arı, kertenkele, kelebek gibi av cinsinden olmayan ve insanın bedeninden doğmayan böcekleri ve üzerine saldıran köpeği ve yaratılışında eza bulunan kurt gibi herhangi yırtıcı bir hayvanı öldürmesi bir ceza gerektirmez.
İhramda bulunan bir kimse, ihramdan çikmak kasdı ile bir çok av hayvanını vurup öldürecek olsa, yalnız bir dem (ceza olarak bir koyun kesmek) gerekir. Çünkü bu iş, cinayet işlemek kasdı ile değil, ihrama son verme niyetiyle yapılmıştır.
İhramda bulunan kimsenin yanındaki kafeste olan kuşu veya evinde olan bir av hayvanını salıvermesi gerekmez. Çünkü bu durum, av hayvanına saldırı sayılmaz.
(İmam Şafiîye göre, böyle hayvanları salıvermek gerekir. Çünkü avı mülkte tutmak, ona saldırı demektir.)
Bedel (Vekâlet) Yolu ile Hac
Hac için bir bedel tutmaya, "İhcac" denir. Böyle kendi yerine başkasını gönderen kimseye de, "Amir", "Menûb, Mahcücün anh" denir.
Bir kimse, hac etmeğe gücü bulunsun veya bulunmasın, nafile olarak kendi yerine müslüman olan ve aklı yerinde bulunan birini naib tayin edebilir. Naib olan zat, o kimsenin tayin ettiği yerden gider ve onun adına niyet ederek hac yapar.
Kendi adına nafile hac için bedel gönderen zat, bu haccın sevabını kazanır. Çünkü bu iş, Allah rızası için Hak yolunda mal harcamak demektir. Böyle bir harcama, bizzat olabileceği gibi, niyabet suretiyle de olabilir.
Bir kimse, kendisine farz olan bir haccı, başkasına niyabet (vekâlet) vererek yaptırabilmesi için aşağıdaki şartların bulunması gerekir.
1) Amir (bedel gönderecek kimse) için hac farz olmuş bulunmalıdır. Farz olmadan niyabet yoluyla yapılan hac, bir nafile olur. Sonradan o bedel gönderene hac farz olunca, tekrar hac edilmesi gerekir.
2) Amir (bedel gönderen) bizzat hac etmekten aciz olmalıdır ve bu acziyeti de, naib tayin ettiği andan itibaren ölümüne kadar devam etmelidir. Onun için bir aralık acziyeti kalkmış olsa, bizzat hac etmesi gerekir. Daha önce niyabet suretiyle yaptırmış olduğu hac nafile sayılır. Amâ ve yatalak olma halleri bu hükmün dışında kalır. Niyabetle bunların yaptırmış olduğu hacdan sonra özürleri kalksa, haccın yeterli olmasını engellemez.
İmam Ebû Yusuf´a göre, hangi acziyet olursa olsun, niyabeten yaptırılan hacdan sonra kalkarsa, haccın yeterli olmasına zarar vermez.
3) Amir, kendi adına hac etmesini naibe emretmelidir. Amirin emri olmaksızın başkasının onu adına yapacağı hac yeterli olmaz.
4) Amir, âdet üzere yol masrafını vermelidir. Onun için naib kendi malı ile hac ederse, kendi adına hac etmiş olur. Fakat kendi malından harcadığı mal, nisbet olarak âmirinkinden çok az ise, bu niyabet caizdir.
5) Amir yapacağı niyabet için bir ücret şart koşmamalıdır. Bir ücret karşılığında hac eden kimse, kendi adına hac etmiş olur. Bu ücreti almaya hak kazanamaz. Çünkü hac, tam bir ibadet olduğundan ücret karşılığında yapılamaz.
(Malikîlere göre, hacda beden ibadeti mal ibadetinden daha üstün olduğu için, farz olan bir hacda bedel tutmak caiz değildir. Bunun için ücret vermek caiz değildir, hükümsüzdür. Fakat nafile hac için niyabet kerahetle caizdir.
Şafiî ve Hanbelîlere göre hac ibadeti, niyabet kabul eden ibadetlerdendir. Bunun için hac veya umre yapmaktan aciz olan kimsenin, başkasına bir ücret karşılığında veya nafakasını karşılamak suretiyle hac veya umre yaptırması sahihdir.)
6) Amirin verdiği mal, binitli olarak hacca elverişli olunca, naib binitli olarak hacca gitmelidir, isterse âmir piyade olarak gitmesine izin vermiş olsun. Aksi halde naib, harcayacağı malı âmirine borçlanıp âmirin binitli olarak hac ettirmesi gerekir. Fakat verilen mal binmeye elverişli değil ise, piyade olarak yapılan hac yeterli olur.
7) Amirin vasiyet etmiş olduğu mal yeterli ise, vatanından hac edilmesi gerekir. Değilse, yeterli olacağı bir yerden hac edilir.
Bizzat veya niyabet üzere hac etmek için yola çıkan kimse, yolda vefat edip tarafından hac edilmesi vasiyet edilmiş bulunsa, İmam Azam´a göre vatanından (ikamet yerinden), iki imama göre de vefat ettiği yerden hac ettirilir.
Yine, kendisi için beldesinden başka bir yerden hacca gidilmesini vasiyet eden kimsenin, vasiyetine göre hac ettirilir.
Ölen bir kimse adına beldesinden hacca gidilmesi gerekirken, vasisi başka bir beldeden hac ettirecek olsa, bu hac vasinin adına olur. Ölü için ayrıca hac ettirmesi gerekir. Eğer o iki yer arasındaki uzaklık bir günde gecelemeden gidip gelinecek kadar ise, o zaman ölü adına hac sahih olur.
8) Naib hac işlerine başlamadan önce veya ihrama giderken âmir adına hac etmeye niyet etmelidir. Dili ile de: "Lebbeykallahümme Lebbeyk anfilaiun..." diye telbiyede bulunmalıdır. Yalnız kalbi ile niyet etmesi de yeterlidir.
9) Naib, âmir adına bizzat hac etmelidir. Eğer bir engel sebebiyle başkasına para verip hac ettirirse, bu hac âmir adına sahih olmaz. Almış olduğu yol masrafını ödemesi gerekir. Fakat âmir, tayin etmiş olduğu naiba, "Başkasını gönder" veya "Dilediğini yap" diye izin vermiş olursa bu sahih olur. Çünkü bu durumda vekil hac için her yetkiye sahib bulunmuş olur.
10) Naib, haccını bozmamış olmalıdır. Şöyle ki: Naib, Arafat´da vakfe yapmadan önce zevcesi ile cinsel ilişkide bulunsa, haccını bozmuş olur. Artık sonradan kaza edeceği hac, âmir adına olmamış olur. Bunun için almış olduğu masraf bedelini âmire ödemesi gerekir.
Eğer naib, Arafat´da durduktan sonra cinsel ilişkide bulunsa, masrafı ödemesi gerekmez. Çünkü haccın asıl rüknü yerine getirilmiştir: Ancak ziyaret tavafını yapmadan geri dönerse, zevcesine karşı ihramlı olarak kalır ve kendi malı ile gidip ziyaret tavafını yapmadıkça ihramdan tamamen çıkmış olmaz.
11) Naib, âmire aykırı bir davranışta bulunmamalıdır. Amir, ifrad haccı emretmişken, naib, umre veya kıran haccı veya temettü haccı yapmış olsa, âmir adına hac etmiş olmaz. Bu durumda aldığı yol masrafını ödemesi gerekir.
Fakat naib, âmirin emrini yerine getirmekle beraber, kendi parası ile kendisi için de ayrıca umre yapabilir. Aynı şekilde yalnız umre yapmaya memur olan kimse de, bunu yaptıktan sonra kendi parası ile kendi adına hac edebilir. Fakat önce kendisi için hac yapıp sonra amir adına umre yapması caiz değildir.
12) Naib, yalnız âmir adına hac için ihrama girmelidir. Biri kendi adına, diğeri amir adına olmak üzere iki ihrama niyet etse, amir adına haccı caiz olmaz. Ancak kendi adına olan ihramı bırakıp da âmir adına ihrama devam ederse, bu âmir için sahih olur.
13) Naib telbiyeyi yalnız âmir adına yapmalıdır. İki kişinin niyabetini kabul edip bunların adına telbiye ederse, hiç biri adına caiz olmaz. Almış olduğu masrafları öder. Fakat bunlardan yalnız birini tayin ederek ihramda bulunursa, onun için caiz olur, diğeri için olmaz. Bundan aldığı parayı ona öder. İki kişiden herhangi birini tayin etmeksizin ihrama girecek olsa, İmam Ebû Yusuf´a göre, yine niyabet sahih olmaz. Kendisi için nafile hac yapmış olur. İmam Azam´a göre, yapacağı haccı bunlardan birine ayırabilir.
14) Naib haccı kaçırmamış olmalıdır. Onun için başkası adına hac yapacak olan bir bedel, kendi işleri ile uğraşır da belirtilen senede hac yapamazsa, almış olduğu parayı sahibine öder. Fakat hastalık gibi elinde olmayan bir sebeble hac edemezse, almış olduğu bedeli geri vermesi gerekmez, yeniden hac etmesi gerekir.
15) Amirin tayin etmiş olduğu naib; âmir adına hac etmiş olmalıdır. Buna göre: "Benim adıma başkası değil, falan adam hac etsin," diyen bir âmirin emrine aykırı olarak o adam gerek hayatta iken, gerekse öldükten sonra başkasına hac ettirilecek olsa, bu hac âmir adına caiz olmaz.
Fakat âmir, böyle "başkası değil, ancak falan kimse benim adıma hacetsin" şeklinde bir tahsis yapmayarak: "Adıma falan kimse hac etsin" dediği takdirde, o kimsenin ölümü halinde başkasına hac ettirilebilir.
Aynı şekilde, hiç bir kimseyi göstermeksizin adına hac yaptırılmasını vasiyet eden bir kimse için, ölünce varisleri toplanarak diledikleri bir adamı "Naib" olarak hacca gönderebilirler.
16) Amir ile naib, müslüman, akla sahib ve hac işlerini anlayacak durumda olmalıdır. Onun için bir müslüman gayri müslimi ve bir gayrimüslim de müslümanı bedel tayin edemeyeceği gibi, bir akıllı deliyi ve bir deli de akıllıyı bedel yapamaz.
Haccın nasıl yapılacağını anlayıp ayırt edemeyecek olan bir çocuk da naib tayin edilemez.
Bir kimse, anası veya babası adına, onların emirleri olmaksızın hac edebilir. Çünkü bu bir velâyet ve niyabet değildir. Yapılan ibadetin sevabını onlara bağışlamak demektir.
