Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Velîd Bin Velîd
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 05:18 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Velîd Bin Velîd

Kardeşleri tarafından işkence gören sahâbî.

Velîd bin Velîd, meşhûr Hâlid bin Velîd'in kardeşiydi. Bedir gazâsında müşriklerin safında harbe katıldı. Müşrikler bu harpte yenilince, onu Abdullah bin Cahş esir aldı. Medîne-i Münevvereye getirdi.

Kardeşlerinden henüz müşrik olan Hâlid bin Velîd ile Hişâm bin Velîd, onu esâretten kurtarmak üzere Medîne'ye geldiler. Abdullah bin Cahş kurtuluş akçesi verilmedikçe bırakmak istemedi. Kardeşlerinden Hâlid râzı olduysa da, baba bir annesi ayrı kardeşi Hişâm kabûl etmedi.

Zırh karşılığı anlaştılar

Resûlullah efendimiz babalarının silâh ve techizatının verilmesini teklif etti. Bunu kabûl ederek babalarının yüz dinar kıymetindeki kılıcı, zırhı ve miğferi karşılığında anlaştılar. Velîd'i esâretten kurtarıp, Mekke'ye yola çıktılar.

Fakat Velîd, Mekke yolu üzerinde Medîne'ye dört mil mesafedeki Zü'l-Huleyfe'de onlardan ayrılıp, Resûlullahın yanına geldi. Îmân edip, Eshâb-ı kirâmdan oldu.

Müslüman olduktan bir müddet sonra Mekke'ye kardeşlerinin yanına gelmişti. O zaman Hâlid bin Velîd sordu:
- Madem ki Müslüman olacaktın, kurtuluş fidyesi ödemeden olsaydın ya. Babamızdan kalan hâtırayı elimizden çıkardın. Niçin böyle yaptın?

Velîd de şu cevabı verdi:
- Kureyşlilerin, esârete dayanamadı da Muhammed'e tâbi oldu demelerinden korktum.

Kardeşleri onu Mahzûmoğullarından ba'zı Müslümanlarla, Ayâş bin Ebî Rebîa ve Ebû Seleme bin Hişâm'ın yanına hapsettiler. Îmân ettiği için senelerce hapis yattı. İslâmiyetin azılı düşmanlarından amcası Hişâm ile müşrik akrabalarından çok zulüm ve işkence gördü.

Resûlullah efendimiz müşriklerin zulmüne uğrayan Ayâş bin Ebî Rebîa ile Ebû Seleme bin Hişâm ve kendisi için şöyle duâ ettiler:
- İlâhî! Velîd bin Velîd'i, Seleme bin Hişâm'ı, Ayâş bin Ebî Rebîa'yı ve küffâr elinde bunalıp zayıf ve âciz görülen diğer mü'minleri kurtar.

Velîd Resûlullahın duâsı bereketiyle bir fırsatını bulup, bağlı bulunduğu yerden kaçtı. Medîne-i Münevvereye gelip, Resûlullah efendimiz ile buluştu. Resûlullah, Ayâş bin Ebî Rebîa ile Ebû Seleme bin Hişâm'ın hâlini sorunca, onların birbirlerine ayakları ile bağlı, şiddetli azap ve işkenceler altında kıvrandıklarını haber verdi.

Ben kurtarırım

Resûlullah efendimiz onların hâline çok üzülüp, kurtarılma çârelerini aradı. Kimin kurtarabileceğini sorunca, senelerce işkence altında kalmasına rağmen, Velîd, büyük bir cesâret ve aşkla dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Onları ben kurtarır, Size getiririm.

Tekrar Mekke'ye gelip, işkence gören Müslümanların yerini onlara yiyecek götüren bir kadını takip ederek öğrendi. Mazlûmlar, tavansız bir binada hapisti.

Geceleyin, ölümü de göze alarak büyük bir cesâretle duvardan sıyrılıp, mazlûmların yanına vardı. Îmân etmekten gayri bir suçları olmayan, müşriklerce bir taşa bağlanıp; Arabistan'ın çöl havasındaki yakıcı sıcaklığında her türlü zulme uğratılan mazlûmları kurtarıp, devesine bindirdi.

Medîne'ye aç, susuz, yalın ayak üç günde geldiler. Parmakları taşların tahribatından parça parça olmuştu. Velîd bin Velîd kan revân içinde Resûlullaha kavuşmanın verdiği sevinç ve huzûrla bütün sıkıntılarını bir bir unutuverdi.

Velîd'in kardeşi Hâlid bin Velîd, şöyle anlatır:
"Allahü teâlâ, benim hayrımı dilediği zaman, kalbime İslâmiyet sevgisini düşürdü. Beni, hayır ve şerri anlayacak hâle getirdi. Kendi kendime dedim ki:
- Ben, Muhammed'e karşı her savaş yerinde bulundum. Bulunduğum savaş yerlerinden hiçbiri yoktur ki, dönerken, aykırı ve yanlış bir iş üzerinde bulunduğumu ve Muhammed'in, muhakkak galip geleceğini içimde sezmiş olmayayım!

Allah tarafından korunuyor

Resûlullah efendimiz, Hudeybiye'ye çıkıp geldiği zaman, ben de, müşrik süvarilerinin başında yola çıktım. Usfan'da, Resûlullah efendimizle Eshâbına yaklaşıp gözüktüm. Resûlullah efendimiz, bizden emîn bir sûrette Eshâbına öğle namazını kıldırıyordu. Üzerlerine, birden baskın yapmayı düşündükse de, gerçekleşmedi. Böyle olması da, hayırlı oldu.

Resûlullah efendimiz, kalbimizden geçenleri sezmiş olmalı ki ikindi namazını, Eshâbına korku namazı olarak kıldırdı. Bu, bana çok te'sîr etti. Kendi kendime, "Bu zât, herhalde, Allah tarafından korunuyordur" dedim. Mekke'ye döndüğümde çeşitli düşünceler hâlinde bocalar bir vaziyette idim.

"Necâşî'ye mi gideyim? Halbuki, kendisi, Muhammed'e bağlanmış bulunuyor! Eshâbı da, Onun yanında emniyet ve selâmet içinde barınıp duruyorlar. Yoksa, Herakliüs'ün yanına gideyim de dînimi bırakıp Hıristiyan mı olayım, ya da Yahûdîliğe mi gireyim? Yahut, kendilerine tâbi olarak Acemlerle birlikte mi oturayım?" diye kendi kendime söylendim, düşündüm durdum.

Ertesi sene, Resûlullah efendimiz umre için Mekke'ye gelip girince, O'ndan gizlendim. Kendisinin Mekke'ye girişini görmedim.

Kardeşim, Velîd bin Velîd de umre için gelip Mekke'ye girmişti. Beni, arayıp bulamayınca, bana bir mektup yazmış ve mektubunda şöyle demişti:
(Doğrusu, ben, senin İslâmiyetten böyle tedirgin olmak ve yüz çevirip gitmekteki görüşün kadar şaşılacak bir görüş görmedim! Halbuki, eğri yola gitmekten seni alıkoyacak bir aklın da var! Aklını kullansan ya! İslâmiyet gibi bir dîni, kim bilmez ve tanımaz olabilir?!

Onun gibi bir adam

Resûlullah efendimiz, seni, bana sordu. "Hâlid, nerededir?" dedi. Ben de, "Allah, onu getirir" dedim. Resûlullah efendimiz bunun üzerine buyurdu ki:
- Onun gibi bir adam, İslâmiyeti bilmez ve tanımaz olabilir mi? Keşki o, bütün savaş ve çabalarını Müslümanların yanında, müşriklere karşı gösterseydi, kendisi için, ne kadar hayırlı olurdu! Biz, kendisini başkalarına tercih eder, üstün tutardık!

Ey kardeşim! En elverişli, en yararlı yerlerde kaçırmış bulunduğun fırsatlara acele yetiş!)

Bana, kardeşimin bu mektubu gelince, gitmek için, acele ettim. İslâmiyete olan isteğim de arttı. Resûlullah efendimizin söyledikleri ise, beni çok sevindirdi, ferahlattı."

Hâlid bin Velîd daha sonra Medîne'ye gelerek Müslüman oldu.

Velîd, Medîne'de 629 senesinde vefât etti

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Zeyd Bin Desinne
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 05:07 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Zeyd Bin Desinne

Darağacından Resulullaha selam gönderen sahabî.

Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler, müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakça bir plân hazırladılar. Hemen de plânı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medine'ye gidip, Resulullahın huzuruna çıkarak şu ricada bulundular:
- Ya Resulallah! Bizim kabilelerimiz, İslâmiyeti kabul ettiler.

Yalnız Kur'an-ı kerim öğretmenine ihtiyacımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur'an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız?

Öğretmenler heyeti
Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Başlarında, Asım bin Sabit hazretlerinin bulunduğu bu heyette, Mersed bin Ebî Mersed, Halid bin Ebî Bükeyr, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Tarık, Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu.

Bu öğretmenler kafilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl kabilesi topraklarında, Reci suyu başında, seher vakti konakladılar.

Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen Lıhyanoğularına gidip, haber verdi. Çok geçmeden kafilenin etrafı sarıldı. 200'den fazla silahlı eşkıya oradaydı.

“Bize öğretmen lazım!” diyenler, çekip gittiler. O güzide müslümanları, eşkıya ile karşı karşıya bıraktılar.

Lıhyanoğulları mensupları, esir ticareti ile geçinirlerdi. Bu sebeple, “Teslim olun ve canınızı kurtarın!” teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri, onları Mekke'de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekke'li müşrikler, kendilerine, “Yakaladığınız her müslüman için, değerinden fazla para öderiz” demişlerdi.

Bunu müslümanlar da duymuşlardı. Onun için, aralarında istişare ederek, çarpışmaya karar verdiler. Arkalarını dağa dönüp, kılıçlarını çekip, Allahın dini uğrunda vuruşmaya başladılar.

İkiyüz kişilik düşmana karşı, görülmemiş bir kahramanlıkla çarpıştılar. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler. Nihayet çarpışa çarpışa on sahabîden yedisi okla vurularak orada şehit düştü.

Size yoldaş olmam

Sadece Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Tarık kalmış, müşriklerle çarpışıyorlardı. Çok geçmeden müşrikler, onları sağ olarak yakaladılar. Üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. Mekke'ye götürmek üzere yola çıktılar.

Abdullah bin Tarık Mekkeli müşriklere götürülmeye razı olmadı. Gitmemek için zorlandı. “Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehit olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir" deyip, bir zorlayışta ellerini kurtardı. Lıhyanoğulları onu taşa tuttular, sonunda onu da şehit ettiler.

Lıhyanoğulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi Mekke'ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar. Zeyd bin Desinne'yi de Safvan bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef'in intikamını almak üzere satın aldı.

Mekkeli müşrikler, Hazret-i Hubeyb ve Zeyd'i satın aldıktan sonra, onlara ne ceza vereceklerini konuşuyorlardı. Bu hususta çeşitli fikirler ileri sürülüyordu:
- Hemen öldürelim!
- Hayır! Evvela işkence etmeliyiz!
- Ama Haram aylar içinde bulunuyoruz!
- Evet! Bu sebeple, hemen öldüremeyiz! Haram ayların geçmesini beklememiz gerek.
- O hâlde, hapsedelim!
- Ellerini, ayaklarını zincire vuralım!

Kararlaştırdıkları gün geldi

Nitekim öyle de yaptılar. Yani zincire vurup hapsettiler. Harp meydanındaki yenilginin intikamını, müdafaasız bu insanlardan alacaklardı. Hem de onları; harpte değil, parayla pazardan almışlardı!

Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi öldürmek için, müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. Fakat müşriklerin kin ve intikam hisleri geçmek bilmedi.

Herkese haber verildi. Bu yüzden şehrin zengin-fakir, genç-ihtiyar, kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar... Bu iki yüce sahabenin başına gelecekleri merak ediyorlardı.

Bir sabah erkenden iki sahabînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Tenim denilen yere götürdüler. Çünkü bütün melanetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.

Bu iki Allah ve Resulullah dostu ise, heyacanlı değildiler. Yolda karşılaşıp görüşen bu iki sahabî, kucaklaşarak, birbirlerine uğradıkları belaya sabretmelerini tavsiye ettiler.

Hazret-i Zeyd, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine'ye doğru çevirdiler. Sonra dediler ki:
- Haydi dîninden dön, seni serbest bırakalım!
- Vallahi dinimden aslâ dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse, yine de İslâmiyetten dönmem!
- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin?
- Ben Muhammed aleyhisselamın, değil benim yerimde olmasını, Medine'de yürürken ayağına bir diken bile batmasına aslâ razı olmam!
- Ey Zeyd, İslâm dininden dön, eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz!
- Allah yolunda olduktan sonra, benim için öldürülmemin hiç ehemmiyeti yoktur.

Bu konuşmalardan sonra Zeyd bin Desinne, “Ya Rabbi, selamımı Resulüne ulaştır” diye duâ etmişti. Allahü teâla da onun duâsını kabul etmişti.

Müşriklerin kararı iyice kesinleşti. Safvan bin Ümeyye, azatlı kölesi Nistas'a işaret ederek, Hazret-i Zeyd'i öldürmesini istedi. Nistas mızrağını Hazret-i Zeyd'in göğsüne saplayarak sırtından çıkardı. Böylece, Peygamber âşığı Hazret-i Zeyd, cennetteki makamına yükseldi.

Hazret-i Zeyd'in şehadetini haber alan Peygamberimiz ona duâ buyurdu

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Zeyd Bin Hârise
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 04:51 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Zeyd Bin Hârise

İlk îman eden köle.

Zeytin gözlü çocuk, korkuyordu... Çünkü Arabistan’ın meşhur Ukaz Panayırı, karmakarışıktı. Burası, esir pazarıydı. Genç, yaşlı her cins köle satılıyordu. Kendisi kadar küçükler bile vardı.

Adın ne?
Heyecanlı pazarlık sesleri arasında, sıcak, toz ve gürültü çok bunaltıcıydı. Bu kargaşada, güler yüzlü bir adam, ona yaklaşarak sordu:
- Senin adın ne oğlum?- Zeyd.
- Babanın adı?
- Hârise, efendim!
- Nerelesin?
- Yemenli.
- Hangi kabîledensin?
- Kudâa kabîlesinden.
- Öyle mi? O, eski ve kıymetli bir kabîledir...

Küçük Zeyd, beyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve mırıldandı:
- Doğrudur, efendim...

Bu güzel yüzlü amcayı sevmeye başlamıştı... Adam tekrar sordu:
- Karnın açtır, değil mi?

Çocukcağız önüne baktı. Cevap vermedi. Fakat günlerdir aç, susuz, perişan bekleşiyorlardı. Adam tekrar sordu:
- Benimle gelmek ister misin? Güzel yemekler, temiz elbiseler ister misin?
- Sizinle yemek olmasa da gelirim efendim!

Esir tüccarı ile pazarlık ettiler. Küçük Zeyd, boynu bükük bekliyordu. Nihâyet dörtyüz dirheme anlaştılar. O kimse, parasını ödedi. Gülerek başını okşadı ve dedi ki:
- Haydi bakalım küçük Yemenli! Şimdi gidip, ikimiz de bir güzel karnımızı doyuralım!

O amca kendisini, çok daha iyi kalbli bir hanıma götürdü. Teslim ederken dedi ki:
- Ey amcamın kızı! İşte, senin için aldığım köle!

Bu hanım, Hazret-i Hatice idi. Hediye eden de, yeğeni Hâkim bin Hizâm idi.

İlk Müslüman köle

Hazret-i Hatice gerçekten, dünyadaki bütün kadınların en hayırlısı idi. Öyle olmasa, sevgili Peygamberimizle evlenmek nasip olur muydu?

Düğünden hemen sonra, Hazret-i Hatice de Zeyd’i, Peygamber Efendimize hediye ettiler.

Allahın Resûlü, onu görür görmez pek sevdiler. Esirlikten kurtulması için, azâd ettiler ve himâyelerine aldılar.

Yemenli Zeyd, böylece, yeni yuvasına yerleşti. Her gün o kadar hârika şeyler görüyordu ki, hayranlığı gittikçe artıyordu.

Çok kısa zaman sonra, o da, ilk Müslümanlar arasına katıldı. Böylece, ilk Müslüman olan kadın, Hazret-i Hatice; ilk Müslüman olan çocuk, Hazret-i Ali; ilk Müslüman olan erkek, Hazret-i Ebû Bekir ve ilk Müslüman olan köle de Hazret-i Zeyd oldu.

Zeyd bin Hârise, Mekke’de Resûlullahın yanında rahata kavuştuğu sıralarda, Yemen illerinde dertli bir baba dolaşıyordu. Kaybolan oğlunu arıyor ve hasret dolu şiirler okuyordu:

Zeyd için ağlıyorum,
Karalar bağlıyorum.
Geri döner mi diye,
Kalbimi dağlıyorum...

Dağlara çıkayım mı?
Zeyd’imi arayım mı?
Bir haber versin diye,
Rüzgâra sorayım mı?

Yemenliler hemen tanıdılar

Yemen’den ayrılan her kervana, oğlunu tenbih ediyordu. Gelen her yolcuya da, onu soruyordu. Bir şeyler öğrenebilmek için çırpınıyordu. Yemenliler o sene de Mekke’ye gittiler...

Kâbe’yi tavâf edenler arasında, Zeyd de bulunuyordu. Yemenliler, onu hemen tanıdılar. Memlekete dönünce, babasına müjdeyi verdiler. İhtiyar Hârise, sevinçten sanki deli olacaktı!..

Oğlunu kaybettiğine ne kadar üzüldüyse; yaşadığına da, o kadar sevindi... Üstelik iyi kalbli efendisinin, oğlunu azâd ettiği söyleniyordu. O hâlde, hür idi. Peki öyleyse, niçin yurduna dönmüyordu?

Bu karışık düşünceler arasında, yine de; bir an evvel, oğluna kavuşmak istiyordu...

Ertesi sabah Zeyd’in amcasıyla birlikte, yola çıktılar. Yanlarına bir de, köle almışlardı. Bu genç ve kuvvetli esirin adı, Serahbil idi. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, Mübârek Beldeye vardılar...

Sevgili Peygamberimizi bulmaları zor olmadı. Konuşabilmek için, izin istediler. Yerlerde ve göklerde bulunanların en merhametlisi olan Resûlullah efendimiz, onlari kabûl ettiler.

Oğlumdan ayrı düştüm

Yemenli Hâris, şöyle dedi:
- Ey Abdülmuttalib’in torunu! Ey Abdullah’in oğlu! Ey büyük Mekkeli! Ey bu kavmin reisi! Ben, tâlihsiz bir babayım. Çünkü, en sevgili oğlumdan ayrı düştüm. Ancak sizin yardımınızı diliyor ve bekliyorum. Oğlumun yerine, size başka bir köle getirdim! Şu Serahbil adındaki genci, lütfen kabûl buyurun. Kendisi kuvvetli ve güvenilir bir insandır. Onu alınız ve oğlumu bana geri veriniz!

Bu teklif karşısında, Peygamberimiz buyurdular ki:
- Zeyd’i çağırıp kendisine durumu bildirelim. Onu serbest bırakalım. Şâyet size gelmeyi tercih ederse, bir şey vermenize gerek kalmadan, onu alıp götürebilirsiniz. Şayet beni tercih eder, yanımda kalmayı isterse, Allaha yemin ederim ki, beni tercih edeni kimseye terk etmem, yanımda kalır.

Hârise ve kardeşi, Peygamber efendimizin, Zeyd ile ilgili olarak verdikleri bu cevaba çok memnun olarak dediler ki:
- Sen bize çok adâletli ve insaflı davrandın.

Bunun üzerine Peygamberimiz, Zeyd’i huzuruna çağırarak, kendisine buyurdu ki:
- Bunları tanıyor musun?
- Evet efendim, tanıyorum. Biri babam, diğeri amcamdır.
- Ey Zeyd! Sen, benim kim olduğumu öğrendin, sana olan şefkat ve merhametimi, davranışımı da gördün. Şimdi bunlar seni almaya gelmişler. O hâlde, ya beni tercih et ve yanımda kal veya onları tercih et, git!

Eşsiz insan

Resûlullah efendimizin, kendisini serbest bırakması üzerine, Zeyd, hayatının en önemli anlarını yaşıyordu. Herkes ne cevap vereceğini, ne yapacağını merakla bekliyordu! Müthiş bir imtihan içindeydi. Kendi kendine şunları düşündü:

“Bir tarafta, öz babam duruyor. Dünyaya gelmeme sebep olan kimse. Diğer tarafta ise, esirleri ve efendileri eşit kılan; yetimlerin, öksüzlerin, kölelerin, güçsüz ihtiyarların, dul kadınların, misâfirlerin, garip yolcuların ve fukaranın yardımcısı eşsiz insan.”

Karar vermek, gerçekten zordu... Fakat Hârise oğlu Zeyd, Peygamberimize dönerek şunları söyledi:
- Ben hiç kimseyi size tercih etmem. Siz benim hem amcam, hem babam makâmındasınız. Sizin yanınızda kalmak istiyorum.

Bu sözleri duyanlar, şaşırıp kaldılar! Sadece Resûlullah Efendimiz gülümsüyordu. Hazret-i Zeyd de, huzur içindeydi. Babası kızarak, Zeyd’e dedi ki:
- Yazıklar olsun sana! Demek ki, sen köleliği hürriyete, annene, babana ve amcana tercih ediyorsun! Bunları mahsustan söylüyordu. Belki fikrinden cayar da, geri döner ümidindeydi. Fakat oğlu, gâyet sâkin bir şekilde, kara gözlerini babasına çevirip cevap verdi:
- Babacığım, ben bu zattan öyle şefkatli muamele gördüm ki, Ona kimseyi tercih edemem.

