| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
The First 9 - Hanne Anne Kimdir - irem Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2023, 11:31 AM - Forum: Duymadiklarimiz
- Yorum Yok
|
 |
ilk Ninemiz - The First 9 - Hanne Anne Kimdir - irem Kimdir?
Aslında İmran Demek Irem Demektir İrem'in Asma Bahçeleri Demek Meryem'in Dedesinin Asma Bahçeleri Ve 9. Harika Ve Babil Demektir Yani 9 Defa Dünyanın Sıfırlanması Ve 9.Sıfırlanma Kapanis Babil'in Helakı
Al Imran Imran "İrem'in" Ümran Üm Ran - imRan - Yada - I Ran - Iran Yada - Teh Ra N - Ra nın Ehli Soyu Demek Iran Persler Ondan Sonraki Başlangıçta Oraya Yerleşenler
El Ümran Hac Vakti Dışında Kutsal Mescidi Ziyaret Edenlere Verilen İsim "Umreciler" Demek El Ümran Veya imran Umreciler Demek Son Hacılar Yani Kurtulanlar O Zamanki Ümmeti Necat Hacda Neden Toplanılıyormuş Yani Hz. Mehdi nin Yanında Neden Toplanmak Gerekiyormuş Sebeb Ne? Kabe Değil? Maksat Orda Toplanmak? Maksat Wait Point, Waypoint,Merkez , Zirve , Son Sıfırlanmadan Önceki Buluşup Toplanma Yeri Demek Yani Vaktinden Önceki Hacca Verilen İsim Yani Kapanmadan Sıfırlanmadan Önceki Hac Demek Len Yani Toplanma Yeri Ve Bugün Bu Hz Mehdinin Yanı dır Ne Mescidi Aksa Ne Kabe Ve Sadece Mehdinin Yanı Muhammed Kabeye Gidin Demedi Mescidi Aksaya Gidin Demedi Amma Mehdiyi Gidin Dedi Son Hac Son Toplanma Mehdi'nin Başında yani Ya Da Yanında Toplanilacak Demekdir Bu. Ahmak insan Ne Savaşı ne Kabe Savaşı Yapıyorsun Sen Daha Ahmak
Hanne Anne Kimdir
Hanne veya Anne, Hristiyan geleneğine göre Meryem'in annesi ve İsa'nın büyükannesidir. Meryem'in annesi kilise kanununa göre belirlenen (kanonik) İncilller'de adlandırılmamış olup yazılı olarak Hanne ile Yehoiakim adları, sadece Yeni Ahit apokrifasında geçmektedir.
Kilise geleneği
Hikâye, annesi Hannah'ın da çocuksuz olduğu Samuel'in doğumuna benzerlik göstermektedir. Her ne kadar Hanne, 12. yüzyılın sonlarından önce Latin Kilisesi'nde çok az ilgi görse de[3] Doğu Hristiyanlığında Hanne'ye bağlılık, 6. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.[4] Doğu Ortodoks Kiliseleri ve Doğu Katolik Kiliselerinde, Hannah olarak görülmektedir.[4]
İslamiyet
İslam'ın erken dönemini kapsayan yüzyıllarda Müslümanlar arasında Yahudi-Hristiyan geleneği ile ilgili karakterlerin isim, kimlik ve jenealoji bilgilerinin çok iyi ve aslına uygun şekilde bilinerek ifade edildiği söylenemez. Konu ile ilgili kişi ve yer isimleri ayrıntılı bilgilere Kur'an'da rastlanılmamaktadır. İslam dünyasında bu bilgiler yine Hristiyan/Yahudi apokrif geleneğinden gelen rivayetlerle şekillenir. Ayrıca tefsirler ve rivayetler yazarının hayal ürünü olan süslemeler ve tutarsızlıklarla doludurlar.[5] Taberi bu rivayetleri tefsirinde toplamıştır. Taberiye göre Hanne son derece manevi bir kadın olarak ve Meryem'in annesidir. Hanne göre yaşlılığına kadar çocuksuz olan Fazuka'nın (Fakud) kızıdır.[6]
Rivayetlere göre bir gün, Hanne bir ağacın gölgesinde otururken çocuk sahibi olma arzusunu uyandıran bir olay yaşadı. Olayda bir kuş, yavrusunu besliyordu. Bir çocuk için dua etti ve sonunda gebe kaldı; kocası Yehoiakim (Kur'an'a göre İmran), çocuk doğmadan öldü. Çocuğun erkek olmasını bekleyen Hannah, onu İkinci Tapınak'ta tecrit ve hizmete adamaya söz verdi.[7][8]
Fakat Hanne'nin erkek değil bir kız çocuğu oldu ve adını Meryem koydu. Annesinin sözleri, kızı Meryem'e güçlü mistik bir şekilde etki ediyordu ve erkek çocuk isterken bu kızın (Meryem'in) tanrının bir lütfu olduğunu anladı.[7][8]
« Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. »
(Âl-i İmrân Suresi, 36-37[9][10])
irem'in Asma Bahçeleri Âl-i İmrân ve Babil ve Babil'in Asma Bahçeleri
Babil'in Asma Bahçeleri, Helen kültürü tarafından listelenen Antik Dünyanın Yedi Harikasından biriydi. Çamur tuğlalardan inşa edilmiş büyük yeşil bir dağa benzeyen çok çeşitli ağaçlar, çalılar ve asmalar içeren artan bir dizi bahçe ile dikkate değer bir mühendislik başarısı olarak tanımlandılar. Bahçelerin Irak'ın Babil eyaletine bağlı Hille yakınlarındaki antik Babil kentinde inşa edildiği söyleniyor. Asma Bahçeler'in adı Grekçe: κρεμαστός; yükseğe asılı) kelimesinden türetilmiştir. "Asma" kelimesinden daha geniş bir anlama sahip olan ve teras gibi yükseltilmiş bir yapı üzerine dikilen ağaçları ifade eder.[1][2][3]
Bir efsaneye göre, Asma Bahçeler, Yeni Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren) tarafından, Orta Çağ'daki eşi Kraliçe Amytis için İnsanlık Harikası olarak bilinen büyük bir sarayın yanına inşa edildi. Çünkü O memleketinin yeşil tepeleri ve vadileri olan memleketini özlüyordu. Bu, MÖ 290'da yazan Babilli rahip Berossus tarafından onaylandı, daha sonra Josephus tarafından aktarılan bir açıklamadır. Asma Bahçeler'in yapımı da efsanevi kraliçe Semiramis'e de [4] atfedilmiş ve alternatif bir isim olarak Semiramis'in Asma Bahçeleri denilmiştir.[5]
Bahçeler, Antik dünyanın Yedi Harikasından yeri kesin olarak belirlenmemiş tek yerdir.[6] Babil metinleri Bahçelerden bahsetmez ve Babil'de kesin bir arkeolojik kanıt bulunamamıştır.[7][8] Bunu açıklamak için üç teori öne sürülmüştür: Birincisi, bunların tamamen mitsel oldukları ve eski Yunan ve Roma yazılarında bulunan tasvirlerin (Strabo, Diodorus Siculus ve Quintus Curtius Rufus'unkiler dahil) romantik bir doğu bahçesi idealini temsil ettiği;[9] İkincisi, Babil'de var oldukları, ancak MS birinci yüzyılda gibi bir zamanda yok edildikleri;[4][10] ve Üçüncüsü, efsanenin Asur Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681) başkenti Ninova'da Dicle Nehri üzerinde, modern Musul kenti yakınlarında inşa ettiği iyi belgelenmiş bir bahçeye atıfta bulunulduğu varsayımı.[1][11]
Harici video Arkeolog Mesut Alp, Babil'in Asma Bahçeleri ile Firdevs (Paradise; Cennet) kelimesi arasında etimolojik bağlantı olduğunu ifade ediyor).
Klasik edebiyatta betimlemeler
Babil betimlemeleri bugün bir biçimde var olan beş ana yazar vardır. Bu yazarlar kendilerini Asma Bahçelerin büyüklüğü, genel tasarımı, sulama araçları ve neden inşa edildikleri ile ilgilenmektedir.
Josephus (y. 37–100 AD), Marduk'un bir Babil rahibi olan Berossus tarafından yazılan bahçelerin bir tanımını aktarır [6], bu yazı y. 290 BC, bahçelerin bilinen en eski sözüdür.[5] Berossus, II. Nebukadnezar'ın saltanatını tanımladı ve Asma Bahçeler'in inşasıyla bu krala itibar eden tek kaynaktır.[12][13]
“ Bu sarayda, taş sütunlarla desteklenen çok yüksek duvarlar inşa etti; ve bir pensile cenneti olarak adlandırılan şeyi dikerek ve onu her türlü ağaçla doldurarak, manzarayı dağlık bir ülkeye tam olarak benzer hale getirdi. Bunu kraliçesini memnun etmek için yaptı, çünkü Kraliçe Media'da büyümüştü ve dağlık bir duruma düşkündü.[14] ”
[ Joseph. contr. Appion.] lib. 1. c. 19.—Syncel. Chron. 220.—Euseb. Præp. Evan. lib. 9.
17 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Semiramis'in Asma Bahçeleri, H. Waldeck
Diodorus Siculus (aktif MÖ 60-30), hem Cleitarchus'un (Büyük İskenderin tarihçisi) hem de Cnidus'lu Ctesias'ın MÖ 4. yüzyıl metinlerine başvurmuş gibi görünüyor. Diodorus, inşaatı bir Suriye kralına atfediyor. Bahçenin bir kare şeklinde olduğunu ve her bir kenarı yaklaşık olarak dört plethra uzunluğunda olduğunu belirtir. Bahçe, en üstteki galeri 50 arşın yüksekliğinde olacak şekilde katmanlıydı. 22 fit kalınlığındaki duvarlar tuğladan yapılmıştır. Kademeli bölümlerin tabanları, en büyük ağaçların kök büyümesini sağlayacak kadar derindi ve bahçeler yakındaki Fırat'tan sulandı.[15]
Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyıl) muhtemelen Diodorus ile aynı kaynaklardan yararlanmıştır.[16] Bahçelerin çevresi 20 stadyum büyüklüğünde olan bir kalenin tepesinde yer aldığını belirtir. Bahçelerin inşasını yine kraliçesinin vatanını özlediği için bir Suriye kralına bağlıyor.
Strabon'un ifadeleri (y. 64 BC – 21 AD) muhtemelen tanımını MÖ 4. yüzyıldan kalma Onesicritus'un kayıp kayıtlarına dayanıyordu.[17] Bahçelerin Fırat nehrinden bahçelere açılan bir Arşimet vidasıyla sulandığını belirtir.
Diğerlerinden bağımsız olduğu düşünülen klasik kaynakların sonuncusu, paradoksograf Philo of Byzantion'un MS 4. ve 5. yüzyıllarda kaleme aldığı A Handbook to the World'ün Yedi Harikası'dır . Strabon'un tarif ettiği vidalı kibritlerle su yükseltme yöntemidir.[18] Philo, çevreleyen arazinin doğal seviyesinin çok üzerinde, muazzam bir kütleye sahip olan geniş derin toprak alanlarını inşa etmenin mühendisliğini ve yaratıcılığını ve ayrıca sulama tekniklerini övüyor.
Tarihsel varlığı
Ninova'daki Kuzey Asurbanipal Sarayı'ndan (MÖ 669-631) bir kabartmanın bu kopyası, bir su kemeriyle sulanan lüks bir bahçeyi göstermektedir.