Hac Konusunda Niyabet, Vasiyet, Adakla İlgili Bazı Meseleler
Hac için bedel olacak şahsın, daha önce kendi adına hac etmiş bulunmasi, İmam Şafiî´ye göre şart ise de, biz Hanefi´lerce şart değildir.
Bu iki ayrı görüşten kurtulmak için, daha önce kendi adına hac etmiş bulunan ve hac işlerini bilen bir kimseyi bedel göndermek daha faziletlidir. Bununla beraber efendilerinin izni ile köleler, yanlarında mahremleri bulunmak şartı ile kocalarının izinleri ile zevceler bedel olarak hacca gidebilirler. Ancak kadınların niyabeten (bedel olarak) hacca gitmeleri mekruhtur. Çünkü onların hacları, erkeklere kıyasla noksandır. Telbiyelerde seslerini yükseltemezler, Remel ve Hervele gibi bazı hac işlerini yapamazlar.
Naib, binitli olarak gidip gelmek şarti ile israftan ve sıkı davranmaktan kaçınarak âmirin parasını harcar. Artan parayı da kendisine veya varisine geri verir. Ancak âmir veya mükellef durumda olan varisler bu parayı naibe verirken: "Bundan artacak miktar senin olsun, onu sana bağışladık" diye vekâlet verirlerse, bu parayı kendi adına bir bağış olarak kabul edip alabilir. Naib hacdan sonra Mekke´de kalabilir ve ikinci yılda kendi parası ile kendi adına hac edebilir. Fakat hacdan sonra dönmek daha faziletlidir.
Naibe masraf olarak verilen para Mekke´de veya buna yakın bir yerde kaybolsa veya tamamen tükense de naib kendi malından harcamada bulunsa, adına hac yapmış olduğu ölünün malına (terekesine) dönüp kendi harcadığı parayı alabilir; yeter ki kendi kusur veya kasdı bulunmuş olmasın.
Hac ile yükümlü olan kimse, hemen mükellef olduğu sene hac için yola çıkar da, daha hac etmeden vefat ederse, hac için vasiyet etmesi gerekmez. Niyetine göre sevabını alır. Fakat haccını geciktirmiş olursa, vasiyet etmesi gerekir, etmezse günahkâr olur.
Bir kimse malinin üçte biri olarak hac için vasiyet ettiği mal, birkaç haccı karşılayacak olursa, bakılır: Eğer bir defa hac edilmesini vasiyet etmişse, bir defa hac ettirilir ve artan mal varislerine verilir. Fakat böyle yalnız bir hac edilmesini açikca söylememiş ise, bu paranın miktarına göre bir senede veya birkaç senede birkaç hac yaptırılır. Burada vasî serbestir. Fakat ibadet konusunda erken davranılması istendiğinden bunların bir yıl içinde yaptırılması daha iyidir.
Bir ölünün varisi, ölünün vasiyeti bulunsun veya bulunmasın, terekesine başvurmak üzere kendi parası ile o ölü namına hac etse, bakılır: Eğer ölü, onun böyle hac etmesini vasiyet etmiş ise, bu hac o ölü adına caiz olur. Fakat böyle bir vasiyet yapmamışsa caiz olmaz, varis bu parayı terekeden alamaz, kendi bağışı olur.
Ölünün vasiyeti bulunsun veya bulunmasın, onun varisi terekesine başvurmaksızın kendi parası ile ölü adına hac etse, bu ölü üzerine farz olan hac yerine geçmez. Fakat bazı alimlere göre, onun farz haccı yerine geçer.
Bir ölü, kendi adına hac edilmesi için belli bir kimsenin gönderilmesini vasiyet etmemiş ise, ona vasî olan zat başkasını göndermeyip kendisi naib olarak hac edebilir.
Bir kimse, varislerinden birine terekesinden şu kadar masrafla namına bedel olarak hac etmesini vasiyet etse, o kimse öldükten sonra bu varis diğer varislerin iznini almadıkça hac edemez. Vasiyet edilen mal, mirasa dahil olur.
Bir ölü adına belli bir senede hac etmek üzere, ölünün varisi tarafından tayin edilen kişi yol masrafını aldığı halde, o sene hac etmeyip de ertesi yıla hac edecek olsa, ölü adına caiz olur, masrafı geri ödemez.
Bir ölü adına vasisi tarafından naib tayin edilen kişi, yolda hastalanıp almış olduğu hac parasını tamamen harcamış olsa, geri dönmesi için vasiden para isteğinde bulunmaz. Fakat vasî tarafından naibe: "Eğer paran yetmezse borç al, ben öderim," denilmiş ise, bu geçerli olur.
Bir ölü hayatta iken on altın bir zata, on altın fakirlere ve on altında haccı için şeklinde vasiyet etmiş olduğu halde terekesinin üçte biri yirmialtın tutarında olsa, bu üçte bir olan yirmi altın o üç yere eşit olarak bölünür. Sonra fakirlere düşen miktar hacca düşen miktara ilâve edilir. Hac yaptırıldıktan sonra bir şey artarsa, o fakirlere verilir. Çünkü farz olanın önce yerine getirilmesi daha iyidir.
Bir kimse: "Adağım olsun, Allah rızası için hac edeyim veya falan işim görülürse adağım olsun, hac edeyim" şeklinde mutlak (şartsız) veya muallâk (şarta bağlı) adak yapmış olsa, birinci şekilde mutlak olarak ve ikinci şekilde işi görülünce hac etmesi gerekir. Çünkü bu gibi adaklar, vücub sebeblerindendir.
İmam Azam´dan sağlam rivayete göre, sadece yemin keffareti ile bu adağın sorumluluğundan çıkılamaz.
(İmam Malik´e göre de, hac etmeyi adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi gerekir. İmam Şafiî´den bir rivayete göre, hac etmeyi adayan kimse serbesttir; dilerse adağına bağlanarak hac eder, dilerse yemin keffareti verir diğer bir rivayete göre de, yalnız yemin keffareti gerekir.
Bir ölü, hayatında malının üçte birini zekâtına, adağına, haccına ve diğer yerlere harcanmak üzere vasiyet etse ve bu mal da bunların hepsini yerine getirmeye kâfi gelmese, bakılır: Eğer bunlar zekât ve farz hac gibi farz ibadetlerden ise, önce söylemiş olduğu farz ibadet yerine getirilir. Fakat biri farz, diğeri adak veya nafile ise, farz tercih edilir ve o yerine getirilir. Biri adak, diğeri nafile ise, adak tercih edilir. İster adağı farzdan önce ve nafileyi de adaktan önce söylemiş olsun...
"Allah için adağım olsun, Beytullah´a veya Kâbe´ye veya Mekke´ye gideyim" diye adak yapıldığı takdirde hac veya umre gerekir. Adağı yapan bunlardan dilediğini seçebilir.
"Allah için Harem´e veya Mescid-i Haram´a veya Medine Mescidine veya Mescid-i Aksa´ya gideyim" diye adak yapılması, İmam Azam´a göre geçerli değildir. Çünkü örfde böyle bir ibadeti benimseme yoktur. Fakat: "Harem´e veya Mescid-i Haram´a gideyim" şeklindeki bir adak, iki İmama göre geçerlidir. Hac ile umreden birini seçmek gerekir.
Piyade olarak hac etmeyi adayan kimse, sahih olan görüşe göre, evinden ve diğer bir görüşe göre, ihrama gireceği yerden itibaren piyade olarak gidip hac eder. Ziyaret tavafını yapmadan önce vasıtaya binse, kurban kesmesi gerekir.
Bir adak olmaksızın hac yolunda canını korumak ve usanmadan sakınmak için binitli olmak piyade olmaktan daha faziletlidir.
Bununla beraber yürümeye gücü yeten kimse için, piyade olarak gidip hac etmenin daha faziletli olduğunu söyleyenler de vardır.
|
|
|
Umre Nedir Nezaman ve Nasıl Yapılır? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-14-2019, 01:16 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Umre Nedir Nezaman ve Nasıl Yapılır?
Umre, hac zamanı olan beş günden başka, senenin her günü, ihram ile yapılan, tavaf ve sa’y yapmak ve saç kazımak veya kesmektir. Umrenin farzı ikidir. İhram ve tavaf. İhram umrenin şartı, tavaf ise rüknüdür. Sa’y ve tıraş olmak ise vaciptir.
Umre, ömürde bir defa, Hanefi ve Maliki’de sünnet, Şafii ve Hanbeli’de farzdır.
İhrama girme yerleri:
Mekke’ye mikât sınırları dışındaki yerlerden gelenler yolları üzerindeki mikâtlardan birinde ihrama girerler. Mekke’de bulunulduğu esnada umre yapmak istenirse, Mekkeliler gibi, Harem Bölgesi dışına çıkılarak ihrama girilir.
Umre nasıl yapılır
1- Mikât sınırlarının birinde ihrama girilir ve niyet edilir.
2- Telbiye, tekbir, tehlil salevat-ı şerife okunarak Harem-i şerife girilir. Niyet edilip umre tavafı yapılır.
Tavaf esnasında iztibâ ve ilk üç şavtta remel de yapılır.
3- Tavaf namazından sonra Mes’aya gidilerek umrenin sa’yi yapılır.
4- Tıraş olunup ihramdan çıkılır. Böylece umre tamamlanmış olur.
Umrede Arafat, Minâ, Müzdelife’deki menâsik, kudum ve veda tavafı yoktur.
Okunacak dualar: Buraya yazmadık.
Mutlaka o duaları okumak da şart değil, herkes bildiği duaları okuyabilir.
İş ve umre
Sual: Bir iş için Suudi Arabistan’a giden kimse, Mekke’ye gidip ihrama girerek umre yapabilir mi?
CEVAP
Suudi Arabistan’ın hangi yerine gittiğinizi yazmamışsınız. Eğer mikât denilen yerin içinde iseniz, dışına çıkıp ihram giyerek öyle Mekke’ye gitmeniz gerekir. Mikât’ta ihrama girmek gerekir. Daha önce de giyilse olur. Çünkü Tam İlmihal’de diyor ki:
Hac için, ömre için, ticaret için veya herhangi bir şey için uzaktan gelenlerin, mikât denilen yerleri, ihramsız geçerek, Mekke-i mükerreme Haremine girmeleri haramdır. Geçenin, geri mikâta gelip ihrama girmesi lazımdır. İhrama girmezse, kurban kesmek lazım olur.
