Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Türkiye’nin Bitki Örtüsü Nedir? Step İkliminin Özellikleri Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 09-13-2020, 06:54 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok

Türkiye’nin Bitki Örtüsü Nedir? Step İkliminin Özellikleri Nelerdir?

Step iklimi, Anadolu'nun iç kısımları, Orta Asya, Kuzey Amerika'nın orta bölümleri ve İran Platolarında sık görülür.

Daha çok sıcak veya ılıman kuşakların iç kara bölümlerinde görülür. Yağışlar bu iklimde genellikle İlkbahar mevsiminde düşer. Yaz ayları ise oldukça kuraktır bu nedenle genel bitki örtüsü bozkırdır. Geçiş iklim tipi olarak sayılır.

Step İklimi Nedir?

Step iklimi genel olarak, yarı kurak iklim olarak isimlendirilir. Yıllık ortalama olarak düşük yağmur alan yerlerin iklim tipidir. Yağış miktarı yıllık ortalama 300 ile 500 mm arasında değişkenlik gösterir. Karaların iç kısımlarında görülen bu iklim tipi, bozkır bitki örtüsüne sahiptir. Nemli iklimler ile Çöl iklimi arasında kalan iklim tabiri olarak değerlendirilir.

Step İklimi Nerelerde Görülür?

Türkiye'de görülen iklim tipleri arasında yer alır. Ülkemizde, Anadolu Yarımadasının iç kısımlarında daha çok görülür. Bunun yanında, Asya'nın orta mevzilerinde yani Orta Asya bölümünde görülüyor. İran ülkesinin bazı bölümlerinde görülen Step iklimi, Kuzey Amerika Kıtasının orta alanlarında görülebiliyor. Akdeniz iklimine yakın olan bölgelerin bazı yerlerinde step iklimi görülebilir. Genel anlamda, sıcak olan karaların iç kısımlarında step iklimine rastlanır.

Step İkliminin Özellikleri Nelerdir?

Step iklimi nemli ve çöl iklimlerinin ortasında yer alsa da ikisinin de bazı özelliklerini alır. Geçiş iklimi olan Step'in özellikleri şöyle sıralanıyor.

- Orta kuşak olarak adlandırılan karaların iç kısımlarında etkili olan iklim tipidir. Orta Avrupa'nın bir bölümü, Orta Asya gibi bölgelerde sıklıkla rastlanır.

- Yıllık sıcaklık ortalamaları arasında farklar oldukça yüksektir. Yazlar sıcak geçerken, kışlar soğuk geçer. Ortalama olarak yıllık sıcaklık 10-13 derece arası değişebilir. Yıllık sıcaklık ortalamasının farkı ise 20-30 derece arasında değişim gösterebilir.

- Yıllık yağış miktarları 300-500 mm arasındadır. Yaz aylarında yağmur neredeyse hiç yoktur. Yağışın çok büyük bir bölümü İlkbahar mevsiminde düşer.

- Doğal bitki örtüsü bozkır olarak karşımıza çıkar. Yani İlkbahar mevsimindeki yağışlarla yeşeren, yaz sıcaklıklarında ise kuruyan ot toplulukları bu iklimin ana tip iklim örtüsüdür.

- Step iklimi çöl iklimine göre çok yağışlıdır. Bu nedenle Çöl iklimiyle kıyaslanamaz. Akdeniz'in yakın kısımlarında görülmesi, İlkbahar mevsiminde düşen yağmur miktarının yüksek oluşudur. Ocakta sıcaklık 1 dereceye kadar düşebilir. Temmuz ayında sıcaklık 26-27 dereceye kadar yükselebilir. İklimin genel özellikleri ve yapısı bu şekildedir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Türkiye’nin Bitki Örtüsü Nedir?
Yazar: RasitTunca - 09-13-2020, 06:49 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok



Türkiye’nin Bitki Örtüsü Nedir?

Bir bölgede doğal yollarla kendiliğinden ortaya çıkıp yetişen bitki topluluğuna o bölgenin bitki örtüsü denir. Örneğin; orman, bozkır, çayır, maki vb. Bitkilerin büyüyüp gelişebilmesi için besin, su ve sıcaklığa gerek duyarlar. Bu gerekli olan şartlar dünyanın her yerinde farklı özellikler göstermektedir. Bazı coğrafi bölgeler bu şartların hepsini sağlarken bazıları hiçbirini sağlamaz. Bu duruma bağlı olarak kimi yerlerde bitki örtüsü çok zengin olmakla beraber kimi yerlerde bitki örtüsü yönünden oldukça yoksundur.

Türkiye’nin doğal bitki örtüsü halini alması ve bu günkü görünüme ulaşması, senozoik yani 3. çağda gerçekleşti. Türkiye’de kısa zamanlarda dahi iklim olarak önemli değişiklik yaşanmaktadır, bu sebeple Türkiye’deki bitki türü çeşitliliği, Avrupa kıtasının hemen hemen tamamında bulunan bitki türü çeşitliliğine yakındır. Türkiye’de 10 bin dolaylarında bitki türü ve bunların alt türleri saptanmıştır.

Bitki örtüsünün gelişmesinde etkili olan faktörler:

-İklim

-Toprak özellikleri

-Yerşekilleridir

Bitki örtüsünün gelişmesi için en önemli etken iklimdir. Çünkü bir bitki türünün gelişip büyümesinde sıcaklık olması gereken bir faktördür. Sıcaklık, her bitkinin gelişmesi için olması gereken mutlak bir durumdur. Bu sebepten dolayı dünya üzerinde bitki örtüsü kuşaklarıyla sıcaklık kuşakları aynı oranda yayılır. Sıcaklıkla birlikte, bitkinin gelişmesi için su da olması gerek bir diğer faktördür. Farklı bölgelere düşen yağmur miktarlarının durumuna göre farklı bitki örtüleri ortaya çıkmıştır.

Sıcak ve nem oranı yüksek kısımlarda ortaya çıkan bitki örtüsü zengin ve gür bir özelliğe sahiptir. Buna karşın kuraklığın bulunduğu ve soğuk bölgelerde oluşan bitki türlerinin sayısı azdır. Bu tür bölgelerde yetişen bitkiler seyrek olup cılız bir yapıya sahiptir.

Toprak Özellikleri

Topraklar bir bölgedeki bitki oluşumu üzerinde etkili olan bir diğer faktördür. Toprakta bulunan mineraller, toprağın su tutma özelliği ve kalınlığı o bölgedeki bitkilerin dağılışını etkilemektedir. Bu sebepten dolayı her bitki türü kendine özgü yaşayabileceği toprak türünde yetişir. Örneğin bazı bitkiler bol humuslu topraklarda yetişirken bazıları geçirimli toprakları sever.

Yerşekilleri

Bitki örtüsünün ortaya çıkmasında etkili olan üçüncü özellik yükseklik ve bakı etkisidir. Bir bölgede yükselti arttıkça sıcaklık düşüş gösterir. Belli bir yüksekliğin ardından o bölgeye düşen yağış miktarında da azalma olur. Bu sebeple bir dağ yamacında yukarılara çıkıldıkça, sıcaklık ve yağış farklılığından dolayı farklı özelliğe sahip ormanlarla karşılaşılır.

Dünyanın doğal haline baktığımız zaman ülkemizin %70’inin orman örtüsüyle kaplı olması gerekirdi. Ancak zaman içinde insanların ormanları tahribi sonucu günümüzde ülkemizin %25 oranında ormanlarla kaplı olduğu görülmektedir.

Ülkemiz, Dünyanın bitki türü bakımından en zengin coğrafyalarından birisidir. Ancak bitki örtüsü açısından o kadar zengin sayılmaz. Bunun sebebi, ülkemizin uzun zamandır doğal bitki örtüsünün tahrip edilmesidir.

Her bitki topluluğunun ihtiyacı olan sıcaklık, su ve toprak miktarı ve özelliği farklılık göstermektedir. Bitkiler bu ihtiyaçlarından dolayı aynı ihtiyaca sahip bitkiler aynı yerlerde kümelenmiştir. Bu durumun sonucu olarakta bitki örtüleri oraya çıkmıştır.

Türkiye’de görülen başlıca bitki örtüleri orman, maki, bozkır ve yüksek dağ çayırlarıdır.

Türkiye’nin bitki örtüsü özellikleri hakkında madde madde ilerleyelim

1.Orman

Ülkemizin ormanları ağaçların yaprak şekillerine göre sınıflandırılmaktadır. Bunlar geniş ve iğne yapraklı ormanlar olmak üzere iki tanedir. Bazı bölgelerde yalnızca iğne yapraklı ormanlar görülürken, bazı bölgelerde geniş yapraklı ormanlar görülmektedir. Kimi yerlerde de hem iğne yapraklı hemde geniş yapraklı ormanlar iç içe geçmiş bir şekildedir. Ülkemiz ormanlarının büyük kısmı kıyı kesimlere bulunan dağların denizden tarafta olan yamaçlarında bulunmaktadır. Kıyı bölgelerimizde yer alan ormanlar gür bir özellik gösterirken, iç kesimlerdeki ormanlar daha seyrek bir yapıya sahiptir.

2.Maki

Maki bitki örtüsü, ülkemizde Akdeniz ikliminin etkisinde bulunan bölgelerde görülmektedir. Bu bitki örtüsü sert yapraklı, kuraklığa karşı dayanıklı, her mevsim yeşil, bodur ağaç ve çalıların oluşturduğu bitki örtüsüdür.

Akdeniz ikliminin olduğu yerlerde bulunan kızılçam ve meşe ağaçlarından oluşan ormanların tahribatı sonucu burada bulunan orman altı örtüsü büyüyerek makiyi oluşturmuştur. Makileri oluşturan başlıca bitkiler: Sandal, kocayemiş, defne, mersin, zeytin, keçiboynuzu, sakız, menengiç, zakkum, erguvan ve teşbih ağaçlarıdır. Geneli 1-2 m civarında boya sahip olan bu ağaççıklar iklim özelliklerine göre dağılış gösterirler.

3.Bozkır (Step)

Yarı kurak ve kurak iklime sahip bölgelerde, ilkbahar mevsiminde düşen yağışlarla yeşillenen ve yaz mevsiminde sararan gür çayırlar, otlar ve çalılıkların oluşturduğu bitki örtüsüne Bozkır denir. Ülkemizde İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin büyük çoğunluğunda bozkır bitki örtüsü hakimdir. Yapılan birtakım araştırmalar sonucu, İç Anadolu ve Ergene Havzası bölgelerimizde daha önce orman bitki örtüsünün hakim olduğu, ancak zaman içerisinde bu ormanların tahrip edildiği görülmüştür. Tahrip edilen bu ormanların yerine gelen bozkırlara ise antropojen bozkır denilmiştir. Bu tür bozkır bitki örtüsünde yer yer ağaç ve çalılar görülür.

İç Anadolu bölgesinin orta kısımlarında, yani Tuz Gölü’nün çevresinde doğal bozkır örtüsü hakimdir. Bu örtüyü çevreleyen bir antropojen bozkır tabakası yer almaktadır.

Doğu Anadolu bölgesinin çukur olan yerlerinde de İç Anadolu bozkırına benzer bir bozkır bitki örtüsü hakimdir. Doğu Anadolunun yüksek platolarında bulunan bozkır ise diğer bozkırlardan çok daha farklı bir kimliğe sahiptir. Buralarda iyi gelişmiş olan bir ot örtüsü bulunmaktadır. Bu otlar yaz mevsimi boyunca yeşil olarak kalırlar. Ayrıca bu bölgelerde zaman zaman sarıçam ağaçlarına denk gelinmesi, bu bölgelerin asıl bitki örtüsünün ormanlardan oluştuğunu gözler önüne sermektedir.

4.Yüksek Dağ Çayırları

Ülkemizin yüksek dağlarında, orman üst sınırından daha da yükseklerde sıcaklığın düşük olması sebebiyle bu bölgelerde dağ çayırlarından oluşan (Alpin çayırları) bitki örtüsü hakimdir. Doğu Anadolunun yüksek dağları, Erzurum-Kars ve Ardahan platolarında, Kuzey Anadolu dağları ve Toroslarda bulunana 2000 metreden daha yüksek dağlarda görülür. Bu bitki örtüsü hemen hemen yıl boyunca yeşil olarak kalır.

Ülkemizde yüksek dağ çayılarının egemen olduğu bölgelerde hayvancılık ve yaylacılık faaliyetleri açısından olumlu bir durumdur. Yüksek dağ çayılarının örtüsünde bulunan uzun ve gür otların etkisinden dolayı, bu bölgelerde büyükbaş hayvancılık yaygın bir şekilde yapılmaktadır.

Türkiye, bitki tür ve çeşitleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Tüm Avrupa Kıtası’nda yaklaşık 12.000 bitki türü yer alırken Türkiye'de 12.000’den fazla bitki türü bulunmaktadır.Bitki Türlerinin Çeşitlilik Göstermesinde; İklim tiplerinin çok çeşitli olmasıYer şekillerinin ve yükseltinin kısa mesafede çeşitlilik göstermesiMatematik konum olarak orta kuşakta yer alması gibi faktörler etkilidir.Ülkemizde III ve IV. jeolojik zamanlarda oluşmuş, günümüzdeki iklim şartlarında yetişmesi mümkün olmayan ve relikt (kalıntı) diye adlandırılan bazı bitki türleri mevcuttur.Örneğin Karadeniz Bölgesi’nde yer yer görülen kızılçam, sandal ve sedirler aslında Akdeniz bitkileridir. Yani bunlar IV. Zamandaki iklim değişikliğinde oluşan kalıntı bitkilerdir.Ülkemizdeki bitkilerin yaklaşık üçte biri dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen endemik bitkilerdir. Ülkemizde endemik bitkiler en çok Toros Dağları kuşağında bulunur. Köyceğiz Gölü çevresindeki sığla ağacı, Göller Yöresi‘nde kasnak meşesi, Datça ve Teke Yarımadalarındaki Datça hurması, Kazdağı’ndaki Kazdağı köknarı, Yenice (Zonguldak) civarındaki Istranca meşesi, Kastamonu ve Yozgat çevresindeki İspir meşesi endemik bitkilere örnektir.


A.ORMAN

Ülkemizin yaklaşık % 27,64'ü ormanlarla kaplı olup bu ormanların büyük çoğunluğu kıyı kesimlerinde yer almaktadır. Türkiye’de ormanların dağılışında en fazla yağış miktarı etkilidir. Yağışların fazla olduğu kıyı bölgeler orman bakımından da zengindir. Doğu Karadeniz kıyıları hariç tahrip edilen ormanların kendini yenilemesi yurdumuzun bir çok yerinde zordur.
Ormanlar, ağaçların oluşturduğu topluluğa denir. Ağaçlar yapraklarının özelliğine göre iğne ve geniş yapraklı diye iki gruba ayrılır.
Sıcaklığın fazla olduğu yerlerde geniş yapraklı ormanlar, sıcaklığın azaldığı yerlerde ise iğne yapraklı ormanlar yer alır.

Ormanların gelişmesini sınırlayan iklim olayları sıcaklık ve yağıştır. Orman üst sınırını sıcaklık belirler. Bu sınır ormanların ortadan kalktığı ve ağaçların azaldığı yerlerdir. Orman alt sınırını ise yağış belirler.Ülkemizde orman üst sınırının en fazla olduğu yerler Doğu Anadolu Bölgesi’ndedir. Burada orman üst sınırı 2800 m dir. İç Anadolu’da 2500 m, Akdeniz Bölgesi’nde 2100 m ve Karadeniz Bölgesi’nde 2000 m’dir.

İĞNE YAPRAKLI AĞAÇLAR

KIZILÇAM
Kızılçam, ışığı seven hızlı büyüyen bir çam türüdür. Dünyadaki en geniş yayılışı Türkiye'dedir. Esas olarak Akdeniz ve Ege Bölgelerinde geniş ormanlar oluştururlar.
FISTIK ÇAMI
Tipik bir Akdeniz ağacı olan fıstıkçamı, özellikle Batı ve Güney Anadolu'da ormanlar kurar. Tohumları oldukça büyüktür.Halk arasında "çam fıstığı" diye adlandırılan tohumları Batı Anadolu yöresindeki köylüler için önemli bir gelir kaynağıdır.
SARIÇAM
Sarıçam, Kuzey Anadolu'nun yüksek dağlık kesimlerinde saf yada karışık ormanlar kurmakla birlikte, küçük adacıklar halinde iç ve güney bölgelerimize kadar ulaşır. Narin gövdeli, sivri tepeli ve ince dallı bir ağaçtır. Yetişkin bireylerinin boyu 40 metreyi aşar.
KARAÇAM
İç bölgelerimiz ile bütün kıyı bölgelerimizin dağlık kesimlerinde saf ya da karışık ormanlar kurar.
ARDIÇ

Sürüngen çalılardan büyük ağaçlara kadar çok çeşitli türleri olan ardıç, hemen hemen bütün bölgelerimizin yüksek dağlık kesimlerinde doğal yayılış gösterir.

SEDİR
Batı, Orta Toroslar’da doğal olarak bulunur. Toros Sediri’nin dünya üzerindeki en geniş doğal ormanları Türkiye'dedir.
GÖKNAR(KÖKNAR)
40m'ye kadar boylanabilen göknarlar, kendine özgü formu, gövde kabuğu iğne yaprakları ve hatta kokusu ile Çamgiller familyasının diğer türlerinden ayırt edilebilir. Dünya üzerindeki 40 türünden dördü; Doğu Karadeniz göknarı , Batı Karadeniz göknarı , Kazdağı göknarı ,Toros göknarı ülkemizde doğal yayılış alanı gösterir.
LADİN
Kuzey yarıkürenin ılıman ve soğuk bölgelerinde yayılış gösterir.Ülkemizde Doğu Karadeniz dağlarının denize bakan yüksek kesimlerinde saf ya da karışık ormanlar kuran türü Doğu ladinidir.
SERVİ
Fıstık çamı ile birlikte Akdeniz'in doğal peyzajını karakterize eder. Türkülere konu olmuş inceliği, uzun boyu (30-35 m) ve koyu yeşil yaprak dokusu ile uzaklardan dikkati çeker.

GENİŞ YAPRAKLI AĞAÇLAR

MEŞE
Ülkemizin hemen her bölgesinde türlerine bağlı olarak yayılış gösterir. 25 m boya ve 2 m çapa erişebilen geniş tepeli ağaçlardan 3-5 m boya sahip çalılara kadar değişen türleri vardır.
KAYIN
Daha çok kuzey bölgelerimizde doğal yayılış göstermekle birlikte kayın ağacı güneydeki Nur dağlarında da yayılış gösterir. Saf yada göknar, ladin, çam ve meşelerle karışık geniş ormanlar kurar.
GÜRGEN
Trakya, Ege, Marmara Bölgesi, Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde yayılış gösterir. Genellikle kuzey ve güney kıyı bölgelerimizin karışık ormanlarında bulunur.
KIZILAĞAÇ
Trakya, Marmara çevresi, Batı Karadeniz ve Doğu Karadeniz'de saf ve karışık olarak yayılış gösterir.
AKÇAAĞAÇ
Adını, açık renkli odunundan alır. Kanatlı meyveleri kelebeğe benzediği için bazı bölgelerde "kelebek ağaçları" olarak da anılmaktadır.
KESTANE
Kuzey Anadolu ve Marmara Bölgesi'nde yayılış gösterir. Çiçekleri önemli bir bal kaynağı olan kestanenin meyvesi de ekonomik değere sahiptir.
DİŞBUDAK
Doğu ve Batı Karadeniz Bölümleri ile Marmara ve Ege Bölgesi'nde yayılış gösterir.
IHLAMUR
Kuzey Anadolu Dağlarının denize bakan yamaçlarında 1000 metre yüksekliğe kadar yetişebilmektedir.Çok geç açan çiçekleri (Haziran-Temmuz) kurutularak çay gibi içilir.
ÇINAR
Orman bölgelerindeki dere içlerinde ve akarsu yataklarında doğal olarak yetişir.
KAVAK
Türkiye'nin hemen her bölgesinde yayılış gösterir. Doğal yayılış gösteren türleri; Karakavak , Akkavak ,Titrek kavak , Fırat kavağıdır .

B.MAKİ

Maki; Akdeniz ikliminin görüldüğü yerlerde, kızılçam ve meşe ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan, bodur ağaç ve çalılardan oluşan bitki örtüsüdür. Genellikle 1-3 m boyundadır. Makiyi oluşturan bitkilerin yaprakları kalın, sert, cilalı veya keçe gibi tüylüdür.Makiyi oluşturan başlıca bitkiler; Yabani zeytin, mersin, keçiboynuzu, kermez meşesi, sandal, kocayemiş, defne, sakız, menengiç, zakkum, tesbih ağacı ve akçakesmedir.Makiler; Marmara kıyılarında 300-400 m, Ege kıyılarında 500-600m, Akdeniz kıyılarında 700-800m yükseltiye kadar çıkabilmektedir. Makilerin çıkabildiği üst sınırın bölgelere göre değişiklik göstermesinin nedeni, sıcaklığın enleme göre değişmesidir.Akdeniz ve Ege kıyılarında makilerin tahrip edildiği, toprağın inceldiği alanlarda dikenli çalılardan oluşan bitki toplulukları görülür. Garig adı verilen bu bitkilerin başlıcaları; lavanta çiçeği, diken çalısı, süpürge çalısı, laden, yasemin ve fundadır.Karadeniz
kıyılarında da ormanların tahrip edildiği yerlerde çalılara rastlanır. Bunlara “yalancı maki (psödomaki) ” denir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Türkiye'deki iklim çeşitleri
Yazar: RasitTunca - 09-13-2020, 06:15 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok



Türkiye'deki iklim çeşitleri

Türkiye’de görülen iklim tipleri ve özellikleri konusuna geçmeden önce “iklim nedir?” sorusuna cevap vermek daha doğru olacaktır.
İklim Nedir?

İklim, insan hayatını, doğayı ve tabiat dengesini etkileyen, soğukluk ve sıcaklıkların değişmesine verilen genel bir isimdir. Sonbahar, kış, ilkbahar ve yaz aylarında değişen sıcaklıkların nedeni, dönemsel olarak iklimlerin değişmesinden kaynaklanır. İklim, iki farklı şekilde incelenir.

İklim nedir

Makroklima Nedir?


Makroklima, yüzlerce km²’lik sahaları etkisi altına alan iklim gruplarına verilen isimdir.
Mikroklima Nedir?

Mikroklima ise makroklimalar içerisinde farklı iklim özellikleri gösteren, özel koşullu ve küçük iklim alanlarına verilen isimdir. Yani sahaları ve etkisi daha kısıtlıdır.

Yeryüzünde görülen iklim türleri, genel olarak sıcak iklimler, ılıman iklimler ve soğuk iklimler olmak üzere üç gruptan oluşur. Yağış miktarı ve rejimi, kış ılıklığı, yıllık sıcaklık ortalamaları gibi özellikleri içerisine alan bu iklimlerle alt iklim grubu oluşur.

İklimleri ayırabilmenin en doğal yöntemi, bir bölgede yetişen tarım ürünleridir. Tarım ürünleri, iklim koşullarına göre yetiştiği için insanların bir bölgenin iklim tipini öğrenebilmelerinin en kolay yolu bölgede hangi tarım ürünlerinin yetiştiğine bakmasıdır.

Türkiye’de görülen iklim tipleri ve özellikleri;

    Karasal İklim
    Akdeniz İklimi
    Karadeniz İklimi

Karasal İklim ve Özellikleri

Türkiye’de görülen üç iklim tipinden biri olan Karasal İklim, ülkemizin İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile İç Batı Anadolu bölgelerinde görülmektedir. Bu iklim tipinin özellikleri şunlardır;

    Yaz ayları sıcak ve kurak olur.
    İç Anadolu bölgesinde en çok yağış ilkbaharsa, en az yağış ise yaz aylarında düşer.
    İç Anadolu bölgesinde ortalama yağış oranı 300-400 mm’dir.
    İç Anadolu bölgesinde kış aylarında görülen sıcaklık ortalama 1-2°C, yaz aylarında görülen sıcaklık ortalaması ise 22-23°C dolaylarındadır.
    Ege bölgesinin iç batı Anadolu bölümünde yağışlar kıyı kesimine göre daha azdır.
    Doğu Anadolu bölgesinin Kuzeydoğu kesimlerinde yıllık ortalama sıcaklık 4-6°C’dir.
    Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde kış aylarında sıcaklık ortalaması -7, -10°C, yaz aylarındaki sıcaklığın ortalaması, 119°C’dir.
    Yıllık yağış miktarı 500-600 mm’dir.
    Güneydoğu Anadolu bölgesinde ortalama yağış miktarı 400-700 mm arasındadır.
    Güneydoğu Anadolu bölgesinde kış ayları çok donlu geçmez, yaz ayları ise son derece kuraktır.
    Güneydoğu Anadolu bölgesinde yıllık ortalama sıcaklık 15-16°C, kış sıcaklığı, 3-4°C, yaz sıcaklığı ise, 30-35°C’dir.

Akdeniz İklimi ve Özellikleri

Akdeniz bölgesindeki iklim, kış aylarında yağışlı ve ılık, yaz aylarında ise sıcak ve kuraktır. Bu sıcaklık dengesi, Güneş ışınlarının düşme açısına bağlı iken kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlı olarak değişir. Akdeniz’de en sıcak ay ortalaması 28-30 °C, en soğuk ay ortalaması 8-10 °C olarak görülür. Bu bölgemizde yıllık sıcaklık ortalaması 18 derecedir.

Akdeniz ikliminin en büyük özelliklerinden biri kış aylarında kar yağışının ve don olaylarının görülmemesidir. Yıllık yağış oranı en fazla kışın, en az ise yaz aylarında görülür. Akdeniz ikliminde kışın görülen yağışlar cephesel kökenlidir. Akdeniz’de yıllık yağış oranı yükseltilere göre değişse de ortalama olarak 600-1000 mm arasında görülür. Bitki örtüsü maki olan Akdeniz’de, yağış rejimi düzensiz olarak seyreder. Maki bitki örtüsünün özelliği; yazın kuraklığına karşı dayanıklı olması ve mersin, defne, kocayemiş, zeytin, zakkum, keçiboynuzu gibi kısa bodur ağaççıklardan meydana gelen bir bitki örtüsüne sahip olmasıdır.

1-Akdeniz İklimi: Bütün güney ve batı kıyılarımızda görülür. Yazlar sıcak ve
kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Sıcaklık Akdeniz kıyılarında sıfırın altına düşmez, don olayı ender görülür. Marmara ve Batı Karadeniz kıyılarında aynı iklim görülmesine rağmen, kışın ısı sıfırın altına düşer, kar yağışı görülür. Yaz kuraklığı da Akdeniz kıyılarındaki kadar belirgin değildir.

Akdeniz İklimi Nerelerde Görülür?

Akdeniz iklimi, bu bölgeye kıyısı olan ülkelerde görülür. Libya, Mısır ve İsrail de Akdeniz’e kıyıları olan ülkeler olmasına rağmen bu ülkelerde Akdeniz iklimi görülmez, nedeni buraların yer şekillerinin engebesiz olmasından kaynaklanmaktadır. Avustralya’nın güneybatısı, Güney Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde Akdeniz iklimi daha baskındır.

Türkiye’de Akdeniz ikliminin görüldüğü yerler Akdeniz Bölgesi’nde, Torosların denize bakan yamaçlarında 800-1000 metre yüksekliğe kadar olan alanlardır. Kıyı boyunca Kuzey yönüne gidildikçe iklim karakterinde değişiklikler görülür. Akdeniz İklim tipi Türkiye’de Marmara bölgesinin Güney Marmara kıyıları ile Trakya’nın Ege kıyılarında görülmektedir.

Karadeniz İklimi ve Özellikleri

Türkiye’de görülen iklim tiplerinden biri de Karadeniz iklimidir. Bu iklim daha çok Kuzey Anadolu Dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçlarında görülmektedir.
Karadeniz İklimi Özellikleri

Karadeniz ikliminin en büyük özelliği yılın tüm zamanlarında yağışın görülebilmesidir. Buna karşın maksimum yağış sonbahar aylarında minimum yağış ise ilkbahar aylarında görülmektedir. Doğu Karadeniz kesiminde yıllık yağış oranı 2000-2500 mm’dir.

Batı Karadeniz bölgesinde yağışın en çok düştüğü aylar sonbahar ayları, en az düştüğü aylar ise ilkbahar aylarıdır. Bu bölgede yıllık yağış oranı ortalama olarak 1000-1500 mm’dir.

Orta Karadeniz bölümünde en çok yağış kış aylarında, en az yağış ise yaz aylarında düşer. Bölgede ortalama yağış oranı 700-1000 mm’dir. Karadeniz ikliminin görüldüğü bölgelerde kar yağışı yılda ortalama 18 gün olarak kendini gösterir.

2-Karadeniz İklimi: Bölgenin iklimi Karadeniz'in etkisindedir. Kıyıda nem
oranı fazla olduğundan yıllık sıcaklık farkları az, yağış fazladır. Yaz sıcaklığı matematiksel konumun etkisiyle Akdeniz kadar yükselmez; kışlar ise güney kıyılarımız kadar olmamakla beraber, ılık geçer. Maksimum yağış sonbahar mevsimine raslar. Yağışlar hemen hemen her mevsimde görülür. Bunu nedeni Karadeniz üzerinden gelen nemli hava kütlelerinin, dağların denize bakan yamaçlarında yükselerek soğumasıdır. Bu bölge sık ormanlarla kaplıdır. Bu özelliği ile diğer bölgelerden ayrılır. Bölge içerisinde yağış miktarı dağların yükselti ve doğrultusuna göre değişir. Doğu Karadeniz'e doğru yağış miktarı artar. Yurdumuzun en fazla yağış alan yeri Rize'dir. (2,5m3)

Karadeniz ikliminin genel ortak özellikleri şöyledir;

    Yıllık ortalama sıcaklık 1315°C arasındadır.
    Ocak ayında ortalama sıcaklığı 67°C’dir.
    Temmuz ayında ortalama sıcaklığı 2123°C’dir.
    Yıllık sıcaklık farkı 1315°C’dir.
    Doğal bitki örtüsü ormandır.
    Yüksek alanlarda Alpin çayırlar görülür.

KARADENİZ BÖLGESİ:

Bölge, Anadolu'nun kuzeyinde ve adını aldığı deniz boyunca uzanan bir şerit biçimindedir. Doğuda, Türkiye - Gürcistan sınırından başlar; batıda Adapazarı Ovası'nın doğusunda (Sakarya Nehri'nin doğusunda) sona erer. Bölge, doğu batı yönünde 1000 km, kuzey güney yönünde, doğuda 100 km, orta bölümde 200, batıda ise 150 km genişliğindedir. Bölgenin güney sınırı ise Kuzey Anadolu dağlarının iç sıralarının doruk noktalarından geçer.


3-Kara İklimi: Yurdumuzun deniz etkisine kapalı iç kısımlarda görülür. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile İç Anadolu karasal iklim etkisindedir. Karasal iklimde yazlar kısa ve sıcak, kışlar uzun ve karlıdır. Yıllık ve günlük sıcaklık farkları fazla, yağışlar genellikle azdır. Doğu Anadolu'da yükselti fazla olduğundan, yurdumuzun en soğuk, kışı en uzun, yazı en kısa bölgesidir. İç Anadolu Bölgesi'nden yüksekte olduğu için yağış miktarı bu bölgeden fazladır. En çok yağış, İç Anadolu'da ilkbahar, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kış mevsimine raslar. İç Anadolu Bölgesi, dağlarla çevrili olduğundan diğer karasal iklim bölgelerinden daha az yağış alır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi İç Anadolu'dan daha fazla yağış aldığı halde, buharlaşma şiddetli olduğundan yurdumuzun en kurak bölgelerindendir. Güneydoğu ve iç Anadolu bölgelerinde kuralık en önemli sorunlardandır. Kuraklık nedeninedeniyle bitki örtüsü bu bölgede steplerden oluşur.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 TÜRKİYE’DE COĞRAFİ BÖLGELER ARASI FARKLILIKLAR
Yazar: RasitTunca - 09-13-2020, 06:12 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok




TÜRKİYE’DE COĞRAFİ BÖLGELER ARASI FARKLILIKLAR

Türkiye Coğrafi Bölgeleri

Türkiye'nin coğrafi bölgeleri, 6 Haziran - 21 Haziran 1941 tarihleri arasında Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi tarafından belirlenmiştir. Kongre ilk, orta ve lise müfredat programları ile ders kitapları, coğrafya terimleri ve coğrafî isimlerin yazılması, Türkiye Coğrafyası'nın ana hatları ve yerlerin adlandırılması üzerinde çalışmalar yapmak amacıyla toplanmıştı. Bu çalışmanın sonucunda Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrilmiş olması, dağların Anadolu'nun iç kesimlerini kıyılardan ayırması, iklim, ulaşım ve bitki örtüsü gibi kriterler dikkate alınarak Türkiye'nin coğrafi bölgeleri belirlenmiştir.
Türkiye; Akdeniz Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Marmara Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi olmak üzere 7 tane coğrafi bölgeye ayrılmıştır.
4. 5. Bölgeler Arası Farklılıklar
Tabii Farklılıklar
- İklim ve Bitki Örtüsü
- Yeryüzü Şekilleri
Beşeri Farklılıklar
- Nüfus ve Yerleşme
Ekonomik Farklılıklar
- Tarım ve Hayvancılık
- Sanayi ve Madencilik
- Ticaret ve Turizm
6. Tabii Farklılıklar
İKLİM
Nem ve Yağışlar
* Türkiye’de yağış dağılışı haritası ile yerşekilleri haritası karşılaştırıldığında, aralarında yakın ilgi bulunduğu tespit edilmektedir.
* Türkiye’de fazla yağış alan yerler (1000 mm. den fazla), Doğu ve Batı Karadeniz bölümleri ile bazı Batı ve Doğu Anadolu dağlarıdır. En fazla yağış alan yer Rize çevresidir. (2400 mm. den fazla)
* Türkiye’de orta derecede yağış alan yerler (500 mm - 1000 mm arası), Akdeniz, Ege, Marmara, Orta Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’nun kuzey kesimleridir.
* Türkiye’de az yağış alan yerler (500 mm nin altında), İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve yer yer Doğu Anadolu’nun çukur yerleridir. En az yağış alan yer, Tuz Gölü çevresi ile Iğdır Ovası civarıdır. (250 mm nin altında)
7. Türkiye Bölgeleri Yağış Dağılımı Haritası
8. 2. Yıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı
* En düşük ortalama sıcaklıklar, Kuzeydoğu Anadolu’da görülür.
* En yüksek ortalama sıcaklıklar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneyi ile Akdeniz kıyılarında görülür.
* En düşük sıcaklık ile en yüksek sıcaklık arasındaki fark 8°C den fazladır.
* Sıcaklık genelde güneyden kuzeye gidildikçe azalmaktadır.
9. Bölgeler ve İklimsel Farklılıklar
Türkiye’de genel olarak üç ana iklim tipi görülür.Bunlar; Karadeniz İklimi, Akdeniz İklimi ve Karasal iklimdir.
Karadeniz Bölgesi (Karadeniz İklimi)
1. Her mevsimi yağışlıdır.
2. Buradaki bol yağışları gezici minimumlar getirir yüksek dağ yamaçları bu yağışların daha bol yağmasına imkan verir.
3. Depresyonik ve orografik yağışlar hakimdir.
4. Kıyı bölgesinde batıya bakan yamaçlar doğuya bakan yamaçlardan daha çok yağış alır.
5. Sıcaklık şartları deniz iklimi özelliğindedir.
Ara sıra don olayları olur sis belirir kar yağar. Bu kıyı boyu bölgesinin hemen güneyinde uzanan ve içerisine bolu Kastamonu Çorum Merzifon Amasya Tokat Şebinkarahisar taraflarını alan yerleri “Karadeniz İç Bölgesi” olarak vasıflandırmak yerinde olur. Kıyı boyundaki nispeten dar tam deniz iklimli bölge ile onun hemen gerisindeki iç taraflar Karadeniz bölgesi olarak yağış ve sıcaklık bakımlarından birbirinden farklı bölümler gösterir.
10. Kıyı boyunda farklı üç bölüm ayırt edilebilir: Doğu, Orta, Batı Karadeniz iklimi.
1. Doğu Karadeniz İklim. Bu kesimde çok fazla yağış vardır. Kıyı boyundaki birçok yerlerde yılda 2 metre kadar. Hemen gerideki dağlarda daha da çok. Yaz sıcakları oldukça fazladır. Kışlar ılımlı geçer.
2. Orta Karadeniz İklimi: Yağış bu kıyı boyu ölçüsüne göre orta derecededir ve 70-80 cm. kadardır.
3. Batı Karadeniz İklimi: Doğu Karadeniz iklimine göre daha az yağışlı (100-120 cm.) sıcaklık Karadeniz boyunun öteki kesimlerine göre gerek yazın ve gerekse kışın daha azdır.
4. Karadeniz Ardı Bölgesi: Karadeniz iklim bölgesinin bu kıyı boyunun üç çeşidinin hemen güneyinde İç Anadolu iklim bölgesine doğru bir geçiş alanı başlar. Burada batıdan doğuya doğru gidildikçe ve Karadeniz’in etkilerinden uzaklaşıldıkça farklı iklim yöreleri belirmiş bulunmakla beraber “Karadeniz kıyı boyu” ile “İç bölgeler” iklimleri arasında bir geçiş iklimleri şeridi özelliği gösterir: Yağış maksimumu ilkbahar sonralarına kaymış yaz ortalarında kurakça bir süre belirmiştir.
11. Türkiye Bölgeleri İklim Haritası
12. 2. Akdeniz ve Ege Bölgesi (Akdeniz İklimi):
Yıllık yağış yüksek ise de (yerine göre 80-120 cm) şiddetli ve uzun yaz kurakları vardır. Sıcaklık şartlarına ve yaz kuraklıklarına göre birbirinden farklı üç ana tip ayırt etmek mümkündür: Asıl Akdeniz iklimi Akdeniz yakını dağ iklimi ve Marmara iklimi.
Yüksek yaz sıcakları hüküm sürer. Bu sıcakların fazla oluşunun nedenlerinden biri kıyı bölgesini çok yerde kuzeyden dağlarla çevrili olması ve bu sebeple kuzey rüzgarlarını yeterince alamamasıdır. Kış mevsimi Ege’den daha ılık geçer. Çok buharlaşma olur. Hava çok zaman açıktır. Kar yağışı ve don olayı nadirdir. Uzun bir yaz kuraklığı vardır. Kış geç başlar ve ılımlı geçer. Yağış mevsimi kıştır. Bol yağmurlar güz ortalarında başlar ilkbahara kadar sürer. Bu iklimin alanı Akdeniz boyunda olup çok yerde dar bir kıyı şerididir. Bazı yerlerinde yer şekillerine bağlı olarak genişler ve gerilere sokulur. Dar olduğu yerlerin sebebi hemen kıyı yakınında yüksek dağların başlamıştır. Bu iklimin bir bölümünden başka bir şey olmayan ve ona çok benzeyen Ege bölgesinde ise hemen hemen bütün “kıyı Ege” adı ile anılan bölgenin içerilere sokulmuş geniş ve pek uzun ovalar bölümünü içine alır
13. 3. Marmara Bölgesi (Marmara İklimi)
Çok yönleriyle Akdeniz iklimi karakterini bazı özellikleriyle de Karadeniz iklim özelliğini gösterir. Nispeten sık değişen hava durumları vardır. Burada normal kar yağışları olur. Don olayı asıl Akdeniz iklimine göre daha sıktır. Yaz kuraklığı burada da varsa da nispeten hafiftir. Bu yönüyle her mevsimi yağışlı Karadeniz iklimini andırır. Sıcaklık daha az olduğundan buharlaşma da asıl Akdeniz iklimine göre çok şiddetli değildir. Hava sık sık kapalı olur ve nispî nemlilik çokçadır. Çok sis belirir.
4. İç Anadolu Bölgesi (Karasal İklim)
Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır.
İç Anadolu Bölgesinde maksimum yağış ilkbaharda, minimum yağış yazın düşer.
İç Anadolu da ortalama yağış 300-400 mm’dir.
İç Anadolu’nun kış sıcaklık ortalaması, 1-2°C, yaz sıcaklık ortalaması, 22-23°C, yıllık sıcaklık ortalaması ise, 10-12°C’dir.
Ege Bölgesinin İç batı Anadolu Bölümünde de yağışlar kıyı kesimine göre azdır.
Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğu kesiminde yıllık sıcaklık ortalaması, 4-6°C’dir.
Kuzeydoğu Anadolu’da kış sıcaklık ortalaması, -7, -10°C, yaz sıcaklık ortalaması, 17-19°C’dir.
14. Bölgeler Arasındaki İklim Farklılığı -- Grafik 1
15. 5. Güneydoğu Anadolu Bölgesi İklimi
Burada yazlar çok sıcak (30 - 35°) kışlar İç Anadolu'ya göre daha az soğuktur. Yıl içinde bölgenin önemli bir kısmı Akdeniz'in nemli hava kütlelerinin etkisi altında kalır. Böylece Akdeniz etkileri buraya sokulmuş bulunur. Yaz kurakları belirgin ve süresi uzundur. Şiddetli buharlaşmalarla çok su kaybı olur. Hava çok vakit açık olup nemlilik azdır. Yıllık yağış miktarı İç Anadolu'ya göre çoktur (450 - 700 mm.). Fakat sıcaklığın burada daha yüksek olması ve bundan da şiddetli buharlaşmaların doğması nedeniyle İç Anadolu'dan daha kuraktır.
6. Doğu Anadolu Bölgesi İklimi
Doğu Anadolu denizlerden uzak deniz etkilerine karşı yüksek dağlarla çok yerinde kapalı bir bölge olduğundan çok karasal iklim özellikleri gösterir. Burada sıcaklık oynamaları çok ve şiddetlidir. Kars yaylalarında kış ile yaz aylık ortalamaları arasındaki sıcaklık oynaması 25 - 30° dir. Bölge; karlı (karla örtülü gün sayısı yaylalarda 100 -120 gün) donlu günler fazla (bu yaylalarda 150 -180 gün) çok soğuk (kış aylarında -10° ve daha soğuk günler sayısı çok sıcaklığın çok düşmesi halinde -20° den aşağı düşen sıcaklıklar fazla bazı yıllarda -40° ve daha aşağı ve kışlar pek uzundur (yılın yarısı veya bazı yerlerde 7 - 8 ay kış).
16. Doğu Anadolu çok geniştir ve içinde birbirinden farklı çeşitli bölümler ve bunların ayrı iklimleri vardır. Öyle ki bahçe ziraatının yapılabilmesi için gerekli doğal şartların bulunmadığı yerlerle (Erzurum - Kars yaylaları gibi) bahçeciliği Ege Bölgesini andıracak kadar çeşitlilik ve zenginlik gösteren bölümleri (Elazığ Malatya çevreleri...) Çukurova pamuk tarlalarını hatırlatacak yerleri (Iğdır Elazığ...) bulunan pek geniş bir bölgedir. Böyle bir bölgedeki türlü uzanışlı yüksek dağlarla bunlar arasındaki geniş ovaların ve havzaların bulunuşu bölgedeki doğal farklılıkları doğurmuştur.
17. Bölgeler Arasındaki İklim Farklılığı -- Grafik 2
18. Bölgelerin Bitki Örtüsü ve Dağılışı
KARADENİZ BÖLGESİ
Dağların denize bakan yamaçları fazla yağış aldığından gür ormanlarla kaplıdır. İç kısımlarda ise bitki örtüsünü stepler oluşturur. Kıyıdan dağlara tırmandıkça ağaç türlerinde değişme gözlenir. Bu farklılaşma yükseldikçe sıcaklığın düşmesinin sonucudur. Kıyıdan 800 m kadar yayvan yapraklı ağaçlar 800 m’den 1500 m’ye kadar karma yapraklı ağaçlar (kayın gürgen .... ) 1500 m’den 2000 m’ye kadar iğne yapraklı ağaçlar (çam köknar ....) 2500 m’de dağ çayırları görülürken daha yukarılarda kayalıklar başlar.
MARMARA BÖLGESİ
Bölgede iklim çeşitliliği bitki örtüsü ve ürün çeşitliliğine yol açmıştır. Ayrıca yağışların yeterince yeterli olması nadas uygulamasının az olmasına yol açar.
Bol yağış alan yerler ormanlarla kaplı iken yağış miktarının azaldığı alçak yerlerde stepler görülür. Kuzey Marmara’da ormanlar Trakya’da stepler Güney Marmara’da maki bitki örtüsü görülür.
19. Türkiye Bitki Örtüsü Haritası
20. AKDENİZ BÖLGESİYazların sıcak ve kurak geçmesi; pamuk tarımına maki bitki örtüsünün yaygın olmasına yol açar. Kıyıdan 500 – 600 m’ye kadar makilker onun üstünde 2500 m’ye kadar karışık yapraklı ormanlar daha yukarıda ise dağ çayırları ve kayalıklar görülür.İÇ ANADOLU BÖLGESİYağışın fazla olduğu dağ yamaçları ormanlarda iç kısımlar ise steplerle kaplıdır. Kuraklık tarımda nadas yönteminin yaygınlaşmasına yol açar. Türkiye’de nadas alanlarının en geniş yer kapladığı bölgedir. Yaz kuraklığının erken başlaması sebze üretimini olumsuz etkiler. Bozkır ve steplerin yaygınlığı küçükbaş hayvancılığın yaygın olmasının nedenidir. Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’dan sonra yurdumuzun en ormanlık bölgesidir.
21. DOĞU ANADOLU BÖLGESİBölgenin doğal bitki örtüsü bozkırlar ve çayırlardır. Yağışın fazla olduğu yüksek yerlerde ormanlar görülür.GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİYurdumuzun bitki örtüsü yönünden en yoksul bölgesidir. Buharlaşmanın fazlalığı ve yağış azlığı nedeniyle bölgedeki bitki örtüsünü stepler oluşturur. Bölgede ormanlara Güneydoğu Toros Dağları eteklerinde raslanmaktadır. EGE BÖLGESİDoğal bitki örtüsü kıyıdan 400 m yüksekliğe kadar maki daha yüksek ve yağışlı yerlerde ormanlar iç kısımlarda ise stepler bulunmaktadır.Kıyıdan iç kısımlara doğru gidildikçe sıcaklık ortalaması düşer; iklim karasallaşır; kışlar soğuk ve kar yağışlı yazlar sıcak ve kuraktır.
22. Bölgelerin Yeryüzü Şekilleri FarklılığıGüneydoğu Anadolu Bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi, genel olarak plâto ve ovalardan oluşur. Bölgenin batısında Şanlı Urfa, Gazi Antep ve Adıyaman plâtoları yer alır. Doğudaki plâtolar daha engebelidir. Kuzeydoğuda Diyarbakır Havzası, güneyde Mardin Eşiği bulunur.Bölgede yer alan başlıca akarsular Fırat ve Dicle ile kollarıdır. Birecik, Suruç, Altınbaşak (Harran) ve Ceylanpınar bölgedeki ovalardır.Doğu Anadolu BölgesiDoğu Anadolu Bölgesi, 2000 - 2200 m. ortalama yükseltisi ile en yüksek olan bölgemizdir. Bölgenin yeryüzü şekillerini sıradağlar, geniş plâtolar ve plâtolar arasındaki ovalar oluşturur.Bölgedeki dağlar, doğu - batı doğrultusunda üç sıra halinde uzanırlar. Bölgenin kuzeyini oluşturan Çimen, Kop ve Yalnızçam dağlarının güneyinde Divriği, Erzincan, Erzurum, Horasan, Kağızman ve Iğdır çöküntü hendekleri yer alır.
23. Coğrafi Bölgeler Yüzey Şekilleri
24. Marmara BölgesiMarmara, yükseklik ortalaması en az olan bölgemizdir. Anadolu yarımadası üzerindeki topraklarında Samanlı Dağları, Uludağ, Mudanya Tepeleri ve Biga Dağları uzanmaktadır. Trakya yarımadasında kalan topraklarda ise Yıldız Dağları, Koru Dağları ve Işıklar Dağı bulunur. Trakya'nın iç kesimlerinde Ergene Havzası yer alır.Karadeniz BölgesiBölgede, çeşitli jeolojik zamanlara ait araziler bulunmakla birlikte, daha çok III. jeolojik zamanda oluşmuş araziler yer alır. Dağlar kıyıya paralel uzanır. Bu dağlara Karadeniz Dağları ya da Kuzey Anadolu Dağları adı verilir. Kuzey Anadolu Dağları kıyı ve iç sıra dağları olarak ikiye ayrılır. Bu iki sıradağ kuşağını Kuzey Anadolu Fay Hattı birbirinden ayırır.Dağlar, Batı Karadeniz Bölümü’nde yaklaşık 2000 m. yükseltiye sahiptir. Orta Karadeniz Bölümü’nde yükselti azalarak 1000 m.ye iner. Doğu Karadeniz Bölümü’nde ise yükselti artarak yaklaşık 4000 m.ye çıkar.Bölgede, ovalar çok az yer kaplar ve genellikle Orta Karadeniz Bölümü’nde toplanmıştır. Çarşamba ve Bafra ovaları bölgenin en büyük ovalarıdır.
25. Ege BölgesiBölgenin kıyı şeridinde doğu - batı istikametinde denize dik uzanan orta yükseklikteki dağlar yer alır. Dağlar arasına sokulan Ege Denizi, kıyılarda birçok koy ve körfezin oluşumuna neden olmuştur.Ege Denizi’ne dik uzanan dağlar arasındaki grabenler üzerinde bulunan akarsular batıya doğru akar. Akarsuların taşıdığı alüvyonlarla üzerleri kapanan grabenlerde Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes ovaları oluşmuştur.Akdeniz BölgesiBölge, genel olarak engebeli ve dağlıktır. Bölgenin % 80'ini kıyıya paralel uzanan Toros dağları ile yüksek plâtolar oluşturur. Akdeniz Bölgesi sınırlarında kalan Toroslar, Batı ve Orta Toroslar olmak üzere ikiye ayrılır. Batı Toroslar Antalya körfezinin iki yanında yer alır. Bölgenin kuzeybatısında oluşan tektonik ve karstik çanaklarda göller oluşmuştur. İç Anadolu Bölgesiİç Anadolu Bölgesi, etrafı dağlarla çevrili büyük bir çanak görünümündedir. Ortalama yükseltisi 1000 m.dir. Bölümün en alçak yeri olan Sakarya ve Kızılırmak vadilerinde yükselti 700 metreye kadar iner.Bölgenin güneydoğusunda, Erciyes, Hasandağı, Melendiz, Karacadağ ve Karadağ volkanik kütleleri uzanır.
26. Türkiye Coğrafi Bölgeler Arası Beşeri Farklılıklar- Nufus ve Yerleşme
27. 1997 yılı nüfus verilerine göre, toplam nüfusun bölgelere dağılımı
1. Marmara 15.936.0002. G. Doğu Anadolu 963. Ege 894. Akdeniz 665. iç Anadolu 646. Karadeniz 587. D.Anadolu 36
Yoğunluğunun bölgelere dağılımı
1. Marmara 236
2. iç Anadolu 10.525.0003. Ege 8.325.000 *4. Karadeniz 8.284.0005. Akdeniz 8.109.000 ,6. D.Anadolu 5.945.000
28. Karadeniz BölgesiKaradeniz Bölgesi, 2000 nüfus sayımına göre, 8,5 milyon nüfusa sahiptir. Bu miktar, bölge yüzölçümü ile oranlandığında km2 ye 57,7 kişi düşer. Bölgenin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır.1975 nüfus sayımına göre, Karadeniz Bölgesi’nin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üzerindeydi. Şimdi ise Türkiye ortalamasının altına düşmesinin nedeni, son yirmi yıldır, bölgeden diğer bölgelere özellikle Marmara Bölgesi’ne olan göçlerdir. Göçün en önemli nedeni, bölgedeki ekonomik faaliyetlerin sınırlı oluşudur.Bölgede nüfus dağılışı da düzenli değildir. Bölüm ve yöreler arasında önemli farklar vardır. Bunun en önemli nedeni, bölgedeki yeryüzü şekillerinin engebeli ve yüksek olmasıdır. Nüfus daha çok, Karadeniz kıyı şeridinde ve iç kesimlerdeki ovalarda toplanmıştır. İç Anadolu BölgesiBölge nüfusu 2000 nüfus sayımına göre, 11,6 milyondur. Nüfus yoğunluğu ise gerçek alana göre km2 ye 71,7 kişidir.Bu oran Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus daha çok ovalarda ve yağışın fazla olduğu dağ eteklerinde toplanmıştır. Bölgenin en büyük şehri başkent Ankara’dır.
29. Bölgeler Arası Nüfus Dağılımı
30. Marmara BölgesiNüfus ve nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölgedir. Türkiye’nin toplam nüfusununun yaklaşık % 20 sinden fazlası bu bölgede yaşar. 2000 nüfus sayımına göre bölge nüfusu 17,4 milyon, nüfus yoğunluğu gerçek alana göre km2 ye 258 kişidir.Bölgede şehir nüfusu fazla iken, kır nüfusu oldukça azdır. Diğer bölgelerden göç aldığından nüfusu sürekli olarak artmaktadır.Ege BölgesiBölge, 2000 nüfus sayımına göre, 8,9 milyon nüfusa sahiptir. Nüfus yoğunluğu km2 ye 105,2 kişidir. Bölgenin nüfus yoğunluğu sürekli artmaktadır. Bu artmada, bölgenin sürekli göç alması etkili olur. şehirlerde yaşayan nüfus miktarı kırsal kesimde yaşayan nüfustan fazladır. içbatı Anadolu Eşiği ile Menteşe Yöresi bölgede nüfus yoğunluğunun en az olduğu yerlerdir. Ancak yaz mevsiminde turizme bağlı olarak kıyı kesiminde nüfus yoğunluğu artar.Akdeniz BölgesiBölge, yüz ölçümü bakımından dördüncü büyük bölgemiz olmasına rağmen nüfus azdır. 2000 nüfus sayımına göre 8,7 milyon nüfusa sahiptir. Nüfus yoğunluğu gerçek alana göre km2 ye 71,3 kişidir.Nüfus daha çok kıyı kesimindeki ovalar ve çevresinde toplanmıştır.Teke yöresi, Taşeli plâtosu ve dağlık sahalarda nüfus yoğunluğu oldukça azdır. Kırsal kesimden şehirlere göçlerin devam etmesiyle şehirlerde yaşayan nüfusun oranı artmıştır.
31. Güneydoğu Anadolu Bölgesi2000 nüfus sayımına göre, bölgede 6,6 milyon kişi yaşar. Nüfus yoğunluğu ise gerçek alana göre km2 ye 108,3 kişidir. Bu miktar,2000 yılına göre Türkiye ortalaması üzerindedir. Bölgenin yüzölçümü küçük olduğu için nüfus yoğunluğu fazladır.Önceleri bölgede kırsal nüfus fazla iken, son yıllarda kırsal kesimden şehirlere olan göçler kent nüfusunu arttırmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi Bölgenin nüfusu 2000 nüfus sayımına göre, 6,1 milyondur. Nüfus yoğunluğu ise gerçek alana göre km2 ye 35,9 kişidir. Nüfusun ve nüfus yoğunluğunun en az olduğu bölgemizdir. Yoğunluğun azlığında, bölge yüz ölçümünün büyük olması da etkilidir.Bölgedeki kırsal nüfus, kent nüfusundan fazladır. Diğer bölgelere sürekli göç verir. Bunun nedeni iş imkânlarının sınırlı olması ve ekonomik kaynaklarını yeterince değerlendirememesidir.
32. Bölgeler Arası Ekonomik Farklılıkları
Tarım ve Hayvancılık
Sanayi ve Madencilik
Ticaret ve Turizm
33. Karadeniz BölgesiTarım, kıyı kesimindeki sınırlı alanlar ile iç kesimlerdeki ovalarda yapılır. Bölgede dağların geniş yer kaplaması ve arazinin engebeli olması makineli tarımı güçleştirir. Daha çok insan ve hayvan gücüne dayalı emek yoğun tarım yaygındır. Bölgenin kıyı şeridinde çay, fındık, sebze, meyve ve mısır tarımı yapılırken, iç kesimlerde şekerpancarı, tütün ve tahıl tarımı yaygındır. Akarsu boylarının bazı kesimlerinde ise çeltik tarımı yapılır.Türkiye çay üretiminin tamamı, fındık üretiminin de % 80'den fazlası Karadeniz Bölgesi’ne aittir. Karadeniz Bölgesi, nadasa ayrılan toprak oranının en az olduğu bölgedir. Bölgede, tarım alanlarının sınırlı oluşu ve sanayinin az gelişmesi gibi nedenlerle kıyı şeridindeki bölge halkı balıkçılığa yönelmiştir. Bölgenin iç kesimlerinde ise, balıkçılığın yerini küçük ve büyükbaş hayvancılık alır. Arıcılık ve kümes hayvancılığı da gelişmiştir.
34. 35. Marmara BölgesiMarmara Bölgesi, bölge yüzölçümüne göre tarım alanları oranının en fazla olduğu bölgemizdir. Bölge, Türkiye ayçiçeği ve pirinç üretiminde birincidir. Zeytin, tütün, şekerpancarı, üzüm, mısır ve buğday tarımı yapılan diğer ürünlerdir.Marmara, ahır ve kümes hayvancılığının en fazla geliştiği bölgemizdir. Bu durum, bölgede başta tüketici nüfusun fazlalığı ve pazarlama sorununun çözülmüş olması ile ilgilidir. Yine Marmara, Türkiye’de ipekböcekçiliğinin en fazla yapıldığı bölgedir.Bölge, bor mineralleri çıkarımında Türkiye’de birincidir. Mermer, linyit, barit, volfram ve doğal gaz bölgede çıkarılan diğer yeraltı zenginlikleridir. Endüstrinin en çok geliştiği bölgedir. Türkiye’deki endüstri kuruluşlarının % 75'i bu bölgededir. Makine, kimya, ilaç, dokuma, tekstil ve gıda gibi hemen her tür endüstri kuruluşunu Marmara Bölgesi’nde görmek mümkündür.Marmara, Türkiye’de iç ve dış ticaretin en fazla geliştiği bölgedir. Bölge ticaretinin gelişmesinde, tarım ve endüstrinin çok gelişmiş olması ile ulaşım ağının çok sık ve kolay olmasının da rolü vardır. Marmara Bölgesi, turizm potansiyellerinin hemen hepsine sahiptir. Dolayısı ile turizm gelirlerinin en çok olduğu bölgemizdir.
36. 37. Ege BölgesiBölgede tarım oldukça gelişmiştir. Bölgedeki tarım alanlarında teknik imkânların kullanımı yaygındır. Kıyı şeridinde zeytin, pamuk, turunçgiller, incir, tütün gibi ürünler ile çeşitli sebzeler yetiştirilir. İç kesimlerde ise şekerpancarı ve tahıl tarımı yaygındır. Menteşe Yöresi’nde arıcılık yoğunlaşmıştır.Bölge yeraltı kaynakları yönünden zengindir. Türkiye linyit çıkarımında ilk sıradadır. Demir, krom, altın, civa, tuz, zımpara taşı ve jeotermal enerji bölgenin diğer önemli yeraltı zenginlikleridir.Marmara’dan sonra, sanayinin en çok geliştiği bölgedir. Bunun sebebi, bölgede ulaşım, sermaye, hammadde ve işgücü gibi imkanların fazla olmasıdır. Dokuma, tekstil, petro-kimya, makine ve gıda endüstrisi bölgede gelişen en önemli sanayi kollarıdır.Ege, iç ve dış ticaretin en fazla geliştiği bölgelerimizden birisidir. Her yıl düzenlenen Uluslararası izmir Fuarı ülkemiz dış ticareti açısından önemli bir yere sahiptir.Yerli ve yabancı turistlerin en fazla tercih ettiği bölgelerimizin başında Ege Bölgesi gelir. Bunun nedeni turizm kaynaklarının hemen hepsinin bölgede mevcut olmasıdır.
38. Bölgelere Göre Tahıl Üretimi
39. Akdeniz BölgesiTürkiye'deki muz üretiminin tamamı Akdeniz Bölgesi'ne aittir. Bölgede bunun yanısıra gül, turunçgil, yer fıstığı, pamuk, soya fasulyesi ve tahıl yoğun olarak üretilir. Bu ürünler dışında şeker pancarı, pirinç, susam, anason ile çeşitli sebze ve meyvelerin de tarımı yapılır. Kış sıcaklık değerlerinin yüksek olması nedeniyle ekonomik değeri yüksek olan seracılık ve turunçgillerin üretimi önem kazanmıştır. Kırsal kesimde küçükbaş hayvancılık yaygındır. Yaygın olara kıl keçisi beslenir.Bölgede çıkarılan başlıca madenler, krom, boksit, kurşun, çinko ve demirdir. Bölgede ham maddesi tarıma dayalı endüstri kuruluşları yaygındır. Bunun yanında demir çelik, krom, alüminyum, gübre, petro kimya ve orman ürünleri gibi endüstri kuruluşları da yer alır.Mersin'de bölge ticaretini geliştirmek maksadıyla uluslararası serbest ticaret bölgesi kurulmuştur.Bölgede turizm gelişmiştir. Yaz turizminin en erken başladığı ve en geç bittiği bölgemizdir.
40. Yıllara Göre Türkiye’ye Gelen Turist Sayısı
41. Güneydoğu Anadolu BölgesiTarım ve hayvancılığın bölge ekonomisinde önemli bir yeri vardır. Sulama imkânlarının sınırlı olduğu sahalarda, buğday, arpa, kırmızı mercimek, tütün ve üzüm tarımı yapılırken, sulamanın yeterli olduğu yerlerde pamuk yetiştirilir. Bölgede tarım istenilen verim düzeyine ulaşmamışıtır. Tarımı sınırlandıran en önemli sorun, kuraklık ve sulama imkânlarının yetersizliğidir. Hızla tamamlanmaya çalışan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile bu olumsuz durum önemli ölçüde ortadan kalkacaktır. Proje tamamen bittiğinde, pamuk, sebze, mısır, soya fasulyesi ve pirinç gibi ürünlerin ekim alanı genişleyecektir.Bölgede küçükbaş hayvancılık yaygındır. Özellikle Toroslar’ın güney eteklerinde yoğun olarak koyun ve kıl keçisi beslenir.Türkiye’de çıkarılan petrolün büyük bir bölümü bu bölgeye aittir. Bu üretim, Türkiye petrol tüketiminin yaklaşık % 15'ini karşılar. Fosfat, linyit ve doğal gaz diğer yeraltı zenginlikleridir.Bölgede endüstri çok fazla gelişmemiştir. Bölgenin en önemli endüstri kuruluşu Batman’da yer alan petrol rafinerisidir. Bölgede sınır ticareti yaygındır. Sınır ticareti bölge ekonomisini olumlu yönde etkiler.Bölgede turizm yeterince gelişmemiştir.
42. 43. Doğu Anadolu Bölgesi Doğu Anadolu Bölgesi nüfusunun % 80'i tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Tarımsal nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölgemizdir. Bölgede daha çok arpa ve buğday gibi tahıl ürünleri yetiştirilir. şekerpancarı, pamuk, tütün ve kayısı bölgede üretilen diğer tarım ürünleridir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık ile arıcılık faaliyetleri yaygındır.Doğu Anadolu, Türkiye’de maden çeşitliliğinin ve rezervinin en çok olduğu bölgedir. Bakır, kurşun, krom, demir, linyit, oltutaşı, barit ve kalay bölgede çıkarılan başlıca madenlerdir. Ancak bu madenler ulaşım zorluğu ve sermaye yetersizliği nedeniyle yeterince işletilememektedir. Yine aynı nedenlerden dolayı, endüstri de yeterince gelişmemiştir. En fazla elektrik enerjisi üreten bölge olmasına rağmen, en az elektrik kullanan bölgedir.Canlı hayvan, tereyağı, bal, peynir ve yapağı ticareti bölge halkı için önemli bir ekonomik uğraştır. Doğal güzellikler, tarihi eserler, antik kalıntılar ve kaplıcalar bölgedeki turizm kaynaklarıdır. Ancak, turizm gelişmemiştir.
44. 45. İç Anadolu Bölgesi
İç Anadolu Bölgesi’nin ekonomisi daha çok tarım ve hayvancılığa dayanır. Tarım alanlarının en geniş olduğu bölgemizdir. Yaygın olarak tahıl tarımı yapılır. Buğday, arpa, çavdar, şekerpancarı, patates, yeşil mercimek, nohut, armut ve elmanın en fazla yetiştirildiği bölgedir.
Yağış miktarının az olması, bölgede nadas yönteminin yaygın olarak kullanılmasında etkili olmuştur. Toplam hayvan sayısının en fazla
(% 25) olduğu bu bölgemizde özellikle koyun yetiştiriciliği yaygındır.
Bölge, madenler açısından fazla zengin sayılmaz. Endüstri kuruluşlarının, Marmara ve Ege Bölgesi’nden sonra en yoğun olduğu bölgemizdir. Endüstri kuruluşları, Ankara, Kırıkkale, Eskişehir, Konya ve Kayseri’de yoğunlaşır.
İç Anadolu, turizmin en fazla geliştiği dördüncü bölgedir. Ankara, Konya, Niğde ve Kayseri bölgede turizmin canlı olduğu yerlerdir. Sağlık turizmi de yaygındır. Ancak bölgedeki birçok kaplıca ve ılıca çevresinde tesis yoktur. Haymana, Ayaş, Kozaklı, Balıklıçermik, Yozgat, Eskişehir ve Kırşehir kaplıcaları her yıl birçok insanın tedavi için uğradıkları yerlerdir.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 1. Bölüm
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 06:44 PM - Forum: Mektubatlar - Yorum Yok

