| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Câbir Bin Abdullah |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 03:53 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Câbir Bin Abdullah
Sahâbenin en çok hadîs bildirenlerinden.
Câbir bin Abdullah'ın babası Abdullah bin Amr, ikinci Akabe bî'atında İslâmiyeti kabûl etmiş ve Resûl-i ekrem efendimiz tarafından Benî Hasan'a temsilci olarak tâyin edilmişti. Bu sıralarda Câbir genç bir delikanlı idi. O da babası ile beraber Akabe'de bulunup bî'at etmişti. Yedi kızkardeşi olup, erkek kardeşi yoktu. Ümmü Ma'bed, kızkardeşlerinin en üstünü idi.
Şehîd olmanı isterdim
Câbir bin Abdullah hazretleri Bedir savaşına katılamadı. Uhud savaşına katılmak için Resûlullah efendimizden müsaade istedi. Resûlullah efendimiz, babasından izin alabilirse katılmasına müsaade edeceğini bildirdi.
Hazret-i Câbir babasından izin isteyince, babası, kızlarının kimsesiz kalmaması için oğlunu harbe iştirakten menederek dedi ki:
- Oğlum, şu kızların kimsesiz kalmalarını düşünmesem, gözümün önünde senin şehîd olmanı isterdim.
Abdullah, oğlu Câbir'in şehîd olduğunu göremedi, ama kendisi bu savaşta şehîd oldu. Hazret-i Câbir şöyle anlatır:
"Babam, Uhud'da şehîd olmuştu. Kızkardeşim bana bir deve vererek dedi ki:
- Git, babamızı bu devenin üzerinde taşı. Onu Selemeoğullarının kabristanına göm!
Ben de deveyi alarak harb meydanına gittim. Yanımda birkaç kişi daha vardı. Resûl-i ekrem efendimiz babamı, harb yerinden alarak aile kabristanına götürmek istediğimi anladılar. O sıralarda Resûl-i ekrem Uhud'da bulunuyorlardı. Beni huzûrlarına çağırdılar ve buyurdular ki:
- Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki; Abdullah da arkadaşları ile gömülecektir.
Resûl-i ekremin bu sözü üzerine, ben de babamı taşımaktan vazgeçtim. Onu Uhud şehîdleri ile birlikte gömdüm."
Allahü teâlâ diriltti
Câbir bin Abdullah şöyle anlatır:
"Babam şehîd olunca Resûlullah efendimiz bana sordu:
- Ey Câbir! Sana müjde vereyim mi?
- Evet yâ Resûlallah.
- Baban Uhud'da şehîd olunca, Allahü teâlâ onu diriltti ve, "Ey Abdullah! Sana ne yapmamı arzû edersin" diye sordu. O da, "Yâ Rabbî! Ben sana hakkıyla kulluk edemedim. Beni dünyaya döndürmeni ve yine senin yolunda çarpışarak tekrar şehîd olmayı arzû ederim" dedi. Allahü teâlâ da, "Ben, şehîdler geri dönmiyecekler diye hükmettim" buyurdu. "Öyle ise yâ Rabbî, geride kalanlara bunu ulaştır" dedi.
Bunun üzerine Âl-i İmrân sûresi 169 - 171. âyetleri nâzil oldu."
Uhud şehîdlerinin kabri 46 yıl sonra su çıkarmak sebebiyle açılmak durumunda kalmıştı. Câbir bin Abdullah, babasının kabri açıldığında, babasını uyur gibi bulduğunu, az veya çok hiç bir değişikliğe uğramadığını, yüzünün siyah beyaz çizgili bir kefenle, ayaklarının da üzerlik otuyla örtülü bulunduğunu, aradan 46 yıl geçtiği hâlde, her ikisinin de, hiç değişmemiş olduğunu gördüğünü söyler.
Câbir bin Abdullah'ın babası şehîd olduğu zaman bir hayli borcu vardı. Bu borçların mühim bir kısmı, etrafta oturan Yahûdîlere idi. Babasının şehâdetinden sonra, alacaklılar, Câbir bin Abdullah'ı sıkıştırarak alacaklarını istemişlerdi. Fakat Câbir bin Abdullah'ın elinde, babasından kalan ufak bir hurmalıktan başka bir şey yoktu. Buradaki hurmalar da borcunu ödeyecek miktarda değildi.
Çok zor durumda kalan Câbir bin Abdullah, hâlini insanların en merhametlisi olan Peygamber efendimize giderek arzetti:
- Yâ Resûlallah! Babam Uhud'da şehîd oldu. Büyük miktarda da borç bıraktı. Alacaklılar sıkıştırıyorlar. Yardım ediniz de borcun bir kısmı gelecek seneye kalsın.
Resûlullah efendimiz teşrif edecek
Resûl-i ekrem efendimiz teklifini kabûl buyurarak, bir kısım hurma toplanmasını ve kendilerine haber verilmesini buyurdular.
Câbir bin Abdullah evine gelerek hazırlık yaptı ve hanımına da dedi ki:
- Bize Resûlullah efendimiz teşrif edecek. Sakın onu rahatsız etmiyelim.
Resûl-i ekrem efendimiz, Câbir bin Abdullah'ın evine gittiklerinde buyurdular ki:
- Alacaklıları çağırın!
Alacaklıları geldi. Resûlullah efendimiz toplanan bir kısım hurmadan, hepsine haklarını verdikten sonra bir miktar hurma yine Câbir bin Abdullah'a kaldı. Peygamberimiz bu mu'cizeyi Eshâb-ı kirâma da anlatmasını Câbir bin Abdullah'a emir buyurdu.
Bu arada Resûlullah efendimizin geldiğini perde gerisinden gören hanımı da dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Bana ve kocama duâ edin.
Resûlullah efendimiz de, "Allahü teâlâ seni ve kocanı magfiret etsin" buyurdu.
Resûlullah efendimiz gittikten sonra, Hazret-i Câbir hanımına dedi ki:
- Ben sana Resûl-i ekrem efendimizi rahatsız etmiyelim dememiş miydim?
Bunun üzerine hanımı da şöyle cevap verdi:
- Resûl-i ekrem efendimiz evimize teşrif eder de, ben ondan kendime ve kocama nasıl duâ istemem? Biz zâten Resûlullahın himmet ve yardımı ile borçlarımızdan kurtulduk.
Müslümanlar fethedecek
Hendek gazâsında, Resûl-i ekrem efendimizin mâiyetinde bulunan Câbir bin Abdullah, o günleri şöyle anlatır:
"Hendek muhârebesinde Resûl-i ekrem ile Eshâbı üç gün ağızlarına bir lokma koymamışlardı. Bu sırada Resûl-i ekreme dikkat ettim. Mübârek karınlarına taş bağlamışlardı. Hendek kazmakla meşgûl olan Eshâb, bir taş parçasını kıramadıklarını Peygamber efendimize haber verdiler.
Peygamber efendimiz onlara, "Siz bu kaya parçasının üstüne biraz su serpiniz" buyurmuştu. Sonra külünkü almış ve kayaya üç defa vurmuşlar, her vuruşlarında kuvvetli bir ateş çıkmış, Yemen, İstanbul, Fâris illeri görünmüştü. Bunun hikmeti sorulduğu zaman Peygamberimiz, "Buraların Müslümanlar tarafından fethedileceğinin işâretidir" buyurmuştur.
"Peygamber efendimiz Hendek gazâsında bir kayayı parçalarken, mübârek karnı açıldı. Açlıktan midesinin üzerine taş bağladığını gördük.
Bu hâli görünce çok üzüldüm. Hemen Resûlullahın huzûruna varıp, izin aldım ve eve gidip hanıma dedim ki:
- Resûlullahın öyle bir hâli vardı ki, dayanılır gibi değildir. Açlıktan karnına taş bağlamışlar. Evde yiyecek birşeyler var mıdır?
- Biliyorsun evimizde bir oğlakla birkaç avuç arpadan başka bir şeyimiz yoktur.
- Olsun, hiç olmazsa onları ikrâm edelim.
Yemeğin ne kadardır
Sonra hemen oğlağı kestim, arpayı el değirmeninde öğütüp un hâline getirdim.
Hamur yapıp tandırda pişirdik. Eti de çömleğe koyup kaynatmaya başladık.
Bu hazırlığı yaptıktan sonra, sevinçle Resûlullahın huzûruna varıp dedim ki:
- Yâ Resûlallah, az bir yemeğim var. Yanınıza birkaç kişi alıp yemeğe gelebilir misiniz?
Resûlullah efendimiz sordu:
- Yemeğin ne kadardır?
- Bir oğlak ve birkaç avuç arpa unu.
- Yemeğin hem çok, hem de güzeldir. Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tandırdan et çömleğini ve ekmeği çıkarmasın!
Sonra da mücâhidlere dönüp buyurdu ki:
- Ey Hendek halkı! Kalkınız, Câbir'in ziyâfetine gideceğiz.
Bu emir üzerine Eshâb-ı kirâm toplandı. Peygamber efendimiz önde olmak üzere bizim eve doğru gelmeye başladılar. Ben bunlardan önce eve varıp hanıma dedim ki:
- Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâmın hepsini alıp yemeğe geliyor. Biliyorsun yemeğimiz az. Şimdi ne yapacağız?
- Resûlullah sana yemeğin ne kadar olduğunu sordu mu?
- Sordu. Ben de durumu olduğu gibi anlattım.
- Eshâb-ı kirâmı sen mi da'vet ettin, yoksa Resûlullah efendimiz mi?
- Resûlullah efendimiz da'vet etti.
- O zaman endişe edilecek bir şey yoktur.
Herkese yeten yemek
Biraz sonra Peygamber efendimiz kalabalık bir topluluk ile kapıya geldi.
Peygamber efendimiz, önce etin ve ekmeğin bereketli olması için duâ buyurdu. Sonra tandırdan indirmeden bizzat elleri ile yemeği ve ekmeği dağıttı.
Bütün Eshâb-ı kirâm doyuncaya kadar yediler. Yemîn ederim ki, binden fazla kişi yemek yedi, fakat ne ette, ne de ekmekte bir eksilme olmadı. Yemeği ve ekmeği sonra komşulara dağıttık.
Câbir’in babası Uhud’da şehîd olunca, kardeşleri kimsesiz kaldı. Bunun üzerine Hazret-i Câbir dul bir kadın olan Süheyme binti Mes’ud ile evlendi. Yedi kız kardeşine bakabilmek için böyle dul birini tercih etmişti. Resûlullah bunu duyunca buyurdu ki:
- Ey Câbir! Demek babandan sonra evlendin.
- Evet yâ Resûlallah.
- Dul mu aldın, yoksa kız mı?
- Dul aldım yâ Resûlallah.
- Kız alsaydın daha iyi olmaz mıydı?
- Yâ Resûlallah! Babam Uhud’da şehîd olunca geride yedi kız çocuğu bıraktı. Doğrusu, ben yaşlı bir kadınla evlenmeyi, onun da, çocukları başına toplamasını, onların saçlarını, başlarını taramasını, onlar üzerinde bir mürebbiye olmasını daha hayırlı buldum.
İsâbet ettin
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz şöyle buyurmuştur:
- İsâbet ettin. Allahü teâlâ zevceni hakkında hayırlı ve mübârek kılsın.
Hazret-i Câbir yakışıklı, sevimli, güzel ahlâklı, sünnet-i seniyyeye uymakta çok gayretli, merhametli, nazik, gönül alıcı muhterem birisiydi. Hazret-i Câbir’in evi, Mescid-i Nebîden 2 kilometre uzak olmasına rağmen her namazı Peygamber efendimizle, Mescid-i Nebîye gelerek kılardı. Hakkı söylemekte adâletten ayrılmaz, emr-i ma’rûf ve nehy-i münkeri bildirmekte çok gayret gösterirdi. Resûl-i ekremin nasıl namaz kıldığını görmek isteyen ona gelir, Hazret-i Câbir de onlara ta’rîf ederdi.
Şöyle anlatır:
“Resûl-i ekrem Mekke’de on sene kalarak, herkesin toplandığı Ukaz ve Mecenne gibi panayırlarda ve Minâ dağına çıkarak halka hitâben, (Rabbimin, risâletini tebliğ için bana kim yardım ederse, Cenneti kazanır) derdi. Fakat, Ebû Cehil, Ebû Leheb gibi kâfirler, “Bizi bunun için mi çağırdın, sakın inanmayın!” diyerek insanları aldatırlardı.
Nihâyet biz Medîne’den gelerek Resûl-i ekremi bulup, O’na inanmış ve şehrimize da’vet ederek yardım etmiştik. Müslüman olanlara Resûl-i ekrem, Kur’ân-ı kerîm okurdu. Onlar da döndüklerinde âilelerine İslâmiyeti tebliğ eder, onların îmân ile şereflenmelerini sağlarlardı.
Gönülleri îmân ile dolu olan ve Peygamberimizi herşeyden çok seven Müslümanlar toplanarak dediler ki:
- Resûl-i ekreme müşrikler tarafından hakâret, eziyet edilmesine ne zamana kadar müsaade edeceğiz?
Size bî'at edeceğiz
Bunun üzerine içimizden 70 kişi hac mevsiminde Medîne’den hareket ederek Resûl-i ekrem’i bulduk. Resûl-i ekrem ile Akabe’de mülâkat etmek üzere anlaştık. Birer, ikişer o mevkide toplandık. Resûl-i ekreme, kendilerine bî’at etmek istediğimizi arzettik. Resûl-i ekrem buyurdu ki:
- Bana iyi ve fenâ zamanlarda itâat etmek, darlık ve bolluk zamanında infâk etmek, emr-i bil ma’rûf ve nehy-i anil münkere riâyet etmek, her sözü Allahü teâlâ için söyliyerek bu yolda birşeyden korkmamak, bana yardım etmek, canlarınızı, mallarınızı, çocuklarınızı nelerden koruyorsanız beni de öyle korumak üzere bî’at ediniz, mükâfâtınız Cennettir.
Resûlullah efendimiz sözlerini bitirdikten sonra kalkıp ona bî’at ettik.”
Câbir bin Abdullah Bî’at-ı Rıdvân’da da bulundu. Kendisi nakleder:
“Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!”
Bu hastalıktan vefât etmiyeceksin
Birgün Hazret-i Câbir hastalanmıştı. Resûlullah efendimiz kendisini ziyârete geldi. Baygın vaziyette yatan Câbir’in yüzüne su serperek ayılttı.
Hazret-i Câbir bu sırada yedi kız kardeşinden hangisine ne miktarda mîrâs bırakabileceğini Peygamber efendimize sordu. Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
- Yâ Câbir, sen bu hastalıktan vefât etmiyeceksin!
Nitekim öyle oldu.
Hazret-i Câbir ihtiyarladığında gözleri zayıflamıştı. Genellikle iki oğlunun koluna girerek yürürdü.
Bir gün fitne çıkaran ba’zı kimseler karşısına çıktı. Tam o sırada Hazret-i Câbir’in ayağı kaydı. İki oğlu hemen sımsıkı babalarını kollarından kavrı(Zeker) düşmesine mâni oldular. Bu sırada Hazret-i Câbir buyurdu ki:
- Resûlullah efendimizi korkutmaya yeltenenlerin vay hâline!
Bunu işiten oğulları dediler ki:
- Peygamber efendimiz vefât etmiştir. Onu korkutmak nasıl mümkün olur?
Hazret-i Câbir de şöyle cevap verdi:
- Peygamber efendimizden işittim. “Medîne halkını korkutanlar beni korkutmaya çalışmış olurlar” buyurdu.
Resûlullah efendimiz Câbir bin Abdullah’ı çok sever, sık sık ziyâretine gelirdi. Câbir bin Abdullah anlatır: “Resûlullah efendimiz bize geldi. Evde, saçları dağınık biri vardı. Bunu görünce buyurdu ki:
- Bu, saçlarını düzeltecek birşey bulamamış mı?
Elbisesi kirli birini de görünce buyurmuştu ki:
- Elbisesini yıkayacak birşeyi yok mu?”
Hazret-i Câbir diyor ki:
“Yolculukta, arkadaşlarımdan birinin başı yaralandı. “Muska yapmak câiz olur mu?” dedi. “Câiz olmaz, başını yıka” denildi. Yıkadı ve öldü. Medîne’ye gelince, Resûlullah efendimize haber verdik. Buyurdu ki:
- Onun ölümüne sebep oldular. Bilmediklerini niçin sorup öğrenmediler? Cehlin ilâcı, sorup öğrenmektir!”
Kuyruğunu sallı(Zeker) gitti
Câbir bin Abdullah bir koyun pişirdi. Resûlullah efendimiz Eshâb-ı kirâm ile beraber yediler.Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Kemiklerini kırmayınız.
Resûlullah efendimiz, kemikleri toplayıp, mübârek ellerini üstüne koyup duâ etti. Allahü teâlânın izniyle koyun dirildi ve kuyruğunu sallı(Zeker) gitti.
Hazret-i Câbir’in künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Abdurrahman’dır. Annesinin ismi Nesibe’dir. 601 yılında Medîne’de doğmuş olup, 694 yılında 95 yaşında Medîne’de vefât etmiştir. Cenâze namazını Medîne vâlisi bulunan Hazret-i Osman’ın oğlu Ebân kıldırmıştır
|
|
|
Cafer-i Tayyar |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 03:52 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Cafer-i Tayyar
Cennete uçarak giden sahâbî.
Peygamber efendimiz, 36 yaşlarında bulundukları sırada Hicaz topraklarında şiddetli bir kuraklık ve açlık hüküm sürüyordu. Hemen herkes her geçen gün bunun ağırlığını daha çok, daha derinden hissediyordu. Peygamber efendimizin amcası Ebû Tâlib, kalabalık bir ailenin reisiydi. Ailesini geçindirecek bir servete sahip değildi. Bunun için geçinmekte herkesten daha çok sıkıntı çekiyordu.
Yükünü biraz hafifletelim
Peygamber efendimiz, küçük yaşından beri yanında büyüdüğü ve iyiliğini gördüğü amcasına bu sıkıntılı zamanında bir yardım yapmak, onun geçim yükünü hafifletmek istiyordu. Bu sebeple, amcalarının en zengini olan Hazret-i Abbâs'a bir gün şöyle teklifte bulundular:
- Ey Amcam, biliyorsun ki, kadeşin Ebû Tâlib'in çok çocuğu vardır. İnsanların uğradığı şu kıtlık ve açlığı da görüyorsun. Haydi, Ebû Talib'e gidelim, onun aile yükünü biraz hafifletelim. Bakıp, büyütmek üzere oğullarından birini ben yanıma alayım, birisini de sen alırsın. Evlâtlarından iki tanesini onun üzerinden almak kâfi gelir.
Hazret-i Abbâs, "olur" deyince, kalktılar, Ebû Tâlib'in yanına vardılar. Ona dediler ki:
- Halkın, içinde bulunduğu kıtlık ve darlık kalkıncaya kadar, senin çocuklarından bir kısmını yanımıza alıp yükünü hafifletmek istiyoruz.
Ebû Tâlib de onlara dedi ki:
- Oğullarımdan Ukayl ve Tâlib'i bana bırakıp, istediğinizi alabilirsiniz.
Böylece Peygamber efendimiz Hazret-i Ali'yi, Hazret-i Abbâs da Hazret-i Ca'fer'i yanına aldı.
Birgün Ebû Tâlib, oğlu Ca'fer ile şehrin dışında yürürken Peygamber efendimizi gördü. Hazret-i Ali ile beraber namaz kılıyorlardı. Ebû Tâlib, oğlu Ca'fer'e:
- Git, sen de kardeşinin yanına dur, namaza başla, dedi.
Ca'fer gidip, Hazret-i Ali'nin yanında namaza durdu. Namazdan sonra, Peygamber efendimiz, Ona duâ ederek buyurdu ki:
- Hak teâlâ, sana iki kanat versin. Cennette onlar ile uçarsın.
Allahü teâlâ bu duâyı kabûl etti. Hazret-i Ca'fer, Mûte gazâsında, şehîd olmakla şereflendi. Allahü teâlâ, ona iki kanat verdi. Firdevs Cennetinde uçmaktadır. Bunun için Cafer-i Tayyar diye meşhûrdur.
Kureyş müşriklerinin Eshâb-ı kirâma karşı revâ gördükleri zulüm ve işkenceden sonra, Peygamber efendimiz, bir kısım Eshâbın Habeşistan'a hicret etmelerine müsaade etti. Kâfile, Hazret-i Ca'fer'in başkanlığında hareket etti. Habeşistan'da çok iyi karşılandılar.
Teslim edilmesini isteyiniz
Mekkeli müşrikler bu durumdan haberdar olunca toplandı. Habeşistan meliki Necâşî'ye iki elçi göndermeye karar verdiler. Son derece kıymetli hediyeler hazırladılar. Necâşî'nin din adamlarına, devlet erkânına hediyeler ayrıldı. Bu işe Abdullah bin Rebia ile Amr bin Âs vazifelendirildi. Bu iki elçiye Neçâşi'nin huzurlarında neler söyleyecekleri öğretildi. Onlara denildi ki:
- Hükümdar ile konuşmadan evvel onun patriklerine ve kumandanlarının her birine, hediyesini verdikten sonra Necâşî'nin hediyesini takdim ediniz. Bu işi yaptıktan sonra oradaki Müslümanların size teslim edilmesini isteyiniz. Necâşî'nin Müslümanlar ile konuşmasına imkân bırakmayınız.
Mekkeli müşriklerin elçileri Habeşistan'a geldiler ve devlet erkânının hediyelerini verdikten sonra Mekkeli muhâcirlerin kendilerine teslim edilmesi hususunda yardım etmelerini istediler.
Memleketinize sığınmışlardır
Patrikler bunu kabûl ettiler. Bundan sonra, Mekkeli elçiler Necâşî'nin hediyelerini takdim ettiler. Melik Necâşî'ye şöyle söylediler:
- Ey Melik! İçimizden birtakım kimseler sizin memleketinize sığınmışlardır. Bu gelenler, kendi milletlerinin dînini terkettikleri gibi sizin dîninize de girmemişlerdir. Kendi kafalarına uygun uydurma bir dinleri vardır. Ne biz, ne de siz, bu dîni tanımazsınız.
Bizi, bunların mensup oldukları milletin eşrâfı, sizin memleketinize iltica eden adamların babaları ve kendi öz akrabaları gönderdi. İstekleri, gelenlerin tekrar iâde edilmeleridir. Çünkü onlar, bunların hâllerini daha yakından tanır. Onların kendi öz dînlerinde hoş görmediklerini daha iyi bilirler.
Gerek Amr bin Âs ve gerekse Abdullah bin Rebia'nın en çok arzû ettikleri şey, Necâşî'nin bu sözleri dinliyerek, arzûlarına uygun hareket etmesiydi. Elçiler, bu sözleri söyledikten sonra Necâşî'nin patrikleri söz almış, şöyle demişlerdi:
- Bunlar çok doğru söylediler. Bunların milletleri, onlarla daha iyi meşgul olabilir, onların neyi beğenip beğenmediklerini daha iyi takdir ederler. Onun için siz bu adamları teslim ediniz de, bunlar onları memleketlerine ve milletlerine götürsünler.
Melik Necâşî bu sözlere çok kızdı ve dedi ki:
- Vallahi hayır! Ben bu adamları teslim etmem. Bana iltica eden, memleketime gelen adamlara hıyânet edemem. Bunlar, beni başkasına tercih etmiş ve benim memleketime gelmişlerdir. Onun için, gelen muhâcirleri sarayıma da'vet eder, onlara, bu adamların söyledikleri sözlere karşı ne diyeceklerini sorar, cevaplarını dinlerim. Eğer muhâcirler bunların dedikleri gibi iseler, onları teslim eder ve kendi milletlerine iâde ederim. Öyle değilse onları korur, ülkemde kaldıkça onlara iyilik ederim.
Kime inanırlar
Daha önceleri Necâşî semâvi kitapları incelemişti. Muhammed aleyhisselâmın gelme zamanının yakın olduğunu, kavminin ona yalancı deyip inanmayacaklarını ve Mekke'den çıkaracaklarını biliyordu.
Necâşî, Mekkeli elçilere sordu:
- İnandıkları kimse kimdir?
- Muhammed'dir.
Necâşî bu ismi işitince, O'nun Peygamber olduğunu anladı ve belli etmedi. Gelenlere tekrar sordu:
- Onun dîni ve mezhebi nedir ve neye da'vet eder?
- Onun mezhebi yoktur.
- Mezhebi ve dînini bilmediğim bir topluluk ki, gelip bana sığınmışlardır. Ben onları size nasıl teslim ederim? Meclis kuralım. Onları da getirelim. Sizlerle yüzleştirelim. Hepinizin de durumları belli olsun. Onların da dînini bileyim.
Necâşî, Mekkeli müşriklerle yüzleştirmek için Müslümanları saraya da'vet etti. Müslümanlar önce kendi aralarında istişâre ettiler ve, "Habeş hükümdarının hoşuna gidecek ve mizaçlarına uygun olacak şekilde neler söyleyelim" diye konuştular. Hazret-i Ca'fer dedi ki:
- Bizim bu husûstaki bildiklerimiz, Peygamberimizin bize buyurduğundan ibârettir, deriz. Netice neye varırsa râzıyız.
Hepsi kabûl ettiler. Sadece Hazret-i Ca'fer'in konuşması için ittifak ettiler.
Büyük bir divan kuruldu
Necâşî de âlimlerini topladı. Büyük bir divan kuruldu. Sonra muhâcirleri getirdiler. Müslümanlar geldiklerinde selâm verdiler ve secde etmediler. Necâşî, Müslümanlara sordu:
- Neden secde etmediniz?
- Biz Allahü teâlâdan başkasına secde etmeyiz. Peygamber efendimiz bizi, Allahtan başkasına secde etmekten men edip, "Secde, yalnız Allahü teâlâya mahsûstur" buyurdu.
Necâşî dedi ki:
- Ey huzuruma getirilmiş olan topluluk! Bana söyleyiniz. Ülkeme ne için geldiniz? Hâliniz nedir? Tüccâr değilsiniz, bir istediğiniz de yok. Sizin şu ortaya çıkmış olan Peygamberinizin hâli nedir?
Hazret-i Ca'fer şöyle cevap verdi:
- Ey Hükümdar! Ben, önce, üç söz söyliyeceğim. Eğer doğru söyler isem beni tasdik edin, yalan söylersem yalanlayın. Herşeyden önce emret ki; şu adamlardan yalnız biri konuşsun, diğerleri sussun!
Mekkeliler adına Amr bin Âs dedi ki:
- Ben konuşayım.
Necâşî bunun üzerine:
- Ey Ca'fer, önce sen konuş! dedi.
Hazret-i Ca'fer konuşmaya başladı:
- Benim, üç sözüm var. Şu adama sorunuz. Biz, yakalanıp efendilerimize iâde edilecek köleler miyiz?
Necâşî sordu:
- Ey Amr! Onlar köle midirler?
- Hayır! Onlar köle değil, hürdürler!
Hazret-i Ca'fer tekrar konuştu:
- Acaba biz haksız yere bir kimsenin kanını mı döktük de, kanı dökülenlere iâde mi edileceğiz?
Birinin kanını mı döktüler
Necâşî, Amr'a sordu:
- Bunlar, haksız yere birinin kanını mı döktüler?
- Hayır, bir damla bile kan dökmediler.
Bu sefer Hazret-i Ca'fer, Necâşî'ye hitaben dedi ki:
- Başkasının mallarından haksız yere aldığımız, üzerimizde ödemekle mükellef olduğumuz mallar mı vardır?
Necâşî de Amr'a sordu:
- Ey Amr! Eğer, şuncağızların ödeyecekleri pek çok altın bile olsa, borçları varsa, onu, ben ödeyeceğim! Söyleyin!
- Hayır, bir kuruş bile yok!
- O hâlde siz bunlardan ne istiyorsunuz?
- Onlar ile biz bir dinde idik. Onlar, bunları bıraktılar. Muhammed'e ve dînine uydular.
Necâşî, Hazret-i Ca'fer'e dedi ki:
- Siz bulunduğunuz dîni bırakıp ne diye başkasına uydunuz? Kavminizin dîninden ayrıldığınıza, ne benim dînimde ne de bunların dîninde olmadığınıza göre, sizin edindiğiniz bu din hakkında bilgi veriniz?
Hazret-i Ca'fer şöyle cevap verdi:
- Ey hükümdar! Biz câhil bir millet idik. Putlara tapardık. Ölmüş hayvan leşini yer, her türlü kötülüğü işlerdik. Akrabalarımızla münâsebetlerimizi keser, komşularımıza kötülük yapardık. Kuvvetli olanlarımız zayıf olanlarımızı ezerdi.
Allahü teâlâ bize, kendimizden doğruluğunu, eminliğini, iffet ve temizliğini, soyunun düzgünlüğünü bildiğimiz bir Peygamber gönderinceye kadar, biz bu vaziyette idik. O Peygamber bizi, Allahü teâlânın varlığına, birliğine inanmaya, O'na ibâdete; bizim ve atalarımızın tapınageldiği taşları ve putları bırakmaya da'vet etti.
İftirâdan alıkoydu
Doğru sözlü olmayı, emânete hıyânet etmemeyi, akrabalık haklarını gözetmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, günâhlardan ve kan dökmekten sakınmayı bize emretti. Her türlü ahlâksızlıklardan, yalan söylemekten, yetimlerin malını yemekten, namuslu kadınlara dil uzatmaktan ve iftira etmekten bizi alıkoydu.
Allahü teâlâya eş, ortak koşmaksızın ibâdet etmeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi, oruç tutmayı bize emretti. Biz de kabûl ettik ve îmân ettik. Onun Allahtan getirip bildirdiklerine tâbi olduk. Allahü teâlâya ibâdet ettik, O'nun bize harâm kıldığını harâm, helâl kıldığını helâl olarak kabûl ettik.
Bu yüzden kavmimiz, bize düşman olup, bize zulmettiler. Bizi, dînimizden döndürüp, Allaha ibâdetten vazgeçirip putlara taptırmak için türlü işkencelere uğrattılar. Bizi perişân ettiler. Bizi, yeniden putlara taptırmak için zulmettiler. Bizi sıkıştırdıkça sıkıştırdılar. Bizimle, dînimizin arasına girdiler ve bizi dînimizden ayırmak istediler.
Biz de yurdumuzu yuvamızı bırakarak senin ülkene sığındık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin himâyene, komşuluğuna can attık. Senin yanında zulme, haksızlığa uğramıyacağımızı ummaktayız.
Necâşî, Hazret-i Ca'fer'e dedi ki:
- Sen, Allahın bildiklerinden biraz biliyor musun?
- Evet, biliyorum.
- Ondan bana biraz oku!
Tatlı ve güzel kelâm
Hazret-i Ca'fer de Meryem sûresinin ilk âyetlerini okumaya başladı. O okudukça Necâşî ağlıyordu. Gözlerinden akan yaşlar sakalını ıslatıyordu. Rahibler de çok ağladılar. Necâşî ve Rahibler dediler ki:
- Ey Ca'fer! Bu tatlı ve güzel kelâmdan biraz daha oku!
Hazret-i Ca'fer, Kehf sûresinden okudu. Necâşî, kendisini tutamı(Zeker):
- Vallahi, bu aynı kandilden fışkıran bir nûrdur. Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Îsâ da onunla gelmiştir, dedi.
Necâşî daha sonra Kureyş elçilerine döndü:
- Gidiniz! Vallahi ben ne onları size teslim eder, ne de onlara bir kötülük düşünürüm.
Bunun üzerine Abdullah bin Ebî Rebia ile Amr bin Âs, Necâşî'nin huzurundan çıktılar.
Amr bin Âs, Necâşî'nin huzurundan eli boş çıkınca, arkadaşı Abdullah'a dedi ki:
- Onların bir kabahatini Necâşî'nin yanında ortaya koyup, köklerini kazıtayım da gör. Onların, Meryem oğlu İsâ'yı bir kul olarak bildiklerini ihbar edeceğim.
Ertesi günü, Necâşî'nin yanına varıp:
- Ey Hükümdar! Onlar Meryem oğlu Îsâ hakkında ağır sözler söylüyorlar. Onlara Hazret-i Îsâ için ne söylediklerini sor, dedi.
Ne cevap vereceğiz?
Bunun üzerine Necâşî, muhâcir Müslümanlara adam gönderdi. Müslümanlar, tekrar bir araya toplandılar. Birbirlerine sordular:
- Îsâ aleyhisselâm hakkında sorarlarsa ne cevap vereceğiz?
Hazret-i Ca'fer dedi ki:
- Hazret-i Îsâ hakkında Allahü teâlânın buyurduğunu, Peygamber efendimizin bize getirdiğini söyleriz.
Necâşî'nin huzuruna çıkınca, Necâşî sordu:
- Siz Meryem oğlu Îsâ hakkında ne biliyorsunuz?
Hazret-i Ca'fer şöyle cevap verdi:
- Biz Hazret-i Îsâ hakkında, Peygamber efendimizin bize Allahü teâlâdan getirip tebliğ eylediğini söyleriz. Onun Allahın kulu ve Resûlü olduğunu, dünyadan ve erkeklerden vazgeçerek Allaha bağlanmış afîfe bir kız olan Hazret-i Meryem'den babasız olarak dünyaya geldiğini kabûl ederiz. Allahü teâlâ Hazret-i Âdem'i topraktan yarattığı gibi Hazret-i Îsa'yı da babasız yaratmıştır deriz.
Necâşî, elini yere uzatıp, yerden bir saman çöpü aldı ve dedi ki:
- Yemîn ederim ki Meryem oğlu Îsâ da sizin söylediğinizden fazla bir şey değildir. Arada bu çöp kadar bile fark yoktur.
Siz ne derseniz deyin
Necâşî bunu söylediği zaman etrafındaki hükûmet erkânı ve kumandanları, aralarında fısıldaşmaya ve homurdanmaya başladılar. Necâşî, bunu görünce, onlara:
- Yemîn ederim ki, siz ne derseniz deyin, ben bunlar hakkında iyi şeyler düşünüyorum, dedi.
Sonra Müslüman muhacirlere dönerek devam etti:
- Sizi ve yanından geldiğiniz zâtı tebrik ederim! Ben şuna inandım ki; O Allahın Resûlüdür. Zâten biz, onu İncil'de görmüştük. O Resûlü Meryem oğlu Îsâ da haber verdi. Vallahi eğer O, buralarda olsaydı gidip onun ayakkabılarını taşır, ayaklarını yıkardım! Gidiniz! Ülkemin el değmemiş kısmında, her türlü tecâvüzden uzak, emniyet ve huzura kavuşmuş olarak yaşayınız. Size kötülük edeni helâk ederim. Bana dağ kadar altın verseler de, sizlerden birini üzüntüye sokmam.
Necâşî, bundan sonra, Kureyş elçilerinin getirdikleri hediyeler için:
- Benim bunlara ihtiyacım yoktur! Başkalarının gaspettiği bu mülkümü, Allah bana geri verirken, halkı bana boyun eğdirirken, benden rüşvet almadı, diyerek hediyelerini kendilerine geri verdi.
Necâşî İslâmiyeti seçmiş ve Eshâb-ı kirâmı ziyâdesiyle sevindirmişti.
Bir gün, Necâşî eski elbiselerini giyip sarayından çıktı. Başında tac ve arkasında padişahlık elbisesi yoktu. Toprak üzerine oturdu. Papazlar bu hâle şaşırdı. Sonra Hazret-i Ca'fer'i ve diğer Eshâb-ı kirâmı çağırdı. Onlar geldiler. Melik'i bu vâziyette görüp sustular. Necâşî, Hazret-i Ca'fer'e dedi ki:
- Ben etrafa haberciler gönderdim. Bana müjde haberi getirdiler. Allahü teâlâ, Resûlüne yardım etmiş, Bedir savaşında düşmanlarını helâk eylemiş. Kâfirlerden Şeybe, Utbe bir Rebia, Ebû Cehil, Ümeyye bin Halef cümlesi helâk olmuşlar ve bir çoğu da esir olmuşlar.
Hazret-i Cafer sevincini açıklayıp şükrettikten sonra sordu:
- Ey Melik! Böyle eski elbiseler giymenize sebep nedir?
Hangisine sevineyim
Necâşi şöyle cevap verdi:
- İncilde gördüm ki, Hak teâlâ, kullarına bir ni'meti başkasına haber veren kimsenin tevâzu yapması gerekir, buyuruyor. Şimdi Hak teâlâ, Sevgili Peygamberine zafer ihsân eylemiş. Ben de bunu size haber vermek için böyle yaptım.
Hazret-i Ca'fer ve beraberindeki Müslümanlar, birkaç sene kaldıktan sonra Habeşistan'dan Medîne'ye geldiler. Böylece iki defa hicret ettiler. Dönüşleri hicretin yedinci yılında, Hudeybiye'den sonra ve Peygamber efendimiz Hayber'de bulundukları sırada olmuştu. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ca'fer ile karşılaşınca, onu alnından öpüp bağrına bastı ve buyurdu ki:
- Ben Hayber'in fethine mi, yoksa Ca'fer'in gelişine mi sevineceğim bilemiyorum. Sizin hicretiniz iki defadır. Siz, hem Habeş ülkesine, hem de yurduma hicret ettiniz.
Hazret-i Ca'fer Habeşistan'dan döndükten iki yıl sonra Mûte seferi kararlaştırıldı. İslâm Ordusu kısa zamanda hazırlandı. Resûlullah efendimiz, mübârek sancağı Hazret-i Zeyd bin Hârise'ye teslim etti ve buyurdu:
Zeyd bin Hârise'yi, cihâda çıkacak olan şu insanların başına kumandan tâyin ettim. O şehîd olursa yerine Ca'fer bin Ebû Tâlib geçsin, O da şehîd olursa yerine Abdullah bin Revâha geçsin. O da şehîd olursa, Müslümanlar, aralarında uygun birini seçip onu kendilerine kumandan yapsınlar!
Çok kalabalık idiler
Peygamber efendimiz tarafından uğurlanıp yola çıkan mücâhidler yollarına devam ettiler. Şam topraklarından Maan denilen yere varınca biraz dinlendiler. Mücâhidler ilerlerken Meşârif diye anılan köyde düşman askerlerinin yaklaşmakta olduğunu görünce, hemen Mûte'ye çekilip, savaş düzenine girdiler.
İki taraf arasında çok şiddetli bir savaş başladı. Müslümanların başında bulunan Hazret-i Zeyd bin Hârise'nin elinde Peygamber efendimizin sancağı bulunuyordu. Rum askerlerinin mızrak darbeleriyle, mübârek vücudu parçalanıp, kanlar fışkırıncaya kadar, kahramanca saldırıp dövüşmekten geri durmadı ve şehîd oldu.
Bundan sonra Hazret-i Ca'fer hemen sancağı kaptı. Elinde sancak, atını düşmana doğru sürdü. Düşman askerleri Hazret-i Ca'fer'in heybetinden korkup aralarında şöyle konuştular:
- Bunun hakkından kim gelecek?
Sancağı yere düşürmedi
Hazret-i Ca'fer, düşman askerlerinin arasına iyice dalmıştı. Nihâyet bir düşman askeri Hazret-i Ca'fer'in koluna bir kılıç darbesi vurdu. Sağ eli kesilen Ca'fer, sancağı diğer eline aldı. Biraz sonra o eli de kesilince, sancağı bırakmamak için, pazılarıyla göğsüne kaldırdı.
Nihayet mızrak ve kılınç darbeleriyle şehîd oldu. Şehîd olduğunda, mübârek vücudunda yetmişten fazla mızrak, kılınç ve ok yarası görülmüştü ve hepsi de vücudunun ön kısmında idi. Sonra sancağı Abdullah bin Revâha almış o da şehîd olunca Hâlid bin Velid almıştır.
Rumlarla yapılan bu savaşta kumandanların şehîd olduklarını, Cebrâil aleyhisselâm, Peygamber efendimize bildirmiş. Hazret-i Peygamberimiz de mescidde Müslümanlara haber vermişti. Peygamber efendimiz çok üzülmüşlerdi. Eshâb-ı kirâm dediler ki:
- Yâ Resûlullah! Sizi üzüntülü görmek bizi daha çok üzüyor.
Bunun üzerine üzüntülerinin, şehîdlerin Cennette, karşılıklı tahtlar üzerinde oturduklarının kendisine gösterilmesine kadar devam edeceğini beyân ettiler.
Cafer-i Tayyar'ın hanımı Hazret-i Esmâ binti Umeys anlatıyor:
"O gün ekmek yapacağım hamuru yoğurduktan sonra, çocuklarımı yıkadım, temizledim, güzel kokular sürdüm. Resûlullah teşrif etti. Buyurdu ki:
- Ey Esmâ! Ca'fer'in çocukları nerede? Onları bana getir!
Çocukları getirdim. Onları sevdi, okşadı ve mübârek gözlerinden yaş aktı. Bunun üzerine kendilerine sordum:
- Ey Allahın Resûlü! Niçin ağlıyorsunuz? Yoksa Ca'fer ve arkadaşlarından size bir haber mi geldi?
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Evet, onlar bugün şehîd oldular.
Bunu duyunca ağlamaya başladım. Peygamberimiz, ağzımdan uygun olmayan bir söz çıkmamasını tenbih edip, evlerine gittiler."
Bundan sonra Peygamber efendimiz, kerîmesi Hazret-i Fâtıma'nın yanına vardı. O da ağlıyordu.
Peygamberimiz Hazret-i Ca'fer'in âilesi için yemek yapılmasını emretti. Üç gün ev halkına yemek yedirildi ve bu sünnet oldu.
Fakirlerin babası
Peygamber efendimizin üzüntüsü devam ederken, Cebrâil aleyhisselâmın gelerek, Hazret-i Ca'fer'in kesilen iki eli yerine Allahü teâlâ tarafından yâkuttan iki kanat ihsân olunduğunu, o kanatlarla Cennette uçmakta olduğunu haber vermesi üzerine Peygamber efendimiz, Hazret-i Ca'fer'in ailesine;
- Ey iki kanatlı mesûd kimsenin çocukları, diyerek bu durumu müjdelemişti.
Bunun için, Hazret-i Ca'fer, Tayyâr=Uçan ismiyle tanınmıştır
|
|
|
Hatim Duası - Arapçası ve Türkçe Okunuşu ve Türkçe Meali |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2020, 09:46 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
Hatim Duası - Arapçası ve Türkçe Okunuşu ve Türkçe Meali
Merhabalar arkadaşlar bu yazımda sizlere Kuran-ı Kerim’i hatmettikten sonra edilen hatim duasının Arapça yazılışını,Arapça okunuşunu ve Türkçe mealini paylaşacağım.Umarım faydalı olur.Herkese iyi ilimler dilerim.
Hatim Duası Arapçasının Türkçe Okunuşu :
El-hamdü lillâhi Rabbil-‘âlemîn.Vel-‘âkibetü lil-müttekîn.Velâ ‘udvâne illâ ‘alezzalimîn.Ves-salâtü ves-selâmü ‘alâ Rasûlinâ Muhammedin ve ‘âlihî ve sahbihî ecme’în.Rabbenâ takabbel minnâ inneke ente’s-semî’ul-‘alîm.Ve tüb ‘aleynâ yâ Mevlânâ inneke ente’t-tevvâbür-Rahîm.Vehdinâ ve veffiknâ ilel-hakkı ve ilâ tarîkın müstekîm. Bi beraketil-Kur’ânil-‘azîm.Ve bi hürmeti men erseltehû rameten lil-‘âlemîn.Va’fü ‘annâ yâ Kerîm. Va’fü ‘annâ yâ Rahîm.Vağfir lenâ zünûbenâ bi fadlike ve keramike yâ ekramel-ekramîn.Allâhümme zeyyinnâ bi zînetil-Kur’ân.Ve ekrimnâ bi kerâmetil-Kur’ân.Ve şerrifnâ bi şerâfetil-Kur’ân.Ve elbisnâ bi hil’atil-Kur’ân.Ve edhilnel-cennete bi şefâatil-Kur’ân.Ve ‘âfinâ min külli belâid-dünyâ ve ‘azâbil-âhirati bi hurmetil-Kur’ân.Verham cemî’a ümmet-i Muhammedin yâ Rahîmü yâ Rahmân.Allâhümec’alil-Kur’âne lenâ fid-dünyâ karînâ.Ve fil-kabri mûnisâ.Ve fil-kıyâmeti şefî’ân ve ‘ales-sırâti nûrâ.Ve ilel-cenneti rafîkâ.Ve minennâri sitran ve hicâbâ.Ve ilel-hayrâti küllihâ delîlen ve imâmâ. Bi fadlike ve cûdike ve keramike yâ Kerîm.Allâhümmeh-dinâ bi hidâyetil-Kur’ân.Ve neccinâ minen-nîrâni bi kerâmetil-Kur’ân.Verfa’ deracâtina bi fadîletil-Kur’ân.Ve keffir ‘annâ seyyiâtinâ bi tilâvetil-Kur’ân. Yâ zel-fadli vel-ihsân.Allâhümme tahhir kulûbenâ.Vestur ‘uyûbenâ.Veşfi merdânâ.Vekdi duyûnenâ.Ve beyyid vücûhenâ.Verfa’ deracâtina.Verham âbâenâ.Veğfir ümmehâtinâ.Ve eslih dînenâ ve dünyânâ.Ve şeddid şemle a’dâina.Vehfaz ehlenâ ve emvâlenâ ve bilâdenâ min cemî’l-âfâti ve’l-emrâdi ve’l-belâyâ.Ve sebbit akdâmenâ, ven-surnâ ‘alel-kavmil-kâfirîn. Bi hurmetil-Kur’ânil-‘azîm.Allâhümme belliğ sevâbe mâ kara’nâhü.Ve nevvir mâ televnâhü ilâ rûhi seyyidinâ Muhammedin sallâllahü te’âlâ ‘aleyhi ve selem.Ve ilâ ervâhi cemî’ı ihvânihî minel-enbiyâi vel-murselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû ‘aleyhim ecma’în.Ve ilâ ervâhi âlihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve ashâbihî ve etbâ’ıhî ve cemîı’ zürriyyâtihî rıdvânullâhi te’âlâ ‘aleyhim ecma’în.Ve ilâ ervâhi âbâinâ ve ümmehâtinâ ve ihvâninâ ve ehavâtinâ ve evlâdina ve akribâinâ ve ehibbâinâ ve asdikâinâ ve esâtîzinâ ve limen kâne lehû hakkun ‘aleynâ ve li cemî’ıl-mü’minîne vel mü’minâti vel-müslimîne vel-müslimâti, el-ahyâi minhüm vel-emvâti.Yâ kâdiyel-hâcâti! Yâ mücîbed-d’avâti! İstecib du’âenâ bi rahmetike yâ erhamer-râhimîn.Sübhâne Rabbike Rabbil-‘ızzeti ‘ammâ yasıfûn. Ve selâmün ‘alel-mürselîn. Vel-hamdü lillâhi Rabbil-‘âlemîn.
