<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Tasavvuf Yolcusu - ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler]]></title>
		<link>https://tasavvufyolcusu.de/</link>
		<description><![CDATA[Tasavvuf Yolcusu - https://tasavvufyolcusu.de]]></description>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 02:51:11 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25765</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 07:43:58 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25765</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber </span></span><br />
<br />
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber<br />
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.<br />
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti<br />
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orucun Faydaları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Faydalar:</span></span> Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Faydalar:</span></span> Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal Faydalar:</span></span> Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimler Oruç Tutmalıdır?</span></span><br />
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yolculukta olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hamile ve emziren kadınlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi</span></span><br />
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.<br />
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur: Berekete Uyanış</span></span><br />
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Güç:</span></span> Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Hazırlık:</span></span> Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnet-i Seniyye:</span></span> Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak: Orucun Başlangıç Noktası</span></span><br />
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak ve Fecr-i Sadık:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Kazip (Yalancı Tan):</span></span> Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Sadık (Gerçek Tan):</span></span> Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar: Kavuşma ve Şükür Anı</span></span><br />
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti:</span></span> İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynı Sevabı Almak:</span></span> Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paylaşmanın Bereketi:</span></span> İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber </span></span><br />
<br />
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber<br />
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.<br />
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti<br />
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orucun Faydaları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Faydalar:</span></span> Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Faydalar:</span></span> Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal Faydalar:</span></span> Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimler Oruç Tutmalıdır?</span></span><br />
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yolculukta olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hamile ve emziren kadınlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi</span></span><br />
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.<br />
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur: Berekete Uyanış</span></span><br />
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Güç:</span></span> Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Hazırlık:</span></span> Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnet-i Seniyye:</span></span> Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak: Orucun Başlangıç Noktası</span></span><br />
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak ve Fecr-i Sadık:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Kazip (Yalancı Tan):</span></span> Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Sadık (Gerçek Tan):</span></span> Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar: Kavuşma ve Şükür Anı</span></span><br />
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti:</span></span> İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynı Sevabı Almak:</span></span> Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paylaşmanın Bereketi:</span></span> İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25755</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 06:06:39 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25755</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası</span></span><br />
<br />
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...<br />
<br />
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.<br />
<br />
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…<br />
<br />
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.<br />
<br />
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ</span></span><br />
<br />
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK</span></span><br />
<br />
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:<br />
<br />
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)<br />
<br />
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!<br />
<br />
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.<br />
<br />
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası</span></span><br />
<br />
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...<br />
<br />
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.<br />
<br />
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…<br />
<br />
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.<br />
<br />
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ</span></span><br />
<br />
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK</span></span><br />
<br />
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:<br />
<br />
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)<br />
<br />
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!<br />
<br />
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.<br />
<br />
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25754</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 06:01:59 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25754</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...<br />
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bütün Azalarına Oruç Tuttur<br />
</li>
</ol>
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Muhtaçları Sevindir<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sükûtunu Artır<br />
</li>
</ol>
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tefekkürünü Artır<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Zikrini Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” </span>(el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.”</span> (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Beş Vakit Namazı Camide Kıl<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.<br />
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?”</span> diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ezânı duyuyor musun?”</span> diye sordu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Evet”</span> cevâbını alınca: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.”</span> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teravih Namazı Kıl<br />
</li>
</ol>
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” </span>(Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)<br />
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” </span>(İbn-i Mâce, Salât, 173)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”</span> (Tirmizî, Savm 82)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Umre Yap<br />
</li>
</ol>
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.<br />
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”</span> (Buhârî, Umre 4)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftariyelik Dağıt<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”</span> Bunu işiten sahâbîler: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.”</span> dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” </span>buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bir Yetim Sevindir<br />
</li>
</ol>
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)<br />
Yine şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” </span>(Tirmizî, Birr, 14/1917) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” </span>(Ahmed, V, 250)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sahurları İhmal Etme<br />
</li>
</ol>
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”</span> (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kur’an Hatmi Yap<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)<br />
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Duanı Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.<br />
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”</span> (el-Furkân, 77)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Davetine Git<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır”</span> buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."</span> (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teheccüd Kıl<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” </span>(el-İsrâ 17/79)<br />
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”</span> (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İtikâfa Gir<br />
</li>
</ol>
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)<br />
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Küsleri Barıştır<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!”</span> diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)<br />
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”</span> (el-Hucurât, 10) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.”</span> (el-Enfâl, 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Her Güne Bir Sadaka Ver<br />
</li>
</ol>
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” </span>diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…”</span> (Tirmizî) buyurdular.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Açmakta Acele Et<br />
</li>
</ol>
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”</span> (Tirmizî, Savm 13)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Salat ü Selamı Artır<br />
</li>
</ol>
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!”</span> (el-Ahzâb, 56)<br />
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.”</span> (Tirmizî, Vitir, 21/484)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İşlediğin Hayırla Sevin<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Son On Geceyi İhya Et<br />
</li>
</ol>
Aişe validemiz şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” </span>(Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Çocukları Oruca Alıştır<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tevbeni Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.<br />
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…”</span> (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” </span>(Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bayramın, Başkasına Bayram Olsun<br />
</li>
</ol>
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Fitre Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.<br />
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.”</span> (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İnfakını Artır<br />
</li>
</ol>
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” </span>(Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Orucunu Zedeleme<br />
</li>
</ol>
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” </span>buyurdu. Ashâb-ı kiram: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” </span>diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)”</span> cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)<br />
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” </span>(Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İhlasını Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.<br />
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.”</span> (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span><br />
<br />
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...<br />
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bütün Azalarına Oruç Tuttur<br />
</li>
</ol>
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Muhtaçları Sevindir<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sükûtunu Artır<br />
</li>
</ol>
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tefekkürünü Artır<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Zikrini Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” </span>(el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.”</span> (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Beş Vakit Namazı Camide Kıl<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.<br />
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?”</span> diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ezânı duyuyor musun?”</span> diye sordu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Evet”</span> cevâbını alınca: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.”</span> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teravih Namazı Kıl<br />
</li>
</ol>
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” </span>(Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)<br />
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” </span>(İbn-i Mâce, Salât, 173)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”</span> (Tirmizî, Savm 82)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Umre Yap<br />
</li>
</ol>
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.<br />
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”</span> (Buhârî, Umre 4)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftariyelik Dağıt<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”</span> Bunu işiten sahâbîler: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.”</span> dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” </span>buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bir Yetim Sevindir<br />
</li>
</ol>
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)<br />
Yine şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” </span>(Tirmizî, Birr, 14/1917) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” </span>(Ahmed, V, 250)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sahurları İhmal Etme<br />
</li>
</ol>
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”</span> (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kur’an Hatmi Yap<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)<br />
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Duanı Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.<br />
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”</span> (el-Furkân, 77)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Davetine Git<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır”</span> buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."</span> (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teheccüd Kıl<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” </span>(el-İsrâ 17/79)<br />
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”</span> (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İtikâfa Gir<br />
</li>
</ol>
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)<br />
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Küsleri Barıştır<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!”</span> diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)<br />
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”</span> (el-Hucurât, 10) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.”</span> (el-Enfâl, 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Her Güne Bir Sadaka Ver<br />
</li>
</ol>
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” </span>diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…”</span> (Tirmizî) buyurdular.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Açmakta Acele Et<br />
</li>
</ol>
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”</span> (Tirmizî, Savm 13)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Salat ü Selamı Artır<br />
</li>
</ol>
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!”</span> (el-Ahzâb, 56)<br />
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.”</span> (Tirmizî, Vitir, 21/484)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İşlediğin Hayırla Sevin<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Son On Geceyi İhya Et<br />
</li>
</ol>
Aişe validemiz şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” </span>(Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Çocukları Oruca Alıştır<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tevbeni Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.<br />
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…”</span> (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” </span>(Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bayramın, Başkasına Bayram Olsun<br />
</li>
</ol>
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Fitre Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.<br />
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.”</span> (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İnfakını Artır<br />
</li>
</ol>
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” </span>(Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Orucunu Zedeleme<br />
</li>
</ol>
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” </span>buyurdu. Ashâb-ı kiram: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” </span>diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)”</span> cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)<br />
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” </span>(Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İhlasını Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.<br />
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.”</span> (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span><br />
<br />
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25753</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:58:01 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25753</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları</span></span><br />
<br />
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.<br />
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI</span></span><br />
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: <br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.<br />
</li>
<li>Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.<br />
</li>
<li>İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.<br />
</li>
<li>Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reyyân</span></span> adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[1]</span> duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[2]</span> müjdesini daha iyi anlamış olduk.<br />
</li>
<li>Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.<br />
</li>
<li>Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[3]</span> müjdesini almış olduk.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan münasebetiyle kapalıyız”</span> diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.<br />
</li>
<li>Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[4]</span> <br />
</li>
<li>Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.<br />
</li>
<li>Kur’an ayı olan Ramazan ayında<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[5]</span> Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.<br />
</li>
<li>Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben oruçluyum”</span> denmesi gerektiğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[6] </span>bu ayda öğrendik.<br />
</li>
<li>Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[7]</span> inandık.<br />
</li>
<li>İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”</span><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[8]</span> Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...<br />
</li>
<li>Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[9]</span> Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.<br />
</li>
<li>Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[10]</span> <br />
</li>
<li>Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[11]</span> istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[12]</span> <br />
</li>
<li>Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...”</span> türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.<br />
</li>
<li>Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.<br />
</li>
<li>Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.<br />
</li>
<li>Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...<br />
</li>
</ol>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.</span> Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.</span> Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.</span> Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.</span> Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.</span> Bakara 2/185. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7.</span> Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.</span> Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.</span> Tirmizi, Savm 17.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> <br />
<br />
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları</span></span><br />
<br />
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.<br />
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI</span></span><br />
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: <br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.<br />
</li>
<li>Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.<br />
</li>
<li>İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.<br />
</li>
<li>Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reyyân</span></span> adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[1]</span> duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[2]</span> müjdesini daha iyi anlamış olduk.<br />
</li>
<li>Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.<br />
</li>
<li>Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[3]</span> müjdesini almış olduk.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan münasebetiyle kapalıyız”</span> diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.<br />
</li>
<li>Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[4]</span> <br />
</li>
<li>Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.<br />
</li>
<li>Kur’an ayı olan Ramazan ayında<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[5]</span> Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.<br />
</li>
<li>Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben oruçluyum”</span> denmesi gerektiğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[6] </span>bu ayda öğrendik.<br />
</li>
<li>Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[7]</span> inandık.<br />
</li>
<li>İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”</span><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[8]</span> Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...<br />
</li>
<li>Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[9]</span> Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.<br />
</li>
<li>Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[10]</span> <br />
</li>
<li>Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[11]</span> istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[12]</span> <br />
</li>
<li>Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...”</span> türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.<br />
</li>
<li>Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.<br />
</li>
<li>Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.<br />
</li>
<li>Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...<br />
</li>
</ol>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.</span> Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.</span> Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.</span> Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.</span> Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.</span> Bakara 2/185. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7.</span> Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.</span> Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.</span> Tirmizi, Savm 17.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> <br />
<br />
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25751</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:43:23 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25751</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?<br />
<br />
Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.<br />
<br />
Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay</span></span><br />
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır.</span></span> Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.<br />
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.<br />
Ramazan, Kur'an Ayıdır<br />
Ramazan’ın ihyası; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?”</span></span> türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?”</span></span> diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.<br />
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım<br />
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.<br />
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.<br />
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'<br />
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.</span></span><br />
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.<br />
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli<br />
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor.</span></span> Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.<br />
Ahlâkını Güzelleştir<br />
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.</span></span><br />
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.”</span></span> deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.<br />
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk<br />
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.<br />
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.<br />
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?<br />
<br />
Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.<br />
<br />
Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay</span></span><br />
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır.</span></span> Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.<br />
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.<br />
Ramazan, Kur'an Ayıdır<br />
Ramazan’ın ihyası; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?”</span></span> türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?”</span></span> diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.<br />
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım<br />
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.<br />
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.<br />
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'<br />
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.</span></span><br />
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.<br />
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli<br />
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor.</span></span> Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.<br />
Ahlâkını Güzelleştir<br />
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.</span></span><br />
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.”</span></span> deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.<br />
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk<br />
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.<br />
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.<br />
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25749</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:22:10 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25749</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?</span></span><br />
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.<br />
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)”</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara: 2/183–184) </span>şeklinde ifade edilmektedir.<br />
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “kad eflaha men zekkâhâ” </span></span>ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tevbe: 9/103)</span> bedenin zekâtı olan oruç da <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Sıyâm, 44) </span>insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.<br />
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.<br />
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.<br />
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Beyhakî, Zühd, 2/88)”</span> sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331)</span> müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.<br />
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.<br />
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.<br />
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)</span><br />
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…<br />
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Nesâî, İman, 21)</span> Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." </span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Cum'a, 79)</span> diye söylemiştir.<br />
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır? </span></span><br />
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir? </span></span><br />
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Yolculuk: </span></span><br />
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/183-184).</span><br />
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). </span>Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Hastalık: </span></span><br />
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme: </span></span><br />
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: </span></span><br />
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.<br />
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.<br />
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(mesela fidyeyi fazla verirse)</span> o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(O sayılı günler), </span>insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/183-185)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">e) Yaşlılık: </span></span><br />
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a. Fidye Ne Demektir? </span></span><br />
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184) </span>buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.<br />
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b. Fidye Miktarı Ne Kadardır? </span></span><br />
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır? </span></span><br />
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.<br />
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.<br />
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter? </span></span><br />
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">imsâk</span></span>, dini bir kavram olarak,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” </span></span>demektir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(bk. Bakara 2/187).</span><br />
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İmsak", </span></span>sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi? </span></span><br />
Sahur vakti yemek yiyen kişinin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-ezan okunmuş olsun olmasın- </span>imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak</span></span> dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.<br />
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Davud, Savm, 50). </span>Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır? </span></span><br />
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179).</span> Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68).</span> Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır? </span></span><br />
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/184).</span> Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nafile oruç,</span></span> Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) </span>buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.”</span></span> buyurarak <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Savm, 47),</span> bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir? </span></span><br />
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de;<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." </span></span>buyurulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/185). </span>Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 25)</span>. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi? </span></span><br />
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi? </span></span><br />
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir? </span></span><br />
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.<br />
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.<br />
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir? </span></span><br />
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.<br />
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.<br />
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.<br />
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir."</span></span> buyurmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17).</span> Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kusmakla Oruç Bozulur mu? </span></span><br />
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“ağız dolusu” </span></span>olması halinde, orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Sağlık Problemleri ve Oruç </span></span><br />
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).</span> Diğer taraftan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" </span></span>kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.<br />
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi? </span></span><br />
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." </span></span>buyrulmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184).</span><br />
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.<br />
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.<br />
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13</span></span>. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22).</span> Ayrıca Hz. Peygamber: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.''</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Savm, 24)</span> buyurmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi? </span></span><br />
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şafiî mezhebine göre;</span></span> kendisine yalnız kaza gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hanefi mezhebine göre ise</span></span>; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi? </span></span><br />
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15).</span> Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar? </span></span><br />
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi? </span></span><br />
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir? </span></span><br />
