Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Muhammed-1 Üç Yerde Kimse Kimseyi Hatırlamaz Hadisi
Yazar: RasitTunca - 12-31-2022, 03:18 AM - Forum: Günün Hadisi - Yorum Yok

Babama : Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.

Peygamberimiz de Buyurdu ki:

"Fatma kızım ben üç yerde kimseyi hatırlamam, o yüzden ölmeden rabbinden nefsini satın al. Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan, vallahi ben bile, senin namına hiçbir şey yapamam" der.

(Hadis Hz Fatma)

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-1 Fatma kızım ben üç yerde kimseyi hatırlamam o yüzden ölmeden rabbinden nefsini satın
Yazar: RasitTunca - 12-31-2022, 03:18 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok

Üç Yerde Kimse Kimseyi Hatırlamaz Hadisi

Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı.

Sonra der ki Fatma

Ben cehennemi hatırlayıp ağladım.

Sonra, camide sabah namazını kıldıran Babam (Peygamber Efendimiz) , âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz. Fatıma’yı ağlar vaziyette görünce,

Niye ağlıyorsun? diye sordu.

Ben Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.

(Hz Fatma baba bana da ahirette yardımcı olursun herhalde der)

Peygamberimiz de  Buyurdu ki:

"Fatma kızım ben üç yerde kimseyi hatırlamam, o yüzden ölmeden rabbinden nefsini satın al. Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan, vallahi ben bile, senin namına hiçbir şey yapamam" der.

(Hadisin Orjinali bu Halde Olmalıydı)

Ama intenrnette onları (Bu hadisleri) dağınık ve karışık halde bulabildim


işte bu haldelerdi


üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:

1) Mîzan yanında; tartısı ağır mı geldi, hafif mi öğreninceye kadar.

2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar… Sağına mı, soluna mı; yoksa arkasına mı?

3) Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca, bunu geçinceye kadar.

(Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755)

“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, ölmeden rabbinden nefsini satın al, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..."

(Müslim, iman,89)

internet aramamda bu konuda buldugum üç makale

Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı. Sonra, camide sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz, âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz. Fatıma’yı uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı ve

“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." [1]  Buyurdular.

Bu hadisi şerif haktır, hakikattır. Şefaatte haktır, hakikattır. İlk önce şefaat var mıdır? Yok mudur? Sorusunun cevabını vermeye çalışalım.

Şefaat kelime manası olarak; birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurtarmaktır.

Ayeti Kerimelerde Cenab-ı Zülcelal Hz.leri;

“Muttakileri o çok esirgeyici (Allah’ın) huzuruna süvari elçiler gibi toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak Cehenneme süreceğimiz gün, çok esirgeyici (Allah’ın) nezdinde ahit edilmiş olanlardan başkaları şefaat hakkına malik olmayacaklardır.” [2]

“O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” [3]

“Onlar/melekler, sadece O’nun/Allah’ın razı olduğu kimse hakkında şefaat edecekler.” [4]

“Göklerde nice melekler var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez.” [5]

“Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder” [6]

Ayetime kerimelerden de anlaşılacağı üzere Allah-ü Teâlâ Hazretleri'nin izni ve müsaadesi ile Rasulullah (sav) Efendimiz,  evliya, âlim, şehit ve kısacası hayırlı kimseler, iman ehli olanlara azaptan kurtulmaları için vesile olup, Allah-ü Teâlâ’ya onların af olunması için dua edecek; Allah-ü Teâlâ’da dilediğini bağışlayacaktır.

Ayet-el Kürsi’de yer alan “Onun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?” mealindeki ifadesi, bu konuda açıktır;  Şefaat vardır, fakat Allah’ın izni olmadan kimse kendi başına şefaat edemez.

Efendimiz (sav) Hz.leri;

“Benim ümmetimden çok büyük bir topluluğa şefaat eden olacaktır. Yine Benim ümmetimden bir kabileye şefaat eden olacaktır. Yine Benim ümmetimden birkaç kişiye şefaat eden olacaktır. Ta ki (hepsi) cennete gireceklerdir.” [7]

“Benim şefaatim (bütün ümmete) mubahtır. Ancak ashabıma söven kimseler müstesnadır.” [8]

Ayet ve hadislerle den anlaşılacağı üzere şefaat haktır, o zaman sorunuzun sebebi olan hadisle bir çeliş ki mi var?

Bu hadisi şeriflerle ayetler arasında elbette bir çelişki olamaz. Şefaat hadisleri, İslam ümmetini ümitsizlikten kurtaran ve hakikaten tahakkuk edecek bir gerçeğin ifadesidir. Ehli Sünnet bu konuda ittifak halindedir.

Peygamber Efendimiz bir gün, halası Safiye ve kızı Fatma'ya hitaben:

“Kalkın, Rabbinizin emrini yerine getirin. Peygamberin kızı ve halası olmanıza güvenmeyin. Yoksa yarın, kıyamet gününde, Rabbimden izin olmadıkça benden size bir menfaat gelemez” buyurdular.

