| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Buhari Hadisleri KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2023, 10:37 AM - Forum: Sünnetler Hadisler
- Yorum Yok
|
 |
Buhari Hadisleri KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM
Fasil : KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM
Konu : Teyemmüm âyetinin inişi
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : TEYEMMÜM ÂYETİNİN NÜZÛLÜ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis : Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem`in ettikleri seferlerin birinde birlikte (yola çıkmış idik. Ya Beydâ`ya, ya Zâtü`l-Ceyş`e vardığımızda (nezdimde âriyet olan) bir gerdağnlığım kop(up kaybol)du. Aransın diye Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem (o mahalde) bekledi. Herkes de berâber bekledi. Halbuki bir su başında değillerdi. Halk, Ebû Bekr (radiya`llâhu anh)e gelip: "(Yâ Ebâ Bekr,) Âişe`nin ettiğini gördün mü? Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`i de, herkesi de (yollarından) alıkoydu. Su başında değiller. (Kimsenin) yanında da su yok." dediler. Ebû Bekr (radiya`llâhu anh benim yanıma) geldi. Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem de uyumuş, (mübârek) başını dizime koymuştu. Ebû Bekr: "Sen, Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`i de, herkesi de yolundan alıkoydun. Su başında değiller, (Kimsenin) yanında da su yok." dedi. (Âişe radiya`llâhu anhâ) der ki: Ebû Bekr bana itâb etti, birçok söylendi. Eli ile de böğrüme vurmağa başladı. (Böyle iken yine) Resulu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`in (mübârek) başı dizimde olduğu için hiç kıpırdamadım. Sabah olunca Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem kalktı. Hiç su yoktu. Allâhu Azze ve Celle Hazretleri teyemmüm âyetini inzâl buyurdu. Herkes teyemmüm etti. Üseyd b. Hudayr (radiya`llâhu anh): "Ey Ebû Bekr hânedânı, bu sizin ilk bereketiniz değildir." dedi. (Âişe radiya`llâhu anhâ) der ki: (Sonra gideceğimiz sırada) üzerine bindiğim deveyi kaldırdık. Gerdanlığı altında bulduk.
HadisNo : 222
Fasil : KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM
Konu : Cevâmiu`l-Kelîm;Hz. Peygamber`in diğer peygamberlere verilmeyen üstünlükleri
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : ÖNCEKİ PEYGAMBERLERİN HİÇBİRİNE VERİLMİYEN ŞEYLERİN RESÛL-İ EKREM`E VERİLMESİ HAKKINDA CÂBİR HADÎSİ
Hadis : Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Benden evvel hiçbir kimseye verilmedik beş şey (hep birden) bana verilmiştir: Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku (salmak) ile mansûr oldum. Yer (yüzü) bana namazgâh ve sebeb-i tahâret kılındı. Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun namazını kılıversin. Ganâim bana helâl edildi. Halbuki benden evvel kimseye helâl edilmemiştir. Bana şefâat verildi. Bir de (benden evvel) her Nebî, hâssatan kendi kavmine ba`s olunurken ben umûm-ı nâsa ba`s olundum.
HadisNo : 223
Fasil : KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM
Konu : Selâmlaşmak;Teyemmüm
Ravi : Ebû Cüheym b. el-Hâris (b. es-Sımna) el-Ensârî
Baslik : RESÛLULLÂH`IN TEYEMMÜMÜNE DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Şöyle demiştir: (Bir def`a) Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem Bi`r-i Cemel tarafından teşrîf ediyorlardı. Kendilerini biri karşılayıp selâm verdi. Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem (oradaki bir) duvara yönelip (ve duvara el dokundurup) yüzlerine ve ellerine mesh etmedikce o kimseye redd-i selâm buyurmadılar. (Ancak ondan) sonra selâmını red buyurdular.
HadisNo : 224
Fasil : KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM
Konu : Teyemmüm
Ravi : Ammâr b. Yâsir
Baslik : RESÛLULLÂH`IN TEYEMMÜMÜNE DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Ömer b. el-Hattâb radiya`llâhu anh`e şöyle demiştir: Hatırlamaz mısın? (Bir def`a) ben, sen, ikimiz bir seferde idik. Sen namaz kılmadın. Ben ise (toprak üstünde yuvarlandıktan sonra namazı kıldı idim. Bu (yaptığım) işi (muahharen) Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem`e arzettim de Nebî aleyhi`s-salâtü ve`s-selâm Efendimiz: "Sana bu kadarı yeter." buyurup ellerini yere vurdu ve (ellerine bulaşan toprağın) üzerine üfledikten sonra (iki avucu ile) yüzüne ve iki eline mesh buyurdu idi.
HadisNo : 225
Fasil : KİTÂBÜ`T-TEYEMMÜM
Konu : Cünüp durmamak;Teyemmüm
Ravi : İmrân İbn-i Husayn
Baslik : TEYEMMÜMÜN SIFAT VE KEYFİYETİ
Hadis : Şöyle demiştir. (Bir def`a) Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yolculuk ediyorduk. Gece gittik. Âhır-ı leyli bulduğumuzda öyle bir düşüş düştük ki, bir yolcu için bundan daha tatlısı olamaz. (Öyle bir dalmışız ki,) bizi güneşin sıcağından başka uyandıran olmadı. İlk uyanan falanca, sonra falanca, daha sonra falanca oldu. Sonra Ömer b. el-Hattâb (radiya`llâhu anh) dördüncü olarak uyandı. Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem (ise) uyuduğu vakit kendiliğinden uyanmadıkça uyandırmazdık. Zîrâ biz, esnâ-yı nevminde kendisine (vahiy mi nâzil olur, başka bir hal mi ârız olur, hâsılı) ne olacağını bilemezdik. Ömer (radiya`llâhu anh) -ki celâdetli bir zât idi- uyanıp da herkesin başına geleni görünce tekbîr, hem de yüksek sesle tekbîr almağa başladı. Yüksek sesle muttasıl tekbîr ala ala nihâyet Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem onun sesinden uyandı. Uyanınca (Ashâb-ı Kirâm`ı) başa geleni (makâm-ı şekvâda) arzettiler. "Zarar yok, buradan (başka tarafa) savuşun." buyurdu. Yola çıkıldı. (Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem) pek de uzak olmayan bir yere kadar yol aldıktan sonra konak etti. Abdest suyu istedi. Abdest aldı. Namaz için nidâ edildi. (Yâni ezan okundu.) Namazı (maiyyet-i Risâlet-Penâhîdeki) halka kıldırdı. Namazdan (çıkıp) yüzünü dönünce bakmış ki, biri ayrıca (bir kenara) çekilmiş, (oradaki) cemâatle berâber namazını kılmamış. "Yâ fülân, bunlarla birlikte namaz kılmana mâni` ne idi?" diye sordu. O da: "Bana cünüblük ârız oldu, suyum da yok." dedi. (Bunun üzerine): "(Şu) yer yüzündeki (temiz) toprağa bak, o sana yeter." buyurdu. Ondan sonra Nebiyy-i Muhterem salla`llâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yola revân oldu. (Lâkin bu def`a) halk susuzluktan şikâyet ettiler. (Yine) konak etti. Ve Alî (kerrema`llâhu veche) ile diğer birini çağırıp: "(Haydi) gidin, su arayın." emrini verdi. (İkisi) gittiler. Devesi üstüned iki (büyük) kırba arasına oturmuş bir kadına rast geldiler. Kadına: "Su nerede?" diye sordular. "Dün bu saatde suyun başında idim. Adamlarımız (hâlâ orada su almak için) duruyorlar." cevâbını verdi. "Öyle ise yürü." dediler. "Nereye?" diye sordu. "Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`in huzûruna." dediler. "Şu sâbiî dedikleri adamın yanına mı?" diye sordu. "İşte o seni murâd ettiğin zâtın yanına. (Haydi) yürü." dediler. Kadını Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem (`in huzûrun)a getirip (aralarında geçen) mâcerâyı anlattılar. (Râvî) der ki: Kadını devesinden indirdiler. Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem bir kap istedi. Her iki kırbanın (baş taraflarındaki) ağızlarından oraya (biraz) su boşaltıp ağızlarını bağladı. Ve öteki taraflardaki ağızlarını açtı. "Gelin (hayvanlarınızı) suvarın, (kendiniz için) su alın." diye halka nidâ edildi. İsteyen (hayvanı için), isteyen (kendisi için) su aldı. En sonunda da (Resûl-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem, cenâbetle musâb olan kimseye bir kap su verip: "(Haydi) git, üstüne dök." buyurdu. O kadın (hep) ayakta, suyunu nasıl kullandıklarını (bel bel) seyredip duruyordu. Allâh`a kasemler ederim ki, (artık su almaktan) vaz` geçildi de hâlâ kırbalar bize, işe başlamadan evvelki zamandan daha dolu görünüyordu.
HadisNo : 226
|
|
|
Atâullah el-İskenderî kimdir ? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-14-2023, 03:44 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Atâullah el-İskenderî kimdir?