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?</span></span><br />
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.<br />
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)”</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara: 2/183–184) </span>şeklinde ifade edilmektedir.<br />
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “kad eflaha men zekkâhâ” </span></span>ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tevbe: 9/103)</span> bedenin zekâtı olan oruç da <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Sıyâm, 44) </span>insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.<br />
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.<br />
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.<br />
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Beyhakî, Zühd, 2/88)”</span> sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331)</span> müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.<br />
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.<br />
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.<br />
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)</span><br />
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…<br />
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Nesâî, İman, 21)</span> Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." </span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Cum'a, 79)</span> diye söylemiştir.<br />
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır? </span></span><br />
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir? </span></span><br />
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Yolculuk: </span></span><br />
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/183-184).</span><br />
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). </span>Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Hastalık: </span></span><br />
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme: </span></span><br />
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: </span></span><br />
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.<br />
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.<br />
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(mesela fidyeyi fazla verirse)</span> o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(O sayılı günler), </span>insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/183-185)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">e) Yaşlılık: </span></span><br />
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a. Fidye Ne Demektir? </span></span><br />
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184) </span>buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.<br />
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b. Fidye Miktarı Ne Kadardır? </span></span><br />
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır? </span></span><br />
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.<br />
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.<br />
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter? </span></span><br />
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">imsâk</span></span>, dini bir kavram olarak,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” </span></span>demektir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(bk. Bakara 2/187).</span><br />
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İmsak", </span></span>sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi? </span></span><br />
Sahur vakti yemek yiyen kişinin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-ezan okunmuş olsun olmasın- </span>imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak</span></span> dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.<br />
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Davud, Savm, 50). </span>Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır? </span></span><br />
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179).</span> Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68).</span> Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır? </span></span><br />
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/184).</span> Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nafile oruç,</span></span> Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) </span>buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.”</span></span> buyurarak <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Savm, 47),</span> bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir? </span></span><br />
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de;<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." </span></span>buyurulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/185). </span>Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 25)</span>. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi? </span></span><br />
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi? </span></span><br />
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir? </span></span><br />
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.<br />
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.<br />
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir? </span></span><br />
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.<br />
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.<br />
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.<br />
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir."</span></span> buyurmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17).</span> Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kusmakla Oruç Bozulur mu? </span></span><br />
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“ağız dolusu” </span></span>olması halinde, orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Sağlık Problemleri ve Oruç </span></span><br />
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).</span> Diğer taraftan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" </span></span>kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.<br />
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi? </span></span><br />
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." </span></span>buyrulmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184).</span><br />
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.<br />
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.<br />
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13</span></span>. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22).</span> Ayrıca Hz. Peygamber: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.''</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Savm, 24)</span> buyurmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi? </span></span><br />
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şafiî mezhebine göre;</span></span> kendisine yalnız kaza gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hanefi mezhebine göre ise</span></span>; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi? </span></span><br />
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15).</span> Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar? </span></span><br />
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi? </span></span><br />
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir? </span></span><br />
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25748</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:16:08 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=25748</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farz olan</span></span> Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vacip olan oruç; </span></span>Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müstehap olan oruçlar;</span> </span>Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haram olan oruçlar</span> </span>ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.<br />
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.<br />
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:</span></span><br />
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,<br />
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,<br />
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler</span></span><br />
1. Âdetli ve lohusa,<br />
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,<br />
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,<br />
4.Yolcu,<br />
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş<br />
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .<br />
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,<br />
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,<br />
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:</span></span><br />
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,<br />
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,<br />
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.<br />
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,<br />
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),<br />
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,<br />
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.<br />
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,<br />
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,<br />
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,<br />
11. Uyurken cima edilme,<br />
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,<br />
13. Yanılarak yeme,<br />
14. Zorla yedirilme.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farz olan</span></span> Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vacip olan oruç; </span></span>Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müstehap olan oruçlar;</span> </span>Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haram olan oruçlar</span> </span>ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.<br />
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.<br />
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:</span></span><br />
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,<br />
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,<br />
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler</span></span><br />
1. Âdetli ve lohusa,<br />
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,<br />
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,<br />
4.Yolcu,<br />
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş<br />
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .<br />
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,<br />
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,<br />
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:</span></span><br />
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,<br />
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,<br />
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.<br />
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,<br />
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),<br />
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,<br />
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.<br />
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,<br />
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,<br />
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,<br />
11. Uyurken cima edilme,<br />
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,<br />
13. Yanılarak yeme,<br />
14. Zorla yedirilme.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cuma Namazı - Cuma Namazının Farz olmasının Şartları]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=22036</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 20:50:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=22036</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma Namazı - Cuma Namazının Farz olmasının Şartları</span></span><br />
<br />
Cuma, Müslümanlar için mübarek bir gündür. Cuma namazı, şart-<br />
larını taşıyan kimselere farz-ı ayndır. Farz oluşu, Kitap, Sünnet ve İcma<br />
ile sabittir.<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: ْ<br />
ذٰلِكُم َۜ الْبَيْع وَذَرُوا ِ اللјه ِ ذِكْر اِلٰى فَاسْعَوْا ِ الْجُمُعَة ِ يَوْم ْ مِن ِ لِلصَّلٰوة َ نُودِي اِذَا اٰمَنُٓوا َ الَّذٖين اَيُّهَا ٓ َيَا<br />
تَعْلَمُون ْ كُنْتُم ْ اِن ْ لَكُم ٌ خَيْر<br />
“Ey İman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) za-<br />
man hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız,<br />
elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”54<br />
Abdest alıp camiye giden ve cuma namazını kılanlar hakkında Pey-<br />
gamberimiz şöyle buyuruyor: ِ<br />
الْجُمُعَة َ وَبَيْن ُ بَيْنَه مَا ُ لَه َ غُفِر َ وَأَنْصَت َ فَاسْتَمَع َ الْجُمُعَة أَتَى َّ ثُم َ الْوُضُوء َ فَأَحْسَن َٔ تَوَضَّا ْ مَن ٍ<br />
أَيَّام ِ ثَلاَثَة ُ وَزِيَادَة<br />
“Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra Cumaya gelir, susarak hutbeyi<br />
dinlerse, üç gün fazlasıyla bu cumadan diğer cumaya kadar olan zaman<br />
içindeki günahları bağışlanır.”55<br />
Cuma namazını terk edenler hakkında Peygamber Efendimiz çok<br />
önemli bir uyarıda bulunmuştur. Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Ömer,<br />
Peygamberimizin minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittiklerini<br />
söylediler:َ<br />
الْغَافِلِين َ مِن َّ لَيَكُونُن َّ ثُم ْ قُلُوبِهِم عَلَى ُ اللјه َّ لَيَخْتِمَن ْ أَو ِ الْجُمُعَات ُ وَدْعِهِم ْ عَن ٌ أَقْوَام َّ لَيَنْتَهِيَن<br />
“Herhangi bir cemaat ya cuma namazını terk etmekten sakınsınlar<br />
yahut da Allah Teala onların kalplerini mühürler de gaf i llerden olurlar.”56<br />
Cuma günü Müslümanlar için bir bayramdır. Bugün, yıkanıp te-<br />
mizlenmek, tırnakları kesmek, dişleri fırçalamak, güzel koku sürün-<br />
mek, iyi ve temiz elbiseleri giyerek camiye gitmek müstehabdır. Ezan<br />
okununca, cuma namazı kılmakla mükellef olanların işlerini bırakıp<br />
hemen camiye gitmeleri gerekir.<br />
Cuma namazının bir kimseye farz olması için Müslüman olmak,<br />
akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmaktan başka birtakım şartların daha<br />
bulunması lazımdır.<br />
Bunlar, cumanın farz olmasının şartları ile cumanın sahih olması-<br />
nın şartları olmak üzere iki çeşittir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Cuma Namazının Farz olmasının Şartları</span></span><br />
Bir kimseye cuma namazının farz olması için o kimsede altı şartın<br />
bulunması gerekir:<br />
1. Erkek olmak,<br />
2. Hür olmak,<br />
3. Mukim olmak,<br />
4. Sağlıklı olmak,<br />
5. Kör olmamak,<br />
6. Ayakları sağlam olmak.<br />
Bu şartlar kendisinde olmayan kimseye cuma namazı farz değildir.<br />
Buna göre, kadınlara, hürriyeti elinde olmayanlara, yolculara,<br />
hastalara, iki gözü kör olanlara, ayakları olmayan kötürümlere<br />
cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olanlar, camiye gidip cumayı kılarlarsa namazları sahih olur ve o günün öğle nama-<br />
zının yerine geçer.<br />
Kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve yolcunun cuma<br />
namazı kıldırması caizdir. Hastaya bakan bir kimse, bırakıp cumaya<br />
gittiği takdirde hastanın zarar görmesinden korkarsa cumaya gitme-<br />
yebilir.<br />
Camiye gidemeyecek durumda hasta olanlar ile camiye gittiği tak-<br />
dirde hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikeceğinden kor-<br />
kanlara da cuma namazı farz değildir. Yürüyemeyecek derecede düş-<br />
kün ihtiyarlar da böyledir.<br />
Bir ayağı kesik veya felçli olup da zorlanmadan yürüyebilen cumaya<br />
gider, yürüyemeyen ise gitmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları</span></span><br />
Bu şartlar da altıdır:<br />
1. Cuma namazı kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması.<br />
2. Cuma namazını devletçe görevlendirilen bir kişinin kıldırması.<br />
Büyük bir toplulukla eda edilen cuma namazını kıldırmak isteyen<br />
kişiler arasında, biri “ben kıldıracağım”, diğeri “ben kıldıracağım” diye<br />
anlaşmazlık çıkabileceği gibi, bir grup bir kişiyi öne sürerken diğer bir<br />
grup da başkasını öne sürmeye çalışabilir. Namazın vakit içinde hangi<br />
saatte kılınacağı hususunda da anlaşmazlığa düşebilirler.<br />
Bu sebeple, cuma kıldırmak yüzünden Müslümanlar arasında çıka-<br />
bilecek anlaşmazlıklara yol açmamak ve düzeni sağlamak için cumayı<br />
kıldıranın, devletçe görevlendirilen bir kişi olması gerekir.<br />
Herhangi bir sebeple izin almak mümkün olmadığı takdirde Müs-<br />
lümanlar, bir kişi üzerinde birlik yaparsa o kişinin kıldırdığı cuma<br />
namazı da zarurete binaen caiz olduğu gibi, yöneticileri Müslüman<br />
olmayan yerlerde de cuma ve bayram namazlarını kılmak caizdir.57<br />
3. Cuma namazının öğle vaktinde kılınması.<br />
Öğle vakti girmeden cuma namazı kılınamayacağı gibi, öğle vakti<br />
çıktıktan sonra da sahih olmaz.<br />
4. Namazdan önce hutbe okunması.<br />
Hutbenin, bir kişi bile olsa cemaat huzurunda okunması gerekir. Ce-<br />
maatin hasta veya misafir olması da yeterlidir. Başka cemaat bulunmayıp<br />
sadece kadın veya çocuk bulunması hâlinde hutbe sahih olmaz.<br />
5. Cuma kılınan yerin herkese açık olması.<br />
Çünkü cuma namazı İslam’ın şiarından ve dinin özelliklerindendir.<br />
Bu sebeple açıktan kılınması lazımdır.<br />
İmam namaz kılınan yerin kapısını kilitlese cuma namazı caiz ol-<br />
maz. Diğer insanların girmesine izin verilirse caiz olur. Bir kalenin ka-<br />
pısını düşman tehlikesi sebebiyle kilitlemek zarar vermez.<br />
6. İmamdan başka en az üç kişi cemaat bulunması.<br />
Hutbe okunurken hazır olan cemaat gider ve hutbe okunduktan<br />
sonra başka bir cemaat gelirse cuma namazı yine sahih olur. Cemaatin<br />
hasta ve yolculardan olması da caizdir. Çünkü bunlar imam olabildik-<br />
lerine göre cemaat da olabilirler.<br />
Ancak, başka cemaat bulunmayıp da, cemaat sadece kadın veya ço-<br />
cuklardan meydana gelirse, bunlarla cuma namazı caiz olmaz. Çünkü<br />
bunlar imamlık yapamaz. Hatta iki erkekle bir kadın veya bir çocuğun<br />
bulunması hâlinde de cuma namazı sahih olmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hutbe</span></span><br />
Hutbenin rüknü, Cenab-ı Hakk’ı zikretmekten ibarettir. Arapçadan<br />
başka bir dil ile de olabilir.<br />
Allah’a hamd, tesbih ve tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine ge-<br />
tirilmiş olur, fakat sünnet terk edildiği için mekruhtur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hutbenin sahih olmasının şartları:</span></span><br />
a) Hutbenin namazdan önce okunması,<br />
b) Hutbe kastıyla okunması,<br />
c) Vakit içinde olması,<br />
d) Hutbe okunurken cemaatten en az bir kişinin bulunması,<br />
e) Bu kişinin kendisi ile cuma namazı kılınır bir kimse olması,<br />
f) Hutbe ile namazın, namaza münafi bir iş ile ayrılmaması (yemek,<br />
içmek gibi).<br />
Hutbe ikidir, araları hafif bir oturuş ile ayrılır. Her birinde Allah’a<br />
hamdedilir. Kelime-i şehadet okunur ve salavat-ı şerife getirilir. Birinci<br />
hutbede ayet okunarak vaaz ve nasihat yapılır. İkinci hutbede mümin-<br />
lere dua edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Hutbenin Sünnetleri</span></span><br />
1. Hatibin, hutbeden önce minber tarafında bulunması,<br />
2. Minbere çıkınca oturması,<br />
3. Ezanın hatibin huzurunda okunması,<br />
4. Ezan okunduktan sonra hatibin her iki hutbeyi ayakta okuması<br />
(Özürsüz, hutbeyi oturarak veya yaslanarak okumak mekruhtur).<br />
5. Hutbeyi cemaate karşı okumak,<br />
6. Hutbeye —gizlice Eûzü Besmele çektikten sonra— Allah’a hamd<br />
ederek başlamak, şehadet kelimelerini okumak ve Peygamberimize<br />
salavat getirmek.<br />
7. Vaaz ve nasihat etmek,<br />
8. Kur’an’dan bir ayet okumak,<br />
9. İki hutbe okumak ve iki hutbenin arasında üç ayet okuyacak<br />
miktardan fazla olmamak üzere oturmak,<br />
10. İkinci hutbeye de Allah’a hamd ve Peygamberimize salavat ge-<br />
tirerek başlamak,<br />
11. Müslümanlara mağf iret, yardım ve afiyetle dua etmek,<br />
12. İkinci hutbede, sesini birinci hutbeden biraz daha alçaltmak,<br />
13. Her iki hutbeyi de fazla uzatmamak,<br />
14. Hutbe bitince ikamet getirmek.<br />
Hutbe okunurken konuşmak mekruh olduğu gibi, konuşana sus-<br />
masını söylemek de mekruhtur.<br />
Hatibin minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya ka-<br />
dar, konuşmak, konuşana sus demek, Kur’an okumak, salat ve selam<br />
getirmek (Peygamberimize salat ve selam getirilmesi gereken durum<br />
olursa, bunu içinden getirir), tesbih çekmek, verilen selamı almak, ye-<br />
mek ve içmek gibi hutbeyi dinlemeye engel olan şeyler mekruhtur.<br />
Görülen bir yanlışı baş, göz ve el işareti ile düzeltmeye çalışmak mek-<br />
ruh değildir. Hutbe okunurken namaz kılmak da mekruhtur. Hatip<br />
minbere çıkmadan önce cumanın ilk sünnetine başlayan kimse, hatip<br />
henüz hutbeyi okumaya başlamamış ise vaciblerini yerine getirerek<br />
namazı hemen tamamlamalıdır. Hutbe okunurken istediği gibi oturu-<br />
labilir, ancak namazda oturur gibi oturmak müstehabdır.<br />
Bir özür sebebiyle cuma namazına gidemeyenlerin (hasta, yolcu ve<br />
hapiste olan kimseler gibi) cuma günü öğle namazını, cuma namazı<br />
kılındıktan sonra kılmaları müstehabdır. Cumadan önce kılmaları ise<br />
mekruhtur.<br />
Bir özürden dolayı cumaya gidemeyen veya özürsüz olarak git-<br />
meyenlerin cuma günü, cuma kılınan yerde öğle namazını cemaatle<br />
kılmaları mekruhtur. Cuma kılınmayan köy ve kırlarda ise mekruh<br />
değildir.<br />
Cuma namazında imama ikinci rekâtın oturuşunda yetişen kimse, imam<br />
selam verdikten sonra cumayı tamamlar ve cumaya yetişmiş sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Cuma Namazının Kılınışı</span></span><br />
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet<br />
olmak üzere on rekâttır.<br />
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rekât<br />
olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası<br />
için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”<br />
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât<br />
sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra hatip minbere çıkar ve otu-<br />
rur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan daha okunur. Hutbe bitince<br />
ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır. İmamın ar-<br />
kasındaki cemaat şöyle niyet eder: “Niyet ettim Allah rızası için bu-<br />
günkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama.”<br />
Farzdan sonra cumanın dört rekât son sünneti kılınır. Bunun kılı-<br />
nışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah<br />
rızası için cumanın son sünnetini kılmaya.”<br />
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Zuhr-i Âhir Namazı</span></span><br />
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılı-<br />
namayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır.<br />
Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden<br />
fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır.<br />
Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir<br />
camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde<br />
ancak iki camide kılınabilir.<br />
Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor. Bu<br />
imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde<br />
namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların<br />
namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce<br />
kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz.<br />
Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazı-<br />
nın caiz olması şüpheli hâle gelmiştir.<br />
Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihti-<br />
yaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât<br />
namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.<br />
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve<br />
bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar:<br />
“Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki<br />
delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede<br />
en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz ol-<br />
masıdır” demişlerdir.<br />
Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiği-<br />
ne göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur.<br />
Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir. Bu sebeple,<br />
cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir = son<br />
öğle” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir.<br />
Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca<br />
öğle namazı kılınmaz. Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir en-<br />
gel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir=son öğle” ile iki rekât<br />
da vakit sünneti kılar.<br />
Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yeti-<br />
şip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir.<br />
Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber,<br />
sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure<br />
okunması daha iyi olur.<br />
İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah<br />
rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının<br />
sünneti gibi kılınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar :</span></span><br />
<br />
54 62/Cuma, 9.<br />
55 Müslim, “Cuma”, 8<br />
56 Müslim, “Cuma”, 12.<br />
57 Tahtâvî, Haşiyetü’t-Tahtâvî ale’l-merâki’l-felâh, s. 331; İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, I, 540;<br />
el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 146.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak :</span></span><br />
<br />
Diyanet İslam İlmihali</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cuma Namazı - Cuma Namazının Farz olmasının Şartları</span></span><br />
<br />
Cuma, Müslümanlar için mübarek bir gündür. Cuma namazı, şart-<br />
larını taşıyan kimselere farz-ı ayndır. Farz oluşu, Kitap, Sünnet ve İcma<br />
ile sabittir.<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: ْ<br />
ذٰلِكُم َۜ الْبَيْع وَذَرُوا ِ اللјه ِ ذِكْر اِلٰى فَاسْعَوْا ِ الْجُمُعَة ِ يَوْم ْ مِن ِ لِلصَّلٰوة َ نُودِي اِذَا اٰمَنُٓوا َ الَّذٖين اَيُّهَا ٓ َيَا<br />
تَعْلَمُون ْ كُنْتُم ْ اِن ْ لَكُم ٌ خَيْر<br />
“Ey İman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) za-<br />
man hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız,<br />
elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”54<br />
Abdest alıp camiye giden ve cuma namazını kılanlar hakkında Pey-<br />
gamberimiz şöyle buyuruyor: ِ<br />
الْجُمُعَة َ وَبَيْن ُ بَيْنَه مَا ُ لَه َ غُفِر َ وَأَنْصَت َ فَاسْتَمَع َ الْجُمُعَة أَتَى َّ ثُم َ الْوُضُوء َ فَأَحْسَن َٔ تَوَضَّا ْ مَن ٍ<br />
أَيَّام ِ ثَلاَثَة ُ وَزِيَادَة<br />
“Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra Cumaya gelir, susarak hutbeyi<br />
dinlerse, üç gün fazlasıyla bu cumadan diğer cumaya kadar olan zaman<br />
içindeki günahları bağışlanır.”55<br />
Cuma namazını terk edenler hakkında Peygamber Efendimiz çok<br />
önemli bir uyarıda bulunmuştur. Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Ömer,<br />
Peygamberimizin minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittiklerini<br />
söylediler:َ<br />
الْغَافِلِين َ مِن َّ لَيَكُونُن َّ ثُم ْ قُلُوبِهِم عَلَى ُ اللјه َّ لَيَخْتِمَن ْ أَو ِ الْجُمُعَات ُ وَدْعِهِم ْ عَن ٌ أَقْوَام َّ لَيَنْتَهِيَن<br />
“Herhangi bir cemaat ya cuma namazını terk etmekten sakınsınlar<br />
yahut da Allah Teala onların kalplerini mühürler de gaf i llerden olurlar.”56<br />
Cuma günü Müslümanlar için bir bayramdır. Bugün, yıkanıp te-<br />
mizlenmek, tırnakları kesmek, dişleri fırçalamak, güzel koku sürün-<br />
mek, iyi ve temiz elbiseleri giyerek camiye gitmek müstehabdır. Ezan<br />
okununca, cuma namazı kılmakla mükellef olanların işlerini bırakıp<br />
hemen camiye gitmeleri gerekir.<br />
Cuma namazının bir kimseye farz olması için Müslüman olmak,<br />
akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmaktan başka birtakım şartların daha<br />
bulunması lazımdır.<br />
Bunlar, cumanın farz olmasının şartları ile cumanın sahih olması-<br />
nın şartları olmak üzere iki çeşittir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Cuma Namazının Farz olmasının Şartları</span></span><br />
Bir kimseye cuma namazının farz olması için o kimsede altı şartın<br />
bulunması gerekir:<br />
1. Erkek olmak,<br />
2. Hür olmak,<br />
3. Mukim olmak,<br />
4. Sağlıklı olmak,<br />
5. Kör olmamak,<br />
6. Ayakları sağlam olmak.<br />
Bu şartlar kendisinde olmayan kimseye cuma namazı farz değildir.<br />
Buna göre, kadınlara, hürriyeti elinde olmayanlara, yolculara,<br />
hastalara, iki gözü kör olanlara, ayakları olmayan kötürümlere<br />
cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olanlar, camiye gidip cumayı kılarlarsa namazları sahih olur ve o günün öğle nama-<br />
zının yerine geçer.<br />
Kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve yolcunun cuma<br />
namazı kıldırması caizdir. Hastaya bakan bir kimse, bırakıp cumaya<br />
gittiği takdirde hastanın zarar görmesinden korkarsa cumaya gitme-<br />
yebilir.<br />
Camiye gidemeyecek durumda hasta olanlar ile camiye gittiği tak-<br />
dirde hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikeceğinden kor-<br />
kanlara da cuma namazı farz değildir. Yürüyemeyecek derecede düş-<br />
kün ihtiyarlar da böyledir.<br />
Bir ayağı kesik veya felçli olup da zorlanmadan yürüyebilen cumaya<br />
gider, yürüyemeyen ise gitmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları</span></span><br />
Bu şartlar da altıdır:<br />
1. Cuma namazı kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması.<br />
2. Cuma namazını devletçe görevlendirilen bir kişinin kıldırması.<br />
Büyük bir toplulukla eda edilen cuma namazını kıldırmak isteyen<br />
kişiler arasında, biri “ben kıldıracağım”, diğeri “ben kıldıracağım” diye<br />
anlaşmazlık çıkabileceği gibi, bir grup bir kişiyi öne sürerken diğer bir<br />
grup da başkasını öne sürmeye çalışabilir. Namazın vakit içinde hangi<br />
saatte kılınacağı hususunda da anlaşmazlığa düşebilirler.<br />
Bu sebeple, cuma kıldırmak yüzünden Müslümanlar arasında çıka-<br />
bilecek anlaşmazlıklara yol açmamak ve düzeni sağlamak için cumayı<br />
kıldıranın, devletçe görevlendirilen bir kişi olması gerekir.<br />
Herhangi bir sebeple izin almak mümkün olmadığı takdirde Müs-<br />
lümanlar, bir kişi üzerinde birlik yaparsa o kişinin kıldırdığı cuma<br />
namazı da zarurete binaen caiz olduğu gibi, yöneticileri Müslüman<br />
olmayan yerlerde de cuma ve bayram namazlarını kılmak caizdir.57<br />
3. Cuma namazının öğle vaktinde kılınması.<br />
Öğle vakti girmeden cuma namazı kılınamayacağı gibi, öğle vakti<br />
çıktıktan sonra da sahih olmaz.<br />
4. Namazdan önce hutbe okunması.<br />
Hutbenin, bir kişi bile olsa cemaat huzurunda okunması gerekir. Ce-<br />
maatin hasta veya misafir olması da yeterlidir. Başka cemaat bulunmayıp<br />
sadece kadın veya çocuk bulunması hâlinde hutbe sahih olmaz.<br />
5. Cuma kılınan yerin herkese açık olması.<br />
Çünkü cuma namazı İslam’ın şiarından ve dinin özelliklerindendir.<br />
Bu sebeple açıktan kılınması lazımdır.<br />
İmam namaz kılınan yerin kapısını kilitlese cuma namazı caiz ol-<br />
maz. Diğer insanların girmesine izin verilirse caiz olur. Bir kalenin ka-<br />
pısını düşman tehlikesi sebebiyle kilitlemek zarar vermez.<br />
6. İmamdan başka en az üç kişi cemaat bulunması.<br />
Hutbe okunurken hazır olan cemaat gider ve hutbe okunduktan<br />
sonra başka bir cemaat gelirse cuma namazı yine sahih olur. Cemaatin<br />
hasta ve yolculardan olması da caizdir. Çünkü bunlar imam olabildik-<br />
lerine göre cemaat da olabilirler.<br />
Ancak, başka cemaat bulunmayıp da, cemaat sadece kadın veya ço-<br />
cuklardan meydana gelirse, bunlarla cuma namazı caiz olmaz. Çünkü<br />
bunlar imamlık yapamaz. Hatta iki erkekle bir kadın veya bir çocuğun<br />
bulunması hâlinde de cuma namazı sahih olmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hutbe</span></span><br />
Hutbenin rüknü, Cenab-ı Hakk’ı zikretmekten ibarettir. Arapçadan<br />
başka bir dil ile de olabilir.<br />
Allah’a hamd, tesbih ve tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine ge-<br />
tirilmiş olur, fakat sünnet terk edildiği için mekruhtur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hutbenin sahih olmasının şartları:</span></span><br />
a) Hutbenin namazdan önce okunması,<br />
b) Hutbe kastıyla okunması,<br />
c) Vakit içinde olması,<br />
d) Hutbe okunurken cemaatten en az bir kişinin bulunması,<br />
e) Bu kişinin kendisi ile cuma namazı kılınır bir kimse olması,<br />
f) Hutbe ile namazın, namaza münafi bir iş ile ayrılmaması (yemek,<br />
içmek gibi).<br />
Hutbe ikidir, araları hafif bir oturuş ile ayrılır. Her birinde Allah’a<br />
hamdedilir. Kelime-i şehadet okunur ve salavat-ı şerife getirilir. Birinci<br />
hutbede ayet okunarak vaaz ve nasihat yapılır. İkinci hutbede mümin-<br />
lere dua edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Hutbenin Sünnetleri</span></span><br />
1. Hatibin, hutbeden önce minber tarafında bulunması,<br />
2. Minbere çıkınca oturması,<br />
3. Ezanın hatibin huzurunda okunması,<br />
4. Ezan okunduktan sonra hatibin her iki hutbeyi ayakta okuması<br />
(Özürsüz, hutbeyi oturarak veya yaslanarak okumak mekruhtur).<br />
5. Hutbeyi cemaate karşı okumak,<br />
6. Hutbeye —gizlice Eûzü Besmele çektikten sonra— Allah’a hamd<br />
ederek başlamak, şehadet kelimelerini okumak ve Peygamberimize<br />
salavat getirmek.<br />
7. Vaaz ve nasihat etmek,<br />
8. Kur’an’dan bir ayet okumak,<br />
9. İki hutbe okumak ve iki hutbenin arasında üç ayet okuyacak<br />
miktardan fazla olmamak üzere oturmak,<br />
10. İkinci hutbeye de Allah’a hamd ve Peygamberimize salavat ge-<br />
tirerek başlamak,<br />
11. Müslümanlara mağf iret, yardım ve afiyetle dua etmek,<br />
12. İkinci hutbede, sesini birinci hutbeden biraz daha alçaltmak,<br />
13. Her iki hutbeyi de fazla uzatmamak,<br />
14. Hutbe bitince ikamet getirmek.<br />
Hutbe okunurken konuşmak mekruh olduğu gibi, konuşana sus-<br />
masını söylemek de mekruhtur.<br />
Hatibin minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya ka-<br />
dar, konuşmak, konuşana sus demek, Kur’an okumak, salat ve selam<br />
getirmek (Peygamberimize salat ve selam getirilmesi gereken durum<br />
olursa, bunu içinden getirir), tesbih çekmek, verilen selamı almak, ye-<br />
mek ve içmek gibi hutbeyi dinlemeye engel olan şeyler mekruhtur.<br />
Görülen bir yanlışı baş, göz ve el işareti ile düzeltmeye çalışmak mek-<br />
ruh değildir. Hutbe okunurken namaz kılmak da mekruhtur. Hatip<br />
minbere çıkmadan önce cumanın ilk sünnetine başlayan kimse, hatip<br />
henüz hutbeyi okumaya başlamamış ise vaciblerini yerine getirerek<br />
namazı hemen tamamlamalıdır. Hutbe okunurken istediği gibi oturu-<br />
labilir, ancak namazda oturur gibi oturmak müstehabdır.<br />
Bir özür sebebiyle cuma namazına gidemeyenlerin (hasta, yolcu ve<br />
hapiste olan kimseler gibi) cuma günü öğle namazını, cuma namazı<br />
kılındıktan sonra kılmaları müstehabdır. Cumadan önce kılmaları ise<br />
mekruhtur.<br />
Bir özürden dolayı cumaya gidemeyen veya özürsüz olarak git-<br />
meyenlerin cuma günü, cuma kılınan yerde öğle namazını cemaatle<br />
kılmaları mekruhtur. Cuma kılınmayan köy ve kırlarda ise mekruh<br />
değildir.<br />
Cuma namazında imama ikinci rekâtın oturuşunda yetişen kimse, imam<br />
selam verdikten sonra cumayı tamamlar ve cumaya yetişmiş sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Cuma Namazının Kılınışı</span></span><br />
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet<br />
olmak üzere on rekâttır.<br />
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rekât<br />
olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası<br />