Peygamber (sav) Efendimizin kendi akrabasına, halasına, kızı Fatıma’ya, eşi Aişe’ye hitaben söylediği buna benzer ifadelerin hikmeti nedir öyle ise?

Kişilerin Allah’a kulluk vazifelerini bir kenara bırakıp da, başkalarına güvenerek ibadetlerinde gevşeklik yapmamaları içindir. Son sözün her zaman Allah’a (cc) ait olduğunu bizlere hatırlatmak içindir. Bazı sahtekâr din tüccarlarının kendini şefaat makamında görüp de bunu sağa sola dağıtmasını engellemek içindir. Yani ümmet-i Muhammedi uyarı amacı iledir.

Biz Allah’a kulluk vazifemizi yerine getirmek için ne gerekiyorsa yapacağız, nefsimizi terbiye etmek için çabalayacağız bu minvalde ilerlerken geri kalan kusurlarımızın af mağfireti için Allah’a (cc) dua edip o’nun şefaatçi kılacağı aziz kullarının şefaat halkasına dâhil olabilmek için elimizden geleni yapacağız.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.lerine ilk biat ederken;

“Siz beni Allah’a vuslat edebilecek misiniz? Beni son nefeste imanlı bir şekilde ahirete göç etmeme vesile olabilecek misiniz?” Diye sorar,

Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri de;

 “Allah’a kulluk vazifeni eksiksiz yaparsan sana söylediklerim hepsini yaparsan ben seni Allah’a  (cc) vuslat ederim. Allah’ın izniyle isteklerinin hepsini gerçekleştiririm. Ama benim dediklerimi yapmazsan mahşer gününde yüzün kara olsun mu?” Der.

Allahu Teâlâ böyle bir yetkiyi ancak kendilerine biat etmiş kişilere verip hakiki manada amel etmiş kimseler bu kapsam içerisine girer. Ya değilse kendisini derviş zannedip boş şeylerle uğraşan, heva ve hevesi için koşan insanların mahşerde nasibi yoktur.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri sohbetlerinde şu mısraları pek söylerdi;

Gurrab gibi ötme ile

Tembel tembel yatma ile

Helal haram yutma ile

Cennet cemal bulunur mu ?

Burada önemli olan husus; bir Müslüma'nın Allah’ın kendilerine şefaat hakkı verdiği kimselerin manevi himayeleri altına girebilmesi için Allah’a kulluğa riayet etmiş olması gerektiğini aklından çıkarmamalıdır.

Şefaati inkâr edenlerin, dünyada da ukbada da kazanacakları hiçbir şey yoktur. Çünkü Allah (cc) ahirette kullarına, kulları O’nu nasıl bilip tanımışlarsa, öyle muamele edecektir.

Allah (cc) Hadisi kutsisinde:

 “Ben kulumun zannı üzereyim” buyurmaktadır.

Hüküm ve karar sahibi O’dur. Cennet ve Cehennem O'nun emrindedir. Ancak O (cc), bazı kullarının şeref, itibar ve derecesini arttırmak, katındaki yakınlık ve dostluğunu göstermek için kendilerine bazı yetkiler verir; görevler yükler, şeref bahşeder, işte şefaat da böyledir.

Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın işine karışmak değildir. Şefaat izni ve yetkisi verilen bir kimseden şefaat istemek, Allah'a şirk koşmak değildir. Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın sevdiklerine bahşettiği bir şeref ve yetkidir. Şefaat, sevenlerin sevdikleri için aracı olup, naz makamında niyaz etmeleri, dostları adına gözyaşı dökmeleridir. Şefaat sevginin meyvesi, rahmetin esintisidir. Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın kullarına bir hediyesidir.

Hz. Mevlana, çok riyazet yapar, bazen günlerce bir şey yemez, pek az uyurdu. Allah'ı zikir ve ona ibadet en büyük zevki ve meşguliyetiydi.  Etrafında toplanan bütün ihvan ve müritlerini de zühd ve takvaya ve şeriatla amele teşvik eder, onlara nasihatlerde bulunurdu.

Ancak oğlu Emir Alim Çelebi namaza karşı biraz ihmalkarmış. Hz. Mevlana kendisini her gördüğünde namazlarına devam etmesini söyler, ikazda bulunurmuş.

Emir Alim Çelebi bir gün babasının huzuruna gelerek tazim ve hürmetle oturmuş. Cenab-ı Mevlana ona hitaben;

“Emir Alim  İhlas suresini  biliyorsun değil mi?” deyince, Emir Alim;

 “Evet biliyorum” diye cevap vermiş. Hz. Mevlana;      

“Öyle ise oku da dinleyelim” buyurmuş.