İskenderiye'de doğdu. Mısır'ın fethinden sonra buraya yerleşen Benî Cüzâm kabilesine mensuptur. Dedesi Abdülkerîm İskenderiye'de tanınmış bir Mâlikî fakihi olup İbn Atâullah'ın Leṭâʾifü'l-minen'deki ifadelerinden anlaşıldığına göre şiddetli bir tasavvuf muhalifi idi. İbn Ferhûn, onun Zemahşerî'nin el-Mufaṣṣal ve et-Tehẕîb adlı eserlerini ihtisar ettiğini, ikinci esere yedi ciltlik bir şerh yazdığını söyler. İbn Atâullah, Nâsırüddin İbnü'l-Müneyyir'den fıkıh, Muhyiddin el-Mâzûnî'den nahiv, Şerefeddin Abdülmü'min ed-Dimyâtî'den hadis ve Muhammed b. Mahmûd el-İsfahânî'den felsefe, mantık, kelâm tahsil etti. Fıkıh âlimi olarak tanındığı bu yıllarda tasavvufa karşı iken Şâzeliyye tarikatının pîri Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'nin halifesi Ebü'l-Abbas el-Mürsî ile tanıştı ve onun sohbetlerine devam etmeye başladı. Muhtemelen şeyhinin izniyle vaaz ve irşad için gittiği Kahire'ye yerleşti. Burada çevresinde, Ṭabaḳātü'ş-Şâfiʿiyye müellifi Sübkî'nin babasının da katıldığı geniş bir cemaat oluştu. Aynı yıllarda Mısır'da bulunan İbn Teymiyye ile İbn Atâullah ve müridleri arasında çıkan yoğun tartışmalar İbn Teymiyye'nin hapse atılmasına yol açtı. İbn Atâullah, mürşidi Ebü'l-Abbas el-Mürsî vefat ettiği zaman (686/1287) Kahire'de bulunuyordu. Hayatının bundan sonraki dönemini Kahire'de geçiren İbn Atâullah 13 Cemâziyelevvel 709'da (19 Ekim 1309) Medrese-i Mansûriyye'de vefat etti ve Karâfe Mezarlığı'na defnedildi.
İbn Atâullah el-İskenderî, Şâzeliyye tarikatının Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî ve halifesi Ebü'l-Abbas el-Mürsî'den sonra üçüncü büyük şahsiyetidir. Leṭâʾifü'l-minen adlı eserindeki ifadelerden babasının Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî ile görüştüğü anlaşılmaktadır. Kendisinin Şâzelî ile görüşmüş olması tarihen mümkünse de bu konuda kaynaklarda bilgi yoktur.
Daha çok kitleleri derinden etkileyen hitabet tarzı, vaaz ve sohbetleriyle tanınan İbn Atâullah'ın bu özellikleri başta el-Ḥikemü'l-ʿAṭâʾiyye olmak üzere eserlerine de yansımıştır. Eserlerinde ayrıca tasavvufun en derin konularına dair bilgiler bulmak mümkündür. Ancak İbn Atâullah, düşüncelerini ifade ederken vahdet-i vücûdcu sûfîlerin tartışmalara yol açan tesbitlerine temas etmemiş, vahdet-i vücûd ile vahdet-i şühûd arasındaki dengeyi çok dikkatli bir şekilde korumuştur. Riya ve şöhretten uzak ibadet ve taat, tevekkül, teslimiyet, recâ ve ümit onun tasavvufî düşüncesinin temel kavramlarıdır. Sözleri aşk ve cezbenin coşkunluğuyla değil tefekkürün incelikleriyle yoğrulmuştur. İbn Atâullah'a göre amel ve ibadetler birtakım şekil ve sûretlerden ibaret olup bunların ruhu âbidin kalbinde bulunması gereken ihlâs sırrıdır. Fakr veya iftikar denilen Allah'a muhtaç olma hali üzerinde ısrarla duran İbn Atâullah haşyetle beraber olan ilmi en hayırlı ilim olarak görür. Onun düşüncelerinde Hakîm et-Tirmizî, Sülemî, Hâris el-Muhâsibî, Ebû Tâlib el-Mekkî, Abdülkerîm el-Kuşeyrî ve Gazzâlî'nin tesirini görmek mümkündür.
Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi İbn Atâullah'ın düşünceleri de tasavvufî çevreleri etkilemiştir. Eserleri Kuzey Afrika başta olmak üzere bütün İslâm ülkelerinde bilinmektedir. Elliden fazla sûfînin tercüme ve şerhettiği el-Ḥikemü'l-ʿAṭâʾiyye'nin şârihleri arasında hemen her tarikattan sûfî vardır. Çağdaş Mısırlı âlim Ebü'l-Vefâ et-Teftâzânî, onu bütün yönleri ile ele alan bir eser hazırlamıştır (bk. bibl.).
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
|
|
|
İmam Birgivi Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 06-14-2023, 03:42 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
İmam Birgivi Kimdir
İmam Birgivî, 16.asırda, Osmanlı Devleti’nin sınırlarını en geniş hale getirdiği ilim, kültür ve sanatta zirveye ulaştığı bir dönemde yaşamış âlimlerimizdendir.
İmam Birgivî’nin asıl adı Mehmet olup 27 Mart 1523’te Balıkesir’de doğdu. Babası Ali Efendi, âlim ve Fâzıl bir müderris, sahib-i irşâd bir şeyh idi. Balıkesir’in Çay mahallesinde olan kabri, “Zihin Dede” adıyla bugün bile büyük bir hürmetle ziyaret edilir. Kabrinin başucundaki taş çanakta biriken yağmur suları, Kur’an okumaya başlayacak çocuklara zihinleri açılsın diye içirilir.
İSTANBUL’DA EĞİTİM ALDI
İmam Birgivî, ilk öğrenimini babasının yanında yaptı. Ondan Arapça, mantık ve diğer bazı ilimleri okudu, bu arada Kur’an’ı ezberledi. Daha sonra İstanbul’a giderek Haseki medresesine devam etti. Dönemin tanınmış âlimlerinden “Kızıl Molla” diye bilinen Abdurrahman Efendi’den ders alarak icâzet (diploma) aldı ve medreselerde müderrisliğe başladı.
Kanunî döneminde, hocası Abdurrahman Efendi’nin aracılığıyla Edirne Kassâm-ı askerîsi(Kassâm-ı askerî: Yeniçeri Ocağı efradı ve subaylarından olup ölenlerin mirasına dair işlemlerle ilgilenen komisyondaki, devletin tayin ettiği “şer’i memur” demektir.) olan İmam Birgivî, görevi sırasında medresede ders okutmayı da sürdürdü. Ayrıca camilerde vaaz ediyor, halkı Kur’an ve sünnete uymaya dâvet ediyordu.
ŞEYH ABDULLAH KARAMANİ’YE İNTİSAP ETTİ
Daha sonra Kassâm-ı askerîlik görevinden ayrılarak İstanbul’a geldi. Ve Bayramiye tarikatı şeyhlerinden Abdullah Karamanî’ye intisap etti. Şeyhinin tavsiyesine uyan İmam Birgivî, kassâm-ı askerî iken kazandığı 4 bin dirhemi sahiplerine geri vermek için, Edirne’ye gitti. Oradaki Eski Camiî’de bekleyerek, kendilerinden kassamlık ücreti almış olduğu kimselerin gelmesi için dellâl bağırttı. Gelenlere, kassam defterindeki kayıtlara göre, paralarını geri ödedi. Bulamadığı kimselerin paralarını ise şehrin fakirlerine dağıttı. Böylece onlarla helallaştı.
İstanbul’da bir süre daha müderrislik yapan İmam Birgivî’yle Sultan II. Selim’in hocası Ataullah Efendi arasında kuvvetli bir dostluk kurulmuştu. Ataullah Efendi de Birgili idi ve kasabasına büyük bir medrese inşa etmişti. Mehmet Efendi’den Birgi’ye yerleşerek hizmetine orada devam etmesini istedi. Bu düşünceyi, şeyhi Karamanî de uygun gördü ve müridinin irşad faaliyetlerine Birgi’de devam edebilmesi için ona izin verdi.
BİRGİVİ ADI NEREDEN GELİYOR?
İlmî ehliyetiyle kısa zamanda meşhur olan İmam Birgivî’den ders almak isteyen pek çok talebe, ülkenin her tarafından buraya akın etmeye başladı.
Ömrünün geri kalan kısmını Birgî’de talebe yetiştirme, halkı irşad ve eser yazmakla geçirmesi sebebiyle “Birgivî“ lakabıyla tanındı.
60’dan fazla eserin sahibi olan İmam Birgivî’nin, Osmanlı müellifleri içinde en dikkat çekici özelliği, yaşadığı devrin güncel meseleleri hakkında kalem oynatmış olmasıdır. Bu sebeple onun eserleri, çağının sosyal hayatını yansıtması bakımından da büyük önem taşır. Eserlerinde insanların ihtiyaç duyduğu konuları işlemeye özen göstermiştir.
İMAM BİRGİVİ’NİN SORDUĞU FETVA
Ayrıca şiirin câiz olduğunu kabul etmesine rağmen onunla ilgilenmedi. Ona göre şiir yazmak, belâgat ve fesahat göstermek gibi şeyler, dünya ehlinin riyasıydı. Bununla beraber İmam Birgivî’ye ait olduğu söylenen aşağıdaki manzumede, Ebussuud Efendi’ye sorduğu bir fetva yer almaktadır:
“Var mı desturun ey müfti-i enâm!
