| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Şintoizm hakkına bilgi verir misiniz? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:35 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
Şintoizm hakkına bilgi verir misiniz?
Japonların milli dini olan Şintoizm Japoncada karşılığı Kami-Nomiçi olup “tanrıların yolu” demektir. Şintoizmin herhangi bir kurucusu yoktur. Şintoizmin geçirdiği safhalar üç devrede incelenir. Bunlar, a) mitolojik dönemlerde başlayan ve Budizm’in Japonya’ya girişine kadar devam eden dönem, b) Budizm, Şintoizm mücadelesinin kızıştığı 9. yüzyıla kadar süren dönem, c) Şintoizmle Budizm’in birbirinden ayrıldığı, 1192’den 1868 reformuna kadar devam eden dönemdir.
Şintoizm milli, iptidai, politeist bir din olup diğer dinlere karşı hoşgörülü bir din dir. Onun iki temel özelliği a) Milli bir din olması, b) Tabiata bağlanmaya önem vermesidir.
Şintoizmde ruh veya Tanrı için “kami” kelimesi kullanılır. Ruhun ölümden sonra yaşadığına inanılır ve ölen herkes “kami” olur. Ancak her kami tanrı olmayabilir. Sekiz milyon tanrı bulunduğuna inanılır. Bunların en büyüğü güneş tanrıçası Amaterasu’dur. Şintoistlere göre birbiriyle hem kardeş hem karı-koca olan Gök (Baba Tanrı) ile Yer (Ana Tanrı) bütün Japon adalarını ve diğer Tabiat Tanrılarını doğurmuşlardır. Bu iki ilah inancı etrafında dönüp dolaşan başka Tanrı inanışları da vardır. Dağ, ırmak, ateş, gök gürlemesi, fırtına, yağmur, vb. ilahlar dışında her meslek sahibinin de ayrı bir ilahı vardır. Ölüler yaşayanlara muhtaçtır. Kendilerine ikram yapıldığı, mezarın üzerine yiyecek, içecek, eşya vs. konulduğu sürece mesut olurlar.
Ailenin, köyün, klanın ve imparatorun atalarının ruhları en başta gelen ruhlardır. İmparator Güneş ilahesinin torunudur. Genellikle Japonlar dünyanın iyi ve kötü ruhlarla dolu olduğuna inanırlar. Şintoizmde ibadet tapınak ve evde yapılabilir. Japonya’da yüzbinin üzerinde mabet olduğu söylenmektedir. Mabetlerde genellikle eskiliği açısından değerli olan ayna, kılıç, mücevherli taş ve Amatarasu’nun heykeli bulunur.
Japonların ibadet şekilleri çok sade ve basittir. İbadet etmek isteyen kişi mabede gider, elini, yüzünü ve ayaklarını Müslümanların abdest almaları gibi yıkar. Mabetteki kıymetli eşya karşısında diz çöker. ibadetini tamamlar ve dışarı çıkar. Eskiden ibadette kurban bulunmasına rağmen, günümüzde rastlanmamaktadır. İbadet için temizliğe çok önem veren Japonlar bunu ihmal etmeyi büyük günah sayarlar. Bazı özel durumlarda islam inancındaki gusüle benzer bir temizlik yaparlar. İbadeti rahipler idare eder. Özel öğretimlerle yetiştirilirler.
Evlenme törenleri mabetlerin bitişiğindeki evlenme salonlarında rahipler tarafından icra edilir. Cenaze törenlerini ise Budist rahipler yönetir. Bu anlayış bir Japon tarafından “Biz Şintoist doğar, Budist ölürüz” şeklinde kabul edilir. Onlara göre “Aile bir dindir, aile ocağı ise tapınaktır.” Ölülere karşı görevini yapan insan, yaşayanlara karşı olan vazifelerini de yerine getirmiş olur. Çok eski zamanlardan kalma duaları ve sıhri formülleri ezbere okumak, ilahlara hediyeler takdim etmek Japonların bugünde vazgeçemedikleri davranışlardandır.
Şintoizmin kutsal metinleri ikidir: a) Kojiki, b) Nihongi.
Günümüzde Şintoistlerin sayısının 4.000.000′un üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.
|
|
|
Şamanlık hakkında bilgi verir misiniz? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:35 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
Şamanlık hakkında bilgi verir misiniz?
Eski Türk dininde şamanlar (kamlar) önemli bir yer tutmaktadır. Şaman dini/sihri/mistik bir otorite tipini temsil etmektedir. Şamanizm bir dini-sihrî-mistik olaydır. Ona Palolitik Çağ’dan bu yana rastlanılmaktadır. Şamanları özellikle eski Türk dinine mahsus bir otorite tipiymiş gibi algılamak yanlıştır.
Şamanlar gerek Türklerde gerekse öteki birçok toplumda yer almıştır. Şaman her şeyden önce kendi özel usulleri sayesinde vecd hali içinde ruhunun göklere yükseldiğini, yer altına indiğini ve oralarda dolaştığını hisseden bir trans ustasıdır. Şamanların Tanrı veya tanrılar ile insanlar ve ruhlar arasında aracılık yapma kabiliyetine sahip olduğuna inanılmaktadır.
Herkes şaman olamaz. Bu teknik kendi kendine öğrenmekle de elde edilemez. Bunun yollarından birisi irsiyettir. Bir başka yöntem şaman olmaya doğal istidattır. Şamanlık mesleğine eğilim ve istidat çoğu zaman garip davranışlarla kendini gösterir. Dalgınlık, hayal görme, inzivaya çekilme, kendi kendine konuşma, zaman zaman bayılma, sara nöbetlerine benzer patolojik haller, ağaç kabukları ile beslenme, kendini ateşe ve suya atma, bıçakla kendini yaralama bunun belirtilerinden sayılır.
Şamanlar özel bir kıyafetle toplumda ayırt edilmektedir. Her şamanın kendine has özel bir cübbesi, külahı, davulu ve maskesi mevcuttur.
Şamanların trans halinde gerek göğe yükselişleri gerekse yer altına inişleri toplumların hayatında önemli bir yer tutar. Sürüler ve ürünün rekoltesi hakkında bilgiler, ölen ve yer altına gidemeyen ruhların oraya ulaştırılması, hastanın ruhunun tutsaklıktan kurtarılarak sahibine iadesi, bu yolculuğun ana amaçlarını oluşturur. Onlar kötü ruhlarla mücadelenin kahramanları olarak görülmekte, hastalıklar, kötü ruhlar ve kara büyü onların uzmanlık alanına girmektedir.
Şamanlar ölüme, hastalıklara, kısırlığa, kötü ruhlara karşı hayatı, sağlığı, verimliliği ve aydınlığı savunurlar
|
|
|
Mecusilik hakkında kısaca bilgi verir misiniz? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:34 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
Mecusilik hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Ateşperestlik olarak da adlandırılan Mecusilik, Eski İran kökenli bir dinsel gelenektir. Mecusilik bugün hala yaşayan bir din olarak varlığını devam ettirmektedir. İran’da yaşayan Gabarlarla Hindistan ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Parsiler Mecusi inanç ve öğretilerine bağlılıklarını sürdürmektedirler.
Batıda Zoroaster olarak bilinen ve ismi “güzel develere sahip olan” anlamına gelen Zerdüştün ne zaman ve nerede doğduğu tam olarak bilinmemektedir. M. Ö. 1600-1400 yıllarında yaşamış olması muhtemeldir.
Kutsal kitapları olan Avesta’ya ve Yunan kaynaklarına göre Zerdüşt Doğu İran’da yaşamıştır. Zerdüşt yirmi yaşına geldiğinde önemli değişiklikler yaşamaya başlamış sık sık dağlara ve ıssız yerlere çekilerek inziva yaşantısı sürmeye çalışmıştır. Otuz yaşındayken Tanrı’nın meleği Vohu Manah kendisine gelmiş ve ilk vahiylerini iletmiştir. Vahiy getirme daha sonraki günlerde de devam etmiştir. Zerdüşt yaşadığı
dönemin çoktanrıcılığına karşı tektanrı inancına dayalı bir öğretiyi insanlara yaymakla görevli olan bir elçi olarak faaliyetlerine başlamıştır.
Zerdüşt ilk 10 sene tebliğinde çok başarılı olamamış, kendine inananları çoğaltamamış ve Kral Vistaşpa’nın ülkesine göç etmiştir. Vistaşpa maiyetiyle birlikte Zerdüşt’e inanınca inananların sayısı hızla artmıştır. Komşu Turanlılarla Vistaşpa arasında yapılan bir savaşta Zerdüşt de öldürülmüştür. (Tahminen M. Ö. 1400)
Kur’an-ı Kerim Mecusilerden sadece bir ayette ismen (mecus olarak) bahsetmekte, onları Mü’minler, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiler ve müşriklerle birlikte anarak Allahın onların arasında hükmedeceğini vurgulamaktadır (Hac, 22/17).
Persler döneminden itibaren Mecuş adı verilen yönetici rahip sınıf mensupları, başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelerde oluşturulan kolonilerde yerleşmişler ve onların temsil ettiği inanç sistemi zamanla yerli halk tarafından Mecusilik olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
İslamî dönemde Mecusilerin büyük bölümü Müslümanlaşmak ya da Hıristiyanlaşmak suretiyle din değiştirmiştir.
Zerdüşt hayattayken inancını Tacikistan ve Belucistan’ı da içine alan Harezm bölgesine yayma fırsatı bulmuştur. Zerdüşt’ün ölümünden sonra ise Zerdüştlük İran’da yayıldı. Persler’in Asur ve Babil’i ele geçirmeleri ile Zerdüştlük buralarda da yayıldı. Daha sonra Hindistandan Avrupa’ya, Horasandan Arap Yarımadasına kadar oldukça geniş bir bölgede taraftarlar edindi.
Günümüz Mecusileri büyük oranda Hindistan’da, başta ABD ve Kanada olmak üzere çeşitli Batı ülkelerinde yaşamaktadır. İran’da yaşayan ve Gabarlar olarak bilinen Mecusiler küçük bir gruptan ibarettir (Yaşayan Dünya Dinleri, s. 513).
Mecusiliğin kutsal kitabı Avesta’dır. Mecusi geleneği orijinal Avesta’nın, Kral Viştaspa tarafından 12. 000 öküz derisi üzerine altın mürekkeple yazıldığını ve bunun iki nüshasından birisinin Şiz kraliyet hazinesine, diğerinin ise Stakhr arşivine konulduğunu kabul eder. Stakhr nüshası Büyük İskender’in İran’ı istilası sırasında (M. Ö. 4. yüzyılda) çıkan yangında yok olmuştur.
Tarihin çeşitli dönemlerinde monoteizmden politeizm ve düalizme kadar farklı inanç özellikleri Mecusi geleneğinde kendini göstermiştir. Zerdüşt, başlangıçtan beri var olan bir tek gücün, Ahura Mazda’nın üstünlüğünü savunmuştur. Ahura Mazda her şeyi bilen, mutlak iyi ve mükemmel olan tanrıdır. Zerdüşt bütün varlıkların Ahura Mazda’dan zuhur ettiğine inanmaktaydı.
Zerdüşt iyilikle kötülüğün metafizik boyutta değil ahlaki boyutta var olduğunu düşünmüştür. Kötülük ve yalana rağbet eden ruhlar, Ahura Mazda’nın düşmanları olarak görülmüştür.
Zerdüşt’ün kurmaya çalıştığı bu tek tanrıcı inanç sistemi fazla başarılı olamamış, doğa tapınmacılığına dayalı Mitraik politeist geleneği tam anlamıyla alt edememiştir. Zerdüştçü rahipler, vaaz ve dinsel uygulamalarında Zerdüşt tarafından bahsedilen ilahi varlıklarla birlikte geleneksel İran politeizminin Mitra ve Anahita gibi tanrısal varlıklarına da yer vermişlerdir.
Mecusilikte önemli bir kült objesi olan ateşle ilgili inanışlar ve uygulamalar oldukça önemlidir. Ateş Tanrı tarafından yaratılan saf, temiz ve iyi bir varlık olarak görülür. Bu nedenle erken dönemlerden itibaren ateş Mecusi tapınaklarında önemli bir
yer tutar. Özellikle Sasaniler döneminde tapınaklardan temizlenen tanrı suretlerinin yerini kutsal ateş almıştır.
Mecusiliğin ahlak sisteminin özü iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranış esasına dayalıdır. Beş vakit dua Mecusiliğin günlük ibadetleri arasında oldukça önemlidir. Güneş doğarken, öğlen tepedeyken, öğleden sonra, güneş batarken ve gece olmak üzere bu beş vakitte her Mecusi güneşe, ışığa ya da ateşe dönerek dua eder
|
|
|
Şeytan Kimdir - “Şeytan” Kelimesinin Anlamı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:34 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
Şeytan Kimdir - “Şeytan” Kelimesinin Anlamı
“Şeytan” Kelimesinin Anlamı:
Sözlükte “uzaklaşmak, haktan ve hayırdan ayrılmak, muhalefet etmek” anlamındaki şatn (şütûn) veya “öfkesinden yanıp tutuşmak” mânasındaki şeyt kökünden türediği ileri sürülen şeytân kelimesi (çoğulu şeyâtîn) “hayırdan ve rahmetten uzaklaşmış yaratık; yanıp helâke mâruz kalmış varlık” demektir.
Kelimenin İbrânîce’deki karşılığı olan satanın “düşmanlık etmek, suçlamak, karşı gelmek” mânasında stn veya “gezinmek, hareket etmek, rahatsız etmek, yoldan çıkmak; sadakatsiz/inançsız olmak” anlamlarında sut/sth kökünden türediği kabul edilmektedir.
Şeytanı ifade etmek için kullanılan iblîs bir kısım dilcilere göre “ümit kesmek, pişman olmak, söyleyeceği bir şey olmayıp şaşırıp kalmak” anlamındaki iblâs kökünden türemiştir.
Nitekim kelime bazı âyetlerde bu anlamda geçmektedir (el-En‘âm 6/44; el-Mü’minûn 23/77; er-Rûm 30/12, 49).
Batılı dilciler arasındaki yaygın kabul, iblîs kelimesinin “en büyük şeytan” mânasındaki Grekçe diabolostan Arapça’ya geçtiği yönündedir (Jeffrey, s. 47; EI, II, 351).
Kelime bir kısım dilcilere göre de İbrânîce’den Arapça’ya geçmiş olup Allah’a isyan etmeden önceki adı Azâzîl idi.
Câhiliye Arapları’na göre yaratılmışların en çirkini olan şeytan; ateşi mesken edinen habis bir ruhtur. Onun göklerden haber aşıranına mârid, bu hususta fazlasıyla mâhir olanına ifrit denir. Her şairin kendisine ilhamda bulunan bir şeytanının (cin) bulunduğuna inanılırdı.
