Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Yeni-3 Irmak Arıcı & Nahide Babashlı 'dan "Günahsızım" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 04-03-2023, 08:07 AM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok




Irmak Arıcı & Nahide Babashlı 'dan "Günahsızım" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Irmak Arıcı & Nahide Babashlı

Şarkının ismi : Günahsızım

Yayınlayan Grup : Irmak Arıcı

Yayınlanma Tarihi : 29 Mar 2023

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Yeni-3 Irmak Arıcı'dan "Ölümlü Dünya" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 04-03-2023, 08:06 AM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok




Irmak Arıcı'dan "Ölümlü Dünya" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Irmak Arıcı

Şarkının ismi : Ölümlü Dünya

Yayınlayan Grup : Irmak Arıcı

Yayınlanma Tarihi : 22 Mar 2023

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 John Wick: Chapter 4 (2023 Movie) Official Trailer – Keanu Reeves
Yazar: RasitTunca - 04-03-2023, 07:58 AM - Forum: Tanıtım Video - Yorum (2)



John Wick: Chapter 4 (2023 Movie) Official Trailer – Keanu Reeves

Bu konuyu yazdır

New-1 Bedava SMF Forum Scripti indir
Yazar: RasitTunca - 04-03-2023, 07:40 AM - Forum: Ücretsiz Script indir - Yorum Yok



SMF Bedava Forum Scripti indir ve Kendine Bir Forum Kur

Album-info2

Toplulukları bir araya getiren tartışma yazılımı.
Bir SMF forumunu çalıştırmak için sunucunun aşağıdaki gereksinimleri karşılaması gerekir ve en iyi şekilde aşağıdaki önerileri de karşılayan sunucularda çalışır. Bu yazılım, tümü internet tarayıcısı olan aşağıda listelenen istemcilerle çalışmak üzere test edilmiş ve doğrulanmıştır.
Temel Sunucu Gereksinimleri

Aşağıdakiler, SMF 2.0 çalıştırmayı amaçlayan herhangi bir sunucuda gereklidir.

    Yaklaşık 20 MB kullanılabilir disk alanına sahip bir web sunucusu. Zaman içinde başka içeriklerin yüklenebilmesi için çok daha fazlası önerilir.
    Apache veya Internet Information Server (IIS) gibi PHP'yi destekleyen bir web sunucusu.
    PHP 5.4.0 veya üstü
        2.0.7'nin altındaki SMF sürümleri PHP 5.5'te çalışmaz. PHP 5.5 kullanıyorsanız, SMF 2.0.7 veya üstünü kullanmanız gerekir.
        SMF 2.0.14 ve üzeri sürümler, PHP 5.3 veya altında çalışmaz. PHP 5.3 kullanıyorsanız, PHP'nin daha yeni bir sürümüne yükseltmeniz gerekir.
    Aşağıdakiler php.ini dosyasında değiştirilmelidir:
        Motor yönergesi Açık olarak ayarlanmalıdır.
        magic_quotes_sybase yönergesi Kapalı olarak ayarlanmalıdır.
        session.save_path yönergesi geçerli bir dizine ayarlanmalı veya boş olmalıdır.
        file_uploads yönergesi Açık olarak ayarlanmalıdır.
        upload_tmp_dir yönergesi geçerli bir dizine ayarlanmalı veya boş olmalıdır.
    Aşağıdaki veritabanlarından biri kurulu olmalıdır:
        MySQL 4.0.18 veya üstü (en az 4.1.0 daha iyi olacaktır) ve PHP MySQL istemci API 4.0.18 veya üstü.
        PostgreSQL 8.0 veya üstü (standart_conforming_strings, PostgreSQL 9.1'den itibaren kapalı olarak ayarlanmalıdır, varsayılan değer açıktır)
    Veritabanı için gereksinimler şunlardır:
        Temiz bir SMF kurulumu için veritabanında en az 2 MB depolama alanı. Lütfen bunun yalnızca kurulum için yeterli olduğunu unutmayın.
        Veritabanı kullanıcısı en azından şu ayrıcalıklara sahip olmalıdır: SELECT, INSERT, UPDATE, DELETE, ALTER ve INDEX.
        Veritabanı kullanıcısı, kurulum, dönüştürme ve bazı paket kurulumları sırasında CREATE ve DROP ayrıcalıklarına sahip olmalıdır.

Sunucu Önerileri

Bunlar gerekli değildir, ancak SMF kurulumunuz için faydalı olabilir ve daha fazla işlev kullanmanızı sağlayabilir.

    Yazım denetimi işlevi için GNU Aspell 0.50 veya üstü (uygun sözlüklerle birlikte).
    Apache 2.0.x veya üstü, AcceptPathInfo sorgusuz URL desteği için Açık olarak ayarlanmış.

    PHP, php.ini dosyanızda aşağıdaki kümeyle birlikte:
        max_input_time yönergesi en az 30 değerine ayarlanmıştır.
        max_input_time yönergesi en az 30 değerine ayarlanmıştır.
        post_max_size ve upload_max_filesize, karşıya yükleyebilmek istediğiniz en büyük eklerin boyutuna ayarlanır.
        memory_limit yönergesi en az 32.MB değerine ayarlandı
        max_execution_time yönergesi en az 15 değerine ayarlandı.
        register_globals yönergesi Kapalı olarak ayarlandı.
        session.use_trans_sid yönergesi Kapalı olarak ayarlandı.
        güvenli mod devre dışı veya PHP suExec etkin.
        BCMath kitaplığı, OpenID kayıt yöntemini kullanmak için etkinleştirildi.
        mod_security devre dışı bırakıldı (daha fazla bilgi için lütfen Mod güvenliğine bakın).

    GD Graphics Library 2.0 veya üstü.

Temel İstemci Gereksinimleri

    Microsoft Internet Explorer 6.0 veya üstü (7.0 veya üstü önerilir).
    Opera 7.0 veya üstü (9.5 veya üstü önerilir).
    Netscape 6.0 veya üstü.
    Mozilla Suite 1.0.2 veya üstü.
    Konqueror veya Galeon
    Apple Safari 1.0 veya üstü (3.0 veya üstü önerilir).
    Mozilla Firefox 3.0 veya üstü (3.5 veya üstü önerilir).
    Google Chrome 1.0 veya üstü (12.0 veya üstü önerilir).
    2011'den sonra yapılmış herhangi bir Modern tarayıcı


Downloaden-2

SMF Anasayfa
https://www.simplemachines.org/

Alttaki Linkten Scripti indirin Lütfen

Arrowunten
SMF Forum Scriptinin Son Sürümünü Buradan indir

https://download.simplemachines.org/



Smileys-2

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Forum Sayfası Nasıl Gezilir
Yazar: RasitTunca - 04-02-2023, 02:40 PM - Forum: Acemilere Forum Yardım - Yorum Yok



Karoglan Başağaçlı Raşit Anlatıyor

Forum Sayfası Nasıl Gezilir
Bilgilendirici Video

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Son süreç ne kadar uzun dur? Allahu alem (Allah bilir)
Yazar: RasitTunca - 04-01-2023, 03:40 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



Son süreç ne kadar uzun dur? Allahu alem (Allah bilir)

Bismillahirrahmenirrahim

بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

Bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm.

Hz Nuh Aleyhisselam gemi'yi kaç senede inşa etti? ve azab ne zaman indi? her çiftten ikişer tane gemiye alınma....  süreç ne kadar uzun? tufan kopma hadisesi... ve sonunda geminin karaya inmesi ve. kurtuluş ve "Ümmetı necat" kurtulanlar zümresi....

Ya bu gün! Güneş'in batı dan doğması ile başlayacak olan süreç ve  Hz Mehdi'nin "Ümmeti Necat" ı toplaması, ve bu döngüdeki tufan yani kıyamet' inde kopması! ve kurtulanar zümresinin  yeni dünya'yı tekrar inşa etmesi de bir süreç. Ne kadar sürer Allahu alem! (Allah bilir) erken gelen çok beklemek durumunda kalır (kalabilir belki de), sonra gelenin de kurtulamama ihtmali var,

'Rabbinin alâmetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmeyen yahut imanıyla hayır kazanmayan hiçbir kimseye o günkü imanı asla fayda vermez.' (Enam, 6/158) anıdır." (Buhari, Tefsir, 9, Rikak, 40)

ve erken gelip sabredemeyen "hani birşey olacağı yok" deyip geri dönenler kaybeder! ve öyleyse "karda sürünüyor olsanızda..." hadisi ile  tufanlar başlayıp, kar fırtınaları başlayınca bile olsa, hala geç kalmış sayılmazsınız, hemen mehdiye doğru gidin O'nu ve yerini duyduysanız biliyorsanız hemen O'na yönelin.......


Hz Nuh'un gemi nedir bilmemesi ve Rabbine sormasi  "Gemi nedir  gemiyi nasıl yapayım" diye sorması

ve O'nunda(Rabbimizin de) "Bir tavuğun göğüs kemiğine bak yap" demesi

daha sonra da ora dan geçen ihtiyar bir kadının, Hz Nuh'a inanıp, tufan hakkında sorması, ve O'na yardım olarak tavuğunu vermesi, ve fakat o gün gelince,  bu tavuk karşılığında, O'nu da gemiye almayı unutmaması için rica etmesi, buna rağmen Allah'ın Hz. Nuh'a O kadını gemiye almayı unutturması, ve sonra akla gelmesi,  ve "Güvercin ve Zeytin Efsanesi" ve  gemiye alınması unutulan zeytin ağacı ve, zeytin dalından bir dal, yapraklı zeytin koparıp gelimesi için,  güvercin'in gönderilmesi, ve  uçurularak gemiye alınan zeytin ağacı, ölmsüzlük ağacı ve, işte o unutulan, ve hatırlanınca, uçarak gemiye alınan "ilafihim" karısı (ismi, yahutta lakabı, "ilafihim" olan kadın), ve kureyş suresinde ismi geçen "ila  fi him" manası  "bu onun için" yani tavuğunu onun için feda eden kadının lakabı, ila fi him, yarı almancı, ya da ingiliz = "Him" , yarı arap.. Hüve>>Hüma >>Hüm (Him)>>> veya He>> Him >>She >>Herr

Son a kalanlardan olmayın, yoksa Hz Mehdi sizi de, uçurarak kurtarmak durumunda kalır, o da ancak 13 estağfirullah telefonunu kullanabilenlere mahsustur.....


Nûh -aleyhisselâm-, elli yaşındayken Cebrâîl -aleyhisselâm- geldi, Peygamberliğini bildirdi ve:

“Dermesil ve kavmine git; onlara tevhîd inancını teblîğ et!” dedi.

Hazret-i Nûh, ömrünün sonuna kadar tevhîd inancını teblîğ edeceğine dâir söz (mîsâk) verdi. Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulur:

“Hani biz peygamberlerden (tebliğ vazifelerini yerine getirmeleri için) sağlam bir söz almıştık; Sen’den de, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ve Meryem oğlu Îsâ’dan da. (Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz al­mıştık!” (el-Ahzâb, 7)

“And olsun, biz Nûh’u kavmine elçi gönderdik. (Nûh) Onlara: «Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allâh’tan başkasına tapmayın! Ben size (gelecek) elem verici bir günün azâbından korkuyorum!» (dedi.)” (Hûd, 25-26)

Nûh -aleyhisselâm- ilk zamanlar vazîfesini gizli olarak yerine getirdi, sonraları âşikâr teblîğ etmeye başladı. Gençliğinde herke­sin sevgisini kazanmış bir zât olmasına rağmen teblîğe başlayınca durum değişti. Kendisine çok az kimse tâbî oldu.

Kavmin melîki olan Dermesil, Hazret-i Nûh’un bu teblîğ faâliyetinden haber­dâr olunca, yanında bulunanlara:

“–O da kim?” dedi. Onlar da:

“–Bizim kavmimizden olduğu hâlde bize uymayan birisi... İsmi, Nûh bin Lâmek. Baştan akıllı idi. Sonradan aklını kaybetti. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyor!” dediler. Ardından:

“–Putlara da karşı çıkıyor!” denince Dermesil, Hazret-i Nûh’u yanına çağırta­rak:

“–Yazık sana! Sen bizim ilâhlarımızı inkâr mı ediyorsun?” diye azarladı.

Ayrıca, Hazret-i Nûh’un etrâfında fakirlerin olması sebebiyle onunla alay ediyorlardı. Kâfirler Nûh -aleyhisselâm-’a:

“«–Senin peşinden gidenler sıradan ve basit kimseler iken biz hiç sana inanır mıyız!» dediler.” (eş-Şuarâ, 111)




Hûd Suresi 31. Ayet 

    Ve lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu innî melekun ve lâ ekûlu lillezîne tezderî a’yunukum len yu’tiyehumullâhu hayrâ(hayren), allâhu a’lemu bimâ fî enfusihim, innî izen le minez zâlimîn(zâlimîne).
    وَلَآ أَقُولُ لَكُمْ عِندِى خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ وَلَآ أَقُولُ إِنِّى مَلَكٌ وَلَآ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِىٓ أَعْيُنُكُمْ لَن يُؤْتِيَهُمُ ٱللَّهُ خَيْرًا ۖ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِىٓ أَنفُسِهِمْ ۖ إِنِّىٓ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
    Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum.

Hûd Suresi 32. Ayet 

    Kâlû yâ nûhu kad câdeltenâ fe ekserte cidâlenâ fe’tinâ bi mâ teidunâ in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
    قَالُوا۟ يَٰنُوحُ قَدْ جَٰدَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَٰلَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
    Dediler ki: “Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir.”

Hûd Suresi 33. Ayet  

    Kâle innemâ ye’tîkum bihillâhu in şâe ve mâ entum bi mu’cizîn(mu’cizîne).
    قَالَ إِنَّمَا يَأْتِيكُم بِهِ ٱللَّهُ إِن شَآءَ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ
    Nûh dedi ki: “Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah’ı) âciz bırakamazsınız.”

Hûd Suresi 34. Ayet  

    Ve lâ yenfeukum nushî in eredtu en ensaha lekum in kânallâhu yurîdu en yugviyekum, huve rabbukum ve ileyhi turceûn(turceûne).
    وَلَا يَنفَعُكُمْ نُصْحِىٓ إِنْ أَرَدتُّ أَنْ أَنصَحَ لَكُمْ إِن كَانَ ٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يُغْوِيَكُمْ ۚ هُوَ رَبُّكُمْ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
    Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.

Hûd Suresi 35. Ayet  

    Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul iniftereytuhu fe aleyye icrâmî ve ene berîun mimmâ tucrimûn(tucrimûne).
    أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۖ قُلْ إِنِ ٱفْتَرَيْتُهُۥ فَعَلَىَّ إِجْرَامِى وَأَنَا۠ بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُجْرِمُونَ
    (Ey Muhammed!) Yoksa “Onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana âittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım.”

Hûd Suresi 36. Ayet  

    Ve ûhiye ilâ nûhın ennehu len yu’mine min kavmike illâ men kad âmene fe lâ tebteis bi mâ kânû yef’alûn(yef’alûne).
    وَأُوحِىَ إِلَىٰ نُوحٍ أَنَّهُۥ لَن يُؤْمِنَ مِن قَوْمِكَ إِلَّا مَن قَدْ ءَامَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
    Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.”

Hûd Suresi 37. Ayet  

    Vasnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrekûn(mugrekûne).
    وَٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۚ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
    “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”

Hûd Suresi 38. Ayet  

    Ve yasneul fulke ve kullemâ merre aleyhi meleun min kavmihi sehırû minh(minhu), kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn(tesharûne).
    وَيَصْنَعُ ٱلْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِّن قَوْمِهِۦ سَخِرُوا۟ مِنْهُ ۚ قَالَ إِن تَسْخَرُوا۟ مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ
    (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”

Hûd Suresi 39. Ayet  

    Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
    فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
    Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız.

Hûd Suresi 40. Ayet  

    Hattâ izâ câe emrunâ ve fâret tennûru kulnâhmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu ve men âmen(âmene), ve mâ âmene meahû illâ kalîl(kalîlun).
    حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ قُلْنَا ٱحْمِلْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ وَمَنْ ءَامَنَ ۚ وَمَآ ءَامَنَ مَعَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلٌ
    Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.

Hûd Suresi 41. Ayet  

    Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm(rahîmun).
    ۞ وَقَالَ ٱرْكَبُوا۟ فِيهَا بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
    (Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.

Hûd Suresi 42. Ayet  

    Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma´zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn(kâfirîne).
    وَهِىَ تَجْرِى بِهِمْ فِى مَوْجٍ كَٱلْجِبَالِ وَنَادَىٰ نُوحٌ ٱبْنَهُۥ وَكَانَ فِى مَعْزِلٍ يَٰبُنَىَّ ٱرْكَب مَّعَنَا وَلَا تَكُن مَّعَ ٱلْكَٰفِرِينَ
    Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi.

Hûd Suresi 43. Ayet  

    Kâle seâvî ilâ cebelin ya´sımunî minel mâ´(mâi) kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahim(rahime), ve hâle beynehumal mevcu fe kâne minel mugrakîn(mugrakîne).
    قَالَ سَـَٔاوِىٓ إِلَىٰ جَبَلٍ يَعْصِمُنِى مِنَ ٱلْمَآءِ ۚ قَالَ لَا عَاصِمَ ٱلْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ إِلَّا مَن رَّحِمَ ۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا ٱلْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُغْرَقِينَ
    O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.

Hûd Suresi 44. Ayet  

    Ve kîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu akliî ve gîdal mâu ve kudıyel emru vestevet alal cûdiyyi ve kîle bu´den lil kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
    وَقِيلَ يَٰٓأَرْضُ ٱبْلَعِى مَآءَكِ وَيَٰسَمَآءُ أَقْلِعِى وَغِيضَ ٱلْمَآءُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَٱسْتَوَتْ عَلَى ٱلْجُودِىِّ ۖ وَقِيلَ بُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
    “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi.

Hûd Suresi 45. Ayet  

    Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va´dekel hakku ve ente ahkemul hâkimîn(hâkimîne).
    وَنَادَىٰ نُوحٌ رَّبَّهُۥ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ٱبْنِى مِنْ أَهْلِى وَإِنَّ وَعْدَكَ ٱلْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ ٱلْحَٰكِمِينَ
    Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”

Hûd Suresi 46. Ayet  

    Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlik(ehlike), innehu amelun gayru salih(salihin), fe lâ tes´elni mâ leyse leke bihî ilm(ilmun), innî eızuke en tekûne minel câhilîn(câhilîne).
    قَالَ يَٰنُوحُ إِنَّهُۥ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ ۖ إِنَّهُۥ عَمَلٌ غَيْرُ صَٰلِحٍ ۖ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ ۖ إِنِّىٓ أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ
    Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.

