Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Youtube-1 Kurtuluş Kuş & Feryal Sepin & Burak Bulut'dan "Karalaya Karalaya" Şarkısını Seyret
Yazar: RasitTunca - 07-10-2022, 09:00 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok




Kurtuluş Kuş & Feryal Sepin & Burak Bulut'dan "Karalaya Karalaya" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Kurtuluş Kuş & Feryal Sepin & Burak Bulut

Şarkının ismi :Karalaya Karalaya

Yayınlayan Grup :netd müzik

Yayınlanma Tarihi :30 Haziran 2022

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ahmed Arabi eş-Şernubi Kimdir
Yazar: RasitTunca - 07-10-2022, 11:20 AM - Forum: Evliyalar Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Ahmed Arabi eş-Şernubi Kimdir

Ahmed Şernûbî, 931/1525 senesinde Mısırʼın Demenhûr şehrine bağlı Şernûb kasabasında dünyaya geldi. Babasının ismi Osman, annesinin ismiyse Âbideʼdir. Soy bakımından seyyid olan Ahmed Şernûbîʼnin neseb şeceresi şu şekildedir; Ahmed Arabî b. Osman b. Ali b. Nureddin b. Ahmed Ebiʼl-Abbas b. Muhammed b. Ahmed
b. Muhammed b. Ahmed b. Ali Bürhânî b. Hıdır b. Ali b. Muhammed b. Yusuf b. Süleyman b. Abdüʼl-Müheymin b. AbdülHâlık b. Salâhuddîn b. Muhammed Kameruʼd-devle b. Hasan b. Hasan es-Sayyad b. ibrahim Gâlibî b. Ömer b. Muhammed b. Abdüʼs-selam b. ibrahim Rızâ3 b. Musa Kâzım b. es-Sâdık (v.128- 183/745-799) b. Cafer es-Sadık (v.80-148/699-765) b. Muhammed Bâkir (113/731)
b. Ali Zeynelâbidîn (v.57-114/676-732) b. Hüseyn b. Ali b. Ebî Tâlib (v.60/680).4

imam Şernûbîʼnin çocukluğu hakkında elimizde fazla bir bilgi yoktur. Tek bilinen Şernûbîʼnin daha çocuk yaştayken tasavvufî hayatın içinde olduğunu anlatan şu menkıbedir; Koyun otlatmaya giderken annesi Ahmedʼe çantasındaki ekmeklere dikkat etmesini söylermiş. Çünkü kendisi istiğrak halindeyken diğer çocuklar gelip ekmeğini alıp, yerine taş dolduruyorlarmış. Ancak bu istiğrak halinden ayıldıktan sonra çantasını açan Ahmed, ekmeklerini olduğu gibi yerinde bulurmuş. Bu hali sıklaştığı için Şernûbî, Mekkeʼye giderek yedi sene boyunca burada mücâvir olma ihtiyacı duymuştur. Kemâleddîn Harîrîʼnin verdiği bu bilgilere dayanarak imam Şernûbîʼnin tasavvufî hayatının daha çocuk yaşlarında başladığını söyleyebiliriz.