Kur’ân-ı Kerîm’de on sekizi çoğul olmak üzere seksen sekiz yerde şeytan (on bir yerde iblîs) kelimesi yer almaktadır. Âdem’in yaratılışının ardından meleklerden ona secde etmelerinin istendiğine dair dokuz âyette iblîs, Âdem ile eşinden üreyip çoğalan insan türüne düşmanlık ederek onları çeşitli hile ve desiselerle aldattığını bildiren âyetlerde şeytan kelimesi geçmektedir.
Şeytan Cinlerdendir:
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا
Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir![1]
Şeytanın Yaratıldığı Madde:
Şeytan, nar-ı semûmdan yani vücuda işleyen kavurucu bir ateşten yaratılmıştır. Bu ateşin insanın gözeneklerine işleyen, teması halinde yakan, kavuran ve zehirleyen bir özelliği vardır. Şeytan da tıpkı yaratıldığı ateş gibi insana nüfuz ederek onun mânevî dünyasını zehirler, yakar ve bitirir. Zaten iblis Hz. Adem’e secde etmeme sebebini söylerken Allah’ın kendisini ateşten yarattığını öne sürmektedir.
خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ
“Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan.”[2]
Önemli Olan Şeytanın Yapısı Değil Sebep Olduğu Kötülüklerdir:
İmam Gazali şöyle demektedir:
“Şeytan hakkında lâtif bir cisim midir? Cisim değil midir? Cisim ise insanın vücuduna nasıl girer?” gibi farklı şeyler söylense de işin doğrusu bu husus üzerinde durmaya gerek olmadığıdır. Şeytanın benliği üzerinde durmak, elbisene yılan girdi diyene yılanın enini, boyunu, rengini, şeklini sormak gibidir. Bunu duyan insan, hiç vakit kaybetmeden elbisesine giren yılandan kurtulmaya bakar. Bunun gibi, yılandan daha zararlı olan şeytanı duyan, onun cisim olup olmadığına bakmaksızın, derhal gerekli önlemleri almaya girişmelidir”
Şeytanın Cennetten Kovulması:
A’râf-11. Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.
12. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.
13. Allah: Öyle ise, “İn oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın!” buyurdu.
14. İblis: “Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi.
15. Allah: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin” buyurdu.
16. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.
17. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.
18. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!
19. (Allah buyurdu ki) : Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz.
20. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.
21. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti.
22. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.
23. (Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.
24. Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır, buyurdu.
25. "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çıkarılacaksınız" dedi.
26. Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).
27. Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.
Şeytan ve Melek Mücadelesi:
"Rasulullah buyurdular ki:
إِنَّ لِلشَّيْطَانِ لَمَّةً بِابْنِ آدَمَ وَلِلْمَلَكِ لَمَّةً فَأَمَّا لَمَّةُ الشَّيْطَانِ فَإِيعَادٌ بِالشَّرِّ وَتَكْذِيبٌ بِالحَقِّ
"Şeytan da, melek de insanoğluna sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan uzaklaştırmaktır.
وَأَمَّا لَمَّةُ المَلَكِ فَإِيعَادٌ بِالخَيْرِ وَتَصْدِيقٌ بِالحَقِّ، فَمَنْ وَجَدَ ذَلِكَ فَلْيَعْلَمْ أَنَّهُ مِنَ اللَّهِ فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ
Meleğin işi hak ve hayra, iyiliğe çağırmak ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Kim içinde hakka, hayra, iyiliğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki bu Allah'tandır ve hemen Allahu Teâla’ya hamdetsin.
وَمَنْ وَجَدَ الأُخْرَى فَلْيَتَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ»، ثُمَّ قَرَأَ {الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالفَحْشَاءِ} [البقرة: 268]
Kim de içinde şerr ve inkâra çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah'a sığınsın." Rasûlullah bu sözlerine şu meâldeki âyeti ekledi: "Şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, size cimriliği emreder.." (Bakara 268).[3]
Rasulullah buyurdular ki:
إِذَا أَوَى الرَّجُلُ إِلَى فِرَاشِهِ أَتَاهُ مَلَكٌ وَشَيْطَانٌ، فَيَقُولُ الْمَلَكُ: اِخْتِمْ بِخَيْرٍ، وَيَقُولُ الشَّيْطَانُ: اِخْتِمْ بِشَرٍّ،
"Bir kimse evine veya yatağına girince hemen bir melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek: "Hayırla aç!" der. Şeytan da: "Şerle aç!" der.
فَإِنْ ذَكَرَ اللَّهَ، ثُمَّ نَامَ بَاتَتِ الْمَلَائِكَةُ تَكْلَؤُهُ، فَإِنِ اسْتَيْقَظَ، قَالَ الْمَلَكُ: اِفْتَحْ بِخَيْرٍ، وَقَالَ الشَّيْطَانُ: اِفْتَحْ بِشَرٍّ،
Adam, şayet (o sırada) Allah'ı zikrederse melek Şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam uykusundan uyanınca, melek ve şeytan aynı şeyi yine söylerler.
فَإِنْ قَالَ: اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي رَدَّ عَلَيَّ نَفْسِي، وَلَمْ يُمِتْهَا فِي مَنَامِهَا، اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَنْ تَزُولَا" إِلَى آخِرِ الْآيَةِ "الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي يُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ، فَإِنْ وَقَعَ مِنْ سَرِيرِهِ فَمَاتَ دَخَلَ الْجَنَّةَ"
Adam, şayet: "Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade eden ve uykusunda öldürmeyen Allah’a hamdolsun. Gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan Allah’a hamdolsun” deyip
“İzniyle yedi semayı arzın üzerine düşmekten alıkoyan Allah'a hamdolsun” (Hac, 65) ayetinin sonuna kadar okusa ve bu kimse yatağından düşüp ölse cennete girer.”[4]
Şeytan İnsanın Düşmanıdır:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ
Ey insanlar! Allah'ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın! Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.[5]
يَا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِى الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبينٌ
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.[6]
Şeytanlaşmış İnsanlar:
Bazı insanlar da sahip oldukları kötü özelliklerden dolayı tıpkı şeytanlar gibi insanları günaha sürüklerler.
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نِبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.[7]
Ayetin Tefsiri: Bu âyetin tefsiri ile ilgili olarak İbn Abbas hem insanlardan hem de cinlerden şeytanların bulunduğuna vurgu yaparak bazen cinni şeytanların insî şeytanları devreye sokarak insanları aldatmaya çalıştığını belirtmiştir.
Nitekim Allah Rasûlü Ebu Zerr’e hitaben:
" يَا أَبَا ذَرٍّ، اِسْتَعَذْتَ بِاللهِ مِنْ شَيَاطِينِ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ؟
“Cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığındın mı?” demiş,
وَهَلْ لِلْإِنْسِ شَيَاطِينُ؟
Ebu Zerr de: “İnsandan da şeytan olur mu? diye sormuş
قَالَ: " نَعَمْ يَا أَبَا ذَرٍّ "،
Peygamber Efendimiz: “Evet olur” diye cevap vermiştir.[8]
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ
De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), İnsanların İlâhına. O sinsi vesvesecinin şerrinden, O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan(olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım![9]
Şeytan Kimlere Musallat Olur:
وَمَن يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.[10]
******
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.[11]
İnsanı Allah’ı Anmaktan Alıkoyan Faydasız İşler De Şeytandır:
أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَظَرَ إِلَى إِنْسَانٍ يَتْبَعُ طَائِرًا فَقَالَ
Hz. Peygamber bir kuşun peşinde koşan bir adam görmüştü. Şöyle buyurdu:
شَيْطَانٌ يَتْبَعُ شَيْطَانًا
“Şeytanı takip eden bir şeytan!”[12]
Şeytanın İnsanlar Üzerinde Etkisi Yoktur:
Allah-u Teala, insanları hak yoldan saptırmak için süre isteyen şeytana şöyle demektedir;
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ
"Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.”[13]
Şeytan Kendisine Uyanları Kıyamet Günü Yüzüstü Bırakacaktır:
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْأَمْرُ إِنَّ اللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ إِلَّا أَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي
(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz.
فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا أَنْفُسَكُمْ مَا أَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَا أَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim." Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.[14]
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
Zuhruf, 36. Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
حَتَّى إِذَا جَاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
38. O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.
وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذْ ظَلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
39. Zulmettiğiniz için bugün (nedâmet) size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta ortaksınız.
İblise Süre Tanınmasının Hikmeti:
وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ
Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırt edip bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.[15]
Şeytan İnsanın Vücudunda Kan Gibi Dolaşır:
Rasulullah buyurdu ki:
إِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ
Şeytan, insanoğlunda kanın dolaştığı gibi dolaşır.[16]
Herkesin Bir Şeytanı Vardır:
Hz. Aişe anlatıyor:
أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَرَجَ مِنْ عِنْدِهَا لَيْلًا، قَالَتْ: فَغِرْتُ عَلَيْهِ، فَجَاءَ فَرَأَى مَا أَصْنَعُ، فَقَالَ: «مَا لَكِ؟ يَا عَائِشَةُ أَغِرْتِ؟»
"Rasulullah bir gece yanımdan çıkıp gitmişti. (Benimle bulunduğu gece) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve: "Kıskandın mı yoksa?" dedi.
قُلْتُ: وَمَا لِي لَا يَغَارُ مِثْلِي عَلَى مِثْلِكَ؟
Ben de: "Evet! Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?" dedim.
فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَقَدْ جَاءَكِ شَيْطَانُكِ»
Rasulullah: "Sana yine şeytanın gelmiş olmalı" dedi.
قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللهِ أَوْ مَعِيَ شَيْطَانٌ؟
Ben: "Benimle şeytan mı var?" dedim.
قَالَ: «نَعَمْ» قُلْتُ: وَمَعَ كُلِّ إِنْسَانٍ؟ قَالَ: «نَعَمْ» قُلْتُ: وَمَعَكَ؟ يَا رَسُولَ اللهِ
"Evet” dedi. Ben “Her insanla beraber bir şeytan var mı? Dedim. “Evet” dedi. “Peki seninle de var mı?" dedim
قَالَ:«نَعَمْ، وَلَكِنْ رَبِّي أَعَانَنِي عَلَيْهِ حَتَّى أَسْلَمَ»
"Evet, Ancak ona karşı Allah bana yardımcı oldu da müslüman oldu!" buyurdu.“[17]
Şeytanın İnsana Emrettiği Şeyler:
اِنَّمَا يَاْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.[18]
الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاً وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vâdeder. Allah herşeyi ihata eden ve herşeyi bilendir.[19]
الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?[20]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ أَبَدًا وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüz kızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.[21]
Şeytanın Vesvesesi Gizlidir:
Peygamberimizin Hanımlarından Safiyye anlatıyor: "Hz. Peygamber itikafta iken ziyaret maksadıyla geceleyin yanına uğradım. Bir müddet konuştuk. Sonra geri dönmek üzere kalktım. Uğurlamak üzere de o kalktı. Kapıya kadar gelmişti ki, Ensar'dan iki kişi oradan geçiyordu. Hz. Peygamber'i görünce hızlandılar.
Rasûlullah: "Ağır olun dedi, şu yanımdaki Huyey'in kızı Safiyye'dir." dedi.
Onlar: "Subhânallah, dediler bu da ne demek ey Allah'ın Rasûlü" dediler.
Hz. Peygamber: "Şeytan, insana, damarlardaki kan gibi nüfuz eder. Ben, onun kalplerinize bir kötülük atmasından korkarım" buyurdu.“[22]
Çarşılar Şeytanın Meskenidir:
Sahabe’den Hz. Selman diyor ki:
لَا تَكُونَنَّ إِنِ اسْتَطَعْتَ، أَوَّلَ مَنْ يَدْخُلُ السُّوقَ وَلَا آخِرَ مَنْ يَخْرُجُ مِنْهَا، فَإِنَّهَا مَعْرَكَةُ الشَّيْطَانِ، وَبِهَا يَنْصِبُ رَايَتَهُ
"Elinden geliyorsa, çarşıya ilk giren olma. Oradan son çıkan da olma. Çünkü çarşı, şeytanın, (insanları şaşırtmak için kıyasıya) savaş verdiği yerdir, bayrağı da orada dalgalanır."[23]
Şeytanın Bineği Ve Meskeni:
"Rasûlullah buyurdular ki:
تَكُونُ إِبِلٌ لِلشَّيَاطِينِ، وَبُيُوتٌ لِلشَّيَاطِينِ،
"Şeytanlar için develer vardır. Şeytanlar için evler vardır.
فَأَمَّا إِبِلُ الشَّيَاطِينِ فَقَدْ رَأَيْتُهَا يَخْرُجُ أَحَدُكُمْ بِجُنَيْبَاتٍ مَعَهُ قَدْ أَسْمَنَهَا فَلَا يَعْلُو بَعِيرًا مِنْهَا، وَيَمُرُّ بِأَخِيهِ قَدِ انْقَطَعَ بِهِ فَلَا يَحْمِلُهُ،
Şeytanlara ait develere gelince, ben, onları gördüm. (Şöyle ki): Biriniz, yedeğinde, iyi beslediği seçkin develerle (yola) çıkar, bunlardan hiçbirine binmez. Yol esnasında yürümekten kesilmiş (bir din) kardeşine rastlar, devesine onu da almaz (işte bu develer şeytana aittir, çünkü gösteriş ve övünme için beslenmiştir).
وَأَمَّا بُيُوتُ الشَّيَاطِينِ فَلَمْ أَرَهَا إِلَّا هَذِهِ الْأَقْفَاصُ الَّتِي يَسْتُرُ النَّاسُ بِالدِّيبَاجِ
Şeytana ait evlere gelince, onların, insanlar tarafından (seyahatte kullanılan) ipeklerle örtülmüş kafeslerden (hevdeç) başkası olmadığını zannediyorum“[24]
Esneme Şeytandandır:
"Rasûlullah buyurdular ki:
إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ العُطَاسَ وَيَكْرَهُ التَّثَاؤُبَ، فَإِذَا عَطَسَ أَحَدُكُمْ وَحَمِدَ اللَّهَ، كَانَ حَقًّا عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ سَمِعَهُ أَنْ يَقُولَ لَهُ: يَرْحَمُكَ اللَّهُ
"Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. Öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah'a hamdederse, bunu işiten her müslüman üzerine, yerhamukallah demesi hak (bir vazife)dir.
وَأَمَّا التَّثَاؤُبُ: فَإِنَّمَا هُوَ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَإِذَا تَثَاءَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَرُدَّهُ مَا اسْتَطَاعَ، فَإِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا تَثَاءَبَ ضَحِكَ مِنْهُ الشَّيْطَانُ
Ancak esnemeye gelince, işte bu, şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa, imkan nispetinde kendini tutsun ve hah diye ses çıkarmasın. Zira bu şeytandandır, şeytan kendisine gülüyor demektir.“[25]
Şeytanın Yaratılış Hikmeti:
1-“Şerrin yaratılması şer ve çirkin değil, bilakis şerrin işlenmesi şer ve çirkindir. Yaratma ve icat etme, bütünüyle neticeye bakar. Bir şeyi yapma ise hususi bir iş olduğundan hususi neticeye bakar. Mesela: Yağmurun gelmesinin binlerce neticeleri vardır. Ancak bazıları yağmurdan zarar görse “yağmurun mevcudiyeti şerdir” diyemez.