için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”<br />
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât<br />
sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra hatip minbere çıkar ve otu-<br />
rur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan daha okunur. Hutbe bitince<br />
ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır. İmamın ar-<br />
kasındaki cemaat şöyle niyet eder: “Niyet ettim Allah rızası için bu-<br />
günkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama.”<br />
Farzdan sonra cumanın dört rekât son sünneti kılınır. Bunun kılı-<br />
nışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah<br />
rızası için cumanın son sünnetini kılmaya.”<br />
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Zuhr-i Âhir Namazı</span></span><br />
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılı-<br />
namayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır.<br />
Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden<br />
fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır.<br />
Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir<br />
camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde<br />
ancak iki camide kılınabilir.<br />
Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor. Bu<br />
imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde<br />
namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların<br />
namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce<br />
kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz.<br />
Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazı-<br />
nın caiz olması şüpheli hâle gelmiştir.<br />
Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihti-<br />
yaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât<br />
namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.<br />
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve<br />
bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar:<br />
“Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki<br />
delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede<br />
en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz ol-<br />
masıdır” demişlerdir.<br />
Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiği-<br />
ne göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur.<br />
Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir. Bu sebeple,<br />
cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir = son<br />
öğle” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir.<br />
Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca<br />
öğle namazı kılınmaz. Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir en-<br />
gel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir=son öğle” ile iki rekât<br />
da vakit sünneti kılar.<br />
Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yeti-<br />
şip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir.<br />
Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber,<br />
sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure<br />
okunması daha iyi olur.<br />
İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah<br />
rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının<br />
sünneti gibi kılınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar :</span></span><br />
<br />
54 62/Cuma, 9.<br />
55 Müslim, “Cuma”, 8<br />
56 Müslim, “Cuma”, 12.<br />
57 Tahtâvî, Haşiyetü’t-Tahtâvî ale’l-merâki’l-felâh, s. 331; İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, I, 540;<br />
el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 146.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak :</span></span><br />
<br />
Diyanet İslam İlmihali</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İmamda Aranan Nitelikler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=22035</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 20:42:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=22035</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İmamda Aranan Nitelikler</span></span><br />
<br />
İmam, cemaate namaz kıldıran kişi demektir. Bir kimsenin cemaate<br />
namaz kıldırabilmesi için kendisinde yedi şartın bulunması lazımdır.<br />
Bunlar:<br />
1. Müslüman olmak.<br />
2. Ergenlik çağına gelmiş olmak.<br />
Ergenlik çağına gelmemiş bir çocuğun peşinde namaz kılmak caiz<br />
değildir.<br />
3. Akıllı olmak.<br />
Aklı başında olmayan kişinin namazı sahih olmadığı için böyle bir<br />
kimsenin imamlık yapması da caiz değildir. Deli ve sarhoş gibi.<br />
4. Erkek olmak.<br />
Erkeklerin kadına uyarak namaz kılmaları sahih değildir. Yani ka-<br />
dın, erkeklere imamlık yapamaz. Kadınların kendi aralarında cemaatle<br />
namaz kılmaları da mekruhtur. Şayet cemaat hâlinde kılacak olurlarsa<br />
imamlık yapan kadın önde değil, aralarında durur.<br />
5. Namaz sahih olacak kadar Kur’an ezberlemiş olmak.<br />
6. Kendisinde bir özür olmamak.<br />
Özürlü olan kişinin zarurete binaen kendi namazı sahihtir, başkası-<br />
na imam olamaz. Ancak kendisi gibi aynı özrü taşıyana namaz kıldıra-<br />
bilir. Peltek olan kimse, peltek olmayana imamlık yapamaz.<br />
7. Namazın şartlarından birinin ortadan kalkmaması.<br />
Mesela, necasetten temizlik namazın şartlarındandır. Üzerinde na-<br />
maza engel olacak miktarda pislik olup da onu temizleyecek bir şey<br />
bulamayan kimse, temiz olan bir kişiye imam olamaz.<br />
Bir yerde görevli imam bulunmadığı takdirde toplanan cemaate, iç-<br />
lerinden biri imamlık yapar. Böyle bir durumda imamlık yapabilecek<br />
veya imamlık yapmak isteyen kişiler birden çok olursa, imam olacak<br />
kimsede saydığımız şartlardan başka birtakım nitelikler de aranır.<br />
Namaza ait hükümleri en iyi bilen imam olmaya daha layıktır. Bun-<br />
da eşitlik olursa Kur’an okumayı daha iyi bilen, bunda da eşitlik olur-<br />
sa haramlardan ve şüpheli şeylerden daha çok sakınan, aynı seviyede<br />
kimselerin bulunması hâlinde sırasıyla, daha yaşlı, ahlakı daha iyi,<br />
yüzü daha güzel, daha şerefli bir soya sahip, sesi daha güzel ve üstü<br />
başı daha temiz olan tercih edilir. Bunların hepsinde eşitlik olursa ara-<br />
larında kur’a çekilir.<br />
Bir yerde görevli imam bulunursa namazı o kıldırır. Arkasındaki<br />
cemaatte kendisinden daha bilgili ve güzel Kur’an okuyan olsa bile<br />
namaz kıldırmak görevli imamın hakkıdır. Ancak imam isterse cema-<br />
atten ehil birisini namaz kıldırmak üzere öne geçirebilir.<br />
Cahil ve fasıkın imamlık yapması mekruhtur. Kör olan bir kimsenin<br />
imam olması mekruh değildir. Fakat gören kimse bulunduğu takdirde<br />
görmeyenin kıldırması tenzihen mekruh olur. Babası belli olmayan gayri<br />
meşru çocuğun da (böyleleri genellikle eğitimsiz olacakları için) imamlık<br />
yapması mekruhtur. Ancak bilgili ve takva sahibi ise mekruh değildir.<br />
İmamda bulunan bir kötülükten dolayı onu cemaat istemezse ima-<br />
mın o cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Eğer kendisinde bir kö-<br />
tülük bulunmaz veya kendinden daha layık birisi yoksa imamlık yap-<br />
ması mekruh olmaz.<br />
<br />
İmamın, cemaati bıktıracak şekilde namazı uzatması mekruhtur.<br />
Çünkü bu, cemaatin dağılmasına sebep olur.<br />
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:<br />
صَلَّى وَإِذَا وَالْكَبِيرَ، َ وَالسَّقِيم َ الضَّعِيف ُ مِنْهُم َّ فَإِن فَلْيُخَفِّفْ، ِ لِلنَّاس ْ أَحَدُكُم صَلَّى َإِذَا<br />
شَاء مَا ْ فَلْيُطَوِّل ِ لِنَفْسِه ْ أَحَدُكُم<br />
“Kim insanlara imamlık yaparsa hafi f kıldırsın. Çünkü içlerinde zayıf<br />
olanı var, hasta olanı ve yaşlısı var. Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar<br />
uzatsın.”52<br />
Namazda imama uymanın sahih olması için birtakım şartlar vardır.<br />
Bunlar:<br />
1. Namaza başlarken hem namaza, hem de imama uymaya niyet<br />
etmek.<br />
İmamın, kendisine uyan kadınların namazlarının sahih olabilmesi<br />
için imam olduğuna niyet etmesi gerekir.<br />
2. İmamın cemaatin ilerisinde bulunması.<br />
Yani imamın ökçesi kendisine uyan kişinin ökçesinden ileride<br />
olması.53 Bu, imama uyanın bir kişi olması hâlindedir. İmama uyanlar<br />
birden fazla ise imamın arkasında dururlar.<br />
3. İmam, kıldığı namazın durumu itibariyle cemaatten aşağı olmamak.<br />
İmamın nafile, cemaatin farz kılması hâlinde, farz kılan cemaat, na-<br />
file kılan imama uyamaz.<br />
4. İmamın kıldığı farz, cemaatin kıldığı farzdan başka olmamak.<br />
Mesela, biri öğlenin, diğeri ikindinin farzını veya biri bu günün<br />
öğlesini, diğeri başka bir günün öğlesini kılsa farz olarak sahih olmaz.<br />
5. İmam ile ona uyan cemaat arasında kayık geçebilecek büyüklük-<br />
te bir nehir ve araba geçecek genişlikte yol olmamak. Burada namaza<br />
engel olan, iki saf sığacak kadar bir açıklık bulunmasıdır. Eğer yol<br />
saflarla dolup, arada araba geçecek yol kalmamış ise namaz caizdir.<br />
Cami içinde birkaç saf açıklık olsa bile imama uyarak namaz kılınabi-<br />
lir. Caminin çevresi de cami hükmündedir.<br />
6. İmam ile cemaat arasının kadın safı ile ayrılmaması.<br />
7. Cemaatin, imamın namazdaki hareketlerini anlamasına engel<br />
olacak, arada yüksek bir duvar bulunmaması.<br />
İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareket-<br />
lerini anlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini<br />
de duymayan kimse cemaatten bazılarını görür veya cemaatten tekbir<br />
getiren kişinin tekbirini duyarsa yine imama uyması caizdir.<br />
Şöyle ki: Bir kimse namazdaki intikal tekbirlerini ya imamdan veya<br />
tekbirleri uzakta olanlara duyuran bir muktediden işitirse, camiye biti-<br />
şik olan evinin damında veya camiye bitişik olup arada duvar bulunan<br />
evinin içinde camideki imama uyabilir. Kendisi evin damında, imam<br />
evin içinde olduğu takdirde veya evi camiye bitişik olmadığı hâlde<br />
cami ile evin arasında imama uymaya mani bir araba yolu olmadığı<br />
takdirde tekbirleri duyup imamın namazdaki hareketlerini bilirse yine<br />
imama uyması caizdir.<br />
8. Başka mezhebe mensup bir imamdan kan akmak veya ağız dolu-<br />
su kusmuk gibi kendi mezhebine göre abdesti bozan bir şey meydana<br />
geldiğini gördüğü hâlde, imamın yeniden abdest aldığını bilmemek.<br />
Bir kimse, başka mezhepten olan imamın arkasında namaz kılabilir.<br />
Ancak kendi mezhebine göre namazı bozan bir şeyin imamda bulun-<br />
maması gerekir. Eğer kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyi<br />
imamda görürse ona uyup namaz kılması sahih olmaz.<br />
Sabah namazında, Şafii mezhebinden olan imama uyan Hanefi<br />
mezhebine mensup bir kimse, —Şafiiler sabah namazının ikinci rekâtı-<br />
nın rükûundan sonra Kunut duası okurken— susar ve ellerini yanlarına<br />
salıverir ve bekler.<br />
Abdestlinin teyemmüm edene, abdestte ayaklarını yıkayanın<br />
ayaklarındaki mestler üzerine mesh edene, ayakta kılanın namazını<br />
oturarak kılana, boyu doğru olanın rükû derecesinde kambur olana<br />
uyması sahihtir.<br />
Rükû ve secdeleri yaparak kılan kimse ima ile kılana uyamaz.<br />
Özürsüz olanın özürlüye uyması caiz olmaz. Erkeklerin kadına veya<br />
çocuğa uymaları caiz değildir. Okuyuşu iyi olan kimse, ümmi olana<br />
(yani namaz sahih olacak kadar Kur’an okuyamayan) uyamaz. Ümmi<br />
olan, ümmi olanlara namaz kıldırabilir. Ümmi olan dilsiz olan kişiye<br />
uyamaz.<br />
Farz kılan kimse nafile kılana, bir farz namazı kılan başka farzı kı-<br />
lana uyamaz. Ancak nafile kılan farz kılana uyabilir. Bir imama uyup<br />
namaz kılan kimse, sonradan imamın abdestsiz olduğunu öğrenirse<br />
namazı yeniden kılar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dipnotlar</span></span><br />
<br />
52 Buhârî, “Ezân”, 21; Müslim, “Salât”, 37.<br />
53 Maliki mezhebine göre, imamın önünde bulunanların namazı sahihtir. Ancak bir zorunlu-<br />
luk olmadan cemaatin imamın önüne geçmesi mekruhtur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :</span></span><br />
<br />
Diyanet İslam İlmihali</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İmamda Aranan Nitelikler</span></span><br />
<br />
İmam, cemaate namaz kıldıran kişi demektir. Bir kimsenin cemaate<br />
namaz kıldırabilmesi için kendisinde yedi şartın bulunması lazımdır.<br />
Bunlar:<br />
1. Müslüman olmak.<br />
2. Ergenlik çağına gelmiş olmak.<br />
Ergenlik çağına gelmemiş bir çocuğun peşinde namaz kılmak caiz<br />
değildir.<br />
3. Akıllı olmak.<br />
Aklı başında olmayan kişinin namazı sahih olmadığı için böyle bir<br />
kimsenin imamlık yapması da caiz değildir. Deli ve sarhoş gibi.<br />
4. Erkek olmak.<br />
Erkeklerin kadına uyarak namaz kılmaları sahih değildir. Yani ka-<br />
dın, erkeklere imamlık yapamaz. Kadınların kendi aralarında cemaatle<br />
namaz kılmaları da mekruhtur. Şayet cemaat hâlinde kılacak olurlarsa<br />
imamlık yapan kadın önde değil, aralarında durur.<br />
5. Namaz sahih olacak kadar Kur’an ezberlemiş olmak.<br />
6. Kendisinde bir özür olmamak.<br />
Özürlü olan kişinin zarurete binaen kendi namazı sahihtir, başkası-<br />
na imam olamaz. Ancak kendisi gibi aynı özrü taşıyana namaz kıldıra-<br />
bilir. Peltek olan kimse, peltek olmayana imamlık yapamaz.<br />
7. Namazın şartlarından birinin ortadan kalkmaması.<br />
Mesela, necasetten temizlik namazın şartlarındandır. Üzerinde na-<br />
maza engel olacak miktarda pislik olup da onu temizleyecek bir şey<br />
bulamayan kimse, temiz olan bir kişiye imam olamaz.<br />
Bir yerde görevli imam bulunmadığı takdirde toplanan cemaate, iç-<br />
lerinden biri imamlık yapar. Böyle bir durumda imamlık yapabilecek<br />
veya imamlık yapmak isteyen kişiler birden çok olursa, imam olacak<br />
kimsede saydığımız şartlardan başka birtakım nitelikler de aranır.<br />
Namaza ait hükümleri en iyi bilen imam olmaya daha layıktır. Bun-<br />
da eşitlik olursa Kur’an okumayı daha iyi bilen, bunda da eşitlik olur-<br />
sa haramlardan ve şüpheli şeylerden daha çok sakınan, aynı seviyede<br />
kimselerin bulunması hâlinde sırasıyla, daha yaşlı, ahlakı daha iyi,<br />
yüzü daha güzel, daha şerefli bir soya sahip, sesi daha güzel ve üstü<br />
başı daha temiz olan tercih edilir. Bunların hepsinde eşitlik olursa ara-<br />
larında kur’a çekilir.<br />
Bir yerde görevli imam bulunursa namazı o kıldırır. Arkasındaki<br />
cemaatte kendisinden daha bilgili ve güzel Kur’an okuyan olsa bile<br />
namaz kıldırmak görevli imamın hakkıdır. Ancak imam isterse cema-<br />
atten ehil birisini namaz kıldırmak üzere öne geçirebilir.<br />
Cahil ve fasıkın imamlık yapması mekruhtur. Kör olan bir kimsenin<br />
imam olması mekruh değildir. Fakat gören kimse bulunduğu takdirde<br />
görmeyenin kıldırması tenzihen mekruh olur. Babası belli olmayan gayri<br />
meşru çocuğun da (böyleleri genellikle eğitimsiz olacakları için) imamlık<br />
yapması mekruhtur. Ancak bilgili ve takva sahibi ise mekruh değildir.<br />
İmamda bulunan bir kötülükten dolayı onu cemaat istemezse ima-<br />
mın o cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Eğer kendisinde bir kö-<br />
tülük bulunmaz veya kendinden daha layık birisi yoksa imamlık yap-<br />
ması mekruh olmaz.<br />
<br />
İmamın, cemaati bıktıracak şekilde namazı uzatması mekruhtur.<br />
Çünkü bu, cemaatin dağılmasına sebep olur.<br />
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:<br />
صَلَّى وَإِذَا وَالْكَبِيرَ، َ وَالسَّقِيم َ الضَّعِيف ُ مِنْهُم َّ فَإِن فَلْيُخَفِّفْ، ِ لِلنَّاس ْ أَحَدُكُم صَلَّى َإِذَا<br />
شَاء مَا ْ فَلْيُطَوِّل ِ لِنَفْسِه ْ أَحَدُكُم<br />
“Kim insanlara imamlık yaparsa hafi f kıldırsın. Çünkü içlerinde zayıf<br />
olanı var, hasta olanı ve yaşlısı var. Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar<br />
uzatsın.”52<br />
Namazda imama uymanın sahih olması için birtakım şartlar vardır.<br />
Bunlar:<br />
1. Namaza başlarken hem namaza, hem de imama uymaya niyet<br />
etmek.<br />
İmamın, kendisine uyan kadınların namazlarının sahih olabilmesi<br />
için imam olduğuna niyet etmesi gerekir.<br />
2. İmamın cemaatin ilerisinde bulunması.<br />
Yani imamın ökçesi kendisine uyan kişinin ökçesinden ileride<br />
olması.53 Bu, imama uyanın bir kişi olması hâlindedir. İmama uyanlar<br />
birden fazla ise imamın arkasında dururlar.<br />
3. İmam, kıldığı namazın durumu itibariyle cemaatten aşağı olmamak.<br />
İmamın nafile, cemaatin farz kılması hâlinde, farz kılan cemaat, na-<br />
file kılan imama uyamaz.<br />
4. İmamın kıldığı farz, cemaatin kıldığı farzdan başka olmamak.<br />
Mesela, biri öğlenin, diğeri ikindinin farzını veya biri bu günün<br />
öğlesini, diğeri başka bir günün öğlesini kılsa farz olarak sahih olmaz.<br />
5. İmam ile ona uyan cemaat arasında kayık geçebilecek büyüklük-<br />
te bir nehir ve araba geçecek genişlikte yol olmamak. Burada namaza<br />
engel olan, iki saf sığacak kadar bir açıklık bulunmasıdır. Eğer yol<br />
saflarla dolup, arada araba geçecek yol kalmamış ise namaz caizdir.<br />
Cami içinde birkaç saf açıklık olsa bile imama uyarak namaz kılınabi-<br />
lir. Caminin çevresi de cami hükmündedir.<br />
6. İmam ile cemaat arasının kadın safı ile ayrılmaması.<br />
7. Cemaatin, imamın namazdaki hareketlerini anlamasına engel<br />
olacak, arada yüksek bir duvar bulunmaması.<br />
İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareket-<br />
lerini anlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini<br />
de duymayan kimse cemaatten bazılarını görür veya cemaatten tekbir<br />
getiren kişinin tekbirini duyarsa yine imama uyması caizdir.<br />
Şöyle ki: Bir kimse namazdaki intikal tekbirlerini ya imamdan veya<br />
tekbirleri uzakta olanlara duyuran bir muktediden işitirse, camiye biti-<br />
şik olan evinin damında veya camiye bitişik olup arada duvar bulunan<br />
evinin içinde camideki imama uyabilir. Kendisi evin damında, imam<br />
evin içinde olduğu takdirde veya evi camiye bitişik olmadığı hâlde<br />
cami ile evin arasında imama uymaya mani bir araba yolu olmadığı<br />
takdirde tekbirleri duyup imamın namazdaki hareketlerini bilirse yine<br />
imama uyması caizdir.<br />
8. Başka mezhebe mensup bir imamdan kan akmak veya ağız dolu-<br />
su kusmuk gibi kendi mezhebine göre abdesti bozan bir şey meydana<br />
geldiğini gördüğü hâlde, imamın yeniden abdest aldığını bilmemek.<br />
Bir kimse, başka mezhepten olan imamın arkasında namaz kılabilir.<br />
Ancak kendi mezhebine göre namazı bozan bir şeyin imamda bulun-<br />
maması gerekir. Eğer kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyi<br />
imamda görürse ona uyup namaz kılması sahih olmaz.<br />
Sabah namazında, Şafii mezhebinden olan imama uyan Hanefi<br />
mezhebine mensup bir kimse, —Şafiiler sabah namazının ikinci rekâtı-<br />
nın rükûundan sonra Kunut duası okurken— susar ve ellerini yanlarına<br />
salıverir ve bekler.<br />
Abdestlinin teyemmüm edene, abdestte ayaklarını yıkayanın<br />
ayaklarındaki mestler üzerine mesh edene, ayakta kılanın namazını<br />
oturarak kılana, boyu doğru olanın rükû derecesinde kambur olana<br />
uyması sahihtir.<br />
Rükû ve secdeleri yaparak kılan kimse ima ile kılana uyamaz.<br />
Özürsüz olanın özürlüye uyması caiz olmaz. Erkeklerin kadına veya<br />
çocuğa uymaları caiz değildir. Okuyuşu iyi olan kimse, ümmi olana<br />
(yani namaz sahih olacak kadar Kur’an okuyamayan) uyamaz. Ümmi<br />
olan, ümmi olanlara namaz kıldırabilir. Ümmi olan dilsiz olan kişiye<br />
uyamaz.<br />
Farz kılan kimse nafile kılana, bir farz namazı kılan başka farzı kı-<br />
lana uyamaz. Ancak nafile kılan farz kılana uyabilir. Bir imama uyup<br />
namaz kılan kimse, sonradan imamın abdestsiz olduğunu öğrenirse<br />
namazı yeniden kılar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dipnotlar</span></span><br />
<br />
52 Buhârî, “Ezân”, 21; Müslim, “Salât”, 37.<br />
53 Maliki mezhebine göre, imamın önünde bulunanların namazı sahihtir. Ancak bir zorunlu-<br />
luk olmadan cemaatin imamın önüne geçmesi mekruhtur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :</span></span><br />
<br />
Diyanet İslam İlmihali</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gusül Abdesti Hakkında Güzel Bilgiler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=21385</link>
			<pubDate>Mon, 19 Jun 2023 11:48:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=21385</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti Hakkında Güzel Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti (Boy Abdesti) nedir?</span></span><br />
Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir. Aşağıda gusül abdestinin maddeler halinde nasıl alındığını bulabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gusül abdesti nasıl alınır?</span></span><br />
<br />
1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.<br />
2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.<br />
3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.<br />
4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.<br />
5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.<br />
6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.<br />
6 Adımda Gusül Abdesti nasıl alınır?<br />
Suyu gereğinden fazla veya az kullanmak, guslederken konuşmak, bir özrü olmadığı hâlde başkasından yardım istemek gusülde mekruh olan davranışlardandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti ile Namaz Kılınır mı?</span></span><br />
<br />
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).<br />
Gusülsüz (Cünüp, Hayız ve Nifas Durumunda) Olanların Yapamayacağı Şeyler<br />
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.<br />
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.<br />
Meni, Vedi ve Mezi Nedir? Hangisinde Gusül Abdesti Alınması Gerekmektedir?<br />
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.<br />
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.<br />
Guslederken ve abdest alırken vesvese sebebiyle organları tekrar tekrar yıkamanın hükmü nedir?<br />
Vesvese, çeşitli sebeplerle insanın yaşadığı kararsızlık, şüphe ve kuruntu halidir. Bu, çoğu kere abdest ve guslün alınıp alınmadığı, tamam olup olmadığı ya da bozulup bozulmadığı şüphesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gusül ve abdest alan kişinin vesvese sebebi ile gusül ve abdestini tekrarlaması gerekmez. Hatta kişi bu tür vesveselere itibar etmemeli (İbn Mace, Taharet, 48), içine doğan şüphe ve tereddüt hallerinin asılsız olduğunu kendine telkin etmeli, ihtiyaç duyulması halinde psikolojik tedaviye yönelmeli; ayrıca manevi destek olarak Felak ve Nas Surelerini anlamlarını da düşünerek okuyup bu halden kurtulmak için Allah’a dua etmelidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cünüp olarak uyumak, yemek ve içmekte bir sakınca var mıdır?</span></span><br />
Cünüp olan bir kimse, namaz kılmak ve Kur’an okumak gibi ibadetleri yerine getiremez. Dolayısıyla, ibadetlerini yapmaya engel olan bu durumdan ilk fırsatta guslederek kurtulmaya çalışmalıdır. Öte yandan bu durumdaki bir kimse ihtiyaç halinde, herhangi bir namazın geçmesine sebebiyet vermemek kaydıyla, cinsel bölgesinin maddi temizliğini yaptıktan sonra abdest alarak ya da sadece el ve ağzını yıkayarak uyuyabilir, yiyip içebilir ve başka işlerle meşgul olabilir (Buhari, Gusül, 27; Müslim, Hayz, 6 (21, 22, 24). Çünkü cünüplük, gusül ve abdest gibi özel bir temizliği gerektirmeyen işlerin yapılmasına engel değildir.<br />
Hz. Peygamber, cünüp olmakla müminin necis/maddeten pis olmayacağını ifade etmiştir (Buhari, Gusül, 23). Fakat cünüp birinin namazını kaçıracak şekilde yıkanmayı geciktirmesi haram, elini ağzını yıkamadan yiyip içmesi ise mekruh görülmüştür. Bu itibarla zorunlu bir durum olmadıkça insan hemen boy abdesti almalı ve bir an önce yıkanıp temizlenmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İdrardan sonra gelen akıntı guslü gerektirir mi?</span></span><br />
<br />
İdrardan sonra gelen beyaz ve bulanık sıvıya ‘vedi’ denir. Vedi, bazen ağır yük taşımaktan dolayı da gelebilir. Vedi, abdesti bozmakla birlikte, guslü gerektirmez (Merğinani, el-Hidaye 1, 17).<br />
Hanefi mezhebine göre Vedi, necaset-i galiza, yani kaba pislik olarak değerlendirildiğinden, dağıldığında el ayasını kaplayacak miktarda çamaşıra bulaşması halinde namaza engel kabul edilmiştir. Bu durumda belirtilen alan temizlenmedikçe, vedi bulaşmış elbise ile namaz kılınması caiz değildir (Merginani, el-Hidaye 1. 35).<br />
<br />
Boy abdesti ile namaz kılınabilir mi? Namaz kılınabilmesi için ayrıca abdest almak gerekir mi?<br />
<br />
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rüyasında avret yeri (cinsel organ) gören kimseye gusül gerekir mi?</span></span><br />
<br />
Bir kişinin rüyasında ilişkide bulunmaksızın sadece cinsel organ (avret yeri) görmesi gusül abdesti almasını gerektirmez. Bunu görenin erkek veya kadın olması fark etmez. Ancak kişinin rüyasında cinsel organ görmesinden dolayı orgazm olup, meni gelmesi halinde ise gusül gerekir. Gusül uykuda veya uyanık halde iken avret yeri/cinsel organ görmekten değil, şehvetle meni gelmesinden dolayı gerekli olur (Merğinani, el-Hidaye, I, 16, İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 164).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Erkeğin televizyonda yabancı kadınların avret yerlerine bakması gusül abdestini gerektirir mi?</span></span><br />
<br />
Gerektirmez. Nitekim canlısına da baksa idi gusül gerekmezdi. Gusül duhûl (girme), ya da inzal (şehvetle boşalma) olmadıkça, sırf bakmakla, tutmakla, ya da dokunmakla gerekmez. Haram olan yere (avrete) bakmanın günah olması ayrı şey, bunun yıkanmayı gerektirmesi ise ayrı şeydir. Ama bakarken şehvetlenir ve boşalırsa, yıkanması gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kullandığı kokunun erkek tarafından duyulması halinde kadının gusül abdesti alması gerekeceği doğru mudur?</span></span><br />
Bilindiği gibi güzel koku Rasûlüllah Efendimiz tarafından övülmüş ve hem kadının hem de erkeğin kullanmaları tavsiye edilmiştir. Ancak kadının kullanacağı kokunun yabancı erkekler üzerinde doğuracağı tepki hesaba katılarak, kadınların koku sürerek çıkmaları yasaklanmıştır. İşin buraya kadar olan yönü ayrı bir konudur. Zaten sağlam duygu ve karaktere sahip bir erkek, kendi karısının yayacağı tahrik edici kokudan, başka erkeklerin uyarılmasını aslâ arzu etmeyeceği gibi, edepli ve sağlam karakterli bir kadın da, yabancı erkekler için tahrikkâr ve uyarıcı olmak istemeyecektir. Şimdi bu konudaki bazı hadîs-i şeriflerin mealleri söyledir:<br />
1 - "Bir kadın güzel kokular sürünür ve kokusunu duysunlar diye erkeklerin yanından geçerse, şöyle şöyle dir" (Tirmizîdeki ilâveye göre, yani zaniyedir) (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizi, edep No: 2787<br />
2 - "Kokulanarak mescide çıkan bir kadının namazı, evine dönüp gusül için yıkandığı gibi yıkanmadıkça kabul olmaz."( Ebû Dâvûd, teraccul 7)<br />
3 - "Kadın mescide gitmek istediğinde, kokusundan cünüplükten yıkandığı gibi yıkansın."( E1 Hindi VI/415) Ikinci ve üçüncü hadiselerin zahir (kelimelerinin) manalarına bakıldığında, koku sürünerek camiye giden ya da gitmek isteyen kadının tam bir gusül abdesti alması gerekeceği anlaşılır.( Azımâbâdi, Avnü`1-Mâbûd XI/231) Hâlbuki yine hadis-i şeriflerden öğrenilen gusül sebepleri, (guslü farz kılan haller) bellidir ve kokulanmak onlardan birisi değildir. Öyleyse bunu ya Alî el-Kârî`nin dediği gibi anlamak ve: Koku bedeninin her tarafına sürülmüşse her yerini yıkamalı, değilse, sürülen yerleri yıkar, demek lâzım, ya da -Allahu a`lem- bunda bir mübalağa vardır. Yani üstünü başını o kadar iyi yıkamalı ki, âdeta gusül yapmış gibi olmalı, diye anlamak lâzımdır. Ama kokunun sonu itibariyle gusle sebep olacak durumlara götüreceğine, koku ile onların hemen hemen aynı şeyler olduğuna da işaret olmalıdır. O zaman da bu açıdan mübalağalı bir anlatım olmuş olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âdetli iken ameliyat olan bir kadın, ameliyattan bir iki gün sonra âdeti biterse namaz kılabilmek için gusül yapmalı mıdır? Halbuki doktor buna müsaade etmiyor. Teyemmüm yapsa yeterli olur mu?</span></span><br />
Bu tür konularda karar verecek olan doktorun hem hâzik (branşında yetkili) hem de Müslümân (farzlara ve haramlara riayet eden) olması gerekir. Böyle bir doktorun ameliyatta ya da herhangi bir hastalıkta, yakınması zararlıdır, dediği organ veya bölge yıkanmaz. Diğer yerler yıkanır; o bölge sargı üzerinden mesh edilir, zarar veriyorsa mesh de bırakılır. Ameliyatlı namaz ve ibadetlerini böylece eda eder. Doktor, yıkamak vücudunun her yerine zararlıdır, derse hiçbir yerini yıkamaz, teyemmümle ibadet yapar. Bu durumda teyemmüm hem gusül hem de abdest yerine geçtiğinden, namaz için ayrıca abdest almaya da gerek yoktur. Eğer abdest azalarım yıkaması zarar vermiyorsa ovalarım ve suyun zarar vermediği diğer yerlerini zaten yıkamalıdır. Dediğimiz geri kalan yerlerini de mesh etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller</span></span><br />
<br />
a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.<br />
b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.<br />
Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.<br />
Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.<br />
Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.<br />
Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şüpheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.<br />
Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebep olur.<br />
Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.<br />
İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.<br />
Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.<br />
İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.<br />
Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.<br />
Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)<br />
Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.<br />
Bakire bir kızın bekâretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekâret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.<br />
Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.<br />
Cuma ve bayram namazları öncesinde, hacc veya umre niyetiyle ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için gusletmek sünnettir.<br />
Cenaze yıkama, kan aldırma, Mekke ve Medine’ye girme, Berat ve Kadir gecelerini ihya etmeyi isteme, bir toplantıya katılma, bir günahtan tövbe etme gibi çeşitli sebeplerle gusletmek ise müstehaptır.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gusül Abdestinin Farzları nelerdir?</span></span><br />
<br />
1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.<br />
2. Buruna su çekip yıkamak.<br />
3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdestinin Sünnetleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
1. Gusül abdestine niyet etmek.<br />
2. Besmele ile başlamak.<br />
3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.<br />
4. Avret yerini yıkamak<br />
5. Gusülden evvel abdest almak.<br />
6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.<br />
7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.<br />
8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span></span> İslam Fıkıh Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti Hakkında Güzel Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti (Boy Abdesti) nedir?</span></span><br />
Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir. Aşağıda gusül abdestinin maddeler halinde nasıl alındığını bulabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gusül abdesti nasıl alınır?</span></span><br />
<br />
1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.<br />
2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.<br />
3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.<br />
4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.<br />
5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.<br />
6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.<br />
6 Adımda Gusül Abdesti nasıl alınır?<br />
Suyu gereğinden fazla veya az kullanmak, guslederken konuşmak, bir özrü olmadığı hâlde başkasından yardım istemek gusülde mekruh olan davranışlardandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdesti ile Namaz Kılınır mı?</span></span><br />
<br />
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).<br />
Gusülsüz (Cünüp, Hayız ve Nifas Durumunda) Olanların Yapamayacağı Şeyler<br />
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.<br />
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.<br />
Meni, Vedi ve Mezi Nedir? Hangisinde Gusül Abdesti Alınması Gerekmektedir?<br />
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.<br />
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.<br />
Guslederken ve abdest alırken vesvese sebebiyle organları tekrar tekrar yıkamanın hükmü nedir?<br />
Vesvese, çeşitli sebeplerle insanın yaşadığı kararsızlık, şüphe ve kuruntu halidir. Bu, çoğu kere abdest ve guslün alınıp alınmadığı, tamam olup olmadığı ya da bozulup bozulmadığı şüphesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gusül ve abdest alan kişinin vesvese sebebi ile gusül ve abdestini tekrarlaması gerekmez. Hatta kişi bu tür vesveselere itibar etmemeli (İbn Mace, Taharet, 48), içine doğan şüphe ve tereddüt hallerinin asılsız olduğunu kendine telkin etmeli, ihtiyaç duyulması halinde psikolojik tedaviye yönelmeli; ayrıca manevi destek olarak Felak ve Nas Surelerini anlamlarını da düşünerek okuyup bu halden kurtulmak için Allah’a dua etmelidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cünüp olarak uyumak, yemek ve içmekte bir sakınca var mıdır?</span></span><br />
Cünüp olan bir kimse, namaz kılmak ve Kur’an okumak gibi ibadetleri yerine getiremez. Dolayısıyla, ibadetlerini yapmaya engel olan bu durumdan ilk fırsatta guslederek kurtulmaya çalışmalıdır. Öte yandan bu durumdaki bir kimse ihtiyaç halinde, herhangi bir namazın geçmesine sebebiyet vermemek kaydıyla, cinsel bölgesinin maddi temizliğini yaptıktan sonra abdest alarak ya da sadece el ve ağzını yıkayarak uyuyabilir, yiyip içebilir ve başka işlerle meşgul olabilir (Buhari, Gusül, 27; Müslim, Hayz, 6 (21, 22, 24). Çünkü cünüplük, gusül ve abdest gibi özel bir temizliği gerektirmeyen işlerin yapılmasına engel değildir.<br />
Hz. Peygamber, cünüp olmakla müminin necis/maddeten pis olmayacağını ifade etmiştir (Buhari, Gusül, 23). Fakat cünüp birinin namazını kaçıracak şekilde yıkanmayı geciktirmesi haram, elini ağzını yıkamadan yiyip içmesi ise mekruh görülmüştür. Bu itibarla zorunlu bir durum olmadıkça insan hemen boy abdesti almalı ve bir an önce yıkanıp temizlenmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İdrardan sonra gelen akıntı guslü gerektirir mi?</span></span><br />
<br />
İdrardan sonra gelen beyaz ve bulanık sıvıya ‘vedi’ denir. Vedi, bazen ağır yük taşımaktan dolayı da gelebilir. Vedi, abdesti bozmakla birlikte, guslü gerektirmez (Merğinani, el-Hidaye 1, 17).<br />
Hanefi mezhebine göre Vedi, necaset-i galiza, yani kaba pislik olarak değerlendirildiğinden, dağıldığında el ayasını kaplayacak miktarda çamaşıra bulaşması halinde namaza engel kabul edilmiştir. Bu durumda belirtilen alan temizlenmedikçe, vedi bulaşmış elbise ile namaz kılınması caiz değildir (Merginani, el-Hidaye 1. 35).<br />
<br />
Boy abdesti ile namaz kılınabilir mi? Namaz kılınabilmesi için ayrıca abdest almak gerekir mi?<br />
<br />
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rüyasında avret yeri (cinsel organ) gören kimseye gusül gerekir mi?</span></span><br />
<br />
Bir kişinin rüyasında ilişkide bulunmaksızın sadece cinsel organ (avret yeri) görmesi gusül abdesti almasını gerektirmez. Bunu görenin erkek veya kadın olması fark etmez. Ancak kişinin rüyasında cinsel organ görmesinden dolayı orgazm olup, meni gelmesi halinde ise gusül gerekir. Gusül uykuda veya uyanık halde iken avret yeri/cinsel organ görmekten değil, şehvetle meni gelmesinden dolayı gerekli olur (Merğinani, el-Hidaye, I, 16, İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 164).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Erkeğin televizyonda yabancı kadınların avret yerlerine bakması gusül abdestini gerektirir mi?</span></span><br />