Emir Alim İhlas Suresini okuyup bitirince Hz. Mevlana;

“ Allah Teâlâ, benim anam, babam, oğlum, kızım, şerikim ve nazirim yoktur, buyuruyor. Şimdi tam çalışma zamanıdır. İbadete çalış, bana güvenme. Allah'ın has kulları onun sıfatlarından feyz alırlar ve ahlakıyla ahlaklanırlar” buyurup ardından şu ayet-i kerimeyi okumuş;

“Kıyamet gününde aralarında neseb farkı gözetilmez ve onlara kimin nesillerinden olduklarını da sormayacaklar”

 Ayrıca Mesnevide bir beyitte: 

“Bil ki; bu yolda soyun sopun kıymeti yoktur. Fazilet ve mazhariyetin mihrabı zühd ve takva'dır.” buyruluyor.                 

Eflakî'nin naklettiği bu olaya Nefisüddin ilaveten diyor ki:

Emir Alim gittikten sonra, bizler hep ağladık ve sonumuzun kaygısına düştük. Bunu gören Üstadımız Hz. Mevlana:

“Bu derece telaşlanıp ye'se düşmek de icap etmez. İstiyoruz ki; Emir Alim 'imiz Hak yolunda pek tembel olmasın, fena nefse uyup yolda kalmasın. Allah Teâla ibadet etmeyenleri, kullukta tembellik edenleri sevmez” deyip, bizi irşat ettiler.

Bu olay ehl-i gafleti içinde bulundukları dalgın uykudan uyandırmalı. “Falanca mürşidin neslindenim”  ya da “ben falancanın dervişiyim” deyip de; namazı, orucu, zikri, fikri ve hatta şeriatı bir tarafa bırakıp kulluk vazifesini külliyen ihmal edenlere ibret olmalıdır.

Evet, ameli olmayana, nesebi ne faide sağlayacaktır?

Hakikat bu yolda iken ömrünü fani emeller, Hakk'ın razı olmadığı amellerle ifna edenler, gençliğini sefahat mahallerinde geçirip emanetullah olan vücudunu heva ve hevesleri peşinde çürütenler, sıhhatli günlerinde hastalık anlarına ve hayatlarında ölüm günlerine hazırlanmayanlar, ne bedbaht insanlardır. Dede ve babalarının cenazesini kabre elleriyle koydukları halde bir an olsun;

“Biz nereden geldik, niçin geldik ve akibet nereye gideceğiz” diye düşünmeyen, üstelik kendisine bir de münevverlik ve üstünlük hakkı tanı(Zeker), ehl-i İslamı hor ve bakir görenler ne büyük bir hüsran üzeredirler.

Rabbim kendine layık kul ve Habibine has ümmet eylesin…

 

 

[1] Müslim, Iman,89

[2] Meryem Suresi 85-87

[3] Ta ha Suresi 109

[4] Enbiya Suresi 28

[5] Necm Suresi 26

[6] Zuhruf Suresi 86

[7] Tâc

[8] Feyz-ül Kadir


---oOo---

Hz. Âişe radıyallâhü anhâ vâlidemiz anlatıyor:

(Bir gün) cehennemi hatırlayıp ağladım. Resûlüllah (s.a.v.):

*** Niye ağlıyorsun? diye sordu.

*** Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.
Buyurdu ki:
*** üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:

1) Mîzan yanında; tartısı ağır mı geldi, hafif mi öğreninceye kadar.

2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar… Sağına mı, soluna mı; yoksa arkasına mı?

3) Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca, bunu geçinceye kadar.

(Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755)

Bilindiği gibi Mîzan, âhirete îmânın bir cüzüdür.
Ehl-i Sünnet vel-Cemat âlimleri, icmâ ile Mîzan haktır demişlerdir.
Hadis-i şeriflerle olduğu gibi, Kurânla da sabittir.

Âyet-i kerimede, "Biz kıyâmet gününe mahsus adâlet terazileri koyacağız.Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır.(O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu getiririz (mizâna koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz." (Enbiyâ, 47) buyuruluyor.

Mîzan, kıyâmet günü kurulur. Kulların amellerinin yazılmış olduğu defterler Mîzanda tartılır.
Bu Mîzanın iki kefesi vardır; biri hasenâtın (iyiliklerin) tartılması için, diğeri de seyyiâtın (kötülüklerin)…

---oOo---

"Ey kızım Fatıma!, Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." Hz. Muhammed S.A.V. (Müslim, İman,89, Hadis no:351)

26/ŞUARÂ-214: Ve enzir aşîretekel akrebîn(akrebîne). Ve en yakının olan aşiretini uyar.

Hak, en büyük vazife olan tebliğ hususunda " Ve en yakının olan aşiretini uyar. “ buyurarak, Allah Resul’ünün, işe akrabalarından başlamasını emretmiştir. Bu ayet indirildiğinde Peygamber Efendimiz ailesinin bütün fertlerini, akraba ve yakın komşularını Ebû Kubeys tepesinde bir yemekte toplamış ve onlara hitaben; Ben şimdi şu dağın öbür yamacında düşman süvarilerinin bulunduğunu ve size saldırmak üzere olduklarını söylesem bana inanır mısınız?" diye sormuştu. Onlar, "evet inanırız" deyince Efendimiz sözlerine şöyle devam etmişti: "Ben şiddetli bir azaptan önce size gönderilmiş bir uyarıcıyım." Bunun üzerine, Ebû Leheb öfkeden yerinde duramaz hâle gelmiş, hâşâ "Ağzın kurusun. Sırf bunun için mi bizi buraya çağırdın?" diyerek hakaret etmişti. Bundan sonra herkes dağılmış ve Peygamberimiz çok üzülmüşlerdi. Bunun üzerine Allahütealâ Peygamberimizi teselli etmek için Tebbet suresini inzal etti.