İkinci bir örnek olarak ateşin yaratılmasında çok faydalar vardır. Fakat bazıları ateşten zarar görse “Ateşin yaratılması şerdir.” diyemez. Çünkü ateş sadece o şahsın kullanması için yaratılmadı.
İşte kâinattaki şerlerin, zararlı şeylerin ve şeytanların yaratılmaları, şer ve çirkin değildir. Çünkü çok önemli neticeleri vardır. Mesela: şeytanlar, meleklere musallat olmadıkları için meleklerde terakki yoktur, makamları sabittir, değişmez. Hayvanların durumu da aynıdır. İnsanlık aleminde ise yükseliş ve düşüşler nihayetsizdir.
2- Allah eşyayı zıtlarıyla yaratmıştır ki, biri diğerinden ayırt edilebilsin ve aralarındaki fark insanlar ve tarafından anlaşılabilsin. Şeytan da, varlıkların en temiz ve en şereflilerinden biri olan, hak ve hayrı tavsiye eden meleklerin varlığına mukabil olarak yaratılmıştır.
3- Allah’ın üstünlük ifade eden Kahhar, Müntakim, Adl, Şedidu’l-İkab, Seriu’l-Hisab gibi isimlerinin tecelli edeceği bir varlığın gerekli olmasıdır. Zira bu isimler taalluk edecekleri bir varlığı gerektiren kemal sıfatlarıdır. Şayet insanlar ve cinler, melek tabiatında olsalardı bu isimlerin eseri ve neticesi ortaya çıkmazdı.
4- Eğer şeytan yaratılmamış olsaydı, Allah’ın hıfz, afv, mağfiret, rahmet, günahları örtme ve bağışlama gibi hususları ihtiva eden kemal sıfatlarının ve isimlerinin tecelli etmesi mümkün olmazdı. Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah muhakkak ki sizleri giderirdi de, fertleri günah işleyip mağfiret dileyecek ve Allah’ın kendilerine mağfiret edeceği bir kavim getirirdi.
5- Şeytan yaratılmamış olsaydı, Allah’a ibadet ve itaattan söz etmek mümkün olmazdı. Çünkü belli fiillerin ibadet, taat, hayır ve hasenat oluşu ancak zıtlarının varlığı ile bilinebilir. İnsanlara şer ve çirkin işlerde yol gösteren ise şeytandır.
Şeytandan Korunma Yolları:
وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ وَإِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ
Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler. Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.[26]
Rasulullah buyurdu ki:
لَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ مَقَابِرَ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْفِرُ مِنْ الْبَيْتِ الَّذِي تُقْرَأُ فِيهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ
“Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, şeytan içerisinde Bakara suresi okunan evden kaçar.”[27]
Ebu Hüreyre anlatıyor: Rasûlullah beni Ramazan zekatını muhâfazaya tâyin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zâhireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: "Seni Rasûlullah'a çıkaracağım" dedim. Bana: "Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir" dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca Hz. Peygamber: -Ey Ebu Hüreyre! Dün akşamki esirini ne yaptın? diye sordu. Ben: -Ey Allah'ın Rasûlü: Bana şiddetli ihtiyacından ve çoluk-çocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acı(Zeker) salıverdim, dedim. Rasûlullah: Ama o sana muhakkak yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek! buyurdu.
Bu sözünden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binâenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve zahireden avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: "Seni mutlaka Rasûlullah'a çıkaracağım" dedim. Yine yalvararak: "Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam" dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim. Ertesi gün Rasûlullah: “-Ey Ebu Hüreyre, dün geceki esirini ne yaptın?” diye sordu. Ben: -Ey Allah'ın Rasûlü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim, dedim. "Ama" dedi, Rasûlullah: "O yalan söyledi fakat yine gelecek." Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp: -Seni mutlaka Hz. Peygamber'e götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun, dedim.
Yine bana rica ederek şöyle söyledi: "Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın". Ben: -Nedir bu kelimeler söyle! dedim. Bana dedi ki: -Yatağa girdin mi Ayetü'l-Kürsî'yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhafız bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz dedi. Ben yine acıdım ve serbest bıraktım. Sabah oldu, Rasulullah: "Dün akşamki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: -Ey Allah'ın Rasûlü, bana birkaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah'ın bana faide ihsan buyuracağını söyledi, ben de kendisini yine serbest bıraktım, dedim. Resul-i Ekrem: -Neymiş onlar? dedi. Ben:-Efendim, döşeğine uzandığın vakit Ayetü'l-Kürsî'yi başından sonuna kadar oku. (Bunu okursan) Allah'ın koyacağı bir muhafız üzerinden eksik olmaz ve ta sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz! dedi, cevabını verdim. Rasulullah bunun üzerine: "(Bak hele!) o koyu bir yalancı olduğu halde, bu sefer doğru söylemiş. Ey Ebu Hüreyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dedi. Ben: -Hayır! cevabını verdim. -O bir şeytandı buyurdular.[28]
İblisin Zürriyeti:
Hz. Ömer buyurdu ki; İblis’in zürriyeti dokuzdur:
Zelitün, sokaklarda gezer, bayrağını sokağa dikmiştir;
Vesin, musibetlerle beraberdir;
Evan, Sultan ile beraberdir;
Hefaf, şarap ile beraberdir;
Mürre, üflemekle ses çıkaran çalgı aletlerinin yanındadır;
Leküs, ateşe tapanlarla beraberdir;
Müsevet, ağızlarda dolaşan yalan haberlerdedir;
Dasim, evlerde bulunur. Bir kimse evine girdiği zaman, Allah Teâlâ’nın selâmını vermez ise, aile fertleri arasında geçimsizlik olur.
Velehân, abdestde, namaz ve ibâdetlerde vesvese verir.[29]
[1] Kehf, 18/50.
[2] A’raf, 7/12.
[3] Tirmizi.
[4] Nesai.
[5] Fatır, 35/5-6.
[6] Bakara, 2/168.
[7] En’am, 6/112.
[8] Şuabu’l-İman.
[9] Nas, 114/1-6.
[10] Zuhruf, 43/36.
[11] Şuara 26/221-222
[12] İbn Mace.
[13] Hicr, 15/42.
[14] İbrahim, 14/22.
[15] Sebe 34/21
[16] Ebu Davud.
[17] Müslim.
[18] Bakara, 2/169.
[19] Bakara, 268.
[20] Maide, 5/91.
[21] Nur, 24/21.
[22] Buhari, Müslim.
[23] Müslim.
[24] Ebu Davud.
[25] Buhari, Müslim.
[26] A’raf 7/200-202
[27] Müslim, Tirmizi.
[28] Buhari.
[29] Hasan Burgay, Hz. Muhammed’in Varisleri, s. 53.
|
|
|
ŞEYTANIN İNSANA VERDİĞİ ZARARLAR |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:33 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
ŞEYTANIN İNSANA VERDİĞİ ZARARLAR
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ:
إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوّاً إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ:
“Ey insanlar! Allah’ın vaadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın! Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” (FATIR SURESİ – 5/6. AYETLER)
Dumanı kesilmiş zehirli bir alevden yaratılmış bulunan şeytan; inkârcı, bozguncu ve insandaki nefsanî kuvvetleri tahrik edici, şerli bir varlıktır. İblis, şeytanların başı ve başkanıdır. Yaratıldığı maddenin özelliklerini kendinde toplayan şeytan, alev gibi oynak, ateş gibi yakıcı ve duman gibi lekeleyicidir. O, acıtması olup acıması olmayan, her türlü şerrin kaynağı ve Âdemoğlunun ezelî ve ebedî düşmanıdır. O, bir zamanlar, Allah’ın emrettiği görevleri yapmaya istekli görünüyordu. Daha sonra kendini üstün görmeye başladı ve sonunda kendini kibire kaptırdı. Allah ta onu çetin bir imtihana tabi tuttu ve topraktan yarattığı Âdem (AS)’a secde etmesini emretti. Bu ilahi emir karşısında çılgınlaşan İblis, diretti. Allah şöyle buyurdu:
قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍوَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ:
“Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.” (A’RAF SURESİ – 12. AYET) Bu konuyu başka bir ayet şöyle dile getirir:
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إَلاَّ إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِيناً:قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَـذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إَلاَّ قَلِيلاً:
“Meleklere: Âdem’e secde edin! Demiştik. İblis’in dışında hepsi secde ettiler. İblis: “Ben, dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim! Dedi ki: “Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım!” (İSRA SURESİ – 61/62. AYETLER)
Diğer bir ayet te şöyledir:
وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيّاً مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَاناً مُّبِيناً:يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً:أُوْلَـئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَلاَ يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصاً:
“Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” (dedi). Kim Allah’ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür. (Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir. İşte onların yeri cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bulamayacaklardır.” (NİSA SURESİ – 119/121. AYETLER)
İblis’in küstahlıklarını şu ayet ifade eder:
قَالَ رَبِّ بِمَاأَغْوَيْتَنِي لأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الأَرْضِ وَلأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ:إِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ:قَالَ هَذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ:إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ:وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ:
“(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna. (Allah) şöyle buyurdu: “İşte bana varan dosdoğru yol budur.” “Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.” Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.” (HİCR SURESİ – 39/43. AYETLER)
İblis’in hasedi, fesadını arttırdı. Fesadı da Allah’a olan isyanını kamçıladı ve şöyle dedi:
قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ:ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ:
“İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. “Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!”dedi.” (A’RAF SURESİ – 16/17. AYETLER)
İblis, Allah’ın lanetine müstahak olup rahmetinden kovulunca, Hz Âdem (AS) ve eşi Hz Havva’ya zarar vermek için hileler kurdu ve kendilerine yaklaştı. Kurduğu tuzağa onlara düşürmek için iğvaya başladı:
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَـذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ:وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ:فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَايَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَاعَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ:
“Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nida etti.” (A’RAF SURESİ – 20/22. AYETLER)
Allah, kullarını şöyle uyarıyor:
يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَالِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ:
“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (A’RAF SURESİ – 27. AYET)
Allah, şeytanın hile ve zararlarını bizlere şöyle ifade ediyor:
الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِالْفَحْشَاءوَاللّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaat eder. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.” (BAKARA SURESİ – 268. AYET)
كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَقَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ:
“Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana “İnkâr et” der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım, der.” (HAŞR SURESİ – 16. AYET)
Şeytandan sakınmayan ve onun iğvasına kapılıp ta hak yoldan ayrılanların durumunu şu ayet ifade eder:
اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنسَاهُمْ ذِكْرَاللَّهِ أُوْلَئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ:
“Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.” (MÜCADELE SURESİ – 19. AYET)
Şeytan yapacağını icra eder ve kula yıktıracağını yıktırır ve küfre, dalalete sevk eder. Sonra da bir kenara çekilerek şöyle der:
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْبِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَاأَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ:
“(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaat etti, ben de size vaat ettim ama size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah’a) ortak koşmanızı reddettim.” Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.” (İBRAHİM SURESİ – 22. AYET)
Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:
“Hiç şüphe yok ki şeytan, insanın içinde damarda kanın akışı gibi dolaşır.”
Hz Peygamber diğer bir hadislerinde de şu uyarıyı yapar:
“Şeytanın muhakkak Âdemoğluna bir yaklaşması vardır. Melek için de bir yaklaşma vardır. Şeytanın yaklaşması, zararla korkutması ve Hakk’ı yalanlatmasıdır. Meleğin yaklaşması ise, hayrı vaat etmesi ve Hakk’ı tasdik ettirmesidir. Kim meleğin yaklaşmasını kalbinde bulursa, onun Allah’tan olduğunu bilsin de Allah’a hamd etsin. Kim de diğerini (şeytanın iğvasını) içinde bulursa, hemen şeytandan Allah’a sığınsın.”
Başka bir hadis ise şöyledir:
“Şeytan, askerlerini gönderir de onlar da insanları belaya uğratırlar. Onun yanında bunların mevkii itibarıyla en büyüğü, yaptığı fitne (bela) yönünden en büyük olanıdır.”
Bir hadis-i şerif ile konumuzu bitirelim:
“Şeytan insanın kurdudur. Aynen kurdun koyunu helak edişi gibidir. Sürüden ayrılan, uzaklaşan ve bir tarafa çekileni tutar ve zarar verir. Sizi ayrılıktan sakındırırım. Sizin üzerinize cemaat-i müslimîn ile birlikte olmak ve umumum yanında bulunmak lazımdır.”
Allah, cümlemizi şeytanın iğvasından ve dalalet düşürmesinden korusun. Son nefeste yapacağı menfi telkinden Rabbim cümlemizi muhafaza buyursun. Atamız Hz Âdem (AS)’ı cennetten çıkarmaya sebep olduğu gibi, bizlerin de cennetten uzaklaşmamıza sebep olacak telkinlere kapılmaktan Rabbimiz sıyanet buyursun… ÂMİN…
|
|
|
ŞEYTANIN DÜŞMANLIĞI |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:33 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
ŞEYTANIN DÜŞMANLIĞI
إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوّاً إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ:
“Muhakkak ki şeytan sizin için bir düşmandır. Onun için süz de onu düşman olarak ittihaz ediniz.” (FATIR SURESİ – 6. AYET)
Önce şeytan hakkında kısa bir malumat verelim: Şeytan veya İblis’in mahiyeti hakkında ilim adamları çeşitli fikirler ileri sürmekle beraber kesin bir neticeye varamamışlardır. Hakikatte mayası şehvetle yoğrulmuş olan İblis, hayırdan mahrum manasına gelen İBLAS kelimesinden alınmıştır. İblis cinlerdendir. Âdemoğlu yaratılmadan önce Cinin babası olan İBLİS; meleklerin arasındaydı. Bu hususta Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوالِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلاً:
“Hani biz meleklere Âdem için secde edin demiştik te İblis’ten başkası hemen secde etmişlerdi. O ise Cin’den olduğu için Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı.” (KEHF SURESİ – 50. AYET)
İnsanoğlu yaratıldıktan sonra bütün melekler ve cinlere, O’na secde edin denildiğinde şeytan gururuna kapılarak secde etmemiş ve bu suretle lanetlenmiştir. Şeytan, Âdemoğluna secde etmediği gibi, onu iğfal edeceğini ilan etmiştir. Şeytanların reisi olan İBLİS, Allah’ın lanetine uğradıktan başka, iman cihetinden kâfirlerden sayılır. Kur’an bu durumu şöyle ifade eder:
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْلآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ:
“Hani biz meleklere, Âdem’e secde edin demiştik, onlar da hemen secde etmişlerdi. Yalnız İblis bunu yapmamış, kibrine yedirememiştir ki, o zaten kâfirlerdendi.” (BAKARA SURESİ – 34. AYET)
Bu arada şunu ifade edelim ki, İblis ile Şeytan aynı şeydir. Melekler nasıl insanlardaki yüksek liyakatlerle alakadar iseler, şeytan da onun süfli ve hayvani arzuları ile alakalıdır. İblis de insanın kötü arzularını tahrik eder. İnsan aklını iyi kullanmalı, düşmanı olan şeytana uymamalıdır. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: İmanı zayıf olan kimse, yakasını şeytana kaptırmış demektir. Şeytan, insan ruhunun derinliklerine, nefsinin bütün hücrelerine ve dimağına yerleşerek insanı doğru yoldan ayırabilmek için çeşitli desiseler icat eder.
Bunun içindir ki, Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur:
إن الشيطان يجرىمن ابن آدم مجرىالدم.
“Şeytan, Âdemoğlunun damarında kan dolaşır gibi dolaşır.”
Şeytanın şerrinden kurtulmanın tek çaresi: Allah’ın emirlerini tutmak, ibadet, hayır ve hasenat ile şeytanın belini kırmaktır. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur: “Namaz, şeytanın yüzünü karartır, sadaka belini kırar, Allah için birbirini sevmek ve amelde muhabbet, şeytanın kökünü kazır. Bunları yaparsanız, şeytan sizden şark ile garp arası kadar uzaklaşır.”
İnsan yaratılı itibarıyla hayra da şerre de, iyiliğe de kötülüğe de müsaittir. Hayrı da şerri de yadırgamaz bir yaratılıştadır. Böyle olmakla beraber insana, fücurun kötülüğü, takvanın iyiliği de bildirilmiştir. Fücur; Hakk’tan uzaklaşmak, hakk yolunu bırakıp fısk ve isyana düşmektir. Takva; masiyetten sakınmak, Allah’a kulluğa devam etmektir. Gerçekten insanın kalbine her zaman, melek ve şeytan tarafından bazı şeyler getirilir. Eğer kalpte kötülüğe doğru belli belirsiz bir gizli ses işitilirse, bilinmelidir ki, o fısıltıyı yapan şeytandır. Gizli ses te onun vesvesesidir. Bundan hemen Allah’a sığınmak gerekir. Eğer gelen ses, hak ve hayra, iyiliğe çağırıyorsa bilinmelidir ki, o ses melek tarafındandır, Allah’tandır. Bundan dolayı da Allah’a hamd etmek ve o yolu tutmak gerekir.
İnsan, yaratılışı itibarıyla şehvete düşkün, bütün kuvvet ve cihazlarını o yolda kullanmaya haristir. İnsanın varlığına nefis hükmedecek olursa, onu kötülüklere sürükleyeceği muhakkaktır. Şeytanın bu konuda mühim bir rolü vardır. Şeytanın insana düşmanlığı, Hz Âdem (AS) ile başlamıştır ve onunla yaşıttır. Allah, bu konuda şöyle buyuruyor:
وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداًحَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَـذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ:فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْبَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ:
“Ve biz demiştik ki, ey Âdem, sen eşinle cennette sakin ol. Onun nimetlerinden ikiniz de bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa (nefislerine) zulmedenlerden olursunuz. Nihayet onları (Âdem’le Havva’yı) şeytan bir (desiseyle) cennetten kaydırdı ve içinde bulundukları nimetten onları çıkardı. Biz de: Birbirinize düşman olarak buradan (yere) inin, yeryüzünde sizin için bir vakte (ömrünüzün sonuna kadar) yerleşmek ve menfaatlanmak vardır demiştik.” (BAKARA SURESİ – 35/36. AYETLER)
Allah, Âdem’le Havva’ya, yalnız bir ağaçtan başka her ağacın meyvelerinden yemelerinden müsaade etti. Bu suretle insana, nefsine hâkim olmayı ve iradesini kuvvetlendirmeyi öğretmek istedi. Onlar da Allah’ın emrini tuttular, cennetin bütün nimetlerinden faydalanarak saadet ve neşe içinde orada yaşadılar. Allah, Âdem (AS)’a şeytandan sakınmasını, onun şaşırtıcı sözlerine kanmamasını bildirdi. Çünkü Allah, şeytanın Âdem ve Havva’dan hoşlanmadığını, onlar için daima kötü şeyler düşündüğünü biliyordu.
Allah, Âdem (AS)’a: Ey Âdem! Şeytan senin ve eşinin düşmanıdır, bu düşmanlığı yüzünden sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht ve perişan olursunuz. Sizin için cennette aç kalmak, açıkta kalmak, susuz kalmak yoktur. Rahatınızı bozacak bir sıcaklık ta yoktur.” dedi. Âdem’le Havva, cennette rahat yaşadılar. Şeytan ise onları oradan uzaklaştırmak için durmadan tuzaklar kuruyor, dolaplar çeviriyordu. Nihayet bir fırsatını buldu ve onların yanına sokuldu:
“Ey Âdem! Sana, seni cennetle ebedi kılacak ağaca, zeval bulmaz bir devlete rehberlik ve kılavuzluk edeyim mi?” dedi. Âdem (AS) ona döndü ve ne demek istediğini sordu. Şeytan Hz Âdem (AS), Allah’ın yaklaşmamalarını emrettiği ağacı gösterdi. Hz Âdem (AS), şeytanın bu sözüne kulak vermedi, lakin şeytan yılmadı, ümidini kesmedi ve tekrar döndü: “Rabbiniz melek olurlar veya cennette ebedi kalırlar diye bu ağaca yaklaşmaktan sizi men etti. Bunu biliyor musunuz?” dedi. Hz Âdem (AS) yine kulak asmadı ve hemen oradan uzaklaştı. Şeytan arkasından koştu ve yemin etti: “Bana inanınız. Ben size öğüt ve nasihat verenlerdenim.” dedi. Şeytan bu kadar kuvvetli yemin edince, Hz Âdem ve Hz Havva düşünmeye başladılar: “Nasıl olur da bir kimse yalan yere Allah adına yemin edebilir, herhalde doğru söylüyor.” dediler. Daha sonra da Allah’ın: “Sakın yaklaşmayın.” Dediği ağacın meyvesinden yediler. Meyve daha midelerine varmamıştı ki, çırılçıplak kaldılar. Üzerlerinde elbise namına bir şey kalmadı, çok utandılar. Utandıklarından muz ağacının geniş yapraklarıyla örtündüler. Allah’tan utandılar, nereye kaçacaklarını şaşırdılar. Çünkü Allah onları görüyordu. O’nun emrine karşı gelmişlerdi. Allah, Hz Âdem (AS)’ın kaçtığını görünce ona:
“Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun?”dedi. Hz Âdem (AS): “Hayır ya Rabbi. Senden nereye kaçabilirim? Senden utanıyorum.” dedi. Allah, Hz Âdem (AS)’a: “Ey Âdem! Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? O ağaçtan yemeyeceksiniz dediğim halde niçin yediniz? Dedi. Hz Âdem ve Hz Havva: “Bizi bağışla, kusurumuzu affet ya Rabbi.” dediler. Allah onlara: “Ben size emrettim. Benim emrimi dinlemediniz.” buyurunca, Hz Âdem ve Hz Havva:
قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ:
“Ey Rabbimiz, kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen herhalde (maddi manevi en büyük) zarara uğrayanlardan olacağız.” dediler. (A’RAF SURESİ – 23. AYET)
Allah Hz Âdem’e:“Ey Âdem! Sana cenneti verdim, her istediğini orada ihsan ettim. Verdiğim bunca nimetler sana yetmiyor muydu da o ağaçtan yedin?” dedi. Hz Âdem (AS): “Yüce şanına and olsun ey Rabbim! Bir kimsenin senin yüce ismini anarak yalan yere yemin edeceğine ihtimal vermemiştim.” dedi. Allah ona: “Yüce şanıma yemin olsun ki ey Âdem, sen artık yeryüzüne ineceksin. Orada sıkıntı ve güçlükler çekeceksin. Çalışarak hayatını kazanacaksın.” buyurdu. Hz Âdem (AS): “Ey Rabbimiz, senin affına sığınırız. Bizi bağışla.” diye yalvardı, mahzun oldu. Çok ağladı, yaptığına pişman oldu. Nihayet Allah ona merhamet etti. Hz Âdem (AS), tevbe istiğfar etmesi için Rabbinden emir aldı. Onları yerine getirdi. Allah tevbesini kabul ederek onu affetti.
Bu ibret verici olay, şeytanın insana ne derece düşman olduğunu göstermeye kâfi gelir. Aslında şeytan, insanoğlunun ihlâslı ve iyi niyetli olanlarından başkasını kandırmak için elinden geleni yapacağına yemin etmiştir. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur:
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ:إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ:
“Senin izzetine (mutlak kudretine, kahrına) yemin ederim ki, ben de artık onların hepsini mutlaka azdıracağım. İçlerinden ihlâsa erdirilmiş (mümin) kulların müstesna. Dedi.” (SA’D SURESİ – 82–83. AYETLER)
Görüldüğü gibi şeytan insanları kandırmak, azdırmak, haktan uzaklaştırmak, Allah’a isyan ettirmek hususunda yemin etmiştir. Vakıa ve hadiseler, şeytanın bu husustaki azim ve sebatına delalet etmektedir. İnsan şeytanı en büyük düşmanı olarak bilmeli, onun vesvesesine ve iğvasına kapılmamalı ve şeytanın şerrinden daima Allah’a sığınmalıdır.
Allah, bir ayette şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَداً وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ:
“Ey iman edenler! Şeytana ayak uydurmayın. Kim şeytanın ardına takılırsa bilsin ki, o hayâsızlığı ve fenalığı emreder. Allah’ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiç biriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir.” (NUR SURESİ – 21. AYET)
Müslümanların üzerine, âlimleri ve salihleri sevmesi, onların meclislerinde bulunması, kendisine lüzumlu olan hususları sorması, nasihatlerini tutması ve şeytanı düşman kabul etmesi vaciptir. Allah şöyle buyurur:
إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوّاً إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ:
“Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman edinin; o, kendi taraftarlarını çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.” (FATIR SURESİ – 6. AYET)
Yani Allah’a ibadet etmek suretiyle şeytana düşmanlık edin. Allah’a isyan etmekle ona tabi olmayın. Bütün hareketlerinizde, fiillerinizde ve inançlarınızda kalbi bir samimiyetle ondan kaçınınız. Bir iş işlediğiniz zaman onu iyi belleyin. Çünkü şeytan çok kere yaptığınız işe riya sokar ve size çirkin olan şeyleri güzelleştirir. Şeytanın şerrinden kurtulmak için Allah’tan yardım dileyin. Bu hususta Allah’ın yardımına çok ihtiyacınız vardır.
Akıllı insan odur ki, şeytanı düşman bilir ve ona isyan eder. Şeytanın emir ve tavsiyelerini dinlemez, vesvesesine kapılmaz. Şeytan ne emrederse onun tersini yapar. Yine akıllı insan odur ki, kendisini yoktan var eden Allah’ı bilir ve O’na itaat eder.
Peygamberimiz (SAV) yere bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu: “Bu Allah’ın yoludur.” Sonra o çizdiği çizginin sağında solunda birçok çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: “Bunlar da yollardır. Bu yolların her birinde şeytan vardır ki, bu yola çağırır.”
Peygamberimiz (SAV) bu sözleriyle şeytanın yollarının çokluğunu anlatmış oluyor. Şunu iyi bilmeliyiz ki, kalp bir kale gibidir. Şeytan da oraya girip işgal etmek suretiyle sahip olmak isteyen düşman gibidir. Kalenin düşmandan korunması, ancak kalenin kapıları, giriş yolları ve gediklerinin korunmasıyla mümkün olur. Kalenin kapılarını korumasını bilmeyen kimsenin kaleyi muhafaza etmeye gücü yetmez. Kalbin, şeytanın vesvesesinden korunması vaciptir. Şeytanın iğvasına def etmek, ancak onun giriş yollarını bilmekle olur. Öyleyse şeytanın giriş yolları ve kapıları kulun sıfatlarıdır. Bunların sayısı da oldukça çoktur. Bunlar da şunlardır:
1-) ÖFKE VE ŞEHEVİ İSTEKLER: Öfke, aklı giderir, zayıflatır. Akıl zayıfladığı zaman, şeytanın vesvesesi oraya hücum eder. İnsan her zaman öfkelenirse, küçük çocuğun topla oynadığı gibi şeytan da onunla oynar. Rivayet edilir ki: Velilerden bazısı şeytana: “Âdemoğluna nasıl galebe çalarsın?” diye sorarlar. Şeytan şu cevabı verir: “Onu öfkelendiği, heva ve hevesine kapıldığı zaman yakalarım.” cevabını verir.
2-) HIRS VE HASET: Kul her şeye haris olduğu zaman hırsı onu sağır ve kör yapar. İşte bu anda şeytan ona vesvese vermeye fırsat bulur. Böylece kişiye, hırslandığı şey, haram ve yasak bile olsa güzel görünür.
Rivayet edilir ki: “Hz Nuh (AS), Allah’ın emri üzerine her canlıdan bir çift alıp gemiye bindiği zaman, gemide tanımadığı bir ihtiyar görür. Bunun üzerine Hz Nuh (AS) ona der ki: “Seni buraya kim soktu?” İhtiyar: “Ben buraya senin ashabının kalplerine vesvese vermek için girdim. Onları kalpleri benimle bedenleri seninle olur.” dedi. Hz Nuh (AS): “Gemiden çık ey Allah’ın düşmanı! Çünkü sen Allah’ın lanetine uğrayan şeytansın.” der. Bunun üzerine şeytan der ki :“Beş şey vardır ki, ben onlarla insanları sapıtır, helak ederim. Onların üçünü sana söylerim, ikisini söylemem.” Tam bu sırada Allah, Hz Nuh (AS)’a şöyle vahyeder: “Senin o üçe ihtiyacın yoktur. Sana ikisini söylesin yeter.” Bunun üzerine Hz Nuh (AS) şeytana sorar: “O iki nelerdir?” Şeytan der ki: “Onlar öyle iki şeydir ki, beni yalancı çıkarmazlar. Onlar öyle iki şeydir ki, beni geride bırakmazlar. Ben onlarla insanları helak ederim. Onlar, hırs ve hasettir. Haset sebebiyle ben Allah’ın lanetine uğrayıp kovuldum. Hırsa gelince, Hz Âdem(AS)’a cennette bir ağaç hariç her şey mübah kılındı. Hz Âdem (AS)’a hırs sebebiyle dilediğimi yaptırdım. Bu yüzden Hz Âdem (AS) kendisine yasak kılınan meyveye yaklaştı.”
3-) DOYASIYA YEMEK YEMEK: Yenen gıdalar tertemiz, helal olsa da tokluk daima faydalanarak insanları yoldan çıkarır, Allah’a isyan ettirir.
Rivayet edilir ki: Şeytan Hz Yahya (AS)’a görünür. Hz Yahya (AS) şeytanın elinde her şeyden yapılmış ucu çengelli şeyler görür ve sorar: “Bu çengeller nedir? Şeytan cevap verir: “Âdemoğlunun sapıttığım şehevi istekleridir.” Hz Yahya (AS) tekrar sorar: “Onların içinde bana ait bir şey var mıdır?” Şeytan cevap verdi:“Bazı kereler çok yemek yedin de sana namazdan ve zikirden ağırlık verdik.” Hz Yahya (AS) sordu: “Başka bir eş var mıdır?” Şeytan: “Hayır” dedi. Hz Yahya (AS): “Allah’a yemin ederim ki, bir daha midemi ebediyen yemekle doldurmam.” dedi. Bunun üzerine şeytan da dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki, ben de bunu bir daha ebediyen kimseye söylemem.”
Şu halde mide tıka-basa doldurulmamalıdır. Her şeyde israf olduğu gibi, yemek yemede de israf, normalin üzerinde fazla yemek yemek te doğru olmaz. Şeytan bundan faydalanır ve insanı doğru yoldan sapıtır, azdırır ve isyan ettirir.
Ebu Süleyman Darani der ki: “Kim çok yerse altı afete maruz kalır:
1-) İbadetten zevk alamaz.
2-) Hikmetli şeyleri hıfzetmesi güçleşir.
3-) Mahlûkata şefkatli olma gibi yüksek bir insani duygudan mahrum kalır. Çünkü kendisi tok olunca, herkesin ve her canlının da kendisi gibi tok olduğunu sanır.
4-) Vücudu ağırlaştığı için ibadet ağır gelir.
5-) Nefsanî heves ve arzuları artar.
6-) Diğer müminler ibadethanelerin etrafında dolaşırken, o mezbeleliklerde dolaşır.
4-) İŞLERDE TEENİYİ TERKETMEK, ACELECİ OLMAK: Bütün işlerde itidalli hareket edilmelidir. Teenniyle ve temkinli hareket edilmelidir. Kesinlikle acele edilmemelidir. Acelecilik, şeytanı sevindirir, mümini ise yerindirir. Peygamberimiz (SAV) bu hususta şöyle buyurur:
ألتأنىمن الله والعجلة من الشيطان.
“Teenni Allah’tan, acelecilik ise şeytandandır.”
Başka bir hadislerinde de: “Acele şeytandandır. Teenni ise Rahman’dandır. Acele edildiği zaman şeytan insana idrak edemediği yerden şerrini kabul ettirir.” buyurmuşlardır.
Rivayet olunur ki, Hz İsa (AS) doğduğu zaman, şeytanlar reislerine yani İblis’e gelerek derler ki: “Bugün putların başları aşağı eğilip yıkılmıştır.” İblis te: “Siz yerinizde durun, bu yeni bir hadisedir.” der. Yeryüzünü dolaşır, fakat İsa (AS)’ın doğması ve meleklerin onu ziyaret etmesinden başka bir şey bulamaz. Geri döner ve şeytanlara der ki: “Dün gece bir peygamber doğdu. Benim bir kadın hamile kalıp, doğumunu yaptığında yanında bulunmamam vaki değildir. Ancak bundan haberim olmadı.” İsa (AS)’ın doğduğu bu geceden sonra putlara taptırmaktan meyus olan şeytanlara İblis şöyle der: “Âdemoğullarına acelecilik, hafifmeşreplik yönünden girin, onları bu yoldan yakalayın.”
4-) MAL, MÜLK, PARA: Şeytan insanları mal, mülk ve para vasıtasıyla da kandırır, yoldan çıkarır, isyan ettirir. İnsanın ihtiyacından fazla olan mal, mülk ve para, binitler, akarlar v.s. şeylerin hepsi şeytanın karargâh kurduğu şeylerdir. Bunlar vasıtasıyla insanı saptırır, Allah’tan uzaklaştırır.
Sabit El- Bennani der ki: “Peygamberimiz (SAV) peygamber olarak gönderildiği zaman İblis, şeytanlara dedi: “Bir hadise vardır, bakın bakalım o nedir?” Şeytanlar giderler, dolaşırlar fakat bir şey bulamazlar. Sonra İblis’e gelerek şöyle derler: “Biz bir şey anlayamadık.” İblis: “Ben size hayırlı bir haberle gelirim.” diyerek ayrılır gider. Döndükten sonra şeytanlara der ki: “Allah, Hz Muhammed (SAV)’i peygamber olarak göndermiştir.” Bundan sonra İblis duramaz, şeytanlarını Hz Peygamber (SAV)’in Ashabına gönderir. Onları sapıtmak için. Fakat her defasında şeytanlar başarısızlığa düşerek dönerler ve İblis’e şöyle derler: “Biz hiçbir gün böylelerini görmedik. Bunlara günah işletiriz, sonra bunlar kalkıp namazlarını kılarlar. Kıldıkları namazları, bizim işlettiğimiz günahları yok eder, silip atar.” Bunun üzerine İblis onlara şöyle der: “Yavaş olun, umulur ki Allah onlara dünya fetheder (onlara dünyalık mal, mülk ve para verir de biz onlardan istediklerimizi elde ederiz.”
Şu halde mal, mülk ve para sahiplerinin çok dikkatli olmaları gerekir. Devamlı surette malı helal yoldan kazanıp meşru şekilde harcamalı, şeytanın kendilerini sapıtmalarına fırsat vermemelidirler.
5-) CİMRİLİK VE FAKİR OLMA KORKUSU: Şeytan cimrilik ve fakir olma korkusuyla da insanları hak yoldan uzaklaştırır. Cimrilik ve fakir olma korkusu, Allah yolunda harcamayı engeller. Bu hastalığa müptela olan insanlar daima mal ve mülkü stok yapmayı, parayı kasalamayı severler. Şeytanların yuvası olan Pazaryerleri ve sokakları devamlı olarak mal toplamak için dolaşmayı adet haline getirmek ise cimrilik ve hırsın afetlerindendir. Peygamberimiz (SAV) bir hadislerinde şöyle buyurur:
ولايجتمع الشح والإيمان فىقلب عبدأبدا
“Cimrilikle iman hiçbir zaman bir kulun kalbinde toplanmaz.”
Cimrilik, kötü hasletlerin başında gelir. Cimriliği ifrada varan kimse, helal-haram ayırt etmez, zekât vermez, hayır ve hasenata koşmaz. Aç ve çıplakları gözetmez. Bütün derdi ve düşüncesi, para ve madde olur. Bu duruma düşenin yeri ise cehennem olur. Şeytanın tuzağından kurtulamaz, hakkı bulamaz.
Mümin helalinden kazanmalı, meşru bir şekilde harcamalı. Aile fertlerinin ihtiyaçlarını normal şekilde karşılamalı, hayır-hasenat yapmalı, açları doyurmalı, çıplakları giydirmelidir. Bilmeli ki, Allah yolunda harcanan paralar artar, eksilmez. Buna inanmalı ve iman etmeli…
ŞEYTANI YOK EDEN SİLAH
Her insanın mutlaka bir şeytanı vardır. İnsanı yoldan çıkartmak, sapıtmak, Allah’a isyan ettirmek ister. Bunun yanında müminin yapacağı ibadetler, taatlar, hayır ve hasenatlar şeytanı kahreder, öldürür. Nitekim İbni Abbas (RA) şöyle anlatıyor:
“Bir gün Hz Peygamber (SAV) camiden çıkarken, kapıda birden bire şeytanla karşılaştı. Şeytana: “Benim camimin kapısında ne arıyorsun?” diye sordu. Şeytan da:“Ey Muhammed (SAV)! Beni buraya Allah gönderdi.” diye cevap verdi. Hz Peygamber (SAV): “Neden?” diye sorunca, Şeytan: “Bana bir takım sorular sorman için. Dilediğini sorabilirsin. Hepsini cevaplayacağım.” dedi.
İbni Abbas (RA) diyor ki: “Evvela namaza ait bir soruyla konuya giren Peygamberimiz (SAV) ile mel’un şeytan arasında şu soru ve cevaplar cereyan etmiştir:
Hz Peygamber (SAV):“Ey şeytan! Ümmetimin camiye gelip cemaat halinde namaz kılmalarına neden engel oluyorsun?” diye sordu.
Şeytan şöyle cevap verdi: “Ey Muhammed (SAV)! Ümmetin namaz kılmak üzere camilere akın ettiğinde beni şiddetli bir sıtma nöbeti tutuyor. Bu nöbet ta camiden cemaat dağılıncaya kadar geçmiyor ve beni tir tir titretiyor. Ne yapayım? Böyle bir sıtmaya tutulmamak için camiye akın eden her müminin karşısına dikiliyor ve camiye gitmemesi için bütün hile ve tuzaklarımla engel olmaya çalışıyorum.”
Hz Peygamber (SAV): “Ey Şeytan! Ümmetimin Kur’an okumasına neden mani oluyorsun?” diye sordu.
Şeytan şöyle cevap verdi: “Ey Muhammed (SAV)! Hiç sorma. Müminler Kur’an okurken ben kalayın ateşte eridiği gibi cızır cızır ediyorum. İçim gidiyor. Nasıl karşı çıkmam? Elbette karşı çıkarım.”
Hz Peygamber (SAV): “Ey Şeytan! Ümmetimin Allah yolunda cihat etmesine neden engel oluyorsun?” diye sordu.
Şeytan şöyle cevap verdi: “Ey Muhammed (SAV)! Ümmetin Allah yolunda cihada tutuştuğunda benim ayaklarıma sanki köstek vuruluyor. Bu köstek onlar savaş alanından dönünceye kadar çözülmüyor. İşte bu yüzden müminlerin cihat etmesine engel oluyorum.”
Peygamberimiz (SAV): “Ey Şeytan! Ümmetimin hac vazifelerini yapmalarına neden engel oluyorsun?” diye sordu.
Şeytan şöyle cevap verdi: “Ey Muhammed (SAV)! Ümmetin hac borcunu ödemek gayesiyle yola çıktığında sanki ben zincire vuruluyorum. O sebeple hacca gidenlere bütün gücümle engel oluyorum.”
Hz Peygamber (SAV): “Ey Şeytan! Ümmetimin zekât ve sadaka vermelerine neden engel oluyorsun?” diye sordu.
Şeytan şu cevabı verdi: “Ey Muhammed (SAV)! Senin ümmetin zekât ve sadaka vermeye kalkıştığında sanki boynuma büyük ve keskin bir testere çekiliyor. Beni tahta biçer gibi parçalıyor. O yüzden zekât ve sadaka verenlere engel oluyorum.”
Şu halde namaz kılalım, Kur’an-ı Kerim’i bol bol okuyalım, Allah yolunda cihat edelim, hacca gidelim, zekât ve sadakayı bol verelim. Allah’ı çok zikredelim de şeytanın bizi kandırmasına engel olalım…
DUALAR NEDEN KABUL EDİLMİYOR?
Âlimlerden biri dedi ki: “İyilik yapanı iyiliğiyle tanıdıktan sonra, ona karşı isyan eden şeytanı saldırganlığıyla tanıdıktan sonra o mel’una itaat eden kimse ne acayiptir? Böyle bir kimsenin haline acımamak elde değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah şöyle buyuruyor:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ:
“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin size karşılığını vereyim (duanızı kabul edeyim.) (MÜ’MİN SURESİ – 60. AYET)
Hâlbuki sen Allah’a dua ediyorsun o sana cevap vermiyor. Allah’ı anıyorsun ama şeytan senden kaçmıyor. Zira zikrin ve duanın şartları ortada yoktur.”
İbrahim Ethem Hazretleri, Basra çarşısından geçiyordu. İnsanlar onu bulmuşken etrafında toplandılar ve sordular: “Ey Ebu İshak! Biz Allah’a dua ediyoruz ama Allah dualarımızı kabul etmiyor. Niçin?” İbrahim Ethem şu cevabı verdi: “Sizin kalpleriniz şu on şeydan dolayı ölmüş:” Tekrar sordular: “Acaba kalplerimizi öldüren şeyler nedir?” İbrahim Ethem cevap verdi: “Kalplerinizi öldüren on haslet şunlardır:
1-) Allah’ın hakkını bildiğiniz halde yerine getirmediniz.
2-) Kur’an-ı Kerim’i okudunuz, fakat hükümleriyle amel etmediniz.
3-) Biz Allah’ın Resulünü (SAV) seviyoruz dediniz, fakat sünnetini terk ettiniz.
4-) Allah’ın nimetini yersiniz; ama onun şükrünü eda etmezsiniz.
5-) Ölüm haktır dediğiniz halde, ölüm için hazırlık yapmadınız.
6-) Şeytanın düşman olduğunu iddia ettiğiniz halde, günah işlemede ona itaat ettiniz.
7-) Biz ateşten (cehennemden) korkarız dediğiniz halde nefis ve şeytana uymak suretiyle kendi nefsinizi elinizle ateşe attınız.
8-) Biz cenneti seviyoruz dediniz, fakat cennet için hiçbir amel yapmadınız.
9-) Ölüleriniz gömersiniz; ama onlardan ibret almazsınız.
10-) Yataklarınızdan kalktığınız zaman, ayıplarınızı sırtınızın arkasına atıyorsunuz, halkın ayıplarını getirip önünüze seriyorsunuz. Böylece Rabbinizin gazaba getiriyorsunuz. Durum böyleyken Rabbiniz sizin dualarınızı nasıl kabul edecektir?”
Hülasa; Dualarımızın Allah katında kabule şayan olabilmesi için, Allah’ın nimetlerine karşı şükür görevimizi yerine getirmeliyiz. Emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmalıyız. Kur’an-ı Kerim’i çok okumalıyız. Hz Peygamber (SAV)’e karşı olan sevgimizin nişanesi olarak sünnetine tabi olmalıyız. Sünnete mugayir davranışlardan, bid’atlerden ve hurafelerden kaçınmalıyız. Ölümün hak olduğuna inanmalıyız ki iyi ameller işlemek suretiyle ölüme hazırlanmalıyız. Son nefeste imanla gitmenin çarelerine başvurmalıyız.
Cehennem ateşinden korkmalıyız, bizi cehenneme götürecek her türlü isyankâr davranıştan, günahları işlemekten sakınmalıyız. Sık sık işlediğimiz günahların affı için tevbe ve istiğfara başvurmalıyız. Cennete ve cennetteki ebedi nimetlere kavuşmak için gereken hazırlığı yapmalıyız. İbadet, taat, hayır ve hasenatla meşgul olmalıyız. Allah ve Resulü (SAV)’in yolundan bir saniye bile olsa ayrılmamalıyız.
