Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 2
» Son Üye Efsane Türk
» Toplam Konular 102
» Toplam Yorumlar 108

Detaylı İstatistikler

Son Yazılanlar
Raşidi Tarikatında Sabah ...
Forum: Raşidi Tarikatı
Son Yorum: Efsane Türk
06-16-2026, 12:16 PM
» Yorum 0
» Okunma 74
HATMEi RAŞiDAN PRO12 ARAP...
Forum: Raşidi Tarikatı
Son Yorum: Efsane Türk
05-31-2026, 10:36 AM
» Yorum 0
» Okunma 77
Kâinatın Tesbihi ve Yörün...
Forum: Makaleler
Son Yorum: Efsane Türk
05-14-2026, 09:39 AM
» Yorum 0
» Okunma 96
Seb'u'l-Mesânî ve Fatiha ...
Forum: Makaleler
Son Yorum: Efsane Türk
05-14-2026, 09:26 AM
» Yorum 0
» Okunma 95
Hz. İbrahim'in (A.S.) Dil...
Forum: Dua&Zikir
Son Yorum: Efsane Türk
03-09-2026, 08:44 AM
» Yorum 0
» Okunma 157
Seyyid Ahmed el-Bedevî (k...
Forum: Biyografi
Son Yorum: Efsane Türk
03-09-2026, 08:38 AM
» Yorum 0
» Okunma 156
Seyyid İbrahim Düsûkî (k....
Forum: Biyografi
Son Yorum: Efsane Türk
03-09-2026, 08:34 AM
» Yorum 0
» Okunma 141
İnternet ve Sosyal Medya ...
Forum: Sanal Dergi
Son Yorum: Efsane Türk
03-09-2026, 08:06 AM
» Yorum 0
» Okunma 149
Çizgi Filmler ve Medyada ...
Forum: Sanal Dergi
Son Yorum: Efsane Türk
03-09-2026, 07:57 AM
» Yorum 0
» Okunma 149
HAARP Teknolojisi: Bilims...
Forum: Sanal Dergi
Son Yorum: Efsane Türk
03-09-2026, 07:48 AM
» Yorum 0
» Okunma 141

 
  Menzil'in Sultanı Seyyid Muhammed Raşid Erol Kimdir?
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 06:00 AM - Forum: Biyografi - Yorum Yok



AİLESİ VE YAŞADIGI YERLER

Bağlıları arasında Seyda hazretleri namıyla bilinen Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde
Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir. Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir.
Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diya-uddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir. Seyyidlik şeceresi şu şekildedir:

1 -Seyyid Muhammed Raşid d-Hüseyni
2 -Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3 -Seyyid Muhammed
4 - Seyyid Ma ruf
5 -Seyyid Tahir
6 -Şeyh Seyyid Kal
7 - Seyyid Hace Ebu Tâhir
8 -Seyyid Said Ebu l-Hayr
9 -Seyyid Ali
10- Seyyid Halil
11- Seyyid Hasan
12 -Seyyid Mahmud
13-Seyyid Ali
14- Seyyid Taceddin
15-Seyyid Kasım
16-Seyyid İdris
17- Seyyid Ca'fer
18-Seyyid Kasım
19-Seyyid Kemaleddin
20-Seyyid Ebu Firas
21-Seyyid Fellâh
22 - Seyyid Muhammed
23- Seyyid Taceddin
24-Seyyid Ebu Firas
25-Seyyid Maceddin
26-Seyyid Muhammed el-Mağfur Ebu Firas
2 7- Seyyid Şerafeddin
28-Seyyid imam Ali
29-Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi.
Hüsn-ü hat sanatinda çok mahirdi. Hazret'e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almişti.
Fakat kendisi şeyhine "Sizin sagliginizda kendi halifeligimi açikliya-mam, sizden sonraya kalirsam, açiklanmasini birisine vasiyyet edersiniz.
Aksi takdirde sizin yaşadiginiz devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti.
Şeyhinden önce vefat ettigi içinde halifeligi açiktan ilan edilmeyip gizli kalmiştir. Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muham-med'in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür.
Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Validemizle evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur.
Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Ta-runi köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Va-lidemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Ab-dülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kızkardeşleri olmuştur.
Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar.
Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür.
Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir ve Allah'a şükrederek "Biz onun cemaatında bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek te büyük bir nimettir" derler.
Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir.
Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis'in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler.
9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Diyarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler.
Babası Gavs hazretleri l Haziran 1972 yılında vefat edince başhyan ir-şad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Seyda Hazretleri babasının vefatında buyurdular: "Allah (cc) Resulüne "Biz seni alemlere rahmet olarak göndermekten başka birşey için göndermedik. Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü.
Benim babam da Allah Rasûlünün varislerin-dendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşad ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekan etti. Allah Hayy'dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah'a... herşey fanidir."
1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışmdan aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradanda Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu
30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetinedevam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir.
Şeker, damar sertligi, tansiyon ve romatizma hastaliklari nedeniyle uzun yillar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yil önce ayagi kirilmiş çektigi izdiraplarina bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.
Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10,1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir

Sevenlerinin Dilinden Seyda Hazretleri

"Yaşayan en büyük evliya olan Şah-ı Bilvanisi Seyyit Fevzeddin Erol hazretlerinin amcası olan büyük evliya,alim zat. "

"peygamber torunu mübarek insandır.o başkadır "

"insanların huzuru u mahşerde kurtarıcısıdır inşallah.sofilrin imanını tazeleyen kişidir o gavsımız bana allah aşkını çağrıştırıyor.onu nezaman hatırlasam bütün günahlardan uzaklaşıyor gibiyim"

"Gavs-i sani hazretleri zamanımızın en büyük evliyalarındandır.gidip görmek nasip oldu inşaallah.Allah ondan razı olsun eğer onu tanımasaydım şu anda büyüdüğüm çevre bakımından içkimde olurdu zinamda olurdu,kumarım da olurdu ne Allah'ı tanırdım ne peygamberi menzile gittiğimden ailemin haberi yok kesinlikle tarikata karşılar ama gidip bir gerçekleri bir görseler boşa geçirdikleri zamana üzülürler gavs-ı bir tanısalar ah ahh..İnşallah dua edin kardeşler.Allah sadattan razı olsun"

"yer yüzünde hala ayaklı kuran olarak yaşayan ve sünneti seniyyeden kıl kadar ayrılmayan. ümmeti muhammede zhir va batında ko kanat geren. koruyup kollayan, sahibim, efendim kurtarıcım ve tek dayanağım. "

"gavsı sani tek kurtuluş yolu demek başka çıkar yol kalmadı demek zamanın kutbu demek rasulullah (sav) den sonra en büyük irşadı yapan kişi demek peygamber efendimizin göz nuru demek allah aşkından bir an uzaklaşmayan bir zat demek ahir zaman da imanla gidebilmenin en kolay çaresi demek gavsı sani herşey demek"

"gavs sofilerin babası gemimizin kaptanı O nu çok seviyorum eminimki oda sofilerini çok seviyordur bitin sofi kardeşlerime saygı ve selamlarımı yolluyorum.Birbirimize her daim dua edelim hepiniz ALLAH A emanet olun saygılarımla...."

"Görmeyene,gitmeyene,dinlemeyene,köye girerken kalbine sevinç girmeyene,camiye ilk girişindeki selamının güzellliğini duymayana,gülü koklarken o camiye yayılan gül kokusunu hissetmeyene,gözlerindeki o nuru alamayana,çorbasından bir kaşık içmeyene,ekmeğinden bir lokma yemeyene,köyünde yatmayana,camisine bakmayana,suyunu içmeyene,elini öpmeyene,Kelime-i şahadet getirişindeki o içtenliğini hissetmeyene ve oradan ayrılırken içine düşen burukluğun sebebinin GAVS-I SANİ (k.s) olduğunu hala idrak edemeyene ne anlatsak BOŞ arkadaşlar BOŞ..Babam onlarada Himmet etsin..Rabbim ıslah etsin.. "

"Zamanımızın gavsının kim olduğunu, hatta böyle bir zatın var olup olmadığını kimse bilemez.Tamam, herkesin kendi mürşidini diğer mürşidlerden üstün görmesi,bilmesi lazımdır.gereklidir.Fakat derecesini Allahtan ve Allahın bildirdiklerinden başka bilen çıkmaz.Abdülkadir Geylani hz.leri kendi gavslığını manevi bir hal ve emir ile bizzat kendisi ilan ettiğinden dolayı onun gavs olduğunda zaten şüphe yoktur.Bazı arkadaşların Abdulbaki hz.lerini bu şekilde nitelemelerine karşı bir başka kişide çıkıp İstanbul/fatihdeki MAHMUT EFENDİ hz.lerinin bu makamda olduğunu söyleyebilir.Her iki durumda yanlıştır.dediğim gibi üstün görülebilir fakat bir derece isnat edilemez. "

"gavsı sani gavslık makamı iki kere verilmis evliyaya denir.dünya üzerinde tekdir.aynı zamanda birden fazla olamaz.şuanki S.ABDÜLBAKİ hazretleridir.fakat kendileri bu sıfatın çok fazla kullanılmasına tahminimce razı değillerdir.çünkü cahil veya anlamını idrak edemeyecek,bu makamın nasıl verildiğini kavrayamayacak kişiler tarafından eleştiri konusu olabilir.ama O'nu tanıyan,bir kere O'nu gören herkes artık soru sormayı bırakır ve bir nebze olsun nasiplenmeye bakar.inşaallah bizlerde O'nun himmetine nail oluruz.... "

"allah indinde gerçek din islamdır allah c.c. bu dini baki kılacak kullarını yönlendirecek ve yanlız bırakmayacak bu yüzdenki kulları arasından seçtiği insanları bize rehber olarak gönderir işte bu kullara evliya denir evliyalar dünya üzerinde çoktur ama gavs bir tanedir oda SEYİT ABDULBAKİ H.Z (k.s) dir.lütfen bu ismi anarken bile adap ve edepli olun çünki o gavstır allahın nazlı kuludur,sevgili kullarındandır.Buna inanmıyorsanız bile lütfen genede saygılı olun vemümkünse hayatınızda bir kere olsun bu allah dostunu ziyaret edin edinki kalbiniz nurlansın inş. "

“O’NU TANIMAK NE MÜMKÜN!”

Gülistan’ın Takdimi
Gülistan Dergisi olarak Gönül Sultanları (İslam Önderleri) kuşağımızın üçüncü serisinde, Gönüller Sultanı Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini, ahirete irtihalinin yıl dönümü vesilesiyle tekrar yâd edelim istedik.

Ümmetin hakiki âlimlere her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğu şu garip günlerde, Sultan Hazretlerini bize anlatacak dertli ve pak bir gönül aradık. Ümmeti Muhammed’in derdiyle yaslı bir gönül…

Sultan’a (ks) sağlığında uzun seneler büyük bir muhabbetle hizmette bulunmuş, onu en çok tanıyanlardan birisi olan Asrımızın büyük âlimlerinden Seyyid İbrahim Hakkı El-Mekkî Hazretlerini, Ramazan-ı Şerif’in ilk günlerinde ziyaret ettik. Şiddetli şekilde hasta olmalarına rağmen, Sultan Hazretleri hakkındaki söyleşi teklifimizi kabul ederek bizi onurlandırdılar.

Kendilerine Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini sorduğumuzda, yokluğunu bir kez daha hatırlayarak yetim kalmış bir çocuk gibi gözleri dolan Seyyid İbrahim Hakkı Efendi’ye okurlarımız adına teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.

Sultan Hazretleri gibi gerçek âlimleri hakkıyla tanımayı, Rabbimizin bize ve tüm okurlarımıza nasip etmesini temenni ederek sizleri Seyyid İbrahim Hakkı el-Mekkî Efendi’nin Sultan Muhammed Raşid Hazretlerini anlattığı söyleşimizi okumaya davet ediyoruz.


O’nu Tanımak Ne Mümkün!


Gülistan: Efendim, Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini ne zaman ve nasıl tanıdınız?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Ahh! Maalesef… Çevresindeki kimse Sultan Hazretlerini tanımadı ki ben de tanıyayım. Onu tanıyan, ancak iki kişi oldu. Birincisi; Gavsu’l-Azam olan babası Seyyid Abdulhakim el-Bilvanisî Hazretleriydi, ikincisi de zamanımızın Gavsı olan Sultan Seyda Muhammed El-Konyevi Hazretleridir. Zira Sultan Hazretleri bir güneş gibiydi ki; kim bakabilir ve anlayabilirdi?...

Birlik ve Beraberliğimize Katkıları

Gülistan: Efendim; Sultan Muhammed Raşid Hazretlerinin çağrısı hakkında bilgi verir misiniz? O dönemlerde Ülkemizdeki birlik ve beraberliğe katkısı ne yönde olmuştur? İrşadı nerelere kadar ulaşmıştır?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Elbette ki Sultan Hazretleri, hem zahiren hem manen Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) varisi olunca, davası Hazreti Rasulullah'ın (sav) davasıydı. Ve insanları sünnet-i seniyye çerçevesinde birliğe, beraberliğe, kardeşliğe, ümmetliğe ve gerçek insaniyete davet ederdi.

Evet, Sultan Hazretleri, bütün Müslümanlara kardeşlik sofrası ve bütün âleme insaniyet sofrası açmıştı. Elbette ki o sofradan nasibini alan kardeşlik ve gerçek insaniyetin dışında bir tavrı olmamıştır.

Sultan Hazretleri; vatanı, milleti, devleti, din ile birlikte herkese sevdirmeyi gayret etmiştir. Allah-u Zülcelal’in de o konuda kendisine büyük bir yardımı vardı ve o himmet, bereket ile bu kardeşleşmeyi ve bu sevgiyi bütün âlem, sanki hissetmek içerisindeydi ki o zamanı hatırlayan bizim ülkemiz, bütün dünyaya bir örnek olduğunu bilir.

İrşadı Bütün Dünyaya Ulaşmıştı

O’nun irşadı âm idi, umumi idi. İnsanlar dünyanın her tarafından onun davasına doğru akın akın geliyorlardı. Ne zaman oraya gitseniz Avrupa’dan, Amerika’dan, Rusya’dan, Hindistan’dan ve Arap ülkelerinden, hatta Uzak doğu ülkelerinden dahi insanlara rast gelirdiniz.