<br />
Gerektirmez. Nitekim canlısına da baksa idi gusül gerekmezdi. Gusül duhûl (girme), ya da inzal (şehvetle boşalma) olmadıkça, sırf bakmakla, tutmakla, ya da dokunmakla gerekmez. Haram olan yere (avrete) bakmanın günah olması ayrı şey, bunun yıkanmayı gerektirmesi ise ayrı şeydir. Ama bakarken şehvetlenir ve boşalırsa, yıkanması gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kullandığı kokunun erkek tarafından duyulması halinde kadının gusül abdesti alması gerekeceği doğru mudur?</span></span><br />
Bilindiği gibi güzel koku Rasûlüllah Efendimiz tarafından övülmüş ve hem kadının hem de erkeğin kullanmaları tavsiye edilmiştir. Ancak kadının kullanacağı kokunun yabancı erkekler üzerinde doğuracağı tepki hesaba katılarak, kadınların koku sürerek çıkmaları yasaklanmıştır. İşin buraya kadar olan yönü ayrı bir konudur. Zaten sağlam duygu ve karaktere sahip bir erkek, kendi karısının yayacağı tahrik edici kokudan, başka erkeklerin uyarılmasını aslâ arzu etmeyeceği gibi, edepli ve sağlam karakterli bir kadın da, yabancı erkekler için tahrikkâr ve uyarıcı olmak istemeyecektir. Şimdi bu konudaki bazı hadîs-i şeriflerin mealleri söyledir:<br />
1 - "Bir kadın güzel kokular sürünür ve kokusunu duysunlar diye erkeklerin yanından geçerse, şöyle şöyle dir" (Tirmizîdeki ilâveye göre, yani zaniyedir) (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizi, edep No: 2787<br />
2 - "Kokulanarak mescide çıkan bir kadının namazı, evine dönüp gusül için yıkandığı gibi yıkanmadıkça kabul olmaz."( Ebû Dâvûd, teraccul 7)<br />
3 - "Kadın mescide gitmek istediğinde, kokusundan cünüplükten yıkandığı gibi yıkansın."( E1 Hindi VI/415) Ikinci ve üçüncü hadiselerin zahir (kelimelerinin) manalarına bakıldığında, koku sürünerek camiye giden ya da gitmek isteyen kadının tam bir gusül abdesti alması gerekeceği anlaşılır.( Azımâbâdi, Avnü`1-Mâbûd XI/231) Hâlbuki yine hadis-i şeriflerden öğrenilen gusül sebepleri, (guslü farz kılan haller) bellidir ve kokulanmak onlardan birisi değildir. Öyleyse bunu ya Alî el-Kârî`nin dediği gibi anlamak ve: Koku bedeninin her tarafına sürülmüşse her yerini yıkamalı, değilse, sürülen yerleri yıkar, demek lâzım, ya da -Allahu a`lem- bunda bir mübalağa vardır. Yani üstünü başını o kadar iyi yıkamalı ki, âdeta gusül yapmış gibi olmalı, diye anlamak lâzımdır. Ama kokunun sonu itibariyle gusle sebep olacak durumlara götüreceğine, koku ile onların hemen hemen aynı şeyler olduğuna da işaret olmalıdır. O zaman da bu açıdan mübalağalı bir anlatım olmuş olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âdetli iken ameliyat olan bir kadın, ameliyattan bir iki gün sonra âdeti biterse namaz kılabilmek için gusül yapmalı mıdır? Halbuki doktor buna müsaade etmiyor. Teyemmüm yapsa yeterli olur mu?</span></span><br />
Bu tür konularda karar verecek olan doktorun hem hâzik (branşında yetkili) hem de Müslümân (farzlara ve haramlara riayet eden) olması gerekir. Böyle bir doktorun ameliyatta ya da herhangi bir hastalıkta, yakınması zararlıdır, dediği organ veya bölge yıkanmaz. Diğer yerler yıkanır; o bölge sargı üzerinden mesh edilir, zarar veriyorsa mesh de bırakılır. Ameliyatlı namaz ve ibadetlerini böylece eda eder. Doktor, yıkamak vücudunun her yerine zararlıdır, derse hiçbir yerini yıkamaz, teyemmümle ibadet yapar. Bu durumda teyemmüm hem gusül hem de abdest yerine geçtiğinden, namaz için ayrıca abdest almaya da gerek yoktur. Eğer abdest azalarım yıkaması zarar vermiyorsa ovalarım ve suyun zarar vermediği diğer yerlerini zaten yıkamalıdır. Dediğimiz geri kalan yerlerini de mesh etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller</span></span><br />
<br />
a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.<br />
b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.<br />
Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.<br />
Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.<br />
Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.<br />
Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şüpheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.<br />
Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebep olur.<br />
Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.<br />
İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.<br />
Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.<br />
İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.<br />
Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.<br />
Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)<br />
Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.<br />
Bakire bir kızın bekâretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekâret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.<br />
Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.<br />
Cuma ve bayram namazları öncesinde, hacc veya umre niyetiyle ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için gusletmek sünnettir.<br />
Cenaze yıkama, kan aldırma, Mekke ve Medine’ye girme, Berat ve Kadir gecelerini ihya etmeyi isteme, bir toplantıya katılma, bir günahtan tövbe etme gibi çeşitli sebeplerle gusletmek ise müstehaptır.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gusül Abdestinin Farzları nelerdir?</span></span><br />
<br />
1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.<br />
2. Buruna su çekip yıkamak.<br />
3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gusül Abdestinin Sünnetleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
1. Gusül abdestine niyet etmek.<br />
2. Besmele ile başlamak.<br />
3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.<br />
4. Avret yerini yıkamak<br />
5. Gusülden evvel abdest almak.<br />
6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.<br />
7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.<br />
8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span></span> İslam Fıkıh Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hac Terimleri Izdiba Nedir? Şavt Nedir? Remel Nedir? Hervele Nedir?]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=21127</link>
			<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 10:18:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=21127</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hac Terimleri "Izdiba Nedir? Şavt Nedir? Remel Nedir? Hervele Nedir? Say Nedir? Tavaf Nedir? Telbiye Nedir?"</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">IZDIBA NEDİR? IZDIBA KAÇ ŞAVTTA YAPILIR?</span></span><br />
<br />
Izdıba yapmak Hac amellerinden biridir ve sünnettir.Müslümanlar, sa’y ve tavaf da, ihram elbisesinin üst kısmı ridânın bir ucunu sağ koltuk altına alıp sol omuz üstüne atmasına IZDIBA denir. IZDIBA, Hanefî ve Şâfiî mezheplerinde, sonrasında sa’y yapılacak tüm tavaflarda sünnettir. (Müsned, I, 305-306; Dârimî, “Menâsik”, 28; İbn Mâce, “Menâsik”, 30; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 49-50; Tirmizî, “Ḥac”, 36)<br />
<br />
Tavaf bittiğinde Izdıba da sona ereceğinden tavaf namazı kılındığında açıkta bırakılan omuz örtülür. Tavaf namazını omuz ve kol açık iken kılmak mekruhtur.<br />
<br />
Tavaftan sonra IZDIBA’ ya devam etmek ve iki rekâtlık tavaf namazındayken IZDIBA halini devam ettirmenin dinî bir hükmü yoktur. Tavafta şavt bittiğinde Izdıba da biter. Zira güneş yakmasına maruz kalma tehlikesinin bulunması nedeniyle IZDIBA’ ya devam etmeyi mekruh olduğunu söyleyenler vardır. Sadece Şâfiî mezhebinde sahih sayılan görüşe göre tavafta olduğu gibi sa‘y esnasında da IZDIBA‘ yapmak sünnettir. Çünkü sa‘y de tavafa benzediği için onun hükmünü almalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KADINLAR IZDIBA YAPAR MI?</span></span><br />
<br />
İhram elbisesi giymek erkeklere has olduğundan IZDIBA‘ da onları ilgilendiren bir uygulamadır.<br />
<br />
ŞAVT - Şavt Nedir? <br />
<br />
Şavt nedir? Şavt, Hacerülesved ’den başlayarak yine aynı yere gelinceye kadar Kâbe’nin etrafını bir defa dolaşmaya denir. Her şavtta Hacerülesved selamlanır.<br />
<br />
Safâ tepesiyle Merve tepesi arasında gidiş gelişe de şavt denir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REMEL NEDİR? KAÇ ŞAVT’TA YAPILIR?</span></span><br />
<br />
Remel, Tavafa başlarken, Hacerülesved hizasına gelindiğinde başlar. Tavafın ilk üç devresinde adımları kısaltmak omuzları silkelemekle süratli ve çalımlı bir biçimde yürüme anlamındaki bir terimdir. Her şavtta, Hacerülesved selamlanır. Remel ise tavaf eda edilirken ilk üç şavtta yapılarak eda edilir.<br />
<br />
IZDIBA ve remel, erkekler için sünnet bir ameldir. Remel, sadece kendisinden sonra sa'y edilmeyecekse yapılmaz.  <br />
<br />
Bazı hocalar, remel yapılan şavtlarda sadece IZDIBA yapmanın sünnet olduğunu söylemiştir.  Fakat Hz. Peygamber’in IZDIBA‘ yaptığını bildiren hadis-i şerifin, tavafın tamamına, yani bütün şavtlarında IZDIBA yapılması uygun sünnete uygundur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HERVELE NEDiR?</span></span><br />
<br />
Hervele, sözlük anlamı olarak koşmak ya da koşar gibi süratli şekilde yürümek anlamına gelmektedir. Sefa ve Merve tepeleri arasında sa'y yaparken iki yeşil direk arasında kısa adımlar ile hızlı, canlı ve çalımlı olarak yürümektir. Hanefi mezhebin de hervele yapmak sünnet olarak bilinmektedir.<br />
<br />
Hervele Nasıl Yapılır?<br />
<br />
Kabe’yi tavaf ettikten sonra, Hacerülesved istilam edilerek Safa tepesine çıkılır ve sa'y yapmaya niyet edilerek tekbir, tehlil, zikir ve dua okunarak Merve'ye doğru yürünmeye başlanır. Yeşil ışıklı sütunlara gelince ise kısa adımlar ile hızlıca ya da koşmaya yakın, canlı ve çalımlı yürünerek hervele yapılır.<br />
<br />
Hervele Nerede Yapılır?<br />
<br />
Mekke'de Sefa ve Merve tepeleri arasında sa'y yapma esnasında yeşil ışıklar arasında yapılmaktadır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SAY NEDiR?</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Tavaf bittikten sonra say yapılmalıdır.<br />
<br />
Safa tepesine gelinerek kıbleye doğru dönülür. “Allah’ım senin rızan için umre sa’yi yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabule eyle” diyerek niyet edilir. Eller duada olduğu gibi açılır; tekbir, tehlil ve salavat getirilerek dua edilir. Merve tepesine doğru dua ve zikir ile yürünür. Erkeklerin yeşil ışıklar ile belirlenen yerden koşar gibi hızlı adımlarla yürümesine hervele denir. Merve tepesine gelince Safa tepesindeki gibi dua ve zikirler, aynı şekilde yapılır. Safa’dan Merve’ye yürüyüşle “bir şavt, yani tur” tamamlanmış olur.<br />
<br />
Dua ve zikirden sonra tekrar Merve’den Safa’ya doğru yürünür. Burada da erkekler, yeşil ışıklar ile belirlenen yerde koşar gibi hızlı adımlarla yürümelidir. Safa tepesine gelince Merve tepesinde yapılan dua ve zikirlerin aynısı tekrar edilir. Merve’den Safa’ya bu geliş ile ikinci şavt da tamamlanmış olur.<br />
<br />
Bu şekilde tam olarak 7 tur yapılır. Say esnasında dua kitaplarında hazırlanmış olan Say duaları okunabileceği gibi arzu edilen şekilde de dua edilebilir. Yedinci turda Merve tepesine gelindiğinde sa’y biter. Say bitince tıraş olunup, ihramdan çıkılır.<br />
<br />
Sayda, Hz. Hacer annemizin oğlu İsmail aleyhisselam’a su bulabilmek için girdiği arayış örnek alınmalıdır. Çünkü say sırasında Hz. İsmail’in susuzluğu idrak edilmekte, bu susuzluk ancak ilahi bir arayış ve teslimiyetle giderilmektedir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TAVAF NEDiR?</span></span><br />
<br />
<br />
Tavaf Nedir?<br />
<br />
Tavaf Nedir? Tavaf sözlük anlamıyla bir şeyin etrafında dönmek veya dolaşmak anlamlarına gelmektedir. Bir şeyin etrafında dönmek veya  dolaşmak anlamına gelen tavaf; Hacer-i Esved’in hizasından başlayarak Kabe-i Muazzama’nın (sol tarafımıza alınması suretiyle) etrafında yedi defa dönmektir. Kabe’nin etrafındaki her bir dönüşe şavt denir. Yedi (7) şavt toplamda bir tavaf eder.<br />
<br />
Hükümleri itibarı ile; farz, vacip, sünnet ve nafile olmak üzere toplamda yedi (7) çeşit tavaf vardır. Bu tavaflar şu şekildedir: “kudüm tavafı, ziyaret tavafı, veda tavafı, umre tavafı, nezir tavafı, nafile tavafı ve tahiyyetü’l mescid tavafı”<br />
Tavafın Geçerli Olmasının Şartları<br />
<br />
a- Niyet Etmek<br />
<br />
Tavaf ibadetinin geçerli olabilmesi için niyet etmek şarttır. Niyet etmeden yapılan tavaf geçerli olarak kabul edilmez. Yalnızca şafii mezhebine göre “ziyaret tavafı” ve “kudüm tavafı” için niyet şart değildir. Çünkü şafiiler hacca niyet ederken bu tavaflara da niyet etmiş olur. Ancak bu ikisinin dışındaki diğer tavaflar için niyet etmek şarttır.<br />
<br />
Tavaf yapacak kimsenin niyetini Hacer-i Esved hizasını geçmeden yapması gerekir. Tavaf yapmak isteyen kimse Hacer-i Esved hizasını geçtikten sonra niyet ederse, şavtı geçerli olmaz. Bundan sonra yapacağı şavt, ilk şavtı olur.<br />
<br />
b- Tavafın Belirlenen Vakitte Yapılması<br />
<br />
Kudüm Tavafı; hac ihramına girildikten sonra ve Arafat vakfesinden önce yapılır.<br />
<br />
Umre Tavafı; ihrama girildikten hemen sonra yapılır.<br />
<br />
Ziyaret Tavafı; Arafat vakfesinden sonra Kurban Bayramı’nın birinci günü fecr-i sadığın doğuşundan sonra yapılır.<br />
<br />
Veda Tavafı; hac menasikinin tamamlanmasından sonra yapılır.<br />
<br />
c- Tavafı Harem-i Şerif’in İçerisinde ve Kabe-i Muazzama’nın Çevresinde Yapmak<br />
<br />
Tavafın geçerli olabilmesi için Harem-i şerif’in içerisinde ve Kabe’nin etrafında dönülerek yapılması gerekir.<br />
<br />
d- Tavafın En Az Dört Şavtını Tamamlamak<br />
<br />
Tavafın ilk dört şavtı farzdır. Tavafı yedi şavta tamamlamak ise vaciptir. Dört şavtı tamamlayan kimsenin tavafı geçerli olur ancak cezaya uğramamak için tavafın yedi şavta tamamlanması gerekir.<br />
Tavafın Vacipleri Nelerdir?<br />
<br />
a- Abdestli Olmak<br />
<br />
Tavafı yapan kişinin abdestli olması gerekir. Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest tazeleyerek kaldığı şavttan devam edebilir.<br />
<br />
b- Avret Mahalli Kapalı Olmak<br />
<br />
Tavaf esnasında kadın ve erkeklerin avret yerlerini kapalı (örtülü) tutmaları gerekir.<br />
<br />
c- Teyamün<br />
<br />
Teyamün, sağından başlamak (yapmak) demektir. Tavaf, Kabe’nin sağından, yani sol omuz Kabe’ye dönük olarak yapılmalıdır.<br />
<br />
d- İlk şavt’ta Hacer-i Esved’in Hizasını Geçmeden Başlamak Gerekir<br />
<br />
Tavafın ilk şavtına Hacer-i Esved’in hizasını geçmeden başlamak gerekir.<br />
<br />
e- Tavafı Yürüyerek Yapmak<br />
<br />
Gücü yetenlerin tavafı yürüyerek yapmaları gerekir. Sağlıklı olduğu halde, yahut dinen geçerli bir mazereti bulunmadığı halde tekerlekli sandalye vb. araçlarla yapılan tavaf geçerli olmaz.<br />
<br />
f- Tavafı Hatim’in Dışından Yapmak<br />
<br />
Tavaf, Hatim-in dışından yapılmalıdır. Hatim alanının içinden yapılan tavaf geçerli kabul edilmez. Çünkü Hatim bölgesi Kabe’nin içinden sayılır.<br />
<br />
g- Yedi şavta Tamamlamak<br />
<br />
Tavafın; ilk dört şavtı farz, yedi şavta tamamlanması ise vaciptir.<br />
<br />
h- Tavaf Namazı Kılmak<br />
<br />
Tavafın ardından iki rekat tavaf namazı kılınmalıdır. Kılınan namazın ardından yapılacak duada Allah’a yakarmak ve Yüce Allah’tan af ve mağfiret dilemek önerilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TELBiYE NEDiR?</span></span><br />
<br />
Telbiye, Lebbeyk kelimesi ile aynı kökten türemiş olup teslimiyeti ifade etmektedir. Sözlükte; “isteği yerine getirmek”, “davete icabet etmek” manasındadır. Dinimizce; “Bir emri, bir isteği yerine getirmek için buyruğu talep etmek ve o buyruğu yerine getirmek.” anlamında kullanılmaktadır.<br />
<br />
Lebbeyk, geniş anlamıyla: “Buyur ey Rabbim huzuruna geldim, emrin üzere geldim, bedenimle, ruhumla, içimle, dışımla, zahirimle, batınımla, malımla, mülkümle, her şeyimle senin emrine amadeyim ve sana teslim oldum.” demektir.<br />
<br />
Telbiye duası;<br />
<br />
لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ، وَالنِّعْمَةَ، لَكَ وَالْمُلْكَ، لاَ شَرِيكَ لَكَ<br />
<br />
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek.”<br />
<br />
Manası;<br />
<br />
“Buyur (emret) Allah’ım! Emrine amadeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrine amadeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”<br />
<br />
Telbiye Okumanın Fazileti<br />
<br />
İhram giyilip telbiye getirildikten sonra artık ihram yasakları başlamıştır. İhram niyet ve telbiye ile başlar. Telbiyenin çok söylenmesi, hac ve umrede vaktin boşa geçirilmediğine işaret eder. Telbiyenin az söylenmesi ise, zikrin azlığına, malayani ve günahın çokluğuna sebep olur.<br />
<br />
Sehl İbn Sa’d [radiyallahu anh] anlatmıştır: “Rasûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurdular ki:<br />
<br />
“Telbiyede bulunan hiçbir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın. Bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder.” [Tirmizi]<br />
<br />
Bu hadisle haccın haşmetinin, manevi değerinin müstesna bir azamet taşıdığını anlamaktayız.<br />
<br />
Telbiyeyi Yüksek Sesle Söylemenin Gereği ve Fazileti<br />
<br />
Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] anlatıyor:<br />
<br />
Rasûlullah’a [sallallahu aleyhi vesellem], “Hangi hac daha faziletlidir?” diye soruldu.<br />
<br />
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem]<br />
<br />
“Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hac.” diye cevap verdi.” [Tirmizi]<br />
<br />
Telbiye haccın alametlerindendir.<br />
<br />
Nitekim Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Cebrail, bana gelip, ashabıma, yanımda bulunanlara telbiyede seslerini yükseltmelerini emretmemi bana söyledi ve ‘Yâ Muhammed! Telbiyede seslerini yükseltmelerini ashabına emret! Çünkü bu haccın alâmetlerindendir!’ dedi” [Ahmed b Hanbel]<br />
<br />
Not: Bayanlar, telbiye ve tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler. Özel gününde olan hanımlar da niyet ve telbiye getireceklerdir. Getirmemeleri halinde ya mikatın (ihram sınırı) dışına çıkmaları veya kurban kesmeleri gerekir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hac Terimleri "Izdiba Nedir? Şavt Nedir? Remel Nedir? Hervele Nedir? Say Nedir? Tavaf Nedir? Telbiye Nedir?"</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">IZDIBA NEDİR? IZDIBA KAÇ ŞAVTTA YAPILIR?</span></span><br />
<br />
Izdıba yapmak Hac amellerinden biridir ve sünnettir.Müslümanlar, sa’y ve tavaf da, ihram elbisesinin üst kısmı ridânın bir ucunu sağ koltuk altına alıp sol omuz üstüne atmasına IZDIBA denir. IZDIBA, Hanefî ve Şâfiî mezheplerinde, sonrasında sa’y yapılacak tüm tavaflarda sünnettir. (Müsned, I, 305-306; Dârimî, “Menâsik”, 28; İbn Mâce, “Menâsik”, 30; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 49-50; Tirmizî, “Ḥac”, 36)<br />
<br />
Tavaf bittiğinde Izdıba da sona ereceğinden tavaf namazı kılındığında açıkta bırakılan omuz örtülür. Tavaf namazını omuz ve kol açık iken kılmak mekruhtur.<br />
<br />
Tavaftan sonra IZDIBA’ ya devam etmek ve iki rekâtlık tavaf namazındayken IZDIBA halini devam ettirmenin dinî bir hükmü yoktur. Tavafta şavt bittiğinde Izdıba da biter. Zira güneş yakmasına maruz kalma tehlikesinin bulunması nedeniyle IZDIBA’ ya devam etmeyi mekruh olduğunu söyleyenler vardır. Sadece Şâfiî mezhebinde sahih sayılan görüşe göre tavafta olduğu gibi sa‘y esnasında da IZDIBA‘ yapmak sünnettir. Çünkü sa‘y de tavafa benzediği için onun hükmünü almalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KADINLAR IZDIBA YAPAR MI?</span></span><br />
<br />
İhram elbisesi giymek erkeklere has olduğundan IZDIBA‘ da onları ilgilendiren bir uygulamadır.<br />
<br />
ŞAVT - Şavt Nedir? <br />
<br />
Şavt nedir? Şavt, Hacerülesved ’den başlayarak yine aynı yere gelinceye kadar Kâbe’nin etrafını bir defa dolaşmaya denir. Her şavtta Hacerülesved selamlanır.<br />
<br />
Safâ tepesiyle Merve tepesi arasında gidiş gelişe de şavt denir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REMEL NEDİR? KAÇ ŞAVT’TA YAPILIR?</span></span><br />
<br />
Remel, Tavafa başlarken, Hacerülesved hizasına gelindiğinde başlar. Tavafın ilk üç devresinde adımları kısaltmak omuzları silkelemekle süratli ve çalımlı bir biçimde yürüme anlamındaki bir terimdir. Her şavtta, Hacerülesved selamlanır. Remel ise tavaf eda edilirken ilk üç şavtta yapılarak eda edilir.<br />
<br />
IZDIBA ve remel, erkekler için sünnet bir ameldir. Remel, sadece kendisinden sonra sa'y edilmeyecekse yapılmaz.  <br />
<br />
Bazı hocalar, remel yapılan şavtlarda sadece IZDIBA yapmanın sünnet olduğunu söylemiştir.  Fakat Hz. Peygamber’in IZDIBA‘ yaptığını bildiren hadis-i şerifin, tavafın tamamına, yani bütün şavtlarında IZDIBA yapılması uygun sünnete uygundur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HERVELE NEDiR?</span></span><br />
<br />
Hervele, sözlük anlamı olarak koşmak ya da koşar gibi süratli şekilde yürümek anlamına gelmektedir. Sefa ve Merve tepeleri arasında sa'y yaparken iki yeşil direk arasında kısa adımlar ile hızlı, canlı ve çalımlı olarak yürümektir. Hanefi mezhebin de hervele yapmak sünnet olarak bilinmektedir.<br />
<br />
Hervele Nasıl Yapılır?<br />
<br />
Kabe’yi tavaf ettikten sonra, Hacerülesved istilam edilerek Safa tepesine çıkılır ve sa'y yapmaya niyet edilerek tekbir, tehlil, zikir ve dua okunarak Merve'ye doğru yürünmeye başlanır. Yeşil ışıklı sütunlara gelince ise kısa adımlar ile hızlıca ya da koşmaya yakın, canlı ve çalımlı yürünerek hervele yapılır.<br />
<br />
Hervele Nerede Yapılır?<br />
<br />
Mekke'de Sefa ve Merve tepeleri arasında sa'y yapma esnasında yeşil ışıklar arasında yapılmaktadır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SAY NEDiR?</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Tavaf bittikten sonra say yapılmalıdır.<br />
<br />
Safa tepesine gelinerek kıbleye doğru dönülür. “Allah’ım senin rızan için umre sa’yi yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabule eyle” diyerek niyet edilir. Eller duada olduğu gibi açılır; tekbir, tehlil ve salavat getirilerek dua edilir. Merve tepesine doğru dua ve zikir ile yürünür. Erkeklerin yeşil ışıklar ile belirlenen yerden koşar gibi hızlı adımlarla yürümesine hervele denir. Merve tepesine gelince Safa tepesindeki gibi dua ve zikirler, aynı şekilde yapılır. Safa’dan Merve’ye yürüyüşle “bir şavt, yani tur” tamamlanmış olur.<br />
<br />
Dua ve zikirden sonra tekrar Merve’den Safa’ya doğru yürünür. Burada da erkekler, yeşil ışıklar ile belirlenen yerde koşar gibi hızlı adımlarla yürümelidir. Safa tepesine gelince Merve tepesinde yapılan dua ve zikirlerin aynısı tekrar edilir. Merve’den Safa’ya bu geliş ile ikinci şavt da tamamlanmış olur.<br />
<br />
Bu şekilde tam olarak 7 tur yapılır. Say esnasında dua kitaplarında hazırlanmış olan Say duaları okunabileceği gibi arzu edilen şekilde de dua edilebilir. Yedinci turda Merve tepesine gelindiğinde sa’y biter. Say bitince tıraş olunup, ihramdan çıkılır.<br />
<br />
Sayda, Hz. Hacer annemizin oğlu İsmail aleyhisselam’a su bulabilmek için girdiği arayış örnek alınmalıdır. Çünkü say sırasında Hz. İsmail’in susuzluğu idrak edilmekte, bu susuzluk ancak ilahi bir arayış ve teslimiyetle giderilmektedir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TAVAF NEDiR?</span></span><br />
<br />
<br />
Tavaf Nedir?<br />
<br />
Tavaf Nedir? Tavaf sözlük anlamıyla bir şeyin etrafında dönmek veya dolaşmak anlamlarına gelmektedir. Bir şeyin etrafında dönmek veya  dolaşmak anlamına gelen tavaf; Hacer-i Esved’in hizasından başlayarak Kabe-i Muazzama’nın (sol tarafımıza alınması suretiyle) etrafında yedi defa dönmektir. Kabe’nin etrafındaki her bir dönüşe şavt denir. Yedi (7) şavt toplamda bir tavaf eder.<br />
<br />
Hükümleri itibarı ile; farz, vacip, sünnet ve nafile olmak üzere toplamda yedi (7) çeşit tavaf vardır. Bu tavaflar şu şekildedir: “kudüm tavafı, ziyaret tavafı, veda tavafı, umre tavafı, nezir tavafı, nafile tavafı ve tahiyyetü’l mescid tavafı”<br />
Tavafın Geçerli Olmasının Şartları<br />
<br />
a- Niyet Etmek<br />
<br />
Tavaf ibadetinin geçerli olabilmesi için niyet etmek şarttır. Niyet etmeden yapılan tavaf geçerli olarak kabul edilmez. Yalnızca şafii mezhebine göre “ziyaret tavafı” ve “kudüm tavafı” için niyet şart değildir. Çünkü şafiiler hacca niyet ederken bu tavaflara da niyet etmiş olur. Ancak bu ikisinin dışındaki diğer tavaflar için niyet etmek şarttır.<br />
<br />
Tavaf yapacak kimsenin niyetini Hacer-i Esved hizasını geçmeden yapması gerekir. Tavaf yapmak isteyen kimse Hacer-i Esved hizasını geçtikten sonra niyet ederse, şavtı geçerli olmaz. Bundan sonra yapacağı şavt, ilk şavtı olur.<br />
<br />
b- Tavafın Belirlenen Vakitte Yapılması<br />
<br />
Kudüm Tavafı; hac ihramına girildikten sonra ve Arafat vakfesinden önce yapılır.<br />
<br />
Umre Tavafı; ihrama girildikten hemen sonra yapılır.<br />
<br />
Ziyaret Tavafı; Arafat vakfesinden sonra Kurban Bayramı’nın birinci günü fecr-i sadığın doğuşundan sonra yapılır.<br />
<br />
Veda Tavafı; hac menasikinin tamamlanmasından sonra yapılır.<br />
<br />
c- Tavafı Harem-i Şerif’in İçerisinde ve Kabe-i Muazzama’nın Çevresinde Yapmak<br />
<br />
Tavafın geçerli olabilmesi için Harem-i şerif’in içerisinde ve Kabe’nin etrafında dönülerek yapılması gerekir.<br />
<br />
d- Tavafın En Az Dört Şavtını Tamamlamak<br />
<br />
Tavafın ilk dört şavtı farzdır. Tavafı yedi şavta tamamlamak ise vaciptir. Dört şavtı tamamlayan kimsenin tavafı geçerli olur ancak cezaya uğramamak için tavafın yedi şavta tamamlanması gerekir.<br />
Tavafın Vacipleri Nelerdir?<br />
<br />
a- Abdestli Olmak<br />
<br />
Tavafı yapan kişinin abdestli olması gerekir. Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest tazeleyerek kaldığı şavttan devam edebilir.<br />
<br />
b- Avret Mahalli Kapalı Olmak<br />
<br />
Tavaf esnasında kadın ve erkeklerin avret yerlerini kapalı (örtülü) tutmaları gerekir.<br />
<br />
c- Teyamün<br />
<br />
Teyamün, sağından başlamak (yapmak) demektir. Tavaf, Kabe’nin sağından, yani sol omuz Kabe’ye dönük olarak yapılmalıdır.<br />
<br />
d- İlk şavt’ta Hacer-i Esved’in Hizasını Geçmeden Başlamak Gerekir<br />
<br />
Tavafın ilk şavtına Hacer-i Esved’in hizasını geçmeden başlamak gerekir.<br />
<br />
e- Tavafı Yürüyerek Yapmak<br />
<br />
Gücü yetenlerin tavafı yürüyerek yapmaları gerekir. Sağlıklı olduğu halde, yahut dinen geçerli bir mazereti bulunmadığı halde tekerlekli sandalye vb. araçlarla yapılan tavaf geçerli olmaz.<br />
<br />
f- Tavafı Hatim’in Dışından Yapmak<br />
<br />
Tavaf, Hatim-in dışından yapılmalıdır. Hatim alanının içinden yapılan tavaf geçerli kabul edilmez. Çünkü Hatim bölgesi Kabe’nin içinden sayılır.<br />
<br />
g- Yedi şavta Tamamlamak<br />
<br />
Tavafın; ilk dört şavtı farz, yedi şavta tamamlanması ise vaciptir.<br />
<br />
h- Tavaf Namazı Kılmak<br />
<br />
Tavafın ardından iki rekat tavaf namazı kılınmalıdır. Kılınan namazın ardından yapılacak duada Allah’a yakarmak ve Yüce Allah’tan af ve mağfiret dilemek önerilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TELBiYE NEDiR?</span></span><br />
<br />
Telbiye, Lebbeyk kelimesi ile aynı kökten türemiş olup teslimiyeti ifade etmektedir. Sözlükte; “isteği yerine getirmek”, “davete icabet etmek” manasındadır. Dinimizce; “Bir emri, bir isteği yerine getirmek için buyruğu talep etmek ve o buyruğu yerine getirmek.” anlamında kullanılmaktadır.<br />
<br />
Lebbeyk, geniş anlamıyla: “Buyur ey Rabbim huzuruna geldim, emrin üzere geldim, bedenimle, ruhumla, içimle, dışımla, zahirimle, batınımla, malımla, mülkümle, her şeyimle senin emrine amadeyim ve sana teslim oldum.” demektir.<br />
<br />
Telbiye duası;<br />
<br />
لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ، وَالنِّعْمَةَ، لَكَ وَالْمُلْكَ، لاَ شَرِيكَ لَكَ<br />
<br />
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek.”<br />
<br />
Manası;<br />
<br />
“Buyur (emret) Allah’ım! Emrine amadeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrine amadeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”<br />
<br />
Telbiye Okumanın Fazileti<br />
<br />
İhram giyilip telbiye getirildikten sonra artık ihram yasakları başlamıştır. İhram niyet ve telbiye ile başlar. Telbiyenin çok söylenmesi, hac ve umrede vaktin boşa geçirilmediğine işaret eder. Telbiyenin az söylenmesi ise, zikrin azlığına, malayani ve günahın çokluğuna sebep olur.<br />
<br />
Sehl İbn Sa’d [radiyallahu anh] anlatmıştır: “Rasûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurdular ki:<br />
<br />
“Telbiyede bulunan hiçbir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın. Bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder.” [Tirmizi]<br />
<br />
Bu hadisle haccın haşmetinin, manevi değerinin müstesna bir azamet taşıdığını anlamaktayız.<br />
<br />
Telbiyeyi Yüksek Sesle Söylemenin Gereği ve Fazileti<br />
<br />
Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] anlatıyor:<br />
<br />
Rasûlullah’a [sallallahu aleyhi vesellem], “Hangi hac daha faziletlidir?” diye soruldu.<br />
<br />
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem]<br />
<br />
“Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hac.” diye cevap verdi.” [Tirmizi]<br />
<br />
Telbiye haccın alametlerindendir.<br />
<br />
Nitekim Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Cebrail, bana gelip, ashabıma, yanımda bulunanlara telbiyede seslerini yükseltmelerini emretmemi bana söyledi ve ‘Yâ Muhammed! Telbiyede seslerini yükseltmelerini ashabına emret! Çünkü bu haccın alâmetlerindendir!’ dedi” [Ahmed b Hanbel]<br />
<br />
Not: Bayanlar, telbiye ve tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler. Özel gününde olan hanımlar da niyet ve telbiye getireceklerdir. Getirmemeleri halinde ya mikatın (ihram sınırı) dışına çıkmaları veya kurban kesmeleri gerekir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Enderun Usulü Teravih Namazı Nasıl Kılınır?]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19960</link>
			<pubDate>Fri, 24 Feb 2023 18:07:20 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19960</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enderun Usulü nedir?</span></span><br />
<br />
Enderun usulü teravih nasıl kılınır sorusu, pek çok vatandaşın gündeminde yer alıyor. Enderun usulü teravih, Osmanlı döneminde uygulanan ezan, kamet, Kur'an-ı Kerim, ilahiler, kasideler ve duaların okunduğu ramazan ayının kadim saray geleneği "enderun usulü teravih", Ramazan ayına kısa bir süre kala gündeme geldi. Enderun usulü teravih, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yanı sıra 34 camide kılınacak. Peki, Enderun usulü teravih nedir, nasıl kılınır?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enderun Usulü Teravih Namazı Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Enderun Usulü Teravih Namazı, adını Osmanlı’daki Enderun Mektebi’nden almaktadır. Osmanlı Sarayı’ndaki Enderun Mektebi’nden çıkan hocaların kıldırdığı namaz bu sebeple günümüze Enderun Usulü Teravih Namazı olarak gelmiştir. Saray’dan başlayıp günümüze kadar gelen Enderun Teravih’ini ilk defa ortaya koyan kişinin Buhurizade Mustafa Itri Efendi (1712) olduğu söylenmektedir. Peki, enderun usulü teravih nasıl kılınır? İşte, o detaylar<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enderun Usulü Teravih Namazı Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Enderun Usulü Teravih, iki şekilde kılınır. Birincisinde imam, müezzinleri makam geçkileri ile yönlendirir, ikincisinde ise makamlar arasındaki geçkileri müezzinler sağlar. Buna göre ilk gecede geçkileri müezzinler sağlar. Namazda Fatiha'dan sonra okunan zamm-ı sureler ise asla rastgele seçilmez. Manalarına bakılarak tertip edilirler.<br />
<br />
Seçilen ayetler, daha çok rahmet ayetleri ve tesbih ayetlerinden oluşur. İlk on günde Ramazan ayına ulaşmaktan duyulan sevincin dile getirildiği ilahiler, ikinci on günde yerini Allah’tan rahmet ve merhamet niyaz eden ilahilere bırakır. Son on günde ise Ramazan’ın uğurlanmasından duyulan hüzünlü ilahiler okunur. Kısacası Enderun Teravih Namazı, her dört rekatı Türk Musiki’nin farklı makamlarında kılınan ve bu makamların ilahilerle süslendiği, müezzinlerin ise makamlar arasında geçişi salavat eşliğinde yaptığı bir Osmanlı Enderun Mektebi geleneğidir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enderun Usulü nedir?</span></span><br />
<br />
Enderun usulü teravih nasıl kılınır sorusu, pek çok vatandaşın gündeminde yer alıyor. Enderun usulü teravih, Osmanlı döneminde uygulanan ezan, kamet, Kur'an-ı Kerim, ilahiler, kasideler ve duaların okunduğu ramazan ayının kadim saray geleneği "enderun usulü teravih", Ramazan ayına kısa bir süre kala gündeme geldi. Enderun usulü teravih, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yanı sıra 34 camide kılınacak. Peki, Enderun usulü teravih nedir, nasıl kılınır?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enderun Usulü Teravih Namazı Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Enderun Usulü Teravih Namazı, adını Osmanlı’daki Enderun Mektebi’nden almaktadır. Osmanlı Sarayı’ndaki Enderun Mektebi’nden çıkan hocaların kıldırdığı namaz bu sebeple günümüze Enderun Usulü Teravih Namazı olarak gelmiştir. Saray’dan başlayıp günümüze kadar gelen Enderun Teravih’ini ilk defa ortaya koyan kişinin Buhurizade Mustafa Itri Efendi (1712) olduğu söylenmektedir. Peki, enderun usulü teravih nasıl kılınır? İşte, o detaylar<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enderun Usulü Teravih Namazı Nasıl Kılınır?</span></span><br />
<br />
Enderun Usulü Teravih, iki şekilde kılınır. Birincisinde imam, müezzinleri makam geçkileri ile yönlendirir, ikincisinde ise makamlar arasındaki geçkileri müezzinler sağlar. Buna göre ilk gecede geçkileri müezzinler sağlar. Namazda Fatiha'dan sonra okunan zamm-ı sureler ise asla rastgele seçilmez. Manalarına bakılarak tertip edilirler.<br />
<br />
Seçilen ayetler, daha çok rahmet ayetleri ve tesbih ayetlerinden oluşur. İlk on günde Ramazan ayına ulaşmaktan duyulan sevincin dile getirildiği ilahiler, ikinci on günde yerini Allah’tan rahmet ve merhamet niyaz eden ilahilere bırakır. Son on günde ise Ramazan’ın uğurlanmasından duyulan hüzünlü ilahiler okunur. Kısacası Enderun Teravih Namazı, her dört rekatı Türk Musiki’nin farklı makamlarında kılınan ve bu makamların ilahilerle süslendiği, müezzinlerin ise makamlar arasında geçişi salavat eşliğinde yaptığı bir Osmanlı Enderun Mektebi geleneğidir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Çeşitleri Nelerdir? Nafile Oruçlar Nelerdir? Bozunca Kefaret Gerekir Mi?]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19155</link>
			<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:45:58 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19155</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Nafile Orucu Nedir? Nafile Oruçlar Nelerdir? Nafile Orucu Bozunca Kefaret Gerekir Mi?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Farz, Vacip Ve Nafile Oruç Hakkında Bilgi</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de namaz, zekat, oruç hac gibi temel ibadetlerden bahsedilmektedir. Bunun yanında bu ibadetlerin amacı ve mahiyetini bildiren açıklamalar da bulunmaktadır. Bu ibadetlerin ne şekilde yerine getirileceği de Hz. Muhammed'in (SAV) uygulamaları ve açıklamaları ile belirlenmiştir. Oruç çeşitleri nelerdir? Farz, Vacip ve Nafile Oruç Nedir? İşte, merak edilen tüm detaylar.<br />
<br />
 Allah Ve Resulü ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğini emretmişse müminlerin de bu şekilde ibadetlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu ibadetlerin şekil, miktar ve hikmetlerinin sorgulanmaması gerekmektedir. İbadetlerin tevkifi olması bu anlama gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Oruç Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
 Oruç ibadeti insanların manevi ve de ahlaki bakımından olgunlaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle Peygamber Efendimiz ve sonrasında yaşamış olan din adamları Ramazan ayı dışında da çeşitli vesileler ile oruç tutmuşlardır. Oruç ibadetleri; farz, vacip ve nafile olmak üzere 3'e ayrılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Farz Oruç</span></span><br />