Mikât denilen yerler ile, Harem-i Mekke arasına Hil denir. Mikâttan geçerken, bir iş için Hil’de kalmaya niyet edenlerin ve Hil’de oturanların, hacdan başka niyet ile, ihramsız Harem’e girmeleri caizdir. Mikât yerlerini geçerken, niyet ederek ve telbiye yaparak, usulü ile, ihrama girilir. Mikât yerinden önce, hatta kendi memleketinde de giymek caiz ve daha iyidir.
Umre ve farz
Sual: Borcu olanın veya gidip gelirken bazı günahları işleme durumu olanın yahut farz sevabı işleme imkânı olanın, bunu yapmayıp umreye gitmesi caiz midir?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Umreye gitmek farz ve vacib değildir, nafile ibadettir. Nafile ibadeti yapmak, bir farzın terkine veya bir haram işlemeye sebep olursa, ibadet olmaktan çıkar, günah işlemek olur. (1/124)
Umre sünnet midir?
Sual: Dört mezhepte de umre sünnet midir?
CEVAP
Umre, Hanefî ve Mâliki mezhebinde müekked sünnettir. Şâfiî’de ömürde bir defa umre yapmak farzdır, ancak hemen yerine getirilmesi gerekmez. Hanbelî’de ise, ilk fırsatta hemen yerine getirilmesi gereken bir farzdır. (Mizan-ül kübra)
|
|
|
Hacda Mina da Şeytan Taşlama |
|
Yazar: RasitTunca - 08-14-2019, 01:06 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hacda Mina da Şeytan Taşlama
Hacda şeytan taşlamak farz mıdır?
Hanefi mezhebine göre haccın farzları bir şart ve iki rükundan ibarettir. Bunlardan ihrama girmek haccın şartı, “Arafatta vakfe yapmak” ve “ Kabe’yi tavaf etmek” ise haccın rükünleridir. Yani şeytan taşlamak haccın farzlarından değil vaciplerindendir. Vacip oluşu Peygamberimiz (s.a.v.) in fiili sünneti ve icma (Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra herhangi bir devirde alimlerin, dinî bir meselenin hükmü hakkında ittifak etmeleri) ile sabittir. Bu nedenle şeytana hiç taş atmayan ya da atılması gereken taşların yarısından fazlasını atmayan kişilerin ceza olarak keçi veya koyun kesmesi gerekir.
, haccın farzlarından olan Arafat da vakfeden sonra, kurban bayramın birinci günü şeytan taşlama başlar ve ikinci, üçüncü günleri devam eder. Arafattan dönüş yorgunluğu, uykusuzluk, izdiham ve sıcaktan dolayı şeytan taşlama çok sabır gerektiren bir iştir.
Hacda şeytan taşlama nerede yapılır ?
Hacı adayları tarafından hacda şeytan taşlama nerede yapılır diye merak edilir. Şeytan taşlamanın yapıldığı bölgenin adı Mina’dır. Mina’da üç adet şeytan taşlama yeri vardır. Mina’dan Mekke’ye doğru geliş yönünde sırasıyla; Cemre-i Sağir ( küçük şeytan), Cemre-i Vusta (orta şeytan), Cemre-i Kübra (büyük şeytan) olarak isimlendirilirler. Bunların hepsine birden şeytanlar anlamında Cemarat denir. Buradaki otobüs duraklarının olduğu yerde cemarat olarak bilinir. Yani Hacda şeytan taşlama Cemarat denilen yerde yapılır.
Hacda şeytan taşlama ne zaman yapılır?
Hacda şeytan taşlama, bayramın birinci günü tan yerinin ağarmasından itibaren başlar ertesi gün aynı vakte kadar devam eder. Ancak yapılan uygulamada hacılar arefe günü Arafattan inerken akşam ve yatsı namazını birleştirip yatsının vaktinde Müzdelifede kıldıktan sonra ilerleyen saatlerde Mina’ya doğru hareket ederler. Gece saat on ikiyi geçip yeni gün başlayınca Cemerata vardıklarında büyük şeytana yedi taş atarlar. Bayramın 2. ve 3. günlerinde ise şeytan taşlama vakti öğleden sonra başlayıp ertesi gün tan yerinin ağarmasına kadardır. Bu günlerde öğleden önce taşlanması caiz değildir. Bayramın 2. ve 3. günü sırasıyla küçük, orta ve büyük şeytana 7’şer taş atılır. Minada gecelemeyenler bayramın 4. günü şeytan taşlama yapmazlar. Böylece Hacda şeytan taşlama görevi bitirilir.
Hacda şeytan taşlamada kaç taş atılır?
Hacda şeytan taşlama yapılırken kaç taş atılmalı diyenler çok fazla.Yani cevabı merek edilen sorulardan biridir. Minada gecelemeyenler bayramın 1. günü yedi 2. ve 3.günü 21 olmak üzere toplam 49 taş atarlar. Minada geceleyenler ise 4. günü 21 taş daha atarlar. Toplamda yetmiş taş atmış olurlar.
Hacda şeytan taşlama nasıl yapılır?
Taşları havuza üç beş metre mesafeden, tek tek ve fırlatarak atmak gerekir. Yedi taşı bir defada atmak caiz değildir. Taşların şeytanın en fazla bir buçuk metre uzağına düşmesi gerekir. Aksi takdirde daha uzağa düşen taşlar atılmış sayılmaz. Yedi taşı peş peşe atmak gerekir. Gücü yeten kişi bizzat kendisi taşlama yapmalıdır. Gücü yetmeyen kişi vekil tayin edebilir.
Hacda şeytan taşlama; haksızlıkları, zülmü ve zorbalığı protosta etmek anlamına gelir. Şeytanı taşlayan hacı, bu hareketiyle şeytanın yoluna uyanlara, şeytana, kötülüklere karşı çıkmış olur. Kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağına dair kendine bir nevi söz vermiş olur. Şeytannın insanı saptırma planları, eylemleri her zaman geçerli ve söz konusudur onun için şeytan taşlamak bir çeşit karşı durma, bir çeşit eylemdir.
ŞEYTAN TAŞLAMA NEDİR? NASIL YAPILIR?
İslam’ın beş farzından biri olan
çok önemli ibadetlerdendir. Birçok yönü ile diğer ibadetlerden farklı uygulamalara sahiptir. Mahşeri bir prova olan hac ibadeti, kitlesel eğitimin zirvesindedir. Hac ibadeti içerisinde özel bölümler bulunmaktadır. Bu özel bölümlerden birisi de şeytan taşlamadır. Bu yazımızda “ Şeytan taşlama nedir? Nasıl yapılır? Sorularına en basit bir anlatımla cevap vereceğiz.
ŞEYTAN TAŞLAMA NEDİR ?
Şeytan taşlama, öncelikle iç dünyadaki şeytanı taşlamaktır. Şeytan; Hazreti İbrahim, Hazreti İsmail ve Hacer validemize vesvese vermeye çalışarak, onları Allah’ın emrinden geri çevirmeye çalışmıştır. Onlar ise şeytanın tuzağına düşmemişler ve ona uymamışlardır. Hac ibadetinde vacip bir rükün olan şeytan taşlama, Hazreti İbrahim, Hazreti İsmail ve Hacer validemizin şeytanı kovmalarının hatırası olarak canlandırılır. Şeytan taşlamadan asıl maksat içimizdeki şeytanı taşlamaktır. Esas olan bize vesvese veren şeytana bir meydan okumadır. Onunla mücadele etmeye bir kasttır.
ŞEYTAN TAŞLAMA NASIL YAPILIR?
Peygamber Efendimiz (SAV) “Hac Arafat’tır “ demiştir. Hac ibadeti için Mekke’ye gelen hacılar, bu görevi yerine getirmek için, öncelikle Arafat’a akın ederler. Arafat vakfesinden sonra Müzdelife’ye yolculuk başlar. Müzdelife’de vakfe yapıldıktan sonra, Camarat’ta ezeli düşmanımız olan şeytanı taşlamak için taş toplanır. Taşlar toplandıktan sonra çok daha uzun bir yolculuk başlar. Bu yolculuk yürüyüş yaparak gerçekleştirilir. Mina’dan geçerek Camarat’a varılır. İlk gün sadece büyük şeytan taşlanır. Büyük şeytana yedi taş atılır. Büyük Cemre (Cemre-i Akabe) olarak adlandırılır. Büyük Cemre Mekke yönündeki ilk Cemre’dir. Şeytan taşlandığı zaman “Bismillah, Allâhu Ekber, rağmen lişşeytâni ve hizbihi,” duası okunur.
Taşlama yapılırken usulüne uygun hareket edilmesi gerekmektedir. Taşlama yaparken şeytanın hilelerine dikkat edilmesi gerekir. Taşlama esnasında galeyana gelerek bağırtı ve çağırtı ile taşlamadan uzak durulmalıdır. Taşlama sırasında elimizi omuz hizasına kadar kaldırıp taşlama yapılmalıdır. Başkalarına rahatsızlık vermeden yapılan taşlama en uygun taşlamadır. Taşlama bittikten sonra, ileride insanların yol güzergâhını kapatmayacak bir kenarda Kâbe’ye dönerek dua edilir. Duamızda Allah’tan yardım istenir. Şeytanın şerlerinden ve tuzaklarından Allah’a sığınılır.
Bayramın ikinci, üçüncü günlerinde ise; öncelikle küçük şeytana ( Cemre-i Suğra ) yedi taş atılır. Daha sonra yine tenha bir yerde dua edilir. Daha sonra orta şeytana (Cemre-i Vusta ) yedi taş atılır ve yine tenha bir yerde dua edilir. En son büyük şeytana ( Cemre-i Akabe ) yedi taş atılır ve tenha bir yerde dua edilir. Böylelikle şeytan taşlama görevi tamamlanmış olur. Her taşlamada “Bismillah, Allâhu Ekber, rağmen lişşeytâni ve hizbihi,” duasının okunması efdaldir.
ŞEYTAN TAŞLAMADA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Şeytan taşlama esnasında dünyevi meseleler konuşulmaz.
Şeytan taşlama süresince şeytandan Allah’a sığınmak en uygun davranıştır.
Şeytan taşlama yapılırken şeytanın galeyanına gelmemek için gayret gösterilmelidir.
Şeytan taşlamada sadece taş atılır, terlik ve benzeri eşyalar atılmaz.
Şeytan taşlama esnasında “Bismillah, Allâhu Ekber, rağmen lişşeytâni ve hizbihi,” duasını okumaya gayret edin.
Şeytan taşlama işini sırasına riayet ederek yapın.
Şeytan taşlama sırasında izdihama sebep olmamak için, yol güzergâhlarını kapatmayın.
Şeytan taşlama görevini yerine getirirken kafilenizden ayrılmayın.
