| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 31. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:26 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 31. Bölüm
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Azanın fayda, mahiyet ve keyfiyetlerini, isim ve kuvvetlerini, doğuş ve özelliklerini dört madde ile ayrıntılı olarak açıklar.
Birinci Madde
Azaların mahiyet ve keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esasın birinci mizacından doğan bedenin karışık cisimleri olduğu gibi, dört karışımın dahi birinci mizacından doğan beden azalarının cisimleri olmuştur. Bazı aza tek ve bazısı bileşik suret bulmuştur. Tek uzuv odur ki, hangi his olunan cüzünü alsan, sayı ve cisimde cüzü bütününe ortak olur. Kemik, et ve sinir gibi. Bunlara, cüzleri benzeşen azalar denir.
Bileşik uzuv odur ki, hangi cüzünü alsan, ne sayıda, ne isimde bütününe ortak olmaya. Yüz, el ve ayak gibi. Zira ki, yüzün bir cüzü, yüz değildir. Bunlara: Alet uzuvlar derler. Zira ki hareket ve işlerde tamamen nefsin âletleri olmuşlardır. Cüzleri benzeşen azanın birincisi kemiktir. Sert
yaratılmıştır. Zira ki kemik, bedenin esası, uzuvların hareketinin direği bulunmuştur. Sonra kıkırdaktır ki, yumuşaktır. Katlanabilir. O, kemikten daha yumuşak, sair uzuvlardan daha sert kılınmıştır. Bunun yararı; yumuşak uzuvlara kemiklerin bağlantısı bununla gökçek olmaktadır. Ta ki yumuşak ile sertin vasıtası olup; vurma ve düşme zamanlarında her uzuvdan, yumuşak olan uzuv incinmeye. Sonra sinirlerdir ki, dimağdan ve omurilikten bitmişlerdir. Katlanmakta esnek, gerilmekte sert olan beyaz cisimlerdir. His ve hareket için olan aza, bütünüyle sinirlerle tamamlanır. Sonra kirişlerdir ki, adalelerin çevresinde bitmiş, sinirlere benzer cisimlerdir. Hareketli uzuvlara tam bağlıdır. Kâh adalelerin sıkılması ile kirişler dahi çekilmiş olup; hareketli uzuvları çeker. Kâh adalenin yayılmasıyla ve kendi yerine dönmesiyle kirişler rahatlayıp, uzuvları durumu üzere yayarlar. Sonra kemik başlarındaki iplikçiklerdir ki, kemiklerden bitmiş, sinirlere benzeyen cisimlerdir. Bunların adalelere uzananlarına, mutlak bağ derler. Kemiklerin mafsallarını ve sair uzuvları bağlayanlara ökçe bağı derler. Bu adı geçen bağların hiçbirin hissi yoktur. Ta ki kendilerine lazım gelen hareket fazlalığıyla diğer işlerde incinmeyeler. Bunların faydası, uzuvları birbirine bağlamaktır. Sora atar damarlardır ki,yürekten çıkarlar. Uzun ve içleri boştur ki; uzunları sinirlere, cevherleri bağlara benzerler. Bunların öyle açılıp kapanan hareketleri vardır ki, sükûnet ile ayrılmıştır. Bunlar can damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar, yürekten duman buharını saçmakla,ona rahat verip, ruhu bedenin uzuvlarına tevzi için halk olunmuştur. Sonra toplar damarlardır ki, toplar damarlara benzer cisimlerdir. Karaciğerden bitmişlerdir. Hepsi de sakindir. Bunlar kan damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar karaciğerden kanı, bedene tevzi için yaratılmıştır. Sonra zarlar (perdeler)dir ki, ince ve hisleri olmayan latif sinirlerden dokunmuş cisimlerdir. Sair cisimlerin yüzeylerini örterler. Nice faydaları vardır ki: Biri, bütün uzuvları yapı ve şekilleri
üzere korurlar. Biri dahi kendi lifine bitişik olan sinir ve bağlar
vasıtasıyla uzuvları birbirine bağlarlar. Böbrekleri sulbe bağladıkları gibi. Bir faydası dahi akciğer, karaciğer, böbrek, dalak benzeri hissî olmayan uzuvların cevherlerinde, bu zarların kendilerine değen bizzat hassas olup, lifli olan cisimlerine değeni ârizî olarak hissedici olmalarıdır. Sonra ettir ki, bedende olan bütün bu azanın aralarındaki boşlukları doldurur.
Alet olan uzuvlar, bunlardan bileşen uzuvlardır ki, inşallah bundan sonra onlar dahi açıklanır.
İkinci Madde
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bedende olan azadan her bir uzvun kendi nefsinde tabii bir kuvveti vardır ki, o uzvun beslenmesi işi, ancak o kuvvetle olur. O kuvvet gıdayı, çeker, tutar ve ondan fazlayı dışarı atar. Uzuvların hepsinden kuvvetli olan, dimağ ve karaciğerdir. Zira ki bu ikisi yürekten hayati kuvvet, tabiî hararet ve ruhu kabul edip, dimağ bütün hislerin başlangıcı olup; karaciğer, bedenin bütün uzuvlarının besleyicisi olmuştur. Yürekten gayri. Zira ki yürek, göğsün içinde sol meme altında karaciğer nevinden ve onun renginde fincan şeklinde şerefli ir uzuv ve latiftir ki, onun aşağı tarafında, alt yüzeyi ortasında gözbebeği, benzeri siyah bir nokta vardır ki, en latif azadır. ismi süveydadır. Ruhun kaynağı ve kuvvetlerinin toplamıdır. Hayvanî ruhun ve insanî nefsin birlikte bulunduğu yer ve Rabbanî ilhamların iniş yeri, Hüda'nın nazargâhıdır. Bütün uzuvlara hayat, hareket, idrak ve gıda verip, besleyendir. Bütün kuvvetlerin ve uzuvların hizmetçisi ve uşağıdır. O, bedenin emîridir. Şu halde bedenin bazı uzuvları reis, bazısı reis hizmetçisi ve bazısı ne reistir ne de hizmetçi.
Reis uzuvlar, o azadır ki; bedende olan ilk kuvvetlerin başlangıç yerleridir. Şahsın bekası ve nevin bekası onlara muhtaçtır. Şahsın bekası hasebiyle olan reis uzuvlar üçtür: Biri yürektir ki, hayat kuvvetinin başlangıcıdır. Biri dimağdır ki, his ve hareket kuvvetinin başlangıç yeridir. Biri dahi karaciğerdir ki beslenme kuvvetinin başlangıç yeridir. Nevin bekası hasebiyle reis ola uzuvlar, yine yukarıda sayılan bu üçüdür. Nevin bekasına mahsus olan dördüncü uzuv tenasüldür ki, onlar nesli koruyan meniyi doğurmak için kendilerine muhtaç olunandır. Erkek ve kadın organlarının tam yapısı olan mizacı ifade ederler.
Hizmetçi olan uzuvların bazısına hazırlayıcılık, bazısına yerine getiricilik gibi hususi hizmetler vardır. Hazırlayıcılık hizmeti reisin işinden önce, yerine getiricilik hizmeti reisin işinden sonradır. Yüreğin hazırlayıcılık hizmetini gören akciğer, yerine getiricilik hizmetini gören atar damarlar gibi. Dimağın hazırlayıcı hizmetçisi karaciğer ve sair ruh uzuvları ve gıda uzuvları gibidir. Yerine getirici hizmetçisi sinirler gibidir. Karaciğerin hazırlayıcı hizmetçisi mide gibidir. Yerine getirici hizmetçisi toplar damarla gibidir. Tenasül uzuvlarının hazırlayıcı hizmetçisi, onlardan önce meniyi doğuran aza gibidir. Yerine getirici hizmetçisi, erkeklerde zekerin deliği ve husyeler arasında olan damarlardır. Kadınlarda meniyi iten damarlardır. Rahimdir ki, meninin yararlanışı onda tamam olup, cenin oluşacak yerdir.
Üçüncü Madde
Ceninin azasını oluşumunu bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cüzleri benzer olan beden uzuvlarının hepsi, iki meniden oluşur. Et ve yağ buna girmez. Zira ki bu ikisi, kandan oluşur. Şu halde et ve yağdan başka cüzleri benzer olan uzuvlar, peynir mayadan bağlandığı gibi, babanın menisinden bağlanır. Bütün bu uzuvlar peynir sütten oluştuğu gibi ananın menisinden oluşur. Nitekim mayanın ve sütün her biri, kendilerinden hâsıl olan peynirin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bunun gibi menin her birisi, rahimde olan ceninin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bundan sonra hamile kadının hayız kanı, rahimde oluşan ceninin göbeği yolundan gıdası olup, onunla büyüyüp gelişir. Pıhtılaşıp, öneki azası arasında olan boş yerleri doldurup, et ve yağ olur. Kanın fazlası, nifas vaktine kadar kalıp, ondan analık tabiatı dışarı atar. Doğumda sonra, çocuğun karaciğerinin oluşturduğu gıda kanı, göbekten aldığı kanın yerine gidip, göbeği kapayıp, o kandan oluşan et ve yağ, bu kandan oluşmaya başlar.
Et, kanın metininden oluşup, sıcaklık ve kurulukla bağlanır. Yağ, kanın sulu ve yağlısından oluşup, bağlanır. Onun için sıcaklıkla çözülür. İki meniden oluşan azanın birisi bedenden ayrılsa, bir daha o uzuv hakiki bir bitişmeyle yerine gelmez. Bir cüzü eksik olsa, onun karşılığında bir şey bitmez. Ancak çocukluk çağında, çocuğun dişi biter. Kandan oluşan uzuv, telef olmasından sonra yine tamam bitip, benzerine bağlanır. Et gibi.
Dördüncü Madde
Beden uzuvlarının faydalarını ve özelliklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hassas ve hareketli olan bütün uzuvların his ve hareketinin başlangıç yeri kâh bir sinir olur ve kâh farklı olup, her kuvvetin başlangıç yeri bir başka sinir olur. Zarlara sarılmış ola iç organların zarlarının kaynağı, göğüs ve karnın iki tarafında bulunan zarların birisindendir.
Göğüste olan zarlar; akciğer, atar ve toplar damarlar gibi azanın zarlarının kaynağı kaburga kemiğidir. Boşlukta olan aza ve damarların zarlarının kaynağı karın adalesindendir. Etten olan bütün aza, ya liflidir, adalede olan et gibi. Veya onda lif olmaz, karaciğer gibi. Bedenin hareketleri ise ancak lifi ile olur. Gerek iradî olsun, gerek tabiî olsun: İradî hareket, adale lifiyle olur. Tabiî hareket, et ve damar gibi. İradî hareketle tabiî hareketten bileşen hareket: Bu iki hareket uzunluk ve en bulunan bir yapıya mahsus lif olur.
Şu hale çekmek için uzlaşan, itmek için tersi ve tutmak için ikisi arası lif gereklidir. Azadan aort gibi bir tabakalı olan uzvun üç kısım lifi birbirine benzerdir. İki tabakalı olan uzvun dış tabakasında lif birbirine muhaliftir. İç tabakasında lif enlidir. İçinin iç yüzeyinde lif uzunlamasınadır. Ancak bir tarz üzere yaratılmıştır ki, çekme lifi ile itme birlikte olmayıp, belki çekme lifi ile tutma lifi birlikte olsunlar. Ancak bağırsaklarda değil. Zira ki, bağırsakların tutmaya şiddetle ihtiyacı yoktur. Her zaman çekmeye ve itmeye muhtaçtırlar.
Kendi cevherinden uzak olan cisimleri kuşatan sinirsel azaların bazısı bir tabakalı, bazısı iki tabakalı bulunmuştur. İki tabakalı yaratılanlarında nice faydalar vardır. Birinci fayda: İçlerinde olan cisimlerin hareketi kuvvetiyle yarılmaktan korumaktır. Can damarları gibi. İkinci fayda budur ki: İçlerinde bulunan saklı cisimler, ayrışma ve çıkmadan iki kat korunmuş olur. Can damarlarında olan ruh ve kan gibi. Üçüncü fayda budur ki: İtme ve çekmede, o uzuv kuvvetli harekete muhtaç olduğunda, itme âleti bir tabakasında, çekme âleti bir tabakasında başka bulunsunlar. mide ve bağırsaklar gibi. Dördüncü fayda budur ki: O uzvun sinirsel iç tabakasını korumak için, dış et tabakası hazım için ayrılmış olsun. Zira ki hazmeden, hazmedenle karşılaşmaksızın kuvvetiyle ulaşır olmak mümkündür.
Bazı uzuvların mizacı kana yakın olup, kan ona gıda olmak için birçok değişikliklerde tasarruf etmeğe muhtaç olmaz. Et gibi. Onun için ete ulaşan gıda, bir müddet kalıp sonra et gıdası olmak için onda boşluk ve karıncık yoktur. gıda, ete düştüğü saatte, ona meyledici olur. Bazı aza, kandan uzak mizaçlı olup, kan ona değişmekte çok değişime muhtaç olur; kemik gibi. Onun için gıdası, onda bir müddet kalacak ya bir boşluk vardır; ayak ve bilek kemiği gibi. Veya ayrı boşluklar vardır; alt çene kemiği gibi. Böyle olan aza, vaktinde gıdadan ihtiyaç üstü alır ve çeker. Ta ki yavaşlıkla kendi nefsine dönüştüre. Kuvvetli aza, kendi fazlalıklarını zayıf olan komşularına iter. Yürek iç organlara, dimağ kulak arkasına, karaciğer bunun iki yanına ittikleri gibi.
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 32. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:23 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 32. Bölüm
Üçüncü Madde
İnsan bedeninin sıhhatini koruma kaide ve esaslarından olan altı zarurî sebebi bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabipler demişlerdir ki: Bedenin oluşum bekasının zarurî sebepleri altıdır.
Birinci sebep: Bizi kuşatan havadır ki, onu teneffüs edip, akciğer içinde ruhun dumansı buharı olan fazlalıklarını nefesin itilmesiyle çıkarıp, ruha itidal vermek için zorunlu olmuştur. Bu hava, madem ki hali üzere safî ve mutedil kalıp, piş rüzgârlar ve çirkin dumanlarla karışmamıştır.Bedenin oluşum bekasını ve vücut sıhhatini koruyucu bulunmuştur. Eğer hava, kötü duman ve rüzgârlarla değiştiyse, hükmü dahi değişmiş bilinmiştir.şu halde dört mevsimin her biri, kendine uygun olan hastalığı verip, zıddını giderir. Gerçekten, yaz mevsimi, safrayı çoğaltmakla hastalıklar verip, rutubeti ayrıştırma ve kalbi ısıtma ile susuzluk ve hareketi ortaya çıkarır.Sonbahar, gece ve gündüzü, sıcaklık ve soğukluğu değiştirmekle hastalıkları çoğaltıp, meyveleri çoğaltma ile kanı azaltır, sevdayı çoğaltır.Kış mevsimi, balgamı çoğaltma ile hastalıkları verip, başın maddelerini sıkma ile nezle ve öksürüğü ortaya çıkarır. İlkbahar, karışımları hareket ettirmekle bademcikleri şişirip, kanı çoğaltma ile maddeli hastalıkları ortaya çıkarır. Bu mevsim, mevsimlerin en sıhhatlisidir. Hayat ve sıhhat için en uygun ve en latif ve en tatlıdır.
İkinci sebep: Cismani sükun ve harekettir. Bu beden hareketi, zaaf ve kuvvete, azlık ve çoğunlukta, yavaşlık ve süratte muhtelif olduğundan; az ama çok kuvvetli ve süratli hareketin, bedeni ayrıştırmasından ısıtması daha çok bulunmuştur. Zayıf ve yavaş olan çok hareketin tesiri, onun aksi bilinmiştir. Hareket ve sükunun ifratı bedeni soğutur. Hareketin itidali, yeme ve içmeyi düzenler ve hazma yardım eder.
Üçüncü sebep: Nefsanî hareket ve sükundur. Bu nefs hareketi, ruh ile kanın hareketiyle olur. Bu durumda ruh, ya bedenin dışına defaten hareket eder, şiddetli gazap halinde olduğu gibi. Veya tedriç ile hareket eder, ferah ve lezzet sırasında bulunduğu gibi. Veya ruh bedenin içine defaten hareket eder. Korku ve ürperme halinde olduğu gibi. Veya yavaşlıkla hareket eder, hüzün ve keder vaktinde bulunduğu gibi. Veyahut iç ve dışa ardarda hareket eder. Hacalet zamanında bulunduğu gibi. Ruhun bu anılan hareketlerinde bedenin üzerine hareket olunan tarafının sühuneti ve kendisinden hareket olunan tarafın soğukluğu lazımdır. Zira ki, bedenin ısınması kanın hararetindendir. Soğuması, azlığındandır. Bu hareketin ifratı helak edicidir. Bu durgunluğun ifratı, soğutucudur.
Dördüncü sebep: Uyku ve uyanıklıktır ki, uyku sükuna benzer, uyanıklık harekete benzer. Zira ki uyku halinde, ruh, kendi hararetiyle yemeği hazım içim beden içine yönelip, bedenin dışı, soğukluğu üzere kalır.Onun için beden, uyurken uyanıklık halinden ziyade örtünmeye muhtaç kalır. Uykunun ifratı, bedeni ziyadesiyle rutubetlendirir ve soğutur. Eğer uyku, ruhun girmesiyle beden içinde hazmı kabil gıda bulduysa, onu hazmedip, bedeni ısıtır.Eğer hazmı kabil olmayan gıdayı veya karışımı bulduysa harareti hareket ettirmekle onu neşredip, bedeni soğutur. Gece uykusuzluğunun çokluğu, dimağı zayıf, hazmı bozuk edip, maddeyi ayrıştırarak tabii rutubetle açlığı verir. Gündüz uykusu dahi iyi değildir. Zira ki, o, rengi bozar, dalağa zarar verir ve üzüntüyü artırır. Eğer gündüz uykusu itiyat olunup, ikinci tabiat bulunduysa, terki caiz olmaz. Ancak yavaş yavaş terki gereklidir. Uyku ile uykusuzluk arasında tereddüt dahi kötü olup, şaşkınlık ve eleme sebep olur.
Beşinci sebep: Yiyecek ve içeceklerdir. O, bedene ya keyfiyetiyle tesir eder ki, o halis ilaçtır. Ya salt maddesiyle tesir eder ki, o halis gıdadır. Veya sadece suretiyle tesir eder ki, eğer onun özelliği bedenin mizaç ve hayatına uygun ise tiryaka şamildir. Eğer muhalif ise, öldürücü zehir gibidir. Veya hem maddesiyle, hem keyfiyetiyle tesir eder ki, o has gıdadır. Veya hem keyfiyeti hem suretiyle tesir eder ki, o, özel etkisi olan ilaçlar böyledir. Sekmoniya gibi. Veya hem maddesiyle hem suretiyle tesir eder ki, o, özelliği olan gıdadır. Elam gibi. Gıda ise kâh latif, kâh kalın ve kâh orta olur. bunların her birinin bedene gıdası ya çok olur veya az olur. Mutlak su basit olduğundan bedene gıda olmaz, ancak o, gıdayı yumuşatmak ve pişirmek için ve onu dar yollara geçirmek için kullanılır.
Altıncı sebep: İstifra ve hapsetmedir. bunların mutedili cisme faydalı ve sıhhati koruyucudur. İstifranın ifratı, bedeni soğutur ve boşaltır. Meğer ki o istifra olunan kan ve safraya üstün olan balgam ve sevda gibi soğuk ve kuru ola. O surette ifrat derecede istifra, bedeni rutubetlendirir. İfrat derecede hapsetme, kan kanallarını doldurur, kokuşma, rutubet, iştah kesilmesi ve ağırlık yapar. Soğuk su ile gül suyu yüze çarpılsa, her hareketi itip, tabii harekete takviye verip, fenalığı önler. Ancak ârif ve âgah olan hepsini Allah' dan bilir.
Dördüncü Madde
Altı zaruri sebepten üç sebebin tadillerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: Sıhhati koruma, vücudunu gözetme gerekli iştir ki, sayılan altı zaruri sebebi tedbir ile gözete. Ama kuşatan havayı gözetmek önce gereklidir. İlkbaharı kan aldırma, ile karşılayıp, kusarak istifra ede. Kavrulmuş şeyleri kullanıp, nar gibi teskin edici maddeleri yiye. Kuvvetli hareketler, tatlılar, sıcak hamamlar gibi sıcaklıklardan kaçınıp, gıdayı azaltma ve elbiseyi hafiflete. Yaz mevsiminde hareketsizliğe devam, gölgeye sığınma, safrayı mahveden latif soğuk gıdaları yiyip, her ısıtan ve boşaltan gıdadan sakına. Hıyar, kavun ve karpuz gibi rutubetli meyveleri seçip, beyaz elbise ve soğukluk veren keten giye, Sonbaharda çok cimadan, soğuk su ile yıkanmaktan ve bütün kuru şeylerden kaçınıp, soğuk içeceklerden, yaş meyve yemekten, kusmaktan, baş açmaktan, gecenin soğuğundan ve öğle sıcağından sakına. Kış mevsimini kürk ve kalın giyeceklerle karşılayıp, et ve keşkek gibi çok sıcak gıdaları seçe. Bu mevsimde ani ve kuvvetli hareketler bedene faydalıdır. Bunda kusmak, kuvveti zayıf edendir.
Cismanî hareket ve sükunda itidal:çünkü bedenin içinden ve dışından bulunan sebepler ile daima ondan ayrışan cüzlere bedel, gıdaya muhtaç olmakla, beden gıdasız beka bulmaz. Hiç bir gıda yendiği şekilde bir uzva cü olmaz. belki dört hazmdan her birisi yanında gıdadan bir farzla bir lahza kalır ki, onda bir fayda kalmaz. O fazlanın atılmasına, tabiat fırsat bulduğundan, ona iltifat kılmaz. Şu halde eğer o fazlalar terk olunup, uzun müddetle çoğalırsa, o kadar madde toplanır ki, bedene keyfiyetle zarar verir. Yani bedeni yadsıtır, ya pörsütür, ya soğutup yahut sıcaklığını söndürür. Veya kemiyeti ile zarar verir. Yani kan kanallarını kapatıp bedene ağırlık verip, kabızlık hastalıklarını verir. Eğer o toplanan madde istifra olursa elbette beden o tedaviden incinir. Zira ki istifra edilenin çoğu zehirlidir ki, bedene yararlı olan karışımı dışarı çıkarmaktan hali değildir. Şu halde biriken fazlalıklar terk olunsa da, istifra olunsa da zararlıdır. Halbuki riyazet adı verilen beden hareketi o fazlalıkların doğurduğunu bile men eder.Zira ki beden hareketi bütün uzuvları ısıtıp, fazlalıklarının öyle bir derece izale eder ki, hiçbir hazım yanında bir fazla kalmaz. Eğer mutedil hareket açıklanacak zamanlarında yapılırsa o bir riyazettir ki, cisme sürur ve hafiflik verip, onu gıdayı kabul edici eder. Mafsallara sertlik verir, rutubetleri ayrıştırma ile sinir ve damarlara metanet verir. Bütün maddi hastalıklardan emin edip, mizacı hastalıkların çoğundan uzak eder.Bu riyazetlerin vakti, gıdanın alınması ve hazmının tamamlanmasından sonradır. Yani akşam yemeği, mide, karaciğer ve damarlar içinde hazm olunup, son yemeğin vakti geldiği zamandır. Mutedil hareket odur ki, onunla yüz rengi kızarıp, deride damar ortaya çıkar. ama o hareketler ki, onda kanın akışı çoğalır. İfrat ola odur ki, onunla bedene hararet gelip, kuruyup rutubeti gider. Hangi uzvun mutedil hareketi çok olursa, o uzuv dahi kuvvetli olur. Özellikle o hareketin türünde ziyade kuvvet bulur.
Mesela elin hareketi, yük taşımada çok olsa, onun kuvveti eşyayı itmede ham ellerden ziyade olur. Belki her kuvvetin şanı uzvun hareketi gibidir. Nitekim, hıfza devam edenin hafıza kuvveti kuvvet bulur.Çünkü her uzvun bir özel riyazeti olur. Şu halde dimağın riyazeti aksırmak olur ki, o hareketle tabiat, onda bulunan ezayı ve onu genizden bitişen habis rüzgarları iter. Akciğerin riyazeti, öksürüktür ki, o hareketle tabiat, onda olan galiz balgamı veya göğse isabet eden şiddetli soğuğu ondan atar.
Uzuvların ihtilaç (seğirme) illeti bir galiz rüzgardır ki, onunla adaleler ve onlara yapışık olan deri hareket eter. Tak ki, o yel onlardan ayrılsa. titreme, hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmekten aczi sırasında hâsıl olur. Nitekim, o, korku, gazap, zihin karışıklığı, gam ve gayretten meydana gelir. Göğüsün riyazeti okumadır. Onda yavaşlıkla başlayıp derece derece sesi yükseltmek rahattır. Kulağın riyazeti güzel sesler ile leziz nameleri dinlemektir.Gözün riyazeti, güzel eşyaya bakmaktır. Elin riyazeti, yakalamak ve ayağın riyazeti gitmektir. Mutedil olan at binme güzel bir beden riyazetindendir. Bedeni ısıtmasından ziyade ayrıştırandır. Bağlanılmış iple (salıncak)sallanmaktır. Bu, at sırtında mutedil gitme gibidir. top ve çevgan oyunu nefislerin ve bedenlerin riyazetidir.Zira ki, galip olan sevinçli ve neşelidir. Mağlup olan gamlı ve gazaplıdır. Müsabaka dahi nefs ve bedenlerin riyazetidir. Gemiye binme, karışımları hareket ettirici ve mideye faydalıdır. İstiska ve cüzam gibi müzmin hastalıkları def edicidir. Zira ki, nefs onda ferah ve elemi ardarda toplayıcıdır. eğer onda kusma gerekirse, tutması ki, beden gayet faydalıdır. Uzuvları ovma dahi, bu riyazetten sayılır. Eğer ovmak sert hırka ile olursa, kanı derinin dışına çekip, rengi kırmızı görünür. Normal ovma uzuvlara kuvvet verip, ifratı zahmet verir.
Aşık Kimsenin Teşhisi
Nefsani sükûn ve hareketin itidali gerçekten ruh hareketlerinin kaynağı onun kendisinde olan gazap ve şehvettir. Gazabın aşırısı tehevvür, azıcüben ve itadali şecaattir. Bu mutedil hareket bedene sıhhat, nefse izzet, dünya ve diyaneti korumaktır. Şehvetin aşırısı şere, azlığı humut ve itadali iffettir. Bu mutedil hareket bedene sıhhat, nefse lezzet ve iki cihanda rahat ve selamettir. Şere nefsin istilası ile aklı yendi ise, ona mecazi aşk derler ki, mal-i hülyanın bir türüdür. O bir hastalıktır ki, çoğunlukla gençlere ve bekarlara ârız olup, âşık olduklarından başkasından onları yüz çevirttirir. Bu aşkın sır ve sebebi, sevgilinin şekil ve şemalini aşırı derecede güzelleştirme ile fikretme ve düşünmeye yapışma ve devam etmedir.
Çoğunca o fikir ile cima, şehveti dahi bulunur. Bunun alameti renk sararması, beden zaafı, yağ kuruması, göz morarması bilinir. Bu âşığın gözünün hareketi güleç ve sevinçlidir, sanki bir leziz nesneye bakar gibidir. İçi ah ile, sesi hazin gelir. Onun tavır ve halleri, düzensiz olur. az uyumaktan seherlerde uykusuz kalır. Eğer bir tabip onun nabzına el basıp, nice akran ve yaranı vasıflarını saysa, hangi isim ile nabzı değişip, yüzünün rengi değişirse o ismi, onun sevgilisi olduğunu bilir. Ona kavuşma gibi ilaç olmaz. Eğer ona sevgiliye kavuşma meşru yol üzere mümkün değilse, ona sevgilisini kötüleme ve buğzetme ile ilaç verilir. Eğer, o akıllardan ise, nasihat kabul edip, o sevdadan vazgelir. Ancak onu küçümseme ve alay etme, aşka delilik ve sevda deme bu hastalıktan kurtarır. Eğer dinlemeyi terk ve cimayı çoğaltma ile acilen ilaç olunsa, aşk onun tabiatına dahi istila edip, helak olur.
BEYT
Aşka feda olana ilaç yoktur.
Mesih ona tabip olsa bile
Beşinci Madde
Zaruri altı sebepten kalan üçünün itadalini bildirir. Ey aziz malum olsun ki, top âlimleri demişlerdir ki: Bedenin sıhhatini korumaya taahhüt ve iltizam eden kimseye gerekli iştir ki, meşhur altı sebebin kalan üçünü dahi tedbir ile itidal edip, ömrünün sonuna dek sıhhat afiyetle gide.Uykunun itidali ve uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki, süresi mutedil ola. Yani dört saat geçecek kadar değin ola. Hazm olunduktan sonra kestirirse yani yemem içmeden sonra iki üç saat geçmesinde uyku bastırıp, ikinci hazımda bulunma. Eğer midesi zayıf olan kimse yemek hazmına uyku ilk yardımcı olursa, önce yarım saat kadar sağ tarafı üzerine yatmak lazımdır.
Ta ki, gıda, sağ tarafa eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay olup, karaciğerin harareti onu ısıta. İki saat kadar solu üzerine yatıp uyumak lazımdır. Tak ki, karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp, onu ısıtıp, birinci hazımda mideye yardımcı ola. Sonra yine iki saat kadar sağ tarafı üzerine yatıp uyumak gerektir. Ta ki ikinci hazm içi karaciğer gıdanın inişine yardım ede. uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır:
Maddenin tabiatını istila bakımından. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan, maddeye ziyade üstün olur. uyanıklığın terletmesi, maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan, maddeye ziyade üstün olur. Uyanıklığın terletmesi, maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. Zira ki uyanıklıkta hararet dışa yönelip, maddeyi ayrıştırır ve akıtır. Kimin ki uykuda terlemesi sebepsiz çok olur, o, gıda ile ya karışım ile dolu olur.Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur, yani sekiz saatten ziyade uyur kalır, onun dimağında rutubet üstün olur. O, kuru gıdalarla uykusu hafif olup, itidal bulur. Kim ki uykusuzlukla müptela olur, yani 24 saatten fazla uykusuz kalır; o hamam ile rahat bulur. Süt ve arpa suyu benzeri rutubetler ile uyku gelir.Boğucu kâbus ki, uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki, üzerine bir ağır nesne düşüp, onu sokup, hareketten menedip, nefsini daraltır; bu boğucu kabus buharı ayrıştıran uyanıklık ve hareketinin yokluğu sırasında kanın ya balgamın veya sevdanın buharı dimağa çıkmasından ortaya çıkar. Şu halde bunun ilacı, istifra ile beynin temizlenmesidir.
Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki, onun hali üzere kalması murat olunur. o bedenin keyfiyetinde benzeri ona verilmek gerektir. Eğer bozulmuş bir sıhhati, kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek murat olunsa, ona zıddı verilmek lazımdır. Şu halde vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya özenen kimseye lazımdır ki, gıdalardan siyah taneler gibi pisliklerden temizlenmiş buğday ekmeğiyle, mülayim tatlılar, koyun eti, kümes hayvanları eti ile yetine. Lokmayı küçük alıp, çiğnemeyi çok ede. Meyvelerden ancak incir, üzüm kuru üzüm seçe. Ama ilaç olan meyvelere iltifat etmeye. Meğerki, mizaç itidali için yenile. Veyahut hazır yiyecek onda buluna. Zinhariştihasız yemek yemeye, İstihasını giderip, geri bırakmaya. Yaz günlerinde soğuk gıdalar, kışta sıcak gıdalar ala. Hazm olunmuş yemek üzerine başka yemek sokmaya, Yemek saatlerini uzatmaya. Ta ki gıdanın evveliyle sonuncusu hazımda karışmaya. yemek çeşitlerini çoğaltmaya, ta ki hazımda tabiata şaşkınlık gelmeye, Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır. Ekşi gıdalar zararlıdır, ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları kurutucudur. Tatlıcıdalar, mideyi rahatlatıcı, bedeni ısıtıcı ve safrayı hareket ettiricidir.
Tuzlu gıdalar, bedeni kurutucu, safrayı doğurucu ve uzuvlarla kuvvetlere zarar vericidir. Zararlı tatlıyı, ekşi defeder. ekşiler, tatlı ile gider.
Tuzsuzlar tuzluyu, tuzlular tuzsuzu mutedil eder. Nefsinden gıda iştihası kalmış iken, ondan el çekmek lazımdır. Yemek vakitlerini gözetmek elbette lazımdır, vaciptir. Lakin kötü gıdalar alışmış olan, devam etmeyip, yavaş yavaş terk etsin. Yemek vakitlerini düşürerek, birle yetinsin. Zira ki gündüzde bir kere gıdalanmak, bir kere gecede yemek, karıştırmak tabiate müşküldür. Zira ki bu iki su, biri birine incelik ve kalınlıkta uygun değildir. Suların en iyisi nehir suyudur. Özellikle pak yerde akıp, her şeyden saf gele veya taşar üzerinde akıp, kokuşmuş şeylerden uzak ola.
Özellikle kuzeye veya batıya aka. Yüksek bir yeden aşağıya inip gide.Kaynağı uzak olup, uzun süre akmakla incele, İnceliğinden ağırlığı hafif ola. Çok olup, şiddetli aka gele. Bu vasıflar ile vasıflanmış olan bir sudur ki, faziletten nihayet bulmuştur. Mübarek Nil suyu bu güzelliklerin çoğunu toplamıştır. Memba suyu hareketinin azlığından kalın kalmıştır. Toprakaltında olan kerizler içinde akan sular sertlik bulmuştur. Mağara suları ve kuyu suları onlardan daha serttir. Su içmek, yemekten iki üç saat geçmesinden sonra faydalı bilinmiştir. Yemek arasında su içmek, hastalığı körükler. Hemen sonra içmek, bozucu ve kötüdür. Lakin midesi sıcak olan kimse yemeğin arasında ve akabinde su içmekle istifade eder. iştihası zayıflan kuvvet bulur. zira ki, o zaaf, hararet çokluğundan gelir. Şu halde su içmekle hararet mutedil olur. Aç karnına ve terli iken, özellikle cima, hamam, müshil içme kaplarında, meyveler üzerine özellikle kavun üzerine su içmek; soğuk içecekler oldukça kötüdür. Eğer bu vakitlerde susuzluğa tahammül olunmazsa, çocuğun meme emdiği gibi, dudak ile kâse kenarı arasında yalama ile içip üç nefesten geçmesin. Her nefeste, üç yudumdan ziyade içmesin. Zira ki, çok olur ki, susuzluk yapışıcı balgamdan veya tuzlubalgamdan dolayı olur. Halbuki su içmeye iltifat olundukça, susuzluk çoğalır. Eğer o susuzlukta sabır olunsa, tabiat o susatan maddeyi eritip, susuzluk dahi gider. çok olur ki, bunun gibi susuzluk maddesini bal gibi sıcak şeyler yatıştırır. Her zaman ayakta su içmek hatalıdır. Ancak zemzem suyu şifadır.
NAZM
Beş yerde su içmekten sakın
Çünkü o hastalığı çeker
Hamam, yorgunluk akabinde
Yemek akabinde ve yatakta
Tutma ve istifrada itidal: Vücut sıhhatini muhafaza edene gereklidir ki, daima kendi tabiatını mukayyet ve gözetleyici ola. Eğer tabiatı kabız olursa, onu incir ve sinameki gibi içeceklerle yumuşatsın. özellikle ihtiyarlık tabiatına yumuşaklık, rahat ve selamettir. Eğer tabiatında aşırı yumuşaklık bulursa, onu sumak ve kavruk gibi şeylerle tutsun. Eğer dolarsa gıda fazlalığından midede hasıl olup, geğirmekle çakan duman ile ekşime ile veya sadece ağırlıkla gıdayı bozucu bulursa, o saat kusmaya can atsın. Eğer kusmak ona zorsa veya vakti değilse, sakızla kaynamış sıcak su içip, sağ yanı üzerine yatsın. Veyahut bir parmak bala ince tuz katsın. Ve pamuk ile makatında yarım saat kadar taşımaya tahammül etsin. Ta ki, yumuşaklık bulup rahatla o bozucu gıda gitsin. Sonra elma gibi mideye kuvvet veren şeyleri yiyip hamamda yatsın. Eğer ishal olursa gül yaprağı, dövülmüş mazı, nohut sakızı, ermeni çamuru, fesleğen tohumu, tebeşir ve kimyon gibi kuru şeylerden yesin. Veyahut elma, sefercen ve ekşi nar gibi meyveler yesin. Ta ki, tabiatın yine normale yetsin. Küçük ve büyük abdesti fazla tutmak zararlıdır. Titreme verir ve ihtiyarlığı çabuklaştırır. Alışılmış olan boşalmaların en kolayı cima ve hamamdır.
İnsan hayatının temeli mide
Eğer bağlanırsa ki açılmamalı
Eğer bağlanmamacasına açılırsa
Dört tabiat muhalif ve serkeş
Eğer galip olursa dörtten biri
Elbette ârif ve kâmil olanlar
Yavaş yavaş gitmeli olmamalı gam
Bağlanırsa gönle elem verir
dünya hayatından götürür ölüme
Nice günler hoş kaynaşmışlar
Söker kalıptan can koymaz diri
Geçici dünyaya gönül bağlamazlar
Altıncı Madde
Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve hamamın itidalini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken alışılan boşalımların en kolay ve en faydalısı, cima ve hamamdır. Cimanın en faydalısı, birinci hazımdan sonra vâki olanıdır. Bedenin hararet, rutubet ve kuruluğunda, boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır.Eğer o, hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa; bedenin hararet, rutubet ve doluluğunda bulunan cimaın zararı, onun soğukluk, kuruluk ve boşluğunda bulunandan daha az ve daha kolaydır. Cima şehveti kuvvet bulmadıkça, âlet düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça, ona öne alma ile girişme, vücuda zararlı bir oyundur.Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik, tam neşe, yemek isteği ve uyku gele. Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola.zira ki mutedil cima, tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. Yemem ve beslenmeye bedeni hazırlar. Gazabı zayıflatıp, kötü vesveseyi ve sevda düşüncelerini giderir. Balgam hastalıklarının çoğu onunla gider. Çok olur ki, cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp, baş dönmesi ve göz kararması gibi belalar başına gelir. Meni buharı, bedenin içinde hapsolup, kaplarına dolduğunda husyeleri şişer, kasık acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. Cima yapıldığında süratle hafiflik ve şifa bulur. çok cima, endamı boşaltır, kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır. Müptelasını titretip, sinirlerini boşaltır. Acuzeye, çirkine, hastaya, küçük bâkireye ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir. Zira ki bunlar, elbette kuvveti çeker, âleti yumuşatır, rutubeti kurutur ve üzüntü verir. Pişmanlığa sebep olur. Livata, tabiata aykırı ve zararlıdır. Zira ki ihanet ve eziyeti toplar, inzal zevkini önler. Genç ve güzel kadınla cima, vücuda sıhhat, hislere kuvvet verip, tabiatı mesrur ve kalbi huzur dolu eder. Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan, meni boşalması çok olup, o fazla madde bedenden gider. Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını sırtı üzerine yatırıp, açılmış baldırları arasında dize gele. önce uyun, konuşma ve iltifat ile göğüs, dudak ve yanağını öpmeli. Göğüs ve kasığını ovmalı. Sonra âletiyle bız'a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. ta ki şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola. Vakta ki kadının gözü değişip, göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala. O zaman üzerine düşüp, sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola. İnzalden sonra kadının karnı üzerinde bir miktar kala. Ta ki iki meni karışıp, rahme girmeye yol bula. Evlat arzu eden bu adap üzere hareket kıla. Ta ki inzalı kolay olup, kadın dahi ondan lezzet ala. Tam bir çocuk vücuda gelip, hepsi âfiyet bula.
Boşalma tamam ola. Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın. Ta ki artan meni mesane yolunda kalmasın ve onda kokuşup, hastılak olmasın. Bız'ın rutubeti ona damlayıp, ondan, ondan, mesane iltihabı kalmasın. Cimaı tahrik eden şeylerin biri, insanların cima ettiğine muttali olmaktır. Biri kadın seslerinin nağmesini duymaktır. Biri dahi hayvanların cima ettiğini görmektir. biri de cima ile ilgili hikayelerdir. Kasık kıllarını kesmek de şehveti uyandırır. Bu durumda başka şeyler düşünerek, bu arzuyu yenmek gerekir.
BEYT
Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun
Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun
Deyip, eliyle istimna etmek, üzüntü ve sıkıntıya sebeptir. Cima ile boşalımı terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup, hareketiyle ürer. Kâh olur ki, bit bedende defaten hâsıl olur. bu derece çoğalır ki, rengi sarartıp, uykuyu kaçırır ve şehveti keser. Onun için erkekler ziyade bitli olur. Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede ihtimamdır. Tuzlu su ile yıkanmaktır. Sonra tatlı su ile yıkanma ve ipek gömlek ile tamamdır.
Hamamın en iyisi, binası eski, içi geniş, suyu tatlı, sıcaklığı orta olandır. Onun ilk odası soğuk ve rutubetli, ikincisi sıcak ve rutubetli, üçüncüsü sıcak ve kuru olandır. Böylece vücut sıhhatini koruyup, ter boşalımı için hamama giden onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla girsin. Ondan çıktığında yine yavaş yavaş dışarı gelsin. Hamamın içinde uzun bekleme, baygınlık, bulanıklık, ıstırap, kuruluk ve hafakan verir.Mizacı kuru olan, suyu havadan çok kullanmalıdır. Şu halde rutubete şiddetli ihtiyacından, evinin döşemesine su serpip yatmalıdır. Rutubetli buharı çoğaltmak için, hamamın içine su dökmeli ve hapsetmelidir. Mizacı rutubetli olan havayı, sudan çok kullanmalıdır. Şu halde ayrışma ve kurumaya ihtiyacının çokluğundan, su kullanmadan önce, çok terlemelidir.Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir. Zira ki cildi, rutubetli ve kızarmıştır. Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye başlarsa, o vakit süratle dışarıya gelmelidir. Hamamdan sonra, örtünme ve kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır. Zira ki beden, hamamın havasından daha soğuk olan havaya çıkar. Beden hamamın suyundan emip, çektiğinden, onun ârizî hareketi, ondan süretle gidip, tabii olarak soğuk olan su, soğukluğunu bulduğunda, bedeni dahi soğutur. Eğer hamam, yemekten sonra vâki olduysa, bedenin yağlanmasına sebep olur. Lakin sirke balı içerse, hastalıktan emin olur. İtidal üzere yağlanır. Eğer hazm olunduktan sonra hamama giderse, yağlanır ve hastalıktan emin olur. Midenin boş olduğu zaman hamam yapmak, bedeni kurutur. Zira ki aslî hareket ile arazî harareti toplar. Riyazeti az olan kimse, hamamda terlemeyi çoğaltsın. Ta ki riyazî hareketlerle ayrışacak fazlalıklar, hamam ile ter olup gitsin. Bu boşalma ile vücut, mizacının itidaline yetsin.Soğuk su ile yıkanma, gençlerin bedenine güç verir. Yaz günlerinde, öğle öncesi sıcak mizaçlı ve normal etli olan kimselere sıhhattir. Ama ihtiyarların, çocukların, ishal ve nezlesi olanın, hazmı eksik olanın bedenine zarar ve ziyan eder.Kültürlü kaplıcaları kullanma, yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden sıcak su ile yıkanma, fazlalıkları atıcı, titreme ve felce ilaçtır. Uyuzu iyileştirir, mafsal ve romatizmaya şifa verir. Madenî suların hepsi, beden kokularını giderir, yaralara merhemdir. Bu ilaçların vücuda olan menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi bilir.
Yedinci Madde
Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini, özellik ve hükümlerini (ebced) harflerinin terkibince bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi vücudunun hekîmi olmalıdır. Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini bilmelidir. Her birisini hükmüyle kullanmalıdır. Ta ki vücudu sıhhat üzere kalmalıdır.Gıdalardan her birinden her bir deva ki, insan bedeninde keyfiyetiyle tesir eder. Gerçek o ilaç, insan bedenine gelip, onunla beden kendi tabii hareketinden uyanırsa; eğer bedene insanî keyfiyetten ziyade tesir etmezse, o ilaç mutedil; eğer bedene keyfiyetten ziyade tesir ederse, o ilaç itidallerden ve o keyfiyetten yana dışarıdadır. Şu halde eğer o tesir az olup, hissedilmezse, o ilaç birinci derecedir. Eğer bedene zarar verirse, lakim zararı helak edici değilse, o ilaç üçüncü derecededir. Eğer zararı ölüme varırsa, o ilaç dördüncü derecededir. Ona zehir ilaç adı verilmiştir.Gıdaların da hükümleri, bu ilaçlar gibi bulunmuştur. Hepsinin hükümleri hece harfleri tertibiyle açıklanmıştır.
(ELİF)
İbrişim: Sıcak ve rahattır. Özellikle hamı faydalıdır. Kurusu, bit türemesine engeldir.
İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Onun tatlısı mideyi bozar ve ishal eder. Ekşisi, kalbi teskin edip, safrayı söker. Eksisi, tatlısından daha az ishal eder.
Ispanak: Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Gıdası iyidir. Sıcak ve kuru olan akciğere ve göğse faydalıdır. Karnı yumuşatır. Bel ve sırttaki kan ağrılarını giderir.
Eftimon: Bir kuru ottur ki, birinci derecede kuru ve ikinci derecede sıcaktır. Kokusu müsekkin, düşkün ve yaşlılara faydalıdır. Sevda hastalıklarını ve balgamı gidericidir. Sara ve malihülyayı defedicidir.
Gençleri ve hararetlileri susatır.
Anason: Bilinen bir tohumdur ki, üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır.Böbrek, mesane, rahim, karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar. Yeli ayrıştırmada tam etkisi vardır. Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin için buhar ve suyu faydalıdır. Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan, kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız olan ağrıları dindirir. Bevli ve hayzı söker. Balgamdan doğan susuzluğa faydalıdır. Süt ve meniyi çoğaltıcı, zehrin zararını gidericidir.İsmet: İsfahan sürmesi denir. Öldürücü kurşun madeninin cevheridir. Birinci derecede soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur. Ekşisiz kurutucu ve kabız edicidir. Gözü kuvvetlendirir, burun kanını keser.
Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki, birinci derecede ısıtıcı ve ikinci derecede kurutucudur. Suyuyla yıkanmak, uzuvları kirden pak eder. Yenmesi, mideyi temizler. Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır.
(BE)
Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur. Üçüncü derecede ısıtıcıdır. O, ayrıştırıcı, kesici, yumuşatıcı ve açıcıdır. Damarların ağızlarının açmak, onun halidir. Kuvvetlisi, yüzü kızartır. Tuz ile siğili söker. Normal olarak yenmesi, mide ve iştihaya kuvvet verir, çok yenmesi, baş ağrısı yapar ve aklı hafifletir. Pişmiş soğan çok gıdalıdır. Lakin susatıcıdır.
Parlamaya faydalı, basur ağızlarını açıcıdır. İdrarı kuvvetlendirici, tabiatı yumuşatıcı, zehirli rüzgâra faydalıdır. Pişmişi yaranın üzerine sarılırsa, ağrıyı dindirir.
Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır. Süratle safraya dönüşür. Onu sirke balı düzeltir.
Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur.Bedeni kirden açar. İdrarı çoğaltır. Mesanede oluşan ve böbrekte peydahlanan taşları düşürücüdür. Yemek ile yenmesi faydalıdır.
Beyz (yumurta): En iyisi, yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının sarısıdır. En faydalısı, taze olan yumurtadır. Sarısı hararete, beyazı soğukluğa ziyade meyilli olmuştur. ikisi dahi rutubetli ve faydalıdır.Beyazı yüze sürülse, güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir. Sarısı bal ile karıştırılıp, yüzdeki sivilcelere sürülse, onu giderir. Beyazı, göz ağrılarına, boğaz sertliğine, ses kesilmesine, nefes darlığına, öksürüğe ve kanın havalandırılmasına faydalıdır. Tavuk yumurtası, çabuk nüfuz edici, en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir. Bayat yumurtanın sarısı kabız edicidir. Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir. Yumurta et kuvvetindedir. zira ki o, hayvanın cüzüdür. Belki kuvvetli hayvandır.
Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Sevda, baş dönmesi, tıkanıklık, uyuz ve cüzamı doğurur. Rengi bozar, sarı ve siyah eder.
Bindük (fındır): Hararet ve kuruluğa meyillidir. Hazmı ağırdır. Cinsî kuvveti artırır. Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur. Dimağa yararlı olup, öksürüğü defeder.
(CİM)
Ceviz: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır. Onun baş ağrısı vardır. Hazmı güz ve harareti çoktur. özelliği, ağzı tebşirdir.
Bal ile soğuk mideye faydası iyidir.
Hindistan cevizi: İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Gözü kuvvetlendirici ve sebel hastalığına faydalıdır. Kokusu güzel, yemeği hazmettiricidir. karaciğer, dalak ve mideyi kuvvetlendirici, idrarı getirici ve tabiatı kabzedicidir.
Cübn (peynir): Tazesi, rutubetli ve soğutucudur. Eskisi, ısıtıcı ve kurutucudur. Normali gıda vericidir. Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır.
Mesanede taş yapar.
Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede rutubetlidir. Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır. Onun tohumu idrarı getirir.
(DAL)
Darçın: Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Oldukça latif ve çekicidir.tıkanıklıkları açıcıdır. Her bozukluğu düzelticidir. Onun yağı, açıcı, ayrıştırıcı ve eriticidir. Faydası, yüzdeki siğillere ve titremelere çoktur. Baş ve göğüs ağrılarına faydalıdır. Soğuk nezleyi, rutubetli öksürüğü defeder. Mideyi kuvvetlendirici, kalbi açıcıdır. karaciğer tıkanıklığına, rahim ve böbrek ağrılarına faydalıdır. Göz perdelenmesini ve kararmasını defedicidir.
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 33. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:22 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 33. Bölüm
İKİNCİ BÖLÜM
Omurga kemikleri, boyun kemikleri, kaburgalar, eğe kemikleri ve köprücük kemiklerinin bileşim keyfiyetini beş madde ile açıklar.
Birinci Madde
Omurga kemiğinin bileşim keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilgileri demişlerdir ki: Omurga kemiği nice faydalar için yaratılmıştır. Bir faydası budur ki, canlının bekasında kedisine muhtaç olunan murdar iliği (omurilik) içinde bulundurmuştur. zira ki bütün uzuvların sinirlerinin çakış yeri dimağ olsaydı, insanın başı şimdiki görünüşünden fazla büyük olmak gerekirdi. Bedene ağır bir yok olurdu. sinirler, uzak uzuvlara ulaşmakta, uzun mesafeye muhtaç olup; âfetlere ve kopuntulara açık olmaktan başka, ağır uzuvları yerlerine çekmekte kuvvetleri az olurdu. Şu halde yaratıcı Allah Teâlâ, hikmet ve inayetiyle dimağdan bir cüz olan omuriliği bedenin aşağısına erimiş bir maden gibi akıtıp, omurgayı ona muhafız etmiştir. Ta ki omurga etrafında sinirlerin bölümleri tevzi olunmak uygun olup, daha güzel ola. Omurganın bir faydası budur ki: Önünde konulmuş olan azaların koruyucu kalkanı bulunmuştur. Onun için boğumlar ve çıkıntıları vardır ki, onlar: Senaşen ismiyle isimlendirilmişlerdir. Bir faydası dahi budur ki, beden kemiklerinin yaratılışına esas ve temel bulunmuştur. Nitekim gemi omurgası gibi olduğu yukarıda bilinmiştir. Onun için omurga kemiği gayet metin ve muhkem yaratılmıştır. Bir faydası dahi budur ki, insanın ayağa kalkması için ve hareketine imkan içi müstakil bulunmuştur. Onu için omurga kemiğinin düzeni omurlarla nazm olunmuştur. Hepsi tek kemik veya büyük kemikler olmayıp, güzel intizamı, en iyi yaratılış üzere kılınmıştır. Omurlar arasında bulunan mafsallar e yumuşaktır ki, kıvamı za'f bula ve ne serttir ki katlanmaya engel ola. Belki böyle ara ara yaratılmıştır. Omurganın omurları bir kemiktir ki, ortasından omurilik nüfuz edecek delikleri vardır. Bazı omurların sağ ve solundan deliğin iki tarafından dört çıkıntısı bilinmiştir. Bazısı yukarıya ait, bazısı aşağıya aittir. Bazı omurların atı çıkıntısı olup, dördü bir tarafında, ikisi bir tarafında bulunmuştur. Bazı omurların sekiz çıkıntısı müşahede kılınmıştır. Bu çıkıntıların faydalarının biri budur ki: Bunlarla afsala nasb ve bitişme ile omurlar arası muntazam olup; birinin çıkıntılarının başları, birinin oyuklarına girmiş olup, metanet bulmuştur. Bu omurga omurlarının çıkıntılarındın gayri, başka çıkıntıları vardır ki, onların faydaları; çarpmadan koruyup, mukavemetleriyle kalkan olmaktır. Bu çıkıntılar, sert ve geniş kemikler bulunmuştur ki, omurların uzunlaması üzerine konulmuştur. Bunların gerisinden yana yerlerine şevk ve senasen denilmiştir. Sağda ve solda ulunanlarına kanatlar derler. Bunlar, bedenin uzunlamasında olan sinir, damar ve adaleleri korurlar. Kenarlara yakın olan kanatların bir faydası dahi budur ki: Kenarların üst tepeleri bunlara çakılmış olup, oyuklarıyla raptedilmiş olu. Zira ki her kanadın iki çukuru ve her kenarın iki yumru çıkıntısı vardır. Bu omurların orta deliklerinden başka ince delikleri vardır ki onlardan sinirler çıkıp, damarlar girer. Bu delikler onun için omurların iki tarafından yaratılıp, gerisinde bulunmamıştır. Zira ki onda, giren ve çıkan damarları çarpmadan koruma gerekmez.
Damarlar ve sinirler, eğer omurganın önünde yaratılsaydı, bedenin tabiî ağırlığıyla ve iradî hareketiyle meyilli olan yerlerde vaki olmakla, zayıf olup, raptedemezlerdi. Bu, koruma için olan çıkıntıların üzerine sinir ve rutubet akıcı olup, kaplamış ve örtmüştür ki, teğet olduğu et, incinmesin.
Mafsalların çıkıntılarının da durumu budur. Onar, birbirini takip ile muhtem tutup, her taraftan raptederler. Lakin önden olan takip gayet sağlamdır. Geride ola selistir. Zira ki ön tarafa eğilme, arkaya eğilmekten ziyade gerekir. Şu halde omurganın omurları, takip ve irtibatlarıyla böyle muhkem olduklarından, tek bir kemik gibi sebat ve sükûn için yaratılmamıştır. Eğime ve katlanmayı kabul etmeleriyle esnek olduklarından, birçok kemikler gibi hareket ve esneklik için konulmuştur.
İkinci Madde
Boyun omurlarını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omurları akciğer için, akciğer nice faydalar için yaratılmıştır ki, açıklansa gerektir. Boyun omurlarının, omurga omurlarının üstündeki, altında olan omurun üzerinde yüklenmiş olduğundan, her bir omur, kendi taşıyıcısından küçük ve hafif yaratılmıştır. Ta ki âzanın hareketi hikmeti bir düzen üzere bulunmuştur. Omurganın en altında ve sonunda olan omur, hepsinden daha büyük ve daha sert yaratılmıştır. Ana karnında, kemiklerin nizamından önce bulunmuştur. Kair içinde hepsinden sonra çürüyüp, toprak olur denilmektedir. Omuriliğin en üstü, yer altındaki su yolu gibi çok ve katı olduğu için boyun omurlarının delikleri daha geniş kılınmıştır. Zira, sinir bölümlerinden yukarıya mahsus olan, aşağıya mahsus olandan çoktur. Şu halde boyun omurları küçük ve delikleri geniş olması, ince cisimlerin gereği olarak, hepsinden sert ve sağlamdır. Senasenleri küçük, kanatları büyük ve ikişer başlı yaratılmıştır. Bu omurların harekete ihtiyacı, sebata ihtiyacından fazla olduğundan, üst mafsalları alt mafsallarından selis ve yumuşak kılınmıştır. Bu mafsalların şiddet ve sağlamlığa ihtiyacı az olduğundan boyun altındaki gibi, üst alta bağlı olan mafsal çıkıntıları büyük ve geniş olmayıp, küçük bulunmuştur.
Boyun omurlarının sayısı yedi olması, uzunluğu mutedil olmak içindir. Bu omurların birincisinden başka, her birinin onbirer çıkıntısı vardır ki, birer sinüse, ikişer şube, ikişer kanat ve yukarı tarafa çıkmış olan dörder çıkıntı ve aşağıya dörder çıkıntılıdır. Sinirlerin çıkış yerinin yuvarlak deliği, her iki omur arasında, yarım üzere taksim olunmuştur. Fakat ilk omur ile ikinci omurun nice özellikleri vardır ki, sair omurlarda bulunmaz.
Zira ki, başın sağ ve sola olan hareketi, kendi ile birinci omur arasında bulunan mafsal ile bağıntılı olmuştur. Başın ön ve arkaya olan hareketi, kendisi ile ikinci omur arasından bulunan mafsal ile vücut bulmuştur. Ama ilk mafsal, birinci omurun şahsiyeti üzerinde sabit olmuştur. Bu omurun üt tarafında iki oyuğu vardır ki, onlara baş kemiğinin iki çıkıntılı tarafı girmiştir. Vakta ki bu iki çıkıntının birisi oyuğundan yukarı çıkıp, öbürü oyuğuna tamamıyla gömülse; baş ondan yana meyledip, o tarafa eğilir. Ama ikinci mafsal, ikinci omurda bulunmuştur. Bu omurun ön tarafında uzun bir çıkıntı yaratılmıştır ki, birinci omurun omuriliğin önünde olan deliğinden girip, baş kemiğinde bulunan omuruna ulaşır. Vakta ki, sözü edilen çıkıntı, o omurun deliğinden geçip, omura girse, baş ön tarafa meyledip eğri olur.
Eğer çıkıntı oyuğundan çıkarsa, baş düz durur. Eğer çıkıntı, deliğinden dahi çıkarsa baş arka tarafa kaykılır. İkinci omurun gerisinde dahi kısa bir çıkıntı vardır ki, ancak birinci omurda olan çukuru itçinde hareket edip,onu geçmez. Ama birinci omurun özelliğidir ki, sensenesi olmaz.
Olmadığının faydası budur ki, ağır olmayıp çevresinde olan sinir ve adalelere zahmet vermez. Bu çukur baş kemiğinde gömülmüş gibi olduğu için kanatları dahi yoktur. Zira ki, sinirlerin başlangıç yerine yakın olup, yerleri dar olduğundan kanatları bulunmaması hikmet-i ilâhidir. Bu omurun özelliklerindendi ki, sinirle ondan doğarlar. Sair omurlar gibi iki tarafından ve ortak noktadan doğmazlar. Ancak geri tarafının üstünden iki delikten hepsi lif gibi ince oldukları halde dışarı çıkarlar. Uzadıkça yavaş yavaş alınlaşırlar; yerlerine göre kalın olup, metanet bulurlar. İkinci omurun kısa çıkıntısı, gerisinin üstünde bulunup, onda sinir çıkış yeri deliği mümkün olmadığından, bunun delikleri sensenesinin yanlarında kırılmıştır. Bu ikincinin çıkıntıları sağlam bağlarla birinci omura bağlanmıştır. baş mafsalı, birinci omur ile selis bulunmuştur. İkinci omur ile sair omurlar mafsallardan daha selis kılınmıştır zira ki, bu iki mafsal ile olan baş hareketlerine ihtiyaç faza bulunmuştur. Hepsi yaratıcının sanatı bilinmiştir.
Üçüncü Madde
Göğüs omurlarını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omurlar kemiklerdir ki, kaburga kemiklerine bitişik olup, önemli azaları toplayıcı ve muhafızdır. Bunlar 12 omurdur ki, 11'inin sensenesi ve kanatları vardır. Birinin kanadı yoktur. Senseneleri eşit değildir. Zira ki, bunlardan yürek gibi mühim azaya en yakın olup, bitişik olanı daha büyük ve daha kuvvetlidir. Göğüs omurlarının kanatları diğerlerinden sert olup, kaburgalar onlara ulaşmazlar. Göğsün yedi üst omurunun senseneleri büyük ve kanatları kalın olup metanet bulmuştur. Ta ki, uzuvların demiri olan yüreği en iyi şekilde koruyalar. Çünkü bu omurların cisimleri, sensene ve kanatlarına gitmiştir. Şu halde bunların mafsal çıkıntıları, kısa ve geniş suret bulmuştur. Onuncu omurun üzerinde bulunan omurların üst tarafa doğru olan mafsal çıkıntılarında setli çukurları vardır. Aşağıya doğru olan çıkıntıları yumru tarafları, o çukurlara girip, senseneri aşağıya varmıştır. Onuncu omurun sensenesi kubbe gibidir. Mafsal çıkıntılarının iki tarafında olan çukurları setsiz bulunmuştur. Zira ki, üstü, altıyla birlikte setlenmiştir. Onuncunun altındaki çıkıntıları üst tarafına ve çukurları aşağı tarafına meyilli olup, senseneleri üst tarafına kavisli bilinmiştir. 12. omurun kanatları olmaz: Zira ki, onda kaburga kemiği varken gerek kalmaz.
Midenin zarları tarafı, bu 12. omura bitişiktir bu omurun üstü küçük yapılı olduğundan, kendisinde fazla mafsal çıkıntısı yoktur. Göğüs omurları, boyun omurlarından büyük olduğu için müşterek delikleri iki omur arasında eşit bölünmeyip, derece derece yukarıdakinde fazla ve aşağıdakinde az olup, sinir deliği tamamıyla onuncu omurda bulunmuştur. Göğsün diğer omurları ve iki uyluk arası olan böğürün bütün umurları, bu delikleri tamamıyla içine aldığı için onların olmaları ve sinirlerin çıkışı için bu omurların sağ ve solunda birer delik yaratılmıştır. Göğüsün omurlarının üzerinde sensene ve geniş kanatları vardır. Mafsal çıkıntılarının aşağıları, koruyucu kanatlara benzer genişliklerdir.
Böğürün omurları beş kemik olmuştur. Böğür, kuyruk sokumu ile beraber kasığın tamamına kaide gibi olup, o direk kemiğin taşıyıcısı ve bacak sinirlerinin çıkış yeri olmuştur. Böğür kemikleri üçtür ki, onlar bütün omurlardan daha sert, mafsalları daha sıkı ve kanatları daha geniş bulunmuştur. sinirler için ön ve arka taraflarında delikler vardır ki, oyluk mafsalları onlara mâni olmaya. Bu böğür kemikleri açıklanan böğür kemiklerine benzer.
Kuyruk kemiği, üç kıkırdak omurdan meydana gelmiştir. Çıkıntıları yoktur Küçük olduklarından, boyun omurları gibi sinirleri ortak deliklerden bitmiştir. Üçüncü omur tarafından bir sinir çıkmıştır. Şu halde bu açıklamadan anlaşılmıştır ki, omurganın tamamı bir tek nesne gibidir.
Fazlalık ve şekillerse yuvarlaktır. Zira ki çarpma âfetlerini kabul etmekten en uzak şekiller, yuvarlak şekillerdir. Onun için omurga omurlarının yukarıdakinin başı aşağıya, aşağıdakinin başı yukarıya kaykılmış olup, orta omur olan onuncusu yanında hepsi toplanmıştır. Bu onuncu omur, omurganın uzunluğu hasebiyle senasenin ortası olup, iki yönden birine bükülmüştür. Ta ki iki taraftan her irinde bulunan dokuz omur, bu onuncu omurun üzerine toplanmış olup, nizam bulalar. Şu halde boyun omurları ile omurga omurlarının toplamı, 26 omuru bulmuştur.
Dördüncü Madde
Kaburga kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kaburga kemikleri, kuşattıkları nefs âdetlerini ve gıda âletlerinin yükseklerini korumak için yaratılmıştır. Şu halde bunlara ağırlık olmak için ve birine eren âfet hepsine ermek için gıda ve nefesten göğüs boşluğu dolup, geniş yere muhtaç olduğundan açılmak kolay olmak için ve teneffüs işlerine tayin olunan göğüs adalesi çözülmemek için müteaddit kaburga kemikleri olup, hepsi tek kemik olmamıştır. Bu göğüs kemikleri, baş aza olan yüreği ve onun ardında bulunan azayı kuşatmışlardır. Zira ki, o azalara ârız olan âfetlerin tesiri, büyük iş olduğundan, onları tam bir ihtiyat ile korumak lazımdır. Onun için üstteki yedi kaburga, kedi içlerinde olan nefsanî aza üzerinde, göğüs yanında birleşip, yüreği her yönden korumakla her yönden kuşatmışlardır. Ama gıda azasına komşu olan alt kaburgalar, arka taraftan koruyucu kalkan gibi, karaciğer dalak ve sair azayı korumak içindir ki, birbirine bitişik olmayıp derece derece kısalmıştır. Yukarıdakilerin uçarı arası yakın ve aşağıdakilerin uzak bulunmuştur. Ta ki, midenin yeri geniş olup, gıda ve nefesten dolduğunda güçlük çekip, incinmiş olmasın.
Üstteki yedi kaburga, göğüs kaburgaları ismiyle isimlendirilmiştir. Bunlar, her taraftan yedişer kaburgadır ki, iki ortaları büyük ve uzun, etrafı kısa kılınmıştır. Zira ki bu şekil, her yönden insanın uzuvlarını daha iyi sarmıştır. Bu kaburgalar, yumruları üzere, önce aşağıya meyledip, ondan yukarıya dönerek, kemikler, göğse bitişmiştir ki, sardıkları mekan geniş bulunsun. Nitekim kaburgaların her birinden iki çıkıntı, omurga omurlarının her bir kanadında olan iki çukur omura girip, katmerli mafsal hâsıl olmuştur. Bunun gibi, bu yedi kaburganın göğüs kemikleri ile bulunan bileşimi, aynen omurga omurlarının omurga ile olan bileşimi gibi suret bulmuştur.
Geri kalan beş kısa kaburga, arka kemiklerdir. Uçları sivridir. Uçları kıkırdaklarla korunmuştur ve çarpmalardan uzaktır. Kırılmaktan emin, yumuşaklıkla sertlik arasında ota bir kıkırdak cisim ile yumuşak uzuvlara bitişik ve gömülüktür.
Göğüs kemiği, yedi kemikten oluşmuştur. Onun tek kemik olduğu, yine hafiflik için bilinmiştir. Kendi, yumuşak kıkırdaklarla bağlanmış ve mafsalları sağlam yaratılmıştır. Ta ki, solunum organlarının genişlemesinde yumuşaklıkla müsaadeleri bulunsun. Bu kemiklerin sayısı, kendilerine bağı olan kaburgaları sayısınca yedi bulunmuştur. Göğüs kemiğinin en altına geniş bir kıkırdak kemik bitişmiştir ki, onun aşağı tarafı yuvarlak gibi olup, hançere benzemekle, hançer kemiği namıyla şöhret bulmuştur. Bu kemiğin faydaları: Midenin ağzını koruyup, göğüs kemiği ile yumuşak uzuvlar arasında aracılık edip, sert ile yumuşak arasını birleştirmekte uyuntu vermektir.
Beşinci Madde
Köprücük kemiğini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Köprücük kemiği, göğüs kemiğinin iki yanından her birinin üzerine konulmuş bir kemiktir ki, onun boşluğundan boğazın yanında boş bir açıklık kalmıştır. Ta ki ondan dimağa yükselen damarlar ve inen sinirler geçip yol bulmuştur. Bu kemik, boşluğa meyledip, omuz tarafına da bitişmiştir. Omuz, bu kemikle bağlanmış olup, ikisi birilikte kol kemiğine bağlanmıştır.
Omuz kemiği ince faydalar için vücuda gelmiştir. Bir faydası budur ki: Kol ile el ondan asılı olup, göğse bitişsin. iki elin, birbirine hareketi kolay olup, selasetten kalmasın. Bir faydası budur ki: Omuz, kaburga kemiklerinden uzak olup, iki kolun hareketi geniş kalıp, engel olmasın. Bir faydası budur ki: Göğse hasredilmiş olan uzuvlara kalkan olup, omurga omurlarının senasin ve kanatları makamında durup, göğse âfet ermesin. Bu omuz kemiği, göğüs boşluğundan yana ince, enseden yana kalın olmuştur.
Boşluk tarafı üzerinde bükülmemiş bir boşluk vardır ki, kolun dönen tarafı ona girmiştir. Bunun içi çıkıntısı vardır ki, birisi arka ve süt tarafına kalkılmıştır. O, karga burnu nâmını bulmuştur. Onunla omuz, köprücüğe bağlanmıştır. O çıkıntıdır ki, kolun ucunu üst tarafa eğilmekten engel olmuştur İkinci çıkıntısı, aşağı ve ön tarafa gelmiştir. Yine kol kemiğinin çıkmasına engel olmuştur. Şu halde göğüsten yana uzaklaştıkça, geniş olup, yayılmıştır. Bu çıkıntının dışı üzerinde üçgen gibi bir çıkıntı vardır ki, onun kaidesi, boşluktan yana, dar açısı göğüste yana gelmiştir. Ta ki sırtın düz olmasına halel gelmemek için, omurga omurlarının senasini yerinde koruyucu olmuştur. Bu çıkıntıya bitişik olan kıkırdağın yuvarlak tarafıyla omuz genişliği son bulmuştur. Bu kıkırdağın bitişmesi de, diğer kıkırdaklar gibi bilinmiştir.
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 34. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:19 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 34. Bölüm
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İki el ve iki ayak kemiklerinin bileşik keyfiyetini, isim ve özelliklerini yedi madde ile açıklar.
Birinci Madde
iki pazu kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Pazu kemiği yuvarlak şekil üzere suret bulmuştur. Ta ki âfet kabulünden uzak olmuştur. Üst tarafı yumru olu, omuz çukuruna gevşek bir mafsalla girmiştir. Bu mafsala gevşekliğinden, çok çıkma ârız olmuştur. Bu gevşeklikte iki fayda vardır: biri ihtiyaçtır, biri emniyet ve selamettir.
İhtiyaç: Bütün yönlerde selamet harekettir. emniyet ise, sâbittir. Zira ki pazu, her taraftan yana hareket etmeğe muhtaçtır. Lakin o hareket, onda çok ve devamlı gelir. Ta ki, bağlarının kopmasından korkula. Belki pazu, çoğu durumlarda sâkin ve sair mafsalları hareketli bulunmuştur. O mafsallar pazudan ziyade muhkem yaratılmıştır. Pazu mafsalını dört bağ tutmuştur. Biri, enine perde gibidir ki, o mafsal, sair mafsallar gibi kuşatıcı olmuştur. İkisi sonundan inmiştir. Birinin tarafı geniş olup, pazu tarafını çevrelemiştir. Biri büyük ve sert olup, dördüncü bağ ile kargaburun çıkıntısından inmiştir. Şekilleri geniş olup, pazuya temas etmiştir. Pazu kemiği göğüsten yana çukur olup, boşluktan yana yumru kılınmıştır. Ta ki üzerinde toplanmış ve tertip edilmiş olan adaleler, sinirler ve damarlar örtülmüş olup, avuçladığı nesne gökçek ve kolay avuçlansın. iki el, birbirinin üzerine rahat ulaşsın.
Pazunun alt tarafını üzerine iki bitişik çıkıntı bileşmiştir ki, iç tarafında olan uzun ve inci bulunup, bir nesne ile mafsalı olmayıp, ancak sinir ve damarları korumak için yaratılmıştır. Dış tarafında olan çıkıntı ve üstte olan çukurda bulunan lokma ile dirsek mafsalı tamam olmuştur. İkisi arasında bir yeri vardır ki, onun iki tarafında iki oyuk vardır. Üstteki oyuk önde ve alttaki oyuk arkada vâki olmuştur. Üst oyuğun engeli yoktur. Düzgündür. Fakat ikinci oyuk, daha büyüktür. Göğüs oyuğuna yakın olan yeri düz olmayıp, oyuğu dahi yuvarlak bulunmayıp, duvar gibi düz yaratılmıştır. Ta ki onda, kol çıkıntısı, boşluk tarafından yana hareket edip, ona ulaştığında dursun. Bu iki oyuğa, iki atabe adı vermişlerdir. Bu mafsallar, bu yapı üzere düzen tutmuştur.
İkinci Madde
Bilek kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek, uzunlamasına iki kemikten oluşmuştur. Onlara: iki bilek kemiği derler. Bunların başparmağa yakın ola üstteki ince olup, ona, üst bilek kemiği derler. Küçük parmağa yakın olan alttaki, taşıyıcı olduğundan alt kemik adını almıştır.
Üst bilek kemiğinin faydası: Onunla bileğin hareketi eğilip, bükülücü olmaktır. Alt kemiğin faydası: Onunla bilek kavrama ve yayılmadan yana hareket eder. Bu iki kemiğin her birinin ortası ince ve latif yaratılmıştır. Ta ki, kalın adaleler onları sıkmasıyla ağırlık veren kalınlıklarından kurtulmuş olalar. ama etrafı, et ve adaleden arınmış ve bağlar ile gizlenmiş oldukları için, mafsalların hareketiyle sert çarpmalara uğradıkları için kalın ve metin kılınmıştır. Üst kemik, girintili-çıkıntılı olup; faydası, eğik hareketlere kabiliyeti olmak bilinmiştir. alt kemik, yumma ve açmaya yaradığı için düz yaratılmıştır.
Dirsek mafsalı, adale ile süt ve alt kemi mafsallarındandır. Üst kemiğin tarafında küçük bir çukur vardır ki, pazunun boşluk tarafında olan çıkıntı onda raptedilmiştir. O çukurda, bu çıkıntının dönmesiyle eğri hareketler hâsıl olmuştur. Alt bilek kemiğinin iki çıkıntısı vardır ki, aralarında (sin) harfine benzer benzer bir yer bulunmuştur. Onun çukurunda olan yüzeyi yumru kılınmıştır. Ta ki pazunun çukur tarafında olan yere girip, dirsek mafsalı ondan bileşe. Vakta ki giren yer, çukur yer üzerinde geri ve süt taraflarına hareket eylese, el yayılır. Kaçan çıkıntıyı haseden çukurdan duvar eri ayrılsa; eli ziyade yayılmaktan haps ve men edip, adale ile bilek istikametine yakın olur. Kaçan iki yer birbirinin üzerinde ön ve üst taraflarına hareket eylese, el yumulup, bileği pazuda ön tarafa teğet olur. İki çıkıntının aşağı tarafları, tek bir şey gibi toplanmış olup, onlardan geniş ve ortak bir çukur meydana gelir ki, çoğunlukla alt çıkıntıda bulunmuştur. Bu çukurdan fazla kalan âfetlerden uzak olmak için yumru ve kaygan yaratılmıştır. Alt bilek kemiğinin çukuru gerisinde uzunlamasına bir çıkıntı vardır ki, faydası: Korumak ve kollamaktır.
Üçüncü Madde
El ayasının kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: El ayası, bir çok kemiklerden meydana gelmiştir. Ta ki cüzüne erişen âfet, bütününe erişmesin. El ayası, eli yumduğunda, o kemiklerle çukurlaşmakta ve büyük cisimler üzerinde avucun çukur olmasıyla, kayganların tutulması mümkün olsun. Bu kemiklerin mafsalları birbirine zapt olunmuştur, ta ki dağılmasın. Avucun aldığı nesnelerde tutuşu zayıf olmasın. Hatta ayanın derisi soyulsa, bu kemiklerin hepsi bitişik ve tek görünür. Bu bitişme ile bile bu kemikleri birbirine birçok bağlar, sağlam bağlayıp; bir miktar mutavaat vermiştir. Ta ki avucun içinde kavramaya yarayan çukurluk meydana gelsin. Aya kemikleri yedi ve bir de fazla kemik yaratılmıştır. Ama yedi asıl kemik, iki saf kılınmıştır. Bir safı, bilekten yanadır ki, cisimleri ince ve sayları üç bulunmuştur. İkinci safın kemikleri, parmak taraklarından yana bulundukları için geniş olup, sayısı dört bilinmiştir. Şu halde üçü araya sıkıştırılıp, bileğe yakın olan tarafı ince ve gayet bitişik bulunmuştur. Öteki safa yakın olan tarafı, geniş ve bitişiklikleri az kılınmıştır.
Sekizinci kemik ise, el ayasının iki safını düzenlemek için değil, belki ayaya yakın olan siniri korumak içindir. üç kemiğin açlarının birleşmesinden, onun tek ucu hâsıl olup, iki bilek kemiği uçlarından hâsıl olan geni çukura girip, ondan mafsal yumulur ve açılır. Alt bilek kemiğinde açıklanan çıkıntı, aya kemiklerini yakın ola kemiğin çukuruna girip, onunla mafsal, eğik ve açık olmuştur.
Tarak kemikleri dört olup, dört parmağa mukabil gelmiştir. Bu tarak kemikleri, ayaya yakın olan tarafta birbirine yakın olmuştur. Ta ki bitişik gibi olan kemikleri ayaya bitişmesi gökçek olsun. Parmaklar tarafından yana bir miktarca açık olmuştur. Ta ki kemikler, farklı açıklıklara güzel bitişsin. İç tarafından çukur olmuştur, ta ki genişlik ve sıkışıklığa yardımcı olsun. Aya mafsalı ile tarak kemikleri, aya etrafında olan çukurlara, kıkırdaklara bürünmüş olan tarak kemiklerinden çıkıntılar girişiyle telif edilmiş yaratılmıştır.
Dördüncü Madde
Parmak kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: El parmakları eşyayı kavramakta yardımcı âletlerdir. Parmakların eti, kemiklerden hâli yaratılmadı. Gerçi muhtelif hareketleri sülük ve balık hareketleri gibi mümkün idi. Lakin parmakların işleri, el titremesi gibi zayıf olmayıp, metin ve kavi olmak için kemiklerle dolu yaratılmıştır. Bu parmaklar, birer kemikten yaratılmayıp, müteaddit kemiklerle bulunmuştur. Ta ki işleri zor olmasın. Her parmak üç kemikten yaratılmıştır. Zira ki, içten ziyade olsa, ağır eşyayı zapt etmekten âciz kalırdı. Üçten az olsa, parmakların hareketleri eksik olurdu. Parmak kemiklerinin uçları ince, kaideleri geniştir. Üsttekiler alttakilerden boy boy büyük yaratılmıştır. Ta ki yüklenici ve yüklenen arasında münasebet gökçek olsun. Bu kemikler yuvarlak kılınmıştır. Ta ki âfetlerden korunmuş kalsınlar. Boşluksuz ve iliksiz, sertlik üzere yaratılmıştır. Ta ki çekme ve kavrama hareketlerinde metanetleri sağlam ve kuvvetli olsun. Dışları yumru, içleri çukur bulunmuştur, ta ki tutma ve oğma kolay olsun. Dış tarafları dahi baş parmak ve küçük parmak gibi parmak olmayan taraflar yumru kılınmıştır; ta ki sıkışma anında âfetlerden korunmuş olan yuvarlak şekle benzesin. İçlerinde et az olmuştur. Ta ki onları koruyup ve örtüp, kavrama ile temas olunan nesnelerin altında eğilici olsun. Dış tarafları etsiz kılınmıştır. Ta ki, ağır olmayıp, hafiflik bulsun. Parmakların etrafında tırnaklar olmuştur. Ta ki uçları, etkili silah yerini tutsun. Parmakların uç etleri çoktur. Ta ki birine yapıştığında iyice tutsun. Orta parmağın mafsalı uzun olup, ötekilerininki daha kısa olmuştur. Ta ki, kavrama sırasında parmakların etrafı eşit olup, avucun içinde boş yer kalmayı, muntazam olsu. Kavranan yuvarlak üzerinde el ayası ve parmaklar çukurlaşıp, her taraftan ona temas kılsın.
Baş parmaklar, diğer dördünden daha kısa ve kalın yaratılmıştır. Ta ki hepsine mukavemette muadil kalsın. Eğer baş parmak, kendi yeri gerisinde konulsaydı, faydası kalmayıp, engelleri peyda olurdu. Zira ki eğer baş parmak, elin içinde olsaydı, el içiyle ola işlerin çoğu yapılamazdı. Eğer küçük parmak tarafında konulsaydı, iki el, kavradıkları nesnede, birbirine mukabil ve uygun gelmezdi ve birbirine yardım edebilmezdi. Eğer elin sırtına olsaydı, ziyade uzak olup, yararı kalmazdı. Başparmak, tarak kemiğine bağlanmadı. Ta ki kendi ile dört parmak arasında mesafe dar olmaya. Şu halde, vakta ki, dört parmak bir taraftan, bir nesneyi kuşatıp, başparmak ta onlara mukavemet eylese; elin, bir büyük nesneyi alıp kavraması mümkün olur ve bir tarafla başparmak, avucun kavradığı nesnenin azası benzeridir ki, onu örter. Bütün parmakların asâyişi, rutubetli ve yapışkan kılınıp, birine giren rutubetli ve yapışkan kıkırdak ve çukurlara bitişik yaratılmıştır. Ta ki onunla rutubetleri sürekli olup, onlara hareketlerinden kuruluk gelmesin. Mafsallarını, kuvvetli bağlar sarıp, kıkırdak örtüleriyle bitişik yaratılmıştır. Ta ki muhkem olsunlar. Ziyade sağlamlık için mafsallarında bulunan açıklıkları, küçük kemikler ile doldurulup, metanet verilmiştir. Bunlara: Semsemaniye derler.
Tırnaklar dört fayda için yaratılmıştır. Birinci faydası: Bir nesneyi bağlayıp düğümlemekte; parmaklara dayanak olmaktır. İkincisi: Onlarla ufak nesneleri kaldırıp toplamaya kudret bulmaktır. Dördüncüsü: Bazı vakitler, gerektiğinde, silah gibi onlarla düşmandan intikam almaktır. Tırnakların etrafı, yuvarlak kılınmıştır. Ta ki çarpma âfetlerinden korunsunlar. Yumuşak kemiklerden yaratılmıştır. Ta ki sert nesnelerle karşılaşmada kolaylıkla eğilip, selametle bükülsünler. Mukavemetle yarılıp ve kırılmayıp, sağlam kalsınlar. Kazınma ve törpülenme taraflarında bulunmuşlardır. Onun için büyüyüp ve gelişip, uzar kılınmışlardır. Ta ki çarpmalarda mahvoldukça yine tamam olsunlar. Uzadıkça, kesmekle karar bulsunlar.
Beşinci Madde
Kasık kemiklerini ve kalçayı bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende bulunan kemiklerin biri dahi kasık kemiğidir. O, kuyruk sokumu yanında sağlı ve sollu iki kemiktendir ki, kasığın ortasında sağlam bir mafsalla birbirine bitişmiştir. Bunlar, adı geçen üstteki kemiklerin yesası gibi bilinmiştir Alttaki kemiklerin hepsinin yüklenicisi ve nakledicisi bulunmuştur. Bu iki kemiğin her biri dört cüze taksim olunmuştur. Boşluktan yana olan parçalarına hâsıla kemiği ve harkafe kemiği adı verilmiştir. Önden yana olan parçalarına kasık kemiği denmiştir. Arkadan yana olan parçalarına virek kemiği denilmiştir. içe ve aşağıya olan parçalarına kalça payı denilmiştir. Zira ki, bularda, iki kalça kemiklerinin yumru uçları girecek oyuklar bulunmuştur. Bu iki kemik üzerinde meni âletleri, rahim, makat, mesane gibi latif azalar konulmuştur.
İki ayağın faydası: iki nesnedir. Biri nizam, üzere ayakta durmaktır ki, iki ayak ile sabit ve kaimdir. Biri yukarı çıkma, inme ve düz durma durumlarında intikallerdir. iki kalça ve iki ayak ile bu intikaller yapılır. Zira ki, eğer ayağa bir âfet erişse, ayakta durma düzeni zor olur. İntikal kolay ve rahat olur. Eğer kalça ve baldır adalesine bir âfet erişse, o vakitte ayakta durma kolay olur, intikal zor olur. Ayak kemiklerinin birincisi iki kalça kemiğidir ki, bedende olan kemiklerin en büyüğüdür. Zira ki, bu iki kemik, üstlerinde olanı yüklenici ve altlarında olanı nakledicidir. Bu iki kemiğin üst tarafları kubbe gibi yumru olup, hakk'u-l vikete olan çukura girmiştir. Bu iki kemik, önden ve boşluktan yana yumru, geri ve içeriden yana çukur ve kesik kılınmıştır. Ta ki büyük adaleleri, sinirleri, birçok damarı gökçek koruyup; hepsinden düz bir nesne hâsıl olup, onula oturuş daha güzel olsun. Eğer hakk'u-l virek beraberinde düz konulsaydı, iki oyluk arası uygunsuz ve geniş olup, yamuk olurdu. Bu iki kemiğin alt tarafında diz mafsalları için her birinin iki çıkıntısı vardır. Diz mafsalından önce baldır kemiklerini beyan ederiz, ta ki ondan diz mafsalı ortaya çıka.
Altıncı Madde
Baldır kemikleri ve iki diz mafsalını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bilek gibi baldır dahi iki kemikten yaratılmıştır. Biri büyük ve uzundur ki, ona büyük kasba denilmiştir. Biri küçük ve kısadır ki; üst tarafı kalça kemiğine bitişik olmayıp, ona küçük kasba adı verilmiştir. Kalça gibi baldır kemiğinin boşluktan yana yumruluğu bulunmuştur. Küçük kasba, alt tarafta içten yana yumru yaratılmıştır. Ta ki onlarla baldır adaleleri ve sinirleri muntazam olsun. Hakikatte baldır, o büyük kasbadır ki, kalça kemiğinden kısa bulunmuştur. Ta ki, hareket için hafif olsun. Bu baldıra bir mutedil miktar verilmiştir ki; ne üstünü taşımaktan âciz olur; ne hareketten zorluk bulur. Bununla bile küçük kasba ile dahi ona kuvvet ve sağlamlık verilmiştir. Küçük kasbanın bu sağlamlığından dahi büyük kasba ve aralarında olan sinirleri ve damarları örtücü ve koruyucu bulunmuştur. Mafsal önünde büyük kasbaya iştirakle yumulma ve yayılmaya kuvvet vermek için yaratılmıştır.
Diz mafsalı: Kalça kemiğinin alt tarafında olan iki çıkıntının baldır kemiğinin üst tarafında bulunan iki çukura girmek ile hâsıl olmuştur. Bunlar, birer lif bağı ile bağlanmış olup, iki taraftan iki metin bağ ile muhkem düğümlenmiştir. İkisinin önleri diz kapağı kemiğinde yerleşmiştir.
Diz kapağı ayrı bir yuvarlak kemiktir ki, ona diz gözü denilmiştir. Bunun faydası, diz üzerinde oturma anında diz mafsalını ayrılmaktan bu kemik ile koruyup, emniyet bulmaktır. Bu ağır bedeni taşıyan mafsal, hareketi ile kuvvet verip, ona direk olmaktır. Ve bu kemiğin yeri bu mafsalın önünde bulunmuştur. zira ki bu mafsala ani saldırı ve çarpma çoğu zaman ön taraftan olur, bilinmiştir. ama geri taraftan yana ani çarpma olmayıp, sağ ve sol tarafa eğilmesi az bulunmuştur. Şu halde ani kalkma ve oturmalarda diz mafsalına ön taraftan zor zahmet gelmekle ihtiyat kılınmıştır.
Yedinci Madde
Ayak kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak, ayakta sebat için âlet yaratılmıştır. Şekli, ayakucu tarafına uzamış bulunmuştur. Ta ki üzerine dayanma ve dinelmeye yardımcı olsun. İç taraftan yana beli ince kılınmıştır. Ta ki ayakta durma durumunda ön tarafı ayaktan yana dönük olup, yürürken atılacak ayağın dayanmakla, yürüme düzeni uygun olsun. Dikenli olan yere, ayak bastığında tabanı üzere olup, diken ona şiddetle batmasın. Yuvarlak nesnelere ayak ayası, kolay ve sağlam basıp, bir tarafa kayıp gitmesin. Ayağın çok kemikten oluştuğundan nice faydaları bilinmiştir. Biri budur ki: Ayak, bastığı nesneyi gerektiğinde sağlam basıp sabit olmaya kadir bulunmuştur. Zira ki ayak, bastığı nesneyi el ayasının kavradığı gibi kavrar bilinmiştir. Sair faydaları, çok kemikli olan azanın sayılan faydalarının aynısı bulunmuştur.
Bir ayağın kemikleri 26 adet olmuştur. Biri topuk kemiğidir ki, onunla bacak mafsalı tamamlanmıştır. Biri ökçe kemiğidir ki, ayakta durmanın temel direği onunla bulunmuştur. Biri kayık kemiğidir ki, ayağın ortası onuna yerden kalkıp ön tarafı dahi onunla yere gelir. Ayak bileğinin dört kemiği vardır ki, onlarla ayak taraklara bağlanır. Biri merdiven kemiğidir ki, altıgen şeklindedir. O, ayağın dış tarafından yana konulmuştur. Ta ki, yer üzerinde o tarafın sebatı gökçek bulunsun. Beş kemik dahi tarak için yaratılmıştır.
İnsanın ayak topuğu diğer hayvanların topuğundan daha çıkıntılı kılınmıştır. Ayağın hareketinde faydalı olan kemiklerin en yararlı topuk bulunmuştur. Nitekim ayağın sebatında faydalı olan kemiklerin en lüzumlusu topuk bilinmiştir. Topuk, daha önce açıklanan iki baldır kemiğinin yuvarlak tarafları arasında konulmuştur ki, onu üst tarafından, kafasından, dış tarafından ve iç tarafından kuşatmıştır. Onun iki tarafı, topuk kemiğindeki çukura girmiştir. Bu topuk, bacak ile ökçe arasında bir vasıtadır ki, onunla birbirine gökçek bitişmesi bulunmuştur. O ikisi arasında mafsal, metin olmuştur. Topuk ortada bulunup önünden kayık kemiğine, mafsal bağı ile bağlanmıştır. Kayık kemiği, geri tarafından ökçe kemiğine, ön tarafından bilek kemiğinin üstüne, dış taraftan yana bacak kemiğine bitişmiştir. ökçe, topuğun altında konulup, kendi sert, arka tarafı yuvarlak yaratılmıştır. Ta ki, afetlere mukavemet edip, sertlikle isabet eden nesneleri iyi tarafa atsın. Alt tarafı düz kılınmıştır. Ta ki, düz basması kolay olup, bastığı nesne üzerinde rahatla karar etsin. Ölçüsü büyük olmuştur. Ta ki, bedenin yükünü taşımaya kudreti yetsin. Şekli, uzun üçgen olup, yavaş yavaş incelip, ayağın ortasında dış tarafına ulaştığında son bulmuştur. Ta ki, ayağın çukuru arkadan ortaya doğru yavaşlıkla gitsin.
