| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Gurur |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:09 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Not: Tamamen gerçektir.
GURUR
İkisi de gençti. Arkadaşlıkları dünyalara bedel görülemeyecek bir bağdı. Bu iyi dostlar önemli bir şeyin farkına varmışlardı. Seviyorlardı. Dostluktan öteydi onların ki. Konuşmuşlardı, biliyorlardı, sevgilerinin karşılıklı oluşu adeta uçurmuştu onları. Dostluk bağları birdenbire bir aşka dönüşmüştü. Fakat atladıkları bir konu vardı. Birbirlerine o kadar zıttılar ki ortak hiçbir yanları yoktu. Zaten arkadaşlıklarını güçlendiren kendi eksikliklerini birbirlerinde buluyor olmalarıydı.
Bir aşk; güven ister, sevgi, saygı, fikir birliliği ister. Bu zıtlıkla sadece sevgiyi elde edebildiler. Kişilikleri de farklıydı. Kız; neşeli, inatçı, prensiplerini bırakmayan, iki yüzlülükten nefret eden, yaşadığı ana bakan fakat azimli, lider ruhluydu. Çocuk ise tam tersiydi; neşeli fakat karamsar, isteklerinin peşinden koşmayan daha doğrusu kolay yollara kayan, ileriyi düşünen, aşkını ikinci planda tutan ama bunlara rağmen seven biriydi. İkiyüzlülüğü dezavantajdı. Arkadaşları havalı tiplerdendi. Kızın ise tam tersi. Onaylamıyorlardı çocuğun arkadaşları. Saklamak zorundaydı. Çare yoktu...
Sonunda ayrıldılar. Ne olmuştu sevgilerine? Öpüşüp koklaşmaların ardı bile kesilmezken, bu aşk bağı ne zarara uğramıştı? Yüz yüze bile gelmiyorlardı. Kız çok duygusaldı. Arkadaş bağları da kopmuştu. Ne olmuştu bizim arkadaşlara?
Gururluydu çocuk. Kız ise arkadaşını geri istiyordu. Çocuk çevresindekilere uydu. Kızı dışladı. Onu yalancılıkla suçladı. Nedeni neydi? Eline ne geçecekti. Kız yapayalnız kalmıştı hayatta. Sürekli çocuktan arkadaşlığını aşk değil. Sadece gördüğü yerde selam vermesini, Sadece Arkadaşlığını istiyordu. Fakat her seferinde reddediliyordu! Gurur vardı arada. Çocuk, arkadaşları arasında namı yok olmasın diye bu oyunu oynamak zorundaydı. Eğer arkadaş bile olsalar... Olmuyordu işte, çıkar yol yok! Yiğitliğine b.k sürdürmemek için kıza çektirmediğini bırakmadı. Ne hissettiği bilinmez. Seviyor mu hâlâ? Arkadaşının geri istiyor muydu oda?
Zavallı kız günden güne eriyordu,
her zamanki gibi bugünü düşünerek yaptı yapacağını. Dayanamadı bedeni. Bir kâğıda yazdığı notla beraber herkesin arasında kendini yola atması ve o onda geçen kamyonun altında kalması bir olmuştu. Olay yaşanırken çocukta ordaydı. Koştu kızın yanına. Ağzından şu sözler döküldü;
“ -Bak geldim ne olur iyileş. Gurur içindi hepsi. Bundan sonra arkadaş bile demeyeceğim o yaratıklar yüzünden oldu herşey. Affet beni. Pişmanım, Seni hâlâ seviyorum!!!!!!!!!
Kızın aldığı son solukta ağzından şu sözler döküldü;
“ –Neden sevdiğini yaşarken söylemez insan, neden hikâye bitince başlar pişmanlıklar...“ Geç kalmıştı çocuk. Bu son nefesle dünyası karardı. İyi bir ders vererek gitmişti kız. Gözü cesedin elindeki kâğıda ilişti. Yazı şöyleydi;
“ –Seni hâlâ çok seviyorum. Fakat gururum için bunu yapmam lazım. Beni affet, Çok pişmanım!.......”
ALINTIDIR
|
|
|
Dünyanın En Güzel Tablosu |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:08 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Dünyanın En Güzel Tablosu
Meşhur bir ressam, günün birinde dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya karar verdi. Bunun için dünyada en güzel şeyin ne olabileceğine dair bilgi toplamak üzere uzun bir yolculuğa çıktı.