İnsanlara karşı din kardeşliği görevlerimizi noksansız yapmalıyız. Herkesin yardımına koşmalıyız. Bütün müminleri sevmeli ve saymalıyız. Kimseye kırıcı davranış ve harekette bulunmamalıyız. Hiç kimsenin arkasından konuşmamalı, ayıplarını sayıp dökmemeliyiz.
Şeytanı düşman bilmeliyiz. Dualarımızın kabulüne mani olacağını, çeşitli vesveselerle ve desiselerle bizi hak yoldan uzaklaştıracağını, isyan ve tuğyanlarımızı çoğaltmak suretiyle bizi ateşe atmak için gayret göstereceğini gözden ve gönülden uzak tutmamalıyız. Yüce Rabbimizin şu emrine kulak verelim:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَداً وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ:
“Ey iman edenler! Şeytanın izi ardınca gitmeyin. Kim şeytanın izine uyarsa bilsin ki o, kötülüğü ve meşru olmayan şeyi emreder. Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiç biri ebediyen (günah kirinden) temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, her şeyi işitir, her şeyi bilir.”(NUR SURESİ – 21. AYET)
Şeytanın insanoğluna olan düşmanlığını bu kadar izah ettikten sonra, insanın zihninde iz bırakacak bir kıssaya kulak verelim: Hz Peygamber (SAV)’in şöyle buyurduğu rivayet edilir:
“İSRAİL OĞULLARINDAN OLAN BİR RAHİBİN, BİR KIZLA, DOLAYISIYLA ŞEYTANLA OLAN HİKÂYESİ”
ŞEYTAN’A TABİ OLANLAR
İnsanların maddi ve manevi sahada çok düşmanları vardır. Zehirden şifa beklenemeyeceği gibi, düşmandan da vefa beklenmez. Maddi sahadaki düşmanlarımız memleketimize, vatanımıza, hürriyetimize, din ve mukaddesatımıza saldıranlardır. Namusumuza, şeref ve haysiyetimize göz dikenlerdir. Malımızda ve canımızda gözü olanlardır. Bunlar sinsi emellerini, hayallerindeki düşüncelerini gerçekleştirmek için zaman zaman birleşerek harekete geçmek, güzel yurdumuzu işgal etmek, büyük milletimizi esir almak, istiklal ve hürriyetimizi, namus ve şerefimizi yok etmek ve ortadan kaldırmak sevdasına kapılırlar. Eğer günün birinde bu hainler güzel vatanımıza saldıracak olurlarsa bu mütecaviz düşmanları yok etmek için, yediden yetmişe kadar hepimiz cihat ederiz. Çünkü bu durumda cihat etmek üzerimize farz olur.
Manevi düşmanlarımız ise; şeytan ve ona tabi olanlardır. Manevi sahadaki düşmanlarla mücadele etmek te üzerimize düşen bir vecibedir. Şeytan manevi hayatımıza kastettiği, imanımıza saldırdığı, dolayısıyla bizi Allah’ın rızasından uzaklaştırmak istediği için en büyük düşmanımızdır.
Şeytana tabi olanlara gelince: Mukaddes mefhumlardan soyulmuş, Peygamber, din iman, kur’an… Tanımayan, dalalet ve rezaletin verdiği sersemlikle hak ve hakikatten ayrılan, bunlara yüz çeviren, batılı hak olarak kabul eden, başkalarının da kendisi gibi olmasını arzu eden nasipsizlerdir ki, Bunlar da insan kılığına girmiş olan şeytanlardır. Bunların her ikisinin şerrinden de Allah’a sığınırız.
Nitekim Allah Nas suresinde şöyle buyuruyor:
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ:مَلِكِ النَّاسِ:إِلَهِ النَّاسِ:مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ:الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ:مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ:
“(Ey Resulüm) de ki: Sığınırım insanların Rabbine, İnsanların melikine (hükümdarlar hükümdarına), insanların ilahına; o sinsi şeytanın şerrinden… Öyle bir şeytan ki, insanların kalplerine vesvese verir. (O şeytan), cinlerden de olur, insanlardan da.” (NAS SURESİ – 1–6. AYETLER)
Bu azılı düşmana karşı daima hazırlıklı bulunmak, onu mağlup etmek için her zaman tedbirli olmamız lazım. Zira Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor:
وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولاً:
“Şeytan, insanı (başına bir bela gelince) yapayalnız ve yardımsız bırakandır.”(FURKAN SURESİ – 29. AYET)
Dünyada insanı azdırıp başına bir türlü bela ve felaket indiğinde insanı yapayalnız bırakır. Ona en ufak bir yardımda bulunmaz. Ahirette, yine insanın kendisine uymasından dolayı çeşitli azaplara düçar olduğunda yine yalnız bırakır. Azaplar içerisinde kıvranan insan, şeytandan medet ve yardım bekleyince, Şeytan: “Beni kınamayın, kendi nefsinizi kınayın. Zira beni görmediniz, sesimi işitmediniz. Ancak kalbinize verdiğim vesveseye kapıldınız, bana uydunuz, itaat ettiniz. Hâlbuki size peygamber geldi, din geldi, Kur’an geldi. Onu gördüğünüz, duyduğunuz halde onlara uymadığınız için kendinizi suçlayın, beni suçlamayın.” der. Bu hususta Rabbimiz şöyle buyurur:
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْبِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَاأَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ:
“İş bitince (cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girince), şeytan ateşte olanlara der ki: Doğrusu Allah size gerçeği vaat etti. Ben de size vaat ettim ama yalancı çıktım. Aslında sizin üzerinizde bir hâkimiyetim yoktu; ancak sizi (batıla) çağırdım, siz de hemen uydunuz. Artık beni kötülemeyiniz, nefislerinizi kötüleyiniz. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Doğrusu ben bundan önce sizin beni Allah’a ortak koşmanıza inanmamıştım.” (İBRAHİM SURESİ – 22. AYET)
İnsan o zaman şeytana uymanın ne kadar büyük bir felaket olduğunu anlar. Ama iş işten geçmiş, son pişmanlık fayda vermez olmuştur, ateş ona dokunmuştur.
O halde ey Müslüman! Dostunu düşmanını tanı. Seni dininden, imanından, her türlü manevi ve mukaddes değerlerinden mahrum etmek, ebedi cehennemlik yapmak isteyen şeytanın arkasından gitme, ona tabi olma. Şeytana uyanlara, ona hizmet edenlere de aldırma. Şeytanın dostları da kendisi gibi ebedi düşmanlarındır, bunu iyi bil ve asla aklında çıkarma.
ŞEYTANIN DOSTLARI ŞUNLARDIR:
1-) Baş düşmanı Hz Muhammed (SAV)’dir.
2-) Mütevazı, alçakgönüllü zengindir.
3-) Adaletli hükümdardır.
4-) Doğru olup, yalan söylemeyen tüccardır.
5-) Nasihat ve öğüt kabul eden mümindir.
6-) Merhametli ve şefkatli mümindir.
7-) Haram ve şüpheli şeylerden sakınan kişidir.
8-) Temizliğe devam eden mümindir.
9-) Tevbe eden ve tevbesinde sebat gösteren, tevbesini asla bozmayan kimsedir.
10-) İlmiyle amel eden âlimdir.
11-) Allah rızası için sadaka veren kimsedir.
12-) Güzel ahlak sahibi olan mümindir.
13-) İnsanlara faydalı olan kimsedir.
14-) Hafız olup, Kur’an-ı Kerim’i devamlı okuyan kimsedir.
15-) İnsanlar uyurken gece kalkıp Allah rızası için nafile ibadet yapan kimsedir.
İşte bunlar şeytanın düşmanları, asla sevmediği kimselerdir.
ŞEYTANIN DOSTLARI VE ARKADAŞLARI:
1-) Baş dostu ve arkadaşı zalim hükümdarlardır.
2-) Kibirli ve gururlu olan zengindir.
3-) Hain, yalancı ve ihtikâr yapan tüccardır.
4-) İçki içen ve kumar oynayan kimselerdir.
5-) Riyakâr ve dalkavuk olan kimselerdir.
6-) İftira eden ve yalan söyleyen kimselerdir.
7-) Yetimin malını haksız olarak yiyen kimselerdir.
8-) Namaz kılmayan kimselerdir.
9-) Zekât vermeyen kimselerdir.
10-) Hırs ve tamah sahibi olan kimselerdir.
İşte bunlar şeytanın dost ve arkadaşlarıdır. Şeytan bunları çok sever. Onları azdırır, uçuruma sürükler, neticede onları yine de yalnız bırakır, yardım etmez.
Gerçek Müslüman’a yakışan, şeytana düşmanı olmasıdır. Şeytan düşman olunca da kazançlı olur. Dost olunca ise zararlı olur. Zira şeytanın düşmanları, Allah ve Rasülü (SAV)’in dostlarıdır. Şeytana dost ve arkadaş olmak Müslüman için büyük bir felakettir. Her fırsatta şeytanın şerrinden Allah’a sığınalım.
ŞEYTANA UYANIN DİNİ GİDER
Hz Ebu Bekir Sıddık (RA) şöyle buyurur:
“Şüphesiz İblis senin önünde durmuş, nefsin sağında, heva solunda, dünya arkanda, uzuvların etrafında, Allah mekândan münezzeh olarak kudretiyle üstünde… İblis seni dinini terk etmeye davet ediyor. Nefis, seni günahlara çağırıyor. Heva, seni şehvete davet ediyor. Dünya, seni ahiret üzerine kendisini tercih etmeye çağırıyor. Azaların, seni günahlara doğru davet ediyor. Cebbar olan Allah ise seni cennete ve mağfirete çağırıyor:
وَاللّهُ يَدْعُوَ إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ:
“Allah ise kendi izni ve iradesiyle cennete, mağfirete çağırıyor.” (BAKARA SURESİ – 221. AYET)
O halde İblisin çağrısına, davetine icabet edenin, ona uyanın dini gider. Nefsin davetine icabet edenin aklı gider. Dünyanın davetine icabet edenin ahireti gider. Azaların davetine icabet edenin cennetin gider. Allah’ın davetine icabet edenin kötülük ve günahları gider ve bütün hayırlara nail olur.”
İnsan her an hata yapabilir, günah işleyebilir. Hemen akabinde pişmanlık duyması, kusurunu itiraf ederek tevbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Tevbe etmede ve af dilemede acele etmesi lehine olur, günahları affa uğrar.
Muhammed b. Duri demiştir ki: “İblis 5 şeyden dolayı bedbaht olmuştur:
1-) İşlediği günahı ikrar etmediğinden
2-) Nedamet duymadığından
3-) Nefsini kınayıp ayıplamadığından
4-) Tevbe etmeye azmetmediğinden
5-) Allah’ın rahmetinden ümidini kesip, ümitsiz olduğundan
Hz Âdem (AS) ise şu 5 şeyden dolayı mesut olmuştur:
1-) Günahını itiraf ve ikrar ettiğinden
2-) İşlediği günah üzerine pişmanlık duyduğundan
3-) Nefsini kınayıp ayıpladığından
4-) Tevbe etmede acele ettiğinden
5-) Allah’ın rahmetinden ümidini kesmediğinden, ümitsiz olmadığından
|
|
|
Satanizm nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:32 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
Satanizm nedir?
Satanizm, Şeytanı kutsal bir varlık olarak yücelten ve bazı mezheplerinde ona tapmayı emreden öğretidir. LaVeyan Satanizm gibi kimi türlerinde ise, Tanrı’nın ya da Şeytan’ın varlığına inanılmaz; ancak Şeytani değerler yüceltilir. Özel olarak Hıristiyanlığa genel olarak da bütün dinlere alternatif olma iddiasıyla ortaya çıkan, geçmişi oldukça eskiye dayanmasına rağmen son zamanlarda yeni bir din hüviyetine bürünmeye çalışan bir harekettir.
Kelime olarak şeytana inanma ve tapınma anlamına gelen Satanizm; Şeytana tapınma faaliyeti adı altında Yahudi-Hıristiyan geleneğine ve tahakkümüne, özellikle de Hıristiyanlığa karşı başlatılan bir reaksiyonun adı olmuştur. Buna Modern Protesto Hareketi de denmiştir. Bu hareket başta Hıristiyanlık olmak üzere bütün dinlere ve dinlerin ortaya koymuş olduğu kutsal değerlere karşı bir başkaldırıyı temsil eder. Başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde özellikle de Amerika’da ortaya çıkan, oradan diğer ülkelere yayılan Satanizm, Şeytan’ın en önemli
özelliği olan muhalefet ve başkaldırıyı esas alarak dinin ve dini olan her şeyin karşısında; fakat Şeytanın ve onun temsil ettiği her şeyin yanında yer alma hareketidir.
İslam dinine göre Hz. Âdem’e secde etmediği için huzurdan kovulan, ilâhî rahmetten uzaklaştırılan, âsi, azgın, nankör ve kâfir gibi sıfatlarla nitelendirilen Şeytan, ateşten yaratılmış, cin taifesinden bir varlıktır. O, vesvese vermek, kötü duygu ve düşünceleri telkin etmek, çirkin fiilleri güzel göstermek suretiyle Allah’ın zikrinden yüz çeviren insanları kandırır, azdırır, saptırır ve neticede hüsrana sürükler. Ancak Şeytan ihlaslı ve muttakî mü’minlere karşı hile, aldatma ve kötülüklerini icra edemez.
|
|
|
Brahmanizm ve budizm hakkında bilgi verir misiniz? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:31 PM - Forum: Dinler Tarihi
- Yorum Yok
|
 |
Brahmanizm ve budizm hakkında bilgi verir misiniz?
Gerçekte Brahmanlar tek Tanrı’ya inanmakla birlikte O’nun yarattıklarını da Tanrı’nın birtakım tezahürleri olarak görerek onlara da tapmaktadırlar. Bu nedenle Brahmanizm çok tanrılı bir din olarak kabul edilmektedir. Hintliler, Tanrı’nın tarihin her devresinde farklı farklı şahsiyetlere bürünerek kendisini insanlara gösterdiğine inanırlar. Bu hulûl (avatara=enkarnasyon) anlayışı, hem Tanrı’nın bedenleşmesi hem de binlerce ilâhın mevcudiyeti inancına yol açmıştır.
Diğer taraftan bu dinde mevcut olan kast sistemi, dinin evrensel gereği olan eşitlik ve kardeşlik unsurlarıyla da çelişmektedir ve bu din, kapalı bir din hüviyetindedir. Dışarıdan biri bu dine giremez ve ona mensup olanlar da ebedî bir tenâsüh hali içindedirler. Brahmanizm’de de “ileride gelecek, beklenen kimse” inancı vardır.
Budizm, aslî hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa sapan Brahmanizm’deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çıkmaktan doğmuş bir dindir. Ancak ana din olan Brahmanizm’den alınan birçok esası taşımaktadır. Bir bakıma Brahmanizm’deki putların kırılması yolunda bir reform niteliği taşır. Ancak putlara karşı olan Buda’nın getirdiği din, kendisinden sonra Buda heykellerine tapma şeklinde putperest bir karaktere bürünmüştür. Buda, hayatın tabii olaylarını bir ıstırap olarak görüyor ve bundan kurtuluşu bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlıyordu. Bu da onları aşırı riyâzet, nefse ezâ ve hatta dünya hayatının tamamen terk edilmesi gibi aşırılıklara sevk ediyordu. Budizm’de de ileride gelecek bir kurtarıcı (Maitreya veya Metteya) müjde ve beklentisi vardır.
|
|
|
Şafii mezhebinde Av-Kesimler-Yiyecekler-Kurban-Akika |
|
Yazar: RasitTunca - 08-09-2020, 09:27 PM - Forum: Fıkhi Konular Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Şafii mezhebinde Av-Kesimler-Yiyecekler-Kurban-Akika
Kesilmesi mümkün olan hayvanın kesimi boynun üst çukuru ve boynun alt çukurudur.
Kesilmesi mümkün olmayan hayvanın kesimi ise mümkün olan şekillerle onun yaralanmasıdır.
Tam bir kesim dört şeyle olur;
Bunlar; nefes borusu, yemek borusu ve iki boyun damarıdır. Kesimde kâfi miktar ise nefes ve yemek borusunun kesilmesidir.
Eğitilmiş ve yaralayıcı her yırtıcı hayvanla ve yırtıcı kuşlarla avlamak caizdir.
Eti yenmesi helal olan hayvanların şer´i yolla kesimi caizdir.
Bu hayvanların etinin yenılebilmesi için gerekli şartlar dahilinde kesilmeleri gerekir.
Bunlar, nefes borusu, yemek borusu ve boyunda bulunan iki şah damarın kesilmesidir, bu, en uygun ve sünnet olan kesim şeklidir. Nefes ve yemek borularının kesilmesi de yeterlidir, iki şah damarın kesilmesinin sünnet oluşunun hikmeti, ruhun çıkmasını daha çabuk kolaylaştırmaktır.
Hadisi şerifte peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.
"Kesim boynun üst ve alt çukurunda yapılır." [1]
Kesilmesi mümkün olmayan hayvanlar azgınlaşıp kaçar ya da sahibi onu tutmaya gücü yetmezse o zaman onu bir aletle yaralamaya çalışır daha sonra keser, hayvandan kan akıp bu arada sahibi ona yetişmeden ölürse helal olur.
Bunun delili, Rafi´ bin Hadiç (r.a.)´dan rivayet edilen şu hadisi şeriftir:
"Biz deve ve davar türünden hayvanlara sahipken bu sıralarda develerden biri kaçtı, bizden biri ok atıp onu vurdu ve öldü. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Şüphesiz bu hayvanlardan bazısı yabani hayvanlar gibi vahşidirler. Onlara gücünüz yetmediği zamanlarda böyle yapın (vurun.)" [2]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Darekutni, 6/283
[2] Buhari, 5190; Müslim, 1968.
Eğitilmiş Hayvanlarla Avlamak
Eti yenen her çeşit hayvanın usulü dairesinde kesimi ile helal olduğu gibi ok gibi keskin bir alet veya eğitilmiş köpek, arslan, kaplan gibi hayvanlarla ve doğan, şahin, kartal gibi yırtıcı kuşlarla da avlanmak caizdir.
Av hayvanının avlanmasını Kur´anı Kerim ve sünnet meşru kılmıştır.
Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
"İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz." (Maide: 5/2)
Başka bir ayeti kerimede yüce Allah şöyle buyurur:
"Sana kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. Onlara de ki, bütün temiz şeyler size helal kılındı. Allahın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların yakalayıp öldürdüklerinden de üzerine Allahın ismini anarak yeyin." (Maide: 5/4)
Sünnetten de delil peygamberimiz (s.a.v.)´in şu hadisi şerifidir:
"Besmele çekerek kesip kan akıtabilecek aletle yaralanan hayvanı yeyin." [1]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Buhari, 2356, Müslim, 1968.
Avlanmanın Şartları
a) Yaralayıcı ve keskin bir aletle avlamak gerekir.Bu aletin demir, bakır ya da ok gibi hayvanı yaralayabilen alet cinsinden olması gerekir.
Avcı böyle bir aletle av hayvanına vurur ve ona yetiştiği zaman aldığı yara sebebiyle ölmüşse helal sayılır. Ama henüz can varsa o zaman şer´i ölçüler dahilinde kesilmesi gerekir. Şayet canlı iken yetiştiği halde kesimi ve boğazlamayı geciktirir ve hayvan o zaman hayvan ölürse haram olup yiyilmez.
Yaralayıcı bir aletle değil de taş veya ateşli silahlarla hayvana vurur ve hayvan ölürse ozaman yine haram olur. Hayvana yetişsin yetişmesin farketmez. Ancak hayvan ölmeden yetişip keserse o zaman helal olur.
b) Yırtıcı hayvan veya yırtıcı kuşlar salarak yaralama ile av yapmak caizdir.
Avcı av hayvanlarından birini avlamak için bir avcı hayvanını gönderir, bu avcı hayvan onu yaralar ve bu yara sebebiyle av hayvanı ölürse eti helal sayılır.
Av Yapabilen Hayvanlarda Aranan Şartlar
Bu tür hayvanların eğitilmiş olmaları için dört şart lazımdır:
1. Ava salıverdiğinde gitmesi.
2. Durdurulması istendiğinde durması.
3. Avı öldürdüğünde avdan yememesi.
4. Bu durumların bir kaç defa tekrarlanmış olması.
Bu şartlardan birinin eksik olması halinde yakalanan av, helal olmaz. Ancak avcının yetişip canlı olarak kesmesiyle helal olur.
Diş ve tırnak haricinde kesici olan her şeyle boğazlamak (hayvan kesimi yapmak) caizdir.
Müslüman ve ehli kitabın kestiği hayvanlar helaldir. Mecusi ve putlara tapanların kestikleri bütün hayvanlar haramdır.
Ceninin kesimi anasının kesimiyledir. Ancak anasının karnından sağ çıkarılmışsa o zaman kesilmesi gerekir.
Eti yenen canlı bir hayvandan kesilen parça murdardır, ancak kılları yatak ve elbise imali için helaldir.
Av hayvanının şartları:
a) Avcı hayvanın eğitilmiş olması gerekir.
Şöyle ki av için gönderildiği zaman koşup ava doğru gitmesi, başka bir tarafa gitmemesi gerekir.
b) Avcı hayvanın söz dinlemesi gerekir. Sahibinin ona ´git´ dediği zaman gitmesi, ´dur´ dediği zaman durması gerekir.
c) Avcı hayvanın öldürdüğünden yememesi gerekir. Ancak sahibine ulaştırıp sahibi önüne koyduktan sonra yese bir sakıncası yoktur.
d) Bu sayılan şartların avcı hayvanında daha evvel tekerrür etmesi gerekir. Burda avlayabileceği kanaati hasıl olmuş olur.
Ancak bu dört şarta haiz olan bir avcı hayvanının öldürdüğü helal olur.
Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
"De ki size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Allahın öğrettiğini öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yeyin." (Maide: 5/4)
Peygamberimiz (s.a.v.) Adiyy bin Hatem´e hitaben şöyle buyurmuştur:
" Eğitilmiş avcı köpeğini salıverip besmele çekersen, o köpek senin için avladığı hayvanı öldürse yiyebilirsin Şayet köpek avladığından yerse, o zaman ondan yeme. Çünkü köpek kendine avlamış olur." [1]
Kesimin tırnak ve dişlerle olması caiz değildir. Zira bu şekilde hayvana eziyet vardır.
Rafi´ bin Hadiç (r.a.)´dan rivayeten peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kan akıtıldıktan ve Allahın ismi zikredildikten sonra yeyin. Ancak diş veya tırnak ile kesilen hayvan yenmez." [2]
Müslümanın kesimi için yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Boğazladığınız hayvanlar size helal kılındı." (Maide: 5/3)
Ehli kitabın kestikleri caizdir. Yüce Allah Kur´anı kerimde şöyle buyurmuştur:
"Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği (kestikleri hayvan) size helal kılındı." (Maide: 5/5)
Kitabi olmayan mecusi, putperest ve ateistlerin kestikleri haramdır.
Peygamberimiz (s.a.v.) Hacar şehrinin mecusilerine mektup göndermiş ve onları İslama davet etmiş (bu mektupta şöyle bildirilmiştir):
"Her kim müslüman olursa ondan kabul edilir. Kim de islamdan imtina´ ederse ondan cizye alınır. Hem de bilinmesi gerekir ki onların kestikleri hayvanların etleri yenilmez ve onlara müslüman kadın nikah edilmez." [3]
Karnında yavrusu olan hamile hayvanın kesilmesi ile karnındaki yavrunun eti helaldir, ancak kesimden sonra yavru canlı olursa onun da ayrıca kesilmesi gerekir. Bunun delili, Ebu Said El-Hudri (r.a.)´dan rivayet edilen şu hadistir. Hazreti peygambere annesinin karnındaki yavrunun durumunu sorduk. O şöyle buyurdu:
"Onun etini yiyebilirsiniz. Çünkü annesinin kesilmesi onun da kesilmesi demektir." [4]
Eti yenen canlı bir hayvandan kesilen parça haramdır. O, hayvanın ölüsü hükmündeder. Ancak canlı iken balıktan kesilen parça helaldir. Çünkü balığın ölüsü de helaldir. Balık için kesim şartı yoktur. İleride bu konuya değinilecektir.
Ebu Said El-Hudri (r.a.) şöyle rivayet eder: Hazreti Peygamber´e develerin hörgüçlerinden ve koyunların butlarından kesilen parçalar hakkında sorulduğunda o şöyle cevap verdi:
"Bir canlı hayvandan kesilen parça ölü hükmündedir." [5]
Eti yenen canlı hayvandankırpılan veya kesilen parçanın üzerindeki kıllardan istifade edilmesi için giysi ve yataklarda kullanım amacıyla helaldir. Bunların da eti yenen hayvanlardan olması gerekir.
Yüce Allah Kur´an´ı Kerim´de şöyle buyurur:
"Allah evlerinizi sizin için huzur ve sükun yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde gerekse konaklama gününüzde kolayca taşıyacağınız evler, yünlerinden yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi." (Nahl: 16/ 80)
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Buhari, 5167; Müslim, 1929
[2] Buhari, 2356; Müslim, 1968
[3] Beyhaki, 9/285
[4] Ebu Davud, 2827.
[5] Hakim El-Müstedrek, 4/239.
YİYECEKLER
-İslam´ın Helal Ve Haram Kıldığı Hayvanlar-
Arapların mubah gördüğü tüm hayvanlar helaldir. Ancak İslam şeriatının haram gördükleri bunlardan istisna edilmiştir.
Arapların habis gördüğü bütün hayvanlar da haramdır. Ancak İslam şeriatının helal gördükleri müstesna.
Azı dişleriyle kapıp parçalayan, kendi kendini savunabilen hayvanların eti haramdır.
Kuş cinsinden olup, tırnaklarıyla kapan yırtıcı, tırnaklara sahip bütün kuşlar haramdır.
Fazla acıktığından dolayı çaresiz kalıp canını kurtaracak kadar haram ve murdar etten yemek caizdir.
Bizlere iki ölü helal kılınmıştır: Balık ve çekirge.
İki kan helaldir, bunlar da: Ciğer ve dalaktır.
Hayvanların helal ve haram olmasında arapların örflerinin dikkate alınmasında sebep, Arap topluluklarının islamın ilk muhatabı olmalarından dolayıdır.
Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyurur:
"... İşte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder. Onlara temiz şeyleri helal pis şeyleri haram kılar." (el-A´raf: 7/157)
Başka bir Ayet-i Kerime´de Yüce Allah:
"Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar. De ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılınmıştır." (Maide: 5/4) buyurmuştur.
Yırtıcı ve kuvvetli dişlere sahip olan her çeşit hayvanın eti haramdır. Bu hayvanlar; kurt, kaplan, ayı, fil, pars, köpek, kedi, maymun vb.
Kuş türünden de parçalayıcı tırnaklara sahip olan her çeşit kuşta haramdır. Bu kuşların başında alaca, karga, atmaca, yarasa, doğan, şahin, kartal, akbaba ve çaylak gibi kuşlar gelir.
Ebu Salebe´den rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v.) azı dişleri yırtıcı olan her çeşit hayvan yemekten neyhetti.[1]
Güçlü tırnaklara sahip olan kuşlar içinde İbni Abbas şöyle rivayet etmiştir:
"Hz Peygamber azı dişli olan her yırtıcı hayvanın ve pençeli olan her yırtıcı kuşun etini yemekten nehyetti" [2]
Yukarıda ve geçen konularda anlatılan her çeşit hayvan ölüsü, haram hayvan çeşitleri ve haram yiyeceklerin tümü heyeti tehlike arzedecek durumdaki bir alıkta veya zorunlu kıldığında tedavi yönteminde kullanılmasında bir sakınca yoktur.
Tabii ki böyle bir durumda helal bulunmayacak veya elde edilmesine güç yetinmiyecekse ancak yiyilebilir.
Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyurur:
"Mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp-verecek) yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir." (Nisa: 4/29)
İki çeşit ölü helaldir. Bunların kesim şartı yoktur ve ciğer ve dalak kanları da helaldir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bize iki ölü ile iki kan helal kılındı, iki ölü, balık ve çekirge iki kan ise ciğer ve dalaktır" [3]
Eti Yenmeyen Haram Hayvanlar
Kuşlar:
Hüdhüd, Kırlangıç (bilinen siyah bir kuş), Kevcekan (büyük başlıdır, kuşları avlar yalnız et yer.), Baykuş, Yarasa, Kartal, Saksağan (bu da kendisinde siyahlık ve beyazlık bulunan bir kargadır.), Alaca Karga (bu karga türünde de siyahlık ve beyazlık bulunur, sadece leşleri yer), Kuzgun (diğer adı kaya kargası olup, kanatları mükemmeldir.), Papağan gibi yırtıcı kuşların eti haramdır.
Dört Ayaklı Hayvanlar:
Ehli eşek, Anası eşek olan Katır, Zürafa, Aslan, Kaplan, Pars, Ayı, Fil, Köpek, Domuz, Maymun, Kurt, Berber (vahşi bir hayvan olup, Aslan ile dövüşür.), Çakal (kurttan küçük, tilkiden büyük olup geceleri çocuklar gibi bağırır.), vahşi veya ehli Kedi,Timsah, Kurbağa, Yengeç vb.
Dinimizce öldürülmesi emredilen Akrep, Yılan, Fare gibi haşarat türünden olup, zarar veren hayvanların da etleri haramdır.
Eti Yenen Helal Hayvanlar
Kuşlar:
Kendi tırnağıyla avlanmayan kuşların hepsi helaldir. Bunlar;
Güvercin, Yabani Güvercin, Kumru, Çulluk, Keklik, Bülbül, Sığırcık, Arı Kuşu, Pelikan, Toy Kuşu, Çil Kuş (Bir nevi keklik), Deve kuşu, Ördek, Tavuk, Kaz, Hububat Kargası, Leylek hariç, diğer su kuşları vb.
Dört Ayaklı Hayvanlar:
Manda, At, Deve, Gelincik (ufak canavar diye de bilinir.), Geyik, vahşi ve ehli Sığır, Vahşi Merkep, Yaban Faresi, (Arap tavşanı da denilir), Keler, Sırtlan, Tilki, Semur, Sincap, Fenek Koyun, Keçi Gazal, Kertenkele, Tavşan, Kirpi, Ada Tavşanı, Dağ keçisi, Oklu Kirpi, Vaşak, Ceylan vb.
Ayrıca denizde yaşıyan bütün hayvanların eti helaldir. Bunların başında balık gelir. Balıkların sureti ne şekilde olursa olsun helaldir.
Şeriatın helal kıldığı bir hayvan pislik yerse zarar vermez. Ancak bunların etinin tadı değişirse haram olurlar.
Kuzu gibi hayvan da, haram olan bir hayvanın sütünü emer onunla beslenirse yine haram olur.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Buhari,52l0, Müslim, 1932.
[2] Müslim, 1932.
[3] İmam Ahmed, 2/97.
KURBAN
Kurban, sünneti müekkededir.
Kurban, bir seneyi bitirmiş koyundan, iki seneyi bitirmiş keçiden, beş seneyi bitirmiş deveden, iki seneyi bitirmiş sığırdan verilir.
Deve ile sığır yedi kişi için, koyun ve keçi ise bir kişi için kurban edilir.
Dört çeşit hayvanın kurban edilmesi caiz değildir:
1. Körlüğü belli olan.
2. Topallığı belli olan.
3. Hastalıklardan bir hastalığı olan.
4. Fazlaca zayıf olan.
Boynuzu olmayan ve boynuzu çıkmış hayvanın kurban olması caizdir. Kuyruğu ve burnu kesik olursa caiz olmaz.
Kurban (udhiyye), Allahu Teala´ya yaklaşmak için Kurban bayramı günlerinde kesilen hayvandır.
Kurban, Allah´a yaklaşmak amacıyla kesilen deve, sığır, koyun ve keçiden olunur.
Kurbanın meşruiyeti Kur´an ve sünnet ile sabittir.
Kur´an´dan delil şu Ayet-i Kerimedir:
"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes." (Kevser: 108/2)
Sünnetten delil de şu hadis-i şeriftir:
Enes (r.a.)´dan şöyle rivayet1 edilmiştir.
"Hazreti Peygamber boynuzlu ve beyaz renkli iki koçun Besmele ve tekbir getirdikten sonra ayaklarını boyunlarına koyarak kendi eliyle kurban etti." [1]
Kurbanın meşruiyetinin hikmeti:
Kurban kesmek bir ibadettir. Allah´a boyun eğmekten sonra gelir.
Hz. İbrahim oğlu İsmail´i kurban etmekle mükellef kılındığında yerine getirmek istediği kurbanın manasını ihya edip onu canlı olarak gündemde tutmaktır. Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail´in Allah´ın emrine boyun eğmeleri nedeniyle Allah´u Teala, İsmail´in yerine kurban edilmek üzere bir koç indirerek Hz. İbrahim´e o koçu kurban etmesini emretmiştir.
Ayrıca kurban kesmekte fakir ve yoksulları doyurup sevindirmek söz konusu olur. Bu da fakirlerle zenginler arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendirir.
Kurbanın hükmü:
Kurban kesmek sünnet-i müekkededir.
İki sebepten dolayı kurban kesmek vacip olur.
a) Kurban edilmeye elverişli bir hayvana işaretle, ´Bu benim kurbanımdır.´ veya "Bu hayvanı kurban edeceğim´ gibi ifadelerde bulunulursa o hayvanın kurban edilmesi vacip olur.
b) Allah´a yaklaşmak amacıyla, ´Kurban kesmek bana borç olsun´ diyerek adak adayan kimseyede kurban vermesi vacip olur.
Kurban kesmekle mükellef olanlar,
a) Müslüman olmak.
b) Akıllı ve ergenlik çağında olmak.
c) Kurban kesmeye maddi güç yetirmektir.
Kendisinde bu üç şart bulunan kimseye kurban bayramında kurban kesmek sünneti müekkededir
Koyun ve keçiden kurban edilmesi için ikişer yaşını doldurması lazımdır. Ancak koyun bir yaşını bitirip ikinciye basarsa kurban edilebilir.
Ebu Hureyre (r.a.) Hazreti peygamberden şöyle duyduğunu rivayet eder:
"İki yaşına basmış koyunu kurban ediniz. Çünkü onu kurban etmek caizdir." [2]
Deve ve sığırın yedi kişi için kurban edilebileceğinin delili: Cabir (r.a.) şöyle demiştir:
" Hazreti Peygamber ile beraber Hudeybiye senesinde deve ve sığırı yedişer kişi için kurban ettik." [3]
Kurban olarak kesilen kurbanlık hayvanda metinde geçen dört maddeden herhangi biri bulunursa caiz olmaz.
Hazreti Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Körlüğü sırasında kör hayvanı, hastalığı esnasında hasta hayvanı, topallığı devam ettiği sürece tcpal hayvanı ve kemik iliği kalmayacak kadar zayıf hayvanın kurban edilmesi caiz değildir." [4]
Kulağın bir tanesi veya ikisi farketmez çünkü onun elinden eksiklik olur ve yenilen bir parçanın yokluğudur.
Kurban kesmenin vakti; Bayram namazı kılındıktan sonra başlayarak teşrik günlerinin sonuncu günü akşamı güneş batana kadar olan süredir. Kurban kesiminde beş şey sünnettir:
1. Eûzu Besmele çekmek,
2. Peygamber (s.a.v.)´e salavat getirmek.
3. Hayvanı kıbleye yöneltmek.
4. Besmeleden önce veya sonra üç defa tekbir getirmek.
5. Kabulü için duada bulunmak.
Nezr olunan bir kurbanın etini sahibi yiyemez. Sünnet olarak kesilen bir kurbanın etinden sahibi yiyebilir. Kurban (eti ve derisi) satılmaz fakat fakir ve miskinlere (ihtiyaç sahiplerine) verilir.
Kurban kesmenin vakti, bayram günü güneş doğduktan sonra iki rekat namaz kılınıp iki hutbe okunduktan sonra başlar bayramın dördüncü günü güneş batana kadar devam eder.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bu günümüzde ilk yapacağımız şey, namaz kılmak ondan sonra (evlerimize) dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetimize uygun davranmış olur. Kim namazdan önce kurban keserse bu yalnız ailesine takdim ettiği bir et sayılır. Onun kurban ibadetiyle hiç bir ilgisi yoktur."[5]
Hadiste geçen ´bu gününüzde´den maksat Zilhiccenin onuncu günü olan bayramın birinci günüdür. ´Bundan önce´ denmesinden maksat ise namaz vakti girmeden önceki vakittir.
Bayramın diğer üç günü ise teşrik günleri olan Zilhiccenin 11, 12 ve 13.üncü günleridir.
Zübeyir ibnul Avvam´dan rivayete göre Hazreti peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.
"Teşrik günlerinin tamamında kurban kesilebilir." [6]
Kurban kesildiği zaman besmele çekmek ve tekbir getirmek sünnettir.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
"Besmele ile kesilin hayvanlardan yeyin." (Enam:16/18)
Hazreti Enes´in rivayetine ´Allah Resulü besmele çekip tekbir getirdi.´ buyurarak kurbanını kesmiştir, ve Müslimin rivayyetinde ise ´Bismillahi vellahu ekber.´ dedikten sonra kurbanım kesmiştir.[7]
Hz. Aişe (r.a)´dan rivayete göre Hz. Peygamber bir koç kurban etmek istediğinde bıçağı eline alıp,
"Bismillah ya Allah Muhammed´den, Muhammed ailesinden ve Muhammed ümmetinden kabul et" [8] deyip kesmiştir.
Sünnet olarak kurban kesen kişi etinden yiyebilir, zengin dostlarına da verebilir. Ancak sünnet olan kurbanın üçte ikisini dağıtıp kalan üçte birini ehline yedirmesidir. Yine en efdal olanı şudur ki kurban kesen kişi teber-rüken birazını yiyip geri kalanını fakirlere sadaka olarak vermesidir. Beyhaki´den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber kurban kestiğinde onun ciğerinden yiyordu. [9]
Kurbanın etinden az bir parça olsa dahi fakirlere verilmesi ve bunun pişmemiş olması şarttır.
Tatavvu´ olarak (sünnet olarak) kesilen kurbanın üçte bir miktarını kendisine veya ailesine yemek üzere bırakması ve kalanını fakirlere dağıtması sünnet olmakla beraber Teberruken bir lokma kendisine bıraktıktan sonra hepsini sadaka olarak dağıtmak daha efdaldır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Buhari, 5245, Müslim, 1966.
[2] Camiussağir, 512; İmam Ahmed, 6/368.
[3] Müslim, 1318.
[4] Hakim, 4/227.
[5] Buhari, 5225; Müslim, 1961.
[6] İbni Hıbban, 1008.
[7] Müslim, 1967.
[8] Müslim, 1967.
[9] Muğnil Muhtac, 3/290.
AKİKA
Akika sünnettir. Yeni doğan çocuğun yedinci gününde kesilir. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir koyun akika olarak kurban edilir. Akikanın eti fakir ve miskinlere yedirilir.
Akika, yeni doğan çocuğun yedinci gününde kesilen kurbandır.
Çocuk doğduğu günde akika kesilemezse, buluğ çağına erinceye kadar bu sünnet eda edilebilir. Akika kesilmeden önce çocuk vefat ederse yine de o çocuk için Akika kesilmesi sünnettir.
Kurbanda bulunması lazım gelen özelliklerin akikada da bulunması gerekir.
Akika kurbanının dağıtılması ve fakirlere verilmesi gerekir.
Akika nezredilmişse, nezredilen kurban gibi olup, sahibi ondan yiyemez.
Kılları, eti ve derisi aynen kurban gibi satılmaz. Yalnız etinden bir kısmının çiğ olarak dağıtılması vacip değildir.Yalnız vakit için belli bir şart yoktur. Dilediği zaman Akika kurbanı kesilir.
Kurban etinin pişirilmeden çiğ olarak verilmesi, akika kurbanı ise pişirildikten sonra dağıtılırsa daha efdaldir.
Doğumun yedinci gününde çocuğa güzel isim vermek, aynı günde akikasını kesmek, sonra saçını tıraş edip, ağırlığı kadar, altın, altına güç yetirilmezse gümüş sadaka olarak vermek, sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet getirmek sünnettir.
Akika kurbanının hükmü sünnet-i müekkededir.
Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabe-i kiram çocuk ve torunları için akika kurbanı kesmişlerdir.
Hadisi şeriflerinde peygamberimiz (s.a.v.)
"Yeni doğan çocuğa akika kesilir" [1] diye buyurmuştur.
Vakti, çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren başlar, ergenlik çağına gelinceye kadar biter. Akika kurbanını, velisi keser. Bu süre içinde velisi kesmezse ergenlik çağından sonra herkes kendi akikasını kesebilir. Bu, süre ölünceye kadar devam eder.
Akika kurbanının doğumun yedinci gününde kesilmesi daha faziletlidir. Nitekim peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Her yeni doğan çocuk, akikası kesilene kadar rehindir. Akikası doğumunun yedinci gününde kesilir, kendisine isim verilir ve tıraş edilir" [2]
Kesilen saçın ağırlığı kadar altın, gümüş ya da para sadaka olarak verilmesi sünnettir.
Bütün bu sünnetlerde kız ile erkek çocuğun arasında hiç bir fark yoktur. Yalnız erkek çocuk için iki akika kurbanı kesmek daha faziletlidir.
Peygamberimiz (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin´in her biri için birer akika kurbanı kesmişlerdir.
Akikanın meşru oluşunda pek çok güzel sırlar ve yararlar mevcuttur.
Şöyle ki Allah´ın nimetine karşı şükür göstermek, çocuğun iyi gelişmesini sağlamak, akraba, dost ve fakirlerin gönüllerini hoş etmek gibi bir çok hikmetleri vardır.
Akikanın şartları:
Kurban olarak kesilebilen hayvanlarda aranan şartlar, akika kurbanının sahih olabilmesi için de gereklidir. Ancak aralarında aşağıdaki farklar mevcuttur ve bu farklar akika kurbanı için sünnettir.
1- Akika eti pişirildikten sonra dağıtılması ve bir miktar tatlı ile birlikte fakirlere ikram edilmesi sünnettir. Bu tatlı çocuğun ahlakının tatlı olması ümidiyle verilir.
2- İmkan dahilinde akika kurbanın kemikleri kırılmadan birbirlerinin mafsallarından ayrılması sünnettir. Bu da çocuğun sağlık ve selametini ummak sebebiyledir.
3- Akikanın sağ budunun sağlam ve çiğ olarak çocuğun doğumunu yaptıran ebesine verilmesi sünnettir. Çünkü Fatıma (r.a), Peygamberimiz (s.a.v.)´nin emri üzerine böyle yapmıştır. Bu da çocuğun büyüyüp yürümesi için bir uğur anlamını teşkil etmektedir.
İşte bunlar akika kurbanı ile ilgili birer sünnettir. Fakat kurbanda bu tür sünnetler aranmamaktadır.
Çocuk dünyaya gelirken sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet getirmek sünnettir. Bu da çocuğun ilk duyduğu şey tevhid sesi olması içindir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Buhari, 5154
[2] Ebu Davud, 1522
ÇOCUK SÜNNETİ
Şafii Mezhebi´nde çocuğun sünnet muamelesi vaciptir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"İnsan yaratılışına uygun olan ameli şeyler beştir: Çocuğu sünnet ettirmek, edep yerlerini tıraş etmek, koltuk altı kıllarını gidermek, tırnakları kesmek ve bıyıkları kısaltmaktır" [1]
Sünnetin zamanı ise illa küçük yaşta yapılması şart değildir. Büyüklük devrelerinde de yapılabilir. Ancak çocuk buna müsait olursa doğumunun yedinci gününde yapılması sünnettir.
Sünnet muamelesinin meşru oluşunun hikmeti: Çocuğun sağlığı ve temizliği içindir. Çünkü sünnet derisinin kesilmesi çocuğun daha sağlıklı bir şekilde gelişmesine vesile olur.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Buhari, 5552 haznevi.net
|
|
|
|