Hûd Suresi 47. Ayet  

    Kâle rabbi innî eûzu bike en es´eleke mâ leyse lî bihî ilm(ilmun), ve illâ tagfirlî ve terhamnî ekun minel hâsirîn(hâsirîne).
    قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لِى بِهِۦ عِلْمٌ ۖ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِى وَتَرْحَمْنِىٓ أَكُن مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
    Nûh, “Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum” dedi.

Hûd Suresi 48. Ayet  

    Kîle yâ nûhuhbıt bi selâmin minnâ ve berekâtin aleyke ve alâ umemin mimmen meâk(meâke), ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm(elîmun).
    قِيلَ يَٰنُوحُ ٱهْبِطْ بِسَلَٰمٍ مِّنَّا وَبَرَكَٰتٍ عَلَيْكَ وَعَلَىٰٓ أُمَمٍ مِّمَّن مَّعَكَ ۚ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
    Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”

Hûd Suresi 49. Ayet  

    Tilke min enbâil gaybi nûhîhâ ileyk(ileyke), mâ kunte ta´lemuhâ ente ve lâ kavmuke min kabli hâzâ, fasbır, innel âkıbete lil muttekîn(muttekîne).
    تِلْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهَآ إِلَيْكَ ۖ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَٰذَا ۖ فَٱصْبِرْ ۖ إِنَّ ٱلْعَٰقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ
    İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.


Bir Karoglan Makalesi

Raşit Tunca

Schrems, 01.04.2023

Bu konuyu yazdır

Allah-G بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ
Yazar: RasitTunca - 04-01-2023, 03:39 PM - Forum: Günün Ayeti - Yorum Yok



وَقَالَ ٱرْكَبُوا۟ فِيهَا بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm(rahîmun).

(Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.

(Hûd Suresi 41. Ayet)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 İlim ve Amellerin Faziletleri
Yazar: RasitTunca - 04-01-2023, 10:04 AM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler - Yorum Yok


İlim ve Amellerin Faziletleri:

İlim ve Amellerin Fazileti: İlim, insanların manevi derecelerinin yükselmesine sebep olduğu gibi, göklerin ve yerin Rabbı olan Yüce Allah’ın sevgisini kazanmaya da vesile olur. Efendimizin (sav) “Alim mümin” alim olmayan müminden yedi yüz derece daha faziletlidir. Her derecenin arası, arz ile sema arası kadardır” buyurmaktadır. İlim sahipleri, insanlara peygamberlerin getirdiği ahkama göre yol gösterir. Bu yüzden halk. Daima alimlere muhtaçtır. Nitekim cennete, ehl-i cennete “Bir şeyler isteyin” denildiğinde onlar ne isteyeceklerini yine alimlerden öğreneceklerdir.
Muaz b. Cebel (ra) derki: İlim öğrenin zira Allah rızası için ilim öğrenmek nimet, ilim talep etmek saadet, ders okumak tesbih, ilim mubahsesi cihat, bilmeyene öğretmek sadakadır. Hasılı ilim imam, amel de ona tabi olan cemaat gibidir.
Öğrenilmesi farz olan ilim, Hakk’ı arayan kimseyi, Allah Teala’ya yaklaştırandır. İlimlerin en yükseği marifetullah (Hak bilgisi)’dir. Tam ve külli yakınlığı sağlayan ilim, süfiyyenin ilmidir. Tasavvuf yolunda kurtuluş arayanların evvela ilim öğrenip sonra sufilik yoluna girmeleri gerekir.
İlim iki çeşittir. Biri ilim-i ubudiyet, diğeri ilm-i rububiyettir. Kişi ilm-i ubudiyeti, yani sağlam inanç ve salih amel için gerekli olan din bilgisini öğrendikten sonra ilm-i rububiyet, yani tarikat tahsiline yönelir.
Zikir yolunu tutmak sevaba nail olmaya vesile olduğu gibi, nefs perdelerin kalkmasına da müessir olur.

Amellerin Fazileti:
Namazın Faziletleri:

Temizliğin altı derecesi vardır.
Namaz kılacak kimsenin azalarını, elbiselerini ve bulunduğu yeri her türlü pislikten temizlemesi Kötü huy ve sıfatlardan temizlenmek
Nefis kötü ahlaktan uzak tutmak
Kalbi kötü isteklerin kederlerinden arıtmak
Ruhu cehalet ve ayıplarından kurtarmak Sırrı masivadan uzaklaştırmak. Bu temizlik mertebesi nebilerin, kamil velilerin ve onların yolunda giden Salihlerin temizliğidir. Farz namazların fazileti hususunda Efendimizin (sav) şöyle buyurur:
“Allah Teala’nın insanlara farz kıldığı şeylerden kendi katında tevhidden sonra en sevimli olanı namazdır. Eğer Allah Teala katında namazdan daha efdal bir ibadet olsaydı, melekler onunla ibadet ederlerdi. Halbuki meleklerin kimisi rükuda, kimisi secdede, kimisi kuû ddadır.”
Teravih namazı; sünnet olup yirmi rekattır.
Ramazan ayında yatsı namazını müteakip kılınır. Efendimiz (sav) “Allah Teala size Ramazan gecesi namazın sünnet kılmıştır.” Buyurarak sünnet ve Allah rızasının sebep olduğunu belirtmiştir.
Teheccüd namazı, geceleyin bir miktar uyuduktan sonra kılınır. Uyumadan kılınan namaz teheccüd olmaz. Teheccüdün en güzel şekli önce iki rekat tahiyyetül-vudü kılınır. Bu iki rekatın ikisinde Fatiha’dan sonra Nisa suresinin 64. Ayeti ikincisinde yine Nisa suresinin 110. Ayeti okunur.
Sonra ilkinde Ayetel kürsü ikincisinde
Amenerrasulü okunan iki rekat namaz daha kılınır. Sonra da ikişer rekat olmak üzere on iki rekata tamamlanır. Teheccüd sekiz rekat kılınabileceği gibi yirmi, otuz, kırk, elli, rekata kadar kılınabilir.
Teheccüd namazını adab ve erkana riayet ederek kılana Allah Teala beşi dünyada, dördü ahirette olmak üzere dokuz ikramda bulunacaktır. Dünyadakiler, afetlerden korumak, kıldığı namazın eserinin yüzde görülme, salih kulların muhabbetine nail olmak, sadır olması ve iffet duygusudur. Ahirettekiler ise yüz aklığı, hesap kolaylığı, sıratı rahat geçmek, kitabının sağ elden verilmesi gibidir.
İşrak namazı, iki rekattır. Güneş iki mızrak yükseldikten sonra kılınır. Efendimizin (sav) “Bir kimse” sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğuncaya kadar iki rekat namaz kılsa bir nafile hac ve umre sevabına nail olur.” Buyuruyor.
Güneş doğarken, müstehab olan zikrullahtır. Çünkü bu değerli vakitte zikrullaha devam etmenin nefislerde büyük bir tesiri vardır.
Kuşluk namazı iki veya dört rekattan on iki rekata kadar kılınabilir. Kuşluk vaktinde dört rekat ile Allah Tealaya hatırlayan kişinin o günün akşamına kadar mekruhlardan uzaklaştıracağı rivayet edilir.
Evvabin namazı, altı rekattır. Akşamla yatsı arasında kılınır. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur. “ Bir kimse akşam namazından sonra hiç konuşmadan altı rekat namaz kılarsa, o namaz on iki yıllık ibadete denk olur.”
Bu namazların haricinde Tesbih, istihare, Tevbe, Hacet, Regaib, Berat Gecesi, istika, yolcu, Küsuf namazları da anlatılmıştır.

Orucun Faziletleri:

Bakara suresinin 183. Ayetinin Allah Teala “sizden öncekilere farz kıldığı gibi oruç size de farz kılındı” buyuruyor. Ramazan ayı orucunun tutulması farzdır. Bu ayda bir tesbih diğer aylarda olan bin tesbihten daha faziletlidir, hayırlıdır. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki, “oruç tutan kimsenin iki sevinci vardır. Bir sevinmesi iftar vaktindedir. Bir sevinci de Rabbına kavuştuğu zamandır.”
Şevval ayında altı sonuç tutmak sevaptır. Zilhicceden dokuz gün, zilkadenin son günü ile birlikte oruç tutmak müstehabdır. Ramazan orucundan sonra Aşure günü orucunu diğer günlerde tutulan oruçların hiçbiri tercih edilmemiştir. Pazartesi ve Perşembe oruçlarda müstehabdır. Çünkü ameller Allah Teala’ya Pazartesi ve Perşembe günleri arz olunur.

Zekatın Faziletleri:

Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır. “Zekatı verilen mal helak olmaz. Zekat vermeyen kavminden Allah yağmuru alır. Mallarınızı zekatla koruyan, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin” Müslüman’a yakışan çok mükafat olmak için bol bol sadaka vermektedir. Sadaka verirken minnet ve eziyetle verilmemesi gerekir. Yoksa dileyiciye güzele “Allah versin” diyerek göndermek, yaptığı iyiliği boşa çıkarmaktan daha iyidir. Emr-i bi’l maruf sadakadır. Nehyi anil-münker sadakadır. Zar hangi şeyi Allah rızası için sarf edersen elbette onunla memur olursun. Yani Allah onun ecir ve sevabını sona ihsan eyler.

Haccın Faziletleri:

Hz. Peygamber (sav) “ Bir kimse cima ve fısktan hazar ederek Kabe’yi ziyaret etse anasından doğduğu zamanki gibi günahından tertemiz olur” buyurmuştur.
Hacc’da esas olan kişinin kalbindeki niyetini riyadan halis kılması, ticaret ve emsali dini ve dünyevi maksatlardan temizlenmesi tertemiz mal ile yola çakmasıdır. Yine hacıya yakışan ve gerekli olan Allah’ın hukuku ile mahlukatın haklarına riayettir.

Aile Hukukuna Aid Faziletler:
Nikahın Faziletleri:

Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor, “Nikah benim sünnetimdir, fıtrat ve sünnetimi seven ona sahip çıksın, iyi sarılsın”
Allah için evlenen ve Allah için müminleri evlendiren Allah Teala’nın dostluğuna hak kazanır.
Evlenmenin Afetleri:
Kadınların istekleri bitip tükenmek bilmediğinden onlara helal kazanç götürmek zordur.
Kadınların kötü huylarına tahammül ve eziyetlerine sabır çok güçtür.
Çoluk çocuk ile meşguliyet insan dünya peşinde sevk ederek Allah Telaya’yı unutturabilir.

Evlenmenin Faydaları:

Allah’ın vaadine güvenerek zengin olmak.
Evlat ve zürriyet çoğalır.
Nikah, şerefe delalet eder.
Evlilik sayesinde kadınların güçlük ve sıkıntılara tahammül ederek zamanla güzel huy sahibi olmasına sağlar.

Evlenilecek kadında aranan şartlar:

Dindarlık ve namusluluk.
Güzel huyluluk.
Fizik, yüz ve soy güzelliği.
Kadın gezmeye düşkün olmamalı.
Kadın kanaatkar olmalıdır.
Evlatlarına şefkatli olmalı.
Kadının mehiri az olmalıdır. Evlenilecek kadın nikah düşen yakın akrabalarından olmamalıdır.
Kadın kısır olmamalıdır.
Evlenilecek kadının kız olması tercih edilmelidir.
Karı-Kocanın Hak ve Vazifeleri

Erkeğin Kadın Üzerindeki Hakları:

Kadın kocasının günah olmayan bütün emirlerine riayet etmelidir.
Kadının kocasının hakkın, kendisinden ve bütün akrabalarından haklarına takdim etmelidir. Kadın kocasının izni olmasan asla evden çıkmamalıdır.
Kadın kocasının izni olmadan evinden hiç bir şey vermemelidir.
Kadın, evin halini düzeltip, ıslah etmeye ihtimam göstermelidir.
Kadın, kocasının namusunu ve sırrını muhafazadan sorumlu, din işlerinde ona yardımcı olmakla yükümlüdür.

Kadının Kocası Üzerindeki Hakları:

Erkek hanımına yediğinden yedirmeli giydiğinden giydirmelidir.
Hanımını her bakımdan iyi idare etmeli, kırıp incitmemelidir.
Erkek hanımına zulmetmemelidir.
Fesada sebebiyet verecek şekilde gevşek ve aşarı olacak şekilde kıskanç davranmamalıdır. Erkek hanımına karşı su-i zandan kaçınmalıdır. Erkek, Allah Teala kendisine bol rızık verdiği zaman hanımına bol bol vermeli, fakat israfa girmemelidir.

Ana-Baba- Evladın Hak ve Vazifeleri:

Doğumdan sonra kulağına ezan okuma adab-ı veladetlendir.
Çocuk doğduğu zaman ağzı hurma gibi tatlı bir şeyle açılmalıdır.
Doğan yavrunun yedinci günde başı tıraş edilir.
Yedinci günde akika kurbanı kesilir.
Yedinci günde sünnet ettirmek.
Çoğu anasının emzirmesinde adabdır.
Evlat, kız-erkek, her ne olursa olsun ihsan-ı ilahi add olunmalıdır.
Meme emen çocuğun ağlamasıyla darlanmamalıdır.

Evladın Ana-Baba Üzerindeki Hakları:

Çocuğu güzel bir ad koymak.
Helal ve temiz bir rızkla beslemek. Kitab-ı Kerim-i öğretmek.
Altı yaşına varınca edep öğretmek.
On altı yaşına gelince evlendirmek.
Evlada kötü muameleden sakınmak.
Evladın Ana-Babaya Karşı Vazifeleri:
Ana-babaya eza ve cefa etmemek.
Onlara iyilik ve şükranla muamele edip güzel sözlerle gönüllerini almak.
Mübah olan her meselede ana-babaya itaatkar olmak.
Ana-babaya ölümlerine kadar iyi bakmak yeterli değildir.
Ölümlerinden sonra çocuğunun iyi halinden dolayı kabirde ferahtır.
Dirilerin ölülere hediyesi dua ve istiğfardır.

Akraba Hukukuna Dair Faziletler:

Sıla-i rahim, ömrü uzatır, rızkı arttır, rızkı artırır. Efendimiz (sav) “Sıla-i rahmi terketme sıla yap, sana zulmedeni bağışla, sana kötülük yapana bile iyilik yap” buyurmaktadır.

Köle ve Hayvanların Hakları:

Aç bırakmamak.
Bilindiği hayvanın yüzüne vurmamak.
Hayvana azab ve işkence etmemek.
Kendisine eziyet vermeyen karınca ve hüd hüd kuşunu öldürmemek.
Akrep, yılan, fare, alaca, karga ve kuduz köpek gibi zararlıların dışında hayvanat öldürmemek.

Amme Hukukuna Dair Faziletler:

Amme hukuku denilince insanların ırz ve namuslarına dil uzatmaktan sakınmalı ve dedikodu, kovuculuk, yalan ve benzeri dil ile işlenen günahlardan çekinmek akla gelir.
Gıybet, müminin duyunca hoşlanmayacağı sözleri ortasından söylemektir. İstir dini ister dünyevi ne olursa olsun gıybet yapılmamalıdır. Bir Müslüman’ın şerefine dil uzatmak en büyük günahlardan biridir. Gıybete şu dört yerde başka çare kalmadığı zaman izin verilmiştir.
Zalimin zulmünü padişaha şikayet etmek. Hak sahibinin hakkın almak için yardım isteğini kişiye olayı yada kişiyi anlatması.
Fetva almak için yardım isteği kişiye olayı da kişiyi anlatması.
Açıktan günah işleyen fasıkı, fısıktan korunmak amacıyla söylemek.
Kovuculuk, açıklanması, istenmeyen sırların açıklanmasıdır.
Efendimiz (sav) “ Korucu cennet giremez” buyurmuştur. Akıllı olana yakışan gördüklerini söylemektir. Bir fayda sağlamak veya günah önlemek siz konusu ise caizdir. Mesela birinin tasallut ederken gördüğün kimse hakkında şahitli yapma mecburiyetin vardır.
Doğruluk mutlaka hayra götürür. Efendimiz (sav)’e “Mümin yalancı olabilirim:” diye sorulunca “Hayır asla olamaz! Buyurmuşlardır. Çünkü yalan uyduranlar Allah’ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalan bütün kötülüklerin temeli, günahların esasıdır.

Yalan Ancak Bir Kaç Yerde Mübahtır:

Dargınların arasını bulmak için.
Harpte düşmana hile yapmak için.
Erkeklerin hanımına ve kadının kocasına muhabbet ve yuva saadeti için söylediği yalan sözler.
Müminin yalan vaadden kaçınması gereklidir. Çünkü yalan vaad münafıklık alametidir.

Nefsin Islah Yolları:

Kul, nefsin azgınlık ve taşkınlığından kurtularak itiminan makamına erince nefs insana güzel bir binit olur. En büyük cihad ile mücadeledir. Nefsin kötü ahlakı pek çoktur. Bunların başlıcaları, kibir, vebriya, öfke, hased, mal sevgisi ve makam tutkusudur.
Tevazu ile kul nefsini kibir ve ucbün çirkinliğinden uzak tutmalıdır. Efendimiz (sav); “Dünyada böbürlenip büyüklük taslayanlar, kıyamet gününde küçük karınca suretinde yaratılacak ve halk onların üzerine basarak çiğneyecektir.” Buyurmaktadır.
Yusuf b. Esbat tevazu şu güzel sözleri açıklıyor, “Evinden çıktıktan sonra karşılaştığın herkesi kendine üstün görmektir.”
Küçük şirk sayılan riyanın nefisten uzaklaştırılması ancak yapılan her şeyin Allah rızası için olduğunu bilmekle mümkündür. Kişi bir amele yöneldiği zaman aklında sadece Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır.
Efendimiz (sav) yumuşak huyluluğu da şu sözlerle açıklıyor,
“ Sizin en hayırlınız öfkelendiği zaman kendine hakim olandır. En yumuşak başlı olanınızda elinde intikam alma imkanı olduğu halde insanların kusurlarını bağışlayandır.
Hased, Allah’ın kullarına ihsandan memnun olmamak manasına gelir. Bu ise insanı günahla götürebilir. Bir kimse dünyaya aid bir şey için hassal ediyorsa bu tutumu ona hiç bir şey kazandırmaz. İbn Şirin derki: “ Hased ettiğim kimse Cennet ehliyse onun ehl-i cennet olduğunu kıskanmayayım da dünyalığını mı kıskanayım? Zira dünya cennet nazaran çok hafiftir. Eğer hased ettiğim kimse cehennemlik ise, onu cehenneme götüren dünyasını niye kıskanayım?
Müminlerde olması gerekli olan güzel huylardan biride isar’dır Yani kendine verilmesi gerekin ihsanın başkasını arzu etmektir. Nitekim Allah Teala bu konuda Haşr suresinde “ Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, kardeşlerini kendilerinden önce tutarlar” buyurmaktadır.
Nefsin kötü huylarından olan hırs kişiyi hasrete götürür. Bunu önüne geçmek amacıyla müminlerin kanaatkar olması gereklidir. Kanaat konusunda
aslolan iktisatlı, tutumlu olmaktır. İktisat, harcamada tutumlu, vermede minnetsiz davranmaktadır.
Bilmek gerekir ki, makam sevgisi ve şöhret tutkusu, nefse en çekici gelen özelliklerdendir. Bu sebeple sıdk makamına ermiş kimselerden en son çıkan nefsani duygu, “makam sevgisi” veya “baş olması” arzusundadır. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur. “Siz baş olmaya çok meraklısınız, fakat bu duygu, kıyamet gününde size pişmanlık sebebi olacaktır.