Daha sonra Peygamber Efendimiz, ayağa kalktılar. Zeyd’i, kocaman bir taş üzerine çıkarttılar. Orada bulunanlara dediler ki:
- Şâhit olunuz ey insanlar! Zeyd bundan sonra, benim oğlumdur. Onu evlât ediniyorum. O bana vâris, ben ona vârisim.

Sevinçle memleketlerine döndüler

Babası ve amcası bu durumu görünce, kızgınlıkları geçti. Sevinç içinde memleketlerine döndüler. Bundan sonra Zeyd’e, Zeyd bin Muhammed, yâni Muhammed’in oğlu Zeyd denilmeye başlandı.

Bu hâdiseler olduğunda, henüz İslâmiyet gelmemişti. Daha sonra Allahü teâlânın, Ahzâb sûresinin 5. ve 40. âyetlerindeki, (Evlâtlarınızı babalarının ismiyle çağırın, böylesi Allah katında daha doğrudur), (Muhammed aleyhisselâm sizden hiçbir erkeğin (Zeyd gibi) babası değildir) meâlindeki emirleri ile evlât edinmek de kaldırılınca, Hazret-i Zeyd babasının ismiyle, yâni “Hârise’nin oğlu Zeyd” mânasında (Zeyd bin Hârise) diye çağrılmaya başlandı.

Allahın Resûlü, Zeyd’i çok severlerdi. O kadar ki, onu, öz amcaları Hazret-i Hamza ile kardeş ilân ettiler. Peygamber efendimizin ailesinde ve akrabâlarında da, aynı sevgi mevcuttu. Şehitlerin en büyüğü Hazret-i Hamza, her savaşa çıkışta, bütün varlığını ona vasiyet ederdi.

Bir gün Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
- Cennetlik hanım isteyen, Ümmü Eymen’le evlensin!..

Üsâme adlı bir oğulları oldu

Ümmü Eymen iyi kalbli ve Habeşli bir câriye idi. Peygamber Efendimize, anacığından emânet kalmıştı...

Artık delikanlı olan Hazret-i Zeyd, hemen, o siyahî hanımla evlendi. Üsâme adlı bir de oğulları oldu.

Zeyd bin Hârise, Bedir harbinden Mûte harbine kadar, Peygamber efendimizin bulunduğu bütün savaşlara katılmıştır. Yalnız Müreysi gazâsında, Peygamber efendimiz onu Medîne’de yerine vekil bıraktığından bulunamadı. Bunun dışında pek çok seferde bulunmuş, bir çoğunda kumandanlık ederek, şecaati, kahramanlığı ile örnek olmuştur.

Hicretin 8. yılında, Mûte seferine çıkılacaktı. Mücâhidlerin başında, Hazret-i Zeyd bulunuyordu. Çünkü sevgili Peygamberimiz sancağı ona teslim etmişlerdi. Hazret-i Ali’nin kardeşi Hazret-i Câfer ve Hâlid bin Velîd gibi kumandanlar, onun emrinde idiler. Medîne’de vedâlaşırken, Allahın Resûlü buyurdular ki:
- Muharebede Zeyd şehit olursa, sancağı Câfer alsın! O da şehit düşerse, Abdullah bin Revâhâ başa geçsin!

Söyledikleri aynen çıktı. Üç büyük Sahâbî de, arka arkaya Cennete uçtular.

Sahih-i Buhâri’de, bu olay şöyle anlatılıyor:
Resûlullah efendimiz Mûte’ye orduyu gönderdikten epey sonra, bir gün minberde konuşma yapıyorlardı. Birdenbire Efendimizin gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı ve konuşmalarını keserek buyurdular ki:
- İşte Zeyd şehit oldu, bayrağı Câfer aldı. O da şehit oldu. Bayrağı Abdullah aldı. O da şehit oldu. Şimdi bayrağı Hâlid bin Velîd aldı. Cenâb-ı Hak zaferi Hâlid’e nasîb etti.

Hazret-i Zeyd’in kumandan olduğu bu savaşta, ondan sonra kumandan olarak şehit edilen Câfer-i Tayyâr’ın, savaş sırasında iki kolu birden kesilmişti. Onun hakkında Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Cenâb-ı Hak Câfer’e kesilen kollarının yerine iki kanat ihsân buyurdu. Cennette meleklerle birlikte uçtuğunu Rabbim bana gösterdi.

Bu sebeple, vefâtından sonra kendisi, “Uçan Câfer” mânasına gelmek üzere, "Câfer-i Tayyâr" lâkabıyla anılmıştır.

Hazret-i Zeyd’in Mûte savaşında şehit edilmesinden bir sûre sonra, bu defa mübârek şehidin oğlu Üsâme kumandasında bir ordu daha hazırlandı. Fakat, Resûlullah efendimizin hayatının son günlerine rastlaması yüzünden onları uğurlayamadı. Daha sonra bu ordu Hazret-i Ebû Bekir tarafından Şam üzerine gönderilmiş ve zaferle dönülmüştür.

Hazret-i Zeyd ilk îman edenlerdendi. Îman edince, Mekke'de iken pek çok ezâ ve cefâlara mâruz kaldı. Buna rağmen o, hepsine katlandı ve îmanından zerre kadar tâviz vermedi.

Peygamberimiz, Tâif halkını İslâmiyete dâvet için, Zeyd ile beraber Tâif'e gitmişti. Tâif halkına bir ay nasîhat ettiler. Hiç kimse îman etmedi. Alay ettiler. İşkence yaptılar. Yuhaladılar. Peygamber efendimiz, Zeyd bin Hârise ile dönerlerken, yolda Tâifliler tarafından taşa tutuldular. Her tarafları kan revân içinde kaldı.

Birçok yerinden yaralandı

Hazret-i Zeyd, Peygamberimizi atılan taşlardan korumak için, Onun önüne, arkasına, sağına, soluna geçerek siper oluyordu. Bu sırada başından ve birçok yerinden yaralanmıştı. O buna rağmen, buna aldırmıyordu. Onun için önemli olan, Resûlullah efendimize bir zarar gelmesin, Ona gelecek zarar kendisine gelsindi. Bu seferden Mekke'ye dönerken, Addâs adlı tek bir köle îman etmişti.

Hazret-i Zeyd, hicret izni çıkınca, Medîne'ye hicret etti. Medîne'de, Ensardan Gülsüm bin Hedm'in evinde misâfir kaldı.

Hazret-i Zeyd Peygamberimizi o kadar çok seviyordu ki, canını Onun yolunda fedâ etmekten çekinmiyordu. Hattâ Peygamberimizi öz babasına tercih etmişti. Peygamber efendimiz de, Zeyd'i ve oğlu Üsâme'yi çok severdi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bana insanlar arasında en sevimli gelen kişi, benim ve Allahın ihsânına mazhar olan kişidir. Bu zat Zeyd'dir.)

Allahü teâlânın ihsânı; Müslüman olmasını nasib etmesi, Peygamberimizin ihsânı ise, onu hürriyetine kavuşturmasıdır.

Zeyd bin Hârise, uzak bir yere gidiyordu. Kirâ ile tuttuğu katırcısı, tenha bir yerde bunu öldürmek istedi. İzin isteyip iki rekat namaz kıldı. Sonra üç defa, "Yâ Erhamerrâhimîn" dedi. Her birini söylerken, "Onu öldürme" sesi geldi.

Üçüncüsünde geldim

Dışarıda adam var sanarak, katırcı dışarı çıkıp içeri girdi. Üçüncüsünde, elinde kılıç bulunan bir süvâri içeri girip katırcıyı öldürdü. Sonra Zeyd'e dönerek dedi ki:
- Sen, "Yâ Erhamerrâhimîn" duâsına başlarken, ben yedinci gökte idim. İkincisini söylerken birinci göke, üçüncüsünde yanınıza geldim.

Hazret-i Zeyd, bu gelen süvârinin, melek olduğunu anladı.

Kur'an-ı kerimde, Eshâb-ı kirâm içinde Hazret-i Zeyd'den başka hiçbir kimsenin ismi açıkça zikredilmedi. Sadece Zeyd'in ismi geçmektedir. Bu, onun için büyük şeref olmuştur.

Zeyd, beyaz, güzel idi. Oğlu Üsâme ise esmer idi.

Hazret-i Zeyd, tahminen milâdi 575 yılında doğmuş olup, annesi Su'de binti Sa'lebe'dir. Künyesi oğluna nisbetle Ebû Üsâme'dir. Yemenlidir. Yemen'in o zamanki en muhterem kabîlesi olan Kudâa kabîlesine mensuptur. Annesi ise Tay kabîlesinin bir kolu olan Maan oğullarındandır.

Hicretin altıncı senesinde Zeyd bin Hârise, Eshâbdan bâzılarının ticaret mallarını Şam’a götürüp satmak üzere yola çıktı. Zeyd bin Hârise ve arkadaşları atlı idiler.

Zeyd bin Hârise ve arkadaşları, ticaret malları ile Vâdilkurâ’ya yaklaştıkları sırada, Fezâre bin Bedir kabîlesinden birtakım adamlar, onların önlerini kestiler. Zeyd’i ve arkadaşlarını kılıçtan geçirdiler. Onların öldürüldüklerine kanaat getirerek, yanlarındaki bütün ticaret mallarını gasp ettiler.

Gündüzleri gizleniniz!

Zeyd bin Hârise’nin arkadaşları şehit oldu. Zeyd bin Hârise de ağır surette yaralanıp şehitler arasına baygın düşmüştü. Ölme derecesine geldi.

Zeyd bin Hârise, bir müddet sonra ayıldı. Yavaş yavaş Medîne’ye geldi. Başlarına gelenleri, Peygamberimize haber verdi.

Zeyd bin Hârise, Benî Fezârelerle çarpışmak için yemin etti ve kendisini, Benî Fezârelere göndermesini, Peygamberimizden diledi.

Zeyd bin Hârise’nin yaraları iyileşince, Peygamberimiz, onu, askerî bir birliğin başına geçirerek Benî Fezârelere gönderdi. Gönderilen birlik, büyükçe bir süvâri bölüğü idi. Gönderirken, onlara buyurdu ki:
- Gündüzleri gizleniniz, geceleri yürüyünüz!

Zeyd bin Hârise ve arkadaşları kılavuzlarının yanılması sonucu, bir gün boyunca yanlış yolda ilerlediler. Benî Fezâreler de, İslâm mücâhidlerinin geldiklerini haber aldılar. Zîrâ, âdet olarak kendilerine bir gözcü tayin etmişlerdi. Her gün, gözcü kendilerine ait bir dağın tepesine çıkıp, yoldan kendilerine doğru gelenlere bakar, gelenleri, bir günlük uzaklıktan haber verir ve, “Rahatça uyuyunuz! Bu gece size gelebilecek bir tehlike, bir zarar yok" derdi.

Zeyd bin Hârise ve arkadaşları, Benî Fezâreleri geceleyin gâfil iken basmayı bekleyerek sabahladılar. Sabaha çıktıkları zaman, Benî Fezârelerin, yurtlarından gitmiş olduklarını gördüler.

Zeyd bin Hârise, Benî Fezâreleri araştırmak için, ileri gitmekten arkadaşlarını men etti. O sırada, Benî Fezârelerden, küçük bir cemaate rastladılar. Onları kuşattılar.

Zeyd bin Hârise ve arkadaşları tekbir alarak, onlarla şiddetle çarpıştılar. Benî Fezâreler, bozguna uğradı. Benî Fezârelerin belli başlı adamlarından Abdullah bin Mesade ile Kays bin Numan bin Mesade öldürüldü.

Seleme bin Ekva, araştırmaya devam etti. İçlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu bir grubun dağa doğru seğirttiklerini görüp, ok atarak, onların dağa kaçmalarına engel oldu.

Zeyd’i kucakladı

İslâm mücâhidlerinden Kays bin Muhassir, Ümmü Kirfe’nin ardına düşüp onu yakaladı. Ümmü Kirfe, yaşlı bir kocakarı idi. Yakalanınca, Peygamberimize sövüp saymaya başladı. Zeyd bin Hârise de, onu öldürmesini, Kays bin Muhassir’e emretti ve derhal öldürüldü.

Benî Fezârelerin, ele geçirilebilen malları ganîmet olarak alındı. Zeyd bin Hârise, Ümmü Kirfe’nin zırh gömleğini Peygamberimize gönderdi.

Mücâhidler, Medîne’ye döndükleri sırada, Peygamberimiz evinde idi. Zeyd bin Hârise, gidip Peygamberimizin kapısını çaldı. Peygamberimiz, Zeyd’i karşılayıp kucakladı ve alnından öptükten sonra, ne yaptıklarını ona sordu. Zeyd de, Allahın lutfettiği yardım ve zaferi Peygamberimize haber verdi.

Peygamber efendimizin mektubunu Rum Kayseri Heraklius’a götüren Eshâb-ı kirâmdan Hazret-i Dihye, dönüşte, Kayserden aldığı bahşişler, kıymetli hediyeler ve elbiselerle Hisma’ya geldi.

Cüzâmlardan Hüneyd ve oğlu ile daha birtakım adamlar, orada Dihye’nin yolunu keserek, üzerindeki eskimiş elbisesinden başka yanındaki her şeyi yağmaladılar.

Eski elbisemle geldim

Dihye, Medîne’ye gelince, evine girmeden, doğruca Peygamberimizin yanına gidip, Kayser Heraklius ile aralarında olup bitenleri başından sonuna kadar haber verdikten sonra dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Kayserin yanından dönüp gelirken, Hisma’da bulunduğum sırada, Cüzâmlardan bir cemaat beni baskına uğrattılar. Hiçbir şey bırakmaksızın yanımdaki şeyleri yağmaladılar. Nihayet, Medîne’ye şu eski püskü elbisemle gelebildim!

Sonra da Hüneyd ile oğlunun cezâlandırılmalarını diledi.

Bunun üzerine Peygamberimiz, Zeyd bin Hârise’yi, beşyüz kişilik bir kuvvetle Cüzâmlara yolladı. Hazret-i Dihye’yi de, Zeyd bin Hârise’nin yanına kattı. Benî Uzrelerden bir adam da, kılavuz olarak yanlarına katıldı.

Zeyd bin Hârise, kılavuzlar ile birlikte geceleri yürüyorlar, gündüzleri gizleniyorlardı.

İslâm mücâhidlerinin, Cüzâmların yurtlarına geldikleri sırada, Cüzâmların ileri gelenlerinden Rifaa bin Zeyd, Müslüman olup, Peygamberimizin mektubu ile kavminin yanına dönmüştü. Cüzâmlardan ve civâr bâzı kabîlelerden birçok kimse Harretürrecla’ya gelip konmuşlardı.

Kılavuz, İslâm mücâhidlerini, Harre’nin Evlac tarafından getirmişti. İslâm mücâhidleri, sabahleyin Hüneyd ve oğlunun konak yerine ve onların yanında bulunanlara ansızın baskın yaptılar. Hüneyd’le oğlu öldürüldü. Benî Ahnef veya Ecneflerden de, iki kişi öldü. Birçok kadınlar ve çocuklar esir edildi. İslâm mücâhidleri; bin deve ve beş bin davar ele geçirdiler.

Dubeyboğulları, İslâm mücâhidlerinin Medan çölünde bulunduklarını öğrenince, onlardan Hassân bin Melle, Üneyf bin Melle, Ebû Zeyd bin Amr atlarına binip gittiler.

Bugün sakın yapma!

Bunlar, İslâm mücâhidlerine yaklaşınca, Ebû Zeyd’le Hassân, Uneyf bin Melle’ye dediler ki:
- Sen, bizimle gel! Fakat, şimdiye kadar yapageldiğin şeyleri bugün sakın yapma! Biz, konuşurken, sen, dilini tut! Bugün, bize bir uğursuzluk getirme!

İçlerinden, yalnız Hassân bin Melle’nin konuşmasını kararlaştırdılar. Hassân, Zeyd bin Hârise’nin yanına kadar varıp durdu ve dedi ki:
- Biz, Müslüman bir cemaatiz!
- Öyle ise, Fâtiha sûresini okuyunuz bakayım!

Hassân, Fâtiha sûresini okuyunca, Zeyd bin Hârise dedi ki:
- Askere sesleniniz ki, yüce Allah, şu kavmin içinden çıkıp geldikleri yeri bize haram ve dokunulmaz kılmıştır. Ahdini bozan, bundan müstesnâdır!

Bu konuşmalardan sonra, onlarla savaşmaktan vazgeçildi

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Zeyd Bin Sâbit
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 04:38 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Zeyd Bin Sâbit

En meşhur vahiy kâtibi Sahâbî.

Sevgili Peygamberimiz, Medîne’ye hicret ettikleri zaman, Müslümanlar, akın akın gelip bîat ediyorlardı. Bunlar arasında bir de, küçük çocuk vardı. Gözleri ışıl ışıl parıldıyordu. Peygamber efendimiz onun başını okşadılar. Bu sırada oradakilerden biri, Resûlullaha dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Bu çocuk, Neccaroğullarına mensuptur. Size indirilen, Kur’an-ı kerim âyetlerini ezberlemiştir.

Bunun üzerine, Peygamber efendimiz tebessüm ederek, çocuğa sordular:
- Senin adın ne, yavrum?
- Zeyd, efendim... Sâbit’in oğlu Zeyd.
- Ne kadar âyet ezberledin bakalım!
- 17 sûre, efendim.
- Bizlere, biraz okur musun?
- Peki efendim.

Kâf sûresini okudu

Bundan sonra, Zeyd, Eûzü-Besmele çekerek, şu meâldeki âyet-i kerimeleri okumaya basladı: (Gökten bereketli bir su indirdik de; onunla bahçeler, biçilecek taneler [buğdaylar] meydana getirdik. Ve tomurcukları, birbiri üzerine sıralanmış, uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik ki, kullarımız için, yiyecek rızık olarak yaratılmışlardır. Biz onunla, ölü bir memlekete can verdik. İşte kabirden çıkış da, böyledir.) [Kâf 9-11] Okuması bitince; sevgili Peygamberimiz pek memnun kaldılar.

Küçük Zeyd’in zekâ ve kabiliyeti karşısında buyurdular ki:
- Sen artık, Yahûdilerin dilini de öğrenmeye çalışmalısın! Çünkü biz mektuplarımızı, Yahûdilere emniyet edemeyiz.

Gerçekten, o zamana kadar, yabancılarla olan yazışmalarda tercümanlığı, ekseriya Yahûdiler yapıyordu. Onların arasında, yabancı dil bilenler fazlaydı. Bu sebeple Peygamber efendimiz, Müslümanların yabancı dil öğrenmesini teşvik ediyorlardı.

Vahiy kâtibi oldu

Sâbit’in küçük oğlu, çok kısa zamanda İbranîceyi, yâni Yahûdi dilini öğrendi. Hem okuyor, hem de mükemmel yazabiliyordu. Daha sonra, Süryanîceyi de öğrendi.

Onun bu çalışkanlığı ve zekâsı, kendisine çok şerefli bir görev kazandırdı. Allahü teâlânın Resûlünün kâtipleri arasına katıldı. Artık Peygamber efendimize gelen giden mektupları, o tercüme ediyordu.

Bir müddet sonra, Vahiy kâtipliği şerefine de erişti. Peygamber efendimize vahiy olunan Allahü teâlânın kelâmını da yazmaya başladı ve vahiy kâtiplerinin en meşhuru oldu.

Hazret-i Zeyd’in yaşı büyüdükçe; ilmi de, vazifeleri de büyüyordu. Artık Kur’an-ı kerimi tamamen ezberlemişti. Ayrıca, fıkıh üzerinde çok ilerledi. Savaşlara da katılıyordu. İlmiyle olduğu kadar, kılıcıyla da; din düşmanlarına karşı savaşıyordu.

Bir gün sevgili Peygamberimiz, Eshâbıyla oturuyorlardı. O sırada vahiy geldi. Derin bir vecd içinde kaldılar. Ayaklarının biri, Hazret-i Zeyd’in ayağı üzerine geldi. Mübârek ayağı o kadar ağırlaşmıştı ki, vahiy kâtibi kendi ayağını eziliyor zannetti. Az sonra bu hâlleri geçince, "Yaz, Zeyd" buyurdular ve mücâhidler hakkında indirilen şu âyet-i kerimeyi söylediler:
(Müminlerin; evlerinde oturanları ile, cihâda çıkanları, eşit değildirler.)

Mücâhidlerin şânı büyüktür

Hazret-i Zeyd yazıyordu. Cenâb-ı Hakkın bu mübârek kelâmını işiten, Ümmü Mektum’un oğlu Abdullah çok üzüldü. Çünkü, kendisinin gözleri görmüyordu. Ayağa kalkarak sordu:
- Yâ Resûlallah! Evet, mücâhidlerin şânı, böyle büyüktür. Lâkin bizim gibi, cihâda çıkmaya gücü yetmeyenler ne yapacak?

Tekrar vahiy inmeye başladı. Çünkü Peygamber efendimizin mübârek vücudu ağırlaşmıştı. O hâlleri geçince, tekrar Hazret-i Zeyd’e, "Yaz" buyurarak, biraz önce yazdığı âyet-i kerimenin devamını yazdırdılar:
(Mâzereti, özrü, engeli, sakatlığı olanlar hâriç... Bunlar dışında; savaşa çıkan ve çıkmayanlar, şüphesiz eşit değillerdir.)