Ayak bileği, el bileğine uymaz. Zira ki, ayak bileğinin kemikleri bir saf; el bileğininkiler iki saf bilinmiştir. Bu bileğin kemik sayısı, ondan az kılınmıştır. Zira ki, kavrama ve harekete ihtiyaç, elde çok bulunmuştur. Ayaktan istenen, sebat ve sağlamlık bilinmiştir. Mafsal ve kemiklerin çokluğu sebat ve sağlamlığa zararlı olduğu gibi, yoklukları dahi sebat ve sağlamlığa zararlı olduğundan, insan ayağı bu biçimde yaratılmıştır. Ayak tarağı, beş kemikten bileştirilmiştir. Ta ki, her birine beş parmaktan biri bitişip, bir safta dizilsinler. Ayağın parmakları, elinkilerden daha kısadır. Zira ki, ayakta istenen metanet, elde kavramak bulunmuştur. Ama baş parmak iki büyük boğumdan ve ondan başka parmakların hepsi üçer boğumdan yaratılmıştır. Ta ki, yürüme hareketi düzenini bulup, yürüyüşünde âhenk olsun.
Böylece insan bedeni semsemelerle (susam şeklinde kemik) birlikte toplam 300 kemikten oluşmuştur. Bu bileşim üzere bulunan şaşırtıcı terkipler, akıl sahiplerine ibret olmuştur. Şaşırtıcı şekillerinde benzersiz yaratıcıyı fikreden ve düşününe akıllılara hayret gelmiştir. Şaşanlar, bu sanat şaheseri binadan çok ibret alıp, nice izzet ve lezzet bulmuştur. Yaratıcı ve şekil veren Allah, münezzehtir, deyip hayrette kalmıştır.
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 35. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:18 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 35. Bölüm
ÜÇÜNCÜ BAHİS
Uzuvların hareketleri keyfiyetini, adalelerin mahiyetini, cüzlerini, metanet ve özelliklerini üç bölümde ayrıntılı olarak bildirir.
BİRİNCİ BÖLÜM
Adalelerin diziliş keyfiyetini, onlarla baş ve boyunda bulunan hareketleri yedi madde ile açıklar.
Birinci Madde
Adalelerin dizilişini ve onlarla hâsıl olan hareketleri topluca bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: İnsan bedeninde mevcut olan 420 tane irade-i ihtiyarî hareketin tamamı sinirler vasıtasıyla yürekten dimağa, ondan uzuvlara ulaşan kuvvetle hâsıl olup, hareketli azanın temeli bulunan sert kemikler ile ince sinirlerin bitişmesi uyumsuz olduğundan yaratıcı olan Allah, inayeti ile lütfedip, uzuv kemiklerinden sinire benzer bağlar bitirip; sinirler ile tek bir şey gibi toplamış ve birleştirmiştir. Bağlar ile sinirlerden bileşen baş, beyin ve omuriliğin hacimleri tahammülünce çıktığı yerde ince bulunup, özellikle uzuvlara bölünüp ve yayıldığına her bir kemiğin payı, oldukça ince zayıf olup, asıl çıkış yerinden uzaklaştıkça bozuşumu ortaya çıktığı için yaratıcı Allah, hikmeti ile tedbir edip, sinirlerle bağlardan bileşen uzuvları az yaratmakla kalın edip, aralarını et ile doldurup, zar ile perde çekip, sinir cevherinden olan belkemiğini ortasında korumuştur. Şu halde bunun hepsi sinirden, liften, etten ve zardan meydana gelmiş bir uzuv olmuştur ki, ona adale derler. Bu adale toplandığında kısalır. Ondan uzuv tarafına giden kirişi çeker. O durumda o uzuv buruşup, çekilmiş olur. Yine bu adale kendi yayılması ile uzadığında, o kiriş gevşer. O vakitte, o uzuv açılıp, uzar. İradî hareketlerin hepsi bu keyfiyetle hâsıl olup, çeşitli nevilerle yerine göre suret bulur.
İkinci Madde
Yüz adalelerinin bazılarını ve onlarla hâsıl olan hareketleri bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yüz adaleleri, onda olan hareketli uzuvların hareketleri sayısınca bulunmuştur. Yüzün hareketli uzuvları, alın, göz, göz kapakları, yanaklar, burun uçları, alt çene ve dudaklardır.
Alnın hareketi, ince, geniş ve örgütlü bir adale iledir. Bu adale, alnın derisi altında yayılmış olup, ona bir derece karışmıştır ki, alnın derisinden bir cüz olup, ondan tecridi imkansız bulunmuştur. Alnın derisi adaleden hareketli olan uzva kiriş bitişmiştir. Bu adalenin toplanması ile iki kaş kalkıp, gevşemesi ile inip, göz kırpmalarına dahi yardımcı kılınmıştır.
Gözbebeği ki, gözün içindedir. Onu hareket ettiren altı adaledir. Dördü, gözün dört tarafındadır ki, her biri göz bebeğini kendi yönüne hareket ettirmişti. ikisi, gözün gerisinde yani kaykacında korunmuştur. Onlarla göz bebeğinin daire üzere olan hareketi bulunmuştur. Gözbebeğinin gerisinde bir adale vardır ki, açıklanacak içi boş sinire dayanak olup, ona kendi perdeleri ile metânet veriştir. Onu yumrulaşma sırasında gevşemekten men ile zapt etmiştir Fakat gözün üst kapakları hareketi ile maksat tama olup, gözün yumulması gerçekleştiğinden alt kapakları hareketine gerek kalmamıştır. Hakk'ın inayeti ise mümkün oldukça âletlerin azalmasına sarf olunuştur. Zira ki, âletlerin çokluğunda âfetler çok bulunmuştur. Üst kapak sakin olup, alt kapağın hareketli olması mümkündü. Lakin Hakîm olan Allah'ın inayeti, işleri çıkış yerine daha yakın olmakla sinir ona ulaştığında bükülme ve değişime muhtaç olmadığı bilinir. Üst kapak için gözün açılması sırasında kalkma hareketi ve kapanması vaktinde inme hareketi gerekip, kapanma ise aşağı tarafa çeken adalelere muhtaç olduğundan gözün iki tarafında iki adale yaratılmıştır ki, göz kapağını aşağıya çeker bulunmuştur. Göz kapağının açılması için ortasına bir adale inip, kirişinin tarafı kapağının tarafına yayılmıştır ki, o kısılıp toplandığında gözün açılması hâsıl olur. Onun için bir adale yaratılıp, doğru inip, kapağın iki perdesi arasında kıkırdak gibi geniş bir cisim olup, kirpiklerin bittiği yerin atında yayılmıştır. Göz kapağı, göz bebeğini korumak için ve kirpikler onu tozlardan korumak için yaratılmıştır. Şu halde bütün beden azaları, nice hikmetler ve faydalar için yaratılmıştır.
Üçüncü Madde
Yanakların, dudakların ve burun kanatlarının hareketlerine vesile olan adaleleri bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yanağın iki hareketi vardır. Biri, alt çeneye tâbidir. Biri, dudağa ortak olarak, diğer bir uzvun hareketine tâbi olan kendi hareketidir. Onun için yanak ile o uzvun müşterek bir adaleleri vardır. O adale her bir tarafta geniş olup, bu isim ile bilinmiştir. Bu iki hareketin iki adalesinin her biri, dört cüzden bileşik bulunmuştur. Zira ki her birine dört yerden lif gelmiştir. Bir cüzü köprücük kemiğinden çıkıp, sonları iki dudağın iki tarafına, alt taraftan bitişik olup, ağzı yana ve aşağıya çekmiştir. İkinci cüz, iki tarafta, böğür ve köprücük kemiğinden çıkıp, lifleri yanlara gitmiştir. Sağdan çıkan, soldan çıkanla kesişip, geçmiştir. Şu halde ağdan gelen lif, dudağın sol alt tarafına ve soldan gelen lif, onun üst sağ tarafına yetmiştir. Bu iki lifin toplanmasıyla, ağız daralıp, dudaklar ön tarafa gelir. kesenin ipliği, kendi ağzını topladığı biçimde olur. Üçüncü cüz, omuzda olan kemik yanında bitip, o adalenin bitiştiği yerin üstünde bitişmiştir Dudağı iki tarafa eşit ve imale ile meyilli kalmıştır. Dördüncü cüz, boyundaki susamcıklardan gelip, iki kulak hizasından geçip, yanak cüzlerine ulaşmıştır. Çizgi, onunla öyle açık harekete gelmiştir. O harekete dudak dahi uymuştur.
Dudağın adalelerinin biri, yanak ile müşterek olan adaledir ki, açıklanmıştır. Dudağa mahsus adaleler dört bulunmuştur. İkisi, elmacık kemikleri üzerinden galip, dudağın iki tarafına bitişmiştir. iki adale dahi aşağıdan gelip, dudağa ulaşmıştır. Dudağın hareketinde bu dördü yeterli olmuştur. Zira ki, bu adalelerin her biri tek başına hareket ettiğinde, dudağı kendi tarafına hareket ettirir. İkisi iki taraftan beraber hareket etseler, dudak iki tarafa yayılıp gider. Dördü birlik hareket etseler, dudağın hareketleri dört tarafa tamam olup, kusuru kalmaz. Bunlardan gayrı onun hareketi olmaz. Müşterek olan adalelerin etrafı dudağa bir derece kaynaşmıştır ki, onun cevheri olan etten fark olunmaz.
Burun kanatlarıdır ki, ikisine iki küçük sağla adalenin birleşmesi âdildir. Küçük olduklarına, çok hareketli olan yanak ve dudağın adalelerini yerlerinin lüzum ve genişliği yol açmıştır. Sağlam oldukları, onlarda kemik olmadığındandır. Bu iki adalenin çıkış yeri elmacık kemikleri tarafında bulunmuştur. Zira ki, elmacıkların lifine karışmış olup, burun kanatlarını o tarafa hareket ettirir bilinmiştir. Hepsi Allah'ın hikmeti ile konulmuştur.
Dördüncü Madde
lt çenenin hareketini, faydalarını ve adalelerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Üst çene hareket etmeyi, alt çene hareketli olduğunda nice faydalar vardır. Biri budur ki, en hafif olanın hareketi uygun ve kolaydır. Biri budur ki, hareketle zahmet çeken uzuvları kuşatmayanı hareket ettirmek daha doğru ve daha güzeldir. Biri budur ki, üst çene sakin olduğundan, mafsalı ile mafsal ucu metin ve sağlamdır.
Hareketli olan alt çenenin üç hareketi vardır ki: Biri ağzı açma hareketidir. Biri kapama hareketidir. Biri çiğneme ve öğütme hareketidir. Açma hareketi, çeneyi aşağıya indirir. Kapama hareketi, çeneyi yukarıya kaldırır, öğütme hareketi, çeneyi iki tarafa meyil ile döndürür. Şu halde kapama için iki adale yaratılmıştı ki; üst taraftan inip, çeneyi yukarıya çekerler. İnsan çenesi hafif olup, hayvan gibi kesme ve koparmaya fazla muhtaç olmadığından bu iki adalenin miktarı küçük yaratılmıştır. Oldukça yumuşak olan beyin cismi ki, bunların çıkış yerleri kılınmıştır. Beyine yakın oldukları için bunlar dahi yumuşak bulunmuştur. Zira ki bu adalelerle dimağ arasında ancak bir kemik yaratılmıştır. Dimağdan çıktıkları yer yanında bir çift kemik içinde o yaratıcı Allah bunları defnedip, perdeden geçirmiştir. Ta ki, bu kemik sinirlerin başlangıç yerinden uzaklaşmakla cevherleri bir miktar sertleşmiş olsun. Bu iki adaleden her birinin birer büyük kirişi vardır ki,alt enenin kenarını çevirmiştir. Toplandıkça o çeneyi yukarı kaldırıp, üst çeneye bitiştirirler. Bu iki adaleye iki adale dahi yardımcı olmuştur ki, onlar ağzın içinden gelip alt çenede boşluğa inmiştir. Ağzın içinden gelen adalelerden biten kirişlerin metanetleri için ortalarından çıkmıştır.
Ağzın açılması ve çenenin indirilmesi, adalelerinin lifleri kulağın arkasında olan ebriye çıkıntılarından inip, toplanıp, tek bir adale olmuştur. Ondan ziyade sağlamlık için kısa ve halis bir kiriş oyup, çene kemiğine ağlanacak yerde bitişip, birleştiğinde çeneyi arka tarafa çekip aşağıya indirici olur. Çünkü bu çenenin tabii ağırlığı inişine yardımcı kılınmıştır. Şu halde ona iki adale kifayet edip, başka bir yardımcıya ihtiyacı kalmamıştır.
Çiğneme ve öğütme için iki adale yaratılmıştır ki, her tarafta birer üçgen adale bulunmuştur. Kaçan açılarının darı olan tarafı elmacık kemiğine girse, iki kenarı uzayıp; biri alt çeneye iner ve biri çift kemiğe yükselir. Üçgenlerin tabanları, aralarında düz olarak birleşip, her bir açı, kendi yerine gider. Ta ki sözü edilen üçgen adalesinin toplanmasından, muhtelif yönleri meydana gelip, çiğneme ve öğütme onunla hâsıl olsun.
Beşinci Madde
Baş ve boyunun hareketlerini ve adalelerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Baş için kendine özgü hareketler vardır Boğazın beş kemiğiyle dahi ortak hareketleri vardır ki, başın eğilmesine boynun eğilmesi denir. Bu iki tür hareket ki, özel ve ortaktır. Her biri ya ön tarafa veya arka tarafa doğrudur. Veya sağ tarafa eğik veya sol tarafa eğiktir. Kâh bu iki tür hareket arasında iltiat doğar ki, daire şeklini bulur.
Başın aşağı düşmesi ve kendine has olan hareketinin iki adalesi vardır. Başın iki nahiyesinden gelmiştir. Zira ki lifleriyle yukarıda kulak gerisinden ve aşağıda böğür kemiğinde çıkıp, tek bir bağlantı gibi olup, başa çıkmıştır. Şu halde eğer biri hareket eylese, başı, o tarafa eğik ve düşük eder. İkisi birlikte hareket etseler, baş, itidal üzere ön tarafa düşmüş olur.
Baş ile boyunu birlikte ön tarafa eğer adaleler bir çiftti ki, yemek borusu altında konulmuştur. Birinci omura ve ikinci omura ulaşıp, onarla kaynaşmış bulunmuştur. Şu halde, eğer yemek borusuna yakın olan cüzleri toplandıysa, baş aşağı düşer. eğer omurlara kaynaşmış olan cüzleri dahi toplandıysa, boyun da ön tarafa eğik olur.
Başı geri tarafına kaykıltan adaleler dört çifttir ki, açıklanan bir çift adalenin altında örtülmüştür. Bu çiftlerin bitiş yeri,mafsalın üstünde bulunmuştur. Bir çift, birinci omurun iki kanadına gelmiştir. Bir çifti, ikinci omurun sensenesine (susamsı) bitişik olmuştur. Bunun özelliği, başın eğilmesini, kaykılma sırasında düz edip, tabii haline getirmektir. Dördüncü çiftin başlangıç yeri, onların üzeri olup, üçüncü çiftin altında dıştan yana geçip, birinci omurun kanadına gelmiştir. iki önceki çift, başı iki tarafa meyilsiz geri tarafına döndürürler. Üçüncü çift, başı, düz tutar.
Dördüncü çift, başı, eğik olarak geri tarafa döndürür. Başı, boyun ile birlik geri tarafına eğer adaleler dört çifttir ki, üç çifti, dördüncünün altında örtülü olup, o, onları kuşatmıştır. Bu dördüncü çiftin her biri bir üçgendir ki, tabanı, dimağın bir başka kemiği olmuştur. Onda olan, boyuna inmiştir. Bunun altında yayılmış olan üç çiftin birisi, boyun omurlarının iki tarafıyla aşağıya inmiştir. Bir çifti, fazlaca kanatlara meyl ile gitmiştir. Bir çifti dahi omurların iki tarafıyla, kanatların arasını bağlamıştır.
Başı, iki tarafa meylettiren adaleler iki çifttir ki, baş mafsalına bitişmiştir. Bir çiftin yerleri, öndedir ki, onun biri baş ile ikinci omurun arasını, sağ taraftan; biri sol taraftan birleştirmiştir. İkinci çiftin yeri, arkadır ki, onun biri, baş ile birinci omurun arasını sağ taraftan, biri sol taraftan toplamıştır. Şu halde bu dört adalenin, hangisi toplanıp, kısalırsa, baş, onun tarafına meyleder. Bunların hangi ikisi bir tarafta beraber toplanıp, kısılırsa, baş onların tarafına dümdüz meyl eder. Eğer bunların dördü birlikte hareket ederse, baş, yerinde düz olarak sâkin olur. Bu adale, diğer adalelerden küçüktür. Lakin yerleri yakın ve düzenleri sair adalelerin altında muntazam olduğundan, büyük adalelerin görevini görmüşlerdir.
Altıncı Madde
Sesin yeri olan hançerenin kıkırdaklarını, adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hançere, kıkırdaktan bir uzuvdur ki, ses için âlet yaratılmıştı. Bu hançere üç kıkırdaktan oluşmuştur. Biri o kıkırdaktır ki, boğazın önünde ve çenenin altında, hissedilen ve dokunulandır. onun içi çukur, dışı yumru olduğundan, ona: Kalkan derler. İkinci kıkırdak, onun gerisinde, boğaza yakın konulup, boğaza rapt olunmuştur. Üçüncü kıkırdak, ikinci üzerinde tas gibi kapanmış olup, ikinciye bitişip, kalkana bitişiksiz kavuşmuştur. Kapanmış kıkırdak ile bitişik olduğu ikinci arasında çukurlu bir mafsal vardır ki, ikinci kıkırdağın iki çıkıntısı o iki çukura girip, hançerenin daralma ve genişlemesinde, birbirinden uzaklaşır ve birbirine ayrı düşerler. İkinci kıkırdağın, kalkan kıkırdak üzerine kapanma ve kavuşmasıyla ve odan uzaklaşmasıyla hançerenin kapanması ve açılması bulunur. Hançere önünde üçgen bir kemik vardır ki, yunanca lam şeklinde olduğundan, ona: Lam kemiği denilmiştir. Nitekim kemiklerle açıklanmıştır. Bu kemiğin faydası budur ki: Hançereye dayanak olup, onun latif adaleleri bundan çıkmıştır. Şu halde kalkan kıkırdağına, ikinci kıkırdağı yapıştırmak için, üçüncü kıkırdağı ikisine tatbik için ve üçüncüyü ikisinden uzaklaştırmak ile hançereyi açmak için nice adaleler gerekmiştir.
Hançereyi açan adaleler bir çifttir ki, lam kemiğinden çıkıp, kalkan kıkırdağının önüne gelip, üzerine yayılıp, bitişmiştir. Vakta ki, büzülme ile toplanıp, kapanmış kıkırdağı, ön ve üst tarafına çekse, hançere açılma ile genişler. Bir çift adale, boğazı aşağıya çeken adalelerle müşterektir.
Bunların çıkış yerleri, kalkandan yana olan iç kemik kısmındandır. İki çift adalesi dahi vardır ki, bir çifti iki adaledir. Onlar kapanmış kıkırdağa gelip, gerisinden ona bitişmiştir. Vakta ki aynı büzülmeyle toplansa, kapanmış kıkırdağı yukarı kaldırıp, geri tarafa çekse; kalkandan uzaklaşıp, hançzere genişler. İkinci çiftin iki adalesi, kapanmış kıkırdağın iki tarafına gelip, yayılmıştır. Vakta ki büzülseler, kapananı kalkandan yerine uzatıp, hançerenin yayılmasına yardımcı olur.
Hançereyi daraltan adalelerin bir çifti, lam kemiğinden gelip, kalkan kıkırdağına bitişir. sonra genişleyip, ikinci kıkırdağa sarılıp, onun gerisinde iki adalenin iki tarafı bitişik olmuştur. Şu halde vakta ki, büzülseler, hançere daralır. Dört adalesi dahi kalkan kıkırdağıyla, ikinci kıkırdağı iki tarafı arasını birleştirmiştir. Şu halde bunlar büzüldükçe, hançerenin aşağı tarafı daralır.
Hançereyi kuşatan bir çift adaledir ki, kalkan kıkırdağının kökünden çıkıp, içinden gidi, ikinci kıkırdağın köküne kapanmış olup, üçüncünün etrafına sağ ve solundan bitişmiştir. Vakta ki, yukarı kalksalar, mafsalı raptedip, hançereyi öyle kaplarlar ki, nefesi hapsetmekte göğüs adaleleri ve zarlarına mukavemet ederler. Bu iki adaleler, küçük ve sağlam yaratılmıştır. Ta ki hançerenin içinde sıkışmasız, kuvvetle onu kaplayıp, nefesi hasreylesinler. Bu iki adalenin eğimleri az olup, düz olarak yükselmiştir. Kalkan kıkırdağıyla ikinci kıkırdağın aralarını birleştirmeğe gitmişlerdir. İki adale de kapanmış olanın altında adı geçen küçük adalelere yardımcı olmak için konulmuştur. Bunlarda nice sanat bulunmuştur. Sübhanallah!
Yedinci Madde
Boğazın, lam kemiğini ve boynun adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boğaz bir cümledir. Onun iki çift adalesi vardır ki, onu aşağıya çeker. Bir çifti, hançerede adı geçendir. öteki çifti, böğür kemiğinden bitip, üst tarafa çıkıp, lam kemiğine ve ondan boğaza bitişip, onu aşağıya çekerler. Boğazın adaleleri, boğazın içine konulmuş iki et parçasıdır ki, onun iki adalesi onlar bulunmuştur. Onlar, yutmağa yardımcı olmak için yaratılmıştır.
Lam kemiğinin hem kendine özgü, hem de öteki adale ile ortak adaleleri vardır. Ama kendine özgü olan adaleleri, üç çifttir ki, bir çifti, çenenin iki tarafından gelip, bu kemik üzerinde olan düz çizgiye bitişip, kemiği çene tarafına çekmiştir. Bir çifti, çene altından çıkıp, dil altından geçip, bu emiğin üst tarafına yetmiştir. Bu dahi, bu kemiği çene tarafına çekmiştir. Bir çifti, iki kulak yanında olan çıkıntılardan çıkıp, bu kemiğin üzerinde bulunan düz çizginin aşağı tarafına bitişip, onu aşağıya çekmiştir.
Lam kemiğinin ortak olan adaleleri, yakında açıklanacaktır. Ama dili hareket ettiren dokuz adaledir ki, ikisi çıkıntılardan bitip, geniş olup, dilin iki tarafında bitişmişlerdir. İkisi lam kemiğinin yukarısından bitip, uzun olup, dilin ortasına bitişmişlerdir. İkisi, lam kemiğinin aşağı kaburgasından bitip, uzun ve geniş adaleler arasından dili geçip, onu hareket ettirir. İkisi dahi dili yayar, bulunmuştur. Onların yerleri, adı geçenlerin altında olup, lifleri dil atında genişlemesine döşenmiştir. Şu halde bu iki adale, alt çene kemiğinin tümüne bitişik kılınmıştır. Biri dil ve lâm kemiği arasını birleştirir ve birbirine çeker bilinmiştir.
Boynu hareket ettiren iki çift adaledir ki, bir çifti sağda ve bir çifti soldadır. Şu halde herhangisi tek başına büzülüp, toplanırsa boyun onun tarafına çekilir. ikisi birlik bir taraftan büzülürse, boyun o tarafa eğik olur. Eğer dördü beraber büzülseler boyun eğilmeksizin yerinde kısa olur. Eğer dördü birlik durumu üzere kalırlarsa boyu dahi durumu üzere kalır. Şu halde bir kere düşünülsün ki, insanın sadece baş ve boynunda yaratıcı olan Allah'ın nice benzersiz sanatları bulunmuştur. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir).
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 36. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:17 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 36. Bölüm
İKİNCİ BÖLÜM
Göğüs, omuz, el ve parmak adalelerinin keyfiyet ve hareketlerini altı madde ile açıklar.
Birinci Madde
Göğsü kavrayan ve yayan adaleleri bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilgileri demişlerdir ki: Göğsü hareket ettiren adalelerin bazısı, ancak yayar kavramaz. Göğsün bu adalelerindendir ki, nefs uzuvlarıyla gıda uzuvları arasında perde olan açıklanacak adaleler bunlardandır. Bir çift adale dahi boyun kemiği altında konulmuştur ki, bitiş yeri omuz başına uzayan adı geçecek cüzden bulunmuştur. Göğsün birinci kaburgasına sağ ve soldan bitişip, o kaburgayı çekmek içindir. bir çift adalesinin iki kat ferdinin iki cüzünün üstleri boyuna bitişik olup, onu hareket ettirmiştir. Aşağıları, göğsü hareket ettirmeğe yetmiştir. Göğsün beşinci ve altıncı kaburgasına bitişik olan, aşağıda anlatılacak, bir adaleye karışıp gitmiştir. Bir çift adalesi dahi omuzdan bir çukur yerden bitmiştir ki, birinci omurdan omuza inen bir çift adaleye yetmiştir. İkisi bir adale gibi olup, arkadaki kaburgalara gitmiştir. Dördüncü çift adalesi, boyunun yedinci omurundan ve göğsün birinci ve ikinci omurundan çıkıp, böğür kaburgalarına bitişik olmuştur ki, göğsü yayan adaleler bunlardır.
Göğsü kavrayan adalelerin biri tali olarak kavrayıcı perdeden ve bizzat kavrayan adalelerden bir çift adaledir ki, üst kaburgaların esasları altında uzayıp, göğsü bağlamış ve toplamıştır. Bir çifti dahi bu kaburgaların etrafı yanında, çene ile hançere arasında bitişip, karnın düz adalelerine karışmıştır. İki çift adale dahi bu çifte yardımcı kılınmıştır.
Göğsü hem kavran, hem de yayan adaleler onlardır ki, kaburga aralarını birleştirmişlerdi. Şu halde her kaburga arasında dört adale vardır ki, liflerinin bazısı, kaburgaların dışına, bazısı içine varıp bitişmişlerdir. İki adale boynun omuz tarafına gelip, evvelki kaburgaya sağ ve soldan bitişmiştir. Onu yukarıya kaldırıp, göğsün ayrılmasına yardımcı kılınmıştır. Şu halde göğüs adalelerinin hepsi doksana ulaşmıştır. Omuzu hareket ettire yedi çift adaledir ki, iki çifti başın sonundan gelip, bir çifti omuzun üstüne, boyun kemiğine varıncaya dek yetmiştir. Baş nahiyetinde eğim ile omuzu kaldırmıştır. Öbür çifti dahi, omuzun aslına bitişik olup, onu, baş hizasına kaldırmıştır. Bir çift adale dahi birinci omurdan gelip, omuz üstüne bitişip, onu boyuna yakın etmek için yetmiştir. Dördüncü çift, lam kemiğinden bitip, yine omuzun üzerine gidip, onu kaldırmıştır. İki çift adale, göğüs omurlarında ve boyun omurlarında olan susamsılardan bitip, omuzu, geriye ve aşağıya hareket ettire gitmiştir. Yedinci çift, kalandan çıkıp, sadece omuzu aşağıya ve öne çekerler. Omuzu adale ile beraber yukarı tarafa kaldırırlar. Göğsün yayılmasında dahi yardım ederler.
İkinci Madde
Omuz mafsalını pazu ile hareket ettiren adaleleri bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omuz mafsalını hareket ettiren pazu adaleleridir ki, onların üçü göğüsten gelip, pazuyu aşağıya çekerler. Bu üç adalenin biri, meme altından çıkıp, pazuya yakın olan omurun önü yanında pazunun önüne bitişik olup, omuzu aşağı getirmek ile, pazuyu göğse yakın eder. Adı geçen üç adalenin biri dahi bağır kemiklerinden çıkıp, pazunun ucu iç tarafında bitişip, pazuyu kaldırmasıyla göğse yakın eder. Üçüncü büyük adale, bağır kemiğinden çıkıp, pazunun ön aşağısına bitişmiştir. eğer üstteki cüz'ü lifi ile amel ederse pazuyu kaldırarak, göğse getirir. Eğer iki cüz'ü ile beraber amel ederse pazuyu düz olarak göğse getirir Pazunun iki adalesi koltuk altından çıkıp, büyük adalenin bitişmesinden ziyade bitişip, bir büyüğü böğür kemiğinden ve kaburgalar gerisinden gelip, pazuyu bu kaburgalar tarafına düz olarak çeker. İkinci incesi koltuk altı derisinden ortaya eğik gelip, meme semtinden üst tarafa çıkan adalenin kirişine bitişip, arka tarafa eğilip, batmıştır. Evvelki adaleye yardımcı olmuştur. Bu pazunun beş adalesi dahi vardır ki, hepsi omuz kemiğinden çıkmıştır. Bunların biri, omuzun üst kaburgası ile diyaframı doldurup, ucu pazu tarafından dış tarafın üst cüz'üne geçip gitmiştir. Bunların ikisinin çıkış yereri omuzun üst eğesi olmuştur. Biri büyüktür ki, lifini alttaki cüz perdelerine gönderip, diyafram ile alt eğenin arasını doldurmuştur. Pazunun ucuna dış taraf sonunda bitişip, pazuyu dıştan yana meyil ile uzaklaştırmıştır.
İkincisi, birincisine bitişik olup, bununla bunun görevini yerine getire gelmiştir. Lakin ikinci adale, omuz üstüne bağlı olup, pazunun dışına bitişip, onu dıştan yana eğik kılmıştır. Dördüncü adale omuz kemiğinin çukur yerini doldurup, kirişi pazunun ucunun iç tarafından giren adalenin cüz'lerine bitişip, pazuyu geriden yana kaykıltmıştır. Beşinci adalenin bitiş yeri omuzun alt eğesinin aşağı tarafındandır. Kirişi koltuk altının üstünden yükselip, küçük adalenin birleşimi üstünde pazuda bitişik olmuştur. Bu adalenin işi, pazunun üt ucunu yukarı tarafa çekmektir. Pazunun iki başlı bir adalesi dahi vardır ki, onun işi boyunun altından ve boyundan gelip, pazuyu kuşatmaktır. Bunun bir başı pazuya girmiştir. Öteki ucu pazunun dışından omuz altından hasıldır. Bir miktar dolaşık şekilde dışa eğimlidir. Şu halde eğer iki cüz'ü ile amel ederse, pazuyu düz olarak kaldırır. Pazunun iki küçük adalesi dahi vardır ki, biri meme üstünden gelir. Biri omuz mafsalında gömülmüştür.
Üçüncü Madde
Kolun adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kolu hareket ettiren adalelerin bazısı yayar, bazısı kavrar. Bunlar pazu üzerinde konulmuştur. Bunların bazısı pazunun yüzü üzerine kapanır. Bazısı yayar ve gevşektir. Bu adaleler pazu üzerinde değildir. Lakin yayanlar, bir çift adaledir ki, ikisinden biri içeride meyl ile kolu açar. Zira ki bu, pazunun önü altında ve omuzun alt eğesinden çıkıp, dirseğe iç cüzleri yanında bitişmiştir. ikincisi dışarıya meyleder. Kolu yayar. Zira ki bu adalenin kafasından gelip, dirsekten çıkan cüzlere bitişir. Bu iki adale, işte toplandığında, kolu düz olarak yayarlar.
Kavrayanlar, bir çift adaledir ki,ikisinden büyüğü kolu, içe meyl ile kavrar. Zira ki bu, omuzun alt çıkıntısından karga burnun tepesinden çıkıp, pazunun içine meyledip, dirseğin ön üst kirişine bitişir ikincisi kol dışına meyledip, kavrar. Zira ki bunun çıkış yeri pazunun dış gerisindendir. Bu bir adaledir ki, iki et başı vardır. Biri pazunun arkasından, biri önünden geçip, dışarıya meyl ile kavrayan, alt dirseğin alt önüne ve içine meyl ile kavrayanı üstüne bitişmiştir. Ta ki, sağla çekeler. Bu iki adale, bu iki işte birleştiğinde kolu düz olarak toplarlar. Bu iki yayıcı adalenin içinde bir adale vardır ki, pazu kemiğini kuşatıp kavrar. Kolu yüzü üzere kapayan adaleler, bir çifttir ki, dışarıda konulmuştur. Bu iki adalenin birisi pazu başının iç tarafının üstünden çıkıp, dirseğin üstüne bitişip, bilek mafsalı olmuştur. İkincisi, ondan küçük, lifi geniş, uçları sinirli olup, dirseğin altından doğup, bilek mafsalı yanında bilek kemiği üstüne bitişmiştir.
Kolu, dışı üzere yayan adaleler, bir çifttir ki, ikisinden biri iki bileğin dışında konulmuştur. Bilek üstüne kirişsiz bitişmiştir. ikincisinin çıkış yeri, pazunun dış ucundan yana, üstteki cüzünden uzayan ince kemikten olup, koldan geçerek, nüfuz etmiştir. Ta bilek mafsalına yakın oluncaya değin gitmiştir. Böylece bileğin üst tarafından iç cüzüne gelip, kiriş perdeleriyle bu adaleye bitişmiştir.
Dördüncü Madde
Bilek adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek mafsalını hareket ettire adalelerin bazısı yayıcı, bazısı kavrayıcı; bazısı dışı üzere yaycı, bazısı yüzü üzere kapanmıştır.
Bileği yayan adalelerin bazısı birbirine bitişik olup, birbirinin alt ortasından çıkıp, kirişi başparmağa bitişik olup, onunla işaret parmağından uzaklaşır. Biri dahi üst bilek kemiğinden çıkıp, kirişi bilek kemiğinden başparmağın hizasına konulan evvelki kemiğe bitişmiştir. Bu ikisi bile hareket ettiğinde bileği biraz açarlar. Eğer sadece ikinci adale hareket eylese, bileği sırtı üzere eğer. eğer yalnız pazu hareket eylese, hem bileği düşürür ve hem başarmağı, işaret parmağından uzaklaştırır. Bir adale, pazunun uç altlarından çıkıp, bilek üstünün dış tarafından yana konulup, iki başlı bir kirişini gönderip; bir başı, işaret parmağıyla ön ortasında konan tarağın ortasına bitişik olup, öbür başı bilek yanında bileğin üstü üzerine dayanıp, bileği yaymıştır.
Bileği kavrayan adalelerin bir çifti, kolun dış tarafı üzerindedir ki, onun bir adalesi pazu ucu tepesinden bitip, serçe parmağın önünde olan tarağa bitişmiştir. Üst adalesi, onun üstünden çıkıp, yine sözü edilen tarağa bitişmiştir. Onunla bir adalesi, pazunun alt cüzlerinden çıkıp; açıklanan iki adalenin yerleri arasına girmiştir. Bunun iki ucu vardır ki, birine haç gibi girmiş olup, işaret parmağıyla ortası arasında olan yere bitişmiştir. Bu ikisi birlikte hareket ettiğinde, bileği kavrarlar. Şu halde açıklanan kavrayıcı ve yayıcı adaleler bizzat bileği eğri ve bombeli dahi ederler. Eğer küçük parmağın önünde bulunan tarağa itişen adale yalnız hareket ederse, avucu bir miktar sırtı üzere döndürür. Eğer başparmağın açıklanacak adalesi, bu adaleye yardım ederse, avucu tamam döndürür. Eğer başparmak önünde bileğe bitişik olan adale tek ve hareketli olsa, avucu bir miktar yüzü üzere katlar. Eğer küçük parmağın açıklanacak adalesi buna yardımcı olsa, avucu tamamen katlamış, kapamış olur.
Beşinci Madde
Parmakların adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Elin parmaklarını hareket ettiren adalelerin bazısı, aya kemiklerinde hâsıldır. Bazısı bilek kemiklerine bitişiktir. Eğer hepsi ayada olsalardı, etin çoğalmasıyla aya büyük olup, hafiflik olmazdı. Onda bu letafet kalmazdı. Çünkü bilek adaleleri parmaklardan uzak olmuştur. Şu halde onun için kirişleri yuvarlak, metin ve uzun olup, her taraftan gelen perdelerle sağlamlık bulmuştur. Hareketli azaya bitişmeleri için, lifleri geniş ve kuşatıcı kılınmıştır. Parmakları açıp, aşağıya hareket ettiren adalelerin hepsi bilek kemiği üzerinde konulmuştur. Şu halde parmakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur. Şu halde parmakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur ki, pazunun alt ucunun dış cüzünden çıkıp, kirişlerden dört parmağa gönderip, onları aşağıya hareket ettirmekle açmış ve yaymıştır. Bu açan adalelerin üçü dahi bir tarafta, biri irine bitişik olup, biri pazunun uç ve dışının iki çıkıntısı arasında orta cüzünden çıkıp, küçük parmakla yanındakine iki kiriş göndermiştir. Bu bitişik o an adalelerin ikincisi pazu kemiğinin iki çıkıntısı altından ve alt çıkıntı tarafından çıkmış, ortası ile küçük parmağa iki kiriş göndermiştir. Üçüncüsü üst bileğin üstünden çıkıp, başparmağa bir kiriş göndermiştir. Bu adale yanında bir adale dahi vardır ki, bilek adalelerinde açıklanmıştır. Onun çıkış yeri, bileğin alt ortasıdır ki, onun kirişi küçük parmaktan başparmağı uzak etmiştir.
Parmakları açan ve kapayan adalelerin bazısı, bilek kemiği üzerinde, bazısı avuç içinde konulmuştur. Ama bilek üzerinde olanlar, üç adaledir ki, kolun ortasında biri birini üzerinde tertip üzere konulmuştur. En değerlileri aşağıda gömülü olup, bileğin alt kemiğine bitişik ola adale bulunmuştur. Bunun işi, önemli olduğundan yeri dahi korunmuştur. Bu alt adale, pazunun dış ucunun ortasından çıkıp, ondan kirişi geniş olup, beş kirişe ayrıldıkta; her bir parmağa girip, dört parmağın evvelki, ikinci ve üçüncü mafsallarını kavramıştır. Başparmağın kirişi, ikinci ve üçüncü mafsalını kavramıştır. İkinci adale, bunun üstünde, bundan küçük olup, pazu kemiğinin ucu içinden çıkıp, bilek altına bitişmesi azdır. Bileğin üt yüzeyi ki, iç ve dış tarafa müşterektir, onun üzerinden geçip, baş parmak tarafına ulaştıkta; içeriye meyledip, kirişlerini dört parmağın mafsallarına gönderiştir. Ta ki onları kavrasınlar. Ama üçüncü adale, kavramak için değildir. Lakin kirişiyle avuç içine girip, aya içinde genişlemiş ve yayılmıştır. Ta ki el ayasına dokunma ve his duygusu bahsedip, ki bitmesinden ani olup alma ve yakalamada kuvvet ve metanet vere.
Altıncı Madde
El ayasındaki adaleleri ve faydalarını bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdi ki: Kol adalelerinden başparmağı kavramak için bir tek adaleye ihtiyaç olup, dört parmak, ikişer adale ile kavranmış olmalarında hikmet budur ki, dördünün en önemli işleri, kavramaktır. Başparmağın ise en lüzumlu işleri, açılmak ve işaret parmağından uzaklaşmaktır.
El ayasının kendinde olan adaleler, 18 bulunmuştur ki, biri birinin üzerinde iki saf kılınıp, tertip ile düzen olmuştur. Birinci saf, el ayasının iç aşağısında ve bu saf, el ayasının dış üstünde kılınmıştır. Ama aşağı safta muntazam olan yedi adaledir ki, biri, parmakları üst tarafa çekip, meyilli edenlerdir. Başparmağın adalesi bilek kemiklerinin evvelinden çıkıcıdır. Altıncı adalesi, kısa ve geniş bulunup, lifi kıvrımlı kılınmıştır ki, ucu ve ortası hizasında tarak kemiğine bağlanmıştır.
Kirişi, başparmağa bitişik olup, onu aşağıya göndermiştir. Yedini adalesi, küçük parmak yanında olan tarağın kemiğinden çıkıp, küçük parmağı aşağı indirmişti. Bu yedi adaleden hiçbiri parmakları kavramak için değildir. Belki beşi yukarı kaldırmak ve ikisi indirmek içindir. Ama üst safta muntazam olan 11 adaledir ki, sekizinden her ikisi, dört parmak mafsallarından evvelki mafsallarına, biri birinin üzerinde bitişiktirler. Ta ki evvelki mafsalları sağlam kavrayalar. Ama üçü başparmak ile küçük parmağa üçer adale indirici tayin olunup, geri kalan üçünün her birine ikişer adale indirici verilmiştir. Her parmağın kavrayıcısı dört, kaldırıcısı birer adale yaratılmıştır.
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 37. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 01:06 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 37. Bölüm
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Karın ve bel adalelerini, tenasül uzuvlarının, ayak ve ayak parmaklarının adaleleri keyfiyetini; bunların hareketlerini ve faydalarını yedi madde ile açıklar.
Birinci Madde
Bel adalelerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki anatomi bilginleri demişlerdir ki: Beli hareket ettiren adalelerin bazısı, onu, ön tarafa ve bazısı arka tarafa eğer ve büker. Belin diğer hareketleri dahi bu iki hareketten hâsıl olur.
Beli, ön tarafa eğen adaleler iki çifttir. Bir çifti üst tarafta konulmuştur. O, boynun ucunun hareket ettiren adalelerden bilinmiştir. Bu çift, yemek borusunun iki tarafından geçip, alt tarafı, göğsün üstteki omurlarından beş omura bitişip, üst tarafı boyun ve başa gelmiştir. Bunun ikisi dahi göğsün onuncu ve onbirinci omurlarından çıkıp, aşağıya inip, beli ön tarafa ziyadece eğik eder. Beli arka tarafa eğik ve bükük eden iki adaledir ki, onlara, belin iki adalesi derler. Her biri yirmiüç adaleden meydana gelmiştir. Zira ki bu iki adalenin her birine, birinci omurdan gayri, er bir omurdan birer adale gelmiştir. Şu halde bu adalelerin hepsi, itidal üzere uzasalar, beli düz olarak tutarlar. Eğer ifrat ile uzasalar, beli arka tarafına eğik ve bükük ederler. Eğer sadece bir tarafta olan adaleler hareket edip, uzasalar, bel o zamanda öbür tarafa eğiklik ve bükülür. Bu ad geçen adaleler, belin diğer normal hareketlerine kafî gelmişlerdir. Zira ki belin her semtine eğilip, bükülmesinde, ön ve arka hareketlerine uyumu bulunmuştur.
İkinci Madde
Karın adalelerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Karın adaleleri sekiz adaledir ki, nice faydaları müşterektir. Bir faydası mesanede bulunan fazla idrarı ve rahimde bulunan cenini tutma ve korumaya yardım etmektir. Bir faydası dahi diyaframa destek olup, kuvvet verip yel ve kabızla dolu oldukta, yardımcı olmaktır. Bir faydası dahi mideyi ve bağırsakları sıcaklıkları ile ısıtmaktır. Şu halde o sekiz adaleden bir çift düz adale hançere kıkırdağı yanından düz olarak inip, lifi kasığa varıncaya dek uzunlamasına uzamış olup, etrafını kasık üzerine yaymıştır. Bu çiftin cevheri, başlangıcından sonuna dek ettendir. iki adale dahi, karın üzerinde uzanmış olan perdenin üzerinden çıkıp, o uzamış iki adale ile enlemesine dik açılar üzere kesişip, aşağıya gitmiştir. İki çift adalesi dahi bu adalelerin kıvrımı üzere dik olup, her biri bir tarafta, sağ ve solda bulunmuştur. Her çifti iki adaledir ki eğeden kasığa dek, koltuk altından hançere kıkırdağını dek çapraz olarak kesişip, iki adalenin iki tarafı sağ ve soldan kasık yanında kavuşup; öbür ikisinin iki tarafı dahi hançere yanında kavuşmuştur. Bu ikisi her taraftan iki geniş adalenin et cüzleri üzerine konulmuştur. Bu iki çift adalenin dahi cevherleri, ta düz adaleye perde gibi geniş kirişlerle temas edinceye dek ettendir. Bu iki çift, geniş adale üzerine konulan iki uzun adale üzerine konulmuştur. Bu dahi Allah'ın sanatı bilinmiştir.
Üçüncü Madde
Tenasül adalelerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Erkekler içi iki husye adaleleri dört bulunmuştur. Onları korumak ve kaldırmak için yaratılmıştır. Ta ki husyler aşağı sarkmayı, gevşeklikle aşağı inmeyip, çarpmalardan yumurtalar korunmuş olsun. Şu halde onun her biri için bir çift adale tayin olunmuştur. O yumurtalar sert olup, tabiatleri sıcak bulunduğu için, dumanından erkeklerin yüzünde sakal bitmiştir. Zira ki, yumurtası olmayanın veya sıcak olmayanın sakalı olmaz. Yumurtalar koparılsa, sakalı varsa dökülür, kalmaz. Ama kadınlar için onlara bir çift adale yeter. Zira ki onların iki husyesi, erkeklerinki gibi dışarıda asılı değildir, içerde yapışıktır. Şu halde her bir husye için bir adale tayin olunmuştur. Ama rahimin ağzı üzerinde ir adale vardır ki, onun lifi oldukça geniş olup rahmi ve ağzını tümde kuşatmıştır. Bu adalenin bir faydası, hayza dek rahmin ağzını sağlam kavrayıp, rahim kanını onda hapsetmektir. Hayz zamanı olduğunda gevşemektir. Ta ki toplanmış kandan rahim boşalsın ve temizlensin. Bir faydası dahi cima anında gevşemektir. Ta ki rahmin ağzı açılıp, nutfeyi çekip, içine alsın. Sonra rahmin ağzını yine sağlam bağlayıp, cenini korumaktır. Ta ki doğum zamanı gelsin. Bundan sonra oldukça gevşek ve yaygın olmaktır. Ta ki doğum mümkün olsun. Mesane ağzı üzerinde bir adale vardır ki, onun dahi lifi enli olup, mesaneyi ve ağzını kuşatmıştır. Bu adalenin faydası, idrar vaktine dek idrarı hapsetmektir. Kaçan idrar dökmek istense, bu adale gevşeyip, karın adaleleri dahi mesaneyi sıkıp, itme kuvvetinin yardımıyle idrar ondan çıkar, akar.
Zekeri hareket ettiren adale iki çifttir ki, bir çifti kasık kemiğinden bitip, zekerin iki yanından geçmiştir. Vakta ki bunlar gevşek olurlar, idrar yolu açılıp, genişlik bulur. O zaman ondan idrar ve meni kolaylıkla akar. Bir çifti yine kasık kemiğinden bitip, zekerin kökünde kıvrımlarla bitişmiştir. Şu hale bunun ikisi beraber uzasa, âlet düz olarak yayılır. Eğer yürekten şehvet rüzgârı gelip, zekerde olan damarlara dolduysa, âlet kıvama gelir. Eğer şiddetle dolduysa, âlet büyük ve sert olup, kasık tarafına eğik olur. Eğer bu uzama adı edilen çift adalenin birine ârız olduysa, âlet öbür tarafa meyl ile yayılır.
Makat adaleleri dörttür ki, biri onun çıkışı etrafını tutmuştur. etine gayet karışması gereklidir. Bu adale, kesenin ipi gibi makatın etrafına toplama ve büzme ile kapamış ve düğümlemiştir. Menfezde kalan fazlalığı sıkma ve indirme ile atmıştır. Onda bir adale daha konulmuştur ki, sözü edilen adalenin üzerinde yani makatın içinde olup, bacak tarafında zekerin köküne bitişip; kadınlarda fercin etrafını kuşatmıştır. Bu iki adalenin üzerinde bir çift adale vardır ki, makatın etini kaldırıp, içeriye çekmek içindir. Bunun gevşemesi ile makat dışarıya çıkar bulunmuştur. Bu adalelerin hepsi şekil verici ve hakîm olan Allah'ın icadı bilinmiştir.
Dördüncü Madde
Oyluk adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki: Anatomi bilginleri demişlerdir ki: Oyluğu hareket ettiren adalelerin büyüğü onun mafsalını yayan ve açan adalelerdir. Sonra onu kapayan adalelerdir. Zira ki, işlerin en önemlisi oyluğun yayılması ve kavranmasıdır. Yayılma ile ayağa kalkma hasıl olduğundan yayılma kavramadan daha önemlidir. Bundan sonra oylukları birbirine yaklaştıran büyük adalelerdir. Sonra oyluğu arka tarafına eğik eden adaleler büyüktür.
Oyluk mafsalını yayan adalelerin en büyüğü, bedende olan adalelerin hepsinden daha büyüktür. Bu bir adaledir ki, kuyruk sokumu kemiği ve kasık kemiğini kuşatıp, oyluğun arka ve iç taraflarına bitişik olup, diz kapağına dek ulaşmıştır. Bunun liflerinin başlangıç yerleri muhtelif olduğundan türlü işleri dahi muhtelif olmuştur. zira ki, bazı lifinin başlangıcı kasık kemiğinin altından olup, oyluğu iç tarafa meylettirerek, yaymıştır. Bazı lifinin bitiş yeri bunun bir miktar üstünden olup, oyluğu ancak üst tarafa kaldırmıştır. Bazı lifinin bitiş yeri bunun az üstünden olup, oylu iç tarafa imale ile kaldırmıştır Bazı lifinin bitiş yeri kuyruk sokumu kemiğinden olup, oyluğu düz olarak yayar. Bir adalesi, kuyruk sokumu mafsalını önünden yana kuşatıp, oyluğu yine düz olarak yaymıştır. Bir adalesi kuyruk sokumu mafsalını arkadan yana kuşatmıştır ki, üç enli kirişi ve iki ucu vardır Bu üç kirişin bitiş yerleri leğen kemiğinden,oyluk kemiğinden ve kuyruk sokumundandır ki, o makat yanında olan büyüktür. Bu üç kirişten ikisi ettendir, birisi zardandır. İki ucu oyluğun tepesinden öbür cüz'üne bitişiktir. Şu halde bu adale eğer, bir tarafı ile çekerse, oyluğu kendine meyl ile yayar. Eğer iki tarafı ile çekerse, oyluğu düz olarak yayar. Bir adalenin bitiş yeri leğen kemiğinin bütün yüzeyinden olup, büyük çıkıntının üst semtine bitişip, bir miktar ön tarafta uzadıkça; oyluğu içe doğru eğerek yayar. Bunun benzerleri adaleler önce küçük çıkıntının altına bitişip, ondan inip, evvelki adalenin işini görürler. Bu adalenin farkı budur ki, bunun yayılması az ve eğilmesi çoktur. Çıkış yeri leğen kemiğinin dış altındadır. Bir adalesi dahi oyluk kemiğinin altından arka tarafına eğik bitip, oyluğu o tarafa az bir meyil ile ve iç tarafa çok meyil ile yayar.
Oyluk mahsalını kavrayan adalenin biri, oyluğu iç tarafına az meyil ile kavrar Bu bir düz adaledir ki, leğen kemiğinden bitip, ondan inip, iki kirişinin biri metin kemiğinin sonuna, biri küçük çıkıntıya bitişmiştir. Bir adalesi kasık kemiğinden bitip, küçük çıkıntının alına bitişmiştir. Bir adalesi dahi, bu ikinci adalenin tarafına kıvrım üzere uzayıp, büyük çıkıntıdan yir cüz gibi olmuştur. Dördüncü adalesi leğen kemiğinden dikilen dik nesneden çıkıp, oyluğu kavrayarak baldırı dahi çekmiştir.
Oyluğu iç tarafa eğen adalelerin bazısı yayma ve kavrama bahsinde açıklanmıştır. Bu tür hareket ettirmenin bir hususi adalesi vardır ki, kasık kemiğinden bitip, oldukça yuvarlak olup, dize ulaşmıştır. Oyluğu dış tarafa eğen iki özel adaledir ki, bitiş yerleri enli kemiktendir Oyluğu arka tarafa eğen yine iki adaledir ki, biri kasık kemiğinin dış tarafından ve biri iç tarafından çıkıp, birbirine kavuşma ile kıvrımlı olup, büyük çıkıntının sonu yakınında olan çukur yerde etle karışmıştır. Bunların hangisi çekerse, oyluk az yayılma ile onun tarafına meyl eder. Eğer ikisi birlik çekerlerse, oyluk düz olarak arka tarafına eğik olur. Bütün bunları ibretle düşünen kimse Allah Taâlâ'nın şaşırtıcı sanatını bilir.
Beşinci Madde
Diz mafsalı adalelerini ve hareketlerini bildirir.
Ey aziz malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Diz mafsalını hareket ettiren adalelerin üçü oyluk önünde konulmuştur. Bunlar oylukta bulunan adalelerin en büyüğü ve en nefisi bulunmuştur. İşleri yaymak bilinmiştir. Bu üç adalenin biri iki kat gibi görünmüştür. Bunun iki ucu vardır ki, biri büyük çıkıntıdan ve biri oyluk önünden bitmiştir. Ve bu iki ucun biri etten olup, kiriş olmadan diz kapağı kemiğine bitişmiştir. Öbür ucu zardan olup, oyluğun iç tarafında son bulmuştur. Kalan iki adalenin birisi oyluğu kavrayan adaleler ile açıklanmıştır ki, leğen kemiğinden olan köprüden çıktığı bilinmiştir. İkincisi, dış çıkıntıdan bitip, diz kapağı kemiğini kuşatarak, altında olan cüzlere metanet vermek için gitmiştir. Ondan baldır kemiğine yetip, dizi yayma ile baldırı uzatmıştır. Bir yayıcı adalesi kasık kemiği bitişiğinden çıkıp, oyluğun iç tarafından kıvırım üzere inip gitmiştir. Baldır kemiğinin üstünden olan çukura yetmiştir. Baldırı, iç tarafına eğime yayıp, bir diğer adale oyluk kemiğinden yetmiştir. Dış taraftan oyluk üzere inip, sözü edilen adalenin mukabiline yetmiştir. Odan geçip, derin yere gitmiştir. Baldırı dış tarafına eğim ile yaymıştır. Eğer bu ikisi bereler yaysalar, baldırın yayılması düz olur.
Baldırı kavrayan adalelerde biri, bir ince ve uzun adaledir ki, leğen kemiğinden, kasık kemiğinden bitmiştir. Yayıcı iç adalenin bitiş yerine leğen kemiği ortasında bulunan köprüye yakın gitmiştir. Odan dizin iki tarafına kıvrım üzere girip, ondan giren dışa gelmiştir. Diz altı çukurunda son bulup, ona yapışmıştır. Bununla baldır, üst tarafa çekilip, ayağı, cuna doğru meyillendirmiştir. Üç adalesi dahi vardır ki, biri içte, biri dışta ve biri ortada bulunmuştur. Dıştaki ile ortadaki, ayağı dış tarafına eğim ile kavramıştır. Ama içtekinin bitiş yeri oyluk kemiği tabanından olup, kıvrım ile oyluğun gerisine geçip, ta iç tarafta baldırda olan oyuğa varıp, ona bitişmiştir. Onun rengi, yeşile yakın gelmiştir. Dıştaki ile ortadakinin bitiş yerleri, yine oyluk kemiğinin tabanından olup, ondan yetmiştir. Lakin bunun ikisi çukur cüze bitişmede, dıştan yana meyl etmiştir. Diz mafsalında gömülmüş bir adale vardır ki, ortadakinin yardımına yetmiştir? Şu halde bu sanatları seyreden hayrete gitmiştir. Kendine gelip acayip hikmet seyretmiştir. Bedeni tanımakla, kendini tanımaya yetmiştir.
Altıncı Madde
Ayak mafsalını hareket ettiren adaleleri bildirir.
Ey aziz, maum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak mafsalını hareket ettiren adalelerin bazısı, ayağı üst tarafına kaldırır. Bazısı aşağıya kaldırır. Ayağı aldıranlarda bir büyük adale vardır ki ayağın iç önünde konulup, ayak ucunun dış cüzünden bitip, başparmak tarafına geçme ile baldıra meyilli gitmiştir. Baş parmağın köküne yakın yere bitişip, ayağı kaldırmıştır. Bir adale yine dış ucundan bitip, ondan bir kiriş yetmiştir. Küçük parmağa yakın yere bitişip, ayağı kaldırmıştır. Özellikle birinci adale buna mutabık olunca, ikisi birlik ayağı düz olarak kaldırmıştır.
Ayağı aşağıya indiren adalelerin bir çifti, oyluk ucundan bitip, sonra bitişip, ayağın öbür içine meyledip, et yolmuştur. Onlardan bir büyük kiriş bitip, topuk kemiğine bitişmiştir. Topuk kirişi nâmıyle şöhret bulmuştur. Şu halde bu kiriş, topuğu dış tarafına kıvrımlı çekici olmuştur. Ta ki ayak, yer üzerinde sâbit olsun. Buna bir adale yardımcı olmuştur ki, rengi patlıcanî olmuştur. Dış uçtan bitip, kiriş göndermeksizin et olduğu halde kendi inip, topuk arkasına birinci adalenin birleştiği yerin üstünde bitişmiştir. Eğer bu iki adaleye veya kirişlerine bir âfet ârız olsa, ayak kötürüm olur. Bir adale dahi topuk ucunu içinden bitip, aşağıya gidip, iki kiriş ayrılmıştır ki, biri başparmak önünde bilek altına bitişmiştir. Şu halde bu kirişle ayak, aşağı düşmüş ve toplanmıştır. İkinci kiriş, birinci kirişi geçip, başparmağın evvelki mafsalına gidip, onu iç tarafa kıvrımlı yaymıştır. Oyluğun dış ucundan bir adale bitip, bu iki adalenin birine yetmiştir. Sonra baldırın içini geçtikte; yine ondan ayrı gitmiştir.
Kirişi, ayağın aşağısına geçip, ayağın içine yayılan adale gibi bu dahi ayağın altına tamamıyle yayılıp, kuşatmıştır. Ta ki el ayasında bulunan faydalar, ayak tabanında da bulunsun. Bu sanatlarda nice hikmetler bilinsin. Allah'ın kudretinden nice ibretler alınsın. Sâni ve hakîm olan Allah münezzehtir, denilsin. Her ayıp ve noksandan tenzih ve takdis olunsun. Şanının azametine huşu ile huzu' kılınsın.
Yedinci Madde
Ayak parmaklarının adalelerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak parmaklarını hareket ettiren adalelerden çoğu, kavrayıcı adalelerdir. Onların biri topuğun dış ucundan bitip, onun üzerinde uzama ve inme ile gitmiştir. Bir kiriş göndermiştir ki, iki kirişe bölünüp, ortası ile küçük parmağı kavramıştır. Bir adale dahi budan küçük olup, baldır gerisinden gelip, ayak sırtına bir kiriş göndermiştir ki, yine iki kirişe bölünüp, orta parmak ile küçük parmağı kavramaya gitmiştir. Bundan sonra bu iki kısmın her birinden birer kiriş ayrılıp, öbüründen ayrılan kirişe bitişip, ikisi bir kiriş oldukta; başparmağa gelip, onu kavramıştır. Üçüncü adale ki, yukarıda geçmiştir. O, iç topuğun dış tarafından bitmiştir, iki topuğun arasından aşağıya inmiştir. Bir cüzünü, ayağı kavramak için göndermiştir. Öbür cüzünü başparmağı kavramak ve hareket ettirmek için onun evvelki boğumuna indirmiştir. Bunlar baldır kemiği üzerine konulup, parmakları kavramak ve hareket ettirmek için kılınmıştır.
Ayak topuğunda konulan adalelerden, on adale, beş parmağa gelip, her birine sağ ve soldan bitişik bulunmuştur. Şu halde eğer ikisi birlik hareket ederlerse, parmağı düz olarak kavrarlar. Eğer biri yalnız hareket ederse, kedi tarafına eğimle kavrar. Dört adale bilek üzerinde konulup, her biri bir parmağa bitişip, onu kavramıştır. İki adale dahi baş parmak ile küçük parmağa has olup, onları kavramaya yetmiştir. Ayağı kavrayan adalelerin çokluğunda hikmet budur ki: Parmakların hepsine sağlamlık ve kuvvet vermiştir. Ta ki oturmada ve kalkmada bedenin ağırlığına metanetleriyle mukavamet edeler. Yürüme durumunda iyi gidişle, düzen üzere gideler. ayak parmaklarının adalelerinden beş adale, ayağın üstünde konulmuştur. Ta ki parmakları dış tarafa eğeler. Beş adale dahi ayak altında konulup, her biri, iç yarıktan kendine yakın olan parmağa gidip, onu iç tarafa eğmiştir.
O halde, insan edeninde bulunan dörtyüzyirmi adet iradî ve ihtiyarî hareketlerin tamam ve kemaline vâsıta olan adalelerin hepsi açıklandığı üzere tamam, beşyüz otuz adet adaleye ulaşmıştır. (Yaratıcı ve şekil verici olan Allah münezzehtir.) Bu ne sanattır ki bu şaşırtıcı tertip üzere, böyle nizam bulmuştur. Hakka ki, bunu düşünen akıllı kimse çok ibret almıştır. Bu sanattan sanatkârını bilmiştir. (Ey Allah'ımız! Bizi işlerini düşünenlerden kıl. Vücununun cüzlerini senin nimetlerinden görenlerden kıl. Nimetlerine şükredenlerden kıl. Seni isimlerinle zikreden, sıfatlarınla tanıyan, kazâna rıza gösteren, bütün durumlarda senin rızanı isteyen kimselerden ki. Sübhanallahi ve bi hamdihi Sübhanallahü'l-azim.) [1]
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 38. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 12:45 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 38. Bölüm
DÖRDÜNCÜ BAHİS
Sinirlerin, atar ve toplar damarların keyfiyetini; bedenlerin kuvvetlerini, kıyafetle insanların ahlâk ve tavırlarının bilinmesini; uzuvların şekil farklılığı hasebiyle olan insanî vasıflar; uzuvların çekme ve seyrelmesine bağlı olan durumları beş bölüm ile hakimâne tafsil eder.
BİRİNCİ BÖLÜM
Sinirlerin bitme yerlerini ve faydalarını beş madde ile açıklar.
Birinci Madde
Sinirlerin konuluş hikmetlerini ve şekillerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan sinirlerin bazısının faydası, bizzat; bazısının dolaylıdır. Zatî olan faydası budur ki, sinirler vasıtasıyla dimağ, diğer uzuvlara his ve hareket bahşeder. Dolaylı olan faydası budur ki, eti sağlam ve bedeni kuvvetli etmiştir. Sinirlerin köklerinin başlangıç yeri dimağ, dallarının bitiş yeri insan cildidir. Dimağ (beyin) iki yönle sinirlerin başlangıç yeri olmuştur. Zira ki dimağ sinirlerin bazısına bizzat başlangıç bulunmuştur. Bazısına, kendisinden omurga omurlarına akan omuriliğin vasıtasıyla başlangıç yeri bilinmiştir. Ama dimağın kendisinden biten sinirlerde ancak baş, yüz ve iç organlar his ve hareket bulmuştur.
Diğer uzuvların sinirleri, omurilikten his ve hareket almıştır. Gerçekte ki, o şânı celil olan, ihsanı genel olan Hannan ve Mennan Allah Teala hazretleri, lütuf ve inayet edip, dimağdan iç organlara inen hareket sinirlerini koruma ve himayede büyük ihtiyat etmiştir. Zira ki başlangıçlarından uzak oldukları için, ziyade metanet gerektiğinden, üç yerde kıkırdaklarla sinir arasında kıvamı orta olan cisimler ile perdelemiştir ki: Birinci yer hançere, ikinci yer kaburgaların kökleri, üçüncü yer göğsün altıdır.
Dimağın sair sinirlerinden o sinir ki, onun faydası azaya his vermektir. Ama başlangıç yerinde bulunan tesiri kavrayıcı ve kuvvetli olmak için o sinir kastedilen uzva en yakın tarafından girmiş ve bitişmiştir. Bu his sinirleri ziyade yumuşak oldukça, his kuvvetini ziyade eda ederler. Metanete muhtaç oldukları için bunlar, hareket sinirleri gibi sert ve metin olmayıp, latif ve yumuşak bulunmuştur. Dimağın önü, öbür tarafından daha yumuşak ve ziyade hassas olduğundan, his sinirleri önden, hareket sinirleri öbür taraftan yaratılmıştır. Yaratıcı ve şekil verici olan Allah Teala'nın bu işlerinden çok ibret alınmıştır.
İkinci Madde
Dimağdan biten karşılıklı sinirleri bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağın kendisinden biten sinirlerin hepsi, yedi çift sinir bilinmiştir. Birinci çifti koklama âletinin başlangıcı olan, meme ucuna benzer iki çıkıntı yakınında dimağdan ön boşluğun içindendir ki, o bir küçük boşluktur. Bu çiftin solundan biten teki sağına, sağından biten teki soluna gelip, biri birine kavuşup, çapraz şekilde kesişmiştir. Sonra bükülüp, sağdan biten sağ göze, soldan gelen sol göze gitmiştir. Züccâciye (camsı) adı verilen rutubeti kuşatmak için ağızları geniştir. Bu kesişmenin faydası üçtür. Biri budur ki, iki gözün birine akan ruh, öbürüne dahi akmasın. Birine âfet erdiğinde, öbürü onun yerini tutsun. Onun için bir göz kapandığında, açık gözün görüşü kuvvet bulur. Zira ki kapalı gözün nuru ona akar. İkinci faydası, iki gözün kavraması birlikte olup, ikisinin görüşü, kesişme içinde tek görüş olsun. Ta ki görünen bir nesne müşterek çizgide bir şekillensin. Onun için şaşı kimse bir nesneyi iki görür zira ki, onun bir gözü üst tarafa, bir gözü alt tarafa kayıp, göz ile kanalın kesişmesine doğru nüfuzu bâtıl olmuştur. Müşterek çizgi önünde, sinir kırılmasından bir başka çizgiyi vücut bulmuştur. Üçüncü faydası budur ki, sözü edilen iki sinir, biri birine dayanak olup, biri birini dayanma ile kuvvet bulsun ve bir yaklaşma ile bitiş yerleri göze yakın olsun.
Dimağ sinirlerinin ikinci çifti, açıklanan birinci çiftin bitiş yeri arkasından, dış taraftan bitip, gözü kuşatan çukurun deliğinden çıkıp, göz adalelerine bölünmüştür. Bu çift sinir gayet kalın bulunmuştur. Ta ki onun kalınlığı başlangıcına yakınlığından lazım gelen yumuşaklığına mukavemet kılsın. Onunla kuvvet bulup, hareket ettirmeye gücü yetsin.
Gözün on tabakasının tafsili uzun olup, bu özetleme dahi Mevla'nın kudretinin kemaline delil olduğundan, azanın açıklanmasında uzatmaya hacet kalmamıştır. Yaratıcı, bâri, şekil verici ve güçlü olan Allah münezzehtir. Hiçbir şey onun dengi değildir. O işiticidir, görücüdür. Ne güzel Mevla, ne güzel yardımcı. Ey Rabbimiz, bağış senden, dönüş sana! Büyük ve yüce Allah'tan başka güçlü ve korkulacak yoktur.
Üçüncü Madde
Dimağdan biten sinirlerin geri kalan beş çiftini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağ sinirlerinden üçüncü çift, müşterek bir çizgiyle dimağın önü, arkası ve tabası arasından bitip, önce dördüncü çifte bir miktar karışıp, ondan ayrılıp, dört şubeye bölünmüştür. Evvelki şubesi, açıklanacak boyun damarı girişinden çıkıp, boyundan inip, mide zarını geçip, onun altında bulunan organlarda dağıtılmıştır. İkinci şubesi, elmacık kemiği deliğinden çıkıp, ayrıldıkta; açıklanacak beşinci çiftten ayrılan sinire bitişmiştir. Üçüncü şubenin maksadı, yüz önünde konulan sinirler olup, ikinci çift çıktığı delikten önemi sinirler olan birinci çiftin boş menfezinden geçmeyip, izdiham ile onun boşluğunu doldurmuştur. Şu halde bu şube, o delikten ayrıldıkta; üç kısma bölünmüştür. Birinci kısmı göz pınarına meyledip, elmacıklar, iki göz pınarı, iki göz kapağı, kaşlar ve alın adalelerine bitişmiştir. ikinci kısmı, göz ucu yanında olan deliklerden burun içine geçip, burnun içi tabakasında gömülmüştür. Üçüncü kısmı büyük olup, elmacık kemiğinde bulunan boşluğa inip, iki kol olmuştur. Bir kolu, ağız içi boşluğuna girip, üs dişlere ve onların köllerinde olan etlere dağılma ile ulaşmıştır. Öbür kolu, onda olan elmacığın, burun uçlarının ve dudağın derisi gibi görünen uzuvlara dağılmıştır. Bunlar, üçüncü çiftin üçüncü şubesinin üç kısmıdır. Ama onun dördüncü şubesi, üst çene deliğinden dile geçip, dış tabakasında dağılıp, dil ondan tatma duygusunu bulmuştur. Onun ziyadesi, alt dişler arasıda ve köklerinde bulunan etlerine, alt dudağın içine dağılmıştır. Dile gelen şube, göz sinirinden inme olduğundan daha sert olmuştur. Bunu sertliği, onun kalınlığına eşit olup, muadil gelmiştir. Dördüncü çiftin bitiş yeri, üçüncü çiftin gerisinden dimağın tabanına eğimli olmuştur. Üçüncü çifte bir miktar karışıp, sonra ondan ayrılmakla damağa çıktıkta, bundan damak his bulmuştur. Bu dördüncü çift, üçüncü çiftten daha küçük ve daha sert olmuştur.
Beşinci çiftin her bir siniri, bir çift olup, dimağın iki tarafından biterek vücut bulmuştur. Bunun her bir çiftinin birinci kısmı kulağın iç perdesine dayanıp, onun içinde hepsi dağılmıştır. Kulağa duyma hissi ondan gelmiştir. İkinci kısım, birinciden küçük olup, hançere kemiğinde âmâ adı verilen (kör delik) delikten girmiştir. Ortaya çıktıkta; üçüncü çiftin sinirine karışmıştır. İkisinin çoğu, elmacık adalesi tarafına gelmiştir. Diğerleri şakak adalelerine varıp, dağılmıştır.
Altıncı çift, dimağın arka tarafından beşinci çifte bitişik bitip, lam kemiği yivinin sonunda olan delikten çıkıp, üç kısma bölünmüştür. Bir kısmı, yedinci çiftin hareket ettirmesine yardım için, boğaz adalelerine ulaşan dile gelmiştir. İkinci kısım, omuz adalelerine dağılmıştır. Üçüncü kısım, ikisinden daha büyük bulunup, boyun damarının yükseleceği yerde ona bağlanmıştır. Ondan iç organlara inerken, hançere paraleline geldiğinde, ondan şubeler ayrılmıştır. Hançereyi kıkırdaklarıyla kaldıran etrafı üstünde olan adaleleri bitişmiştir. Hançerden yükseldikte; ondan yine şubeler çıkıp, hançerenin üçüncü kıkırdağını kapayan ve açan alt çevresini kuşatmış olan adalelere gelmiştir. Onun için tıpçılar nazarında bunun ismi: Dönen sinir, olmuştur. Bu sinir, omurilikten çıkmayıp, dimağdan inip gelmiştir. Ta ki düz olup, çekilmesi sağlam olsun. Bu sinir, beşinci çiftten ve yedinci çiftten olmayıp, altıncı çiftten olmuştur. Zira ki bunun başlangıcı yumuşak, sonu kıvrımlı olduğundan, bunun gibi sertlik ve düzlükle inmezler ki, metanet bulup, yükselme ve dönüşe kabiliyetli olurlar. Bu dönen şubeleri, başlangıçlarından uzaklaştırmanın hikmeti, sertlik ve kuvvet kazandırmaktır. Dönen sinirlerin en sağlamı, hançereyi, adalelerin örtüsüne yayıcı olan sinirdir. Sonra bu sinirin ziyadesi, ondan inip, şubeleri diyafram ve göğsün zar ve adalelerine gidip, onda yürek, akciğer aort ve atar damarlara dağılmıştır. Ama kalanı diyaframa geçip, açıklanan üçüncü çiftten inen şubeye iştirakle, iç organların zarlarına dağılıp, kürek kemiğinde son bulmuştur.
Yedici çiftin bitişik yeri, dimağ ile omuriliğin ortaklaşmasından olup, çoğu, dili hareket ettiren adalelere gelmiştir. Ondan şubelere ayrılıp, kalkan kemiğiyle lam kemiğinin ortak olan adalelerine varıp, dağılmıştır. Azı, bunlara komşu olan sinirlere dağılmıştır. Bu şaşırtıcı tertip ve acayip bileşim, o yaratıcı Allah'ın kudret ve hikmetiyle nizam bulmuştur.
Dördüncü Madde
Boyun omurları omuriliğinden biten sinirleri bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omuriliğinden çıkıp, omurlarından ilerleyen sinirlerin hepsi sekiz çift sinir bilinmiştir.
Birinci çifti, birinci omurun iki deliğinden çıkıp, mücerret adale uçlarıyla dağılmıştır. Bu çift, ince ve küçük kılınmıştır. Ta ki çıkış yeri dar olsun ve omur kemiği metaneti üzere kalsın. İkinci çiftin çıkış yeri, birinci omur ile ikincinin aryasında açıklanan ortak deliklerden bulunmuştur. Bu çiftin çoğundan uzuv uçları his ve dokunma duygusu bulmuştur ki, kafanın üstü dolaşıp yükselip, baş önüne eğilmiştir. İki kulağın duş tabakalarında yerleşip, açıklanan küçük çiftin eksiğini tedarik kılmıştır. Bunun kalanı boyun arkasında olan adalelere ve geniş adaleye gelmiştir. Onlar onunla hareket bulmuştur.
Üçüncü çiftin çıkış yeri, ikinci omur ile üçüncü arasında müşterek olan deliklerdendir ki, her bir siniri, iki kola ayrılıp, bir kolu onda bulunan adalelere dağılmıştır. Özellikle aş ile boyunu bağlayan adalelere bu sinirin şuberi gelmiştir. Onda ola omurların dikenlerine yükselip, onların köküne yapışmıştır. Ondan onların başlarına çıkıp,o susamsılardan biten zar bağları ile karışmıştır. Ondan geçip, iki kulak etrafına eğilmiştir. Hayvanların bedenlerinde iki kulağı hareket ettirmek için, iki kulağa ulaşmıştır. İkinci kolu, ön tarafa eğilip, geniş adaleye gelmiştir. Çıkışa başladığında, ona damar ve adaleler rastlamıştır. Onlarla metanet ve sağlamlık bulmuştur. Bu ikinci kol, hayvanlarda şakak ve kulak adalelerine karışmıştır.
Dördüncü çiftin çıkış yeri, üçüncü omur ile dördüncü arasında müşterek olan Deliklerden olmuştur. Üzerinde bulunan üçüncü çift gibi bir cüzü öne, bir cüzü geriye bölünüp, ön cüzü küçük olduğundan, beşinci çifte karışmıştır. Öbür cüzü, geriye dönüp, o adalelere şubeler gönderip, ondan omurgaya inip, son bulmuştur.
Beşinci çiftin çıkış yeri, dördüncü omur ile beşinci arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. Yine yukarıdaki gibi iki yok olup, ön kolu küçük olduğundan yanak adalelerine gelmiştir. Başı, ön tarafa eğilimli edip, baş ve boyun adaleleri ile müşterek olan adalelere dağılmıştır. Öbür kolu, iki şube olup, bir şubesi ön kol ile ikinci şube arasında aracı olmuştur. Omuzun üstlerine gelip, altıncı ve yedinci çiftin birer miktarına karışmıştır. İkinci şube dahi, altıncı ve yedinci çiftin şubelerine karışıp, diyafram ortasına geçmiştir. Altıncı ve yedinci çiftin çıkış yerleri, açıklanan deliklerin düzeni üzere altında bulunan deliklerden olmuştur.
Sekizinci çiftin çıkış yeri, boyun omurlarının cüzleriyle omurga omurlarının evvelsi arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. Bu üç çiftin şubeleri, biri birine karışmıştır. Altıncı çiftin çoğu, omuz yüzeyine gelmiştir. Azı, dördüncü ve beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. Yedinci çiftin çoğu gelip, azı beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. Yedinci çiftin çoğu gelip, azı beşinci çiftin azıyla baş, boyun ve omurganın adalelerine ve ondan diyaframa ulaşmıştır. Sekizinci çiftin azı, omuza galip, çoğu adale ve kola dağılmıştır.
Diyafram, sözü edilen sinirlerden nasibini aldığından hikmet budur ki, diyaframa gelen yukarıdan indiğinden, bölünmesi kolay olmuştur. Diyaframın işi önemli olduğundan, sinirleri müteaddit yerlerden gelmiştir. Ta ki bu başlangıç yerlerine isabet eden âfetle işi bâtıl olmasın. Yaratıcı, bâri, şekil verici ve şanı yüce Allah her şeyden münezzehtir.
Beşinci Madde
Göğüs ve omurga omurlarının omuriliklerinden biten sinirleri bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs omurlarının iliğinden biten sinirlerin cümlesi 12 çift sinir yaratılmıştır.
Birinci çiftin çıkış yeri, göğüs omurlarından birinci omurla ikincinin arasında müşterek olan deliklerden bulunmuştur. iki cüze bölünmüştür. Büyük cüzü, sert adalelere ve kaburgalara dağılmıştır. Küçük cüzü, iki evvelki kaburgaya uzanıp, boyun sinirlerinin sekizinci çifti eşliğiyle birlik el taraflarına gelip, kol ve omuzlara ulaşmıştır. Sekizinci çiftin çıkış yeri ise açıklanan müşterek deliklerden olup, iki cüze bölünmüştür. Bir cüzü, pazunun dışına yönelip, ona his ve dokunma bahşetmiştir. Bir cüzü dahi diğer cüzlerle toplanıp, omuz mafsalını ve beli hareket ettiren adalelere gitmiştir.
Bel omurlarından biten sinirlerin omuza gelmeyen şubeleri, bel ve kaburga adalelerine gelmiştir. Kaburga omurlarından biten sinirler, ancak kaburgalar arasında bulunan adalelere ve karın adalelerine ulaşmıştır. Bu sinirlerin şubeleriyle beraber atar ve toplar damarlara akıp, açıklanan sinir çıkış yerlerinden hepsi içeri girmiştir. Katan (kasık) sinirleri, karın ve bel sinirleriyle müşterek bulunmuştur
Zira ki kasık sinirleri, iki cüze bölünmüştür. Onun bir cüzü, üç çift kılınmıştır ki, adaleler onlarla bilinmiştir. Diğer cüzü, iki çift bulunmuştur ki, karın adaleleri onlar kılınmıştır. Evvelki cüzüne dimağdan inip, sinir karışmıştır. İkini cüzü ki, karından gelen iki çift adale olmuştur. On baldırlar tarafına büyük şubeler gönderip, evvelki cüzünün ikinci çiftinden onlara şubeler gelmiştir. Bir cüzü dahi kuyruk sokumu sinirlerinin evvelkisinden gelip, hepsi biri birine karışmıştır. Bazıları kasıkta alıp, bazıları baldırlar aşağısına inmiştir. Ama bedenin arkasında ve oyluklar içinde çok damarlar ve çok adaleler olduğundan, kasık kemiği tarafından biten adalelerin bedenin gerisinden ve oyluklar içinden ayaklar tarafına yolu olduğundan, bacak adaleleri için özel sinirlerden bir cüz, husyeler içine inen kanala varıp, girmiştir. Ta ki kasık adalelerine yönelip, ondan dizlere inip gitsin.
Kuyruk sokumudur ki, adaleleri altı çift olduğu şaşırtıcıdır Onun ir çifti, kasık adalesine karışmıştır. Kalanı beş çift sinir, kuyruk sokumu yanından biten bir tek sinir, bunlardan hepsi makat, zeker, mesane ve rahim adalelerine, karın zarlarına, kasık kemiğinin içinin dışa bakan taraflarına ve kuyruk sokumu kemiğinden gelen adalelere, bütün bunlara dağılmıştır.
Bu bölümde açıklanan sinirlerin sayısı, daha önce anlatılan adalelerin sayısı miktarı tamamen, 530 sinirde son bulmuştur. Açıklanan bedenin ince sanatları, o sâni ve hakîm Allah'ın kudretinin kemaline delalet edip, insan türüne olan büyük nimetine, beden azalarının cüzleri her an şahadet kılmıştır. Şu halde bu surette toplanan sanatları seyreden uyanık kimse, yaratıcısını bilmiştir. Kendisini nimet denizine gark olmuş bulmuştur. Mevla'sına can ve gönülden muhabbet kılmıştır. Her halde ona yönelmiştir.[1]
|
|
|
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 39. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 11:49 AM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 39. Bölüm
İKİNCİ BÖLÜM
Atar damarların bittiği yerleri ve faydalarını ayrıntılı olarak beş madde ile açıklar.
Birinci Madde
Yürekten biten atar damarları bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki, onlara, şiryan derler. Bunlar hareket eden can damarlarıdır. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. İçindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. Zira ki bunlar, ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. Bunların bitiş yeri, yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir.
Kalça damarları ki, hepsinden önce ve küçük olmuştur. Yüreğin sol boşluğundan bitip, akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. Bu atardamarlar, akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. Bu damarların bitiş yeri, yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. Bu damar, ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. Akciğer cevherine, mülayim bunlara mensup olan latif kan, yürekten akciğer içine saçıldıkta; ondan o saçılma kolaylık bulsun. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. Özellikle bunun yeri yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti, kolaylıkla ulaşmıştır. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki, çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. unun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur, lakin omurga yakınında, akciğere arka tarafından gelmiştir. Önünden kollara ayrıldıkta; cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Bunlar dahi Bâri Teala hazretlerinin kudretine delalet edip, inayetinin kemaline şehadet kılmıştır. Sübhanallah!
İkinci Madde
Yürekten biten büyük atardamarın vücudunu, şubeleriyle el ve avuca çıkışını bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: büyük atardamar yüreğin sol boşluğundan bitip, iki şube olmuştur. Büyük şubesi, yüreğin etrafını tavaf ve devredip, yüreğin cüzleriyle karışmıştır. Küçük şubesi dahi yüreğin arkasından geçip, azı, sağ boşluğa yayılmıştır. Bu iki şubenin çokları, yine iki kısım olmuştur ki, küçük kısmı yukarıya çıkıp, büyük kısmı aşağıya inmiştir. İnen kısmın miktarı, çıkan kısımdan daha büyük olduğunda bu hikmet bu olmuştur ki, inen kısım, yürekten aşağıda konulan büyük ve küçük uzuvları sıcaklığıyla yetiştirip, can ve güç vermek olmuştur. Yüreğin üstünde bulunan önemli uzuvlar, küçük ve az olduğundan, onları besleyen yukarı çıkan kısım, küçük kılınmıştır. Bu büyük atardamarın çıkış yeri üzerinde üç sağla kapak vardır ki, yüreğin içinden onunla beraber dışarı yay çıkıp, ona sağlamlık vere gelmiştir. Bu iki kısmın, yukarı çıkan kısmı, yüreğin üstünde yine iki kısım olmuştur. Bunun büyük kısmı gerdana çıkıp, ondan sağ tarafa kıvrımlı dönüp, onda olan yumuşak ete eriştikte; bu dahi üç kısım olmuştur. Bunun iki kısmı, iki sübab olup, açıklanacak şah damarlarla boyunun sağ ve solundan başa çıkıp, bölünmede onlara eşlik etmiştir. Üçüncü kısmı, böğüre ve iki evvelki kaburgalara, üst boyun omurlarının altısına ve boynun halka kemiğine dağılıp, omuz üzerine varmıştır. Ondan iki el uzuvlarına inip, onlarda dağılmıştır ve son bulmuştur. Yukarı çıkan kısmın, küçük kısmı sol omuza çıkıp, hemen büyük kısmın üçüncü kısmı gibi dağılmıştır. Şu halde atardamarlar vasıtasıyla beden uzuvları hayat ve can bulmuştur. Yaratıcı ve bâri olan Allah ne büyüktür ki, bedenlerin bileşimini, tertip ve nizamını türlü uzuvlarla kılmıştır. Her uzva, can damarlarından hayat, kan damarlarından gıda bahşetmiştir.
Üçüncü Madde
Baş uzuvlarına çıkan atar damarları bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki, onlara, şiryan derler. Bular hareket eden can damarlarıdır. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. içindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. Zira ki bunlar, ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. Bunların bitiş yeri, yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir.
Kalça damarları ki, hepsinden önce ve küçük olmuştur. Yüreğin sol boşluğundan bitip, akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. Bu atardamarlar, akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. Bu damarların bitiş yeri, yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. Bu damar, ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. Akciğer cevherine, mülayim bunlara mensup olan latif kan, yürekten akciğer içine saçıldıkta; ondan o saçılma kolaylık bulsun. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. Özellikle bunun yeri, yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti, kolaylıkla ulaşmıştır. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki, çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. Bunun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. Ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur, lakin omurga yakınında, akciğere arka tarafından gelmiştir Önünden kollara ayrıldıkta; cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Bunlar dahi Bâri Teala hazretlerinin kudretine delalet edip, niyetinin kemaline şehadet kılmıştır.
Sübhanallah!
Dördüncü Madde
Yürekten aşağıya inen atar damarın büyük kısmını bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yürekten beden uzuvlarına dağıla atardamarın açıklanan büyük kısmı, önce yürekten düz olarak beşinci omura dayanmıştır. Zira ki onun yeri yüreğin başı karşısında olmuştur. Adı geçen omurdan aşağıya eğilip, omurga omurları üzerinde inip, kuyruk sokumu kemiğine ulaşmıştır. Bu büyük kısım inerken yüreğin sağ boşluğunda dağılan atardamar, göğsün hizasına geldikte; bir küçük şube göndermiştir ki akciğerin göğüsten olan tarafına dağılıp, akciğerin soluk borusu etrafına dahi ulaşmıştır. Sonra bu inen kısım, göğsün hizasında olan omurlara geldiğinde, her birine birer şube göndermiştir ki, omurilik ve kaburga aralarına dağılmıştır. Sonra göğsü geçtikte; ondan iki atardamar ayrılıp, sağ ve soldan diyaframa gidip, onun cüzlerine ayrılmıştır. Sonra bu inen kısımdan atardamar uzanmıştır ki, bir şube karaciğere, bir dalağa, biri dahi makata ulaşmıştır. Karaciğer şubesi ondan geçip, mesaneye dahi gelmiştir. Sonra bu inen kısımdan bir atardamar uzanmıştır ki, bağırsakların çevresinde olan ince deriyi bulmuştur. Sonra bu inen kısımdan üç atardamar ayrılmıştır ki, en küçüğü özellikle sol böbreğe gelmiştir. o, bundan hayat bulmuştur. O böbreğin liflerine ve onu kuşatanlara dağılmıştır. O iki büyüğü, iki böbrek içine girmiştir. Onlardan iki böbrek, kan suyu gibi karaciğeri anlatılan biçimde çekici olmuştur. Zira ki karaciğerin içinde ikinci hazımdan kıvama gelmeyen kanın latif suyu, böbreklere dolup, ondan gıdalardan aldıkta; onlarda kalan kesif su, mesaneye gelmiştir. böbreklerden dahi iki damar ayrılıp, erkeklerde ve kadılarda tenasül uzuvlarına inmiştir. Sağ böbrekten ayrılan, sağ yumurtayı bulmuştur. Sol böbrekten ayrılan sol yumurtaya gelmiştir. Sonra bu inen kısımdan birçok damarlar ayrılıp, düz bağırsağın çevresinde bulunan çaba, o damarlara ayrılmıştır. Şubeleri, omurlar deliklerinde omuriliğe girip, onda hepsi dağılmıştır. Sonra bu inen kısımdan üç damar uzanıp, ikisi leğen kemiğine, birisi tenasül organı cildine varıp, onda dağılıştır. Sonra inenin kökünden bir küçük çift atardamar ayrılıp, erkeklerde ve kadınlarda öne gelmiştir. Onda olan damarlara karışmıştır. Sonra inenin kökünden ki, büyük kısımdır, o, omurga omurlarının sonuna vardıkta; açıklanacak damarlarla birlik iki kısım olmuştur. Bir kısmı sağa, bir kısmı sola, gidip, her biri kuyruk sokumu kemiğini kuşatıp, onda iki oyluğa inmiştir. Her birinden kuyruk sokumu altında birer şube ayrılıp; biri mesaneye, biri göbeğe ulaşmıştır. Göbek yanında biri birine kavuşup, ikisinden birçok kollar ayrılmıştır. Bazısı kasık kemiği üzerinde konulan adalelere dağılmıştır. Bazısının uçları, mesane yolundan erkeklerde düz olarak âlete gelmiştir. Kadınlarda önlerin ucuna gelip, içe katlanıp, yine onda yapışmıştır. Ondan bir küçük çift kalmıştır ki, rahme gelip, girmiştir. Sanatlarının benzersizliğinde akılları hayrete düşüren Allah münezzehtir. İnsanı, kusursuz olarak en güzel suretle süratlendiren Allah münezzehtir. Onlardan bir kısmını erkek, bir kısmını kadın yapmıştır. Acizlikten unutkanlıktan ve eksiklikten uzak olan Allah münezzehtir.
Beşinci Madde
Oyluklara, baldırlara ve ayaklara inen atardamarları bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bacaklar tarafına inen iki kısımdan her biri, ikişer büyük şube olmuştur. Bir şubesi dış, bir şubesi iç nâmıyla şöhret bulmuştur. Baldırda konulan adalelere şubeler göndermiştir. Sonra bacaklara inerken, onda olan adalelere dahi şubeler indirmiştir. Sonra ayağa inip, ön tarafa baş parmak ile orta parmak arasına büyük şubesiyle meyletmiştir. Kalan şubeleri, ayak cüzlerinin çoğunda gömülmüştür. Açıklanacak kan damarı şubelerinin altından geçip, diğer parmaklara gelmiştir.
Açıklanan atardamarlar ki, can damarlarıdır, bunların bazısı atar kan damarlarının şubesi gibi beşinci omura giren atar damarı şubeleri gibi omuz mevziine çıkan atardamar şubeleri gibi içlere meyleden atar damarın şubeleri gibi, şebekede dağılan iki sübab ve meşime gibi, diyaframa gelen atar damarın şubeleri gibi, bir şube ile omuza nüfuz eden atar damar gibi, mideye, karaciğere, dalağa ve bağırsaklara inen atar damarlar gibi, karın tarafından kuyruk sokumu kemiğine tek başına inen atar damarlar gibi, iç organlarda olan atar damarların hepsi, çarpmalardan korunmak için damarlar altında örtülü kalıp, kan damarları, atardamarlara kalkan gibi koruyucu olmuştur. Aort adı verilen damarlar ki, kan damarlarıdır. Atar damarlar adı verilen can damarları, iki fayda için biri birine yakın olmuştur. Birisi budur ki, kan damarına (aort) parmak bir zar ile bağlı olup, onlara teğet olan aza, ikisinden kan ve can istifade ederler. İkinci faydası budur kik, can damarları ile kan damarları biri birlerinden can ve kan kazanır. Şu halde insan bedeninde onulan ve düzenlenen can damarları bunlardır ki, açıklanması kaleme gelmiştir. Hepsi tamam, 200 adet atardamara ulaşmıştır. İnsanı en güzel surette yaratan Allah münezzehtir. Bizim için büyük ve yüce Allah'tan başka kudret, kuvvet ve korkulacak kimse yoktur. Ey âlemlerin Rabbi! bizi âlimlerden ve amel edenlerden kıl! [1]
|
|
|
|