Çağdaş Babil kaynaklarında belge bulunmaması nedeniyle Asma Bahçeler'in gerçek bir yapı mı yoksa şiirsel bir yaratım mı olduğu belirsizdir. Ayrıca Nebukadnezar'ın karısı Amyitis'ten (veya başka herhangi bir eşten) söz edilmez, ancak bir Medyan veya Farslı ile siyasi bir evlilik olağandışı olmazdı.[19] Nebukadnezar'ın eserlerine dair birçok kayıt mevcuttur, ancak onun uzun ve eksiksiz yazıtlarında herhangi bir bahçeden bahsedilmemektedir.[20] Bununla birlikte, daha sonraki yazarların onları tarif ettiği zamanda bahçelerin hala var olduğu söylendi ve bu hesapların bazılarının Babil'i ziyaret eden insanlardan kaynaklandığı düşünülüyor.[2] Tarihleri'nde Babil'i anlatan Herodot, Asma Bahçeler'den bahsetmez [21], ancak ziyareti sırasında bahçeler Yunanlar tarafından henüz iyi bilinmemiş olabilir.[2]
Bugüne kadar, Babil'de Asma Bahçeler için hiçbir arkeolojik kanıt bulunamadı.[6] Fırat'ın altında şu anda güvenli bir şekilde kazılmayan kanıtların olması mümkündür. Nehir, II. Nebukadnezar zamanında mevcut konumunun doğusundan akıyordu ve Babil'in batı kısmı hakkında çok az şey biliniyordu.[22] Rollinger, Berossus'un Bahçeleri siyasi nedenlerle Nebukadnezar'a atfettiğini ve efsaneyi başka bir yerden benimsediğini öne sürdü.[23]
Ninova'da Sanherib'in bahçeleriyle özdeşleşme
Oxford bilgini Stephanie Dalley, Babil'in Asma Bahçeleri'nin aslında Asur kralı Sanherib (MÖ 704 - 681) tarafından Ninova'daki sarayı için inşa edilen iyi belgelenmiş bahçeler olduğunu öne sürdü; Dalley, aradan geçen yüzyıllarda iki yerleşimin karıştırıldığını ve Sanherib'in sarayındaki geniş bahçelerin II. Nebukadnezar'ın Babil'ine atfedildiğini ileri sürüyor.[1] Arkeolojik kazılarda Dalley, Ninova'ya suyu taşıyan geniş bir su kemerleri sistemi, bahçelerin üst katlarına çıkarmak için kullanılan su yükseltici vidalarla taşımak için kullanılan kanal, baraj ve su kemerleri dizisinin izlerini buldu.[24]
Dalley, argümanlarını çağdaş Akad yazıtlarının analizindeki son gelişmelere dayandırıyor.[25]
Kral Sanherib'in bahçesi yalnızca güzelliği ve tozlu bir yaz manzarasında yıl boyu yemyeşil bir vaha oluşuyla değil, aynı zamanda bahçeyi koruyan su mühendisliğinin harikulade başarılarıyla da biliniyordu.[26] Asur kraliyet bahçesi inşa etme geleneği vardı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 883-859), dağları kesen bir kanal oluşturmuştu. Meyve ağaçları yanında çamlar, selviler ve ardıçlardan; badem ağaçları, hurma ağaçları, abanoz, gül ağacı, zeytin, meşe, ılgın, ceviz, menekşe, dişbudak, köknar, nar, armut, ayva, incir ve üzüm dikilmişti. Asurbanipal'in yontulmuş bir duvar paneli, bahçeyi olgunluk döneminde gösteriyor. Biri orijinal, diğeri çizim iki panel British Museum'da tutuluyor, ancak ikisi de halka açık değildir. Bu çağdaş görüntülerde klasik yazarların bahsettiği bazı özellikler fark edilebilir.l
Ninova'daki bahçeleri gösteren Asur duvar kabartması
Sanherib'in sarayından, sel koruması güçlendiren devasa kireçtaşı bloklardan bahseder. Sarayın bazı bölümleri 19. yüzyılın ortalarında Austin Henry Layard tarafından kazılmıştır. Kale planı, Sanherib'in bahçesiyle tutarlı olacak dış hatlar gösteriyor, ancak konumu doğrulanmadı. Bölgenin son zamanlarda askeri üs olarak kullanılması, daha fazla araştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Böyle bir bahçenin sulanması, Ninova şehrine daha iyi su sağlanmasını gerektiriyordu. Kanallar dağlara doğru 50 kilometre (31 mi) uzanıyordu. Sanherib, kullandığı teknolojilerden gurur duyuyor ve bunları yazıtlarında biraz ayrıntılı olarak anlatıyor. Bavian'ın (Kinnis) kaynak sularının başındaki [27] yazıtı otomatik savak kapılarından bahseder. Jerwan'da vadiyi geçen devasa bir su kemeri, iki milyonun üzerinde işlenmiş taştan inşa edilmiştir. Taş kemerler ve su geçirmez çimento kullandı.[28] Üzerinde şunlar yazılıdır:
“ Asur'un dünya kralı Sanherib kralı. Çok uzaklarda, suları birleştiren, Ninova çevresine yönlendirilmiş bir su yolum vardı... Dik kenarlı vadiler üzerinde beyaz kireçtaşı bloklardan bir su kemeri oluşturdum, o suları onun üzerinden akıttım. ”
Sanaherib "Tüm Halklar İçin bir Harika" inşa ettiğini iddia etti ve anıtsal (30 tonluk) bronz dökümleri için "kayıp mum" işlemi yerine yeni bir döküm tekniği uygulayan ilk kişi olduğunu söyledi. Suyu daha yüksek dağlardan geldiği için bahçesine yüksek seviyede getirebildi ve ardından yeni su vidalarını açarak suyu daha da yükseltti. Bu, terasların tepesinde büyük ağaçların olduğu manzaranın üzerinde yükselen seleflerini aşan, çarpıcı bir sanatsal bahçe inşa edebileceği anlamına geliyordu.
Bitkiler
Hurma, Babylon'da yaygın bir ağaç türüdür.
Bahçeler, sanat eserlerinde tasvir edildiği gibi, açan çiçekler, olgun meyveler, fışkıran şelaleler ve zengin yeşilliklerle dolu teraslar içeriyordu. Babil edebiyatına, geleneğine ve bölgenin çevresel özelliklerine göre, bahçelerde aşağıdaki bitkilerden bazıları bulunmuş olabilir:[29][kaynak güvenilir mi?] ]
Zeytin (Olea europaea)
Ayva (Cydonia oblonga)
Adi armut (Pyrus communis)
İncir (Ficus carica)
Badem (Prunus dulcis)
Adi üzüm asması (Vitis vinifera)
Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)
Athel ılgın (Tamarix aphylla)
Atlas Dağı sakız ağacı (Pistacia atlantica)
Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında sedir, selvi, abanoz, nar, erik, gülağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, mür, ceviz ve söğüt sayılabilir .[30] Bu bitkilerin bir kısmı terasların üzerine asılmış ve duvarlarının altına kemerlerle örtülmüştür.
İMRÂN
عمران
İmrân kelimesinin aslının İbrânîce Amram olduğu söylendiği gibi Süryânîce’den geldiği de ileri sürülmektedir. Öte yandan Arapça amr kökünden türediği, İslâm’dan önce Arabistan’da kullanıldığı, Safevî kitâbelerinde bu isme rastlandığı nakledilmektedir. Ancak Meryem’in babasının adı olması sebebiyle kelimenin İbrânî menşeli olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir (Jeffery, s. 217).
Âl-i İmrân sûresinin 33. âyetinde Âdem’in, Nûh’un, İbrâhim ailesiyle İmrân ailesinin seçilip âlemlere üstün kılındığı belirtilmektedir. Aynı sûrenin 35. âyetinde İmrân’ın karısının doğacak çocuğu rabbe adadığını ve ona Meryem adını verdiğini bildiren kısımdan ve Tahrîm sûresinde (66/12) “İmrân kızı Meryem” ifadesinden anlaşıldığına göre İmrân ailesinden maksat Hz. Meryem ile oğlu Îsâ’dır. Tevrat’a göre İmrân (Amram) Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in (Miriam/Miryâm) babası olup Îsâ’nın annesi Meryem’le bir alâkası yoktur. Amram, Ya‘kūb’un torunu Kohat’ın oğludur (Sayılar, 26/59; I. Tarihler, 6/2-3; 23/12-13).
Kur’an’da adı geçen İmrân’ın kim olduğu hususunda İslâm âlimleri tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mukātil, “İmrân ailesi” ifadesindeki İmrân’ın Mûsâ ve Hârûn’un babası olup şeceresinin Hz. Ya‘kūb’a dayandığını söylemekte, Kelbî ise Meryem’in babası ve Hz. Süleyman’ın soyundan olduğunu nakletmektedir (Kurtubî, IV, 63). Ancak aynı adı taşıyan sûrede Âl-i İmrân ile alâkalı olarak anlatılanlar dikkate alındığında İmrân’ın Hz. Mûsâ’nın değil Hz. Meryem’in babası olduğu anlaşılır. Zemahşerî, Âl-i İmrân hakkında bilgi verirken bunların, İmrân b. Yashur’un çocukları Mûsâ ve Hârûn veya İmrân b. Masan’ın kızı Meryem ile oğlu Îsâ olduklarına dair rivayetleri naklettikten sonra bu iki İmrân arasında 1800 yıl bulunduğunu belirtir ve âyetteki İmrân’ın Hz. Meryem’in babası olduğunu kaydeder (el-Keşşâf, I, 185).
Hıristiyanlara göre Meryem’in babası Ahd-i Cedîd’de zikredilmemekte, apokrif kabul edilen İnciller’den Protevangelium’da isminin Yoakim (Joachim) olduğu belirtilmektedir. Yine bu apokrif İncil’de Meryem’in dedesi Mathan’ın Meryem, Sobe ve Hannah adlarında üç kızı olduğu, kızlardan Sobe’nin Zekeriyyâ’nın hanımı Elisabeth’in annesi, Hannah’ın da Bâkire Meryem’in annesi olduğu nakledilmektedir (DB, I/1, s. 629).
Kur’an’da Meryem ayrıca Hârûn’un kız kardeşi olarak tanıtılmış, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavmi kendisini, “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi” diyerek babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için kınamıştır (Meryem 19/28).
Kitâb-ı Mukaddes literatürü çerçevesinde bilinen yegâne Hârûn, Hz. Mûsâ ile Meryem’in kardeşi Hârûn’dur. İmrân da (Amram) bunların babası olduğu için hıristiyanlar, İslâmî kaynaklarda bir taraftan Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn’un kız kardeşi olarak takdim edilmesini (Meryem 19/28), diğer taraftan İmrân’ın Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in babası iken Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in babası olarak gösterilmesini iki Meryem’in karıştırılması olarak değerlendirmektedir. Müslümanlara göre ise iki İmrân, iki Hârûn ve iki Meryem’in mevcudiyeti görüşünden hareketle birinci grup, Hârûn ve kız kardeşi Meryem ile babaları İmrân’dan, ikinci grup İmrân, kızı Meryem ve Meryem’in erkek kardeşi Hârûn’dan oluşmaktadır. Mûsâ, Hârûn ve Meryem ile babaları Amram Tevrat’ta yer almakta, dolayısıyla yahudiler ve hıristiyanlarca bilinmektedir. Ancak Hz. Meryem’in babası yalnız Kur’an’da İmrân diye adlandırılmakta ve hiçbir hıristiyan kaynağında Meryem’in babasının adı olarak yer almamakta, yine Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn adında bir kardeşinin mevcudiyeti bilinmemektedir. Böylece müfessirler biri Mûsâ’nın, diğeri Meryem’in babası olmak üzere iki İmrân bulunduğunu, Kur’an’da adı geçen İmrân’ın Meryem’in babası olduğunu kaydetmektedir. Hz. Mûsâ’nın babası İmrân’ın şeceresi İmrân b. Yashur b. Kahes (Fahas) b. Levi b. Ya‘kūb b. İshak; Hz. Meryem’in babası İmrân’ın şeceresi de Îsâ b. Meryem b. İmrân b. Masan (Matan) b. Süleyman b. Dâvûd b. İşa b. Yehuza b. Ya‘kūb b. İshak olarak verilmektedir (Zemahşerî, I, 185; Kurtubî, IV, 63).
Muhammed Hamîdullah’a göre Kur’an’daki “imreetü İmrân” ifadesi “İmrân’ın soyundan gelen kadın” anlamındadır ve burada İmrân bir şahıs adından çok kabile adı olarak anılmaktadır. Hamîdullah, “Ey Hârûn’un kız kardeşi” olarak tercüme edilen âyeti (Meryem 19/28), “Hârûn’un kızı, ey kız kardeş” şeklinde çevirmekte ve Hârûn’un soyundan gelen kız kardeş diye anlamaktadır. Zira Arapça’da “uht” kelimesi bir kabilenin mensubu için de kullanılmaktadır (Le Saint Coran, s. 54, 307; ayrıca bk. Arnaldez, s. 33-34).