Artan taşlarınız olursa uygun bir yere bırakınız.
Taşlamadan sonra kafile başkanınızla birlikte otelinize gidin.
Hacta şeytan taşlamanın hikmeti nedir?
Bilindiği gibi hac, mevsiminde Mina'da, Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günleri Akabe Cemresi, Küçük Cemre ve Orta Cemre olmak üzere üç şekilde şeytan taşlanır. Bu ibadet vaciptir. Burada yapılan hareketler, haccın şeairindendir. Güzel bir hatırayı yad etmektir. Bütün insanlığın ortak düşmanı olan şeytanı taşa tutarak lanetlemektir.
Burada temsili olarak tespit edilmiş olan üç yerde taşlama yapılır. Bu ibadet şekli bize İbrahim Aleyhisselamdan intikal etmiştir.
Bu hususta iki rivayet var. Birisi şöyle:
Hz. İbrahim, bir imtihan olarak Allah'ın emri ile oğlu Hz. İsmail'i kurban etmeye götürürken şeytan önlerine çıkar. Hz. İbrahim'in babalık şefkatini istismar etmeye kalkarak, bu işten vaz geçirmeye çalışır. Fakat ters yüz edilir. Bundan sonra Hz. İsmail'e musallat olur. Cenab-ı Hakkın emrini babasının yanlış anladığını, annesini gözü yaşlı olarak geride bıraktığını fısıldayarak, emre boyun eğmemesini telkin eder. Şeytanın desiselerine hiç aldırış etmeyen Hz. İsmail, onu yanından kovmakla kalmaz, arkasından da yedi tane taş atar.
İşte hacıların cemrelerde taş atmaları bu hadisenin hatırlanması ve yeniden yaşanmasıdır.
Bu hususta İbni Abbas'ın rivayeti de şöyledir:
"Hz. İbrahim hac ibadetini yapmaya geldiği zaman, Akabe Cemresi yanında şeytan ona göründü. Bunun üzerine onu yedi adet taşla taşladı, şeytan yere battı. Sonra Orta Cemre yanında şeytan ona tekrar göründü. Yedi taş da orada attı. Böylece şeytan tekrar yere battı. Bir müddet sonra Küçük Cemrenin yanında yine karşısına dikildi. Burada da yedi taş daha atınca artık şeytan iyice yere yığılıp kaldı."
Bundan sonra İbni Abbas, şöyle diyor:
“Siz ancak şeytanı taşlıyor ve ancak atanız İbrahim Aleyhisselamın yolunu izliyorsunuz.” (Müsned, 1/297)
Bu ibadet şekli, Hz. Âdem'den beri her insanın ortak düşmanı olan şeytanın arzusuna icabet etmemek, onun vesveselerine aldırmamak, iman çemberi içinde, şeytanı bir kere daha kahretmek, yerin dibine geçirmektir. Bu taşlama, kötü niyetlere, şer kuvvetlere karşı bir zindelik gösterisi, her çeşit kötülükleri yenme azminin sembolleşmesi, Rabbimizle yapılan manevi anlaşmanın icrasıdır.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
“Beytullahın çevresinde dönmek, Safa ile Merve arasında gidip gelmek, şeytanı taşlamak, hepsi Allah'ın şeairini (İslamın alamet ve işaretlerini) ayakta tutmak içindir.” (Feyzu'l-kadir, 2/573)
Hac mevsiminde mü'minler bu çeşit ibadetleri yapmakla Rablerine olan kulluklarını dile getiriyor, Ona kul ve muhatap olmanın zevk ve hazzını yaşıyorlar.
Neden büyük, orta, küçük şeytan taşlama yerleri vardır?
Günümüzde yapılan şeytan taşlama yerleri, sayısı ve sembolik olması gibi durumlar, Peygamber Efendimiz (asm)'in uygulamalarına dayanır ve aynen devam etmektedir. Hiçbir değişiklik yoktur.
Hacda şeytan taşlama sırasında atılan taşlara ve bu taşların atıldığı yerlere Cemre denir.
Sözlükte “kor parçası; çakıl taşı” gibi manalara gelen cemre, bir fıkıh terimi olarak hacıların Kurban Bayramı günlerinde Mina’da attıkları küçük taşların her birini ve bu taşların atıldığı üç ayrı yeri ifade eder. Çoğulu cimâr ve cemerâttır. Bu yerlere taş atılması işine de remy-i cimâr denir.
Cemrelerden Mina-Mekke yönündeki ilkine küçük veya birinci cemre (el-cemretü’s-suğrâ, el-cemretü’l-ûlâ), ikincisine orta cemre (el-cemretü’l-vüstâ), üçüncüsüne de büyük cemre veya Akabe cemresi (el-cemretü’l-kübrâ, cemretü’l-Akabe) adı verilir.
Birinci cemre ile orta cemre arasında 156,40 m., orta cemre ile Akabe cemresi arasında 116,77 m. mesafe bulunmaktadır.
“Şeytan taşlama” diye de adlandırılan bu atışlar, Hz. İbrahim’i Allah’ın emrini yerine getirmekten alıkoymak isteyen şeytanın yine onun tarafından Mina’da taşlanmasının hatırasını yaşatmakta ve insanları daima günaha sokmaya çalışan şeytana karşı bir tür tepki ve direnmeyi temsil etmektedir.
Bir hadiste rivayet edildiğine göre, Hz. İbrahim (as) Kabe’nin inşasını tamamladıktan sonra Cebrail’in yol göstermesiyle ilk haccını yaptığı ve oğlu İsmail’i kurban etmeye götürdüğü esnada, Mina’nın söz konusu üç yerinde önüne çıkan şeytanı taşlamıştır. (Müsned, I, 297, 306-307; Hâkim, I, 466; Beyhaki, V, 153-154)
Bu rivayetlerden biri şöyledir:
İbn Abbas’ın bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:
"İbrahim (as) hac menasiki için geldiğinde, Akabe cemresi yanında şeytan O'na gözüktü, İbrahim (as) ona yedi taş atarak yere geçirdi. İkinci cemre yanında tekrar Hz. İbrahim'e gözüktü. Aynı şekilde ona yedi taş atarak yere geçirdi. Üçüncü cemre yanında yine gözükünce, aynı şekilde yedi taş attı, nihayet şeytan yerin dibine geçti."
İbn Abbas bu bilgiyi aktardıktan sonra: "Şeytanı taşlıyorsunuz ve babanız (İbrahim)'in sünnetine tabi oluyorsunuz." dedi. (Müsned, I, 297)
Hz. Peygamber (asm) de Veda haccı sırasında bu cemrelere taş atmış ve özellikle bu esnada hac ibadetinin yapılış şeklinin kendisinden öğrenilmesini istemiştir. (Müslim, Hac, 310-312)
Bundan dolayı kurban bayramının birinci günü Akabe cemresine, diğer üç gün de her üç cemreye taş atılması fakihlerin ittifakı ile vacip olup terkinden dolayı ceza kurbanı (dem) gerekir.
Hacılar Akabe cemresini taşladıktan sonra kurbanlarını kesebilir, traş olup Kâbe’yi tavafa ve sa‘y etmeye gidebilirler.
Bayramın birinci ve ikinci günlerinde geceyi Mina’da geçirmek Hanefîler’e göre sünnet, diğer üç mezhebe göre ise vaciptir. Yine bayramının ikinci, üçüncü ve Mina’da kalınması halinde dördüncü günleri sırayla birinci, orta ve Akabe cemrelerine yedişer taş atılır.
Özetle, sahih hadislerde bu uygulamanın Hz. İbrahim’in sünnetine dayandığı açıkça belirtilmekte, sembolik olarak şeytanın taşlandığı bilinmekte ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (asm)'in uygulamasına göre aynen devam etmektedir.
|
|
|
Hacda Müzdelife Vakfesi Nedir? Ne Zaman ve Nerede ve Nasıl Yapılır? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-13-2019, 01:58 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hacda Müzdelife Vakfesi Nedir? Ne Zaman ve Nerede ve Nasıl Yapılır?
Mekke’de, Arafat ile Mina arasında bulunan ve Hac ibadetinde Arafat’tan sonra vakfe yapılan yerdir. Kelime anlamı olarak, yaklaşmak ve yakınlaşmak manasına gelmektedir. Ayrıca burası, bir araya gelme, toplanma anlamında olarak cem adı ile de anılır.
Müzdelife, adı ile bu bölgenin adlandırılması değişik şekillerde yorumlanır. Hz. Âdem (a.s), Hz. Havva ile burada buluşmuş ve birbirlerine yaklaşmışlardı.
Arafat ile Mina arasında yer almaktadır. Bu bölge Arafat’tan Mina’ya doğru giderken Arafat’ın iki geçidinden sonra Muhasır vadisine kadar olan kısma verilen addır.
Arafat vakfesi, güneşin batmasından sonra sona erer. Bunun arkasından, Müzdelife’ye gidilir. Akşam ile yatsı namazı, yatsı vakti girdikten sonra ikisi bir arada kılınır. İki namaz için tek bir ezan ile birlikte iki kamet getirilir. Müzdelife vakfesi hac ibadetinin erkânındandır. Her yerinde vakfe yapılabilir. Lakin en çok rağbet edilen Kuzah tepesinin yanında vakfe yapmaktır. İmkân bulan hacı, vakfesini Kuzah tepesinin üstüne çıkarak yapmakta ve Allah Teâlâ’yı zikretmektedir. Müslümanlar burada dualarda bulunur ve samimi bir şekilde davranır. Cabir (r.a)’ nakledilen bir rivayette, Resulullah (s.a.v)’in Kuzah tepesine yaklaştığı ve üzerine çıkıp Allah Teala’ya duada bulunduğu, tehlil, tekbir ve kelime-i tevhid getirdiği bildirilmektedir. ( İbn Kudame, III, 421).
Vakfe’de akşam ile yatsı namazlarının bir arada kılınması, Hanefi mezhebince vacip olarak kabul edilmektedir. Fecre kadar Müzdelife’de bulunmak sünnet olarak kabul edilir. Vakfeyi, fecir ile güneş doğması aralığında yapmak ise vaciptir.( İbn Abidin, İstanbul 1984, II,511)
Vakfenin sünneti sabah namazını ilk vakitte kılmaktır. Çünkü vakfeye zaman kalması gerekir. Resulullah (s.a.v) fecrin hemen peşinden namazını kılmıştır.( İbn Kudame, a. g. e. III, 420). Ortalık tam olarak aydınlanana kadar vakfede bulunmak sünnettir. Şafiiler ve re’y ehli böyle kabul ederler. İmam Maliki’ye göre ise, sünnet olarak, ortalık iyice aydınlanmadan önce Müzdelife’den hareket etmelidir. (a. g e. III, 424)
Yatsı vakti geldiğinde, ezan okunur ve kamet getirilip ilk önce akşam namazı kılınır. Selam verilir, sonra teşrik tekbiri getirilir. Yatsının farzı kılınır. Teşrik tekbiri getirilir. Bu şekilde iki vakit farzı bir ezan ve bir kamet ile eda edilir. Bu duruma Cem-i tehir denilir.