111/TEBBET (MESED)-1: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb(tebbe). Ebu Leheb'in iki eli kurudu ve helâk oldu.

111/TEBBET (MESED)-2: Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb(kesebe). Ona malı ve kazandıkları bir fayda vermedi.

111/TEBBET (MESED)-3: Se yaslâ nâren zâte leheb(lehebin). Alevli ateşe atılacak.

111/TEBBET (MESED)-4: Vemreetuh(vemreetuhu), hammâletel hatab(hatabi). Ve onun, odun taşıyan kadını da.

111/TEBBET (MESED)-5: Fî cîdihâ hablun min mesed(mesedin). Onun boynunda mesedden (bükülmüş liften) bir ip vardır.

"Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kurudu da." mealindeki ayet-i kerimeyi ihtiva eden "Tebbet" Suresi’nin indirilmesiyle teselli olan Efendimiz, Ebû Leheb gibi kimselerin mani olmaya çalışmalarına rağmen Allah'ın emrini yerine getirmiş, her fırsatta aile ve akrabasına da tebliğ ve irşatta bulunmuştu. Bir defasında, kavim ve kabilesine seslenerek şöyle buyurmuştu:

"Ey Kâ'b b. Mürre oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ben, ahirette sizin adınıza bir şey yapamam! Ey Abdimenâf oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ahirette sizin adınıza bir şey yapmak elimden gelmez! Ey Abdülmuttalip oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ahirette sizin adınıza da bir şey yapamam!"

Efendimiz kendisine en uzak kabile ve oymaktan başlayıp en yakınlarına gelmiş ve "Ey Allah Resulünün halası Safiyye, sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira ahirette senin adına da bir şey yapamam!" buyurmuştu. O Safiyye (radıyallahu anhâ) ki, Hazreti Hamza'nın kız kardeşiydi. O Safiyye ki, Allah Resulünün "Havarim" dediği Zübeyr'in anasıydı. O Safiyye ki, Allah Resulünün öz halasıydı. Buna rağmen İki Cihan Serveri, ona da "Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira ahirette senin adına da bir şey yapamam!" demişti. Efendimiz, sözlerini o kadarla da bitirmemişti, son olarak kendi kızı Zügrem dediği ciğerparesi Hazreti Fatıma'ya (radıyallahu anhâ), "Ey Muhammedin kızı Fatıma! Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira ahirette senin adına da bir şey yapamam." demişti. Efendimiz, emri çok iyi anlıyor ve yerine getiriyor; yakınlarından başlayarak hem inzar ediyor, hem de müjdeliyordu. İnzar ederken, ev halkına ve can parçası kızına da söyleyeceğini söylüyordu.

Evet, Allah Resulünün saadet hanesinde sürekli bir haşyet tüter dururdu. Allah Resulünün bakışlarda her zaman cennetlerin güzelliğini veya cehennemlerin korkutuculuğunu görüp hissederlerdi. Namaz kılarken huşu içerisinde O'nun titreyip ürpermeleri, kâh ileriye kâh geriye gidip gelmeleri; O'na bakan herkese Allah'ı hatırlatırdı. İmam Nesaî naklediyor: "Allah Resulü namaz kılarken içinde bir güveç kaynıyor gibi ses duyulurdu." Daima ağlamaklı bir hal ve cezbe ile Allah'a yönelerek namazını öyle kılardı. Peygamber hanesinin sakinleri O'nu hep Rabbinin huzurunda, başı yerde, titreyerek ve irkilerek secde eder vaziyette görürlerdi. Tabii ki, O'nun bu hali bile tek başına bir uyarıydı. Allah'tan çok korkan ve onu sonsuz seven Nebiler Sultanı'nın, hanım ve evlatlarında da aynı huşu vardı. Çünkü Allah Resulü, hep yaşadığını söylüyor ve söylediklerini de davranış biçimleriyle gösteriyordu. "Kişi sevdiğiyle beraberdir." diyen Hazreti Muhammed'i seviyorsanız, yolunda olacaksınız; çünkü ancak yolunda olanlar ötede onun sancağı altında ve şahitliğinde olacaklardır.


Derleme Makalelerim

Raşit Tunca
Schrems,31.12.2022

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-1 Hz Mehdinin açacağı siyah livaül hamd sancağı nerede kimde topkapıda mı gerçekten?
Yazar: RasitTunca - 12-31-2022, 01:59 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum (1)

Hz Mehdinin açacağı siyah livaül hamd sancağı nerede kimde topkapıda mı gerçekten?