Batılı âlimlerin yukarıda zikredilen tenkitleri kutsal kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Luka İncili’ne göre Zekeriyyâ’nın eşi Elisabeth, Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (İncil, 1/5, 36). Meryem’in annesiyle Yahyâ’nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir (DB, II/2, s. 1689). Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (I. Tarihler, 24/10; Luka, 1/5), eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Hârûn’un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Hz. Hârûn’un kızlarındandır (a.g.e., II/2, s. 1689). Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mâbede adanan Meryem’e “Hârûn’un kız kardeşi” demesi tabiidir.
The First 9 = iLK DOKUZLU DEMEK, BiRDE LASTIKLI TÜRKCE iLE OKUYUNCA "BiRiNCi NiNE" demek kinayeli
INGILIZCE RAKAMLAR
Zero zirou 0 sıfırıncı
1 One van 1st: First birinci
2 Two tu 2nd: Second ikinci
3 Three tıri 3rd: Third üçüncü
4 Four for 4th: Fourth dördüncü
5 Five fayf 5th: Fifth beşinci
6 Six siks 6th: Sixth altıncı
7 Seven sevın 7th: Seventh yedinci
8 Eight eyt 8th: Eighth sekizinci
9 Nine nayn 9th: Ninth dokuzuncu
10 Ten ten 10th: Tenth onuncu
Bu Bir Derleme Karoglan Rasit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems,14.10.2023
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
islam Ansiklopedisi
|
|
|
The First 9 - Hanne Anne Kimdir - irem Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2023, 11:31 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
ilk Ninemiz - The First 9 - Hanne Anne Kimdir - irem Kimdir?
Aslında İmran Demek Irem Demektir İrem'in Asma Bahçeleri Demek Meryem'in Dedesinin Asma Bahçeleri Ve 9. Harika Ve Babil Demektir Yani 9 Defa Dünyanın Sıfırlanması Ve 9.Sıfırlanma Kapanis Babil'in Helakı
Al Imran Imran "İrem'in" Ümran Üm Ran - imRan - Yada - I Ran - Iran Yada - Teh Ra N - Ra nın Ehli Soyu Demek Iran Persler Ondan Sonraki Başlangıçta Oraya Yerleşenler
El Ümran Hac Vakti Dışında Kutsal Mescidi Ziyaret Edenlere Verilen İsim "Umreciler" Demek El Ümran Veya imran Umreciler Demek Son Hacılar Yani Kurtulanlar O Zamanki Ümmeti Necat Hacda Neden Toplanılıyormuş Yani Hz. Mehdi nin Yanında Neden Toplanmak Gerekiyormuş Sebeb Ne? Kabe Değil? Maksat Orda Toplanmak? Maksat Wait Point, Waypoint,Merkez , Zirve , Son Sıfırlanmadan Önceki Buluşup Toplanma Yeri Demek Yani Vaktinden Önceki Hacca Verilen İsim Yani Kapanmadan Sıfırlanmadan Önceki Hac Demek Len Yani Toplanma Yeri Ve Bugün Bu Hz Mehdinin Yanı dır Ne Mescidi Aksa Ne Kabe Ve Sadece Mehdinin Yanı Muhammed Kabeye Gidin Demedi Mescidi Aksaya Gidin Demedi Amma Mehdiyi Gidin Dedi Son Hac Son Toplanma Mehdi'nin Başında yani Ya Da Yanında Toplanilacak Demekdir Bu. Ahmak insan Ne Savaşı ne Kabe Savaşı Yapıyorsun Sen Daha Ahmak
Hanne Anne Kimdir
Hanne veya Anne, Hristiyan geleneğine göre Meryem'in annesi ve İsa'nın büyükannesidir. Meryem'in annesi kilise kanununa göre belirlenen (kanonik) İncilller'de adlandırılmamış olup yazılı olarak Hanne ile Yehoiakim adları, sadece Yeni Ahit apokrifasında geçmektedir.
Kilise geleneği
Hikâye, annesi Hannah'ın da çocuksuz olduğu Samuel'in doğumuna benzerlik göstermektedir. Her ne kadar Hanne, 12. yüzyılın sonlarından önce Latin Kilisesi'nde çok az ilgi görse de[3] Doğu Hristiyanlığında Hanne'ye bağlılık, 6. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.[4] Doğu Ortodoks Kiliseleri ve Doğu Katolik Kiliselerinde, Hannah olarak görülmektedir.[4]
İslamiyet
İslam'ın erken dönemini kapsayan yüzyıllarda Müslümanlar arasında Yahudi-Hristiyan geleneği ile ilgili karakterlerin isim, kimlik ve jenealoji bilgilerinin çok iyi ve aslına uygun şekilde bilinerek ifade edildiği söylenemez. Konu ile ilgili kişi ve yer isimleri ayrıntılı bilgilere Kur'an'da rastlanılmamaktadır. İslam dünyasında bu bilgiler yine Hristiyan/Yahudi apokrif geleneğinden gelen rivayetlerle şekillenir. Ayrıca tefsirler ve rivayetler yazarının hayal ürünü olan süslemeler ve tutarsızlıklarla doludurlar.[5] Taberi bu rivayetleri tefsirinde toplamıştır. Taberiye göre Hanne son derece manevi bir kadın olarak ve Meryem'in annesidir. Hanne göre yaşlılığına kadar çocuksuz olan Fazuka'nın (Fakud) kızıdır.[6]
Rivayetlere göre bir gün, Hanne bir ağacın gölgesinde otururken çocuk sahibi olma arzusunu uyandıran bir olay yaşadı. Olayda bir kuş, yavrusunu besliyordu. Bir çocuk için dua etti ve sonunda gebe kaldı; kocası Yehoiakim (Kur'an'a göre İmran), çocuk doğmadan öldü. Çocuğun erkek olmasını bekleyen Hannah, onu İkinci Tapınak'ta tecrit ve hizmete adamaya söz verdi.[7][8]
Fakat Hanne'nin erkek değil bir kız çocuğu oldu ve adını Meryem koydu. Annesinin sözleri, kızı Meryem'e güçlü mistik bir şekilde etki ediyordu ve erkek çocuk isterken bu kızın (Meryem'in) tanrının bir lütfu olduğunu anladı.[7][8]
« Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. »
(Âl-i İmrân Suresi, 36-37[9][10])
irem'in Asma Bahçeleri Âl-i İmrân ve Babil ve Babil'in Asma Bahçeleri
Babil'in Asma Bahçeleri, Helen kültürü tarafından listelenen Antik Dünyanın Yedi Harikasından biriydi. Çamur tuğlalardan inşa edilmiş büyük yeşil bir dağa benzeyen çok çeşitli ağaçlar, çalılar ve asmalar içeren artan bir dizi bahçe ile dikkate değer bir mühendislik başarısı olarak tanımlandılar. Bahçelerin Irak'ın Babil eyaletine bağlı Hille yakınlarındaki antik Babil kentinde inşa edildiği söyleniyor. Asma Bahçeler'in adı Grekçe: κρεμαστός; yükseğe asılı) kelimesinden türetilmiştir. "Asma" kelimesinden daha geniş bir anlama sahip olan ve teras gibi yükseltilmiş bir yapı üzerine dikilen ağaçları ifade eder.[1][2][3]
Bir efsaneye göre, Asma Bahçeler, Yeni Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren) tarafından, Orta Çağ'daki eşi Kraliçe Amytis için İnsanlık Harikası olarak bilinen büyük bir sarayın yanına inşa edildi. Çünkü O memleketinin yeşil tepeleri ve vadileri olan memleketini özlüyordu. Bu, MÖ 290'da yazan Babilli rahip Berossus tarafından onaylandı, daha sonra Josephus tarafından aktarılan bir açıklamadır. Asma Bahçeler'in yapımı da efsanevi kraliçe Semiramis'e de [4] atfedilmiş ve alternatif bir isim olarak Semiramis'in Asma Bahçeleri denilmiştir.[5]
Bahçeler, Antik dünyanın Yedi Harikasından yeri kesin olarak belirlenmemiş tek yerdir.[6] Babil metinleri Bahçelerden bahsetmez ve Babil'de kesin bir arkeolojik kanıt bulunamamıştır.[7][8] Bunu açıklamak için üç teori öne sürülmüştür: Birincisi, bunların tamamen mitsel oldukları ve eski Yunan ve Roma yazılarında bulunan tasvirlerin (Strabo, Diodorus Siculus ve Quintus Curtius Rufus'unkiler dahil) romantik bir doğu bahçesi idealini temsil ettiği;[9] İkincisi, Babil'de var oldukları, ancak MS birinci yüzyılda gibi bir zamanda yok edildikleri;[4][10] ve Üçüncüsü, efsanenin Asur Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681) başkenti Ninova'da Dicle Nehri üzerinde, modern Musul kenti yakınlarında inşa ettiği iyi belgelenmiş bir bahçeye atıfta bulunulduğu varsayımı.[1][11]
Harici video Arkeolog Mesut Alp, Babil'in Asma Bahçeleri ile Firdevs (Paradise; Cennet) kelimesi arasında etimolojik bağlantı olduğunu ifade ediyor).
Klasik edebiyatta betimlemeler
Babil betimlemeleri bugün bir biçimde var olan beş ana yazar vardır. Bu yazarlar kendilerini Asma Bahçelerin büyüklüğü, genel tasarımı, sulama araçları ve neden inşa edildikleri ile ilgilenmektedir.
Josephus (y. 37–100 AD), Marduk'un bir Babil rahibi olan Berossus tarafından yazılan bahçelerin bir tanımını aktarır [6], bu yazı y. 290 BC, bahçelerin bilinen en eski sözüdür.[5] Berossus, II. Nebukadnezar'ın saltanatını tanımladı ve Asma Bahçeler'in inşasıyla bu krala itibar eden tek kaynaktır.[12][13]
“ Bu sarayda, taş sütunlarla desteklenen çok yüksek duvarlar inşa etti; ve bir pensile cenneti olarak adlandırılan şeyi dikerek ve onu her türlü ağaçla doldurarak, manzarayı dağlık bir ülkeye tam olarak benzer hale getirdi. Bunu kraliçesini memnun etmek için yaptı, çünkü Kraliçe Media'da büyümüştü ve dağlık bir duruma düşkündü.[14] ”
[ Joseph. contr. Appion.] lib. 1. c. 19.—Syncel. Chron. 220.—Euseb. Præp. Evan. lib. 9.
17 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Semiramis'in Asma Bahçeleri, H. Waldeck
Diodorus Siculus (aktif MÖ 60-30), hem Cleitarchus'un (Büyük İskenderin tarihçisi) hem de Cnidus'lu Ctesias'ın MÖ 4. yüzyıl metinlerine başvurmuş gibi görünüyor. Diodorus, inşaatı bir Suriye kralına atfediyor. Bahçenin bir kare şeklinde olduğunu ve her bir kenarı yaklaşık olarak dört plethra uzunluğunda olduğunu belirtir. Bahçe, en üstteki galeri 50 arşın yüksekliğinde olacak şekilde katmanlıydı. 22 fit kalınlığındaki duvarlar tuğladan yapılmıştır. Kademeli bölümlerin tabanları, en büyük ağaçların kök büyümesini sağlayacak kadar derindi ve bahçeler yakındaki Fırat'tan sulandı.[15]
Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyıl) muhtemelen Diodorus ile aynı kaynaklardan yararlanmıştır.[16] Bahçelerin çevresi 20 stadyum büyüklüğünde olan bir kalenin tepesinde yer aldığını belirtir. Bahçelerin inşasını yine kraliçesinin vatanını özlediği için bir Suriye kralına bağlıyor.
Strabon'un ifadeleri (y. 64 BC – 21 AD) muhtemelen tanımını MÖ 4. yüzyıldan kalma Onesicritus'un kayıp kayıtlarına dayanıyordu.[17] Bahçelerin Fırat nehrinden bahçelere açılan bir Arşimet vidasıyla sulandığını belirtir.