Müşkilim var disem hata ola mı?
Ücreti bir imamın olsa ribâ,
Ana hiç iktidâ revâ ola mı?
Akça assını halal deyu yise,
Beş vakte ol muktedâ ola mı?
Minbere çıksa halka va’z itse,
Halkı hak yola pîşvâ ola mı?
Va’zı tesir ider mi, yise haram?
Yoldan azmışa rehnüma ola mı?
Acaba çalgû-yı düğün mü haram?
Yohsa dahî eşeddür ribâ ola mı?”
Yerimizin sınırlı oluşu sebebiyle, bu suallere Ebussuud Efendi tarafından verilen cevabın sadece bir beytini alıyorum:
“Her kime rehber olur ise ol dahi bulur azâb,
Yoldan azmışa uralar köteği bi gayri hisab.”
İMAM BİRGİVİ’NİN KARŞI ÇIKTIĞI HUSUSLAR
İmam Birgivî, son derece dürüst ve tavizsiz bir ilim adamıydı. Döneminde çok yaygın olan, eserini bir devlet büyüğüne ithaf etme anlayışına rağmen, o hiçbir eserini bir devlet büyüğüne ithaf etmedi.
Özellikle, memuriyetlerin rüşvetle satılması, kadılar, muhtesipler ve diğer görevlilerin rüşvet alması, ehil olmayanlara ilmî ve idarî rütbeler verilmesi, bu yüzden bilgisizliğin yaygınlaşması ile ortaya çıkan her türlü bid’at ve hurafe İmam Birgivî’nin şiddetle karşı çıktığı hususlardı. Devlet adamlarından cami görevlilerine varıncaya kadar, cemiyetteki her zümrenin davranışlarında gördüğü aksaklıklara karşı çıkıyor, va’z ve kitaplarında onları eleştiriyordu. Bu tenkitleri yaparken, hatır gönül dinlemiyor, kimseden çekinmiyordu. Tanınmış âlim, Sultan’ın hocası ve kendisinden Birgi’ye gitmesini rica eden hemşehrisi Ataullah Efendi’yi bile, yetkililer üzerinde nüfuz sağlayarak devlet işlerine karıştığı gerekçesiyle ikaz etmesi, onun dürüstlük ve cesaretinin dikkat çekici bir örneğidir.
ÖYLE ZAMANDA BULUNUYORUZ Kİ!
Onun düşüncelerini daha yakından anlayabilmek için, kendisinin 1560’dan önce telif ettiği, “Şerhu’l ehadisi’l erbein” in önsözüne bakalım:
“...Öyle bir zamanda bulunuyoruz ki; cehalet meşhur, ilim ise sözü edilmeye değmez olmuştur. Bazı kimseler, hurafeleri ve dinin yasakladığı şeyleri, Allah’a yaklaşmanın en yüce yollarından sayıyorlar. İlmi zayıf bazı kimseler, insanları ibadet kılığına büründürülmüş yaygın bid’atlere teşvik ediyorlar. Hatta bunların bir kısmı iyiyi kötüden ayırmadan, zayıf ve uydurulmuş sözlerden meydana gelen kitaplar bile yazmaktadır. İşin aslını bilme imkanı olmayan halk ise ya menfaati, ya da işlerine öyle geldiği için bu eserlere iltifat etmektedir. Bu durum, insanların kendisinden gafil bulunduğu büyük bir musibettir!”
İMAM BİRGİVİ HAZRETLERİNİN 24 SAATİ
“Önce Yâsin-i Şerif ve iki hizb Kur’an okuyup, iki rek’at kuşluk namazı kılar, sonra da eğer ders günü ise, altı kitaptan nakil ve tedris ettikten (anlatıp okuttuktan) sonra yine dört rek’at namaz kılıp kuşluk namazını altıya çıkarırlardı. Bilahare evinin yolunu tutardı.
Fakat ders günü değilse, bu defa da ders yerine altı kitabı ayrı ayrı mütalaa eder, ayrıca, İmam Gazalî’nin İhya-i Ulum’undan okurdu. Sonra da kayluleye yatardı. Öğle namazı sonrasından ta ikindiye kadar kitap ve risale telif ve tasnifiyle meşgul olur, eğer oruçlu değilse ikindiden önce yemeğini yiyip, ta akşama kadar yine dersine devam ederlerdi.”
Talebesi Hocazâde Abdünnâsır Efendi, İmam Birgivî’nin bir seher vaktinden diğerine, 24 saat içinde devam ettiği ibadetleri ve okuduğu evrâd ve ezkârı böyle özetliyor.
MEZARINA TÜRBE İSTEMEDİ
Son zamanlarında bir aydın olarak İstanbul’a geldi. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın huzuruna çıkarak ülkede gördüğü bid’atlar ve şer’i yasakları çiğneme konusundaki endişelerini dile getirdi, tedbir alınmasını istedi ve devleti uyarmayı ihmal etmedi. Birgivî, yine bir İstanbul seyahati sırasında yolda veba hastalığına yakalandı ve 52 yaşında olduğu halde 1573 Ağustos’unda vefat etti. Cenazesi İzmir’e bağlı Birgi’de defnedildi.
Üzerine kesinlikle türbe yapılmamasını vasiyet eden İmam Birgivî’nin kabri, üstü açık, çevresi kısa demir parmaklıklarla çevrilidir; dikili bir sac levhada doğum ve vefat tarihleri yazılıdır. Cenazesi, kabrin baş tarafında bulunan ve bizzat imam tarafından dikildiği söylenen servi ağacının dibine gömülüdür.
İKİNCİ GAZALİ
Birgivî’nin, et-Tarikatü’l Muhammediye adlı eserinin, tamamen yırtılıp baştan sadece bir forması kalmış olan bir nüshasında, ( ki bu forma da hem yırtık, hem de ıslanarak birbirlerine yapışmıştır) Mısır, Mekke ve Medine gibi İslam âleminin en büyük dini ve ilmi merkezlerinde yetişen âlimlerin onun hakkındaki takrizleri görülmekteydi.
İşte onların ifadelerinden birkaçı:
1614’te vefat eden, Mısırlı âlimlerden Şeyh el-Meymunî; “ O gerçek bir dolunay, insanlar ise yıldızlardır. Onun nuru doğduğunda kâinatı aydınlatan güneş gibi insanları aydınlatır. “
Şafiî fıkıhçılarından, Şeyh Alî el Kudsî: “ Ey günümüzün Gazalî’si! Birgi’nin şerefi sendedir, sana sahip olduğu için orası ne şanslı bir yerdir.“
Kahire âlimlerinden Abdurrauf el-Minavî: “O, asrın ve bütün şehirlerin tek âlimidir. Acem ve Araplar içinde Şeyhu’l İslâm odur.“
1606’da vefat eden, Mekke âlimlerinden Muhammed el Karî: “Birgivî bizim önderimizdir, imamımızdır. O, diyanet ve takva şeyhidir. Onun sözünü, ahmak ve cahilden başka kimse inkâr edemez. “ demektedirler.
Birgivî, Arap dili grameri, ahlak-tasavvuf, fıkıh, akaid, tefsir-kıraat, hadis gibi alanlarda çoğu Arapça, birkaçı da Türkçe olmak üzere tesbit edilebilen 60 civarında eserin sahibidir. Allah rahmet eyleye...
Kaynak: Can Alpgüvenç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 222
|
|
|
Söz Orucu Nedir? islamda Söz Oucu Var mıdır? Tıp Oyunu Nedir Nasıl Oynanır? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-13-2023, 01:36 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Söz Orucu Nedir? islamda Söz Oucu Var mıdır? Tıp Oyunu Nedir Nasıl Oynanır?
SUS ORUCU
Bir makalede daha beraberiz
Bugünkü makalemiz sus orucu hakkında olacak
"Sus Orucu Nedir?"
Bunu biz Sandıklı/Başağaç yöresinde "tıp oyunu" olarak çocukken oynadığımız bir oyundu. Taa o eskiden gelen
gelenek, biz de çocuklara öğretilen bir oyun şeklinde kalmıştı. Tıp oyununda el aynı sus işareti yapan
hemşire gibi işaret parmağı dudaklarına götürülür tıp denir, ondan sonra oyun başlar, ve artık ondan
sonra konuşan oyunda yenilmiş olur, oynayanların konuşmaması lazımdır, gülmemesi lazımdır, eğer gülersen veya konuşursan oyundan çıkarsın, yenilirsin, kim konuşmadan uzun süre dayanabilir ise, oyunu o kazanır. Bize bu şekilde aktarılmış çocukken oynadığımız bir oyundu "tıp oyunu" yada "sus oyunu".
Bu orucun "Sus Orucu" nun aslı Musevi ve isevi kaynaklarında mevcut olan bir oruçtur.