imam Şernûbî 945/1538 senesinde tekrar Şernûbʼa dönmüş ve Şernûb kasabasının bağlı olduğu Demenhûrʼda bir zâviyede zahidane bir hayat geçirmiştir.5
Ahmed Şernûbî, Anadoluʼya iki defa sefer etmiştir. Bunlardan ilki hz. Peygambeʼrin Şernûbîʼye rüyada işareti üzere 975/1567 senesinde olmuştur. Bu sefer zamanı Şernûbî, istanbulʼa gelerek burada Sofyalı Bali Efendinin halifesi olan Nûreddînzâde Muslihuddîn Mustafa Efendiʼnin öğrencisi olmuştur. Ahmed Şernûbî istanbulda kaldığı müddet zarfında Sultan Selimʼle beraber Kıbrıs fethine katılmış ve bu seferden döndükten sonra Sultan Selimʼin emriyle Şernûb halkından vergilerin düşürülmesi için bir karar çıkarılmıştır. Ancak Şernûb halkı Şernûbîʼnin getirdiği bu kararı istememiş, tam tersine hâkime giderek onun ve müritlerinin Şernûbʼdan nefyedilmesini istemişlerdir. Bunun üzerine Şernûbî Mısır/Yukarı Saîd bölgesine göçerek orada ikâmet etmiştir.6
Abdülmecîd Şernûbî, Ahmed Şernûbîʼnin çocuklarından bahsederken onların daha Şernûbî hayattayken vefat ettiklerini ve kendi zaviyesinde defnedildiklerini haber vermektedir. Şernûbî vefat ettiği zaman yalnız üç oğlu hayattaydı. Bunlardan Ali babası vefat ederken dokuz yaşında, Muhammed ve Yusuf ise daha küçük yaştaydılar. Abdülmecîd Şernûbî bunlardan Aliʼnin babasının kerâmetleri hakkında bir kitap yazdığını söylemekteyse de her hangi bir kitap isminden bahsetmemektedir. 7 Kemâleddîn Harîrî bu kitabın isminin Futuhâtüʼl-gaybiyye fî beyâniʼt-tarîkatiʼş-Şernûbiyye olduğunu söylemektedir. Eserde imam Şernûbîʼnin kendisinden önceki ve sonraki tarîkat silsilesine ve kerâmetlerine yer verilmiştir.8
B. iLMÎ ve TASAVVUFÎ EĞiTiMi
imam Şernûbîʼnin oldukça renkli bir tasavvufî hayatı vardır. O hem Şâzelî, hem de Desûkî tarikatına mensup olmuş, ancak daha sonra kendi ismiyle Desûkiyyeʼnin bir kolu olan Şernûbiyye ortaya çıkmıştır. Kendisi ibrahim Desûkîʼnin (v.676/1277) halifesi olarak bilinse de, aslında Şernûbî, ibrahim Desûkî
ile maddi âlemde görüşmemiştir. Yalnız onun meşrebinden olduğu için bu şekilde bilinmektedir. 9 Tabakâüʼl-evliyâʼda Şernûbî, ibrahim Desûkî ile manevi âlemde görüştüğünü kendisi ifade etmektedir.10 Yani onun asıl şeyhi aşağıda adı geçecek olan Seyyid Muhammed Şehâvîʼdir (v.875/949).
1. Hocaları ve Şeyhleri
Kaynaklarda Ahmed Şernûbîʼnin tanıdığımız veya tanımadığımız birçok şeyhinin ismi geçmektedir. Bunların arasında fakih, müfessir, hadisçi ve mutasavvıf olanları vardır. Bütün bunlara dayanarak diyebiliriz ki imam Şernûbî, sadece tasavvuf ilminde değil diğer islamî ilimlerde de söz sahibi olmuştur. Burada imam Şernûbîʼnin kaynaklarda hakkında bilgi bulabildiğimiz bazı hocaları ve şeyhleri hakkında bilgi vermeğe çalışacağız.11
a. Seyyid Muhammed Şehâvî (v.875/949)
Mısır/Mahalle bölgesinde Nemiratüʼl-besal köyünde doğdu. Çok sayıda talebesi olmuştur. Kendi köyünde mescidi ve zaviyesi olmuş, orada da defnedilmiştir. Desukiyye tarîkatının bir kolu olan Şehâviyye tarikatı kendisine nispet edilmektedir. imam Şernûbî, Desûkî tarikatına bu şeyhi vasıtasıyla sülûk etmiştir.12
b. Ali Müttakî (885-975/1480-1567)
Tam ismi Ali b. Hüsâmuddîn b. Abdülmelik Cunbûrîʼdir. Hint asıllıdır. Uzun müddet Mekke ve Medineʼde yaşamış ve burada vefat etmiştir. Fakih, muhaddis ve vâiz olan Müttakî birçok islamî ilimde de söz sahibi olmuştur. Kenzüʼl-ummâl fî süneniʼl-akvâl veʼl-efʼâl, irşâdüʼl-irfân ve ibâratüʼl-imân gibi birçok eserlerin müellifidir.13 Ali Müttakîʼnin Mısırʼa gittiğine dair elimizde bir bilgi olmadığına göre imam Şernûbî’nin, Mekkeʼde kaldığı yedi sene zarfında bu hocasından ders aldığını söyleyebiliriz.
c. Ebuʼl-Hasan Bekrî (899-952/1493-1545)
Tam ismi Muhammed b. Muhammed b. Abdurrahman b. Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. ivad b. Abdülhâlik Ebiʼl-Hasan Bekrî es- Sıddîkîʼdir. Kahireʼde yaşamış ve burada vefat etmiştir. Şâfiî âlimlerinden olan Bekrî aynı zamanda müfessir ve mutasavvıftır. Bir sene Mısırʼda, bir sene Mekkeʼde kaldığı söylenmektedir. Tefsîruʼl-Bekrî, Şerhu minhâciʼn-Nevevî, irşâduʼz-zâirîn li habîbi rabbiʼl-âlemîn gibi eserlerin müellifidir.14
d. Süleyman Hudayrî (v.961/1553’ten sonra)
imam Şernûbîʼnin bu şeyhi Mısırlı ve şâfiî mezhebine mensuptur. Celâleddîn es-Süyûtî (v.911/1505) ve Kutbuddîn Ocâkîʼnin (v.?) öğrencisi olmuştur. Tasavvufta hocası Şihâbuddîn Mehdîʼdir (v.?). Birçok hocadan ders almış, kendisinin de çok sayda talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna uzlette yaşamıştır. Sayısız mükâşefe ve kerâmetleri olduğu iddia edilir.15
e. Zeyneddîn Mersafî (v.966/1559)
Tam ismi Muhammed b. Muhammed Zeyn Âbidîn Eşʼari Ğumrî sıbtuʼl- Mersafîʼdir. Mısırlı mutasavvıflardan ve Şâfiî fakihlerindendir. ez-Zücâcetüʼl- billûriyye, Şerhun li kasîdeti ibniʼl-Fârız hamriyye gibi eserlerin müellifidir.16
f. Nureddinzade Muslihuddin Efendi (908/1502-981/1574)
Filibeli ve 908/1502 doğumludur. Bâli Efendinin17 mürîdi olmuştur. Ebuʼs- Suûd (v.982/1574) tarafından Ayasofya şeyhliyine tâyin edilmiş ve Kanuni Sultan Süleymanın maiyetinde Zigetvar seferinde bulunmuştur. Zilkâde 981/Mart 1574 senesinde vefat etmiştir. Kabri istanbulʼda Edirnekapı dışında Sırt tekkesindedir. Zâhid ve keşf ehlinden olduğu rivayet edilmektedir. Tevhîd ilmine dair bir kitabı ve Sadreddîn Konevîʼnin (v.673/1274) Nusûsʼuna şerhleri vardır. Yine Tercüme-i menâziliʼs-sâirîn, Risâle-i mirac ve Fatiha tefsiri gibi eserleri vardır. imam Şernûbî,
Anadolu’ya ilk seferi zamanı bu şeyhine mürîd olmuş ve kendisinden icâzet ve hilâfet alarak Mısırʼa geri dönmüştür. 18
imam Şernûbîʼnin burada zikrettiklerimizden başka hakkında bilgi bulamadığımız başka şeyhleri de vardır. ibrahim ez-Zâkir, Muhammed itrîs, Abdurrahman et-Tâcûrî, Ali es-Sükkerî, Bedreddîn Âdilî, Abdurrahîm Beyrûtî, Abdüsselâm Mağribî Şernûbîʼnin hakkında bilgi bulamadığımız hocalarıdır.
2. Talebeleri
imam Şernûbî daha hayattayken etrafına çok sayıda talebe toplandığını söyleyebiliriz. Hatta bu sebepten olacak ki Desûkiyye/Şehâviyyeʼnin bir şubesi olan Şernûbiyye kolu ortaya çıkmıştır. Şernûbîʼnin farklı islamî ilimlerde söz sahibi olan öğrencileri de azımsanmayacak derecededir. imam Şernûbîʼnin talebelerinden bilinenler şunlardır;
a. ibrahim Lukânî (v.1041/1631)
Tam ismi ibrahim b. ibrahim b. Hasan b. Ali Lukânîʼdir. Kendisi Mısır/Buheyra bölgesinden ve Malikî fakihidir. Aynı zamanda Hadis ve Kelam âlimidir. Kendisinden birçok keramet zahir olduğu kaydedilmektedir. Hacc ziyaretinden dönerken vefat etmiştir. Cevheratuʼt-tevhîd, Haşiye alâ muhtasari Halîl, Tavzîhu elfâziʼl-ecrûmiyye gibi birçok eserin müellifidir. Akâid konusunda yazdığı Cevheratuʼt-tevhîd eserini şeyhi imam Şernûbîʼnin işareti ile bir gecede yazmış, daha sonra şeyhine arz ederek onun duasını almıştır.19 Hocası hakkında şöyle yazmaktadır; “Halimin başlangıcında Ahmed Arab Şernûbîyle, Derbuʼl-ahmerʼde kendi zaviyesinde karşılaştım. Kendisinden birçok kerâmetler müşâhede ettim. Onu ve müritlerini zaviyelerinde Kurʼan ve sünnete sımsıkı bağlı ve ilim öğrenmekle meşgul olduklarını gördüm. Kendisinden hiç kimseden duymadığım ilimler öğrendim.”20
b. Muhammed Bulkînî (v.994/1585ʼten sonra)
imam Şernûbîʼnin bu talebesi hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Hakkında tek bilinen fazıl ve sûfî olduğu, şeyhinden imlâen Keşfuʼl-guyûbî fî tabakâtiʼş-Şernûbî eserini yazdığıdır 21 ki bu şu an bizim çalışmamıza konu olan eserdir.
Ahmed Şernûbîʼnin talebesi olarak gösterilen onlarla isim olsa da maalesef yalnız şu ikisi hakkında bilgi bulunabildi. Ebuʼn-Nasr Desûkî, Abdurabbih ibşîdî, Süleyman Bürhâmi, ibrahim Şeberhîtî, Süleyman Alkamî, ibrahim es-Semdîsî, Şerefuddîn Mürşidî, Muhammed Desûkî, Hasan Münzelâvî ve diğerleri Şernubîʼnin hakkında bir şey bilinmeyen talebelerindendir.
C. VEFATI
Ahmed Şernûbî müritleriye beraber 994/1585 senesinde deniz yoluyla önce Suriyeʼye, daha sonra Suriye üzerinden ikinci Anadolu seferinde çıkmıştır. Şernûbîʼnin bu seferden maksadı Kanuni Sultan Süleymanʼa (926-1520/974-1566) müritlerinin bazı ihtiyaçlarının olduğunu iletmekti. Bu seferi esnasında hastalanan Şernûbî, Antalyaʼya gelerek burada on üç gün kaldıktan sonra vefat etmiş ve Antalyaʼda Ercalı isimli bir yerde camiin yakınında defnedilmiştir.22
D. ESERLERi
Ahmed Şernûbîʼye ait olduğu bilinen dört eser vardır. Bunlardan ikisi basılı, diğerleri ise yazma halindedir. Kaynaklarda Şernûbîʼye nispet edilen kitaplar şunlardır;
1. Akâiduʼş-Şernûbî
itikadî mezhebi Eşarî olan Şernûbîʼnin akîde konusunda yazdığı eseridir. Akâid ve Kitâbuʼt-tevhîd isimleriyle de bilinmektedir. Almanya Gotha (686), Hindistan Rampur (I, 318) ve ABD Garret (1564) kütüphanelerinde yazma halinde

bulunmaktadır. 23 Yine Ezher kütüphanesinde Akîdetuʼş-Şernûbî (314641) ismiyle bulunmakta ve altmış dört varaktan oluşmaktadır.24
2. Fethuʼl-mevâhib ve menhecüʼt-tâlibiʼr-râğib

Şernûbîʼnin müridlere tavsiyelerini ihtiva eden eseridir. Kahire (I, 336) ve iskenderiyye (tasavvuf, 26) kütüphanelerinde yazmaları mevcuttur.25
3. Tâiyyetüʼs-sülûk ilâ melikiʼl-mulûk
Şernûbîʼnin tasavvufî şiirlerinin yer aldığı eseridir. Tâiyyetüʼş-Şernûbî ismiyle de bilinmektedir. Abdülmecid Şernûbi (v.1349/1930) tarafından şerhedilerek Kahireʼde 1310/1891 senesinde basılmıştır. Ahmed Şernûbîˈnin bu eserindeki görüşleri ile Tabakâtüˈl-Evliyâ’daki görüşleri genel olarak uyumluluk içerisindedir. Tabakâtüˈl-evliyâˈda en belirgin fikir olan keşfî haberler konusunu Şernûbî bu eserinde şöyle dile getirmektedir;
(Levh-i Mahfûzˈdan 26 basîret gözüyle okuyarak, vukû bulmadan önce olaylar hakkında haber veriyor.) Eserin şârihi Abdülmecîd Şernûbî bu beyitlerin şerhinde aynı konuda ibn Arabî, ibrahim Desûkî ve Câkîr Kürdîʼden (590/1193) nakiller yaparak gelecekten haber verme konusunda onların da görüşlerine geniş yer ayırmıştır.27 Eserin başka bir yerinde aynı konuyla bağlı şu ifadeler yer almaktadır;

(Kalb gözleriyle gizli olan şeyleri görür ve gizli perdeleri gözleriyle idrak eder.) Beyitlerin şerhinde Abdülmecîd Şernûbî şunları söylemektedir; Ârif kimsenin özelliklerinden birisi de basîret ehlinden olmasıdır. Basîret, kendisiyle eşyâların görüldüğü kalp gözüdür. Eğer ârifin basîreti güçlenirse kalbindeki bu göz sayesinde gizli olan işleri görmeğe başlar. 28
4. Tabakâtüʼl-Evliyâ
Ahmed Şernûbîʼnin müridi Bulkînîʼye imlâen yazdırdığı ve aynı zamanda tez konumuz olan bu eser hakkında daha geniş bahsedeceğimiz için burada fazla bilgi vermeyeceğiz.