<br />
 Ramazan ayında tutulan oruçlar farzdır. Yani gerekli koşulları sağlayan Müslümanların bu ayda oruç tutması gerekmektedir. Bir mazeret ile ya da mazeretsiz olarak tutulmazsa o zaman başka bir zamanda kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
 Ramazan orucunun bozulması durumunda kefaret orucu tutulması gerekir. Bu oruç da farz olan oruçlardan bir tanesidir. Bunun dışında; yanlışlıkla ya da kaza ile bir adamı öldürme, zıhar, hacda ihramlıyken ve vakti gelmeden tıraş olma, yemin için tutulan oruçlar da kefaret orucudur. Bu oruçlar da farz olan oruçlar arasındadır.<br />
<br />
 Ramazan orucu sadece Ramazan ayında tutulabilmektedir. Ancak diğer oruçlar tutmanın mubah olduğu her zaman da tutulabilmektedir. Ramazan orucunun tutulmaması durumunda tutulacak olan kaza orucu da mubah olan bir zaman da tutulabilmektedir. Herhangi bir neden ile kazaya kalan oruçların vakit kaybetmeden biran önce kazasının yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Vacip Oruçlar</span></span><br />
<br />
 Adak oruçları vacip oruç olarak nitelendirilmektedir. Adak durumu; bir kimsenin dinen yapmasının yükümlü olmadığı bir durumu kendisine zorunluluk haline getirmesine verilen isimdir. Eğer bir kimse oruç tutmayı adak haline getirmişse o zaman bu adak orucunu tutması vacip olarak nitelendirilmektedir.<br />
<br />
 Tutulan bir adak orucu bozulursa o zaman bu orucun kazasının yapılması da Hanefi mezhebine göre vacip olarak kabul edilmektedir. Şafii mezhebine göre ise nafile orucun kazasının yapılmasına gerek yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Nafile Oruç</span></span><br />
<br />
 Farz ve vacip oruçlar dışında tutulan oruçlar nafile olarak isimlendirilmektedir. Nafile oruçlar da insanların sevap kazanmasını sağlar. Nafile oruçlar; müstehap, sünnet, tatavvu, mendup gibi isimlerle de bilinmektedir.<br />
<br />
 Nafile oruçlar, oruç tutmanın mubah olduğu zamanlar da tutulabilmektedir. Fakat bazı özel günlerde oruç tutulması diğer günlere göre daha faziletli görülmektedir. Bu özel günlerde oruç tutulması sünnet olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Şevval Orucu: Ramazan ayından sonra Şevval ayı gelir. Şevval ayında 6 gün boyunca oruç tutulması müstehap olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Aşure Orucu: Muharrem ayının onu aşura ismi ile anılır. Hz. Muhammed'in bu günde her sene oruç tuttuğu rivayet edilmektedir.<br />
<br />
Tüm ayların üç günü oruç tutmak müstehap olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutulması da nafile oruç olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Zilhicce Orucu: Zilhicce ayının ilk dokuz günü müminlerin oruç tutması tavsiye edilmektedir. Zilhicce ayının 10. günü Kurban Bayramı olmaktadır. Hz. Muhammed'in bu ayın ilk dokuz günü oruç tuttuğu rivayet edilmektedir. Ancak hac ibadetini yerine getiren kimselerin sıkıntıya düşebileceği ve halsiz kalabileceği sebebi ile arife gününde oruç tutmaları mekruh olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Teravih namazı Ramazan ayında Müslümanlar tarafından kılınan müekked sünnet olan namazlardan bir tanesidir. Tüm Müslümanlar için bu ibadet sünnettir. Ramazan ayında oruç tutamayan kimselerin de oruç tutması sünnet olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Bozmak Kefaret Gerektirir Mi?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç aylar içinde oruç tutarsanız; nafile orucu ibadetini de yerine getirmiş olursunuz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bazı durumlarda nafile orucunu bozmak isteyebilirsiniz. Bu durumlar sizin kontrolünüz dışında olabildiği gibi kendi iradenizle de meydana gelebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kuran’da nafile orucu bozmanın hükmü hakkında birçok hadis ve rivayet vardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer nafile orucunuzu bozma durumunda kaldıysanız; orucun yerine kaza orucu tutabilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu bozanların kaza orucu tutması hakkında bir hadis şöyle aktarılır: Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de oru­cumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Resûlallâh! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutu­nuz”</span> buyurdu. (Tirmizî, Sıyâm, 36; Ebû Dâvûd, Savm, 73)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İstenmeyen durumlardan dolayı nafile orucunu tutarken orucunuz bozulabilir. Erkeklerin hastalık, stres ya da kaza gibi durumlar yaşaması halinde nafile orucu da bozulabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların ise nafile orucu tutarken regl dönemine denk geldiği de olabilir. Bu gibi durumlar yaşadığınızda bozulan nafile orucunu sonraki süreçlerde kaza edebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Niyeti Nasıl Edilir?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her oruç için niyet edilmesi gerekmektedir. Edilen niyette Allah’ın adının anılması uygun görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutmak için ettiğiniz niyette, içinizden geçen cümlelere yer verebilirsiniz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucu niyeti için Allah’ı cümlelerinizde hatırlamanız yeterli olacaktır. Dileyenler bolca duayla nafile orucunun sahurunu yapabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucunu 3 aylarda tutacağınız için bulunduğunuz ayın adını da niyetinizde kullanmalısınız.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahur yaparak nafile orucunuzu tutmaya özen göstermelisiniz. Sahura kalkmanın ve sahurda niyetlenmenin sevabı çoktur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur yaptıktan sonra niyetinizde “Niyet ettim yarınki orucumu Allah rızası için tutmaya.” ifadesine yer verebilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Dileyenler sahurdan sonra niyetini edip dualarla oruca başlayabilir. Dini hikayeler, Kuran, Yasin gibi okumalar yaparak nafile orucunun size vereceği manevi doygunluğu en üst seviyede hissedebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Ne Zaman Tutulur?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yılın en bereketli ayları olarak bilinen 3 aylar; nafile orucunun tutulduğu aylardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikle Recep ayının ilk 3 günü, Muharrem ayının ilk 10 günü, her ayın 13-14-15. gününde tutulan oruçlar nafile orucu olarak kabul edilir.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutacak kişinin sağlığı yerindeyse; hayırlı 3 aylarda dilediği kadar oruç tutabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak unutulmamalıdır ki; 3 ayların tamamında oruç tutma hakkında dini bir kaynak bulunmuyor. Bu nedenle hadislerde belirtildiği gibi belirli süreyle oruç tutmanız buyruluyor.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu tutacak kişilerin her sene 3 ayların hangi günlere denk geldiğini öğrenmesi gerekir. Bu mübarek ayların başlangıcı ve bitişi dini yayın kaynaklarından öğrenilebilir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruçlar nelerdir?</span></span><br />
<br />
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nafile oruç olarak isimlendirilir. Nafile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nafile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nafile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur. <br />
Nafile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in (asm) sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günler şu şekilde sıralanabilir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç tutmanın mendup olduğu günler Şevval Orucu:</span></span> Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimizin (asm), ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş olacağı yönündeki ifadesini (Müslim), " Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır!.." (Enam, 160) ayetiyle birlikte değerlendiren kimi âlimler, bire on hesabıyla, ramazan orucunun on aya, altı gün şevval orucunun da altmış güne karşılık olduğunu ve bu suretle bütün yılın oruçlu geçirilmiş sayılacağını söylemişlerdir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşure Orucu:</span> </span>Muharrem ayının onuncu gününe "aşura" denilir. Hz. Peygamber'in bugünde devamlı olarak oruç tuttuğu rivayet edilmiştir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir. <br />
Fakat ramazan orucu farz kılınınca aşure orucu bir yükümlülük olmaktan çıkarılmış ama aşure günü oruç tutulması tavsiye edilmiş ve bugün oruç tutmak sünnet olarak devam etmiştir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her Ay Üç Gün Oruç:</span></span> Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere "eyyam-ı bîd" denir. Peygamberimizin (asm) özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayeti (Müslim) yanında Hz. Aişe'nin (ra), Peygamberimizin (asm) her ay üç gün oruç tuttuğuna dair rivayeti de bulunmaktadır. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi-Perşembe Orucu:</span> </span>Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nafiledir. Peygamberimizin (asm) pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de "İnsanların amelleri Allah Teâlâ'ya pazartesi ve perşembe günleri arz olunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum" (Ebû Dâvûd, İbn Mâce) dediği rivayet edilmektedir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhicce Orucu:</span> </span>Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Peygamberimizin (asm) zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmayı sürdürdüğü rivayet edildiği için zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Aylarda Oruç:</span> Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban Orucu:</span> Şaban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır. Âişe validemizin belirttiğine göre Peygamberimiz en çok orucu Şaban ayında tutmuş, Şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği olmuştur. <br />
Dâvûd Orucu: Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından "savm-ı Dâvûd" olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir. Peygamberimiz bu şekildeki oruç hakkında "En faziletli oruç Dâvûd'un tuttuğu oruçtur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı" demiştir. Sahâbeden Abdullah b. Amr, "Ben daha fazlasını tutabilirim" deyince, Peygamberimiz bunun faziletli bir şekil olduğunu ve daha fazlasını tutmaya çalışmamayı tavsiye etmiştir. (Müslim) Bu bakımdan gün aşırı oruç tutmak, en faziletli nafile oruç olarak değerlendirilmiştir. <br />
Yukarıda belirtilen günlerde oruç tutmanın fazileti ve kişiye kazandıracağı sevaplar konusunda birçok hadis rivayet edilmiştir. Oruç tutmanın tavsiye edildiği günler incelendiğinde bunların belirlenmesinin gelişigüzel olmayıp, belli bir periyoda göre düzenlendiği görülür. Bu bakımdan oruç tutmanın ruhî ve bedenî yararları göz önüne alındığında yılın belli zamanlarında oruç tutmak oldukça yararlı, tutulacak oruçları Peygamberimiz'in (asm) önerdiği günlerde tutmak ise oldukça sevaplıdır. Bununla birlikte, oruç tutulması haram ve mekruh olmayan günlerde kişi kendi durumuna ve tercihine göre istediği zaman nafile oruç tutabilir.  <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruç ve fazileti</span></span><br />
<br />
Sual: Nafile orucun da sevabı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Oruç kazası olmayanın nafile oruç tutması çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir gün nafile oruç tutan kimseye, yeryüzü dolusu altın verilse, o orucun sevabını karşılamaz.) [İbni Neccar]<br />
<br />
(Gizleyerek, bir gün nafile oruç tutana, Allahü teâlâ, Cennetini ihsan eder.) [Hatib]<br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra her ay oruç tutmak isteyen hangi günler tutmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Her [kameri] ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevaptır.) [Buhari]<br />
<br />
(İbrahim aleyhisselam, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömrü boyu oruç tutmuş gibi sevap verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.) [Beyheki]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.) [Bezzar]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai]<br />
<br />
“Eyyâm-ı biyd” denilen kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesai]<br />
<br />
(Her ay, eyyâm-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai]<br />
<br />
Sual: Zilhicce ayında oruç tutmanın fazileti nedir, hangi günlerde oruç tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Kurban Bayramı’nın bulunduğu aya zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<br />
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi’ni ihya etmek gibidir.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, yedi yüz misli sevab verilir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Terviye günü [Arefe’den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani]<br />
<br />
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tesbih: </span></span>Sübhanallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tahmid:</span></span> Elhamdülillah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tehlil:</span></span> La ilahe illallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekbir:</span></span> Allahü ekber, demektir.]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk on günün kıymeti</span></span><br />
<br />
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir, ancak canını, malını esirgemeden savaşıp şehit olanın cihadı, daha kıymetlidir buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Ebüd-derda buyurdu ki:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı,</span></span> çok sadaka vermeli ve çok dua ve istigfar etmelidir, çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir’a)<br />
<br />
Bu on gün içinde, hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostlarının hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnet’e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Arefe günü oruç tutmanın önemi nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]<br />
<br />
(Aşûre günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Receb ve Şaban aylarında oruç tutmanın fazileti nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan biridir. Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]<br />
<br />
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Receb ayında Allahü teâlâya çok istigfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]<br />
<br />
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]<br />
<br />
(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]<br />
<br />
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban ayı</span></span><br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]<br />
<br />
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]<br />
<br />
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Berat gecesi</span></span><br />
<br />
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşûre günü oruç tutarken</span></span><br />
<br />
Sual: Aşûre günü tutulan oruca kaza orucuna niyet edince, hastalık gibi bir sebeple orucu bozmak zorunda kalan kişi, bunun için kaza mı, kefaret mi tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Ramazan ayı dışında, oruç ne sebeple bozulursa bozulsun, kefaret gerekmez. Kazamız varsa zaten kaza edeceğiz, yoksa nafile olacağı için, bozulan nafile orucu kaza etmek de vacib olduğu için, tekrar tutmak vacibdir.<br />
<br />
Sual: Tam olarak kaza borcumu hatırlamıyorum; bu yüzden her nafile orucu tutarken, son kazaya kalan ramazan orucumu tutmaya diye niyet etsem sakıncası olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Nafile orucu sebepsiz bozmak uygun mu?<br />
CEVAP<br />
Nafile orucu, sebepsiz bozmak günahtır. Bozunca kaza etmek de gerekir.<br />
<br />
Sual: Bir kişi yiyecek bir şey bulamazsa veya yemek hazırlamaya üşenirse, oruç tutsa caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Şabanın 14. mü, 15. günü mü oruç tutulur?<br />
CEVAP<br />
Onbeşinci günü tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nevruz günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Nevruz günü oruç tutmak mekruh olduğuna göre, her Pazartesi veya Perşembe günü oruç tutmayı âdet edinen, Nevruz günü bu günlere denk gelirse, yine oruç tutsa, mekruh olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mekruh olmaz.<br />
<br />
Sual: Savm-ı davud, yani bir gün yiyip bir oruç tutmak cumartesi ve mekruh güne denk gelse caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz. En faziletli oruçtur.<br />
<br />
Sual: Sükut orucu var mı?<br />
CEVAP<br />
Yoktur.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra, nafile oruca niyet edip, dahveden önce, oruç tutmaktan vazgeçenin, bu orucu kaza etmesi vacip olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Şabanın 15. günü, cumartesiye gelse, sadece bu gün oruç tutulur mu?<br />
CEVAP<br />
Bir gün öncesi ile veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır.<br />
<br />
Sual: Sadece cumartesi günleri oruç tutmakta mahzur var mı?<br />
CEVAP<br />
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Farz olan Ramazan orucu hariç, yalnız Cumartesi günü tek olarak oruç tutmayın!) [Ebu Davud, Tirmizî, Nesai, Hâkim]<br />
<br />
Bunun sebebi bildirilmiyor. Cumartesi Yahudilerin önemli bir günüdür. Onlara benzememek için olabilir. Başka hikmetleri de olabilir. Ne bildirilmişse ona uymalıdır.<br />
<br />
Sual: Kaza orucu olmayanın, tuttuğu kaza orucu nafile mi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Bir olay için, mesela sınav vb...ya da korktuğumuz bir yere giderken veya korktuğumuz bir olayın sonucunun hayırlı olması niyetiyle nafile oruçlu olmanın fazileti hakkında bilgi verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Oruçlu olmak, abdestli olmak, zikretmek elbette faydalıdır. Kaza borcunuz olmasa bile, oruca niyet ederken, kazaya niyet etmek daha uygundur.<br />
<br />
Sual: Hadis-i şerifte (Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyuruluyor. Yani bir anlamda kabul olunmuş, hakiki tevbe-i nasuh gibi oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır tevbe gibi olmaz. Tevbe pişman olup günahları terk etmektir. Yani artık bir daha günah işlememek demektir. Şevvalde 6 gün oruç tutanın böyle bir niyeti yok. O yine günahlarına devam edecek, sadece oruç tutmakla sevap işliyor, sevabı kadar günahı affoluyor. Sonra bu günahlar büyük günahlar için değil, küçük günahlar içindir. Büyük günahları, insan ve hayvan hakları kendisine veya vârislerine ödenmedikçe günahları affedilmez. Nafile ibadetin sevabına kavuşabilmek için imanda ve farzlarda kusurlu olmamak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek ve o işi ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. Abdest alanın da bütün günahları affolur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Abdest alan bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim]<br />
Bu da aynen Şevvaldeki oruç gibidir. Küçük günahlardan temizlenmiş olur.<br />
<br />
Sual: Oruç tutarken bir davete gidilince, orucu bozmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)<br />
<br />
Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın) buyurdu. (Dare Kutni)<br />
<br />
Yine buyurdu ki:<br />
(Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile ise] orucunu bozsun!) [Taberani]<br />
<br />
(Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.) [Şir’a]<br />
<br />
Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir) buyuruldu. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruçlu olduğunu söylemek</span></span><br />
<br />
Sual: (Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğunu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider) deniyor. Böyle bir şey var mı?<br />
CEVAP<br />
Riya için, gösteriş için tutulmuyorsa, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı, ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucu bozmak</span></span><br />
Sual: Nafile oruçları tutmak mecburi olmadığı için, istenince bozabilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Bir ibadete başlayınca, bunu özür olmadan bozmak haramdır. İhtiyaç olunca, nafile orucu bozmak caiz olur. Ancak daha sonra bu orucu tutmak vacibdir.<br />
<br />
Bozulan nafileleri tekrar kılmak vacib, bozulan farzları tekrar kılmak farzdır. Özürsüz bozmak ise haramdır. (Uyun-ül-besair)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Farz olan orucu bozmak için sekiz özür vardır:</span></span><br />
1- Hastalık,<br />
2- Sefere çıkmak,<br />
3- İkrah yani zalimin zorlaması,<br />
4- Kadının hamile olması,<br />
5- Çocuk emzirmek,<br />
6- Açlık [dayanılamayacak derecede],<br />
7- Susuzluk [dayanılamayacak derecede],<br />
8- İhtiyarlık. (Bahr-ür-raık)<br />
<br />
Bu özürlerden biri varsa, oruç tutmamayı mubah kılıyor. Bu özürleri olmasına rağmen, oruç tutabilen yine tutar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seferilik hakkında bir hadis-i şerif meali şöyledir:</span></span><br />
<br />
(Seferde ramazan orucunu tutan, mukimken oruç yiyen gibidir.) [Nesai]<br />
<br />
Hâlbuki mukimken oruç yemek büyük günahtır. Seferde sıkıntılı bir durum varsa, ibadetlerini ve işlerini aksatacaksa oruç tutmaması tavsiye ediliyor. Seferde rahatsa, oruç tutması iyi olur. Onun için bir hadis-i şerifin açıklaması olmadan hüküm vermemelidir.<br />
<br />
Nafile oruç, mazeretli veya mazeretsiz bozulursa, kazası vacib olur. Bir kadın namaz kılarken ve oruçluyken hayzı başlasa, namazını ve orucunu bırakır. Nafile namazla nafile orucu kaza etmek vacibdir. Eğer, farz namaza niyet ettikten sonra hayz başlasa, namazı kaza etmez. Çünkü farz namazı affedilmiştir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Nafile oruçta Dahve vaktine kadar niyet edilir. O vakte kadar bir şey yiyip içmemiş olan kimse, niyet edip oruç tutabilir. Yahut vazgeçip tutmayabilir. Yani bu işte muhayyerdir.<br />
<br />
Niyet etme vakti geçtikten sonra, artık mazeretsiz orucunu bozamaz. Nafile oruç için mazeretler, misafirliğe gitmek, misafirin gelmesi veya oruç bozmayı gerektiren diğer sebeplerdir. Böyle sebeplerle de, niyetli orucu bozunca, kaza etmek vacib olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram aylarda oruç</span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruç tutulması daha çok sevab olan aylar ve günler hangileridir?<br />
CEVAP<br />
Haram aylarda, pazartesi ve perşembe günleri ve kamerî ayların eyyam-ı biyd denilen 13.,14. ve 15. günleri oruç tutmak daha sevabdır. “Haram ay” demek, hürmet edilmesi gereken ay demektir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:<br />
(Haram aylar; Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberanî]<br />
<br />
(Haram aylardan birinde bir gün oruç tutmak, başka bir ayın otuz günü oruç tutmaktan daha sevabdır.) [İ. Gazâlî]<br />
<br />
(Her ayda üç gün oruç tutmak, bir yıl oruç tutmak gibi sevab olur. Çünkü Allahü teâlâ, En’am sûresinde [mealen] “Bir hayır işleyene, [en az] on katı sevab verilir” buyurdu. Bir güne on misli sevab veriliyor.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, kameri ayın 13., 14. ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesaî]<br />
<br />
(Her ay, eyyam-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesaî]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Pazartesi günü oruç tutmanın fazileti nedir?<br />
CEVAP<br />
Birçok fazileti vardır:<br />
Hazret-i Ömer ve İbni Abbas hazretleri, Resulullah’ın pazartesi günü doğduğunu, ilk vahyin pazartesi günü geldiğini, Mekke'den pazartesi günü hicret ettiğini, Medine'ye pazartesi günü girdiğini, vefatına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiğini ve pazartesi günü vefat edeceğini, kendisinden duyduklarını bildirmişlerdir. (Müslim, İ. Ahmed, Beyhekî)<br />
<br />
Ebu Katâde “radıyallahü anh” anlatır: Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulunca buyurdu ki:<br />
(Ben o gün doğdum, o gün ilahî vahye mazhar oldum.) [Müslim]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutmasının sebebi sorulunca, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)<br />
<br />
Pazartesi günü oruç tutmanın başka faziletleri de vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ya Bilâl, pazartesi günü oruç tutmayı ihmal etme! Ben o gün doğdum, o gün ilâhi vahye mazhar oldum, o gün hicret ettim, aynı gün de vefat ederim!) [İbni Asakir]<br />
<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahlar affedildiği için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ayın perşembe ve pazartesi günleri oruç tutana Hak teâlâ, 700 yıl oruç tutmuş gibi sevab verir.) [İslam Ahlakı]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe günleri bütün Müslümanların affedildiği günlerdir. Yalnız Hak teâlâ, birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakılmasını emreder.) [Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî İ. Mâlik]<br />
<br />
(Ameller pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz edilir. Bu iki günde tevbe eden, af dileyen affedilir, yalnız kalblerinde kin ve düşmanlık besleyen kimseler, birbirleriyle barışıncaya kadar affa uğramaz.) [Taberanî]<br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz, (Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” oruç tutmak için pazartesi ve perşembe günlerini sabırsızlıkla beklerdi) buyurmuştur. (İbni Mace, Nesaî, Tirmizî – Uhud-ül-kübra)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nâfile orucu bozmak</span></span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruca güneş doğduktan sonra niyet etsek, bir saat sonra da, bir mazeretle bozsak, o orucu kaza etmek vacib olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, nâfile bir ibadete başlayınca artık onu bitirmek vacibdir. İhtiyaçsız bozmak günahtır. Herhangi bir sebeple bozulan nâfile orucu, tekrar tutmak vacib olur. Nâfile namaza durup sonra namazı bozulan veya kendisi bir mazeretle bozan kimsenin de, bu namazı tekrar kılması vacibdir. Sünnetleri kılarken bozanın da, tekrar kılması vacibdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra, Şevval ayında oruç tutmanın önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhârî)<br />
<br />
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Üç hadis-i şerif:<br />
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberanî]<br />
<br />
(Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Ramazan ayı orucu on aya, ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]<br />
<br />
Bu 6 gün orucun bayramdan sonra hemen tutulması iyidir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
Sual: Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?<br />
CEVAP<br />
Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?<br />
CEVAP<br />
Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.<br />
<br />
Sual: Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.<br />
<br />
Sual: Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma "ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Şevval ayında altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, öyle niyet edilir. Şevval ayında kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur.<br />
<br />
Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevvalde 6 gün oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan-ı şerifin ve bayramın başlaması hilalin gözetlemesiyle tespit edilmediği için, ramazandan sonra 2 gün kaza orucu tutmak gerekiyor. 6 gün de şevvalde oruç tutuluyor. Hepsi 8 mi ediyor, yoksa 6 gün tutulsa, hem 2 gün kaza orucu hem de şevvalde 6 gün oruç tutulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Şevvalde 6 gün kaza orucu tutulsa, ramazandan sonra 6 gün oruç tutmak gerektiği için, bu ayda 6 gün oruç tutulmuş olur. İkisi ramazan orucunun kazası diyerek 8 gün oruç tutmak gerekmez. En az bire on sevab verildiği için, bir ay ramazanda oruç tutan 300 gün, şevvalde de 6 gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yıl oruç tutmuş sayılır. Diyelim ramazanda tuttuğumuz 30 gün orucun ikisi isabet etmese, ikisini sonra kaza etmiş oluyoruz. Ramazan diye tuttuğumuz 2 gün normal nafile olur. 4 gün de şevvalde tutulunca yine 6 gün tutulmuş oluyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan ayının dışında tutulan oruçlara da, oruç tutma sevabı verilmekte midir?<br />
Cevap: İnsanların yaptığı her bir ibadetine karşılık olarak, bire on, bire yedi yüz, bire sonsuz ecir, ücret verileceği Kur’ân-ı kerimde bildirilmektedir. Bu sebeple insan, gücü, kuvveti, imkanları yerinde iken, namazlarını kılmalı, Ramazan ayının dışında da, oruç tutmalıdır. Zira kıyamet gününde oruç, bir güzel suret alarak, Allahü teâlânın hitabına mazhar olacaktır. Allahü teâlâ, oruca; “Ya oruç, sen memnun olduğun şahısları alarak Cennete gir!” buyuracaktır. Daha sonra, Allahü teâlâ; “Ya oruç, benden başka ne arzun varsa iste” buyuracak ve oruç da, razı olduğu kimseler için çeşitli şeref ve meziyetleri isteyip almaya muvaffak olacaktır. Böylece oruç tutanlar, kıyamet gününde yüksek bir şerefe nail olacaklardır. Ayrıca oruç tutanlar, birçok Cehennem ehli Müslümana şefaat edebilme imkânına da kavuşacaklardır. Bütün bunların üstünde olarak, oruç tutanlar Peygamber efendimize komşu olacak ve cenab-ı Hakkın cemalini görmeye de nail olacaklardır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ramazan-ı şerif ayında oruç tutup, ardından Şevval ayından da altı gün daha oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi olur.)<br />
<br />
(Ramazan-ı şerif ayında orucunu tutup, ardından Şevval ayında altı gün daha oruç tutan, günahlardan, anadan doğduğu gün gibi sıyrılır, kurtulur.)<br />
<br />
amazan orucundan sonraki Şevval ayından 6 günlük oruç, dînen güzel ve hoş görülen bir sünnettir, fakat farz veya vâcip değildir. Fazîleti ve ecri büyük olduğundan dolayı bu 6 günlük oruç müslümana meşrû kılınmıştır. Zirâ her kim, bu orucu tutarsa, kendisine tam bir yıllık oruç sevabı yazılır.<br />
<br />
Nitekim Ebu Eyyub el-Ensârî'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği sahih hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ وَ أَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ.<br />
<br />
رواه مسلم وأبو دود والترمذي والنسائي وابن ماجه<br />
<br />
"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval'den de altı gün daha eklerse, bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur." (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu şu sözüyle açıklamıştır:<br />
<br />
  مَنْ صَامَ سِتَّةَ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ كَانَ تَمَامَ السَّنَةِ : مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا    <br />
<br />
رواه ابن ماجه <br />
<br />
"Kim, Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, senenin tamamının orucu olmuş olur. Her kim hayırlı bir iş ile gelirse (bir iyilik işlerse) kendisine onun(yapmış olduğu iyiliğin) on misli sevap verilir."(İbn-i Mâce, Sıyâm, 33)<br />
<br />
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
جَعَلَ اللهُ الْحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، فَشَهْرُ رَمَضَانَ بِعَشْرَةِ أَشْهُرٍ، وَسِتَّةُ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ تَمَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه النسائي <br />
<br />
"Allah Teâlâ bir iyiliğe karşılık on mislini vermiştir. Buna göre Ramazan ayı orucu on aya, Ramazan bayramından sonra tutulan altı gün oruç ise senenin tamamına (iki aya) denktir." (Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
İbn-i Huzeyme'nin rivâyeti ise şöyledir:<br />
<br />
صِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ بِعَشَرَةِ أَمْثَالِهَا, وَصِيَامُ سِتَّةِ أَيَّامٍ بِشَهْرَيْنِ، فَذَلِكَ صِيَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه ابن خزيمة <br />
<br />
"Ramazan ayı orucu on aya, (Ramazan'dan sonra tutulan) altı gün oruç ise, iki aya denktir ki bu, bir senelik oruç demektir."<br />
<br />
Hanbelî ve Şâfiî fakihleri, Ramazan orucundan sonraki altı günlük Şevval orucunun bir senelik farz oruca denk olduğunu belirtmişlerdir. Zirâ genel olarak nâfile oruçta bile kat kat ecir sâbittir. Çünkü yapılan her iyilik, on misliyle karşılık görür.<br />
<br />
Ayrıca altı günlük Şevval orucunun faydalarından birisi de, Ramazan ayında tutulan farz oruçta meydana gelen kusur ve noksanlıkları telâfi etmesidir. Öyle ki hiç bir oruçlu, orucuna aksi yönde tesir eden kusur ve günah işlemiş olmaktan uzak değildir. (Bilindiği üzere) kıyâmet günü farz ibâdetlerde meydana gelmiş kusur ve noklanlıklar, nâfile ibâdetlerle telâfi edilecektir.<br />
<br />
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ النَّاسُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَعْمَالِهِمْ: الصَّلاَةُ، قَالَ: يَقُولُ رَبُّنَا عَزَّ وجَلَّ لِمَلاَئِكَتِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ: انْظُرُوا فِي صَلاَةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَمْ نَقَصَهَا؟فَإِنْ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً، وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَيْئًا، قَالَ: انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ، فَإِنْ كَانَ لَهُ تَطَوُّعٌ، قَالَ: أَتِمُّوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ، ثُمَّ تُؤْخَذُ الْأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ.<br />
<br />
رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود <br />
<br />
"Şüphesiz ki insanların kıyâmet günü amellerinden hesaba çekileceği ilk şey, namazdır. Rabbimiz azze ve celle -bildiği halde- meleklerine şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun farz namazına bakın! Tam ve doğru olarak mı, yoksa noksan olarak mı kılmıştır? Eğer tam ve doğru olarak kılmışsa, kendisi için tam kılmış olarak yazılır. Yok eğer namazından bir şeyi noksan olarak kılmışsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun nâfile namazları var mı ona bakın! Eğer nâfile namazları varsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun noksan olan farz namazını, nâfile olan namazıyla tamamlayın!<br />
<br />
Sonra diğer amelleri de noksan olarak yapmışsa, o ameller de nâfile amellerle tamamlanır." (Ebu Davud)<br />
<br />
Allah Teâlâ en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
sorusorcevapbul<br />
nefisyemektarifleri<br />
Hürriyet<br />
Dinimiz islam<br />
islamqa</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Nafile Orucu Nedir? Nafile Oruçlar Nelerdir? Nafile Orucu Bozunca Kefaret Gerekir Mi?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Farz, Vacip Ve Nafile Oruç Hakkında Bilgi</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de namaz, zekat, oruç hac gibi temel ibadetlerden bahsedilmektedir. Bunun yanında bu ibadetlerin amacı ve mahiyetini bildiren açıklamalar da bulunmaktadır. Bu ibadetlerin ne şekilde yerine getirileceği de Hz. Muhammed'in (SAV) uygulamaları ve açıklamaları ile belirlenmiştir. Oruç çeşitleri nelerdir? Farz, Vacip ve Nafile Oruç Nedir? İşte, merak edilen tüm detaylar.<br />
<br />
 Allah Ve Resulü ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğini emretmişse müminlerin de bu şekilde ibadetlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu ibadetlerin şekil, miktar ve hikmetlerinin sorgulanmaması gerekmektedir. İbadetlerin tevkifi olması bu anlama gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Oruç Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
 Oruç ibadeti insanların manevi ve de ahlaki bakımından olgunlaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle Peygamber Efendimiz ve sonrasında yaşamış olan din adamları Ramazan ayı dışında da çeşitli vesileler ile oruç tutmuşlardır. Oruç ibadetleri; farz, vacip ve nafile olmak üzere 3'e ayrılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Farz Oruç</span></span><br />
<br />
 Ramazan ayında tutulan oruçlar farzdır. Yani gerekli koşulları sağlayan Müslümanların bu ayda oruç tutması gerekmektedir. Bir mazeret ile ya da mazeretsiz olarak tutulmazsa o zaman başka bir zamanda kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
 Ramazan orucunun bozulması durumunda kefaret orucu tutulması gerekir. Bu oruç da farz olan oruçlardan bir tanesidir. Bunun dışında; yanlışlıkla ya da kaza ile bir adamı öldürme, zıhar, hacda ihramlıyken ve vakti gelmeden tıraş olma, yemin için tutulan oruçlar da kefaret orucudur. Bu oruçlar da farz olan oruçlar arasındadır.<br />
<br />
 Ramazan orucu sadece Ramazan ayında tutulabilmektedir. Ancak diğer oruçlar tutmanın mubah olduğu her zaman da tutulabilmektedir. Ramazan orucunun tutulmaması durumunda tutulacak olan kaza orucu da mubah olan bir zaman da tutulabilmektedir. Herhangi bir neden ile kazaya kalan oruçların vakit kaybetmeden biran önce kazasının yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Vacip Oruçlar</span></span><br />
<br />
 Adak oruçları vacip oruç olarak nitelendirilmektedir. Adak durumu; bir kimsenin dinen yapmasının yükümlü olmadığı bir durumu kendisine zorunluluk haline getirmesine verilen isimdir. Eğer bir kimse oruç tutmayı adak haline getirmişse o zaman bu adak orucunu tutması vacip olarak nitelendirilmektedir.<br />
<br />
 Tutulan bir adak orucu bozulursa o zaman bu orucun kazasının yapılması da Hanefi mezhebine göre vacip olarak kabul edilmektedir. Şafii mezhebine göre ise nafile orucun kazasının yapılmasına gerek yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Nafile Oruç</span></span><br />
<br />
 Farz ve vacip oruçlar dışında tutulan oruçlar nafile olarak isimlendirilmektedir. Nafile oruçlar da insanların sevap kazanmasını sağlar. Nafile oruçlar; müstehap, sünnet, tatavvu, mendup gibi isimlerle de bilinmektedir.<br />
<br />
 Nafile oruçlar, oruç tutmanın mubah olduğu zamanlar da tutulabilmektedir. Fakat bazı özel günlerde oruç tutulması diğer günlere göre daha faziletli görülmektedir. Bu özel günlerde oruç tutulması sünnet olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Şevval Orucu: Ramazan ayından sonra Şevval ayı gelir. Şevval ayında 6 gün boyunca oruç tutulması müstehap olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Aşure Orucu: Muharrem ayının onu aşura ismi ile anılır. Hz. Muhammed'in bu günde her sene oruç tuttuğu rivayet edilmektedir.<br />
<br />
Tüm ayların üç günü oruç tutmak müstehap olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutulması da nafile oruç olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Zilhicce Orucu: Zilhicce ayının ilk dokuz günü müminlerin oruç tutması tavsiye edilmektedir. Zilhicce ayının 10. günü Kurban Bayramı olmaktadır. Hz. Muhammed'in bu ayın ilk dokuz günü oruç tuttuğu rivayet edilmektedir. Ancak hac ibadetini yerine getiren kimselerin sıkıntıya düşebileceği ve halsiz kalabileceği sebebi ile arife gününde oruç tutmaları mekruh olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Teravih namazı Ramazan ayında Müslümanlar tarafından kılınan müekked sünnet olan namazlardan bir tanesidir. Tüm Müslümanlar için bu ibadet sünnettir. Ramazan ayında oruç tutamayan kimselerin de oruç tutması sünnet olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Bozmak Kefaret Gerektirir Mi?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç aylar içinde oruç tutarsanız; nafile orucu ibadetini de yerine getirmiş olursunuz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bazı durumlarda nafile orucunu bozmak isteyebilirsiniz. Bu durumlar sizin kontrolünüz dışında olabildiği gibi kendi iradenizle de meydana gelebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kuran’da nafile orucu bozmanın hükmü hakkında birçok hadis ve rivayet vardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer nafile orucunuzu bozma durumunda kaldıysanız; orucun yerine kaza orucu tutabilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu bozanların kaza orucu tutması hakkında bir hadis şöyle aktarılır: Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de oru­cumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Resûlallâh! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutu­nuz”</span> buyurdu. (Tirmizî, Sıyâm, 36; Ebû Dâvûd, Savm, 73)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İstenmeyen durumlardan dolayı nafile orucunu tutarken orucunuz bozulabilir. Erkeklerin hastalık, stres ya da kaza gibi durumlar yaşaması halinde nafile orucu da bozulabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların ise nafile orucu tutarken regl dönemine denk geldiği de olabilir. Bu gibi durumlar yaşadığınızda bozulan nafile orucunu sonraki süreçlerde kaza edebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Niyeti Nasıl Edilir?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her oruç için niyet edilmesi gerekmektedir. Edilen niyette Allah’ın adının anılması uygun görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutmak için ettiğiniz niyette, içinizden geçen cümlelere yer verebilirsiniz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucu niyeti için Allah’ı cümlelerinizde hatırlamanız yeterli olacaktır. Dileyenler bolca duayla nafile orucunun sahurunu yapabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucunu 3 aylarda tutacağınız için bulunduğunuz ayın adını da niyetinizde kullanmalısınız.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahur yaparak nafile orucunuzu tutmaya özen göstermelisiniz. Sahura kalkmanın ve sahurda niyetlenmenin sevabı çoktur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur yaptıktan sonra niyetinizde “Niyet ettim yarınki orucumu Allah rızası için tutmaya.” ifadesine yer verebilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Dileyenler sahurdan sonra niyetini edip dualarla oruca başlayabilir. Dini hikayeler, Kuran, Yasin gibi okumalar yaparak nafile orucunun size vereceği manevi doygunluğu en üst seviyede hissedebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Ne Zaman Tutulur?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yılın en bereketli ayları olarak bilinen 3 aylar; nafile orucunun tutulduğu aylardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikle Recep ayının ilk 3 günü, Muharrem ayının ilk 10 günü, her ayın 13-14-15. gününde tutulan oruçlar nafile orucu olarak kabul edilir.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutacak kişinin sağlığı yerindeyse; hayırlı 3 aylarda dilediği kadar oruç tutabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak unutulmamalıdır ki; 3 ayların tamamında oruç tutma hakkında dini bir kaynak bulunmuyor. Bu nedenle hadislerde belirtildiği gibi belirli süreyle oruç tutmanız buyruluyor.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu tutacak kişilerin her sene 3 ayların hangi günlere denk geldiğini öğrenmesi gerekir. Bu mübarek ayların başlangıcı ve bitişi dini yayın kaynaklarından öğrenilebilir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruçlar nelerdir?</span></span><br />
<br />
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nafile oruç olarak isimlendirilir. Nafile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nafile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nafile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur. <br />
Nafile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in (asm) sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günler şu şekilde sıralanabilir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç tutmanın mendup olduğu günler Şevval Orucu:</span></span> Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimizin (asm), ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş olacağı yönündeki ifadesini (Müslim), " Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır!.." (Enam, 160) ayetiyle birlikte değerlendiren kimi âlimler, bire on hesabıyla, ramazan orucunun on aya, altı gün şevval orucunun da altmış güne karşılık olduğunu ve bu suretle bütün yılın oruçlu geçirilmiş sayılacağını söylemişlerdir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşure Orucu:</span> </span>Muharrem ayının onuncu gününe "aşura" denilir. Hz. Peygamber'in bugünde devamlı olarak oruç tuttuğu rivayet edilmiştir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir. <br />
Fakat ramazan orucu farz kılınınca aşure orucu bir yükümlülük olmaktan çıkarılmış ama aşure günü oruç tutulması tavsiye edilmiş ve bugün oruç tutmak sünnet olarak devam etmiştir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her Ay Üç Gün Oruç:</span></span> Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere "eyyam-ı bîd" denir. Peygamberimizin (asm) özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayeti (Müslim) yanında Hz. Aişe'nin (ra), Peygamberimizin (asm) her ay üç gün oruç tuttuğuna dair rivayeti de bulunmaktadır. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi-Perşembe Orucu:</span> </span>Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nafiledir. Peygamberimizin (asm) pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de "İnsanların amelleri Allah Teâlâ'ya pazartesi ve perşembe günleri arz olunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum" (Ebû Dâvûd, İbn Mâce) dediği rivayet edilmektedir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhicce Orucu:</span> </span>Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Peygamberimizin (asm) zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmayı sürdürdüğü rivayet edildiği için zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Aylarda Oruç:</span> Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban Orucu:</span> Şaban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır. Âişe validemizin belirttiğine göre Peygamberimiz en çok orucu Şaban ayında tutmuş, Şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği olmuştur. <br />
Dâvûd Orucu: Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından "savm-ı Dâvûd" olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir. Peygamberimiz bu şekildeki oruç hakkında "En faziletli oruç Dâvûd'un tuttuğu oruçtur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı" demiştir. Sahâbeden Abdullah b. Amr, "Ben daha fazlasını tutabilirim" deyince, Peygamberimiz bunun faziletli bir şekil olduğunu ve daha fazlasını tutmaya çalışmamayı tavsiye etmiştir. (Müslim) Bu bakımdan gün aşırı oruç tutmak, en faziletli nafile oruç olarak değerlendirilmiştir. <br />
Yukarıda belirtilen günlerde oruç tutmanın fazileti ve kişiye kazandıracağı sevaplar konusunda birçok hadis rivayet edilmiştir. Oruç tutmanın tavsiye edildiği günler incelendiğinde bunların belirlenmesinin gelişigüzel olmayıp, belli bir periyoda göre düzenlendiği görülür. Bu bakımdan oruç tutmanın ruhî ve bedenî yararları göz önüne alındığında yılın belli zamanlarında oruç tutmak oldukça yararlı, tutulacak oruçları Peygamberimiz'in (asm) önerdiği günlerde tutmak ise oldukça sevaplıdır. Bununla birlikte, oruç tutulması haram ve mekruh olmayan günlerde kişi kendi durumuna ve tercihine göre istediği zaman nafile oruç tutabilir.  <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruç ve fazileti</span></span><br />
<br />
Sual: Nafile orucun da sevabı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Oruç kazası olmayanın nafile oruç tutması çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir gün nafile oruç tutan kimseye, yeryüzü dolusu altın verilse, o orucun sevabını karşılamaz.) [İbni Neccar]<br />
<br />
(Gizleyerek, bir gün nafile oruç tutana, Allahü teâlâ, Cennetini ihsan eder.) [Hatib]<br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra her ay oruç tutmak isteyen hangi günler tutmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Her [kameri] ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevaptır.) [Buhari]<br />
<br />
(İbrahim aleyhisselam, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömrü boyu oruç tutmuş gibi sevap verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.) [Beyheki]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.) [Bezzar]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai]<br />
<br />
“Eyyâm-ı biyd” denilen kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesai]<br />
<br />
(Her ay, eyyâm-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai]<br />
<br />
Sual: Zilhicce ayında oruç tutmanın fazileti nedir, hangi günlerde oruç tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Kurban Bayramı’nın bulunduğu aya zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<br />
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi’ni ihya etmek gibidir.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, yedi yüz misli sevab verilir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Terviye günü [Arefe’den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani]<br />
<br />
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tesbih: </span></span>Sübhanallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tahmid:</span></span> Elhamdülillah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tehlil:</span></span> La ilahe illallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekbir:</span></span> Allahü ekber, demektir.]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk on günün kıymeti</span></span><br />
<br />
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir, ancak canını, malını esirgemeden savaşıp şehit olanın cihadı, daha kıymetlidir buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Ebüd-derda buyurdu ki:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı,</span></span> çok sadaka vermeli ve çok dua ve istigfar etmelidir, çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir’a)<br />
<br />
Bu on gün içinde, hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostlarının hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnet’e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Arefe günü oruç tutmanın önemi nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]<br />
<br />
(Aşûre günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Receb ve Şaban aylarında oruç tutmanın fazileti nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan biridir. Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]<br />
<br />
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Receb ayında Allahü teâlâya çok istigfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]<br />
<br />
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]<br />
<br />
(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]<br />
<br />
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban ayı</span></span><br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]<br />
<br />
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]<br />
<br />
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Berat gecesi</span></span><br />
<br />
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşûre günü oruç tutarken</span></span><br />
<br />
Sual: Aşûre günü tutulan oruca kaza orucuna niyet edince, hastalık gibi bir sebeple orucu bozmak zorunda kalan kişi, bunun için kaza mı, kefaret mi tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Ramazan ayı dışında, oruç ne sebeple bozulursa bozulsun, kefaret gerekmez. Kazamız varsa zaten kaza edeceğiz, yoksa nafile olacağı için, bozulan nafile orucu kaza etmek de vacib olduğu için, tekrar tutmak vacibdir.<br />
<br />
Sual: Tam olarak kaza borcumu hatırlamıyorum; bu yüzden her nafile orucu tutarken, son kazaya kalan ramazan orucumu tutmaya diye niyet etsem sakıncası olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Nafile orucu sebepsiz bozmak uygun mu?<br />
CEVAP<br />
Nafile orucu, sebepsiz bozmak günahtır. Bozunca kaza etmek de gerekir.<br />
<br />
Sual: Bir kişi yiyecek bir şey bulamazsa veya yemek hazırlamaya üşenirse, oruç tutsa caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Şabanın 14. mü, 15. günü mü oruç tutulur?<br />
CEVAP<br />
Onbeşinci günü tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nevruz günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Nevruz günü oruç tutmak mekruh olduğuna göre, her Pazartesi veya Perşembe günü oruç tutmayı âdet edinen, Nevruz günü bu günlere denk gelirse, yine oruç tutsa, mekruh olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mekruh olmaz.<br />
<br />
Sual: Savm-ı davud, yani bir gün yiyip bir oruç tutmak cumartesi ve mekruh güne denk gelse caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz. En faziletli oruçtur.<br />
<br />
Sual: Sükut orucu var mı?<br />
CEVAP<br />
Yoktur.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra, nafile oruca niyet edip, dahveden önce, oruç tutmaktan vazgeçenin, bu orucu kaza etmesi vacip olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Şabanın 15. günü, cumartesiye gelse, sadece bu gün oruç tutulur mu?<br />
CEVAP<br />
Bir gün öncesi ile veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır.<br />
<br />
Sual: Sadece cumartesi günleri oruç tutmakta mahzur var mı?<br />
CEVAP<br />
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Farz olan Ramazan orucu hariç, yalnız Cumartesi günü tek olarak oruç tutmayın!) [Ebu Davud, Tirmizî, Nesai, Hâkim]<br />
<br />
Bunun sebebi bildirilmiyor. Cumartesi Yahudilerin önemli bir günüdür. Onlara benzememek için olabilir. Başka hikmetleri de olabilir. Ne bildirilmişse ona uymalıdır.<br />
<br />
Sual: Kaza orucu olmayanın, tuttuğu kaza orucu nafile mi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Bir olay için, mesela sınav vb...ya da korktuğumuz bir yere giderken veya korktuğumuz bir olayın sonucunun hayırlı olması niyetiyle nafile oruçlu olmanın fazileti hakkında bilgi verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Oruçlu olmak, abdestli olmak, zikretmek elbette faydalıdır. Kaza borcunuz olmasa bile, oruca niyet ederken, kazaya niyet etmek daha uygundur.<br />
<br />
Sual: Hadis-i şerifte (Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyuruluyor. Yani bir anlamda kabul olunmuş, hakiki tevbe-i nasuh gibi oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır tevbe gibi olmaz. Tevbe pişman olup günahları terk etmektir. Yani artık bir daha günah işlememek demektir. Şevvalde 6 gün oruç tutanın böyle bir niyeti yok. O yine günahlarına devam edecek, sadece oruç tutmakla sevap işliyor, sevabı kadar günahı affoluyor. Sonra bu günahlar büyük günahlar için değil, küçük günahlar içindir. Büyük günahları, insan ve hayvan hakları kendisine veya vârislerine ödenmedikçe günahları affedilmez. Nafile ibadetin sevabına kavuşabilmek için imanda ve farzlarda kusurlu olmamak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek ve o işi ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. Abdest alanın da bütün günahları affolur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Abdest alan bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim]<br />
Bu da aynen Şevvaldeki oruç gibidir. Küçük günahlardan temizlenmiş olur.<br />
<br />
Sual: Oruç tutarken bir davete gidilince, orucu bozmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)<br />
<br />
Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın) buyurdu. (Dare Kutni)<br />
<br />
Yine buyurdu ki:<br />
(Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile ise] orucunu bozsun!) [Taberani]<br />
<br />
(Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.) [Şir’a]<br />
<br />
Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir) buyuruldu. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruçlu olduğunu söylemek</span></span><br />
<br />
Sual: (Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğunu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider) deniyor. Böyle bir şey var mı?<br />
CEVAP<br />
Riya için, gösteriş için tutulmuyorsa, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı, ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucu bozmak</span></span><br />
Sual: Nafile oruçları tutmak mecburi olmadığı için, istenince bozabilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Bir ibadete başlayınca, bunu özür olmadan bozmak haramdır. İhtiyaç olunca, nafile orucu bozmak caiz olur. Ancak daha sonra bu orucu tutmak vacibdir.<br />
<br />
Bozulan nafileleri tekrar kılmak vacib, bozulan farzları tekrar kılmak farzdır. Özürsüz bozmak ise haramdır. (Uyun-ül-besair)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Farz olan orucu bozmak için sekiz özür vardır:</span></span><br />
1- Hastalık,<br />
2- Sefere çıkmak,<br />
3- İkrah yani zalimin zorlaması,<br />
4- Kadının hamile olması,<br />
5- Çocuk emzirmek,<br />
6- Açlık [dayanılamayacak derecede],<br />
7- Susuzluk [dayanılamayacak derecede],<br />
8- İhtiyarlık. (Bahr-ür-raık)<br />
<br />
Bu özürlerden biri varsa, oruç tutmamayı mubah kılıyor. Bu özürleri olmasına rağmen, oruç tutabilen yine tutar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seferilik hakkında bir hadis-i şerif meali şöyledir:</span></span><br />
<br />
(Seferde ramazan orucunu tutan, mukimken oruç yiyen gibidir.) [Nesai]<br />
<br />
Hâlbuki mukimken oruç yemek büyük günahtır. Seferde sıkıntılı bir durum varsa, ibadetlerini ve işlerini aksatacaksa oruç tutmaması tavsiye ediliyor. Seferde rahatsa, oruç tutması iyi olur. Onun için bir hadis-i şerifin açıklaması olmadan hüküm vermemelidir.<br />
<br />
Nafile oruç, mazeretli veya mazeretsiz bozulursa, kazası vacib olur. Bir kadın namaz kılarken ve oruçluyken hayzı başlasa, namazını ve orucunu bırakır. Nafile namazla nafile orucu kaza etmek vacibdir. Eğer, farz namaza niyet ettikten sonra hayz başlasa, namazı kaza etmez. Çünkü farz namazı affedilmiştir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Nafile oruçta Dahve vaktine kadar niyet edilir. O vakte kadar bir şey yiyip içmemiş olan kimse, niyet edip oruç tutabilir. Yahut vazgeçip tutmayabilir. Yani bu işte muhayyerdir.<br />
<br />
Niyet etme vakti geçtikten sonra, artık mazeretsiz orucunu bozamaz. Nafile oruç için mazeretler, misafirliğe gitmek, misafirin gelmesi veya oruç bozmayı gerektiren diğer sebeplerdir. Böyle sebeplerle de, niyetli orucu bozunca, kaza etmek vacib olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram aylarda oruç</span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruç tutulması daha çok sevab olan aylar ve günler hangileridir?<br />
CEVAP<br />
Haram aylarda, pazartesi ve perşembe günleri ve kamerî ayların eyyam-ı biyd denilen 13.,14. ve 15. günleri oruç tutmak daha sevabdır. “Haram ay” demek, hürmet edilmesi gereken ay demektir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:<br />
(Haram aylar; Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberanî]<br />
<br />
(Haram aylardan birinde bir gün oruç tutmak, başka bir ayın otuz günü oruç tutmaktan daha sevabdır.) [İ. Gazâlî]<br />
<br />
(Her ayda üç gün oruç tutmak, bir yıl oruç tutmak gibi sevab olur. Çünkü Allahü teâlâ, En’am sûresinde [mealen] “Bir hayır işleyene, [en az] on katı sevab verilir” buyurdu. Bir güne on misli sevab veriliyor.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, kameri ayın 13., 14. ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesaî]<br />
<br />
(Her ay, eyyam-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesaî]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Pazartesi günü oruç tutmanın fazileti nedir?<br />
CEVAP<br />
Birçok fazileti vardır:<br />
Hazret-i Ömer ve İbni Abbas hazretleri, Resulullah’ın pazartesi günü doğduğunu, ilk vahyin pazartesi günü geldiğini, Mekke'den pazartesi günü hicret ettiğini, Medine'ye pazartesi günü girdiğini, vefatına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiğini ve pazartesi günü vefat edeceğini, kendisinden duyduklarını bildirmişlerdir. (Müslim, İ. Ahmed, Beyhekî)<br />
<br />
Ebu Katâde “radıyallahü anh” anlatır: Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulunca buyurdu ki:<br />
(Ben o gün doğdum, o gün ilahî vahye mazhar oldum.) [Müslim]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutmasının sebebi sorulunca, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)<br />
<br />
Pazartesi günü oruç tutmanın başka faziletleri de vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ya Bilâl, pazartesi günü oruç tutmayı ihmal etme! Ben o gün doğdum, o gün ilâhi vahye mazhar oldum, o gün hicret ettim, aynı gün de vefat ederim!) [İbni Asakir]<br />
<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahlar affedildiği için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ayın perşembe ve pazartesi günleri oruç tutana Hak teâlâ, 700 yıl oruç tutmuş gibi sevab verir.) [İslam Ahlakı]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe günleri bütün Müslümanların affedildiği günlerdir. Yalnız Hak teâlâ, birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakılmasını emreder.) [Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî İ. Mâlik]<br />
<br />
(Ameller pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz edilir. Bu iki günde tevbe eden, af dileyen affedilir, yalnız kalblerinde kin ve düşmanlık besleyen kimseler, birbirleriyle barışıncaya kadar affa uğramaz.) [Taberanî]<br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz, (Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” oruç tutmak için pazartesi ve perşembe günlerini sabırsızlıkla beklerdi) buyurmuştur. (İbni Mace, Nesaî, Tirmizî – Uhud-ül-kübra)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nâfile orucu bozmak</span></span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruca güneş doğduktan sonra niyet etsek, bir saat sonra da, bir mazeretle bozsak, o orucu kaza etmek vacib olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, nâfile bir ibadete başlayınca artık onu bitirmek vacibdir. İhtiyaçsız bozmak günahtır. Herhangi bir sebeple bozulan nâfile orucu, tekrar tutmak vacib olur. Nâfile namaza durup sonra namazı bozulan veya kendisi bir mazeretle bozan kimsenin de, bu namazı tekrar kılması vacibdir. Sünnetleri kılarken bozanın da, tekrar kılması vacibdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra, Şevval ayında oruç tutmanın önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhârî)<br />
<br />
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Üç hadis-i şerif:<br />
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberanî]<br />
<br />
(Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Ramazan ayı orucu on aya, ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]<br />
<br />
Bu 6 gün orucun bayramdan sonra hemen tutulması iyidir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
Sual: Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?<br />
CEVAP<br />
Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?<br />
CEVAP<br />
Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.<br />
<br />
Sual: Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.<br />
<br />
Sual: Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma "ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Şevval ayında altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, öyle niyet edilir. Şevval ayında kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur.<br />
<br />
Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevvalde 6 gün oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan-ı şerifin ve bayramın başlaması hilalin gözetlemesiyle tespit edilmediği için, ramazandan sonra 2 gün kaza orucu tutmak gerekiyor. 6 gün de şevvalde oruç tutuluyor. Hepsi 8 mi ediyor, yoksa 6 gün tutulsa, hem 2 gün kaza orucu hem de şevvalde 6 gün oruç tutulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Şevvalde 6 gün kaza orucu tutulsa, ramazandan sonra 6 gün oruç tutmak gerektiği için, bu ayda 6 gün oruç tutulmuş olur. İkisi ramazan orucunun kazası diyerek 8 gün oruç tutmak gerekmez. En az bire on sevab verildiği için, bir ay ramazanda oruç tutan 300 gün, şevvalde de 6 gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yıl oruç tutmuş sayılır. Diyelim ramazanda tuttuğumuz 30 gün orucun ikisi isabet etmese, ikisini sonra kaza etmiş oluyoruz. Ramazan diye tuttuğumuz 2 gün normal nafile olur. 4 gün de şevvalde tutulunca yine 6 gün tutulmuş oluyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan ayının dışında tutulan oruçlara da, oruç tutma sevabı verilmekte midir?<br />
Cevap: İnsanların yaptığı her bir ibadetine karşılık olarak, bire on, bire yedi yüz, bire sonsuz ecir, ücret verileceği Kur’ân-ı kerimde bildirilmektedir. Bu sebeple insan, gücü, kuvveti, imkanları yerinde iken, namazlarını kılmalı, Ramazan ayının dışında da, oruç tutmalıdır. Zira kıyamet gününde oruç, bir güzel suret alarak, Allahü teâlânın hitabına mazhar olacaktır. Allahü teâlâ, oruca; “Ya oruç, sen memnun olduğun şahısları alarak Cennete gir!” buyuracaktır. Daha sonra, Allahü teâlâ; “Ya oruç, benden başka ne arzun varsa iste” buyuracak ve oruç da, razı olduğu kimseler için çeşitli şeref ve meziyetleri isteyip almaya muvaffak olacaktır. Böylece oruç tutanlar, kıyamet gününde yüksek bir şerefe nail olacaklardır. Ayrıca oruç tutanlar, birçok Cehennem ehli Müslümana şefaat edebilme imkânına da kavuşacaklardır. Bütün bunların üstünde olarak, oruç tutanlar Peygamber efendimize komşu olacak ve cenab-ı Hakkın cemalini görmeye de nail olacaklardır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ramazan-ı şerif ayında oruç tutup, ardından Şevval ayından da altı gün daha oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi olur.)<br />
<br />
(Ramazan-ı şerif ayında orucunu tutup, ardından Şevval ayında altı gün daha oruç tutan, günahlardan, anadan doğduğu gün gibi sıyrılır, kurtulur.)<br />
<br />
amazan orucundan sonraki Şevval ayından 6 günlük oruç, dînen güzel ve hoş görülen bir sünnettir, fakat farz veya vâcip değildir. Fazîleti ve ecri büyük olduğundan dolayı bu 6 günlük oruç müslümana meşrû kılınmıştır. Zirâ her kim, bu orucu tutarsa, kendisine tam bir yıllık oruç sevabı yazılır.<br />
<br />
Nitekim Ebu Eyyub el-Ensârî'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği sahih hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ وَ أَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ.<br />
<br />
رواه مسلم وأبو دود والترمذي والنسائي وابن ماجه<br />
<br />
"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval'den de altı gün daha eklerse, bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur." (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu şu sözüyle açıklamıştır:<br />
<br />
  مَنْ صَامَ سِتَّةَ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ كَانَ تَمَامَ السَّنَةِ : مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا    <br />
<br />
رواه ابن ماجه <br />
<br />
"Kim, Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, senenin tamamının orucu olmuş olur. Her kim hayırlı bir iş ile gelirse (bir iyilik işlerse) kendisine onun(yapmış olduğu iyiliğin) on misli sevap verilir."(İbn-i Mâce, Sıyâm, 33)<br />
<br />
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
جَعَلَ اللهُ الْحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، فَشَهْرُ رَمَضَانَ بِعَشْرَةِ أَشْهُرٍ، وَسِتَّةُ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ تَمَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه النسائي <br />
<br />
"Allah Teâlâ bir iyiliğe karşılık on mislini vermiştir. Buna göre Ramazan ayı orucu on aya, Ramazan bayramından sonra tutulan altı gün oruç ise senenin tamamına (iki aya) denktir." (Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
İbn-i Huzeyme'nin rivâyeti ise şöyledir:<br />
<br />
صِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ بِعَشَرَةِ أَمْثَالِهَا, وَصِيَامُ سِتَّةِ أَيَّامٍ بِشَهْرَيْنِ، فَذَلِكَ صِيَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه ابن خزيمة <br />
<br />
"Ramazan ayı orucu on aya, (Ramazan'dan sonra tutulan) altı gün oruç ise, iki aya denktir ki bu, bir senelik oruç demektir."<br />
<br />
Hanbelî ve Şâfiî fakihleri, Ramazan orucundan sonraki altı günlük Şevval orucunun bir senelik farz oruca denk olduğunu belirtmişlerdir. Zirâ genel olarak nâfile oruçta bile kat kat ecir sâbittir. Çünkü yapılan her iyilik, on misliyle karşılık görür.<br />
<br />
Ayrıca altı günlük Şevval orucunun faydalarından birisi de, Ramazan ayında tutulan farz oruçta meydana gelen kusur ve noksanlıkları telâfi etmesidir. Öyle ki hiç bir oruçlu, orucuna aksi yönde tesir eden kusur ve günah işlemiş olmaktan uzak değildir. (Bilindiği üzere) kıyâmet günü farz ibâdetlerde meydana gelmiş kusur ve noklanlıklar, nâfile ibâdetlerle telâfi edilecektir.<br />
<br />
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ النَّاسُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَعْمَالِهِمْ: الصَّلاَةُ، قَالَ: يَقُولُ رَبُّنَا عَزَّ وجَلَّ لِمَلاَئِكَتِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ: انْظُرُوا فِي صَلاَةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَمْ نَقَصَهَا؟فَإِنْ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً، وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَيْئًا، قَالَ: انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ، فَإِنْ كَانَ لَهُ تَطَوُّعٌ، قَالَ: أَتِمُّوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ، ثُمَّ تُؤْخَذُ الْأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ.<br />
<br />
رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود <br />
<br />
"Şüphesiz ki insanların kıyâmet günü amellerinden hesaba çekileceği ilk şey, namazdır. Rabbimiz azze ve celle -bildiği halde- meleklerine şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun farz namazına bakın! Tam ve doğru olarak mı, yoksa noksan olarak mı kılmıştır? Eğer tam ve doğru olarak kılmışsa, kendisi için tam kılmış olarak yazılır. Yok eğer namazından bir şeyi noksan olarak kılmışsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun nâfile namazları var mı ona bakın! Eğer nâfile namazları varsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun noksan olan farz namazını, nâfile olan namazıyla tamamlayın!<br />
<br />
Sonra diğer amelleri de noksan olarak yapmışsa, o ameller de nâfile amellerle tamamlanır." (Ebu Davud)<br />
<br />
Allah Teâlâ en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
sorusorcevapbul<br />
nefisyemektarifleri<br />
Hürriyet<br />
Dinimiz islam<br />
islamqa</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namaz Sureleri Hakkında Bilgi ve Namaz Sureleri ve Duaları'nın Türkçe ve Arapçası]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=14542</link>
			<pubDate>Wed, 08 Jun 2022 17:16:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=14542</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaz Sureleri Hakkında Bilgi ve Namaz Sureleri ve Duaları'nın Türkçe ve Arapçası</span><br />
<br />
Namaz sûreleri tanımı ile kastedilen Kur'anı Kerim'deki son 10 suredir. Bu sureler kısa ve ezberlemesi kolay olduğu için namazda okunmaktadır. Yoksa "Namaz Sureleri" ifadesi ilmi bir tanımlama değildir. Bunun dışında Kur'anı Kerim'den istenilen her sure, her ayet namaz kılarken okunabilir, zammı sure olarak kıraat edilebilir.<br />
<br />
Namaz Surelerinin okunuş sırası<br />
<br />
Kuranı-ı Kerim’de Fatiha suresinden Nas suresine doğru bir sıralama var. Namazda bu sıralamaya uyulması gerekli. Bu konuda ayrıntılı bilgi almak için namaz surelerinin okunuş sırası konulu sayfamıza bakılabilir.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Ayet-el Kûrsi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاو ;َاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴿٢٥٥<br />
</span><br />
Okunuşu: Allâhu lâ ilâhe illâ huve’l-hayyu’l-kayyûm. Lâ te’huzuhû sinetun ve lâ nevm. Lehû mâ fi’s-semâvâti ve mâ fi’l-ardı men zellezî yeşfe’u ‘ındehû illâ bi iznih. Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ‘ılmihî illâ bimâ şâe vesi’a kursiyyuhu’s-semâvâti ve’larda ve lâ yeûduhû hıfzuhumâ ve huve’l-‘aliyyu’l-‘azîm.<br />
<br />
Anlamı: O'ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O'nundur. İzni olmaksızın O'nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O'nun ilminden, O'nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O'nu (Cenab-ı Ecelli Ala'yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Fatiha Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
١﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: 1- “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 2- Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. 3- Er-Rahmâni’r-Rahîm. 4- Mâliki yevmi’d-dîn. 5- İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în. 6- İhdine’s-sırâta’l-mustakîm. 7- Sırâta’l-lezîne en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn.”<br />