Hz. Zekeriya (as) ve Hz. Meryem’in susma orucudur Bu durum, Hz. Zekeriya’nın harikulade bir şekilde kendine bahş edilen çocuğun varlığının bir alameti olarak verilmiştir. Hz. Meryem’in susması ise, beşikteki bebek olan Hz. İsa (as)’ın konuşmasını sağlamaya yönelik bir ön hazırlıktır. (Meryem, 19/1-26; Al-i Imran 3/41)
كٓهيعٓصٓ
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّا
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا
وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا
يَرِثُنِى وَيَرِثُ مِنْ ءَالِ يَعْقُوبَ ۖ وَٱجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّا
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّا
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً ۚ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنَ ٱلْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا۟ بُكْرَةً وَعَشِيًّا
.......Hz. Yahya’nın doğacağı müjdesini alan Hz. Zekeriyya, “Ey Rabbim, bana bir ayet ver, dedi. Allah, ‘senin ayetin tam üç gece insanlarla konuşmamandır’ buyurdu. Bunun üzerine mabetteki mihrab denilen hücreden kavminin karşısına çıktı ve “sabah akşam teşbih edin” anlamında işaretle konuştu.”
Meryem Suresi 1 den 11. Ayete kadar 11 dahil
ve birde Enbiya Suresi 89. Ayet
ve allah'ın bize bahşetmiş olduğu ağız işte hem yemek için kullandığımız bir organımız hem de
konuşmak için kullandığımız bir organımız derler ki Cennete gitmek dilersen "Eline, beline, diline, sahip ol"
Peygamberimiz buyurdular ki :
"Şu altı şeye söz verin, ben de size Cennete gireceğinize söz vereyim:
1- Dilinize sahip olun [elfaz-ı küfür, yalan, gıybet, lanet, malayani gibi.]
2- Sözünüzden dönmeyin.
3- Emanete hıyanet etmeyin.
4- Gözünüze sahip olun. [Harama bakmayın]
5- Elinize sahip olun. [Haram işlemeyin, haram tutmayın]
6- Fercinize hakim olun."
(Hâkim)
peygamber efendimiz hadisi şeriflerinde
"sen eline, diline, beline sahip olmaya söz ver, bana yardım et, ben de senin cennetine girmene yardımcı olan ya da söz
vereyim" demiş
Yani işte dil bütün belaların başlangıcı diye tarif edilir ağızdan çıkan söz her şeye mal olabilir güzel şeylerde oluşabilir, yahut da başına kötü şeyler de o sözler yüzünden gelebilir, o yüzden diline sahib ol.
işte Musevi dininde dil nimetine Allah'a şükür niye niyetiyle söz orucu yani susma orucu denilen yani gün boyu hiç konuşmamak şeklinde bir oruç tutmak sünneti vardır ya da farzı onlarda farz hükmünde.
Ve bu oruç kuranda Zekeriya aleyhisselam ve hazreti isa'nın annesi Meryem aleyhisselamın her ikisinin de
söz orucu tuttukları kuran'da ayetler ile beyan edilmiştir.
Hz Zekeriya'nın orucu yukardaki eyette yer alıyor, Hz Merem'in ki ise
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَرْيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
فَٱتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
قَالَتْ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحْمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمًا زَكِيًّا
قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ ۖ وَلِنَجْعَلَهُۥٓ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا ۚ وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا
فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِۦ مَكَانًا قَصِيًّا
فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا
فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّ
فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًا ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّا
فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ ۖ قَالُوا۟ يَٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا
يَٰٓأُخْتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ
وَرَسُولًا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ
(16-17) (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
(16-17) (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.
Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.
Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.”
“Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”
“Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.
Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
“Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
“Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.”
“Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”
“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”
Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
Meryem Suresi 16 dan 34. ayete kadar 34 Dahil
Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”
Âl-i İmrân Suresi 49. Ayet
ve işte Zekeriya aleyhisselam yaşlanmış karısı da kısırmış ve çocukları olmuyor ve görevi bırakabilecek
peygamberlik görevini bırakabilecek bir mirasçısı yok, yetiştirmemiş kimseyi de, vıykamaya başlamış :
رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
"Allah'ım ardımda mirasımı bırakabileceğim kimse kalmadı"
ondan sonra da Allahu teala'dan hayırlı bir evlat vermesi için dua eder
وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا
رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً
ve Allahu teala duasını kabul
eder ve onu Yahya ile müjdeleyicisi olan melekleri O'na gönderir melekler O'na
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّا
(Allah, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّا
Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.
Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا
(Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”
Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً ۚ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.
bunu duyan Zekeriya aleyhisselam bunun alameti nedir deyince melekler der ki senin bunu 3
gün kimseye söylememen yani dilin tutulacak konuşmayacaksın babında söylerler aslında bu yani bir
nevi bir olay gördün fakat olayı söylememen yani gizlemen sana söyleniyor, tembih ediliyor, söylersen tılsım bozulacak,
sihirli şamdan düşüp kırılacak, o yüzden senin sihirli şamdanı düşürmemek için hiç hareket
etmemen hiç konuşmamın sesini çıkarmaman lazım ve bu olay üstüne Zekeriya aleyhisselam 3 gün
halkın içinden sesi çıkmadan dolaşıyor konuşamıyor. Bu olay yine Abdülkadir Geylâni de de, o nefsini aramaya
çıktığında, altı ay yemeden içmeden dağ taş dolaşmıs, ve halkın içine geri geldiğinde 3 gün kimseyle konuşamıyor o da aynı şekilde söz orucuna mecbur ediliyor, yani nefsin ne olduğunu görmüş fakat halka bunu söylemesi engelleniyor.
Mucize kerametler gösterilmiş fakat onun insanlara anlatılmasını tehlikeli gördüklerini anlatmaması
için diline sus verilmiş. Yani biraz düşün de konuş demek gibi bir şey, yani biraz düşün ilerisi
için ne olur, konuşursan neler olur, konuşmazsan ne olur, bak da öyle konuş demek gibi bir durum.
öyle olunca işte 90 yaşındaki Zekeriya aleyhisselamın Yahya isminde çocuğu olur, yani kısır kadından bir çocuk, peki
kısır kadın nasıl tedavi edildi, ve kısır kadının nasıl çocuğu oldu, suç kimdeydi Zekeriya mı kısırdı
yoksa karısı mı kısırdı? ve bu tedavi nasıl yapıldı. işte burada yine isa'yı müjdeleyen kutsal ruh
görevde, kutsal ruhtan olma bir çocuk, ismi de Yahya yani defalarca dirilen demek, defalarca hayata gelen ve
Zekeriya aleyhisselam işte hazreti yahya'yı büyüttüklerinde, sonunda hazreti meryem'in de hamile
kalması sonucu ve çocuğu doğurduktan sonra hazreti meryem'in de yine aynı şekilde o kutsal ruh
tarafından söz orucuna, yani bunu nasıl olduğunu söylememeye yemin ettirilmesi, ya da susturulması
ve Meryem annemizin yine, çocuğu doğurduktan sonra dağdan inip geldikten sonra Yahudi halkının
onu kınamaları ve kuran'da geçmekte olduğu gibi senin annen affedersiniz (:::) değildi senin
baban da kötü birisi değildi, sen bu çocuğu nereden aldın, diyerekten O'na affedersiniz kahpelik ile
iftira etmişler, ve Meryem annemize sus gelmiş, orada işte susması emredilmiş
konuşma ki başın belaya girmesin emredilmiş, bunun üstüne Meryem annemiz beşikteki çocukla konuşun diye işaret ediyor o gün beşik yok zaten, kucağındaki çocuğu gösteriyor, ben söz oruçluyum, ben konuşamam O'na sorun diye çocuğu gösteriyor isa efendimizi Allah dillendiriyor ve isa efendimiz konuşmaya başlıyor ben allah'ın peygamberinin işte çamurdan kuş