Diğerlerinden bağımsız olduğu düşünülen klasik kaynakların sonuncusu, paradoksograf Philo of Byzantion'un MS 4. ve 5. yüzyıllarda kaleme aldığı A Handbook to the World'ün Yedi Harikası'dır . Strabon'un tarif ettiği vidalı kibritlerle su yükseltme yöntemidir.[18] Philo, çevreleyen arazinin doğal seviyesinin çok üzerinde, muazzam bir kütleye sahip olan geniş derin toprak alanlarını inşa etmenin mühendisliğini ve yaratıcılığını ve ayrıca sulama tekniklerini övüyor.
Tarihsel varlığı
Ninova'daki Kuzey Asurbanipal Sarayı'ndan (MÖ 669-631) bir kabartmanın bu kopyası, bir su kemeriyle sulanan lüks bir bahçeyi göstermektedir.
Çağdaş Babil kaynaklarında belge bulunmaması nedeniyle Asma Bahçeler'in gerçek bir yapı mı yoksa şiirsel bir yaratım mı olduğu belirsizdir. Ayrıca Nebukadnezar'ın karısı Amyitis'ten (veya başka herhangi bir eşten) söz edilmez, ancak bir Medyan veya Farslı ile siyasi bir evlilik olağandışı olmazdı.[19] Nebukadnezar'ın eserlerine dair birçok kayıt mevcuttur, ancak onun uzun ve eksiksiz yazıtlarında herhangi bir bahçeden bahsedilmemektedir.[20] Bununla birlikte, daha sonraki yazarların onları tarif ettiği zamanda bahçelerin hala var olduğu söylendi ve bu hesapların bazılarının Babil'i ziyaret eden insanlardan kaynaklandığı düşünülüyor.[2] Tarihleri'nde Babil'i anlatan Herodot, Asma Bahçeler'den bahsetmez [21], ancak ziyareti sırasında bahçeler Yunanlar tarafından henüz iyi bilinmemiş olabilir.[2]
Bugüne kadar, Babil'de Asma Bahçeler için hiçbir arkeolojik kanıt bulunamadı.[6] Fırat'ın altında şu anda güvenli bir şekilde kazılmayan kanıtların olması mümkündür. Nehir, II. Nebukadnezar zamanında mevcut konumunun doğusundan akıyordu ve Babil'in batı kısmı hakkında çok az şey biliniyordu.[22] Rollinger, Berossus'un Bahçeleri siyasi nedenlerle Nebukadnezar'a atfettiğini ve efsaneyi başka bir yerden benimsediğini öne sürdü.[23]
Ninova'da Sanherib'in bahçeleriyle özdeşleşme
Oxford bilgini Stephanie Dalley, Babil'in Asma Bahçeleri'nin aslında Asur kralı Sanherib (MÖ 704 - 681) tarafından Ninova'daki sarayı için inşa edilen iyi belgelenmiş bahçeler olduğunu öne sürdü; Dalley, aradan geçen yüzyıllarda iki yerleşimin karıştırıldığını ve Sanherib'in sarayındaki geniş bahçelerin II. Nebukadnezar'ın Babil'ine atfedildiğini ileri sürüyor.[1] Arkeolojik kazılarda Dalley, Ninova'ya suyu taşıyan geniş bir su kemerleri sistemi, bahçelerin üst katlarına çıkarmak için kullanılan su yükseltici vidalarla taşımak için kullanılan kanal, baraj ve su kemerleri dizisinin izlerini buldu.[24]
Dalley, argümanlarını çağdaş Akad yazıtlarının analizindeki son gelişmelere dayandırıyor.[25]
Kral Sanherib'in bahçesi yalnızca güzelliği ve tozlu bir yaz manzarasında yıl boyu yemyeşil bir vaha oluşuyla değil, aynı zamanda bahçeyi koruyan su mühendisliğinin harikulade başarılarıyla da biliniyordu.[26] Asur kraliyet bahçesi inşa etme geleneği vardı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 883-859), dağları kesen bir kanal oluşturmuştu. Meyve ağaçları yanında çamlar, selviler ve ardıçlardan; badem ağaçları, hurma ağaçları, abanoz, gül ağacı, zeytin, meşe, ılgın, ceviz, menekşe, dişbudak, köknar, nar, armut, ayva, incir ve üzüm dikilmişti. Asurbanipal'in yontulmuş bir duvar paneli, bahçeyi olgunluk döneminde gösteriyor. Biri orijinal, diğeri çizim iki panel British Museum'da tutuluyor, ancak ikisi de halka açık değildir. Bu çağdaş görüntülerde klasik yazarların bahsettiği bazı özellikler fark edilebilir.l
Ninova'daki bahçeleri gösteren Asur duvar kabartması
Sanherib'in sarayından, sel koruması güçlendiren devasa kireçtaşı bloklardan bahseder. Sarayın bazı bölümleri 19. yüzyılın ortalarında Austin Henry Layard tarafından kazılmıştır. Kale planı, Sanherib'in bahçesiyle tutarlı olacak dış hatlar gösteriyor, ancak konumu doğrulanmadı. Bölgenin son zamanlarda askeri üs olarak kullanılması, daha fazla araştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Böyle bir bahçenin sulanması, Ninova şehrine daha iyi su sağlanmasını gerektiriyordu. Kanallar dağlara doğru 50 kilometre (31 mi) uzanıyordu. Sanherib, kullandığı teknolojilerden gurur duyuyor ve bunları yazıtlarında biraz ayrıntılı olarak anlatıyor. Bavian'ın (Kinnis) kaynak sularının başındaki [27] yazıtı otomatik savak kapılarından bahseder. Jerwan'da vadiyi geçen devasa bir su kemeri, iki milyonun üzerinde işlenmiş taştan inşa edilmiştir. Taş kemerler ve su geçirmez çimento kullandı.[28] Üzerinde şunlar yazılıdır:
“ Asur'un dünya kralı Sanherib kralı. Çok uzaklarda, suları birleştiren, Ninova çevresine yönlendirilmiş bir su yolum vardı... Dik kenarlı vadiler üzerinde beyaz kireçtaşı bloklardan bir su kemeri oluşturdum, o suları onun üzerinden akıttım. ”
Sanaherib "Tüm Halklar İçin bir Harika" inşa ettiğini iddia etti ve anıtsal (30 tonluk) bronz dökümleri için "kayıp mum" işlemi yerine yeni bir döküm tekniği uygulayan ilk kişi olduğunu söyledi. Suyu daha yüksek dağlardan geldiği için bahçesine yüksek seviyede getirebildi ve ardından yeni su vidalarını açarak suyu daha da yükseltti. Bu, terasların tepesinde büyük ağaçların olduğu manzaranın üzerinde yükselen seleflerini aşan, çarpıcı bir sanatsal bahçe inşa edebileceği anlamına geliyordu.
Bitkiler
Hurma, Babylon'da yaygın bir ağaç türüdür.
Bahçeler, sanat eserlerinde tasvir edildiği gibi, açan çiçekler, olgun meyveler, fışkıran şelaleler ve zengin yeşilliklerle dolu teraslar içeriyordu. Babil edebiyatına, geleneğine ve bölgenin çevresel özelliklerine göre, bahçelerde aşağıdaki bitkilerden bazıları bulunmuş olabilir:[29][kaynak güvenilir mi?] ]
Zeytin (Olea europaea)
Ayva (Cydonia oblonga)
Adi armut (Pyrus communis)
İncir (Ficus carica)
Badem (Prunus dulcis)
Adi üzüm asması (Vitis vinifera)
Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)
Athel ılgın (Tamarix aphylla)
Atlas Dağı sakız ağacı (Pistacia atlantica)
Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında sedir, selvi, abanoz, nar, erik, gülağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, mür, ceviz ve söğüt sayılabilir .[30] Bu bitkilerin bir kısmı terasların üzerine asılmış ve duvarlarının altına kemerlerle örtülmüştür.
İMRÂN
عمران
İmrân kelimesinin aslının İbrânîce Amram olduğu söylendiği gibi Süryânîce’den geldiği de ileri sürülmektedir. Öte yandan Arapça amr kökünden türediği, İslâm’dan önce Arabistan’da kullanıldığı, Safevî kitâbelerinde bu isme rastlandığı nakledilmektedir. Ancak Meryem’in babasının adı olması sebebiyle kelimenin İbrânî menşeli olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir (Jeffery, s. 217).
Âl-i İmrân sûresinin 33. âyetinde Âdem’in, Nûh’un, İbrâhim ailesiyle İmrân ailesinin seçilip âlemlere üstün kılındığı belirtilmektedir. Aynı sûrenin 35. âyetinde İmrân’ın karısının doğacak çocuğu rabbe adadığını ve ona Meryem adını verdiğini bildiren kısımdan ve Tahrîm sûresinde (66/12) “İmrân kızı Meryem” ifadesinden anlaşıldığına göre İmrân ailesinden maksat Hz. Meryem ile oğlu Îsâ’dır. Tevrat’a göre İmrân (Amram) Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in (Miriam/Miryâm) babası olup Îsâ’nın annesi Meryem’le bir alâkası yoktur. Amram, Ya‘kūb’un torunu Kohat’ın oğludur (Sayılar, 26/59; I. Tarihler, 6/2-3; 23/12-13).
Kur’an’da adı geçen İmrân’ın kim olduğu hususunda İslâm âlimleri tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mukātil, “İmrân ailesi” ifadesindeki İmrân’ın Mûsâ ve Hârûn’un babası olup şeceresinin Hz. Ya‘kūb’a dayandığını söylemekte, Kelbî ise Meryem’in babası ve Hz. Süleyman’ın soyundan olduğunu nakletmektedir (Kurtubî, IV, 63). Ancak aynı adı taşıyan sûrede Âl-i İmrân ile alâkalı olarak anlatılanlar dikkate alındığında İmrân’ın Hz. Mûsâ’nın değil Hz. Meryem’in babası olduğu anlaşılır. Zemahşerî, Âl-i İmrân hakkında bilgi verirken bunların, İmrân b. Yashur’un çocukları Mûsâ ve Hârûn veya İmrân b. Masan’ın kızı Meryem ile oğlu Îsâ olduklarına dair rivayetleri naklettikten sonra bu iki İmrân arasında 1800 yıl bulunduğunu belirtir ve âyetteki İmrân’ın Hz. Meryem’in babası olduğunu kaydeder (el-Keşşâf, I, 185).
Hıristiyanlara göre Meryem’in babası Ahd-i Cedîd’de zikredilmemekte, apokrif kabul edilen İnciller’den Protevangelium’da isminin Yoakim (Joachim) olduğu belirtilmektedir. Yine bu apokrif İncil’de Meryem’in dedesi Mathan’ın Meryem, Sobe ve Hannah adlarında üç kızı olduğu, kızlardan Sobe’nin Zekeriyyâ’nın hanımı Elisabeth’in annesi, Hannah’ın da Bâkire Meryem’in annesi olduğu nakledilmektedir (DB, I/1, s. 629).
Kur’an’da Meryem ayrıca Hârûn’un kız kardeşi olarak tanıtılmış, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavmi kendisini, “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi” diyerek babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için kınamıştır (Meryem 19/28).
Kitâb-ı Mukaddes literatürü çerçevesinde bilinen yegâne Hârûn, Hz. Mûsâ ile Meryem’in kardeşi Hârûn’dur. İmrân da (Amram) bunların babası olduğu için hıristiyanlar, İslâmî kaynaklarda bir taraftan Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn’un kız kardeşi olarak takdim edilmesini (Meryem 19/28), diğer taraftan İmrân’ın Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in babası iken Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in babası olarak gösterilmesini iki Meryem’in karıştırılması olarak değerlendirmektedir. Müslümanlara göre ise iki İmrân, iki Hârûn ve iki Meryem’in mevcudiyeti görüşünden hareketle birinci grup, Hârûn ve kız kardeşi Meryem ile babaları İmrân’dan, ikinci grup İmrân, kızı Meryem ve Meryem’in erkek kardeşi Hârûn’dan oluşmaktadır. Mûsâ, Hârûn ve Meryem ile babaları Amram Tevrat’ta yer almakta, dolayısıyla yahudiler ve hıristiyanlarca bilinmektedir. Ancak Hz. Meryem’in babası yalnız Kur’an’da İmrân diye adlandırılmakta ve hiçbir hıristiyan kaynağında Meryem’in babasının adı olarak yer almamakta, yine Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn adında bir kardeşinin mevcudiyeti bilinmemektedir. Böylece müfessirler biri Mûsâ’nın, diğeri Meryem’in babası olmak üzere iki İmrân bulunduğunu, Kur’an’da adı geçen İmrân’ın Meryem’in babası olduğunu kaydetmektedir. Hz. Mûsâ’nın babası İmrân’ın şeceresi İmrân b. Yashur b. Kahes (Fahas) b. Levi b. Ya‘kūb b. İshak; Hz. Meryem’in babası İmrân’ın şeceresi de Îsâ b. Meryem b. İmrân b. Masan (Matan) b. Süleyman b. Dâvûd b. İşa b. Yehuza b. Ya‘kūb b. İshak olarak verilmektedir (Zemahşerî, I, 185; Kurtubî, IV, 63).
Muhammed Hamîdullah’a göre Kur’an’daki “imreetü İmrân” ifadesi “İmrân’ın soyundan gelen kadın” anlamındadır ve burada İmrân bir şahıs adından çok kabile adı olarak anılmaktadır. Hamîdullah, “Ey Hârûn’un kız kardeşi” olarak tercüme edilen âyeti (Meryem 19/28), “Hârûn’un kızı, ey kız kardeş” şeklinde çevirmekte ve Hârûn’un soyundan gelen kız kardeş diye anlamaktadır. Zira Arapça’da “uht” kelimesi bir kabilenin mensubu için de kullanılmaktadır (Le Saint Coran, s. 54, 307; ayrıca bk. Arnaldez, s. 33-34).
Batılı âlimlerin yukarıda zikredilen tenkitleri kutsal kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Luka İncili’ne göre Zekeriyyâ’nın eşi Elisabeth, Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (İncil, 1/5, 36). Meryem’in annesiyle Yahyâ’nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir (DB, II/2, s. 1689). Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (I. Tarihler, 24/10; Luka, 1/5), eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Hârûn’un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Hz. Hârûn’un kızlarındandır (a.g.e., II/2, s. 1689). Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mâbede adanan Meryem’e “Hârûn’un kız kardeşi” demesi tabiidir.
The First 9 = iLK DOKUZLU DEMEK, BiRDE LASTIKLI TÜRKCE iLE OKUYUNCA "BiRiNCi NiNE" demek kinayeli
INGILIZCE RAKAMLAR
Zero zirou 0 sıfırıncı
1 One van 1st: First birinci
2 Two tu 2nd: Second ikinci
3 Three tıri 3rd: Third üçüncü
4 Four for 4th: Fourth dördüncü
5 Five fayf 5th: Fifth beşinci
6 Six siks 6th: Sixth altıncı
7 Seven sevın 7th: Seventh yedinci
8 Eight eyt 8th: Eighth sekizinci
9 Nine nayn 9th: Ninth dokuzuncu
10 Ten ten 10th: Tenth onuncu
Bu Bir Derleme Karoglan Rasit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems,14.10.2023
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
islam Ansiklopedisi
|
|
|
Yollardaki engeli (rahatsız edici şeyleri) kaldırmak sevaptır Hadisi |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2023, 10:04 AM - Forum: Günün Hadisi
- Yorum Yok
|
 |
Yollardaki engeli (rahatsız edici şeyleri) kaldırmak sevaptır Hadisi
Hadis mana olaraktan bu Minvalde:
Peygamberimiz Buyurdular :
"Her birinizin, her bir mafsalına karşı bir sadaka vardır.
(Âdemoğlunun her eklemine karşı üzerine düşen bir sadaka borcu vardır.) Her birinizin karşılaştığı bir kimseye vermiş olduğu selam sadakadır, Yoldaki engeli kaldırması da sevaptır sadakadır, iyiliğe çağırması bir sadakadır, kötülüklerden men'etmesi bir sadakadır, Eşiyle cinsi münasebette bulunması bir sadakadır, Her tesbih bir sadakadır, Her tahmid bir sadakadır, Her tehlîl bir sadakadır, Her temcid bir sadakadır, Her tekbir bir sadakadır, kişinin kılacağı iki rekat kuşluk namazı da buna kifayet eder."
Müslim, 84
PS: Burdaki engeli kaldırmak demek herhangi birsinin bir iş'in de ki ameli'n de ki zorlandığı bir durumu izale edivermek te bundan dır.
Tesbih : "Sübhanallah" "elhamdülillah" "allahuekber" "hayrı halgıllah" vb. ,... demektir
Tehlil : La ilahe illallah muhammedun rasulallah veya sadece La ilahe illallah demektir
Tekbir : Allahü ekber demektir
Temcid: Allah'ı ve Peygamberlerini öven sözler söylemektir
Tahmid: Elhamdülillah demektir
Hz. Ebu Hüreyre'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"(İman etmekten başka) hiçbir hayır işlememiş olan bir adam bir diken dalını yoldan kaldırdı. Bu diken ya bir ağaçta idi de (gelip geçeni rahatsız edeceği için) onu çekip (zarar vermeyeceği bir yere) atmıştı. Yahutta (yol üzerine) konulmuştu da onu (yoldan) kaldırdı. Bu yüzden (yüce) Allah onu affedip cennete koydu."
Müslim, 127
|
|
|
Selma Ergeç Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2023, 12:24 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Selma Ergeç Kimdir? Biyografisi
Selma Ergeç, (d. 1 Kasım 1978, Hamm, Almanya) Türk-Alman sinema, dizi oyuncusu ve manken.[4] Tıp Fakültesi öğrenimini yarıda bırakıp oyunculuğa başlamıştır.[5]
Hayatı ve kariyeri
Selma Ergeç, 1 Kasım 1978 tarihinde Türk bir baba ve Alman bir annenin ilk çocuğu olarak Almanya'nın Hamm şehrinde dünyaya geldi. Babası Adanalı Türk bir doktor, annesi ise Alman bir hemşireydi. Yurt dışında tıp fakültesinde okurken öğretiminin üçüncü yılında Türkiye'ye staja geldi. Öğretimine altı ay ara vermek isterken eroin bağımlısı bir genç kız castı için oyuncu arandığını gördü ve tıp fakültesinden ayrıldı.[6] Best Model of Turkey (Türkiye'nin En İyi Mankeni) adlı yarışmada da derecesi olan tescilli bir profesyonel modeldir.
Emre Altuğ'un Sıcak albümünde yer alan Gidecek Yerim Mi Var şarkısının video klibinde oynadı. Selma Ergeç, oyunculuğa Böyle mi Olacaktı dizisi ile başladı, ardından Yarım Elma, Şöhret, Körfez Ateşi ve Hırçın Kız gibi dizilerde rol aldı. Asi adlı dizide "Defne" karakterini canlandırdı ve bu dizi ile birlikte tanınmaya başladı. Sis ve Gece filminde Uğur Polat'la, Ses filminde ise Mehmet Günsür ile başrolü paylaştı. Halide Edib Adıvar'ın bir romanından uyarlanan Kalp Ağrısı adlı dizide "Azize" karakterini, Muhteşem Yüzyıl adlı dizide de üç sezon boyunca "Hatice Sultan"ı canlandırdı. 2012 yılında Magnum reklam filminde Orlando Bloom ile oynamıştır. 2015 yılından başlayarak günümüze kadar QNB Finansbank'ın reklam tanıtımlarında reklam yüzü olarak bulunmaktadır.
Kişisel hayatı
Ergeç, çok iyi düzeyde İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe ve sınırlı düzeyde İtalyanca bilmektedir.[7]
26 Eylül 2015'te Can Öz ile evlenmiştir. Çiftin düğünü Selma Ergeç'in Almanya'da iken yaşadığı kasabada gerçekleşti.[8] Çiftin Yasmin ismini verdikleri kızı 8 Nisan 2016'da dünyaya geldi.[9]
Filmografisi
Sinema
Yıl Yapım Rol
2006 Beş Vakit Öğretmen
The Net 2.0 Resepsiyonist
2007 Sis ve Gece Mine
2010 Ses Derya
2013 Senin Hikayen Esra
2014 Kırımlı Maria Koseckhi
2021 Mevlana Mest-i Aşk Kerra
Televizyon
Yıl Yapım Rol Notlar
1997 Böyle mi Olacaktı Merve atv
2002-2003 Yarım Elma Ayça Kanal D, Show TV
2005 Şöhret Natalie atv
Körfez Ateşi Pınar
2007 Hırçın Kız Gül FOX
2007-2009 Asi Defne Kozcuoğlu Kanal D
2010 Kalp Ağrısı Azize atv
2011-2013 Muhteşem Yüzyıl Hatice Sultan Show TV,
Star TV
2014-2015 Gönül İşleri Saadet Star TV
2017 Vatanım Sensin Halide Edip Adıvar Kanal D
2021-2023 Camdaki Kız Selen Koroğlu
İnternet
Yıl Yapım Rol Platform
2018 Yaşamayanlar Karmen BluTV
2021 Atiye Umut Netflix
Reklamlar
Yıl Marka Ürün Sloğan Kaynak
2001 Yapı Kredi Bankası
2002 Yataş
Arko
2004 Beko Beko Dizüstü Bilgisayar "Beko Bir Dünya Markası" [14]
2005 Gillette
Avea
2012 Magnum Orlando Bloom Magnum Kadınını Anlatıyor [15][16]
Elidor "Elidor Isıldayan Parlaklık Serisiyle Muhteşem Saçlar" [17]
2013 Türkiye İş Bankası İş Bankası Maxımum Nakit Noktası "Maxımum Nakit Noktası Yanınızda" [18]
Trendyol YAYA bu Hotiç Backstage [19]
2015-2021 QNB Finansbank QNB Finansbank ‘Kredi’ “Kredi Finansçıdan alınır”, “İhtiyaç Duyduğunuz Her An Yanınızda” [20][21][22][23][24][25]
2019 Gliss Gliss Serum Bakımı "İstediğim Sen" [26][27]
Ödülleri
Yıl Ödül töreni Kategori Dizi - Film Kaynak Sonuç
2001 Best Model of Turkey Yılın En Güzel Mankeni - [28] Kazandı
2011 16. Sadri Alışık Ödülleri Yılın En İyi Kadın Oyuncusu Ses [29][30][31] Kazandı
2012 Ahi Evran Üniversitesi Yılın En Başarılı Genç Kadın Oyuncusu Muhteşem Yüzyıl Kazandı
[attachment=110075]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Sen benimsin! Bırakmam seni! Hiçbir yere gidemezsin. |
|
Yazar: RasitTunca - 10-13-2023, 02:30 PM - Forum: Günün Sesi
- Yorum Yok
|
 |
<iframe width="449" height="799" src="https://www.youtube.com/embed/E6wCsocriWM" title="Unutamam Dedin (Akustik) 13 Ekim Cuma YouTube kanalımda yayında⚡️ Abone olmayı unutmayın??" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen></iframe>
Sen benimsin! vALLA Bırakmam seni! Hiçbir yere gidemezsin.
|
|
|
SenIndeeee seNIndddddeeee |
|
Yazar: RasitTunca - 10-13-2023, 02:28 PM - Forum: Günün Sesi
- Yorum Yok
|
 |
<iframe width="449" height="799" src="https://www.youtube.com/embed/PZbhNLqga0k" title="İçimden gelmesin mi…? #gününbirinde #gülden" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen></iframe>
SenIndeeee seNIndddddeeee
|
|
|
bÖYLE ISYAN eTMEM bEN gENELDE |
|
Yazar: RasitTunca - 10-13-2023, 02:26 PM - Forum: Günün Sesi
- Yorum Yok
|
 |
<iframe width="449" height="799" src="https://www.youtube.com/embed/8UMgBUeZ2W4" title="İçimden gelmesin mi…? #Herhalde #Gülden @tantasciofficial ?" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen></iframe>
bÖYLE ISYAN eTMEM bEN gENELDE
|
|
|
KUR’AN-I KERİM’İ DOĞRU ANLAMANIN 25 YOLU |
|
Yazar: RasitTunca - 10-12-2023, 04:56 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
KUR’AN-I KERİM’İ DOĞRU ANLAMANIN 25 YOLU
Kur’ân’ı doğru anlamak için düşünmek ve yöntem geliştirmek
hepimizin görevidir. Aşağıda zikredilen maddeler (25 yol) bu
çabanın bir ürünüdür. Buna göre;
1. Başlangıçta şeytanın şerrinden/saptırmasından Allah’a
sığınmak gerekir. Çünkü Kur’ân okuyan kişiyi, şeytan saptırmak
ister. “Sen Kur’ân okurken kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a
sığın.” (Nahl, 16/98)
2. Doğru anlamak için Rahman ve Rahim olan Allah’tan
yardım istenmelidir. Bu da Allah’ın adı ile başlamak demektir.
Allah adı ile başlanmayan bir işte bereket yoktur, sonu kesiktir.
(Bk. Ahmed b. Hanbel, 2/359; Nesai, Sünen-i Kübra, 6/128 (10331))
3. Her gün bir parça (cüz veya hizip) Kur’ân okumayı plân-
lamak faydalı olur. Düzenli olmak (hayatımızı plânlamak) gele-
ceğimiz açısından önemlidir.
4. Kur’an okurken abdestli olunmalıdır. “Ona ancak temiz
olanlar dokunabilir.” (Vâkıa, 56/79). Her ne kadar bu ayet meleklerle
ilgili olup; Kur’ân’ın, meleklerin koruması altında olduğunu be-
yan etse de, gökte nasıl ona meleklerden başkası dokunamazsa
yeryüzünde de abdest alarak tertemiz/melek gibi olanlar do-
kunabilir, şeklinde anlamak doğru olur.
5. Kur’ân, sorulu cevaplı okunmalıdır. Örneğin, Fatiha sure-
sini okurken; Allah’a niçin hamd edilir? sorusu sorulur ve cevap
aranır. Çünkü O; âlemlerin Rabbidir, Rahman ve Rahimdir, gele-
cek hesap gününün sahibidir (Bk. Fâtiha, 1/1-3). Bu şekilde okumak
ayetlerin kalıcı olmasını sağlar.
6. Uzun surelerin özetleri okunmalıdır. Değilse okuyucu
bazen ayetler arasında kaybolup gider. Örneğin, Bakara suresi
286 ayettir. Özeti okunmadan sureye başlanırsa surenin temel
mesajları algılanmadan okuma gerçekleşebilir. Bu da Kur’ân’dan
istenen faydanın (hidayetin/rehberliğin) oluşmaması demektir.
7. Kur’ân’ın 3 temel konusu vardır: Tevhid, risalet ve ahi-
ret. Sureler bu üç temel konu üzerine kurgulanır. Sureleri
okurken bu örgüyü ve mesajları yakalayabilmek gerekir. Ör-
neğin, Bakara suresinde farklı bir açıdan tevhid anlatımı vardır,
diğer surelere benzemez. Her surenin kendisine ait bir kimliği
vardır.
8. Aslında Kur’ân 114 kitapçıktan (klasörden) oluşmakta-
dır. Her surenin kendi içinde bir dosya ya da küçük bir kitap
olduğunu düşünerek okumak ve sure özelinde mesajları an-
lamaya çalışmak önemli bir olgudur. Meselâ, Bakara suresi ile
Âl-i İmran veya Yasin ile Mülk surelerinin yapısı-mesajı farklıdır.
9. Kur’ân’daki temel kavramları bilmek okumayı ve anla-
mayı kolaylaştırır. Örneğin; Rab, sırat-ı müstekîm, gayb, ilah,
ibadet, iman, küfür, nifak, insan tipleri (ki bunlar iki kısımdır:
a-Olumlu: Peygamber, Sıddık, Salih ve Şehitler. b-Olumsuz:
Firavun, Ebû Leheb, Haman, Nemrut, Zalimler vs.), ayrıca va-
hiy, takva, cihad, infak ve zühd gibi kavramlar bizim ufkumuzu
açacaktır.
10. Kur’ân’ın genel mesajları ayetlerde aranmalıdır. Bunlar;
(a)-Kainatın Rabbi Allah’tır. (b)-İnsan başıboş ve sorumsuz ya-
ratılmamıştır. ©-Peygamberler ve kitaplar rehberlik eder. Bu
ikisinden bağımsız iman ve takva bilinci gelişmez ya da eksiktir.
(d)-Bu dünya geçicidir. Ebedî olan öbür âlemdir ki buna ahiret
denir. Ahirette her kişi yaptığının karşılığını görecektir. (e)-Hata
yapan kişi ya da topluluklara tövbe kapısı açıktır... gibi.
11. Okuduğumuz kısımları yaşamak ve anlatmak gerekir.
Peygamber Efendimiz ve sahabe Kur’ân’ı öncelikle yaşamak ve
anlatmak için okurlardı. Pratik hale gelmeyen ve yaşanmayan
bilgiler faydasızdır. Okuduğumuz kısımları başkalarına anlat-
mak bilgiyi paylaşmak, demektir. Kabınızdaki suyu başkaları ile
paylaşın. Cömert olanları Allah sever.
12. Her hatmi farklı bir meal ve tefsirden okumak, belki de
yapabileceğimiz en faydalı/hayırlı çalışmalardan birisi ola-
caktır. Çünkü her alimin farklı bir bakış açısı vardır. Bal niçin
bu kadar tatlıdır, lezzetlidir? Çünkü arı onları yüzlerce, binlerce
çiçekten almaktadır. Çok sayıda alimden ders alan kişinin gö-
rüşleri daha güzel, daha olgun, oturmuş ve pişmiş olur.
13. Her hatmi farklı bir gözle/bir fikrin peşine düşerek
okumak zihnimizi uyanık ve diri tutacaktır. Dolayısıyla Kur’an
okurunun zihni uyanık/diri olmalı, ayetlerle verilen mesajın
farkında olmalıdır. Bundan dolayı her okuyuşta bir konuya odak-
lanmak gerekir. Örneğin, Kur’ân’da; Allah’a iman, tarih felsefesi,
peygamberler ve insanlar gibi konular seçilir ve bunlar ile ilgili
bilgi almak için sureler dikkatlice okunur. Gerektiğinde not alınır
ve bilgi kalıcı hale gelir, başkalarına aktarırken de size kolaylık
sağlar.
14. Sure ve ayetleri başkaları ile müzakere etmek bereket-
tir. Çünkü cemaatte bereket vardır. Cemaatle okunan, mukabele
ve müzakere edilen Kur’ân; daha güzel, doğru ve zengin anlaşılır.
15. Kur’ân’ı ağır ağır ve düşünerek okumak gerekir. Her
kitabı aynı derecede okuyamazsınız. Mesela, bir gazeteyi hızlı
okursunuz, ama bir felsefi metni aynı hızda okuyamazsınız.
16. Siyer okumayan Kur’ân’ı doğru anlayamaz. Hz. Peygam-
ber’in hayatını ve tarihî süreci okumak/bilmek bizim ufkumuzu
açacak, tarihî bilgileri okurken taşlar yerine oturacaktır. Mesela,
Haşr suresinin konusu sorulsa bir çok kişi diriliş ile ilgilidir,
diyecektir. Çünkü Haşr, diriliş demektir. Ama Haşr kelimesinin;
toplanmak ve isyan etmek manası da vardır. Bu sure Medine’deki
ilk Yahudi isyanı ile ilgilidir. Sureyi anlamak için önce Beni Nadîr
olayını okumanız gerekir. Sonra Haşr suresini okursanız, sure
sanki canlanır; ete kemiğe bürünür ve ayağa kalkar (Bk. Haşr, 2).
17. Anlamaya yardımcı olan kitaplar okunmalıdır. Muteber
tefsir kitapları yanında, Kur’an’ın edebi yapısını ve temel hedef-
lerini anlamaya yönelik eserler de okunmalıdır.
18. Farklı okuma şekillerini deneyin.
a. Baştan sona okumak,
b. Sure seçerek okumak,
c. Nüzul sırasına göre okumak… gibi.
Bunları birer kere de olsa mutlaka deneyin.
19. Anlamadaki en önemli olgulardan birisi de Kur’ân şu
anda bana iniyor, düşüncesi ile okumaktır. Önce kendimi-
ze/nefsimize okumak gerekir. Biz Kur’ân’ın tarihsel değil de,
evrensel bir kitap olduğuna inanırız. Okurken tarihsel bir kitabı
okuyor gibi davranmamalıyız.
20. Kur’ân mealini ve tefsirini kitap olarak okumanın ya-
nında ayrıca boş zamanlarda tv, mp3, teyp vb. araç ve gereç-
lerden istifade ederek dinlemek bize gün boyunca büyük bir
Kur’ân kültürüyle iç içe olmamızı sağlayacaktır.
21. Haftalık Kur’ân okumaları, beraber düşünmeyi gerçek-
leştirecektir. Beyin fırtınası, gelişmenin ve terakkinin en önemli
unsurudur. Örneğin, bir hafta Yasin suresini herkes evinde okur,
tercüme ve tefsirlerinden anlamaya çalışır. Hafta sonu bir kişi
tarafından surenin özeti yapılıp ana mesajları aktarılır. Sonra
diğer katılımcıların katkıları/müzakereleri ile konu olgunlaşır.
22. Kısa surelerin manasını Arapçaları ile birlikte öğren-
meye çalışmalıyız, çocuklarımıza da böyle öğretmeliyiz. En
azından namaz sureleri dediğimiz kısa sureler üzerinde yoğun-
laşmak gerekir. Mesela, Tebbet suresi. (Manası yanında iniş se-
bebi bilinmelidir. Örneğin; Peygamberimiz zamanında Ebû Leheb
diye birisi vardı…gibi).
23. Muteber hadis kitaplarını okumalıyız. Çünkü Hz. Pey-
gamber Kur’ân’ın en önemli müfessiridir. Onun Kur’ân’ı beyan
(açıklama) görevi vardır (Bk. İbrahim, 4).
24. Ahkam ayetlerini okurken acele etmemeliyiz. Bu konuda
mutlaka tefsir veya fıkıh kitaplarına müracaat etmeliyiz ve an-
laşılmayan yerleri alimlere sormalıyız. Bütünü bilmeyenler için
ayetlerden parçacı bir şekilde yanlış hüküm ve fetva verme riski
vardır. Bir konuda bilgisi olmayanların fetva vermesi haramdır.
Araştırmak ve bilenlere sormak gerekir. Aslında bu durum bütün
ayetler için geçerlidir, özellikle ahkam ayetlerine dikkat etmek
gerekir.
25. Son olarak dua etmeliyiz. Ya Rabbi! Kur’ân’ı anlamada
bana yardım et. Bana doğru yolu gösterdikten sonra ayağımı
kaydırma ve kendi yolundan ayırma. Amin...
Kaynak
RIFAT ORAL
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
DiYANET YAYINLARI
|
|
|
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM6 |
|
Yazar: RasitTunca - 10-12-2023, 04:52 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
YİRMİ ALTINCI CÜZ
(s. 501 - 520)
Yirmi altıncı cüzde; Casiye suresinin son sayfası ve Ahkaf,
Muhammed, Fetih, Hucurat ve Kaf surelerinin tamamı ve Zariyat
suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Ahkaf suresinde risalet ile
ilgili haberler, bir başka bölgedeki peygamberlerin mücadele-
leri üzerinden anlatılmaya devam etmektedir. Bu cüzdeki temel
konular şunlardır:
1. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ
Hz. Hud ve Ad kavmine Ahkaf (kum tepeleri) bölgesinden
tebliği ve uyarıları anlatılır.
2. KAVİMLERİN HELAK SEBEBİ
Sonra onların Hz. Hud’a karşı mücadeleleri ve helak olmaları
anlatılır (Ahkâf, 46/21-34). Ahkaf suresi ile Ha-mim (حم) sureleri
bu şekilde tamamlanır. (Bk. Ha-mim sureleri ile ilgili 25. cüzün
özeti ve temel konuları). Suredeki son mesaj şudur: “Ulu’l-azm
peygamberler gibi sen de sabret (dirençli ol).” (Ahkâf, 46/35).
3. İNANANLARIN BAŞARILARI
Bundan sonra gelen beş surenin ana teması risalet, cihad ve
vahiy eğitimidir: Muhammed suresinde; iman, tebliğ ve cihad
konuları açıklanmakta (Muhammed, 47/1-11); bu bağlamda peygam-
berlere iman edip güzel işler yapanların cennete gidecekleri,
peygambere savaş açıp kötü işler yapanların ise cehenneme
atılacakları anlatılmaktadır (Muhammed, 47/12-18). İlgili emir ve tav-
siyeler ile konu devam etmektedir (Muhammed, 47/19-38). Sonra
gelen Fetih suresi, önceki surenin devamı niteliğindedir: Sure
Resûlullah’a fetih müjdesi ile başlar. Bu müjde dar anlamıyla o
günkü Mekke’nin fethi ile ilgili olsa da (Fetih, 48/1-10), aslında son
peygambere genel anlamıyla bütün yeryüzü fethi müjdelenmek-
tedir. Çünkü Mekke fethedildiği anda o bölgedeki bütün Arap-
lar İslam’ın hakimiyetini kabul edeceklerdi. Sonraki ayetler de
İslâm’ın yeryüzü hakimiyetini müjdelemektedir. (Fetih, 48/18- 28)
Mekke ve kutsal bölgeye hakim olan güç, Ortadoğuya da ha-
kim olur. Ortadoğuya hakim olan, bütün dünyaya hakim olur.
Onun için savaşlar sürekli Ortadoğu merkezli devam etmekte,
dış güçler sürekli buraya hakim olmanın mücadelesi ve strate-
jisini yürütmektedir. Burası âdeta dünyanın merkezidir. Fetih
suresinin son ayetinde ise; Hz. Muhammed (a.s.) ve ashabının
önemli vasıfları özetlenerek âdeta bize başarının ve fethin for-
mülü verilmektedir (Fetih, 48/29). Sonra gelen Hucurat suresi de
bir önceki surenin devamı niteliğindedir. Çünkü burada İslam
toplumunun eğitimine ışık tutulmaktadır. Bu eğitimi iki kısımda
inceleyebiliriz.
a. Allah ve Resûlüne karşı tavsiye edilen davranış biçimle-
ri-âdab (Fetih, 48/1-5),
b. Müminlerin birbirlerine karşı davranış biçimleri (Hucurât,
49/6-18).
Sonraki Kaf Suresi de bir öncekinin devamı gibidir. Burada da
sahabenin ve diğer müminlerin önceki kavimlerin hatalarından
ders almaları istenir: İşte Nuh kavmi, Ashab-ı ress (Nebatlılar),
Semud ve Ad kavimleri, Firavun güçleri, Lut kavmi, Ashab-ı Eyke
(Medyenliler) ve Tübba kavmi… Onların helak sebepleri anlatılır.
Âdeta tarihin bir bölümü, bütün/blok halinde gözler önüne se-
rilir (Kâf, 50/12-15). Bunları takiben; ölüm ve diriliş gerçeği, ayrıca
şeytanın kandırdığı kişileri ahirette yalnız bırakacağı haberi ha-
tırlatılır. (Kâf, 50/16-36). Sure sonunda Hz. Peygamber’e ve mümin-
lere verilen son mesajlar (sabır, kulluk ve ahiret bilinci) ile sure
tamamlanır (Kâf, 50/39-45).
c. Bu cüz Zariyat suresinin ilk yarısı ile sona erer. Bu sure-
de diriliş ve ahiret konuları devam eder. Zariyat suresi yemin
ile başlar. Yeminle başlayan Mekkî Sûreler bundan sonra sü-
rer, daha sonraki bölümlerde vurgulu ve etkili Mekkî sureler
bulunmaktadır.
YİRMİ YEDİNCİ CÜZ
(s. 521 - 540)
Yirmi yedinci cüzde; Zariyat suresinin son kısmı ile Tur, Necm,
Kamer, Rahman, Vâkıa ve Hadid surelerinin tamamı bulunmak-
tadır. Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İNSANLAR VE PEYGAMBERLER
Zariyat suresinin son kısmında, önceki ümmetlerden bazı
haberler verilir:
a. Hz. İbrahim’in tebliğ yolculuğu,
b. Lut kavmi ve helak edilişi anlatılır. Sonra Tur suresi; kutsal
şeylere ve mekanlara yemin ile başlar. Müşriklerin vahiy karşı-
sındaki tavırları ve diyalogları anlatılır (Tûr, 52/9-28). Başarıya giden
yollar açıklanır (Tûr, 52/44-49). Necm suresinde de, yemin ile söze
başlanır, risaletin ilanı ve miraç konuları açıklanır (Necm, 53/19-30).
Sonra müşriklerin putları ve acizliği, Allah’ın yüce kudreti ve
vasıfları dile getirilir (Necm, 53/41-62). Kamer suresinde kıyamet
hatırlatılır, mucizeler karşısında müşrikler ve tavırları anlatılır
(Kamer, 54/1-8). Burada Kur’ân’ın tarih bilinci oluşturmadaki mis-
yonu ve önceki ümmetlerin vahiy karşısındaki tavırları açıklanır
(Kamer, 54/9-42).
2. ALLAH’IN NİMETLERİ
Rahman suresinde Allah’ın kudreti ve nimetleri hatırlatılır,
sonra belirli periyotlarla insan ve cinlere; bu nimetlerin hangisini
inkâr edebilecekleri sorulur/sorgulanır. Vâkıa suresinde kıyamet
sonrası ahiret olayları ve oradaki 3 grup anlatılır.
3. KADER
Allah’ın Gücü ve Hakimiyeti: Her Şey O’nun Kontrolündedir
Hadid suresinde, Allah’ın gücü anlatılmaya devam eder (Hadîd,
57/1-6). Sonra fedakârlık ve şahsiyet oluşumundan bahsedilir.
İnfak, karz-ı hasen ve zikir konuları anlatılır (Hadîd, 57/7-20). Daha
sonra kader konusu mükemmel bir şekilde 2 ayette açıklanır (Ha-
dîd, 57/21-22). Son ayetteki takva tavsiyesi ile de sure tamamlanır
(Hadîd, 57/28-29).
YİRMİ SEKİZİNCİ CÜZ
(s. 541 - 560)
Yirmi sekizinci cüzde; Mücadele, Haşr, Mümtehine, Saff,
Cuma, Münafikûn, Teğabün, Talak ve Tahrim surelerinin tamamı
bulunmaktadır. Bu cüzdeki surelerin bir kısmı tesbih (Allah’ı yü-
celterek), diğerleri ise Hz. Peygamber’e hitap ile başlamaktadır.
28. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. HAKKIN KORUNMASI
İlk sureler olan Mücadele, Haşr ve Mümtehine’de hakkın korun-
ması için mücadele ve çözüm yolları aktarılmaktadır. Mücadele
suresinde, zıhar yapan kocasından ayrılmaması/boşanmaması
gerektiğine dair Hz. Peygamber ile tartışan bir sahabi kadın örneği
üzerinden hak arayışı ve hakkın korunması mesajı verilir. Zıhar,
cahiliye döneminde boşanma sebebi sayılırken, İslam döneminde
bu olaydan sonra hükmü değişti ve Mücadele suresinde zıharın
yemin olduğu açıklandı. Ancak ağır bir yemin olduğu için keffa-
reti de farklıydı. Zıhar yapan kişi eşine dönmek isterse 2 ay (60
gün) peş peşe oruç tutmalı, oruca gücü yetmeyen ise 60 fakiri
sabahlı akşamlı doyurmalı/fidye vermelidir. Bunları yerine getir-
dikten sonra eşine yaklaşabilir (Mücâdele, 58/1-13). Haşr suresinde,
Medine’deki ilk toplu Yahudi isyanı (Haşr) ve buna karşı yapılan
sefer ve savaş, elde edilen ganimetler ve bunların dağıtılması ko-
nuları anlatılmaktadır (Haşr, 59/1-10). (Bu surenin doğru anlaşılması
için öncelikle bir siyer kitabından Beni Nadîr savaşı okunmalıdır.)
Surede Yahudileri kandıran ve ayaklandıran münafıkların; mağlu-
biyet ortaya çıkınca onları yalnız bırakmaları ve yardıma gelme-
meleri durumu da, şeytanın ahirette kandırdıklarını/yandaşlarını
yalnız bırakması ve yardıma gelmemesine benzetilmektedir (Haşr,
59/11-17). Son 3 ayet (Hüvallahüllezi) ile de tevhid inancı özetlen-
mekte ve bu konuda bir bilinç eğitimi verilmektedir. Allah; zatı ve
sıfatları ile eşsiz ve benzersizdir, en güzel isimler O’na aittir (Haşr,
59/22-24). Daha sonra Mümtehine suresinde, hicret eden kadınların
durumları anlatılmakta, onların aile ve sosyal hayatla ilgili prob-
lemlerine çözümler getirilmekte ve hayatın bir imtihan olduğu
mesajı verilmektedir (Mümtehine, 60/10-13).
2. HAKTA BİRLEŞMEK
Bu cüzdeki ikinci grup sureler; Saff ve Cuma olup söz konusu
sureler birlik ve beraberlik mesajları taşımaktadır. Müslümanla-
ra, düşmanlarına karşı Allah yolunda (birbirlerine duvarlar gibi
kenetlenmiş saflar halinde) savaşmaları emredilmektedir. (Saf,
61/4 ve 11). Sonra Allah ve Resûlü’nün dinine itaat etmemiz, bu
dava için çalışarak Allah’ın ensar kulları olmamız istenmektedir
(Saf, 61/9-14). Sonraki Cuma suresinde de Kur’an’ı okuyup, anlayıp
hayatı ona göre yaşama sorumluluğu anlatılır ve Yahudiler gibi
sorumluluktan kaçılmaması gerektiği bize (yeniden) hatırlatılır
(Cuma, 62/5-8). Daha sonra Cuma namazına çağrı, peygamberi
dinlemek ve itaat konuları ile sure tamamlanır. Cuma namazı
İslam’da birleşmenin sembolüdür (Cuma, 62/9-11).
3. HAKTAN AYRILMAMAK
Bu cüzdeki üçüncü grup sureler ise; Münafikûn, Teğabün,
Talak ve Tahrim’dir. Bunların hepsi ayrılık problemleri üzerine
yoğunlaşmaktadır. Münafikûn suresinde, İslam toplumundan
ayrılan ve kendilerini gizleyip Müslüman gösteren kişilere karşı
dikkatli olunması mesajı verilmekte, münafıkların önemli va-
sıfları açıklanarak âdeta deşifre edilmektedir (Münâfikûn, 63/1-8).
Sure müminlere önemli tavsiyelerle sona erer (Münâfikûn, 63/9-11).
Bundan sonra Teğabün suresinde, kıyametteki büyük toplanma
gününün (yevmü’l-cem’in), aslında dünyevi aldanmaların ortaya
çıktığı gün (yevmü’t-teğâbün) olduğu açıklanır. Dünyada kim Al-
lah’a iman edip güzel (salih) işler yaptıysa, ahirette Allah o kişinin
kötülüklerini örter ve cennete koyar (Tegâbün, 64/9). Sure mümin-
lere bazı önemli tavsiyelerle tamamlanır. Mallarınız, eşleriniz
ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir. Dikkat edin,
dünya sizi aldatmasın (Tegâbün, 64/12-18). Sonraki Talak suresinde
ise, boşanma adabı anlatılır. Allah gereksiz yere boşanan, zevki-
ne düşkün erkek ve kadınları sevmez, mesajı verilir. Kadınların
adet sırasında boşanmaması, temizlik döneminin beklenmesi
emredilir. Adet sırasında boşamak haramdır. Ayrıca birden faz-
la talak ile de boşamak haramdır. (Bu iki harama Müslümanlar
dikkat etmelidir.) Sünnete uygun olan boşama; ihtiyaç anında,
ilişkiye girilmemiş temizlik döneminde bir talak ile boşamaktır
(Talâk, 65/1-2). Sonra kadın iddet bekler:
a. Hayız gören kadınlar, 3 hayız süresince,
b. Hayızdan kesilen ve menopoz döneminde olanlar 3 ay,
c. Hamile olanlar da doğum yapıncaya kadar iddet beklerler.