Neden Viyana seferi yapılır?  Kara mustafa paşa? neden kara mustafa? neden avusturya viyana seferi? sebeb ne? bunlar ne biliyor du gizli sır avusturya, Avusturya ÖVP partisi neden siyah lar ve siyah bayraklıdır? yani siyah sancak, en son kime verildi? emenet nerede? kim de? karoglan nerede? neden karoglan? neden black ve blackler partisi? ÖVP  ve t a yy ip neden siyahdan turkuaza döndü neyi saklıyorlar?Avusturya da neden yeşiller kırmızılar ve siylar vardır? neden karoglanın bulunduğu yer mavi ve sarıdır? yani yeşili oluşturan iki renk ve viyana seferi ve  yani ik kutsal kanın karıştığı yeri mi temsil ediyor? ha ha haaaaaaaa? hz isa kanıyla sarı kanın birleştiği yer ve  seyyid e  kutsal kana döndüğü yer livaül hamda döndüğü yer ve SPÖ neen Kırmızılar ve türk ve bayrakda birlik kırmızı beyaz avusturya bazrak ve trk bazrak sorular sorular sorular kaooooos? çift başlı kartal ve çift başlı kurdun hikayesi

3 pelerin yada sancak

3 betlehem ve yeşil siyah ve kırmızı Hz Mehdinin kanı soyunu temsil eden

Bunlar ve daha fazlası konuyu açıklayan vazımızda ve videomuzda saklı

vdeoya buradan bak




Internete buldugum bu konuda makale

Siyah Sancak ya da Sancak-ı Şerîf, Hz. Muhammed’e âit olduğu söylenen ve bugün İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetler (أمانات مقدسة ) arasında saklanan sancak/bayrak olup, "Alem-i Nebevî", "Alem-i Şerif", "Livâ-i Saadet" ve "Livâ-i Şerif" adlarıyla da anılmaktadır. Hz. Muhammed döneminde, savaşlarda kullanıldığı sıralarda, bu sancak Kureyş’in büyük bayrağına telmîhen ve Kureyşlilerce çok hızlı uçan "tavşancıl" kuşu demek olan "Ukâb" ya da "Uküb" ismi ile anılıyordu. Siyah Sancağın sonradan aldığı yeşil renkten ya da kılıfının da yeşil olmasından dolayı, 18. yüzyıldan itibaren, "yeşil sancak" anlamına gelen "Livâ-î Hadrâ" diye anıldığı da görülmektedir.

D’Ohsson’un kaynaklara atfen bildirdiğine göre, Hz. Muhammed’e ait birçok beyaz ve siyah renkte sancaklar vardı ve bunlardan siyah renkte olanı, Hz. Ayşe’nin kapı perdesi vazifesini görüyordu ki, "Uküb" ya da "Sancak-ı Şerîf" diye tanınan sancak, işte buydu.

Hz. Muhammed döneminde her komutan, savaşlarda askerî bayrak taşıyor ve her biri mızrağı elinde olarak. kendi kıtası başında savaşıyordu. Bizzat Peygamberin iştirak ettiği Bedir Gazası’nda ise, ilk defa Hamza "sancak-ı şerif"i taşıdı; daha sonra Mekke’nin fethi günü bu şerefe Hz. Ali nail oldu. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, halîfe Ebû Bekir de İslâmiyet’in en önemli sembollerinden biri olan bu sancağa karşı büyük saygı göstermişti.

Hicretin 1. yılında kullanılmaya başlanan Hz. Muhammed’in bayrağı, uzun bir mızrağa bağlanmış beyaz biz: kumaştan ibaretti. Hayber Savaşı’na kadar beyaz bayrak kullanılmıştı. Bu olaydan sonra "Rayet" adı verilen siyah sancak yapılmış ve Sancak-ı Şerîf olarak kabul edilmiştir.

Kaynaklardan, Hz. Muhammed’in ünlü bu ünlü sancağının sefer sırasında diğer Arap sancakları gibi bir mızrağın ucuna bağlanarak taşındığı öğrenilmektedir.

İlk dört halîfe zamanında, kumandanlardan ya da yüksek rütbeli emirlerden biri, her tarafta tazim gösterilen bu sancak, dâima ordunun önünde taşırdı. Şam’daki Emevî halîfelerine ve daha sonra da Bağdat ve Mısır’daki Abbâsî halîfelerine geçti.

Siyah Sancağın Yavuz Sultan Selim aracılığıyla halifelikle birlikte Osmanlı devletine geçişi ile ilgili 3 ayrı faraziye vardır. Bunlardan ilki, Memlük büyüklerinden Hayır Bey tarafından Rodos Kuşatması sırasında İstanbul’a gönderildiği, ikincisi I. Selim’in Mısır’ı fethinden sonra beraberinde getirdiği , sonuncusu da Şam’dan getirildiğidir.

Evliya Çelebi tarafından emanetler arasında sayılan sancak-ı şerifin yine Mısır’dan, fakat Kanûnî Sultan Süleyman döneminde getirildiği de söylenmektedir.