Müzdelife Vakfesi.
Harem sınırları içerisinde bulunan Müzdelife, Arafat ile Mina arasındaki bölgenin adıdır (bk. MÜZDELİFE). a) Vakfe Yeri. Muhassir vadisi hariç Müzdelife’nin tamamını vakfe yeri olarak belirten hadis gereği (el-Muvaṭṭaʾ, “Ḥac”, 166, 167), bu vadi dışında Müzdelife’nin herhangi bir yerinde vakfe yapılabilir. Muhassir vadisinde vakfe yapılırsa bu çoğunluğa göre geçersiz, bazı fakihlere göre ise mekruh fakat geçerli sayılır. b) Hükmü. “Arafat’tan -Müzdelife’ye- akın edince Meş‘ar-i Harâm’da Allah’ı anın ...” âyeti (el-Bakara 2/198) ve Müzdelife’de vakfe yapmayanın haccının tamamlanmış sayılmayacağını bildiren hadis (Tirmizî, “Ḥac”, 57) Müzdelife vakfesinin meşruiyetini göstermekle birlikte fakihler bu vakfenin hükmünde ihtilâf etmiştir. Leys b. Sa‘d, Evzâî ve İbn Hazm’a göre Müzdelife vakfesi haccın bir rüknüdür. Dört mezhebe göre ise Müzdelife’de gecelemek ya da vakfe yapmak vâciptir. Hz. Peygamber’in özür sahiplerinin sabahı beklemeden Müzdelife’den ayrılmalarına izin vermesi (Buhârî, “Ḥac”, 98) burada gecelemenin veya vakfenin rükün olmadığını göstermektedir. Bu sebeple hastalık, yaşlılık, aşırı kalabalık gibi durumlarda Müzdelife vakfesi terkedilebilir ve bundan dolayı bir ceza gerekmez. Vakfe süresince uyumak, niyet etmemek, abdestsiz, cünüp veya âdet halinde olmak vakfenin sıhhatine engel değildir. Vakfenin yerine gelmesi için zamanında kısa bir an da olsa Müzdelife’de bulunmak yeterlidir. c) Zamanı. Arefe günü güneş battıktan sonra Arafat’tan Müzdelife’ye intikal edilir ve gece Müzdelife’de kalınır. Akşamla yatsı namazlarını Müzdelife’de yatsı namazı vaktinde birleştirerek (cem‘-i te’hîr) kılmak Hanefîler’e göre vâcip, diğer mezheplere göre sünnettir. Hanefîler’e göre Müzdelife’ye varmadan yolda kılınan akşam namazı sahih kabul edilmez ve Müzdelife’ye vardıktan sonra yatsı namazıyla cemedilerek tekrar kılınması gerekir. Burada da cem‘ sırasında iki farz namaz arasında nâfile kılınmaz. Hanefîler’e göre Müzdelife vakfesinin zamanı kurban bayramının birinci günü fecir vaktinin girmesiyle başlar ve güneş doğuncaya kadar devam eder, gece boyu Müzdelife’de kalınsın veya kalınmasın bu süre içerisinde orada bulunmak vakfenin sıhhati için yeterlidir. Mâlikîler’e göre gecenin herhangi bir vaktinde, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre gece yarısından sonra kısa bir süre de olsa Müzdelife’de bulunmak vâciptir. Bu üç mezhebe göre Müzdelife’de fecirden sonra güneş doğuncaya kadar vakfe yapmak sünnettir. d) Sünnetleri: 1. İlk bayram gecesini Müzdelife’de geçirmek. 2. Müzdelife’ye intikal süresince sükûneti korumak, vakarlı davranmak, başkalarını rahatsız etmeyip dua ile meşgul olmak. 3. Vakti girer girmez sabah namazını eda etmek ve namazı kıldıktan sonra hemen vakfeye durmak. 4. Mümkünse vakfeyi Meş‘ar-i Harâm denilen Kuzah tepesi yakınında yapmak. Vakfe süresince dua, tesbih, telbiye, tekbir ve tehlîl ile meşgul olmak. 5. Vakfeden sonra güneşin doğmasını beklemeden Mina’ya hareket etmek.
|
|
|
Hacda Vakfe Nedir? Ne Zaman ve Nerede ve Nasıl Yapılır? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-13-2019, 01:35 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hacda Vakfe Nedir? Ne Zaman ve Nerede ve Nasıl Yapılır?
ARAFAT NEREDEDİR?
“Arafat”, Mekke’nin 25 km. güney doğusunda ova görünümünde düz bir alanın adıdır. Doğu, kuzey ve güneyi dağlarla çevrilidir.
HZ. ADEM VE HAVVA’NIN (A.S.) BULUŞTUĞU YER
Hz. Adem ile Havva’nın cennetten indirildikten sonra buluştukları yere “Arafat”, buluştukları güne “arefe” denilmiştir.(Kurtubî, II, 415.)
Arafat, Hıll bölgesinde Harem sınırları dışında kalır. Harem sınırı ile Arafat arasında Urene vadisi, Arafat’ın ortasında “Cebel-i Rahme” (rahmet dağı), batısında Nemîre Mescidi vardır. Günümüzde Arafat, ağaçlandırılmış ve dokuz oto yol ile Müzdelife’ye bağlanmıştır.
VAKFE NEDİR, NEREDE YAPILIR?
Haccın aslî rüknü olan vakfe, Arafat’ta yapılır. Sözlükte belirli bir yerde bir süre kalmak anlamına gelen “vakfe” bir hac terimi olarak, hac yapma niyetiyle ihrama girmiş olan bir kimsenin Zîlhicce ayının 9. günü zevalden sonra Arafat’ta bir müddet kalması demektir.
Arafat vakfesi yapılmadan hac ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Şu ayetler, Arafat vakfesine işaret etmektedir:
VAKFE DAHA ÖNCE NEREDE YAPILIRDI?
“Arafat ’tan ayrılıp (Müzdelife ’ye) akın edînce Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın.”(Bakara, 2/198.) “Sonra insanların akın ettiği yerden (Arafat ’tan) siz de akın edin.”(Bakara, 2/199.)
Kureyşliler daha önceleri Müzdelife’de vakfe yaparlar, Harem ehli oldukları gerekçesiyle Arafat vakfesi yapmazlardı.(Müslim, Hac, 151-152. I, 893-894. Kâsânî, II, 125.) Yüce Allah bu ayet ile Arafat’ta vakfe yapılmasını kesin olarak emretmiştir. Peygamberimiz de “Hac, Arafat’tır” buyurmuştur. Vakfe’nin haccın rüknü olduğu konusunda ümmetin icmaı hasıl olmuştur.(Kâsânî, II, 125. İbn Rüşd, I, 424.)
Arafat vakfesi ne zaman başlar, ne zaman biter?
Vakfenin yapılacağı zaman, Arefe günü (9 Zilhicce) güneşin zevalinden sonra başlar, kurban bayramın birinci günü (10 Zilhicce) fecr-i sadığa kadar devam eder.
Bu zaman diliminde Arafat’ta vakfe yapmayan kimse haccın bu aslî rüknünü yerine getirmemiş ve neticede hac yapmamış olur. Arefe günü öğle vaktinden önce, bayramın birinci günü sabah namazı vaktinin girdiği andan sonra yapılan vakfe geçerli olmaz.
“Fecir doğmadan önce Arafat’a yetişen kimse hac yapmış olur”(Tirmizî, Tefsîr, 3. V, 214)
“Kim Müzdelife gecesi sabah namazından önce Arafat’a gelirse haccı tamam olmuştur”(İbn Mâce, Menâsik, 57. No: 3015. II, 1003) anlamındaki hadisler, Arafat vakfesinin son zamanını bildirmektedir.
PEYGAMBER EFENDİMİZ NE ZAMAN VAKFE YAPARDI?
Peygamberimiz zevalden sonra vakfe yapmış ve “Haccın menâsikini benden alınız” buyurmuştur.(Müslim, Hac, 310. I, 893.)
Ahmed b. Hanbel’e göre Arafat vakfesinin zamanı, Arefe günü fecri sadıkla başlar, bayramın birinci günü fecr-i sadıkla sona erer.
İmam Mâlik’e göre Arafat vakfesinin vakti, Arefeyi bayrama bağlayan gece vaktidir. Az da olsa Arafat’ta geceleyin vakfe yapmayan kimse Arafat vakfesi yapmış sayılmaz.
Arafat’ta vakfe yapmayan kimse hac yapmamış olur. Bu kimsenin başka bir yıl yeniden hac yapması gerekir.(Kâsânî, II, 126-127. İbn Kudâme, V,24; Şirbînî, II, 262-264. İbn Rüşd, I, 426. Kurtubî, II, 416.)
ARAFAT VAKFESİ’NDE OKUNACAK DUALAR
Arafat vakfe duası nedir? Peygamber Efendimiz’in Arafat Vakfesi’nde okuduğu dualar…
Vedâ Hutbesi’nden sonra Bilâl-i Habeşî -radıyallâhu anh- ezân okudu. Efendimiz, cem yaparak önce öğle namazının farzını, ardından da tekrar kâmet getirtip ikindi namazının farzını kıldırdı. Namazdan sonra devesi Kasvâ’ya binip Cebelü’r-Rahme’nin dibindeki vakfe yerine vardı. Kasvâ’nın göğsünü kayalara doğru çevirdi ve kıbleye döndü. Güneş batıp sarılığı gidinceye kadar vakfe yaptı.
PEYGAMBERİMİZİN ARAFAT VAKFE DUASI
Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- vakfede bir eliyle devesinin yularını tutup diğer elini kaldırarak kulluğunun ve kalbî hayâtının hassâsiyetini ifâde eden uzunca bir duâ yaptı. Bu duânın bir kısmı şöyledir:
“Ey Allâh’ım! Sen’in buyurduğun şekilde ve bizim söylediğimizden daha üstün olarak Sana hamd olsun! Ey Allâh’ım! Benim namazım, ibâdetim, hayâtım ve ölümüm Sen’in içindir! Dönüşüm Sanadır!
Ey Allâh’ım! Kabir azâbından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağınıklığından Sana sığınırım! Ey Allâh’ım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınırım!
Ey Allâh’ım! Gözümde bir nûr, kulağımda bir nûr, kalbimde bir nûr yarat! Ey Allâh’ım! Göğsüme genişlik ver! İşimi kolaylaştır! Ey Allâh’ım! Sağlığın hastalığa çevrilmesinden, birdenbire gelip çatacak azâbından ve bütün gazabından Sana sığınırım! Ey Allâh’ım! Beni doğru yoluna ulaştır! Geçmişimi, geleceğimi bağışla!
Ey dereceleri yükselten, bereketleri indiren, ey gökleri ve yeri yaratan Allâh’ım! Sesler türlü türlü dillerle coşup Sana doğru yükseliyor, Sen’den taleplerde bulunuyor! Benim isteğim de; dünyâ halkının beni unuttuğu imtihan yurdunda Sen’in beni hatırlamandır!
Ey Allâh’ım! Sen sözümü işitiyor, bulunduğum yeri görüyor, gizli açık neyim varsa biliyorsun! İşlerimden hiçbiri Sana gizli değildir! Ben çâresizim, yoksulum, Sen’den yardım ve emân diliyorum! Korkuyorum, kusurlarımı îtirâf ediyorum! Bir çâresiz Sen’den nasıl isterse, ben de öyle istiyorum! Zelil bir günahkâr Sana nasıl yalvarırsa, ben de öyle yalvarıyorum! Sen’in yüce huzûrunda boynunu bükmüş, Sen’in için gözlerinden yaşlar boşanan, Sen’in uğrunda bütün varlığını fedâ eden, Sen’in için yüzünü topraklara süren bir kulun Sana nasıl duâ ederse, ben de öyle duâ ediyorum! Ey Rabbim! Duâmın kabûl edilmesinden beni mahrum bırakma! Bana Raûf ve Rahîm ol, ey kendisinden istenilenlerin en hayırlısı ve verenlerin en keremlisi!” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, V, 166-168; Heysemî, III, 252; İbn-i Kayyım, II, 237)
SELEFİ SALİHİNİN ARAFAT’TA YAPTIĞI DUALAR
Selef-i sâlihînin Arafat’ta yaptığı duâlardan bir kısmı da şöyledir:
“İlâhî! Sana karşı kim kendisini övebilir? İlâhî! Dilim mâsiyetlerle tutulmuş, benim Sana vesîle kılacak ne işe yarar bir amelim ne de emelden başka bir şefaatçim var! İlâhî! Biliyorum ki; kusurlarım yüzünden ne huzûrunda mevkiim ne de Sen’den özür dilemeye yüzüm kalmıştır! Fakat Sen keremlilerin en keremlisisin! İlâhî! Ben merhametine nâil olmaya lâyık değilsem, merhametin bana yetişebilir! Çünkü Sen’in rahmetin her şeyi kuşatacak derecede geniştir! İlâhî! Benim kusurum ne kadar büyük de olsa, Sen’in affının yanında küçük kalır! Sen onları bana bağışlayıver ey kerem sâhibi Allâh’ım!
Rabbim! Sen ancak itaatkâr kullarını affedeceksen, günahkârlar kime gidip sığınsınlar? Rabbim! Sen sâdece takvâ sâhibi kullarına rahmet ve merhamet edeceksen, mücrimler kimden yardım istesinler!
Ben Sana her an muhtâcım! Sen’in ise bana hiçbir ihtiyâcın yoktur! Sen ancak yaratanım olarak beni bağışlarsın! Beni şu durduğum yerden, bütün hâcetlerimi yerine getirmiş, taleplerimi ihsan buyurmuş, temennîlerimi gerçekleştirmiş olarak döndür!
Ey isteyenlerin ihtiyaçlarına sâhip ve mâlik olan Allâh’ım! Ey susmakta olanların içlerinden geçirdiklerini bilen Allâh’ım! Ey kendisinden başka yardım beklenecek başka Rab bulunmayan Allâh’ım! Ey kendisinin üstünde korkulacak başka bir yaratıcı bulunmayan Allâh’ım! Ey yanına varılacak veziri, rüşvet verilecek kapıcısı bulunmayan Allâh’ım! Ey dilekler çoğaldıkça cömertlik ve keremi artan; ihtiyaçlar çoğaldıkça fazl u ihsânı çoğalan Allâh’ım! Ey Allâh’ım! Sen her misâfiri ağırlarsın! Bizler de Sen’in misâfirleriniz! Bizleri cennetinde ağırla!
Ey Allâh’ım! Her kâfileye hediye, her isteyene atiyye verilir; her ziyâretçiye ikrâm edilir! Her sevap umana sevap verilir! Bizler topluca Sen’in Beyt-i Harâm’ına geldik! Şu büyük meşâirde vakfeye durduk! Şu mübârek yerlerde hazır bulunduk! Ümîdimiz, yüce katındaki sevap ve mükâfâta nâil olmaktır! Ümîdimizi boşa çıkarma Allâh’ım!” (Gazâlî, İhyâ, I, 337-338; Beyhakî, Şuabu’l-Îman, II, 25-26)
Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Arafat’ta bulunduğu sırada, yanına Necid halkından bâzı kimseler gelerek:
“–Yâ Rasûlallâh! Hac nasıldır, ne ile tamam olur?” diye sordular.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Hac Arafat’tır. Kim Müzdelife gecesi sabah namazından önce Arafat’a gelirse o hacca yetişmiş olur. Minâ günleri üçtür. Acele edip orada iki gün kalan kimseye günah yoktur. Geciken kimseye de günah yoktur.” buyurdu. (İbn-i Mâce, Menâsik, 57)
Arafat Vakfesi.
Sözlükte “durmak, ayakta durmak, bir yerde beklemek” anlamındaki vakfe (vukūf) terim olarak hac ibadetini yerine getiren kişinin belirli bir zaman diliminde belirli yerlerde bir süre durmasını ifade eder. Vakfenin yapıldığı Arafat ve Müzdelife bölgelerine mevkıf denilir (Müslim, “Ḥac”, 149). Hacda gerçekleştirildiği mekâna nisbetle anılan iki vakfe vardır: Arafat ve Müzdelife vakfeleri. Câhiliye Arapları’nda bu iki vakfe hac ibadetinin bir parçası olarak bilinmekle beraber Kureyş ve bu konuda Kureyş’e tâbi Kinâne ve Huzâa kabileleri, Harem ehlinin ayrıcalığını ve sosyal statülerini göstermek amacıyla Hz. İbrâhim’den beri süregelen Arafat vakfesini terkedip Harem sınırları içerisinde kalan Müzdelife’de durmakla yetinmişlerdi. Hz. Peygamber Kureyş kabilesine mensup olmakla birlikte peygamberlikten önce de onların bu farklı uygulamalarına itibar etmemiş, Arafat’ta vakfe yapmayı sürdürmüştür (İbn İshak, s. 76, 100). Ayrıca Câhiliye Arapları, Arafat ve Müzdelife vakfelerine kendi atalarını övme gibi bazı kavmiyetçi asabiyet unsurları ve pagan âdetleri sokmuşlardı. Hacla ilgili âyetlerde yer alan, “Arafat’tan akın edince Meş‘ar-i Harâm’da (Müzdelife) Allah’ı anın ... Sonra insanların akın akın döndüğü yerden (Arafat) siz de akın edip dönün ... Atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha coşkulu ve güçlü şekilde Allah’ı anın” (el-Bakara 2/198-200) ifadeleri Câhiliye’deki yanlış vakfe uygulamalarının düzeltilmesi uyarısını da yapmaktadır (Buhârî, “Ḥac”, 91). Vedâ haccında Resûl-i Ekrem, zilhiccenin dokuzuncu günü sabah namazını Mina’da kılıp güneş doğduktan sonra yola koyulunca Kureyşliler onun Müzdelife’de vakfe yapacağını sanıyorlardı; ancak Resûlullah, Müzdelife’de durmayıp Arafat’a çıkmış ve orada vakfe yapmıştır (Müslim, “Ḥac”, 147).
a) Vakfe Yeri. Arafat, Mekke’nin doğusunda Tâif yolu üzerinde kuzeyi, güneyi ve doğusu dağlarla çevrili engebesiz bir alandır ve Harem sınırının dışında Hil bölgesindedir (bk. ARAFAT). “Urene vadisi hariç Arafat’ın tamamı vakfe yeridir” gibi hadisler (el-Muvaṭṭaʾ, “Ḥac”, 166; Müslim, “Ḥac”, 149) vakfe yerini bildirmektedir. Urene vadisi, Harem bölgesiyle Hil bölgesi arasında Arafat’a geçişi sağlar. Günümüzde Harem bölgesinin bittiği ve Hil bölgesinin başladığı sınırlar uyarıcı levhalarla belirgin hale getirilmiştir. Vakfenin yerine gelmesi için Arafat’ın herhangi bir yerinde bir süre beklemek yeterlidir. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre Urene vadisi üzerinde yapılacak vakfe geçerli değildir. Mâlikîler’e göre ise Urene vadisinde vakfe yapan kişinin vakfesi geçerli olmakla birlikte ceza kurbanı kesmesi gerekir. Arafat bölgesinin batısında Nemire Mescidi bulunmakta ve bu mescidin kıble tarafının bir bölümü Arafat dışına, Urene vadisi kısmına taşmaktadır. Arefe günü hacıların bu bölümde durmaması için mescid içerisine uyarıcı levhalar konmuştur.
b) Hükmü. Arafat vakfesinin haccın bir rüknü olduğu kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Âyetler (el-Bakara 2/198-199), “Hac Arafat’tır” (Tirmizî, “Tefsîr”, 3) gibi hadisler, Hz. Peygamber’in ve ondan sonraki sahâbe ve tâbiîn neslinin mütevâtir uygulaması Arafat’ta vakfenin haccın rüknü olduğunda icmâın bulunduğunu gösterir. Bazı rivayetlere göre Kur’an’da geçen “büyük hac günü”nden maksat da (et-Tevbe 9/3) Arafat vakfesinin yapıldığı arefe günüdür. Haccın Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı şeklinde iki rükünden meydana geldiğini ifade eden Hanefî mezhebi Arafat vakfesini aslî unsur kabul etmektedir. Vakfenin sıhhati için fıkıh mezheplerinin ittifakıyla hac için ihrama girmiş olma, belirlenen yerde ve zamanda vakfeye durma şartları aranır. Hanefî ve Mâlikîler’e göre kişinin Arafat’ta vaktini uyanık, uykuda ve baygın vaziyette geçirmesi, vakfeye niyet edip etmemesi vakfenin sıhhatini etkilemez. Abdestsiz, cünüp, hayız veya nifas halinde olan kişilerin vakfesi de sahihtir. Hz. Peygamber vakfe günü ay başı halindeki Âişe’ye, “Kâbe’yi tavaf dışında hacıların yaptığı diğer hac ibadetlerini sen de yap” demiştir (Buhârî, “Ḥac”, 81). Şâfiî ve Hanbelîler’e göre vakfenin sıhhati için ibadet ehliyetinin varlığı şarttır; bu sebeple vakfe süresi içinde baygın kalan veya aklını yitirenin vakfesi, dolayısıyla haccı sahih olmaz ve kazâ edilmesi gerekir. Vakfe yaparken ayakta durmanın ya da oturmanın, binek üzerinde yahut yaya olmanın ya da Arafat bölgesinin belli bir yerinde durmanın daha faziletli sayıldığı konusunda mezhep âlimleri arasında farklı görüşler vardır.
c) Zamanı. Hz. Peygamber’in, “Haccı benden öğrenin” dedikten sonra (Müsned, III, 318) zevalin ardından güneş batıncaya kadar vakfe yapması (Buhârî, “Ḥac”, 87; Müslim, “Ḥac”, 147), Arafat’ta gündüz veya gece vakfe yapmanın yeterli olacağını bildiren hadisler (Nesâî, “Menâsik”, 211) fakihlerce değişik şekillerde yorumlanmıştır. Vakfe zamanı çoğunluğa göre zilhicce ayının dokuzuncu günü zeval vaktinin girişiyle, Hanbelîler’e göre fecrin doğuşuyla başlar ve dört mezhebe göre bayramın ilk günü fecir vaktine kadar devam eder. Çoğunluğa göre vakfe için belirlenen sürenin gündüz veya gece herhangi bir anında Arafat’ta bulunmak farzın yerine gelmesi ve haccın sıhhati için yeterli olmakla birlikte Arafat’a gündüz gelenler için akşama kadar orada kalmak vâcip, Mâlikîler’e göre vakfeyi geceye taşırarak gecenin bir anında da olsa orada bulunmak farzdır. Hanefîler’e göre güneş batmadan önce Arafat’tan ayrılma halinde koyun veya keçi kesme (dem) cezası gerekir; ancak güneş batmadan Arafat’a geri dönülüp güneş batıncaya kadar beklenirse cezaya gerek kalmaz. Şâfiî mezhebine göre ise vakfe yapan kişi Arafat’tan güneş batmadan önce ayrılır, güneş doğmadan önce geri döner ve Arafat’ta bir zaman kalırsa hem gündüz hem gece vakfe yaptığı için kendisine herhangi bir ceza gerekmez; fakat güneş doğmadan önce Arafat’a geri dönmezse dem cezası uygulanır. Şâfiî mezhebinde dem cezasının vâcip veya müstehap olduğu şeklinde iki görüş vardır. Hanbelîler’e göre gündüz vakti vakfeye başlayan kişinin akşama kadar Arafat’ta durması vâciptir, ayrılırsa dem gerekir; ancak gündüz vakfe yapamayan kişinin gece vakfe yapması dem gerektirmez. İbn Hazm, güneş batmadan önce Arafat’tan ayrılan kişinin vakfesinin tamam olduğu ve kendisine herhangi bir ceza gerekmediği görüşündedir.
d) Sünnetleri. 1. Terviye günü Mina’da kaldıktan sonra arefe günü sabah namazının ardından Mina’dan Arafat’a hareket etmek. 2. Zevalden sonra vakfe için gusletmek; bu mümkün değilse Arafat’a çıkmadan önce de gusledilebilir. 3. Öğle namazı kılınmadan önce hutbe okumak ve hutbede haccın yapılışı hakkında bilgi vermek. 4. Öğle ile ikindi namazlarını öğle namazı vaktinde birlikte kılmak (cem‘-i takdîm). Namazlar kılınırken bir defa ezan okunur ve iki defa kāmet getirilir, iki farz arasında nâfile kılınmaz. Ebû Hanîfe’ye göre cemaate yetişemeyenler öğle ve ikindi namazlarını kendi vakitleri içerisinde tek başlarına kılarlar. Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e ve diğer üç mezhebe göre ise cemaati kaçıranların da öğle ve ikindiyi cem‘-i takdîm ile kılmaları gerekir. 5. Namazın kılınmasından sonra vakfeyi geciktirmeden abdestli ve kıbleye dönük olarak yerine getirmek. Çoğunluğa göre vakfe esnasında oturmayıp ayakta durmak daha faziletlidir. 6. Vakfeyi mümkünse Cebelirahme adı verilen tepenin yakınlarında yapmak. 7. Vakfenin yapıldığı arefe günü oruç tutmamak. 8. Vakfe süresince vaktini telbiye, tesbih, zikir, dua ve istiğfarla geçirmek.
ARAFAT DAGI RESiMi
|
|
|
Hacda Medine ve Kabr-i saadeti ziyaret |
|
Yazar: RasitTunca - 08-13-2019, 09:16 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Medine ve Kabr-i saadeti ziyaret
Medine’ye girerken ihrama girilmez. Mekke’de ihramlı iken olan yasaklar, Medine’de yasak değildir. Medine şehri uzaktan görülünce salât ve selam getirilir. Sonra, (Allahümme hâzâ haremü Nebiyyike ve mehbitü vahyike femnin aleyye biddühuli fihi vec’alhü vikâyeten li minennâr ve emânen minel azâb vec’alni minelfâizine bi şefaatil Mustafâ yevmelmeâb) denir.
Hacdan sonra, Medine’ye gidip, Resulullah efendimizin mübarek kabrini ziyaret etmek lazımdır. Medine’ye girince, yalnız kabr-i Nebiyi ziyareti niyet etmeli. Mescid-i Nebide bir namaz, başka yerlerdeki bin namazdan daha üstündür. Oruç, sadaka, zikir ve Kur’an-ı kerim okumak gibi ibadetler de böyledir.
Şehre veya Mescide girmeden önce gusül abdesti alınır. Güzel koku sürünülür. Yeni, temiz elbise giyinilir. Şehre yürüyerek girmek iyi olur.
[Selef-i salihin, Medine-i münevvereye yaklaşınca, inip yaya yürürlerdi. Böyle yapmak edep gereğidir. Allame Ebu Abdullah b. Reşid anlatır:
(Hicri, 684'de Medine'ye geldim. Vezir Ebu Abdullah bin Ebil-Kasım benimle idi. Gözleri ağrıyordu. Medine'ye yaklaşınca, bineklerimizden inip yaya yürümeye başladık. Vezir de, Kabr-i şerifin şevkiyle yaya yürüdü. Hemen o saat gözlerine şifa ihsan edildi. Kendi hâlini anlatan çok güzel bir kaside yazdı.)]
Eşyalarını bir yere yerleştirdikten sonra, o yerlerin kıymetini ve yüksekliğini düşünerek, boynu bükük, kalbi kırık olarak; (Bismillahi ve alâ Milleti Resulillah) der ve hicret gecesi gelmiş olan (İsrâ) suresinin sekseninci âyetini ve namazda okunan salevat-ı şerifleri okuyarak ve (Vağfir li-zunubi veftah li ebvâbe rahmetike ve fadlike) diyerek mescide gelir.
Bab-ı selamdan veya bab-ı Cibril’den mescide girip, minber yanında iki rekat Tahıyyetül mescid namazı kılar. Minberin direği sağ omuzu hizasına gelmelidir. İki rekat da şükür namazı kılar.
[Eshab-ı kiramdan Hazret-i Cabir diyor ki:
(Seferden gelmiştim. Hemen geldiğim gibi gidip Resulullaha selam verdim. O da mescidin önlerinde duruyordu. (Mescidde namaz kıldın mı?) buyurdu. Ben de, hayır, dedim. (Hemen git, mescide gir, namaz kıl. Ondan sonra gel, bana selam ver) buyurdu. (İbni Hubeyb)]
Duadan sonra edeple kalkıp Hucre-i Saadete gelir. Muvâcehe-i Saadet duvarına karşı, arkasını kıbleye dönerek, Resulullah efendimizin mübarek yüzüne karşı, iki metre uzakta, edeple durur. Resulullah efendimizin kabr-i şerifinde diri olduğunu, kendisini gördüğünü, selamını dualarını işittiğini ve cevap verdiğini, âmin dediğini düşünür. (Esselamu aleyke yâ seyyidi, ya Resulallah ...) diye başlayan duayı okur. Emanet olan selamları söyler.
[Ziyaretçi, huşû ve hudû ile selam vermelidir! Sesini ne çok yüksek, ne de fısıltı derecesinde alçak etmeli, orta derecede çıkarmalı ki, edebe uygun olsun. Hazret-i Ömer, Resulullah efendimizin mescidinde, yüksek sesle konuşan Taifli iki kişiye; “Eğer bu şehir halkından olsaydınız, Resulullahın mescidinde böyle yüksek sesle konuştuğunuz için sizi döverdim” dedi. (Buhari)
Fahr-i kâinat efendimizi ziyaret ederken, mübarek yüzüne karşı durup, arkasını kıbleye vermelidir! Halife Mansur, (Ziyarette, kabr-i şerife mi, kıbleye mi döneyim?) diye sorunca, imam-ı Malik hazretleri, (Fahr-i kâinat, sana ve baban Hazret-i Âdem'e kıyamette şefaatçidir. Ona arka dönülmez) buyurdu.
Şerefli kabre çok yakına varmamalı, sağlığında, şerefli huzurunda nasıl durulursa, öyle edepli durmalı, önüne bakmalı, etrafa bakmaktan sakınmalıdır!]
Sonra yarım metre sağa gelip, (Esselamu aleyke yâ halifeti Resulillah ...) diye başlayan uzun duayı okuyarak Hazret-i Ebu Bekir’e selam verir. Sonra yarım metre sağa gidip, Hazret-i Ömer’e selam verir. Sonra kendine ve ana babasına ve bütün müslümanlara dua eder. Sonra yine Resulullah efendimizin mübarek yüzünün karşısına gelir, dilediği duaları yapar.