Sülük, Ma’rifet ve Tevhidin Fazileti:

Sülük’ün niteliği: Bu alemde gerçek maksat, biricik gaye Allah Teala Hazretleridir. Bu yüce gayeye götürülen yollar, yaratıkların nefesleri sayısıncadır. Bu yolların en sağlam, en zor, en yüce ve en doğru olan, riyasat, mücahede ve şiddet yoludur. Kalp temizliği batın tasfiyesi, zikir ve tevhid ile olur. Allah Teala ile aramızda bulunan perdelerin en kalını şüphesiz nefs perdesidir.
Nefsin Arzularına Karşı Koyabilmek İçin Gerekli Bazı Hususlar Vardır:
Gönlünün ısındığı bir kamil şeyhe bağlanmak.
Tevbe ve inabeden sonra Hak’a yönelmek.
Sünnet uymaya ihtimam göstermek.
Ehl-i dünyaya yaltaklanmamak.
Aç kalmak (ve az yemek).
Sükut (ve az konuşmak).
Zikri ilahi ile meşgul olmak.
Halvete devam.
Vakıasını başkasına söylememek.

Ma’rifet’i İlahiyyenin Fazileti:

Marifet ve ilm-i ilahi, yani, Cenabı Hakk’ı iyice tanımak faziletlerin en yücesidir. Nitekim rivayet olunduğuna göre Resulullah (sav) “ En fazileti amel nedir? Sonuncusu “Allah’ı bilmek ve tanımaktır.” Buyuruyor. Ayrıca yine bu konu ile alakalı olarak “Bilerek yapılan az amel, bilinmeden yapılan çok amelden daha hayırlı ve faydalıdır.” Buyurmaktadır.
Tevhid-i İlahinin Fazileti: Tevhid hakkında pek çok söz söylenmiştir. Fakat tevhidin hakikati dil ile beyan olunamaz. Çünkü tevhid hakikatinin yörüngesi, tatmak ve yaşamaktır, on ancak vicdan ile anlaşılabilir.
Ebül Abbas es-Seyyari derki: “ Tevhid; kalbin Hakk’tan başka bir şey hatırlamamasıdır.”

MİFTHU’S-SALAT VE MİRKATÜN-NECAT

(Namaz Anahtarı ve Kurtuluş Merdiveni) Namazın Sırları ve Adabı:

Namazı kılacak kişi yemek ve içmekle ilgili ihtiyaçlarını görmüş, kalbi huzur ve teveccühünü bozabilecek düşünceleri zihinden çıkarmış olmalıdır. Bedeninin ve kalbini tevbe ile temizlemelidir. Burada temizlenmesi gerekli olan en önemli şey kalptir. Çünkü kalp nazargah-ı ilahi’dir.
Bedenen kıbleye, batınen ise Cenab-ı Hakk’ın huzur-u ilahisine yönelmeli ve son namaz imiş gibi kılmak gerekir.
Niyetten sonra tekbir alınır ve namaza durulur. Burada mümin bir miraçtadır. Bunu hiçbir an unutmamalı ve Allah’ın huzuruna yakışır şekilde namaz eda eylemelidir.
Tekbirden sonra sağ ele elin üzerine konularak bağlanır. Yeni ise insanın iki denizinin kavuştuğu yer olan göbeğin biraz aşağısındadır. Göbeğin üst kısmı (kalp ve daha yukarısı) semavi sırlar hazinesi, alt kısmı ise nefsini orduların karargahı ve arzın sırları deposudur. Eller bu şekilde bağlanınca nefsini duygu ve güçlerin yukarı çıkması önlenmiş olur. Nefsle mücadele ve ihtilaf ortadan kalkınca ellerin birleştirilmesi ihtiyacı ortadan kalkan ve eller yana salıverilir. Bu konuda görüş ayrıcalığı çıkmaktadır.
Bu durum namaz kılan kişinin ahvalinin farklığından kaynaklanır.
Namaz kılana yakışan, padişahlar padişahı Allah’ın huzurunda zelil bir kulun oluşu gibi huşu ve hudu halinde bulunmaktadır. Ruküdan doğrulunca belini ve sırtını dümdüz yapmak gereklidir. Yoksa Allah Teala nazar buyurmaz.
Secdeye giderken dizler, eller sonra alan ve burun sırasıyla yere konur. Dirsekler yere yapıştırılmaz. Secdede sünnet ve farzlara riayetle özen gösterilmelidir. Çünkü kulun Cenab-ı Hakk’ın en yakın olduğu an secde anıdır. Secdeden kalkınca sol ayak üzerine oturulur ve sağ ayak parmakları kıbleyi gösterecek şekilde dikilir. Eller açılıp kapanmaya zorlanmadan uyluklar üzerine konur.
Teşehhüdde et-Tahiyyat okunurken Mirac’ın sırrı düşünülmelidir. Çünkü namaz Mi’raç çıkmak için sağ ve solda bulunan meleklerle, Müslüman ins ve cinlere selam verilmelidir.

Namazın Faziletleri:

İkindi namazı çok önemlidir. Bu namazı kılana büyük mutluluk vardır. İyiliklerin kötülükleri giderdiği gibi namazda dünya karanlıklarını giderir. Beş vakit namaz Cenab-Hakk’a açılan baş huzur kapısıdır.
Nefsin namazı insanı kötü huylardan, kalbin namazı gaflet ve gereksiz uğraştan, sırrın namazı da masivaya iltifattan alıkor.
Namaz lugatta dua demektir. Çünkü tam anlamıyla Allah’a yönelince bütün organları sanki dil kesilir ve Allah Telalaya zahirin ve batınen dua eder.

Cuma ve Cemaatin Faziletleri:

Allah Teala buyuruyor ki.
“ Cuma günü namaza çağrıldığında hemen Allah’ın zikrine koşunuz. Alış verişi terkediniz. Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (Cuma-9)
Cuma namazını terk etmek kalbin nurlanıp inkişaf etmesine sebep olur.
Cuma namazında gerekli olan adabdan birinin de sessizce hutbe dinlemek olduğu bilinmelidir. Çünkü Allah Resulü (sav) “imam minbere çıktığında zaman namaz kılmak da, konuşmak da caiz değildir.” buyurmuşlardır.
Günlerin en hayırlı olan Cuma günüdür.
Cemaatle namaz, sünnet-i müekkededir. Cemaatle kılının namazın yirmiyedi kat sevabı olduğu unutulmamalıdır.
Saf bağlayıp namaz kılan mü’minler, nefs gibi haramilere şeytan misli hırsızlara karşı mücadele etmek için birbirlerine destek olarak kenetlenmiş binalar gibidir. Namaza duran cemaatin zahirleri şartlarını taşı(Zeker) bir araya gelirse batınlarıda onlara uyar. Takva ve iyilik hususunda birbirlerine karşılıklı olarak yardımcı olurlar. Birbirlerine nur ve bereket sirayet eder.

Tenbih

Namaz, kalbi ve kalple ilgili amelleri, cehri ve hafi zikri toplayan ve kulu yüksek derecelere ulaştıran bir ibadettir.
Ammelilerin bir ruhu, bir cesedi vardır. İnsanoğlu dünyada bulunduğu sürece onun amellerinden yüz çevirmesi azgınlık ve isyanın ta kendisidir. Ameller haller ile tezkiye görür. Haller (ahval) ammelileri gelişir.
Dinin ikamesi için gayret göster., lakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbına kulluğuna devam et.


Kaynak :

CAMİ’UL FAZAİL
VE KAMİLİR-REZAİL
Aziz Mahmut Hüdayi

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin şeriata uygun olan sûfîliğin esaslarını açıkladığı Dersl
Yazar: RasitTunca - 03-31-2023, 03:26 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin şeriata uygun olan sûfîliğin esaslarını açıkladığı Derslerinin yer aldığı Kitap “Avârifü’l-Maârif”

Avarif-ül Me´arif
Şihabuddin Sühreverdi
Hazretleri

SÜHREVERDİ´NİN HAYATI VE ESERLERİ
1.Hayatı:
" Devrin siyasi ve kültürel durumu
Müellifin yaşadığı çağ Abbasi hilafetinin yıkılışına tekaddüm eder.
Bu dönem aynı zamanda İslam dünyasında medreselerin ve tekkelerin kurulup yaygınlaşmaya başladığı dönemdir.
İbn-i Arabi, N. Kübra, A. Geylani, Razi gibi büyük kametler bu dönemde boy gösterir. " Müellifin adı ve nesebi
Adı Ömer bin Muhammed Künyeleri Ebu Hafs,
Ebu Abdullah, Ebu Nasr, Ebul Kasım Nesebi Ebubekir (ra)' e dayanır. Sühreverdi 6 aylık çocukken babası kadılık makamında bir iftira sonucu idam edilir.
Lakabları, Şihabuddin, Şeyh-ül İslam, Şeyh-uş
Şuyuh,
" Memleketi ve doğumu
Doğum yeri Irak-I Acem bölgesinin kuzey batı köşesinde Cibal eyaleti, Zencan'a bağlı küçük bir kasaba olan Sühreverdi 16 yaşına kadar burada, geri kalan ömrünü Bağdat'ta geçirdi. Doğum tarihi
H. 539 Şabanın ilk gecesi (27 Ocak 1145)
" Yetişmesi ve hocaları
1.Abdulkahir Es-Sühreverdi (d.488) Sühreverdi'nin amcasıdır.
Ebulkasım b. Fadlan (ö. 565)
Ebul Muzaffer Hibetullah eş Şibli (ö. 563)
Ebul Feth ibn-ul Batti (ö.564)
Ma'mer bin El Fahir (ö.564)
Ebu Zür'a el Makdisi (ö.566)
Ebul Fütuh et Tai (ö. 555)
A. Kadir Geylani (ö. 561)
Bir ara uzlete çekildi. Daha sonraları irşad ve vaazlara başladı. Zamanın halifesi (Nasır) kendisine ciddi hürmet gösterdi. Halife tarafından muhtelif yerlere (Harezm, Konya vs.) elçilik vazifesi ile gidip gelmiştir. Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetti. 26 Kasım 1234'te vefat etti. Bahauddin veled, İbnu Farid, İbni Arabi'lerle mülakatı olmuştur. Münziri, Hafız Zeynettin gibi kimseler kendisinden icazet almışlardır.
" Halife ve müridleri
1. Ebu Cafer Muhammed bin Ömer es Sühreverdi
( ö.655)
2. Bahauddin Zekeriyya el Multani (ö. 661)
3. Necmuddin Alibuzguş eş Şirazi (ö.678)
4. Kemaleddin İsfahani (ö.635)
5. İzzeddin b. Abdüsselam (ö.660)
6. Sadi-i Şirazi (ö.691)
2. Eserleri:
1. Avarif-ül Mea'rif
En meşhur eseridir. 63. Bölümden meydana gelir.
Muhtelif konuları bakımından Kuşeyri Risalesi, Kut-ul Kulup ve İhya ile ciddi benzerlik gösterir.
Yıllarca tekkelerde hassaten okutulmuştur.
2. Nuğbet-ül Beyan Fi tefsir-ül Kur'an
3. Reşf-ul Nesayih-il İmaniye ve Keşf-ul Fadayih-il
Yunaniye
4. İrşad-ül Müridin ve Mecd-ad Talibin
5. İ'lamül hüda Akidetü Erbaa'tü-t Tüka
6. Er-Rahik-ul Mahtum
MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
Allah (cc) kalp temizliğine ermiş olanlara kendini tanımaya bahşeder. Onlar zikirle hoş ve derin nefes alırlar. Dünyayı ve menfaatini hor görür geceleri kaim, gündüzleri saimdirler. Dünyevi lezzetlere bedel Kur'an'dan tad alırlar. Kur'an ve sünnete bağlılıklarından ötürü. Onlara taraf-ı ilahiden halkı irşad, Hakk'a davet vazifesi verilmiştir.
Bir kavmin sayısını arttıran onlardan olur.
İlmi Tasavvuf, saf gönüllere, ihlaslı kalplere inen Rabbani bir hak vergisidir.
1. BÖLÜM
TASAVVUF İLMİNİN MENŞEİ
Tasavvuf hali, zevki ve keşfi bir ilimdir.
İnsan tabiatının devamlı değişen istekleri cehaletin, gafletin, bir çeşitidir. Sufilerin kalpleri ise Allah ile doludur.
Her ilmin kendi sahasında temel dinamikleri belirlenip usulleri tayin edilmiştir. Tasavvuf da bu tasniften nasibini almıştır.
Allah gökten su indirdi, demek nurları taksim etti, dereler onunla dolup taştı ayeti ise Allah Teala'nın ezelde taksim ettiği nur kalplerde dolup taştı manasına gelir. Fıkıh, dünyada tam manasıyla züht hayatı yaşayan tasavvuf aliminin ilmidir. Birinci dereceden ilim, istikamet ve hidayet kaynağı Peygamberimiz (SAV) dir.
Aşağıda olan her şey mütevazi olur. Din insanın kendisini Rabbine adaması onun karşısında varlık iddia etmemesidir.
İlim pınarlarının suyu kalbe ulaşınca kalp gözleri tam manasıyla açılır. Kişi hakkı batıldan ayırdeder.
İbn-i Abbas: En iyi ibadet dini anlamaktır. Efendimiz (SAV)'in ilim ve marifeti, bütün varlıların isimleri kendisine öğretilen Hz. Adem (AS)'den intikal etmiştir.
Gerçek sufi mukarrebdir.
Ebrar, mukarrebin haliyle hallenmedikçe "mutasavvuf", hal kendilerinde tahakkuk ederse "sufi" olur.
2. BÖLÜM
SUFİLERİN DUYDUKLARINI ANLAMALARI
İşitmenin hayırlı oluşunun alameti, kişinin Hakk'tan duyduğunu bütün özellik ve vasıflarıyla anlayarak işitmesi ve dinlemesidir. Sufi anlatılan ve ilham edilene kulak verir.
Şibli: "Kur'an'ın nasihatleri kalbi Allah ile beraber olan ve göz açıp kapayıncaya kadar da olsa O
(cc)'ndan gafil olmayanlar içindir."
Anlayış makamı, sohbet ve konuşma yeridir. O da kalbin işitmesinden ibarettir. Müşahade makamı ise kalbin basiretli olmasıdır. Anlayış, ilham ve semain tabi neticesidir.
Kalbin ölümü nefsin şehvetlere dalmasındandır. Allah Teala'ya kulak vermeye mani olan her şey nefisden kaynaklanır.
Anahatlar umumi bir bakışla idrak edilir. Tefarruat ise insan yaratılışının kifayetsizliği sebebiyle tamamiyle idrak edilemez.
Tohum eken hakime benzer, tohum ise doğru söze benzer.
Heva ve hevesten tad almak asalak bir dikenin gelişmekte olan bir bitkiye mani olması gibidir. Sufinin kalbi ilahi sevginin bütün lezzetleriyle konakladığı yerdir. Saf sevgi ruhu huzur-u ilahiye ulaştıran bir bağdır.
Rasulullah (SAV) kainat yaratılmadan önce makam-ı istikrara en yakın kişi olmuş, temkin sohbetine katılmış bulunduğundan bütün hal ve davranışlarında ilahi n urlar apaçık görülmüştür.
Fehimden ilme, ilimden amale ulaşılır.
Ayetler, ilahi hususiyet ve vasıflar taşır. Okunması ve dinlenilmesiyle ilahi tecelliler yenilenir ve kişi Allah'ın azamet ve cemalinin aksettiği bir ayna olur.
Cafer-i Sadık "Allah kullarına kelamı ile tecelli eder, fakat onlar bunu idrak edemezler." Duydukları ve dinledikleri Allah katından olunca, duyduğu gördüğü, gördüğü duyduğu olur. Sonu evvelki haline döner. Evveli sonu olur.
Konuşana sözünü bitirinceye kadar mühlet vermek, dinlerken sağa sola bakmamak ve hatibin yüzüne bakmak iyi dinleme adabındandır.
Rasulullah (SAV)'tan gelen haberleri, salihlerin hayatını, ahiret ahvalini dinlemek, ilim öğrenmek isteyene gereklidir.
3.BÖLÜM
TASAVVUF İLMİNİN FAZİLETİ
Ulema, ümmetin yol göstericisi, delili, dinin direğidir.
Süfyan b. Uyeyne "İnsanların en cahili bildiği halde yapmayan ve en faziletlisi ise Allah'tan en çok korkandır."
" İlmi ile amil olmayan alimin ilmi bereketiyle amele dönmesi umulur. İlim hem farz hem de fazilettir. Kitap ve Sünnete istinat etmelidir.
Farz ilim, ihlas ilmidir. Tehlikeli davranışları incelikleriyle bilmektir. Vakit ilmidir. Helali bilmeye yarayan ilimdir. Alış-veriş, nikah ve talak ilmidir. Cahili olduğu ilmi elde etme ilmidir. İlmi tevhidi öğrenmek, yerine getirilmesi farz olan şeyleri amel etmeyi bilecek kadar öğrenmek, emir ve nehy ilmini öğrenmek farz olan ilimdir denilmiştir.
Ebu Ali el Cüzcani: Allah'tan istikamet üzere olmayı isteyenlerden ol, keramet sahibi olmayı isteyenlerden değil.
Kırık kalpli ve amelinden ötürü kendini sorumlu tutmak, nefsini itham etmek, keramet ve keşiften üstün tutulmalıdır.
Yakin bir defa hasıl oldumu yeni harikuladeliklerle yakin artmaz. Bulunduğu makam istiğna makamı olduğundan ilahi kudretin harikuladelikler vasıtasıyla bilinmesine ihtiyacı olmadığı gibi, bunda ilahi bir hikmet de yoktur.
Eğer kişi marifet yolunda ilerlerken keramet ve harikuladeliklere rastlarsa bu caiz ve güzeldir, rastlamazsa bu mühim olmadığı gibi eksiklik de değildir.
Bütün ilimlerin tahsili esnasında dünya muhabbeti ve takvanın hakikatlerinden uzak kalmak tahsile mani olmaz hatta bazen bu ilmi elde etmeye (çünkü ilimle uğraşmak çok zordur) yardımcı olur. Ehl-i tasavvufun ilmi, dünya ile elde edilmez, heva ve hevesten kaçınmadıkça bu ilmin hakikatlerine ulaşılmaz. Takva medresesi dışında da öğrenilemez.
Sufiler, muhabbetin her çeşidine vakıftırlar. Muhabbet-i Zati'den muhabbet-i sıfatı, kalbi muhabbetten ruhi muhabbetin farkını bilirler. Saf bir takva ve zühdde kemal, ilimde üstün olmakla elde edilir.
Kalp aynası cilalanmış kimse, Levh-i Mahfuz'dan bazı bilgilere sahip olabilir. Külli ilimleri ihata eden, cüz'i ilimlere dönmeye onlarla uğraşmaya ihtiyacı yoktur.
Yaşanmayıp çok ilim elde etme düşüncesi şeytanın bir aldatmacasıdır.
İlm-ül verase ilm-ül diraseden geçer. Hakka'l yakin derecesi ilimleri vicdanidir. Müşahade makamından üstündür.
Sahabe yakin ilmini kendileri hallederken, fetva ilmini tabiine havale ediyordu. Mufassal bilgi, kalp temizliği, üstün seciye ve kabiliyetle elde edilir.
Mücmel bilgi ilmin aslıdır.
Allah (cc) kuluna hayır murad ettimi onu taate muvaffak kılar.
Salih amel, salih amele götürür. Alim ve zahid sufi kendini kimseden üstün görmez. Tercih edildiğinde aleyhinde bir fitne olmasından korkar.
4. BÖLÜM
SUFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLERİ
En mühim şey, her türlü kin ve düşmanlıktan arınma. Kin adavete saik dünya sevgisi, makam ve mevki tutkusu.
Kötü sıfatlar değiştikçe perdeler kalkar, sünnete muvafakat mümkün olur. Resulullah (sav)' a intiba eden ilahi muhabbetten en çok nasib dar olandır. Resulullah (sav)'intiba etmekle elde edilen başarıların en şereflisi Allah (cc)'a sığınma ve ilticadır. Bunda ruhi bit istiğrak ve dua makamına yakın olma gizlidir.
" Murad" ilahi yardıma mazhar olmuş, şuhum aleminin kötülüklerinden korunmuş demektir. Tasavvuf nefsin tabii arzularına sed çekme, açlık ve dünyayı terkle elde edilir. Mutabakat yolu dışındaki bir hareket mahrumiyet, sünnete ittiba ise hikmetli konuşmayı netice verir.
Sehl b. Abdullah: Kitap ve sünnetin kabul etmediği bütün vecd halleri batıldır.
5. BÖLÜM
TASAVVUFUN MAHİYETİ
Tasavvufun mahiyeti "fakr" oluşturur. Fakrın sıfatı; yokluk anında sükunet ve rıza, varlıkta dağıtma ve isar.
Fakir, Allah' a arzedilecek haceti olmayandır. Fakir, hiçbir şeye malik olmayan, hiç bir şeyin de kendisine malik olmadığıdır.
Fakir, kulluk vazifesiyle meşguldür. Rabb'isinin hacetini bildiğini bilir.
Tasavvuf, fakr ve zühdü cem eden bir isimdir.
Tasavvuf edeptir, güzel oydur.
Sadık müridin izn-i ilahiye olan bağlılığı sağlamlaşmadıkça zenginliğe dalıvermesine izin verilmez.
Tasavvuf iyi geçinme, alınana üzülmeme, altınla toprağı bir görmedir.
Tasavvuf, kendinde ölüp Hakk'la dirilmedir. Sufi toprak gibidir, ona her şey atılır, ama ondan sadece güzel ve hoş şeyler çıkar. Tasavvuf çiledir, sıkıntıdır, ıstıraptır.
6. BÖLÜM
SUFİ KELİMESİNİN KÖKÜ
Sufiler yün giyerler yün (suf) e izafeten "sufi" denir.
Huzur-u ilahide ön safta bulunduklarından "saff"a izafeten
Safevi kelimesinden türemiştir. Eshab-ı suffe'ye izafeten.
Horasanlılar yerleştikleri mağaraya izafeten "Şikufiyye", Şamlılar ise "Cuiyye" ile adlandırılırlar.
Tercihe şayan ise "suf" ( yün) e nisbet edilenidir. Sufi, H.200'üncü yıla kadar kullanılan bir kelime değildir.
7. BÖLÜM
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Kişi sevdiği ile beraberdir.
Müteşebbihin sufilere olan sevgisi, sufilerin ruhlarının kendisini anladığı gibi kendi ruhunun da onları anlaması ve yakınlaşmasından kaynaklanır.
Sufiyye yolunun basamakları; iman, ilm, zevk. Sufinin telvini (halden hale geçmek) kalbini bulma, mutasavvıfınki kalp mertebesinden nefis mertebesine düşerek, nefsini görmekle gerçekleşir.
Müteşebbihin telvini yoktur.
Sufinin şarabı saf ve halis, mutasavvıfınki biraz karışık, müteşebbihin şarabı ise daha katkılıdır.
İbn- i Ata: "Cenab-ı Hakk'ı dünyevi endişe veya menfaatı nedeniyle seven zalim, ahiret için seven muktesid, iradesini Cenab-ı Hakk'm iradesine terkeden sabıktır.
Cüneyd: "Marifete ihtiyacı olanla karşılaştığın zaman ona ilimle değil, rıfk ve hilmle yanaş." Sufilerle veya müteşebbihlerle beraber olan şaki olmaz.
8.BÖLÜM
MELAMETİLİK VE MELAMETİLER
Melameti, halis, sadık kimselerdir ki amellerine başkalarının vakıf olmasını istemezler. Amelinin ortaya çıkmasından, günahının ortaya çıkmasından korktuğu gibi korkar.
Sufi ise ihlasından dolayı kendi ihlasını da unutmuştur.
Osman el Mağribi: "Melameti; halkı aradan çıkaran, fakat nefsine karşı bunda muvaffak olamayan kimsedir. Bu "muhlis"tir. Sufi ise kalbinden ve amelinden halkı çıkarıp nefsini de bertaraf eden kimsedir ki bu da "muhlas"tır." Arif gerektiğinde amelini maslaha için izhar eder. Melameti, mutasavvıftan ileri, sufiden geri bir mertebededir.
Melamatiyye Usulüne Göre Zikir:
1. Dil ile
2. Kalp ile
3. Sır ile
4. Ruh ile
9. BÖLÜM
SUFİ OLMADIKLARI HALDE SUFİ GÖRÜNENLER
Fitneye tutulmuş çarpık kimselerin zannettiği şeyler melametilerde yoktur.
"Kalenderiyye", kalp temizliğinin verdiği sarhoşlukla şer'i hudutları bozan, bir arda oturma ve birlikte olma konusundaki her türlü kayıtları ve adabı ortadan kaldıran gruptur.
Allah ile beraber olduğuna inandıkları kalplerinin güzelliği ve temizliği ile yetinirler.
Kimisi ibahilerin yolunu tutarak içlerinin Allah'a ulaştığını iddia ederek, bunun da ulaşılması gereken hedef olduğunu savunmuşlardır. Şeriatın reddettiği her şey zındıkadan başka bir şey değildir.
Aldatılmış olan bu tür kimseler, şeriatın kulluğun gerektirdiği bir hak ve vecibe, hakikatin da kulluk görevinin inceliklerine vakıf olmak, demek olduğunu bilemediler.
Hz. Ömer (ra): "Kendisini töhmet altında bırakacak duruma sokan kimse, bu yüzden hakkında da kötü düşünen kimseleri kınamasın."
Allah(cc) her hangi bir şeye hululdan münezzeh olduğu gibi, kendisine de her hangi bir şeyin hululünden münezzehtir.
Hakikat derecesine ermiş bazı muhakkiklerin, sohbetlerinde duydukları gibi konuşmaya ve yanlış anlamaya sebep olacak sözler söylemeye cesaret etmelerinin sebebi, uzun muamele ve mücahade neticesinde zahiri ve batıni olarak bu sözlerin kendilerine gelmesi, sufiye topluluğunun esasları olan takvada sadakat, dünyaya karşı gösterilen zühd ve kemal gibi prensiplere sımsıkı sarılmalarıdır.
10. BÖLÜM
ŞEYHLİK MAKAMI
Şeyh, Allah'ı kullarına gerçek manada sevdiren, kullarını da Allah(cc)'a sevdiren ve yaklaştıran kimsedir.
Şeyh, ittiba-i Resul(sav)'u şart koşar ve oraya götürür.
Tezkiy-i nefis yoluyla Cenab-ı Hakk'ı bildirir ve sevdirir.
Şeyhin üzerinde Cenab-ı Hakk' m verdiği bir vakar vardır.
Şeyhlik yolundaki salik nefsini iradesiyle iyiliğe sevkeder.
Kalbin biri nefse diğeri ruha bakan iki yüzü vardır. Şeyh, kendi nefsini daha önce nasıl düzeltmiş ise müridini de öylece düzeltir.
Hz. İsa: "İkinci doğumu gerçekleştiremeyen kimse, semanın melekutuna yükselemez."
Akıl, mülk aleminde tasarrufa sahip olduğu için matematik ilminin delillerine vakıf olabilir. Fakat, melekut alemine yükselemez. Şeyhlik konusunda salih salikin durumu 1-Mücerred Salik: Cenab-ı Hakk'ın kendisine lutfettiği kadar nasibini alır. Nefse ait bazı sıfatlardan dolayı şeyhliğe erişemezler.
2. Mücerred Meczup: Farzların dışında belli bir amelleri ve seyr-i sulukları olmadığı halde Allah (cc)'m kendilerine lutfettiği kadar, ruhi huzur ve sükuna erişilen hallerden nasibini alabilirler. Şeyhlik makamına layık olamazlar.
1. Salik-i Meczub: Diğer ikisine nazaran daha açık, lutf-u ilahiye daha mazhar, daima avlar ama avlanmaz. Bazı sıfatlardan dolayı şeyhlik makamına ulaşamazlar.
2. Meczub-u Salik: Mutlak şeyhlik makamına en layık olanlar ; "Perde-i gayb kalksa yakinim ziyadeleşmeyecek." diyebilenler. Halin etkisinden kurtulmuş, hal ona değil o hale galiptir. Bedenler ve kalıplar Hakka yaklaştırılmış ruhların uzanıp kısalarak secde eden gölgeleri gibidir. Asılları şehadet aleminde kesif, gölgeleri latiftir. Gayıp aleminde ise asıllara latif, gölgeleri kesiftir.
Şeyhlik makamına eren;
Hakkal yakine ulaşmış bir arif ,
Maddi - manevi, nurani ve zulmani perdelerden sıyrılmış,
Hakk tarafından sevilen, nazarı deva, sözü şifa,
Sukutu Allah'la
Lutf-u kahrı bir gören kimsedir.
11.BÖLÜM
HADİMLER VE ONLARA BENZEYENLER
Cenab-ı Hakk: Davut (as) 'a " Ey Davut bana talip olan ve beni isteyen birini gördüğün zaman onun hizmetçisi ol" diye vahyetmiştir.
Şeyh her konuda Cenab-ı Hakk'ın muradını, hadim ise niyetini bilir. Hadim her işini Allah için, Şeyh ise Allah ile birlikte, O' ondan gafil olmaksızın yapar.
Hizmet, kişinin Allah ile beraber olabilme halini düzeltmek ve devamlı yaptığı nafileler hariç sair nafilelerden daha hayırlıdır.
Yapılan hizmet ne olursa hepsi de kendi arzuları ile başkalarına hizmeti tercih ettiği ve sufiler grubuna benzemeye çalıştığı için onların bereketine nail olur.
" Onlar kendileriyle bulunanların şaki olmadığı bir topluluktur"
12.BÖLÜM
SUFİLER GÖRE HIRKANIN HÜKMÜ
Hırka giymek, Şeyh ile mürit ile arasında bir bağlantı kurmak, müridin nefsi ile kendi arasında şeyhin hakemliğini kabul etmesi ve şeyhine ait elbise ile talibin nefsinde şeyhin iradesinin hakimiyet tesis etmesi demektir.
Kendiliğinden yetişen ağaç, yapraklansa da meyve vermez, meyve verse de bakımlı meyve gibi olmaz. Hırka giymek sünnet-i Peygamberi'de açıkça yoktur. Kabulü maslahata dayanır.
*Batını yönü ile şeyhine itiraz eden bir müridin feyz alıp, felaha ermesi pek nadirdir. Şeyh, hırkanın şartlarını yerine getireceğine ve edebine riayet edeceğine dair müritten söz alır. Mürit, şeyhe bir emanettir, heva ve hevesle tasarruf edilmez. Müridin şeyhin sohbetinden izinsiz ayrılması uygun değildir. Müridin süt emme zamanı şeyhin sohbet vakitleridir.
Hırka
1.Müritlik hırkası Sadece gerçek müridlere giydirilir.
2.Teberrük hırkası Mürid olmayıp onlara benzemeye çalışanlara giydirilir.
Hz. Yusuf (as)'un gömleği Hz. Yakup (as)'un gözlerini nasıl açmışsa şeyhin giydirdiği hırka da müridde aynı tesirleri yapar.
Teberrük hırkası giydirilene şeriatın sınırlarına sıkı sıkıya bağlı kalması tavsiye edilir. Bu haldeki kimse müridlik hırkası giyme seviyesine yükselebilir. Hırka konusunda yapılan tercihler (renk, cins) dinden ve hakikatten bir şey değildir.
Hırka giydirme ve giydirmemede bir beis yoktur.
13.BÖLÜM
RİBAT (TEKKELER)'DE YAŞAYAN
DERVİŞLER
Ribat ve tekkelerde yaşayan dervişler "ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah'm zikrinden alıkoymadığı" kimselerdir.
Ribatın aslı, atların bağlandığı yer idi. Sonraları ardından gelecek tehlikelere karşı, içindekileri korumak için hudut boylarındaki tekkelere "ribat" denilmiştir. Salih bir müslüman vesilesiyle çevresindeki nice kimseler ıslah olur. Ribat; bir ibadetin ardından diğerini gözlemektir. Ribat, nefisle savaştır.
*Masivayla ilişkiyi kesen, bütün organlara hakkını tam veren, kefalet-i ilahi ile yetinen... kimse hakiki murabıttır.
14.BÖLÜM
SUFFE ASHABI VE RİBATLARDAKİ DERVİŞLER
Çokça temizlenmeyi severler. Ribat onların evi ve ikametgahıdır. Ribatlardaki dervişlerin içlerinden kin sökülüp atılmıştır. Zahidler halveti, sufiler halvet de- encümeni tercih ederler.
* Cemaat evlerindeki kaidelerle gençler üzerindeki nefsin hakimiyeti daraltılır. Gözlerin ona çevrilmesi, üzerimde davranışlarını kontrol eden bakışların çoğalması ile gençler cemaat içinde murakabe altına alınır ve terbiye edilirler. Hizmet, başkalarına karşı davranmanın ve hizmet etmenin lezzetini almış, muamelenin tadına varmış, ribatlara ilk defa giren, acemi ve mübtedilerin yapacağı iştir. Kalp kazanma bereketine ve abidlere yardım sevabına böylece nail olur.
15.BÖLÜM
MURABITLAR VE SUFİLERİN ÖZELLİKLERİ
Mevzii ve arizi bir takım kusurların varlığı, işin ruhuna zarar vermez. Mü'min seven ve sevilen, iyi geçinen ve iyi geçinilen insandır. Zıddında hayır yoktur. Karşılıklı murakabe altındadırlar. Tefrika nefsin zuhuruyla ortaya çıkar.
Ruveym: "Sufiler aralarında anlaştıkları ve kınamayı kaldırdıkları vakit helak olurlar." Nefis, kalple karşılaştığında ondan kötülük ve şer def'olur.
Şikayet eden de şikayet edilen de şeyh tarafından tekdir edilir.
Dervişler kusurlarından dolayı istiğfar ederler, kusurda ala ısrar etmezler.
Af ve özür dilendiğinde kabul edip reddetmezler. Af diledikten sonra kardeşlerine bir şey takdim etmek sünnettendir.
Sufi yapılan bir iltifattan dolayı kalbine bir gurur gelirse, kendini bundan alıkor.
Ribatlardaki dervişlerin dünyevi tasa ve meşgaleye düşmemeleri için ihtiyaçları giderilir. Şeyh, vaktini bütünüyle Hakk'a veremeyen dervişlerin ribatlardan yedirilip içirilmelerini uygun görebilir.
Sufiler ve şeyhler, gençleri başı boşluktan korumak için onları istihdam ederler. Hakiki derviş ve mürid döner dolaşır gene ribata gelir.
16.BÖLÜM
SEFR VE İKAMET ADABI
A. Başlangıçta sefer edip nihayette ikameti tercih edenler
1. Sefer vesilesiyle ilim öğrenmek için. İlm kastıyla evinden çıkan Allah yolundadır. Ona cennetin yolu kolaylaştırılır.
2. Şeyh aramak ve sadık ihvan bulmak için. Sadık ve salih kimselerle görüşme inkişafa vesiledir. Nazarı ve vakarı fayda sağlamayanın sözü de tesir ve fayda sağlamaz. Sözün nuraniliği kalp nuraniyeti kadardır. Kalp nuraniyeti de istikametin ve ubudiyyetin hakkıyla ifasıyla gerçekleşir.
3. Alışkanlık ve hoşa giden şeylerden uzaklaşmak için
Eğer kişi doğduğu yerden başka bir yerde ölürse, kendisine cennetten doğduğu yerle izinin bulunduğu yer arası mesafe ölçülür.
4. Nefsin ince tuzak ve hilelerini ortaya çıkarmak için
1. Eskiye ait ibretli eserleri görmek için.
2. Hüsn-ü teveccühten sıyrılmak ve unutulmak için. Hüsn-ü teveccüh ayakların kaydığı bir makamdır. Eğer teveccüh nefsin müdahalesi olmaksızın geliyorsa bunda mahzur yoktur, bilakis sıhhat-ı hale işarettir.
B-Başlangıçta ikameti tercih edip, nihayette sefere yönelenler.
C. Devamlı ikameti tercih edenler. Bunlar Hakk'ın terbiye ve murakabesinde yetişirler.
A. Devamlı seferde olmayı tercih edenler. Tanınmaktan sakınırlar. İkametin tevekküle mani olduğuna kanidirler.
" Bazen nefsin coşkunluğu ve heyecanı kalp hareketine karıştırılır. Bu ise felakete götürür. Sefere çıkmadan istihare namazı kılmak adabtandır.
17.BÖLÜM
SEFERİN FARZLARI VE FAZİLETLERİ
Sefere karar veren sufinin;
Teyemmümün,
Namazın kasr ve cem durumunu,
Mest üzerine mesh ahkamını bilmesi gerekir.
Sefer adabı:
1. Yoldaş ve arkadaş edinilmeli.
Tek başına yolculuk uygun değildir.
Üç kişi olunduğunda biri imam tayin edilir. Tasallut ve cah düşüncesiyle riyasete talip olma heva ve hevesten kaynaklanır
2. Sefere niyetlenen sufi arkadaşlarına veda eder ve onlara duada bulunur.
3. Uğranılan yerlerde en azından iki rekat namaz kılar.
4. Binite bindiğinde mesnun olan duayı okur.
5. Yolculuğa sabah erkenden ve Perşembe günü çıkmak iyi olur.
6. Konak yerine uğrandığında dua etmek
7. Temizlik malzemelerini yanında bulundurmak 8. Sefere çıkmadan evvel iki rekat namaz kılmak. Bu kaidelere bağlı kalanlar reddolunmaz. Kabul etmeyenlerin görüşü de büsbütün atılmaz.
18. BÖLÜM
SEFERDEN DÖNME ADABI
İkamet edilecek yerin ölü ve dirilerine selam vermek.
Kardeş edindiği kimseyi ziyaret edenin yolu asan olur.
Mescidlerden birine girince iki rekat namaz kılmak.
Tekkeye girince hususi ve maslahata dayalı bazı sebeplerden dolayı selam vermek bazen terkedilir.
Seferden dönene hoş amedide bulunmak.
Sefer dönüşü geridekilere hediye getirmek. Seferden dönen kimsenin istirahatı için hazırlık yapmak.
Gelir gelmez konuşmaya dalmama, sorulmadıkça konuşmama
Ziyaret ettiklerinin yanından izinsiz ayrılmama
19. BÖLÜM
ESBABA TEVESSÜL VE SUFİLER
Aslolan kimseden bir şey istememektir. Yakin durumuna göre esbaba tevessül farklılık gösterir.
Tevekkülde vesvese maruz kimseler, esbaba kafi miktarda tevessül edebilirler.
Gerçek miskin insanlardan bir şey istemeyendir. Sufiler Hz. İbrahim (as) vari Allah (cc)'dan bir şey istemekten haya ederler. O (as) "Allah (cc) beni biliyor mu ?" demişti.
Bazen rızka meyil Cenab-ı Hakk'ın verdiği bir intibah, bazen de bir günahın cezasıdır. Rızık bazan hikmet yollu, bazen de kudret - Hz. Meryem'e olduğu gibi- yollu gelir. Rızık ve borç konusunda daim sabır hazinesine müracaat edilmelidir. Bütün bu tevekkül ve esbab dairesinde bir şey gelmiyorsa zaruret miktarı istenilebilir. Veren el alan elden üstündür.
Kendine verilen mala emanet nazarıyla bakan fakrı lisanıyla, kendi malı gibi seyre dalan, fahr lisanıyla ve hayalperestlerin diliyle konuşur. Gerçek fakir indirileni değil, asıl indirenin yakınlığını taleb eder.
20.BÖLÜM
FETH-İ MANEVİ VE İHSAN-I İLAHİ
Sufi Allah ile meşguliyetin kemaline ererek takvada kemal sahibi olunca, hali onu esbaba tevessülü terke mecbur edebilir.
Bunun mebdeinde bir kapı açılır ki, gerek kendinin gerekse şeriatın günah saydığı şeye duçar olursa yaptığının cezası olarak telakki eder. "Günaha düştüğümü çocuğumun kötü ahlakından anlıyorum." sözü meşhurdur.
Allah (cc), bahşedeceği idrakle onu tevhide ve Hakk'la meşgul olmaya muvaffak kılar. Allah(cc)'m tecelliyat-ı ef'alinden kendisine münkeşif olan hadiseleri tarassut ve mülahazaya devamla kul, tecelliyat-ı ef'alden tecelliyat-ı zata yükselir.
Tecelli-i ef'al; rıza ve teslimiyeti doğurur.
Tecelli-i sıfat; heybet ve üns kazandırır.
Tecelli-i zat ; fena ve beka duygularını bahşeder.
Fena, terk-i ihtiyar ve fiil-i ilahiye vukufun adıdır. Cenab-ı Hakk'ın zatının bizzat tecellisi ancak ahirette olacaktır.
Resulullah (sav), ashabını tedricen ve nefsin tedbirinden, fiil-i ilahiyi müşahade ve Hakk'ın hüsn-ü tedbirine yönelmeye hazırladı. Cenab-ı Hakk'ın kendisine sevkettiği rızkı kabul hususunda ilm-i ilahiye vakıf olan kul, korktuğundan emindir.
Feth-i ilahinin farkında olan da vardır olmayan da.
Mükaşefeye mazhar olanlar ;
Allah'tan ilm sunularak,
Ef'alden tecrid ile ilim sunularak,
Her ikisi de olmaksızın mükaşefeye ulaştılar. Rızık alırken de verirken de işaret beklenir. Nefis endişesi kalkarsa işaret beklenmez. Dervişlerin bazısına musallat olan sıkıntılar, kalplerin Allah ile meşguliyetini, kulluk hukukuna riayetini kemale erdirmek içindir.
Kul, Allah(cc) ile olan meşguliyetinden hali olduğu ölçüde dünya sevgisine müptela olur.
Zühd, ehlinin son adımı, tevekkül ehlinin ilk adımı mesabesindedir.
Feth-i ilahiye mazhar olana, hikmet veya kudret elinden merzuk olması müsavidir.
İhtiyacından ve zaruret miktarından fazlasını isteyenin sufilikle alakası yoktur.
21. BÖLÜM
SUFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK
Sufi'lere göre her ikisinin de bir gaye ve zamanı vardır. Herhangi bir halin (evlilik-bekarlık) ihtiyar edilmesi, Allah (cc) içindir.
Nefsin isyanından emin olundukça, bekarlık tercih edilir. Nefis, ilimle dizginlenir.
Evlenme adına şehevi bir acelecilik, erkeklerin manevi yolda gerilemesi demektir. Sadık mürid buluğa ermedikçe evlenmez. Buluğu ise 'Rical' olmasıdır.
Evlilik ve bekarlık hakkındaki haberlerin farklılık göstermesi, muhatabın farklılığındandır. Fazileti muhataba göre değişir.
Evli sufiye yardım edilmelidir.
Mücerred yaşamak, dervişini işini kolaylaştırır. 'Bizim arkadaşlarımızdan evlenip de manevi derecesini muhafaza edeni görmedim. S. ed Darani Evlenmek, azimetten, ruhsata düşmektir.
Sıkıntıya sabır, refaha sabırdan daha kolaydır.
Oruç tutulmalı, nefis, ibadete alıştırılmalı.
Müridin evliliği düşünmemesi, hüsn-ü edebdendir.
Kadın ve şehvet akla gelince tevbe edilmelidir. Kalbi namaz ve ibadetten meşgul olacak derecede evlenme düşüncesi arız olunca, şeyhe müşkil arzedilir ve duası talep edilir.
Bazen keşfen, yakazaten veya bir zatın işareti ile evlilik telkin, bekarlık men'edilir. Evliliğe basiretle gidilir; gözü kapalı gidilmez.
Tezkiye olmuş nefisler, nasibi olan hazlara eriştiğinde kalblerin inşirahı artar.
Süfyan b. Uyeyne; 'Çok kadınla evlenmek, dünya sevgisinden değildir. Çünkü Hz. Ali (ra)
Peygamber Efendimiz (sav)'in Ashab'ının en zahidi olduğu halde, dört hanımla evli idi, on yedi kariyesi vardı'.
Evlilik nedeniyle hanımdan gelen iki fitne vardır: 1-Maişet derdi
2-Kadınla ihtilat ve mübaşerette ifrat, hizmetten uzaklık.
Evliler için büyük bir gizli fitne de, fuhuş cemal lütfunda sükunet bulması ve neticede ruhta bir donukluk hasıl olur ki, bunun farkedilmesi çok zordur.
Ariflerin gönlüne zina düşüncesinin arız olması, onu işleyenin durumuna düşmeleri demektir.
22.BÖLÜM
SUFİLER'İN SEMAI
'Sözü dinleyip, en güzeline uyanları müjdele! Onlar Allah (cc)'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Onlar, akıl ve basiret sahibidirler' (Zümer Suresi, Ayet:
18)
Bütün sema'ın harareti, yolu, duygusunun burudeti üzerine gelince, gözlerinden yaşlar boşanır. Bazen bu vecdden de ürperti ve titremeyle zahir olur.
Beyne ve ruha da etkisi vardır.
Ehl-i batıl, heva sahiplerinden de bütün haller nakledilir.
Kalb incelendiğinde duaya yönelinmelidir. Allah korkusundan, derisi ürperince Cenab-ı Hak Cehennemi haram kılar.
Semaın ihtilaflı olanı, name ile söylenen şiirlerin dinlenmesidir.
Sema, nefse hitabı, eş ve cariyelerin şöylesi eğlenceli ve Hakk'a davet itibariyle haram, şüpheli ve helal pozisyonu sözkonusudur. Bunların helal ve şüpheli hallerine de acz-u müsamaha gösterilmesi uygun değildir.
Sema yapanın diri bir kalb ve ölü bir nefisle sema yapması gerekir. Aksi halde sema helal değildir
(Abdurrahman es-Sülemi)
Nefsini rahatlatmak için, hal iddiasından uzak olarak sema yapanın raks ve semaı faydalı da değildir, zararlı da...
Şeyh ve manevi liderlerin raksetmeleri hiç yakışık almaz.
SEMA'I İNKAR EDENLER
1-Sünnet-i Seniyye ve Asar'dan habersizdir.
2-Kendisinin iyi amellerine aldanmıştır.
3-Soğuk tabiatlı, zevkten nasibi yoktur.
Haram olan, mücerred değil, fitne endişesidir. Taat, zahiri sıfatların sırrı, vecd batıni sıfatların özüdür. Zahiri sıfatlar hareket ve sükunet, batıni sıfatlar ahval ve ahlak şeklindedir.
23.BÖLÜM
SEMA'A KARŞI ÇIKANLAR
Sema, temkin ehli ariflerden başkası için sahih olmadığı gibi, mübtedi müridlere de mübah değildir.
Şarkıyla çokça meşgul olan, sefih sayılır. Sefihin de şehadeti muteber değildir. (İmam Şafi'i). Şarkı kalbe nifak tohumu eker. (Abdullah b.
Mes'ud)
Şarkı zinanın büyüğüdür (F. b. İyaz) Sema, eğer bir oğlanın sesini dinleyerek yapılıyorsa, ona fitne karıştığından, dindar kimselerin bunu reddi gerekir. Tasavvufun tamamı ciddiyet'dir.
24.BÖLÜM
SEMA'A İHTİYAÇ DUYMAYANLAR
Vecd, kaybettiğini hissetmektir.
Ehl-i batın, nefsinin hevasını bulduğunda vecde ulaşır. Ehl-i Hak ise, kalbinin muradına erdiğinde vecd duyar.
Nefsin perdeleri, arızi ve zulmani hicaplar, kalbin perdeleri ise semavi ve nurani hicaplardır. Vecd bazen manaların anlaşılmasından, bazen de sadece musıki ve namelerin tesiriyle olur. Vecd kaynağı Hak Teala olan, bir varidatdır. Allah'ın zatını murat eden O'nun (cc) indinden gelenle yetinmez. Mekan-ı kurba erişmiş olan kimseyi nezd-i ilahiden gelen bir varidat meşgul etmez ve harekete geçirmez. Varidat kulun Allah (cc)'a uzaklığını gösterir. Halbuki kurb makamındaki kimse aradığını bulmuştur.
Varidat güçlü ve kamil olanı değiştirmez. Hz.
Ebubekir (ra)'in sözüne telmihen.
'Allahım! Beni gözü yaşlı olmakla merzuk kıl'. (H. Şerif)
25. BÖLÜM
SEMA ADABI

Sıdk, ciddiyet, halis niyet, vakar ve semadan önce istihare, bereket ve istifade için dua.
Sema meclisinde vecde davetiye çıkarmaktan korkmalıdır.
1- Vecd gelmeden, vecd gösterisinde bulunulursa:
2- Allah'a yalan isnadı
3- Halkı aldatma
4- Salah düşüncesinin bozulmasına sebep olur.
5- Halkı batıl yola zorlama.
En güzeli, vecd anında hırka yırtmamaktır. Hırkayı parçalayıp dağıtmak Sufilere göre ahdi yenilemektir.
Hırka hususunda söz hakkı, şeyhindir.
Sema'a ehil olmayanın katılması mekruhtur.
26.BÖLÜM
HALVET, ÇİLE VEYA ERBAİN

Erbain, sair zamanlarda hak, ters düşen arzuların bastırılması için yapılır.
Kırk gün ihlasla amel eden kimsenin kalbinden diline doğru hikmet pınarları akseder, ilm-i ledünne açılan kapı, buradadır.
Kul, insanlardan ayrılıp, Allah-u Teala'ya yönelmesi sayesinde mesafeler kat'ederek nefis madeninden ilim cevherini çıkarır.
Erbain'de muvaffak olmanın şartı, şartları ihlasla yerine getirmektir.
Halvette nefsin arzularından uzaklaşma vardır. Peygamber Efendimiz (sav) de nübüvvet öncesi halvet yaşamıştı.
27. BÖLÜM
HALVETTE VAKİ OLABİLECEKLER

Halvet, dinin selameti, nefis ahvalinin yok olması, amelin Allah için yapılması içindir. Keşf ve Fetih mülahazasıyla yapılan halvet fitneye düşme demektir. Taleb edilecek istikamettir; keramet değildir.
Dinin esaslarına uygun halvet, kalbi nurlandırır, dünya rağbetini keser, zikrin tadına erdirir, namaz, tilavet vs. ibadetlerin ihlasla yapılmasını sağlar. Bazen zihne hayaller düşer ki, bunları vehametle karıştırmamak lazımdır.
Zikre, hususiyle 'La ilahe illallah' mülazemet esastır.
Kalbe yermeşen kelime-i tevhid, kalbe yerleşince nefsin itirazlarını önler. Zikir nurunun kalbe bir cevher halinde yerleşmesi, halvetten gaye budur. Bazı hayaller asılsız bazen de mevhibe-i ilahi olarak belirir ki, onlar da hakikatle irtibatlıdır. Hakikatler misal elbisesinden sıyrılarak, özel bir haber ve keşif halini alır.
Mükaşefelerin hepsi yakin duygusunu takviye içindir. Asıl kayine ulaşan kimsenin bunlara ihtiyacı yoktur. Her ne olursa olsun, takva ve zühdün hakkı verilmeli, asla aldanılmamalıdır.
28. BÖLÜM
HALVETE NASIL GİRİLİR

Dünyada tecerrüd, halvete girip, gusül, iki rekat namaz, gözyaşı tevbe, ahlak-ı zemimeden arınma, cemaatle kılınacak namazlara sadece devam. Halka halveti belli etmeme, daim zikr-i İlahi ile meşgul olma, hayale başka şeylerin girmesine izin verilmemelidir.
Daim abdestli bulunmaya çalışılmalıdır. Uykuya karşı mücadele etmelidir.
Azık, tuz ve ekmektir. Çok zor durumda katık da alınabilir.
Kıllet-i Taam, Kıllet-i menam, Kıllet-i kelam, uzlet ani'l enam esastır. Yeme, tedricen azaltılabilir.
Açlığın sınırı; ekmek-katık ayırt edilemeyecek seviyeye gelmesi.
Belli bir dönemden sonra Allah (cc) yemeği unutturur. Unutmasa bile, kalbin nur ile dolması, ruhun çekici kabiliyetini güçlendirir. Ruh, onu kendi merkezine ve alem-i ruhanideki yerine doğru çıkmaya başlar. Bu sayede salik, nefsani şehvet duygularından nefret eder. Lüzumsuz, konuşma gibi, şeyler nefsi uyarıcı etki yapar.
Fakat Cenab-ı Hakk'ın mevahib-i İlahiyesi buna münhasır değildir.
Erbain için tercih edilen zaman: Zi'l-Ka'de, Zi'lHicce'nin ilk on günüdür.
29. BÖLÜM
SUFİYYENİN AHLAK ANLAYIŞI

Ahlakta model Peygamber Efendimiz (sav)'dir. O (sav)'nun ahlakıyla ahlaklanmak esastır. Rasulullah (sav)'dan Şeytani sıfat sökülüp alınmıştır.
Bazı sıfatların bulunması ise Allah (cc)'ın Nebi'sini (sav) özel rahmeti ile terbiye etmesi ve ümmetine örnek almasına vesiledir.
Tasavvuf halka iyi muamele, Hakk'a sadakattir. İyi geçim, sabır, cömertlik, ülfet, nasihat ve şefkat hukuk-u azimdendir. Allah (cc)'ın ahlakıyla ahlaklanmak hedeftir.
Güzel ahlak, insanı Cennet'e götürür.
30. BÖLÜM
SUFİLERİN AHLAKI