Ağaçlık bir yolda giderken, beli bükülmüş yaşlı bir adamın yol kenarında oturmuş olduğunu gördü. Yanına giderek ona dünyanın en güzel şeyinin ne olabileceğini sordu. İhtiyar, hiç tereddüt etmeden:
“İmandır” dedi.
Sonra, bir kasabadan geçerken, bir mabedin kapısı önünde toplanmış bir düğün kalabalığına rastgeldi. Kalabalığın arasına girerek genç geline:
“Dünyanın en güzel şeyi nedir sizce?” diye sordu.
Gelin, damadın gözlerinin içine bakarak:
“Dünyanın en güze şeyi olsa olsa aşktır!” dedi.
Ressam yoluna devam etti. Tozlu bir yolda giderken cepheden dönen yorgun bir askere denk geldi. Aynı soruyu ona da sordu. Asker:
“Dünyada en güzel şey barıştır” diye cevap verdi.
Ressam kendi kendine eğer dünyanın en güzel şeyleri iman, aşk ve barışsa ben bunların resmini nasıl yapabilirim ki diye düşünmeye başladı. O düşünceyle evine döndü.
Evinin kapısından içeri girdiğinde ise, dünyanın en güzel manzarasının karşısında durduğunu düşündü. Çocuklarının masum bakışlarında iman, karısının gözlerinde aşk okunuyor, evinde ise barış hali hüküm sürüyordu.
Bunlardan aldığı ilhamla ressam dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya koyuldu. Resim bitince de tabloya şu adı verdi:
“Evim"
|
|
|
Nette Tanışan İki Sevgili ... |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:07 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Nette Tanışan İki Sevgili ...
Nette ,Tanışan ,İki ,Sevgili ...
nette tanışan iki genç arkadaş olurlar. zaman içinde sıkı bir dostluğa dönüşen beraberliklerini zedelememek için hiçbir zaman birbirlerini görmemeğe, fiziki özelliklerinden bahsetmemeye karar verirler.ısimlerin, şekillerin olmadığı sadece ruhların derinliklerinden gelen en samimi duyguların dile getirildiği zaman ve mekan unsurlarından soyutlanmış bir birliktelik içinde sürer dostlukları.ve bir gün bakarlar ki birbirlerini tamamlayan iki varlık olmuşlar. yazışmadıkları gün hatta saat olmamaya başlamışlar. adeta nefes alış gibi doğal bir bütünleşme, isim takamadıkları bir aşk gelişmiş içlerinde. tüm beşeri sıfatlardan sıyrılmış, bambaşka bir halmiş bu.aradan geçen zaman zarfında, artık kesinlikle birbirlerinden asla kopamayacaklarına inandıkları gün; tanışmaya ve evlenmeye karar vermişler.ve ikisinin de çok iyi bildikleri bir kentin çok iyi tanıdıkları bir sahilinde buluşmak üzere anlaşmışlar.hanımın elinde kırmızı güller ve dudaklarında sevgi dolu bir gülümseme olacakmış. erkek ise hiçbir alamet taşımayacakmış.nihayet beklenen gün gelmiş. genç erkek sözleştikleri yere yaklaştıkça kalbi duracak gibi oluyormuş. ışler biraz değişmeye başlamış kalbinde. ya çok çirkin bir kadınsa sevdiceği, ya kör, topal ya da………… ise. biraz hata yaptığını düşünür gibi olmuş ama çabuk savmış bu kendine ve aşkına yakışmayan düşünceleri zihninden.karşıda elinde bir gül tutan ve sağa ,sola bakınan hanımı görmüş. ıçi hop etmiş fakat dudaklarında beliren düş kırıklığını biraz olsun giderebilmek için bir, iki derin nefes almış ve son derece kararlı adımlarla hanımın yanına yaklaşmış.annesi yaşında hatta daha da yaşlı, saçları pamuk gibi bembeyaz, yüzü yaşadığı yılların derin izleri ile buruşmuş fakat dudaklarında güzel bir o kadar da şaşkın bir tebessümle kendine doğru yaklaşan genç erkeğe bakıyormuş. gözleri bin bir soru ile kıpırdıyor, yorgun gözkapakları arada bir feri kaçmış gözbebeklerini uzaklara yönlendiriyor ama yaşlı kadın gözlerini genç erkeğin bakışlarına kilitlemeye çalışıyormuş.zihninde çeşit, çeşit zıt fikirlerin koşuştuğu genç adam bir, iki yutkundu ve gücünün son raddesindeki bir hıçkırıkla,"merhaba aşkım. nasılsın." dedi.kadere teslim olmuştu. söz vermişti. biliyordu her şey olabilirdi. bir an gözlerini kapadı ve yazışmalarını hatırlamaya çalıştı. onca duygu dolu kelimeler, sevda yüklü vaatler, parlak gelecekler nasıl olmuştu da bu yaşı geçmiş hatunun kaleminden dökülebilmişti. bir türlü inanamıyordu fakat gerçek gün gibi ortadaydı.yaşlı kadının elinde tuttuğu kırmızı güller aldı ve tarif edilemeyen bir duyguyla onları öptü. sonra elini uzattı ve,"hadi kalkmana yardım edeyim aşkım. buradan uzaklaşalım. " dedi.olanları anlamsız gözlerle seyreden yaşlı kadın dudaklarını araladı ve,"ey oğul, ben yıllardır bu kelimeyi unutmuş anan belki ninen yaşta bir kadınım. neler oluyor anlayamadım ama o gülleri elimden niye aldın. onları bana şu ilerde oturan genç kız verdi. birini bekliyormuş, burada buluşacaklarmış. gelirse benim tarafımdan bu gülleri ona verir misin demişti. ben de o genci bekliyordum. yoksa o sen misin?"genç adam bir an soluksuz kaldı, boğazında düğümlenen hıçkırık ve karmakarışık duygularla yaşlı kadının işaret ettiği yöne baktı. bir çift sevgi ve minnettarlıkla parlayan yeşil göz kendisine gülümsüyordu. telaşla yaşlı kadının ellerini öptü ve gülleri ona tekrar vererek işaret edilen tarafa koşmaya başladı. genç kız da ayağa kalkmış onu bekliyordu."seni izledim. şayet gülleri almayıp geri dönseydin sessizce buradan uzaklaşacaktım. seni doğru tanımışım aşkım."
acaba böyle sevgiye sahip şanslı kaç kişi vardır???
ALINTIDIR...
|
|
|
Sevdiğinizin elini hiç bırakmayın (müthiş bi hikaye) |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:05 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Sevdiğinizin elini hiç bırakmayın(müthiş bi hikaye)
Ben Bu hikayeyi oKudugumda cok etkilendim arkadaşlar Nerdeyse ağlıyacaktım.Uzun diye okumamazlık yapmayın Lütfen okuyun.Sizi sevnlerin ve sevdiklerinizin kıymetini biraz olsun artırmaya calısalım.İşte hikaye
Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları yazarken gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana göre değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman hep ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen yazılı satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak babamın tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy okulunda okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya oturmak istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya oturdum.Hayatımı adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi Altınay idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik yaşımda ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o bize geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha o yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada bitirdik.Hep onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize rica ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı sıraya oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık. Yine aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki onsuz hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha çok seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü ortaokul yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye geçtiğimiz sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı evde kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah'ım o karar bize iletildiğinde dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı duyguları o da paylaşıyordu ve bunu fareden ailelerimiz okul bittiğinde evlendirelim diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah'a şirk koşar gibi günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha bırakma demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne ! eğmiş,gülümsemiş ve elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor okuldan çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir elleri terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya cennet gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi de bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç kırığımız yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir çakıl yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol oynayacağını bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için. Eli yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört adım atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de geride kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin altında kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim üzerine kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi çırpınıyordu.Suratına bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir şeyler demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler demeye çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir taş suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit büyüklüğünde bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse arabaya almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni seviyorum,beni bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni sevemez korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde kalan bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız olun ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...
Alintidir
|
|
|
Ömür Dediğin Bir Gündür O Da Bugündür |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:03 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Ömür Dediğin Bir Gündür O Da Bugündür
Ömür ,Dediğin ,Bir ,Gündür, O Da ,Bugündür,hikaye,Etkileyici ,Hayat ,Hikayeleri ,Örnekleri
Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar
susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı.
Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır
onungelişini iple çekerdim.
Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim.
Babamsarılır öper sonra da hadi odana git derdi. Yemek hazırlanınca
annemçağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle
konuşurkenben araya girer sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam
sinirlenir'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım birde sen
kafamı
ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım bir çift laf
da mı konuşturtmayacaksı n babanla?' diye
çıkışır beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yolalırdım.
Babam arkamdan 'Bizim bir odamız bile yoktu her şeye sahiphâlâ ne
istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de
bir odam olmasaydı keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep
birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret
edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır eline kumandayı alır televizyon
seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli
birşey varsabeni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip
koşup
oynamaya
çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla
daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye
başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok
beğeniyor; 'Bak böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz
ucuyla bakıyor resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana
kızarak beni artık odama göndermiyordu.
'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu
annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye
odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı
beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.'
dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim
yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı
kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi odaya geçildi. Babam oturur
oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım dedi 'Çok güzel
olmuş.Bu adam benim herhalde.' dedi.
Ben 'Hayır o adam değil bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır bu adam
benimbu çocuk sensin bu küçük kız da arkadaşın.'dedi.
Ben yine 'Hayır o büyük adam benim bu küçük adam sensin bu küçük kız da
annem.' dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi.
Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. İş
bulupçalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek
komşumuzAhmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten
geldiğimde
yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam
şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler
paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.'
diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları
da var daha ne istiyorlar' diye.
Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına
inanamıyorlardı . Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki
sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi
Farkında' Olmalı İnsan...Kendisinin Hayatın Olayların Gidişatın Farkında
Olmalı
Ömür Dediğin Üç Gündür
Dün Geldi Geçti
Yarın Meçhuldür
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür
O Da Bugündür
|
|
|
Zamanla Aşklar Bitermiş Diyorlar? |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:02 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Zamanla,Aşklar,Bitermiş,Diyorlar?
Bir kadın anlatıyor:
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu
Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum
Şaşkınlıktan gözleri açılarak ”niye?” diye sordu.
”Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, ”sadece yoruldum”
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonundasordu: ”seni caydırmak için ne yapabilirim?”
Demek ki söyledikleri doğruydu:
insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da
kaybolmuştu.
”İşte mesele tam da bu” dedim ”Sorunun cevabını kendin bulup
kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.”
”Diyelim dağın tepesinde
bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp
vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl”olacak. Bunu benim için yapar mısın?”
Yüzümü dikkatle inceledi ve ”Sana bunun cevabını yarın
vereceğim” dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not
bırakmıştı.
”Hayatım” diye başlıyordu,
”O çiçeği senin için koparmazdım”
Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.
”Çünkü her zaman yaptığın gibi
bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde
ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım
var.”
”Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden
önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım
var.”
”Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım
var
”Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can
sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikây eler anlatabilmem için
ağzıma ihtiyacım var.”
”Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde
senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
var.”
”Ama seni benden daha fazla seven biri varsa,
evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir
tanem.”
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
”Mektubu okuduysan ve kalbin
ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütlekapıda bekliyorum.”
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde
sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyibiliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim
Bu gerçek aşktı
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz Ama hep oralarda bir yerdedir.
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
|
|
|
Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler oldugundandir. |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:01 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler oldugundandir.
Hic Geri dönmemi bekleyen ve isteyenlerim olmasa cekip gidermiydim.
Onun için giderken kapiyi carpmayin ki aralik kalsin
ardindan bakanlar olsun
gelirmi geri diye bekliyenler olsun
Güneş bir daha dogmuyacaksa niye batsin
Allahin bir ismi baki dir
Batmayan güneş.Dünya güneşden koptu amma ayrilip gitmedi ona bagli kaldi .
Ay ise dünyaya aşik dünya ay denen uyduyu da sevgisi ile güneşe taabi edendir.
Ardimizdan bakanlar var ise, dünya gibi olun
siz sevdiniz ise sevdiklerinizede sevdirmeye calişin, güneşin mahbubu dünyaya, yeni yeni aylar bulun
Dünya güneşi sever güneşde dünyayi sevip birakmaz terketmez
Aylar ise dünya seviyor diye güneşi sevenlerdir.
Evliyalar muhammedi sever ona tabi olurlar.
Evliyalari sevenler, muhammedi sevmesini ögrenirler.
Güneş ise Muhammed, o Hakkin Habibidir yani Allahin sevdigidir.Bizim güneşimiz Muhammed ise Baaki olan Batmayan Güneşe ElBaki olan Allaha taabi olandir.
Karoglan 16.01.2013
[attachment=47970]
|
|
|
|