<br />
Anlamı: 1- “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 2- Hamd; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. 3- (O Allah) Rahmân ve Rahîm’dir. 4- Din (ödül ve ceza) gününün sahibidir. 5- (Ey Allah’ım) Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz. 6- Bizi dosdoğru yola ilet. 7- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.” <br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Fil Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ ﴿١﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ ﴿٢﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ ﴿٣﴾ تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ ﴿٤﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ ﴿٥<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Elemtera keyfe fe’ale Rabbuke bi-ashâbi’l-fîl. 2- Elem yec’al keydehum fî tadlîl. 3- Ve ersele ’aleyhim tayran ebâbîl. 4- Termîhim bi-hicâratin min siccîl. 5- Fece’alehum ke’asfin me’kûl.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? 2- Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? 3- Onların üstüne ebabil kuşları gönderdi. 4- O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. 5- Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kureyş Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- Li îlâfi kurayş. 2- Îlâfihim rihlete’ş-şitâi ve’s-sayf. 3- Felya’budû Rabbe hâze’l-beyt. 4- Ellezî et’amehum min cû’in ve âmenehum min havf.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Kureyş’in emniyetini sağladığı, 2- Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe ulaştırıp başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için onlar, 3- Bu evin (mabed’in, Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler. 4- Ki O (Allah) kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve her çeşit korkudan güvenliğe kavuşturandır. <br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Mâun Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾ فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Eraeytellezî yukezzibu bi’d-dîn. 2- Fezâlike’l-lezî yedu’ul-yetîm. 3- Ve lâ yehuddu alâ ta’âmi’l-miskîn. 4- Feveylun lil-musallîn. 5- Ellezînehum an salâtihim sâhûn. 6- Ellezînehum yurâûn. 7- Ve yemne’ûne’l-mâ’ûn.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Din gününü (İslam’ı, ahirette ceza ve mükâfatı) yalanlayanı gördün mü? 2- İşte o, yetimi itip kakar. 3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmez (önayak olmaz). 4- Şu namaz kılanların vay haline! 5- Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler). 6- Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. 7- Ve onlar en küçük bir yardımı (zekâtı) da engellerler. <br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kevser Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İnnâ a’taynâ ke’l-kevser. 2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar. 3- İnne şâni’eke huve’l-ebter<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. 2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. 3- Asıl sonu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Kâfirûn Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ ﴿٢﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾ وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾ لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿٦<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul yâ eyyuhe’l-kâfirûn. 2- Lâ a’budu mâ ta’budûn. 3- Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud. 4- Velâ ene âbidun mâ abettum. 5- Velâ entum âbidûne mâ a’bud. 6- Lekum dînukum veliye dîn.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: Ey kâfirler. 2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam. 3- Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. 4- Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. 5- Siz de benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz. 6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Nasr Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً ﴿٣<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İzâ câe nasrullâhi ve’l-fethu. 2- Ve raeyte’n-nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. 3- Fe sebbih bi-hamdi Rabbike vestağfirhu innehû kâne tevvâbâ.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, 2- Ve insanların, Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğün zaman, 3- Hemen Rabbini överek tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Tebbet Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. 2- Mâ ağnâ ‘anhu mâluhû ve mâ keseb. 3- Seyaslâ nâran zâte leheb. 4- Vemraetuhû hammâlete’l-hatab. 5- Fî cîdihâ hablun min mesed.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Ebu Leheb’in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya. 2- Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. (kurtarmadı) 3- (O) alevli bir ateşe girecektir. 4- Karısı da, odun hamalı (ve), 5- Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.)<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">İhlas Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul huvallâhu ehad. 2- Allâhu’s-samed. 3- Lem yelid ve lem yûled. 4- Ve lem yekun lehû kufuven ahad.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: O Allah birdir. 2- Allah samed (her şey O’na muhtaç, O kimseye muhtaç değil)’dir. 3- O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. 4- Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Felak Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. 2- Min şerri mâ halak. 3- Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. 4- Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad. 5- Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığınırım, 2- Yarattığı şeylerin şerrinden, 3- Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 4- Düğümlere üfleyenlerin şerrinden, 5- Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden. (Allah’a sığınırım). <br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Nas Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. 2- Meliki’n-nâs. 3- İlâhi’n-nâs. 4- Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. 5- Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. 6- Mine’l-cinneti ve’n-nâs.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. 2- İnsanların malikine, 3- İnsanların (gerçek) ilahına; 4- İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. 5- O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünce, şüphe) vesvese verir. 6- Gerek cin, gerekse insanlardan (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım.)<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Namaz Duaları<br />
Sübhaneke Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ ﴿﴾ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ ﴿﴾ وَتَعَالَى جَدُّكَ ﴿﴾ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Subhânekellâhumme ve bi hamdik ve tebârakesmuk ve teâlâ cedduk (ve celle senâuk*) ve lâ ilâhe ğayruk.<br />
* (vecelle senâuk kısmı sadece cenaze namazında okunur.)<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Ettehiyyâtu Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ ﴿﴾السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ ﴿﴾ السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ ﴿﴾ أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ ﴿﴾ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Ettehiyyâtu lillâhi vessalevâtu vettayibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullahi ve berakâtuhu. Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasuluh.<br />
<br />
Anlamı: Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Allâhumme Salli Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Allâhumme Barik Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Allâhumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Rabbenâ âtina Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr.<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Rabbenâğfirlî Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.<br />
<br />
Anlamı: Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kunut Duaları Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
اَللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَعِينُكَ وَ نَسْتَغْفِرُكَ وَ نَسْتَهْدِيكَ ﴿﴾ وَ نُؤْمِنُ بِكَ وَ نَتُوبُ اِلَيْكَ ﴿﴾ وَ نَتَوَكَّلُ عَلَيْكَ وَنُثْنِى عَلَيْك اْلخَيْرَ كُلَّهُ نَشْكُرُكَ وَ لاَ نَكْفُرُكَ ﴿﴾ وَ نَخْلَعُ وَ نَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكَ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Allâhumme innâ nesteînuke ve nestağfiruke ve nestehdik. Ve nu'minu bike ve netûbu ileyk. Ve netevekkelu aleyke ve nusni aleykel-hayra kullehu neşkuruke ve lâ nekfuruke ve nahleu ve netruku men yefcuruk<br />
<br />
Anlamı: Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
<br />
اَللَّهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ لَكَ نُصَلِّى وَ نَسْجُدُ ﴿﴾ وَ اِلَيْكَ نَسعْىَ وَ نَحْفِدُ ﴿﴾ نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَ نَخْشَى عَذَابَك ﴿﴾ اِنَّ عَذَابَكَ بِاْلكُفَّارِ مُلْحِقٌ<br />
</span><br />
Okunuşu: Allâhumme iyyâke na'budu ve leke nusalli ve nescudu ve ileyke nes'a ve nahfidu nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilkuffâri mulhık<br />
<br />
Anlamı: Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaz Sureleri Hakkında Bilgi ve Namaz Sureleri ve Duaları'nın Türkçe ve Arapçası</span><br />
<br />
Namaz sûreleri tanımı ile kastedilen Kur'anı Kerim'deki son 10 suredir. Bu sureler kısa ve ezberlemesi kolay olduğu için namazda okunmaktadır. Yoksa "Namaz Sureleri" ifadesi ilmi bir tanımlama değildir. Bunun dışında Kur'anı Kerim'den istenilen her sure, her ayet namaz kılarken okunabilir, zammı sure olarak kıraat edilebilir.<br />
<br />
Namaz Surelerinin okunuş sırası<br />
<br />
Kuranı-ı Kerim’de Fatiha suresinden Nas suresine doğru bir sıralama var. Namazda bu sıralamaya uyulması gerekli. Bu konuda ayrıntılı bilgi almak için namaz surelerinin okunuş sırası konulu sayfamıza bakılabilir.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Ayet-el Kûrsi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاو ;َاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴿٢٥٥<br />
</span><br />
Okunuşu: Allâhu lâ ilâhe illâ huve’l-hayyu’l-kayyûm. Lâ te’huzuhû sinetun ve lâ nevm. Lehû mâ fi’s-semâvâti ve mâ fi’l-ardı men zellezî yeşfe’u ‘ındehû illâ bi iznih. Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ‘ılmihî illâ bimâ şâe vesi’a kursiyyuhu’s-semâvâti ve’larda ve lâ yeûduhû hıfzuhumâ ve huve’l-‘aliyyu’l-‘azîm.<br />
<br />
Anlamı: O'ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O'nundur. İzni olmaksızın O'nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O'nun ilminden, O'nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O'nu (Cenab-ı Ecelli Ala'yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Fatiha Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
١﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: 1- “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 2- Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. 3- Er-Rahmâni’r-Rahîm. 4- Mâliki yevmi’d-dîn. 5- İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în. 6- İhdine’s-sırâta’l-mustakîm. 7- Sırâta’l-lezîne en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn.”<br />
<br />
Anlamı: 1- “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 2- Hamd; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. 3- (O Allah) Rahmân ve Rahîm’dir. 4- Din (ödül ve ceza) gününün sahibidir. 5- (Ey Allah’ım) Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz. 6- Bizi dosdoğru yola ilet. 7- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.” <br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Fil Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ ﴿١﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ ﴿٢﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ ﴿٣﴾ تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ ﴿٤﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ ﴿٥<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Elemtera keyfe fe’ale Rabbuke bi-ashâbi’l-fîl. 2- Elem yec’al keydehum fî tadlîl. 3- Ve ersele ’aleyhim tayran ebâbîl. 4- Termîhim bi-hicâratin min siccîl. 5- Fece’alehum ke’asfin me’kûl.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? 2- Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? 3- Onların üstüne ebabil kuşları gönderdi. 4- O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. 5- Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kureyş Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- Li îlâfi kurayş. 2- Îlâfihim rihlete’ş-şitâi ve’s-sayf. 3- Felya’budû Rabbe hâze’l-beyt. 4- Ellezî et’amehum min cû’in ve âmenehum min havf.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Kureyş’in emniyetini sağladığı, 2- Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe ulaştırıp başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için onlar, 3- Bu evin (mabed’in, Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler. 4- Ki O (Allah) kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve her çeşit korkudan güvenliğe kavuşturandır. <br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Mâun Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾ فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Eraeytellezî yukezzibu bi’d-dîn. 2- Fezâlike’l-lezî yedu’ul-yetîm. 3- Ve lâ yehuddu alâ ta’âmi’l-miskîn. 4- Feveylun lil-musallîn. 5- Ellezînehum an salâtihim sâhûn. 6- Ellezînehum yurâûn. 7- Ve yemne’ûne’l-mâ’ûn.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Din gününü (İslam’ı, ahirette ceza ve mükâfatı) yalanlayanı gördün mü? 2- İşte o, yetimi itip kakar. 3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmez (önayak olmaz). 4- Şu namaz kılanların vay haline! 5- Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler). 6- Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. 7- Ve onlar en küçük bir yardımı (zekâtı) da engellerler. <br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kevser Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İnnâ a’taynâ ke’l-kevser. 2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar. 3- İnne şâni’eke huve’l-ebter<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. 2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. 3- Asıl sonu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Kâfirûn Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ ﴿٢﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾ وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾ لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿٦<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul yâ eyyuhe’l-kâfirûn. 2- Lâ a’budu mâ ta’budûn. 3- Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud. 4- Velâ ene âbidun mâ abettum. 5- Velâ entum âbidûne mâ a’bud. 6- Lekum dînukum veliye dîn.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: Ey kâfirler. 2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam. 3- Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. 4- Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. 5- Siz de benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz. 6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Nasr Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً ﴿٣<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “İzâ câe nasrullâhi ve’l-fethu. 2- Ve raeyte’n-nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. 3- Fe sebbih bi-hamdi Rabbike vestağfirhu innehû kâne tevvâbâ.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, 2- Ve insanların, Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğün zaman, 3- Hemen Rabbini överek tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Tebbet Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. 2- Mâ ağnâ ‘anhu mâluhû ve mâ keseb. 3- Seyaslâ nâran zâte leheb. 4- Vemraetuhû hammâlete’l-hatab. 5- Fî cîdihâ hablun min mesed.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “Ebu Leheb’in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya. 2- Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. (kurtarmadı) 3- (O) alevli bir ateşe girecektir. 4- Karısı da, odun hamalı (ve), 5- Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.)<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">İhlas Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul huvallâhu ehad. 2- Allâhu’s-samed. 3- Lem yelid ve lem yûled. 4- Ve lem yekun lehû kufuven ahad.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: O Allah birdir. 2- Allah samed (her şey O’na muhtaç, O kimseye muhtaç değil)’dir. 3- O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. 4- Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Felak Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. 2- Min şerri mâ halak. 3- Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. 4- Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad. 5- Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığınırım, 2- Yarattığı şeylerin şerrinden, 3- Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 4- Düğümlere üfleyenlerin şerrinden, 5- Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden. (Allah’a sığınırım). <br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Nas Sûresi Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 1- “Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. 2- Meliki’n-nâs. 3- İlâhi’n-nâs. 4- Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. 5- Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. 6- Mine’l-cinneti ve’n-nâs.<br />
<br />
Anlamı: —Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 1- “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. 2- İnsanların malikine, 3- İnsanların (gerçek) ilahına; 4- İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. 5- O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünce, şüphe) vesvese verir. 6- Gerek cin, gerekse insanlardan (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım.)<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Namaz Duaları<br />
Sübhaneke Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ ﴿﴾ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ ﴿﴾ وَتَعَالَى جَدُّكَ ﴿﴾ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Subhânekellâhumme ve bi hamdik ve tebârakesmuk ve teâlâ cedduk (ve celle senâuk*) ve lâ ilâhe ğayruk.<br />
* (vecelle senâuk kısmı sadece cenaze namazında okunur.)<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Ettehiyyâtu Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ ﴿﴾السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ ﴿﴾ السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ ﴿﴾ أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ ﴿﴾ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Ettehiyyâtu lillâhi vessalevâtu vettayibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullahi ve berakâtuhu. Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasuluh.<br />
<br />
Anlamı: Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Allâhumme Salli Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Allâhumme Barik Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Allâhumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
Rabbenâ âtina Duası Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr.<br />
<br />
Anlamı: Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Rabbenâğfirlî Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.<br />
<br />
Anlamı: Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kunut Duaları Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı<br />
اَللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَعِينُكَ وَ نَسْتَغْفِرُكَ وَ نَسْتَهْدِيكَ ﴿﴾ وَ نُؤْمِنُ بِكَ وَ نَتُوبُ اِلَيْكَ ﴿﴾ وَ نَتَوَكَّلُ عَلَيْكَ وَنُثْنِى عَلَيْك اْلخَيْرَ كُلَّهُ نَشْكُرُكَ وَ لاَ نَكْفُرُكَ ﴿﴾ وَ نَخْلَعُ وَ نَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكَ<br />
</span><br />
<br />
Okunuşu: Allâhumme innâ nesteînuke ve nestağfiruke ve nestehdik. Ve nu'minu bike ve netûbu ileyk. Ve netevekkelu aleyke ve nusni aleykel-hayra kullehu neşkuruke ve lâ nekfuruke ve nahleu ve netruku men yefcuruk<br />
<br />
Anlamı: Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
<br />
اَللَّهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ لَكَ نُصَلِّى وَ نَسْجُدُ ﴿﴾ وَ اِلَيْكَ نَسعْىَ وَ نَحْفِدُ ﴿﴾ نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَ نَخْشَى عَذَابَك ﴿﴾ اِنَّ عَذَابَكَ بِاْلكُفَّارِ مُلْحِقٌ<br />
</span><br />
Okunuşu: Allâhumme iyyâke na'budu ve leke nusalli ve nescudu ve ileyke nes'a ve nahfidu nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilkuffâri mulhık<br />
<br />
Anlamı: Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namaz Hakkında Güzel Bilgiler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=8670</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2020 15:32:39 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=8670</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaz Hakkında Güzel Bilgiler</span><br />
<br />
<br />
Aslında namaz bir emr-i ta’lilî değil, “emr-i teabbudi”dir. Dolayısıyla neden, niçin farz kılındı diye sorulamaz. Ancak, Rasûlüllah Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde,<br />
<br />
“Namaz, şükrün bütün kısımlarını içinde cem’ etmiş/toplamıştır” buyurmakla, namazın meşruiyetinin sebebinin Allah’ın nimetlerine şükretmek olduğuna işaret etmiştir.<br />
<br />
Nitekim Üstazımız Süleyman Efendi (k.s.) hazretleri vaazlarında, sabah namazından başlayarak her birerinde Allah’ın belli başlı ne nimetleri olduğunu ve bunun için de o nimetlere mukabil rek’at adetleri ile şükredildiğini izah buyurlarmış...<br />
<br />
Yine Rasûlüllah Efendimizin, Mi’rac’a çıktığında, her gök ehlini ayrı ayrı ibadetlerde görüp onlara hayran kaldığını… Hz. Allah’ın da bütün gök ehlinin ibadetleri olan kıyam, kıraat, rükû, secde ve teşşehüdü birleştirerek O’na ve ümmetine bir Mi’rac hediyesi olarak günde 50 vakit farz kıldığını… Sonra Hz. Musa’nın Peygamberimizi ikaz etmesi ile Hz. Allah’a tekrar tekrar dönüp, rica ve niyazıyla 50 vaktin 5 vakte düşürüldüğünü kitaplarımız mufassalen bize beyan etmektedirler.<br />
<br />
Dikkat: Hemen şunu ilave edelim ki, Hz. Allah 50 vaktın 45’ini bize bağışladı ya, biz de emrettiği beşini ona bağışlayarak bî-namaz olup çıkmıyalım. Çünki günümüzde bir mussallî (namazını kılan) Müslümanlar, bir de musallâ Müslümanları (ölünce namazı kılınanlar) var. Biz musallâya getirildiğinde namazı kılındığı için Müslüman sayılanlardan olmayalım.<br />
<br />
 Mevlâ-yi zû’l-Celâl ve’l-Kemâl hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı hakkıyla verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.’ Hem sabır (ve sebat) ile hem namazla Allah'tan yardım isteyin. Gerçi bu (sabır ve namaz nefislere) pek ağır gelirse de, kalbi Allah'a saygı ile ürperen kimselere ağır gelmez.” (el-Bakara,2 /43,45)<br />
<br />
“Namazı bitirdiğinizde, gerek ayaktayken, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzereyken hep Allah’ı zikredin. Emniyete-güvenliğe kavuştuğunuzda da namazı dosdoğru (tam erkânı ile) kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisa, 4/103) <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSLÂM TARİHİNDEN NAMAZLA ALAKALI BİR ANEKDOT</span><br />
<br />
Taifliler Peygamberimize bir heyet gönderiyorlar... Ve “Biz iman edeceğiz, vergiyi (zekatı da) fazlasıyla vereceğiz. Yalnız senden üç ricamız vardır” diyorlar.<br />
<br />
1. Bugüne kadar taptığımız bütün putlarımızı yıkabilirsiniz, ama bizim Lât isminde büyük bir putumuz var, ona hiç olmazsa iki sene daha müsaade edin. Onu yıkmayın, ayakta kalsın, diyorlar. <br />
<br />
2. Diğer putlarımızı da siz Müslümanlar değil, biz yıkalım kıralım. Çünki, karılarımız bizimle alay ederler. <br />
<br />
3 Namaz bize bağışlanacak. Çünki o bize çok ağır geliyor. <br />
<br />
Zaten Hz. Allah da Bakara Suresi 45. ayetinde,<br />
<br />
“Şüphesiz bu (namaz), kalbi Allah'a saygı ile ürperenler hariç, diğerlerine pek ağır gelir” buyurmuyor muydu?<br />
<br />
Peygamberimiz bu heyete buyuruyor ki: “Putlarınızı kendi ellerinizle sizler kırabilirsiniz. Amma Lât’ın iki sene daha kalmasına izin veremem. Zekatınızı da veriniz ama şunu da iyi biliniz: Bir din ki, o dinde namaz yoktur. O dinde hayır da yoktur. Dolayısıyla sizleri namazsız Müslüman olarak kabul etmemiz mümkün değildir.” Hemen Halid bin Velid’i o heyet ile beraber Taife gönderiyor ve ona onların bütün putlarını Lât’ıyla Menât’ıyla yere sermesini emrediyor. Hz. Halid de bunu yapıp, geri dönüyor. Demek oluyor ki, Peygamberimiz namazsız bir din ve namazsız bir Müslüman kabul etmiyor...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HADİSLERDE NAMAZ</span><br />
<br />
Hadis-i kudsi:  “Allah Teala buyuruyor ki: (Habibim!) Ben senin ümmetinin üzerine 5 vakit namazı farz kıldım. Ve bununla alakalı da kendi indimde bir ahitte bulundum: Kim bu 5 vakti devamlı kılarsa, ben onu cennetime sokacağım; ama kim de devam etmezse, ona bir ahdim, bir garantim olmıyacak, ya Muhammed!” (et-Tâc, C. 1, S. 124)<br />
<br />
“Kim temizliğine (taharet ve abdestine), vakitlerine tam riayet ederek 5 vakit namazını kılarsa, o namaz kıyamet gününde onun için bir nur ve yol gösteren bir delil olacaktır. Ama kim de o 5 vakit namazı kılmaz zâyi ederse, o da kıyamet günü Firavun ve Hâman’la haşr olacaktır.”  (İhya, C. 1, S. 154) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZDA DİKKAT</span><br />
<br />
Hz. Allah Taha suresi 14. ayette,  “Ancak beni anmak için (sadece benim zikrim için) namaz kıl” buyurarak, namazda asıl maksadın Allah’a dönmek ve ihlâsla onu zikretmek, olduğunu beyan buyuruyor. Şu halde, namazı tam bir huzu’ ve huşu’ içinde kılmalıyız.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz bizleri; cemaate yetişeceğim, imamla bir rek’at daha fazla kılacağım diye, acele edip cami içinde koşarak namaza durmaktan men’ediyor… ve tam bir hazırlıkla Allah’ın huzurunda durup tekbir almamızı, yetiştiğimiz kısmı imamla kılıp, kalan kısmını imam selâm verdikten sonra yine tam bir huzu’ içinde itmam ve ikmâl etmemizi emrediyor. (Tecrid-i Sarih C. 1, Namaz bahsi)<br />
<br />
Namazda lâubali davrananları ise şöyle ikaz ediyor:<br />
<br />
“Herhangi biriniz başını imamdan önce secdeden veya rükû’dan kaldırınca, (yarin) Allah onun başını merkep başı, yahut Allah onun şeklini merkep şeklinde yapacağından korkmuyor mu?” buyuruyor. (Ramuzu’l-Ehadis, Harf-i Elif, Mim)<br />
<br />
Yine bir hadisinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor “Kul namaz içinde herhangi bir tarafa bakarsa, Hz. Allah ona kesinlikle buyurur ki: “Ey Âdemoğlu! Beni bırakıp ta nereye (kime) bakıyorsun? İyi bil ki, ben senin baktığından çok daha hayırlıyım!” (Muhtaru’l-Ehadis, Harf-i Ma)<br />
<br />
Keza bir başka hadislerinde ise, ahir zamanda namaz kılanların çok olacağını, fakat namazın gerçek ruhundan gafil olarak kılacaklarını şöyle beyan ediyor: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelcek ki, bir mescitte bin (1000) kişi hatta daha çok insan namaz kılacak. Ama içlerinde bir tane bile hakiki mü’min olmıyacak.” (Ramuzu’l-Ehadis, S. 301) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZI İKAME (DOSDOĞRU KILMAK)</span><br />
<br />
Rifâ’a ibnu Râfi (r.a.) anlatıyor: “Biz Mescid-i Nebevi’de (Rasûlüllah Efendimizle s.a.v. birlikte ve onun sohbetini dinler) iken bedevi kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde (yani rükünleri, tesbihleri kısa tutarak) namaz kıldı; sonra namazı tamamlayıp Rasûlüllah’a (s.a.v.) selâm verdi: Efendimiz,<br />
<br />
“Selâm senin de üzerine olsun. Ancak kalk namaz kıl, sen namaz kılmadın!” buyurdu. Adam döndü (tekrar) namaz kılıp geldi, Rasûlüllah’a selâm verdi. Aleyhissâlatu vesselâm Efendimiz selâmına mukabele etti ve: <br />
<br />
“Kalk namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!” dedi. Adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi yaptı, her seferinde Efendimiz (s.a.v.):  <br />
<br />
“Kalk namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!” dedi. Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi. Adam sonuncu sefer: <br />
<br />
“Ben bir insanım; isabet de ederim, hata da yaparım. Bana (hatamı) göster, doğruyu öğret!” dedi. Rasûlüllah Efendimiz: <br />
<br />
“Tamam. Namaza kalkınca önce Allah’ın sana emrettiği şekilde abdest al. Sonra (ezan okuyarak) şahâdet getir, ikâmet getir (namaza dur). Ezberinde Kur’an varsa oku, yoksa Allah’a hamdet, tekbir getir, tehlil getir, sonra rükûya git. Rükû halinde itminâna er (azaların rükûda mûtedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam halinde itidâle er, sonra secdeye git ve secde hâlinde itidâle er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk. İşte bunları (söylenleri) yaparsan namazını mükemmel (kılmış olursun. Bundan bir şey) eksik bırakırsan namazını eksilttin demektir.” <br />
<br />
Râvi der ki: “Rasûlüllah’ın (s.a.v.) bu sonuncu sözü Ashab’a önceki (Dön, namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!) sözünden daha kolay (ve rahatlatıcı) oldu. Zira (bu söze göre), anlatılanlardan bir eksiklik yapan kimsenin namazında noksanlık oluyor ve fakat tamamı heba olmuyordu.” (Tirmizi, Sünen, Salât 226; Ebû Dâvud, Sünen, Salât 148; Nesâi, Sünen, İftitah 105)<br />
<br />
Dikkat: Demek ki adamın namazı bu şekilde kılmasındaki sebeplerden birincisi bu husustaki bilgisizliği ise, ikincisi de Rasûlüllah Efendimizin sohbetini kaçırmamak, ona yetişip dinlemekmiş. Yoksa günümüz Müslümanları gibi bir an evel mescitten fırlamak değil. Ama buna rağmen Rasûlümüz ona ne buyuruyor: “Kalk, namazını kıl! Çünki sen namaz kılmadın.”<br />
<br />
Taberani’nin beyanına göre, yine Rasûlüllah Efendimiz mescitte Ashabı ile sohbet ederken, bir a’rabi (köylü) gelip mescidin bir tarafında namaz kılmaya başlıyor.<br />
<br />
Ama namaz, Rasûlüllah’ın istediği huzu’ ve huşu’ ile, tadil-i erkân’la kılınan bir namaz değil. Peygamberimiz onun bu namazına bakıyor, tekrar bir daha bakıyor ve sonra Ashabına dönerek şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer bu kişi bu namazı içerisinde bile ölse, yine benim dinim üzere haşr olamaz.”<br />
<br />
Nitekim Hz. Allah,<br />
<br />
“Ey İman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” (en-Nisa, 4/43) buyurmuyor mu?<br />
<br />
Dikkat: Namaz için, içkiyle olan sarhoşluk gibi dünya sarhoşluğu da aynıdır. Mühim olan namazda kime ne dediğini, kimin huzurunda olduğunu ve ne okuyup, ne kıldığını bilmektir.<br />
<br />
Hz. Ali (r.a.) buyurmuştur ki: “Bir Müslüman hakkıyla namaz kılmış ise, namazı kıldığı o yer ve amelinin yükseldiği gök, onun üzerine kıyamete kadar ağlarlar.” Ama aynı şey kâfirler için söz konusu değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de,<br />
<br />
“Semâ ve arz (gök ve yer) onların (kâfirlerin) üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.” buyrulmuyor mu? (ed-Duhan, 44/29) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZIN ÖZÜ: SECDE</span><br />
<br />
“Allah’a secde et ve sadece O’na yaklaş.” (el-Alak 96/19)<br />
<br />
Rabi’ ibni Kâ’b (r.a.), bu zat uzun yıllar Rasûlüllah’a (s.a.v.) hizmet edenlerden... Bir gün yine Rasûlümüze abdest suyu, misvak, seccade getiriyor, önüne koyuyor. Bundan çok memnun olan Peygamberimiz ona,<br />
<br />
“İste diyor. O da: “Ya Rasûlellah! “Seninle cennette de beraber olmamızı istiyorum” diyor.<br />
<br />
Peygamberimiz: “Başka bir arzun var mı?” diyor. Hz. Rabi’: “Hayır!” deyince, Peygamberimiz ona: “Sen de çok secde ederek bana yardımcı ol ki, o âlemde de beraber olalım” buyuruyor.<br />
<br />
Dikkat: İbadetlerin özü ve ruhu namaz, namazın özü ve ruhu ise secdedir.<br />
<br />
“(Şeytan), sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın." (el-A’raf, 7/17) demişti.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Allah şeytana 6 cihetten ikisini unutturdu. O da yukarısı ile aşağısıdır.<br />
<br />
Bundan anlaşılıyor ki, kim şeytanın şerrinden kurtulup cehennemden paçayı kurtarmak istiyorsa, o ellerini ya semaya açıp Allah’a yalvarmalı veya secde’ye kapanıp ona kul olduğunu isbat ve itiraf etmelidir. Başka bir cepheden ve cihetten kurtuluş imkânı yoktur.<br />
<br />
Nitekim Ruhu’s-Salât Aynü’l-Hayât kitabında buyuruluyor ki: “Şeytan aleyhillâne namaz kılan mü’mine, namazın her erkânında vesvese verebilir. Ancak kul secdeye kapanınca, kendisi secdeden imtina ettiği için kâfir olan Şeytan, işte o anda mü’minden ümidini keser, onu Rabbıyla başbaşa bırakır ve uzaklaşır. Çünki o anda artık kendi akıbetini düşenmektedir.”<br />
<br />
Peygamberimiz bir hadisinde, 5 vakit namaz için aldığımız abdestlerimizi evimizin önünden akan bir nehirde günde 5 kere yıkanmamıza benzetiyor, 5 kere nehirde yıkananda nasıl kir kalmazsa, günde 5 kere abdest alıp, namaz kılanda da manevi olan kir, günah kalmaz, buyuruyor.<br />
<br />
Ama bizim namaz ve ibadetlerimiz, Bağdat’ın en şöhretli ve şatafatlı devresini yaşayan, sarayının bir tarafı Dicle nehrine bakan Halife Harun Reşid’e, susuzluk çekmenin ne demek olduğunu yaşayarak bilen ve rahmet yağınca bir testi yağmur suyunu binbir zahmetle biriktirip getiren a’rabinin (köylünün) ikramına benziyor. (Mustafa Yazgan, Bir Testi Şebnem, Zaman, 13.02.1995) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZDA HUUDU’ VE HUŞU’</span><br />
<br />
“Gerçekten mü’minler felah buldu. Ki onlar, namazlarını huşu’ içinde kılarlar.” (el-Mü’min, 23/1-2) <br />
<br />
1- Huzu’ ve huşu’a Peygamberimiz’den (s.a.v.) örnekler: Peygamberimize bir gün güzel, nakışlarla süslü bir elbise hediye gelmişti. Peygamberimiz onu giydi ve ilk iş olarak teşekküren namaza durdu. Fakat namazda her nasılsa bir kere gözü o nakışlara kaydı. Namazdan sonra hemen onu çıkardı ve getirene iade etti. Yine eski gömleğini giyerek, ibadetine devam etti.<br />
<br />
Ve yine bir gün, eskiyen nalinlerinin üzerlerine güzel kayışlar çakılmıştı. Ve nalinleri güzel olmuştu. Namazda gözü bir kere onlara kayınca, hemen secdeye kapandı ve buyurdu ki:<br />
<br />
“Bu bakışımdan dolayı Cenab-ı Hakk’ın beni kendine düşman tutmaması için hemen ona secde ettim, yerlere kapandım” buyurdu ve dışarı çıktı, ilk rastladığı fakire onları verdi, yine eski nalinlerini giydi.<br />
<br />
2- Hz. Talha (r.a.): Hz. Talha çok güzel bir hurma bahçesi satın almıştı. Bir gün bahçesinde namaza durdu. Namazı esnasında bir kuş ağaçlar arasında uçuyor ama bir türlü çıkamıyordu. (Belki de o, onu ikaz eden bir melekti). Hz. Talha’nın kalbi onunla meşgul oldu ve kaç rek’at namaz kıldığını şaşırdı. Bundan da çok üzüldü, Rasûlüllah’a gelerek durumu anlattı ve kalbinin dünyaya meylinden şikayet etti. Ve “Müsaade ederseniz bu namazın keffareti olarak, bu bahçeyi tasadduk etmek istiyorum” dedi, Rasûlüllah’da tasvip edince, bahçeyi Allah yolunda sadaka olarak verdi. (Kimya-i Saadet, S. 143)<br />
<br />
3- İmam Birgivi namaz kılan Şeyhulİslâm’a neden selâm veriyor?<br />
<br />
Aydınoğullarının Ödemiş Birgi’deki Şeyhulİslâm’ı, “ecdada söven” bir adamı Rasûlüllah’a hatta Hz. Âdem’e kadar sövmüştür kabul ederek, idama mâhkum ediyor. Adam idam edilirken ip kopuyor ve bu fetva boynunda adam günlerce kaçıyor, aç kalıyor, nihayet Birgi köylerinden birinde patates eken İmam Birgivi’ye rastlıyor. Yüzünün nur saçtığını görünce, ona güvenip sığınıyor ve yemek istiyor. İmam Birgivi de azığını ona veriyor. Kim olduğunu soruyor? Adam kaçmaktan saklanmaktan, artık bıkmış usanmıştır. Durumu olduğu gibi arz ediyor ve İmam boynundaki fetvayı alıp okuyor ve yırtıyor; onun yerine “Ecdad cem’i kıllettir! Dolayısyla birden başlar ama en çok ona kadar çıkar. Ondan yukarısına şamil değildir. Ey Şeyhulİslâm, dolayısıyla bu adam senin dediklerine sövmüş ve bu cezayı hak etmiş olamaz” diyor. Ve bu fetvayı eline verip Şeyhulİslâm’a onu geri gönderiyor.<br />
<br />
Şeyhulİslâm, fetvasını yırtan bu adamı öfkeyle huzuruna celp ettiriyor. Mehmed Birgivi Şeyhulİslâm’ın huzurna getirilince, Şeyhulİslâm o anda namaz kılıyordu. Buna rağmen ona selâm veriyor. Şeyhulislâmın tepesi iyice atıyor, selâm verip namazdan çıktıktan sonra, “Bre cahil! Hiç ilimden, irfandan behrin yokmuş. Ki namaz kılana selâm veriyorsun” diyerek azarlıyor.<br />