yaparım o'na üflerim uçar, alaca gözlünün gözlerini açarım, ölüleri diriltirim, diye anlatılan ayeti kerime nazil
oluyor ve isa efendimiz konuşuyor ileride peygamber olacağını ve mucizelerinin de şunlar şunlar
alacağını ve bu şekilde bir mucize keramet gösteriliyor ki Meryem annemizin ödülü, yani orucunu
bozmaması sebebiyle konuşmaması sebebiyle Allah o belayı kaldırıyor, üstündeki belayı kaldırıyor, fakat
Zekeriya ile Yahya aleyhisselam daki durum ise işte ondan sonra yine bu Museviler bu mucizeye kanmayıp, bu
iddialarına devam ediyorlar, Meryem annemizi affedersiniz kötü kadın atfetme olayına devam
ediyorlar, işte Meryem Meryem'imiz kutsal Meryem'imiz mescitte yalnızdı onun yanına bir Zekeriya
giriyordu olsa olsa bu çocuğun babası Zekeriya olur bu nasıl peygamberdir diye
onu da zina ile iftira edip, bunun üstüne Zekeriya aleyhisselamı arıyorlar Zekeriya kaçıyor, aramaya koyuluyorlar, Zekeriya
aleyhisselam kaçarken işte bir söğüt'ün içine saklanıyor, ve orada o gün o da söz orucuna niyet
ettirilmiş, ve söğüdün için de Allahu teâlâ'dan emir geliyor 'GIK' bile demeyeceksin, dersen bütün
peygamberliğin, ömrün, hepsi, seyri sülüğün yanar diye emir geliyor, ve söğüdün içinde Zekeriya
aleyhisselamı kıtır kıtır doğruyorlar, gıkını çıkarmıyor, yani söz orucu öyle bir şey, kesseler bile gıkın
çıkmayacak, öyle bir oruç, o kadar zor bir oruç, iğne dürtseler gık demeyeceksin yani ses çıkarmayacaksın, hani
hastanelerde resim vardı ya, parmakları dudağında sus yapan hemşire resmi, aynı o gibi şii sus
sesini çıkarma, o yüzden işte sus orucu bu oruç bazen ödül ile ödüllendirilir tutabilene, işte Zekeriya
ile karısı kısır oldukları için, 90 yaşındaki bir kadın eğer çocuk yapmak dilerse, bu neyi gösteriyor
onların yıldızı işte dıştan dönen geçişken elektron halley yıldızı bir turunu 83 senede ya da 90 senede
atan bir comet deniyor, yani taş şeklinde tarif ediyorlar, hâlbuki taş değil, geçişken elektron işte, onun
grubundan olan kimselerin uzun süre çocukları olmaz, ve işte bunların çocukları da işte ancak bir
mucizevi keramet yoluyla meydana gelirse de işte onlara emir edilen şey bunu nasıl olduğunu kimseye
açıklamamaları, 3 gün konuşmamaları emredilir, sus orucunu başarabilirse işte bir Yahya onlara ödül
olur, yani 83 senede bir yeni halley doğar, yani Ramazan yıldızı demektir, bu Ramazan, yani Ramazan
ayı, galaksiyi dönüp gelmesi, bizim dünyamızın senesiyle 83 senede bir turunu dönüp gelir, yani yeni
bir tura 83 senede bir döner, bu takriben 83 senedir, işte bizim bildiğimiz kadarıyla Zekeriya ile karısı
90 yaşındalardı, 83 küsür ya da 90 senede, yani bu da bazı kimseler, o hani burçlar deniyor ya, on iki
burç var, herkes hangi ayda doğduysa o burçtan diye tarif ediliyor ya, işte bu 13. burçta
halley yıldızının burcudur ki, o takım yıldızına ait olan kimseler, kısır olurlar, fakat bunların tedavisi
mümkün, ve çocukları olabilir, fakat neydi her 90 senede bir tane Yahya dünyaya gelir, ya da Zekeriya
dünyaya gelir, yada Elana dünyaya gelir, işte o burçtan olan kimseleri allah'ın mucize ve keramet ile bunları
tedavi ettiği, yani Ramazan yıldızı galaxy'nin geçişken yıldızı, yani homojen yapıyı sağlamak için
elektronlardan, hani deniyor ya su mesela 2 hidrojen bir oksijen, burada işte o aradaki geçişken
elektron, 2 atomun birbirine bağlantısını sağlayan, bir o yanına geçip, bu yana geçmesi sebebiyle,
bağlantıyı sağlayan, homojen yapıyı sağlayan elektron, işte bizim diğer galaksilere ya da diğer
hücrelerle bağlantımızı sağlayan o elektronumuzda, sistemimiz yani ana vahdeti vücuttaki yapısında geçişken
elektron, o homojen yapıyı sağlayan elektronumuz işte halley kuyruklu yıldızı, ve o gruba mensup
olan kimseler ve bunların işte dediğimiz gibi tedavisi de ancak kutsal ruh yahut da isa
kolundan birileri tarafından yapılır, ve onlara da olayın nasıl olduğunu kimseye söylemeleri emredilir,
ve bunu anlatan söyleyen orucu bozmuştur, ve onlara çocuk ikram edilmez sus orucu yani işte gizli sır
Bu nedenle dilini yerinde kullanması, gerektiği durumlarda dilini tutması öğütlenmiştir. Hz. Ali (RA)’ın,
“Sırrın senin esirindir, onu konuşursan sen onun esiri olursun!” Hz. Ali (RA)
Bu konuda hadisler
(Dilini ve fercini [ırzını, namusunu] koruyan Müslümana Cenneti söz veriyorum.) [Buhari]
(Arefe günü eline, diline, gözüne ve kulağına sahip olanın günahları affolur.) [Hatib]
(İnsanlar dilinden ve elinden salim olmadıkça [kâmil] mümin olamazsın.) [Askerî]
(Hasetçinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça zarar vermez.) [Ebu Nuaym]
(Eli ihsanlı, dili dürüst, kalbi temiz, boğazına ve fercine [namusuna] sahip olan ilimde rasih olur.) [Taberani]
(Allahü teâlâ bana şöyle vahyetti: Benim mescitlerime ancak, selim kalble, sadık dil ile, temiz el ile, temiz ferclerle girsinler.)[Hâkim]
Susma orucu, Peygamberimizin (ASV) şeriatinde bir ibadet olarak yer almamıştır. Fakat Kur’an ayetlerinde yer aldığı ve bize de öğüt verdiği dikkate alınırsa bu oruca bazen ihtiyaç olabileceği görülür
Susma orucu sebebi ise melek ya da kutsal ruh tedavisi
Bu bir karoglan Raşit Tunca makalesi dir
Avusturya şiremiz ilçesi 13 Haziran 2023
|
|
|
Doğa Rutkay Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-13-2023, 04:34 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Doğa Rutkay Kimdir? Biyografisi
Doğa Rutkay Kamal (30 Ekim 1978, Ankara), Türk oyuncudur.[2] Tiyatro oyuncusu Rutkay Aziz'in kızıdır.
Kariyeri
2000 senesi Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu. 3 adet tiyatro oyunu, 3 filmi, 8 adet TV dizisi, 2 adet TV filmi, 6 adet TV programı var. "Card Finans" reklamında rol almıştır, TRT 1'de bir talk show yapmıştır. 2014'te Kanal D'de yayımlanan Buyur Burdan Bak programını sunmuştur. Günümüzde ise, Show TV'de yayımlanan Güldür Güldür Show adlı programda Yeter karakteri ile rol almaktadır.
Filmografisi
Televizyon
1994 Kurtuluş Latife'nin kız kardeşi Çocuk oyuncu
1998 Günaydın İstanbul Kardeş Sadenaz 2 Başrol oyuncusu
1998 Çiçeği Büyütmek
2001 Aşkım Aşkım Layla Uzun Başrol oyuncusu
2002 Pembe Patikler Zeliş Başrol oyuncusu
2002 Her Şey Aşk İçin
2002 Şeytan Sofrası Lale
2004 Halk Düşmanı Deniz Başrol oyuncusu
2005 Bendeniz Aysel Aybike
2006 Avrupa Yakası Esra Konuk oyuncu
2007 Şölen Şölen Başrol oyuncusu
2008 Aşkım Aşkım Layla Uzun Başrol oyuncusu
2009 Kandıramazsın Beni
2014 Analı Oğullu Kendisi Konuk oyuncu
2021 Kırmızı Oda Kendisi Konuk oyuncu
Sinema
1998 Cumhuriyet Latife'nin Kız Kardeşi Yardımcı oyuncu
2004 Şans Kapıyı Kırınca Hostes Konuk oyuncu
2006 Gen Dr. Deniz Başrol oyuncusu
2007 Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım Gelin Konuk oyuncu
2007 Bir İhtimal Daha Var Pelin Yardımcı oyuncu
2009 Dersimiz Atatürk Latife Hanım Konuk oyuncu
2010 Pak Panter Gülizar Başrol oyuncusu
2012 Patlak Sokaklar: Gerzomat Mary Jane Yardımcı oyuncu
2012 Çakallarla Dans 2: Hastasıyız Dede Leyla Şekerci Yardımcı oyuncu
2012 Süpertürk Program Sunucusu Konuk oyuncu
2012 Kral Yolu: Olba Krallığı Deniz'in Annesi Başrol oyuncusu
2016 Dedemin Fişi Pervin Kaya Yardımcı oyuncu
2018 Bizim Köyün Şarkısı Konuk oyuncu
2023 Hava Muhalefeti Hatice Başrol oyuncusu
Programları
2000 50 Dakika
2002 Vaziyetler
2004 Passaparola
2004 Yaz Zamanı
2005 Ceyhun Yılmaz Show
2005 Dikkat Şahan Çıkabilir
2006 Işın Show
2008 Disko Kralı
2008 Doğayla Gece Yarısı
2008 Eğlence Pazarı
2013-günümüz Güldür Güldür Show
2015 Buyur Bi'De Burdan Bak
2018 TOLGSHOW (Konuk)
2017-2018 Doğa Rutkay'la Her Şey Bu Masada
2020 Çocuktan Al Haberi
Özel hayatı
Doğa Rutkay, 3 Eylül 2014 tarihinde Kerimcan Kamal ile evlendi. Bu evlilikten ikiz çocukları oldu.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Filiz Akın Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-12-2023, 06:12 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Filiz Akın Kimdir? Biyografisi
Filiz Akın (d. 2 Ocak 1943, Ankara), Türk sinema oyuncusu, yazar ve sunucudur. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik ile birlikte Yeşilçam'ın dört yapraklı yoncasından birisi olarak kabul edildi.
Türk sinemasının asil, modern, kentli ve zarif yüzü olarak sinema tutkunlarının hayranlığını kazanan Filiz Akın, beyaz perdenin Avrupai yüzü, kolejli kızı, sarışın yıldızı olarak da tanınmaktadır.[1][2][3][4] Sinema oyuncuları Türkân Şoray, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik ile birlikte, Türk sinemasının bir dönemine damgasını vurmuş dört önemli kadın oyuncudan biri kabul edilir.[5]
Filiz Akın orta öğrenimini tamamladıktan sonra bir seyahat şirketinin Ankara acenteliğinde çalışmaya başladı. Gönderdiği fotoğrafıyla Artist mecmuasının 1962 yılındaki yarışmasını kazandı. Memduh Ün'ün ısrarıyla Akasyalar Açarken filmi için kamera karşısına geçmeyi kabul etti.[6] Böylece 13 yıl sürecek aktif oyunculuk kariyeri başladı. 1964 yılında Kadın Berberi filminin setinde tanıştığı yapımcı-yönetmen Türker İnanoğlu ile evlendi.[6] 1965'te oğlu İlker İnanoğlu doğdu. 1974 yılında Türker İnanoğlu'ndan boşanan Akın, Babaların Babası filmiyle 1975 yılında sinemaya veda etti.[7]
Ekonomik gerekçelerle[8] Kasım 1975 - Mayıs 1981 döneminde sahnede şarkıcılık yaptı.[7] 1982 yılında Bubi Rubinstein ile evlenip Paris'e yerleşti. 14 yıl aradan sonra 1989 yılında Geçmiş Bahar Mimozaları dizisi için tekrar kamera karşısına geçti. 1992'de Güzelliklere Merhaba ile ilk kitabını yayınladı. 1993'te Rubinstein'dan boşanan Akın, 1994'te dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal ile evlendi. 1998-2002 yıllarında Paris sefaretinde bulundu. 2002'de yakalandığını öğrendiği nazofarenks kanserini ABD'de gördüğü tedavinin yanı sıra sevenlerinin iyi dilekleri ve dualarıyla yendi.[9] Bu süreci ve sonucu 2005 yılında Hayata Merhaba ismiyle kitaplaştırdı. Gördüğü ağır kemoterapi ses tellerine zarar vererek sesinin değişmesine, ameliyata hazırlık işlemleri ise bir kulağında işitme kaybına yol açtı.[6] İzleyen yıllarda kansere karşı farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli kampanyalara destek verdi, panellere katıldı. 2006'da Filiz Akın ile Güzellik, Zayıflama ve Genç Kalma Üzerine isimli 3. kitabını yayınladı. 2011 yılında Gün Akşam Oldu dizisi için son kez, o da bir bölümlüğüne, kamera karşısına geçti. Kırkından sonra girdiği mutfak zaman içinde bir tutkuya dönüşünce 2013 yılında bu kez Lezzete Merhaba dedi.[10]
2004-2007 yılları arasında Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığı yaptı. 2008'de Kanal 1 televizyon kanalında Filiz Akın'la Sohbetler, 2009 yılında Habertürk kanalında Filiz Akın'la Hafta Sonu Sohbetleri programını sundu.
Oyunculuk kariyerinin ilk yıllarında şımarık zengin kız rollerini oynayan Akın sonraki filmlerinde daha çok masum, kırılgan ve fedakar kadınları canlandırmış, siyah saçlıların saltanatını yıkıp[7] Türk sinemasında sarışın esas kadın sayfası açmıştır. Karakter derinliği taşıyan rolleriyle Gurbet Kuşları, Kader, Umutsuzlar, Ankara Ekspresi, Utanç ve Memleketim, Akın'ın en beğenilen filmleri arasındadır.
Akın, Ankara Ekspresi filmiyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü göğüslemiş, özellikle 2000 yılından sonra pek çok onur ödülü almıştır.
Filiz Akın sinemada aktif olduğu yıllarda Türk Sinemasının en iyi giyinen oyuncusu unvanına sahip olmuştur.[7]
Hayatı ve kariyeri
Ailesi ve ilk yılları
Filiz Akın, 2 Ocak 1943’te Ankara'da doğdu.[11][12] Annesi Ankaralı kadın terzisi Habibe Leman Şaşırmaz, babası Afyonlu hakim Bekir Sami Akın’dır.[11][13] Annesi baba tarafından Arnavut, babası ise anne tarafından Çerkestir.[13][14] Annesinin ikinci evliliğinden kız kardeşi Günseli doğdu.[11][15] Anneannesi Halime Hanım'ın öz babası Atatürk’ün şifrecisi, üvey babası da Atatürk’ün kalem müdürü olup Atatürk kıyafet seçiminde zevkine güvendiği için zaman zaman Halime Hanım'ın fikrini alırdı.[15] Filiz Akın 3 yaşına kadar babası hakim Sami Bey'in görev yaptığı Beypazarı’nda yaşadı.[16] 5,5 yaşında ilkokula başladı.[11] İlköğrenimini Ankara, Kızılay'da bulunan Sarar İlkokulu'nda tamamladı.[17] 7 yaşındayken annesi ile babası ayrıldı.[14]
Kolej yılları ve sonrası
Filiz Akın ortaokul ve liseyi Ankara Koleji'nde yatılı ve burslu okudu.[13][18] Okulda yaptığı resimler ve kompozisyon çalışmaları ile çeşitli ödüller aldı.[19] Tüm sınıfları başarı ile geçti, öğretmenleri tarafından ideal öğrenci olarak gösterildi.[20] Okulda en bilinen özelliği çok iyi taklit yapmasıydı.[21] 1960 yılının Haziran ayında kolejden mezun oldu.[20] Koleji bitirdikten sonra American Export Lines isimli New York merkezli seyahat şirketinin Ankara acenteliğinde çalışmaya başladı.[22][23] 2 yıl çalıştığı bu şirketin deniz kısmının şefi oldu.[20] İyi derecede İngilizce ve Fransızca öğrendi, ayrıca İtalyanca öğrenmeye çalıştı.[20] Diğer yandan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde devam mecburiyeti olmayan Arkeoloji Bölümü'nde bir dönem okudu.[11][19]
Yeşilçam'a adım
Filiz Akın, lise arkadaşı Oya San’ın annesinin ısrarı ile Artist mecmuasının düzenlediği yarışmaya fotoğrafını gönderdi ve 1962 yılında birinci oldu.[11] Ancak ödülün kendisine Akasyalar Açarken filminde oynarsa verileceği söylenince vazgeçti.[19] Dergi yöneticileri ve filmciler kendisini ikna etmek için İstanbul'dan Ankara'ya geldiler ancak ikna olmadı.[19] Fakat Memduh Ün de Ankara'ya kadar gelip ısrar edince teklifi kabul etti.[19] İşi ve üniversiteyi bırakıp annesiyle birlikte İstanbul’a gitti.[19] Kendisine yardımcı olan derginin yöneticilerine ve Memduh Ün’e güven duyması sinemaya başlamasına yardımcı oldu.[19] Anlaşmayı imzaladı ve 1962 yılında ilk filmi olan Akasyalar Açarken'i Göksel Arsoy’la birlikte çektikten sonra prodüktörler kendisine bütün yılını dolduran bir program hazırladılar.[13]
1962-1975 Sinema yılları
Filiz Akın,[24] 3 yıl süren aktif sinema kariyerinde başta Cüneyt Arkın, Ediz Hun ve Kartal Tibet olmak üzere, Ayhan Işık, Sadri Alışık, Yılmaz Güney, Tarık Akan ve Kadir İnanır da dahil, döneminin neredeyse bütün erkek yıldız oyuncularıyla başrolü paylaşma fırsatı buldu. Ancak Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinin en önemsiz filmlerinde rol aldı.[7] Çok sıradan filmlerde de oynadı; Battı Balık, Uçurumdaki Kadın, Asfalt Rıza gibi, keşke hiç yer almasaydım, dediği filmlerde de.[25]
1. Antalya Film Festivali'nde en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini alan 1964 yapımı Gurbet Kuşları, Akın'ın Türk sinema tarihine geçen ilk filmi oldu.[7] Cüneyt Arkın'ın da ilk filmi olan Gurbet Kuşları, Türk sinemasında ilk göç filmi olmasının yanı sıra bir kadın göğsünün bir Türk filminde ilk kez göründüğü film olma özelliğini taşımaktadır.[26]
Oyunculuğunun, güzelliğini ve yıldızlığını geride bıraktığı ilk filmi 1968 yapımı Kader kabul edilmektedir. Bu filmdeki Elif rolüyle 1968'de Gazeteciler Yüksekokulu öğrencileri tarafından yılın kadın sanatçısı ödülüne layık görüldü. Başrolünü Cüney Arkın'la paylaştığı Kader, Akın'ın da en beğendiği filmlerindendir.[25]
Umutsuzlar, Ankara Ekspresi, Utanç, Dağlar Kızı Reyhan ve Yankesici Kız Hacer serisi kendisinin en çok etkilendiği filmleri arasındadır.[19]