Hatim Duası Türkçe Meali :
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, (iyi) sonuç müttekilere mahsustur. Zalimlerden başkasına husumet yoktur, Salat-ü selam, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’ın, alinin ve ashabının üzerine olsun. Ey Yüce Rabbimiz! (Okunan şu hatmi) bizden kabul buyur. Şüphesiz hakkıyla İşiten, layıkıyla bilen sensin. Ey Mevlamız! Tevbemizi kabul eyle, Çünkü tevbeleri en çok kabul eden ve hakkıyla esirgeyen sensin, ya Rabbi! Bize hidayet eyle, hakka ve doğru yola ulaşmaya muvaffak eyle. Kur’an-ı Kerim’in bereketi ve Peygamber (-i ahır zaman) hürmetine (duamızı kabul eyle)! Ey Kerim ve Rahim olan (Rabbimiz)! Günahlarımızı fazlın ve kereminle bağışlayan Allahımız! Bizi Kur’an-ın zineti ile süsle. Kur’an’ın kerametini ikram eyle. Kur’an’ın şerefiyle yücelt, bize Kur’an-ın hil’atini giydir. Bizi Kur’an’ın şefaati ile cennetle şereflendir. Dünyanın her belasından ve ahiret azablarından Kur’an-ı Kerim hürmetine bize afiyet ihsan eyle. Ey esirgeyen ve merhamet eden (Rabbimiz)! Muhammed ümmetinin hepsini rahmetine eriştir. Ey Allah’ım! Kur’an’ı bize dünyada arkadaş, kabirde yoldaş, kıyamet gününde şefaatçi ve sırat üzerinde bir nur kıl. Cennete ulaşıncaya kadar refikimiz; ateşten perde, hayırların tamamına delil ve önder kıl. Ey Kerim olan (Halikımız)! Fazlınla (duamızı kabul buyur). Ey Yüce Allah’ım! Bizi Kur’an-ın önderliği ile hidayete ulaştır, ateşlerden koru, Kur’an-ın fazileti ile, derecelerimizi yücelt, Kur’an-ın okunması sebebiyle, kusurlarımızı örtüver. Ey Yüce Allahım! Duamızı kabul buyur! Ya Allah! Kalblerimizi pak eyle, ayıplarımızı setreyle, hastalarımıza şifa ver, borçlarımıza ödeme (kolaylığı) ihsan eyle. Yüzlerimizi ak eyle, derecelerimizi yücelt, atalarımıza rahmet, analarımıza mağfiret eyle. Dinimizi ve dünyamızı ıslah eyle. Düşmanlarımızın toparlanmasına perişanlık ver. Ehlimizi, mallarımızı, şehirlerimizi afetlerden, hastalıklardan ve belalardan koru. Ayaklarımızı (doğru yolda) sabit kıl ve inkarcı topluluklara karşı bize yardım eyle. Kur’an’ı ‘Azim’in hurmetine dileklerimizi kabul eyle). Ya İlahi! Okuduğumuz hatmin sevabını ve nurunu evvela, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (sallellah-ü aleyh-i ve sellem)’nın ruhuna, bütün enbiyanın ruhlarına eriştiriver. Allah’ın rahmeti, selamı ve rızası onların tamamı üzerine ve bu zatların hanedanı, çocukları, hanımları, ashabı ve onlara tabi olanların ruhları ile onların zürriyetlerinin hepsi üzerine olsun. Bir de babalarımızın, analarımızın, erkek ve kız kardeşlerimizin, evladımızın, akrabamızın, sevdiklerimizin, sadık dostlarımızın, hocalarımızın ve üstadlarımızın hocalarının, meşayihlerimizin, üzerimizde hakları bulunan kimselerin, erkek ve kadın mü’minlerden hayatta olan ve vefat etmiş bulunan kimselerin ruhlarına rahmet ve selamet ihsan eyle! Ya Rabbi! Bizler dahi merhumların halleriyle hallendiğimiz vakitte, bizlere selamet-i iman nasibi müyesser eyle. Nefeslerimiz tükenip vadelerimiz geldiği zaman, ol kelime-i münciye-i mübareke ki buyurun, “Eşhedü El-La İlahe İllellah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abdühu Ve Rasulüh”diyerek çene kapamak nasip eyle. İki cihanımızı da mamur eyle. Her türlü musibetten bizleri muhafaza eyle. Ya Rabbi! Günahlarımızı affeyle. Kusurlarımızı mağfiret eyle. Hatalarımızı mahfeyle. Ayıplarımızı setreyle. Aşkını muhabbetini feyzini, bereketini, rahmetini hikmetini, sevgini ve korkunu gönlümüze kalbimize sen yağdır ya Rabbi! Ya Rabbi! Bizler sana nasıl dua edeceğimiz bilemiyoruz, Ya Rabbi! Bizler seni asla meth-ü sena edemiyoruz. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin. Hazret-i Peygamberimiz sallellah-ü aleyh-i ve sellem sana nasıl dua ettiyse öyle dua ediyoruz, kabul eyle ya Rabbi! Tembellikten, acizlikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın düşkünlüğünden, fakirlikten, cimrilikten, borçlu düşmekten, gururdan, kibirden, riyadan, nemimeden (laf taşımaktan), hasetten, iftiradan, iftiraya düşmekten, kötü ahlaktan, ağlamayan-ürpermeyen kalpten, gözden, gönülden, büyük küçük bütün günahlardan, gizli aşikar bilip bilemediğimiz bütün şirklerden, gecenin karanlığından, fayda vermeyen ilimden ve aklımıza gelmeyen bütün çirkin işlerden sana sığınıyoruz. Nefsimizi ve neslimizi sen muhafaza buyur ya Rabbi! Ya Rabbi! Dünyanın her bir köşesinde özellikle, İslam ülkeleründe ve Türkiyemizde acı ve açlık çeken müslümanlara sen imdad eyle. Devletimizi vatanımızı sen koru. Beşeriyyeti iman nuru ile münevver eyle ya Rabbi! Ey hacetleri eda, duaları kabul eden ve esirgeyenlerin en merhametlisi bulunan (Rabbimiz)! Bizim dileklerimizi de kabul buyur. Selam peygamberler üzerine; Hamd, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın üzerine olsun!
Hatim Duası Arapça Yazılışı :
![[Resim: 149653409809811.jpg]](https://image.1trk.net/uploads/149653409809811.jpg)
Arapça-Latin-Türkçe Hatim Dûası
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العالمين , والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى اله وصحبه اجمعين , ياربنا تقبل منا انك انت السميع العليم ، وتب علينا يامولينا انك انت التواب الرحيم , واهدنا ووفقنا الى الحق والى طريق مستقيم , ببركة ختم القران العظيم , وبحرمة من ارسلته رحمة للعالمين , واعف عنا يا كريم , واغف عنا يارحيم , واغفرلنا ذنوبنا بفضلك وكرمك يااكرم الاكرمين , اللهم زينا بزينة القران , واكرمنا بكرامة القران , وشرفنا بشرافة القران , والبسنا بخلعة القران , وادخلنا الجنة بشفاعة القران , وعافنا من كل بلاء الدنيا وعذاب الاخرة بحرمة القران , اللهم اجعل القران لنا فى الدنيا قرينا , وفى القبر مونسا , وفى القيامة شفيعا وعلى الصراط نورا , والى الجنة رفيقا , ومن النار سترا وحجابا , والى الخيرات كلها دليلا واماما بفضلك وجودك وكرمك يااكرم الاكرمين وياارحم الراحمين
Okunuşu (Latin)
Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.
Allâhümme rabbenâ yâ rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes semiul alim. Ve tüb aleynâ yâ mevlânâ inneke entet tevvâbür rahim. Vehdina ve veffiknâ ilel hakkı ve ilâ sıratın müstakıym. Bi bereketi hatmil Kur'ânil azim. Va'fü annâ yâ kerim. Vagfir Ienâ zünübenâ bi fadlike ve keremike yâ ekremel ekremin ve yâ erhamer rahimin. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ecmaıyn.
Türkçe
Kovulmuş Şeytan'ın şerrinden Allah'a sığınırım. Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adı ile
Ey rahmeti bol, mağrifet ve ihsanı sonsuz olan Rabbimiz bize islâm gibi bir din Kur'ân gibi bir kitap ihsan ettin. Sana sonsuz şükürler olsun, bizi hidâyetinden, inayetinden ayırma yâ Rabbi. Alemlere rahmet olarak gönderdiğin habibin Muhammed Mustafa (S.A.V.) hürmetine cümlemize affınla muamele eyle; Yüzlerimizin karasına bakma nar-ı cehennemde yakma, sen Rahimsin, Kerimsin, bizleri dünya ve âhirette mes'ud eyle yâ Rabbi. Burada âcizane tilâvet eylediğimiz Kur'ân-ı azimüş-şanı (okunan Hatmi şerifi) lutfen ve keremen kabule şayan eyle yâ Rabbi. Hâsıl olan ecir ve sevapları evvelen ve bizzât Kâinatın efendisi, insü cinnin nebisi iki cihan serveri Peygamberler Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizin mübarek, muazzez lâtif, şerif, nazif ruh-u saadetlerine fâkirane ve âcizâne hediyye eyledik vâsıleyle yâ Rabbi. Ruh-u Resul-i kibriyayı hepimizden ve bütün geçmişlerimizden razı eyle, yüce şefaâtlerine onları ve cümlemizi nâil eyle yâ Rabbi. Peygamberimizin vasıtalarıyla bütün Peygamberâni izamın mukaddes ruhlarına, alü ezvaci tahirat, eshâbı güzin ridvanullahi Teâlâ aleyhim ecmaın - hazretiyle tabiin tebevvût tabiî, eimme-i dini mübin, müfessirîn. Muhaddisın ulemâ-i âmilîn, sulehâi salihîn, meşayihi vâsilin, Kurrâ-i kâmilin huffazitullâh ve Cemii hamelei Kur'an ve bilcümle sehidlerimiz ile bütün ehli imanın ervahine; ve Alelhusus cemiyet sahibinin usulü furu'abâ ü ecdad ve akrabai teallukâtından olup ahirete irtihal etmiş olan ehli imanın ruhlarına (Hâsseten (*) in ruhuna hediyye eyledik vâsıl eyle yâ Rabbi. Okunan Kur'ân-ı azimüşşanın nuriyle kabirlerini pürnur, makamlarını Cennet eyle; şefaati Kur'ana ve şefaati peygambere onları ve cümlemizi nail eyle yâ Rabbi. İşbu meclise uzaktan yakından teşrif edip amin diyen ve Cemaati müsliminin dahi ana-baba-kardeş ve bütün akrabai teallukâtımızdan âhirete intikal etmiş müminlerin ruhlarını bu Kur'an sofrasından hissedar eyle yâ Rabbi. Cümlesinin kabirleri nur olsun, makamları Cennet olsun. Amin diyenlerden Allah razı olsun. Bizler de bir gün şu isimlerini rahmet ile andığımız müslüman kardeşlerimiz gibi âhiret yolculuğuna çıktığı¬mızda son sözlerimizi Kelimei tevhid ve Kur'ân-ı mecideyle, dahi dil¬lerimiz Allah, Allah diye zikrederek gözlerimiz cenneti âlâ ve cemali Muhammed Mustafa'ya hayran olarak az ağrı, âşân ölüm ve imânı kâmil ile çene kapamak cümlemize nasib ve müyesser eyle yâ Rabbi. Ya ilâhi bizden önce ahirete gidenlerin hallerinden ibret alarak ölü¬me hazırlanma idrâkini bizlere nasib eyle, yarabbi bizi gaflet uyku¬sundan uyandır; dünyanın kirleriyle kararmış olan kalplerimizi iman, Kur'ân nuriyle nurlandır yâ Rabbi. Yâ erhamerrâhimin. İslâm dinini nursatınla telyid eyle ve beşeriyeti iman nuriyle tenvir eyle yâ Rab¬bi. Biz müslümanları daima aziz ve mensur, düşmanlarımızı zelil ve makhur eyle yâ Rabbi. Görünür, görünmez kazalardan güç yetmez ve takat yetişmez belâlardan, hususan düşman istilasından güzel vatanımızı lutfunla muhafaza eyle yâ Rabbi. Devletimizi, milletimizi payidar eyle. Ordularımızı daima mensur ve muzaffer eyleyip dini mübin:i islâma hadim eyle yâ Rabbi. Yâ Rab! Bin küsur senedir di¬nine hizmet etmiş islâmın bayraktarlığını yapmış olan bu necip mil¬leti bu şereften ayırma; bizi bu kudsi hizmetten ayırmak isteyenleri kahru perişan eyle yâ Rabbi. Yâ Rabbelâlemin! Hasta olan mümin¬lere şifalar ver. Dertli olanlara devalar keremeyle. Borçlu olanlara eda¬lar nasib eyle, nâmurad olanları bermurad, nâşâd olan ümmeti Mu-hammed'i en yakın zamanda handan ü şâdan eyle yâ Rabbi. Bu Hatmi Şerifin okunmasına sebeb olanları iki cihanda aziz eyle. Cen¬net ve Cemalinle bütün geçmişlerini ve cümlemizi şeref yâdeyle yâ Rabbi. dualarımızı Kâ'bei muazzama ve Ravzai Mutahharada yapı¬lan dualara ilhak ile müstecabeyle yâ Rabbi. Amin Amin bi hür¬meti Tâhâ ve Yasin. Velhamdülillâhi Rabbilâlemin.
|
|
|
Youtube Kanal Resmi Oluşturma ve Banner Boyutu Ne Olmalıdır |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2020, 02:49 AM - Forum: internet Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Youtube Kanal Resmi Oluşturma ve Banner Boyutu Ne Olmalıdır
YouTube’un tüm platformlardan ulaşılabilir olmasının iyi yanları olduğu gibi kötü yanları da var. İyi yanı; YouTube’da aktif olarak içerik üreten biriyseniz videonuz anında eş zamanlı olarak tüm platformlarda yayınlandığından tahmin ettiğinizden daha fazla kişiye ulaşmış oluyorsunuz. Kötü yanı ise; YouTube’a video yüklerken hangi çözünürlükte yüklemeniz gerektiğini ve kanal resminizi oluştururken resmin boyutunun ne olacağını bilmiyorsanız YouTube kanalınız tüm platformlardan olabildiğince kötü görünecek ve izleyeciler daha videolarınıza bakmadan kanalınızdan ayrılacaktır.
Youtube fotoğraf boyutu ve kapak fotoğrafı, thumbnail, banner görsel ve logo boyutları çoğu kişiler için önemli bir konudur. Fotoğraf, görsel ve logo boyutlarını öğrenmek ise mümkündür.
Tam bu noktada abone kaybetmemek adına YouTube kanal resminizi yaparken ve videolarınızı yüklerken kanalınızın tüm platformlardan hoş görünmesi adına dikkat etmeniz gereken birkaç nokta bulunuyor. Şimdi bunlara kısaca bakalım:
Youtube Kanal Resmi (Banneri) Oluşturma:
Kanal sayfanıza eşsiz bir görünüm kazandırmak için kullanabileceğiniz kanal resmi, sayfanın en yukarısına büyük bir şekilde konumlandırıldığından kanalınıza akın eden ziyaretçilerin baktıkları ilk yer olacaktır. Dilediğiniz bir görselle renklendirebileceğiniz bu alanda YouTube kanal isminizin yanında sosyal ağ hesaplarınız (Şarkıcıysanız albümünüze yönlendirebileceğiniz iTunes bağlantısı da ekleyebilirsiniz.) bulunduğundan gelen ziyaretçi sadece YouTube kanalınıza ulaşmamış aynı zamanda kullandığınız diğer sosyal ağlara ulaşmış oluyor ve o platformlarda da takipçi sayınızı dolaylı yoldan artırmış oluyorsunuz. Peki kanalınızı değerli kılan kanal resminizin tüm platformlarda (mobilde, tv’de, masaüstünde) düzgün görüntülenmesi için kanal resminiz hangi piksel boyutlarında olmalı? YouTube’a yeni adım atmış çoğu kullanıcının sorduğu bu sorunun yanıtı aslında oldukça basit: 2560 x 1440 piksel. Evet, YouTube kanal resminizin boyutunu 2560 x 1440 piksel çözünürlüğünde seçtiğinizde ziyaretçi sayfanıza ister mobilden girsin, ister masaüstünden, isterse de televizyondan kanal resminizin tamamını düzgün bir biçimde görüyor. Tabii ki kanal resmi her cihazda farklı çözünürlükte gösteriliyor. Masaüstü bilgisayarda resim ortalanmış olarak 1546 x 423 piksel (Maksimum 2560 x 423), TV’de resmin tamamı yani 2560 x 1440 piksel, tablette 1855 x 423 piksel ve mobilde 1546 x 423 piksel olarak görüntüleniyor.
YouTube Video Kapak Fotoğraf Boyutları Nelerdir?
Videonuzun içeriği ile ilgili Kısa Yazı ve Resimden oluşacak olan YouTube Vdeo Kapak Fotoğraf Boyutları ise
Yani video Thumnail Resim boyutu En Güzel 1280 x 720px dir
YouTube ye Video Yükleme ve Boyutları:
YouTube kanalınızı görsel açıdan zenginleştiren kanal resmi kadar kanalınızı meydana getiren içerikler yani videolar da oldukça önemli. Videolarınızı yüklerken dikkat edeceğiniz en önemli husus ise video çözünürlüğü. YouTube’un önerdiği video çözünürlüğünü bilmezseniz videonuzun ne kadar kaliteli olursa olsun el emeği göz nuru videonuz izlenmeyecek veya çok az kişi tarafından izlenecektir. Peki 2160p 3840 x 2160 piksel çözünürlüğe kadar destek veren bu platforma video yüklerken videonuzun çözünürlüğü ve en boy oranı ne olmalı? YouTube videolarınızın tüm cihazlarda en iyi kalitede izlenebilmesi için videolarınızın en az 1280 x 760 piksel çözünürlüğünde ve 16:9 oranında olması gerekiyor. YouTube tarafından önerilen en boy oranını dikkate almamanız durumunda ise videonuzun genişletilerek çirkin görünmemesi adına sağ ve sola (pillarbox) veya alt ve üste (letterbox) çubuklar yerleştirilecek ve videolarınız göze hitap etmeyecek; izlenmeyecektir.
Sosyal Medya Siteleri için Resim Ölçüleri
2019 Sosyal Medya Görsel Boyutları başlığı altında, Görseller; sosyal medya varlığınızı en üst düzeye çıkarmanın en önemli basamağıdır. Bunun için kullanılan her bir görsel boyutunu doğru boyutlandırma yapmalıyız. Doğru kullanılmayan her bir görsel marka imajınızı zedeleyerek sosyal medya da olma algınızı, hedef kitlenizde kötü izlenim yaratabilirsiniz.
Kullandığınız görsellerin kalitesinde veya profil resminiz istediğiniz gibi görüntülenmiyor mu? Sorun değil sizin için hazırladığımız 2019 sosyal medya görsel boyutları ile profil görselleri, en iyi şekilde görünmesini sağlamak için görsel boyutlarını göz önünde bulundurarak düzenleme yapabilirsiniz .
Sosyal Medya Yönetimi Örnekleri ve İpuçları
Sosyal Medya Görsel Boyutları için hazırladığımız bu notlar profil ve paylaşım görselleri yenilemenize yardımcı olacaktır.
Sosyal Medya Görsel Boyutları
Facebook Görsel Boyutları
Facebook Profil Resmi Boyutu: 180 X 180 px
Facebook Sayfa Kapak Fotoğrafı Boyutu: 820 X 312 px
Facebook Profil Kapak Fotoğrafı Boyutu: 851 X 315 px
Facebook Bağlantı Fotoğrafı Boyutu: 1200 X 628 px
Facebook Paylaşım Fotoğrafı Boyutu: 1200 X 630 px
Facebook Etkinlik Görsel Boyutu: 1920 X 1080 px
Instagram Görsel Boyutları
Instagram Profil Fotoğrafı Boyutu: 110 X 110 px
Instagram Kare Paylaşım Fotoğrafı Boyutu: 1080 X 1080 px
Instagram Dikey Paylaşım Fotoğrafı Boyutu: 1080 X 1350 px
Instagram Yatay Paylaşım Fotoğrafı Boyutu: 1080 X 566 px
Instagram Stories Fotoğrafı Boyutu: 1080 X 1920 px
Youtube Görsel Boyutları
Youtube Kanal Görseli / Fotoğrafı Boyutu: 800 X 800 px
Youtube Kapak Görseli / Fotoğrafı Boyutu: 2560 X 1440 px
Youtube Video Görseli / Fotoğrafı Boyutu: 1280 X 720 px
Twitter Görsel Boyutları
Twitter Profil Fotoğrafı Boyutu: 400 X 400 px
Twitter Kapak Fotoğrafı Boyutu: 1500 X 500 px
Twitter Paylaşım Fotoğrafı Boyutu: 1024 X 512 px
Twitter Profil Akış Fotoğrafı Boyutu: 440 X 220 px
Pinterest Görsel Boyutları
Pinterest Profil Fotoğrafı Boyutu: 165 X 165px
Pinterest Pin Fotoğrafı Boyutu: 236 X ∞ px
Pinterest Pano Fotoğrafı Boyutu: 50 X 50 px
Linkedin Görsel Boyutları
Linkedin Profil Fotoğrafı Boyutu: 400 X 400 px
Linkedin Sayfa Profil Fotoğrafı Boyutu: 400 X 400 px
Linkedin Kapak Fotoğrafı Boyutu: 1000 X 425 px
Linkedin Sayfa Kapak Fotoğrafı Boyutu: 1536 X 396 px
Linkedin Bağlantı Görseli / Fotoğrafı Boyutu: 1200 X 627 px
Linkedin Profil Paylaşım Görseli / Fotoğraf Boyutu: 1200 X 800 px
Linkedin Sayfa Paylaşım Görseli / Fotoğraf Boyutu: 1200 X 627 px.
|
|
|
İhtilafta rahmet olur mu? "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2020, 09:13 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İhtilafta rahmet olur mu? "Ümmetimin ihtilafı rahmettir."
Sual: (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) hadisi sahih olamaz, sahih olursa, o zaman ittifak, birlik gazab-ı ilahiye sebep olmaz mı?
CEVAP
Bu hadis-i şerifi İmam-ı Beyheki, İmam-ı Münavi, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemi gibi sözleri dinde senet olan hadis imamları bildirmişlerdir.
Allahü teâlâ, Müslümanların imanda, doğru itikatta birleşmelerini emrediyor. Bu hadis-i şerifte bildirilen ihtilaf, cahillerin, sapıkların değil, sözleri dinde senet olan salih âlimlerin ictihadlarındaki ayrılık demektir. Yani, (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) demek, (Müctehidlerin farklı ictihadları rahmettir) demektir. İmandaki ayrılık gazaba sebep olduğu gibi, ictihadlardaki ayrılıklar da, Müslümanlar için birer rahmettir. Müctehid ictihadında hata ederse de, sevab alır. Sevab verilen şey, gazab-ı ilahiye sebep olmaz, rahmete sebep olur. Bir hadis-i şerif meali:
(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse, iki sevab alır.) [Buhari]
Başka bir okuyucu da, şöyle diyor: (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) hadisini (Mezhepler rahmettir) diye söylemek uygun olur mu?
CEVAP
Evet, oradaki ümmet, müctehid âlimlerdir. İhtilaftan kasıt da, farklı ictihad olduğunu yukarıda bildirdik. Yani o hadis-i şerif, (Müctehidlerin farklı ictihadları rahmet) anlamındadır. Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. İctihad rahmet olunca, onun ictihadların toplamı olan mezhebi de rahmettir. O halde, bu hadis-i şerifi, (Mezhepler rahmettir) demek gayet uygundur. Sapık olanların yani doğru itikattan ayrılanların ictihadları da, mezhepleri de bozuktur.
Ameldeki mezhepler Müslümanlar için rahmettir
Sual: Doğru tek ise, amelde mezheplerin olması yanlış değil mi? Dört hak mezhep deniyor. Hak bir tane değil mi? Tâbi olduğumuz mezhep yanlışsa, âhirette hâlimiz ne olacaktır?
CEVAP
Doğru tektir; fakat hak çoktur. Birbirine zıt hükümleri olsa da, dört mezhebin dördü de haktır. Dinimiz müctehide, mezhep imamlarına bu yetkiyi vermiştir. Âhirette herkese bağlı olduğu mezhebin hükümleri sorulacaktır. Allah indindeki tek doğru olan hüküm sorulmayacaktır. Herkese, mezhebine uyup uymadığı sorulacaktır.
Allahü teâlânın gönderdiği dinlerde, amele ait farklı hükümlerin rahmet olması gibi, mezheplerin farklı ictihadları da, ümmet için rahmettir. Bizzat Peygamber efendimiz de, farklı hükümler koymuş, rahmeti genişletmiştir. Bir insan, kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, ihtiyaç olunca, dört hak mezhepten birine uyarak yapar. Böylece ibadetini kurtarmış olur. Birkaç örnek verelim:
1- Evli birinin, hanımıyla sütkardeş olduğu ve bir kere emdiği meydana çıksa, diğer üç mezhepten birini taklit edebilir, çünkü diğer 3 mezhepte, 5 kere doya doya emmedikçe sütkardeş olmaz.
2- Seferde ihtiyaç olunca, diğer üç mezhepten biri taklit edilerek iki namaz cem edilebilir.
3- Semavi özür hâlinde, mesela ishalini tutamayan, çıbanından veya yarasından kan akan, ağrıyla gözünden yaş gelen, burnu kanayan, kulağından irin akan, makatından solucan çıkan, idrarını tutamayan, basurundan kan, fistülünden, göbeğinden akıntı çıkan, elde olmadan gaz kaçıran yani gelen yeli tutamayan, ağız dolusu kusan kimsenin, abdestinin bozulmaması için, Mâlikî’yi taklit etmek sahih olur.
Farklı ictihad rahmettir
Sual: (“Ben Hanefî'yim veya Mâlikî'yim” diyenler, bir mezhebe uyanlar, Allah’ın azabına ve gazabına mâruz kalacaklardır. Çünkü bir mezhebe girmek bölücülüktür) diyenler oluyor. Farklı ictihadları, farklı mezhepleri Peygamber efendimiz emretmedi mi?
CEVAP
Evet, hak mezheplerdeki hükümlerin farklı olması, Peygamber efendimizin emrettiği bir rahmettir. Allahü teâlânın gönderdiği dinlerin hepsi de, amel yönüyle farklıydı. Âdem aleyhisselamın diniyle Nuh aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın dinleri farklıydı. Farklı olmaları hak din olmalarını engellemez. Mesela şarap mubah iken, son gönderilen dinde haram kılındı. (Niye hak dinlerde veya hak mezheplerde farklı hüküm vardır?) diye sorgulamak, Allah'ı suçlamak olur. Allahü teâlâ öyle dilemiş, öyle farklı hükümler göndermiştir. Farklı ictihad da, yani farklı hükümler de, dinimizin emridir. İki hadis-i şerif:
(Müctehid âlimlerin, ameldeki ihtilafı, mezheplere ayrılması rahmettir.) [Beyhekî, İ. Münavî, İbni Nasr, Deylemî]
(Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buhârî]
Hak dinlerdeki farklı hükümler, amelde olduğu gibi, dört hak mezhep arasındaki farklar da, itikatta değil ameldedir. İtikatta ayrılık olmaz.
Peygamberlerin hepsinin dinlerinde, amele ait birbirlerinden farklı hükümler bulunduğu hâlde, hepsine iman ve tasdik etmemiz gerekir. Mezhepler de, bunun gibidir.
Allahü teâlânın gönderdiği dinlerde, amele ait farklı hükümlerin rahmet olması gibi, mezheplerin farklı ictihadları da, ümmet için rahmettir. Bizzat Peygamber efendimiz de, farklı hükümler koymuş, rahmeti genişletmiştir. Bir insan, kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, ihtiyaç olunca, hak olan dört mezhepten birine uyarak yapar. Böylece ibadetini kurtarmış olur.
İslam dininde yasak olan, fakat daha önceki dinlerde yasak olmayan bir şeyi, (Nasıl olsa, diğer dinlerde haram değildi) diye işleyen, haramdan kurtulmuş olmadığı gibi, kendi mezhebinde haram olan bir şeyi de, (Nasıl olsa, diğer hak mezhepte haram değildir) diyerek yapmak caiz olmaz. Herkesin kendi mezhebine uyması şarttır. Mecbur kalınca, başka hak mezhebi taklit etmek ayrı bir husustur.
Farklı hüküm bildiren hadisler
Sual: (Kaynakları sağlam olan aynı hadis kitabında bir hükme caiz denirken, aynı hükme caiz değil de deniyor. Mesela (Akan kan abdesti bozar) dendiği gibi, (Kan çıkması abdesti bozmaz) da deniyor. Böyle durumlarda, hadislere değil, Kur’ana uymak gerekir. Kur’anda da abdesti bozar denmiyor. Kan abdesti bozmaz) diyenler var. Farklı hükmün hikmeti nedir?
CEVAP
Herkes, hadisten, Kur’andan anladığına değil, mezhebinin hükmüne uyar. Kan çıkması, Hanefî mezhebinde abdesti bozar. Diğer üç hak mezhepte bozmaz.
Peki, Peygamber efendimiz, niye farklı bildirmiştir?
Böyle çok hadis-i şerif vardır. Böyle farklı hükümler rahmettir. Bu ümmete kolaylık olması içindir. Bunun için Peygamber efendimiz, (Farklı ictihad yani farklı mezhep rahmettir) buyuruyor. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşayanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Bir hastaya bir mezhep kolay iken, başka hastalık için, başka mezhep kolay oluyor. Tarlada ve fabrikada çalışanlar için de, bu fark görülmektedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip taklit ediyor veya bu mezhebe tamamen geçiyor. Mezhepsizlerin istedikleri gibi, tek bir mezhep olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hâl çok güç, hattâ imkânsız olurdu. Amellerde tek hüküm [tek mezhep] ideal olsaydı Resulullah efendimiz öyle bildirirdi. Hâlbuki rahmet olduğu için kendisi de farklı bildirdi.
Geçmiş dinlerin farklı olması da böyledir. Allahü teâlâ, Hazret-i Âdem’den beri peygamberlere amelde farklı din göndermiştir. İman edilecek şeyler aynı iken, amele ait hükümler de aynı olamaz mıydı? Niye Allahü teâlâ, farklı hükümler göndermiştir? Mesela eski ümmetlerde iç yağı haram, alkol haram değildi. İslâmiyet'te ise, iç yağı helâl, alkol haramdır. Mezheplerde olduğu gibi, hak dinlerde de, amele ait hükümlerin farklı olması insanların faydası içindir. Âyetlerde neshin olması da rahmettir.
Bazı hadislere “uydurma” deyip geçenler, daha çok o hadisteki manayı, hadisin ne maksatla söylendiğini bilemeyen, idrak edemeyen kimselerdir. Hâl böyle olunca, meselenin mahiyetini bilemeden o hususta fikir yürütenlerin sözlerinin bir kıymetinin olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır.
Peygamberimiz (asm)'den rivayet edilen hadisler İslâm ulemasınca çok sıkı bir inceleme, araştırma sonunda bize kadar gelmiştir. Sadece bir hadisi öğrenmek için Medine’den kalkıp Mısır’a seyahat eden Ebû Eyyup el-Ensârî’nin gayreti bu meseleyi ispata kâfidir. Daha sonra devam eden asırlar boyunca, yaklaşık dört-beş asırlık bir devrede, hadis âlimleri gecelerini gündüzlerine katarak hadislerin sıhhati hususunda çalışmalar yapmışlardır. Hadis olarak duydukları her şeyi hemen kabul etmemişler; kim rivayet etmiş, nasıl bir rivayet silsilesi takip etmiş, hepsini teker teker incelemişler. Hattâ bu rivayet silsilesinin farklılığından dolayı hadisler derecelendirilmiş, buna göre hadis kitapları hazırlanmıştır.
Bazı hadisler vardır ki, manası aynı olmakla beraber farklı şekilde rivayet edilegelmiştir. Yine bazı hadisler de vardır ki, hadis ilminin ıstılâhlarına göre sıhhat derecesine göre “merfu, münkati, mürsel, zaif” şeklinde sıralanmıştır. Hadis âlimleri ilk anda anlaşılamayan bu çeşit hadisleri hadis ilminin kendi esasları çerçevesinde, bazı âyet ve hadislerin mana bütünlüğü içinde anlamaya çalışmışlar, ona göre izah ve açıklamalar getirmişlerdir.
İşte “Ümetimin ihtilâfı rahmettir.” meâlindeki hadisi şerif, yukarıda sözünü ettiğimiz hususlara girmektedir. Bu hadis-i şerife İslâm tarihi boyunca çeşitli itirazlarda bulunulmuş. Hadis âlimleri onlara gerekli cevabı vererek, itirazlarının manasızlığını ortaya koymuşlardır.
Bu nevi hadis-i şeriflere bir örnek olması açısından, bu hususta hadis âlimlerinin sözlerini ve açıklamalarını biraz genişçe vermek istiyoruz. Tâ ki, her anlamadığı hadise “mevzudur” deyip geçenler bu hususta ihtiyatlı olsunlar.
İmam Aclûnî’nin "Keşfü’l-Hafâ" isimli bir eseri vardır. Bu eser, hakkında münakaşa edilen ve hadis olarak duyulmuş olan sözlerin hadis olup olmadıklarını inceliyor. Hadis sahasında yapılmış en orijinal bir çalışmadır. Bu hadis hakkında hadis âlimlerinin şu izahlarına yer verilir: İmam Beyhakî Medhal’de İbni Abbas’tan şu meâlde bir hadis rivayet eder:
“Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.” (el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212)
Yine Beyhakî aynı yerde şu hadise yer vermektedir:
“Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”
Aynı meâldeki hadisin varlığını, Taberânî, Deylemî, Ebû Naîm, ez-Zerkeşi, İbni Hacer gibi hadis âlimleri de belirtirler. Büyük hadis âlimi Hattabî ise şöyle der:
“Bu hadis-i şerife iki kişi itirazda bulunmuştur. Birisi deli, öbürü de dinsizdir. Bunlar el-Musilî ile Câhiz’dir. Bunlar şöyle diyorlar: ‘Eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak azap olurdu.”
Bunun bir saçmalıktan ibaret olduğunu belirten Hattabi “ihtilâf”ı şöyle anlatır:
“İhtilâf üç çeşittir. Birincisi ve ikincisi Allah’ın zat ve sıfatındaki ihtilâftır ki, birisi küfür, diğeri bid’attir. Bir de vecihleri bulunan fıkha ait fer’i meselelerdeki ihtilâftır. İşte buradaki ihtilâf ümmet için rahmettir.”
Ömer bin Abdülaziz ise şöyle der:
“Ashab-ı Kiram ihtilâf etmemiştir.’ sözü hiç hoşuma gitmiyor. Şayet onlar ihtilâf etmeseydi hiçbir meselede ruhsat çıkmazdı.”
İmam Nevevî ise, Sahih-i Müslim şerhinde, bir vesileyle ihtilaf konusuna değinir ve bu hususa şu izahı getirir:
“Bir şeyin rahmet olması, onun zıddının azap olmasını gerektirmez. Bu hadiste de böyle bir şey yersizdir. Bunu ancak cahiller veya bilmez görünenler söyler. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
‘Rahat edesiniz diye geceyi sizin için yaratması Onun rahmetindedir.’
Geceye ‘rahmet’ denmiştir, bundan gündüzün azap olması manası çıkmaz.” (bk. Şerhu Müslim, 11/91-92; Aclunî, a.y)
Yine bazı âlimler, “Ümmetim dalâlet üzerinde toplanmaz.” hadisini zikrederek, “Bundan ümmetin ihtilâfının rahmet olmadığı manası anlaşılmamalı” derler.
Hadisteki ihtilâftan hangi mananın kasdedildiği hususunda da âlimler şöyle derler:
“Buradaki ihtilâftan murad, dinin asıl meselelerindeki ihtilâf olmayıp, fer’î meselelerdeki ihtilâftır. Çünkü dinin asıllarındaki ihtilâf dalâlettir (Kadı İyaz, Sübki). Bu meseledeki ihtilâftan maksat, ümmetin sanat, makam, mevki ve mertebelerindeki ihtilâftır. Bu da ümmet için rahmettir. Çünkü farklı sanatların bulunması herkese faydalıdır. (İmam Harameyn).”
Hadis âlimlerinin bu husustaki birleştikleri nokta fer’î meselelerdeki ihtilâftır. Bunun da adı ictihaddır. Müctehidlerin ise dinin asıllarında değil de, fer’î meselelerdeki ihtilâflarından, yani farklı ictihadda bulunmalarından mezhepler meydana gelmiştir. Mezheplerin farklı farklı olması da Müslümanlar için bir rahmet olmuştur. Çünkü her Müslüman, kendi şartlarına göre bir mezhebi taklit ederek amel ve ibadetini yapmıştır.
Müctehidler bir meselede ihtilâfa düşseler, isâbet edenler iki sevap alırken, yanılmış olanlar bir sevap alırlar. Dinî meseledeki doğruyu ararken yanılmaları dahi onlara bir günah kazandırmamakta, sevap kazandırmaktadır. Bu meseledeki daha geniş izahı Feyzü’l-Kadir’in birinci cildinin 210-212 sayfalarına bakılabilir.
“Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.” meâlindeki hadis-i şerif, “hakka hizmetteki ihtilâf, farklı görüş beyanı, değişik yorumlarda bulunma” tarzında anlaşıldığında mevzu biraz daha umumileşmektedir. Çünkü Müslümanlar aynı esas ve gerçeklere inanmakla beraber her fert müstakil bir şahsiyet ve düşünce yapısına sahiptir. Bunun için de hâdiseleri değerlendirirken farklı açılardan yaklaşılabilir, yorumlanabilir.
Müslümanlar meselelerini istişare yoluyla halledeceklerine göre, herkes samimi bir şekilde fikirlerini açıklar, bilgisi ve ihtisası dahilinde görüşlerini beyan eder. İşte bu yönüyle ihtilâf maddî ve mânevî inkişafın kaynağı olur. Bediüzzaman bu hadis-i şerifi "Mektubat" isimli eserinde izah ederken, meseleyi üç suâl, üç cevap çerçevesinde ele almakta ve misallerle anlatmaktadır. Bu izahı özetleyerek verelim:
Suâl ve cevap şöyle:
- Hadiste, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” denilmiş. İhtilâf ise tarafgirlik gerektirir. Bu nasıl rahmet olur?
Hadiste ifade edilen “ihtilâf” müsbet olanıdır. Hakka hizmette bulunan, İslâmî hakikatleri muhtaç olanlara ulaştırmaya çalışan kimseler belli ölçülerde fikir alış-verişinde bulunacaklardır. Fakat bu arada herkes mesleğinin ve hizmet tarzının tamir ve revacına çalışmalıdır. Başkasının fikir ve hizmetini tahrip ve iptal etmeye değil, tamamlanmasına ve ıslâhına gayret etmelidir. Bu müsbet tarafı. Menfî ihtilâf ise, kin, haset ve düşmanca hisler besleyerek birbirlerinin tahribine çalışırlar. Hadis, bunu reddetmektedir. Çünkü birbirleriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.
İkinci suâl: Tarafgirlik hastalığı mazlum halkı zâlim kimselerin şerrinden kurtarır. Çünkü bir kasabanın ileri gelenleri birleşseler mazlum halkı ezerler. Şayet taraftarlık olsa mazlumlar bir tarafa iltica ederek kendilerini kurtarırlar.
Bu mesele de şöyle izah ediliyor:
Şayet tarafgirlik hak nâmına olsa, bu durum haklı ve mazlumlara bir melce, sığınak olabilir. Halbuki şimdiki garaz dolu ve nefis hesabına yapılan taraftarlık haklılara değil, haksızlara sığınak olmuştur. Onların dayanacakları nokta şekline girmiştir. Çünkü bu çeşit insanların yanına şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftar olsa, ona rahmet okur. Eğer karşı tarafa melek gibi bir adam gelse, ona lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterir.Dolayısıyla bu çeşit ihtilafta rahmet olmadığı gibi, müsbet manada bir neticeye varılmaz.
Üçüncü mesele de şöyle:
Hakikat hesabına yapılan fikrî tartışmalarda maksat ve esasta birleşilmekle beraber, vesilelerde ihtilaf edilir, farklı düşünülür. Bu tartışma, gerçeklerin her köşesini açığa çıkardığı gibi, hakka ve hakikate de hizmet eder. Fakat tarafgir bir şekilde ve garaz dolu firavunlaşmış nefis hesabına ve kendini beğenerek yapılan fikrî bir tartışmadan hakikat parıltıları değil, belki fitne ateşleri çıkar. Çünkü bu tarz fikrî bir tartışmaya giren kimselerin fikirlerinin aynı noktada birleşmesi mümkün değildir. Çünkü hak namına yapılmadığı için, tartışmalar aşırı bir hal alır, sonsuza kadar devam edip gider. Tedavisi mümkün olmayan çatlaklara, yaralara sebep olur. Çünkü maksatta ittifak edilmemiştir.
Özetleyerek verdiğimiz bu izahlardan sonra Bediüzzaman bu hususta bütün mü’minlere şu ikazı yapar:
“Ey ehl-i îman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı, [Mü’minler ancak kardeştir, meâlindeki âyet-i kerimenin] kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassün ediniz [sığınınız]. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malumdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken iki çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda (terazide) iki dağ biribirine karşı müvazenede bulunsa [tartılsa] bir küçük taş müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir, birini yukarı, birini aşağı indirir."
"“İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumet-kârâne [düşmanca] tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alakanız varsa, [Mü’minin mü’mine münasebeti, taşları birbirine destek olan sarsılmaz bir bina gibidir.] mealindeki hadiste belirtilen düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız. Şefâlet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden [dünyada sefaletten ve âhirette azaptan] kurtulunuz.” (Mektubat.s. 247-249)
Bu kadar izahtan ve açıklamalardan sonra artık bu hadise “mevzudur, uydurmadır” deyip geçmek, bilgisizlikten başka bir şey olmasa gerekir. Zaten hiçbir hadis âlimi de bu hadise “mevzu” dememiştir. Hakkında şüphe edilen hadislere nasıl bakmamız gerektiği hususunda Bediüzzaman’ın Sözler isimli eserinin “Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal”ında işlenen “On İki Aslı” gözden geçirmekte büyük fayda vardır.
|
|
|
| "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2020, 08:57 PM - Forum: Günün Hadisi
- Yorum Yok
|
 |
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Ümmetimin ihtilafı rahmettir."
(Hadis-i Şerif , İmam-ı Beyheki, İmam-ı Münavi, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemi)
|
|
|
18 Bin Alem Nedir? Kur'an-ı Kerim’de Kaç Harf Bulunmaktadır? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2020, 06:32 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
18 Bin Alem Nedir? Kur'an-ı Kerim’de Kaç Harf Bulunmaktadır?
Bu konuda Alimlerimizin beyanlarına bir göz atalım. Onlar bu hususta neler söylemiş, bir kulak verelim.
Kur’an-ı Kerim harfleri sayısının;
- Abdullah b. Kesîr ve Mücâhid 321.180,
- Fadl b. Ata b. Yesar 325.015,
- Sellâm Ebu Muhammed el-Hamanî (rahımehumullah) 340.740 olduğunu söylemişlerdir.
- İmam Süyûtî hazretleri de meşhur eseri el-İtkan’da; İbn Abbas’tan (r.anhuma) yapılan rivayete göre, Kur'an-ı Hakîm’in tamamının 323.671 harften teşekkül ettiğini zikretmiştir.
Bu noktada rakamlar arasındaki farklar nereden kaynaklanıyor, denilebilir. Bu soruya da şöyle açıklık getirmeye çalışabiliriz:
Âlimlerin Kur’an-ı Kerim’in ayet, kelime ve harf sayımında farklı rakamlar ortaya koymalarının elbetteki bir takım sebep ve hikmetleri vardır. Mesela;
- Lafızlarn sayımındaki farklılık, örfî-nahvî-kitâbî kelimelerin dikkate alınıp alınmamasından kaynaklanmaktadır.
- Harflerin sayımında değişik rakamların elde edilmesi ise, kuvvetli bir ihtimalle, Hatt-ı Osmanî’de küçük bir dikme halinde yazılan elifler ile hemzenin yuvası olan vav ve yâ gibi zâit harflerin sayılıp sayılmamasından dolayıdır. Ayrıca, Hatt-ı Osmanî ile diğer hatlar arasında kendini gösteren elifler-çekmelerle birlikte, belki de şeddelerin de tesiri olmuştur.
- On sekiz bin âlemden birisi bu dünyadır. Bu dünya gibi on yedi bin dokuz yüz doksan dokuz âlem daha vardır. Eski deyimle bunlara felek denir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu on sekiz bin bu dünya gibi dünyalar içinde insan yaşayan âlemlere rahmet olarak hepsine peygamber olarak gönderilmiştir. 18 bin âlem vardır, içinden birisi bu dünyamızdır.
(Delâil-i Hayrat Şerhi «Kara Dâvûd», Sayfa: 429; Mir'at-ı Kâinat, Cild 1, Sayfa: 77)
- Nimeti her şeye şamil kendisinden başka ilah olmayan yüce Allah 18 bin âlem yarattı. Bu sizin dünyanızın tümü o 18 bin âlemden ancak biridir.
(Delail-i Hayrat Şerhi, «Kara Davud», Sayfa: 429; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 77)
"Ben bir milyon millet yarattım." Başka bir rivayette de: «Yüzbin âlem vardır.»
(Delâil-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 429)
Bizim izahımız :
Her insan bir Alemdir Her karınca Bile bir Alemdir, Her Bakteri bile Bir Alemdir. Allahu Teala nın Yarattığı Can Taşıyan Her Varlık Allahın ruhundan bır parça almıştır ve Allah Ruhunu 18 bın parçaya dağıtmıştır ne kadarı kendi katındadır orasını bilemeyiz. Fakat bu can verdiği her canlı bu onskiz bin alemi temsil eder ve onların sayisi artmaz eksillmez biri ölürse onun yerine yenisi doğar ve onsekizbin sabitesi vardır kainatın yapısında, ve onlarda Kuran-ı Kerimdeki Bütün harfler duraklar ve harekeleri temsil eder, kimisi gökte, kimisi yerde, kimisi denizde, kimisi toprak altındadır, kimisi berzahda, kimisi daha ruhlar alemindedir. Harekeler onun nerede olduğunu gösterir.
ve Kurandaki Harflerin Harekelerin ve Durakların toplamı 18 000 bin adettir velhasıl Kelam. Surelerin isimleride bunu dahildir. Tabiki Kuranı açınca içinde nebe suresi fatiha suresi yazmalı değilmi, yoksa adres bilemeyiz değilmi... yine birinci cüz ikinci cüz gibi cüz sayıları buna dahildir, yoksa hangi ülke, hangi köy, hangi semt bilemeyiz değilmi...
Tevrat ise Birmilyon ayettir mesela
Bır Karoglan Raşit Tunca Makalesi Sonu
Schrems, 26.06.2020 Cuma
|
|
|
|