| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Kırmızı gülün hikayesi… |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:30 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Kırmızı gülün hikayesi…
Kırmızı gülün hikayesi…
Bir delikanlı güzel bir kıza ölümüne sevdalanış…Yüreği daha fazla dayanamaz olmuş onu uzaklardan seyretmeye.Birgün o adını bile henüz bilmediği,dış görünüşünden başka hayatı hakkında hiç bir bilgi edinmediği o genç güzel kızın yolunu kesip durdurmuş delikanlı.
Güzel kız azarlayıcı ve manidar bakmış adamın gözlerine;
-Durup dururken neden kestin yolumu böyle?Yoksa yeni haramiler mi tünedi buralara?
Delikanlı:
-Yok,demiş.Harami filan değilim.Sadece sonunun ne olucağını bilmediği karşılıksız bir sevdaya düştü gönlüm.Günler varki ben o ateşte kavrulur dururum.
Güzel kız şaşırıp kalmış duyduklarına…
-Ne kadar tanıyorsun ki beni?Diye sormuş tanımadığı delikanlıya.
-Tanımak mı?Demiş, günlerdir ezberledim ben seni…Kaşların, gözlerin, yüzünde ki gamzelerin yazar, kalbimde ki sevdanın destanı.
-Senin tanımak dediğin bumu?Kimim, kimin nesiyim serbest miyim?Gönlüm boş mu dolu mu onların hakkındada bir bilgin vamıydı sevdalanırken?
-Hiç bir şey bilmem.Sadece şunu bilirim ki ben bir sevda sarhoşuyum.Bunun içinde yolunu bir harami gibi kesipsenden marhamat dilenmek için yüreklendim.
-Nasıl bir marhamet ola ki bu?
-Vuslatı reddetmeyen, kalbim hayat arkadaşı olarak seçti seni.Bağışla, damda düşer gibi oldu ama benimle evlenirmisin?
Güzel kız oldukça şaşırmış buna:
-Ya! Demek böle ister gönlün?
-Evet , ne olur reddetme sakın, yoksa şuracıkta ölüp kalırım.Bana bir isim ver odan istiyim seni.
Güzel kız delikanlıyı hassas bir seyirle izledikten sonra :
-Pekala,demiş. sana bir şartım var bunun için.Sakın olaki söyleyeceklerimi yerine getirmezsen bir daha karşıma çıkmayasın.
Delikanlı hiç düşünmeden cevabını vermiş:
-Kabul!
Genç kız delikanlıya alaylı bir eda içinde gülümsemiş.
-Daha ne yapacağını bile bilmiyorsun ki hiç düşünmeden ”kabul” diyorsun.
-Olsun ben yaparım.
-O zaman mesele yok. yarın ben aynı saatte yine burdan geçerim.Bana elinde kırmızı bir güle gelirsen teklifini kabul demektir.
Delikanlı bir kelebek kadar hafiflemiş ve adeta kanatlarını kelebek gibi havalandırmış:
-Kabul bulurum demiş.
-O vakit hemen işe koyul.Aklın varsa hiç zaman eksiltme.
Delikanlı çoşkulu bir gönülle ardına bile bakmadan yollara düşüp gitmiş.
Aslında gülleriyle ün salmış yörenin, güllerle ilgili bir özelliği daha varmış…Oralar beyaz güller diyarıymış ve kırmızı gül hiç bulunmazmış gül ağaçlerının dallarında…
O gün delikanlı bütün gül bahçelerini, tükenmeyen enerjisi ve bitmek bilmeyen azmiyle dolaşıp durmuş…Umutlarını solduran en son bahçede de kırmızı gül bulamayınca bahçe kenarındaki bir gül ağacının dibine oturup başlamış ağlamaya…Dibine oturup ağladığı gül ağacının dalına tüneyen bülbül delikanlıyı seyrediyormuş…Dederler ki bülbül delikanlının hıçkırıklarına dayanamayıp hüzünlenmiş ve en içli bestelerinden birisini şakı(Zeker) delikanlının ilgisini üzerine çekmeyi başarmış…Ve yine derler ki şakımaya başlayan o bülbül, bülbülü şeyda imiş….yani bülbüllerin üstadı…o şakımaya başladığında kuşlar ve bülbüller susarmış.