-
-
1594’ten sonra İstanbul’a gelen Siyah Sancak, 1595’te artık tamamen Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetlerle birlikte korunmuştur. Bu tarihi takiben pâdişâhlar, Sadrazam ve Serdâr-ı Ekrem’lerle birlikte Siyah Sancak, seferlere iştirak ettirilmiştir. Siyah Sancağın seferlerde Vezîr-i Azâm ya da Serdâr-ı Ekrem’e teslimi için büyük törenler düzenlenirdi.Bunun için öncelikle Hırka-i Saâdet’te “Fetih sûresi” okunur, bizzat hükümdar tarafından alınan sancak arz odasına getirilir, orada “Yasin sûresi” okunarak yaşlı gözler, dua ve niyazlarla ordu başkumandanına teslim edilir, savaştan sonra da aynı merasimle yerine konurdu. Sadrazam Sancak-ı Şerif ile sefere çıkınca zülüflü baltacılardan 30’u, bu sancağın altında Kurân-ı Kerîm okurdu.

Zamanla Sancak-ı Şerif eskiyince, devlet-i Âliye’de aslına göre 3 sancak işletilmiş ve Sancak-ı Şerif parçaları, bunların üzerine konmuştur. Bunlardan biri Hırka-i şerîfle beraber sefere götürülür, ikincisi Hazine-i Amire’de, üçüncüsü yine hazinede saklanırdı.

Sancak-ı Şerif Sandığı pek müzeyyendi. Sancak, sandığa konurken Kurân okunur, dua edilir, buhurdanlıklarda amber ve sarı sedir ağacı yakılırdı. Her seferde Sancak-ı Şerif ile birlikte "Sancak-ı Şerif Şeyhi" denilen bir görevli ile "evlâd-ı peygamberi"den Peygamber soyundan) bir kısmı sefere gider Sancak-ı Şerif serdarı ve sadrazâmın önünde Fetih suresi okurlardı. Sefer dönüşü Pâdişâh, Sancağı Davutpaşa sahrasında karşılardı.

1593’te Avusturya seferi münâsebetiyle Şam yeniçerileriyle birlikte ilk defa teberrüken (zafer kazanılmasına vesile olur düşüncesiyle) savaş alanına gönderilmek üzere, getirtilip, Gelibolu yoluyla orduya, Sadrâzam ve Serdâr-ı Ekrem Koca Sinan Paşa’ya gönderilmişti ki, İstanbul’a uğratılmadan gönderilmiş olması, ordu mensuplarını gücendirmiş, kendilerine itibâr edilmediğini, aynı zamanda Siyah Sancağa da hürmet gösterilmemiş olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştu. Siyah Sancak, bu yüzden ertesi yıl İstanbul’a getirtilip oradan Macaristan’daki savaş alanına gönderilmiştir. Böylece 2 yıl boyunca Şam’dan İstanbul yoluyla cepheye ve kış münâsebetiyle de tekrar aynı yoldan Şam’a gittikten ve gidiş-gelişinde hazînede saklandıktan sonra, 1595 senesinde seferden dönüşte "Enderûn-ı Hümâyûn"da alıkonulmuş ve bir daha Şam ‘a gönderilmeyerek, saraydaki emânetler arasında muhâfaza edilmiştir. Bu tarihten sonra pâdişâhlarla ve onlar sefere gitmedikleri zaman sadrâzam ve serdâr-ı ekremler ile beraber, sancak-ı şerifin sefere gönderilmesi âdet olmuştur.

Ayrıca Sancak-ı Şerif Osmanlı Devleti’ne karşı çıkan isyanları bastırmak için de kullanılırdı 2. Mahmut, 1826 yılında yeniçeri ocaklarını kapattığı "Vaka-i Hayriye" sırasında Sancak-ı Şerif’in açılmasını emretmiş, sancağın simgesel önemi İstanbul halkının pâdişâhı yeniçerilere karşı desteklemesinde büyük bir rol oynamıştı. İsyancılar yeni talimi istemiyordu. İstekleri kabul edilmedi ve katledilmelerine fetva verilerek, Siyah Sancak çıkarıldı. Halk da Siyah Sancağın altına çağrıldı. Bu olaylar sonucunda yeniçeriler tam manasıyla darmadağın edildi.

Benzer şekilde, 1687’de, 4. Mehmet’i hâl eden kapıkulu ocaklarının İstanbul’da yaptıkları taşkınlıklar tahammül edilmez bir hâle gelince, hükümet, Siyah Sancağı çıkarmak ve bir işaret bekleyen halkın yardımını sağlamak suretiyle, olayı bertaraf etmiş ve bu olayın sorumlularını da cezâlandırabilmişti.

Bu gibi isyanlarda yeniçerilerin: “Yeniçeri olanlar Etmeydanı’nda kazan başına gelsin!” diye bağırmalarına karşılık, pâdişâh ve hükümet taraftarları da: “Ümmet-i Muhammed’den olanlar, Sancak-ı Şerif’in (Siyah Sancağın) altında toplansın!” diye bağırırlardı.