<br />
İmam Birgivi de, “Ben sana selâm verdiğimde sen namaz kılmıyordun ki” diyor. “Ya ne yapıyordum?” İmam Birgivi, “Evin biraz loşmuş da, bir marangoz getirtip, pençelerini biraz daha genişletmenin namazda projesini yapıyordun” diyor.<br />
<br />
Şeyhulislâm hemen ayaklarına kapanıyor afvını istiyor ve, “Akşam ziyafetim var, seni de mutlaka ziyafetde bekliyorum, hem seni Aydınoğullarıyla (Melikimizle) tanıştırayayım” diyor. İmamı Birgivi de, “Bir şartla katılırım” diyor. “Nedir o?” diye sorunca, “Ben beraberimde getirdiğim, kendi erzağımdan (yiyeceklerimden) yiyeceğim” diyor. Şeyhulislâm ne kadar yemeklerinin helal olduğundan, bahsetse de İmam Birgivi teklifinde ısrar ediyor.<br />
<br />
Nihayet akşam mükellef ziyafet veriliyor, onlar içi pilav dolu kuzu çevirmesi yiyorlar. O ise heybesinden çıkarttığı bir kaç zeytin ile iktifa ediyor. Bunun üzerine Şeyhulislâm ve Aydınoğulları, “Sen de bizimle ye. Kendi paramızla alınmış, soframız helâldir” diye çok ısrar edince, İmam Mehmed Birgivi, önlerindeki pilavı avuçluyor ve bir sıkıyor, yediklerinin kurtlanmış leşler olduğunu görüyorlar. Kendi yediği zeytinleri sıkıyor, ondan da nur çıkıyor.<br />
<br />
 “Sebebi nedir biliyor musunuz?” diyor, “Siz değil, ben el emeğimle geçiniyorum. Siz ise elin (başkalarının) emeği ile geçiniyor, onların hakkını yiyorsunuz.” <br />
<br />
Kaili meçhul bir şairimiz de diyor ki:<br />
<br />
İmrenme çarhı (yağlı) pilavına umeranın,<br />
<br />
Ki ciğeri yağıyla pişmiştir fukaranın... <br />
<br />
(Büyük Dini Hikayeler, S. 261)<br />
<br />
4- Ecdadımızın namaz anlayışı: Girit adasının, feth edilmek için kuşaltıldığı günlerden birinde, ordu komutanlarından kahraman Zeynel Bey harp meydanında namaz kılıyordu. Venedikliler Humbara adı verilen bir topu fırlatmışlar ve top tam Zeynel Beyin yakınına düşmüştü. Bunu gören bütün askerler kaçıştılar, Zeynel Bey ise, namazına devam etmiş ve secdeye gitmişti.<br />
<br />
O secdede iken top patlamış, fakat Zeynel Beyi Allah korumuş, ona hiç bir şey olmamıştı. Herkes Zeynel Beyin yanına koşmuş, onu tebrik ediyordu. Ordunun  başkomutanı da gelmiş, Zeynel’i tebrik edip mükafatlandırmıştı. Ama Zeynel Beyin içini bir kurt kemiriyordu. O da top secdede iken patlasın diye, secdeyi biraz uzatmıştı. Acaba secdeyi biraz uzatmakla, namazı bozulmuş mu idi? Onun bu üzüntüsünü gören arkadaşları hemen ordunun müftüsünü bulmuş ve ondan secdeyi uzatmakla namazın bozulmayacağına dair, fetva almışlardı. İşte ancak ondan sonra Zeynel Bey de sevince boğulmuştu. Yoksa ne komutanın alnından öpmesi, ne de ona bir kese altın hediye etmesi, onu sevindirmemişti. (Büyük Dini Hikayeler, S. 267)<br />
<br />
Cenab-ı Hak buyuruyor ki:<br />
<br />
“Ve O Aziz ve Rahim olan Allah’a tevekkül et, Ona güven, O öyle bir Allah’dır ki, namaza kalktığın zaman seni görüyor, secde edenlerle, secde ettiğinide görüyor. Çünki herşeyi, bütün inceliğiyle işitip, bilen Odur.” (Şuara, 217-220) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HZ. ALİ’YE GÖRE NAMAZA TEMBELLİK VE CEZALARI</span><br />
<br />
Hz. Hafs Hz. Ali’den, Hz. Ali de Rasûlüllah’tan rivayet etmiştir ki:<br />
<br />
Bir kimse namaz kılmakta, tembellik ederse, Hz. Allah o kimseye 15 ceza verir. Bunların altısı ölümden evvel, üçü ölüm halinde, üçü kabirde, üçü ise kabirden çıkarkendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölümden evvelkiler:</span><br />
<br />
1. O kimseden salih (iyi insan) ismi kaldırılır.<br />
<br />
2. Ömrünün bereketi giderilir.<br />
<br />
3. Rızkının bereketi kalmaz.<br />
<br />
4. Namazı terk edenin, diğer amellerinin de hasenatı (güzelliği), kaldırılır.<br />
<br />
5. Duası kabul edilmez.<br />
<br />
6. Diğer müminlerin ibadetinden hissesine düşen sevap artık ona verilmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölüm halinde olan 3 ceza ise şunlardır:</span><br />
<br />
1. O kişi suda boğularak bile ölse, ölürken suya doymayacaktır.<br />
<br />
2. Ölüm anı çok feci’ ve zor olacaktır.<br />
<br />
3. Bütün dünya sanki üzerine bindirilmiş gibi çok zor can verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kabirde olacak cezalar:</span><br />
<br />
1. Kabri ona çok dar gelecek ve onu çok sıkacaktır.<br />
<br />
2. Kabri zindan gibi, kapkaranlık olacaktır.<br />
<br />
3. Kabirde meleklere cevap veremeyecek, çok zorlanacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kabirden kalkarken olanlar:</span><br />
<br />
1. Allah ona buğz edecek, rahmet nazarıyla bakmayacaktır.<br />
<br />
2. Mahşerde hesabı çok şiddetli olacaktır.<br />
<br />
3. Afva, şefaata mazhar olamayıp, cehennemi boylıyacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Mekasidu’t-Talibin, S. 227)  </span><br />
<br />
 <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE HALİNDE CAN VERMEK İSTEYEN BİR KUL</span><br />
<br />
Azrail aleyhisselâm Allah’ın sevgililerinden birine geldi, selâm verdi, kendini tanıttı ve ona, “5 dakikan kaldı, haydi ölüme hazır ol” dedi. Allah’ın bu sevgili kulu, “Ben her an hazırım” dedi. “Öyle ise senin ruhunu, hangi hâl üzere iken alayım?” dedi. Kul da, “Bu mümkün müdür, ya Azrail?” diye sordu. Azrail: “Evet!” deyince, “Secde halinde iken al, ya Azrail! Çünki kulun Allah’a en yakın olduğu an, secdede olduğu andır” dedi, yukarda gösterdiğimiz Alak Suresinin son ayetini okudu ve secdede iken ruhunu teslim etti... (İmam Gazali, İhya Tercümesi, C. 4, S. 835) <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Namaz kılmadığıma bakma, kalbime bak” diyenlere hatırlatmak lazım:</span><br />
<br />
a) Bir havuza akan sular ne ise, o havuzdan da ancak o sızar. Havuza akan sular pis ise, ondan sızan su da elbette ki pis olacaktır. Şu halde senin âzalarından kalbine neler sızıyorsa, kalbinde olan da odur.<br />
<br />
b) Bir kabın içinde ne varsa dışına da o sızar. “Sirke küpünden bal sızmaz!” Dolayısıyla bir kalpte ne varsa, ona bağlı âzalardan tezahür edenler de odur.<br />
<br />
c) Kabirde kıblen, mahşerde ise ilk sorun namaz olacaktır. Sen orada; benim kıbleyi bilmediğime, namaz kılmadığıma bakma, kalbime bak deyip meleklerin ellinden kurtulabilecek misin?<br />
<br />
d) Rabbımız, “… namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, fahşâ (çirkin utanmazlıklar)dan ve kötülüklerden alıkoyar…” (el-Ankebut, 45/29) buyuruyor. Peki kıldığımız namaz bizi kötülüklerden men ediyor mu? Etmiyorsa, neden? Demek ki kendimizi sorgulamamız gerekiyor: Namaz mı kılıyor, antreman mı yapıyoruz?<br />
<br />
e) Senin kalbin Rasûlüllah’ın, Ashab’ın, Pîran’ın (Rasûlüllah’ın vârisi olan Allah dostlarının) kalbinden daha mı temiz ki, onları hep secdede görürken, seni hiç secdede göremiyoruz... deriz.<br />
<br />
Meşhur Hoca-Bektaşi fıkrasını bilirsiniz… Bir Bektaşi’yi yakalayan Hoca ona diyor ki: “32 farzın 30’unu sana bağışladım. Haydi gel ikisini söyle.” Bektaşi de ona diyor ki: “Ya Hocam sen o kadar cömertsin, 32’inin 30unu bana bağışlıyorsun da, benim o kadar cimri olduğumu sana kim söyledi? Ben de o ikisini sana bağışladım, hadi bana evyallah!”<br />
<br />
Biz ve çocuklarımız da fıkrada sözü edilen Bektaşi gibi olmayalım... <br />
<br />
<br />
Devamlı namaz kılan bir Müslüman, kılmayan Müslümanı ikaz etmek için diyor ki: “Kardeşim! Sen 40 gün namaza devam et. Bak bir daha bırakabilir misin? Çünki onun zevkine varırsın.” Namaz kılmayan, kılmaya da niyeti olmayan da ona diyor ki: “Bak kardeşim, sen de 3 gün kıldığın namazı bir terk et, bak bakalım bir daha kılabiliyor musun?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ey Müslüman!</span><br />
<br />
Bugün bir takım zındıklar senin abdestinle, namazınla, ibadetinle, hanımın başörtüsüyle alay etmiyorlar mı?<br />
<br />
Bir takım reformistler-deformistler de, dinde reform yapacağız, dini değiştireceğiz, abdeststiz-namazsız din meydana getireceğiz, demiyorlar mı?<br />
<br />
Dedenin 99’luk tesbihi ve sakalıyla, ninenin başörtüsü ve seccadesiyle alay etmiyorlar mı? Bunlar Müslüman olmadıklarına göre, (ne abdest, ne namaz bunlarda bulunmadığına göre) ne hakla Müslümanın diniyle Kitabıyla uğraşıyorlar ve ne hakla, ne hadle bilmedikleri şey hakkında ahkâm kesiyorlar?<br />
<br />
Ne demeli, Mevlanamız demiş ki: “Gülistanı kargalar basınca bülbüller susar.” Yoksa öyle mi oldu? O devre o güne mi geldik?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ey Müslüman!</span><br />
<br />
Uyan! Artık din adamına, “Ormanları sakallı keçiler, milleti de keçi sakallılar mahv ediyor” diyerek hakaret eden, yazan-çizenlere aldanma, fırsat verme, destekleme. Seni dininden, seni aziz ecdadının yolundan, seni mukaddeslerinden, koparmak isteyen; seni köksüz, seni öksüz bırakmak isteyenleri, tanı artık!...<br />
<br />
Çünki onlar sana baba olarak maymunu, yön ve önder olarak da Batı’yı-Batılıları göstererek seni köstekliyorlar. Ne olur, uyan! Uyan! Uyan artık! <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞİİR</span><br />
<br />
Hâcet-i dünya için, sen varırsın yüz yere /  Hâcet-i ukbâ için, hiç koymazsın yüz yere <br />
<br />
 Ezanlar okundu, niçin duymadın? /  Yatıp topraklara secde kılmadın. <br />
<br />
Sen de benim kulum olmadın /  Derse Allah ben ne cevap vereyim? <br />
<br />
 Yakmaz mısın nefse uyup, gezeni /  Dünya benim deyip, konuşup düzeni <br />
<br />
Anmaz mısın Sırat ile Mîzan’ı /  Derse Allah ben ne cevap vereyim?  <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yunus EMRE</span><br />
 <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“BİZ NAMAZ KILMIYANLARA KÂFİR DEMEYİZ AMMA…”</span><br />
<br />
Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri buyurmuştur ki:<br />
<br />
1. Biz namaz kılmıyanlara kâfir demeyiz amma, kâfirler de namaz kılmaz.<br />
<br />
2. Cuma gününe mahsus olmak üzere zevâl vaktinde nafile namaz kılınabilir. Bu Cuma’nın kerametindendir.<br />
<br />
3. Namazda seferilik hakkında cinler, Abdulvehhab-i Şa’rani hazretlerine sormuşlar, demişler ki: “Biz 18 saatlik yolu (sizin seferi müddetinizi) saniyede alabiliyoruz (tayy-i mekân ediyoruz). Seferilikte, biz de sizin tâbi olduğunuz ahkâma tabi miyiz?” Abdulvehhab-i Şa’rani Hazretleri de: “Evet tâbisiniz” buyurmuş ve cinnilere hitaben yazdığı “Keşfu’l-Hicâbi ve’r-Rân an Vechi Es’ileti’l-Cân” isimli kitabında böylece beyan etmiştir. (Yani sefer mevzuunda kıstasın-ölçünün yolculuktaki sür’at değil, mesafe olduğunu ifade buyurmuş.) <br />
<br />
 <br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaz Hakkında Güzel Bilgiler</span><br />
<br />
<br />
Aslında namaz bir emr-i ta’lilî değil, “emr-i teabbudi”dir. Dolayısıyla neden, niçin farz kılındı diye sorulamaz. Ancak, Rasûlüllah Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde,<br />
<br />
“Namaz, şükrün bütün kısımlarını içinde cem’ etmiş/toplamıştır” buyurmakla, namazın meşruiyetinin sebebinin Allah’ın nimetlerine şükretmek olduğuna işaret etmiştir.<br />
<br />
Nitekim Üstazımız Süleyman Efendi (k.s.) hazretleri vaazlarında, sabah namazından başlayarak her birerinde Allah’ın belli başlı ne nimetleri olduğunu ve bunun için de o nimetlere mukabil rek’at adetleri ile şükredildiğini izah buyurlarmış...<br />
<br />
Yine Rasûlüllah Efendimizin, Mi’rac’a çıktığında, her gök ehlini ayrı ayrı ibadetlerde görüp onlara hayran kaldığını… Hz. Allah’ın da bütün gök ehlinin ibadetleri olan kıyam, kıraat, rükû, secde ve teşşehüdü birleştirerek O’na ve ümmetine bir Mi’rac hediyesi olarak günde 50 vakit farz kıldığını… Sonra Hz. Musa’nın Peygamberimizi ikaz etmesi ile Hz. Allah’a tekrar tekrar dönüp, rica ve niyazıyla 50 vaktin 5 vakte düşürüldüğünü kitaplarımız mufassalen bize beyan etmektedirler.<br />
<br />
Dikkat: Hemen şunu ilave edelim ki, Hz. Allah 50 vaktın 45’ini bize bağışladı ya, biz de emrettiği beşini ona bağışlayarak bî-namaz olup çıkmıyalım. Çünki günümüzde bir mussallî (namazını kılan) Müslümanlar, bir de musallâ Müslümanları (ölünce namazı kılınanlar) var. Biz musallâya getirildiğinde namazı kılındığı için Müslüman sayılanlardan olmayalım.<br />
<br />
 Mevlâ-yi zû’l-Celâl ve’l-Kemâl hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı hakkıyla verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.’ Hem sabır (ve sebat) ile hem namazla Allah'tan yardım isteyin. Gerçi bu (sabır ve namaz nefislere) pek ağır gelirse de, kalbi Allah'a saygı ile ürperen kimselere ağır gelmez.” (el-Bakara,2 /43,45)<br />
<br />
“Namazı bitirdiğinizde, gerek ayaktayken, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzereyken hep Allah’ı zikredin. Emniyete-güvenliğe kavuştuğunuzda da namazı dosdoğru (tam erkânı ile) kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisa, 4/103) <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSLÂM TARİHİNDEN NAMAZLA ALAKALI BİR ANEKDOT</span><br />
<br />
Taifliler Peygamberimize bir heyet gönderiyorlar... Ve “Biz iman edeceğiz, vergiyi (zekatı da) fazlasıyla vereceğiz. Yalnız senden üç ricamız vardır” diyorlar.<br />
<br />
1. Bugüne kadar taptığımız bütün putlarımızı yıkabilirsiniz, ama bizim Lât isminde büyük bir putumuz var, ona hiç olmazsa iki sene daha müsaade edin. Onu yıkmayın, ayakta kalsın, diyorlar. <br />
<br />
2. Diğer putlarımızı da siz Müslümanlar değil, biz yıkalım kıralım. Çünki, karılarımız bizimle alay ederler. <br />
<br />
3 Namaz bize bağışlanacak. Çünki o bize çok ağır geliyor. <br />
<br />
Zaten Hz. Allah da Bakara Suresi 45. ayetinde,<br />
<br />
“Şüphesiz bu (namaz), kalbi Allah'a saygı ile ürperenler hariç, diğerlerine pek ağır gelir” buyurmuyor muydu?<br />
<br />
Peygamberimiz bu heyete buyuruyor ki: “Putlarınızı kendi ellerinizle sizler kırabilirsiniz. Amma Lât’ın iki sene daha kalmasına izin veremem. Zekatınızı da veriniz ama şunu da iyi biliniz: Bir din ki, o dinde namaz yoktur. O dinde hayır da yoktur. Dolayısıyla sizleri namazsız Müslüman olarak kabul etmemiz mümkün değildir.” Hemen Halid bin Velid’i o heyet ile beraber Taife gönderiyor ve ona onların bütün putlarını Lât’ıyla Menât’ıyla yere sermesini emrediyor. Hz. Halid de bunu yapıp, geri dönüyor. Demek oluyor ki, Peygamberimiz namazsız bir din ve namazsız bir Müslüman kabul etmiyor...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HADİSLERDE NAMAZ</span><br />
<br />
Hadis-i kudsi:  “Allah Teala buyuruyor ki: (Habibim!) Ben senin ümmetinin üzerine 5 vakit namazı farz kıldım. Ve bununla alakalı da kendi indimde bir ahitte bulundum: Kim bu 5 vakti devamlı kılarsa, ben onu cennetime sokacağım; ama kim de devam etmezse, ona bir ahdim, bir garantim olmıyacak, ya Muhammed!” (et-Tâc, C. 1, S. 124)<br />
<br />
“Kim temizliğine (taharet ve abdestine), vakitlerine tam riayet ederek 5 vakit namazını kılarsa, o namaz kıyamet gününde onun için bir nur ve yol gösteren bir delil olacaktır. Ama kim de o 5 vakit namazı kılmaz zâyi ederse, o da kıyamet günü Firavun ve Hâman’la haşr olacaktır.”  (İhya, C. 1, S. 154) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZDA DİKKAT</span><br />
<br />
Hz. Allah Taha suresi 14. ayette,  “Ancak beni anmak için (sadece benim zikrim için) namaz kıl” buyurarak, namazda asıl maksadın Allah’a dönmek ve ihlâsla onu zikretmek, olduğunu beyan buyuruyor. Şu halde, namazı tam bir huzu’ ve huşu’ içinde kılmalıyız.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz bizleri; cemaate yetişeceğim, imamla bir rek’at daha fazla kılacağım diye, acele edip cami içinde koşarak namaza durmaktan men’ediyor… ve tam bir hazırlıkla Allah’ın huzurunda durup tekbir almamızı, yetiştiğimiz kısmı imamla kılıp, kalan kısmını imam selâm verdikten sonra yine tam bir huzu’ içinde itmam ve ikmâl etmemizi emrediyor. (Tecrid-i Sarih C. 1, Namaz bahsi)<br />
<br />
Namazda lâubali davrananları ise şöyle ikaz ediyor:<br />
<br />
“Herhangi biriniz başını imamdan önce secdeden veya rükû’dan kaldırınca, (yarin) Allah onun başını merkep başı, yahut Allah onun şeklini merkep şeklinde yapacağından korkmuyor mu?” buyuruyor. (Ramuzu’l-Ehadis, Harf-i Elif, Mim)<br />
<br />
Yine bir hadisinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor “Kul namaz içinde herhangi bir tarafa bakarsa, Hz. Allah ona kesinlikle buyurur ki: “Ey Âdemoğlu! Beni bırakıp ta nereye (kime) bakıyorsun? İyi bil ki, ben senin baktığından çok daha hayırlıyım!” (Muhtaru’l-Ehadis, Harf-i Ma)<br />
<br />
Keza bir başka hadislerinde ise, ahir zamanda namaz kılanların çok olacağını, fakat namazın gerçek ruhundan gafil olarak kılacaklarını şöyle beyan ediyor: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelcek ki, bir mescitte bin (1000) kişi hatta daha çok insan namaz kılacak. Ama içlerinde bir tane bile hakiki mü’min olmıyacak.” (Ramuzu’l-Ehadis, S. 301) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZI İKAME (DOSDOĞRU KILMAK)</span><br />
<br />
Rifâ’a ibnu Râfi (r.a.) anlatıyor: “Biz Mescid-i Nebevi’de (Rasûlüllah Efendimizle s.a.v. birlikte ve onun sohbetini dinler) iken bedevi kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde (yani rükünleri, tesbihleri kısa tutarak) namaz kıldı; sonra namazı tamamlayıp Rasûlüllah’a (s.a.v.) selâm verdi: Efendimiz,<br />
<br />
“Selâm senin de üzerine olsun. Ancak kalk namaz kıl, sen namaz kılmadın!” buyurdu. Adam döndü (tekrar) namaz kılıp geldi, Rasûlüllah’a selâm verdi. Aleyhissâlatu vesselâm Efendimiz selâmına mukabele etti ve: <br />
<br />
“Kalk namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!” dedi. Adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi yaptı, her seferinde Efendimiz (s.a.v.):  <br />
<br />
“Kalk namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!” dedi. Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi. Adam sonuncu sefer: <br />
<br />
“Ben bir insanım; isabet de ederim, hata da yaparım. Bana (hatamı) göster, doğruyu öğret!” dedi. Rasûlüllah Efendimiz: <br />
<br />
“Tamam. Namaza kalkınca önce Allah’ın sana emrettiği şekilde abdest al. Sonra (ezan okuyarak) şahâdet getir, ikâmet getir (namaza dur). Ezberinde Kur’an varsa oku, yoksa Allah’a hamdet, tekbir getir, tehlil getir, sonra rükûya git. Rükû halinde itminâna er (azaların rükûda mûtedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam halinde itidâle er, sonra secdeye git ve secde hâlinde itidâle er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk. İşte bunları (söylenleri) yaparsan namazını mükemmel (kılmış olursun. Bundan bir şey) eksik bırakırsan namazını eksilttin demektir.” <br />
<br />
Râvi der ki: “Rasûlüllah’ın (s.a.v.) bu sonuncu sözü Ashab’a önceki (Dön, namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!) sözünden daha kolay (ve rahatlatıcı) oldu. Zira (bu söze göre), anlatılanlardan bir eksiklik yapan kimsenin namazında noksanlık oluyor ve fakat tamamı heba olmuyordu.” (Tirmizi, Sünen, Salât 226; Ebû Dâvud, Sünen, Salât 148; Nesâi, Sünen, İftitah 105)<br />
<br />
Dikkat: Demek ki adamın namazı bu şekilde kılmasındaki sebeplerden birincisi bu husustaki bilgisizliği ise, ikincisi de Rasûlüllah Efendimizin sohbetini kaçırmamak, ona yetişip dinlemekmiş. Yoksa günümüz Müslümanları gibi bir an evel mescitten fırlamak değil. Ama buna rağmen Rasûlümüz ona ne buyuruyor: “Kalk, namazını kıl! Çünki sen namaz kılmadın.”<br />
<br />
Taberani’nin beyanına göre, yine Rasûlüllah Efendimiz mescitte Ashabı ile sohbet ederken, bir a’rabi (köylü) gelip mescidin bir tarafında namaz kılmaya başlıyor.<br />
<br />
Ama namaz, Rasûlüllah’ın istediği huzu’ ve huşu’ ile, tadil-i erkân’la kılınan bir namaz değil. Peygamberimiz onun bu namazına bakıyor, tekrar bir daha bakıyor ve sonra Ashabına dönerek şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer bu kişi bu namazı içerisinde bile ölse, yine benim dinim üzere haşr olamaz.”<br />
<br />
Nitekim Hz. Allah,<br />
<br />
“Ey İman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” (en-Nisa, 4/43) buyurmuyor mu?<br />
<br />
Dikkat: Namaz için, içkiyle olan sarhoşluk gibi dünya sarhoşluğu da aynıdır. Mühim olan namazda kime ne dediğini, kimin huzurunda olduğunu ve ne okuyup, ne kıldığını bilmektir.<br />
<br />
Hz. Ali (r.a.) buyurmuştur ki: “Bir Müslüman hakkıyla namaz kılmış ise, namazı kıldığı o yer ve amelinin yükseldiği gök, onun üzerine kıyamete kadar ağlarlar.” Ama aynı şey kâfirler için söz konusu değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de,<br />
<br />
“Semâ ve arz (gök ve yer) onların (kâfirlerin) üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.” buyrulmuyor mu? (ed-Duhan, 44/29) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZIN ÖZÜ: SECDE</span><br />
<br />
“Allah’a secde et ve sadece O’na yaklaş.” (el-Alak 96/19)<br />
<br />
Rabi’ ibni Kâ’b (r.a.), bu zat uzun yıllar Rasûlüllah’a (s.a.v.) hizmet edenlerden... Bir gün yine Rasûlümüze abdest suyu, misvak, seccade getiriyor, önüne koyuyor. Bundan çok memnun olan Peygamberimiz ona,<br />
<br />
“İste diyor. O da: “Ya Rasûlellah! “Seninle cennette de beraber olmamızı istiyorum” diyor.<br />
<br />
Peygamberimiz: “Başka bir arzun var mı?” diyor. Hz. Rabi’: “Hayır!” deyince, Peygamberimiz ona: “Sen de çok secde ederek bana yardımcı ol ki, o âlemde de beraber olalım” buyuruyor.<br />
<br />
Dikkat: İbadetlerin özü ve ruhu namaz, namazın özü ve ruhu ise secdedir.<br />
<br />
“(Şeytan), sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın." (el-A’raf, 7/17) demişti.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Allah şeytana 6 cihetten ikisini unutturdu. O da yukarısı ile aşağısıdır.<br />
<br />
Bundan anlaşılıyor ki, kim şeytanın şerrinden kurtulup cehennemden paçayı kurtarmak istiyorsa, o ellerini ya semaya açıp Allah’a yalvarmalı veya secde’ye kapanıp ona kul olduğunu isbat ve itiraf etmelidir. Başka bir cepheden ve cihetten kurtuluş imkânı yoktur.<br />
<br />
Nitekim Ruhu’s-Salât Aynü’l-Hayât kitabında buyuruluyor ki: “Şeytan aleyhillâne namaz kılan mü’mine, namazın her erkânında vesvese verebilir. Ancak kul secdeye kapanınca, kendisi secdeden imtina ettiği için kâfir olan Şeytan, işte o anda mü’minden ümidini keser, onu Rabbıyla başbaşa bırakır ve uzaklaşır. Çünki o anda artık kendi akıbetini düşenmektedir.”<br />
<br />
Peygamberimiz bir hadisinde, 5 vakit namaz için aldığımız abdestlerimizi evimizin önünden akan bir nehirde günde 5 kere yıkanmamıza benzetiyor, 5 kere nehirde yıkananda nasıl kir kalmazsa, günde 5 kere abdest alıp, namaz kılanda da manevi olan kir, günah kalmaz, buyuruyor.<br />
<br />
Ama bizim namaz ve ibadetlerimiz, Bağdat’ın en şöhretli ve şatafatlı devresini yaşayan, sarayının bir tarafı Dicle nehrine bakan Halife Harun Reşid’e, susuzluk çekmenin ne demek olduğunu yaşayarak bilen ve rahmet yağınca bir testi yağmur suyunu binbir zahmetle biriktirip getiren a’rabinin (köylünün) ikramına benziyor. (Mustafa Yazgan, Bir Testi Şebnem, Zaman, 13.02.1995) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZDA HUUDU’ VE HUŞU’</span><br />
<br />
“Gerçekten mü’minler felah buldu. Ki onlar, namazlarını huşu’ içinde kılarlar.” (el-Mü’min, 23/1-2) <br />
<br />
1- Huzu’ ve huşu’a Peygamberimiz’den (s.a.v.) örnekler: Peygamberimize bir gün güzel, nakışlarla süslü bir elbise hediye gelmişti. Peygamberimiz onu giydi ve ilk iş olarak teşekküren namaza durdu. Fakat namazda her nasılsa bir kere gözü o nakışlara kaydı. Namazdan sonra hemen onu çıkardı ve getirene iade etti. Yine eski gömleğini giyerek, ibadetine devam etti.<br />
<br />
Ve yine bir gün, eskiyen nalinlerinin üzerlerine güzel kayışlar çakılmıştı. Ve nalinleri güzel olmuştu. Namazda gözü bir kere onlara kayınca, hemen secdeye kapandı ve buyurdu ki:<br />
<br />
“Bu bakışımdan dolayı Cenab-ı Hakk’ın beni kendine düşman tutmaması için hemen ona secde ettim, yerlere kapandım” buyurdu ve dışarı çıktı, ilk rastladığı fakire onları verdi, yine eski nalinlerini giydi.<br />
<br />
2- Hz. Talha (r.a.): Hz. Talha çok güzel bir hurma bahçesi satın almıştı. Bir gün bahçesinde namaza durdu. Namazı esnasında bir kuş ağaçlar arasında uçuyor ama bir türlü çıkamıyordu. (Belki de o, onu ikaz eden bir melekti). Hz. Talha’nın kalbi onunla meşgul oldu ve kaç rek’at namaz kıldığını şaşırdı. Bundan da çok üzüldü, Rasûlüllah’a gelerek durumu anlattı ve kalbinin dünyaya meylinden şikayet etti. Ve “Müsaade ederseniz bu namazın keffareti olarak, bu bahçeyi tasadduk etmek istiyorum” dedi, Rasûlüllah’da tasvip edince, bahçeyi Allah yolunda sadaka olarak verdi. (Kimya-i Saadet, S. 143)<br />
<br />
3- İmam Birgivi namaz kılan Şeyhulİslâm’a neden selâm veriyor?<br />
<br />
Aydınoğullarının Ödemiş Birgi’deki Şeyhulİslâm’ı, “ecdada söven” bir adamı Rasûlüllah’a hatta Hz. Âdem’e kadar sövmüştür kabul ederek, idama mâhkum ediyor. Adam idam edilirken ip kopuyor ve bu fetva boynunda adam günlerce kaçıyor, aç kalıyor, nihayet Birgi köylerinden birinde patates eken İmam Birgivi’ye rastlıyor. Yüzünün nur saçtığını görünce, ona güvenip sığınıyor ve yemek istiyor. İmam Birgivi de azığını ona veriyor. Kim olduğunu soruyor? Adam kaçmaktan saklanmaktan, artık bıkmış usanmıştır. Durumu olduğu gibi arz ediyor ve İmam boynundaki fetvayı alıp okuyor ve yırtıyor; onun yerine “Ecdad cem’i kıllettir! Dolayısyla birden başlar ama en çok ona kadar çıkar. Ondan yukarısına şamil değildir. Ey Şeyhulİslâm, dolayısıyla bu adam senin dediklerine sövmüş ve bu cezayı hak etmiş olamaz” diyor. Ve bu fetvayı eline verip Şeyhulİslâm’a onu geri gönderiyor.<br />
<br />
Şeyhulİslâm, fetvasını yırtan bu adamı öfkeyle huzuruna celp ettiriyor. Mehmed Birgivi Şeyhulİslâm’ın huzurna getirilince, Şeyhulİslâm o anda namaz kılıyordu. Buna rağmen ona selâm veriyor. Şeyhulislâmın tepesi iyice atıyor, selâm verip namazdan çıktıktan sonra, “Bre cahil! Hiç ilimden, irfandan behrin yokmuş. Ki namaz kılana selâm veriyorsun” diyerek azarlıyor.<br />
<br />
İmam Birgivi de, “Ben sana selâm verdiğimde sen namaz kılmıyordun ki” diyor. “Ya ne yapıyordum?” İmam Birgivi, “Evin biraz loşmuş da, bir marangoz getirtip, pençelerini biraz daha genişletmenin namazda projesini yapıyordun” diyor.<br />
<br />
Şeyhulislâm hemen ayaklarına kapanıyor afvını istiyor ve, “Akşam ziyafetim var, seni de mutlaka ziyafetde bekliyorum, hem seni Aydınoğullarıyla (Melikimizle) tanıştırayayım” diyor. İmamı Birgivi de, “Bir şartla katılırım” diyor. “Nedir o?” diye sorunca, “Ben beraberimde getirdiğim, kendi erzağımdan (yiyeceklerimden) yiyeceğim” diyor. Şeyhulislâm ne kadar yemeklerinin helal olduğundan, bahsetse de İmam Birgivi teklifinde ısrar ediyor.<br />
<br />
Nihayet akşam mükellef ziyafet veriliyor, onlar içi pilav dolu kuzu çevirmesi yiyorlar. O ise heybesinden çıkarttığı bir kaç zeytin ile iktifa ediyor. Bunun üzerine Şeyhulislâm ve Aydınoğulları, “Sen de bizimle ye. Kendi paramızla alınmış, soframız helâldir” diye çok ısrar edince, İmam Mehmed Birgivi, önlerindeki pilavı avuçluyor ve bir sıkıyor, yediklerinin kurtlanmış leşler olduğunu görüyorlar. Kendi yediği zeytinleri sıkıyor, ondan da nur çıkıyor.<br />
<br />
 “Sebebi nedir biliyor musunuz?” diyor, “Siz değil, ben el emeğimle geçiniyorum. Siz ise elin (başkalarının) emeği ile geçiniyor, onların hakkını yiyorsunuz.” <br />
<br />
Kaili meçhul bir şairimiz de diyor ki:<br />
<br />
İmrenme çarhı (yağlı) pilavına umeranın,<br />
<br />
Ki ciğeri yağıyla pişmiştir fukaranın... <br />
<br />
(Büyük Dini Hikayeler, S. 261)<br />
<br />
4- Ecdadımızın namaz anlayışı: Girit adasının, feth edilmek için kuşaltıldığı günlerden birinde, ordu komutanlarından kahraman Zeynel Bey harp meydanında namaz kılıyordu. Venedikliler Humbara adı verilen bir topu fırlatmışlar ve top tam Zeynel Beyin yakınına düşmüştü. Bunu gören bütün askerler kaçıştılar, Zeynel Bey ise, namazına devam etmiş ve secdeye gitmişti.<br />
<br />
O secdede iken top patlamış, fakat Zeynel Beyi Allah korumuş, ona hiç bir şey olmamıştı. Herkes Zeynel Beyin yanına koşmuş, onu tebrik ediyordu. Ordunun  başkomutanı da gelmiş, Zeynel’i tebrik edip mükafatlandırmıştı. Ama Zeynel Beyin içini bir kurt kemiriyordu. O da top secdede iken patlasın diye, secdeyi biraz uzatmıştı. Acaba secdeyi biraz uzatmakla, namazı bozulmuş mu idi? Onun bu üzüntüsünü gören arkadaşları hemen ordunun müftüsünü bulmuş ve ondan secdeyi uzatmakla namazın bozulmayacağına dair, fetva almışlardı. İşte ancak ondan sonra Zeynel Bey de sevince boğulmuştu. Yoksa ne komutanın alnından öpmesi, ne de ona bir kese altın hediye etmesi, onu sevindirmemişti. (Büyük Dini Hikayeler, S. 267)<br />
<br />
Cenab-ı Hak buyuruyor ki:<br />
<br />
“Ve O Aziz ve Rahim olan Allah’a tevekkül et, Ona güven, O öyle bir Allah’dır ki, namaza kalktığın zaman seni görüyor, secde edenlerle, secde ettiğinide görüyor. Çünki herşeyi, bütün inceliğiyle işitip, bilen Odur.” (Şuara, 217-220) <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HZ. ALİ’YE GÖRE NAMAZA TEMBELLİK VE CEZALARI</span><br />
<br />
Hz. Hafs Hz. Ali’den, Hz. Ali de Rasûlüllah’tan rivayet etmiştir ki:<br />
<br />
Bir kimse namaz kılmakta, tembellik ederse, Hz. Allah o kimseye 15 ceza verir. Bunların altısı ölümden evvel, üçü ölüm halinde, üçü kabirde, üçü ise kabirden çıkarkendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölümden evvelkiler:</span><br />
<br />
1. O kimseden salih (iyi insan) ismi kaldırılır.<br />
<br />
2. Ömrünün bereketi giderilir.<br />
<br />
3. Rızkının bereketi kalmaz.<br />
<br />
4. Namazı terk edenin, diğer amellerinin de hasenatı (güzelliği), kaldırılır.<br />
<br />
5. Duası kabul edilmez.<br />
<br />
6. Diğer müminlerin ibadetinden hissesine düşen sevap artık ona verilmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölüm halinde olan 3 ceza ise şunlardır:</span><br />
<br />
1. O kişi suda boğularak bile ölse, ölürken suya doymayacaktır.<br />
<br />
2. Ölüm anı çok feci’ ve zor olacaktır.<br />
<br />
3. Bütün dünya sanki üzerine bindirilmiş gibi çok zor can verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kabirde olacak cezalar:</span><br />
<br />
1. Kabri ona çok dar gelecek ve onu çok sıkacaktır.<br />
<br />
2. Kabri zindan gibi, kapkaranlık olacaktır.<br />
<br />
3. Kabirde meleklere cevap veremeyecek, çok zorlanacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kabirden kalkarken olanlar:</span><br />
<br />
1. Allah ona buğz edecek, rahmet nazarıyla bakmayacaktır.<br />
<br />
2. Mahşerde hesabı çok şiddetli olacaktır.<br />
<br />
3. Afva, şefaata mazhar olamayıp, cehennemi boylıyacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Mekasidu’t-Talibin, S. 227)  </span><br />
<br />
 <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE HALİNDE CAN VERMEK İSTEYEN BİR KUL</span><br />
<br />
Azrail aleyhisselâm Allah’ın sevgililerinden birine geldi, selâm verdi, kendini tanıttı ve ona, “5 dakikan kaldı, haydi ölüme hazır ol” dedi. Allah’ın bu sevgili kulu, “Ben her an hazırım” dedi. “Öyle ise senin ruhunu, hangi hâl üzere iken alayım?” dedi. Kul da, “Bu mümkün müdür, ya Azrail?” diye sordu. Azrail: “Evet!” deyince, “Secde halinde iken al, ya Azrail! Çünki kulun Allah’a en yakın olduğu an, secdede olduğu andır” dedi, yukarda gösterdiğimiz Alak Suresinin son ayetini okudu ve secdede iken ruhunu teslim etti... (İmam Gazali, İhya Tercümesi, C. 4, S. 835) <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Namaz kılmadığıma bakma, kalbime bak” diyenlere hatırlatmak lazım:</span><br />
<br />
a) Bir havuza akan sular ne ise, o havuzdan da ancak o sızar. Havuza akan sular pis ise, ondan sızan su da elbette ki pis olacaktır. Şu halde senin âzalarından kalbine neler sızıyorsa, kalbinde olan da odur.<br />
<br />
b) Bir kabın içinde ne varsa dışına da o sızar. “Sirke küpünden bal sızmaz!” Dolayısıyla bir kalpte ne varsa, ona bağlı âzalardan tezahür edenler de odur.<br />
<br />
c) Kabirde kıblen, mahşerde ise ilk sorun namaz olacaktır. Sen orada; benim kıbleyi bilmediğime, namaz kılmadığıma bakma, kalbime bak deyip meleklerin ellinden kurtulabilecek misin?<br />
<br />
d) Rabbımız, “… namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, fahşâ (çirkin utanmazlıklar)dan ve kötülüklerden alıkoyar…” (el-Ankebut, 45/29) buyuruyor. Peki kıldığımız namaz bizi kötülüklerden men ediyor mu? Etmiyorsa, neden? Demek ki kendimizi sorgulamamız gerekiyor: Namaz mı kılıyor, antreman mı yapıyoruz?<br />
<br />
e) Senin kalbin Rasûlüllah’ın, Ashab’ın, Pîran’ın (Rasûlüllah’ın vârisi olan Allah dostlarının) kalbinden daha mı temiz ki, onları hep secdede görürken, seni hiç secdede göremiyoruz... deriz.<br />
<br />
Meşhur Hoca-Bektaşi fıkrasını bilirsiniz… Bir Bektaşi’yi yakalayan Hoca ona diyor ki: “32 farzın 30’unu sana bağışladım. Haydi gel ikisini söyle.” Bektaşi de ona diyor ki: “Ya Hocam sen o kadar cömertsin, 32’inin 30unu bana bağışlıyorsun da, benim o kadar cimri olduğumu sana kim söyledi? Ben de o ikisini sana bağışladım, hadi bana evyallah!”<br />
<br />
Biz ve çocuklarımız da fıkrada sözü edilen Bektaşi gibi olmayalım... <br />
<br />
<br />
Devamlı namaz kılan bir Müslüman, kılmayan Müslümanı ikaz etmek için diyor ki: “Kardeşim! Sen 40 gün namaza devam et. Bak bir daha bırakabilir misin? Çünki onun zevkine varırsın.” Namaz kılmayan, kılmaya da niyeti olmayan da ona diyor ki: “Bak kardeşim, sen de 3 gün kıldığın namazı bir terk et, bak bakalım bir daha kılabiliyor musun?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ey Müslüman!</span><br />
<br />
Bugün bir takım zındıklar senin abdestinle, namazınla, ibadetinle, hanımın başörtüsüyle alay etmiyorlar mı?<br />
<br />
Bir takım reformistler-deformistler de, dinde reform yapacağız, dini değiştireceğiz, abdeststiz-namazsız din meydana getireceğiz, demiyorlar mı?<br />
<br />
Dedenin 99’luk tesbihi ve sakalıyla, ninenin başörtüsü ve seccadesiyle alay etmiyorlar mı? Bunlar Müslüman olmadıklarına göre, (ne abdest, ne namaz bunlarda bulunmadığına göre) ne hakla Müslümanın diniyle Kitabıyla uğraşıyorlar ve ne hakla, ne hadle bilmedikleri şey hakkında ahkâm kesiyorlar?<br />
<br />
Ne demeli, Mevlanamız demiş ki: “Gülistanı kargalar basınca bülbüller susar.” Yoksa öyle mi oldu? O devre o güne mi geldik?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ey Müslüman!</span><br />
<br />
Uyan! Artık din adamına, “Ormanları sakallı keçiler, milleti de keçi sakallılar mahv ediyor” diyerek hakaret eden, yazan-çizenlere aldanma, fırsat verme, destekleme. Seni dininden, seni aziz ecdadının yolundan, seni mukaddeslerinden, koparmak isteyen; seni köksüz, seni öksüz bırakmak isteyenleri, tanı artık!...<br />
<br />
Çünki onlar sana baba olarak maymunu, yön ve önder olarak da Batı’yı-Batılıları göstererek seni köstekliyorlar. Ne olur, uyan! Uyan! Uyan artık! <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞİİR</span><br />
<br />
Hâcet-i dünya için, sen varırsın yüz yere /  Hâcet-i ukbâ için, hiç koymazsın yüz yere <br />
<br />
 Ezanlar okundu, niçin duymadın? /  Yatıp topraklara secde kılmadın. <br />
<br />
Sen de benim kulum olmadın /  Derse Allah ben ne cevap vereyim? <br />
<br />
 Yakmaz mısın nefse uyup, gezeni /  Dünya benim deyip, konuşup düzeni <br />
<br />
Anmaz mısın Sırat ile Mîzan’ı /  Derse Allah ben ne cevap vereyim?  <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yunus EMRE</span><br />
 <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“BİZ NAMAZ KILMIYANLARA KÂFİR DEMEYİZ AMMA…”</span><br />
<br />
Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri buyurmuştur ki:<br />
<br />
1. Biz namaz kılmıyanlara kâfir demeyiz amma, kâfirler de namaz kılmaz.<br />
<br />
2. Cuma gününe mahsus olmak üzere zevâl vaktinde nafile namaz kılınabilir. Bu Cuma’nın kerametindendir.<br />
<br />
3. Namazda seferilik hakkında cinler, Abdulvehhab-i Şa’rani hazretlerine sormuşlar, demişler ki: “Biz 18 saatlik yolu (sizin seferi müddetinizi) saniyede alabiliyoruz (tayy-i mekân ediyoruz). Seferilikte, biz de sizin tâbi olduğunuz ahkâma tabi miyiz?” Abdulvehhab-i Şa’rani Hazretleri de: “Evet tâbisiniz” buyurmuş ve cinnilere hitaben yazdığı “Keşfu’l-Hicâbi ve’r-Rân an Vechi Es’ileti’l-Cân” isimli kitabında böylece beyan etmiştir. (Yani sefer mevzuunda kıstasın-ölçünün yolculuktaki sür’at değil, mesafe olduğunu ifade buyurmuş.) <br />
<br />
 <br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>