1971 yılında Ankara Ekspresi filmindeki Hilda rolüyle 8. Altın Portakal Film Festivali en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.[27] Akın, aynı ödülü Umutsuzlar filmindeki Çiğdem ve Utanç filmindeki Bahar rolleriyle de almayı dilemiş ancak bu dileği gerçekleşmemiştir.[28]
24 Mart 1972 tarihli Pazar Mecmuası'na verdiği bir röportajda aynı yıl Yılmaz Güney ile İzin adlı bir film çekeceklerine değinmiştir ancak film çekilmemiştir.[7]
Mayıs 1962 ile Eylül 1972 arasında 105 film çevirdi.[29] Kariyerinde toplam 116 film[19] çeviren Filiz Akın 1975 yılında sinemayı bıraktı.[29]
1965 yılında ilk eşi Türker İnanoğlu ile olan evliliğinden oğlu İlker doğdu.[30] Bu dönemde aile Topağacı semtindeki evlerinde yaşadı.[31] 1964 yapımı Kadın Berberi filminin setinde tanışıp aynı yıl evlendiği Türker İnanoğlu ile evliliği 10 yıl sürdü, çift 1974'te Almanyalı Yarim filminden sonra boşandı.[32][33]
1975-1982
Sinema filmlerinden sonra İstanbul Bankası'nın reklam filmlerinde oynayan Filiz Akın 1977 yılında TRT'de Podyum Show isimli eğlence ve müzik programının sunuculuğunu yaptı.[29] 1979 yılında Haldun Dormen'in yazdığı Bir Ayrılık adlı tiyatro oyununda rol aldı.[29][34][35]
1979 yılında İzmir Fuarı'nda assolist olarak sahne aldı.[35][36]
Eylül 1979'da[37] İzmir Efes Oteli'ne girerken bir saldırgan tarafından bacağından bıçaklandı. Kısa sürede yakalanan saldırgan, savcılığa verdiği ilk ifadede Filiz Akın'a âşık olduğunu ancak onun kendisine karşılık vermediğini, bu sebeple bıçakladığını söyledi. Daha sonra ifadesini değiştirdi ve mafya babası Mehmet Nabi İnciler'in kendisini azmettirdiğini söyledi. Filiz Akın ise saldırıyı hafif bir yarayla atlattı ve aynı gece yaralı bir hâlde sahneye çıktı.[38]
Perdeden sahneye geçiş
1970'li yılların ikinci yarısından itibaren halkın yeni oyuncağı haline gelen televizyonun, aileleri evde tutmaya başlamasıyla Türk sineması sokaktaki bekar erkeği çekecek seks filmlerine ve şarkıcı, türkücü melodramlarına yönelince Filiz Akın da perdeyle yol ayrımına geldi.[39] O günlerde sponsorları olan Türkan Şoray'ın aksine, Filiz Akın sinemayı sürdürebileceği benzer bir destekten yoksundu.[40] Aşk ilişkisine benzettiği sinemayla ilişkisinde sinema kendisini terk etmeden kendisi sinemayı terk ederek, diğer birçok Yeşilçam oyuncusunun yaptığı gibi, kendisine belirli bir yaşam standardını sağlayacak paraların sunulduğu sahneye geçiş yaptı.[41] Pek çok filminde sahneye çıkıp şarkı söylerken görülen Filiz Akın'ın sahne serüveni bu kez rol gereği değil, gerçekti. Kasım 1975'te başlayıp Mayıs 1981'de son bulan bu şarkıcılık evresinde başta İstanbul, Ankara ve İzmir'dekiler olmak üzere gazinolarda ve fuarlarda assolistlik yaptı, Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Ferdi Tayfur gibi dönemin ünlü ses sanatçılarıyla çeşitli programlar ve organizasyonlar çerçevesinde sahneyi paylaştı.[7] Akın'ın pek anmak istemediği bir dönemdir bu aynı zamanda.[42]
1982-2002
Filiz Akın, 1982 yılında Bubi Rubinstein ile evlendi. Evliliği boyunca 11 yıl Paris’in Neuilly ve Bougival semtlerinde yaşadı.[11] 11 yıl evli kalan çift 1993 yılında ayrıldı.[43]
1989'da televizyon dizisi Geçmiş Bahar Mimozaları için tekrar kamera karşısına geçti. Rutkay Aziz, Müşfik Kenter ve Nurseli İdiz gibi oyuncularla başrolü paylaştığı bu dizideki Hümeyra rolüyle bambaşka bir Filiz Akın olarak seyircileriyle buluştu. Akın, Hümeyra'yı şu sözlerle anlatmıştır:[44]
Paris’e yerleştikten tam dokuz yıl sonra, Geçmiş Bahar Mimozaları'ndaki Hümeyra rolü teklif edildi. Aslında katı ilkeleri olan bir kadındı. Benden farklıydı. Ancak hatalarını anlayıp aileyi yeniden bir araya getirme uğraşı ile farklı bir kimlik sergiliyordu ve dizinin başkadın rolüydü.
Akın, Umutsuzlar ve Utanç filmlerinin yanı sıra Geçmiş Bahar Mimozaları dizisiyle de bir ödül sahibi olmayı istemiştir.[44]
1991 yılında babası Sami Akın'ı kaybetti.[45]
Mayıs1994'te dönemin Millî İstihbarat Teşkilatı müsteşarı Sönmez Köksal ile Ankara'da evlendi.[46][47] Evlenince Ankara'ya taşındılar.[14] Çiftin nikâh şahitliklerini dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk yaptı.[46]
Akın, 4 yıl Paris sefaretinde olmak üzere bu dönemde toplam 15 yıl Fransa'da yaşadı.[11]
Paris sefireliği
Eşi Sönmez Köksal'ın Şubat1998'te Paris Büyükelçisi olarak görevlendirilmesiyle[47] Filiz Akın resmen Paris Sefiresi oldu [48] ve 4 yıl Paris sefaretinde bulundu.[11] Paris'te Türkiye'yi tanıtmak amacıyla düzenlenen La Fayette'deki Türk-Osmanlı ürünleri standı, Bagatelle bahçelerindeki Lale Parkı ve Türk ressamları sergisi, Versay'daki büyük sergi gibi etkinliklerde gösterdiği özen ve çabaları ile bir kültür elçisi olan Filiz Akın[49][50] ayrıca kültürüyle, zarafetiyle Fransızları etkiledi.[51]
2002-günümüz
2002 yılında bir çeşit burun ve ağız arkası kanseri olan nazofarenks'e yakalandığını öğrendi.[52][53][54] Teksas Üniversitesi'ne bağlı MD Anderson Kanser Merkezi'nde tedavi oldu [55] ve kanseri yendi.[54]
2004-2007 yılları arasında Sabah Gazetesi'nde köşe yazıları yayınlandı.[56][57][58][59]
2005 yılında Türkiye Meme Vakfı yararına, kansere karşı destek amaçlı "sarı bilezik" kampanyasını başlattı, 1 milyon adet bilezik satıldı.[60][61] 2005 yılında toplumda kansere olan farkındalığın artırılması amacıyla düzenlenen ve Hacettepe Üniversitesi Umut Evi projesi yararına düzenlenen "mavi bilezik" kampanyasının tanıtımına destek verdi.[62][63]
Onursal Başkanlığını yaptığı merkezi Amerika’da olan Starkey İşitme Vakfı'nın Türkiye kolu EMÖV Vakfı ile "Türkiye'de İşitmeyen Kalmasın" projelerine 2007'den itibaren destek oldu.[64] [65]
2006 yılında Beypazarı'nda 3 yaşına kadar yaşadığı konağın bulunduğu sokağa belediye meclisi tarafından "Filiz Akın Sokak" ismi verildi.[66]
2008 yılında Kanal 1 televizyonunda "Filiz Akın'la Sohbetler" programını sundu.[67]
2009 yılında Habertürk TV'de "Filiz Akın'la Hafta Sonu Sohbetleri" programını sundu.[68]
2013 Kasım ayında üçüncü kitabı Lezzete Merhaba'nın imza günü için 32.Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda sevenleriyle buluştu.[69]
Filiz Akın, TED Üniversitesi Mütevelli Heyet üyesidir.[70]
Kitapları
Güzelliklere Merhaba, Altın Kitaplar Yayınevi, 1992[71]
Hayata Merhaba, Epsilon Yayınevi, 2005[72]
Filiz Akın ile Güzellik, Zayıflama ve Genç Kalma Üzerine, Epsilon Yayınevi, 2006[73]
Lezzete Merhaba, Epsilon Yayınevi, 2013[74]
Hakkında yazılanlar
Dört Yapraklı Yonca, Onların Sihri Neydi?, Bircan Usallı Silan, Epsilon, 2004 [75]
Başrolde Filiz Akın, Pınar Çekirge, Altın Bilek Yayınları, 2014[7]
Filiz Akın, Burçak Evren, DKİV Yayınları, 2010[76]
Ayrıca Atıf Yılmaz'ın "Hayallerim, Aşkım ve Sinema" (1990), Türker İnanoğlu'nun "Bay Sinema" (2004), Agâh Özgüç'ün "Türk Sineması’nın Kadınları" (2008) isimli kitaplarında Filiz Akın portreleri yer aldı.[29]
Filmografisi
Filiz Akın, 22 filmle en çok Cüneyt Arkın'la film çekmiştir. Bunu, 21 filmle Ediz Hun ve 15 filmle Kartal Tibet izlemiştir. Ayhan Işık'la 6 film, İzzet Günay'la 5 film, Kadir İnanır'la 4 film ve Tarık Akan'la 3 film çevirmiştir.
Başrolü Cüneyt Arkın'la paylaştığı Yıkılan Yuva (1967) olumsuz bir karakteri canlandırdığı tek filmidir.
İlk renkli filmi 1968 yapımı Aşka Tövbe'dir.
1963 yapımı İki Gemi Yanyana, Akın'ın seslendirdiği tek filmidir. Filiz Akın'ı diğer tüm filmlerinde Adalet Cimboz, Jeyan Mahfi Tözüm, Tijen Par, Nevin Akkaya ve Sema Aybars seslendirmiştir.
1966 yapımı Günahkar Kadın, Akın'ın Türkan Şoray'la birlikte çektiği tek filmidir.
Akın'ın başrolü Tarık Akan'la paylaştığı 1971 yapımı Tatlı Dillim filmi, aynı zamanda Kemal Sunal'ın ilk filmidir.
Sefiller (1966), Sözde Kızlar (1967), Aşkım Günahımdır (1968), Aşka Tövbe (1968), Ömrümün Tek Gecesi (1968), Sabah Yıldızı (1968), Karlı Dağdaki Ateş (1969), Yaralı Kalp (1969), Ankara Ekspresi (1970) ve Zambaklar Açarken (1973) edebiyat yapıtlarından uyarlama filmleridir.
1973 yapımı Karateci Kız filminde Akın'ın Bülent Kayabaş'ı öldürdüğü sahne, 2012 yılında video paylaşım sitelerinde dublajlı olarak paylaşılınca kısa sürede viral oldu; sahne tüm zamanların en kötü ölüm sahnesi ilan edildi, sayısız parodisi yapıldı ve The Ellen DeGeneres Show gibi talk show'larda gösterildi.
Akın, 13'ü aşkın filmindeki rolünde Selma ismini taşımıştır, en az 14 filminde ise Filiz adını kullanmıştır. Çıtkırıldım (1966) filmindeki rolünde hem adı Filiz hem de soyadı Akın'dır.
Birlikte çalıştığı yönetmenlerden bazıları şunlardır: Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Orhan Elmas, Halit Refiğ, Metin Erksan, Süreyya Duru, Yılmaz Güney, Muzaffer Arslan, Safa Önal, Mehmet Dinler.
Film listesi
1962: Akasyalar Açarken
1962: Şehvet Uçurumları
1962: Battı Balık
1962: Sahte Nikâh
1962: Aşk Merdiveni
1963: Bekarlık Sultanlıktır
1963: Beyoğlu Piliçleri
1963: Kızlar Büyüdü
1963: Ölüm Bizi Ayıramaz
1963: Beyaz Güvercin
1963: Ölüme Çeyrek Var
1963: Bana Annemi Anlat
1963: İki Gemi Yanyana
1963: Zoraki Milyoner
1963: Arka Sokaklar
1963: Genç Kızların Sevgilisi
1964: Yankesici Kız
1964: Gurbet Kuşları
1964: Şoför Nebahat ve Kızı
1964: Kadın Berberi
1964: Meyhaneci
1964: Uçurumdaki Kadın
1964: Kardeş Kanı
1964: On Güzel Bacak
1964: İstanbul Sokaklarında
1964: Cübbeli Gelin
1964: Filinta Kadri
1964: Prangasız Mahkumlar
1964: Paylaşılmayan Sevgili
1964: Korkunç Şüphe
1964: Asfalt Rıza
1964: Tığ Gibi Delikanlı
1965: Yankesicinin Aşkı (Yankesici Kızın Aşkı)
1965: Tamirci Parçası
1965: Babasına Bak Oğlunu Al
1965: Fakir Gencin Romanı
1965: Ölüme Kadar
1965: Mirasyedi
1965: Oğlum Oğlum
1965: Sevinç Gözyaşları
1965: Şakayla Karışık
1966: Çıtkırıldım
1966: Affedilmeyen
1966: Kolejli Kızın Aşkı
1966: Vur Emri
1966: Kaderin Cilvesi
1966: Efkarlıyım Abiler
1966: Bar Kızı
1966: Erkek Severse
1966: Affet Sevgilim
1966: Acı Tesadüf
1966: Günahkar Kadın
1967: Silahlı Paşazade
1967: Ayrılık Saati
1967: Sözde Kızlar
1967: Bekar Odası
1967: Affet Beni
1967: Paşa Kızı
1967: Hindistan Cevizi
1967: Cici Gelin
1967: Yıkılan Yuva
1967: Serseriler Kralı
1967: Sefiller
1968: Arkadaşımın Aşkısın
1968: Kader
1968: Hırsız Kız
1968: Sabah Yıldızı
1968: Baharda Solan Çiçek
1968: Efkarlı Sosyetede
1968: Aşka Tövbe
1968: Yuvana Dön Baba
1968: Gül ve Şeker
1968: Ömrümün Tek Gecesi
1968: Benim de Kalbim Var
1968: İstanbul Tatili
1968: Aşkım Günahımdır
1968: Bazi-e eshgh
1969: Son Mektup
1969: Cilveli Kız
1969: Karlı Dağdaki Ateş
1969: Lekeli Melek
1969: Yaralı Kalp
1969: Hüzünlü Aşk
1969: Dağlar Kızı Reyhan
1969: Yumurcak
1970: Yuvasız Kuşlar
1970: Yumurcak Köprüaltı Çocuğu
1970: Fadime
1970: Ankara Ekspresi
1970: Yarım Kalan Saadet
1970: Saadet Şehri
1970: İşportacı Kız
1970: Aşktan da Üstün
1970: Güzel Şoför
1970: Beyaz Güller
1971: Küçük Sevgilim
1971: Umutsuzlar
1971: Emine
1971: Ömrümce Unutamadım
1971: Oyun Bitti
1971: Fadime Cambazhane Gülü
1971: Seni Sevmek Kaderim
1971: Yumurcağın Tatlı Rüyaları
1971: İki Esir
1971: Mah-pishooni
1972: Utanç
1972: Ayrılık
1972: Yumurcak Küçük Şahit
1972: Tatlı Dillim
1973: Karateci Kız
1973: Soyguncular
1973: Acı Hayat
1973: Zambaklar Açarken
1973: Ağlıyorum
1974: Yumurcak / Veda
1974: Almanyalı Yarim
1974: Memleketim
1975: Tatlı Cadının Maceraları
1975: Yumurcak Belalı Tatil
1975: Babaların Babası
1989: Geçmiş Bahar Mimozaları[77]
2011: Gün Akşam Oldu
Ödüller
1971: 8. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu - Ankara Ekspresi
1972: Gazeteciler Yüksek Okulu - Sinemada Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü[29]
1974: Gazeteciler Cemiyeti - Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü [29]
1992: Altın Kitaplar Onur Ödülü[7]
2000: 37. Altın Portakal Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü [78]
2001: Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı - Yaşam Boyu Onur Ödülü [79]
2003: İstanbul Uluslararası Film Festivali - Yaşamboyu Onur Ödülü[7]
2004: Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği - "2004 yılı oyunculuk ödülleri [80]
2005: 74.İzmir Enternasyonal Fuarı - "Sinema Burada Festivali" Onur Ödülü,[81]
2005: Magazin Gazetecileri Derneği - 12. Altın Objektif Ödülleri - Yaşam Meslek Onur Ödülü [82]
2005: 12. Altın Objektif Ödülleri Yaşam Meslek Onur Ödülü[7]
2006: Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi - "Fahri Doktor" unvanı [29]
2008: 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali - "Festival Nişanı" [83]
2009: 16. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü [84]
2010: Yeşilçam Ödülleri - Kültür ve Sanat Hizmet Ödülü [85]
2010: 21. Ankara Uluslararası Film Festivali - Aziz Nesin Emek Ödülü [86]
2010: Beykent Üniversitesi - Türk Sineması Sevgi Günü Onur Ödülü [87]
2011: 6. Uluslararası Dadaş Film Festivali - Onur Ödülü [88]
2011: Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema - Sinema Onur Ödülü
2012: Magazin Gazetecileri Derneği - 18. Altın Objektif Ödülleri - Meslek Onur Ödülü [89]
2012: Datça Altın Badem Sinema ve Kültür Festivali - Onur Ödülü [90][91]
2013: 4.Malatya Uluslararası Film Festivali - Onur Ödülü [92]
2014: Türk Tayland Dostluk Ödülü [93]
2014: Magazin Gazetecileri Derneği - 20.Altın Objektif Ödülleri - Yaşam Boyu Meslek Onur Ödülü [94]
2015: Kırmızı Lale Film Festivali - Yaşam Boyu Başarı Ödülü [95]
2015: 15. Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü [96]
2015: 1. Çanakkale Kısa Film Festivali Onur Ödülü [97]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
|