İşte öylesine bir şakıyış ulaşmış delikanlının kulaklarına ve hıçkırıklarına ara verip o muhteşem besteye vemiş kendisini.Gözleri sesin geldiği noktayı bulup baba bülbülün üzerinde ısrar etmiş.Bülbül onu, delikanlı bülbülü hazin bakışlarla seyretmiş.Sonunda şakayışını bitiren bülbül lisana gelip efkarlı delikanlıya sormuş:
-Neden ağlarsın ki öyle yanık yanık?Benim efkarımı bile alevlendirdi firkatin….
-Sorma, demiş ve o hazin hikayesini anlatmış delikanlı bülbüle.hikayenin sonuna çaresizliğini eklemiş.”şayet istediği o kırmızı gülü bulup öğle vaktinde ona ulaştıramazsam, ben öldüm demektir bülbül…Bilirim ki bu sevdanın hüsranı ölüme çağırır beni…”
Bülbül sevdayı bilenmiş.Delikanlının perişan hali dokunmuş bülbüle ve fazla düşünmeden, delikanlının yüreğine su serpen sözleri fısıldamış:
-Sen hiç üzülme demiş, istediğin kırmızı gül olsun, bulunur elbet….
Umutsuzluk ciğerini çürütmeye başlayan delikanlı, inandırıcı bulmamış bu sözlerini:
-Buralar beyaz güllerin diyarımı,öyle söyler herkes.Gün kovuşmaya yüz tuttuğu şu saatlerden sonre nerden bulabilirim ki kırmızı gülü?Meğer olmayan bir şeyi istemiş benden sevdiğim güzel.. .
Bülbülün vadi şaşırtmış delikanlıyı:
-Herşeyin bir kolayı bulunur demiş…Sen şimdi git ve yarın gün doğumundan biraz sonra oturduğun ağacın dibine gel ve istediğin kırmızı gülü alıp sevdiğin o kıza götür.
-Bülbül sende beni teselli ettiğini sanıyorsan yanılıyorsun.Her yeri aradım, kırmızı gül yok bu bahçede, sen nereden bulacaksın ki?
-Altının ayarını sarraf olan bilir…Ben bülbülüm, gül dilinden anlarım, istersem karşısına geçer en içli bestelerimle onu kızarta bilirim…Bana gülü tarife ne hacet…Sen şimdi git ve dediğim saatte gelip kırmızı gülü sevdiğin kıza yetiştir.
Delikanlı sevinerek ayrılmış bulunduğu bahçeden.Gece zor kavuşmuş sabaha.Taze bir günün aydınlığında kalkıp bülbülün vaad ettiği saatlerde bahçeye koşup,akşam ayrıldığı gül ağacının dallarına baktığında kalbi duracak gibi olmuş.Beyaz güllerin arasında kırmızı bir gül çekmiş dikkatini ve sevincenden kalbi yerinden fırlıyacak gibi atmaya başlamış.
Beyaz güllerin arasında kızarmış olan gülü usulca koparıp aldıktan sonra teşekkür etmek için etrafta bülbülü aramış.Bülbül ortalara yokmuş.Yüzüdeki sevinç solmuş bülbülü göremeyince ve ağacın debinden ayrılmaya karar verdiğinde son defa etrafını yoklamış arzulu bakışları.Umudunu kesmiş gitmek için adımını hazırlarken son olarak ayaklarının dibine ilişen bakışları sevincini iyice söndürmüş…Delikanlı ayaklarının dibinde hazin bir manzarayla karşılaşmış.Kendisine kırmızı gül vaadeden bülbülün içler acısı manzarası varmış gül ağacının dibinde….
Acı acı yutkunmuş onu seyrederken.Bülbülün ölüsü, sevdiği kızın saatinin yaklaşması arasında sıkıntılanan kalbi zor da olsa bülbülden ayrılma kararı alıp, elinde sımsıkı tuttuğu gülle birlikte yollara düşmüş.Sevdalandığı güzelin kendisine verdiği sözde aynı yerdeymiş.
Güzel kız sözünde durmuş ve karşılaşmışlar yeniden.Delikanlı soluk soluğuymış elindeki gülü kıza uzatırken….
-Al işte, kırmızı gülü buldum ve getirdim sana verdiğim sözü tuttum, şimdi sıra sende!
Güzel kız gülü delikanlının elinden alıp, efsunlu bakışlarla incelemiş gülü…Derler ki o an genç kızın güzelliği sebebi bilinmeyen bir acının bedenini dağladıkça solmuş ve hazan düşmüş bakışlarına…Sonra delikanlıya çevirmiş içli bakışlarını.Esef varmış sesinin tonunda ve şaşırtıcıymış cevabı:
-Olmaz, kaybettin yabancı….
Delikanlı, oracıkta yığılıp kalacak gibi olmuş.Feri çekilmiş bacaklarının:
-Neden, şartını yerine getirdim işte.Vuslat sözün vardı kırmızı gülü bulup getirirsem?
-Aslında verilen zaman içinde kırmızı gülü bulup getirilmesi imkansızdı.Ben biliyordum bunu.Mucize olmadıkçe isteğim yerine gelmezdi…
-Mucize gerçekleşti ve kırmızı gülü bulup vaktinde getirdim.Bana vuslat sözü vermiştin!
Güzel kız kırmızı gülü delikanlıya iade ederken delikanlı büyük bir hayal kırıklığı içinde bakışlarını yere indirmişti.
Kız usul usul konuşmaya başladı:
-Karşıma dikilip yolumu kestiğin zaman, beni çok iyi tanıdığını söyledin,halbuki hakkımda hiç bir şey bilmiyordun.Bir aldanıştı seninkisi,bir hülya…
Eğer beni tanısaydın, evli olduğumu, kalbimin yanlızca eşime ait olduğunuda bilirdin.Böyle bir hataya düşmezdin.
Ben yalnızca sana bir ders vermek istedimKolayca dillendirdiğin”AŞK”ın gerçek manasını anla istedim.”AŞK” gerekirse meftun olduğun uğruna canını vermektir.Bülbül gül için can verişini gör istedim.bana baslediğin hisler,yanlız ilahi aşka ulaşmak adına vasıta olabilir.
Delikanlı hatasını anlamış olmalı ki araştırıp tanımadan evlenmeyi düşündüğü kıza utancından cevap bile verememiş.Titrek parmaklarının arasında güçlükle tuttuğu gül yere düşmüş….Yaptığı hatadan dolayı büyük bir pişmanlık duyarak,arkasına bile bakmadan gözlerden kaybolup gitmiş sonunda…
|
|
|
Ben seni Böyle sevdim |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:28 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Ben seni Böyle sevdim
Böyle sevdim seni
Böyle Sevdim Seni Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi
seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka
yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın.
ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu
yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya… Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek
çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze
bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş
sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin… En çok bu renkle anmayı
sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da… Kendime bile dar gelirken,
içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz
olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı,
güldüm. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek
olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca
bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda patlamaya
hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile
ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek
her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.
Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da… Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni,
kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini,
korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime
bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif
edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim
çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok.
ALINTI
|
|
|
Ali ve Nino 'nun Aşkı |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:18 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: FTlI5F8.png]](https://i.imgur.com/FTlI5F8.png)
Ali ve Nino 'nun Aşkı
Gürcistan'da, Batum'da, deniz kıyısında iki insan figüründen oluşan bir heykel bulunuyor. Bu heykel pek de bilinmeyen bir hikayeyi, Ali ve Nino'nun aşkını anlatıyor.
Ali ve Nino, Kurban Said adlı Azeri yazarın kaleme aldığı bir aşk hikayesinin kahramanları. Ali adlı müslüman genç ve Gürcü prensesi Nino birbirlerine aşıklar. Ancak farklı din ve farklı kültür nedeniyle kavuşamıyorlar. Aşkları için büyük mücadele veriyorlar, ancak Sovyet işgaliyle sonsuza dek ayrılıyorlar. 1937 yılında yayınlanmış bu roman, 37 dile çevrilmiş ve hatta filmi çekilmiş.
Gürcü sanatçı Tamara Kvesitadze tarafından yapılan bu heykelin bu aşıkların öyküsünü ne kadar sıradışı bir şekilde betimlediğini aşağıda görebilirsiniz.
Batum'da birbirine bakan 8 metre yüksekliğindeki iki dev figür Ali ve Nino'yu simgeliyor
Ali ve Nino tüm gün birbirlerini izliyor
Sonrasında Ali ve Nino birbilerine doğru hareket etmeye başlıyorlar
Bir an için iki vücut birleşiyor
Ancak çok kısa bir süre sonra Ali ve Nino'nun birbirlerinin içinden geçerek ayrılıyorlar
Ve sırtları birbirlerine dönük uzaklaşıyorlar. Bu Sovyet işgalini sembolize ediyor
Bu heykel halk arasında "Aşk Heykeli" olarak biliniyor
![[Resim: dGCWbdw.png]](https://i.imgur.com/dGCWbdw.png)
![[Resim: 9pKLoYI.png]](https://i.imgur.com/9pKLoYI.png)
Bu devinim her akşam 7'de başlıyor ve 10 dakika sürüyor
El Nino
El Niño Güney Salınımları, küresel bir okyanus-atmosfer olayıdır. El Niño ve La Niña, Doğu Büyük Okyanus yüzey sularının sıcaklığındaki büyük salınımlar ve bunların yol açtığı atmosferik olayların genel adı olarak kullanılmaktadır. İsimler İspanyolca "oğlan çocuğu" veya "velet" ve "küçük kız" anlamına gelmektedir. "Çocuk", İsa'yı simgelemektedir, çünkü El Niño Güney Amerika'nın batı kıyılarında Noel zamanında etkili olur.
El Niño ve La Niña'nın güney yarımküredeki etkileri çok büyüktür. Bu etkiler ilk olarak 1923'te Sir Gilbert Thomas Walker tarafından tanımlanmıştır. El Niño'nun atmosferik imzası olan Güney Salınımları, Tahiti ve Darwin bölgelerindeki aylık veya mevsimsel hava basıncı değişimleridir. Eylül 2006 itibarıyla El Niño aktif durumdadır.
![[Resim: aUot5t6.png]](https://i.imgur.com/aUot5t6.png)
![[Resim: Fg5Pwxi.png]](https://i.imgur.com/Fg5Pwxi.png)
|
|
|
Bir Adamın Mehdiyi Hayal Edişi |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:16 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Bir Adamın Mehdiyi Hayal Edişi
Bir ramazan gecesiydi. Ortalık zifiri karanlıktı. O esnada sanırım uyuyordum.
Doğu tarafından aniden bir gürültü koptu. Sandım ki mutfaktaki, banyodaki, odadaki ve kömürlükteki tüpler patladı. (Evde bu kadar tüpün olması iyiye işaret değildi biliyordum). Tüpleri kontrol edeyim diye fırladım yatağımdan. Bir de ne göreyim, tüplerde hiçbirşey yoktu.
Evdeki tek ses; buzdolabının, televizyonun, açık kalan bilgisayarın, müzik setinin ve çamaşır makinesinin gürültüsüydü. Evde çıt yoktu. O an anlamıştım “bu ses dışardan geliyor”. Hemen pencereye fırladım, acaba gökyüzünde bir değişiklik var mı diye. Bir de ne göreyim! Hiçbir değişiklik yok. Geçen akşam saydığım 2 küsür milyon yıldız yerinden bile oynamamış. Ama kutup yıldızının biraz sola çektiğini fark ettim.
Sonra da arkasından mavi, yeşil ve kırmızı ışık saçarak kayan bir gök taşı kümesi farkettim. Bu bir işaretti. Evet evet bu bir işaretti. O an anladım ki bu gece beklenen geceydi. O gelmişti. Şölenlere, kutlamalara, sevinç çığlıklarına ve şenliklere hazır olmalıydım.
O ara bizim ufaklık yanıma yanaştı ve “baba” diye seslendi. “Şehrin göbeğinde bugün konser var herhalde, havai fişekler gökyüzünü ne güzel aydınlatıyor değil mi” dedi. O an bütün umutlarımı yitirmiştim. Hayallerim mahvolmuştu. Bizim 6,75 yaşındaki bücür hayallerimin üzerinden adeta bir kamyon gibi geçmişti.
Aha geldi aha gelecek, gözünüz yollarda kaldı biliyorum. Hasretlik zor iş. Bilin bakalım güneyden mi yoksa kuzeyden mi zuhur edecek? “Mehdi” yaz 6666’ya gönder nereden zuhur edeceğini öğren.
Peki herkesi razı edebilir mi kahramanımız? Karada kaçanı, havada uçanı, gariban solucanı, sırt üstü dönmüş tosbağayı, emekliyi, dulu ve yetimi? Ne dersiniz?.. Memnun edebilir mi? Eder niye etmesin? Adı üstünde “Süper Mehdi.. Hem de 100 oktan”.