İddet bitince başkasıyla evlenebilirler (Talâk, 65/3-7). Bu cüzün
son suresi ise Tahrim suresidir. Burada Allah ve Resûlüne itaat
emredilir ve Peygambere eziyet edilmemesi istenir. Özellikle
Hz. Peygamber’in eşlerine, dikkatli olmaları emredilir. Çünkü
onlar müminlerin anneleridir ve diğer mümin kadınlara da örnek
olacak bir hayat yaşamaları gerekir. Bu bağlamda kendilerine
tarihte yaşamış iki saliha ve iki kâfire/fasıka olan 4 kadın örnek
verilir. Ya güzel bir hayat yaşayıp Firavun’un karısı Asiye ve İm-
ran’ın kızı Meryem gibi cennetlik olacaksınız ya da Hz. Nuh ve
Lut’un hanımları gibi cehennemlik olabilirsiniz mesajı verilir. Eş-
ler birbirlerine iyi davranmalı ve müsamahalı olmalılar ki dünya
ve ahiretleri cennet olsun (Tahrîm, 66/10-12).
YİRMİ DOKUZUNCU CÜZ
(s. 561 - 580)
Yirmi dokuzuncu cüzde; Mülk, Kalem, Hâkka, Me’âric, Nuh,
Cin, Müzzemmil, Müddessir, Kıyamet, İnsan ve Mürselât su-
relerinin tamamı bulunmaktadır. Cüzdeki surelerin mesajları:
Allah’ın hakimiyetini kabul edin, vahye ve peygambere destek
olun, tebliğe sabırla devam edin ve yaklaşan felaket/son olan
kıyamete ve sorguya hazır olun, şeklindedir. 29. cüzdeki temel
konular ise şunlardır:
1. GERÇEKLER
İlk bölümde bulunan Mülk, Kalem, Hâkka ve Me’âric surelerinin
ortak teması (konusu), gerçekler (tevhid, risalet ve âhiret)tir. Mülk
suresinde, “Allah tek otorite sahibidir ve her şey O’na itaat eder”
mesajı verilmekte ve insanların da iradeleri ile teslim olmaları
gerektiği anlatılmaktadır (Mülk, 67/1-30). Kalem suresinde, bilginin
önemi yeminle vurgulandıktan sonra, gerçek bilgi olan vahye
ve onun tebliğcisi peygambere destek olunması istenmektedir
(Kalem, 68/1-7). Aksi takdirde, bahçe sahipleri gibi hüsrana düşme
tehlikesine dikkat çekilmektedir (Kalem, 68/17-32). Hâkka suresinde
ise, gerçekleşecek büyük felaketten (Hâkka’dan) haber verilir
(Hâkka, 69/1-18). Bu surede ahiretteki iki grup insan anlatılır: Kitabı
sağından verilen başarılı insanlar ve kitabı solundan verilen ba-
şarısız insanlar (Hâkka, 69/19-52). Meâric suresinde, önceki surede
başlayan kıyamet ve ahiret konuları anlatılmaya devam eder (Meâ-
ric, 70/1-18). Burada da iki grup insan misali verilir: (Hırs, sabırsızlık
ve cimrilik gibi) zaafları olanlar ve (namaz, infak, namus ehli ve
güvenilir olan) kuvvetliler (Meâric, 70/19-44).
2. GERÇEKLERİN TEBLİĞİ
İkinci grup surelerin genel teması; doğruların ve gerçeklerin
insanlara tebliğ edilmesidir. Buradaki sureler Nuh, Cin, Müddessir
ve Müzzemmil’dir. Nuh suresinde, Hz. Nuh’un tebliğ hayatı an-
latılarak bir tebliğcinin sabrı, dua ve istiğfarı bize öğretilir (Nûh,
71/1-28). Cin suresinde, Resûlullah’ın, Hz. Musa gibi cinlerin de
peygamberi olduğu, cinlerin Kur’ân’dan etkilenmeleri ve vahiy
konusunda şeytanın kendilerini kandırdığını itiraf etmeleri ak-
tarılır (Cin, 72/1-17). Müzzemmil suresinde ise, Hz. Peygamber’in ilk
tebliğ çalışması bağlamında sözünün etkili olması için gece tehec-
cüt namazına devam etmesi gerektiği açıklanır (Müzzemmil, 73/1-11).
Sonra hiç bırakmadan teheccüde devam eden Hz. Peygamber ve
bazı sahabe-i kiram, hicretten sonra inen ayet ile tebrik edilir,
övülür (Müzzemmil, 73/20). Müddessir suresinde de tebliğde devam-
lılığın esas olduğu ve örtülere bürünüp oturma yerine tebliğ ça-
lışmalarına devam edilmesi gerektiği anlatılır. Tebliğde süreklilik
ve sistematik çalışma önemlidir (Müddessir, 74/1-7).
3. İNSANIN SERÜVENİ
Üçüncü bölümdeki sureler; Kıyamet, İnsan ve Mürselât’tır.
Kıyamet suresinde, yoğun bir şekilde kıyamet ve diriliş konuları
anlatılmaya devam eder (Kıyâmet, 75/1-40). İnsan (Dehr) suresinde,
insanın yaratılışı, dünya ve ahiret hayatı özetlenir. Bu insanın
serüvenidir. (Önce yokluk, sonra yaratılış, dünyada hidayet veya
dalalet, ahirette ise cennet veya cehennem.) (İnsân, 76/1-31). Bu
cüzdeki en son sure ise Mürselât’tır. Burada Allah’ın gücü son
defa hatırlatılır: Melekler, rüzgar, yıldızlar, dağlar ve her şeyin
sonu olan kıyamet (Mürselât, 77/1-50).
OTUZUNCU CÜZ
(s. 581 - 600)
Otuzuncu cüzde; Nebe, Naziât, Abese, Tekvir, İnfitar, Mutaf-
fifîn, İnşikak, Buruc, Tarık, A’lâ, Ğaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl,
Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia,
Tekasür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kafirûn, Nasr,
Leheb, İhlas, Felak ve Nas surelerinin tamamı bulunmaktadır.
Cüzdeki surelerin mesajı: Geleceği doğru okuyun ve takva sahibi
olun, şeklindedir. 30. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. KIYAMET VE AHİRET
İlk bölümde bulunan sureler; Nebe, Naziât, Abese, Tekvir,
İnfitar, Mutaffifîn, İnşikak, Buruc, Tarık, A’lâ, Ğaşiye, Fecr, Beled,
Şems ve Leyl sureleridir. Bu surelerde; gelecekteki büyük felaket
olan kıyamet ve sonrasındaki ahiret hayatı farklı açılardan ele
alınmakta, insanlar hesap günü gelmeden önce kulluğa davet
edilmektedir. Abese suresinde, tebliğin herkese yapılması ve
kimsenin küçük görülmemesi mesajı verilir (Abese, 80/1-16). Bi-
lemeyiz, belki de o tebliğ ettiğimiz kişilerden örnek şahsiyetli
bireyler çıkar ve bütün dünyayı değiştirirler. Sonra Tekvir ve
İnfitar surelerinde kıyametin dehşeti anlatılmaya devam eder.
Mutaffifîn suresinde ise, ticaret ahlakı ve helal rızık üzerinde
durulur (Mutaffifîn, 83/1-36). Buruc suresinde zalimler ve sonları
Ashab-ı Uhdud üzerinden izah edilir (Burûc, 85/1-22). Tarık ve A’lâ
surelerinde Allah’ın gücü ve yüceliği hatırlatılır, insanlar tevhid
inancına çağrılır. Fecr suresinde, sıkıntıların yakında sona ere-
ceği ve zalimlerin helak edileceği mesajı verilir (Fecr, 89/1-14). Be-
led suresinde, Mekke’den dünyaya yayılan çağrıya dikkat çekilir
(Beled, 90/1-7). Bu konuda başarılı olmak için infak etmek (cömert
olmak), bir de iman edip hakkı ve sabrı da tavsiye edenlerden
(sadık Müslümanlardan) olmak gerektiği açıklanır. Burada bize
bir aidiyet ve kimlik bilinci verilir (Beled, 90/12-18). Şems ve Leyl
surelerinde Allah’ın nimetleri ve insanların sorumluluklarına
dikkat çekilir.
2. GEÇİCİ DÜNYA
İkinci bölümdeki sureler; Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Bey-
yine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr ve Hümeze sureleridir.
Duha suresi, bir önceki Leyl suresinin devamı niteliğindedir. Bu
surede Allah’ın, Hz. Muhammed’e olan yardımı ve desteği hatır-
latılıp, Hz. Peygamberin de insanlara ve zayıflara iyi davranması
gerektiği belirtilir (Duhâ, 93/1-11). İnşirah suresinde, Hz. Peygam-
ber’e verilen nimetlerin anlatımı devam eder. Tin suresinde,
kutsal bölgelere yemin edilerek insanın mükemmel yaratıldığı
anlatılır, ondan da iman edip güzel işler yapması istenir (Tîn,
95/1-8). Alak suresinde, Mekke’de ilk inen ayetler bulunmaktadır.
Burada insanın Allah’ın adıyla vahyi (Kur’ân’ı) okuması ve ilimle
başkalarına tebliğ etmesi emredilir (Alak, 96/1-5). Kadr ve Beyyine
surelerinde, Kur’ân’ın yeryüzüne inmesi ve düşünce/zihniyet
gelişimindeki misyonu beyan edilir. Zilzal ve Kâria surelerinde,
kıyamet son defa gündeme getirilir. Dünyanın ve kainatın sonu-
nun büyük deprem (zilzal) ve büyük patlama (kâria) ile olacağı
açıklanır. Tekasür suresinde, insanın hırsının kabre girinceye
kadar devam ettiği vurgulanır (Âdiyât, 100/1-11). Asr suresinde, her
şeyin geçici olduğu, sadece iman, amel-i salih, bir de hakkı ve
sabrı tavsiye etmenin kalıcı olduğu belirtilir (Asr, 103/1-3). Hümeze
suresinde ise, Peygambere ve Müslümanlara düşmanlık yapan,
sermayenin ve mülkün kendisini ebedî kılacağını zanneden kişi-
lere değinilip, bunların Hutame’den (her şeyi param parça eden
cehennemden) kurtulamayacağı vurgulanır (Hümeze, 104/1-9).
3. ALLAH’A KULLUK VE YOL AYIRIMI
Üçüncü bölümdeki sureler ise; Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Ka-
firûn, Nasr, Leheb, İhlas, Felak ve Nas sureleridir. Fil suresinde
Allah’ın yardımı hatırlatılır ve en zor zamanda bile Mekke’yi Fil
ordusundan koruduğu anlatılır (Fîl, 105/1-5). Kureyş suresinde ise,
bu (Fil suresindeki) nimet karşılığında Arapların cahiliyedeki yö-
neticileri sayılan Kureyş kabilesinin putlara değil, sadece Allah’a
kulluk etmeleri gerektiği açıklanır (Kureyş, 106/1-4). Maûn suresin-
de, müşrik ve münafıkların insanlara nasıl zulmettikleri ve kul-
luğu terk ettikleri aktarılır (Maûn, 107/1-7). Kevser suresinde, Müs-
lümanlardan, o dönemdeki müşriklerin hatalarına düşmemeleri,
kulluk edip cömert davranmaları istenir (Kevser, 108/1-3). Kafirûn
suresinde, bir yol ayırımına gidilir. Müslümanların hiçbir zaman,
Allah ile birlikte putlara tapmayacakları, şirk koşmayacakları
mesajı verilir (Kâfirûn, 109/1-6). Nasr suresi, tek parça halinde inen
en son suredir. Veda haccı sırasında Mekke’de inmiştir. Burada
Allah’ın yardımı gelip zafer/feth gerçekleştiğinde; şımarmamak
ve insanlara zulmetmemek, bilakis Allah’ı zikir ve hatalar için
istiğfara devam etmek gerektiği belirtilir (Nasr, 110/1-3). Tebbet
(Mesed) suresinde ise, Mekke’deki ilk tebliğ günleri hatırlatılır
ve Ebu Leheb dahil müşriklerin saldırıları ve beddualarının fayda
vermediği, bilakis kendilerine zarar verdiğine işaret edilir. İhlas
suresinde, tevhid inancı son defa hatırlatılır (İhlâs, 112/1-4). Felak
ve Nas surelerinde; tüm kötülüklerden, kötülüklerin sebebi olan
insan ve cin şeytanlarının şerrinden Allah’a sığınma ile Kur’ân
tamamlanır.
SADAKALLAHÜ’L-AZÎYM
(Allah Kur’ân’ın başından sonuna kadar her konuda doğruyu
söyledi.)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM6
|
|
|
|