Sonra Ebu Lübabe hazretlerinin kendini bağlayarak tevbe etmiş olduğu direğe gelir. Burada ve Ravda-i mutahharada nafile, kaza kılar. Tevbe ve dua eder. Dilediği zamanlarda, Mescid-i Kubâ ve Mescid-i Kıbleteyn, Uhud şehidleri ve Baki’deki mezarları ve birçok meşhur mübarek yerleri de ziyaret etmelidir. Mescidde iki rekat namaz kıldıktan sonra, Hücre-i saadete gelip, mübarek yüzüne karşı dönmeli. Diri iken olduğu gibi huzurunda edep ile durup, salât ve selam vermelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bana selam verene, ben de selam veririm.) [Beyheki, Ebu Davud]
Hacca giden fakir, Mekke’ye gidinceye kadar nafile ibadet yapmakta, nafile sevap almaktadır. Mekke şehrine girince hac etmesi farz olur. Zengin ise, memleketinden hac için çıktığı anda farz sevabı kazanmaktadır. Farzın sevabı, nafilenin sevabından daha çoktur. Fakir, memleketinde ihrama girerek yola çıkarsa, yolda da farz sevabı kazanarak, zenginin sevabına kavuşur. Ana babası kendine muhtaç olmayan bir kimse, onlardan izinsiz farz olan hacca gidebilir, fakat nafile olan hacca gidemez.
Sual: Mekke’den sonra Medine’ye gitmek zorunlu mu?
CEVAP
Zorunlu değilse de gitmeye çalışmalı! Peygamber efendimizin mübarek kabr-i şerifini ziyaret ederek büyük nimetlere kavuşmaya çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip oldu.) [Beyheki, Dare Kutni, Taberani]
(Kabrimi ziyaret edene şefaatim helal oldu.) [Bezzar]
(Sadece beni ziyaret için gelen, kıyamette şefaatimi hak etmiş olur.) [Müslim]
(Medine’ye gelip kabrimi ziyaret eden, Kıyamette komşum olur, ona şefaat ederim.) [Şir’a]
(Hac edip kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur.) [Taberani, Dare Kutni, İbni Cevzi]
(Hac edip de, beni ziyaret etmeyen, beni incitmiş olur.) [Dare Kutni, İ.Malik]
(İmkan bulup da mazeretsiz beni ziyaret etmeyen bana cefa etmiş olur.) [İbni Neccar]
(Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, hayatımda ziyaret etmiş gibidir.) [Beyheki]
(Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe]
[Bu müjdelere kavuşabilmek için elbette Ehl-i sünnet itikadında olmak şarttır. Bid’at ehlinin veya gayri müslimlerin yaptığı hiçbir ibadet kabul olmaz.]
İmam-ı Kastalani hazretleri, (Mevahib-i ledünniyye) kitabında buyuruyor ki:
Resulullah efendimizin kabr-i şerifini ziyaret etmek, taatlerin en büyüklerinden ve ibadetlerin en şereflilerindendir. Bunun aksini iddia eden, Allahü teâlâya, Resulüne ve müslümanlara muhalefet etmiş, İslam ipini koparmıştır.
Peygamber mi diri, şehid mi?
Hacca gidip gelen herkes bilir ki, Vehhabiler, Resulullah efendimizin kabri şerifini ziyaret edip "Şefaat ya Resulallah" diyenlere, (Ya hacı, şirk şirk...) diyerek Müslümanlara müşrik diyorlar. Resulullahın ümmetinden olan şehidlere diri dedikleri halde, Resulullah efendimize ölü demeleri âyetlere de, hadis-i şeriflere de aykırıdır.
Tibyan’da bildiriliyor ki:
Bedir’de falanca filanca öldü gitti denildiği zaman, Allahü teâlâ, şehidler için ölü denmesini yasaklayıp buyurdu ki:
(Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Bilakis onlar diridir, ama siz bunun şuurunda değilsiniz.) [Bekara 154]
Hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Uhud’da şehid olan kardeşlerinizin ruhları yeşil kuşlarla Cennete gitmiştir. Onlar Cennetin ırmaklarından su içer, meyvelerinden yiyip Arş’ın gölgesinde asılı altın kandillerle giderler, istirahat ederler. Yiyecek, içeceklerin lezzetini ve orada yaşanan hayatın güzelliklerini tattıkları zaman, “Allahü teâlânın bize neler verdiğini kardeşlerimiz bilselerdi de cihattan çekinmeselerdi” dediler. Allahü teâlâ da, ben onlara, sizin durumunuzu bildiririm buyurdu.) [Müslim, Tirmizi, İbni Mace]
Bu konu ile ilgili âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, onlar, Rableri indinde diridir ve Allah’ın bol nimetinden sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan [henüz şehid olmamış] kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.) [Al-i İmran 169]
Birinci âyette, Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin, onlar diridir diye ikaz ediliyor. İkinci âyette de, Allah yolunda öldürülmüş olanların diri olduğu ve yiyip içtikleri bildiriliyor.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her Peygamber, kabrinde diri olup namaz kılar.) [Beyheki, Ebu Ya’la]
(Peygamberlerin vücudunu toprak çürütmez. Bir mümin salevat okuyunca, bir melek bana haber verir, "Falan oğlu filan, sana selam söyledi" der.) [İbni Mace, Ebu Davud]
İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Peygamber, müminlere kendi canlarından üstündür.) [Ahzab 6]
(Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur.) [Fetih 28]
Bu iki âyetten anlaşıldığı gibi, Peygamberimizin dini diğer dinlerden üstün olduğu gibi, kendi de herkesten üstündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ben bütün insanların efendisiyim.) [Buhari]
Şehidlerin ruhu yaşıyor da, âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullahın ruhu yaşamıyor mu? Ruh ölmez, kâfirlerin ruhu bile ölmez. Peygamberin Allah yanında bir şehid kadar da kıymeti yok mu?
Şehid diri oluyor da, Peygamber niye diri olmasın? Şehid cennette rızıklandırılıyor da Peygamber niye rızıklandırılmasın? Peygamber hâşâ Allah yolunda olmazsa, şehid Allah yolunda nasıl olur?
Peygamber diri olmazsa şehid nasıl diri olur? Peygamber işitmezse, şehid nasıl işitir? Halbuki şehidin, Müslümanlığı da şehidliği de bu Peygambere iman etmeye bağlıdır.
Peki şehidler Allah yolunda da, hâşâ Peygamberler, sıddıklar, ulema-i rasihin ve emr-i maruf yapanlar şeytanın yolunda mıdır? Bu ne çirkin suçlamadır öyle? Resulullah şehid değil midir? Resulullah, son hastalığında, (Hayber’de yediğim zehirli etin acısını hâlâ hissediyorum. Zehrin tesirinden aort damarım, bıçak gibi kesiliyor) buyurdu. (Buhari)
İbni Mesud hazretleri ve diğer Eshab-ı kiram, (O zehirli etin tesiriyle Resulullah şehid oldu) buyurdu. Peygamberlik şehidlikten üstündür. Fakat şehid olmak da bir nimettir. Allahü teâlâ Resulüne bu nimeti de vermek için son hastalığında bu zehrin etkisini göstermiştir. (Mevahib-i ledünniyye)
Medine’nin fazileti
Medine-i münevvere şehri çok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Medine, kötüleri çıkarır, körüğün, demirin pasını çıkarıp attığı gibi.) [Buhari]
(Medine’de ölebilen, orada ölsün. Ben, orada ölenlere şefaat ederim.) [Tirmizi]
(Haremeynden [Mekke ve Medine'den] birinde ölen, emin olarak dirilir.) [Beyheki]
Eminden maksat, kıyamet korkularını çekmeyendir.
(Bütün beldeler kılıçla, Medine ise Kur’an-ı kerimle fetholundu.) [İbni Neccar]
(Medine’nin açlık ve şiddetine sabreden her mümine, kıyamette şefaat ederim.) [Müslim]
(Medine, İslam’ın kubbesi, hicretin toprağı, helal ve haramın meskenidir.) [Taberani]
Kısaca o mukaddes durağın taşı, toprağı ve her yeri Fahr-i kâinat efendimizin yakınlığı ile şereflenmiştir. Medine halkı, Resulullah efendimizin uğur ve bereketlerinden feyz almak için kendilerini evlerine davet ederlerdi. Aynı zamanda evlerinde namaz kılmasını murad edinirlerdi.
İmam-ı Malik hazretleri, Medine içinde hayvana binmekten kaçınır, (Bir yerde ki, Resulullah yaya gezip mübarek ayağı dokunmuştur, ben orada hayvana binmekten haya ederim) buyururdu.
Üç mescidi ziyaret
Fahr-i âlem efendimizin ziyaretine gitmeye niyet eden, Onun Mescid-i şerifini ziyarete, orada namaz kılmaya da niyet etmeli! Çünkü Onun mescidi, ziyaret için yolculuk yapılan üç mescidden biridir. Bu üç mescid şunlardır: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi.
Farz ve nafile namazları, Resulullah efendimizin mukaddes mescidinde kılmaya çalışmalıdır! Özellikle Ravda-i mutahharada kılmaya gayret etmelidir! Peygamber efendimiz buranın (Cennet bahçesi) olduğunu bildirmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Mescid-i haram hariç, mescidimde kılınan bir namaz, başka mescidde kılınan bin namazdan daha sevaptır.) [Buhari]
(Mescidimde, kırk vakit namaz kılan için, Cehennemden kurtuluş beratı yazılır.) [Tirmizi]
Kuba mescidi de önemlidir. Ziyaret ederek, orada namaz kılmalıdır! Peygamber efendimiz, her Cumartesi günü Kuba mescidine gider, orada iki rekat namaz kılardı. (Müslim)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kuba mescidinde namaz kılmak umre yapmak gibidir.) [Tirmizi]
(Gusledip, Kuba mescidine giderek, orada namaz kılana umre yapmış gibi sevap verilir.) [İ. Ahmed]
Eshab-ı kiramın bulunduğu Baki kabristanını da ziyaret etmeli! İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki: (Medine'de eshab-ı kiramdan onbin kişi vefat etmiştir. Onlar hep Baki'de defnedilmiştir.) Peygamber efendimiz, Baki’ye çıkar (Esselamü aleyküm ey müminler topluluğunun yurdu) diye selam verirdi. (Müslim)
Diğer kabirleri de ziyaret etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İki kabristan, güneş ve ayın yer halkına ışık vermesi gibi gök halkına ışık verir. Birisi Medine kabristanı, diğeri de Askalân kabristanıdır.) [İbni Neccar]
Medine’de kırk vakit namaz
Sual: Hac veya Umre yapanın, Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılması şart mıdır?
CEVAP
Hac veya Umre için, Medine-i münevverede sekiz gün kalıp kırk rekat namaz kılmak şart değildir. Yani kırk rekat namaz kılmak, hac ve umrenin şartlarından veya sünnetlerinden değildir.
Peygamber efendimiz için de Medine-i münevverede sekiz gün kalmak gerekmez.
Kırk rekat namazın fazileti, Resulullahı ziyaret ile değil, Mescid-i nebevinin faziletiyle ilgilidir.
|
|
|
|