1-Tevazu:
Her davete icabet, hediye kabulü, selam verme, selam alma.
Kendinde bir değer görmeme, hakkı her kimden olursa olsun kabul etme, herkesi kendinden hayırlı görme.
Böbürlenerek yürümeme, insanın yaratılığı şeye bakması.
Zillet ve meskenete düşmek, uygun değildir.
2-İnsanlara yumuşak davranmak:
Halkın arasına karışıp ezalarına sabır, uzletten daha hayırlıdır. Öfkeyi yutma, aff-u safv memduhdur. Yumuşaklık hayırdan nasipdarlık demektir.
3-İsar:
Kendileri muhtaç iken başkalarını kendilerine tercih edenler.
Kendisini mülkün emanetçisi görenin isarı en sağlıklı isardır.
Huzeyfetü'l-Adevi'nin Yermük'teki su hadisesi, Ebu Talha ve misafiri Sa'd b. Rebi ve Abdurrahman b. Avf kardeşliği. Cömertlik, buhl'la kazanılır
4-Afv ve Müsamaha:
İhsan sana kötülük yapana iyilik yapmandır. İnsan, güneş, rüzgar ve yağmur gibi umumidir.
5-Güler Yüzlülük ve Tatlı Dillilik: Güler yüzlülük, tebessüm, sadakadır.
mü'minin kalbinin aydınlığı yüzüne vurur. Sevinç ve neşe Allah için ve O'ndan (cc) ötürüdür.
6-Şakalaşma ve Yumuşak Muamele Sufiyye ahlakındandır.
Rasulullah (sav) latife ve şaka yapardı.
Mübtedilerin çokça şakalaşmaları uygun olmaz.
İşin içine nefs karışabilir.
İnsanları rahatlatmak için şaka yapılsa da, halvette ciddiyyet esastır.
Mizah bast ve recadan ileri gelir,
7-Yapmacık Davranışları Terketmek: Tekellüf, nefsin arzusu üzere insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapmacık hareketlerdir. İkram ederken dahi tekellüften uzak peygamberane ahlaktır.
ziyaretçiye elde olanı, davetliye elden geleni ikram etmek esastır.
8-Mal Biriktirmeyi Terketmek:
Rasulullah (sav) ertesi gün için evde bir şey bırakmaz ve bıraktırmazlar.
Sufilerin Cenab-ı Hakk'ın hazinelerini deniz gibi (tükenmez) bilir.
Allah (cc) kuşlar gibi tevekkül içinde olmak
9-Aza Kanaat Etmek:
Kanaat rızadan kaynaklanır. Şerefi artırır. Fitnelerden korur. O, tükenmez hazinedir. Az malın şükrü daha kolaydır.
10-Münakaşa ve Cedelden Uzaklaşmak Hakkı söylemenin dışında cedel ve münakaşadan uzaklaşma.
Nefisten gelen öfkeye kalbi hilm gösterme
Öfke anında nefsi itham etme, pozisyon değiştirme. Öfke ve normal halde hükmetmek ancak nefsini dizginleyebileceklerin işidir.
11-İnsanları sevmek ve onlarla iyi geçinmek:
Mümine merhamet, kardeşlik.
Geçinemeyen ve geçinilemeyende hayır yoktur.
İyi kimselerle ülfet ve ünsiyyet kalbe inşirah verir. Sevgi ile itaat, korkarak itaatten daha faziletlidir. Allah (cc)'ın sevdikleriyle beraberlik O'nun (cc) sevgisine götürür.
12-İyilik Yapana Teşekkür ve Dua:
Sufinin hakkın varlığını kabulü, hakkın vücudunu perdelemez, O (cc) her şeyi açık seçik görür.
Nimete hamd, nimetden daha değerlidir. Sufinin teşekkürü, teşekkülün kemalinden, inancın nimeti Allah (cc)'dan görmelerindendir.
13-Makamı Müslümanlara Hizmet İçin Kullanmak:
Makamı hizmet için isteyenler, ölmeden evvel ölenler içindir. Nefsin hilelerinden emin olmayanın fitnesinden korkulur.
Bilgisizlikle insanlara zarar vermemek.
İnsanların cehaletine sabretmek
İnsanların elindekilerine talip olmamalı, kendi elindekini onlar için harcamak. Riyasete liyakat için gerekli şartlardır. (Sehl b. Abdullah)
31. BÖLÜM
TASAVVUFTA EDEB

Ebed, zahir ve batın terbiyesidir.
İnsan edebe (ahlaki değişikliğe) ehil yaratılmıştır. Edebin menbaı, iyi seciyedir. Kimse halindeki seciye mümarese ve riyazetle fiile çıkarılarak edeb ve terbiye kazanılır.
Bazen mümarese ve riyazete ihtiyaç duyulmaz. İlim edeble anlaşılır
İbadetteki edeb, hizmetten daha yücedir. Taat Cennet'e, taatteki edeb, Rıza-yı Bari'ye ulaştırır.
Zahiri su-i edeb, zahiri ceza, batıni dolanı da batıni cezayı mucib olur.
32. BÖLÜM
HUZUR-U İLAHİ'DE EDEB

Bu edeb, Rasulullah (sav)'dan alınır.
Sevinçteki ifrat veya bastın halinin aşırısı, varidatın çoğalmasına mani olur.
Her kabz halinde bir ceza sözkonusudur. Kabz bast halindeki ifrattandır.
Bastın itidali mesalih-i ilahiyyeyi nefse kaydırmamaktır.
Göz, basiretle istikamete erer.
Sultandan küçük şeyler istenmez. Kurb nedeniyle haşmet perdesi müstesna.
Arif için edeb, mübtedi için tevbe mesabesindedir.
33. BÖLÜM
TAHARET ADABI

İstinca, Kıble'ye yönelmeme,
Pisliği izale ve kullanılacak taş ve suyun temiz olması istibra, idrar kalmaması için yapılan temizlik hareketi istinca, öksürme gibi hareketlerle iyice temizlenme.
Temizlikte Şeytan vesvesesine fırsat verecek aşırılıktan sakınılmalıdır.
Def-i hacet halinde istitar (nazar-ı nas'dan gizlenme)
İdrar serpintilerinden ictinab edilmelidir.
Gusledilen banyoya bevletmemek.
Duaları yerli yerince okumak
Girişte sol ayak, çıkınca sağ ayak
İsm-i İlahi bulunan şeyleri yanından bulundurmamak
34. BÖLÜM
ABDEST ADABI

Abdestden önce -adabıyla- misvaklanmak Abdest dualarını okumak
Farzlarını noksansız yapmak, tertibe riayet etmek Sünnetlerine riayet etmek.
35. BÖLÜM
HAVASS'IN ABDEST ADABI

Uzuvlarını huzur-u kalb ile yıkamak
Daim abdestli bulunmak
Suyu israf etmemek, i'tidal sınırına vakıf olmak Zahiri temizliğe kafi miktarda önem verip, asıl batına yönelmek.
36. BÖLÜM NAMAZIN FAZİLETLERİ
Namaz, felaha götürür.
Namaz kılan, ateşte ısınan ve eğrilikleri düzeltilen ağız gibidir.
Namaz, kul ile Rabb'i arasında kavuşma vesilesidir.
Namaz, Allah'ı hatırlatır.
Namaz kılan bütün azalarıyla dua halindedir. Namaz kılan ehl-i semanın bütün hallerini cem'etmiştir.
Namazda sürat ve acele, felah kapılarını kapatır.
37. BÖLÜM
NAMAZIN KEYFİYYETİ VE ADABI

Abdest, vakit girmeden alınmalıdır.
Sünnet, insanı farza hazırlar, berekete vesile olur.
Sünnet-farz arası tevbe edilir.
İlk tekbirler ruhi ve bedeni tam konsantrasyona girilmelidir.
Kıyam, rüku', secde hallerinde okunması farz, vacip ve mendub olan dualar okunur. Gözler secdede açık bulundurulur. Zira onlar da secde ederler. Namazda Mirac sırrı vardır. İmam, sultanın kapısında duran elçiye benzer. Temsil ettiklerini unutmaz ve onlara tercüman olur.
38. BÖLÜM
NAMAZIN ADABI VE SIRLARI

Kalbi dünyevi şeyle meşgul etmeme. Maddimanevi.
Namazda istikamet üzere olma, namaz hırsızlığına girmeme, kişiye namazda yazılacak ecir, kalb huzurudur.
39. BÖLÜM
ORUCUN FAZİLETİ VE TESİRİ

Oruç, sabrın yarısıdır. Şehveti kırar. Oruç, Allah (cc)'a doğru seyahattir. Hikmeti doğurur.
Melekut kapıları oruçla çalınır.
Mide doldurulan en şerli kaptır.
40. BÖLÜM
ORUÇLA İLGİLİ MUHTELİF GÖRÜŞLER

Kalb selameti oruçta görülüyorsa, oruca devam edilir. ara-sıra oruç bırakılır. Bayram ve teşrik günleri hariç, savm-dehr tutulabilir. Oruç tutma sıra ve keyfiyeti kalbin ve nefsin durumlarına göre farklı değerlendirilmiştir. Kimileri orucun bozulmasını mübah ve iyi görürken kimileri çirkin görmüştür.
Eyyam-ı beyz, Şaban'ın ilk 15'i Zi'l-Hicce ve
Muharrem ayının ilk 10 gününde oruç müstehabdır.
41. BÖLÜM
ORUCUN ADABI

Zahir ve batın bütünlüğü selameti.
Yemeğin normal zamanlarda daha az yenmesi
Oruçla nefis zarurete alıştırılırsa diğer zaruretlere geçilir.
Sahur yapmak, iftara acele etmek. İftarın namazdan önce olması sünnetdir.
Gıybet gibi ma'nevi arazlardan ictinab. Sufiler orucun da alışkanlık haline gelmesinden hoşlanmazlar.
Oruçsuz bir cemaatin sohbetine katılanın da oruçsuz olması adabdandır. Belli bir programı olanların ise oruca devamlılığı uygun olanıdır. Orucun bozulmasındaki ve bozulmamasındaki efdaliyet niyetleri sadakate bağlıdır. Yediklerinizi zikirle eritiniz (H. Şerif) Mümkün mertebe gizlenmek.
42. BÖLÜM
YEMENİN FAYDA VE ZARARLARI

Niyetle adet ibadete döner.
Sufi vaktini Allah'a vermiştir.
Sufi adet olan şeylere ancak zaruret miktarı rağbet eder. Vukuf rutubeti (su) hararet-i nefis, (toprak) serinlik (ruh) hususiyeti vardır. Dengeli olmaları esastır.
Yiyecekler helal olmalıdır.
Yemekten önce eller yıkanır besmele çekilir, Mün'im olan Allah hatırlanır.
Kalbin bozulması lokmadan geçer.
Nimetin değerini takdir, şükür sayılır.
43. BÖLÜM
YEME-İÇME ADABI

1-Tuzla başlayıp, tuzla bitirmek 2-Topluca yemek, bereket olur.
3-Yer sofrasında yemek
4-Lokmaları küçük küçük almak ve iyice çiğnemek, yaslanmadan yemek 5-Önce yaş ve ilim bakımından üstün olan kimsenin başlaması,
6-Sağ el ile yemek
7-Kendi önünden ve yemeğin kenarından yemek
8-Kusur aramamak
9-Yere düşen lokmayı alıp yemek 10-Parmaklarını yalamak.
11-Yemek kabını iyice sıyırmak
12-Yemeğin içine üflememek
13-Sofrada sirke ve yeşillik cinsinden şeyler bulundurmak.
14-Yemekte suskun durmamak
15-Et ve ekmeği bıçakla kesmemek. 16-Sofradakiler ellerini çekmedikçe yemeğe devam etmek.
17-Ekmek konulunca başka bir şey beklememek 18-İyice acıkmadan yememek, iyice doymadan da kalkmak.
19-Hizmet edene en azından yemekten birkaç lokma yedirmek. 20-Kalkınca hamdetmek.
21-Dişleri ve elleri temizlemek, dişlerdeki kırıntıları yutmak.
22-Elinin ıslağı ile gözleri meshetmek 23-Yapmacık davranışlardan sakınmak. Şüpheli yiyeceklerde istiğfar.
24-Bir topluluğun yanına tam yemek vaktinde gitmemek.
25-İkramda tekellüften sakınmak. İkram etme niyeti müstesna...
26-Konulan yemeği küçümsememek 27-Davete icabet etmek.
44. BÖLÜM
SUFİLERİN GİYİNME ADABI

Elbisenin helal ve temiz olması esastır. Sıcak ve soğuktan korumak.
Giyilen elbise, bulunan mevki ve makamla tenasüb içinde olmalıdır.
Nefsine galip gelen, hırstan uzak, hüsn-ü niyyet sahibi kimselerin güzel ve yumuşak elbise giymelerinde bir beis yoktur.
Kibre sebep olacak, nefsin heva ve hevesini teşci edecek giysilerden sakınılmalıdır. Şüpheli şeyleri terk etmek.
45. BÖLÜM
GECELERİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ

Kalb ve nefis birbiriyle mücadele ettiği sırada, şartlarına riayet ederek, dengeli bir şekilde uymak. Salih ise, müridlerin kalblerinin sükun bulmasına sebep olur.
Ruh, kalb ve üns, uykunun yerini tuttuğunda az uyku zarar vermez.
Gece elde edilen nimetler, gündüze yayılır. Bu durumda kalb ilahi nurlarla dolar.
Geceleri namaz kılanın yüzü, gündüzleri ak olur.
46. BÖLÜM
GECELEYİN KALKIŞ VE UYKU ADABI

Akşam namazını evrad-u ezkarlar beklemek, gece kalkışı akşam ile yatsı arasını ibadet ve zikirle geçirmek.
Yatsıdan sonra konuşmamak. Abdest tazelemek. Nefis derin haz almaya çalışır. Hakkı verilir ama hazzı verilmez.
Alışkanlıkları değiştirmek de gece kalkmayı kolaylaştırır. Midenin yemekle dolu olmaması. Yeniler yiyecekler tilavet zikir ve istiğfarla eritilmelidir.
İhtiyaten vitir uykudan önce kılınmalıdır. Taze abdestle sadık rüya zahir ve batının temizliğinden geçer.
Rüyada Hak Teala ile konuşanlar olur ki, emir ve nehy alırlar. Bu zahiri emir ve nehy gibidir. Kendileri hakkında gafletten kurtulmak için abdeste azami dikkat gerekir. Mesela, gece yatarken mesnun olan dura ve sureler okunur.
47. BÖLÜM
GECE NAMAZI VE ADABI

Akşam ezanıyla ikameti arasında iki rekat namaz ve farz namazdan sonra da iki rek'at namaz kılınır. Akşam ile yatsı arası ibadet gündüzün günahlarını siler. Yatsıdan sonra da dört veya iki rekat nafile kılar. Eve girince dört rek'at daha kılar.
Uyanacağından emin olmayanın vitir namazını yatmadan kılmalıdır. Gece kalkınca gönlü sadece Allah (cc)'a vermeli.
Daima Allah (cc)'a iltica edilmelidir. Su ile temizlenip, Kur'an okunduğu zaman iki temizleyici bir araya gelir (zahiri ve batıni). Böylece Şeytan'ın vesveseleri, te'sir ve aldatmalar zail olur.
12 rek'at teheccüd namazı kılınır.
48. BÖLÜM
GECEYİ BÖLÜMLERE AYIRMAK

Gecenin tamamını ihya edemeyenler üçte birini, üçte ikisini, veya altıda birini ihya etmeleri müstehabdır.
Gece ibadeti şuurlu yapılmalı. Uyku gibi sıkıntı veren şeyler giderilmeli.
Tan yerinin ağarması (uykuyla geçirilerek) gece ibadetine tercih edilmemeli.
Kurb makamına erenler artan bir şevkle gece ibadetine müdavimlerdir.
Gündüz işlenen günah, kusur, gece ibadetine mani olur. Dünyevi işle çok fazla iştigal.
49. BÖLÜM
GÜNDÜZÜN ADABI

Tan yeri ağarmadan abdestli olarak sabah namazı beklenir.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında kılınan namaz, günahlara keffaretdir. Sabah namazı, sünnetinden sonra tevbe istiğfar getirilip, dua edilir.
Efendimiz (sav)'e salat-u selam getirilir.
Sabah namazından sonra münacaat yapılır.
50. BÖLÜM
GÜNLÜK İBADETLERİN VAKİTLERİNE GÖRE DAĞILIMI

Sabah namazından sonra yerinden kalkmadan Kıble'ye yönelik olarak oturup, evrad-u ezkar okunur. Kerahet vaktinde uyumamalıdır. Güneş iki mızrak boyu yükselince iki rekat namaz kılınır.
İşe gidecek bir kimse evden çıkmadan önce iki rekat namaz kılar; eve döndüğünde de iki rek'at kılar.
Sabahla öğle arası iki veya on iki rekat kuşluk namazı kılar.
Dışarıda hizmeti olmayan taat, tilavet, zikir ve münacaatla meşgul olur.
Kuşluk sonrası namazdan sonra biraz uyumak iyidir. Gece kalkmaya yardımcı olur. Kalbi saflaştırır. Zeval vaktine bir saat kala kalkar.
Tilavet ve zikirle meşgul olur.
İbadet-ü ta'ate çoluk-çocukla meşguliyetten aşırı bir gevşeklik hasıl olur. İbadete olan isteksizlik giderilmedikçe namaza durulmaz. Bu da halk içinde Hakk'la olmaktan geçer.
Ruhu daim hak huzurunda bulunanlara ise halkla beraber olması zorluk vermez, bilakis ibadet gibi olur.
Öğle ile ikindi arası ibadet ve tilavetle geçirilir.
Ağzın tadı değiştiğinde misvak kullanılır. Hevanın, dünyanın ve nefsin galebesiyle ibadetten geri kalan kalbiyle bunun ezikliğini yaşar. İkindiden sonra nafile ibadet vakti bittiğinden tilavet ve zikirle meşgul olur veya sohbet dinler.
51. BÖLÜM
MÜRİD-MÜRŞİD MÜNASEBETLERİ

Mürid, mürşidin önünde bulunmaz. Ondan önce işe ve söze başlamaz. Şeyh konuşurken ses tonuna dikkat eder.
Mürid gerek malında, gerek şahsında şahsi tercihte bulunmaz.
halinde ve hareketlerinde açıklanması gereken bir şey hisseden mürid, bunu şeyhinden sorarak çözümler.
Mürşid, müridin problemlerinin halline çalışır ve onları giderir.
Rasulullah (sav) için Cibril (as) bir vahy emini olduğu gibi, mürşid de mürid için ilham eminidir. Mürşid konuşurken, şaibeli, parlak, nefse hoş gelen söz ve davranışlardan uzaktır.
Mürid, şeyhinin makamından daha üstün bir makam aramaz.
Şeyh için arzu edilen şey, müride daha yüksek dereceler kazandırır. Tam teslimiyetle mürid gıyabi huzur edebine nail olur.
Yüksek sesle konuşmak vakarın gitmesine sebeptir. Kalbde hürmet ve vakar olduğu zaman dil, ma la ya'niyyat ve garabetten kurtulur.
Şeyhe (büyüğe) temsil ettiği makam muktezasıyla hitab edilir.
Yabancılık nisbetinde zahire alaka artar. Şeyh yeni gelenlere önceki müridlere nisbeten daha fazla alaka gösterebilir.
Ebu Mansur el-Mağribi:
Şeyhe hizmet, ihvan ve akranla da arkadaşlık edilir. Şeyhde görülen beğenilmedik hareket, şeyhin ilim ve hikmet yönüyle bir mazeretinin bulunduğunu bilmesi ve ona teslim olması, müridin edebindendir.
Şeyhin yanında nafile namaza durmamak da adabdandır.
Kendine gelen tecelli, mesbibe, keramet gibi şeyleri şeyhinden gizlemeli.
Kendi terbiye ve eğitimine layık olduğuna inanmadığı şeyhin sohbetine girmemesi edebdendir.
Karşılıklı sevgi ve ülfet hal ve feyz in'ikasına en büyük vesiledir.
Rüya ve halleri şeyhinden habersiz tek başına yorumlamamalı.
Her türlü hacetini arzetmek için acele etmemesi şeyhin hazır hale gelmesini beklemesi adabdandır. Huzura varırken hususi görüşmelerde şeyhe hediye (sadaka) takdim edilir.
52. BÖLÜM
ŞEYHİN RİAYET EDECEĞİ ADAB