-
-
Hâkim olan inanca göre, 7 yaşından 70 yaşına kadar her Müslüman’ın Siyah Sancağın altında toplanarak cihâda katılmaları farzdı ve bu cihâd, devletin emniyet ve bekasını tehlikeye sokan iç düşmanlara karşı da gerçekleştirilebilirdi. "Sancak-ı Şerif çıkarmak" demek, herkesi savaşa davet etmek demekti. Yani Siyah Sancak, bütün Müslümanları, bütün milleti bir araya toplayan bir simgeydi. Pâdişâh sefere gittiğinde halifelik alameti olarak Siyah Sancağı da yanında götürürdü. Hz. Muhammed’in sancağının kendileriyle birlikte olduğunu gören askerler, büyük bir heyecanla savaşırlardı.

2. Mahmut tarafından Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ye mahsus olarak üzerinde kelime-i şehâdet veya fetih âyetleri bulunan siyah bayraklar yaptırıldı. Siyah rengin tercihi, Hz. Muhammed’in "Ukab" isimli Siyah Sancağının rengini taklitten ileri geliyordu.

Topkapı Sarayı’nın, arz odası karşısındaki kapısı önüne dikilen sancağın dikildiği yere kimsenin ayak basmaması ve bu suretle hürmetsizlik gösterilmemesi, 2 Meşrûtiyet’e, kadar sağlanmış ve bunu temin için bu yerde nöbetçiler bekletilmişti. Şimdi burada, bu yerin hâtırasını muhafaza eden bir taş bulunmaktadır.

Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Osmanlı imparatorluğunun Siyah Sancak’tan en son istifâde etmek istediği savaş, 1. Dünya Savaşı olmuş ve bu savaşta Siyah Sancak çıkarılmak suretiyle “Cihâd-ı Ekber” (Büyük Cihad) ilân edilmişti.

Hayber Savaşı’ndan sonra siyah renkte kabul edilen Siyah Sancağın zamanla yıpranması sonucunda, parçaları üç ayrı sancak üzerine dikilerek korunmasına devam edilmiştir. Zamanla yıprandığından yeşil ipekli bir kumaş üzerine yerleştirilmiş şekilde bir sandukada muhafaza edilmektedir. Yeşil renkli kanfes torba içerisindedir. Siyaha yakın renkte yünlü kumaştan olup çürümüş parçalar bulunmaktadır. Bu parçalardan bazılarının üzerine sonradan dikilmiş yaldızlı yazı eserleri görülmektedir.

Sancağın yeşil torbasından dolayı halk arasında kendisinin de yeşil olduğu inancı yaygındır. Halbuki Hz. Muhammed’e ait sancaklar içinde yeşil yoktur. Yeşil olan sancak sonradan yapılmış, üzerine teberrüken asıl sancaktan bazı parçalar dikilmiştir.

Yeni sancak, 0.38 x 1.13 metre ebadında yeşil kumaştan olup yarısına yakın kısmı iki katlıdır. Üzerine sırma ile "Nasrun minallâhi ve fethun karîb" ile "Allah", "Muhammed" ve Aşere-i Mübeşşere’nin adları işlenmiştir. Sancak-ı Şerif, 1730 yılına kadar Eyüp Sultan Türbesi’nde muhafaza edilirken bu tarihte ortaya çıkan Patrona isyanında asilerin ele geçirme isteği üzerine derhal Topkapı Sarayı’na kaldırılmıştır

Derleme Makale
Rasit Tunca
Schrems, 30.12.2022

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Elif Buse Doğan & Serkan Çağrı'dan "Samsak Döveci" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 12-30-2022, 03:45 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum (1)




Elif Buse Doğan & Serkan Çağrı'dan "Samsak Döveci" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Elif Buse Doğan & Serkan Çağrı

Şarkının ismi : Samsak Döveci

Yayınlayan Grup : netd müzik

Yayınlanma Tarihi : 16 Mar 2022

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Dikkat-1 Meltem Rüzgarı Hadisi
Yazar: RasitTunca - 12-30-2022, 11:21 AM - Forum: Günün Hadisi - Yorum Yok

[attachment=87648]

Meltem Rüzgarı Hadisi

Kıyâmet dehşetinden önce Yemen tarafından çıkacak ipek gibi tatlı bir rüzgâr (Meltem Rüzgarı), mü’minlerin rûhunu kabzedecek sonra kıyâmet şerli insanların üzerine kopacaktır.

(Müslim, K.S.-5043)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Meltem Cumbul Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 12-30-2022, 10:15 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Meltem Cumbul Kimdir? Biyografisi

Meltem Cumbul (d. 5 Kasım 1969,[1] İzmir), Türk sinema ve dizi oyuncusu.
Hayatı

1969 yılında İzmir'de doğan Meltem Cumbul'un babası Akşehirli, annesi İzmirlidir. Çerkes kökenlidir.[2] 1983 yılında İzmir Türk Kolejinde başladığı liseden 1987 yılında Ata Kolejinden mezun oldu. 1991'de Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Drama Ana Sanat Dalından mezun oldu.