On altıncı yüzyılda yaşayan evliyâdan. İsmi Ahmed bin Osman’dır. Künyesi Ebü’l-Abbâs, lakâbı Şihâbüddîn’dir. Nesebi hazret-i Ali’ye ulaşır. Tarîkat silsilesi ise Şeyh Muhammed Şehâdî vâsıtasıyla Seyyid İbrâhim Burhâneddîn Düsûkî’ye dayanır. Mısır’ın Şernûb kasabasında doğduğu için Şernûbî nisbesiyle bilinir. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Antalya civârında bir yerde vefât etti. Orada defnedildi.

Şernûb’da doğup büyüyen Ahmed bin Osman hazretleri, yedi yaşında koyunları otlatırken, ilâhî bir cezbeye kapıldı. İçine Allahü teâlânın aşkı düşüp gece-gündüz ibâdetle meşgûl olmaya başladı. Annesinin vefâtından sonra Mekke-i mükerremeye gitti. Yedi yıl orada kalıp âlimlerle velîlerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Hac ibâdetini îfâ edip, sevgili Peygamberimizin kabr-i şerîfini ziyâret etti. Yedi sene müddetle Mekke’de kaldı. Sonra 1538 (H.945) senesinde memleketi olan Şernûb’a döndü. Demenhûr’a giderek ibâdetle meşgûl oldu.

Bir gece rüyâsında Peygamber efendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona; “Ey Ahmed! İstanbul’da Şeyh Nûreddîn’e git, ondan tasavvuf ilmini öğren. Zîrâ kendisi bu zamanda âriflerin reisidir.” buyurdu. Bu emir üzerine İstanbul’a giden Ahmed bin Osman Şernûbî hazretleri Şeyh Nûreddîn’in huzûruna vardı. Evliyâ bir zât olan Şeyh Nûreddîn onu görünce; “Merhaba ey Peygamber efendimizin emri ile gelen kimse! Merhaba ey derviş oğlu derviş!” buyurdu.

Şeyh Nûreddîn’in iltifât ve ihsânlarına kavuşan Ahmed bin Osman Şernûbî ona talebe oldu. Sohbet ve hizmetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Bir müddet sonra hocası ona Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara anlatmak husûsunda icazet, diploma ve hilâfet vererek memleketine gönderdi. İnsanların kurtuluşa ermelerini sağlamak husûsunda gayret gösterdi. Pekçok kimse onun sohbetlerinde bulunarak istifâde etti. Bir müddet sonra talebelerinden birkaç kişi ile birlikte İstanbul’a gitmek üzere yola çıktı. Mısır’ın Dimyat iskelesinden bir gemiye bindi. Günler süren bir yolculuktan sonra Antalya civârında bir yere çıktılar. Bu sırada ağır hastalığa tutulan Ahmed bin Osman Şernûbî arada on üç gün kadar iyileşti. Yolculuk esnasında uğradığı köy ve kasabalardaki insanlara vâz ve sohbetleriyle çok faydalı oldu. Zikir ve ibâdetle meşgûl iken vefât etti. O sabah erkenden vefât ettiği beldedeki câminin imâmı, Şeyh Ahmed bin Osman Şernûbî’nin vefât ettiği eve giderek; “Vefât eden Şeyh’in gaslini, yıkamasını ben yapacağım. Çünkü dün gece rüyâmda Fahr-i kâinât efendimiz böyle emir buyurdu.” dedi. Cenazesini yıkayıp namazını kıldıktan sonra, câmi yakınında bir yere defnettiler.

Kendisi âlim, fazîletli ve güzel ahlâklı bir zât olan Ahmed bin Osman Şernûbî’nin birçok kerâmetleri de görülmüştü. Pekçok mürîd ve halîfeleri vardı. Bunların en meşhûrları, zamanının en meşhûr âlim ve velîlerinden Şeyh Nâsırüddîn İbrâhim Lekânî ve Şeyh Muhammed Bülkînî hazretleriydi. Şernûbî hazretlerinin Tabakat-ı Evliyâ adlı eseri dünyâca meşhurdur.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Tasavvuf Yolunda Hak Tarikatlar Nelerdir ve Kurcuları Kimlerdir?
Yazar: RasitTunca - 07-10-2022, 10:56 AM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Tasavvuf  Yolunda Hak Tarikatlar Nelerdir ve Kurcuları Kimlerdir?

Büyük mutasavvıflara göre tarikat tektir, o da “Tarikatı Muhammediyedir. Sünnî daire içerisinde gelişen çeşitli tarikatlar aslında bu tek olan Tarikatı Muhammediyenin şubeleridir. Esasta usulde ayrılık gayrlılık yoktur. Teferruata ait birtakım inceliklerde, meşrepte çeşitlilik vardır. Tarikatların sayısı konusunda da değişik görüşler vardır. Ne kadar insan varsa o kadar yol vardır düşüncesinden hareket edenler tarikat sayısını belli bir rakamda dondurmazlar, öte yönden 12 temel büyük tarikat vardır. Diğerleri bunlardan çıkmış kollarıdır görüşü yaygındır. Bunlara göre 12 temel tarikat ve kurucuları ise şunlardır:

1. Kadiriyye Tarikatı, Abdül Kadir Geylâni (H.470-561/M.1077- 1161)

2. Yeseviyye Tarikatı, Ahmet Yesevi
( 562 H./ 1166 M.)

3. Rifaiyye Tarikatı, Ahmet er–Rifaî (H 512-578/ 1036 M)

4. Kubreviyye Tarikatı, Necmûddin el Kübra (H.540- 618/M.1145-1226)

5. Medyeniyye Tarikatı, Ebu’l Medyen b. Huseyn (H.527-594/ M.1126-1197)

6. Desükiyye Tarikatı, İbrahim ed Desûki (H.676/M.1288.)

7. Bedeviyye Tarikatı, Şeyh Ahmet Bedevi (H.596-675/M.1200- 1276)

8. Şazeliyye Tarikatı, Ebul Hasan Takuyiddin Ali b.Abdullah eş Şazeli (H.656/M.1258)

9. Ekberiyye Tarikatı, Muhyiddin İbnül Arabi (H.560- 638/M.1165-1240

10. Mevleviyye Tarikatı, Mevlânâ Celalûddinî Rumi
(H.604- 672/ M.1207-1273)

11. Sa’diyye Tarikatı, Sa’duddin Muhammed el Cebbârî
(H.792/M. 1387)

12. Nakşibendiyye, Muhammed Bahauddin Nakşibendi
(H.718–792/M.1318–1389)

Dunya’daki Tasavvuf akımları ve kabul edilmiş büyük alimleri

Abbâsiyye: Ebû’l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Abdirrahman b.
Ebibekr el-Ensârî el-Belensî el-Endelüsî (633/1235-6). Medyeniyye’nin koludur.

Âdiliyye: Bedreddin Muhammed b. Ömer b. Ahmed el-Âdilî el-Abbâsî (970/1562).

Afîfiyye: Abdülvehhâb b. Abdissamed el-Afifi el-Merzûkî (1180/
1766-7). Şâzeliyye’nin koludur.

Ahmediyye: Ebû’l-Ferhad Ahmed b. Ali b. İbrahim el- Hüseynî el-Bedevî (675/1276). Şâzeliyye’nin koludur. “Bedevlyye” de denir.

Ahmediyye: Manisa civan Göl Marmarası nahiyesinden Ahmed Şemseddin Efendi (910/1504-
5). Halvetiyye’nin koludur. Ahmediyye: Bkz. “Müceddidiyye”.

Ahmediyye: Bkz. “Rıfâiyye”.

Ahrâriyye: Ubeydullah b. Mahmud b. Şihâbiddin el-Hüseynî et-Taşkendî el-Ahrâr 895/1490).
Nakşibendiyye’nin koludur.