1-Sufiler arasından sivrilip, ortaya atılmamak, insanları celb için lütuf, merhamet, güzel konuşma gösterisinde bulunmamak.
Kalbini Hakk'a nazır tutmaksızın, O'ndan (cc) yardım istememeksizin müridlere tek bir kelime etmez. Dili kalbe, kalbi Allah'a bağlar. Ebu'n-Necib es-Sühreverdi: Dervişler, sözü ve sohbeti algılamaya hazır bulunmadığı sürece onlarla konuşmaz.
Müridin değişen halini görüp ona göre hareket eder. Umuma karşı konuşurken konuları genel boyutlarıyla ele alır.
2-Halkla beraber bulunduktan sonra kendini tefekkür zikir ve ibadete vereceği bir halvethanesi olmalı. Celveti halvetin himayesine alır. Fetret devrinde (beş vakit) halkı irşadı ile faydalandıran şeyh, fazilet kazanır.
3-Kendinden irşad isteyenlere güzel davranması, hürmet ve saygıya layık şeylere karşı görevini yaparak mütevazi davranması.
'İlk defa gelmiş müride, rıfk ve mülayemetle davran, ilimle değil'.
4-Müridleri sever, hastalık ve sıhhat halinde haklarını yerine getirir.
'Onların irade ve sadakatlerine güvenerek onları asla terketmez'.
5-nefis terbiyesinde müride yardımcı olmak, sadakatlerine güven nisbetinde ruhsat sınırlarına kadar yapılanlara müsaade eder.
6-Müridlerinden kendisine gelecek, herhangi bir menfaat ya da hizmete müridin lehine olacağına inandığı müstesna, tenezzül etmez.
7-Müridden sadır olacak kusuru şahsını hedef alarak söylemez. Umuma konuşur, 'Kızım sana söylüyorum; gelinim sen anla' kabilinden. 8-Müridin keşf ve varidat gibi şeylerini korur, onu başkalarına anlatmaz. Müridin hal ve keşfini küçümsemez. Bunlara takılıp kalınmayacağını da izah eder.
53. BÖLÜM
SOHBET VE TESİRLERİ

Cinsiyet ve birtakım asgari müşterekler sohbete sebeptir. Sohbete yakınlık duyan kişi, muhatabı Şeriat terazisine vurmalıdır.
Sadık ve samimi bir mürid, fasidlerle birarada bulunmaktan çok, salih ve iyi kimselerle bulunmakla bozulur.
Süleyman el-Havvas'a İbrahim b. Edhem gelir. Onu karşılamayacak mısın? denildiğinde 'İbrahim b. Edhem'i karşılamaktansa, yırtıcı arslanlarla karşılaşmayı tercih ederim. Çünkü ben onu gördüğümde ona karşı en güzel sözleri söylerim. Nefsimin en güzel hallerini ona arzederim. Bu ise fitnenin ta kendisidir'. der.
Halvette toplumdan maddi bir ayrılış, uzlette ise manevi ve şuuri bir ayrılış vardır. Halvet asıl ve daimi, ihtilat ise geçici ve arızidir. Ehli ile sohbet batıni gözleri açar, eşyanın hakikatına erdirir.
Arkadaşının işini önemseme samimi dostluğu gösterir.
Kaynaşan ve kaynaşılan insan Allah'a sevimli ve yakındır.
Uzleti tercih ülfet etme ve edilme özelliğini gidermez.
Bizim anlattığımız dostluk hemcinse karşı duyulan temayülden gelen ülfet ve ünsiyet değil, Allah için Allah'la ve Allah'dan olanıdır.
Allah için sevenler imanın tadına ererler. Allah'la sohbet edenlerle sohbet insanı, sohbet-i ilahi'ye götürür.
54. BÖLÜM
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN SORUMLULUKLARI

Takva ve hayırda yardımlaşmana
Arkadaşına af dileme, dua etme, birliktelik için bereket niyazı.
Allah için birbirini sevenler ve O'nun (cc) için ayrılanlar Arş-ı Ala'da gölgelenecekler.
'Biri, diğerini dünyevi menfaat sebebiyle terk eden,
Allah yolunda kardeş olamaz'. (Cüneyd elBağdadi)
Kardeş incitilmez, aşırı şaka yapılmaz, yerine getirilemeyecek söz verilmez.
Bir ayrılık vuku bulsa da arkadaşı iyilikle anmak.
Mümkün oldukça hüsn-ü zan etmek.
Sadır olacak nefi bir harekete doğrudan kınamada bulunmaz, yanlışı gidermede en iyi yolu tercih eder.
Kişi, dostunun dini üzeredir.
55. BÖLÜM
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN ADABI

1-Kardeşinin hatasını görmezlikten gelmek.
Nasihat uluorta herkesin ortasında yapılmaz. 2-Kardeşlerine hizmet etmek, sıkıntılarına katlanmak.
3-Elindeki mal ve mülkü kendine ait görmemek. 4-Fazilet ve üstünlüğünü bildiği kişiye değer vermek.
5-Gereksiz dünya işleriyle fazla ilgilenen kimselerin sohbetinden uzak durmak.
6-Kardeşinin işine, kendi işinden daha çok önem vermek.
7-Yumuşak muamele etmek.
8-Söylediklerini, dikkatlice söylemek 9-Kardeşliğin devamı için bütün gücünü kullanmak.
10-Küçüklere şefkat ve sevgi ile muamele etmek. 11-Bir yere çağırıldığında, 'Nereye?', 'Niçin?' gibi sorular sormamak. 12-Kardeşlerine yük olmama.
13-Açık ve samimi davranmak, mudarat etmek, müdahane etmemek.
14-Beraberlikte inkıbaz ve inbisat arası orta yolu tercih etmek.
15-Ayıp ve kusurlarını örtmek.
16-Kardeşinin ayıpları için istiğfarda bulunmak. 17-Kardeşlerini kendisiyle mudarat etmeye mecbur bırakmamak.
*Bütün kötülükler nefisten, onun tezkiye edilmeyişinden kaynaklanır.
56. BÖLÜM
KENDİLERİNİ TANIMA KONUSUNDA
SUFİLERİN GÖRÜŞLERİ

Akıl ve nakil sahipleri ruh konusunda ihtilafa düştükleri kadar hiç bir konuda ihtilaf etmediler. Sadıkların bu konudaki konuşmalarını Allah'ın(cc) Kelamı ve ayetlerinin tevili olarak değerlendirmek daha doğrudur.
Ruh konusunda konuşulanların bir kısmı ruhun Kıdemine, diğer bir kısmı da hududuna kildir. Akıl, ruhla bir varlık ve kişilik kazanır. Onunla eşya üzerine hüccet getirebilir. Eğer ruh olmasaydı akıl dumura uğrar, hiçbir şeyin leh ve aleyhinde bir delil getiremezdi. Ancak o, yaratıkların en latifi, cevherlerin safi ve parlağıdır. Gayblar onunla sezilebilir. Hakikat ehlinin keşfi onunladır. Ruh bilinmesi güç, hatta imkansız gibi şeyleri bilebilir. Ruhlara göre dünya ve ahiret arasında fark yoktur. Ruhlar, berzahta dolaşan, dünya ahvali ve melekleri gören, insanların durumları ile ilgili semada yapılan konuşmaları duyan ruhlar, Arşın altındaki ruhlar, cennetlerde uçan ruhları, dilediği ve gücü yettiği kadar, hayatı boyunca, Allah'a doğru koşan ruhlar vardır.
İnsanlardan biri ölüp de ruhlar alemine gelince tanıdıkları ile konuşur ve haber sorarlar. Ruh, bedende bir araç, sıfat ve vasıf değil, cevher, zat ve ayndır. Ruh ilimle gıdalanır.
Ruh, yeşil ve taze çubuğun içinde bulunan su gibi, kesif bedenle iç içe girmiş, latif bir cisimdir.
(Cüveyni)
Bazı kelamcılar, ruhun araz olduğu fikrini tercih etmiştir.
Ruhun, bedenden ayrılırken, ondan bütünüyle ayrılması mümkün değildir.
Beden ruhtan ayrılırken ölümü hissettiği gibi, ruh da cesetten ayrılırken ölümü hisseder.
Ulvi ve semavi olan ruh-u insani, emir aleminden, beşeri olan ruh-u hayvani de halk alemindendir. Aklın yeri dimağ, diyen de, kalp diyen de olmuştur. Nefsin şekillenmesi, ruh-u insaninin Ruh-u hayvani üzerinde galebesi ve böylece hayvani ruhun diğer hayvanlardaki ruh-u hayvani cinsinden ayrılmasıdır.
Ruh, kendisi ile hayata ve canlılığa kavuşulan güzel bir bahar rüzgarı, nefis, şehvetlerin ve kötülüklerin kendisinden kaynaklandığı sıcak ve kavurucu bir rüzgar.
Kötü fiil ve ahlaklar hüsn-ü riyazetle giderilebilir veya değiştirilebilir.
Aç gözlülük ve ihtirastan tama' ve hırs meydana gelir.
Bir kul, yaratılışında mevcud olan hayvani insiyakları ilim ve adl ile eğitip yönlendirmedikçe insanlık derecesine erişemez
Kalp sekine ile dolduğu zaman nefse itminan verir.
Çünkü sekine imanı artıran bir haldir.
Nefis cibilli vasıflardan sıyrıldığı ve tabi hareketlerinden kurtulduğu zaman, itminan makamına yönelmeye başlar.
Nefis tabii halinde, pişmanlık duymaksızın ve kendine kıymaksızın durusa ilim ve marifetin nuru onu etkilemez.
Sufiler, "Sır, müşahede mahalli, kalp, kalp de marifet mahallidir." demişlerdir.
Bir kısmı sırrın, ruhtan aşağıda olduğuna işaret etmiş, diğer bir kısmı da ruhtan daha latif ve üstün olduğu fikrini benimsemiştir. Akıl, ruhun dili ve tercümanıdır.
Amellere eşit ve aynı olsa da akıllar farklı değer arzeder.
Akıl nazari ilimlerden değildir.
Akıl, ilimlerin hepsi değilse de, zaruri ilimlerden biridir.
Akıl, kendisi ile ilimlerin idrak edilebildiği bir sıfattır.
Aklın nuru, ruhtan feyz alır ilimler de aklın nuru ile öğretilebilir.
Akıl, akl-ı meaş ve akl-ı mead olarak iki kısımdır. Akla, cehalete mani olduğu için mani, engel anlamında akıl adı verilmiştir.
Basiret aklın içine aldığı bütün ilimleri kuşatır. Aklı şeriat nuru ile aydınlanan ve basiretle takviye edilen kimse, basiret erbabının ve yalnızca mücerret akla dayanmayan akıl sahiplerinin mükaşefesine mahsus olan ve kainatın batınını ifade eden melekut alemini kavrayabilir.
57. BÖLÜM
KALBE GELEN HAVATIRIN BİLİNMESİ

Meleğin ve şeytanın insanın üzerinde yönlendiren etkisi vardır.
Havatırı tefrike aid arzı ve istek, müridin himmeti. talebi, iradesi ve Cenab-ı Hakk'ın takdir ve ettiği nasib kadardır.
Havatır Allah (cc)'ın kuluna gönderdiği elçilerdir. Kalp lekelendiği zaman şeytan onu arzu ederek ona doğru yaklaşır.
Kalbin saffeti, zikir ve murakebe ile muhafaza altına alınmıştır. Zikrin kendine ait bir nuru vardır. Zikrin kapısı takva ile açılır. Kul organlarını ilahi yasaklardan korumadıkça takvaya eremez. Takva önce yasaklardan, sonra da lüzümsuz meşgalelerden alıkor, hatta nefsin vesveselerinden bile alıkor.
Nefsin söyledikleri genel olarak telakki edilmeli. Nefsin hak ve hazları ancak üzere iki ihtiyacı vardır.
Nefis, vesvese ile eşyayı gerçeğe ve hakikate aykırı bir şekilde, sahibine ters yüz ederek göstermeye böylece kişiyi eğri tarafa çekmeye çalışır. İnsanların bir kısmına havatırın yönü konusunda, haz tarafını bırakarak hak tarafını yapması dışında başkası caiz değildir.
Havatır hakkında şüpheye düşen insanlardan bir kısmı da Allah (cc)'tan kendilerine verilen güçlü ilmin tesiriyle, haz tarafına meyleden havatırı ve onun gereğini yapma yoluna gider.
Uruç eden kişi, bu halini muhafaza ederek normal durumuna iner. Fakat hali aynı şekilde devam etmez. İnişi ile birlikte nefsin istek ve ihtiyaçları menziline tekrar girer.
Bütün fiiller, kendilerinden önce bulunan havatırdan doğar.
Yediği içtiği haram olan kimse ilham ile vesveseyi birbirinden ayırdedemez.
Havatır konusunda şüpheye sevkeden sebepler:
1- Yakin zayıflığı
2- Nefsin sıfatlarını tanımadaki ilim azlığı
3- Heva ve hevese uyma
4- Dünya, makam, mevki ve hubb-u cah sevgisi.
Cüneyd:
"Hakk'tan gelen havatırın birincisi diğerinden daha kuvvetlidir."
Allah'ın hatırı bazen meleklerden bazen de nefisten gelir.
58. BÖLÜM
HAL, SABİT VE KALICI DEĞİLDİR

Bir şey önce "hal" olarak başlar, bilahere makam haline gelir.
"Muhasebe hali"nefsin vatanı, yerleşme yeri ve makamı haline gelir. Bunun devamlı hale gelmesi ve muhasebenin kulda yerleşik duruma yükselmesi halinde, muhasebe halinden, muhasebe makamına yükselmiş olur.
Bütün hallerin en yücesi, Hakka'l yakin halidir.
Mevhibe-i İlahidir.
Makamlar kesbi, haller vehbidir.
Haller, Cenab-ı Hakk'ın gönülde uyandırdığı şeyler, makamlar ise bunların yollarıdır. Haller devamlı olmaz ve peşpeşe gelmezse hal değil, tevih ve besadih adını alır. Bu hallerin başlangıcıdır. Devam ederse hal olur.
Kul, makamlara yükselmeye, hallerin artması ve fazlalaşması ile devam eder.
Kul, gerçek tevbeye erişinceye kadar, hal olan tevbe ile tekrar tevbe etmeye devam eder. Tevbenin başında meydana gelen zecr ve meş hali üç şekilde tezahür eder: 1- İlim yoluyla mez
2- Akıl yoluyla mez
3- İman yoluyla mez
Rıza hali de kul, rıza makamında mutmain oluncaya kadar gidip gelmesine devam eder.
Tevbe, bütün mekanların aslı ve özü bütün hallerin anahtarıdır. Makamların ilkidir.
Kulda zecr ve mez'in hal olarak bakınması tevbenin anahtarı ve başlangıcıdır. Mezi ve Zecirden sonra"intibah" hali hissedilir.
İntibah kişiye hayra götüren hallerin başında gelir.
Yakaza; Hakk'tan korkan kimselerin kalbine Allah (cc) tarafından ihsan edilen ve onları tevbe etmeye yönlendiren ilahi bir ikazdır.
Gerçek bir muhasebe ancak sahih ve sağlam bir tevbeden sonra olur.
Murakabe menfi hatıraları keser.
İnabe tevbenin ikinci derecesidir. İnabe, Allah' (cc) tan yine Allah' (cc) a dönüştür.
Tevbe, mücahedeyle, mücahede ise sabırla olur. Sehl b. Abdullah: "Nimetlere sabır, bela ve musibetler sabırdan daha zordur."
Sabrın hakikatı, nefsin itminana ermesinden, onun itminana ermesi, keskiye edilmesinden nefsin tezkiyesi de ancak tevbe ile olur.
Ömer b. Abdulaziz"Kaza ve kaderin şahsıma takdir ettiği şeyler dışında asla sevincim olmadı." Havf tevbeye yönelişten hasıl olur. Tevbede istikamet havf ve recanın mutedil olmasına vesiledir.
Tevbe makamı bütün makamları toplar.
Hz. Ali(ra): " Zühd, mümin olsun kafir olsun dünyayı yiyen kimseye aldırmamandır." Fakirde zaruri bir katlanma, zahidde ve iradi bir katlanma ve terkediş vardır.
Sehl b. Abdullah: "Gerçek ubudiyyet, şahsi tedbir ve ihtiyar terk edildiğinde elde edilir."
Yaptığını Hakk'la yapan, düşündüğünü Hakk'la düşünen ve O'nun emirlerine yasaklarına aykırı, ufacık bir şeye yönelmeyen kimsenin durumu "beka" makamındır.
Tevbe: Tevbede tevbe etmektir.
Şahsi düşünceler ve duyguların varlığı silkinmesi gereken günahtır.
Gönlüne doğan kötülükten zevk almayı hor ve hakir görmekten bir an bile gafil olan kişinin selamette olmayacağından ve bu zevkin kalbe işlemesinden korkulur.
Heva ve hevese duyulan sevk, Cenab-ı Hakk'a karşı hissedilen sevginin yokluğundan veya azlığındandır.
Vera: Dinin aslı veradır(Hadisi Şerif) Hz. Ömer:" Takva ve vera'i elinde bulunduran, dünyalığı elinde bulunduranlara karşı boyun eğmesi layık değildir."
Vera zühdün başlangıcıdır.
Vera şüpheli şeylerden çekinmedir. Allah' (cc) tan bir an olsun gafil olmamadır. el-Havvas:"Vera, korkunun, korku marifetin, marifette Allah' (cc) a yakın olmanın delilidir," Zühd: Cüneyd:" Zühd, elde olmayanın gönülde de olmamasıdır."
Zühd, elde olandan el etek çekme, elde olanı da dağıtmaktır."
Zühd, nefsin hazlarını terk etmektir.
Şibli:"Zühd, gaflettir, dünya değersiz bir metadır, değersiz bir şeye karşı zahid olma ise gaflettir. Zühd içinde zühd, zühd sırasıyla şahsi irade ve ihtiyarından çıkmaktır.
Hakiki zahid, dünyayı alırsa, yine Allah' (cc) la ve O'nun müsadesi ile alır.
Sabır: Sabır, sabırda sabretmektir.
Sabır nefsi olgunlaştırır.
Ancak sabredenlere, mükafatlar hesapsız olarak ödenecektir.
Şibli:"Sabrın en güç olanı Allah' (cc) ta(Sabr- fillah) sabreder. Bir defa sabreder. Sabır Allah' (cc) ta(Billah) ve Allah (cc) için (lillah) sabreden ve asla sabırsızlık göstermeyen kişidir. Fakat az da olsa şikayet onda vuku bulur.
Sabbar(Sabur)'un sabrı, yalnız Allah' (cc) ta Allah (cc) için ve yalnız Allah' (cc) la olan kişidir. Sabırda izzet ve güzellik vardır.
Fakr: Fakr, sana ait hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Kettani"Allan' (cc) a fakr gerçekleşince Allah (cc) ile gına hali gerçekleşmiş olur."
Fakr, ihtiyaçların kalpte belirmesi ve Allah' (cc) ın dışında ki şeylere karşı muhtaçlığın yok olmasıdır.
Fakr, Allah' (cc) dan başka hiçbir sebebe istinad etmemektir.
Fakr, tevhid menzillerinin ilkidir.
Şükür: Şükür, Mü'mini görerek nimetin farkına varmamaktır.
Şükür de Allah'ın bir nimetidir. Ona da ayrıca şükür gerekir.
Şükür, Allah' (cc) ın verdiği nimetlerle O'na isyan etmemektir.
Şükrün hakikatı: Kulun, dinine zarar verenler dışında kendisi hakkında takdir edilen her şeyi, nimet olarak bilmesidir.
Havf: Hikmetin başı Allah (cc) korkusudur. Gerçek havf sahibi azaba sebep olan korktuğu şeyleri terketmektir.
Zunnur el-Mısri"Allah' (cc) ı gerçek manada seven kişi, havf kalbini sulamadıkça muhabbet kadehinden içemez."
Reca: Hardal tanesi ağırlığında imana sahip olanın kurtulacağı müjdesi verilmiştir.
Recanın alameti, güzelce itaat ve ibadet etmektir.
Reca, helal tecellileri cemal gözü ile görmektir.
Havf ve reva bir kuşun iki kanadı gibidir. Reca, Cenab-ı Hakk'ın keremini görerek rahata ermektir.
Tevekkül: Her işini Allah' (cc) a havale etmek.
Tevekkülün yalnızca görünen bir tarafı vardır.
Tevekkül imanın neticesidir.
Zünnun: "Tevekkül nefsin tedbiri terk etmesi ve Cenab-ı Hakk'a karşı her türlü güç ve kuvvetten soyutlanmasıdır.
Tevekkül Allah' (cc) a sımsıkı sarılmaktır.
Tevekkül Allah' (cc) ı bilme nisbetinde olur. Masivadan bir şeyler umarak bakmak cehalet ve marifet kıtlığından kaynaklanır.
Rıza: Rıza, takdir edilenleri kalbin sükunetle karşılanmasıdır.
Musibet ve belalara, nimet ve lütuflara sevinildiği gibi sevinmektir.
Rıza, kalplere vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır.
Rıza kalbin inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nurundan meydana gelir.
Seven, sevgiliden gelen her şeyi kendisinin muradı ve tercihi olarak görür.
59.BÖLÜM
HALLERLE İLGİLİ BAZI AÇIKLAMALAR

Muhabbet: Allah ve Resulullah sevgisini herşeyden üstün tutulan hakkın ve imanın zevkine varmış demektir.
Allah ve Resulü iman hükmü ile sevilirken, çoluk çocuk da fıtratın hükmü ile sevilebilir. Ruhun muhabbeti, kalbin muhabbeti, nefsin muhabbeti, aklın muhabbeti gibi muhabbetin değişik saikleri vardır.
Genel anlamda sevgi emirleri yerine getirmek olarak özel anlamda: Ruhun Cenab- Hakk'ı yakinen bilmesinden doğan zat sevgisidir.
Gerçek manada sevenler, sevdiğine ve sevdiğinin de sevdiğine ulaşmak gönülle olur.
El- Ruzbari:" Bütün varlığından sıyrılmadıkça sevginin sınırına yaklaşamazsın."
Cüneyd:"Muhabbet, muhibbin, kendi sıfatları yerine mahbub olan Allah' (cc) ın sıfatlarına bürünmektir.
Şevk: Seven kişide meydana gelen şevk, şahsi gayreti ile değildir.
Tevbe istikrara kavuşunca zühd, muhabbet istikrara kavuşunca şevk meydana gelir.
Şevk muhabbetin meyvesidir.
Muhitlerin dünyada bekledikleri şevk, ölümden sonrası için, bekledikleri şevkten farklıdır. Nice sadık muhibler yaşamaktan zevk alırlar. Mücahededen hasıl olan şevk bu'd ve gaybubet halinde hasıl olan şevkten daha şiddetlidir.
Üns: Cüneyd:"Üns, heybetin varlığı ile beraber yüksek haya duygusunun birlikte bulunmasıdır." Zünnun "Üns, sevginin sevgilisine karşı iç huzuru duymasıdır." el-Vasit:"Kainattan kalben ve manen bütünüyle uzaklaşmayan kimse ünsibillah haline eremez." Allah' (cc) a olan tazım ve heybetin artması ünsün de artması demektir.
Ünsün hakikatı"Cenab-ı Hakk'ın azametini öğrenmenin ağırlığı ile beşeri varlığın bir kenara sürülüp atılması, fetih meydanlarında ruhun serbestçe yayılmasıdır.
Zati üns feradan sonra gelir, zat tecellilerinin mütaalasından sonra hasıl olan beka ve temkin makamın da meydana gelir.
Nefsi mutmainnenin hudu ünsten, huşu de heybettendir.
Kurb: Kulun Rabbisine en yakın hali secde anıdır. Nefsin ibadet ve taatla ifa etmesi ile ruhun kurbiyetle olan nasibi gittikçe artar.
Cüneyd:"Cenab-ı Hakk, kulların kalbini kendisine ne kadar yakın görürse, o nisbette onların kalbine yaklaşır."
Sehl:" Kurbiyet makamlarının en aşağı derecesi hayadır."
Haya: Haya sahibi, organlarına ve düşüncelerine hakım olmalıdır. Hz. Osman(ra):"Evde karanlıkta guslederken bile Allah' (cc) tan utancımdan büzülür de öyle yıkanırım."
Haya, Cenab-ı Hakk'ın celal tecellilerinin azameti karşısında ruhun teslimiyeti ve başını önüne eğmesidir.
Vuslak(İttisal) Nuri:"İttisal, kalplerin mükaşefe, sırların müşahede makamına ermesidir."
Vuslak, kulun, Halık'ından başkasını görmemesi ve içinde yaratıcıdan başkasına ait bir duygu bulunmamasıdır.
Vasıl, Allah'ın vuslata erdirdiği kişidir. Muttasıl ise, kendi şahsi gayret ve çalışması ile vuslata eren kişidir.
Vasıl olan, Allah' (cc) dan alıkoyacak hiçbir şey yoktur.
Zunnur:"Dönen, gittiği yönden dönmedikçe Hakk'a rücü etmiş sayılmaz. Her şeyden kesilip O' (cc) na yönelmeyen vuslata eremez.
Vuslak yolunun basamakları ebedi ahiret hayatında bile asla katedilemez.
Kabz Ve Bast: Şeyhler, kabz ve bastın alametlerine işaret etmişlerdir.
Kabz ve bastın kendilerine ait muayyen mevsimi vardır. Bunların vakti, havvasa ait muhabbet makamında bulunan kimselerde. kabz ve bast hali görülmez. Bu durumda birinin ancak havf ve recası vardır. Bazen kabz ve bast haline benzer duygular hisseder ve buna da gerçek kabz ve bast zanneder. Halbuki öyle değildir, kendisine arz olan bir sıkıntı halidir, ancak o kabz zanneder. Veya nefsani bir rahatlama ve tabii bir neş'edir. Fakat o bunu bast zanneder.
Kişide nefs-i emmareye aid sıfatlar bulunduğu sürece bu tür rahatlık ve ferahlık ortaya çıkar. el-Vasıt:"Cenab-ı Hakk, sana ait olan şeylerden dolayı seni kabzeder. Kendisine ait şeylerden de seni bast eder."
Kabz ve bast nefs-i levvameden kaynaklanır.
Fena ve beka makamına erdiği zaman kabz ve bast yoktur.
Kabz, bazen bast konusunda aşırı gitmenin neticesinde vaki olabilir.
Avama ait muhabbetin ilk devresinde bulunan kimse, kabz ile himmi bast ile de neşatı karıştırır. Bazen, kabz ve basta benzer haller meydana gelebilir; amma bu nefsin tabii sıfatlarından değil, mutmainne halinden doğar.
Fena ve Beka: Fena; bütün hallerden sıyrılmak, hiçbir şeye karşı haz duymamaktır.
Beka; kulun kendisine ait olan şeylerde fani ve Allah (cc) için olan şeylerle baki olmasıdır. Cüneyd:"Fena, beşeri ve nefsani vasıfların bütünüyle susturulması, tüm varlığın Cenab-ı Hakk'la meşgul olmasıdır."
Fena, Allah' (cc) ın emirlerinin kul üzerinde tam bir hakimiyet kurmasıdır.
Fena, bazen Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını, bazen de zat tecellilerini azametini müşahade etmekle meydana gelir.
Beka makamına erişen kişiye, Hakk, halktan, halk da Hakk'tan engelleyemez. Fena halinde bulunan kimse ise Hakk ile halktan perdelenmiştir.
60. BÖLÜM
HALLERE DAİR BAZI TASAVVUFİ
ISTILAHLAR

Cem' ve Fark'Tefrika
Cem' asıl, fark ise Fer'idir.
Cem': Sahabinin Allah' (cc) tan başka hiçbir şeyi müşahade edemediği vuslattır.
Tefrika ise dilediğini açık seçik görmektir. Cüneyd:"Kurbiyetin vecd ile bulunması cem', kulun beşeri özellikleri ile kaybolması da tefrikadır.
Cem' ile tevhidin her türlü beşeri sıfatlardan tecridine, fark ile de şahsi gayretle elde edilene işaret edilmiştir.
Kul amellerine kesb nazarıyla bakacak ve nefsine bir şeyler izafe edecek olursa tefrikada, herşeyi Hakk'a izafe edecek olursa cem'dir.
Tefrika ubudiyyet, cem' ise tevhiddir.
Cem' fena ile tahakkuk ederse "Cem'ul cem" adını alır.
Hakk'ın fiillerini görmek tefrika, sıfatlarını görmek cem' zatını görmek de cem'ul cemdir.
Tecelli ve İstikrar: İstikrar, kalbe ait sıfatların güçlü olması ve kemali sebebiyle nefsani sıfatların ortadan kalkmasıdır.
Tecelli ise, Cenab-ı Hakk'ın bazen fiilleri, bazen sıfatları, bazen de zati ile olur.
Tecelli, beşeri perdelerin kaldırılması, Cenab-ı Hakk'ın zat tecellilerinde, kula göre bir televvun ve değişikliğin olmamasıdır.
İstikrar ise, beşeri kişiliğinin seninle gaybı müşahade arasında bir engel olmasıdır. Denilmiştir.
Tecrid ve Tefrid: Tecrid: yaptığı şeylerde kulun bütün gaye ve garazlardan sıyrılması
Telfid ise; kulun kendisine gelen şeylerde nefsini görmemesi, Allah' (cc) tan bilmesi
Vecd, Tevaccud, Vucud:
Vecd: Allah' (cc) tan kulun batınına gelen ve ona ferah veya hüzün kazandıran bir haldir. Tevaccud: Zikir veya fikirle vecdi elde etmeğe çalışmaktır.
Vücud: Vecdin vicdan boşluğuna ulaşarak ferahlığının genişlenmesi ve yayılmasıdır.
Galebe: Vecdin birbiri andından sürekli gelmesidir
Muvamere: Sekr, hal saltanatını kulu istila etmesi sahu ise, kulun yeniden sözleri ve işlerini düzene koymaya yönelmesidir.
Kimin üzerinde halin cereyanından bir eser varsa, onda sekr den bir eser var demektir. Bütün duygular yerli yerine dönünce de sahu hali meydana gelir.
Mahu ve Isbat:
Mahu: Nefse ve nefsin kaynağına fena nazar ile bakarak amellerin kalıp ve şekillerini imha etmek. Isbat; Hakk'ın o kimse için bahşettiği vücud ile amellerin resimlerini isbat etmek.
İlmel Yakin: Nazar ve delel tariki ile
Aynel yakin: Keşf ve ilham yoluyla
Hakkel yakin: Beşeri vasıflardan sıyrılmanın gerçekleşmesi ve vuslat isteyen kimsenin bu dereceye erişmesi ile elde edilir.
İlmel yakin tefrika hali, ayne'l yakin yolun cem' hali, hakka'l yakin de cem'ul cem halidir.
Vakt:
Vat, kula hakim olan şeydir.
Vakitle, kulun irade ve gayreti dışında üzerine hücum eden haller kastedilir.
Gaybet-Şühud:
Şühud: Bir an murakebe, bir an da müşahade vasfı ile birlikte olmaktır.
Murakebe ve müşahede halini kaybedip huzur dairesinden çıkınca gaybet halindedir. Kulun Hakk'la eşyadan kaybolması kasdedilir.
Zevk-Şürb-Reyy:
Zevk iman, şurb ilim, reyy de haldir. Zevk bevadih erbabı, şurb, tevali, levaih ve levami erbabı, reyy de hal erbabı içindir.
Muhadara: Telvin erbabı
Muşahade: Temkin erbabı
Mükaşefe: Kul telvin ve temkin arasında istikrar kazanıncaya kadar her ikisinin arasında bulunan kimseler içindir.
Tevarik-Bevadih-Levami: Bütün bunlarla ifade edilmek istenen şey, halin başlangıcı ile ilk ondaki görüntülerdir.
Temkin ve Telvin:
Telvin, erbab-ı kulub içindir. Kalpler değişik sıfatlara yönelir. Kalp erbabına bu sıfatların sayısınca telvinler zahirdir.
Temkin erbabı ise; hallerin olumsuz etkilerden kurtularak kalp perdelerini yırtmış ve ruhları Cenab-ı Hakk'ın tecellilerinde bir değişme söz konusu olmadığı için, telvin ortadan kalkmıştır. Telvin sahibinde, nefsin sıfatları ortaya çıktığı zaman onda bazı şeyler eksilebilir.
Nefes:
Müntehi, hal kendisinde sağlamca yerleştiği için nefes sahibidir. Huzur ve gaybet halleri gelip geçici değildir. Vecd halleri nefesleri ile birlikte istikrar kazanmıştır.
61. BÖLÜM
BİDAYET VE NİHAYETLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Niyet amellerin başlangıcıdır. Başlangıçta bir mürid için en önemli şey onun sufiyyi yoluna girip, onlar gibi giyinmesi, Allah (cc) için onların meclisinde bulunmuştur.
Mürid, sufiler yoluna Allah (cc) için girmelidir. Bidayeti sağlam olan kimsenin nihayeti de kamil ve tam olur. Seyr-u süluk sırasında manevi terakkiyi engelleyen alaka ve maniler, başlangıcın bozuk olmasındandır.
Mübtedi müridin ilk yapacağı kötü davranışlarından uzaklaşmasıdır.
Mürid sıdk ve ihlasa sarılırsa marifet sahibi kişiler seviyesine erer.
Sülukun başındaki müridlere arız olan afetlerin hepsi nazarlarının mahlukata yönelik olmasındandır.
Doğruluk iyiliğe götürür.
Mürid için en faydalı şey nefsini tanımasıdır. Yemesi, içmesi ve giyinmesi(herşeyi) Allah (cc) için olmalıdır.
Bidayetinde, dost, tanıdık ve arkadaşlarından ayrılmak suretiyle işini sağlam yapmayan ve yalnızlığa sımsıkı sarılmayan kişinin bidayeti istikrarlı olmaz.
Sadakatın azlığı, ihtilat ve başkaları ile haşır neşir olmanın çokluğundandır.
Çoğu zaman sırf insanlara bakması bile ona zarar verebilir.
Zaruret sınırını aşan kimsenin kalbinin yönelişleri birbirine çağrışım yapar ve kalp tek tek çözülerek dağılmağa başlar.
Mübtedini, dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir.
Mürid cuma gününe özel bir önem verir. Mübtedinin dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir.
Mürid cuma gününe özel bir önem verir. Mübtedinin Kur'an tilaveti ve hıfzından nasibi olmalıdır.
Kalp ile dilin birlikte bulunmadığı, buna bütün gücüyle önem vermediği tilavet, namaz ve zikir gibi her amel eksiktir.
Kul, Allah' (cc) a muhtaç olma ve O' (cc) na sığınma miktarınca belaları tanır.
Cüneyd:"Sadık, bin sene Allah' (cc) a yönelse de, bir an O'ndan yön çevirse kaybettiği kazandığından çok olurdu."
Mübtedi: Sadık, müntehi sıddıktır.
Müntehilerin heva ve hevesleri ölmüş, ruhları heva nefislerinden kurtulmuştur.
Müntehiler kendilerine nimetler çoğaldıkça ubudiyetlerini çoğaltan kimselerdir. Dünyalıkları çoğaldıkça kurbiyetleri artar. Mevki ve makamları yükseldikçe, tevazu ve alçak gönüllülükleri artar. Müntehi, avamdan bir mü'min gibi namaz, oruç ve her türlü hayırla, hatta yoldan insanlara eziyet veren bir şeyin kaldırılmasıyla Allah' (cc) a yaklaşır.
Müridde nihai makamlar istikrar bulunca o, ahz ve terk ile mukayyed değildir. Çünkü o, her iki halde de sağlam bir ihtiyar ve tercih gücüne sahiptir.
İstikamet ve istikrar kazanan herkes Resulullah
(SAV)'ın haline benzer
Resulullah'(SAV) ın sözleri ruhsat erbabı, fiilleri ise azimet erbabı içindir.
Cüneyd:"Nihayet, tekrar başlangıca dönmektir."
Bu yazı ilim2000.tripod.com adlı internet sitesinden alınarak düzenlenmiştir.

Bu konuyu yazdır