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 1. Bölüm

Kurân âyetleri ve Peygamber hadislerinin bildirdiği şekilde itimat ve itikat olunacak dinî hususlara ve kesinlikle ihtiyaç ola İslâm bilginlerinin görüşlerine göre; Arş'ın yaratılışının tertibini, Kürs'ü, Cennetleri, gökleri, yerleri, denizleri, ışıkları, kıyamet alâmetlerini, kıyametin hal ve durumlarını, cihanın harap oluşunu ve yok oluşunu, Rahman'a kavuşma âleminin (Ahret'in) ebediliğini dört bölümle tafsil eder.

BİRİNCİ BÖLÜM

Özet olarak âlemin yaratılış tertibini, Arş-ı Azam'ın büyüklüğünün keyfiyetini, Arş'ın taşıyıcılarını, o muhterem kürenin, çevresinde olan nehirleri, melekleri ve sair toplulukları ve altında olanlar Kürs'ü, Sidre'yi, Levh-i Mahfuz'u ve Kalem'i altı madde ile beyan eder.

Birinci Madde


Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin düşünmeye sevk eden açık alâmetleri bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala bu âlemi, varlık ve birliğine alâmet edip, bütün eşyada, görecek gözü olanlara sanatını ortaya çıkarmakla hikmetinin hakikatlerini duyurmuştur. Kullarını, kendini tanıma hususunda rağbete getirmek için Kelam-ı Kadim'inde azametle şöyle buyurmuştur: (Burada yazılan âyetler, Kurân'daki tertip üzerinedir.)

Bismillahirrahmanirrahim

"Hamd, âlemlerin Rabbine Mahsustur." (1/2)

Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur." (2/107)

Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde ola ancak onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Hükümdarlığı, gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetmesi ona ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür." (2/255)

Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi, dilediği gibi şekillendirir. ondan başka tanrı yoktur. Güçlüdür, hakimdir." (3/5-6)

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır. (3/109)

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır. onlar, ayakta iken, otururlarken, yan yatarlarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru," derler. (3/190-191).

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatır." (4/126)

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümdarlığı Allah'ındır. Dönüş onadır." (5/18)

Göklerin, yerin ve onlarda olanların hükümdarlığı Allah'ındır. Allah, her şeye kadirdir." (5/120)

Göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi, dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir." (6/3)

Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık bir Kitap'tadır- ancak o bilir." (6/59)

Göklerde ve yerde olanlar onundur; hepsi ona boyun eğmiştir." (30/26)

Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösterdik." (6/75)

Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben puta tapanlardan değilim." (6/79)

Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki, yaratma da, emir de onun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir."(7/56)

Göklerin ve yerin hükümdarlığı elbette Allah'ındır. Dirilten ve öldüren odur. Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur." (9/116)

Yerde ve gökte hiç bir zerre Allah'tan gizli değildir; bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitaptadır." (10/61)

Göklerde ve yerde olana bakın, de" (10/101)

Göklerde ve yerde olan her şey Rahman'ın kulundan başka bir şey değildir. And olsun ki ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır." (19/93-94)

Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir." (21/22)

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz, güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir." (25/45-46)

Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu o, yaptıklarınızdan haberdardır." (27/88)

"Rüzgarı gönderip bulutları yürüten, oları gökte dilediği gibi yayan ve kısım kısım yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler. Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri o diriltir, her şeye kadirdir." (30/48-50)

"Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye doğru hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?" (31/29)

"Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. Ondan başka bir dost ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?" (32/4)

"Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd, ahrette de ona mahsustur. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. o, merhametlidir, mağfiret sahibidir. Gaybı bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile onun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitaptadır." (34/1-3)

"Doğrusu zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa ondan başka, and olsun ki, onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halimdir, bağışlayıcıdır." (35/41)

"Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız. Onu ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir. Onlara bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara da bir delil: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır." (36/34-42)

"Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü o, yaratan ve bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye: 'Ol' demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah yücedir." (36/81-83)

"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır." (38/66)

"Onlar, Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü onun avucundadır; gökler onun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koştuklarından yüce ve münezzehtir." (39/67)

"Sur'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın düşer. Sonra sura ir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şehitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir. Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. inkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara: "Size, içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet geldi," derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin," derler. Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah'a hamdolsun. Cennet'te istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler." (39/68-74)

"Sizin içi yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir." (40/64)

"Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin, Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır." (41/54)

"Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle çoğalmanızı ağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (42/11)

"Gökte de tanrı, yerde de tanrı odur. Hakim olan, her şeyi bilen odur. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek ona aittir. Ona döneceksiniz." (43/84-85)

"Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık. Ama insanların çoğu bilmezler." (44/38-39)

"Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve yerde azamet onundur. O, güçlüdür, hakimdir." (45/36-37)

"Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda düşünenler için dersler vardır." (45/13)

"Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ın. Allah, bilendir, hakimdir." (48/4)

"Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir." (48/14)

"Göklerde ve yerde olan kimseler, her şeyi ondan isterler; o, her an kainatı tasarruf etmektedir. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" (55/29-30)

"Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allah'ın varlığı bakidir." (55/29-30)

"Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, hakimdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur; diriltir, öldürür. O, her şeye kâdirdir. O, her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı âşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen odur. Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. Bütün işler Allah'a döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; o, kalplerde olanı bilendir." (57/1-6)

"Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka odur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir." (58/7)

"Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. Hükümdarlık onundur, övülmek ona mahsustur. O, her şeye kadirdir." (64/1)

"Gökleri ve eri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş onadır. Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalplerde olanı bilendir." (64/3-4)

"Yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah'tır. Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunar arasında iner durur." (65/12)

"Hükümdarlık elinde olan Allah yücedir ve her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve dirimi yaratan odur. O, güçlüdür, bağışlayıcıdır. Gökleri yedi kat üzere yaratan odur. Rahman'ın bu yaratmasında düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin." (67/1-3)

"And olsun ki yakın göğü şıklarla donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabı hazırladık." (67/5)

"Sizi yerde yaratıp yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız." (67/24)

"Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş, güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir. Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan odur." (71/15-20)

İkinci Madde

Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri vücuda getirmiştir. Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır. O özden ilk olarak küllî nefsi yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip, her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır. Ruhlar ve melekler âlemi, bu 14 çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler.

Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından 2000 yıl sonra Hak Teala'nın ezeli iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmiştir ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir. Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, 15 çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah'ın yüce sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hakk'ın huzuruna ermişlerdir.
Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir
Mânâsını fehm eyleyene cennettir
Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde
Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.

Üçüncü Madde


Arş-ı âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler, söz birliği ile demişlerdir ki; Hak Teâlâ, âlemin tamamını bir anda yaratmaya kâdirken altı günde yaratması, yani pazar gününden başlayıp âlemde bulunanları cuma gününde tamam eylemesi, kullarına her işte sabır ve ihtiyatı öğretmek ve anlatmak içindir. Nitekim buyurmuşlardır ki: "And olsun ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz bir yorgunluk da duymadık." (51/38). Hak Teala kudretiyle, yeşil cevherin yüksek özünden arş-ı âzâmı yaratmıştır ki, onun nurunun büyüklüğü anlatılamaz. Bunun etrafı kırmızı yakut olup, bütün yaratıkların sıfat ve sûretleri burada nakşolunmuş, resmedilmiştir. Göklerin üstünde Rahman'ın arşı, meleklerin kıblesi kılınmıştır. Nitekim yeryüzünde Kâbe, yerdekilerin kıblesi kılınmıştır. Arş-ı âzamın yetmiş bin lisanı vardır ki, her bir lisanı başka bir lügatle Hak Teala'ya tesbih eder, zikredicidir. Arş-ı âzamın dört sütunu vardır ki, her biri yerin derinliklerine ulaşır. Arş-ı âzam su üzerinde, su rüzgâr üzerindeyken Hak Teala dört büyük melek yaratmıştır; halen arşı taşıyanlar onlardır. Kıyamet gününde başka dört büyük melek yaratsa gerektir ve arşın taşıyıcıları o gün sekiz olsa gerektir. Arşın taşıyıcılarının her birinin dört yüzü vardır ki; bir yüz insan sûretinde tasvir olunmuştur. Her bir yüz, yeryüzünde kendi benzeri olan yaratıklar için Allah'tan rızık istemektedir. Arşın taşıyıcıları daima ayakta durup, arş-ı âzamı boyunları üzerinde yüklenmişlerdir. ayakları ise yedi kat yerden aşağıdadır. Allah'a yakın meleklerin hepsinden, Allah katında daha muhterem olan arşın taşıyıcılarıdır. Bu meleklerin birinin adı İsrafil'dir ki, arşın bir ayağı onun boynu üzerinde sapasağlamdır. Hak Teala'nın katında hepsinden daha aziz ve kerim olan odur. Sûrun sahibi odur ki, kıyamete dek Levh-i Mahfuza bakar. Sûra üflemek için hazır durur. Levh-i Mahfuzdan, Cebrail, Mikail ve Azrail aleyhisselamların işlerini, durumlarını ve amellerini açıklamakta, haber vermekte ve kendilerine ulaştırmakta mahirdir. Arşın taşıyıcılarından her birinin dört kanadı vardır ki, dört yöne yayılmışlardır. Arşın taşıyıcılarının yarısı kar, yarısı ateştir ki, birbirlerini söndürmeyip, yıldız böceği gibi birbiriyle kaynaşmışlardır. Arşın taşıyıcılarının cüsseleri öyle büyüktür ki, kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla 700 yıllık mesafedir. Arşın taşıyıcılarına "büyük melekler" adı da verilmiştir. Arşın taşıyıcılarının kelimeleri, sürekli tesbih olup, şu sözler lisanlarının virdi kılınmıştır: "Sübhane zi'l' mülki ve'l-melekut. Sübhane zi'l-arşi ve'l-izzeti ve'l-azameti ve'l-heybeti ve'l-kudreti ve'l-kibriyai ve'l-ceberuti Sübhane'l-meliki'l-mabudi Sübhane'l-meliki'l-mevcudi Sübhane'l-meliki'l-hayyi'llezi Lâ yenâmü ve lâ yemutü sübbuhun kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü'l-melaiketi ve'r-ruh."

Dördüncü Madde

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki: Hak Teala, arş-ı âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-ı âzamı tavaf ederler. Hak Teala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Teala'dan destur isteyerek arşı tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, 8000 kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür. Hak Teala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Teala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş ve uçmayı emretmiştir. 3000 yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür ki, 9000 senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken, Hak'tan şöyle nida gelmiştir: "Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı tamamiyle tavaf edemezsin."

Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunun şiddetinden çevresinde bulunan melekler yanmasınlar, iye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında 70.000 melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman'a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara "saf tutan melekler" derler. Bunların arasında da 70.000 saf melek yaratılmıştır. Bunlar ebedî ayakta durup: "Sübhanallahü ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü ve'llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi'l-aliyyi'l-azim."

Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sedasından melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sedasına galip gelmiştir. ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sedasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı.

Hak Teala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hakk'ın emirlerine göre amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Teala'ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir: Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli suretlerde teşekkül ederler. Hakk'ın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi kunutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi, insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar. Bunlara "Kiramenkatibin" ve "hafaza/koruyucu" derler. Meleklerin de kendilerinden peygamberleri vardır. Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır. Biri Cebrail aleyhisselamdır ki, 600 kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları un-ufak eyler. O, Hak Teala'dan yeryüzündeki peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. Şekil ve azamette İsrafil aleyhisselam gibidir. Biri Mikail aleyhisselamdır. kanatlarının sayısını ancak Hak Teala bilir. O, denizdeki meleklerin vekilidir. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur. Her biri, yağmur yağdırmak gibi nica hizmetlere memurdur. Yağmur tanelerinin her birini bir melek indirir, kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. Her yere inen yağmur, Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. Zira bu görev ona verilmiştir. O da, cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir. Peygamberlerden biri de Azrail aleyhisselamdır. O, can almaya vekildir. Bütün ruhları kabzeden odur. Bütün yeryüzü, onun huzurunda bir sofra misalidir. Rahmet ve gazap meleklerinden nice 100.000 ordusu vardır. Şekil ve büyüklükte, kanatlarının çokluğunda Mikail aleyhisselam gibidir. Hazreti İsrafil, Cebrail, Mikail ve Azrail (selam onlara olsun) dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki; göklerde ve yerde olan meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır.

Beşinci Madde

Arş-ı azamın altında olan kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, İsrafil'in uru ve ruhların berzahını bildirir.

Ey aziz, malim olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teala arş-ı azamın nurundan ve onun altında, kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. Gökler, yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda, çölde bir sofra misalidir. Ama u tür benzetmelerden muart, miktarları sınırlamak değildir, büyüklüklerini anlatmaktır. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Arştan murat, taht mülküdür, kürsüden murat da Allah'ın ilmidir, diye itikat edenler, hata etmişlerdir; âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir.

Hak Teala, arş-ı azamın altında, onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki, uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Çünkü Hak Teala, ona: "Ey kalem yaz!" diye nida kılmıştır. O an, bu heybetten kalem, ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sedası gibi bir seda ile tesbih edip, Hakk'ın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Levh-i mahfuz yazıyla dolmuştur. Ondan sonra kan aktı kalem kurudu) tabirince, kalem kuruyup kalmıştır. iyi olan iyi, kötü olan kötü olmuştur. Lakin Hak Teala, her gece ve gündüzde levh-i mahfuza 360 kere nazır edip, her nazarda bir nesne mahvedip yerine bir nesne koyar. Murat ettiğini işler. Nitekim: "Allah dilediği hükmü kaldırır, dilediğini de yerinde bırakır. Bütün kitapların esası onun katındadır." (13/39) buyurmuştur Hak Teala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki, göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. O halde, levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Hak Teala arş-ı azamın altında ve onun nurundan, kürsü karşısında, cennetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki, bu, sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. Cebrail'in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır. Hak Teala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki, ona tuba ağacı derler. Onun aslı sarı altındandır. Dalları kırmızı mercandandır. Yaprakları yeşil zümrüttendir. Çeşitli meyveleri şekerdendir. Sonsuz dalları, cennet köşklerine sarmıştır. Sayısız meyvelerinden, cennettekiler zevkle toplarlar. Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında 70.000 perde tabakası yaratılmıştır; ta ki, sidrede olan melekler, arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. Hak Teala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik, kırmızı mercan renginde, boynuz ve kovan şeklinde, oldukça büyük ve uzun, içi boş bir nesne yaratmıştır. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp, yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup, göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp, o, onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. Bu kuşatıcı boşluk, İsrafil'in surudur. Onun iç düzeyi, bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup, ilk berzah aleminde, bedenlere gidecek ruhlar için, ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşri bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur. Ruhlar, o çukurcuklarda, mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup, her biri kendi makamında ikamet kılmıştır.

Altıncı Madde

Sidretülmüntehada olan meleklerin vasıflarını ve durumlarını, arşın horozu olan tavusun renklerini ve zikirlerini bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teala, sidretülmüntehada vekil kıldığı meleği, büyük bir cüssede ve acayip şekilde yaratmıştır. Onun yetmiş yüzü vardır. Her yüzünde yetmiş ağzı vardır. Her ağzında yetmiş dili vardır. Her dili, başka bir lügatle Hak Tealayı devamlı tesbih eder. Hak Teala, sidrede 4000 saf melek yaratmıştır. Her saffın meleklerinin sayısı 10.000'e yetmiştir. Birinci safta olan melekler, sürekli secdeye varıp: "Sübhanallah" derler, ikinci safta bulunan melekler, daima oturup: "Elhamdülillah" derler. Üçüncü safta duran melekler, hep rükua varıp: "La ilahe illallah" derler. Dördüncü safta kalan melekler, kıyamda durup: "Allah-u ekber" derler.

Hak Teala, sidrede, yeşil zümrütten, minare şeklinde bir büyük direk yaratmıştır ki, sidreden yüksekliği 70.000 fersah mesafededir. O direğin başında beyaz inciden büyük bir kubbe yaratmıştır. O kubbenin üzerinde tavus kuşu şeklinde, çeşitli cevherler renginde bir acayip melek yaratmıştır. Onun bin 500 kanadı vardır. Her kanadında 100.000 saçağı vardır. Her bir saçağı üzerinde üç satır yeşil yazıyla yazılmış yazılar vardır. Birinci satırda: "Bismillahirrahmanirrahim", ikinci satırda: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah", üçüncü satırda: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkumdur" (28/88), yazılmıştır. İşte buna arş horozu derler ki, o kanatlarını yaydıkça, onun saçaklarından cennettekiler üzerine nisan yağmuru gibi Hakk'ın izniyle rahmet iner. Namaz vakitlerinde, o arş horozu, kanatlarını birbirine vurup, feryat ile öter. Kanatlarının her bir saçağından başka bir seda peyda olup, cennetlerin ağaçlarının dallarını sabah rüzgarı gibi sallar. Onun ötüşünden, cennette olan huri ve gılman mesrur olup, odalardan başlarını çıkarıp, birbirlerini müjdelerler ki; "Muhammed (S.A.V.)'ın ümmetinin namaz vakti gelmiştir. Şimdi hepsi ibadetle meşguldür." Hak Teâlâ, arş horozuna nida eder ki: "Ey kuş, niçin böyle feryat edersin?" O melek der ki: "Ey Allah'ım, mümin kulların dünyada sana ibadete yöneldikçe, ben onlar için senden rahmet isterim." O zaman ona, Hakk'ın hitabı gelir ki: "Ey kuş, dünyada beş vakit namazını eda eden kullarıma rahmet edip, cehennem ateşinden azat ederim. Naim cennetleriyle onları hisselendirir ve sevindiririm." Bu hitap ile arş horozu hoşnut olmuştur. (Kudretiyle kainatı yaratan Allah münezzehtir. O, kainatları hikmetiyle benzersiz yaratmıştır. İlmiyle her şeyi kuşatmış ve her şeyi tek tek saymıştır.)

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 2. Bölüm
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 06:42 PM - Forum: Mektubatlar - Yorum Yok

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 2. Bölüm

Cennetlerin isimlerini, vasıflarını ve sayılarını onlarda olan nehirleri, ağaçları, binalarının çeşitlerini, nimetlerini, hurilerini ve gılmanlarını dört madde ile açıklar.

Birinci Madde

Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri, ağaçları ve meyvelerini, yüksek şatoları ve göz alıcı elbiseleri bildirir.

Ey aziz, malum olun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teala, arş ve kürsün altında, yedi göğün üstünde, arşın nuru ile sudan ekiz cennet yaratmıştır. Bunlar, birbirinden yüksektir. En yükseği Adn cennetidir ki, Mevla'nın görülme yeridir. Birinci cennetin ismi, Darü'l-Celal'dir ki, beyaz incidendir. İkinci cennetin ismi, Darü's-Selam'dır ki, kırmızı yakuttandır. Üçüncü cennetin ismi, Cennetü'l-Meva'dır ki, yeşil zebercettendir. Dördüncü cennetin ismi Cennetü'l-Huld'dur ki, sarı mercandandır. Beşinci cennetin ismi, Cennetü'n-Naim'dir ki, beyaz gümüştendir. Altıncı cennetin ismi, Cennetü'l Firdevs'tir ki, kırmızı altındandır. Yedinci cennetin ismi, Cennetü'l-Karar'dır ki, misktendir. Sekizinci cennetin ismi, Cennetü'l-Adn'dir ki, terleyen incidendir. Bu Adn cenneti, surlarla çevrili bir şehrin ortasındaki yüksek dağın üzerinde bulunan iç kale gibidir. Bütün cennetlerin içinde ve ortasında olduğundan, hepsine komşu, şereflendirilmiş bir mekandır; cennetlerin nehirlerinin çoğunun kaynağıdır. Burası sıddıkların, hâfızların makamıdır. Rahman'ın tecelli mahallidir.

Her cennetin bir kapısı vardır ki, uzunluğu ve genişliği yüz yıllık yoldur. Her kapı iki kanatlıdır ve tek parça sarı altındandır. Çeşitli renklerde cevherle işlenmiş ve nice bin nakış ile süslenmiştir. Birinci cennetin kapısı üzerinde: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah" yazılmıştır. Öteki kapıları üzerinde: "La ilahe illallah diyene azap etmem" yazılmıştır. Bütün cennetlerin toprağı misk, taşları cevher, bitkileri, zaferan çiçeklerinin renginde, kıpkırmızıdır. Binalarının bir cephesi altın, bir cephesi gümüş ve sıvası amberdendir. Sarayları terleyen incidir, köşkleri sarı yakuttur. Sarayların ve binaların kapıları hep mücevherdir. Her sarayın önünde dört nehir akar. Nehirlerden biri abıhayat, biri halis süt, biri tertemiz şarap, biri saf baldır. Nehirlerin etrafı meyveli ağaçlarla baştan aşağı bezenmiştir. Cennet ağaçlarının dalları kurumuz, yaprakları dökülüp çürümez, Meyveleri sürekli tazedir. Yedi cennetin en âlâsı olan sekizinci cennette nice akan ırmaklar daha vardır. Bunlardan biri rahmet nehridir ki, bütün cennetleri dolaşır. Suyu, hepsinden saf ve baldan tatlıdır. Rengi kardan beyazdır. Kum inciden üstündür. Cennet nehirlerinin biri dahi Kevser nehridir. Hak Teala, onu, sevgili Habibi Muhammed (S.A.V.) hazretlerine vermiştir. Nitekim ona hitap edip: "Biz sana Kevser'i verdik," (108/1) buyurmuştur. O nehrin genişliği 300 fersah mesafedir. Onun kaynağı arşın altı olup, oradan sidreye gelir, oradan cennet-i Firdevs'e dökülür. Öyle süratli akar ki, yaydan fırlayan ok gibi Firdevs-i âlayı ve altında olan cennetleri geçerek dolaşır. Rengi sütte beyaz, tadı şekerden şirin, kokusu amberden hoştur. ondan bir kere içen bir daha susamaz. asla bir illet ve hastalık görmez. Lezzeti ebedi damağından gitmez. İlk cennetin kapısı yanında, Kevser nehrinin kenarında, renkli cevherlerden kâseler vardır, sayıları yıldızlardan çoktur. Ümmetlerin haşrinden sonra, cehennem köprüsünden geçenler, Habib-i Ekrem (S.A.V.) cennete girmeden önce ümmetiyle ondan içseler gerektir. Kevser nehrinin kenarlarında, terleyen inciden ve kırmızı yakuttan daha saf yüksek ağaçlar vardır ki, dalları çeşitli sedalarla nağme ederler. Dallar üzerinde cins cins kuşlar değişik seslerle tesbih ederler. Cennet nehirlerinin biri, kâfur nehridir. Biri tesnim nehri, biri selsebil nehri, biri mühürlü rahik nehridir. Bu nehirlerden başka yüksek cennetler içinde nice bin akan nehir vardır ki, etraflarında nice 100.000 meyveli ağaçlar vardı. cennetlikler için nice ipek döşekler gibi, nice bin göz alıcı elbise vardır. Nice çeşit lezzetli yiyecekler ve tertemiz içecekler vardır ki, hesabını ancak Hak Teala bilir.

Cennetlerin genişliği, yani sekiz sûrundan her iki sûrun arası, yer ve gök arası kadar farz olunup, cennetlerin uzunluğu hudutsuz ve sınırsız sayılmıştır. Fakat cennetlerin derecelerinin tümü, 6.667 derece bilinmiştir; Kurân âyetleri sayısınca hesaplanmıştır. Her iki derecenin arası, 500 yıllık mesafe bulunmuştur. Çünkü cennetlikler, ezberledikleri Kurân ayetleri adedince derecelere nail olmuşlardır. O halde Kurân hâfızları, cennetlerin en üstününü bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır.

İkinci Madde


Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları, Rahman'a kavuşmayı ve görmeyi bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.

Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.

Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.

Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar,r asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifastan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman'ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Teala'nın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, Adn cennetine yükselip giderler. Hak Teala'nın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hakk'ın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hakk'ın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.

Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan'dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman'ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.

Üçüncü Madde

Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala kutsî hadiste azametle şöyle buyurmuştur: "Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki, o fanidir. Nimetleri geçicidir, hayatı sınırlıdır. Gerçekten benim katımda, bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışımdır. Kapıları dahi sekizdir. Her bir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. Her bir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Her bir belde içinde kırmızı yakutta 70.000 saray vardır. Her bir sarayda zebercetten 70.000 daire vardır. Her bir dairede sarı altından 70.000 oda vardır. Her bir oda içinde sarı yakuttan yetmiş bin yatak vardır. Her bir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin döşek döşenmiştir. Her bir döşek üzerinde bir huri kızı ve her bir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. Her bir sinide renkli cevherlerde 70.000 tabak vardır. Her bir tabakta başka çeşit yemek vardır. Her bir saray altında akan dört nehir vardır. Bunlardan biri su, biri süt, biri şarap, biri saf baldır. Her bir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Her bir ağacın 70.000 çeşit meyvesi ve 70.000 renk yaprağı vardır. Her bir ağaç üzerinde renkli kuşlardan 70.000 çeşit kuş vardır. Her bir kuş 70.000 çeşit seda ile bana tesbih eder. Benim itaatkar kullarıma bunlardan başka her bir saatte 70.000 çeşit hediye bahşederim ki, ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Bunlar, incelik ve zarafetlerinden dolayı birbirini gizlemeyip, alttaki elbiselerin renkler pırıl pırıl olup, üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Cennetlikler, cennetlerden ne çıkarlar, ne de ölüm görürler; ne ihtiyarlar, ne gam yerler. Ne korku, ne hüzün çekerler. Ne namaz kılarlar, ne oruç tutarlar. Ne hastalanırlar, ne ağlarlar. Ne küçük su dökerler, ne büyük su; ancak gül suyu gibi ter dökerler. O halde, kim ki benim rızamı ve cennetimi isterse, dünyadan az ile kanaat edip, dünyanın gâni olan izzet ve lezzetlerini terk etsin. Habibime uyarak, onun yolunda gitsin."
Beyt

Ebedî cennet nimetleri helaldir o kimseye
Elini dudağını sürmez cihan nimetlerine

Dördüncü Madde

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teala, Habib-i Ekrem (S.A.V.) hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerif'tir ki; mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinin şefaatçisi olan Peygamber, kendisine vaat edilen Makam-ı Mahmud'a erip, liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şefaat eylese gerektir. Halen o Liva-yı hamd, cennetin en yüksek yerinde, sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Gönderi beyaz gümüştendir, yeşil zebercettendir; alemi kırmızı yakuttandır. Onun üç köşesi vardır ki, her iki köşesinin arası 500 yıllık mesafedir. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. Her bir satırın uzunluğu 500 yıllık mesafedir. Birinci satır: "Bismillahirrahmanirrahim," ikinci satır: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah", üçüncü satır: "Elhamdü lillahi Rabbil alemin." büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. Her birinin altıda 70.000 melek safı vardır. Her bir safta 70.000 melek durup, Hak Teala'ya tesbih ederler.

Beyt-i mamur, Firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Hak Teala, Adem (A.S.)'i cennetten yeryüzüne indirdiğinde, tövbesini kabul eylemişti. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip, Kâbe'nin yerine koymuştu. Ta ki bu, Hz. Adem'in içi Cennet yadigârı olup, onu tavaf ve ziyaret kıla. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. Biri doğuya, biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. Onların ışığı, ne kadar yeri aydınlatmışsa, o arazi halen Kabe4nin haremi olmuştur. Hakk'ın emriyle, yedi gökte sakin melekler, nöbetle inip, hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. Beyt-i mamur, hazreti Adem aleyhisselamdan sonra Hz. Nuh (A.S.)'un zamanına değin yeryüzündeydi. Buradan, tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Kıyamete kadar orada kalıp, sonra yine Cennet'te yolan mekanına kaldırılsa gerektir.

Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında, hazreti İbrahim aleyhisselam, Hakk'ın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Eğer Beyt-i mamur, gökten düşse, Kabe'nin üzerine iner. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. Halen Kabe'nin duvarında bulunan ve öpülen Hacer-i Esad, Beyt-i Mamur'dan yadigâr kalmıştır. Bu taş, kırmızı yakut iken, tufanda Hakk'ın emri ile Hacer-i Esved (siyah taş) olmuştur. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki; her gün ona yetmiş bin melek girip, onda namaz kılarlar. Onlar, bir sınıf melektir ki, onlara "cin" dahi derler, zira ki İblis, onlardandır. Onların sayıları o kadar çoktur ki, onlardan Beyt-i Mamur'a bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 3. Bölüm
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 06:40 PM - Forum: Mektubatlar - Yorum Yok

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 3. Bölüm

Cennet altında olan perde melekleri, denizleri, hazineleri, yedi göğü ve her gökte olan melekleri, güneş, ay ve yıldızların hareketlerini, kâinatın durumu ve atmosferi dört madde ile açıklar.

Birinci Madde

Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini, denizleri, Hak'kın hazinelerini, yedi göğün keyfiyetini ve he birinde sakin olan melekleri ve onların şekillerini ve tesbihlerini bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. Onun altında nimetler denizi vardır. Onun altında su denizi vardır. Onun altında hayat denizi vardır. Bütün bu denizler, Hak'kın nimetlerinden kinayedir.

Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Bu, çiçekli nurdandır. Bir rivayette, kırmızı yakuttandır. Bunun izmi ariba'dır. Meleklerle doludur. Buradaki melekler adam suretindedir. Tesbihleri daima: "Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi"3 dir. Onlar Hak Teâlâ'dan gayri kimseyi bilmezler. Birbirlerine dahi bakmazlar. Allah korkusundan ayakta durup, kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara mukarrabin melekler, ruhaniyyin melekler, derler. Onların reislerinin ismi: Rakyail'dir. Bu, yedi göğün bekçisidir. Bunların altında altıncı gök vardır. Taze incidendir. Buranın ismi: Raka'dır. Buradaki melekler oğlan suretinde, yüzleri gülden tazedir. Hepsi Allah korkusundan rükûa gitmişlerdir. "Sübhane Rabbi külli şeyin"4 tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Reislerinin adı: Kemhail'dir. Bu, altıncı göğün bekçisidir. Bunun altında beşinci gök vardır. Kırmızı altındandır. Bunun ismi: Dineka'dır. Buranın melekleri huri suretindedir. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. Tesbihleri: "Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi"5 olmuştur. Reislerinin ismi: Semhail'dir. Bu, beşinci göğün bekçisidir. Bunun altında dördüncü gök vardır ki, beyaz gümüştendir. İsmi: Erkalun'dur. Buranın melekleri at suretindedir. Tesbihleri: "Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh"6 olmuştur. Reislerinin ismi: Kakail'dir. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Bunun altında üçüncü gök vardır ki, sarı yakuttandır. İsmi: Mâun'dur. Bunun melekleri kartal suretindedir. Tesbihleri: Sübhane'l-melik'el-hayyi'llezi ve lâ yemût"7 kelimesidir. Reislerinin ismi: Safdail'dir Bu, üçüncü göğün bekçisidir. Bunun altında ikinci gök vardıry ki, kırmızı yakuttandır. ismi: Kaydum'dur. Buranın melekleri deve suretindedir. Tesbihleri: "Sübhane zil izzeti vel ceberut"8 olmuştur. Reislerinin ismi: Mihail'dir. Bu, ikinci göğün bekçisidir. Bunun altında birici gök vardır ki, yeşil zebercettendir. İsmi: Berkia'dır. Buranın melekleri öküz suretindedir. Tesbihleri: "Sübhane zil mülki vel melekut"9 olmuştur. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail'dir. Dünya göğünün bekçisidir. Bu, büyük ve güzel bir melektir ki, Mikail'in vekilidir. Yağmuru her yere taksim eden odur. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider.

Yedi göğün kırmızı altından hesapsız kapıları vardır. Hepsi kilitlidir ve anahtarlarının ismi: Allahü ekber'dir. Her göğün reisinin desturuyle kapılarını kapıcıları açarlar. Yedi gökten her birinin kalınlığı ve yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Her iki göğün arası beşyüz yıllık yoldur. Unutmamalıdır ki, yukarıda işaret olunduğu üzere yedi göğün tasnifini tekrarlamaktan murat, sayı ve mesafelerinin tayini değildir. Belki Allah'ın kudretinin büyüklüğünü beyandan kinayedir. Zira Allah'ın kudreti nihayetsizdir. Yedi göğün toplulukları ve şekilleri sahih rivayetler üzere çadırlar misali olup, yerin çevresinde bulunan ekiz kaf dağının yedisi üzerinde karar etmişlerdir. Sekizinci kaf dağı, dünya göğünün içinde yeri kuşatmıştır. Göklerin alt kısımları bu dağlar üzere nihayet bulmuştur.

İkinci Madde

Yedi göğün altında, dünya göğüne bitişik olan denizin içinde güneş, ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, bazı müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ, dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır ki, bu deniz, dünya göğünün içini kaplar. Bunun dalgaları, hava üzerinde Hak'kın emriyle karar ve sükûnet bulmuştur; bir damlası havaya düşmez. Allah, güneşi, ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp, bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. Bütün yıldızlardan, güneşi daha büyük ve nurlu edip, bundan sonra da ayı büyük ve nurlu etmiştir. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip, ışığını yoketmiştir ki, nuru sönük olup, gece gündüzden fark ola. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malûm ola. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde buyurmuştur: "Bir delil olan geceyi, kaldırıp, yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık." (17/12) Bunun içindir ki, ayın yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler nurunun mahvolmasındandır. Hak Taâlâ bu deniz içinde, güneş için üçyüz altmış kulplu elmas cevherinden bir araba yaratıp, güneşi üzerine koymuştur. Her kulpu tutan bir elek yaratmıştır. Ta ki onlar, güneşi arabasıyle o denizde doğudan batıya çekip götüreler.

Hak Taâlâ ay için de üçyüz kulplu, sarı yakuttan bir araba yaratmıştır. Ayı onun üzerine koymuştur. Her bir kulpu kavramak için bir melek tayin etmiştir. Ta ki onlar, ayı arabasıyla doğudan batıya götüreler. Yine ay için lacivert cevherden altmış kulplu bir mahfaza yaratmıştır ki, ona altmış melek tayin etmiştir. Ay, arabasını yöneten melekler tarafından güneşten gün gün uzaklaştırıldıkça, mahfazasını tutan melekler de, aydan mahfazasını azar azar yaklaştırdıkça, mahfazasını dahi öte taraftan gün gün yaklaştırıp, ay güneşe yakın oldukta, mahfazasını tamamıyla ona giydirirler. Bu minval üzere kıyamete kadar gider. Bunun içindir ki, ay bazan kaybolur, bazan hilâl, bazan yarım, bazan da dolunay olur.

Yıldızların büyüklerine onar melek, küçüklerine birer melek tayin olunmuştur. Ta ki, hakim ve güçlü olan Allah'ın takdiri üzere onları, o denizde hareket ettirip, belirli vakitlerinde doğdurup batırırlar. Kaf dağının gerisindeki o deniz içinde, yıldızların her birini yine kendi doğuş yerlerine götürürler. Gökte kayan ateş parçalarıyla, oralarda kulak misafiri olan şeytanları taşlarlar ve yakarlar.

Hak Taâlâ kudretiyle güneş, ay ve yıldızlardan ancak beşi için yerin iki tarafında müteaddit doğuş ve batış yerleri yaratmıştır. Bunun içindir ki, bunlara yedi gezegen derler. Bunlar, her gün başka bir yerden doğup, başka bir yere batarlar. Güneş için doğu tarafında kaynayan siyah balçıktan yüz seksen ateş çıkartıp, batı tarafında da siyah balçıktan çıkan yüz eksen kaynak var etmiştir ki şiddetli ateş üzerinde kaynayan kazanlar misali kaynarlar.
Güneş, aziz ve alim olan Allah'ın takdiriyle, altı ay boyunca her gün yeni bir doğuş yerinden doğup, yeni bir batış yeri içinde batar, Altı ay sonunda yine önceki doğuş ve batış yerlerine döner. Senenin bitiminde tekrarına gelir. Seni boyunca güneyden kuzeye, kuzeyden güneye kayarak hareket eder. Bunun için, kışın güneşin doğuş ve batış yerleri güneyde olup, yaz günlerinde kuzey yönünde doğar ve batar. Ta kıyamete dek bu minval üzere gider. Eğer bu yakıcı güneş ışınları, o deniz içinden süzülmeyip doğrudan havaya gelseydi; o bize yakın olup, yeryüzünde bulunan yaratıklar tümden yanarlardı. Eğer güzel ayın nurlu yüzü, o denizle örtülü olmayıp, açıktan müşahede olunsaydı; cihan halkı, ayın güzelliğine meftun ve hayran olup, onu Tanrı edinirlerdi diye haber ve vârit olmuştur.

Üçüncü Madde

Geceyi, gündüzü, güneşin secdelerini, ay ve güneş tutulmalarını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirlerin ve muhaddislerin büyük çoğunluğu demişlerdir ki: Her gün, güneşin batma vakti olduğunda gece için tayin olunan melek, gecenin siyah cevherini, gökten doğu tarafına asıp; tedricen ufuklardan gündüzün beyaz cevherini kaldırır. Ta ki, gecenin cevheri ufukları kuşatıp, gece karanlığı olur. Güneşin nuru battıkta; ona vekil olan melekler, onun gökten göğe süratle kaldırıp, iki saat miktarı zaman içinde arş-ı azam altına götürürler. Burada güneş, cihanın Rahman'ına secde edip, melekler dahi onunla secdeye giderler. Cibril-i emin aleyhisselam, arşın nurundan, güneşe, bir günlük nurdan elbisesini giydirir. Bundan sonra gecenin saatleri tamam oldukta; güneşin doğuşundan iki saat önce, gündüz için tayin olunan melek, gündüzün beyaz cevherini göklerden doğu tarafına asıp, yavaş yavaş ufuklara gönderip, yaydıkça, gecenin meleği de, gecenin siyah cevherini yavaş yavaş göğe kaldırır. Ta ki, gündüzün cevheri, ufukları kuşatıp, cihan aydınlık olur. Güneş melekleri dahi, güneşi, gökten göğe süratle indirip, iki saatte önceki doğma yerine getirirler. güneş doğdukta; tayin edilmiş olan üçyüz altmış güneş meleği, tesbih ve tehlil ederek doğup, kanatlarını yayarlar. Güneşi, o günün saat ve dakikaları miktarınca hareket ettirip, batıya götürüp giderler. Bu minval üzere güneş, batış yerinde batıp, doğuş yerinden doğarak, kıyamet oluncaya değin böyle gelip gider. Kıyamet gününde üç gün miktarı durup, dördüncü gün battığı yerden doğsa gerektir. Bu durum, kıyamet şartlarının en meşhuru ve kıyamet alâmetlerinin en büyüğüdür ki, bundan sonra tevbeler kabul olmaz, küfür ve isyandan pişmanlık yarar sağlamaz.

Hak Taâlâ, güneş ve ay tutulmaları için belirli vakitler tayin etmiştir ki, yeryüzünde bulunan kulları, ayın ve güneşin değişmesini görüp, uyanarak, kendisine tevbe edeler ve yöneleler. Güneş tutulması vakti geldikte; güneş, arabasından düşüp, göğe doğru denizin derinliklerine gider. Eğer tamamıyle düşerse, güneş tam tutulup, yıldızları örten ışığı kalmayıp, büyük yıldızlar meydana çıkar. Eğer yarısı denize düşerse, düştüğü kadarı tutulur. Güneş tutulması durumunda güneş melekleri iki fırka olur. Bir fırykası, tesbih ederek, onu arabasından yana çekerler. Bir fırkası dahi tesbih ederek, arabayı güneşten yana yaklaştırırlar. Bu esnada yine güneşi batı tarafına alıp giderler. Ta ki, iki üç saat miktarı zamanda, önceki gibi arabası üzerine koyarlar. Böylece güneşi, âleme ışık vererek battığı yere yederler. Aynen bunun gibi, ay tutulması vakti geldikte; ay, arabasından denize ya tamamı, ya yarısı düşüp, bu olay süresince ay tutulması hasıl olur. Onun melekleri de iki fırka olup, tıpkı güneş tutulması vaktindeki minval üzere hareket ederek, ayı arabasına koyarlar; ay tekrar parlayıp, karanlık geceyi ışıklandırır. Melekler onu alıp, battığı yere götürürler.

Ay ve güneş tutulmasının faideleri vardır. Biri budur ki, güneş ve ayı tanrı edinenlerin sözlerinin çürüklüğü ortaya çıkar. Zira, değişikliğe uğrayan nesne, tanrı olamaz. Biri dahi budur ki, ay, ayın son üç gününde güneşin ışığından kurtuldukta; görünmez olduğu ve tam dolunay halindeyken tutulduğu; bunun da kemale ermenin noksana yakınlaşmak olduğunu gösterdiği, çünkü her kemalin bir zevali olduğunun kaçınılmazlığıdır.

Şu hale emniyette bulunan kemal sahiplerine, belâdan emniyet olmayıp, hazreti Hak'ka yönelmek lâzımdır. Nitekim Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: "Emniyeti bekleyerek belâda olmayı, emniyetteyken belâdan sakınmaktan daha çok severim. Çünkü Allah bir kuluna ancak belâ için emniyet verir," buyurmuştur.

Güneş ve ay tutulmasının bir faideleri dahi budur ki; kıyamet gününde yüzlerin beyaz ve siyah omalarıı hatırlayıp, kulun tedarikli olması her dem Hak'kın rızasını gözetmesidir.

Güneş ve ay tutulmalarını görenlerin, tevbe ve istiğfarla Allah'a yönelmeleri lâzım olur.

Dördüncü Madde

Kâinatı bazı durumlarını ve atmosferi bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ, yukarıda anlatılan denizin altında olan hava denizinin ortasında, yerle gök arasında bir su denizi daha yaratmıştır. Ona yasak deniz, derler. Onda, balıklar gibi çeşitli yaratıklar yüzüp, gezerler. Bu denizin suyuyla Nuh Tufanı olmuştur. Nuh kavmi onunla helâk bulmuştur. Hak Taâlâ, yağmur indirmek murat eyledikte; gökler üzerinde ola rızıklar denizinden belli vakitlerde, taksim edilmiş rızıkları göğe indirir ve yasaklanmış denize ulaştırır. Ondan rüzgâra yükleyip, bulutlara bildirir. Ta ki rızıklarla donatılan suyu, kalbur misali eleyip, yağmur damlaları eyleye. Ondan hem damlayı, Hak'kı emriyle bir melek indirip, kendi mevziine koyar. Çünkü melekler, nurdan yaratılmıştır, onun için yağmur indirmek gibi işlerde birbiri üzerine yığılmayıp, ışık şuaları gibi birbirinden geçerler. Gökten yere inen her yağmur damlası, ölçülü, tartılıdır; karaya ve denize yararı çoktur. Eğer, yağmur damlası rızık ile donanmış ise, ondan kara nebatlar hasıl olur, denizde incilere ulaşır. O halde rızıklar, denizden yağmur denizine, orada bulutlara, onlardan da karaya ve denize iner. Hak Taâlâ, atmosferde, yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yerin bir tarafına kar, bir tarafına dolu gönderecek oldukta; bunlara vekil olan Mikail aleyhisselama emreder. O dahi vekili olan İsmail adlı meleğe emredip, murat eylediği yere, istediği kadar her tanesini bir melek koyar. Nitekim Hak Taâlâ: "Görmedin mi ki Allah, bulutları sürüklüyor; sonra bulutların arasını topluyor, sonra onu bir yığın haline getiriyor. İşte görüyorsun ki, yağmur bunların arasından çıkıyor. Allah, gökte dağlar halindeki birikintilerden dolu indiriyor da, dilediği kimseye bununla musibet veriyor, dilediğinden de onu bertaraf ediyor. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek." (24/43), buyurmuştur.

Hak Taâlâ, yeşil cevherden suyu yarattıkta; onun buharından rüzgârı yaratmıştır. Yer ve gök arasında olan rüzgâr üç kısımdır. Birisi kısır rüzgârdır ki, Ad kavmine gönderilmiştir. Birisi kara rüzgârdır ki, yıldızlar denizini, yağmurlar denizini, kar ve dolu dağlarını yüklenip, atmosferde tutmuştur. Üçüncü rüzgâr, yerdekilerin rüzgârıdır ki, doğu-batı, güney-kuzey yönlerinden hareket eden havadır. O, bulutları ve buharları birleştirip ayırır, yağmur ve kar inecek yerlere akıp gider. Şu halde rüzgâr esmesi de Mikail aleyhisselamın tedbirine uygundur ve onun hareket ettirmesine bağlıdır: Onun izniyle esip, izniyle kesilir.

Hak Taâlâ, bu havayı yaratıklarının ruhlarına nefes etmiştir. Bu rüzgârı, fera ve sürûr; eşyanın ve işlerin düzenleyicisi etmiştir. Çünkü rüzgâr olmasa, her şey kokar ve bozulurdu, bütün canlılar yerde helâk bulurdu. Rüzgârın yağmuru ve bitkileri beslemesi gibi faydaları çoktur. Yüzleri güzelleştirme, hayatı koruma ve hayata nefes verme gibi özelliklerinin nihayeti yoktur.

Hak Taâlâ, bulutları, içleri boş ve latif biçimde yaratmıştır. onları, Mikail aleyhisselamın yardımcıları havada toplayıp, yere yakın getirdikte; gökyüzünü örtüp, kesif bir bulut olurlar. Hak Taâlâ, bulutların sevki için Ra'd adlı bir küçük melek yaratıp, onu, Mikail aleyhisselama tâbi kılmıştır. Onun demirden bir kırbacı vardır ki, kamçıyla bulutları develer gibi sevk eder. Vuruşunun şiddetiyle kırbacından ateş çıkar ki, ona şimşek derler. Eğer o ateşin kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler. O korkutucu gök gürültüsü, küçücük bir melek olan Ra'd'ın sadasıdır ki, Hak'kı hamd ile tesbih eder. O, bulutları yerlerine sevkedip gider. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde: "*ök gürültüsü, Allah'ı hamd ile tesbih eder; melekler de Allah'dan korkarak tesbih ederler," (13/13), buyurmuştur.

Hadis-i şerifte vârif olmuştur ki, havada ortaya çıka yeşil ve kırmızı kavis Kuzah kavsi değildir, zira Kuzah şeytanın namıdır. Belki o Allah'ın kavsidir ki, rahmet alâmeti, kudret belirtisi ve bereket habercisidir.

Hak Taâlâ, yeryüzüne komşu olan havayı, lâtif yaratmıştır. Ta ki yeryüzünde bulunan yaratıklar onu, koklayarak teneffüs edip, hayat bularak yaşayalar. Bu havanın üstünde duman, onun üstünde beyaz bulutlar, onun üstünde yağmur bulutları, onun üstünde uça kuşlar yaratmıştır ki, kuşların ne yasaklanmış denizde yuvaları vardır, ne yeryüzünde yuvaları vardır. Onlar ancak hava yerler, hava içerler; havada uyurlar, havada çiftleşirler. Yumurtaları havadan düşerken, ruh bulup yavru olur ve kanatları tamamlanana kadar, kuş olup uçana dek düşerler. Bundan sonra da yukarı doğru uçup, hemcinslerine giderler. Bunların bulunduğu havanın üstünde, kar ve dolu dağları, bunun üstünde yasaklanmış deniz, bunun üstünde lâtif hava ve bunun üstünde yıldızlar denizini yaratmıştır. Güneş, ay ve yıldızların nurları büyük ve şiddetli olup, onlarla bizim aramızda bulunan lâtif hava, saf deniz, kar ve bulutlar az olduğundan büyük bir engel teşkil etmez. Eğer, güneş ile yer arasıda bütün bunlar, bu kadarcık engel teşkil etmeseydi, güneşin sıcağına asla tahammül olunmazdı.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 4. Bölüm
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 06:34 PM - Forum: Mektubatlar - Yorum Yok

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 4. Bölüm

Yedi denizin, sekiz Kaf dağının, yedi yerin ve her tabakanın sakinlerini, cehennemi ve şedi tabakasını ve her bir tabakasında bulunanların, kıyamet şartlarının ve kıyamet hallerinin, âlemin yok oluşunun ve mahşerin durumlarının yaratılış keyfiyetini; beş madde ile beyan eder.

Birinci Madde

Yedi denizi, dağları, yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teâlâ yerleri ve gökleri yaratmak murat eyledikte; daha önce anlattığımız yeşil cevherlerin suyundan, cennetler ve hazineler altında kalan artığının saf ve lâtifinden yedi göğü yaratıp, ondan kalan bulanık suyu ve tortuyu birbirine vurmuştur. O zaman, bunun özü yüzüne çıkıp, dalgaları yükseldikte; o öz ve dalgalarını dondurmuştur: Yerler ve dağlar olmuştur. Dağlar dahi yerin direkleri olmuştur. Sonra Hak Teâlâ, bütün dağların damarını, yeri kuşatmış olan Kaf dağına bağlamıştır. Bir büyük meleği, zelzeleye müvekkel edip, dağların damarlarını onun eline vermiştir. Şu halde Hak Teâlâ, bir yein halkını isyanlardan men ve yasak etmek murat eyledikte; o melek, Hak'kın emriyle o yerin damarını hareket ettirir. Ta ki oranın halkı, o zelzeleden korkuyla kendilerine gelip, Hak Teâlâ'ya yöneleler ve itaatkâr olalar.

Bundan sonra yedi denizi yaratmıştır ki, en küçüğü yerin çevresini, Kaf dağının ötesinden kuşatır. Onun nâmı bahr-i muhit olmuştur. Onun gerisindeki ikinci denizdir ki, namı: Kaynes'tir. Onun ötesindeki üçüncü denizdir ki, nâmı: Esam'dır. Onun ötesindeki dördüncü denizdir ki, nâmı: Muzlem'dir. onun ötesindeki beşinci denizdir ki, nâmı: Mırmas'dır. Onun ötesindeki altıncı denizdir ki, nâmı: Sâkin'dir. Onun ötesindeki yedinci denizdir ki, nâmı: Bâki'dir. Yedi denizin sonuncusu odur. Bütün bu denizler, birbirini kuşatmıştır. her birinin eni 500 yıllık yoldur. Hak Teâlâ, yeşil cevherin artığından her iki deniz arasında, ilk denizle yerin çevresi arasında ve yedinci denizin ötesinde birer yeşil Kaf dağı yaratmıştır ki, sayıları sekize yetmiştir. Bu dağların her birinin eni 500 yıllık yoldur. Bundan sonra Hak Teâlâ, kudretiyle, çadırla misali yedi dağı üzerine yedi göğün kenarlarını kubbeler gibi kurmuştur. Sekizinci Kaf dağı ise, dünya göğünün içinde, bahr-i muhit ile yer arasında hepsinden mücerret ve sade kalmıştır. Hak Teâlâ o yeşil dağı, göğün içinden güneş ışığı, ay e yıldızların nuruyla aydınlatıp, şuaları Kaf dağından havaya aksettiğinden, renksiz hava yeşil renk gösterip, halk bunu göğün rengi zannederler.

Hak Teâlâ, yedi göğün her birisini, balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. Yedi göğün duvarı olan Kaf dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Yılan, büyük dağı halkı gibi kuşatıp, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Kıyamete dek Hak Teâlâ'ya yüksek savtıyla tesbih eder. Bu denizler ortasında yedi yer, bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken, Hak Teâlâ bir büyük melek tayin etmiştir ki, yerlerin etrafını kavrayıp, bir omuzu üzerinde sâki kılmıştı. Sonra Hak Teâlâ, o meleğin ayağı sağlam dursun için yeşil yakuttan bir büyük kare biçiminde kaya yaratmıştır ki; onun en üst düzeyinde bin vâdi yaratıp, her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Daha sonra Hak Teâlâ, o kayayı sabit tutmak içi bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki, onun 40.000 başı, 40.000 boynuzu, 40.000 ayağı vardır. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. Kayayı, boynuzları ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Bu öküzün adı: Liyunan'dır. Sonra Hak Teâlâ, onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki, yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. Sonra Hak Teâlâ, o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki, büyük alık, bu büyük denizde sükûn ve karar etmiştir. Sonra Hak Teâlâ, o denizi altıda, yedi tabaka cehennem yaratmıştır. O büyük deniz, cehennem üzerinde sâkin olmuştur. Sonra Hak Teâlâ, yedi cehennemin altında sert rüzgâr yaratmıştır ki, sair ve sakar (cehennemin iki tabakası) onun üzerinde karar kılmıştır. Daha sonra Hak Teâlâ, o rüzgârın altında karanlık ve onun altında pere yaratmıştır. Yaratıkların ilmi o perdeye dek yetmiştir. Mülkünü ve mülkünde olanları Allah daha iyi bilir.

İkinci Madde


Yedi yerin durumlarını ve her tabakanın sâkinlerini, cehennemin yedi tabakasını ve her birinin isimlerini ve oralarda bulunanları ayrıntılarıyla bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teâlâ, kudretiyle yerleri birbirinin altında yedi tabaka yaratmıştır. Her yerin genişliği ve her iki yerin ara mesafesini 500 yıllık yol edip, hava ile dolu eylemiştir. İlk tabakanın nâmı: Dimka'dır. Kısır rüzgâr gibi havası nâhoştur. Onda bir çeşit yaratık vardır ki, Berşem nâmıyla meşhurdur. onlara hem hesap, hem azap vardır. İkinci tabakanın adı: Celde'dir. Onda cehennemlikler için azabın he türlüsü hazırdır. Buranın kavminin ismi: Tamas'ıdr. Birbirlerini yerler. Üçüncü tabakanın adı: Celde'dir. Onda cehennemlikler için azabın her türlüsü hazırdır. Buranın kavminin ismi: Tamas'tır. Birbirlerini yerler. Üçüncü tabakanın ismi: Arka'dır. Onda katır gibi akrepler vardır ki, kuyrukları mızraklar benzeridir. Her birinin kuyruğunda 300 boğum vardır ki, öldürücü zehir ile dolmuştur. Onun sakinleri bir hasis taifedir ki onlara: Kabes derler. Onların yiyeceği toprak, içeceği rutubettir. Dördüncü tabakanın adı: Harba'dır. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki, kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir. eğer birinin zehri bahr-i muhite karışsa, denizdeki yaratıkların cümlesi helak olurlardı. Onun sâkinlerine: Cülhan deler. Onların ne gözleri, ne ayakları vardır, ancak iki kanatları vardır ki, uçarlar. Beşinci tabakanın adı: melsa'dır. kavminin adı: Muhtat'dır. Sayıları hesaba gelmez. Birbirlerini yerler. Orada kükürtten dağlar gibi taşlar vardır ki, kâfirlerin boyunlarına bağlayıp, cehenneme bırakırlar. Altıncı tabakanın adı: Siccin'dir. Cehennemliklerin amel defterleri oradadır. Sakinlerine: Kutata derler. Cümlesi kuş şeklindedir. Lâkin elleri adam eli gibi, kulakları öküz kulağı gibi, ayakları koyun ayağı gibidir. Onlar, melekle gibidir; yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsî ilişkide bulunmazlar. Daima Hak Teâlâ'ya ibadet ederler. Bir rivayette, ateşliklerin ruhları, kıyamete kadar orada hapsolmuşlardır. Yedinci tabakanın adı: Ucba'dır. Kavminin adı: Cüsum'dur. Cümlesi kısa boylu, siyah Habeşli gibidir. Elleri ve ayakları, yırtıcı hayvan pençesi gibidir. Ye'cüc ve Me'cüc'ü onlar helak etseler gerektir. Halen, lânetlenmiş İblis, taraftarlarıyla onda sâkindir. Kendisi bir taht üzerinde oturur. Yandaşları etrafında saf saf durup, her biri yeryüzünde insanoğlunu sapıtmakla ettikleri fesat ve fitneleri, İblis'e arz ederler. Onlardan her kimin şer ve fesadı çok ve büyük ise; İblis onu yanına alıp, sahte övgüler düzüp, iltifat ederek yakınlarından sayar. Hak Teâlâ, Ümmet-i Muhammed'i onların şerlerinden korusun. Amin. Anlatılan bu yerin ortasında karanlıktan bir perde vardır.

Bu yedi tabaka yer, büyük bir meleğin omzunda karar kılmıştır. Hak Teâlâ, yedi yer altında bulunan yeşil kaya, kırmızı öküz, büyük balık ve büyük denizden aşağıda kendi haşmetinden yedi tabaka cehennem yaratmıştır ki, birbirinden aşağıdadır. Her tabakanın arası 500 yıllık mesafedir. Cehennemin yedi kapısı vardır ki, her birinin içinde ateşten 70.000 dağ vardır. Her dağda ateşten 70.000 vâdi vardır. Her bir vâdide ateşten 70.000 kale vardır. Her kalede ateşten 70.000 ev vardır. Her ev içinde ipler, sandıklar, tokmaklar, topuzlar, zincirler, bukağılar, köpekler, yılanlar, zehirli akrepler, kaynar ve irinli sular, zehir ve zakkum emsali bin türlü azap vardır. Onda kara yüzlü, gök gözlü zebani melekleri vardır ki, cümlesi sağırdır ve onlarda merhamet duygusu yaratılmamıştır. Öyle çoktur ki hesabı yoktur. Hak Teâlâ, zebanilere bir büyük ve heybetli melek vekil etmiştir ki, ona Mâlik derler. Yedi cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur.

İlk cehennemin adına: Cehennem derler ve azabı, ötekilerinden hafif, daha zariftir. Bu, Muhammed Ümmetinin âsileri için yapılmıştır. İkinci tabakanın adı: Sair'dir. Hıristiyanlar onda eserdir. Üçüncü tabakanın adı: sakar'dır. Yahudiler için kararlaştırılmış ebedî duraktır. Dördüncü tabakanın adı: Cahim'dir. Mürtedler ve şeytanlar için azabı elimdir. Beşinci tabakanın adı: Hutame'dir. Gayya kuyusu ondadır. Ye'cüc, Me'cüc ve kâfirlerin yeridir. altıncı tabakanın adı: Leza'dir. Puta tapanlar, ateşe tapanlar ve sihirbazlar için hazırdır. Yedinci tabaka ki, ta diptedir ve adı: Haviye'dir. O, mülhitleri, zındıkları, yalancıları ve münafıkları kucaklayıcıdır. onun ateşi, harareti, azap ve şiddeti hepsinden üstündür. Cehennemin tabakalarının tümü, 7.000 tabakadan ziyadedir. (Allah'ım, bizi cehennem azabından koru; affınla ey bağışlayıcı!)

Üçüncü Madde

Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu, cümleden önceyken, cümleden sonra ortaya çıkmasını ve cennete çıkmasını ve oradan inmesini; zürriyetiyle yeryüzünün imaratını ve onun neslinden Habib-i Ekrem Muhammed (S.A.V.) hazretlerinin doğuşunu, onun şeriat ve efendiliğinin bâkî olduğunu bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Hak Teâlâ, ruhlar âlemini yaratıp, 2000 yıl kadar müddetten sonra cesetler âlemini dahi icat eyleyip, altı günde arş-ı âlâdan karanlık ve perdeye varıncaya dek cümlenin tamamiyle nizamını vermiştir. Sonra kendisine yakın melekleri arş-ı azamın ayağında iskân edip, korkan ve saf tutan melekler için arşın çevresini mekan eylemiştir. Diğer kerim meleklerin mertebelerince her zümresine belirli bir makam ihsan edip; bir sınıfını kürsüde, bir sınıfını sidrede, bir sınıfını liva-yı hamd altında ve daha birçok sınıflarını cennette huri ve gılmanlar ile iskân eylemiştir. Meleklerin nice bin sınıflarıyla gökler, yerler, denizler ve cehennemler dolmuştur. Onları, yerlerde ve denizlerde olan yaratıklarına hizmetçi kılmıştır. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. Mücerret ruhlar, bölük bölük askerler olup, gökleri ve yerleri kuşatmış olan İsrafil'in surunun içinde, her zümre mertebesince makamını bulmuştur. Çünkü Hak Teâlâ, gökleri ve yeri yarattığı gün, cisimler âleminin her semtini arş-ı âlâdan en aşağı perdeye varıncaya dek melekler, ruhlar, cisimler, yaratıklar ile dopdolu kılmıştır.

Bu dünyayı dahi yani yeryüzünü hem çeşitli yaratıklardan hâli koymayıp, o vakitte çıplak zeminin bütün vâdilerinde ve dağlarında darı bitirip, bütün yeryüzünü iyice doldurdukta; kudretiyle bir tavus kuşu yaratıp, dünya dolusu darıyı ona rızık etmiştir. Bundan sonra tavus kuşu, kendisine verilen rızkı yıllarca yiyip, on adet vâdide darı kaldıkta; korkusundan günde on tanesini yerinden kaldırırdı. Bir zaman sonra bir vâdi darı kalmıştır. Bu durumda kuş, günde bir tane ile kanaat etmiştir. Ta ki, kendisine ayrılan rızık bittikte; kuşun eceli gelmiştir. Bir kere fikrolunsa ki, bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur. Ve nelerden geri kalmıştır; akıl sahiplerine son derece ibret tevhası olmuştur. Bundan sonra Hak Teâlâ, hikmetiyle bu yeryüzünde renksiz ve dumansız ateşten cinleri yaratıp, Mearic ismiyle dahi isimlendirmiştir. Mearic, cinlerin babasıdır. Ondan eşini yaratıp, Mearice nâmıyla ad vermiştir. Onların evlenmesinden cin taifesi doğup, nice 100.000 kabile vücuda gelmiştir. Lanetlenmiş İblis, onlardan peyda olmuştur. Cin taifesi o derece çoğalmıştır ki, yeryüzünü doldurmuştur. Onların aslî suretleri insan suretindedir. Melekler gibi lâtif cisimli olduklarından, murat ettikleri suretlerde teşekkül ederler. Onların zürriyeti çok olduğundan yeryüzüne sığmayıp, lânetlenmiş İblis, çocuklarıyla dünya göğüne çıkıp, onda sakin olmuştur. Bütün cinler, gece ve gündüz Allah Teâlâ'ya ibadet edip, asla âsi olmazlardı. Böylece 7.000 sene geçtikten sonra yeryüzünde kalanları, türlü bozgunculuklara ve kan dökmeye başladılar. İtaati terk edip, isyan işlediler. Bundan sonra Hak Teâlâ, her yüz yılda bir kere kendilerinden peygamber gönderdikçe; onu helâk edip 12.000 senede 120 peygamber katletmişlerdir. Bundan sonra Hak Teâlâ, onlara hışmedip, dünya göğünde sakin olan iblis'i çocuklarıyla yeryüzüne gönderip, yerde olan cinleri bir yere topladıkta; gökten bir ateş inip; cümlesini yakmıştır. "Gökten gönderdiği iblis soyunu denizlerdeki adalarda iskân edip, İblis, Allah'a gayet itaatkar ve boyun eğici olduğundan, onu yedinci göğe kaldırmıştır. İblis, ilahî dergahta makbul olmuş, Allah onu cennete sokmuştur. Yeryüzü boş kalmasın için, dünya göğünden melekler indirip, iskân etmiştir. Onlar da, hak Teâlâ'ya ibadetle meşgul olup, bin yıl dahi bu minval üzere gitmiştir ki, cinlerin babası Mearic yaratılalıdan beri yılların sayısı 20.000 yıla yetmiştir.

Bundan sonra Hak Teâlâ, âlemin efendisi, insanların babası olan Hazreti Adem aleyhisselamı yaratmak murat eyledikte; Azrail aleyhisselamı gönderip, yeryüzündeki yedi iklimden toprak aldırmıştır. Cebrail aleyhisselamı gönderip, o, kuru toprağı kırk gün yoğurmuştur. Bundan sonra Hak Teâlâ, o çamuru en güzel biçim üzere Numan vâdisinin içinde şekillendirmiştir. Kendi ruhundan onun başına üfleyip, yeryüzünde onu meleklerin secde yönü ve insanlara peygamber etmiştir. Bütün melekler ona secde eyledikte; İblis, buna "hayır" deyip, secde etmediği için lânetlenmişlerden ve kovulmuşlardan olmuştur. Kıyamete kadar da mühlet almıştır. Sayısız zürriyetiyle Adem'in zürriyetine tasalluta fırsat bulmuştur. İnsanoğlunun bedeninin her yerinden girip, damarlar içinde kan gibi akıp, yoldan çıkarmaya çalışır. Lâkin hiç kimseyi cebren âsi ve kâfir edemez. Ancak ibadetleri acı ve zor, günahları lezzetli ve kolay göstermekle vesvese eder. Hak Teâlâ, cümlemizi onun şerrinden korusun. Amin!

Hak Teâlâ, Adem peygamber aleyhisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra onu göklere kaldırıp, Firdevs cennetine sokup, cennet elbiseleri giydirip, çok nimetler ihsan etmiştir. Ona, bir nimeti verdikçe: "Bu nimetle kanaat eder misin?" deyip, Adem aleyhisselama hitap etmiştir. O dahi: "Kâni değilim ya Rabbi!" diye cevap vermiştir. Ta ki, Adem aleyhisselama bir gaflet verip, sol kaburga kemiğinden Hazreti Havva anamızı yarattıkta; Adem, gözünü açıp, görmüştür ki, yanında kendi benzeri bir sevimli insan oturmuştur. Böylece onunla sohbet, ülfet ve vuslat hâsıl oldukta; Hak Teâlâ, yine hitap edip buyurmuştur ki "Ey Adem! Bu nimetimle nicesin?" O dahi cevap vermiştir ki: "Ya Rabbi! Hesapsız nimetinin denizine batmışımdır. Bu nimetini, cümleden büyük bulmuşumdur. Bununla kanaat kılmışımdır. Çünkü Havva ile sükûnet bulup, ülfetiyle ünsiyet kılıp, ondan kâm almışımdır. Bundan gayri ikrama hacet kalmayıp, bu ihsanının şükür ve sürûruyla dolmuşumdur." Bundan sonra Hak Teâlâ, ona: "Ey Adem! Havva ile cennetimde sâkin olup, her nimetten lezzet alasınız. Ancak buğday ağacına yakın gelmeyesiniz. Ondan yiyip, bana âsi olmayasınız," diye tembih buyurmuştur. Bu minval üzere hazreti Adem, Havva ile bin yıl kadar cennet sefalarını sürmüşlerdir. Bundan sonra Adem babamız, Havva anamızın sözüne uyup, buğday ağacından alıp, ikisi de yedikte; Hak Teâlâ aleyhisselâm, Hindistan'da yüksek bir dağ üzerine inmiştir. 200 yıl o dağda ağlayıp, tövbeye meşgul oldukta; tövbesi kabule yetmiştir. Havva anamız dahi, adem babamızı isteyip 200 yıllık hasretle Arafat dağı üzerinde kavuşmak müyesser olmuştur.
NAZM

İki canibden ol iki müştak
İkisi bile mübtela-yı firak
Birbirine heman eriştiler
Ağlaşıp, sarmaşıp, görüştüler.


Bundan sonra Şam'a gelip, onda kalıp, Habil ve Kabil orada dünyaya gelip, yine Hindistan'a gitmişlerdir. Ömürlerinin süresi 2000 sene oldukta; hazreti Adem aleyhisselâm Serendib adasında; ondan kırk yıl sonra hazreti Havva Cidde'de vefat etmişlerdir.

Bundan sonra Adem ile Havva'nın zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve mamur etmişlerdir. Hazreti Adem aleyhisselamın neslinden nice bin kimseler nübüvvete ermişlerdir. Hazreti Adem'den 6.000 sene geçtikte; Mekke-i Mükerreme'de hazreti İsmail evladından, Kureyş Kabilesinden, Haşim Oğullarından Abdullah'ın sulbünden Muhammed Mustafa (S.A.V.) hazretleri dünyaya gelip, kırk sene velayet zevkiyle sefalar sürmüştür. 41 yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olup, 13 sene Mekke'de kâfirlerden cefalar görmüştür. Mekke'de mağlûp iken, Medine'ye hicret etmiştir. Hicretin onuncu senesi Mekke4ye galip gelip fethederek, yine Medine'ye gitmiştir. O seni Medine'de yaşı 63 yıla yetmiştir. O sene de Medine'de vefat etmiştir. Bizim Peygamberimiz (S.A.V.) odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur, ondan sonra peygamber gelmez, şeriatı kıyamete dek bâkidir; ortadan kaldırılmaz, değiştirilmez, hükümleri bozulmaz. Hicretten bu zamana gelinceye dek ay senesine göre tarih, 1170'e, yetmiştir. (H. 1170 / M. 1756). Şu halde zamanın sonu olup, dünyanın ömrü geçip gitmiştir. Kıyamet yakın olup; edep, haya, sevgi, vefa, doğruluk ve safa yitmiş ve batmıştır. Zira ki Peygamberimiz (S.A.V.) hazretlerinin haber verdiği kıyamet şartlarının nicesi zuhur etmiştir. (Ey Allah'ım! Ahirzamanın fitnesinden bizi koru. Bizi şehadet ve iman ile dünyadan çıkar; rahmetinle ey Rahman ve Rahim olan Allah!)

Dördüncü Madde


Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını, yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.

Gizli alâmetler: İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, haya, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.

Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur.

Deccalın çıkışı.
Üç gece üst üste ay tutulması.
Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.
Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.
İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip, Deccal'ı öldürerek, Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.
Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp, kırk yıl adâlet üzere gidip, Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.
Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi.
Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak, yedi iklimi istilâ etmesi.
Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip, buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması.
Güneşin batıdan doğup, orada dolanması.

Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve amber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip, müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. Bundan sonra Kuran-ı Kerim'in hükümleri yeryüzünden kalkıp, halkın cümlesi cehalette kalır. Yüz yıl dahi öyle gider.

Müfessirle dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Teâlâ, İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte ola meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi, kıyamet koptu sanıp, yüzleri üzere düşüp, kendilerinden geçerler. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp, yıldızlar dökülür. Saçlar, sakallar ağarıp, hamileler doğurup, insanların cümlesi kendinden gidip, sarhoşlar misali kalırlar. Bu, surun ilk üfürülüşüdür ki, ondan bu heybetleri alırlar. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. Bundan sonra Hak Teâlâ, İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki, şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup, havaya çıkıp, atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Yedi gök, pare pare olup, yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Denizlerin suyu kupkuru olup, güneş ve ayın ışığı gidip, kapkara olurlar. Cihanı karanlık kaplayıp, arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek, her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup, fena bulurlar. Ancak Allah'a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Onlar; Cebrail, Mikail, Rıdvan ve Azrail'dir. Öteki dördü; arşın taşıyıcılarıdır ki, birisi İsrafil'dir. Bundan sonra Azrail aleyhisselam, o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sedası gökleri geçip, yerlere gider.

Şu halde her can, ölümü tadıp, yok olur. İki âlemde bir kimse kalmayıp, ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Teâlâ kalır. Bu âlem, harap, boş, tenha virane gibi, kırk yıl daha bu durum üzere kalır. Ve kimse olmadığından yine kendisi: "Her şeye galip olan tek Allah'ın!" (40/16) deyip, kendi kendisine cevap eder.

Beşinci Madde

Surun üçüncü üfürülüşünü, ölülerin diriltilişini, cesetlerin haşrini, amel defterlerini, hesabı, mizanı, sırat köprüsünü, arafı özet olarak bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teâlâ, yeryüzünü şiddetli bir rüzgâr ile dümdüz edip, Şam sahrasının hizasında mahşer yerini 100.000 yeryüzü kadar geniş eder. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. Bütün yeryüzü deniz gibi doldukta; çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan bedenlerinin tümü, o yağmuru çekip, bütün parçaları bir yere gelip, her ceset evvelki görünümünde olup, yeryüzünde bakla gibi biter. Her beden, kendi olgunluğuna yeter. Sonra Hak Teâlâ, en son ölen sekiz meleği diriltip, İsrafil aleyhisselama: "Suru üfle!" diye emreder. O dahi, üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki, surun içinde sakin olan ruhlar, o demde ufuklara yayılıp, her can kendi kafesini bulur. Nasıl ki, koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir; bunun gibi her can kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. İlk ve son yaratıklar, melekler, huriler, insanlar, cinler, şeytanlar, deniz hayvanları ve her hayvanları, bütün haşereler, kıyametin bir anında tamamen ruh bulurlar ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. Peygamberlere, velilere, âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip; giyip ve binip, arşın gölgesine gidip, minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selametle otururlar. Geri kalan yaratıkların cümlesi, aç, susuz, başları açık, çıplak, yalınayak yürüyerek, düşe kalka Arasat meydanına gelip, mahşer yerinde haşrolurlar. Sıklaşıp, ayak üzerinde dururlar. Tepelerine güneş, bir mil miktarı yakın olup, hararetten çok ter dökerler. Kimi topuğuna, kimi dizine, kimi göğsüne, kimi boğazına dek ter içinde kalırlar. Niceleri ter denizinde gömülürler.

Cehennemi, yeraltından mahşer meydanına 70.000 saf zebaniler getirirler. Mahşer halkını, halka gibi kuşatırlar. Mahşer halkı, 50.000 yıl kadar hesabı beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. Dünyada, Kiramen kâtibin; yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. Müminlere ve itaatli olanlara sağdan, kâfirlere ve bozgunculara soldan verirleri. Hak Teâlâ, bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. Kıyametin bir anında hepsinin hesabını görüp; kimine hitap, kimine itap eyler. Hak Teâlâ, mazlumun hakkını zâlimden alıp, zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir; yoksa, mazlumun günahlarını zâlime yükler. Hesaptan sonra hayvanları toprak eder. Kafirler, hayvanlara gıpta edip, keşke biz de toprak olaydık, derler.

Mahşer yerinde, iki direk üzerinde, bir büyük terazi kurulur ki, her bir direğinin uzunluğu 500 yıllık yoldur. Her kefesi yeryüzü kadar boldur. Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve kötülükleri ölçerler. İyilikleri ağır gelenler cennete, kötülükleri ağır gelenler cehenneme giderler. Meğer ki, Hak Teâlâ keremiyle kulunu affeyleye veya peygamberlerden, veya velilerden, veya âlimlerden, veya salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise... Zira ki dünyadan imansız gidenlere cennet, mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Eğer iman ile gidip, günahları ağır gelip, mağfiret veya şefaat erişmedi ise; o, günahı kadar cehennemde yanıp, ondan sonra cennete gider. Zerre kadar iman ile giden elbette cehennemden çıkıp huzura erer.

Sırat köprüsü, kıldan ince kılıçtan keskindir. Uzunluğu 3.000 yıllık yoldur. Bin yıl yokuş, bin yıl düz, bin yıl iniş yoldur. O, cehennem üzerine kurulup, mahşer halkının cümlesi onun üzerinden geçip giderler. Kimi şimşek gibi, kimi ok gibi, kimi seğirtir at gibi, geçerler. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür, kimi cehenneme düşüp yanar. Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun, benim ateşimi söndürmüştür." Şu halde müminler selametle sıratı geçerler. Kevser havuzundan içerler. Onda yıkanıp, ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. Cennete girip, herkes mertebesince makamını bulur. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. Zira ki cennetlikler, çeşitli nimetlerden zevk alırlar. Mevla'ya kavuşmakla mest ve hayran olurlar. Gözler görmeyip, kulaklar işitmeyip, hatırlara gelmeyen devletler bulurlar.

Cennetle cehennemin arasında kale duvarı misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki, yüksekliği 500 yıllık mesafedir. Genişliği nihayetsiz, yapısı renkli cevherlere süslüdür. Ona Araf adı verirler. Deliler, müşriklerin çocukları onun üzerinde kalırlar. Cennet semtine bakıp, oradakileri nimetlenmiş gördükte; arzu ile mahzun olurlar. Cehennem semtine bakıp, oradakileri azapta gördükçe, kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar. Araf'takiler, bir rivayette ebediyen onda karar edip, kâh mahzun, kâh sevinç ile kalırlar. (Ey Allah'ım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem ateşinden koru. Bizi, iyilerle beraber cennete koy, âhrette cemalini görmeyi nasip eyle. Seçilmiş Habib'inin hürmetine bizi orada karar kıldır. Amin. Ey affedici!)

Tembih

Unutulmamalı ki, buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi, dini işlerden olmakla; bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak, hepimize çok mühim ve çok gereklidir. Zira ki, bunlar din işlerinden, din usulündendir. Bunları, aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir. Zira ki, insan aklı, bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir.

Ancak bizim en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kuran âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce; âlemin tasviri, bu miktarca açıklama ile bunda yetinilmiştir. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri, tetkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: "Astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan Allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan, bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen, Allah'ı tanımakta acze düşer," buyurup, anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp, açıklanmak münasip görülmüştür. Ta ki, mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp, cehalet zindanından çıkasın. İlim ve hikmet mahfeline girip, bilginler zümresine giresin. Hikmetin özüne hulül edip, hakikatin zirvesine yükselesin. Eşyanın hakikatine vâkıf olup, mânânın inceliklerini bilesin. Cihanın sırlarına muttali olup, âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin. Kendini tanıma olgunluğuna erip, ondan Allah'ı tanıma devletini bulasın.

(Ey vacib'ül-vücud olan Allah'ım! Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle tanımakta bize kolaylık ver. Sen münezzehsin ey Allah'ım! Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz, senin anlattığından başkasını anlayamayız. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. Sen, alimsin, hakimsin, vecedsin, kerimsin, raufsun, rahimsin. Amin! Ey rahmetiyle yardımcı, ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!)

ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA


Yerin altı
Arş-ı azam
Arşın taşıyıcılarının makamı
Arş-ı azamın sütunlarının sonu
Kürsünün sütunlarının sonu
Ceberût âlemi
Kürsü
Ruhlar âlemi
Melekler âlemi
İsrafil'in suru
Sidre-i münteha
Kalem
Tuba ağacı
Levh-i mahfuz
Liva-yı hamd
Cennetin kapıları
Melek perdeleri
Alevli deniz
Yayılmış deniz
Taksim edilmiş rızıklar denizi
Nimetler denizi
Kamkam denizi
Hayat denizi
Yedi gök
Gündüz cevheri
Gece cevheri
Beyt-i mamur
Yasaklanmış deniz
Dolu ve kar dağlar
Bulutlar
Kâbe
Kaf dağı
Yedi yerin taşıyıcısı meleğin mekânı
Yeşil kaya
Kırmızı öküz
Balık ve deniz
Sırat köprüsü
Surun içinde ikinci berzah
Cehennemin kapıları
Katran kazanı
Zakkum ağacı
Birinci berzahın dibi
İkinci berzahın dibi
Veyl vâdisi
Karanlık ve perde


ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA


Yerin altı
Arş-ı azam
Arşın taşıyıcılarının makamı
Arş-ı azamın sütunlarının sonu
Kürsünün sütunlarının sonu
Ceberût âlemi
Kürsü
Ruhlar âlemi
Melekler âlemi
İsrafil'in sonu
Sidre-i münteha
Tuba ağacı
Kalem
Levh-i mahfuz
Hamd dağı
Cennetlerin kapıları
Arafat suru (delilerin ve müşriklerin çocuklarının yeri)
Peygamber aleyhisselamın havuzu
Cennet yolu
Sırat köprüsü
Yokuş
Düzlük
İniş
Sırat köprüsünün sonu
Cehennem kapıları
Zakkum ağacı
Katran kazanı
Cehennemin tabakaları
Gayya kuyusu
Veyl vâdisi
Güneş
Liva-yı hamd
Mahşer yeri
Makam-ı Mahmud
Peygamberlerin minberleri
Alimlerin kürsüleri
Amellerin terazisi
Amel defterleri
Sırat köprüsü

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 5. Bölüm
Yazar: RasitTunca - 09-01-2020, 06:16 PM - Forum: Mektubatlar - Yorum Yok

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesi 5. Bölüm

BİRİNCİ KİTAP

Yüzeyleriyle kâinatın aynası olan âlemlerin, yaratılış tertibini; cihanın arazlarının ve cevherlerinin mahiyet ve keyfiyetini; özlerin ve eşyanın şekil ve durumlarını; esaslar ve cisimler âleminin görüntü ve hikmetini; canlıların, bileşiklerin ve unsurların bozuşum ve oluşumunu, hakimane üç babla belirtir ve beyan eder.

BİRİNCİ BAHİS

Alemlerin yaratılış tertibini; cihanın cevher ve arazlarının mahiyet ve keyfiyetini, İslâm filozoflarının aklî delillerle buldukları üzere üç bölüm ile tafsil eder.

BİRİNCİ BÖLÜM

Vacib'ül-vücud olan Allah'ı ispat edip, varlıkları mümkün olan cevherleri ve arazları kısaca üç madde ile açıklar.

Birinci Madde

Vacib'ül-vücud Allah Teâlâ hazretlerini aklî delillerle ispat edip onun eşyaya yakın olup; onlara ürünmüş olmadığını âlimlerin bulduklarını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: Allah'tan başka bütün varlıklara âlem adı verilir. Allah'ın zatı cümleden ayrı ve mücerrettir. Nitekim Hak Teâlâ, Kelam-ı Kadim'indi buyurmuştur: "Allah, göklerin ve yerin nurudur. Müminin kalbinde nurunun sıfatı: Sanki bir hücre ki, içinde bir lamba var; lamba da cam bir mahfaza içinde, o cam mahfaza sanki incimsi bir yıldız. Bu lamba, güneşin doğuşunda ve batışında gölgeye düşmeyen mübarek bir zeytin ağacının yağından tutuşturulur. Bu öyle bir yağdır ki, neredeyse ateş dokunmaz da aydınlık verecek. Bu aydınlık, nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. Allah insanlara böyle misaller verir. Allah, her şeyi bilir." (24/35)

Özlerin keyfiyeti ve eşyanın mahiyeti inceden inceye araştırılıp, düşünülse; varlıkların durumları, kâinatın hal ve hareketleri basiret gözüyle mütalaa kılınsa, âlemin bütün parçalarının Allah'ın sanatıyla sonradan olduğuna sağlam bir aklın delillerinin şehadet etmesi kaçınılmaz bir iştir. Nitekim Hak Teâlâ buyurmuştur: "Allah, gökleri ve yeri üstün ir hikmetle yarattı. Size şekil verdi ve şekillerinizi güzel yaptı. Nihayet dönüş O'nadır." (64/3) O varlığı mutlak olanın cömertliğiyle varlığı mümkün olanlar var olmuş, onunla ayaktadır. Her nesne fâni, o, bâki ve ayaktadır. Nitekim kendi Kitab'ında buyurmuştur: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkûmdur. Hüküm ancak onundur; hep ona döndürüleceksiniz." (28/88). O kâdir, ve hakîm olan Allah'ın hikmet ve kudretinin eserleri, âlemin ufuklarında ve nefislerde, görecek gözü olanların gözüne cihanı aydınlatan güneşten daha parlak olarak çarpar. Nitekim Kuran-ı Kerim'de buyurmuştur: "İleride biz, onlara, hem yeryüzü etrafında, hem bizzat nefislerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki, nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir olacaktır. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" (41/53). O benzersiz sanatkârın sanat ve icadının sırlarını görünen ve görünmeyen âlemde müşahede, âriflere gün gibi ortadadır, apaçıktır. Nitekim Hak Teâlâ, Kelam-I Kadim'inde buyurmuştur: "Yeryüzünde de gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler var. Nefislerinizde de birçok âlametler var. Hâlâ görmeyecek misiniz?" (51/20-21)

Havadaki zerreler, dağlar, taşlar, yağmur damlaları, denizler ve ırmaklar, belki dönen feleklerin her parçası, gezegenler, unsurlar, bileşikler ve her ne ki var, cümlesi, gece ve gündüzün her anında, o tek, bağışlayıcı, affedici olan Hak Teâlâ hazretlerine senâ edici olup, onun birliğini açığa çıkarmak ve bildirmek için her biri bir lisandır. Nitekim Hak Teâlâ, Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Yedi gök ve yer, bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. Hiç bir varlık yoktur ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Fakat siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, gerçekten halîmdir, yargılayıcıdır." (17/44). Belki cihanın zerreleri, o parlak güneşin varlığının gölgesinde var olmak için hisselerini almışlardır. Cümlesi, Allah'ın cemalinin nurunu göstermek için basiret sahiplerine saf ve parlak aynalardır. Nitekim Allah, Furkan-ı Mübin'inde buyurmuştur ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. Hangi tarafa yönelirseniz, orası Allah'a ibadet yönüdür. Şüphesiz ki Allah'ın mağfireti geniştir, o her şeyi bilendir." (2/115)

İslâm filozoflarının hepsinin, din âlimlerinin de çoğunun kesin ve isabetli görüşleri böyledir ki: O bir şey ki varlığı gereklidir, ona "vacib'ül-vücud" derler. Her ne ki yok olması lâzımdır, ona "münteni'ül-vücut / olamazdı" derler. Her nesne ki ne varlığı lâzım olur, ne yokluğu lüzum bulur, ona "mümkün'ül-vücut / varlığı lâzım olur, ne yokluğu lüzum bulur, ona "mümkün'ül vücu / varlığı mümkün" adı verirler. O halde her şey ki mevcuttur: Ya varlığı lüzumludur veya varlığı mümkündür. Zira ki, var olan, var olduğu için vardır; kendi varlığı için ya başkasına muhtaçtır ya muhtaç değildir. Eğer başkasına muhtaç değilse; o, varlığı mutlak olandır ki, bu Allah'tır. Eğer muhtaç ise; o, varlığı mümkün olandır ki, bu âlemdir. O nesne ki mevcut değildir, Allah Teâlâ'nın ortağıdır ki, yoktur. Zira ki filozoflar demişlerdir ki: Mümkün değildir ki var olan yok ola. Belki var olan sürekli vardır, yok olan sürekli yoktur. Lâkin mümkündür ki var olan bir mertebeden bir mertebeye; bir nitelikten bir niteliğe dönüşür ve değişir: Basit cisimlerin bileşik, bileşik cisimlerin basit olduğu gibi. Halk, bu değişimleri seyrettikte; zannederler ki yok olan var olur, var olan yok olur. Şimdi vacib'ül-vücudun ispatı ortadadır. Şu delil ile ki: Mümkün olanlara mevcut derler, halbuki mümkünlerin var olması başkasındandır. elbette o başkası varlığı gerekli ve mutlak olana gider. Zira ki, varlığı gerekli olan olmadıkça, varlığı mümkün olan da olmaz. Yani önce kendisine muhtaç olunan varlık gereklidir ki, filan nesneye filan nesne muhtaçtır demek doğru ola. O halde, bütün bu deliller ile varlığı lüzumlu olan Allah Teâlâ hazretleri, sâbit ve âyân olmuştur.

İkinci Madde

Varlığı mümkün olan beş cevheri özet olarak bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: Varlığı mümkün olan nesne, eğer varlığının devamında değişikliğe uğramazsa; ona, cevher derler. Eğer değişikliğe uğrarsa; ona, araz derler. Zira ki, varlık başkadır, varlığın devamı başkadır. Nitekim görürsün ki, iki şahıs var olmakta müşterektir derler. Lâkin birinin bekâsı yüzyıla dek varır, irinin bekâsı on yıldan ziyade kalmaz. O halde varlığın devamı, varlıktan başkadır, bunlar aynı olmaz. Bütün olabilirler ya cevherdir veya arazdır. Zira ki, bir nesne bir nesneye ya karışıp ona geçer ya geçmez. Eğer karışır ve geçerse o, araz, öteki cevher adını alır. Eğer her ikisi de birbirine muhtaç olurlar karışmazlarsa, bu duruma kaos ve bu hale cismî benzerlik veya nevî benzerlik derler. Eğer ihtiyaç bir taraftan olup, ancak araz cevhere muhtaç olursa, o cevhere mevzu (yapıntı), ötekine de araz (ilinek) derler. O halde araz, mevzuda var olan nesnedir: Renkler gibi. Eğer araz ve cevher bileşimine uğrarsa ona: Tabii cisim derler Eğer araz ve cevher birleşmeyip, isimlere tedbir ve tasarrufla bağlı olmazlarsa, ona: İnsanî nefs veya atmosferik nefs derler.

Cevherler beş kısımdır ki; biri heyula (kaos), biri cismî suret, biri tabii cisimdir. Bu üç cevher birbirine yakındır. Öteki ikisi dahi birbirinden farklıdır ki: Biri nefs ve biri akıldır. Eğer akıl, onunla zatı gerekli olanın arasında vâsıta olmadıysa ona: İlk akıl derler ve külli akıl dahi derler. Eğer aklın altında başka akıl olmadıysa ona: Aşır akıl, fakat akıl derler. Eğer aklın iki yönünde akıllar olduysa ona: Mutavassıt (aracı) akıl derler. Akılların en şereflisi ve en lâtifi küllî akıldır ve ona yakın olan akıllardır.

Eğer nefs, basit cisimlerde mutasarrıf olduysa ona: Feleki (atmosferik) nefs, unsurî nefs derler. Eğer nefs, bileşik cisimlerde mutasarrıf olup, onlara gelişme ve büyüme sağlamıyorsa, o cisimlere: maden derler. Altın, gümüş, la'l ve taş gibi. Eğer nefs, bileşik cisimlerde büyüme ve gelişme sağladıysa, lâkim hareket vermedi ise, o cisimlere: bitki derler. Otlar, çiçekler, ağaçlar, meyveler gibi. Eğer nefs, bileşik cisimlere hem büyüme ve gelişme, hem his ve hareket bahşedip, konuşma vermediyse, ona: Konuşmayan hayvan derler. Davarlar, atlar, vahşi hayvanlar ve kuşlar gibi. Eğer konuşma dahi bahşederse, ona: İnsan derler ki, varlığın zübdesi, her mevcudun hülasası odur. Cihan ağacının meyvesi ve kâinatın tamamlayıcısı odur. Şu halde nefs, her mertebede başka bir isimle isimlendirilir. Cansız cisimlerde ona: Tabii nefs, bitkilerde: Nebatî nefs, hayvanlarda: Hayvanî nefs, insanda: İnsâni nefs ve konuşan nefs derler. Nefs, bu mertebelerde cümleye tamamiyle tasallut edip, tamamiyle mutasarrıf olur.

Cisim, tabii bir cevherdir ki, onun zatında cisimlerin boyutları, yani uzunluk, genişlik ve derinlik, dik açılar üzere bölmek şartıyla farz olunarak ölçmek mümkün ola. Cisim ise, ya basit olar veya bileşik olur. Basit cisim odur ki, onun parçalarıyla aslı benzer olur. Yani suretleri ve tabiatları muhtelif olan cisimler bölünmeyip, onun tabiatı bir ola ki, o tabiattan çıkan şey, tek yol üzere çıka. Basit cisim, ya ulvidir veya süflidir. Ulvi dahi ya ışıklıdır veya ışıksızdır. Eğer ışıklı ise yıldızlardır. Eğer ışıksız ise feleklerdir ki, onlara: Esirî cisimler ve ulvî âlem dahi derler. Basit süflî cisim, dört unsurdu ki, onlara dört esas dahi derler. Onlar: Ateş, hava, su ve topraktır. Bu dördüne ve bunların zımnında bulunan bileşik cisimlere: Süflî âlem ve oluşum ve bozuşum âlemi dahi derler. Bileşik cisim odur ki, onun parçalarıyla tabiatı benzer olmayıp; şekil ve tabiatları muhtelif olan cisimlere bölünüp, dört unsurdan oluşmuş ola. Madenler, bitkiler, hayvanlar gibi. Bunlara üç bileşik derler ki, babaları esîrî cisimler, anaları dört unsurdur. Bileşik cisim dahi iki kısımdır ki, biri tam, biri tam olmayandır. Tam bileşik odur ki, değişik zamanlarda kendi bileşiğinin suretini koruya. Üç bileşik gibi. Tam olmayan bileşik bunun tersi olup, kendi bileşiminin suretini korumaz. Duman ve bulut gibi. Atmosfer gibi diğer basit cisimler, bileşiklerinden ayrılarak, kendi tabiatlarıyla kalsalar, onların şekli küreye benzerdir. Yani dönen top görünümündedirler. O halde bütün felekler, yıldızlar, unsurlar küre şeklindedir. Anlatılan beş cevher ki, akıl, nefs, kaos, suret ve cisimdir. Bunların tümünü bu rubaimiz toplamıştır ve bunlarla iki âlem, ayaktadır ve süreklidir.
RUBAİ

Bil ol kâinatı akl ve candır
Bu hissolunan nüh felek-i gerdandır
Pes nar ü hava ve hab ü hâk erkândır
Madenle nebat ve hayvan ve insandır

Üçüncü Madde

Varlığı mümkün olan arazların dokuz kısmını kısaca bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: Mevzuda (yapıntı) mevcut olan arazlar dokuz kısımdır. Kem, keyfe, eyne, metâ, izafet, malk, va', fiil ve infialdir.

Kem (nicelik): O nesnedir ki, zatında eşitliği ve eşitsizliği kabul ede. Bu, ya ayrıdır ki; nokta ve sayıdır. Veya zatı karar eden bitişiktir ki; çizgi, yüzey ve hacimdir. Veya zatı karar etmeyen bitişiktir ki; zamandır.
Keyfe (nitelik), eşyada heyettir ki, zatına bölünme ve nispet iktiza etmeyip duygusal niteliklere ve kuvvetlere bölünür. Balın tatlılığı, deniz suyunun tuzluluğu gibi. Veya kuvvetli olmayanlara bölünür. Utanmanın kızartısı, korkmanın sarartısı gibi. Keyfiyetler, nefsanîden yana bölünür. İlk yaratılışta ilim ve yazmak gibi Keyfiyetler, istidadiyeden yana bölünür. Sertlik ve yumuşaklık gibi. Kemmiyetlere özgü olan keyfiyetten yana bölünür. Üçgen ve dörtgen gibi. Satıhtan yana bölünür. teklik ve çiftlik gibi. Adetten yana bölünür.
Metâ (ne zaman), bir keyfiyettir ki, eşyaya zamanda bulundukları için hasıl olur.
Eyne (nerede), bir keyfiyettir ki, eşyaya mekânda bulunmaları sebebiyle hasıl olur.
İzafet (bağlılık), bir keyfiyettir ki, nispette tekrar edilmiştir. Babalar ve oğullar gibi.
Mülk, bir keyfiyettir ki, eşyaya hasıl olur; onları bir nesne kuşatıp, intikalleri müntakil olmak sebebiyle bu keyfiyet bulunur. İnsanın sarıklı ve gömlekli olduğu gibi.
Vaz', bir heyettir ki, eşyaya hasıl olur. Bir nesne parçalarının bazısını bazısına nispeti sebebiyle ve dış işlere nispetleri sebebiyle o heyet bulunur. Kalkmak ve oturmak gibi.
Fiil, bir keyfiyettir ki, eşyanın tesirleri sebebiyle onlara o keyfiyet hasıl olur. Kesici gibi, madem ki keser.
İnfial; bir keyfiyettir ki, eşyaya hasıl olur, onlar başkasından etkilenmemeleriyle o keyfiyet bulunur. Isıtıcı gibi, madem ki ısıtır.

Beş cevheri, bir cevher sayıp, dokuz araza eklemişler ve böylece toplamına "on makulât" demişler. Cevher, kendi zatıyla kaim ve sabittir. Araz ise cevher ile kaim ve onu sıfatlandırandır. Bütün âlem, parçalarının tümüyle on makulâttan bileşik tek bir cisimdir. Cümlesi lisan-ı halle Allah Teâlâ'nın birliğine ve varlığına nâtık ve şâhittir. On makulâtı, bu beytimiz içine almaktadır ve hep buna aittir.

Cevheri bil kem ve keyfe ondan izafetle metâ
Vaz' ve eyne ve mülk ve yefalü yenfaildir ey fetâ

Bu konuyu yazdır