Ümmü Mektum’un oğlu ve onun gibiler, bu habere derecesiz memnun oldular.

Uhud savaşında sevgili Peygamberimiz Zeyd bin Sâbit’i, Sa’d bin Rebî hazretlerini aramaya göndererek buyurdular ki:
- Şâyet bulursan, selâmımı söyle ve kendisini, nasıl hissettiğini sor!

Savaş meydanını dolaşan Hazret-i Zeyd, henüz 14-15 yaşlarındaydı. Aradığı zatı, kâfir ölüleri ve İslâm şehitleri arasında buldu. O da son nefesini vermek üzereydi. Yanına yaklaşıp dedi ki:
- Ey Sa’d! Resûl-i Ekremin sana selâmları var. Kendini nasıl hissettiğini soruyor.

Hazret-i Sa’d, o anda bile tebessüm ederek şöyle cevap verdi:
- Sen de, Peygamber efendimize, benim selâmımı arz et! Ben şu anda, Cennet kokularını duyuyorum. Medîneli Müslümanlara da şöyle ki, tek kişi kalsalar bile; Peygamber efendimize hizmette, kusur etmesinler. Yoksa özürleri, kabûl olunmaz.

Bunları söyledikten sonra ruhunu teslim etti. Birkaç yıl sonra Hazret-i Zeyd, bu büyük şehidin kızkardeşiyle evlendi.

Beraber yiyelim!

Hazret-i Zeyd, çoğu zaman sevgili Peygamberimizle beraber oluyorlardı. Bir seher vakti, erkenden Resûlullahın huzûruna geldi. Peygamber efendimiz birkaç hurma yiyorlardı... Selâmdan sonra, buyurdular ki:
- Gel, beraber yiyelim!
- Yâ Resûlallah! Ben, oruca niyetlenmek istiyorum.
- Ben de niyetleneceğim.

Beraberce, hurmayla sahur yaptılar. Sonra da, sabah namazına çıktılar.

Günler, ne de çabuk geçiyordu. İki cihân güneşi, bu dünyaya saadet ışıklarını saçtıktan sonra; âhirete teşrif ettiler. Artık Müslümanlar için tek teselli kaynağı, Peygamberimizin emirlerini yerine getirmekti. Çünkü O, Allahın emirlerini bildiren; en son ve en büyük Peygamber idi.

Fakat bu vefât üzerine, bütün kâfirler, dinsizler, müşrikler ümide düştüler! Hepsi birden, İslâma saldırmaya başladılar. Müslümanlar da, olanca güçleriyle karşı koyuyorlardı. İlk halîfe Hazret-i Ebû Bekir etrafında, bir hilâl gibi çepeçevre kenetlendiler.

Hâfızlar şehit oldu

Onlarla yapılan Yemâme cenginde, çok sayıda seçkin Sahâbe şehit oldu. Savaştan sonra halîfe, bir haberci yolladı. Hazret-i Zeyd’i çağırttı. Halîfenin yanında, Hazret-i Ömer de bulunuyordu. Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Zeyd’e buyurdu ki:
- Hazret-i Ömer, “Yemâme’de, 70’ten fazla Kur’an-ı kerim hâfızı şehit düştü. Korkarım öteki savaşlarda, kalan hâfızlar da şehit olurlar. İşte o zaman, Allah korusun Kur’an-ı kerim de, Yahûdi ve Hıristiyanların din kitapları gibi, noksan, eksik hâle gelir. Bu sebeple, şimdiden tedbir almalıyız. Allahü teâlânın kelâmını, sözlerini toplayalım ve yazdıralım” diyor.

Bunun üzerine Hazret-i Zeyd, Hazret-i Ömer’e sordu:
- Yâ Ömer! Sevgili Peygamberimizin yapmadıkları bir işi, bizler nasıl yapabiliriz?

Bu suâle, halîfe cevap verdi:
- Aynı şeyleri, Ömer’e ben de sordum. Fakat bana, “Efendimiz yaşarlarken, böyle birşey olamazdı. Olacağını düşünsek bile, o zaman Cenâb-ı Hak; bütün Kur’an-ı kerimi yeniden Resûlüne vahiy ile bildirebilirdi” diye cevap verdi.

Bunun üzerine Hazret-i Zeyd dedi ki:
- Haklısınız.

Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Zeyd’e buyurdu ki:
- Ey Resûlullahın kâtibi! Sen zekî, bilgili ve genç bir Müslümansın. Hakkında hiçbir şüphemiz de yoktur. Bu zor işi, ancak sen başarabilirsin. Şânı yüce kitabımızı, toplayabilir ve bir mushaf hâlinde yazabilirsin. Zaten Peygamber efendimize vahiy olunan âyetleri de, yazmıyor muydun?

Hazret-i Zeyd çok şaşırdı! Doğrusu, bunu beklemiyordu. Dedi ki:
- Yâ Emîr-el Müminîn! Vallahi bana, bir dağı yerinden söküp kaldırmayı teklif etseydin; verdiğin bu emir kadar ağır gelmezdi!

Fakat Hazret-i Ebû Bekir buyurdu ki:
- Bu, yapılması îcabeden bir iştir.

Hazret-i Ömer de ilâve etti:
- Çok şerefli bu vazifeyi, mutlaka yapmaya çalışmalısın!

Mushaf hâlinde yazdı

Hazret-i Zeyd, gerçekten şerefli ve gerekli olan bu işi; uzun çalışmalar sonunda başardı. O zamana kadar dağınık olan mübârek âyetleri, îtinayla topladı. Hepsini, bir Mushaf hâlinde yazdı. Halîfeye teslim etti. Böylece, ilk yazılı Kur’an-ı kerim mushafını hazırlama şerefi, ona nasip oldu.

Hazret-i Osman zamanında halîfenin emri ile yine Zeyd bin Sâbit başkanlığında bir heyet tarafından çoğaltılıp, altı tane daha mushaf-ı şerif yazılarak, belli merkezlere gönderilmiştir. Böylece bu şerefli vazifeyi de yapmak ona nasip olmuştur.

Günler, her zamanki süratiyle geçip gitti. Hazret-i Ebû Bekir de, ömrünü tamamladı. Yerine, Hazret-i Ömer halîfe seçildi.

Fıkıh ilmini en iyi bilen

O da Hazret-i Zeyd’i, Medîne kâdılığına, hâkimliğine tâyin etti. Çünkü Peygamber efendimiz buyurmuşlardı ki:
(Fıkıh ilmini en iyi bilen, Sâbit’in oğlu Zeyd’dir.)

Abdullah bin Abbas hazretleri, geniş bilgisine rağmen Zeyd bin Sâbit’in evine kadar gidip, ondan istifade ederdi. Bir defasında Zeyd bin Sâbit hazretleri hayvanına bineceği zaman, üzengisini tutmuştu. Zeyd bin Sâbit hazretleri, buna mâni olmak istediğinde, İbni Abbas hazretleri demiştir ki:
- Biz âlimlerimize böyle hürmet ederiz.

Bunun üzerine Hazret-i Zeyd de İbni Abbas’ın elini tutarak öpmüş ve demiştir ki:
- Biz de Peygamber efendimizin Ehl-i beytine böyle hürmet etmekle emrolunduk.

Onun adâlet ve bilgisine; devrin halîfeleri bile, seve seve müracaat ettiler. Hükümlerine, rızâ gösterdiler...

Bir sene Arabistan’da, kıtlık başgösterdi. Hazret-i Ömer, Mısır’dan buğday getirtti. Fakat buğdayın hak geçmeden ve herkese yetecek şekilde dağıtılması, zor bir işti. Halîfe, bu zor iş için de, Hazret-i Zeyd’i vazifelendirdi.

Medîne kâdısı, herkes için vesika hazırlattı. Buğdaylar, tam bir adâletle dağıtıldı. Böylece o kıtlık yılı, hiçbir üzüntü ve şikâyete meydan verilmeden atlatıldı. Yermük zaferinde alınan ganimetler de, yine Hazret-i Zeyd tarafından, tam bir adâletle dağıtıldı.

Sonraki halîfe Hazret-i Osman, onun vazifelerini artırdı. Kâdılığa ek olarak, bir de, Beytülmal Muhâfızlığını verdi. O sıralarda, bir arkadaşına gönderdiği mektupta:

- Kardeşim Übey! Cenâb-ı Hak dilimizi, kalblerimize tercüman olarak yaratmıştır. Diline hâkim olamayan kimsede, akıl aranmaz. Kişi eğer, dilini serbest bırakır ve ağzına gelen herşeyi söylerse; kendi sözleriyle kendi başını kesebilir.

Kur’an-ı kerim öncedir

Hazret-i Zeyd 665 yılında vefât eyledi. Cenâze namazında, bir arkadaşı, "En büyük fakîh vefât etti" diyerek ağladı. Resûlullahın şâiri Hazret-i Hassân bin Sâbit, şiirler yazdı ve dedi ki:
- Hassân ve oğlunun vefâtından sonra, onlar gibi şâir nasıl yetişecek? Zeyd bin Sâbit’ten sonra, şiirlerimin mânasını kim anlayabilecek?

Tebük gazvesinde, Mâlik bin Neccâr’in sancağını, Ümâre bin Hazm taşırken, Resûl-i Ekrem, sancağı alıp, Zeyd bin Sâbit’e vermişti. Ümâre’nin, “Yâ Resûlallah, yoksa aleyhimde birşey mi duydunuz?” demesi üzerine de buyurmuştur ki:
- Hayır! Kur’an-ı kerim öncedir. Zeyd ise Kur’an-ı kerimi senden daha çok bilir.

İslâm ilimleri içinde en yüksek olanı, kıraat ilmiydi. Bu ilim sayesinde, Kur’an-ı kerim, bozulmaktan ve değişmekten korunmuştur. Bu ilmin mütehassıs âlimleri, Kur’an-ı kerimin okunuş şekillerini kaydetmişlerdir. Böylece Kur’an-ı kerimin okunması hususundaki tereddütleri bertaraf etmişlerdir.

Kıraat âlimleri

Zeyd bin Sâbit hazretlerinin bu ilimdeki üstünlüğü, Eshâb-ı kirâmın ve Tabiînin ileri gelenlerinin îtirafları ve takdirleri ile sabittir. Eshâb-ı kirâm arasında kıraat ilminde imamlık derecesine yükselenler, Hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk, Hazret-i Ömer bin Hattâb, Hazret-i Osman bin Affân, Hazret-i Ali bin Ebî Tâlib, Übeyy bin Ka’b, Zeyd bin Sâbit, Abdullah bin Mes’ûd, Ebûdderdâ ve Ebû Mûsel-Es’arî’dir. Bunlar, Resûlullah efendimizden bizzat okuyuşlarını tasdik ettirenlerdir.

Hazret-i Ömer, Hazret-i Zeyd’in kıraatı ile Ubeyy bin Ka’b’in okuyuşunu karşılaştırır ve Hazret-i Zeyd’in okuyuşunu tercih ederdi. Çünkü o, Kureyş kıraatına tam uygun okuyordu. Bu itibarla onun okuyuşunu diğer okuyuşlara tercih etmek îcab ederdi. Bütün Müslümanlar, Medîne-i münevverede Hazret-i Zeyd’in etrafında toplanmışlar ve kendisi, bütün ilim ehlinin müracaat yeri olmuştur.

Zeyd bin Sâbit hazretleri, tefsir ilminde de çok ilerde idi. Vahiy kâtibi olmak şerefine sahip, fevkalâde zekî, Hulefâ-i Râşidîne yakın olmasından dolayı, birçok âyet-i kerimenin nüzûl sebebini bilir, hakîkat ve hikmetlerine vâkıf bulunurdu. Buyurdu ki:

- Eshâb-ı kirâm arasında bulunan birtakım kimseler, Uhud harbine giderken, yoldan geri dönmüşlerdi. Bunlar Abdullah bin Ubey bin Selûl’e tâbi üçyüz kadar münâfıktı. İnsanlar, bunların hakkında iki fırkaya ayrılmış, bir kısmı bunların öldürülmesini, bir kısmı da öldürülmemesini Resûlullahtan istiyorlardı. Bunun üzerine şu âyet-i kerime nâzıl oldu.
(Size ne oluyor ki, o münâfıklar hakkında iki fırkaya ayrılmış bulunuyorsunuz.) [Nisâ 88]

Hazret-i Zeyd, hadis, fıkıh, ferâiz, ve fetvâ ilimlerinde de son derece bilgili idi. Resûl-i Ekrem efendimizden 92 hadis rivâyet etmiştir. Hazret-i Zeyd, rivâyet ettiği hadis-i şerifleri doğrudan doğruya Peygamberimizden işitmiş, Onun vefâtından sonra Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman’dan da hadis-i şerif öğrenmişti.

İnsanlar bir tarafta...

Hazret-i Zeyd bin Sâbit, kendi bulunduğu bir mecliste, bir sahih hadis söylendiği zaman, onu derhal tasdik ve teyit ederdi. Nitekim bir gün Ebû Saîd-i Hudrî şu hadis-i şerifi rivâyet etmişti: Resûl-i Ekrem efendimiz Nasr sûresi nâzıl olduğu zaman, onu okumuş ve şöyle buyurmuştu:
- İnsanlar bir tarafta, ben ve Eshâbım bir taraftayız.

Sonra Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Fetihten sonra hicret olmaz, ancak cihâd ve niyet vardır.

Orada hazır bulunan Mervan bin Hakem, Ebû Saîd-i Hudrî’ye, “Yalan söylüyorsun” deyince, Zeyd bin Sâbit ve Râfi bin Hadic, “Ebû Saîd doğru söyledi” diyerek onun hakkında hüsn-i şehâdette bulunmuşlardı.

Hazret-i Zeyd, daha Hazret-i Ömer devrinde iken, ferâiz ile ilgili meseleleri bir araya toplamış, bu ilmin esaslarını, bizzat yazarak bir tertip ve düzene sokmuştur. Zaten bu ilimdeki üstünlüğünü, Resûlullah Efendimiz, "Ümmetimin içinde ferâizi en iyi bilen Zeyd bin Sâbit’tir" buyurarak tasdik ve taltif buyurmuştur.

İlmin yayılmasına hizmet etti

Fıkıh ilminin her meselesinde, Eshâb-ı kirâmın en yüksek müctehidlerindendi. Daha Resûl-i Ekrem zamanında fetvâ vermek şerefine kavuşmuştu. Fetvâları son zamanlarda büyük ciltler hâlinde toplanmıştır. Bütün Müslüman memleketlerinde yayılmış ve herkes bunlarla amel etmiştir.

Zeyd bin Sâbit hazretleri, Mescid-i Nebevi’ye geldiği zaman, müşkülü olan ona gelir, meselesini sorar, cevabını alırdı. Onun namaz, hayvan kesimi, av hayvanları, hibe (bağış) ve ziraat ortaklığı meselesine ait fetvâları, fıkıh meselelerinin yazıldığı kitaplarda yer almaktadır.

Hazret-i Zeyd bin Sâbit, büyük işler başaran ve büyük hizmetler bırakan bir Sahâbîdir. Ümmetin ıslâhı hususundaki gayretleri, yerinde ve zamanında müdâhalelerle işleri yoluna koyma çabaları ve ilmin yayılması hususundaki çalışmaları gibi nice hizmetleri vardır.

Onun hizmetleri anlatılamayacak kadar çok ve büyüktür. Kur’an-ı kerimi tamamen ezberlemesi, emin bir kimse olması, güzel yazı yazması gibi birçok meziyetlere sahiptir. Zâten Resûlullah efendimizin zamanında vahiy kâtibi olmak şerefine kavuşmuştu.

Bütün Ehl-i Beyt ve Eshâb-ı Kirâm arasında, o derece üstün bir îtibara erişmişti ki, cuma günleri sokağa çıktıkları vakit, ilim ve irfânına hayran kalan Medîne ahâlisi, kendisini, tam bir iştiyakla karşılarlardı. Halkın bu teveccühünden utanan Zeyd bin Sâbit hazretleri, hemen evine giderdi.

Bu hâlini soranlara buyururdu ki:
- İnsanlardan hayâ etmeyen, Allahtan utanmaz.

Zeyd bin Sâbit vefât edince, Ebû Hüreyre demiştir ki:
- Bu ümmetin âlimi vefât etti. Umulur ki, Allahü teâlâ, Abdullah ibni Abbâs’i ona halef buyurur.

Fıkıhta meşhur Sahâbîler

Enes bin Mâlik hazretleri, Peygamber efendimizin şöyle buyurduklarını rivâyet etmektedir:

(Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekir, Allahın dîni hususunda en şiddetlisi Ömer, en ziyâde hayâya mâlik olanı Osman ve ferâizi en iyi bileni Zeyd bin Sâbittir.)

Eshâb-ı kirâm arasında fıkıh ilminde dört Sahâbe meşhurdur. Bunlar, Zeyd bin Sâbit, Abdullah bin Mes’ûd, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Abbâs’dır. Bütün dünyaya yayılan fıkıh ilminin kaynağı bu dört büyük Sahâbîdir

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Zeyneb Binti Cahş
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 04:30 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Zeyneb Binti Cahş

Peygamberimizin hanımlarından.

Hazret-i Zeyneb validemiz, Peygamberimizin halasının kızı olup, ilk iman edenlerdendi. Mekke'den Medine'ye hicret etti. Önceleri, Resulullahın azatlı kölesi olan Zeyd bin Hârise ile evli idi. Zeyd bin Hârise, Hazret-i Zeyneb'in hakkını gözetemediğinden ayrıldılar.

Beni ona sen ver!
Resul aleyhisselam, halasının kızının durumuna üzülüp, onun şerefini iâde etmek ve onu üzüntüden kurtarmak için, Hazret-i Zeyneb'i nikâh etmek istedi.

Hazret-i Zeyneb bunu işitince, sevincinden iki rekat namaz kılıp, şöyle duâ etti:
- Ya Rabbî! Senin Resulün beni istiyor. Eğer onun zevceliği ile şereflenmemi takdîr buyurdun ise, beni ona sen ver!

Duâsı kabul olup, Ahzâb suresinin otuzyedinci ayet-i kerimesi gelerek, buyuruldu ki:
- Zeyd, onun hakkında istediğini yaptıktan sonra [yani Zeyneb'i boşadıktan sonra], biz, onu sana zevce eyledik.

Hazret-i Zeyneb'in nikâhını Allahü teâlâ yaptığı için, Resulullah ayrıca nikâh yapmadı. Hazret-i Zeyneb bununla her an övünür ve derdi ki:
- Her kadını babası evlendirir. Beni ise, Allahü teâlâ nikâhladı.

O zaman otuzsekiz yaşında idi.

Hazret-i Zeyneb'in, Zeyd bin Hârise ile nikâhlanıp evlenmesi ile, eshab-ı kiram arasında eskiden kalma birçok örf ve âdetlerin ortadan kalkması sağlanmıştır. Mesela önceleri halk, evlat edinilmiş bulunan kimseyi, kendi öz evladı hükmünde zannederdi.

Cenab-ı Hak, son Peygamberi vasıtasıyla, bu hususu ortadan kaldırmıştır. Hür kimse ile köleyi aynı seviyede tutmuştur. Aradaki imtiyazı ortadan silip atmıştır. Hazret-i Zeyd gibi bir köleyi, Beni Hâşim ile aynı seviyeye getirmiştir.

Abdülhamid hânın hizmeti
Fransızların edepsiz şâiri Volter, Resulullahın Hazret-i Zeyneb'i zevceliğe kabul buyurmasını, tarihlere, vak'a ve haberlere taban tabana zıt ve uydurma, âdî ve alçak iftiralarla, şiir düzerek bir tiyatro kitabı yazmıştır.

Edebiyat ve fikir adamına yakışmayan bu çirkin, iğrenç yazısı, kendisini aforoz etmiş olan, büyük düşmanı papanın hoşuna gitmiş, kendisini okşayıcı mektup yazmıştır. Müslümanların halifesi Sultan İkinci Abdülhamid Hân, bu piyesin sahnede oynatılacağını işitince, Fransız ve İngiltere hükûmetlerine ültimatom vererek, hemen önlemiş, bütün insanlığı, yüz kızartıcı aşağılıklardan kurtarmıştır.

Hazret-i Zeyneb'in düğün gecesi, Peygamber efendimizin bir mucizesi daha görüldü. Duâsının bereketiyle az yemek çoğaldı. Bütün davetliler yediği hâlde, Enes bin Malik hazretlerinin annesi Ümm-i Süleym'in gönderdiği yemek, hiç azalmadı. Enes bin Malik, “Üçyüz kişi kadar yediği hâlde, Peygamber efendimiz, (Yemeği kaldır) buyurmasıyla, kaptaki yemeğin, ortaya koyduğum zamanda mı, yoksa kaldırdığım zamanda mı çok olduğunu anlayamadım” buyurdular.

Hazret-i Zeyneb, ihsanı, sadakayı pek çok severdi. El işlerinde de mahir idi. İşlediği şeyleri ve eline geçen herşeyi, akrabasına ve fakirlere verirdi. Resulullah efendimiz, Hazret-i Zeyneb için buyurmuştur ki:
- Zevcelerim arasında, bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun, yani eli açık, cömert olanıdır.

Hepsini dağıtırdı

Hazret-i Zeyneb, Peygamber efendimizin pek çok iltifatına kavuşarak, yüksek makamlara sahip oldu. Sadaka ve ihsanı o kadar çoktur ki; Resulullah efendimizin vefatından sonra, halife Hazret-i Ömer, Peygamberimizin hanımlarının her birine onikibin dirhem verirdi. Bunu alır almaz, hepsini sadaka eder, dağıtırdı.

Nesilden nesile intikal eden menkıbede, Hazret-i Zeyneb, Hazret-i Ömer'den hediye gelince derdi ki:
- Buna benden daha fazla ihtiyacı olanlar vardır. Onu şuraya koyun, üzerini örtün.

Sonra bir başörtüsünü parçalayarak, onu kese yapar ve bu keselerle parayı akrabalarından muhtaç olanlara ve yetimlere dağıtır, sonra da elini kaldırarak buyururdu ki:
- Allahım, bundan sonra bana, Ömer'in hediyesini nasip etme!

Hakikaten o sene vefat etti. Resulullahtan sonra, Peygamberimizin zevceleri arasında, en önce vefat eden budur.

Yüreğimdeki ateş

Hazret-i Zeyneb, hicretin yirminci yılında, elliüç yaşında Medine'de vefat etti. Naaşının, Peygamberimizin Seriri üzerine konularak taşınmasını vasiyet ettiğinden, öyle yapıldı. Cenaze namazını halife Hazret-i Ömer kıldırdı. Tabutu Bakî kabristanlığına getirilirken, kardeşi Ahmed bin Cahş âmâ hâliyle ağlıyordu. Hazret-i Ömer, onun ağlamasını işitince buyurdu ki:
- Ey Ahmed, tabuttan uzaklaş! Cemaat seni sıkıştırmasın. Zeyneb'in tabutunu taşımak için kalabalık fazlalaşıyor.

Ahmed ise şöyle cevap verdi:
- Ya Ömer! Bu, her türlü hayır ve bereketi sayesinde kazandığımız kız kardeşimizdir. Bu ağlamam, yüreğimdeki ateşi soğutuyor.

Defnedileceği esnada, Hazret-i Ömer, Peygamberimizin hanımlarına, Hazret-i Zeyneb'i kimin kabre koyabileceğini sordu. Onlar da, “Sağlığında onu görmek, kimlere helal ise, kabrine de onlar girer, indirirler” cevabını verdiler. Bunun üzerine yakın akrabaları kabre indirdiler.

Hazret-i Aişe, Hazret-i Zeyneb'i çok medh ve sena ederdi. Onun hakkında buyurmuştur ki:
“İster dinî meseleler olsun, ister takva ve sadakat olsun, ister sıla-i rahm, yani akrabayı ziyaret olsun, isterse cömertlik ve fedakârlık olsun, Zeyneb'den daha iyi hiçbir hatun yoktur.”

"Resulullahın zevceleri içinde Zeyneb'den başka kimse, zat-ı saadetlerine yakınlık bakımından benimle boy ölçüşemez.”

“O saadetli ve iyi hatun aramızdan gitti. Yetimler ve dullar hamisiz kaldılar.”

“Allahü teâlâ, Zeyneb binti Cahş'a rahmet eyleye. Hakikaten dünyada onun mertebesinde hiçbir hatun yoktu. Hak teâlâ, Nebîsini onunla evlenmeye sevk eyleyip, Kur'anın bazı ahkâmını indirmiştir.”

Hazret-i Ümm-i Seleme de, Hazret-i Zeyneb hakkında, “Zeyneb, salih, oruç tutan ve ibadetle vakit geçiren bir hatundu” buyurdu

Bu konuyu yazdır

Dini-1 HZ. EBU SAİD ELHUDRİ (RADIYALLAHU ANHU)
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 04:25 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

HZ. EBU SAİD ELHUDRİ (RADIYALLAHU ANHU)

Seçkin Hadis Râvisi

Ashabı Kiram’ın fakihlerinden biri... Sa’d b. Mâlik b. Sinan b. Ubeyd, Adiyy b. Neccâr kabilesindendir. Babası, Medine’de İslâm tebliğe başlandığında Müslüman olmuş, Ebû Said radıyallahu anhu Müslüman bir ailede dünyaya gelmiştir.

Ebû Said el-Hudrî, Resulullah’ın hadislerinden binden fazla rivayet eden Ebû Hureyre, Abdullah b. Ömer, Enes b. Mâlik, Ümmü’l-Müminin Âişe, Abdullah b. Abbâs, Cabir b. Abdillah el-Ensârı ile birlikte “Muksirun” adı verilen sahabelerden biridir.

Bu yedi sahabe, 16000’den fazla hadis rivayet etmiştir. Ebû Saîd el-Hudrî, bin yüz yetmiş hadis rivayet etmiştir. Bunlardan 43 tanesi Buhari ve Müslim’de, 26’sı yalnız Buhari’de, 52’si yalnız Müslim’de, diğerleri öteki hadis kitaplarında bulunmaktadır. (1)

Ebû Saîd, Medine’de Mescid-i Nebevî’nin inşasına katılmış, Bedir gazasında küçük olduğundan bulunamamış, on üç yaşında Uhud gazasına babası ile katılmış ve bu savaşta babası Mâlik şehit olmuştur.

İşimiz o kadar yoluna girdi ki…

Babasının ölümünden sonra ailesinin geçimi ona kalmış ve önceleri açlık çekmiş, karnına taş bağlamıştır. Ailenin kadınları, “Kalk da Resulullah’a git, ondan bir şey iste, herkes istiyor!” dediklerinde, önce gitmemiş, sonra Resulullah’ın huzuruna gittiğinde, onun şu hutbeyi irad ettiğini görmüştür: “İstiğna gösteren ve iffeti muhafaza eden insanları, Cenabı Hak âlemden müstağni (ihtiyaçsız) kılar.”

Bu sözü duyduktan sonra, bir şey istemeye cesaret edemeden dönmüştür. Bunun sonrasını kendisi şöyle anlatır: “Resûli Ekrem’den bir şey dilemeyerek döndüğüm halde, Cenâbı Hak bize rızkımızı gönderdi. İşimiz o kadar yoluna girdi ki, Ensar içinde bizden daha zengin bir kimse yoktu…” (2)

Ebû Said, Benû Mustalik ve Hendek gazalarına da katılmış, seferlere çıkmıştır. Hudeybiye, Hayber, Mekke’nin fethi, Huneyn, Tebük gazalarında bulunmuştur. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin on iki gazasında yer almıştır.(3)

Hz. Ömer ve Osman devirlerinde Medine’de fetva vermiş, Hz. Ali devrinde Nehrevan savaşında bulunmuştur (Allah hepsinden razı olsun).

İlk haricî fitnesi!

Haricilere ilişkin şu rivayeti vardır: “Bir gün Resulullah bir şeyleri taksim ederken, bir adam geldi ve ona:

— Ya Resûlallah, adalet üzere hareket et, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem;

— Ben adalet etmezsem kim eder? Buyurdu. Hz. Ömer, adamın kellesini uçurmak istedi. Resulullah buyurdu ki:

— Hayır, bırak! Onun öyle arkadaşları olacak ki, onlar sizin namazlarınızı, oruçlarınızı beğenmeyecek, fakat onlar bir ok yayından nasıl çıkarsa dinden öyle çıkacaklar. Bunların içinde öyle bir adam bulunacak ki, memelerinden biri kadın memesi gibidir. Bunlar, insanlar bir fetret içinde iken zuhur edeceklerdir.

Ve o sırada bu adam hakkında şu ayet nazil oldu: “İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse hemen kızarlar.

Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup “Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resulü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet eder (onun ihsanını ister)iz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.” (Tevbe; 58-59.)


Ebû Said bu hadisi naklettikten sonra şöyle demiştir: “Şehadet ederim ki, Resuli Ekrem bu sözleri söylemiş, yine şehadet ederim ki, bu adamı Hz. Ali katletmişti. Bu adam teşhis olunurken vaka yerinde bulundum, onun Resuli Ekrem’in tarif ettiği gibi olduğunu gördüm.”


Resulullah’tan duymadığımı nakledemem!

Ebû Saîd’in rivayetlerini nakledenler arasında Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Abbas, Enes b. Mâlik, İbn Ömer, Ebû Katade, Ebû Tufayl, Saîd b. El-Müseyyeb, Tarık b. Şihâb, Ata, Mücâhid de bulunmaktadır.

Talebelerinden Kuz’a, Ebû Saîd’e, Resûlullah’ın namaz kılma şeklini sorduğunda şöyle demiştir: “Resûli Ekrem öğle namazına durdukları zaman birimiz kalkar, Baki’ye gider, ne işi varsa görür, ondan sonra evine gelir, abdestini tazeler, sonra mescide döner, Resuli Ekrem’i birinci rekâtta bulurdu” (4)

Ebû Said’e,
— Siz bu hadisi, bizzat Resuli Ekrem’den mi duydunuz? Diye soran Kuza’ya o şöyle cevap verir:
— Ben Resûli Ekrem sallallahu aleyhi vesellemden duymadığım şeyi nasıl naklederim? Evet, bizzat Resûli Ekrem’den duydum…

Medine valisi Mervân’ın, bir gün bayram namazında, namazdan evvel hutbe okumasına cemaatten biri “Sünnete muhalefet ediyorsun!” diye karşı çıkmış, Ebû Said de şöyle demiştir:
— Bu zat vazifesini ifa etmiştir. Resûli Ekrem Efendimizden duydum: “İçinizden biri bir kötülüğü görür ve onu eliyle yok edebilirse hemen onu yok etsin; eliyle yok edemezse diliyle yok etsin, o da olmazsa kalbi ile yapsın. Bu da imanın en zayıfıdır.” (5)

Ebû Saîd, Resûlullah’tan her duyduğunu her zaman rivayet etmemiş, ihtiyaç duyduğu zamanlarda, sünnetin yanlış uygulandığını gördüğünde, hadis rivayet etmiştir. O, yoksullara, öksüzlere yardım etmiş, onları evine alarak barındırmış ve terbiye etmiştir. Leys, Süleyman b. Amr bunlardandır.

Ebû Said, H. 74 yılında seksen bir yaşında vefat etmiştir. Ashabın fakih ve âlimlerinden olan Ebû Said’in Abdurrahman, Hamza ve Saîd adında üç çocuğu olmuştur.

Dipnotlar: 1- Ahmed Naim, Sahîhi Buhârî Muhtasarı, Tecridi Sarih Tercüme ve Şerhi, I, 26 Mukaddime. 2- Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 449. 3- Sahîhi Buhâri, II, 251 3- Sahîhi Buhâri, II, 251. 4- Ahmed b. Hanbel, a.g.e., 111, 35. 5- Ahmed b. Hanbel, a.g.e., III, 10.

ABDULLAH KARA - DR. ELİF HİLAL KARA

GÜLİSTAN DERGİSİ...

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Hz. Ukkaşe b. Mihsan el-Esedi
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 04:18 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Hz. Ukkaşe b. Mihsan el-Esedi

Peygamber Efendimiz (sav.) artık ömrünün sayılı günlerini yaşıyordu. Altmışüç yıllık şerefli hayatını insanlara hidayet ve kurtuluş yolunu anlatmakla geçiren o şanı yüce insan bir karıncayı bile incitmemiş ve incitenleri de daima uyarmıştı. Fakat Allah elçilerinin de farkında olmaksızın çok ufak hatalar işleyebileceğini bildiğinden şu son anlarını yaşarken bütün mü'minlerle helalleşmeyi aklından geçirdi.
forumankebut.net - Hz. Ukkaşe b. Mihsan el-Esedi İşte o yüzden bir gün Bilâl'den ezan okuyarak mü'minlerin camiye toplanmasını rica etti. Hz. Bilâl'de bunu bir emir kabul ederek hemen minareye çıkıp gür sesiyle ezan-ı şerifi okudu. Ezan sesini duyar duymaz bütün Mekke'li ve Medine'li sahabiler birer birer camiye akın ederek her tarafını tıklım tıklım doldurdular.
Sevgili Peygamberimiz (sav) sahabilere iki rekat namaz kıldırdıktan sonra minbere çıkarak önce Allah'a hamdü senada bulundu, daha sonra da bütün gözlerden ırmak ırmak yaşlar akıtan, bütün kalpleri tirtir titreten, bütün vücutları ürpertiye boğan içli ve duygulu bir hutbe verdi. Ve hutbesini sona erdirirken de kelimelerin üstüne basa basa şöyle dedi:
"Ey mü'minler!... Ben sizin Peygamberinizim. Sizlere ömür boyunca öğütler verdim, hidayet ve kurtuluş yolunu anlatmaya çalıştım. Tabii ki güç ve kuvvetine sınır olmayan Allah'ın izni ve yardımıyla. Sizleri bir kardeş gibi şefkat kanatlarımın altına alarak korudum. Bir baba gibi de size karşı merhametli davrandım. Sizinle keder ve gaye birliği ettim.
Şimdi size soruyorum. Bende hakkı hukuku olan var mı? Olan hemen gelsin ve Allah hakkı için, Kıyamet günü hesaplaşmasından önce hakkını alsın."
Yaşlı yaşlı ağlayan gözlerle peygamberlerini dinleyen sahabilerden hiç kimse gidip de, "Ey Allah'ın Rasulü!.. Benim sende hakkım var" demedi. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) aynı soruyu ikinci ve üçüncü defa tekrarlayınca sahabilerden Ukkâşe ayağa kalkarak huzuruna vardı ve, "Ey Allah'ın elçisi anam-babam sana feda olsun! Eğer defalarca Allah (c.c.) adını kullanmasaydınız huzurunuza gelip de hakkımı aramaya kalkışmayacaktım." dedi ve olayı şöyle anlattı:
"Ey Allah'ın elçisi! Birgün sizinle birlikte savaş ediyordum. Nasılsa develerimiz yanyana geldiler. Devemden inerek özür dilemek üzere size yaklaşmıştım ki, birden kamçınızın sırtımda şakladığını duydum. Ey Allah'ın Rasulü! Bunu kasten mi yaptınız yoksa devenize vururken kazara bana mı çarptı? Bunu bilmiyorum."
Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav.) "Ey Ukkâşe, Peygamberin sana kasten nasıl vurabilir? Asla!" diye özür beyan etti ve ardından Hz. Bilal'e, kızı Fatıma'nın evine vararak aynı kamçıyı alıp getirmesini söyledi. Bilal (r.a.) camiden çıkarak Hz. Fatıma'nın evine doğru hızla yol almaya başladı. Bir yandan da Peygamberler Peygamberinin kendi kendine ceza vermesini düşünüyordu.
Kapıyı çaldı; içerden Fatıma "Kim o kapıya vuran?" diye seslenince Bilal (r.a.) kendisini tanıttı ve Allah Rasulünün savaşlarda kullandığı kamçısını almaya geldiğini belirtti. Fatıma:
- Ey Bilal, babam kamçıyı ne yapacak?
Bilal:
- Baban bu kamçıyla kendi kendisini cezalandıracak.
Fatıma:
- Ey Bilal, bu kamçıyla babama vurarak hakkını alacak olan kim?
Bilal:
- Ukkâşe, dedi.
Hz. Bilal (r.a.) kamçıyı alır almaz doğru camiye yollandı. Kamçıyı götürüp Hz. Peygamber'e teslim etti. Peygamber de Ukkâşe'ye verdi.
Tam bu sırada ayağa fırlayan Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer "Ey Ukkaşe, işte biz karşındayız, Peygamber'in yerine bize vurun. Ne olur?" diyerek arkalarını dönerler.
Hz. Peygamber:
"Ey Ebu Bekir, Ey Ömer, yerlerinize oturun. Şüphesiz ki Yüce Allah (c.c.) sizin bu iyi niyetinizi mükafatsız bırakmayacaktır" dedi.
Bu defa Hz. Ali (r.a.) :"Ey Ukkaşe!" der: "İşte ben karşınızda hayattayım, Peygamber'e vurmanıza gönlüm razı olmuyor, işte sırtım, işte karnım, istediğiniz yere dilediğiniz kadar vurun."
Hz. Peygamber:
- Ey Ali, otur yerine! Yüce Allah (c.c.) senin bu iyi niyetini mükafatsız bırakmayacaktır" dedi.
Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin:
- Ey Ukkaşe, biliyorsun ki biz Allah Resulünün torunlarıyız, hakkını bizden aldığında O'ndan almış sayılırsın. Ne olur bize vur?" diye yalvarıp yakarırlar. Hz. Peygamber (sav) onlara da:
-"Yerlerinize oturun, ey benim göz bebeğim torunlarım" diye çıkışır.
Bütün bu olanları ibretle seyreden Sevgili Peygamberimiz (sav.) "Ey Ukkaşe, eğer gerçekten bana vurmak istiyorsan, buyur, vur!" diyerek haykırdı. Bunun üzerine Ukkaşe, "Ey Allah'ın Resulü!" dedi. "Siz bana vurduğunuzda ben çıplaktım. Şimdi ben de size vururken çıplak kalmanızı rica ediyorum."
Sevgili Peygamberimiz (sav) hiç duraklamadan hemen elbisesini çıkardı ve "Buyurun, hiç çekinmeden dilediğiniz kadar vur" dedi.
Durumu yakından izleyen sahabiler hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar ve hıçkırık sesleri cami duvarlarını sarsarcasına kalınlaşırken, Ukkaşe bakar ki iki cihan güneşi Peygamberin vücudu süt gibi beyaz ve ardından Peygamberlik mührünü taşıyan ben etrafa ışık saçmaktadır. Kalkar gider sırtını doya doya öperek yerine dönüp oturur. Ardından da:
"Ey Allah'ın Rasülü!" der. "Canım sana feda olsun! Hangi kalb sana kıyabilir? Maksadım sadece o senin ışık saçan mübarek vücudunu kana kana öperek, senin yüzün suyun hürmetine Rabbimin rızasını kazanmak ve Cehennem azabından kurtulmaktır."
Sözün burasında ışıldayan nurani gözlerle sahabilerin süzen Sevgili Peygamberimiz (sav): "Ey Mü'minler!.. Beni dinleyin!" der. "Cennetlik görmek isteyen varsa, işte Ukkaşe'yi görsün."
Bunun üzerine bütün müslümanlar kalkıp Ukkaşe'nin gözlerinden öperek, "Müjdeler olsun!.. Yüksek derecelere eriştin ve Peygamberimizin dostluğunu elde ettin." diyerek kendisini tebrik ettiler.
Allah'ım ululuk ve yücelik hakkı için bize Sevgili Peygamberimizin şefaatını nasip et, amin

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti
Yazar: RasitTunca - 03-16-2020, 04:05 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti

“Hulefâ” lûgatte, bir kimseden sonra gelip oun yerine geçen, onu temsil eden, onun yerine vazife yapan kimse anlamına gelen “halîfe” kelimesinin cem’isi (çoğulu)dir, halîfelere demektir. Kur’ân-ı Kerim’de geçen “halîfe” ve “hulefâ” kelimeleri, lûgat-sözlük mânâsıyla irtibatlı bir anlam taşır. Mesela, “Hani Rabbin meleklere, ‘muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halîfe (bir insan, bir âdem) yaratacağım’ demişti…”(1) Yine Kur’an, helâk edilmiş kavimlerin yerine başka toplulukların getirilmesini de şöyle ifade eder: “(Onlardan) sonra, arkalarından sizi yeryüzünde halîfeler (onların yerine geçen insanlar) yaptık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye.”(2)

Görüldüğü üzere Kur’ân-ı Kerim’de geçen halîfe ve hulefâ kelimeleri, insanın yeryüzünde yetkili ve vazifeli kılındığını anlatmaktadır.
***

Dinî ıstılahta/literatürde “halîfe”, devlet başkanı, en yüksek idareci-yönetici demektir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) irtihalinden sonra onun yerine devlet başkanlığına geçenleri ifade etmekte kullanılan bir mefhumdur-kavramdır. Kısacası halîfe, O’nun yerine geçerek dini koruyan, yayan, dünya işlerini düzene sokan, asayişi temin eden kimseye verilen addır. Halifelerin “imam”, “emîru’l-mü’minîn” ünvanları ile de anıldıkları olmuştur. Sonraki asırlarda ise “melik”, “sultan” ve “padişah” isimleri de kullanılmıştır.
***

“Hulefâ-i Râşidîn”, râşid halîfeler yani doğru yolda giden, hak yol üzere olan, halefi bulundukları İki Cihan Serveri Efendimiz’in (s.a.v.) yolunda yürüyen halîfeler demektir. Görüldüğü üzere kelimeler Arapça, terkip Farsça’dır. Bu tâbir; ilk dört halîfe Hazret-i Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallâhü anhüm) hakkında kullanılmaktadır.
***

Ashab, Arapça bir isimdir; sözlükte, biriyle ülfet edip kaynaşmak, arkadaş olmak mânâsına gelen “sohbet” kelimesinde türetilmiş “sâhib” kelimesinin cem’isidir. “Ashâb-ı kiram” da yüce sahâbiler demektir.

İslâmî ilimler ıstılahında ise “ashâb”, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) Müslüman olarak gören, O’nun sohbetinde bulunan ve Müslüman olarak vefat eden kişi anlamına gelen “sahâbî” kelimesinin cem'îsi/çoğuludur. Mü’min olarak Rasûlüllah Efendimizin sohbetinde bulunmuş olmakla birlikte a'mâlık-görmeme gibi ârızi bir sebeple/engelle O’nu bizzat gözleriyle göremeyen kişiler de ashaptandır. Ashaptan olduğu halde sonradan irtidat etmiş (İslâm’dan çıkmış) kişiler ise sahâbi olmaktan da çıkar. Ashaptan olabilmek için temyiz kabiliyeti yeterli görülmüş, büluğ şartı aranmamıştır.

Ashab, gerek savaşlarda ve gerekse diğer zamanlarda Rasûlüllah Efendimizin yanında yer alarak O’na canlarıyla-mallarıyla yardımcı olan altın nesildir.

Yine ashab, O’nun vefatından sonra da İslâm’ı yaymak canlarını ve mallarını feda ettikleri gibi, bu mukaddes dinin esaslarını muhafaza etmek ve daha sonraki nesillere nakletmek hususunda da hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir topluluk olmuştur.
***

Bu mübarek nesil Kur’ân-ı Kerim’de pek çok ayetle övülmüştür. “Muhammed Allah’ın resûlüdür. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin (ve metîn), kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lûtuf ve rızâ isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah, inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat va’detmiştir.”(3)

Bizzat Rasûlüllah Efendimiz tarafından da övülen ashab, insanlık tarihinin şahit olduğu en temiz, en mükemmel, en yüce, en üstün nesil olmuştur. Fazilet bakımından çeşitli tabakalara ayrılan ashabın sayısıyla alakalı, kaynaklarda, altmış binden 124 bine kadar değişik rakamlar verilmiştir.(4)
***

PEYGAMBERLERDEN SONRA BEŞERİN EN FAZİLETLİSİ

Dilerseniz, sözü daha fazla uzatmadan İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerine bırakalım ve bu mevzûda onun söylediklerine kulak verelim(5).

“Halîfelerin daha faziletli olma durumları, hilâfet tertibi sıralarına göredir. Ehl-i Hakk’ın (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin) icmâı-ittifakı şu mânâ üzerinde toplanmıştır:

“Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra beşerin en faziletlisi Hazret-i Ebû Bekir, sonra Hazret-i Ömer’dir.’ (Radıyallâhü anhümâ)

“Fakîrin anlayışına göre, daha faziletli olmanın sebebi; elbette ki menkıbelerin ve meziyetlerin çokluğundan dolayı değildir. Asıl sebep; imanda, infakta, bezl-i nefs etmekte önceliği almasıdır. (Yani Allâh’a ve Rasûlüne iman etmekte, onun rızâsı için bütün malını-mülkünü hiç esirgemeden bol bol sarfetmekte, hiçbir tereddüt göstermeden bezl-i vücûd edip canını ortaya koymakta herkesi geçmiştir.) Bu yapılanlar da dînin te’yidi (kuvvetlenmesi), Seyyidü’l-mürselîn Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.)şerîatinin tervîci (yayılması) içindir.

“Dinî umûrda sâbikûn, lâhikûnun üstâzı gibidir... (Yani dinle ilgili işlerde ilkler, sonrakilerin hocası mesabesindedir.) Sonrakiler kavuştukları, sahip oldukları her şeye, ilklerin devlet sofrasından nâil olurlar.

“Üstte anlatılan bu üç kâmil sıfatın tamamı, Hz. Sıddîk’a inhisar etmiştir, ona mahsustur. O kimse ki, imanda başta olmak ve (Allah yolunda) mal harcamak, nefsi bezletmek hasletlerini (kendisinde) birleştirmiştir; işte o, Hz. Sıddîk’tir (r.a.). Bu devlet, ümmet içinde ondan başkasına müyesser olmamıştır.

“İrtihâli ile son bulan hastalığı esnasında Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“İnsanlar arasında, nefsinde ve malında bana emniyet eden Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe’den başka kimse yoktur. Eğer insanlardan bir halîl edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i kendime halîl edinirdim. Lâkin İslâm kardeşliği daha faziletlidir. Ebû Bekir’in penceresinden başkasının penceresini bana kapatınız. Allah Teâlâ beni size gönderdi, sizler yalanladınız. Halbuki Ebû Bekir tasdik etti. Malını ve canını bana bıraktı. Bu durumda arkadaşımı bana bırakır mısınız?”

“Ve yine Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Eğer benden sonra peygamber (gelecek) olsaydı, elbette Ömer b. Hattâb olurdu.”

“Emîru’l-mü’minîn Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:

“Ebû Bekir ve Ömer, bu ümmetin en faziletlileridir. Her kim beni onlardan üstün görürse müfterîdir, iftirada bulunmuştur; binaenaleyh müfterîlerin dövüldüğü gibi, onu kamçı ile döverim.’

“Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) ashâbı (r.anhüm) arasında vâki olan muhârebe ve münâzaalar, iyiye-hayra yorulmalıdır. Onlar, hevâ ve heves zannından, hatta riyâset (başa geçmek, başkan olmak) ve makam sevdasından, rütbe ve mevki talebinden de uzak tutulmalıdır. Zira bütün bu rezillikler nefs-i emmâreden gelir. Halbuki bu büyüklerin nefisleri, Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) sohbeti ile saf ve tertemiz olmuştur.

“Ne var ki, hilâfeti hakkında meydana gelen muhârebe ve münâzaalarda, hak Hazret-i Ali tarafında idi. Muhalifleri ise, ictihâdî bakımdan hatalı idiler. Böyle bir hatada da, fâsıklıkla itham şöyle dursun, ayıplamaya ve ta’n etmeye (onlar hakkında kötü konuşmaya) dahi yer yoktur. Zira bütün sahâbe âdildir, rivâyetleri de makbuldür. Hz. Ali’nin muvâfıkları ve muhâlifleri rivâyetlerde doğru olmakta bütünüyle müsâvidir, itimada şâyandırlar. Onların muhârebe ve çekişmeleri, biribirlerini yaralamak için olmamıştır.

“O bakımdan hepsini sevmek gerekir. Zira onları sevmek, Rasûlüllah’ı (s.a.v.) sevmektir. Çünkü Rasûlüllah Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bir kimse onları (ashâbımı) severse, beni sevdiği için sever.’

“Ve yine ashâba, buğzedilmemesi yani onlara karşı düşmanlık hissi, kin ve nefret duyguları taşınmaması lâzımdır. Zira onlara buğzetmek, Rasûlüllah’a (s.a.v.) buğzetmektir. Nitekim bu mânada Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Onlara buğzeden, bana buğzettiğinden dolayı buğzeder.’

“O yüzden bu büyüklere hürmet ve saygı göstermek, Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’e (s.a.v.) hürmet ve saygıdır. Onlara saygının olmayışı da, Resûlüllah Efendimiz’e hürmet ve saygının olmayışındandır. Anlatılan bu mânâdan ötürü münasip olan şudur:

Ashâbın, istisnâsız tamamına hürmet ve tâzim gösterilmelidir; zira onlara yapılan saygı ve hürmet, Resûlüllah Efendimiz’e yapılmış olmaktadır.

“Şeyh Şiblî (k.s.) şöyle dedi:

“Ashâbına tâzim etmeyen, (onlara hürmet ve saygı göstermeyen) Allâh’ın Resûlü’ne iman etmemiştir.”


DİPNOTLAR
(1) Bakara sûresi, 3/30; Çantay, Hasan Basri, Kur’ân-ı Hakîm ve Meal-i Kerîm, İstanbul, 1, 18
(2) Yûnus sûresi, 10/14; Çantay, Hasan Basri, a.g.e., İstanbul, 1, 307
(3) Fetih sûresi, 48/29.
(4) Tercüman, Sahâbiler Ansiklopedisi, 5-8.
(5) el-Mektûbât, 3, 17

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Hoby Blogculuk Nedir?
Yazar: RasitTunca - 03-15-2020, 11:26 AM - Forum: Hoby Bilgileri - Yorum Yok



Blog Nedir?

Web tabanlı bilgi paylaşım ağı olan blog, insanların bildiği, öğrendiği ve paylaşmak istediği paylaşımları aktarmayı sağlayan mecradır. weB-LOGin kelimelerinin kısaltımı şeklinde oluşan blog kelimesi birleşik kelimenin kısaltması olarak oluşturulmuştur. İnternet ortamında kişisel internet sayfası sahibi olmak isteyenler için blog özel bir seçenektir.

Blogla Sitenin Ne Farkı Var?

Kullanıcılar genellikle internet sitesi ile blogun farkını merak etmektedirler. İnternet siteleri kendi içinde türlere ayrılır. Blog da bir internet sitesidir. Ancak portal sitesi, blog sitesi ve forum sitesi gibi türleri olan internet sitesi seçenekleri arasında blog sitesi kendi tarzı ile farklı bir internet sitesi konseptidir. Kullanıcıların merak ettiği bir diğer konu da blog sayfası için kod bilgisinin gerekli olup olmadığıdır. Kod bilginiz olsa da olmasa da blog sahibi olmanız mümkündür. Hazır tasarım halinde olan binlerce blog seçeneği arasından beğeninize göre blog tercihi yapabilirsiniz. Eğer kod bilgisine sahipseniz bu durumda kendi blog sayfanızı kendinize özel şekilde tasarlayabilirsiniz.

Blog Türleri

Çok sayıda blog türü vardır. Bilgi verme amaçlı olan blog siteleri sadece bilgiye odaklı ve tasarım detayı olarak derinliği olmayan bloglardır. Kişisel blog sayfaları ise aşk, giyim, spor ya da sağlık gibi konularda ve farklı formatlarda olabilir. Bunun dışında özel amaçlı blog sayfaları da oluşturularak özel veri akışı sağlanabilir. Blog açmak isteyenler neden blog açmalıyım diye düşünebilirler. Bir şeyler paylaşmak ve kendinizi sanal ortamda ifade etmek istiyorsanız blog açmak en iyi çözüm olacaktır. Boşa zaman harcamak yerine faydalı paylaşımla yapmak istiyorsanız en ideal seçenek blog sayfasıdır. Kendi konseptinize uygun tasarım yaparak içeriği oluşturduktan sonra blogunuzu devamlı güncelleyerek yeni paylaşımlar yapabilirsiniz.

Kişisel Blog Sayfaları

Bu blog sayfaları blog yazarının kişisel ismini taşıyan ve bireysel özelliklerin ön planda olduğu blog sayfasıdır. Kişisel blog sayfaları bu alanda çok deneyimli olmayan bireylerce de kullanılabilecek sayfalardır. En çok kullanılan blog türü olan kişisel bloglar her konuda açılabilir.

Temasal Blog

Uzmanlık gerektiren bir blog sayfası olan temasal blog alanında uzman kişilerce belirli bir konu etrafında hazırlanan blog türüdür. Özellikle moda alanında çokça tercih edilen temasal bloglar, ekonomi, tarih, siyaset ve diğer alanlarda oluşturulabilir.

Topluluk Blogları

Bu tarz bloglar üyelik ile kullanıcı grubu oluşturarak bilgi paylaşımı oluştururlar.

Kurumsal Blog Sayfaları

Kurum ve firmaların kendi tanıtımları ve bilgi verme alanları olarak tasarlanan kurumsal blog sayfaları iş dünyasında giderek önemi artmaktadır. Daha geniş kitlelere ulaşmayı kolaylaştırma bu ortamlarla bilgi kirliliği de engellenmiş oluyor.

Blog Açmak Ücretli mi?

Blog açmanın ücretli olup olmadığı sıkça sorulan sorulardandır. Ücretsiz blog açtığınızda çeşitli kısıtlamalar ve birtakım prosedürlerle karşılaşabilirsiniz. Bunun yanında ücretli olarak açacağınız blog sayfaları ise alan adı olarak ve site tasarımı olarak özel seçenekler sunuyor. Eğer özel bir seçenek arayışındaysanız ücretli blog sayfaları sizin için ideal seçeneklerdir. Ücretsiz olarak kullanabileceğiniz blog servislerini mercek altına aldığımızda şu seçenekler dikkat çekiyor.

Blogger: Google'nin blog mecrası olan blogger, Google'nin ücretsiz olarak sunduğu bir hizmettir. Google alt yapısı ile blog sahibi olmak istiyorsanız ve bunu ücretsiz olarak elde etmek istiyorsanız Blogger sizin için ideal bir tercihtir.

Wordpress: Blog siteleri arasında en sık tercih edilen blog mecrası WordPress'tir. Zengin içeriği ve özgün tasarımları ile WordPress ile aradığınız özle seçeneklere sahip olabilirsiniz.

Blogcu: Yerli blog sitesi olan Blogcu, Blogger ve WordPress'e göre bir adım geride olsa da özgün ve yerli tasarımlar ile sizlere özel çözümler sunuyor.


Blog Yazarı Kimdir?

Blog yazarı; okuyucuları bilgilendirmek ve eğlendirmek amacıyla web sitelerin bloglarında yazı yazan kişilere verilen isimdir. Bilinen, keşfedilen, denenen bir takım şeyleri okuyucu ile paylaşırlar. Farklı konularda makaleleri okuyucuya aktarırlar.
Blog Yazarı Ne Yapar? Blog Yazarı Görev Sorumlulukları Nelerdir?

Blogger olarak da adlandırılan blog yazarlarının görev sorumlulukları şöyledir:

    Belirli bir konu hakkında deneyim sahibi olmak ve bu deneyimleri görselle destekleyerek yazı eşliğinde okuyucuya aktarmak,
    Okuduğu kitaplar, gezdiği yerler, yediği yemekler ya da kullandığı ürünler gibi pek çok farklı konuda deneyim sahibi olmak,
    Yazıları ve fotoğrafları kişisel bloglarında yayınlamak,
    Yazı yazarken imlâ kurallarına, noktalama işaretlerine ve kullanılan dile özen göstermek,
    Yazıların doğru kişilere iletilmesi için etiket ve başlık seçimini doğru yapmak,
    Yayınladıkları yazıların daha çok kişiye iletilmesi için sosyal medya hesaplarından (Twitter, Facebook, Instagram, Google Plus, Pinterest vb.) faydalanmak.

Blog Yazarı Nasıl Olunur? Blog Yazarı Olmak İçin Hangi Eğitim Alınmalıdır?

Blog yazarı olmak için herhangi bir bölümde eğitim almak zorunlu değildir. Bunun için kişinin kendisini geliştirmesi gerekir. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü gibi Türkçeye hakim olunan bölümlerden mezun olanlar bu alanda avantaj sahibi olabilir.

Son yıllarda sosyal medyanın da kullanım alanının artması ile birlikte blog yazarları ve yazıları oldukça artmıştır. İnternet istediğiniz her bilgiyi kolayca bulabileceğiniz bir platforma dönüşmüştür. Blog Bullettin Board System adlı ingilizce kelime öbeğinin kısaltmasıdır. Blog yazarlarına ise internet ortamında blogger denmektedir.

Kişiler özgür iradeleri ile yasa sınırları içerisinde her konuda bir blog yazısı yazabilirler. Son 10 yıldır blog denen kavram hayatımızda bulunmaktadır. Genellikle ücretsiz olan blog yazılarını paylaşan siteler sistemde bolca bulunmaktadır. Okuyuculardan da blog yazarlarından da herhangi bir ücret talep etmeyen bu sitelerin sayısı git gide hızla artmaktadır. Yurtdışından sonra ülkemize de gelen bu sistem kişilerin fikirlerini, deneyimlerini, hayatlarını kolayca paylaşabilecekleri bir alana dönüşmüştür. Kısa bir roman tadında da olan bu sitelerde bulunan yazarlar, sizlerin de bildiği üzere kitap yazımına kadar ilerleyen uzun bir süreci oluşturmaktadır. Günümüz dünyasında kişiler güvendikleri ve kalemlerini güçlü buldukları kişiler üzerinden birçok deneyimi yaşamadan elde edebilmektedir. Okuma alışkanlığı zayıf olan birçok insan bu kısa blog yazılarını çok sevmiştir. Örnek vermek gerekirse, yurtdışında görmek istediğiniz bir yer olduğunu düşünelim. İnternet üzerinden ya da bilinen kitapçılardan herhangi bir kaynak bulamamış olabilirsiniz. Ancak seyahat üzerine yazıları yayınlayan bir blog sitesi olduğunu varsayalım. Gerçek kişileri yaşanan tecrübeleri sizlerin o ülke hakkında çok daha ayrıntılı bilgi edinmesine yardımcı olur. Herhangi bir sınırlaması olmayan blog yazıları çok kısa ya da çok uzun olabilir. Kendinize çok daha yakın hissettiğiniz bir yazarın blog sayfasını takip ederek hiç tanımadığınız bir arkadaş edinebilirsiniz. Yazarlar da kendi deneyimlerini paylaşarak hiç tanımadıkları insanlar ile kusursuz bir bağ kurmaktadır. İstediğinize göre yazarlara mesaj atabilir ya da blog yazılarına yorum yapabilirsiniz.

Son yıllarda artan sosyal medya iletişiminin dostluk kavramını körelttiği herkes tarafından aşikardır. Görüşmek ya da aramak yerine gelişen like sistemi ne yazık ki insanlar arasındaki samimi bağı köreltmektedir. Ancak blog yazmak adeta günlük tutmak gibi hem yazanın yalnızlığını azaltmakta hem de otobiyografi okumak gibi okuyanın zihini geliştirmektedir.

Blog Nasıl Yazılır?

Blog yazarı olmak kural tanımayan olaylar silsilesidir. İsterseniz fotoğraf paylaşabilir, her türlü kişisel bilginizi anonim hesaplar üzerinden kolayca paylaşabilirsiniz. Her istediğiniz konuda deneyimlerinizi kolayca aktarabilirsiniz. Yalnızca samimi olmanız beklenmektedir. Bunu okuyucularınız için yapmalısınız. Yazılarınızda imla hatası ve anlatım bozukluğu olmamalı. Bu kurallara uygun bir blog yazarı olduğunuz zaman okuyucularınızın sayısı hızla artmaya başlayacak ve git gide daha fazla insana ulaşmaya başlayacaksınız.

Blog Ne İşe Yarar?

Blog sayesinde para kazamaya dahi başlayabilirsiniz. Yazılarınız üzerinden takipçi sayınıza göre reklam alabilir ve bunu işiniz haline getirebilirsiniz. Ancak kar amacı gütmüyorsanız yalnızca yazarak rahatlamak ve insanlara hızlıca ulaşmak için bile blog yazarı olabilirsiniz.

Blog Nasıl Açılır

Blog açmak istiyorum ancak blog nasıl açılır hiç bir fikrim yok… ne yapmalıyım? Blog kurma işine nereden başlamalıyım ?

Bir blog nasıl açılır en kolay ve anlaşılır şekilde öğrenmek istiyorum ve ek gelir olarak blog ile para kazanmak istiyorum diyorsanız, şunu baştan söylemeliyim ki kesinlikle doğru adrestesiniz.

İlk blog kurma girşimim 2009 yılında hiç bir bilgiye sahip olmadan, gerçek anlamda 0 teknik bilgi ile oldu. gözlerim kan çanağı saatlerce, günlerce araştırma yaptığımı hatırlıyorum. İlk adımımdan bu güne tarif edemeyeceğim boyutlarda bilgi ve tecrübe edindim.

Bu blog nasıl açılır yazısı ise, 2009 yılından beri ne öğrendiysem, hiç bir noktayı atlamadan aktaracağım bir rehber olacak.

Bu yazımda sizlere blog nasıl açılır adım adım hiç bir noktayı atlamadan anlatacağım. Tabii yazımda anlattığım blog kurma yöntemi bir gezi blogu nasıl açılır, makyaj blogu nasıl açılır, moda blogu nasıl açılır, kişisel blog nasıl açılır ya da yemek blogu nasıl açılır gibi, blog açma mantığı aynı olan bir çok alt kategoriyi de kapsayıcı olacaktır.

İnanın bana yazının sonuna geldiğinizde blog açma işlemini 10 dakika da halletmiş olacak ve siz de benim sahip olduğum gibi profesyonel bir bloga sahip olacaksınız!

Güncelleme Notu: 2014 yılından bu yana 2500’ün üzeride kişi blog açmak için hazırladığım bu rehber ile blogunu açtı. Bu 4 yazıdan oluşan rehber sayesinde blogunu açıp, şu an blogundan aylık binlerce lira kazanan yüzlerce takipçim var.

Ayrıca blog açmak için oluşturduğum bu rehber;

#Başlangıç seviyesinde olan kişiler için (0 bilgiye sahip olsanız bile) takip edilebilir durumda
#Ve sürekli güncel tutulmaktadır.
#Platform spesifiktir. ( Yani wordpress ile blog açmak anlatılmıştır )
#Takıldığınız herhangi bir noktada yazıma yorum yaparak ya da iletişim formundan bana ulaşarak ücretsiz bir şekilde yardım alabilirsiniz. (Kesin bilgi. Deneyin, görün.)
Neden Blog Kurmalısınız ?

#Eğer blog kurma konusunda karasızsanız ve kendinizden tam anlamıyla emin değilseniz, blog oluşturarak ne elde edeceğinizi, sizin nelerin beklediğini tam alamıyla kestiremiyorsanız, kesinlikle neden blog açmalısınız başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Ancak kısaca blog kurmak size ne kazandırır özetleyeyim;

#Para kazanmak: Evet blog yazarak para kazanmak kesinlikle mümkün. Bunu bir ek gelir olarak yapanlarda var, benim gibi işinden istifa edip tam zamanlı olarak yapanlarda.

Hatta öyle ki blog açarak para kazanmamak mümkün değil!  Nasıl mümkün olmadığının en büyük kanıtlı blog açıp, tek bir makale yazarak aylık 100 lira kazanmak başlıklı yazımda uygulamalı olarak 0’dan açtığım ve tek bir yazı yayımladığım blog ile google’da üst sıralara gelerek google reklamlarından aylık 100 lira nasıl kazandığımı anlatmamdır!

Ki inanın bana blog açmak internetten para kazanmak adına yapabileceğiniz en karlı ve en güzel ilk 3 iş arasında.

#Yazar Olmak: Yayımcılar / Yayımevleri sizce tanınmayan birinin kitabını mı yayımlar yoksa hali hazırda binlerce kişi tarafından okunan ve takip edilen birinin mi ? Tabii ki tanınan birinin. Sebebi ise basit. Çünkü sizi tanıyan insanlara kitap satması çok daha kolay olacaktır. Blog kurmak ise bu işin ilk basamağıdır. ( Örneğin pucca )

#İşinizi Büyütmek: Bugün en büyük şirketlerin bile blog sayfaları mevcut. Neden ? Çünkü sattığı ürünü pazarlıyor da ondan. Örneğin uçak bileti satan bir internet sitesi gezilecek en ucuz ülkeler diye blog yazısı hazırlıyor ve google’dan bu blog içeriğine aldığı trafiğe aynı yazı içerisinde o ülkeler için uçak bileti satmaya çalışıyor.

#Sadece Yazın: Blog kurmak için illa bir amacınızın olmasına gerek yok. Yazmayı seviyor, duygularınızı, düşüncelerinizi insanlarla paylaşmayı seviyorsanız da blog yazabilirsiniz.

Tabii blog oluşturma ile ne elde edeceğinize dair daha yüzlerce madde sıralanabilir. Ancak şunu bilin ki, blog açmak hayatınızı hem maddi, hem de manevi anlamda kökten değiştirebilir.

Böyle bir potansiyeli ciddi anlamda vardır ki şurada, bahsettiğim değişim potansiyeli gerçek örnekleri ile birlikte çok net bir şekilde anlatılmış.
7 Adımda Blog Kurma – Blog Nasıl Açılır

1- Blog Konusu Seçimi
2- Plaftrom Seçimi
3- Host ve Domain Ne Demek
4- Hosting Firması Belirleme
5- Alan Adı ve Hosting Satın Alma
6- Wordpress Kurma
7- Blog Tasarımı ve Kullanımı
1- Blog Kurmak İstiyorum Ancak Yazacak Konu Bulamadım

Pekala, sizinle bir beyin fırtınası yapmak adına size 60’ın üzerinde fikir verebilirim. Umarım vereceğim fikirlerden bazıları beyninizde ufak bir kıvılcım çakar ve size işte bu ! dedirtir.

#İşte o blog fikirleri: Blog Fikirleri – En Popüler Blog Konuları. Ayrıca Site Fikirleri başlıklı yazıma da bakabilirsiniz. Bu yazımda yer alan bir çok madde de  blog kurma fikri olarak değerlendirmek için gayet uygundur.

Tecrübelerime dayanarak bir kaç şeyide kesinlikle belirtmeliyim. Bana göre bu işte başarı potansiyeli oldukça arttıracak 2 önemli madde var;

1-Konu seçimi yaparken mutlaka yazarken zevk alacağınız bir konu seçin. Sevmediğiniz bir alanda asla şevkle yazamaz, dolayısı ile de kaliteli üretimler yaratamazsınız.

Bu konudaki tecrübelerimi, neden bu söylemimde kesin konuştuğumu ise blog nasıl açılır rehberimin sizin de blog kurduktan sonra okuyacağınız 4. ve son yazısı olan blog nasıl yazılır başlıklı yazımda oldukça detaylı bir şekilde anlattım.

2-Diğer bir tavsiyem ise, kesinlikle niş bir blog kurmanız. Yani her konu hakkında yazmayın. Spesifik bir konu üzerine yazın. Google niş blogları çok sever.

Sebebi ise basit. Yazdığınız blog konuları birbirine çok yakın olacağı için, yazılarınız arası link verme şansınız yüksek olacak ve böylece sitenizi ziyaret eden bir kişiye bir çok yazınızı okutabileceksiniz.

Bu şekilde sitenizde ziyaretçilerin geçirdiği süre artacak, blogunuz ise ziyaret süresi artan ziyaretçinin aklında daha kalıcı olacak ve dolaylı olarak ziyaretçinin blogunuzu sosyal medya platformlarında paylaşma oranı da artacak.

Tabii bu niş blog kurmaya, SEO açısından, yani yazdığınız blog yazılarının google’da üst sıralara çıkması açısından etki edebilecek küçük bir örnekti.

Niş blog oluşturmanın SEO açısından daha nice avantajları olacaktır. Keza bu avantajların neler olduğunu da, blog kurduktan sonra okumanızı önerdiğim SEO ile ilgili yazılarımda daha detaylı olarak göreceksinizdir.
2- Platform Seçimi : Ücretsiz Blog Kurma Platformları vs Ücretli Platformlar

#Blog kurmak için üç seçeneğiniz var, blogger, wordpress.com ve wordpress.org. Blogger ve wordpress.com üzerinden ücretsiz bir şekilde blog oluşturmak mümkün fakat en büyük dezavantajları, her ikisinde de blog adreslerinin alttaki gibi olmasıdır;

sizinblogadresiniz.blogger.com veya sizinblogadresiniz.wordpress.com

#Peki bu adreslerde size aitlik nerede ? Akılda kalıcılık nerede? Kurumsallık nerede? Neden blog adresiniz sizinblogunuz.com olmak yerine sizinblogunuz.blogger.com olsun ki ?

Sonuçta herkes alt bir domain (alan adı / site ismi) adresinde değilde, kendine ait bir domain adresi altında blogu olsun ister.

#Ücretsiz blog kurma platformlarının onlarca emek emici dezavantajı var. WordPress.com Mu Blogger Mı Yoksa WordPress.org Mu? başlıklı yazımdan bu dezavantajların tamamını okuyabilirsiniz.

#Ancak karar verme aşamasında sadece tek bir dezavantajın bile sizin için yeterli olacağını düşünüyorum ki oda, ücretsiz blog oluşturma platformları aracılığı ile açılan bloglarda para kazanılamıyor oluşu.

#Çünkü google reklamları ( google adsense ) alt alan adında olan ( yani biraz önce üstte paylaştığım ücretsiz blog plaftromlarının uzantılı site isimlerine gibi ) sitelerin reklam yayımlama başvurularını %99 ihtimalle onaylamıyor.

Peki diyelim ki ben benimsitem.com domain isminde bir blog kurmak istedim, bunu nasıl gerçekleştirecegim ? İşte, ben de size bu yazımda tam olarak bunu anlatacağım.

Profesyonel bir blog kurmak istiyorsanız  benim de şu an okuduğunuz blogum için tercih ettiğim ve kullandığım profesyonel bir blog altyapısı olan wordpresskullanmalısınız.

Dünya üzerinde kurulu olan websitelerin %30’u wordpress altyapısı üzerine kurulmuştur. Kullanması oldukça basit ve hiç bir kod bilgisi gerektirmez. Bir word, excel programı kullanmaktan farksızdır.

Biz, blog kurma için ücretsiz olan wordpress.com değilde ( ücretsiz kısmın hem kısıtlamaları var hemde domain adresiniz sizinblogadresiniz.wordpress.com şeklinde olacaktır. ) wordpress.org‘u kulllanacağız.

#Keza Türkiye’nin en iyi blogları – en iyi gezi blogları – en iyi makyaj blogları – en iyi yemek blogları – en iyi kişisel bloglar başlıklı yazılarıma da baktığınızda, listelerde yer alan blogların büyük bir çoğunluğunun wordpress.org alt yapısı kullandığını göreceksinizdir.

Tabii WordPress.org alt yapısını sadece blogların kullandığını da düşünmeyin. WordPress ile yapılmış siteler başlıklı yazımda yer alan Türkiye’nin en ünlü dizi, film, haber vs gibi sitelerin de wordpress.org alt yapısını kullandığını göreceksinizdir. Bunlara sozcu.com.tr’de dahil.

Evet, wordpress.org alt yapısı işte böyle bir yapı. Bu alt yapıda yapacaklarınız inanın sınırsız. Olanağınız sadece blog kurmak değil yani. Her hangi bir kategoride (Dizi, film, e-ticaret, haber sitesi vs.) bir internet sitesi kurmak istiyorsanız da yine wordpress.org alt yapısı ile bunu gerçekleştirebilirsiniz.

Eğer sadece blog kurmak değil, bu tür site kurma fikirleriniz varsa da, yine oldukça detaylı anlatımını yaptığım internet sitesi nasıl kurulur başlıklı yazıma da bakabilirsiniz.

Tabi blog kurmak da bir maliyet gerektiriyor. Sadece blog oluşturma değil, her türlü site kurulumu bir ücret gerekiyor.

Canınızı hemen sıkmayın.

Aklınızda oluşan soruları tahmin edebiliyorum… Ben blog oluştuma konusunda hiç bir şey bilmiyorum ki bilmediğim bir şeye neden ücret ödeyeyim ? diye düşünebilirsiniz.

Zaten bende bu yazımı bu fikirlerinizi değiştirmek, sizi de profesyonel bir blogçu yapmak için yazıyorum. İnanın bana her şey düşündüğünüzden ve beklediğinizden daha kolay.

Ve ödeyeceğiniz ücret başlangıç için hiçte uçuk bir rakam değil. Blog açmak için ödeyeceğim ücret nedir ? Hemen söyleyeyim; genel olarak yıllık maximum 250-350lira arasında.

Not: Bu maliyet ilk yıl için wpmavi okuyucularına özel indirim ile sadece 113 TL olacktır. Yani ilk yıl 113 TL, devam eden yıllarda ise üstte bahsettiğim 250 – 350 TL arası maliyet rakamları çıkacaktır ki zaten eğer ilk yıl sonunda bir başarı elde ederseniz, blogunuzdan kazanacağınız reklam gelirleri bu maliyetlei hayli hayli karşılayacaktır.

Baktınız ki ilk yıl sonunda istediğiniz başarıya ulaşamadınız ya da bu işten sıkıldınız ve daha fazla devam etmek istemediniz o zaman da ödeme yapma zamanı geldiğinde herhangi bir ödeme yapmazsınız bu işin maliyeti size sadece 113 TL olmuş olur.

Blogunuzun kurumsal, profesyonel bir görünüme sahip olmasını, size ait olmasını, özgürce hareket edebilmeyi, istediğiniz gibi tasarlamayı istiyorsanız,

Dünya üzerindeki ben de dahil milyonlarca website sahibinin siteleri için yıllık belirli ücretler ödediği gibi, sizin de aşağı yukarı yıllık 250 – 300 lira gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekli.

Tamam. Yıllık 300 lirayı gözden çıkarttım. Peki ben blogu nasıl kuracağım ? Blog kurma işine nasıl başlayacağım ? Blogu açsam bile wordpress kullanamayı nasıl öğreneceğim ? vs. diye şüpheleriniz varsa derhal o şüphelerden kurtulun.

Milyonlarca insan bu işi yapabiliyorsa, siz de kolaylıkla yaparsınız ki ben size adım adım blog nasıl açılır anlatacağım.

Şunu asla düşünmeyin; ben önce blog kurma işlemini öğreniyim, detaylı wordpress dersleri videoları izleyim, bu altyapıyı tamamen öğrendikten sonra blog açarım…

Malesef. Suyun dışındayken yüzme öğrenemezsiniz. Blog kurmak istiyorsanız illa ki suyun içine girmeniz lazım. Bu iş böyle. Diğer türlü şevkinizi kaybeder, bu işe asla başlayamaz ve yarınınızı değiştirmek adına bir potansiyel yaratamazsınız. Öncelikle işin içine girin, gerisi zaten geliyor.
3- Host ve Domain Ne Demek ?

Bu yazımda blog açma mantığı şu şekilde işleyecek; Önce domain ve hosting satın alacağız daha sonra ise, aldığımız bu hosting ve domain üzerine wordpress kuracağız.

Host ne demek ? Domain ne demek ? Daha ilk adımdan bilmediğim, ilk defa duyduğum terimler diye düşünmeyin, hemen açıklıyorum;

Host:Blogunuzun dosyalarını barındıracağınız 7/24 açık kalan Serverlar. İşte işin maliyetli olan kısmıda bu nokta. Blogunuzu bir serverda barındırmak ücretli ve bu hizmeti veren dünya üzerinde yüzlerce hosting firması var.

Domain:Domain ise blogunuzun ismidir, yani wpmavi.com gibi sizinsiteniz.com gibi. Tabii Domain adresi satın almanında bir ücreti vardır. Bu ücret yaklaşık olarak yıllık 50liradır.


cPanel’inize giriş yaptıktan sonra mouse ile aşağı doğru inin ve Web Uygulamaları altında WordPress Blog seçeneğini göreceksiniz, bu seçeneğe tıklayıp, wordpress kurulumuna geçin.

Not: Eğer sizde cPanel kısmı Türkçe ise İngilizceye ya da İngilizce ise Türkçe’ye cPanel yönetiminde üst kısımda bulunan Settings ( Ayarlar ) >> Change Language (Dil Değiştir) >> Select Language ( Dil Seç ) >> Türkçe / İngilizce >> Change (Değiştir) butonuna tıklayarak değiştirebilirsiniz.
10-Ardından karşınıza çıkan ekranın sağ kısmında bulunan bu uygulamayı kur butonuna tıklayın ve wordpress kurulumunu başlatın.



11-Lokasyon / Domain: WordPress kurulumu için bir protokol seçiyoruz. Yani, sitemizin uzantısı ne olsun. Yükleme ekranı bize 4 seçenek sunuyor

[ http:// >> http://www. >> https://  >> https://www. ]

Sitenizin başında www. olması veya olmaması günümüzde artık birşey ifade etmiyor. Mesela ben wpmavi’yi kurarken, http:// üzerine, yani başında www. olmadan kurdum. Siz de http:// yada http://www. seçeneklerinden bir tanesini seçin.

https:// ise, SSL güvenlik ağı içindir ve SSL kullanmak ekstra ücret gerektirir. Bu işin başında olan siz  blogçular içinse gereksiz para kaybıdır o yüzden bu aşamada hiç gerek yok.

Yani kısacası bu noktada wordpress blog kurulumu hangi alan adı üzerine yapılsın, onu uzantısı ile birlikte belirleyip, seçiyoruz.

12-Dizin (İsteğe B.): WordPress blogunu tam olarak hangi URL adresi üzerine kuracağımızı seçiyoruz.

Blogunuzu http://siteniz.com adresi, yani direkt olarak satın aldığınız domain adresi üzerine kuracaksanız, bu seçeneği boş bırakın.

Bu seçeneğe bir şey yazarsanız (demo gibi), bu wordpress’i http://siteniz.com/demo dizinine kur anlamına gelir. Yani blog adresiniz http://siteniz.com/demo şeklinde olur. Boş bırakmak http://siteniz.com/ dizinine kur anlamına gelir.

13-Versiyon: ekran varsayılan olarak karşınıza zaten en son sürümü getirecektir. Siz de bu şekilde bırakın, yani blog kurulumu için en son sürümü yükleyin.

14-Dil Seçeneği: Wordpress sitenizin yönetim panelinin ve içerik yazım dilinin seçimini yapyoruz. Hangi dilde olmasını istiyorsanız, o dili kullanabilirsiniz.
15-Yönetici Adı ve Şifre: Yükleme ekranı varsayılan olarak bu seçeneği, admin olarak atar. Kesinlikle ve kesinlikle kullanıcı adını admin yapmaktan uzak durun. Admin olarak kalması büyük bir güvenlik açığıdır.

Yönetici adı ve şifresi kısımlarında belirlediğimiz bilgiler, açtığımız blogu yönetecek admin’in kullanıcı adı ve şifresi oluyor. Bu bilgileri unutmamanız da fayda var.

16-Yönetici E- Adresi: Kullandığınız herhangi bir mail adresini de (Gmail) verebilirsiniz. ( Önerim sıklıkla kullandığınız bir mail adresi vermeniz )

17-Site İsmi: Benim kullandığım site ismi WPMAVI, siz de sitenizin ismini istediğiniz şekilde buraya yazabilirsiniz.

18-Site Sloganı: Benim kullandığım site sloganı “Türkiye WordPress Rehberi ve Profesyonel WordPress Blogu”. Sizde sitenizin sloganını buradan belirleyebilirsiniz.

19-İkili Faktör Doğrulama: Bu seçeneği ister etkisiz bırakın, ister etkinleştirin ama bence gereksiz bir
Otomatik güncelleme, WordPress eklentisi otomatik güncelleme, worpress tema otoma güncelleme ve otomatik güncelleme yedekleme seçeneklerini hemen altta yer alan resimdeki gibi işaretleyin.

21-Sınırlı giriş denemesini de no olarak işaretleyin. Keza bunu biz zaten bir sonraki adımda yapacağız ve tek bir blog kurulumu yapacağımız için de çok siteyi etkinleştirin seçeneğini de no olarak işaretleyin.

22-Gelişmiş Ayar Yönetimi: Bu kısmı “Benim için otomatik yap” olarak işaretleyin. Keza sistem çözülmesi oldukça zor veritabanı ismi ve tablo prefix’leri atayacaktır.

Ve tüm seçenekleri dediğim şekilde işaretledikten sonra en son adım olan +Kur butonuna tıklayın ve wordpress blog kurulumu işlemi başlasın.
23-Wordpress Kurulumu tamamlandıktan sonra, yükleme ekranı bize wordpress kurulumu’ nun hangi domain ismine ve uzantısına yapıldığını ve admin paneline girişi nereden yapacağınızın linklerini veriyor.

Yönetim URL adresine gidip, biraz önce belirlediğimiz yönetici adı ve şifre ile blogunuzun admin paneline giriş yapabiliriz.

Tabi admin paneline gider gitmez, karşımıza son olarak hemen alttaki resimde olduğu gibi bir ekran daha çıkacaktır. Bu ekranda da Hayır, teşekkürler deyip, direkt admin panelize gidebilirsiniz. Keza ben size blog nasıl açılır kısmını adım adım anlattıysam, bir sonraki yazımda da blog açtıktan sonra ilk yapılması gerekenleri de adım adım anlattım.


Ana SayfaBlog İpuçlarıAdım Adım Blog Açmak | Blog Nasıl Açılır
Adım Adım Blog Açmak | Blog Nasıl Açılır
Yazar: Burak Oran , Mayıs 13, 2018

    4.4K
    182
    115

Blog nasıl açılır - blog açmak - blog oluşturmak - blog yazmak
Blog Nasıl Açılır – Blog Kurmak

Blog açmak istiyorum ancak blog nasıl açılır hiç bir fikrim yok… ne yapmalıyım? Blog kurma işine nereden başlamalıyım ?

Bir blog nasıl açılır en kolay ve anlaşılır şekilde öğrenmek istiyorum ve ek gelir olarak blog ile para kazanmak istiyorum diyorsanız, şunu baştan söylemeliyim ki kesinlikle doğru adrestesiniz.

İlk blog kurma girşimim 2009 yılında hiç bir bilgiye sahip olmadan, gerçek anlamda 0 teknik bilgi ile oldu. gözlerim kan çanağı saatlerce, günlerce araştırma yaptığımı hatırlıyorum. İlk adımımdan bu güne tarif edemeyeceğim boyutlarda bilgi ve tecrübe edindim.

Bu blog nasıl açılır yazısı ise, 2009 yılından beri ne öğrendiysem, hiç bir noktayı atlamadan aktaracağım bir rehber olacak.

Bu yazımda sizlere blog nasıl açılır adım adım hiç bir noktayı atlamadan anlatacağım. Tabii yazımda anlattığım blog kurma yöntemi bir gezi blogu nasıl açılır, makyaj blogu nasıl açılır, moda blogu nasıl açılır, kişisel blog nasıl açılır ya da yemek blogu nasıl açılır gibi, blog açma mantığı aynı olan bir çok alt kategoriyi de kapsayıcı olacaktır.

İnanın bana yazının sonuna geldiğinizde blog açma işlemini 10 dakika da halletmiş olacak ve siz de benim sahip olduğum gibi profesyonel bir bloga sahip olacaksınız!

Güncelleme Notu: 2014 yılından bu yana 2500’ün üzeride kişi blog açmak için hazırladığım bu rehber ile blogunu açtı. Bu 4 yazıdan oluşan rehber sayesinde blogunu açıp, şu an blogundan aylık binlerce lira kazanan yüzlerce takipçim var.

Ayrıca blog açmak için oluşturduğum bu rehber;

#Başlangıç seviyesinde olan kişiler için (0 bilgiye sahip olsanız bile) takip edilebilir durumda
#Ve sürekli güncel tutulmaktadır.
#Platform spesifiktir. ( Yani wordpress ile blog açmak anlatılmıştır )
#Takıldığınız herhangi bir noktada yazıma yorum yaparak ya da iletişim formundan bana ulaşarak ücretsiz bir şekilde yardım alabilirsiniz. (Kesin bilgi. Deneyin, görün.)
Neden Blog Kurmalısınız ?

#Eğer blog kurma konusunda karasızsanız ve kendinizden tam anlamıyla emin değilseniz, blog oluşturarak ne elde edeceğinizi, sizin nelerin beklediğini tam alamıyla kestiremiyorsanız, kesinlikle neden blog açmalısınız başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Ancak kısaca blog kurmak size ne kazandırır özetleyeyim;

#Para kazanmak: Evet blog yazarak para kazanmak kesinlikle mümkün. Bunu bir ek gelir olarak yapanlarda var, benim gibi işinden istifa edip tam zamanlı olarak yapanlarda.

Hatta öyle ki blog açarak para kazanmamak mümkün değil!  Nasıl mümkün olmadığının en büyük kanıtlı blog açıp, tek bir makale yazarak aylık 100 lira kazanmak başlıklı yazımda uygulamalı olarak 0’dan açtığım ve tek bir yazı yayımladığım blog ile google’da üst sıralara gelerek google reklamlarından aylık 100 lira nasıl kazandığımı anlatmamdır!

Ki inanın bana blog açmak internetten para kazanmak adına yapabileceğiniz en karlı ve en güzel ilk 3 iş arasında.

#Yazar Olmak: Yayımcılar / Yayımevleri sizce tanınmayan birinin kitabını mı yayımlar yoksa hali hazırda binlerce kişi tarafından okunan ve takip edilen birinin mi ? Tabii ki tanınan birinin. Sebebi ise basit. Çünkü sizi tanıyan insanlara kitap satması çok daha kolay olacaktır. Blog kurmak ise bu işin ilk basamağıdır. ( Örneğin pucca )

#İşinizi Büyütmek: Bugün en büyük şirketlerin bile blog sayfaları mevcut. Neden ? Çünkü sattığı ürünü pazarlıyor da ondan. Örneğin uçak bileti satan bir internet sitesi gezilecek en ucuz ülkeler diye blog yazısı hazırlıyor ve google’dan bu blog içeriğine aldığı trafiğe aynı yazı içerisinde o ülkeler için uçak bileti satmaya çalışıyor.

#Sadece Yazın: Blog kurmak için illa bir amacınızın olmasına gerek yok. Yazmayı seviyor, duygularınızı, düşüncelerinizi insanlarla paylaşmayı seviyorsanız da blog yazabilirsiniz.

Tabii blog oluşturma ile ne elde edeceğinize dair daha yüzlerce madde sıralanabilir. Ancak şunu bilin ki, blog açmak hayatınızı hem maddi, hem de manevi anlamda kökten değiştirebilir.

Böyle bir potansiyeli ciddi anlamda vardır ki şurada, bahsettiğim değişim potansiyeli gerçek örnekleri ile birlikte çok net bir şekilde anlatılmış.
7 Adımda Blog Kurma – Blog Nasıl Açılır

1- Blog Konusu Seçimi
2- Plaftrom Seçimi
3- Host ve Domain Ne Demek
4- Hosting Firması Belirleme
5- Alan Adı ve Hosting Satın Alma
6- Wordpress Kurma
7- Blog Tasarımı ve Kullanımı
1- Blog Kurmak İstiyorum Ancak Yazacak Konu Bulamadım

Pekala, sizinle bir beyin fırtınası yapmak adına size 60’ın üzerinde fikir verebilirim. Umarım vereceğim fikirlerden bazıları beyninizde ufak bir kıvılcım çakar ve size işte bu ! dedirtir.

#İşte o blog fikirleri: Blog Fikirleri – En Popüler Blog Konuları. Ayrıca Site Fikirleri başlıklı yazıma da bakabilirsiniz. Bu yazımda yer alan bir çok madde de  blog kurma fikri olarak değerlendirmek için gayet uygundur.

Tecrübelerime dayanarak bir kaç şeyide kesinlikle belirtmeliyim. Bana göre bu işte başarı potansiyeli oldukça arttıracak 2 önemli madde var;

1-Konu seçimi yaparken mutlaka yazarken zevk alacağınız bir konu seçin. Sevmediğiniz bir alanda asla şevkle yazamaz, dolayısı ile de kaliteli üretimler yaratamazsınız.

Bu konudaki tecrübelerimi, neden bu söylemimde kesin konuştuğumu ise blog nasıl açılır rehberimin sizin de blog kurduktan sonra okuyacağınız 4. ve son yazısı olan blog nasıl yazılır başlıklı yazımda oldukça detaylı bir şekilde anlattım.

2-Diğer bir tavsiyem ise, kesinlikle niş bir blog kurmanız. Yani her konu hakkında yazmayın. Spesifik bir konu üzerine yazın. Google niş blogları çok sever.

Sebebi ise basit. Yazdığınız blog konuları birbirine çok yakın olacağı için, yazılarınız arası link verme şansınız yüksek olacak ve böylece sitenizi ziyaret eden bir kişiye bir çok yazınızı okutabileceksiniz.

Bu şekilde sitenizde ziyaretçilerin geçirdiği süre artacak, blogunuz ise ziyaret süresi artan ziyaretçinin aklında daha kalıcı olacak ve dolaylı olarak ziyaretçinin blogunuzu sosyal medya platformlarında paylaşma oranı da artacak.

Tabii bu niş blog kurmaya, SEO açısından, yani yazdığınız blog yazılarının google’da üst sıralara çıkması açısından etki edebilecek küçük bir örnekti.

Niş blog oluşturmanın SEO açısından daha nice avantajları olacaktır. Keza bu avantajların neler olduğunu da, blog kurduktan sonra okumanızı önerdiğim SEO ile ilgili yazılarımda daha detaylı olarak göreceksinizdir.
2- Platform Seçimi : Ücretsiz Blog Kurma Platformları vs Ücretli Platformlar

#Blog kurmak için üç seçeneğiniz var, blogger, wordpress.com ve wordpress.org. Blogger ve wordpress.com üzerinden ücretsiz bir şekilde blog oluşturmak mümkün fakat en büyük dezavantajları, her ikisinde de blog adreslerinin alttaki gibi olmasıdır;

sizinblogadresiniz.blogger.com veya sizinblogadresiniz.wordpress.com

#Peki bu adreslerde size aitlik nerede ? Akılda kalıcılık nerede? Kurumsallık nerede? Neden blog adresiniz sizinblogunuz.com olmak yerine sizinblogunuz.blogger.com olsun ki ?

Sonuçta herkes alt bir domain (alan adı / site ismi) adresinde değilde, kendine ait bir domain adresi altında blogu olsun ister.

#Ücretsiz blog kurma platformlarının onlarca emek emici dezavantajı var. WordPress.com Mu Blogger Mı Yoksa WordPress.org Mu? başlıklı yazımdan bu dezavantajların tamamını okuyabilirsiniz.

#Ancak karar verme aşamasında sadece tek bir dezavantajın bile sizin için yeterli olacağını düşünüyorum ki oda, ücretsiz blog oluşturma platformları aracılığı ile açılan bloglarda para kazanılamıyor oluşu.

#Çünkü google reklamları ( google adsense ) alt alan adında olan ( yani biraz önce üstte paylaştığım ücretsiz blog plaftromlarının uzantılı site isimlerine gibi ) sitelerin reklam yayımlama başvurularını %99 ihtimalle onaylamıyor.
Blog Nasıl Açılır - Blog Açmak İstiyorum Ne Yapmalıyım ?
Blog Nasıl Açılır – Blog Açmak İstiyorum Ne Yapmalıyım ?

#Peki diyelim ki ben benimsitem.com domain isminde bir blog kurmak istedim, bunu nasıl gerçekleştirecegim ? İşte, ben de size bu yazımda tam olarak bunu anlatacağım.

Profesyonel bir blog kurmak istiyorsanız  benim de şu an okuduğunuz blogum için tercih ettiğim ve kullandığım profesyonel bir blog altyapısı olan wordpresskullanmalısınız.

Dünya üzerinde kurulu olan websitelerin %30’u wordpress altyapısı üzerine kurulmuştur. Kullanması oldukça basit ve hiç bir kod bilgisi gerektirmez. Bir word, excel programı kullanmaktan farksızdır.

Biz, blog kurma için ücretsiz olan wordpress.com değilde ( ücretsiz kısmın hem kısıtlamaları var hemde domain adresiniz sizinblogadresiniz.wordpress.com şeklinde olacaktır. ) wordpress.org‘u kulllanacağız.

#Keza Türkiye’nin en iyi blogları – en iyi gezi blogları – en iyi makyaj blogları – en iyi yemek blogları – en iyi kişisel bloglar başlıklı yazılarıma da baktığınızda, listelerde yer alan blogların büyük bir çoğunluğunun wordpress.org alt yapısı kullandığını göreceksinizdir.

Tabii WordPress.org alt yapısını sadece blogların kullandığını da düşünmeyin. WordPress ile yapılmış siteler başlıklı yazımda yer alan Türkiye’nin en ünlü dizi, film, haber vs gibi sitelerin de wordpress.org alt yapısını kullandığını göreceksinizdir. Bunlara sozcu.com.tr’de dahil.

Evet, wordpress.org alt yapısı işte böyle bir yapı. Bu alt yapıda yapacaklarınız inanın sınırsız. Olanağınız sadece blog kurmak değil yani. Her hangi bir kategoride (Dizi, film, e-ticaret, haber sitesi vs.) bir internet sitesi kurmak istiyorsanız da yine wordpress.org alt yapısı ile bunu gerçekleştirebilirsiniz.

Eğer sadece blog kurmak değil, bu tür site kurma fikirleriniz varsa da, yine oldukça detaylı anlatımını yaptığım internet sitesi nasıl kurulur başlıklı yazıma da bakabilirsiniz.

Tabi blog kurmak da bir maliyet gerektiriyor. Sadece blog oluşturma değil, her türlü site kurulumu bir ücret gerekiyor.

Canınızı hemen sıkmayın.

Aklınızda oluşan soruları tahmin edebiliyorum… Ben blog oluştuma konusunda hiç bir şey bilmiyorum ki bilmediğim bir şeye neden ücret ödeyeyim ? diye düşünebilirsiniz.

Zaten bende bu yazımı bu fikirlerinizi değiştirmek, sizi de profesyonel bir blogçu yapmak için yazıyorum. İnanın bana her şey düşündüğünüzden ve beklediğinizden daha kolay.

Ve ödeyeceğiniz ücret başlangıç için hiçte uçuk bir rakam değil. Blog açmak için ödeyeceğim ücret nedir ? Hemen söyleyeyim; genel olarak yıllık maximum 250-350lira arasında.

Not: Bu maliyet ilk yıl için wpmavi okuyucularına özel indirim ile sadece 113 TL olacktır. Yani ilk yıl 113 TL, devam eden yıllarda ise üstte bahsettiğim 250 – 350 TL arası maliyet rakamları çıkacaktır ki zaten eğer ilk yıl sonunda bir başarı elde ederseniz, blogunuzdan kazanacağınız reklam gelirleri bu maliyetlei hayli hayli karşılayacaktır.

Baktınız ki ilk yıl sonunda istediğiniz başarıya ulaşamadınız ya da bu işten sıkıldınız ve daha fazla devam etmek istemediniz o zaman da ödeme yapma zamanı geldiğinde herhangi bir ödeme yapmazsınız bu işin maliyeti size sadece 113 TL olmuş olur.

Blogunuzun kurumsal, profesyonel bir görünüme sahip olmasını, size ait olmasını, özgürce hareket edebilmeyi, istediğiniz gibi tasarlamayı istiyorsanız,

Dünya üzerindeki ben de dahil milyonlarca website sahibinin siteleri için yıllık belirli ücretler ödediği gibi, sizin de aşağı yukarı yıllık 250 – 300 lira gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekli.

Tamam. Yıllık 300 lirayı gözden çıkarttım. Peki ben blogu nasıl kuracağım ? Blog kurma işine nasıl başlayacağım ? Blogu açsam bile wordpress kullanamayı nasıl öğreneceğim ? vs. diye şüpheleriniz varsa derhal o şüphelerden kurtulun.

Milyonlarca insan bu işi yapabiliyorsa, siz de kolaylıkla yaparsınız ki ben size adım adım blog nasıl açılır anlatacağım.

Şunu asla düşünmeyin; ben önce blog kurma işlemini öğreniyim, detaylı wordpress dersleri videoları izleyim, bu altyapıyı tamamen öğrendikten sonra blog açarım…

Malesef. Suyun dışındayken yüzme öğrenemezsiniz. Blog kurmak istiyorsanız illa ki suyun içine girmeniz lazım. Bu iş böyle. Diğer türlü şevkinizi kaybeder, bu işe asla başlayamaz ve yarınınızı değiştirmek adına bir potansiyel yaratamazsınız. Öncelikle işin içine girin, gerisi zaten geliyor.
3- Host ve Domain Ne Demek ?

Bu yazımda blog açma mantığı şu şekilde işleyecek; Önce domain ve hosting satın alacağız daha sonra ise, aldığımız bu hosting ve domain üzerine wordpress kuracağız.

Host ne demek ? Domain ne demek ? Daha ilk adımdan bilmediğim, ilk defa duyduğum terimler diye düşünmeyin, hemen açıklıyorum;

Host:Blogunuzun dosyalarını barındıracağınız 7/24 açık kalan Serverlar. İşte işin maliyetli olan kısmıda bu nokta. Blogunuzu bir serverda barındırmak ücretli ve bu hizmeti veren dünya üzerinde yüzlerce hosting firması var.

Domain:Domain ise blogunuzun ismidir, yani wpmavi.com gibi sizinsiteniz.com gibi. Tabii Domain adresi satın almanında bir ücreti vardır. Bu ücret yaklaşık olarak yıllık 50liradır.
4- Hangi Host Firmasından Hosting Satın Alacağımızı Belirleme

Blog nasıl açılır rehberimde, yani bu yazıda hosting ve domain satın alıp, üzerine wordpress blogu kuracağımız firma dünyanın en iyi ilk 5 firması arasında yer alan ve 60 milyon alan adı barındırması ile de dünyanın en büyük alan adı barındırıcısı olan bir şirket.

Keza sadece kalitesi değil, sunduğu fiyatlar da şu anda piyasanın en iyi fiyatları. Daha uyguna bu kalitede hem hosting hem de domain alacağınız başka bir firma bulmanız mümkün değil. Keza en ucuz hosting firmaları başlıklı yazıma bunu kanıtlar niteliktedir.

Benim de bir çok projemde yıllarca çalıştığım, blog kurmak isteyen sizler için de başlangıç için mali açıdan en optimum seviyede fiyat ve performans oranını sunan tek firma diyebilirim.
5 – Hosting ve Domain Satın Alma

Öncelikle bilmenizi isterim ki, hosting alacağımız şirketin bloguma özel indirimi mevcut. Bu sektörde günde binlerce okuyucum olduğu için wpmavi.com okuyucularına böyle bir indirim sunmuşlar. Ben de bunu sizlerle paylaşarak değerlendirmek istedim.

Normalde aylık en düşük 19 TL üzerinde satılan web hosting paketinin wpmavi indirim linki ile ( Buraya tıklayarak ) hosting firmasının sitesine gittiğinizde yıllık alımlarda tam yarı yarıya bir indirimin olduğunu göreceksiniz. Bir de firma size yıllık alımlarda bu indirim ile alan adını da hediye ediyor!

1-Buraya tıklayıp, wpmavi’ye özel indirim sayfasına gidiyoruz ve karşımıza farklı özelliklerde 3 adet hosting paketi çıkıyor.
Hosting Seçenekleri ( Blog Oluşturma )
Hosting Seçenekleri ( Blog Oluşturma )

#Önerim, orta seviye bir paket olan Ekonomik paketi. Başlangıç için en ideal paket budur.

#Keza wpmavi’ye özel indirim de sadece Ekonomik paket için geçerli. Zaten blog kurmak isteyen sizler için de başlangıç için mali açıdan en optimum seviyede fiyat ve performans oranını sunan paket budur.

İleride sitenizin ziyaretçi sayısı kayda değer rakamlara ulaşınca veya disk kullanım sınırına ulaşınca ( ki 100 GB çok büyük bir rakamdır. Ben 4 yıldır blog yazmama rağmen daha 5 GB’ı geçmemiştir disk boyutum ) daha üst paketlere sadece satın alarak, hiç bir teknik işlem gerektirmeden geçebiliyorsunuz.

#Tabii birden fazla blog kurmak istiyorum ve hepsi için ayrı ayrı hosting ücreti ödemek istemiyorum diyorsanız, en başta, yani bu adımda daha üst paketleri satın alın.

2-Ekonomik paket için Sepete Ekle butonun tıklayıp, bir sonraki adım olan alan adını seçim kısmına gidiyoruz.

Bu kısımda ise öncelikle blogunuzun ismini kafanızda belirliyin ve hemen ardından arama kutusuna bu ismi yazın ve Arama butonuna tıklayıp, bu ismin daha önce başkası tarafından satın alınıp alınmadığını kontrol edin. ( Mesela ben blogismimneolsun yazdım ve Arama butouna tıkladım. )
Nasıl Blog Açılır - Blog Nasıl Açılır - Alan Adı Seçimi
Blog Nasıl Açılır – Alan Adı Seçimi

Domain seçimi ipuclar;
– Mümkün olduğunca .com uzantılı bir alan adı seçin
– Telaffuzu kolay, anlaşılır bir alan adı seçin
– Rakam, ard arda gelen ünlü harfler, akılda karmaşa yaratıcı alan adı seçiminden uzak durun.
– Alan adı belirlerken Türkçeye özel harfler kullanmayın ( ı, ğ, ö, ç, ş, ü gibi ). Sadece ingiliz alfabesinde yer alan harfleri kullanın. Aksi halde alan adınız geçerli olmaz.

#Eğer belirlediğiniz alan adı başkası tarafından alınmadı ve uygun durumda ise, karşınıza hemen alttaki resimde olduğu gibi “Evet! Alan Adınız Kullanılabilir” mesajı çıkacaktır. Bu onayı gördükten sonra Seçin ve Devam Edin diyerek bir sonraki adıma geçin.
Blog Kurulumu - Blog Nasıl Açılır - Alan Adı Uygunluğu
Blog Nasıl Açılır – Alan Adı Uygunluğu

#Eğer belirlediğiniz alan adı daha önce başkası tarafından satın aldıyısa da, karşınıza alttaki resimde olduğu gibi Üzgünüz, ornek.com alınmış. diye bir uyarı çıkacaktır.
Blog Nasıl Kurulur - Blog Nasıl Oluşturulur - Alınmış Alan Adı
Alınmış Alan Adı – Blog Nasıl Açılır

Böyle bir durumda ise sadece iki seçeneğiniz mevcut;

1- Ya seçtiğiniz alan adının farklı uzantılarının ( .net – .org gibi ) sepete eklenebilir durumda olup, olmadığını kontrol edebilir ve tercihen bu uzantıları kullanabilirsiniz.
2- Ya da daha önce başkası tarafından satın alınmamış .com uzantılı başka bir alan adı bulana kadar aklınızda olan farklı isimleri aratmaya devam edersiniz.

Tabi .com ile .net ya da .org uzantıları arasında teknik olarak hiç bir fark yoktur. Sadece .com uzantısı ziyaretçileriniz için daha akılda kalıcı olacaktır. Dolayısı ile tercihinizi .com’dan yana kullanmanızı öneririm.

Eğer farklı bir uzantı kullanacaksanız da sadece .net ve .org‘a bakmanızı öneririm. Çünkü bunların dışında kalan uzantılar akılda kalıcılık açısından net ve org’a göre çok daha kötü durumdalar.

#Bir de arattığınız alan adları için bazen “Evet, bu alan adı kullanılabilir” uyarısı çıksa da, yanlarında siyah kutucuk içinde .premium yazabilir. Yanında .premium işareti olan alan adlarında daha önce alınmış olarak varsayın ( ki öyle ) ve uzak durun.

Blog ismimize karar verdik ve kullanılabilir olduğuna da alan adı sorgulatarak emin olduktan sonra satın alınabilir durumda olan alan adınız için Seçin ve Devam Edin butonuna tıklayarak bir sonraki adıma geçin.

3-Devam et dedikten sonra karşımıza blog kurmak için alacağımız hosting ve domain fiyat ekranı çıkacaktır. Eğer cPanel ile Ekonomil Linux barındırma hosting paketini en az 1 yıllık seçerseniz ( 12 ay ) firma size bir de alan adını ( alan adını da 1 yıllık seçtiğiniz taktirde ) hediye ediyor ve toplamda ödediğiniz ücret herşey dahil yıllık 113,67 TL oluyor.

Hosting için yıllık seçeneği bu ekran açılır açılmaz zaten varsayılan olarak gelecektir. Eğer 1 yıllıktan daha uzun hosting almak isteseniz Süre kısmından 24 – 36 ya da daha fazla ay seçeneğini seçebilirsiniz.
Nasıl Blog Açılır - Blog Nasıl Açılır - Hosting ve Domain Fiyat Tablosu
Blog Nasıl Açılır – Hosting ve Domain Fiyat Tablosu

Dikkat:Domain için ise bu varsayılan olarak bazen 2 yıllık olarak gelebiliyor. Domain kısmını da 1 yıl olarak seçili oldğundan emin olduktan sonra, başka herhangi bir şeye dokunmadan direkt Hesap Oluştur butonuna tıklayarak bir sonraki adıma geçin.

(Bu kısımda mantık olarak hosting ile domain sürelerini aynı seçiyoruz. Eğer Hosting’i 1 yıl seçtiyseniz, domaini de 1 yıl seçin. Eğer 2  yıl ve daha üzeri alacaksanız da hem hosting hem de domain için aynı zaman aralığını seçin.)
Blog Nasıl Açılır - Alan Adı Kaç Yıl Olsun
Blog Nasıl Açılır – Alan Adı Kaç Yıl Olsun

Eğer maddi imkanınız varsa ve kuracağınız blogun uzun vadeli açık kalacağından eminseniz daha uzun vadeli alımlar yapmanızı tavsiye ederim çünkü en başta 3 4 yıllık almak uzun vadede çok daha karlı oluyor.

Eğer başta;

2 yıllık alırsanız ( Domain + Hosting 24 ay seçiliyken ) toplam maliyetiniz. 248,05TL
3 yıllık alırsanız ( Domain + Hosting 24 ay seçiliyken ) toplam maliyetiniz, 424,91 TL olacaktır.

#Ancak blog oluşturmak ve bu işten para kazanmak amaçlı, yani blog kurmayı bir girişim amaçlı hayata geçiriyorsanız da 1 yıllık almanızı tavsiye ederim. 1 Yıl sonunda girişiminizin başarısına göre domain ve hosting sürelerini uzatmanız daha mantıklı olacaktır.

4-Hesap Oluştur butonuna tıkladıktan sonra firma sizi üyelik ekranına yönlendirecektir. ( Hemen alttaki resimde olduğu gibi. ) Blog kurulumu için hosting firmasında oluşturacağınız hesabınız için e-mail – şifre ve sizin belirlediğiniz bir pin kodu girip, hesap oluştur butonuna tıklayın.
Blog Kurmak İçin Hesap Oluştur - ( Blog Nasıl Açılır )
Blog Kurmak İçin Hesap Oluştur – ( Blog Nasıl Açılır )

5-Hesap oluşturulur oluşturulmaz karşınıza tekrar sepet ekranın gelecek ve bu ekranın sol kısmıda telefon ve adres bilgilerinizi dolduracağınız Fatura Bilgileri ekranı yer alacaktır.

Bu ekranı doğru bilgiler ile doldurmanızı tavsiye ederim çünkü adınıza tescillenecek alan adı bilgilerinde burada verdiğiniz bilgiler yer alacaktır. Bilgileri eksiksiz bir şekilde doldurduktan sonra Kaybet butonuna tıklayın.
Blog Oluşturma İçin Ödeme Yöntemi Eklem Blog Nasıl Açılır )
Blog Oluşturma İçin Ödeme Yöntemi Ekleme (Blog Nasıl Açılır )

6-Ardından firma sizden blog açmak için hosting+domain ücretini ödeyeceğiniz kredi kartı bilgilerini yine ekranın sol kısmında isteyecektir. Bu kısmı kredi kartı bilgilerinizi girin ve Kaydet butonuna tıklayın.

Not:Kredi kartınızın yurtdışı alışverişine ve mailorder’a açık olduğundan emin olun. Eğer kartınız yurtdışı alışverişine açık değil ise, ödeme kabul edilmeyecektir. Bankanız ile görüşerek açtırabilirsiniz.
Blog Nasıl Açılır - Ödeme Kontrolü ( Blog Açmak)
Blog Nasıl Açılır – Ödeme Kontrolü ( Blog Açmak)

7-Kart ve kişisel bilgilerinizi doldurduktan hemen sonra ekranın sağ alt kısmında Satın Alma İşlemini Tamamla butonu belirecektir. Son adım olarak bu butona tıklayarak satın almayı gerçekleştirin.
Satın Alma İşlemini Tamamla ( Blog Aç )
Satın Alma İşlemini Tamamla ( Blog Aç )

8-Eğer yaptığınız ödeme sorunsuz bir şekilde gerçekleştiyse, firma sizi teşekkür sayfasına yönlendirecektir. Bu sayfayı gördüğünüzde ödemenin tamamlandığını anlayabilirsiniz.
Blog Nasıl Açılır - Ödeme Tamamlandı
Blog Nasıl Açılır – Ödeme Tamamlandı

9-Tabii alan adınızı ve üyelik mail adresinizi doğruma adına firma satın alma gerçekleşir gerçekleşmez bir de size mail gönderecektir. Hesap oluştururken verdiğiniz mail adresinizi kontrol edin ve gelen mail içeriğine girip, e-postanızı doğrulayın.
Blog Kurmak İçin Alan Adı Doğruluma - Blog Nasıl Açılır
Blog Nasıl Açılır – Alan Adı Doğrumala

Blog nasıl açılır rehberindeki hosting ve domain alma işlemleri buraya kadardı. Şimdi ise sıra geldi satın aldığımız hosting ve domain hizmetleri üzerine wordpress kurmaya, yani blog kurma işlemine.
6- WordPress Kurma ( Blog Nasıl Açılır Son Adım )

1-Öncelikle firmanın ana sayfasında sağ üst köşede bulunan kullanıcı adınıza tıklayın ve açılır pencere şeklinde karşınıza gelen kısımdan Hesabımı Ziyaret Et butonuna tıklayın.

Eğer firmanın ana sayfasına gittiğinizde sağ üst köşede kullanıcı adınız çıkmıyor, yerine Giriş butonu çıkıyor ise, yine Giriş butonuna tıklayın ve biraz önce hosting ve domain satın alırken oluşturduğunuz üyelik bilgileri ile giriş yapın. Üyelik girişi yaptıktan sonra sağ üst köşede kullanıcı adınız çıkacak ve kullanıcı adınıza tıklayıp, açılan sekmeden Hesabımı Ziyaret Et butonuna tıklayabileceksiniz.

Ya da hiç ana sayfaya gitmeden de, en son satın almadan sonra direkt karşınıza çıkan ekranındayken de sağ üst köşede bulunan isminze tıklayıp, açılan kısımdan Ürünlerim sekmesine tıklayarak da, aynı noktaya gelebilirsiniz.
Hesabıma Git - ( Blog Nasıl Açılır )
Hesabıma Git – ( Blog Nasıl Açılır )

2-Ardıdan karşınıza Alan Adları, Web Hosting ve E-Posta sekmelerinin olduğu bir panel çıkacaktır. Bu panelden blog kurmak adına yapacağımız ilk adım Web Hosting sekmesi altında bulunan cPanel ile Ekonomik Linux Barındırma kısmının sağ tarafında bulunan Kurulum butonuna tıklamak.
Blog oluşturma için web hosting kurulum - blog nasıl açılır
Blog Nasıl Açılır – Web Hosting Kurulum

3-Kurulum butonuna tıkladıktan sonra karşımıza üzerine cPanel kurulumu yapacağımız alan adını seçme ekranı geliyor.

Bu kısımda Hesabınızdan Bir Alan Adı Seçin kısmını işaretleyip, altındaki seçim ekranından biraz önce satın aldığınız alan adını seçin ve İLERİ butonuna tıklayın.
Blog Nasıl Açılır - Alan Adını Hostinge Bağlama
Blog Nasıl Açılır – Alan Adını Hostinge Bağlama

4-Ardından karşınıza bir veri merkezi seçin kısmı gelecektir. Bu kısımda Avrupa‘yı seçip, İLERİ deyin.
Blog Nasıl Açılır - Blog Kurmak İçin Veri Merkezi Seçme
Blog Nasıl Açılır – Blog Kurmak İçin Veri Merkezi Seçme

5-Veri merkezi seçiminden hemen sonra ise kurulacak cPanel için kullanıcı adı ve şifre belirleme ekranı çıkacaktır. Bu ekrandan bir kullanıcı adı ve şifre belirleyip, İLERİ butouna tıklayın.

Not:Eğer karışınıza cPanel kullanıcı adı ve şifre belirleme ekranı çıkmazsa, merak etmeyin. Bir sonraki adımla devam edin. Bazen firma bu cPanel kullanıcı adı ve şifresini sizin adınıza otomatik oluşturuyor. Bu bilgilere de nereden ulaşacağınızı altta anlatıyor olacağım.
Blog Nasıl Açılır - Blog Oluşturmak İçin cPanel Kullanıcı Adı ve Şifre
Blog Nasıl Açılır – Blog Oluşturmak İçin cPanel Kullanıcı Adı ve Şifre

6-cPanel kurulumunun son adımıdna ise karşınıza bir wordpress web sitesi oluşturun diye bir seçenek çıkacak. Bu seçeği ise Şimdi değil, teşekkürler şeklinde cevaplayarak Son butonuna tıklayın.

Blog oluşturma işlemi için yapmamız gereken bazı özelleştirmeler olacak. Dolayısı ile biz blog kurma işlemini kendimiz manuel olarak yapacağız.
Blog Nasıl Açılır - Bir Worpress Sitesi Kur (Blog Oluşturma)
Blog Nasıl Açılır – Bir Worpress Sitesi Kur (Blog Oluşturma)

7-Son dedikten sonra cPanel kurulumu başlayacaktır. Bu kurumlum biraz zaman alacaktır. Bittiğinde ise karşınıza hemen alttaki resimde olduğu gibi bir ekran gelecektir ve karşınıza Başlangıç işlemi başarıyla tamamlandı şeklinde bir mesaj çıkacaktır. Bu mesajı görünce Panoya Git butonuna tıklayarak devam edin.
Blog Nasıl Açılır - Cpanel Kurulum Ekranı (Blog Nasıl Kurulur)
Blog Nasıl Açılır – Cpanel Kurulum Ekranı

8-Ardıdan karşınıza kullandığımız server’ın özellikleri gibi bazı bilgiler ve yönlendirmeler içeren bir panel ekranı gelecektir. Blog kurmak için biz bu ekranın sağ üst köşesinde bulunan cPanel Yöneticisi butonuna tıklayarak cPanel’e giriş yapacağız. Ancak;

Bu ekranda haberdar olmanız gereken bazı önemli bilgiler mevcut;

Öncelikle bu ekrana her zaman şu yolu takip ederek ulaşabilirsiniz: Firmaya Üyelik Girişi >> Sağ üst köşede bulunan kullanıcı adına tıklama >> Ürünlerim >> Web Hosting Sekmesi >>cPanel ile Ekonomik Linux Barındırma seçeneğinin en sağında bulunan Yönet Butonu sizi bu ekrana tekrar getirecektir.

Bu ekranda sitenizin hem FTP hem de cPanel bilgileri bulunmaktadır. FTP’nin ne demek olduğunu veya ne işe yaradığını blog oluşturmak adına şu anda öğrenmenize gerek yok.

Ancak ileride lazım olacak bir bilgidir. Bu sebeple de, aklınızın bir köşesinde bulunsun diye şimdiden belirtmek istedim. ( Yine de şimdi öğrenmek isteyenler; FTP nedir – FTP ile site serverına nasıl bağlanılır başlıklı yazıma bakabilirler )

İleride FTP bağlantısı için 3 bilgiye ihtiyaç duyacaksınız. Sunucu bilgisi, Kullanıcı Adı ve Şifre. Bu 3 bilgiden 2 tanesi aynı zamanda sizin cPanel bilgilerinizdir. ( Kullanıcı Adı ve Şifre )

Kullanıcı Adı:Bu ekranda Ayarlar sekmesi altında yer alan cPanel oturum açma bilgisidir. Eğer cPanel kurulumu sırasında kullanıcı adı ve şifre belirleme ekranı, yani üstte yer alan 5. adım karşınıza çıkmadı ise, firma size otomatik bir cPanel kullanıcı adı ve Şifresi atadı demektir. İşte, bu bilgi aynı zamanda cPanel kullanıcı adı bilgisidir.
Şifre:Yine bu ekranda Ayarlar sekmesi altında yer alan Şifre kısmıdır. Yine bu şifre bilgisi de yine cPanel şifre bilgisidir. ( Bu şifre otomatik atandığı için görünmez, o yüzden siz değiştir butonuna tıklayarak yeni bir şifre atayın.)
Sunucu Bilgisi:FTP sunucu bilginiz ise, sol üstte Hesap sekmesininde yer alan IP adresidir.

Bu bilgiyi de verdikten sonra blog nasıl açılır rehberine devam etmek, bir sonraki adım olan WordPress kurulum işlemine geçmek için sağ üst köşede bulunan cPanel Yöneticisi butonuna tıklayarak devam edin.
Blog Nasıl Açılır - Blog Kurmak - cPanel Yöneticisi Ekranı
Blog Nasıl Açılır – cPanel Yöneticisi Ekranı

9-cPanel’inize giriş yaptıktan sonra mouse ile aşağı doğru inin ve Web Uygulamaları altında WordPress Blog seçeneğini göreceksiniz, bu seçeneğe tıklayıp, wordpress kurulumuna geçin.

Not: Eğer sizde cPanel kısmı Türkçe ise İngilizceye ya da İngilizce ise Türkçe’ye cPanel yönetiminde üst kısımda bulunan Settings ( Ayarlar ) >> Change Language (Dil Değiştir) >> Select Language ( Dil Seç ) >> Türkçe / İngilizce >> Change (Değiştir) butonuna tıklayarak değiştirebilirsiniz.
Blog Oluşturma - Blog Nasıl Açılır - Web Uygulamaları
Blog Nasıl Açılır – Web Uygulamaları

10-Ardından karşınıza çıkan ekranın sağ kısmında bulunan bu uygulamayı kur butonuna tıklayın ve wordpress kurulumunu başlatın.
Blog Nasıl Açılır - Blog Oluşturma - WordPress Kurulumu
Blog Nasıl Açılır – Blog Oluşturma – WordPress Kurulumu

11-Lokasyon / Domain: WordPress kurulumu için bir protokol seçiyoruz. Yani, sitemizin uzantısı ne olsun. Yükleme ekranı bize 4 seçenek sunuyor

[ http:// >> http://www. >> https://  >> https://www. ]

Sitenizin başında www. olması veya olmaması günümüzde artık birşey ifade etmiyor. Mesela ben wpmavi’yi kurarken, http:// üzerine, yani başında www. olmadan kurdum. Siz de http:// yada http://www. seçeneklerinden bir tanesini seçin.

https:// ise, SSL güvenlik ağı içindir ve SSL kullanmak ekstra ücret gerektirir. Bu işin başında olan siz  blogçular içinse gereksiz para kaybıdır o yüzden bu aşamada hiç gerek yok.

Yani kısacası bu noktada wordpress blog kurulumu hangi alan adı üzerine yapılsın, onu uzantısı ile birlikte belirleyip, seçiyoruz.

12-Dizin (İsteğe B.): WordPress blogunu tam olarak hangi URL adresi üzerine kuracağımızı seçiyoruz.

Blogunuzu http://siteniz.com adresi, yani direkt olarak satın aldığınız domain adresi üzerine kuracaksanız, bu seçeneği boş bırakın.

Bu seçeneğe bir şey yazarsanız (demo gibi), bu wordpress’i http://siteniz.com/demo dizinine kur anlamına gelir. Yani blog adresiniz http://siteniz.com/demo şeklinde olur. Boş bırakmak http://siteniz.com/ dizinine kur anlamına gelir.
Blog Nasıl Açılır - Protokol Seçimi
Blog Nasıl Açılır – Protokol Seçimi

13-Versiyon: ekran varsayılan olarak karşınıza zaten en son sürümü getirecektir. Siz de bu şekilde bırakın, yani blog kurulumu için en son sürümü yükleyin.

14-Dil Seçeneği: Wordpress sitenizin yönetim panelinin ve içerik yazım dilinin seçimini yapyoruz. Hangi dilde olmasını istiyorsanız, o dili kullanabilirsiniz.
Blog Nasıl Açılır -Wordpress Blog Oluşturma için Versiyon Seçimi
Blog Nasıl Açılır -Wordpress Blog Oluşturma için Versiyon Seçimi

15-Yönetici Adı ve Şifre: Yükleme ekranı varsayılan olarak bu seçeneği, admin olarak atar. Kesinlikle ve kesinlikle kullanıcı adını admin yapmaktan uzak durun. Admin olarak kalması büyük bir güvenlik açığıdır.

Yönetici adı ve şifresi kısımlarında belirlediğimiz bilgiler, açtığımız blogu yönetecek admin’in kullanıcı adı ve şifresi oluyor. Bu bilgileri unutmamanız da fayda var.

16-Yönetici E- Adresi: Kullandığınız herhangi bir mail adresini de (Gmail) verebilirsiniz. ( Önerim sıklıkla kullandığınız bir mail adresi vermeniz )

17-Site İsmi: Benim kullandığım site ismi WPMAVI, siz de sitenizin ismini istediğiniz şekilde buraya yazabilirsiniz.

18-Site Sloganı: Benim kullandığım site sloganı “Türkiye WordPress Rehberi ve Profesyonel WordPress Blogu”. Sizde sitenizin sloganını buradan belirleyebilirsiniz.

19-İkili Faktör Doğrulama: Bu seçeneği ister etkisiz bırakın, ister etkinleştirin ama bence gereksiz bir güvenlik önlemi. Keza ilerleyen aşamalar da biz zaten bir güvenlik eklentisi kuracağız.
Blog Nasıl Açılır - Blog Yönetimi için Yönetici Bilgileri Atama
Blog Nasıl Açılır – Blog Yönetimi için Yönetici Bilgileri Atama

20-Otomatik güncelleme, WordPress eklentisi otomatik güncelleme, worpress tema otoma güncelleme ve otomatik güncelleme yedekleme seçeneklerini hemen altta yer alan resimdeki gibi işaretleyin.
Blog Nasıl Açılır - Blog Kurmak İçin Yapılan Ayarlar
Blog Nasıl Açılır – Blog Kurmak İçin Yapılan Ayarlar

21-Sınırlı giriş denemesini de no olarak işaretleyin. Keza bunu biz zaten bir sonraki adımda yapacağız ve tek bir blog kurulumu yapacağımız için de çok siteyi etkinleştirin seçeneğini de no olarak işaretleyin.

22-Gelişmiş Ayar Yönetimi: Bu kısmı “Benim için otomatik yap” olarak işaretleyin. Keza sistem çözülmesi oldukça zor veritabanı ismi ve tablo prefix’leri atayacaktır.

Ve tüm seçenekleri dediğim şekilde işaretledikten sonra en son adım olan +Kur butonuna tıklayın ve wordpress blog kurulumu işlemi başlasın.
Blog Nasıl Açılır -Wordpres Kurulum Gelişmiş Ayarları
Blog Nasıl Açılır -Wordpres Kurulum Gelişmiş Ayarları

23-Wordpress Kurulumu tamamlandıktan sonra, yükleme ekranı bize wordpress kurulumu’ nun hangi domain ismine ve uzantısına yapıldığını ve admin paneline girişi nereden yapacağınızın linklerini veriyor.

Yönetim URL adresine gidip, biraz önce belirlediğimiz yönetici adı ve şifre ile blogunuzun admin paneline giriş yapabiliriz.
Blog Nasıl Açılır - Blog Oluşturma Tamamlandı
Blog Nasıl Açılır – Blog Oluşturma Tamamlandı

Tabi admin paneline gider gitmez, karşımıza son olarak hemen alttaki resimde olduğu gibi bir ekran daha çıkacaktır. Bu ekranda da Hayır, teşekkürler deyip, direkt admin panelize gidebilirsiniz. Keza ben size blog nasıl açılır kısmını adım adım anlattıysam, bir sonraki yazımda da blog açtıktan sonra ilk yapılması gerekenleri de adım adım anlattım.
Blog Kurmak - WordPress Tanıtım Ekranı
Blog Kurmak – WordPress Tanıtım Ekranı

Blog nasıl açılır öğrendik ! İşlem tamamdır! Artık sizinde bir blogunuz var. Blog tasarımlarınızı blogunuza giriş yaptıktan sonra wordpress admin panelinden yapabilirsiniz.

Hemen alttaki resimde Admin Paneli >> Sol Kısım >> Yazılar >> Yeni Ekle sekmesine giderek, yazı yazabileceğiniz, kurduğunuz blogun admin panelinden bir görüntü.

Blogumuzu açtık peki sırada ne var ? Sırada ise, içeriklerinizi oluşturmadan önce, yani blog açtıktan sonra ilk yapılması gerekenleri tamamlamak var.

Blog Açtıktan Sonra ilk ve Mutlaka Yapılması Gereken 19 Şey! başlıklı yazımdan adım adım blog nasıl açılır’ın 3. kısmına geçebilirsiniz.

19 adımıda tamaladıktan sonra geriye tek bir şey kalıyor, oda WordPress öğrenmek.Yukarıda da dediğim gibi, wordpress kullanmanın word ve excel kullanmaktan farkı yok. WordPress’in nasıl kullanıldığını, neyi nereden yapacağınızı çözmek maximum 1 haftanızı alır.

Tabii bir de google’da üst sıralara çıkabilmek için blog nasıl açılır rehberimin son adımı olan 4. adım google’da üst sıralara çıkma – başarılı bir blog yazarı olmanın sırrı başlıklı yazımı okumak var.

Yakında wordpress kullanımıyla ilgili detaylı videolar çekeceğim fakat bu aşamada kendiniz de google’da wordpress’in nasıl kullanıldığını araştırıp, kolaylıkla öğrenebilirsiniz.

Ayrıca blogçuluk hayatınıza yararı olması adına alttaki içeriklerime de göz atabilirsiniz;

Google’ın çalışma prensibini anlamak adına: Google Sıralama Kriterleri
Başarılı bir blog adına: Blog Açanların Mutlaka Okuması Gereken 30 Önemli İpucu
Blog İpuçları Adına: En İyi Blogculardan Başarılı Bir Blog Yazarı Olmanın Sırları
Blogunuza Ziyaretçi Çekmek Adına: Hit Arttırma Yöntemleri
Google’ın İstediği Türden Makaleler Yazmak Adına: SEO uyumlu Makale Yazımı
Google’da Üst Sıralarda Yer Almak İçin: Google’da İlk Sayfada Çıkmak

Blogunuz hayırlı uğurlu olsun. Her hangi bir konuda yardımca ihtiyaç duyarsanız lütfen benimle iletşime geçmekten çekinmeyin.

Umarım Adım Adım Blog Açmak | Blog Nasıl Açılır başlıklı yazımı yararlı bulmuşsunuzdur.

Bu konuyu yazdır