Meltem Cumbul'un kariyeri; Berlin Altın Ayı ödülünü almış Duvara Karşı'nın da (Head On) aralarında olduğu on altı sinema filmi, 'Türkiye televizyon tarihinin en çok izlenen dizisi' olma başarısını kazanmış Yılan Hikayesi'nin de aralarında olduğu altı dizi; Smokey Joe's Cafe, Taming of the Shrew gibi müzikal ve tiyatro oyunları ile Palm Springs, Queens, Ankara ve Antalya Altın Portakal Film festivalleri dâhil olmak üzere ulusal ve uluslararası birçok ödüle sahiptir.

2004 yılında Eurovision Şarkı Yarışması'nı Korhan Abay ile birlikte sunmuştur.

2005 yılından itibaren üç yıl süreyle, Los Angeles'ta Eric Morris'in kendisiyle yaptığı çalışmalar sonucunda öğrendiği metodu, mezun olduğu Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde hâlen öğretmektedir.

Özel Hayat

Meltem Cumbul ilk evliliğini 2003 yılında Çağlayan Tuğal ile yaptı. Bu evlilik bir yıl gibi kısa süre içerisinde sona erdi.

Meltem Cumbul ikinci evliliğini ise 2012 yılında ise Alican Özbaş ile yaptı. Cumbul'un bu evliliği de bir yıl sürdü.

Meltem Cumbul'un çocuğu yok. Cumbul çocuk sahibi olmak konusunda, "Hayatına çocuk sahibi olmaya değecek kadar bağlandığı kimsenin girmediği"ni düşünüyor.

Filmografisi
Sinema


1994 Bir Sonbahar Hikayesi Meltem Cumbul
1995 Bay E
Böcek
1997 Usta Beni Öldürsene Katja
1998 Karışık Pizza Emel
1999 Propaganda Filiz
Doğum Yeri Absürdistan Emine Dönmez
Duruşma Nazan 2000 Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2001 Maruf Cankız
2003 Abdülhamit Düşerken Şahabettin Paşa'nın kızı Nimet 2003 Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2004 Duvara Karşı Selma
2005 Gönül Yarası Dünya 2006 Fipresci Ödülü En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2008 The Alphabet Killer Elisa Castillo
A Beautiful Life Antanas
Mevlana Aşkı Dansı Seslendirme
2009 Her Şeyin Bittiği Yerden
2011 Tell Me Oh Khudaa Zainab Zardari Bir Hint Filmi
2011 Labirent Reyhan
2014 Kadın İşi: Banka Soygunu Gülay
2015 Yaktın Beni Leyla
Televizyon
Yıl Yapım Rol Notlar
1995 Sahte Dünyalar Nilgün Kılıç
Çiçek Taksi Meltem Cumbul
1996 Tatlı Kaçıklar Meltem Cumbul
1999-2001 Yılan Hikâyesi Zeynep
2002 Beşik Kertmesi Tekgül/Elmas Mağden
Biz Size Aşık Olduk Reyhan
2003 Gurbet Kadını Elif
2005 Avrupa Yakası Konuk oyuncu
2006 Arka Sokaklar Konuk oyuncu
2007 Parmaklıklar Ardında Konuk oyuncu
Doktorlar Konuk oyuncu
2008-2009 Aşk Yakar Nazlı
2011 Nuri Leyla
2013-2014 Muhteşem Yüzyıl Fatma Sultan
2021 Kırmızı Oda Pembe Konuk oyuncu

Talkshow

    1993: Rifle King Kong Show, Kanal 6
    1994: Nereden Başlasak Nasıl Anlatsak, Kanal D
    1995: Kolaysa Sen de Gel, atv
    1997: Meltem Cumbul Show, Kanal 6

Müzik

    1999: Seninleyim (Single) (NR1 Müzik)

Ödülleri

    2000: Duruşma filmindeki Nazan rolüyle Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
    2004: 11. ÇASOD/ En İyi Oyuncu
    2003: Abdülhamit Düşerken filmindeki Nimet rolüyle Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
    2006: Gönül Yarası filmindeki Dünya rolüyle Fipresci En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
    2006: Palm Springs International Film Festivali/En İyi Kadın Oyuncu

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 MİNE ÖLMEZ 12 BURÇ YORUMU
Yazar: RasitTunca - 12-30-2022, 01:24 AM - Forum: Fal&Burç Video - Yorum Yok



MİNE ÖLMEZ 12 BURÇ YORUMU

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Wie viel Liter passen in jeden Eimer?
Yazar: RasitTunca - 12-30-2022, 01:21 AM - Forum: Bilgi Eğitim Video - Yorum Yok



Wie viel Liter passen in jeden Eimer?

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Shakira ft. Carlinhos Brown'dan "La La La" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 12-29-2022, 09:22 AM - Forum: Yabancı Müzik Klipleri - Yorum Yok




Shakira ft. Carlinhos Brown'dan "La La La" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Shakira ft. Carlinhos Brown

Şarkının ismi : La La La

Yayınlayan Grup : Shakira

Yayınlanma Tarihi : 3 Eki 2009

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır