| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Sen Ne Kadar Engel Olsanda Doğacak Olan Çocuğa Engel Olamazsın |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2020, 01:23 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
"Love in The Brain"
Hadisenin Metnini internette aradım, bulamadım! ve ben kendim aklımda kaldığı kadar yazmaya karar verdim:
Peygamberimizin Ashabından birinin Güçlü bir Hizmetlisi yada cariyesi vardır, ve o evin suyunu kuyudan o çekmektedir.
Ve O Ashab onunla birlikte olduğunda, çocuk olmasını istememektedir, çünkü evin hizmetini görüyordur, eğer o hamile olursa, su çekecek kimsesi yoktur. Ve bunu peygamberimize anlatır ve, kendsinin bu yüzden onunla cima edip birleşince, meni gelmeden önce geri çekildiğini anlatır :
Peygamberimizin cevabı ise
"Sen Ne Kadar Engel Olsanda, Doğacak Olan Çocuğa Engel Olamazsın." buyurur.
Ve nitekim de o Ashabı Kiram ın meni gelmeden önce geri çekilmesine rağmen, o cariyeden bir çocuğu olmuştur.
"Love in The Brain" Yani frekans yolu ile, o meni ona ulaşmıştır, ve hamile olmuştur. Yani bizim yaptığımızın da, Muhammed ve Ashabında örnekleri vardır elbet... Bu sadece bir örnektir.
Raşit Tunca Makalesi Sonu
Schrems, 26.06.2020 Cuma Hicri Zilhice 13 Kurban Bayramı üçüncü günü
|
|
|
Kişinin câriyesinden çocuk sahibi olması |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2020, 01:05 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Kişinin câriyesinden çocuk sahibi olması
Sözlükte “bir erkeğin çocuk sahibi olmak istemesi, bir kadını hamile bırakması” mânasına gelen istîlâd, fıkıh terimi olarak kişinin câriyesini hamile bırakmasıyla başlayan ve câriyenin hürriyete kavuşmasıyla sonuçlanan hukukî süreci ifade eder. Efendisi tarafından hamile bırakılan câriyeye “ümmüveled” denir.
İslâm’ın ortaya çıktığı dönemde savaş esirlerinin köleleştirilmesi yaygın bir uygulamaydı. İslâm dini, bütün insanların özgür olduğu kölesiz ve efendisiz bir toplumu hedeflemekle birlikte o günkü sosyal bünye açısından ve milletlerarası şartlarda bu kurumu tek taraflı olarak kaldırmak imkânı bulunmadığından buna yönelik bir statü değişikliği yapmak yerine beşerî ilişkilere hâkim olmasını istediği ahlâkî ve insanî esaslara ağırlık vermiş, kölelere mümkün olabilecek en insanî muamelenin yapılması yönünde kurallar getirmiştir (bk. ESİR; KÖLE). Bu çerçevede kadın kölelerle başka kişilerin ancak nikâh akdiyle, efendilerinin ise birtakım hukukî sonuçlar doğuracak şekilde cinsel ilişki kurabilecekleri hükme bağlanmış, bu konuda keyfîlik ve istismarın önü alınmak istenmiştir. Kur’an’da, kişilerin nikâhlı eşleri gibi sahip oldukları câriyeleriyle de ilişkide bulunmalarının meşrû olduğu belirtilir (en-Nisâ 4/3, 24, 25; el-Müminûn 23/6; el-Meâric 70/30). Sünnette ve sahâbe uygulamasında da bu konuda ileride ayrıntılı biçimde gelişecek olan fıkıh nazariyatına kaynak teşkil edecek yeterince malzeme mevcuttur. Doğu Roma İmparatorluğu’nun Mısır valisi Mukavkıs tarafından Hz. Peygamber’e gönderilen hediyeler arasında bulunan Kıptî asıllı câriye Mâriye’den Resûlullah’ın oğlu İbrâhim’in dünyaya gelmiş olması, bunun üzerine Resûl-i Ekrem’in, “Oğlu onu âzat etmiştir” (İbn Mâce, “ʿItḳ”, 2), başka bir rivayette de, “Efendisinden çocuk dünyaya getiren her câriye efendisinin ölümünden sonra hür olur” (el-Muvaṭṭaʾ, “ʿItḳ”, 6; Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, III, 287) demesi, Hz. Ömer’in ve sahâbeden bazılarının ümmüveledlerinin bulunması, efendilerin câriyeden doğan çocukları ve bunların anneleri hakkındaki görüşlere esas teşkil etmiştir. Tâbiîn ulemâsından Zeynelâbidîn b. Hüseyin b. Ali, Kāsım b. Muhammed b. Ebû Bekir, Sâlim b. Abdullah b. Ömer gibi tanınmış kişilerin annelerinin ümmüveled olmasının câriyelerden çocuk edinme temayülünde artış sağladığı ifade edilmektedir (Mv.F, IV, 165).
İslâm’dan önceki Arap toplumunda efendilerinden çocuk dünyaya getiren câriyelerin ümmüveled adıyla diğer câriyelerden farklı bir statü kazandıklarına, efendilerinin ölümünden sonra da hürriyetlerine kavuştuklarına dair bir bilgi mevcut değildir. Bu statüyü kazanan câriyelerin ileride hürriyetlerinin kaybına sebep olacak satılma, hibe edilme, vasiyet olarak bırakılma gibi bir tasarrufa engel olunmasına dair görüş ve uygulamaların Hz. Peygamber’in irşadıyla başladığını kabul etmek gerekir.
Klasik fıkıh kitaplarındaki bilgilere göre câriye efendisinden çocuk dünyaya getirmekle ümmüveled statüsü kazanır. Nesep iddia ve ikrarı istîlâdın rüknü olup efendinin doğumdan önce câriyenin kendisinden hamile kaldığını kabulü ile de istîlâd gerçekleşebilir. İhtilâflı durumlarda câriyenin özgürlüğü yönünde yorum yapıldığından câriyenin düşük yapması halinde çocuğun organlarının kısmen de olsa teşekkül etmiş olması istîlâdın geçerliliği için yeterli kabul edilmiştir. Câriyesiyle ilişkide bulunduğunu kabul eden efendinin düşük veya doğum halinde çocuğun kendisine ait olduğunu ayrıca kabul etmesine gerek kalmaksızın nesep sabit olur. Çocuk hür, annesi de ümmüveled statüsü kazanır. Çoğunluğun aksine Hanefîler’e göre ise efendinin câriyesiyle ilişkide bulunduğunu ikrar etmesi yeterli olmayıp düşen veya doğan çocuğun ya da hamlin kendisinden olduğunu ayrıca kabullenmesi gerekir. Hanefî kaynaklarında bu şart, neslin devamını sağlamada câriyelerin eş olarak seçilmelerinin prensip olmaması mantığıyla açıklanmaktadır.
Efendi, câriyesinin dünyaya getirdiği çocuğun kendisinden olduğunu kabul ettikten sonra artık bundan vazgeçemez. Zira çocuğun nesebi sabit ve hürriyeti kabul edilmiş olduğu gibi câriye için de efendisinin ölümünden sonra hürriyete kavuşma imkânı doğmuştur. İkrarla doğan hakların inkârla ortadan kaldırılmasına imkân verilmemiştir. Efendisinin izniyle evlendiği kimseden çocuk sahibi olan câriye ise ümmüveled statüsü kazanamaz. Ancak kocası tarafından satın alınırsa nikâh bağı geçersiz ve câriyelik hükmü sabit olur. Bu durumda Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ister hamile iken ister doğumdan sonra satın alınsın istîlâd yine gerçekleşmezken Ebû Hanîfe’ye göre her iki durumda kadın ümmüveled statüsü kazanır. Ahmed b. Hanbel’den de böyle bir rivayet nakledilmiştir. Mâlikîler ise hamile iken alınması durumunda istîlâdın gerçekleşeceğini belirtirler.
Ümmüveled olan câriyenin hürriyet hakkının korunması için onun başkasına satılması, mülkiyeti nakledici herhangi bir tasarrufa konu edilmesi câiz görülmemiş, efendinin ölümüyle doğrudan hürriyetine kavuşacağı bildirilmiştir. Ümmüveled olduktan sonra başkasıyla evlenen câriyenin o kişiden olan çocukları da anneleri gibi efendisinin ölümünden sonra hürriyete kavuşur. Hukukun naslarda yer alan genel dinî ve ahlâkî ilkelere göre daha kuralcı ve sosyal realiteye bağımlı olmasının tabii sonucu olarak klasik dönem fakihlerinin karşılaştıkları fıkhî meselelerde genel bir tavır olarak köle ve câriyelerin hürriyete kavuşması yönünde yorum geliştirdikleri, ancak dönemlerinde mevcut sosyal yapıyı ve o zeminde meşruiyet taşıyan hakları da göz ardı etmedikleri, doktrindeki farklı görüşlerin bu iki yönden birine ağırlık vermekten kaynaklandığı görülür. İstîlâd gibi tarihsel bağlamla sıkı ilişkisi bulunan konularda bu tereddüt daha yoğun biçimde yaşanmıştır. Nitekim ümmüveled statüsü kazanan câriyenin bir yönden mülkiyete konu bir mal, diğer yönden efendisinden çocuk dünyaya getiren bir anne olması sebebiyle klasik fıkıh literatüründe mülkiyet ve nesep haklarının içiçe girdiği ve birbiriyle çatıştığı veya babalık iddiasının ispatının zorlaştığı değişik ihtimaller ve örnek olaylar üzerinde ayrıntılı biçimde durulmuş, dönemin bilgi ve tecrübe birikimi ışığında bazı çözüm yolları gündeme gelmiştir.
BİBLİYOGRAFYA
el-Muvaṭṭaʾ, “ʿItḳ”, 6; Buhârî, “Nikâḥ”, 96; Müslim, “Ṭalâḳ”, 26, 27, 38; Ebû Dâvûd, “ʿItḳ”, 2, 7; İbn Mâce, “ʿItḳ”, 2, 5, “Nikâḥ”, 30; Tirmizî, “Aḥkâm”, 28, “Nikâḥ”, 39; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid (trc. Ahmed Meylani), İstanbul, ts. (Beyan Yayınları), IV, 215; Mergīnânî, el-Hidâye, Kahire 1356/1937, II, 51; Abdullah b. Mahmûd el-Mevsılî, el-İḫtiyâr li-taʿlîli’l-Muḫtâr, [baskı yeri ve tarihi yok], IV, 30-34; Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, Naṣbü’r-râye, Beyrut 1393/1973, III, 287; Şirbînî, Muġni’l-muḥtâc, IV, 538; Bilmen, Kamus, IV, 31-44; “İstîlâd”, Mv.F, IV, 164-169.
|
|
|
Yusufcuk Böceği ve Ceaferüt Tayyara “Tayyar” Lakabının Verilmesi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2020, 12:01 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Yusufcuk Böceği ve Ceaferüt Tayyara “Tayyar” Lakabının Verilmesi
----------------------
Yusufcuk Böceği Kolyesi Ne Anlama Gelir?
Libella-Dragonfly-Yusufcuk Böceği
Tek Sevgili Tek Alah lılık Simgesi TEK TANRILI LIK "1/5" yani 5. Mü'min Cafer
Mikail in yani Sivrisineğin Kardeşi
(Züleyhan ın Yusufdan öncesi önemli değil önemli olan Yusufdan Sonrası ve Sadakat ve Yusuf Soyu Temiz Soy Pak soy Öz Soy)
(Hz. Ömerin müslüman olmadanki Hayati Önemli degil önemli olan ondan sonrasi)
"Ettaibu minezzenbi kemenlla zenbeleh"
Tövbeyi bir daha bozmamak önemli olan
YUSUFCUK KOLYE ANLAMI ?
Hemen hemen her dönemin modasına uyan, her kombine rahatlıkla ayak uydurabilen kolye modeli olarak yusufçuk kolyeleri örnek olarak gösterebiliriz. Yusufcuk kolyenin anlamı nedir ? yusufçuk ne anlama geliyor? Yusufcuk kolye neyi simgeliyor gibi sorularla yaptığımız iş doğrultusunda cok karşılasıyoruz. Bu sorularla karşılaşmamızın olağan bir durum olmasının sebebi daha öncede belirttiğim gibi modası hiç mi hiç geçmiyor olması.
İlk olarak sizlere yusufcuk Böceği hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz.
Yusufcuk böceği yani diğer adıyla Helikopter Böceği yaklaşık olarak 500 civarında bilinen türü olduğunu söylemek isteriz. Bu canlıların ortalama yaşam süreleri 5 ile 7 yıl arasında değişmektedir. Yusufcuklar tek eşlidirler. Dişi yusufcuklar çiftleştikten sonra erkek olan yusufcuğun kafası ile beslenirler. Erkek olan yusufcuklar hayatları boyunca sadece 1 defa çiftleşebilirler.
İşte bu yüzden yusufcuk kolyenin yüklendiği anlam asıl olarak Sadakattir. Erkek yusufcuk öleceğini bildiği halde dişi yusufcuk ile çiftleşiyor bu davranıştan dolayı yusufçuk figürünün yüklendiği anlam genişliyor, Yusufcuk kolye Aşkın sonsuzluğunu, tek eşliliği simgeler.
İnanışa göre üzerinde yusufcuk simgesi taşıyan kişilerde kıskanma, sadakat ve mutluluğun artar. Sizde sevdiğiniz kadına alabileceğiniz anlamlı hediyeler arasına yusufcuk simgeli takıları ekleyebilirsiniz. Unutmamanız gereken bir dipnot olarak, istisnasız her kadın size anlamını bilmediğini söylese bile yusufcuğun ne anlama geldiğini bilmektedir.
Peygamberimizin Ceaferüt Tayyara "Tayyar" veya "Zülcanaheyn" yani Çift Kanatlı Lakabını Verme Hadisesi
Hicretin sekizinci senesinin başlarında Peygamberimiz Kuzey Arabistandaki Bizanslılarla savaşmak için bir ordu hazırladı. Ordunun başına Zeyd İbn-î Harîse'yi getirdi ve Hz Muhammed şöyle Tenbihedi:
"Eğer Zeyd öldürülür veya yaralanırsa, Cafer İbni Ebî Talib komutayı alsın, şayet Cafer de öldürülür veya yaralanırsa bu defa komutayı Abdullah İbni Ravaha alsın. Abdullah İbni Ravaha da öldürülür veya yaralanırsa Müslümanlar kendilerine birini komutan olarak seçsin."
(İbn Kesîr, El Bidaye Ve'n-Nihaye, Çağrı Yayınları, 4/405-420)
Halbuki sancak bir bez parçasıi, onu yere düşürmemek ne demekdir siz bilirmisiniz, Bir peygamber bunu bizzat ikaz etmiş se, bu gün bu densiz k. cocuklarının yaptığıi, peygamberi tanımamak tan başka nedir, sancak bayrak bir peygamberin, bir milletin namusu şanı şerefidir. Yere düşürülmez düşman dahi olsa onun sancağının çiğnenmesine izin verilmez.
Ve sefere giderler ve
Müslümanlar Mûte'ye varınca "Müte" Ürdün'de bir köydür. Oraya varınca gördüler ki Bizanslılar onlara karşı yüz bin kişi hazırlamışlar. Ayrıca onları Lahm Cüzam, Kuzaa ve başka Hristiyan Araplardan yüz bin kişi destekliyordu.
Müslüman ordusu ise üç bin kişiydi...
Cafer Ibni Ebi Talib hemen doru renkli kısrağının sırtından yere atlayıp kendisinden sonra düşmanlar faydalanmasın diye kılıcıyla ayaklarını kesti. Sancağı alıp Bizans saflarına daldı. Bir taraftan da şu şiiri okuyordu:
"Cennet ne güzeldir. Ona yaklaşmak hoş ve onun içecekleri soğuktur. O'nlara azab yaklaşmıştır. Onlar kafirdirler. öyleyse karşılaştığım zaman onlarla dövüşmek bana şarttır."
Olan olur sancagi ilk tutan şehitlige erer, ondan diğer ashab alır, o da şehit olur, ve hemen cafer efendimiz sancağı alir,
Kılıcıyla düşman saflarında devamlı dolaşıp saldırılarda bulunuyordu. Nihayet ona sağ elini koparan bir darbe isabet etti. Sancağı sol eliyle tuttu. Çok geçmedi, solunu da koparan başka bir darbe isabet etti. Sancağı göğsüyle ve pazılarıyla tuttu. Biraz sonra da bir üçüncü darbe onu ikiye böldü. Sancağı ondan Abdullah İbni Ravaha aldı, arkadaşına kavuşuncaya kadar o da devamlı dövüştü.
Ve peygamber mescid de olayı bizzat oradaymış gibi anlatmaktadır, ve der o şehit oldu öbürü aldı, o da şehit oldu, şimdi cafer aldı sancağı diye olayı anlatır. ve Cafer efendimiz sancağı teslim edince kafir onu şehit eder. Ve iki tane melek görür peygamberimiz ve Caferi iki yanından tutup cennete uçururlar. Peygamber buyurur Ceferin iki kanatı daha oldu caferüt TAYYAR OLDU. iKi KOPAN KOLU YERiNE CENABI MEVLAA ONA iKi MELEĞi KANAT OLARAK VERDi VE ONU CENNETE UÇURVERDiLER BUYURUR. ve Caferin ismi Caferüttayyar Kanatlı Uçan Cafer veya "Zülcenaheyn" iki kanatlı olaraktan anılır ondan sonra. Ey Aziz Türk Millelti incitme ki incinmeyesin, hiç bir milletin devletin bayrağına, hor gören gözlerle bakma, bakan zaten piç kurusudur.
Allahı da bilmeyen, peygamberi de, ve onun yüce ahlakınıda tanımayan ahmak sürüsüdür. Eğer bu gün sen bayrağına devletine milletine sahip çıkmazsan, Yarin O peygamber de, atalarında Caferüt Tayyar efendimizde davacı olur. Bugünlere müslümanlık Caferin kollarını da feda ederek geldi, sen nasıl sahip çıkmazsın ey Aziz Türk Milleti. Bu islam bize, bu devlet bize binlerce şehidin kanıyla devroldu, ataların kanlarıyla devroldu, kimi kolunu verdi, kimi bacağını, kimde canını, yazıklar olsun sahip çıkmayan ahmak kpklre. Her Devletin ki nerdeyse böyle aynı incitme ki incinmeyesin....
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi Sonu
Schrems, 26.06.2020 Cuma
|
|
|
Salatı Fethiyye Duası Okunuşu ve Anlamı |
|
Yazar: RasitTunca - 06-24-2020, 07:06 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
Salatı Fethiyye Duası Okunuşu ve Anlamı
Salatı fethiye fazileti ve faydaları yazmakla bitmeyecek kadar özel ve geniş hem bir dua hemde Hz Peygamberimize sallallahu aleyhi ve sellem efendimize salavattır. Salât-ı Fethiyye veya Salâtü’l-Fâtih, yani her kapalı-kilitli şeye Fâtih (anahtar) olan salât. Fâtih açıcı demek. Bu nedenle salatı fethiyye arapçası olmakla beraber Salatı fethiyye türkçe okunuşunu ve anlamınada yer verdik.
Bu salât, özellikle kilitli, sıkıntılı, meşakkatli işlerin fethi (açılması) için bir anahtardır. Yani bütün bunların çaresi, ilacı Efendimiz Muhammed Mustafa’ya bu salât ile salât ü selâmdır.Bir rivayet onbin, bir rivayet altıyüzbin salât okumaya muâdildir.
Muhammed el-Bekrî (Kuddise Sirruhü) ya ait olan bu salât öyle büyük bir salâttır ki Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in mana âlemindeki beyanı veçhile ömründe bir kere dahi bu salâtı okuyan kişi cehenneme girmez. (Cehenneme girmesi mukadder olana nasip edilmez.)
Bu salâta kırk gün devam edene Allâh-u Te‘âlâ bütün günahlardan tevbe nasib eder. Her kim bu sîğayı perşembe veya cuma ya da pazartesi gecesi bin defa okursa Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile uyanık halde buluşur.
Salât-ı Fethiyye Arapça
اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْفَاتِحِ لِمَا اُغْلِقَ وَالْخَاتِمِ لِمَا سَبَقَ نَاصِرِ الْحَقِّ بِالْحَقِّ وَالْهَادِى اِلَى صِرَاطِكَ الْمُسْتَقِيمِ وَعَلَى آلِهِ حَقَّ قَدْرِهِ وَمِقْدَارِهِ الْعَظِيمِ
Salât-ı Fethiyye Türkçe Okunuşu
Allâahümme salli ve sellim ve bâarik alâa seyyidinâ Muhammedini'l-fâtihi limâa uglika ve'l-hâtimi limâa sebeka nâasiri'l-hakki bi'l-hakki ve'lhâadii ilâa sirâatike'l müstakiym ve alâa âalihii hakka kadrihii ve mikdâarihi'laziym
Salât-ı Fethiyye Manası
Allâh'im salât ve selâm eyle ve mübarek kil; kilitlenmislerin açicisi, öncekilerin sonuncusu, Hakka hak ile yardimci, dogru yoluna hidâyet eden Efendimiz Muhammed'e ve onun ehl-i beytine onun kadrince ve azîm mikdarinca.
Bu salevât-ı şerîfeyi bir defa okumak 100 salevât-ı şerife okumaya bedeldir. Ahmed Dahlân (Rahimehullâh) ın beyanına göre; bu salâta günde yüz kere devam edene manevî perdeler açılır ve Allâh-u Te‘âlâ’dan başka kimsenin bilemeyeceği kadar nurlar saçılır.
|
|
|
İZHAR-I KAMERİYE (Lam-ı Tarifin İzharı): |
|
Yazar: RasitTunca - 06-24-2020, 05:47 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İZHAR-I KAMERİYE (Lam-ı Tarifin İzharı):
Harfi Kameriye şu: (اَبْغِ,حَخَّكَ,وَخَفْ,عَقِمهُ ) Ebğı, Hacceke, Vehaf, Akımehü veya Elif,Ba,Ğayın, Ha,Cim.Kef,Vav,Hı, fe,Ayn,Kaf,Mim ve He harfleridir. Beytin içindeki 14 harfin hepsidir. Lam-ı Tarif, yani okunan lam, bu 14 harften birisine uğrarsa İzhar-ı Kameriye olur.
Olunca: Uğrayan Lam-ı Tarif ile bu harflerin arasını tutmadan açık olarak okuruz.
Misal: (وَالْفَجْرِِ,وَالْقَمَرِ,وَالْعَصْرِِ,وَالاَْرضِِ ) Vel-fecri, Vel-Kameri, Vel- Asri, Vel Ardı gibi.
Not: Kameriye harflerinin Ay harfleri demek olduğunu herhalde biliyoruz. Velakin neden bu ad verildi, Onu da bilsek iyi olur. Nasıl ki geceleri ay doğunca Semada olduğu halde görülüyor ise; Lam-ı Tarifte bu harflere uğradığı zaman, görüldüğü halde okunuyor. İşte bu benzetmeden dolayı bu harflere Kameriye, yani Ay Harfleri denildi.
(Merhum Kurra Hafız Mustafa Özdemir Hoca Efendi, Nazilli Müftülüğü Erkek Kura’n Kursu Öğreticiliğinden Emekli)
|
|
|
(اَبْغِ,حَخَّكَ,وَخَفْ,عَقِمهُ ) Ebğı, Hacceke, Vehaf, Akımehü |
|
Yazar: RasitTunca - 06-23-2020, 05:44 AM - Forum: Günün Sözü
- Yorum Yok
|
 |
(اَبْغِ,حَخَّكَ,وَخَفْ,عَقِمهُ )
Ebğı, Hacceke, Vehaf, Akımehü
|
|
|
Başına Her Ne Gelirse Gelsin Vekilin Allah Olsun |
|
Yazar: RasitTunca - 06-23-2020, 04:06 AM - Forum: Dini Hikayeler Evliya Kıssaları
- Yorum Yok
|
 |
Başına Her Ne Gelirse Gelsin Vekilin Allah Olsun
Ashaptan Enes bin Malik anlatıyor:
Hz. Peygamber (S.AV)'in ashabı içinde Ebu Malek diye birisi vardı. Bu zat, Şam ile Medine arasında tüccarlık yapardı.
Kendisi Allah'ü taâlâ'ya tevekkül ederek bir kafileye katılmaz, yalnız başına gidip gelirdi. Bir defasında Şam'dan Medine'ye doğru gelirken önüne at üzerinde bir soyguncu çıktı.
Soyguncu:
"Dur dur!" diye bağırdı.
Tüccar durdu ve soyguncuya:
"İşte malım, al senin olsun, beni bırak" dedi.
Soyguncu:
"Ben mal istemiyorum, seni öldürmek istiyorum" dedi.
Tüccar:
"Beni öldürüp eline ne geçecek? İşte malım, senin işine yarar, al da beni bırak!" dedi. Soyguncu aynı sözleri tekrar etti, onu öldüreceğini söyledi.
Tüccar:
"Öyleyse bana biraz müsaade et de bir abdest alıp namaz kılayım, Yüce Rabb'ime dua edeyim" dedi.
Soyguncu:
"İstediğini yap" dedi.
Ebu Malek, abdest aldı, sonra namaz kıldı; namazdan sonra ellerini açtı ve şöyle dua etti:
"Ya Vedud, ya Vedud, ya Zel-Arşi'l-Mecid! Ya Mubdiii, ya Müid Ya Fe'aalün Lima yürid! Es-elüke bi nuri vechikellezi melee erkane arşik, ve es-elüke bi kudretikelleti kaderte bihe ale halkik, ve bi rahmetikelleti vesiat külle şey'in. La ilahe illa ente. Ya Müğis, eğisni."
Manası:
"Ey yüce dost, Ey yüce dost, ey yüce arşın sahibi! Ey yoktan var eden, var ettiğini yok eden Rabb'im! Ey her istediğini yapan Allah'ım! Arşın her yanını dolduran zatının nuru hürmetine, bütün mahlukata hükmettiğin kudretinin azametine, her şeyi kuşatan rahmetinin bereketine, senden istiyorum. Senden başka ilah yoktur. Ey çaresizlerin yardımına yetişen Allah'ım, bana yardım et."
Bu duayı üç kez tekrarladı.
Duasını bitirir bitirmez boz renkli, yeşil elbiseli bir atlı belirdi. Elinde nurdan bir mızrak vardı. Soyguncu kendisine yaklaşınca atlı ona hücum edip mızrağı öyle bir vurdu ki, soyguncu atından yuvarlandı.
Atlı, tüccara dönerek:
"Kalk onu öldür" dedi.
Tüccar:
"Sen kimsin? Ben bu zamana kadar hiç kimseyi öldürmedim. Onu öldürmek hoşuma gitmez" dedi.
O zaman atlı gidip soyguncuyu öldürdü, sonra tüccarın yanına geldi ve ona şöyle dedi:
Ben üçüncü kat gökte bulunan bir meleğim. Sen ilk dua ettiğin zaman göğün kapılarının gıcırdayıp ses verdiğini işittik ve 'Yeni bir olay oluyor!' dedik. Sen ikinci kez dua yapınca göğün kapıları açıldı. Sonra üçüncü kez dua edince,
Cebrail gelerek:
'Şu anda darda kalmış kula kim yardım eder?' dedi.
Ben Yüce Allah'tan o soyguncuyu öldürme işini bana vermesini istedim, izin verildi ve sana yardıma geldim.
Ey Allah'ın kulu, şunu bil: "Kim başına gelen her türlü sıkıntı ve musibette senin yaptığın duayla dua yaparsa, Allah'ü taâlâ onun sıkıntısını giderir, kendisine yardım eder!"
Ebu Malek sağ salim Medine'ye döndü, Hz. Peygamber (S.AV)'in yanına geldi, başından geçenleri ve yaptığı duayı kendisine anlattı. Hz. Peygamber (S.AV) ona:
"Allah'ü taâlâ sana kendi ismiyle dua edilince kabul ettiği, bir şey istenilirse verdiği güzel isimlerini öğretmiş" buyurdu...
Korku, bela, musibet... Başına her ne gelirse gelsin, vekili (yardımcısı) Allah olanın derdi felah (huzur) bulur. Vekilin Allah olduktan sonra mutsuzluk kölen olur. Sen yeter ki O'ndan istemesini bil.
|
|
|
|