Acaba nasıl bir donanıma sahip. Özellikleri ne? Eminim merak ediyorsunuz.. Bugüne kadar onun hakkında ne söylendiyse az ve eksik söylendi. Ben tamamlamaya niyet ettim. Onun tam ve kusursuz olmasını istiyorum. Hesabı sıkı tutmasını istiyorum. Bir oturuşta bir buzağıyı yemesini, kürdan ve peçete kullanmasını istiyorum. Karşısına dağlar, taşlar, kuşlar ağaçlar bile dikilse hepsini ezip geçmesini istiyorum. Işınlanmasını, bir an burada bir an New Zelanda’da olabilmesini istiyorum. Kuru bir ağacı söküp başka bir yere diktiğinde ağacın hemen karpuz vermesini istiyorum. Karpuz ağacını yetiştirebilen tek kişi olmasını istiyorum. Kuru bir kamış ağacını eline aldığı zaman, ağacın aniden “NEY veya Obua” olmasını istiyorum.
Onun da bir ışın kılıcının olmasını istiyorum. USA kahramanlarından neyi eksik. Hatta yeşil bir taytının olmasını ve o taytın üzerine don giymesini istiyorum. Leb demeden nohutu anlamasını istiyorum. Dünyanın öbür ucundaki bir kadının dırdırını işitebilmesini ve kocasının yerine “yeter artık ulan” deyip kapıyı çarpar gibi yapmasını istiyorum.
Bol bol gizli güçlerinin olmasını, bir oturuşta yediyüz kitap okumasını, hamur açmasını, zeytinyağlı dolma yapmasını, engelli koşu yapmasını, bir de sigara içmesini istiyorum. (Tiryakisi olup nasıl sigara bırakılırmış herkese öğretsin diye. Zayban meretinden de kurtarır bizi)
Bütün püsürüklü işlerin girift tarafını [private] bilmesini ve çözüm bulmasını istiyorum. Organik tarımı yaygınlaştırıp milleti hormondan kurtarmasını, “stokçuluk yapan bizden değildir” anlayışını yeryüzüne hakim kılmasını, yeni doğan her bebenin gönlüne “sevgiyi” aşılamasını, baktı olmuyor kızamık, hepatit B, C, D aşısı yapmasını istiyorum.
Kayıp kaseyi bulmasını, sır namına ne varsa hepsini ortaya dökmesini, ebced, matematik, fizik, kimya, biyoloji, antropoloji, kısaca ne kadar “loji” varsa hepsini bilmesini istiyorum.
Erzincan’ı dünyanın başkenti yapmasını, İstanbul’u nahiye haline çevirmesini, hatta mümkünse özgürlük anıtını bulunduğu yerden kaldırıp Irak’a dikmesini istiyorum.
“Savulun uleyn” demesini, bir yayla 200 ok fırlatmasını, ata ters binebilmesini, bir bakışıyla dağ ve çam devirmesini istiyorum.
Bir tıkla herkesin elektrik, su, telefon, doğalgaz ve vergi borçlarını ödeyebilmesini istiyorum. Bankacılığı kaldırmasını bunun yerine “MFK” (Mehdi finans kurumları) kurumunu yaygınlaştırmasını istiyorum.
Ortaya çıktığı vakıt bir daha kaybolmamasını, kaybolsa bile ara sıra cep telefonuyla “nerde olduğunu bize söylemesini istiyorum.
Biraz da fiziksel özelliklerinden bahsetmek istiyorum.
Metre cinsinden 1.30’dan küçük, 1.90’dan büyük olmamalı. Kivi tenli, lila saçlı yeşil gözlü, body building vücutlu, iki omuz arası mesafenin en az 2 metre olmasını, alnının geniş burnunun parlak, 45 numero palet giymesini, yarım metre çapında bir de elinin olmasını istiyorum. Şaplaaa godummu uzatsın diye. Kirli sakallı gezen, gözünden ışık, burun deliklerinden de ateş saçabilmesini istiyorum.
130 erkeğin cinsel gücüne sahip olmasını ve Cengizhan’ı aratmamasını istiyorum. Ondan bin yıl sonra dünyanın %80’inin onun torunu olmasını istiyorum.
Sağ yanağına gözünün hemen alt kısmına da bir tane ben istiyorum. Benin rengiyle ilgili de kararsız kalmak istiyorum. Omzunda mühür, kolunda dövme, burnunda hızma, göbeğinde pirsing, kulağında da gümüş bir küpe olmasını istiyorum.
Onun bir sürü kardeşinin olmasını istiyorum. Hayır vazgeçtim az kardeşi olsun. Olmadı bundan da vazgeçtim onun hiç kardeşi olmasın. Hatta anasız babasız olsun. Ama halası dayısı da olsun.
Evet farkındayım çok şey istiyorum. Hatta ve hatta zopa istiyorum.
Sonuç olarak, bu beklentimin boşa çıkacağını ve avucumu yalayacağımı bilmiyor muyum?! Eşşek (bal mıydı yoksa) gibi de biliyorum. “Niye o zaman fantezi kurup duruyorsun” diyenleri de duyar gibi oluyorum. (Bana mı zuhur etti ne?) Başlıktan da mı anlamıyorsunuz kardeşim, şu an bilincim kapalı. Gayet normal değil mi? Bilincim açılana dek fantezi kurma hakkım saklıydı kullandım. Hadi ben fark ettim bilincimin kapalı olduğunu ve hatamı anladım. Ya asırlardır bilinci kapalı olup da insanları hayal aleminde bir oraya bir buraya koşturan işgüzarlara ne demeli? Gücünüz bu garibana mı yetiyor?
Aha geldi aha gelecek diye asırlarca kandırılmadınız mı? Uyutulmadınız mı? Ben kandırır gibi yapınca niye içinizdeki ışın kılıcını çekmeye kalkıyorsunuz?
En tehlikeli oyun “umut” oyunudur. İnsanlara boş umutlar vaat edersiniz ve o umutlar gerçekleşmez ise, müthiş bir hayal kırıklığı meydana gelir. Sonucunda ne olur biliyor musunuz? Pasifize edilmiş, nötr hale getirilmiş insan görünümlü androitler meydana gelir. Bilinçleri sürekli kapalıdır bu androitlerin. Küçük bi çip takarsınız müsait bir yerine, çipin içine ne yerleştirirseniz ona göre hareket eder. Düşünmez ve akletmez. Çipli sonuçta.
Nasıl olsa ağa gelecek onu bu durumdan kurtaracak. Umut oyunu oynuyoruz ya sonuçta. Bu kuruntuyla avunur/avutulur ve bu dünyadan göçer gideriz. Tabi bilinçsiz göçtüğümüz için de hesabımız çetin olur. Zannederiz ki hesabımızı da ağa verecek. Çipine öyle yerleştirilmiş çünkü. Sen dert etme, iki cihanda da garantörün biziz. Sevsinler. Babanın oğula, ananın kızına garantörlüğünün sökmediği bir mecrada kim takar seni, sizi ve onları.
Son bir anektotla bitirmek istiyorum. Biraz da siz hayal edin. Bir hasta vardı. Böbreklerinden rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı. Doktor dedi ki: “Böbrekler iflas etmiş diyaliz makinesine girmek zorunda. Tutturdu girmem diye. Kızı buna umut verdi. Dedi ki: “Anne bir kere giriyorsun ve başka girmiyorsun, hepsi bu”. Kadıncağız umutlandı ve kabul etti. Makineye girdikten iki gün sonra taburcu oldu. Doktor taburcu olurken diyordu ki, haftada üç gün getireceksiniz hastayı, artık o bir diyaliz bağımlısı. İlk diyaliz günü geldiğinde yine aynı kızı dedi ki: “ anneciğim hastaneye gidiyoruz”. Annesinin cevabı: “Niye?” Hadi bakalım ayıkla pirincin taşını. Kızı bunu 1 ay oyalamış, bugün son yarın son öbür gün son. Son son son. Sonu yok. Ölene kadar girecek. Kadın artık kızına inanmıyor. Umutlarını kaybetti. Androit oldu. Böbreklerinin yanı sıra şuurunu da kaybetti onca yalandan sonra. Şimdi kızının yediği haltı temizlemekle meşgulüz.
İnsanlara acı da olsa doğruları söylemek gerekiyor. Tebliğ denilen kavramın temeli doğruluktur. Kendi aleyhimize olsa bile doğruları söylemek zorundayız.
Kaynak
Bu Yazi alintidir.
(Satırbaşı – Uğur Erzincan)
Editörün Bu Adam ve bu konuya büyüükce imzasi:
Mehdi de Muhammed Gibi Allahin bir kuludur.hani ettahiyatüde hergün okursun da manasini bilmezsinye be adam
"Eşhedü En la İlahe İllallah Ve Eşhedu Enne Muhammeden Abduhu Ve Rasulallah" yani "Abd ,Abd" Allahin bir kulu, Muhammed bile Allah in bir kulu ise sen biraz büyük hayal etmişsin, ve diger hayaledenlerde ayni senin gibi mucize keramet bekliyorlar. Oysaki O da gelecek bir misafir, Bu dünyaya gelip gecivercek, ve misafiri beklemesini bilmeyenin, o gelince onu karşilamasi ve hürmet etmesi beklenirmiki .
Belliki de cok beklemekden senin umutlarin tükenmiş, ve onu beklemiyorsun artik , beklemeyenin o gelince alcagida 3 ün 1 i dir be adam
|
|
|
Anneler Neden Çabuk Aglar |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:12 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
ANNELER NEDEN ÇABUK AGLAR
Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu: 'Niçin ağlıyorsun?' 'Çünkü ben kadınım.' Diye cevapladı annesi.
'Anlamadım!' dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp 'Hiç bir zaman anlayamayacaksın!' dedi. Babasına 'Baba, annem niçin ağlıyor?' diye sordu. Babanın cevabı: 'Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır' oldu.
Küçük çocuk büyüdü, yeti...şkin adam oldu, halâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. 'Allahım!' dedi: 'Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?' Allah:'Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın
ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi,
ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de,
çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor.
Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim...
Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere. İnsanlık için bir gözyaşı...' diye cevapladı...
Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.
|
|
|
Doyduktan sonra sofraya gelen tuz |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:11 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Doyduktan sonra sofraya gelen tuz
Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar.
Sonra karısından sofrayı kurmasını ister.
Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını.
Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister.
Karısı; “Sen yemeğe devam et ben getiririm”, der ve içeri gider.
Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı hanım?” diye sorar.
Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir .
Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez.
Adam tuzu isteye isteye karnını doyurur.
Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler.
Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner.
Adam merak eder ve sorar; “Bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “Senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz'' der.
Hani derler ya öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bile.
Yaşamı boyunca herkes birini bulur ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. O yüzden sevdiğinize sahip çıkın, onu önemseyin ve kırmayın.
Kadın mutluysa güzelleşir, güzelse mutlu olur. Mutlu olursa sen de mutlu olursun. Sevdiğinizi üzmeyin...
|
|
|
Limandaki Son Yolcu |
|
Yazar: RasitTunca - 04-17-2020, 10:10 PM - Forum: Aşk ve Sevgi
- Yorum Yok
|
 |
Limandaki Son Yolcu
Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ulaşılmaz oldun hep, dokunmak, hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni, kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen. Payıma düşen her seyi erteledim ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu. Su olsan, dokunduğumda bozulurdun. Bozulmayan bir "şey"din... Gidilecek bir yer olsan sonu olurdu, sonu olmayan bir "şey"din.
Uykuda görülecek bir rüya olsan uyanırdım, beni rüyamdan uyandırmayacak bir "şey"din... Seni gözlerinden, üç ırmağın birleştiği yerden öpeyim desem, aklına ırmaklar gelir. Düşün ki, bir dağdan aşağı iniyoruz ve dünyada iki kişilik türkü kalmış onu söylüyoruz. Öyle bir "şey"sin sen... Seni düşündükçe yoruluyorum desem, dünyanın en büyük yalanı olur. Yalanım yok. Bugünden yarına ne kalır bilmem amam sen kalırsın tıpkı yatağı değişmeyen ırmak gibi.
Bana hep kendimi hatırlatan bir "şey"sin sen. Uzaksın, yakınsın, özlenensin ama bugün değil yarın gibi bir "şey"sin sen. Gecenin en karanlık yerinde, küçücük bir ışık bile olsan yine de istiyorum seni. Bugün her ölümle biraz ölürken, seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden. Gelincikler gibi bir mevsim değil, dört iklim, köşe bucak...
Kim ne derse desin dönmeye niyetim yok. Bir kentin ortasında tek başına kalsam da çığlık çığlığa bagırarak söylerim seni sevdigimi. Bir tek benim sevgimle yaşasa da bu sevda seviyorum seni. Sensiz dallarımı yitirmiş bir ağaç gibi yapayalnız olurum, kalabalığın ortasında bile. Fırtınalı bir denizin en sakin limanı gibi bir "şey"sin sen.
O limandaki tek yolcu da ben...
|
|
|
|