Amûdiyye: Ebû İsa Sa’id b. İsa el-Ammâlî el-Sıddîkî. Medyeniyye’nin koludur.

Assâliyye: Ebu’l-Abbas b. Ali el-Harîrî el-Assâlî eş-Şâfiî (1048/ 1142).

Assâliyye: Ahmed b. Ali el-Harîrî el-Assâlî eş-Şâfiî (1048/1639). Cemâliyye-i Halvetiyye’nin koludur.

Aşûriyye: Seyyid Sâlih Aşûr el-Mağribî et-Tunusî (7./13. asır). Desûkiyye’nin koludur.

Ayderûsiyye: Ebûbekr el-Ayderûs (909/1503). Kübreviyye’in koludur.

Aziziyye: İzzeddin Abdülaziz b. Ahmed ed-Dirini ed-Demiri eş Şâfiî er-Rıfâî
(694-1295).

Rıfâiyye’nin koludur.

Bahâiyye: Bkz. “Nakşibendiyye”.

Bahşiyye: Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Bahşi el Halebi, (1098/1687). Cemâliye’nin koludur.

Batâ’ihiyye: Bkz, “Rıfâiye”.”

Bayramiyye: Hacı Bayram Veli (833/1496), Ankara’da Safeviyye’nin koludur.

Bedeviyye: Bkz. “Ahmediyye”.

Bedriyye: Ebû Ömer Bedreddin Muhammed b. Mekkî (1044/1634).

Bekriyye: Ebû’l-Mekârim Muhammed el-Bekrî (944/1586). Vefâiy-ye’nin koludur.

Bekriyye: Şemseddin Mustafa el-Bekrî (1162/1749). Karabaşiyye’nin koludur.

Bektaşiyye: Hacı Bektaş Velî (738/1337-8), Yeseviyye’nin koludur.

Beyâniyye: Ebû’l-Beyan Muhamed b. Mahfûz ed-Dımeşkî (551/1156).

Beyyûmiyye: Ali Nureddin b. Şeyhi’I-Hicaz el-Beyyûmî. (1182/1768-9). Halebiyye’nin koludur.

Bistâmiyye: Bâyezid Bistâmi (261 /874). “Tayfûriyye” de denir.

Buhûriyye: Muhammed el-Buhari er-Rûmî (1039/1629-30). Ramazâ-niyye’nin koludur.

Burhâniyye: Bkz. “Desûkiyye”.
Buzurgân: Bkz. “Nakşibendiyye”.

Câhidiyye: Câhidî AhmedEfendi (1070/1659-60). Cemâliye’nin koludur.

Cebertiyye: Şerefuddin Ebû’l-Ma’rûf İsmail b. İbrahim b. Abdisselam el-Cebertî el-Kureşî el- Haşimi el-Yemenî ez-Zebidî (806/1403). Ekberiyye’nin koludur.

Cehriyye: Çin ve Türkistan’da Yeseviyye’den çıkan ve cehrî zikri tercih eden tarikatlere verilen isim.

Celvetiyye: Aziz Mahmut Hüdâî (1038/1628), Üsküdar’da. Safeviyye’nin koludur.

Cemâliyye: Muhammed Hamîdüddin el-Cemalî el-Bekrî, Çelebi Halife Aksarayî (899/1493) Halvetiyye’nin koludur.

Cemâliyye: Cemaleddin Efendi (1164/1750-1), Edirneli. Uşşâkiyye’nin koludur.

Cerrâhiyye: Nureddin Mehmed Cerrahi, b. Abdillah er-Rumî (1084/ 1672). İstanbul’da. Ramazâniyye’nin koludur.

Cihangiriyye: Hasan Burhanedin Efendi (1074/1663-4), Cihangirli. Ramazâniyye’nin koludur.

Cüneydiyye: Ebû’l-Kasım Cüneyd b. Muhammed el-Harrâz el-Bağdadî (298/910-11).

Çerkeşiyye: Hacı Mustafa Efendi (1229/1813-4), Çankırı’nın Çerkeş kazasından, Nasûhiyye’nin koludur.

Çeştiyye: Ebû Abdillah el-Çeştî (355/966).

Çeştiyye: Muîneddin Muhammed Acmirî (633/1236). Hindistan’da.

Derdiriyye: Ebû’l-Berakât Şihabeddin Ahmed b. Ahmed ed Derdîrî el-Adevî (1201/1786-7). Hefneviyye’nin koludur.

Desûkiye: Burhaneddin İbrahim b. Ebi’1-Mecd ed, Desûkî (686/ 1287). Şâzeliye’nin koludur. Burhâniyye de denir.

Derbiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Hıdır ed-Deybi el-Hazrecî (719/1319).

Dussukiyye: Bkz. (Desûkiyye:”

Dücâniyye: Seyyid Ahmed ed-Dücânî (987/1579) Meymûniyye’nin koludur.

Ebberiyye: Ebû Reşid Kutbuddin el-Behberî (573/1177).

Edhemiyye: Ebû İshak İbrahim b. Edhem el-Belhî (161/778 veya 166/683).

Ehdeliyye: Seyyid Ebû’l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdeli (1164/1750-1). Kadiriyye’nin koludur.

Ekberiyye: Muhyiddin İbnü’l-Arabi el-Endelüsî (638/1240). “Muhyi-viyye” de denir.

Ensâriyye: bkz. “Hereviyye”.

Erdebiliyye: Bkz. “Safeviyye”.

Esediyye: Ebû Muhammed Abdullah b. Ali el-Esedi (7./13. asır). Kadiriyye’nin koludur.

Eşrefiyye: Abdullah b. Eşref b. Muhmmed er-Rûmî (874/1469). Eşre-foğlu. Kadiriyye’nin koludur.

Fazliyye: Seyid Cemaleddin Muhammed b. Fazlilah el-Hindî el-Ber-hemburî (1029/1619-20).

Feyziyye: Feyzüddin Hüseyin el-Semmânî (1309/1891-2). Semmâniy-ye’nin koludur. “Hülvetiyye”de
denir.

Firdevsiyye: Rükneddin el-Firdevsî (724/1323-4). Kübreviyye’nin Hindistan koludur.

Garîbiyye: Muhammed Garîbullah el-Hindî (731/1331) Kadiriyye’nin koludur.

Gavsiyye: Hamideddin Muhammed b. Hatirüddin el-Hüseynî, Gav-su’1-Hidi (932/1526).Şettariye’nin Hindistan kolu.

Gavsiyye: Ebû’l- Gays Sa’id b. Süleyman b. Cemil (7./13. asır). Kadiriyye’nin koludur.

Gâziyye: Ebû’l-Kasım Ahmed el-Gilâlî (932/1526). Şâzeliyye’nin Faskoludur.

Gazzâliyye: Ebû Hâmid Zeynüddin Muhammed b. Muhamed et-Tûsiel-
Gazzâli (505/1111).Cüneydiyye’nin koludur.

Gülşeniye: İbrahim Gülşeni (940/1533). Rûşeniyye’nin koludur.

Haccâciyye: Ebû’l-Haccâc Yusuf b. Abdirrahman el-Kureşi el-Mehdeviel-Mağribi (642/1244-5).

Hâcegâniyye: Hâce Abdülhalik el-Gücdüvani (617/1220).

Hafifiyye: Ebû Abdillah Muhammed b. Hafi f ez-Zebbî eş-Şirazi(371/982).

Hafiyye: Nakşibendiyye’nin Çin ve Türkistan’daki adı.

Halebiye: Ahmed b. İbrahim el-Ahmedi el-Halebi eş-Şâfii (10./16.asır). Ahmediyye’nin koludur.

Hâlidiyye: Ebû’1-Baha Ziyâedin Hâlid b. Ahmed b. Hüseyin el-Osmani el-Şehrizori (124/1826-7). Nakşibendiyye’nin koludur.

Hâlisiyye: Ziyaeddin Abdurrahman et-Tabibani el-Kerkükî (1276/1858-9). Kadiriyye’nin koludur.

Halvetiyye: Ebû Abdillah Siracedin Ömer b. Ekmeliddin Gilani el-Halveti (750/ 1349-50).
Horasan ve Türkiye’de. Sühreverdiyye’nin koludur. Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye
ve Şemsiyye diye dört ana kola ve otuz kadar kollara ayrılmıştır.

Hamzaviyye: Bkz. “Melâmiyye”.

Harfiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Ahmed en-Necib el-Herefi el-Meresi (63/1239).

Harîriyye: Ali b. Ebi’l-Hasan b. Mansur el-Basri el-Hariri (645/ 1247,8).Rıfâiyye’nin koludur.

Harrâziyye: Ebû Sa’id Ahmed b. İsa El-Harrazi el-Bağdadî (286/899).