Demek anlaşılıyor ki; Sultan Hazretleri, kutb-î âm idi. Bütün dünyaya irşad ederdi. Ancak irşadı da mıknatısın içindeki çekim kuvveti gibi gizliydi. Kimse görmezdi. Ancak onu, Yaratan, Sultan Hazretlerine o gücü veren bilirdi.

Aziz kardeşim; Sultan Hazretleri, ziyaretine gelenleri haliyle, yaşantısıyla irşat ettiği için onları, Resulullah (sav) sünnetiyle yaşamaya davet ederdi.

Onun davasında dilencilik yoktu, para toplama yoktu ve deri toplama yoktu. Onun davası, mücerret bir hak davasıydı. Dünya maddiyatıyla, dünya muhabbetiyle, dünya siyaseti ile alakası olmayan bir davaydı.

Gülistan: Efendim, irşadı dünyanın pek çok yerine ulaşan Sultan Hazretleri gibi bir âlimin ahirete irtihali ile ümmet nasıl bir kayıp yaşamıştır?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Aziz kardeşim; güneş batarken, âlem ne kaybına uğrarsa, Sultan Hazretleri ile de insanlık o hale girdi. Ancak Allah’a şükürler olsun ki onun batmasıyla birlikte zamanın Gavs-ı olan Sultan Konyevi Hazretleri gibi ay’lar çıkmaya başladı ve âlem o ışığın altında, o eski hayatını devam etmeye başladı. Umulur ki -inşallah- onların peşinden gidenler, maksalarına ulaşacaktır.

Kalpleri Nasıl Etkiliyordu?

Gülistan: Efendim, Sultan -kuddise sirruhu- Hazretleri, hiç konuşmadığı ve sohbet etmediği halde, milyonlarca insan tarafından ziyaret ediliyordu. Binlerce insanın bizzat şahit olduğu gibi, bunların arasında uyuşturucu müptelası olanlar da vardı, içki içen kumarbazlar ve binamaz insanlar da… Ve bu kimseler, Sultan Hazretleri ile beraber tövbe ettikleri günün ardından, bu tür kötü alışkanlarından bir anda kurtuluyorlardı. Bu nasıl oluyordu ve Sultan Hazretlerinin bu tür insanlara karşı muamelesi nasıldı, izah eder misiniz?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Aziz kardeşim; Sultan Hazretlerinin hiç bir an kalbi Allah'tan gafil olmazdı. Kalbi Allah'la beraber olan bir insanın zahiri sohbete, zahiri konuşmaya ihtiyacı (gerek) yoktur. Çünkü Allah, kudret ve azametiyle, her yerde hazır ve nazır olduğu için ona bağlı olan kalb Allah sevgisini ve muhabbetini her tarafa dağıtır. Hayvanlar, bitkiler, her şey onu tanır sever ve O'nu görmek ister.

Nitekim bir hadisi şerif vardır ki mealen ifade ediyorum. Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyuruyor: “Allah-u Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrâil'e: ‘Ben filânı seviyorum, onu sen de sev!’ Diye emreder. Cebrail (aleyhisselam) onu sever ve sonra gök halkına: ‘Allah filânı seviyor, onu siz de seviniz!’ Diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde, o kimseye karşı bir sevgi uyanır…” (Müslim)

Yani, Cenabı Hak, onun sevgisini ve makbuliyetini yeryüzüne gönderir. Onu görmeyen bilen bilmeyen herkes, ona karşı kalben bir sevgi besler. Gelip gördükleri zaman da kalben ruhen teslim olurlar.

Güneşin tesiri altındaki bitki, meyve vs. gibi günbegün farkına varmadan, olgunlaşmaya ve pişmeye başlarlar. İşte Sultan Hazretleri, güneş gibi yerinde sabitti. O'nun nazarı altına giren herkes fayda görürdü. Allah bizleri de onlardan biri eylesin. (Âmin)

Onun ziyaretine gelen insanlara muamelesine gelince... Sultan Hazretleri, zahiren ve bâtınen Hazreti Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) varisi olduğu için O’nun muamelesi, Rasulullah'ın muamelesi gibiydi.

Rasulullah'ın hadimi Enes (radıyallahu anh) buyurur ki; “Rasûlullâh’a tam on sene hizmet ettim. Bana bir defa bile; ‘Öf!’ demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı; ‘Niye böyle yaptın?’ Diye azarlamadığı gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle; ‘Şöyle yapsan olmaz mıydı?’ da demedi.” (Buhârî, Savm 53, Menâkıb 23; Müslim, Fezâil, 82)

Ve malumdur ki Rasulullah'ın kapısına Yahudiler, Hıristiyanlar, Müşrikler, Mecusiler, ayyaşlar, hunharlar, cengâverler ve canavar huylu olan ehli cahiliyyedeki kişiler dahi, Rasulullah'ın kapısına giderdiler. Hiç bir zaman, Allah Resulü kimseyi red etmeden, herkese güzel muamele ile muamele ederdi. Hak’ka, hakikate ve gerçek insaniyete davet ederdi. İşte Sultan Hazretleri de tıpkı Rasulullah gibiydi.

Manevi Tasarruf Nasıl Oluyor?

Gülistan: Efendim, Sultan Muhammed Raşid Hazretleri gibi Allah dostu kamil mürşitlerin, nazarlarıyla, yani bakarak ve uzaktan manevi tasarrufla insanları irşad ettikleri söyleniyor? Bu nasıl mümkün olmaktadır?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Evet, her Müslüman’a, hatta ehli tabiata dahi malumdur ki kaplumbağa denilen hayvan yumurtladıktan sonra, kendi yumurtasının karşısında durup nazarı ile cansız olan yumurtayı gözleri ile nazar ede ede -Allah'ın izni ile- sert kabuğundan çatlatıp canlandırır ve içinden yavru çıkartır ve beslemeye başlar.

Eğer böyle zayıf bir hayvan, böyle zayıf bir nazara sahip ise sen Allah'ın bir veli kuluna ne dersin?...

Bir hadis-i kudsîde buyurulur ki; “Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, anladığı kalbi olurum. Benden bir şey isterse, istediğini veririm. Bana sığınırsa, kendisini korurum.” (Buhari, İbn Mace, Beyhaki)

Eğer bir insan, Allah'ın verdiği o basiret ile Allah'ın verdiği o güç ile bir insana nazar etse, elbette ki günah ve hatalardan dolayı ölü ve gafil olan (bir) kalbi nazarı ile diriltir. Hakiki insan haline gelir.

Allah Dostlarının Nazarı

Gülistan: Efendim, Allah dostlarının Ümmet-i Muhammed’e (sav) başka ne gibi faydaları vardır? İzah eder misiniz?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Kendi kendine yetişen ağacın meyvesi olmaz, meyvesi olsa da nasıl tatsız olursa, manen Saadat-ı Kiram’dan babası olmayan da ve onların nazarıyla aşılanmayan da o yabani ağaç gibi meyvesiz ve meyvesi olsa da tatsızdır.

İster o ağacı Mekke’ye götürün, isterseniz Medine'ye götürün! Ektiğin zaman meyvesi turunç gibi olacaktır. Yenilmez ve ondan istifade edilmez. Gerçek meyveyi elde etmek için aşılanması lazımdır.

İşte, bir insanın gerçek bir insan haline gelmesi ve ibadetinden tat alması için de mutlak bir şekilde, bir Allah dostunun nazarıyla aşılanması gerekir.

Allah-u Zülcelal bir ayeti kerimede, " …Bana yönelenlerin ve bana rucû edenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır…" buyuruyor. (Lokman; 15)

Bu ayeti kerimeden de anlaşılıyor ki bir Mürşidi Kamil’in peşinden gitmek ve ona uymak ve Saadat-ı Kiram’ın yolunu takip etmek, vaciptir.

Gülistan: Efendim, son olarak şunu sormak istiyoruz; İslam âleminde Ehli Sünnet dışı akım ve ekollere karşı, şanlı ve yiğitçe mücadelesi ile tanınan Seyyid Muhammed bin Alevi Maliki Hazretlerinden ders aldığınızı biliyoruz. Nasıl bir âlimdi? Bize kısaca anlatır mısınız?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Seyyid Muhammed Alev-i el Maliki'ye (kaddesallahu sırrahu) gelince; O, suretiyle, heybetiyle, cesaretiyle, ilmiyle, sahavetiyle, cömertliğiyle, şecaatiyle ve ilm-i hadis bilgisiyle ve her ilimde tıpkı Hz. Ali (kerremallahu vechehu) gibiydi. O’nu tanımak için Hz. Ali’nin siret kitaplarının okumasını tavsiye ederim. Allah bizleri de onların şefaatine nail eylesin. (Amin)


SULTAN SEYYİD MUHAMMED RAŞİD EROL HAZRETLERİ

Esseyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde doğmuştur.

Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (ks) hazretleri olup Nakşibendî büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diyauddin (ks) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (ra) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir.


1968 yılında halifelik icazetini, Nakşibendi yolunun o dönemki büyüklerinden olan Babası Gavs’ul Azam Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni (ks)’dan aldı.

Gavs-ı Bilvanisi (ks) vefatına yakın; "Kendi yerine, kendinden daha büyük bir şeyh bırakmadan vefat eden mürşit, Allah indinde mesuldür." buyurdu. Daha sonra; "Elhamdülillah biz bunu yaptık, Muhammed Raşid bizden büyüktür." diye ilave etti.

1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurt dışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi neticesinde, 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikamete tabi tutuldu. Oradan önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradan da Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra, merkezi idarenin müsaadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür.

Romatizma sebebiyle her yaz aylarında gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra, 22.10.1993 Cuma günü cuma namazından iki saat sonra 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur. Vefat haberini alan on binlerce bağlısının katılımıyla, ertesi gün Menzil’de babasının yanı başında toprağa verilmiştir.

Seyyid Muhammed Raşid (ks), o kadar çok insana vesile oldu ki, hiç konuşmayan bir zatın, binlerce insanı etrafına toplayıp onların hidayetine vesile olmasını akıllar idrak edemedi. Tabi ki ancak bunun lezzetini, ancak Allah’ın izniyle ondan nasiplenen insanlar bilebilir.

Bu konuyu yazdır

  Gavs-ı Bilvanis Seyyid Abdûlhakîm El-Hüseynî Hazretleri Kimdir?
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:59 AM - Forum: Biyografi - Yorum Yok



Gavs-ı Bilvanis Seyyid Abdûlhakîm El-Hüseynî Hazretleri Kimdir?

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri Son devirde Suriye'de yetişen evliyadan Şeyh Ahmed-el Haznevi Hz.'lerinin halifelerindendir Seyiddir. Hz. Hüseyin'in r.a. soyundan geldiği için Hüseyni nisbesiyle meşhur olmuştur. Gavs Bilvanisi lakabıyla da bilinir. 1902 (H. 1320) senesinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Kermat köyünde dünyayı şereflendirmiştir. 1972 (H. 1392) senesinde vefat etti. Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde defnedildi. Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri Doğumundan kısa bir müddet sonra babasının imamlık yapmak ve medresede talebe okutmak için davet edildiği komşu Siyanis köyüne taşındılar. Babası vazifesinin altıncı ayında vefat edince Abdülhakim el Hüseyni Hazretleri dedesi yanına aldı. Dedesi onu okutmak için alim ve tasavvuf ehli Muhammed Diyauddin Nurşini (k.s.) Hazretlerinin ders halkasına ve sohbetlerine gönderdi.

Bu sırada sekiz yaşında bulunan Abdülhakim el Hüseyni on dört yaşına kadar bu zattan ilim öğrendi ve feyiz aldı.

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri Hocası Nurşin'e taşınınca öğrenimine başka medreselerde devam etti. Aynı zamanda hocasıyla manevi bağını devam ettirdi. Daha ilmini tamamlayıp icazet almadan medrese ve tekkeler kapatılınca Siyanis'e döndü. Komşu Taruni köyüne imamlık yapıp, talebe okutmak üzere davet edildi. Burada pek çok talebe yetiştirdi. Bu sırada hocası Muhammed Diyauddin Nurşini Hz.'leri vefat etti. Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri hem ilmini tamamlamak, hem de tasavvufta ilerlemek için Muhammed Diyauddin Nurşini'nin (k.s.) talebelerinden şeyh Selim'e talebe olmak istedi. Ancak rüyasında çok sevdiği halifesi şeyh Ahmed-el Hazneviye bağlanmasını bildirdi. Rüyasında Muhammed Diyauddin Nurşini (ks.) şeyh Ahmed - el Hazneviye hitaben "Şeyh Ahmed! Bu seyyid Abdülhakim'in babasının bizde emeği çoktur. Onun için sen ona gözün gibi bakacaksın!" diye emanet etti. Bu işaret üzerine Abdülhakim-il Hüseyni (ks) Sureyinin Hazne köyünde bulunan Şeyh Ahmed-el Haznevi (k.s.)'ye giderek talebe oldu. Şeyh Ahmed - el Haznevi (k.s.) daha ilk günden itibaren ona "Molla Abdülhakim" diye hitap ederek onun ilim ve irfanını takdir ettiğini gösterdi.

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri, Ahmed-el Haznevi Hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Daha sonra tekrar memleketine döndü. Fakat 14 sene müddetle gidip gelerek ilmi ve tasavvuftaki derecesini artırdı. Hocasından, 34 yaşındayken medresede talebelere ilim öğretmek üzere, 36 yaşındayken de insanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlatmak suretiyle kurtuluşa kavuşmalarına vesile olmak için icazet aldı.Memleketine dönerek köyünde ve çevresindeki diğer kasabalarda İslam dininin emir ve yasaklarını anlatmaya başladı. Bütün ilim ve irfanını talebe yetiştirmeye ve Müslümanların Allah-u Teala'nın rızasını kazanmalarına vesile olmaya hasretti. İlk üç senede fazla netice alamadı. Ancak hocası Ahmed el Haznevi (k.s.)'nin vefatından sonra onun sohbetlerine büyük bir rağbet oldu. Akın akın gelen insanlar onun ilim ve feyzinden istifade etmeye çalıştılar. Ona olan bu büyük rağbet civar kasabalardaki bazı şeyhlerin gıptasına, bazılarının da kıskanmasına sebep oldu. Çünkü onlara bağlı bazı kimseler de gelip Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretlerinin sohbetine katılıyorlardı.

Bu şeyhlerden birisi ona gönderdiği mektupta; "İnsan düşünür ve kabul eder ki, yan yana koyun otlatan iki çobandan birinin bir kaç koyunu diğerinin sürüsüne kaçıp karışırsa onları iade etmek lazımdır. O halde sende bizim sürüden ayrılanları iade etmelisin" diyordu. Bu mektubu okuyan Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri tebessüm ederek; "Biz ceddi-i pakimizin (peygamber efendimizin) ümmetine hizmeti gaye edinmişiz ve bunun için çabalıyoruz. Baş olmak ve çok taraftar toplamak gayretinde değiliz. Ceddimiz bize ilim miras bırakmıştır. Bu ilme kim sahipse varis odur. Biz inşallah miras gerçek varislerinin eline geçer diye dua ediyoruz" buyurdu. Hep aynı yerde kalmayıp, ikametgahını devamlı değiştirirdi. Taruni ve Bilvanis köylerinden sonra Bitlis’in Narlıdere nahiyesine, oradan da Siirt'in Kozluk kazasına bağlı Gadiri köyüne yerleşti.

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri bir sohbeti esnasında dinleyenlerden birisi;"Bir kimse Kur'an-ı Kerimi, hadisi şerifleri, fıkıh ilmini biliyor, selefi salihinin, ilk devir İslam alimlerinin kitaplarını okuyorsa manevi bir yol göstericiye ne gerek vardır?" diye sordu. Cevabında buyurdu ki; Dediğin doğrudur. Fakat bir eczacı türlü türlü otları ve çiçekleri bilir. Hangisinden ne gibi şerbet çıkarılacağını, hangi hastalığa faydalı olacağını da bilir. Hatta çoğu zaman doktorlara da onu gösterir, onun tahlil ve araştırmasına göre teşhis ettikleri hastalığa onun ilaçlarını tavsiye ederler. Alimleri de buna kıyas ediniz. Halbuki insan ahiret yolunda evvela avamdır yani halktandır. Nasıl kendini tedavi edebilir. Kalp hastalıklarının tedavisi maddi hastalıkların tedavisinden daha zordur. Acaba nazari olarak tip ilmini tahsil edene, senin oğlun dahi olsa beyin ve kalp ameliyatında sen kendini teslim edebilir misin? Fakat tecrübe görmüş bir doktora kendini tereddütsüz teslim edebilirsin değil mi?Diyebiliriz ki zamanımızda yol göstericiler az olduğu için gençlerimizin isyanı fazla olmuştur. Bu gün vaaz ve nasihat eden kimseler çoktur ama hakiki saadet yolunu gösteren rehberler azdır." Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri bir sohbeti sırasında tövbe ile ilgili olarak şöyle buyurdu: "Tövbeyi geciktirmemelidir. Tövbenin zamanı, ruh gargarayı geçmeyinceye kadardır. Gargarayı geçince kafirin imanı kabul olmadığı gibi Mümin’in tövbesi de makbul değildir. "Muhakkak Allah'u Teala kulun tövbesini ruh gargaraya gelmeden önce kabul eder" hadisi şeriftir. Nihayet can boğazına çıkınca ne kafirin imanı, ne müminin tövbesi kabul değildir.

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri, Menzil'de bulunduğu sırada hastalanmadan önce şimdiki türbesinin yerini etrafına taşlar dizerek işaretledi. Vefat ettiği zaman buraya defnedilmesini vasiyet etti. Ömrü boyunca insanların imanlarını kurtarabilmeleri için gayret etti. Bir sohbetinde; Evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatlar, artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp Müslümanları imanlarını kurtarması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (ks) (burada kendisini kast ediyor) Ümmet-i Muhammed'in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksat iman kurtarmaktır. (İnsanların geneli için) Tam hidayet, Mehdi (as) zamanında olacaktır. buyurdu.

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri Ömrünün son zamanlarında sohbetine gelen insanlara buyurdu ki; "İnsan fakir olmalıdır. Rabbül Alemin hep fakirlerdir. Fakirleri sever. Fakirlikten maksat nefis ve benlikten uzak olmaktır. Dünya malından dolayı fakirlik değildir. İnsanın nefis ve benliğini yenmesi lazımdır. Nefsini gören kendinde büyüklük eden kimseyi Allah'u Teala sevmez." Şeytanın küfre girmesinin sebebi nefsini, kendini büyük görmesi değil miydi? İnsanın ayağı nefsin göğsünde bulunmalıdır ki, baş kaldırmaya gücü yetmesin. Nefsin düşmanlığı çok büyüktür. Firavun, Şeddat, Karun gibilerin felaketlerine de nefisleri sebep oldu. Çünkü büyüklük taslayan nefisleri, büyük iddialara kalkıştı. Kendileri boş bir dava güttüklerini, ilah olmadıklarını ve Allah'u Teala'dan uzak olduklarını bildikleri halde nefislerinin ilahlık davasına boyun eğdiler. Çünkü nefisleri o kadar çok büyümüş ve kendilerine hAkim olmuştu.

İnsan hep iyilerle olmalı, iyilerle arkadaşlık etmelidir. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devam eder. İşte Ashb-ı Kehfin köpeği, köpek olması sebebiyle haram ve necistir. Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak gerekir (şafii mezhebine göre). Fakat iyilerle kaldığı için Allah'u Teala onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necis olduğu halde cennetlik oldu ve cennette iyilerle beraber olacaktır. Halbuki Nuh (as)'ın oğlu bir peygamberin oğlu olduğu halde, kafirlerle arkadaşlık yapıp onlarla beraber bulunduğu için imanını kaybetti. Allah'u Teala onu kafirler topluluğundan yazdı. Peygamber oğlu olduğu halde kafirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine imansız gitti. Diğer yandan necis olan bir köpek ise cennetlik oldu. Çünkü iyilerle beraberdi, onlardan ayrılmadı.

Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki; "İnsan her kimi seviyor ise kıyamette de onunla beraber haşr olacak, kiminle arkadaş ise haşirde de onunla arkadaş olacaktır". Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri ömrünün son bir yılında kaldığı Adıyaman'ın Kâhta ilçesine bağlı Menzil köyünde hastalanan Abdulhakim-il Hüseyni (k.s) hazretleri tedavi için Diyarbakır'a götürüldü. Oradan da Ankara'ya nakledildi. Burada iken bazı siyaset adamları kendisini ziyaret ederek duasını istediler. Onlara hitaben; "Halis niyetle din-i mübine, İslam dinine her kim hizmet etmek isterse Allahu Teala onu muvaffak etsin diye dua etti."

Seyyid Abdûlhakîm El-Hüseyni Hazretlerinin Vefatı

Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri Ankara'da geçirmiş olduğu ameliyattan sonrada durumu düzelmedi. 25 Mayıs 1972 (H.1392) tarihinde Ankara'da vefat etti. Cenazesi Menzil köyüne götürülerek talebeleri tarafından, daha önce işaretlemiş olduğu yerde defnedildi. Kabri sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri nin vefahatından sonra postuna Halifesi Seyda Seyyid Muhammde Raşid Hazretleri geçmiştir.

Yüce Mevlâmız, Gavs-ı Bilvanis Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni Hazretleri'nin makamını âli eylesin, ahirette himmet, bereket ve şefaatlerine bizleri nâil eylesin. Amin.

Bu konuyu yazdır

  Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi ve Sınıf Adabı
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:56 AM - Forum: Raşidi Tarikatı - Yorum Yok

Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi ve Sınıf Adabı

Raşidi Tarikatı Virdinin tamamı, günde bir defa veya, günde iki defa vird edilip okunur. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar olan sofi ve sofiyeler, günde bir defa vird edip, zikredip okurlar. Beşinci sınıftan sonraki sınıflar da ki sofi ve sofiyeler, taa ki, onbirinci sınıf sonuna kadar, günde iki defa vird edip okurlar, fakat onlar da yaz ve ilkbahar mevsiminde, sabah uzun vird yani “Hizbül Kebir” öğleden sonra ise kısa vird “Hizbül Kasr” okurlar. Kışları ve sonbaharda ise tam tersi olan sabah “Hizbül Kasr” öğleden sonra ise “Hizbül Kebir” vird edip okurlar. Onbirinci sınıftan sonra, vaktin durumuna göre, günde bir defa veya, günde iki defa “Hizbül Kebir” zikrini vird edip okurlar. Sabah vakti demek, hangi mevsim olduğu farketmeksizin, gece saat üç ten itibaren, ertesi gününü gündüzünün, ikindi vakti ezanı okunasıya kadar olan vakittir, bu vakitlerde sabah virdi okunur. Gündüz ikindi vakti ikindi ezanı okunduktan sonra, o günün gecesinin, gece saat üç e kadar olan vakti de, ikinci virdin vaktidir, o vakitlerde de ikinci vird, vird edilir okunur.
Esteuzubillah demek kısaca “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” demektir. Virdimizin başlangıcında ister kısaca “Esteuzubillah” veyahut da normal olarak “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” diyerek başlıyabilirsiniz.
Eğer Sabah ve Seher veya Gündüz Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Evvel” Okunur (Yazları ve Baharları Gece üçten itibaren öğleden sonra saat 14 e kadar Zikrediliyorsa okunur),
Eğer ikindiden Sonra ve Akşam ve Gece Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Ahir” Okunur (Saat 2 den yani 14 ten sonra, gece 03 e kadar zikredilirken okunur).
Zikirimizde Harflerin Mahrecine dikkat ediniz, Her Bir Harf Ayrı Bir Nota, Yahutta Ayrı Bir Tını ve Frekanstır Unutmayınız. (Dad harfi) Harfinin mahreci “dz” şeklinde okunur ki, dil azı dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır ‘muhammed Diyauddin’ ismi ‘muhammed ziyauddin’ denir yani asli ise ‘Muhammed Dziyauddin’ diye okunur dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan Ebu Bekr efendimiz iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.
(peltek se) se harfi dil dişlerin arasına konarak se demeye çalılışılır, Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
(Peltek ze) dil dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır,
Arapça Alfabe yani “Elif, ba” okunurken tesbihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur ve, yön onuncu boncuktan imameye doğru okunur. birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince
(Dad harfi, sağ azı diş ile okunur) ikinci boncukta (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) ve böyle böyle 9 defa alfabe okunur sonuncu seferde yani dokuzuncu seferde yine (Dad harfi, sağ azı diş ile okunurak alfabe tamamlanır bitirilir)
Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur. (Yani Sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri) Günde iki defa okunup, vird edilir.sınıfa kadar salavat altta yazan usul ile okunur, ondan sonra bu virdimizdeki gibi, hepsine hergün, imkan dahilinde, günde iki defa veya, günde bir defa okunur, selam gönderilip, selamet dilenir.
Salavati kebiredeki “Safura” “Daniele” Ra’le” “Gabriela”, “Michaela”, “Raffaella, “Zara”, ” Azra”, Zaraelle”,“Feryail” ve “Ferruh” a salavat, haftada bir defa yapılır, diger günler onlara salavat okunmaz. Ve Salavati kasr daki “Feryail” ede okunmaz.
Feryail ve Ferruh Rüzgarlarların Melekleridir,
Feryail : Keder Elem,… Rüzgarlarının komutanıdır.
Ferruh: Feerah sevinç ve mutlulukların rüzgarının komatanıdır.
insan ömründe, bu iki rüzgarın galip geldiği zamanların orantısı, Feryail komutasında %40, Ferruh komutasında %1, yani bu oran 1/40 dır. yani (1sene Ferruh/40 sene Feryail) Hz Adem, ilk defa topraktan halkolduğunda, Allahü Teala hazretleri, Hz Adem’in çamurunun kuruması için, üzerine, 40 sene Feryail rüzgarı estirmiş. Bir sene de Ferruh rüzgarını estirterekten, kurutmuştur, velhasıl kelam.
Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar, okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen, ve faydasını görmek isteyenler, Raşidi Tarikatına intisab etmek mecburiyetinde. Ve intisab Duası, Tek bir defa olmak üzre, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.
Seyyidina Remzi ve Yalçın- Samson – uzun saçlı adam
Samson ve sevgilisi Daleyla veya Leyla, yani gücünü saçından alan adam. Bu adam Highlander, ve salavatimizin her zaman, 40. veya 41. bogumunda yer alacak, çünkü bu iki adam bize Etek ve koltuk alti traşımızı hatırlatacaklar, Etek ve koltuk altı traşımızın, en fazla geciktrime süresi, 40 gün, veya biraz üstü kadardır. şayet, unutur yada, geciktirirsek, bizzat bize gelip haber etmeleri icin, engeç KIRK günde bir traş, ve gecikirsek, onlar bekcimiz, bir yerden “Yalçın, Remzi, Leyla, Higlander, iskoçyalı” haberi gelirse size, bilinki ….traş vakti geldi geciyor.
12 Havarinin isimleri Hakkında Hıristiyan Kaynaklarından Edindiğim Bilginin Tercümesi
“İsa bir dağa çıktı ve onunla birlikte istediklerini çağırdı. Yanına geldiler ve havariler dediği on iki kişiyi atadı. Sürekli onunla birlikte olacaklardı ve onları oraya göndermek istedi. Onun atadığı on iki kişi şunlardı: Peter adını verdiği Simon, Zebedi’nin oğlu Yakup, Yakup’un kardeşi Yuhanna – her ikisine de Boanerges adını verdiği (“Gökgürültüsü Oğulları” anlamına geliyor) – Andreas, Philip Bartholomäus, Matthew, Thomas, James, Alphaeus’un oğlu, Thaddäus, Zealot Simon ve İsa’ya ihanet eden Judas Iscariot. ” – Matta 10: 2-16; Markos 6: 8-11; Luke 9: 2-5
SINIF ADABI VE HER SINIFIN SÜRESi
Normalde her sınıfın zikiri 40 günde katedilir, 40 gün, arda arda 40 gün olmayabilr, eğer arada 3 gün çekemediysen, sende 43 gün sonra üst sınıfa geçersin.Zikirimiz sende 40 günde ahlakı Hasene ve Meleke halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir sende ahlak olunca, yani çekmeden duramaz olunca, veya çekmeyince kendinde eksiklik hissedince, sende ahlak olmuştur. çekmesi kolay hale gelince, bir üst sınıfa geçilir. üst sınıfa geçmek icin tarikatın pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sınıfa geçilir, eğer üst sınıf zikirini çekerken sende tökezleme hali yani sendeleme birgün çekip birgün çekememe olmuyorsa, devam edilir, üst sınıfda sendeleme olursa, tekrar bir alt sınıfa dönülür.
RAŞiD’i TARiKATINA iNTiSAB (GiRiŞ) DUASI
Raşidi Tarikatına intisab Duası Budur
Rabbi Vedhulni Cemaati ve Zakiri Raşidi ve edhılni müdhalen Sıdkan.
Bu dua okunduktan sonra, sesli olarak Elfatiha denilir. Sonra orada kim varsa, herkes bir defa fatiha okur, ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa, kendimiz okuruz, ve ordaki melekler okur, ve melekler şahidimiz olmuş olur.
Eğer Raşidi Tarikatından Herhangi bir sebebden ayrılıp çıkmak istenirse aşağıdaki dua okunur, ve çıkmak isteyen kimse zikirlerimizi okumayı bırakır.
Raşidi Tarikatından Çıkış Duası Budur
Rabbi Vahrucni Cemaati ve Zakiri Raşidi ve ehricni muhracen Sıdkan.
Bu dua okunduktan sonra, sesli olarak Elfatiha denilir. Sonra orada kim varsa, herkes bir defa fatiha okur, ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa, kendimiz okuruz, ve ordaki melekler okur, ve melekler şahidimiz olmuş olur.

---------------------------

9. SINIF SOFiLER

Allah Zikiri günde bir defa olmak üzere, 6666 defa Allah zikredilir.
Burasi Güneş Makamidir. izinsiz cekmeyiniz. Günde sadece “hizbul kasr” ve “6666” Allah zikiri cekilir.

10 ve 11. SINIF SOFiLER

Mevsim tesbihi talim edilir ve muhtarlar başkanlar kaymakamlar valiler tayin edilir. (bunlar manevileri) sonra “onlarin hatrina güneş dogar yagmur yagar kar yagar” hadisine devam edilip mutmain oluncaya kadar talim edilir. ve deneme yaptirtilir.
Bu sofiler manen ilham yoluyla bilirler bu makamda olduklarini.

13. SINIF SOFiLER

Her bölgede bir tane güneş makamina birisi tayin edilir ve onlara güneş nasil dogar yagmur nasil yagar mikail iliminin birinci bölümü talim ettirilir. Ve birer tanede yardimci tayin edilirki, o hasta olunca digeri görevi devam ettirsin.

15.SINIF SOFiLER

Zamanin hakimi olmak ögretilir, ve zaman nasil geriye alinir, ve nasil ileriye alinir ögretilir.


16.SINIF SOFiLER

Muhammed dediki "iki günü birbirine eş olan zarardadir."

şeytan ve deccal aleyhillane hic boş durmuyorlar, hergün bize karşi yeni bir silah üretiyorla, ve bizimde onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacimiz var, allah bize, o gün hangi silahi ikram ederse, onu alip zikir corbamiza katmak zorundayiz, yoksa onlarla savaşamayip yenik düşeriz.
ve yine bize varid olduki yine, yeni bir silah kuşanmamiz lazim, cünkü dedikya kafir deccal frekans ile oynuyor, ve bizim yazdigimiz bu dualarinda kehrwertini aliyor, ve mesala duamaizin başinda, "onlar namazlarini muhafaza ederler" diye zikrediyozki, biz de o ayette gecen o nlar zümresini kaitilipda nerde olursak olalim namazimizi kilip kacirmayalim istiyoruz, ve kafir ise, ben bunu zikredip cekdikce, o da onu ters ceviriyor ve oluyormu sana "onlar namzlarini kacirirlar" ve o zaman bir de bakmişin öglen namazi calinmiş, ucmuş bilme ertesi gün sabah gitmiş, veya hakeza hakeza, siz anlyin artik, yine biz "ya halim ya selim" cekiyoz yani sakin olabilmek icin, ve o da onu ceviriyor ve bize bir hiddet geliyor, ve yanardag gibi yeri gögü püskürüyoz, yani zor azizim, bu kafirlerle mücadele zor, silah lazim, ve yine varid olan silah ise, tam olarak :

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."

"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."

(Hadis-i Şerif )

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ

Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummul kitâb.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmülkitap (ana kitap), O'nun indindedir (nezdindedir).

(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 39. ayet )

ve saliklarimiz yol tarikatimiza tabi olan, yol arkadaşlarimiz, bizim yolumuzda, şu an durdugumuz yer olan yere gelince, belalar musibetler etraflarını sarınca, ve atıkları her ok kendinizi vurar olunca, ve hatta elinde tuttugun senin olan bir bicak bile seni kesmeye yeltenince, anlaki buraya ayak bastin, ve Allah bize burada bu silahi gönderdi ki henüz bende tam manasi ila kullanmiyorum, amma kullanim talimatnamesi şu olaki, biz o duanin sadece

Zikirimiz Budur

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (Extern o bela gidesiye kadar Günde 41 defa)

işde bu ayeti okurken öyle tefkkür edesin ki ey salik, ey yolcu:
Allahdan gayri bir mevcudat yokdur öyle olunca o sana hişimlanan bicak da allah var ancak o bicak bir sükastci şeytan veya cin veya deccal askerinin eline gecmiş (amma gercekden leinde amma frekansi elinde) ve onunla sana karşi savaşiyorlar, ve sen o bicagi, o esir edilmiş halden kurtarip senin safina gecmesi icin de ki işde :
Ey yüce Rab "Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." ve şu an sen bana hişimlanan bir bicak oldun, cünkü kainatta sendan başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hişimlanan bicak oldugun halindende, senden, sana yüce rabbe siginirim, senin o bicagin veya frekansin esir edilmemiş ele gecmemiş, ve galip olan Allah haline iltica edip siginirim diye tefekkür et. ve bu yukardaki duayi günde 41 defa okuamaya devam et. dedimya sayida degişiklik olabilir henüz tam testden gecmedi daha.

Dua bu, ve bu dereceye erenler icin 16.SINIF SOFiLER icindir

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (41 defa Haricen okuncak)


17.SINIF SOFiLER

Deprem ögeretilirki ve Mikail aleyhisselamin ikinci kisim görevleri talim edilir ve deprem nasil olur nasil yapilir ögretilir.

19.SINIF SOFiLERE

Hizir makami ögretilip talim ettirilir ve tarikatin pirini, olay vuku bulunca aramasi talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatin piiri ile) kelam etmesi lazim geldigi ögeretilir ve kimler o göreve (HIZIRLIK makamina )secildi liste tutulur.

Bu 19. sinif sofiler Tesbihlerine Birinci kadrandaki 10 boncugun birincisi mevsim rengi ikincisi beyaz olrak, digeri yine mevsim rengi, ve digeri beyaz.... 10 boncuk dizlerler ve Alfabe duasindan önceki Arapca Elif ba yani alfabeyi 9 defa okurken, birinci boncukda Dad Harfi sag azı dişler arasına konarak okunur, ikinci boncukda sol
azı dişler arasına konarak okunur,sonra yine digerine sonra yine digerine konarak 9 boncuk sayilir.

Dad Harfinin Mahreci

"Dad" harfi dilin ucu azı dişlerin arasına konarak "da" denmeye calışılır d ile z arasi bir ses çıkar
'muhammed Diyauddin' ismi 'muhammed ziyauddin' denir yani asli ise
'Muhammed Dziyauddin' diye okunur dil sag azilara veya sol azilar arasina konabilir, ashabdan ebu bekr efendimiz iki tarafi ile de bu harfin mahrecini cikarabilirmiş

21.SINIF SOFiLER

Kiyamet talim ettirilir ve oraya cikan kimseye kilit ve mühür vurulur.

23.SINIF SOFiLER

Mevsimleri Ayarlama görevi talim edilir, ve bu kainatin öyle otamatik pilotta calişmadigi, bizatihi yaşatarak ögretilir, ve bu görevi hak eden tek bir kimseye bu SIR verilir. (veliaht halife)

24.SINIF SOFiLER

Güneşin Çırasının tutuşturulmasi ögretilir.

27. SINIF SOFiLER

Kader bahsi ve SIRAT köprüsü Talim edilir, ve telepati telefonunu kullanmasi talim ettirilir.

28. SINIF

MEVLUD SIRRI talim ettirilir.


--------------------------
RAŞiD'i TARiKATINA iNTiSAB (GiRiŞ) DUASI

Bu Alttaki Dua yi 40 gün okuyan RAŞiD'i TARiKATINA intisab etmiş olur.


Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim (3 Defa)

Hasbünallahivenimelvekil (5 Defa)

Ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr (1 Defa)

Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn (5 Defa)

Bismillahirrahmanirrahim
Kul eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Bismillahirrahmânirrahîm
Kul e'ûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.

Bismillahirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.

La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.

Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti. Rabbena ve tekabbel dua. Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab.

Ülaikellezine hüm aleyhim salavatihim yuhafizun.

Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.

Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ.

Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr


Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr.Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr.

Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun

Kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr, innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.

Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.

Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba. Rabbî eûzübike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.

Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr

Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun). Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne
iSTIAZE DUASI EL EVVEL

istiaze Duası El Evvel Budur

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil müşrikiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil münafikiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil hasidiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil fasıkıyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil hainiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kazibiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil müfsidiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil müsrifiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil aduvviyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil sahiriyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil neffasatil ugadiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil mücrimiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil zalimiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil vahişiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna ales kavmis seyyietil müseyyi iyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil hıyalil küllü mütehayyilliyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alen kavmin nazerel hainiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil keşfel küfrül kaşifiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmiş şematati küllü şamitiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil amelil bahilliyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil gafelel El gafiliyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil amelil yüraun
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil acelel küllü muacciliyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmit tecavezel mütecaviziyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil inkarel münkiriyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmid deccal ve havaassehü ve euzubike en rabbi yahdzurun.(Dad harfi sağ azı diş ile okunur)
vağfu anna vağfirlenaVerhamna ente mevlana fensurna alel kavmiş şeytanirracim ve hizbühü ve euzubike rabbi en yahdzurun. (Dad harfi sol azı diş ile okunur)
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.

Ennel ardza, yerisuhu ibadiyessalihun,
Ennel ardza, yerisuhu ibadiyessalihun,
Ennel ardza, yerisuhu ibadiyessalihun.

Rabbi inneke semîud duâi,
Rabbi inneke semîud duâi,
Rabbi inneke semîud duâi.

Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym,
Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym,
Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym.

Adede ma vesiahu ilmullah,
Adede ma vesiahu ilmullah,
Adede ma vesiahu ilmullah.

Sadakallahül Aziym. Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemiyn.


أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً

صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ

سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Bu konuyu yazdır

  Raşidi Tarikatında Tesbih Yönlerinin Sebebi
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:55 AM - Forum: Raşidi Tarikatı - Yorum Yok

[Resim: qTrVRFp.png]

Raşidi Tarikatında Zikir ve Virdlerin Tesbihatindaki Tesbih Yönlerinin Sebebi ve Hikmetleri

Zikir bir frekansdir, frekans ise elektrik demekdir. ve elektrik de motor larin bazisi, saga dogru döner, bazisi ile sola dogru döner, ve o yüzden ters yöne dönmesi icin, motrorun kutup başlarinin ters takilmasi lazim gelir, o yüzden işde bizim zikrederken kullandigimizi aracimiz olan tesbihin bir yönü vardir, ve sagi ve solu vardir, alt resimdeki gösterildigi üzre. ve saatlerdeki cark sisteminde alt bir carkdan sonra, üst bir cark gelir, alt cark saga dönerken, onun üstündeki sola dogru döner, ve ondan sonrakini saga döndürmek icin, ortadikinin ters dönmesi gerekir, ve bizler mevsim tarikati oldugumuz icin semadaki gezegen carklarani deveran ettiririz, ve o yüzden dünya sagdan sola dönerken, venüs soldan saga döner, yani carkin işlemesi ve bu deveranin dönmesi icin şart olandir, ve bu yeni versiyonumuzda hangi zikirin tesbihde, hangi yönde deveran ettirilcegini bir nebze bildirdik ve bakip ona göre deveran ederek cekiniz. hataen yanliş yapmakda beis yokdur. bir gün iyice ögrenip hatasiz cekesiye gayret ediniz, ve ki görev size verilince hata yapmayasiniz yani.
KISA elektrik Bilgisi : İletken maddelerdeki elektrik akımını oluşturan hareketli yüklü parçacıklara yük taşıyıcıları denir. Elektrik devrelerindeki telleri ve diğer iletkenleri oluşturan metallerde, pozitif yüklü atom çekirdeği sabit bir konumda tutulur ama negatif yüklü elektronlar hareket edebilecek kadar özgürdür. Böylelikle metaller kendi yüklerinin bir konumdan diğer bir konuma taşınmasına izin verirler. Diğer maddelerde, özellikle yarı iletkenlerde, taşınan yükler pozitif ya da negatif yükler olabilir. Hangi maddenin elektrik akımında taşınacağını belirleyen şey kullanılan diğer katkı maddelerdir. Pozitif ve negatif yük taşıyıcıları bazen eş zamanlı olarak da bulunabilir. Bu olay elektrokimyasal pilde gerçekleşebilmektedir.

Pozitif yüklerin akışı aynı elektrik akımını verir. Elektrik akımına zıt yönde hareket eden elektronların akışı gibi aynı etkiye sahiptir. Akım, pozitif ya da negatif yüklerin akışı ile oluşturulabilir. Bundan dolayı akım yönünün neresi olacağına dair kural, yük taşıyıcıların pozitif ve negatif olmasından bağımsızdır. Akımın yönü keyfi olarak tanımlanmıştır ve bu yön pozitif yüklerin hareket yönüyle aynıdır.

Bu kuralın geleneksel bir sonucu vardır. Metal tellerde ve elektrik devrelerindeki diğer kısımlarda yük taşıyıcıları elektronlar olduğu için, bir elektrik devresindeki yük akışı daha önce geleneksel olarak belirlenmiş elektrik akımının yönünün tersidir. Bu yüzden elekrik ilk keşfedildiginde Elektrik akiminin yönü daha sonraki keşfedilen yön ile ZITTIR. o yüzden kuranda nesh ayetleri vardir ve aynen önceki yasayi sonraki yasanin iptal etmesi gibi ve bu günden itibaren zikirimizde ki zikir Yönü, yeni haliyle update edilmişdir ve artik herkes bu haliyle ceksin.

HiZBÜL KEBiR
TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : BURADAN iTiBAREN SOLDAN SAĞA

SEBEBi Yaratilandan Yaratana dogru niyaz onun icin

5. Felak Suresi (17 Defa)
TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA ORTADAKi iLK 17 Li KADRAN iLE

6.Nas Suresi (17 Defa)

TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA ORTADAKi iKiNCi 17 Li KADRAN iLE

7. Ayetel Kürsi (17 Defa)TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA ORTADAKi iLK 17 Li KADRAN iLE

8. La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym. (17 Defa)TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA ORTADAKi iKiNCi 17 Li KADRAN iLE

SEBEBi Sagadan sola cünkü bizler zahir olnlariz onlar ise zahir degiller onlar ile bizler zIt kutuplariz ve öyle olunca SUIFIR noktasi tesbihin ortasi ve bizler bir tarafinda onlar bir tarafdinda kileriz yani.

9,1. Rabbic’alni mukimessalati.....

9,2. Ülaikellezine....

9,3. Ellezîne yu’minûne bil gaybi.....
9. Rabbenâ âtinâ min.....

10_1. Ellezîne yezkurûnallâhe......

10_2. Ellezîne yekûlune rabbenâ

TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA 10 LU KADRANA KADAR GiDiP GELEREK

SEBEBi hepsinde yaratandan bir istek yapiyoruz ve yaradanin bizde onlari var kilmasini istiyoruz ve öyle olunca yaradandan yaratilana dogru bir akim ve enerji ve yardim.

“Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh“ TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

SEBEBi Günahdan sevaba kirden temizlenmye dogru kötüden iyiye dogru bir enerji akisi

istiaze Duası El Evvel TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

SEBEBi Cünkü bütün kötü kimliklerden yaradana siginiyoruz, yani kötüden iyiye, ve zayif olandan hakim ve kuvetli olana dogru bir siginis ve enerji akimi.

17. Allâhümme innî es’elüke ilmen nâfian ve rızkan vâsian ve
şifâen min külli dâin. TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

SEBEBi Cünkü bütün kötümuzuratdan yaradana siginiyoruz, yani kötüden iyiye, hastalikdan sagliga ve zayif olandan hakim ve kuvetli olana dogru bir siginis ve enerji akimi.

19. Salavati Kebire (1 Defa) TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

SEBEBi cünkü onlar en iyi olanlar bizler ise sonarkilriz ve onlara dogru onlar gibi olmaya dogru bir enerji akimi ve istek ve dua ve yönelis

20. Salavati Kasr (9 Defa) TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi Bu salkavat ise dünyada gezen ibrahimlere gezen muhammedlere gezen isalara canli olup o hakikinin parcasi olan paracik olnlara yani o yüzden ve biz sag canli olandan canlilardan soldaki bekadaki bütünlerimize dogru enerji akimi

31. VEDFEA DUASI (Def eyle Duasi) (Günde 1 Defa)
TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

SEBEBi Cünkü bütün kötü muzuratdan kötü kimliklerden yaradana siginiyoruz, yani kötüden iyiye, hastalikdan sagliga ve zayif olandan hakim ve kuvetli olana dogru bir siginis ve enerji akimi.

31_2. “Allahümme Ente Rabbi La ilahe illa ente halakteni TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi Rabbimizden kullarina abdlerine dogru bir enerji istiyoruz yani gercek hay ve diri olan sagdan Rabden, sola abde dogru.

32. den 53._1 e kadraki esmalar SOLDAN SAĞA

SEBEBi Kemalata dogru bir enerji akimi yani soldan saga

53._1 „Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag.“ (3 Defa) TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA
54._2 „Bismillahillezi lâ yedurru maasmihi şeyün fil erdi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.“ (3 Defa)TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi Rabbimizden bize dogru bir kalkan ve koruma enerjisi akimi

Rahman suresinden ayetler TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi

cünkü kurandaki yerleri sagdan sola dogru zaten

55. "Sübhanallahi velhamdü lillahi TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi Bu duayi bir hadisidne muhamed ayşe annemize yatmadan okumasini tavsiye ederken bunun kabeyi tavaf etmek gibi oldgunu söylemiş Kabe ise Sagdan sola dogru tavaf edilir ve o yüzden

55. “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi Rabbin gölgeilik onun rabligine şeriklik edenleri yakip yikici yok edici kuvesi sagdan sola dogru

56 . ihlas Suresi (10 Defa) TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

57 . Fatiha Suresi (10 Defa) TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA

SEBEBi kurandaki haliyle sagdan sola

58. "Subhanallahivebihamdihi, Subhanallahilaziym, Estağfirullah." (33 Defa) TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

SEBEBi
cünkü kulundan Rabbina dogru sevgi cümleleri akişını temsil eden eenrjinin akimi

59. „Rabbi edhılnî mudhale sıdkın ..SAĞDAN SOLA

SEBEBi cünkü sünnet olan sag ile girlir sol ile cikilir

62. „Allahümme malikel mülki tü'til mülke men teşaü SOLDAN SAĞA DEVAM EDEREKDEN

SEBEBi Allanin rizki yoklukdan varliga dogru akmakdan yine gece yani sol gündüze dogru akmakda ..... ölüden diriye SOLDAN SAĞA DEVAM EDEREKDEN AKMAKDA

77. "Allâhumme salli 78. "Allâhumme barik SAĞDAN SOLA

SEBEBi Bizler dünyadakiler ve sag ve diri olanlariz salavat selam bizden ,muhamed ise bekadaki ve soldaki ahiretteki gölgedeki sola dogru yani

80._a dan 90 kadar BURADAN iTiBAREN TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SAĞDAN SOLA SAG ONLU KADRANI GECiP DEVAM EDEREKDEN

SEBEBi kurandaki haliyle sagdan sola

Tesbihat „Subhanallah“ „Elhamdülillah“ „Allahuekber“ „Estağfirullah“ SOLDAN SAĞA

SEBEBi Kulundan Rabbe dogru hay ve diri olan a dogru yani saga dogru enerji akimi

101 . "Allâhumme salli alâ.....TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA

102. "Allâhumme salli alâ Seyyidina Mehdi SOLDAN SAĞA

SEBEBi Bu ikisi Diri ve canli olan muhammede ve diri olan mehdiye dogru

104. Yazları 666 defa „Allah“ zikiri, Kışları 66 defa „Allah” zikri
çekilir. TESBiHDEKi ZiKiR YÖNÜ : SOLDAN SAĞA


SEBEBi Rabbe dogru, saga, hay olana dogru dogru

varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.

dedik, müslümandik, mümin olduk, ince ince en iyilerden olduk, iyilik
iyilik gitdik gitdik, dere tepe düz gitdik, eeeeee kuraninda sonu var
gülüm, kulhuyu okudun felak nas okudun, kuran bitti, ee daha nereye
gitcen gari, yani artik geri dönme zamani gülüm. işde zikirimzde bir
yere varirsinki "allahüme salliler" okunur yani orasi zikirimizin
tahiyat kismi, ordan öteye sagdan sola gidersin tesbihde, ve sonra taaa
"nun" a kadar varirsin. "nun" zikirimiz, ya sukun yani durmak, veya
gecmek hareket etmek yeridir, orda artik senin seyri sülükunun sonudur,
ya durmayi sececen, madde olcan, tahta olcan, cam olcan, kum olcan,
toprak olcan, yada durmakdan gececen, ve hareket edip başa dönecen,
başa dönmek icin ise, "euzu bi kelimetillahilerden sonra dedigimiz,
"subhanallahi..." zikiri yani kabeyi tavaf var, yani dönmek hareket
etmek, hareketi secersen, burda tavaf, sonra Allahdan başka ilah
olmadigina iman olan birinci tevhid zikirimiz, ve sonra 10 kulhu,
sonra ise fatiha, sondan başa dönme sirri, bu kulhuler fatihalar hepsi
sagdan solaydi, kuranin yönündeydi, yani sagdan solaydi, amma ondan
sonra ise, kulhu son, ve sondan başa dönmek lazimki, işde kulhuden sonra
fatiha okuruz 10 defa, ve sonra ise, o yukari cikiş olan, kuranin
başina tirmanmak olan, 33 defa "subhanallahi vebihamdihi, subhanallahil
azim ,ve estagfirullah." ile dinlene dinlene yokuşu tirmaniriz. ve bu
zikir ise tersinedir, yani sondan başa dönen bir zikirki, yani sagdan
sola kadar gittik, ve sagin en sonuna vardik, ve orasi artik sol, ve
sonra başa dönmek icin işde bu üclüyü 33 defa cekerekden, bu sefer ise
soldan saga dogru hareket ederizki, bitişden sonra başa dönmek hikmetine
ermek icin, her bitişden sonra başa dönmek, va baş fatiha ise, senenin
sonu da başida isa da biter, hiristiyanlara göre, isa nin dogumu 24
Aralik, yahut evangelistlere göre 27 si, halbuki senenin sonu 31 aralik,
ve bize göre isanin dogumu ise 1 ocak yani, isa ve mehdi SIRRI, isa da
biter, mehdide, fatihada başlar, bizim isa miz mehdiir, cünkü onlarin
isa si hz isa, bizim isa miz ise mehdidir, mehdi isa dan, isa da
mehdiden , o na, meryeme isa yi koyan biri var degilmi, o kutsal ruh,
işde mehdi, veya diger ismi, musaya bilmediklerini gösteren HIZIR, veya
kuranadaki ismi, musa nin sana tabi oalnmi dedigi RAŞiD, ve yine
muhammed icin, muhammedn abdühü ve rasuluhu deriz, amma kuranda mehdi
icin ise, "katimizdan ona rahmet verdigimiz kulumuz" diye mehdiye
atfedilr, yin isra suresinde, yine ona, kulumuzu, abdimizi göstermek
icin, mescidi haramdan, mescidi aksaya götürdük diyor, ne icin? " bi
abdihi" diyor yani o kulumuzu göstermek icin, kim o kul, yani muhammed,
gecmişden gelecege, ona mehdiyi ve vaktini göstemek icin ref
etttirildi.

19.SINIF SOFiLERE

Hizir makami ögretilip talim ettirilir ve tarikatin pirini, olay vuku
bulunca aramasi talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatin piiri ile)
kelam etmesi lazim geldigi ögeretilir ve kimler o göreve (HIZIRLIK
makamina )secildi liste tutulur.

5. sınıftan itibaren Bu 19. sinif sofiler  Alfabe duasından önceki
Arapca Elif ba yani alfabeyi 9 defa okurken, birinci boncukda Dad Harfi
sağ azı dişler arasına konarak okunur, ikinci boncukda sol
azı dişler arasına konarak okunur,sonra yine diğerine sonra yine diğerine konarak 9 boncuk sayılır.

Dad Harfinin Mahreci



"Dad"
harfi dilin ucu azı dişlerin arasına konarak "da" denmeye calışılır d ile z arası bir ses çıkar

'Muhammed Diyauddin' ismi 'muhammed ziyauddin' denir yani aslı ise

'Muhammed Dziyauddin' diye okunur,
dil sağ azılara, veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan ebu bekr
efendimiz iki tarafi ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş


Yazımız Devam edecek inşallah

Bu konuyu yazdır

  Raşidi Tarikatında Tesbih Adabı
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:53 AM - Forum: Raşidi Tarikatı - Yorum Yok



Raşidi Tarikatında Tesbih Adabı - Zikir Tesbihi Yapımı ve Zikir (Vird) Tesbihi Resimleri

TESBiH ADABI

AÇIKLAMA : Sofinin, aynen hat yazmaya başlayan birisinin, önce hat kalemi açmasını, yapmasını öğrendiği gibi, sofi kendi zikir tesbihini kendisi yapar.
Tesbihlerimiz mevsimin ve havanın durumunun rengine uygun, renkli çift kadranlı Abaküs mevsim tesbihi. (siyah, kar beyaz, yeşil, kırmızı veya bordo kırmızı, kahve veya sarı veya turuncu, saydam su rengi, ve çamur rengi, mor renk,pembe,turkuaz mavi, bulut mavisi,gri renkte,agaç tesbih,fosforlu tesbih...)


Tesbihde Dizilim sırası ve Kadranlar

Tesbihde 1 adet imame 3 adet ara müezzin ve 13 adet ara bellek renkli tesbih tanesi(siyah veya beyaz veya kirmizi) ve 110 adet mevsimine göre renkli boncuk tesbih tanesi

tesbihi dizerken soldan sağa tesbih, sol ve sağ tarafı var tesbihimizin, ve önce sol taraf dizilir ipe, ve sol tarafda 10 tane mevsimin rengi, bir tane ara renk, yine 10 mevsim rengi, 1 ara renk, ve yine 10 mevsim rengi 1 ara renk, ve sonra birinci ara müezzin.

Sonra yine 10 mevsimin rengi tesbih tanesi, sonra ara renk, sonra 5 mevsim rengi, sonra 1 ara renk, ve araya ikinci müezzin, ve tesbihimizin ortasina gelir, ve sonra simetrik olarak, yine ortadan saga dogru, yine bir ara renk ile başlanır, ve sonra 5 mevsim rengi, sonra yine ara renk, sonra 10 mevsim rengi, sonra yine ücüncü ara müezzin.

Sonra yine ara renkle başlanır, ve sonra 10 tane mevsim rengi, sonra ara renk, sonra yine 10 tane mevsim rengi, sonra yine ara renk, sonra yine ara renk, yani iki tane ara renk yan yanyana olcak,  sonra Dualite kadranına geliriz, 5 tanede son mevsim rengi, 5 tanede ara ren olmak üzre on boncuk bu sefer o ikinci üst üste ara renkten sonra bir mevsim rengni, bir ara renk, bir mevsim rengi, yine bir ara renk halinde on boncuk tamamlanır ve sonra imame ve sonra imamenin üstüne iki ipin birleşmiş yerine, bir tane ara renk sonra 10 tane mevsim rengi, ve sonra hangi mevsimin rengini yaptiysak, üstüne bir adet ondan sonra gelecek mevsimin rengi olan sarık tesbih tanesi eklenir, ve ipe aralık bırakılır sığanarak gevşetip veya sıkıştırabilcek şekilde ve uzunlukta ve ipin katları tesbih boinmcuklarinin deliğine göre gerekirtse iki kat kullanilirki gevşek tesbih olmayycak imanin üstündeki yerde bocuklari aşağı indirip sıkdımı tesbih sıkılaşacak ve kayamacak şekilde sıkı olmalıdır. ve bu imamenin üstü ikinci kadran, yani ikinci çarkdır, ve birinci çark ise, sağdaki iki aynı renkdeki ara tesbihin arasına gelecek olandır onu yapmak içinde, bir karışdan biraz daha uzun ip alınır yine kalınlık boncuk deliğine göre ayarlanır ve iki ip ucu birleştirilir, ve sonra bu iki ucun birleştiği yer düğümlenir sonra iki ucun ortası olan birleşik yerden olmak üzre iki kat ipe bir ara renk sonra 10 mevsim rengi sonra tekrar ara renk tesbih tanesi dizilir, ve ve bu ip uzun olur, ve tesbihler sığancak (kaydırılabilcek) kadar uzun olur, çünkü onlar sayaç olarak kullanılcak  ve, sığayıpda bırakdığımız yerde durması lazım, ve sonra bu iki ucun ucu sağdaki iki ara tesbihin olduğu yerin arasından geçirilip, sonra boncuklu kısım ipin birleşik ucundan geçirılerek, düğüm yapılır, amma düğüm sabit değil, hareket edebilir vaziyette olur, Tesbihimizin dizilimi budur.

Tesbihlerimiz böyle olcak Raşidi Tarikatı Vird Tesbihi Resimleri


[Resim: qTrVRFp.png]

[Resim: qTrVTMv.jpg]

[Resim: qTrVIoJ.jpg]

[Resim: qTrVuPR.jpg]

[Resim: qTrV7SI.jpg]

[Resim: qTrVa9t.jpg]

Bu konuyu yazdır

  Vahdet-i Vücûd Düşüncesi: Kavramsal Çerçeve, Tarihsel Gelişim ve Örnekler
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:30 AM - Forum: Makaleler - Yorum Yok

Vahdet-i Vücûd Düşüncesi: Kavramsal Çerçeve, Tarihsel Gelişim ve Örneklerle Temel Meseleler

Özet

İslam düşünce tarihinin en derinlikli ve aynı zamanda en tartışmalı konularından biri olan vahdet-i vücûd, tasavvuf geleneği içinde geliştirilmiş monistik bir metafizik okuludur. Bu makale, vahdet-i vücûd düşüncesini kavramsal çerçevesi, tarihsel gelişimi ve temel öğretileri bağlamında ele alırken, konuyu somut örneklerle detaylandırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada öncelikle vahdet-i vücûd teriminin etimolojik kökeni ve ıstılah anlamı incelenmiş, ardından bu düşüncenin İbnü'l-Arabî ve takipçileri tarafından nasıl sistemleştirildiği ele alınmıştır. Devamında vahdet-i vücûdun temel kavramları -vücûd, taayyün mertebeleri, a'yan-ı sâbite, insan-ı kâmil- örneklerle açıklanmış, son olarak bu öğreti etrafında yapılan tartışmalar ve vahdet-i şühûd ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Makale, vahdet-i vücûdun panteizmden farklılaşan yönlerini ortaya koyarak, bu düşüncenin İslam tevhid anlayışı içindeki özgün konumuna işaret etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Vahdet-i Vücûd, İbnü'l-Arabî, Varlık, Taayyün, A'yân-ı Sâbite, İnsan-ı Kâmil, Vahdet-i Şühûd.


Giriş

Tasavvufî düşüncede en çok gündeme gelen ve tartışılan konuların başında vahdet-i vücûd gelmektedir . Vahdet ve tevhîd fikri İslâm'ın temel değeri olup, bütün İslâm âlimleri gibi sûfîler de başlangıçtan beri düşünce ve yaşantılarını bu temel üzerine inşa etmişlerdir . İlk sûfîlerden itibaren tevhîd-i kast (gaye ve maksatları Bir'e indirme) ve tevhîd-i şühûd (âlemde sadece Bir'i görme) şeklinde ifade edilen vahdet fikri, zamanla tasavvuftaki nihâî noktası olan vahdet-i vücûda evrilmiştir .

Vahdet-i vücûd, temelde varlığın birliği ilkesine dayanan ve tasavvuf içinde geliştirilmiş metafizik bir okuldur . Kökleri ilk sûfîlere kadar uzanan bu monistik metafizik anlayışı, büyük ölçüde Muhyiddin İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) ve onun en önemli takipçisi Sadreddin Konevî (ö. 673/1274) tarafından sistemleştirilmiştir . Kelimeyi ilk kullanan olmamakla beraber vahdet-i vücûd fikrinin İbnü'l-Arabî'ye ait olduğu kabul edilir .

Bu çalışma, vahdet-i vücûd düşüncesini anlaşılır kılmak için öncelikle kavramsal çerçeveyi çizecek, ardından bu öğretinin temel unsurlarını örneklerle detaylandıracaktır. Makale boyunca, soyut metafizik kavramların somut benzetmeler ve klasik metinlerden alıntılarla açıklanmasına özen gösterilecektir.

1. Vahdet-i Vücûd: Kavramsal Çerçeve

1.1. Etimoloji ve Tanım

Vahdet-i vücûd terimi, Arapça "vahdet" (وحدة) ve "vücûd" (وجود) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. "Vahdet", "bir olma, birlik, teklik" anlamlarına gelirken; "vücûd", "bulmak, bilmek" anlamındaki "vecd" (وجد) kökünden türemiş olup terim olarak "varlık" demektir . Dolayısıyla vahdet-i vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir.

Vahdet-i vücûd hakkındaki ilk kapsamlı tarifi yapan İbnü'l-Arabî yorumcularından Abdürrezzâk el-Kâşânî (ö. 730/1330), bu düşünceyi şöyle tanımlar: "Vahdet-i vücûd, varlığın zorunlu ve mümkün diye bölünmeden ele alınmasıdır" . Bu tanım, vahdet-i vücûdun varlığı zorunlu (Tanrı) ve mümkün (âlem) diye iki kısma ayıran filozofların görüşlerine karşı ortaya çıkan bir varlık anlayışı olduğunu gösterir .

Bir başka tanımla vahdet-i vücûd, "gerçek varlık birdir, o da Hakk'ın varlığıdır, O'ndan başka hakîkî vücûd sâhibi bir varlık yoktur" anlayışıdır . Diğer varlıkların vücûdu, O'nun vücûduna nisbetle yok hükmündedir; çünkü onların varlıkları O'nun varlığına bağlıdır .

1.2. Terimin Tarihçesi

Araştırmacılar, "vahdet-i vücûd" teriminin bizzat İbnü'l-Arabî tarafından kullanılmadığı hususunda neredeyse hemfikirdir . Terim, İbnü'l-Arabî'nin düşüncelerini anlatmak üzere onun takipçileri ve şârihleri tarafından geliştirilmiştir. Bazı araştırmalarda terimin ilk defa Sadreddin Konevî tarafından kullanıldığı ileri sürülmüşse de, Konevî'nin eserlerinde geçen "vahdet-i vücûd" ifadelerinin sözlük anlamında olduğu anlaşılmaktadır .

Vahdet-i vücûd düşüncesinin mensupları kendilerini "Ehl-i tevhîd", "Ehl-i hakîkat", "Ehl-i vahdet", "Ehlu'l-keşf ve'l-vücûd", "ârifûn" gibi isimlerle anarken; muarızları onları "Vücûdiyye", "İttihâdiyye" ve varlığı mertebeli bir şekilde yorumladıkları için "Ashâb-ı Hazarât" diye adlandırmıştır .

2. Vahdet-i Vücûdun Temel Kavramları ve Örneklerle Açıklanması

Vahdet-i vücûd düşüncesini anlamak, onun kendine özgü kavramlar dünyasına nüfuz etmeyi gerektirir. Bu bölümde, bu öğretinin temel kavramları somut örneklerle açıklanacaktır.

2.1. Vücûd Kavramı ve Anlam Katmanları

Vahdet-i vücûd düşüncesinde "vücûd" terimi iki temel anlamda kullanılır:

Birincisi, sûfîlerin fenâ-bekâ nazariyesiyle ilişkili olan "vecd" kök anlamıdır. İbnü'l-Arabî'nin sıkça kullandığı "ehlü'l-keşf ve'l-vücûd" (keşf ve vücûd ehli) tabiri, hakikati keşf yoluyla bulan veya beşerîlikten soyutlanarak bekâ makamına ulaşanları ifade eder . Bu anlamda vücûd, varlığın hakikatinin ancak seyrüsülûk yoluyla idrak edileceğine işaret eder.

İkincisi ise "gerçek, dıştaki" anlamındadır. Buna göre vahdet-i vücûd, varlığın bir olması ve bu birliğin itibarî veya müşahedede değil, dışta ve gerçekte bulunması demektir .

Örnek: Abdülganî en-Nablusî (ö. 1143/1731) bu konuda şu açıklamayı yapar: "Sâlikin en önemli görevi vücûdun anlamını tam olarak idrak etmektir." Bunun da ancak fenâ makamına ulaşmakla mümkün olabileceğini belirtir . Yani kişi, kendi varlığını Hakk'ın varlığında yok etmeden, varlığın hakikatini tam olarak kavrayamaz.

2.2. Gölge-Benzeri Varlık Anlayışı

Vahdet-i vücûdda âlemdeki eşya, Hakk'ın varlığının birer "mazharı" (zuhûr mahalli) olarak kabul edilir. Buradaki temel benzetme gölge benzetmesidir.

Örnek: Nasıl ki bir cismin gölgesi, o cisim olmadan var olamazsa, âlemdeki varlıklar da Hakk'ın varlığı olmadan var olamaz. Cisim olmadan gölgeden söz edilemeyeceği gibi, Hakk olmadan âlemden söz edilemez. Ancak bu, gölgenin tamamen yok olduğu anlamına gelmez; gölge, cisme nispetle varlık kazanır. İbnü'l-Arabî bu hususu şöyle ifade eder: "Varlıklar bir gölgedir. Gölgeyi var zanneden vehmidir. Gerçek varlık sahibi Allah'tır." .

Başka bir örnek: Deniz ve dalga ilişkisi de sıkça kullanılır. Dalga, denizden ayrı bir varlık değildir; denizin bir tezahürüdür. Ancak dalgayı denizden bağımsız bir varlık olarak görmek vehme dayanır. Aynı şekilde âlemdeki varlıklar da Hakk'ın varlığının farklı tezahürleridir.

2.3. Ayna Benzetmesi

Vahdet-i vücûd literatüründe en çok kullanılan benzetmelerden biri de ayna benzetmesidir.

Örnek: Bir aynaya baktığınızda, aynada gördüğünüz suret, sizin dışınızda bağımsız bir varlık değildir; sizin yansımanızdır. Ancak ayna olmadan bu yansımayı göremezsiniz. Aynadaki suret, sizin varlığınıza bağlıdır. Benzer şekilde âlem, Hakk'ın isim ve sıfatlarının yansıdığı bir ayna gibidir. Her varlık, ilâhî isimlerden birinin veya birkaçının yansımasıdır.

Bu noktada önemli bir husus, vahdet-i vücûdun panteizmle karıştırılmaması gerektiğidir. Panteizmde Tanrı evrenle özdeşleştirilirken, vahdet-i vücûdda Allah hem içkin (her yerde hazır ve nazır) hem de aşkındır (evrenin ötesinde, ondan bağımsız) . Yani her şey O'ndan gelir ve O'na döner, fakat O, tüm varlıklarla sınırlı değildir.

3. Varlık Mertebeleri (Taayyünât-ı Seb'a)

Vahdet-i vücûd düşüncesinde, Mutlak Varlık olan Hakk'ın zuhuru belirli mertebelerde gerçekleşir. Bu mertebelere "taayyünât" (belirlenişler) veya "tenezzülât-ı seb'a" (yedi iniş mertebesi) denir. Bu mertebeler, Mutlak Varlık'ın bilinmezlik mertebesinden çokluk âlemine doğru inişini ifade eder .

3.1. La Taayyün (Künh-ü Zât) Mertebesi

Bu mertebeye "bilinmezlik mertebesi" de denir. Bir şeyin bilinmesi, isim, sıfat ve fiilleri ile bilinmekle mümkündür. Bu mertebede ise bütün belirtiler, nitelikler, isimler örtülü ve gizlidir .

Kur'an'dan örnek: "Gaybın anahtarları O'nun indindedir, onları ancak O bilir." (En'âm, 59) Bu ayet, la taayyün mertebesine işaret eder. İlâhî isimler bu mertebede gizlenmiştir, henüz zuhurları yoktur.

Hadis-i kudsîden örnek: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve mahlûkatı yarattım." Buradaki "gizli hazine" ifadesi, la taayyün mertebesini anlatır.

3.2. Taayyün-i Evvel (Vahdet Mertebesi)

Birinci tecelli mertebesidir. La taayyünden sonra Mutlak Vücûd'un ilk zuhur mertebesidir. Bu mertebeye "Ulûhiyet Mertebesi" ve "Hakikat-i Muhammediyye" de denir .

Bu mertebenin hakikati, ilâhî sıfatlar ve isimlerin hepsinin mücmel (özet) halde, bir arada ve toplu olarak zuhur etmeleridir. Aralarında henüz ayrılma yoktur. Bu tecelliye "Feyz-i Akdes" (en kutsal feyz) denir; Zât'tan Zât'a olan bir tecellidir .

3.3. Taayyün-i Sânî (Vâhidiyet Mertebesi)

İkinci mertebede zuhur, ilâhî isim ve sıfatların tafsilâtlı olarak belirmesidir. Bu mertebede isimler birbirinden ayrışır. Bu mertebeye "Vâhidiyet Mertebesi" de denir.

3.4. Diğer Mertebeler

Diğer mertebeler sırasıyla şunlardır :
4. Ervâh Mertebesi (Ruhlar âlemi)
5. Misâl Mertebesi (Hayaller âlemi)
6. Şehâdet Mertebesi (Maddî âlem)
7. İnsan-ı Kâmil Mertebesi (Bütün mertebeleri kendinde toplayan mertebe)

4. A'yân-ı Sâbite Kavramı

Vahdet-i vücûdun en önemli kavramlarından biri de "a'yân-ı sâbite"dir (sabit varlıklar/özler). A'yân-ı sâbite, alemlerdeki her mevcudun Allah'ın zâtî ilmindeki hakikatleridir .

Örnek: Bir mimarın, inşa edeceği bina hakkında zihninde bir tasarımı vardır. Bina henüz inşa edilmemiştir, ancak mimarın zihninde bir "ilmî varlığı" söz konusudur. A'yân-ı sâbite de buna benzer. Varlıklar, dış dünyada ortaya çıkmadan önce Allah'ın ilmindeki bu "sabit özler" olarak bulunurlar.

Ancak bu benzetmede önemli bir fark vardır: Mimarın zihnindeki tasarım, mimarın dışında bir varlık değildir; a'yân-ı sâbite de Allah'ın zâtından ayrı varlıklar değildir. İbnü'l-Arabî'ye göre a'yân-ı sâbite, Allah'ın ilminin ta kendisidir.

Tasavvufta iki önemli kural vardır :

    "İsim, Zât'ın aynıdır."

    "Sıfat, Zât'tan ayrılmaz, Zât sıfattan asla ayrı değildir."

Bu kurallar, a'yân-ı sâbitenin Zât'tan ayrı olmadığını, Zât'ın itibarları olduğunu ifade eder.

5. İnsan-ı Kâmil

Vahdet-i vücûd düşüncesinde insan-ı kâmil, bütün varlık mertebelerini kendinde toplayan ve Hakk'ın isim ve sıfatlarının en mükemmel şekilde tecelli ettiği varlıktır.

5.1. Küçük Âlem-Büyük Âlem İlişkisi

Klasik tasavvuf anlayışında insan, "âlem-i suğrâ" (küçük âlem), kâinat ise "âlem-i kübrâ" (büyük âlem) olarak kabul edilir. İnsan-ı kâmil, bu iki âlemin birleştiği noktadadır.

Örnek: Bir mikroçip, devasa bir bilgisayar sisteminin tüm işlevlerini küçük bir alanda toplar. İnsan da buna benzer şekilde, kâinattaki bütün özellikleri kendinde toplayan bir "varlık özeti"dir. İnsan-ı kâmil ise bu potansiyeli fiilî hale getirmiş, ilâhî isimlerin tamamının tecelli ettiği kişidir.

5.2. Halife Kavramı

İnsan-ı kâmil, aynı zamanda Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Bu, onun bütün varlık mertebeleri üzerinde tasarruf yetkisine sahip olduğu anlamına gelir.
6. Vahdet-i Vücûd ve Vahdet-i Şühûd İlişkisi

Tasavvuf tarihinde vahdet-i vücûd yanında bir de "vahdet-i şühûd" (müşahede birliği) anlayışı gelişmiştir. Bu iki anlayış arasındaki fark, İmam Rabbânî (ö. 1034/1624) tarafından sistemleştirilmiştir.

6.1. İki Anlayış Arasındaki Fark

Vahdet-i vücûd: Varlığın birliğini esas alır. "Lâ mevcûde illâ Hû" (Allah'tan başka varlık yoktur) formülüyle ifade edilir . Bu anlayışa göre, gerçek varlık sadece Allah'ın varlığıdır; diğer varlıkların varlığı vehmî ve hayalîdir.

Vahdet-i şühûd: Müşahedenin birliğini esas alır. "Lâ meşhûde illâ Hû" (Allah'tan başka müşahede edilen yoktur) formülüyle ifade edilir . Bu anlayışa göre, varlıkların gerçeklikleri inkâr edilmez, ancak manevî huzura engel oldukları için müşahede edilmezler.

Örnek: İmam Rabbânî bu farkı şu güneş örneğiyle açıklar :

Bir kimse güneşe baktığında, güneşin parlak ışığından dolayı diğer yıldızları göremez. Ancak bu, yıldızların yok olduğu anlamına gelmez; onlar hâlâ vardır, fakat güneşin ışığından dolayı görünmezler. Vahdet-i şühûd ehli, yıldızların varlığını bilir, fakat onları görmez; vahdet-i vücûd ehli ise yıldızların varlığını da inkâr eder.

İmam Rabbânî'ye göre, birinci grup (vahdet-i şühûd) sahih bir tecrübe yaşarken, ikinci grup (vahdet-i vücûd) bu tecrübeyi yorumlarken hataya düşmüştür. Ona göre sünnet-i seniyyeye en uygun yol, varlıkları inkâr etmek değil; onları Allah'ın isimlerinin tecelli yerleri olarak görmektir .

6.2. Üçüncü Bir Yol: Vahdet-i Vücûd Şühûdu

Bazı mutasavvıflar, vahdet-i vücûd ile vahdet-i şühûdu birleştiren bir anlayış geliştirmişlerdir. Buna "vahdet-i vücûd şühûdu" denir .

Bu anlayışa göre, vahdet-i vücûd batın-evvel yönünü, vahdet-i şühûd ise zahir-ahir yönünü temsil eder. Her ikisini bir arada toplayan ise "vahdet-i vücûd şühûdu"dur. Bu idrakle vücûd tek ve birdir, O da Hakk'ın sonsuz vücûdudur .

Kur'an'dan örnek: "O (ilâhî hüviyetiyle) evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır." (Hadîd, 3) Bu ayet, vahdet-i vücûd şühûdu anlayışının temelini oluşturur. Tek vücûd hüviyeti, bu dört itibar (evvel, âhir, zâhir, bâtın) ile tarif edilmiştir .
7. Meşhur Sözler ve Olaylar

Vahdet-i vücûd düşüncesi, tarih boyunca bazı meşhur sözler ve olaylarla sembolleşmiştir.

7.1. Hallâc-ı Mansûr ve "Enel Hak"

Hallâc-ı Mansûr'un (ö. 309/922) "Enel Hak" (Ben Hakk'ım) sözü, vahdet-i vücûdun en çok tartışılan ifadelerinden biridir .

Örnek: Bir mum düşünün. Bir mumdan binlerce mum yakıldığında, yeni mumların ışığı ilk mumun ışığından ayrı mıdır? Hayır, hepsi aynı ışıktır. Hallâc'ın "Enel Hak" sözü de bu bağlamda anlaşılmalıdır. O, kendi varlığının Hakk'ın varlığında fâni olduğu bir hâlde bu sözü söylemiştir. Nitekim İmam Rabbânî, Hallâc-ı Mansûr'un bu sözüyle "Ben değilim, Hakk'tır" manasını kastettiğini belirtir .

7.2. "Lâ mevcûde illâ Hû" İfadesi

Bu ifade, vahdet-i vücûdun özeti sayılır. Ancak Bediüzzaman Said Nursî'ye göre bu meslek, "cadde-i kübrâ" (en büyük yol) değildir. En büyük yol, sahâbe ve tâbiînin yolu olup "Eşyanın hakikatları sabittir" anlayışına dayanır .

8. Vahdet-i Vücûd Etrafındaki Tartışmalar

Vahdet-i vücûd düşüncesi, tarih boyunca hem savunulmuş hem de şiddetle eleştirilmiştir.

8.1. Eleştiriler

Eleştiriler genellikle şu noktalarda yoğunlaşır:

    Hulûl ve ittihâd şüphesi: Eleştirenlere göre vahdet-i vücûd, Tanrı ile yaratılmışları birleştirerek hulûl (Tanrı'nın yaratılmışlara girmesi) ve ittihâd (birleşme) inancına yol açmaktadır .

    Varlıkları inkâr: Bazı eleştirmenler, vahdet-i vücûdun âlemin varlığını tamamen inkâr ettiğini ileri sürerler.

    Şeriatla bağdaşmama: En sert eleştiriler, bu düşüncenin İslam'ın temel prensipleriyle bağdaşmadığı iddiasına dayanır.

8.2. Savunmalar

Vahdet-i vücûd savunucuları ise şu noktalara dikkat çeker:

    Varlık mertebeleri: Vahdet-i vücûd, Allah ile âlemi aynı kabul etmez; sadece varlığın mertebeleri olduğunu söyler. Her mertebenin kendine göre hakikati vardır.

    Tecrübe alanı: Bu düşünce, teorik bir felsefe değil, yaşanarak elde edilen bir tecrübenin ifadesidir. Bu tecrübeyi yaşamayanların anlaması zordur.

    Tevhidin en yüksek mertebesi: Savunuculara göre vahdet-i vücûd, tevhidin en yüksek mertebesidir ve sahih bir İslâmî yorumdur .

Sonuç

Vahdet-i vücûd, İslam düşünce tarihinin en derin ve en tartışmalı konularından biridir. Bu makalede ele alındığı üzere, vahdet-i vücûd sadece teorik bir felsefe değil, aynı zamanda yaşanarak elde edilen bir tecrübenin ifadesidir. Gölge, ayna, deniz-dalga gibi benzetmelerle anlatılmaya çalışılan bu öğreti, varlığın birliği fikrini temel alır.

Vahdet-i vücûd düşüncesini anlamak, onun kendine özgü kavramlarını -taayyün mertebeleri, a'yân-ı sâbite, insan-ı kâmil, vahdet-i şühûd- bilmeyi gerektirir. Bu kavramlar birbirleriyle ilişkili olarak, Mutlak Varlık'ın zuhur sürecini ve insanın bu zuhur içindeki yerini açıklar.

Vahdet-i vücûd etrafındaki tartışmalar, bu düşüncenin ne kadar canlı ve güncel olduğunu göstermektedir. Kimileri onu tevhidin en yüksek mertebesi olarak görürken, kimileri İslam akidesine aykırı bulmuştur. Her iki tarafın da haklı olduğu noktalar bulunmakla birlikte, bu düşüncenin İslam düşünce geleneği içinde önemli bir yer tuttuğu inkâr edilemez.

Sonuç olarak, vahdet-i vücûd, İslam düşüncesinin zenginliğini ve derinliğini gösteren önemli bir ekoldür. Bu düşünceyi anlamak, sadece tasavvuf tarihini değil, aynı zamanda İslam düşüncesinin felsefe ve kelamla ilişkisini de anlamak anlamına gelir.

Kaynakça

Demirli, Ekrem. "Vahdet-i Vücûd". TDV İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2012.

"Tasavvuftaki Vahdet-i Vücut Anlayışı Nedir?". islamveihsan . com. Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi Hayat, Erkam Yayınları.

"Vahdet-i vücudu savunan kimlerdir ve onların İslam ve Allah anlayışı nasıldır?". Sorularla İslamiyet.

"Yeni Dönem Tasavvufu ve Vahdet-i Vücûd". İslam Düşünce Atlası.

"Vahdet-i Vücud". yolpedia . eu.

"9. Vahdeti Vücud". mehmetizzetaslin . com.

"n.i. vahdeti vücud mertebeleri". mehmetizzetaslin . com.


Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 09 Mart 2026

Bu konuyu yazdır

  Tasavvufun İzinde: Kadim Bir Hikmetin Çağdaş Yorumu
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:18 AM - Forum: Makaleler - Yorum Yok

Tasavvufun İzinde: Kadim Bir Hikmetin Çağdaş Yorumu


İslam düşünce geleneğinin en derin ve etkili damarlarından biri olan tasavvuf, asırlar boyunca Müslüman toplumların manevi hayatına yön vermiş, zengin bir literatür ve kültürel miras inşa etmiştir. Bu makale, tasavvufi düşüncenin temel kavramlarını, klasik kaynaklarını ve modern dönemdeki akademik yansımalarını bütüncül bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmada öncelikle tasavvufun bir ilim olarak İslami disiplinler içerisindeki konumu ve temel ıstılahları incelenmiş, ardından zengin tasavvuf literatürünün ana hatlarına değinilmiştir. Devamında çağdaş akademik çalışmalarda tasavvufun nasıl ele alındığı, özellikle bibliyometrik analizler ve güncel araştırma eğilimleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Makale, tasavvufun yalnızca tarihsel bir fenomen değil, aynı zamanda günümüzde de değer eğitimi, sosyal bütünleşme ve manevi rehberlik gibi alanlarda işlevsel olabilecek kadim bir hikmet geleneği olduğu sonucuna varmaktadır.

İslam ilimler geleneği içerisinde tasavvuf, zahir ile batın arasında köprü kuran, insanın ruhsal tekâmülünü hedefleyen özgün bir disiplin olarak teşekkül etmiştir . Kelimenin etimolojik kökenine dair çeşitli görüşler bulunmakla birlikte, sûfîlerin dünyevi zevklerden arınmış mütevazı yaşam tarzlarını simgeleyen yün elbise anlamındaki “sûf”tan türediği görüşü yaygın kabul görmektedir . Tasavvuf, tarihsel süreç içerisinde her sûfînin kendi manevi tecrübesinin rehberliğinde tanımladığı, bu yönüyle statik olmaktan ziyade dinamik bir karaktere sahip olan bir gelenektir .

İbnü’l-Arabî’nin varlık anlayışı, Gazzâlî’nin dönüşüm hikâyesi ve Mevlânâ’nın şiirsel irfanı gibi şahsiyetlerin katkılarıyla tasavvuf, İslam düşüncesini felsefi, ahlaki ve estetik boyutlarıyla derinden etkilemiştir . Anadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi süreçlerinde oynadığı hayati rolün yanı sıra , günümüzde de hem İslam dünyasında hem de Batı’da canlı bir araştırma alanı olarak varlığını sürdürmekte, farklı inanç sistemlerine mensup bireyler için ilham kaynağı olmaya devam etmektedir .

Bu makale, tasavvufi düşünceyi üç temel eksende ele almaktadır. Birinci bölümde tasavvufun kavramsal çerçevesi ve temel ıstılahları, ikinci bölümde zengin tasavvuf literatürünün ana hatları, üçüncü bölümde ise modern akademik araştırmalarda tasavvufun ele alınış biçimleri incelenecektir.

1. Tasavvufun Kavramsal Çerçevesi: Hal ve Makamlar

Tasavvufi düşüncenin anlaşılması, onun kendine özgü kavramlar dünyasına nüfuz etmeyi gerektirir. Sûfîler, manevi hayatın seyrini ve Allah’a yakınlaşma sürecini belirli kavramlarla ifade etmişlerdir. Bu kavramların en temel ayrımı ise “hal” ve “makam” arasında yapılan ayrımdır. Hal, kulun çabası olmaksızın Allah tarafından kalbe verilen geçici manevi durumları ifade ederken; makam, kulun çaba ve riyazetle ulaştığı, üzerinde ikamet ettiği daha kalıcı manevi mertebeleri tanımlar .

Tasavvuf klasiklerinde makamlar genellikle tövbe, vera, zühd, tevekkül, kanaat gibi bir sıra takip eder. Tehânevî’nin Keşşâfü ıstılâhati’l-funûn ve’l-‘ulûm adlı ansiklopedik eseri, bu kavramların izini sürmek açısından önemli bir kaynaktır. Eserde makamlarla ilgili maddeler ele alınırken, kavramların önce sözlük anlamı verilmekte, ardından terim anlamı açıklanmakta, diğer ilimlerdeki karşılıklarına ve tasavvufi terminolojideki özel anlamına işaret edilmektedir . Bu yaklaşım, tasavvufi kavramların diğer İslami ilimlerle olan anlam ilişkilerini göstermesi bakımından değerlidir.

İslam kültür mirasının önemli bir parçasını oluşturan bibliyografik eserlerde de tasavvufun bir ilim olarak nasıl konumlandırıldığı görülebilir. İbnü’n-Nedîm’in el-Fihrist, İbnü’l-Ekfânî’nin İrşâdü’l-kāsıd, Taşköprizâde’nin Miftâhu’s-saâde ve Saçaklızâde’nin Tertîbü’l-‘ulûm adlı eserleri, tasavvuf ilminin sınırlarını, tasavvufî şahsiyetleri ve bu disiplinin diğer ilimler arasındaki yerini belirleme çabalarını yansıtır . Bu eserler, tasavvufun İslam medeniyetindeki entelektüel konumunu anlamak için önemli veriler sunmaktadır.

2. Tasavvuf Literatürünün Ana Damarları

Tasavvufun bir ilim olarak teşekkül etmeye başladığı ilk asırlardan itibaren sûfîler, düşüncelerini, biyografilerini, manevi eğitim metotlarını ve terimlere dair görüşlerini çeşitli eserlerle kayıt altına almışlardır . Bu literatür, bir taraftan önceki sûfî büyüklerinin ahlaki vasıflarını sonraki nesillere aktarırken, diğer taraftan Kur’an ve Sünnet temelinde teşekkül eden tasavvufun temel ilkelerini tespit etmiştir .

Tasavvuf literatürü dendiğinde akla ilk gelen kaynak türlerinden biri tabakât kitaplarıdır. Sûfîlerin biyografilerini ve sözlerini bir araya getiren bu eserler, tasavvuf geleneğinin şahsiyetler üzerinden aktarılmasını sağlamıştır. Zühd literatürü, İslam’ın ilk dönemlerindeki zâhidane yaşayışı ve takvayı merkeze alırken, âdâb ve erkân kitapları tasavvuf yoluna girenlerin uyması gereken kuralları, şeyh-mürid ilişkilerini ve tarikat usullerini detaylandırmaktadır .

İşârî tefsir geleneği ise Kur’an ayetlerinin bâtınî yorumlarını içermekte ve tasavvufi düşüncenin temel kaynağının Kur’an olduğunu göstermektedir. Tasavvuf terminolojisine dair eserler de kavramların nesilden nesile doğru anlaşılmasını sağlayarak geleneğin devamlılığına katkıda bulunmuştur . Arapça, Farsça ve Türkçe başta olmak üzere çok sayıda yazma ve basma eserden oluşan bu literatür, asırlarca süren tasavvuf tecrübesinin günümüze ulaşmasını mümkün kılmıştır .

Modern dönemde akademik çalışmaların da katkısıyla bu literatür gelişmeye devam etmekte, klasik metinler üzerine yapılan neşir, tercüme ve incelemeler tasavvuf mirasının daha iyi anlaşılmasına hizmet etmektedir.

3. Çağdaş Akademik Araştırmalarda Tasavvuf

Son yıllarda tasavvufa yönelik akademik ilginin belirgin biçimde arttığı görülmektedir. Web of Science veri tabanında “Sûfîsm” anahtar kelimesiyle yapılan bibliyometrik bir araştırma, 1974-2024 yılları arasında 1601 makale yayımlandığını ortaya koymaktadır . Bu çalışmalar 76 farklı konu alanına ve 81 farklı ülkeye yayılmış durumdadır. En fazla makalenin yayımlandığı alan %50,40 ile “Din” olurken, bunu tarih, disiplinlerarası beşeri bilimler, Asya çalışmaları gibi alanlar takip etmektedir. Coğrafi dağılımda ise Amerika Birleşik Devletleri (311 makale), Türkiye (229 makale) ve İngiltere (104 makale) ilk sıralarda yer almaktadır .

Yayınların yıllara göre dağılımı incelendiğinde, 1974’te başlayan sürecin özellikle 2005 sonrasında ivme kazandığı ve 2020’de 144 yayınla zirveye ulaştığı görülmektedir. Bu veri, tasavvufa yönelik akademik ilginin modern dönemde yeniden keşfedildiğine ve popülerlik kazandığına işaret etmektedir .

Çalışmalarda en sık kullanılan anahtar kelimeler tasavvuf, İslam ve mistisizm olurken; İbnü’l-Arabî ve Gazzâlî gibi önemli sûfîlerin isimleri sıkça zikredilmektedir . En çok atıf alan yazarlar arasında Annemarie Schimmel (243 atıf), William Chittick (135 atıf), Henry Corbin (115 atıf) ve Süleyman Uludağ (114 atıf) öne çıkmaktadır. Bu durum, tasavvuf araştırmalarında uluslararası bir literatürün oluştuğunu ve Türk araştırmacıların da bu literatürde önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir .

Güncel akademik çalışmalarda tasavvufun sadece manevi bir arayış olarak değil, aynı zamanda sosyal adalet, siyaset, ekonomi ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi konularla ilişkisi bağlamında da ele alındığı görülmektedir . Bu geniş perspektif, tasavvufun modern dünyada insan deneyiminin farklı boyutlarına hitap edebilen çok yönlü bir miras olduğunu ortaya koymaktadır .

Bu bağlamda tasavvuf klasiklerinin değer eğitimiyle ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar dikkat çekicidir. Haris el-Muhâsibî’nin er-Riâye li-hukukillâh adlı eserindeki riya çözümlemeleri örneğinde olduğu gibi, tasavvuf klasikleri değerler eğitiminin hem teorik hem de pratik boyutlarına katkı sağlayabilecek zengin bir birikim sunmaktadır . Muhâsibî’nin riya konusunda çizdiği “tahlîs” (arındırma) kavramı çerçevesi, değer eğitiminde uygulanacak yöntemler için bir modele dönüşme potansiyeli taşımaktadır .

Keza tasavvufi düşüncenin toplumsal vahdetin inşasındaki rolü de güncel araştırmalarda ele alınan konular arasındadır. Tasavvuf, insanların Allah ile ve kendi iç dünyalarıyla bağlarını güçlendirerek toplumsal dayanışmanın artmasına, insanlar arasındaki farklılıkların ve ayrışmaların önemini azaltan bir anlayışın gelişmesine katkı sağlamaktadır . Bu yönüyle tasavvuf, birlikte yaşama kültürünün güçlenmesinde işlevsel bir rol üstlenebilir.

Sonuç

Tasavvuf, İslam medeniyetinin beşikten mezara, doğumdan ölüme, bireyden topluma hayatın her alanında iz bırakmış kadim bir hikmet geleneğidir. Bu makalede ele alındığı üzere, tasavvuf sadece geçmişte kalmış tarihsel bir fenomen değil, aksine günümüzde de akademik araştırmaların odağında olan, farklı disiplinlerle ilişki içinde gelişmeye devam eden canlı bir düşünce sistemidir.

Zengin literatürü, kendine özgü kavram dünyası, hal ve makamlar nazariyesiyle tasavvuf, Müslüman bireyin manevi tekâmülü için bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle modern dönemde artan akademik ilgi, tasavvufun yalnızca İslam dünyası için değil, küresel ölçekte maneviyat arayışı içinde olan insanlar için de bir referans noktası olduğunu göstermektedir.

Değer eğitiminden sosyal bütünleşmeye, bireysel ahlaktan toplumsal barışa kadar pek çok alanda işlevsel olabilecek bir miras olarak tasavvuf, gelecek nesillere aktarılması gereken bir irfan hazinesidir. Bu hazinenin doğru anlaşılması, akademik araştırmaların yanı sıra klasik metinlerin günümüz diliyle yeniden yorumlanmasını ve hayatın içinde işlevsel hale getirilmesini gerektirmektedir.

Kaynakça

Taş, Edibe. “Tasavvuf Kavramına Yönelik Bibliyometrik Bir Analiz”. Diyanet İlmî Dergi 60/3 (Eylül 2024), 1025-1050.

Gölbaşı, Selahattin. “Tasavvuf Klasiklerinin Değer Eğitimi ile Münâsebeti: er-Riʿâye li-ḥuḳūḳillâh’taki Riya Çözümlemeleri”. TSBS Bildiriler Dergisi 4 (2024), 73-87.

“Tehânevî’nin Keşşâfü ıstılâhati’l-funûn ve’l-‘ulûm Adlı Ansiklopedik Eserindeki Tasavvufî Makamlarla İlgili Maddelere İlişkin Bir İnceleme”. İslami İlimler Dergisi (2024).

Arpacı, Sümeyye. “Kitâbü’l-fihrist, İrşâdü’l-kāsıd, Miftâhu’s-saâde ve Tertîbü’l-‘ulûm Adlı Bibliyografik Eserlerde Tasavvuf İlminin Nasıl Yer Aldığına Dair Bir İnceleme”. JISS 1 (2025), 3-19.

Erkaya, Mahmud Esad. “Tasavvuf Literatürüne Giriş”. TSBS Bildiriler Dergisi (2025), 28-46.

Kara, Mustafa. “Makbûl ve maktûl tasavvuf kültürü ile ilgili tesbitler, problemler, teklifler”. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 11/1 (2002), 1-16.

Sarmis, Dilek. “Conceptualiser le mysticisme dans une perspective académique : la constitution d’une histoire générale du mysticisme chez Mehmet Ali Ayni (1868-1945)”. European Journal of Turkish Studies (2017).

“Sufi ve Tasavvuf Kavramlarının Tarihi Üzerine”. Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi 21/41 (2020), 104-115.

Demirkol, Nihat. “Toplumsal Vahdetin İnşasında Tasavvufi Düşüncenin Rolü”. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 34 (2023), 294-302.

Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Tasavvuf Literatürü, Istılahlar, Akademik Araştırmalar, İslam Düşüncesi.

Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 09 Mart 2026

Bu konuyu yazdır

  Seninle Çoğalmak
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:09 AM - Forum: Şiirler - Yorum Yok

Seninle Çoğalmak

Yokluğun bir oda kadar dar,
Varlığın gökyüzü kadar sonsuz.
Ne tuhaf, sensizken eksik bir yanım,
Sen gelince tamamlanır bu yorgun yolcu.

Sabahları seninle uyanmak var ya,
İşte asıl güneş doğduğunda değil,
Gözlerini açar açmaz yanımda,
Başlıyor hayatın en güzel tarafı.

Bir kahve kokusunda saklısın bazen,
Bazen yağmur sonrası toprakta.
Her mevsimde ayrı bir renk,
Her zamanda ayrı bir telaşta.

Ellerini tuttuğumda duruyor zaman,
Suskunluğun bile bir şarkı bana.
Dokunsam tenine, bin şiir yazılır,
Anlatsam seni, bitmez bu sevda.

İşte bu yüzden en güzel yerimdesin,
Kimseler girmez o kapıdan.
Bir ömür az bile gelir bize,
Her gün yeniden severim seni,
Her gün yeniden doğarım gözlerinde...
Sonsuzluğa uzanan bu masalda,
Yazarı biz, kahramanı yine biz.


Rasit Tunca

Bu konuyu yazdır

  Gözlerinin Şiiri
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:07 AM - Forum: Şiirler - Yorum Yok

Gözlerinin Şiiri

Ne bilsin başka gözler seni görmeyi,
Ne anlar senden bu şehir, bu yabancılar.
Sen, en derin mavisi denizlerin,
Sen, en sıcak rengi akşamların.

Bir tek bende saklıdır asıl adın,
Bir tek bana söyler gözlerin gerçeği.
Her bakışında yeniden doğduğum,
Her gülüşünde kaybolduğum gerçek.

Gelip geçen mevsimler değil artık,
Seninle başlıyor bahar, seninle yaz.
Dudaklarında dualarım saklı,
Gönlüm sana açılan en güzel avaz.

Ne yıldızlar anlatır seni bana ne ay,
Sen kendiliğinden bir ışıksın içimde.
Bir çocuk masumiyeti var gözlerinde,
Bir kadın sıcaklığı durur ellerinde.

İşte bu yüzden vazgeçilmezsin,
Bu yüzden bir ömür azdır sana.
Ne şairler anlatabilsin bu sevdayı,
Ne kitaplar sığdırabilsin sana.

Sen yüreğimin en güzel yerinde,
Her daim taptaze, her daim ilkbahar...
Ne olursa olsun bu ömrün sonunda,
Varsın olsun, yeter ki sen ol yanımda.


Rasit Tunca

Bu konuyu yazdır

  Sadece Sana
Yazar: Efsane Türk - 03-09-2026, 05:05 AM - Forum: Şiirler - Yorum Yok

Sadece Sana

Bir sabah uyandım, dünya aynıydı,
Aynı gökyüzü, aynı kuş sesleri.
İçimde bir yerlerde bir şarkı başladı,
Ve anladım, o şarkı seni söylerdi.
Gözlerin bir şiir, okudukça sonsuz,
Her mısrasında kaybolduğum.
Ellerin bir liman, sığındığım huzur,
Sende bulduğum, hep aradığım.
Sıradan bir güne anlam katansın,
Gülüşünle aydınlanır en karanlık an.
İçimdeki fırtınada bir liman sensin,
Sana her varış, yeniden bir bahar, bir can.
Bazen bir yağmur damlası camda,
Bazen rüzgarda uçuşan bir yaprak.
Her şeyde seni görür gözlerim inatla,
Sensin bu kalbe işlenen tek durak.
Bilemezsin nasıl özlerim seni,
Yanımdayken bile hasretin düşer içime.
Bir ömür yetmez anlatmaya sevgimi,
Sen benim yazdığım en güzel şiirsin,
Sadece sana yazdığım, sadece sana...


Rasit Tunca

Bu konuyu yazdır