Hayâtiyye: Mehmed Hayâti Efendi. Ramazaniyye’nin koludur.

Hefneviyye: Şemsedin Muhammed b. Salim b. Ahmed eş, Şafii el-Mısrî el-Hefni (1181/1767-8). Cemâliye’nin Mısır koludur.

Hemedâniyye: Ali-i Hemedânî (787/1385). Kübreviyye’nin koludur.

Hereviyye: Abdullah el-Ensari el-Hervi (481/1088). Ensariyye de denir.

Hevvâriyye: Ebû Bekr b. Hevvâr el-Hevvârî el-Betâyihî (760/1358).

Hilâliyye: Muhammed Hilal el-Hemedânî (1147)1734). Kadiriye’nin koludur.

Hudâiyye: Bkz. “Celvetiyye”.

Hulvetiyye: Bkz. “Feyziyye”.

İbrâhimiyye: İbrahim Efendi, Kuşadalı (1264/1849).Çerkeşiyye’ninkoludur.

İdrîsiyye: Ahmed b. İdris el-Fasi (125/ 1836-7).

İkaaniyye: Kemal el-İkaani (974/1566-7). Yeseviyye’nin koludur.

İlmiyye: Ebû Muhammed Mevlay Abdullah eş-Şerif b. İbrahim el-İlmî(12./18. asır).

Şâzeliyye’nin koludur.

İshâkiyye: Ebû İshak İbrahim b. Şehriyar el-Kazeruni (426/1035). Hafiyye’nin koludur.

Kadiriyye: Abdulkadir el-Gîlânî (561/1166). Cüneydiyye’nin koludur.Yemen, Somali, Irak,
Hindistan, Anadollu, Mağrib ve Sudan’da yayılmıştır.

Kalenderiyye: Cemâleddin Sâvî (630/1232). Daha önce var ise de bu
zat tarafından bir tarik haline getirilmiştir. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanmıştır.

Karabişiyye: Ali Aladdin Karabaş Veli (1097/1686). Şa’baniyye’nin koludur.

Kâsâniyye: Şemsedin Ahmed el-Kâsâni (949/1542-3). Ahrariyye’nin
koludur. Kassâriyye: Bkz.: “Melâmetiyye”.

Katnâniyye: Hasan el-Katnani (747/1346). Rıfâiyye’nin koludur.

Keyâliye:
İsmail er-Rıfâi, el-Keyyâl (7./13. asır). Rıfâiyye’nin koludur.

Koneviyye: Sadreddin-i Konevi er-Rûmî (672/1273).

Kuşeyriyye: Ebû’l-Kasım Abdülkerim Kuşeyri (465/1072).

Kübreviyye: Necmedin Kübra (618/1221). Cüneydiyye’nin koludur.”Zehebiyye” de denir.

Kümeyliyye: Kümeyi b. Ziyad (82/701).

Mazhariyye: Şah Şemseddin Habibulah Cân-ı Cânân’-ı Mezherî ed-Dıhlevî (1195/1781). Müceddidiyye’nin koludur.

Medâriyye: Bedîüddin Şah Medar (840/1438). Hindistan’da yayılmıştır.

Medyeniyye: Ebû’l-Medyen Şuayb b. Hüseyin el-Mağribi el-Ensari(873/1468-9).

Mehdeviyye: Ebû Muhammed b. Abdilaziz b. Ebibekr el-Kureşi el-Mehdevi (621/1224).

Melâmetiye: Ebû Salih Hamdun Kassar (271/884-5).

Melâmiyye: Bosnalı Şeyh Hamza Bâli (969/1561-2). Türkiye’de Bayramiyye’nin kolu olarak kurulmuştur. “Hamzaviyye” de denir

Meşîşiyye: Meşiş el-Hasani el-İdrisi (624/(1226). Medyeniyye’nin koludur.

Mevleviyye: Mevlânâ Celâleddin Rûmi (672/1273). Oğlu Sultan Veled(721/1312-3) tarafından
kurulmuştur.

Meymûniyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Meymun el-Mağribî el-Fâsî el-İdrisî(917/1511-2).
Medyeniyye’nin koludur.

Mısiryye: Bkz. “Niyaziyye”.

Muhâsibiyye: Ebû Abdillah Hâris b. Esedi’l-Muhâsibi (243/857-8).

Murâdiyye: Muhammed Murad b. Ali el-Hanefui el-Buhari el Keşmiri(1132/1719-20).

Muslihiyye: Muslihiddin Mustafa, Tekirdağlı (1099/1688).
Sinaniyye’nin koludur.

Müceddidiyye: Bedreddin Ebû’l-Abbas Ahmed b. Abdilehad el-Faruki Kabuli-i Sirhindi,
İmam Rabbani, Müceddid-i Elfi Sâni(1034/1624). Ahrâriyye’nin koludur.

Nakşibendiye: Bahaeddin Nakşibend (791/1389), Türkistanda “Bahâiyye” de denir.

Nasuhiyye: Nasûhi Muhammed el-Halveti (1130/1718) Karabaşiy-ye’nin koludur.

Neveviyye: Muhyiddin Ebû Zekeriyya Yahya b. Şemseddin en Nevevi (670/1270-1).

Şâzeliyye’nin koludur.

Niyâziyye: Niyâzi Muhammed Mısrî (1105/1694). Ahmediyye’nin koludur, “Mısriyye’de denir.

Nurbahşiyye: Muhammed Nurbahş el-Buhârî (869/1465). Kübreviy-ye’nin Horasan koludur.

Nuriye: Ebû’l-Hasan Ahmed b. Muhammed en-Nûrî (295/907-8).

Nûriyye: Nuridin Abdurrahman el-İsferaini (639/1241-2). Kübreviy-ye’nin koludur.

Nusîsiyye: Muhammed en-Nusûs (1058/1648).

Ramazâniyye: Karahisarlı Şeyh Ramazan (1025/1616). Ahmediyye’nin koludur.

Raşidi : Raşit Tunca (2018)

Râşidiyye: Ahmed b. Yusuf er-Râşidi (927/1521). Zerrûkiyye’nin koludur.

Reslâniyye: Reslan b. Ya’kub el-Ca’beri (695/1296). Ukeyliyye’nin koludur.

Rıfâiyye: Seyyid Ahmed er-Rıfâi (578/1182). Merkezi olan Basra’dan Suriye ve İstanbul’a yayılmıştır. “Ahmediye” ve “Beta’ihiyye”de denir.

Rûmiyye: İsmail Rûmi b. Ali et-Tusi (0153/1643).

Rüşeniyye: Dede Ömer Rûşenî (892/1487). Halvetiyye’nin koludur.

Rükniyye: Rükneddin Alâuddevle Ahmed b. Muhammed es-Simnânî(736/1336).
Kübreviyye’nin koludur.

Sâbiriyye: Alâaddin Ali Ahmed Sâbir el-Kelbîrî (609/1291). Çiştiyye’nin koludur.

Sa’diyye: Sa’deddin Muhammed el-Cibâvî (736/1335). Rıfâiyye’nin koludur.

Safeviyye: Safiyyüdin el-Erdebili (735/1334). Sühreverdiyye’nin koludur.

Sa’ûdiyye: Ebû Sa’üd b. Ebi’l-Aşâyir el-Vâsıti el-Bâirini (644/ 1246).Rıfâiyye’nin koludur.

Sâviyye: Ahmed b. Muhammedel-Maliki es-Savi (1241/1825-6). Derdiriyye’nin koludur.

Sayyadiyye: İzzeddin Ahmed es-Sayyad (670/1271-2).

Sehliyye: Ebû Muhammed Sehl b. Abdilah et-Tüsteri (283/ 896).

Selâhiyye: Abdullah Selâhaddin er-Rûmi Efendi, Balıkesirli
(1196/1783).
Ahmediyye’nin koludur.

Semmâniyye: Ebû Abdülkerim Muhammed el-Medeni es-Semmani(1189/1775). Şâzeliyye’nin
Mısır koludur.

Senûniyye: Muhammed b. Ali el-Haseni el-İdrisi (1276/1859). Büyük Sahra’da mücâhidler
tarikati. Kadriyye’nin koludur.

Seyyâriyye: Ebû’l-Abbas Kasım el-Mehdi es-Seyyâr (342/953).

Sezâiyye: Hasan Sezâi Efendi, Edirneli (1151/1738). Gülşeniyye’nin koludur.

Sinâniyye: İbrahim Ümmi Sinan el-Halveti (976/1568-9).
Ahmediyye’nin koludur. Sûfiyye: Ebû Hâşim Sofi el-Kûfî (155/772).

Suûdiyye: Ebû’s-Suûd b. Şa’ban et-(:::) (644/1246).

Suhreverdiyye: Abdülkâhir Es-Sühreverdi (563/1168) ve Ömer es-Sühreverdi (632/1234).
Kadiriyye’nin koludur.

Sünbüliyye: Zeyneddin Yusuf Sünbül Sinan Efendi (936/1529 30).
Cemâliye’nin koludur.

Şa’baniyye: Şeyh Şa’ban-ıVeli, Kastamonulu (976-1568). Cemaliyye’nin koludur. Şa’raniyye: Abdülvahhab eş-Şa’rani (973-1565).

Şattariyye: Abdullah eş-Şattar (818/1415). Hindistan, Sumatra ve Cava’da.

Şâzeliyye: Ali b. Abdillah Ebû’l-Hasan el-Mağribi eş-Şâzeli (564/1256).Medyeniyye’nin koludur.
Mağrib, Mısır, İstanbul, Romanya, Nube ve Komor adalarında yayılmıştır.

Şemsiyye: Şeyh Şemseddin-i Sivasi (1006/1597-8) Halvetiyye’nin koludur.

Şernubiyye: Şihabeddin’Ebû’l-Abbas Ahmed eş-Şernubi el Maliki el-Burhani (994/1586).

Burhaniyye: (Desûkiyye)nin koludur.

Şeybâniyye: Ebû Muhammed Yunus b. Yusuf eş, Şeybani (619/1222). “Yunusiyye”de denir.

Şinnâviyye: Ebû Abdillah Muhammed eş-Şinnâvi (1028/1619). Ahme-diyye’nin koludur.

Tâciyye: Taceddin Zekeriyya el-Naşibendi el-Hindi (1050/1640). Ahrâriyye’nin koludur. Tayfûriyye: Bkz. “Bistâmiyye”.

Tâziyye: Ebû Sâlim İbrahim et-Tâzi (1205/1709). Medyeniyye’nin koludur.

Ticâniyye: Şihabedin Ahmed et-Ticani (1227/1812). Halvetiyye’nin Cezayir, Fas koludur.

Uceliye: Ebû’l-Abbas Ahmed b. Musa b. Ucayl ez-Zuvali el-Yemeni
(690/1291). Kadiriyye’nin koludur.

Ukaliyye: Ukayl el-Manici b. Şihabidin Ahmed el-Batayihi (540/1145).Harraziyye’in koludur.

Uşşakiyye: Hasan Hüsameddin-i Uşşaki (1001/1592-3). Ahmediyye’nin koludur.

Üveysiyye:Veysel Karani.

Vefâiyye: Ebû’l-Hasan Ali b. Muhammed Vefa el-Ensari el-Haseni el-Kureşi (807/1404-5).

Şazeliyye’nin koludur.
Vefâiyye: Ebû’1-Vefa Muhammed el-Mağribi el-İskenderi, Mısırlı(765/1364). Yâfi’iyye: Arifüddin Abdullah el-Yafii (768/1367). Kadiriyye’nin koludur. Yeseviyye: Ahmed Yesevi (562/1166).
Yûnisiyye: Bkz. “Şeybâniyye”.
Zahidiyye: Tâciddin İbrahim ez-Zâhid el-Gilânî (690/1291). Ekberiy-ye’nin koludur. Zeyniyye: Zeyneddin Hâfi (838/1434-5). Sühreverdiyye’nin Bursa’da-ki koludur. Zıl’iyye: Safiyüddin Ahmed b. Ömer Zıl’i (1071/1660).
Zühriyye: Ahmed Zührî, Kayserili (1157/1744). Muslihiye’nin koludur.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Hacc-ı Ekber Nedir? | Hangi Hacca Hacc-ı Ekber Denilir?
Yazar: RasitTunca - 07-08-2022, 09:16 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



Hacc-ı Ekber Nedir? | Hangi Hacca Hacc-ı Ekber Denilir? | Hacc-ı Ekber Hangi Gündür?

"Hacc-ı Ekber" Kelime olaraktan "Büyük Hac" Demektir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَذَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوْمَ ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِىٓءٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ وَرَسُولُهُۥ ۚ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ ۖ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ ۗ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilen nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluh (resûluhu), fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa´lemû ennekum gayru mu´cizîllâh (mu´cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).

Hacc-ı ekber gününde , Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!

(Tevbe Suresi 3. Ayet)

ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ

Senenin Arefe günü Cuma’ya rastladığı dönemde yapılan hacca, “Hacc-ı Ekber” yani "Büyük Hac" denilir. Senenin Arefe günü Cuma günü olmayıpta  başka bir güne rastladığı dönemde yapılan hacca'da "Hacc-ı Asğar" yani  "Küçük Hac" denilir, Arefe gününden kasıt, Kurban bayramının arefesi, yani arafata çıkılan gerçek Arefe kastedilmektedir. “Hacc-ı Ekber”  Hac Görevlerinin Yapıldığı Arafat günü ve ondan sonraki  Dört Güne denilir, Yani Kurban bayramının arefesi, Kurban bayramının birinci günü,Kurban bayramının ikinci günü,Kurban bayramının üçüncü günü,Kurban bayramının dördüncü günü, Arafat'da  ve Müzdelife'de vakfe günü, tavaf  ve Sa'y etme günü ve cemerat yani Şeytan taşlama günleri buna dahildir. Çünkü Senenin Arefe günü Cuma’ya rastladığında yapılan O seneki hacca  “Hacc-ı Ekber” yani "Büyük Hac" denilir.


Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَفَ يَوْمَ النَّحْرِ بَيْنَ الْجَمَرَاتِ فِي الْحَجَّةِ الَّتِي حَجَّ فَقَالَ: أَيُّ يَوْمٍ هَذَا؟ قَالُوا: يَوْمُ النَّحْرِ. قَالَ: هَذَا يَوْمُ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ. [ رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hac yaptığı yılın haccında cemrelerin arasında durdu ve şöyle buyurdu:

- Bugün hangi gündür?

(Sahâbe):

- Nahr (kurban bayramının birinci) günüdür, dediler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

- Bugün, Hacc-ı Ekber (Büyük Hac) günü'dür."

(Sünen-i Ebî Davud; hadis no: 1945. Elbânî, "Sahih-i Ebî Davud"; hadis no: 1700'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)


Bir Karoglan Makelesi sonu

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems 08 Temmuz 2020 Sabah Avusturya saati ile 08:07

Original Kar©glan

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Hacc-ı Ekber Nedir? | Hangi Hacca Hacc-ı Ekber Denilir? | Hacc-ı Ekber Hangi Gündür?
Yazar: RasitTunca - 07-08-2022, 08:40 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



Hacc-ı Ekber Nedir? | Hangi Hacca Hacc-ı Ekber Denilir? | Hacc-ı Ekber Hangi Gündür?

"Hacc-ı Ekber" Kelime olaraktan "Büyük Hac" Demektir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَذَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوْمَ ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِىٓءٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ وَرَسُولُهُۥ ۚ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ ۖ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ ۗ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilen nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluh (resûluhu), fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa´lemû ennekum gayru mu´cizîllâh (mu´cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).

Hacc-ı ekber gününde , Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!

(Tevbe Suresi 3. Ayet)

ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ

Senenin Arefe günü Cuma’ya rastladığı dönemde yapılan hacca, “Hacc-ı Ekber” yani "Büyük Hac" denilir. Senenin Arefe günü Cuma günü olmayıpta  başka bir güne rastladığı dönemde yapılan hacca'da "Hacc-ı Asğar" yani  "Küçük Hac" denilir, Arefe gününden kasıt, Kurban bayramının arefesi, yani arafata çıkılan gerçek Arefe kastedilmektedir. “Hacc-ı Ekber”  Hac Görevlerinin Yapıldığı Arafat günü ve ondan sonraki  Dört Güne denilir, Yani Kurban bayramının arefesi, Kurban bayramının birinci günü,Kurban bayramının ikinci günü,Kurban bayramının üçüncü günü,Kurban bayramının dördüncü günü, Arafatta  ve müzdeilfede vakfe günü tavaf günü ve cemerat yani Şeytan taşlama günleri buna dahildir. Çünkü Senenin Arefe günü Cuma’ya rastladığında yapılan O seneki hacca  “Hacc-ı Ekber” yani "Büyük Hac" denilir.


Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَفَ يَوْمَ النَّحْرِ بَيْنَ الْجَمَرَاتِ فِي الْحَجَّةِ الَّتِي حَجَّ فَقَالَ: أَيُّ يَوْمٍ هَذَا؟ قَالُوا: يَوْمُ النَّحْرِ. قَالَ: هَذَا يَوْمُ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ. [ رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hac yaptığı yılın haccında cemrelerin arasında durdu ve şöyle buyurdu:

- Bugün hangi gündür?

(Sahâbe):

- Nahr (kurban bayramının birinci) günüdür, dediler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

- Bugün, Hacc-ı Ekber (Büyük Hac) günü'dür." (Sünen-i Ebî Davud; hadis no: 1945. Elbânî, "Sahih-i Ebî Davud"; hadis no: 1700'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

بَعَثَنِي أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ فِيمَنْ يُؤَذِّنُ يَوْمَ النَّحْرِ بِمِنًى: لَا يَحُجُّ بَعْدَ الْعَامِ مُشْرِكٌ، وَلَا يَطُوفُ بِالْبَيْتِ عُرْيَانٌ، وَيَوْمُ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ؛ يَوْمُ النَّحْرِ، وَإِنَّمَا قِيلَ الْأَكْبَرُ؛ مِنْ أَجْلِ قَوْلِ النَّاسِ الْحَجُّ الْأَصْغَرُ. فَنَبَذَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى النَّاسِ فِي ذَلِكَ الْعَامِ، فَلَمْ يَحُجَّ عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ الَّذِي حَجَّ فِيهِ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُشْرِكٌ. [ رواه البخاري ]

"Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun- Nahr (kurban bayramının birinci) günü Minâ'da ilân yapacak kimseler arasında beni de gönderdi: Artık bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapamayacak ve hiç kimse de Beytullah'ı (Kâbe'yi) çırılçıplak tavaf edemeyecektir. Hacc-ı Ekber günü de, Nahr günü (kurban bayramının birinci günü)dür.Hacc-ı Ekber (büyük hac) denilmesinin sebebi; insanların Hacc-ı Asğar (küçük hac) demelerinden dolayıdır.Ebu Bekir o yıl, insanlara antlaşmalarının bozulduğunu ilân etti. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hac yaptığı Vedâ haccı yılında hiçbir müşrik hac yapmadı." (Buhârî; hadis no: 369).

Arafat'ta durmak (vakfe), Müzdelife'de gecelemek, (bayramın birinci gününün) gündüzünde Akabe cemresine taşları atmak, kurban kesmek (nahr), saçları traş etmek, Farz (Ziyâret) tavafı yapmak ve Sa'y etmek gibi hac ile ilgili amellerin bu günde olması sebebiyle Nahr günü, Hacc-ı Ekber günüdür.Hac günü; zamandır.Hacc-ı Ekber ise, Hac gününde yapılan ameldir. Kur'an-ı Kerim'de de Hacc-ı Ekber günü zikredilmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

وَأَذَانٌ مِّنَ اللهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الأَكْبَرِ أَنَّ اللهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ [ سورة التوبة الآية: 3 ]

"Büyük hac günü, insanlara Allah ve Rasûlünden bir ilân (ve uyarı)dır: Şüphesiz ki Allah ve Rasûlü, artık müşriklerden uzaktır. (Ey müşrikler!) Eğer tevbe eder (hakka döner ve şirkinizi terkeder)seniz; bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok eğer (hakkı kabul etmekten) yüz çevirir(ve Allah'ın dînine girmez)seniz, bilin ki siz, Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz (O'nun azabından asla kurtulamazsınız).(Ey Rasûl!) İnkâr edenlere acıklı bir azabı müjdele." (Tevbe Sûresi: 3).

Hac kelimesi, Arapça’da ziyaret etmek, yönelmek anlamına gelmektedir. Sözlük olarak hacc-ı asğar, küçük hac, hacc-ı ekber, büyük hac anlamına gelir. Hacc-ı ekber ifadesi Kur’an-ı Kerim’de; Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir. (Tevbe, 9/3) şeklinde geçmektedir. Bu ayetteki haccı ekberin hangi anlamda olduğu konusunda farklı görüşler vardır (Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an Yolu Tefsiri, II, 724). Genel kabul gören görüşe göre, Hac mevsimi dışında Kâbe’ye yapılan ziyarete (Umre) hacc-ı asğar; hac mevsiminde yapılan ziyarete de hacc-ı ekber denir. Bayramın birinci gününe de hacc-ı ekber denilir (Zeylaî, Tebyînu’l-Hakâik, Kahire, 1313, II, 3). Hz. Ali (r.a.), Rasûlüllah’a (s.a.s.) el-Haccü’l-Ekber hangi gündür? Diye sordum; Bayramın ilk günüdür. (Tirmîzî, Tefsîru’l-Kur’an, 10) buyurdular.



Hacc-ı Ekber, Arapça "El-Haccü'l-Ekber" terkibinin Osmanlıca söylenişidir ve kelime olarak "En Büyük Hac" demektir, Kur'ân-ı Kerim Tevbe suresi 3. ayette söz konusu edilmektedir. Bu sûre, dolayısı ile bu ayet-i kerime Hicretin 9. senesi Medine'de nazil olmuştur. O yıl Rasulüllah (sav) Efendimiz kendileri hacca gidememiş, Hz. Ebubekir'i hac emiri olarak göndermişlerdir. Bu sûre, müşriklere karşı bir ültimatom olarak nazil olunca, bunu onlara duyurmak üzere Hz. Ali'yi görevlendirdi ve bizzat kendi devesine bindirerek Mekke'ye gönderdi. O da Kurban Bayramı'nın birinci günü, hala Müslümanlarla beraber hac yapmakta olan müşriklere surenin ilk kırk (ya da otuz) ayetini ültimatom olarak okudu. Üçüncü ayette -mealen- şöyle deniyordu: "Ve bu, Hacc-ı Ekber günü Allah'ın ve Rasulünün bir ilânıdır ki, Allah ve Rasulü müşriklerden beridir..." Burada görüldüğü gibi "hacc-ı ekber günü" bilinen (marife) birgün olarak zikredilmekte ve Rasûlüllah'ın bulunmadığı, Hz.Ebu Bekir'in Hac emiri olduğu o yılki Hacca "hacc-ı ekber" denilmektedir. Çünkü ültimatomun ilâmi o yıl yapılmıştır. "Hacc-ı ekber günü bir ilamdir" dendiğine göre "hacc-ı ekber" o yılki hacdır.

Ancak niçin o yıla "hacc-ı ekber" denmiştir? O yıldan sonra da "hacc-ı ekber" var mıdır? Bu konudaki rivayetler tarandıgında çok değişik değerlendirmeler ortaya çıkar. Peşinen bunlara biz de şu nokta-i nazarımızı ilave edelim: Rasûlüllah da Kâbe'yi ertesi sene Hicri onuncu yılda haccetmişler ve Ebu Davud'un rivayetine göre, Kurban günü cemreler arasında durmus, "Bugün ne gündür?" diye sormuş. Kurban günüdür, demişler, O'da bunun üzerine, "Bugün hacc-ı ekber günüdür." buyurmuşlardır (Ebu Davud, Menâsik, 66; Tirmizi'nin bir rivayeti de bu anlamdadır). Durum böyle olunca, Hz. Ebu Bekir'in haccı yaptığı bir önceki yıl haccına "hacc-ı ekber" dendiğini adı geçen ayetin işareti ile, Rasûlüllah'ın hac yaptığı yılın haccına "hacc-ı ekber" dendiğini de, mezkür hadisin ibaresiyle anladığımıza göre "hacc-ı ekber" hem Hz. Ebu Bekir'in haccına has değildir, hem de her yıl tekerür eden bir şeydir. Iki yıl peşpeşe kurbanın birinci günü cumaya rastlamayacağına göre hacc-ı ekberin cuma ile de ilgisi olmamalıdır. Gerçi Hâzin'in bir ifadesine göre: "Hacc-ı ekber Rasulüllah'ın veda haccıdır ve o gün bir cuma günü idi." denmişse de (bk. H.B. Çantay, I/271; Ibnü l-Kayyim'in aldığı bir rivayet de işaretiyle bunu destekler, bk. Zâd'ül-Me'âd, I/204. Aliyyu 1-Kâri nin bir ifadesi de bu anlamdadır) bu bir tarihi tevafuktan ibarettir (Faik Reşit Unat'in hesaplarına göre Hz. Ebubekir'in haccının arafesi Salı gününe, Rasulüllah (sav)'in veda haccının arafesi ise Cumartesi gününe denk gelmektedir ki, bu durumda tesbitlerinde bir yanılma olmalıdır bk. Hicrî Tarihleri Milâdî Tarihe Çevirme Kılavuzu, s. 2,3). Bu durumda "hacc-ı ekber", kurban bayramının birinci günüdür, şeklindeki değerlendirme ve rivayetlerin daha isabetli olması gerektiği ortaya çıkar. Zaten tefsircilerin çoğu da "hacc-ı ekber"in bayramın birinci günü olduğu görüşündedirler.

Bu konuda ayrıca şu görüşler rivayet edilmiş ve serdedilmiştir:

1. Umreye "hacc-ı asgar" (küçük hac) denirdi. Ona nispetle hacca da "hacc-ı ekber" (büyük hac) dendi. Bu izaha göre "hacc-ı ekber" her yıl mevcuttur.

2. Her bir haccın en önemli nüsûküne diğer menasıkıne nisbetle, haccın en önemli yönü anlamında "hacc-ı ekber" denmiştir ki, bu da ya "Hac Arafat demektir." hadis-i şerifine binaen arefe günüdür. Çünkü Arafat'ta o gün durulur. Ya da haccın şeytan taslama, kurban kesme, tavaf-ı ziyaret gibi en önemli işlerinin yapıldığı, bayramın birinci günüdür. Bu son izah da baştaki açıklamamızı desteklemektedir. Bu izaha göre de "hacc-ı ekber" her yıl vardır.

3. Müslümanlarla beraber Yahudiler, Nasraniler ve Müşriklerin bayramlarının hep aynı güne rastladığıve Hz. Ebu Bekir'in hac emirligi yaptığı hacdır. Çünkü geçmişte ve gelecekte ilk ve son olarak böyle bir hac yaşanmıştır [Begavî, NI/8; Ibnü'l-Cevzî, Zâdü'I-Mesîr; NI/396; Suyuti, ed-Dürrü'l-Mensur, IV/128; Zemasheri, Kessâf (Mustafa el-Bâbi l-Halebi,1392), N/173]. Ancak bu ismin verilme sebebi olarak böyle bir izahın yapılması bazı noktalardan ötürü isabetli olmasa gerektir. Çünkü hac, kâfirlerin ve müşriklerin katılması ile niçin "büyük" olmuş olsun? Ayrıca daha önce verdiğimiz Ebu Davûd rivayetinin de gösterdiği gibi, Rasulüllah'ın haccettiği ertesi yıl haccına da "hacc-ı ekber" denmiştir. Halbuki, önceki yıl verilen ültimatom gereğio yıl hac'da müşrikler ve diğer gayrı müslimler yoktur.

4. "Hacc-i ekber" İslam'ın izzetini ve şirkin zilletini ortaya koyan hacdır (Elmalıli, NI/2450-54). Bu izaha göre Hz. Ebu Bekir'in haccına da Rasulüllah'ın haccına da "hacc-ı ekber" denebilir. Daha sonra da böyle izzetli bir hac yapılabilir. Hatta her hac bir bakıma bu anlamı bir nebze taşır.

Pek güçlü görülmeyen diğer bazı izahlara göre de "haccı ekber"; Sa'bî'ye göre, Ramazan'da yapılan bir umredir (Suyutî, age, IV/129). Mücahid'e göre "hacc-ı ekber" "kıran" haccıdır, "hacc-ı asgar" ise "ifrad" haccıdır (Ibnül-Cevzî age, NI/396; Ibn Hacer, Fethu'l-Bâri, VNI/321). Ibn Sîizn'e göre Rasûlüllah'ın "Ehli Veber" ile beraber haccettiği hacdır [Ibn Kesîr, (Darül-kütübi'l-ilmiyye,1408), N/525]. Süfyân es-Sevri'ye göre hacc-ı ekber bütün Mina günleridir. Kur'ân-ı Kerim'de "hacc-ı ekber günü" diye müfred (tekil) zikredilmesi tıpkı "Siffin günü", "Cemel günü", "Bu'âs günü" ... tabirlerinde olduğu gibi bir ifade biçimidir. Bu isimlerle zikredilen olaylar da tek günlük olay olmadıkları halde "ün" onlar için de müfred olarak kullanılmıştır ki, "zaman" anlamındadır (Begavî, NI/8).

Sonuç olarak ağırlık kazanan görüş şudur: Her hac ve özellikle de bayramın birinci günü bir "hacc-ı ekber"dir. Yeter ki, şuuruna varılsın, Allah'ı ziyaret ediyormusçasına yapılsın, mebrur ve makbul kılınabilsin.

Arafesi cumaya rastlayan haccın faziletine dair rivayet edilen hadise gelince:

"En faziletli gün cuma gününe rastlayan Arafe günüdür ki, cumaya rastlamayan yetmiş hacdan daha üstündür." mealinde, halk dilinde meşhur bir söz vardır [bk. Ibn Abidîn, N/178 (Amira); ayrıca, N/254] Ancak bazı alimler bu rivayeti doğru bulmazlar. [Ibn Kayyim (Zâdü'l-Mead, I/25-26 (Daru'l-Ihya); el-Münavi (Feyzul-Kadîr, N/28) ve Elbanî (Elbanî, Silsiletü'1-Ehadis-ed-Daife, I/245 (H.207)]

Değerli Imam, Aliyyül-Kâri'nin bu konu hakkında müstakil bir risalesine muttali oldum. "el-Hazzûl-evfer filhaccı-ekber" (Risalenin tam metni için bk. Huseyn el-Mekkî, Irâdü s-Sâri, 316-322) adlı bu risalesinde, "Hûlâsa; Haccı-ı ekber hakkında dört görüş vardır:

a. Arefe günüdür.
b. Kurbanın birinci günüdür.
c. Ifâda Tavafının yapıldığı gündür.
d. Bütün hac günleridir.

Bu görüşleri birbiriyle çelişiyor da değildir. Çünkü küçüklük büyüklük nisbî (görevli) kavramlardır. Buna göre cumaya rastlayan hac, rastlamayandan, haccı kıran ifraddan, mutlak hac umreden daha büyüktür. Bu itibarla hepsine "hacc-ı ekber" denebilir... Ama Arafe günü cumaya rastlayan hacca hacc-ı ekber denmesi ise sonradan ortaya çıkmış örfi bir kavramdır" (agr. 218) dedikten sonra bunu da bütün bütün reddetmeyip diyor ki:

"Fakat halkın dili Hak'kın kalemidir; Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir... Arafesi cumaya rastlayan haccın hacc-ı ekber olduğunu ve yetmiş hacca denk bulunduğunu bildiren hadise "mevzu" denmesi yersizdir. Zayıf olabilir. Ancak sahih olması halinde zarar vermeyecek böyle bir konuda zayıf hadisle de amel edilir. Bunu destekler mahiyette, arafenin ve cumanın ayrı ayrı faziletlerine dair çok rivayetler vardır. Ezcümle cuma haftanın, Arâfe ise senenin en faziletli günleridirler. Bu iki günün birleşmesi halinde "nur üstüne nur" olacağı açıktır..." (age. 219-20).

İşte Aliyyül-Kâri'nin risalesinin özeti budur. Özellikle son açıklaması çok güzeldir. Cumaya rastlayan Arafede faziletlerin cuma, artı, Arafe diye katlanacağı muhakkaktır. [Konu hakkında ayrıca iki risale ismine daha rastladık. Ancak henüz görmediğimizden mahiyetlerini bilemiyoruz. 1. el-meslekü'l-ezfer fi beyâni'l-haccı'l-ekber. Ibn Azûz (Kesfu'z-Zanûn Zeyli N/479). 2. el-haccul-ekber, kaside. Ibn Arabî. agk. N/632]

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Forum Yoklaması - Yoklama Defteri
Yazar: RasitTunca - 07-07-2022, 02:34 PM - Forum: Forum Cafeterya - Yorum Yok



Forum Yoklaması - Yoklama Defteri

Merhaba Foruma Giren Arkadaş, Hangi Saatlerde Girdiğini Buraya Yazarsa Sevinirim.

Forum Yönetimi

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Ehli Kitabın Ahiretteki Durumu Kur’an’da Nasıl Anlatılmaktadır - Emre Dorman
Yazar: RasitTunca - 07-04-2022, 08:49 PM - Forum: TV Program Video - Yorum Yok



Ehli Kitabın Ahiretteki Durumu Kur’an’da Nasıl Anlatılmaktadır - Emre Dorman

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Faruk Sabancı & Ece Seçkin'den "Bon Voyage" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 07-03-2022, 11:11 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok




Faruk Sabancı & Ece Seçkin'den "Bon Voyage" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Faruk Sabancı & Ece Seçkin

Şarkının ismi :Bon Voyage

Yayınlayan Grup :netd müzik

Yayınlanma Tarihi :20 Ağustos 2021

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Kate Linn'den "On My Way " Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 07-03-2022, 10:23 AM - Forum: Yabancı Müzik Klipleri - Yorum Yok




Kate Linn'den "On My Way " Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Kate Linn

Şarkının ismi :On My Way

Yayınlayan Grup :Thrace Music

Yayınlanma Tarihi :28 Ağustos 2020

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır