<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Tasavvuf Yolcusu - Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler]]></title>
		<link>https://tasavvufyolcusu.de/</link>
		<description><![CDATA[Tasavvuf Yolcusu - https://tasavvufyolcusu.de]]></description>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:18:47 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuran-ı Kerimden Bazı Önemli Surelerin Kat Sayı Değerleri Bunlardır]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24488</link>
			<pubDate>Sat, 25 Nov 2023 14:27:21 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24488</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerimden Bazı Önemli Surelerin Kat Sayı Değerleri Bunlardır:</span></span><br />
 <br />
Tekasür Suresi: 1 kere okumak 1000 ayet okumaya denktir<br />
İhlas Felak Nas Sureleri: Okuyan Resulallah’a indirilenin tamamını okumuş olur (Metalip)<br />
Secde Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
Mülk Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
Kadir Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
Zilzal Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in yarısına denk<br />
Adiyat Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in yarısına denk<br />
Kafirun Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
Nasr Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
İhlas Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 3’te birine denk<br />
Fatiha Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 3’te birine denk<br />
Yasin Suresi: 1 defa okuyan 10 defa kur’an okumuş sevabı verilir (Kur’an’ın Kalbi) Yasin Suresi; 1 defa okuyan 23 defa kur’an okumuş sevabı verilir de denmiştir.<br />
Ayetel Kürsü: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
Hadid Suresi: ilk 3. ayeti kerimesinin fazileti çok büyüktür, 1 defa okuyan bin (1000) ayet okumuş sayılır..<br />
Hadid Suresinin ilk 10 ayeti 1000 ayete denk Haşr Suresinin son 3 ayeti 1000 ayete denk <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’anKuran-ı Kerim’in Yarısına Denk Gelen Zilzal Suresi</span></span><br />
 <br />
Zilzal suresi; Kur’anKuran-ı Kerim’in 99. suresidir. 8 ayetten oluşur.Medine’de nazil olmuştur. Sure adını birinci ayette geçen fiilin mastarından almıştır. “Deprem” mânasına gelmektedir. Kıyametten hemen önce gelecek olan şiddetli depremden, daha sonra bütün ölülerin kabirlerinden çıkıp hesap vereceklerinden bahseder.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİLZAL SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
İza zülziletil erdu zilzaleha Ve ahracetilerdu eskaleha Ve kalel insanü ma leha Yevmeizin tühaddisü ahbaraha Bienne rabbeke evha leha Yevmeiziy yasdürun nasü eştatel li yürav a’malehüm Fe mey ya’mel miskale zerratin hayray yerah Ve mey ya’mel miskale zerratin şerray yerah.<br />
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİLZAL SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı, Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı, Ve insan: “Ona ne oluyor?” dediği zaman. O gün yer, bütün haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır. Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİLZAL SURESİ NEDEN İNDİRİLDİ?</span></span><br />
 <br />
Kâfirler kıyametten ve hesap gününden çokça soruyorlardı.<br />
“Kıyamet günü ne zamandır?” (Kıyame, 75/6),<br />
“Doğru söyleyenlerden iseniz, bu vaad ne zamandır?” (Mülk, 67/25)<br />
“Bu fetih ne zaman?” (Secde,32/28)<br />
Yani bu bize vaad ettiğiniz, Allah’ın kulları arasında hükmedeceği dirilme günü ne zamandır? gibi sorular soruyorlardı. Onun bilgisinin Allah katında olduğunu, hesap ve ceza günü olan vakti aktini tayinin mümkün olmadığını bilsinler diye bu sürede sadece kıyametin alâmetlerini açıklanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in Yarısına Denk Gelen Adiyat Suresi</span></span><br />
<br />
Adiyat suresi<br />
 <br />
Kur’anKuran-ı Kerim’in 100. suresidir. 11 ayetten oluşur.Mekke’de nazil olmuştur. Adiyat suresi adını ilk ayetinde geçen ve “koşan atlar” mânasına gelen el-Âdiyat kelimesinden almıştır.<br />
 <br />
İnsanlarda yaygın bazı karakterler vurgulanarak, sinelerde saklı olan şeylerin bile açığa çıkarılacağı mahşer günü hatırlatılır, insanın o güne göre kendisini ayarlaması ders verilir.<br />
 <br />
Adiyat suresinde, İnsanoğlunun nankörlüğü ve mala düşkünlüğü, ahiret hayatı için harcama yapmaması ve bu yüzden onu kötü bir sonucun beklediği söz konusu edilmektedir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ADİYAT SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
1- Vel adiyati dabha 2- Fel muriyati kadha 3- Fel muğırati subha 4- Fe eserne bihı nak’a 5- Fe vesatne bihı cem’a 6- İnnelinsane li rabbihı le kenud 7- Ve innehu ala zalike le şehıd 8- Ve innehu li hubbil hayri le şedıd 9- E fe la ya’lemü iza bu’sira ma fil kubur 10- Ve hussıle ma fis sudur 11- İnne rabbehüm bihim yevmeizin le habir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ADİYAT SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
1-  O harıl harıl (savaşa) koşanlara,<br />
2-  (Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,<br />
3-  Sabahleyin akın edenlere,<br />
4-  Tozu dumana karıştıranlara,<br />
5-  Derken bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki, 6- Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.<br />
7-      Ve kendisi de buna şahittir.<br />
8-      Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.<br />
9-      Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.<br />
10-  Ve sinelerin içindekiler derlenecek.<br />
11-  O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ADİYAT SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
Hafız Bezzar, İbn Ebî Hatim ve Hâkim’in İbn Abbas (ra)dan yaptığı rivayete göre, Resûlüllah (asm) Efendimiz bir kaç atlıyı bir yana göndermiş bulunuyordu. Aradan bir ay geçmesine rağmen onlardan bir haber gelmedi. Bunun üzerine Âdiyat Sûresi indi. (Süyûti, Esbabu Nüzûli’l-Kur’ân: 122) Müfessir Kurtubî’nin tesbitine göre:<br />
Resûlüllah (asm) Efendimiz, Beni Kinâne Kabilesine bir süvari müfrezesi gönderdi. Ancak aradan hayli zaman geçmesine rağmen onlardan bir haber çıkmadı. Müfrezenin başında ise, Ansar’dan Münzir b. Amr bulunuyordu ki, bu zat nakiplerden biri idi. Münafıklar, gönderilen bu müfrezenin öldürüldüklerini iddia edip etrafa yaymaya ve kargaşa çıkartmaya başladılar. Bunun üzerine müf<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 3/1 Denk Gelen İhlas Suresi</span></span><br />
 <br />
İhlas suresi, Mekke’de indirilmiş, Kur’anKuran-ı Kerim’in 112. suresidir. 4 ayetten oluşur. bir sure-i celildir. İhlas kelime olarak, bir insanın samimi olması, dine içtenlik ile bağlanması ve dinin esaslarını Allah’ın rızası için yapması anlamlarına gelmektedir. İhlas suresi, Allah’ın birliğini, yüceliğini ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu gösteren Tevhid suredir.<br />
 <br />
İhlas suresinde, üçlü inanç (teslis) iddiasında bulunan Hristiyanlara ve Allah ile beraber diğer ilâhlara da tapan müşriklere reddiye bulunmaktadır. İşte bu nedenle tevhid inancı açısından ihlas suresinin büyük bir önem taşıdığı yadsınamaz.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İHLAS SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
Kul hüvellâhü ehad Allâhüssamed Lem yelid ve lem yûled Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İHLAS SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
De ki: O Allah tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır. O doğmamış ve doğrulmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İHLAS SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
İhlas suresinin iniş sebebi hakkında Ebu Aliye Şabi ve İkrime şöyle söylemiştir;<br />
 <br />
Aralarında Amr bin Feyt ve Zeyd bin Kaysın da bulunduğu Mekke müşriklerinden bir grup Peygamber efendimizin(sav) yanına gelerek “Ey Muhammed(sav) bize rabbinin sıfatlarından bahset.O altın, gümüş, demir veya bakırdan bir şey mi? Zira bizim ilahlarımız bu gibi şeylerdendir.” diye sorarlar. Rasulullah(sav) onlara “Benim Rabbim, hiçbir şeyden meydana gelmedi. O, her şeyin yaratıcısıdır.” buyurdu. Bu hadise üzerine Allah-u Teala ihlas suresini indirdi.<br />
<br />
                <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuran-ı Kerim’in 1/3 Denk Gelen Fatiha Suresi</span></span><br />
<br />
Fatiha suresi Kur’anKuran-ı Kerim’in 1. suresidir. 7 ayetten oluşur.Fethetmek yani açmak kökünden gelen bir kelimedir ve Kur’anKuran-ı Kerim’in ilk suresi olduğundan dolayı açmak-başlamak anlamına gelen Fatiha adını almıştır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FATİHA SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
Elhamdulillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budu.Ve iyyâke neste’în. İhdinessirâtal mustakîm. Sirâtallezine en’amte aleyhim. Ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FATİHA SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;<br />
 <br />
Hamd, Alemlerin Rabbi<br />
 <br />
Rahman, Rahim<br />
 <br />
Hesap ve ceza gününün maliki Allah’a mahsustur.<br />
 <br />
Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.<br />
 <br />
Bizi doğru yola,<br />
 <br />
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanlarınkine ve sapkınlarınkine değil.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FATİHA SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
“Rasulullah (sav) ortaya çıktığında kendisine ‘Ya Muhammed” diye nida eden bir münadiyi işitti. Sesi işitince korka korka yürüdü. Varaka b. Nevfel de kendisine dedi ki: -“Nida eden sesi işittiğinde sana ne dediğini işitinceye kadar sağlamca dur.” Yine Rasulullah (sav) görünce -“Ya Muhammed” diye aynı sesi duydu ve -“emrine hazırım” buyurdu. Seslenen dedi ki: -“Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederim de.” Sonra aynı ses O’na Fatiha suresini sonuna kadar okudu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Nasr Suresi</span></span><br />
<br />
Nasr suresi, Kur’anKuran-ı Kerim’in 110. suresidir. 3 ayetten oluşur. Medine’de nazil olmuş bir suredir. Nasr sözcüğünün dilimizdeki anlamı ise yardım etmek ve zafer anlamına gelmektedir. Bu sûreye Nasr denilmesinin sebebi; Allah-u Teala’nın, Resûl-i Ekrem’i, ilâhî zafere ulaştırmayı müjdelediği ve bu yol da yardım ettiğini göstermesidir. Bu sûrenin başka bir ismi de mevcuttur. Tevdi olarak da isimlendirilen Nasr sûresine bu ismin verilmesinin sebebi ise Hz. Peygamber (sav)’in vefatına ima edilmesidir. Tevdi isminin yanı sıra “İza-cae” ve “ Fetih” isimleri de herkes tarafından sıkça kullanılan Nasr sûresinin diğer adlarıdır.<br />
 <br />
Nasr suresi, islami zaferi ifade eden mukaddes bir suredir. İbn Ömer’de gelen rivayete göre Nasr suresi nazil olduktan 80 gün sonra Peygamber Efendimiz Hz Muhammed(sav) vefat etmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASR SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmânirrahîm.<br />
 <br />
İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh, İnnehû kâne tevvâbâ.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASR SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,<br />
 <br />
İnsanları bölük, bölük Allah’ın dinine girerlerken gördüğünde.<br />
 <br />
Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASR SURESİ NEDEN İNDİRİLDİ?</span></span><br />
 <br />
Allah Teâlâ, Resulullah’a, Arabistan’da Islâm’in zaferi kemale erdikten sonra ve insanlar grup grup dine girdiklerinde, bunun anlaminin, bu dünyadaki misyonunun sona ermesi oldugunu bildirmistir. Ondan sonra Resulullaha, hamd ve Allah’i tesbih ile mesgul olmasi emredilmistir.<br />
 <br />
Müfessirler sûrede zikredilen fethin Mekke fethi oldugunu belirtirler. Çünkü Arap kabileleri müslüman olmak için önce Kureys’in (Mekke halkinin) müslüman olmasini bekliyorlardi ve; “Onu kavmiyle bas basa birakin, eger kavmini yenerse gerçekten o hak peygamberdir” diyorlardi. Allah vaadini gerçeklestirip, Mekke’nin fethini ona müyesser kilinca, diger Arap kabileleri Medine’ye elçiler göndererek akin akin Allah’in dinine girdiler. Fetih üzerinden daha iki yil geçmeden yarimada bütünüyle müslüman oldu, Islâm’i kabul etmeyen kalmadi.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Kafirun Suresi</span></span><br />
<br />
Kafirun Suresi, Kur’anKuran-ı Kerim’in 109. suresidir. 6 ayetten oluşur. Mâûn sûresinden sonra, Fîl sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de bulunmaktadır. Sure adını ilk ayetinde geçen ve inkarcılar anlamına gelen kafirun kelimesinden almıştır. Kafirun suresinde iman ile şirkin bir arada olamayacağı, inancın şirkten uzak tutulması gerektiği kesin bir uslupla ifade edilmiştir.<br />
 <br />
Tevhid ilkesinin sembolü olarak Mekke döneminin ilk yıllarında inen Kafirun sûresinde Mekke’li müşriklerin şahsında bütün putperestlere ilân edilmek üzere iman ile şirkin ayrı şeyler olduğu, bu iki inanç sistemi arasında bir benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla ikisinin birlikte bulunmasının, iki inanç arasında bir uzlaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı kesin olarak ifade edilmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAFİRUN SURESİ OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim,<br />
 <br />
Kul yâ eyyühel kâfirûn Lâ a’büdü mâ ta’büdûn Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd Leküm dînüküm veliye dîn.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAFİRUN SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Deki: ey kâfirler! Tapmam o tapdıklarınıza. Siz de tapanlardan değilsiniz benim mabuduma. Hem ben tapıcı değilim sizin taptıklarınıza. Hem de siz tapıcılardan değilsiniz benim mabuduma. Sizin dîniniz size, benim dînim de bana.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAFİRUN SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
Tefsirlerde anlatıldığına göre Kureyşliler Hz. Peygamber (sav)’den bir sene kendi ilâhlarına tapmasını, bir sene de kendilerinin onun ilâhına tapmalarını istemişler. Hz. Peygamber (sav) de “Allah’a bir şeyi ortak koşmaktan yine O’na sığınırım!” demiş; bu defa Kureyşliler, “Bizim ilâhlarımızdan bazılarını istilâm et (öp, el sür), biz de seni tasdik edip ilâhına ibadet edelim” demişler. Bunun üzerine Kâfirûn sûresi inmiştir.<br />
                <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Kadir Suresi</span></span><br />
<br />
Kadir Suresi, Kur’an’ın 97. suresidir. 5 ayetten oluşur. Abese sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. Mekke devrinde nazil olan Kadir Sûresi’nde, Kadir Gecesi‘nden bahsedilir. Kadr, “azamet” ve “şeref” demektir.<br />
 <br />
Kadir Sûresi’nde; Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğine, Kadir Gecesi’nin bin aydan daha hayırlı olduğuna ve Kadir Gecesi’nin rahmet ve berekete vesile olduğuna yer verilir. Aynı zamanda surede Kadir gecesinin faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne inişinden söz edilir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KADİR SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmânirrahîm…<br />
 <br />
İnna enzelnahü fiy leyletilkadr<br />
 <br />
Ve ma edrake ma leyletülkadr<br />
 <br />
Leyletülkadri hayrüm min elfi şehr<br />
 <br />
Tenezzelülmelaiketü verruhu fiyha biizni rabbihim min külli emr<br />
 <br />
Selamün hiye hatta matle’ılfecr.<br />
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KADİR SURESİNİN ANLAMI</span></span><br />
 <br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…<br />
 <br />
Biz o (Kur’ân)nu Kadir gecesinde indirdik.<br />
 <br />
Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?<br />
 <br />
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.<br />
 <br />
Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.<br />
 <br />
O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.<br />
              <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Ayet-el Kürsi Suresi</span></span><br />
<br />
Ayet-el Kürsi, Bakara suresinin 255. Ayet-i Kerimesidir.İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’lkürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l kürsî de bu özelliği taşımaktadır.<br />
 <br />
Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir ve çok derin anlamlar taşır. Geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz (sav), Zeyd’i (ra) çağırarak yazdırmıştır. Ayet-el Kûrsi indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş, başlarındaki taçları yuvarlanmıştır. Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblis’in yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber vermişlerdir.<br />
 <br />
Ayet-el Kûrsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere 17 yerde Allah’u Teâlâ’nın ismi geçmektedir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AYET-EL KÜRSİ OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm,<br />
 <br />
lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi’iznih,<br />
 <br />
ya’lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm,<br />
 <br />
velâ yü-hîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel’ard,<br />
 <br />
velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AYET-EL KÜRSİ’NİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AYET-EL KÜRSİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
Ayet-el Kûrsi, cinlere karşı kendisinden yardım alınacak duaların en büyüğüdür. Ayet-el Kûrsi’nin insandan şeytanları kovmakta çok tesirli olduğunu söylemişler, ayrıca saralı kişiye, şeytanın kendisine yardım ettiği sahir(büyücü), kâhin, falcı, nefis ve şehvet ehli, zulüm ve gazab erbabı üzerine sadakatle okunulduğunda onların şeytanlarını etkisiz hale getirmekte de büyük gücü olduğunu denemişlerdir.<br />
<br />
<br />
Ancak sadakatle okunması şartı koşulmuştur.<br />
 <br />
Efendimiz(sav) buyurdu ki; “İlim sana olsun ey Eba Münzir, Canım Kabza-i Kudretinde olan Allah’a C.C. yemin ederim ki, muhakkak Ayet-el Kûrsi’nin bir dili ve ikide dudağı vardır ki, Arş’ın direğinin yanında Melik-i (Müteâl olan Allah’u Teâlâ Hazretlerini) takdis eder(O’na Tazimde bulunur.)” (Ebû Dâvud, Ahmed İbni Hambel)<br />
          <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tekasür Suresini 1 Kere Okuyan Kuran-ı Kerim’in 1000 Ayetini Okumaya Denk</span></span><br />
 <br />
 <br />
Tekasür Suresi, Kur’anKuran-ı Kerim’in 102. suresidir. 8 ayetten oluşur. Takasür suresi, Kevser Sûresi’nden sonra, Mâûn Sûresi’nden önce Mekke’de inmiştir. Sure adını 1. âyette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme” anlamlarına gelen tekâsür kelimesinden almıştır. “Elhâküm” ve “Makbûre” isimleriyle de anılmaktadır. Sûrede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve âhiret hallerinden söz edilmektedir.<br />
 <br />
Bu sûrede mal-servet-saman, çoluk çocuk, şöhret âile efradı akraba gibi maddî şeylerle öğünen kimselerin Cehennem ateşini görecekleri ve ona yaslanıp girecekleri bildiriliyor. İnsanoğlunun bütün elindeki ni”metlerden hesap vereceği duyuruluyor. Sûrenin meâlinden de anlaşıldığı üzre, bütün gerçekleri en keskin bir şekilde, insanın kendi diliyle tasdik edeceği bir tarzda gerçekleşeceğini haber vermektedir.<br />
Akıllı insanlar, mal-mülk, evlâdü ıyâl-hısım akraba çokluğuyla boş yere oyalanamaz. Akıllı kimseler, Allâh’a yarayacak hayırlı, elverişli işler peşinde koşarlar. Aksi halde kabire girer. Öyle girer ki eli boş girer. Kabirlere ziyâret demek bu demektir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEKASÜR SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
1- Elhakümüt tekasür 2- Hatta zürtümülmekabir 3- Kella sevfe ta’lemun 4- Sümme kella sevfe ta’lemun 5- Kella lev ta’lemune ılmel yekıyn 6- Le teravünnelcehıym 7- Sümme leteravünneha aynelyakıyn 8- Sümme le tüs’elünne yevmeizin anin neıym.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEKASÜR SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
1- O çokluk kuruntusu sizleri oyaladı, 2- Ta kabirlere kadar gidip ziyaret edişinize kadar! 3- Öyle değil, ileride bileceksiniz! 4- Sonra yine öyle değil, ileride bileceksiniz! 5- Öyle değil, kesin olarak bilseniz, 6- Andolsun ki, cehennemi mutlaka göreceksiniz! 7- Sonra yine andolsun ki, onu yakın gözüyle göreceksiniz! 8- Sonra andolsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!<br />
 <br />
                <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Secde Suresini 1 Kere Okuyan Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir </span></span><br />
 <br />
 <br />
Secde Suresi Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre adını, mü’minlerin Allah’a secde etmelerinden bahseden 15. âyetten almıştır. Sûrede ayrıca Allah’ın kudretinden, ahiret gününden, kitaplardan, peygamberlerden ve insanın yaratılışından söz edilmektedir.<br />
 <br />
Secde Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Secde Suresi Türkçe Oku</span></span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Secde Suresi Türkçe 1. Sayfa</span><br />
 <br />
Bismillahir rahmanir rahim.<br />
Elif lam mim.<br />
Tenzilul kitabi la reybe fihi min rabbil alemin.<br />
Em yekulunefterah, bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen ma etahum min nezirin min kablike leallehum yehtedun.<br />
Allahullezi halakas semavati vel arda ve ma beynehuma fi sitteti eyyamin summesteva alel arş, ma lekum min dunihi min veliyyin ve la şefii, e fe la tetezekkerun.<br />
Yudebbirul emre mines semai ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fi yevmin kane mıkdaruhu elfe senetin mimma teuddun.<br />
Zalike alimul gaybi veş şehadetil azizur rahim.<br />
Ellezi ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insani min tin.<br />
Summe ceale neslehu min sulaletin min main mehin.<br />
Summe sevvahu ve nefeha fihi min ruhihi ve ceale lekumus sem’a vel ebsare vel ef’ideh, kalilen ma teşkurun.<br />
Ve kalu e iza dalelna fil ardı e inna le fi halkın cedid, bel hum bi likai rabbihim kafirun.<br />
Kul yeteveffakum melekul mevtillezi vukkile bikum summe ila rabbikum turceun.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Secde Suresi Türkçe 2. Sayfa</span><br />
Ve lev tera izil mucrimune nakısu ruusihim inde rabbihim, rabbena ebsarna ve semi’na ferci’na na’mel salihan inna mukinun.<br />
Ve lev şi’na le ateyna kulle nefsin hudaha ve lakin hakkal kavlu minni le emleenne cehenneme minel cinneti ven nasi ecmain.<br />
Fe zuku bi ma nesitum likae yevmikum haza, inna nesinakum ve zuku azabel huldi bi ma kuntum ta’melun.<br />
İnnema yu’minu bi ayatinellezine iza zukkiru biha harru succeden ve sebbehu bi hamdi rabbihim ve hum la yestekbirun.<br />
Tetecafa cunubuhum anil medacıi yed’une rabbehum havfen ve tamaan ve mimma razaknahum yunfikun.<br />
Fe la ta’lemu nefsun ma uhfiye lehum min kurreti a’yun, cezaen bi ma kanu ya’melun.<br />
E fe men kane mu’minen kemen kane fasika, la yestevun.<br />
Emmellezine amenu ve amilus salihati fe lehum cennatul me’va nuzulen bi ma kanu ya’melun. Ve emmellezine feseku fe me’vahumun nar, kulle ma eradu en yahrucu minha uidu fiha, ve kile lehum zuku azaben narillezi kuntum bihi tukezzibun. Secde Suresi Türkçe 3. Sayfa<br />
Ve le nuzikannehum minel azabil edna dunel azabil ekberi leallehum yerciun.<br />
Ve men azlemu mimmen zukkire bi ayati rabbihi summe a’rada anha, inna minel mucrimine muntekimun.<br />
Ve lekad ateyna musel kitabe fe la tekun fi miryetin min likaihi ve cealnahu huden li beni israil.<br />
Ve cealna minhum eimmeten yehdune bi emrina lemma saberu ve kanu bi ayatina yukınun.<br />
İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun.<br />
E ve lem yehdi lehum kem ehlekna min kablihim minel kuruni yemşune fi mesakinihim, inne fi zalike le ayat, e fe la yesmeun.<br />
E ve lem yerev enna nesukul mae ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihi zar’an te’kulu minhu en’amuhum ve enfusuhum e fe la yubsirun.<br />
Ve yekulune meta hazel fethu in kuntum sadikin.<br />
Kul yevmel fethi la yenfeullezine keferu imanuhum ve la hum yunzarun. Fe a’rıd anhum ventezır innehum muntezırun.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Secde Suresi Türkçe Anlamı</span></span><br />
 <br />
1. Elif Lâm Mîm. 2. Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. 3. Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir. 4. Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulandır. Sizin için ondan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? 5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde ona yükselir. 6. İşte Allah gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. 7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. 8. Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. 9. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! 10. Kâfirler dediler ki : “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız? Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler. 11. De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” 12. Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! 13. Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir. 14. Onlara şöyle denilecek : “O halde bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.” 15. Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar. 16. Onlar, korkarak ve ümid ederek<br />
Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. 17. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez. 18. Hiç mü’min fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar. 19. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me’vâ cennetleri vardır. 20. Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir. 21. Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız. 22. Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız. 23. Andolsun, biz Mûsâ’ya<br />
Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur’an’a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık 24. Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık. 25. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir. 26. Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hâlâ duymayacaklar mı? 27. Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hâlâ görmeyecekler mi? 28. “Eğer doğru söyleyenler iseniz şu fetih ne zamanmış?” diyorlar. 29. De ki, “Fetih (Kıyamet) günü, inkar edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.” 30. Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.<br />
              <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mülk Suresini 1 Kere Okuyan diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir</span></span><br />
 <br />
 <br />
“Mülk” kelimesi, Arapça’da “iktidar” anlamına gelir. Sure, ilk ayette geçen “mülk” kelimesinden dolayı, Mülk suresi adını almıştır. Sure, Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili kaynaklarda yaygın olarak bu isimle anılmaktadır. “Tebâreke” kelimesiyle başladığı için, Tebâreke suresi diye de isimlendirilmiştir. Ayrıca sure, kendisini okuyanları kabir azabından koruduğu yönündeki bir rivayete dayalı olarak “Vâkiye, Münciye, Mâni’a ve Mücâdile” isimleriyle de anılmıştır. Mushafın bu sureyle başlayan ve 29. cüzünü meydana getiren 11 surenin yer aldığı kısım “Tebâreke cüzü” diye anılır. Mülk Suresi 30 ayettir. Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada 67., nüzul sırasına göre ise 77. suredir.<br />
 <br />
Mülk Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜLK SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
 <br />
1.      Tebarekelleziy biyedihilmulku ve huve ‘ala kulli şey’in kadiyrun.<br />
2.      Elleziy halekalmevte velhayate liyebluvekum eyyukum ahsenu ‘amelen ve huvel’aziyzulğafuru.<br />
3.      Elleziy haleka seb’a semavatin tıbakan ma tera fiy halkırrahmani min tefavutin ferci’ılbasare hel tera min futurin.<br />
4.      Summerci’ılbasare kerreteyni yenkalib ileykelbesaru hasien ve huve hasiyrun.<br />
5.      Ve lekad zeyyennessemaeddunya bimesabiyha ve ce’alnaha rucumen lişşeyatıyni ve a’tedna lehum ‘azabesse’ıyri.<br />
6.      Ve lilleziyne keferu birabbihim ‘azabu cehenneme ve bi’selmasıyru.<br />
7.      İza ulku fiyha semi’u leha şehiykan ve hiye tefuru.<br />
8.      Tekadu temeyyezu minelğayzı kullema ulkıye fiyha fevcun seelehum hazenetuha elem yet’kum neziyrun.<br />
9.      Kalu bela kad caena neziyrun fekezzebna ve kulna ma nezzelellahü min şey’in in entüm illa fiy dalalin kebiyrin.<br />
10.  Ve kalu lev kunna nesme’u ev na’kılu ma kunna fiy ashabisse’ıyri.<br />
11.  Fa’teref’u bizenbihim fesuhkan liashabisse’ıyri.<br />
12.  İnnelleziyne yahşevne rabbehum bilğaybi lehum mağfiretun ve ecrun kebiyrun.<br />
13.  Ve esirru kavlekum evicheru bihi innehu ‘aliymun bizatissuduri.<br />
14.  Ela ya’lemu men haleka ve huvelletıyfulhabiyru.<br />
15.  Huvelleziy ce’ale lekumul’arda zelulen femşu fiy menakibiha ve kulu min rizkıhi ve ileyhinnuşuru.<br />
16.  Eemintum men fiyssemai en yahsife bikumul’arda feiza hiye temuru.<br />
17.  Em emintum men fiyssemai en yursile ‘aleykum hasıben feseta’lemune keyfe neziyri.<br />
18.  Ve lekad kezzebilleziyne min kablihim fekeyfe kane nekiyri.<br />
19.  Evelem yerev ilettayri fevkahum saffatin ve yakbıdne ma yumsikuhunne illerrahmanu innehu bikulli şey’in basıyrun.<br />
20.  Emmen hazelleziy huve cundun lekum yansurukum min dunirrahmani inilkafirune illa fiy ğururin.<br />
21.  Emmen hazelleziy yerzukukum in emseke rizkahu bel leccu fiy ‘utuvvin ve nufurin.<br />
22.  Efemen yemşiy mukibben ‘ala vechihi ehda emmen yemşiy seviyyen ‘ala sıratın mustekıymin.<br />
23.  Kul huvelleziy enşeekum ve ce’ale lekumussem’a vel’ebsare vel’ef’idete kaliylen ma teşkurune.<br />
24.  Kul huvelleziy zereekum fiyl’ardı ve ileyhi tuhşerune.<br />
25.  Ve yekulune meta hazelva’du in kuntum sadikıyne.<br />
26.  Kul innemel’ılmu ‘ındallahi ve innema ene neziyrun mubiynun.<br />
27.  Felemma reevhu zulfeten siy-et vucuhulleziyne keferu ve kıyle hazelleziy kuntum bihi tedde’une.<br />
28.  Kul ereeytum in ehlekeniyallahu ve men me’ıye ev rahımena femen yuciyrulkafiriyne min ‘azabin eliymin.<br />
29.  Kul huverrahmanu amenna bihi ve ‘aleyhi tevekkelna feseta’lemune men huve fiy dalalin mubiynin.<br />
30.  Kul ereeytum in asbeha maukum ğavren femen ye’tiykum bimain me’ıynin.<br />
                <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yasin Suresini 1 Kere Okuyana 10 defa kur’an okumuş sevabı verilir</span></span><br />
 <br />
 <br />
Kur’ân-ı Kerîm’in otuz altıncı suresi. Seksen üç âyet, yediyüz yirmi yedi kelime ve üçbin harftir. Fasılası nun ve mim harfleridir. Mekkî surelerden olup Cin sûresinden sonra nazil olmuştur.<br />
 <br />
On iki ve kırk beşinci âyetlerinin Medine’de nazil olduğuna dair rivâyetler vardır.Yasin sûresinin ilk ve en önemli hedef, İslâm inancının esaslarını kurmaktır. Onun için sûrenin ilk âyetlerinde peygamberlik ve Kur’n’ın önemi işlenmiştir<br />
 <br />
Yasin suresi, üç ana konuyu kapsamaktadır. Bunlar, Öldükten sonra dirilme ve haşre iman, belde halkının kıssası ve ÂlemIerin Rabbi’nin birliğini gösteren kesin delillerdir ve Kuran-ı Kerimin en büyük suresi olarak kabul edilir.<br />
Yasin suresini okumanın faydaları şunlardır:<br />
 <br />
Aç oIanın karnı, tok oIur ummadığı yerden rızk geIir, Susuz oIduğu haIde kanıncaya dek su buIur.<br />
Kıyafeti oImayan kıyafet buIur,<br />
Hastanın eceIi geImemişse şifa buIur,<br />
EceIi geImiş hasta öIüm acısını duymaz,<br />
ÖIdüğü esnada, Cennet meIekIerini görür,<br />
İnsan korkusundan emin oIur,<br />
Misafir ve garip yardımcı buIur,<br />
BekarIarın eş buIup evIenmesi koIay oIur, Gayb oIan şey buIunur.<br />
 <br />
Yasin Suresi: 1 defa okuyan 10 defa kur’an okumuş sevabı verilir (Kur’an’ın Kalbi) Yasin Suresi; 1 defa okuyan 23 defa kur’an okumuş sevabı verilir de denmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">YASiN SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
1.      Yasin<br />
2.      Vel kur’anil hakiym<br />
3.      İnneke le minel murseliyn<br />
4.      Ala sıratım müstekıym<br />
5.      Tenziylel aziyzir rahıym<br />
6.      Li tünzira kavmem ma ünzira abaühüm fehüm ğafilun<br />
7.      Le kad hakkal kavlü ala ekserihim fehüm la yü’minun<br />
8.      İnna cealna fı a’nakıhim ağlalen fe hiye ilel ezkani fehüm mukmehun<br />
9.      Ve cealna mim beyni eydihim seddev ve min halfihim sedden fe ağşeynahüm fehüm la yübsırun<br />
10.  Ve sevaün aleyhim e enzertehüm em lem tünzirhüm la yü’minun<br />
11.  İnnema tünziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmane bil ğayb* fe beşşirhü bi mağfirativ ve ecrin kerım<br />
12.  İnna nahnü nuhyil mevta ve nektübü ma kaddemu ve asarahüm* ve külle şey’in ahsaynahü fı imamim mübiyn<br />
13.  Vadrib lehüm meselen ashabel karyeh* iz caehel murselun<br />
14.  İz erselna ileyhimüsneyni fe kezzebuhüma fe azzezna bi salisin fe kalu inna ileyküm murselun<br />
15.  Kalu ma entüm illa beşerum mislüna ve ma enzeler rahmanü min şey’in in entüm illa tekzibun<br />
16.  Kalu rabbüna ya’lemü inna ileyküm le murselun<br />
17.  Ve ma aleyna illel belağul mübın<br />
18.  Kalu inna tetayyarna biküm* leil lem tentehu le nercümenneküm ve le yemessenneküm minna azabün eliym<br />
19.  Kalu tairuküm meaküm* ein zükkirtüm* bel entüm kavmüm müsrifun<br />
20.  Ve cae min aksal medıneti racülüy yes’a kale ya kavmittebiul murseliyn<br />
21.  İttebiu mel la yes’elüküm ecrav vehüm mühtedun<br />
22.  Ve ma liye la a’büdüllezı fetaranı ve ileyhi türceun<br />
23.  E ettehızü min dunihı aliheten iy yüridnir rahmanü bi durril la tuğni annı şefaatühüm şey’ev ve la yünkızun<br />
24.  İnnı izel le fı dalalim mübın<br />
25.  İnnı amentü bi rabbiküm fesmeun<br />
26.  Kıyledhulil cenneh* kale ya leyte kavmı ya’lemun<br />
27.  Bima ğafera lı rabbı ve cealenı minel mükramiyn<br />
28.  Ve ma enzelna ala kavmihı mim ba’dihı min cündim mines semai ve ma künna münziliyn<br />
29.  İn kanet illa sayhatev vahıdeten fe iza hüm hamidun<br />
30.  Ya hasraten alel ıbad* ma yetiyhim mir rasulin illa kanu bihı yestehziun<br />
31.  Elem yerav kem ehlekna kablehüm minel kuruni ennehüm ileyhim hla yarciun<br />
32.  Ve in küllül lemma cemiy’ul ledeyna muhdarun<br />
33.  Ve ayetül lehümül erdul meyteh* ahyeynaha ve ahracna minha habben feminhü ye’külun<br />
34.  Ve cealna fiyha cennatim min nahıyliv ve a’nabiv ve feccerna fiyha minel uyun<br />
35.  Li ye’külu min semerihı ve ma amilethü eydiyhim* efela yeşkürun<br />
36.  Sübhanellezı halekal ezvace külleha mimma tümbitül erdu ve min enfüsihim ve mimma la ya’lemun<br />
37.  Ve ayetül lehümül leyl* neslehu minhün nehara fe iza hüm muslimun<br />
38.  Veş şemsü tecrı li müstekarril leha* zalike katdiyrul aziyzil aliym<br />
39.  Vel kamera kaddernahü menazile hatta ade kel urcunil kadiym<br />
40.  Leşşemsü yembeğıy leha en tüdrikel kamera velel leylü sabirun nehar* ve küllün fı felekiy yesbehun<br />
41.  Ve ayetül lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fil fülkil meşhun<br />
42.  Ve halakna lehüm mim mislihı ma yarkebun<br />
43.  Ve in neşe’ nuğrıkküm fela sariyha lehüm velahüm yünkazun<br />
44.  İlla rahmetem minna ve metean ila hıyn<br />
45.  Ve iza kıyle lehümütteku ma beyne eydıküm ve ma halfeküm lealleküm türhamun<br />
46.  Ve ma te’tiyhim min ayetim min ayati rabbihim illa kanu anha mu’ridıyn<br />
47.  Ve iza kıyle lehüm enfiku mimma razekakümüllahü kalelleziyne keferu lilleziyne amenu e nut’ımü mel lev yeşaüllahü at’amehu in entüm illa fı dalalim mübın<br />
48.  Ve yekulune mete hazel va’dü in küntüm sadikıyn<br />
49.  Ma yenzurune illa sayhatev vahıdeten te’huzühüm vehüm yehıssımun<br />
50.  Fela yestetıy’une tevsıyetev ve la ila ehlihim yarciun<br />
51.  Ve nüfiha fis suri fe iza hüm minel ecdasi ila rabbihim yensilun<br />
52.  Kalu ya veylena mem beasena mim merkadina* haza ma veader rahmanü ve sadekal mursilun<br />
53.  İn kanet illa sayhatev vahıdeten feiza hüm cemiy’ul ledeyna muhdarun<br />
54.  Fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melun<br />
55.  İnne ashabel cennetil yevme fı şüğulin fakihun<br />
56.  Hüm ve ezvacühüm fı zılalın alel eraiki müttekiun<br />
57.  Lehüm fiyha fakihetüv ve lehüm ma yeddeun<br />
58.  Selamün kavlem mir rabbir rahıym<br />
59.  Vemtazül yevme eyyühel mücrimun<br />
60.  Elem a’hed ileyküm ya benı ademe el la ta’büdüş şeytan* innehu leküm adüvvüm mübiyn<br />
61.  Ve enı’büduni* haza sıratum müstekıym<br />
62.  Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekunu ta’kılun<br />
63.  Hazihı cehennemülletı küntüm tuadun<br />
64.  Islevhel yevme bima küntüm tekfürun<br />
65.  El yevme nahtimü ala efvahihim ve tükellimüna eydıhim ve teşhedü ercülühüm bima kanu yeksibun<br />
66.  Velev neşaü letamesna ala a’yünihim festebekus sırata fe enna yübsırun<br />
67.  Velev neşaü le mesahnahüm ala mekanetihim femestetau mudiyyev ve la yarciun<br />
68.  Ve men nüammirhü nünekkishü fil halk* efela ya’kılun<br />
69.  Ve ma alemnahüş şı’ra ve ma yembeğıy leh* in hüve illa zikruv ve kur’anüm mübiyn<br />
70.  Li yünzira men kane hayyve ve yehıkkal kavlü alel kafirın<br />
71.  E ve lem yerav enna halakna lehüm mimma amilet eydına en’amen fehüm leha malikun<br />
72.  Ve zellelnaha lehüm fe minha rakubühüm ve minha ye’külun<br />
73.  Ve lehüm fiyha menafiu ve meşarib* efela yeşkürun<br />
74.  Vettehazu min dunillahi alihetel leallehüm yünsarun<br />
75.  La yestetıy’une nasrahüm vehüm lehüm cündüm muhdarun<br />
76.  Fela yahzünke kalühüm* inna na’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun<br />
77.  Evelem yeral insanü enna halaknahü min nutfetin fe iza hüve hasıymün mübın<br />
78.  Ve darabe lena meselev ve nesiye halkah* kale mey yuhyil ızame ve hiye ramım<br />
79.  Kul yuhyıhellezı enşeeha evvele merrah* ve hüve bi külli halkın alım<br />
80.  Ellezı ceale leküm mineş şeceril ahdari naran fe iza entüm minhü tukıdun<br />
81.  Eveleysellezı halekas semavati vel erda bi kadirin ala ey yahlüka mislehüm* bela ve hüvel hallakul alım<br />
82.  İnnema emruhu iza erade şey’en ey yekule lehu kün fe yekun<br />
83.  Fe sübhanellezı bi yedihı melekutü külli şey’iv ve ileyhi türceun<br />
 <br />
                <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadid Suresini 1 Kere Okuyan bin (1000) ayet okumuş sayılır</span></span><br />
 <br />
 <br />
HADİD SÛRESİ; Kur’ân-ı Kerîm’in elli yedinci sûresidir. Yirmi dokuz âyet, beş yüz kırk dört kelime, bin dört yüz yetmiş dört harften meydana gelir. Fâsılası, be, dal, ra, ze, mim ve nun harfleridir.<br />
 <br />
Sure adını, 25 ayetinde geçen “hadid” kelimesinden almıştır. “Hadid” kelimesi demir anlamına gelmektedir. Hadid suresi, “sebbeha” ve “yüsebbihu” kelimeleriyle başlayan ve “Müsebbihat” olarak tanımlanan surelerin ilkidir. Diğer Müsebbihat sureleri Haşr, Saff, Cuma ve Tegâbün’dür. 29 ayetten oluşan Hadid Suresi, Medine’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada 57., iniş sırasına göre 112. suredir.<br />
 <br />
Hadid Suresi: ilk 3. ayeti kerimesinin fazileti çok büyüktür, 1 defa okuyan bin (1000) ayet okumuş sayılır..<br />
Hadid Suresinin ilk 10 ayeti 1000 ayete denk<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HADİD SURESi LATiNCE</span></span><br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<br />
1. Sebbeha lillahi ma fiyssemavati velardı ve huvel'aziyzulhakiymu.<br />
2. Lehu mulkussemavati vel'ardı yuhyiy ve yumiytu ve huve 'ala kulli şey'in kadiyrun.<br />
3. Huvel'evvelu vel'ahıru vezzahiru velbatınu ve huve bikulli şey'in 'aliymun.<br />
4. Huvelleziy halekassemavati vel'arda fiy sitteti eyyamin summesteva 'alel'arşi ya'lemu ma yelicu fiylardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu minessemai ve ma ya'rucu fiyha ve huve me'akum eyne ma kuntum vallahu bima ta'melune besıyrun.<br />
5. Lehu mulkussemavati vel'ardı ve ilellahi turce'ul'umuru.<br />
6. Yuliculleyle fiynnehari ve yulicunnehare fiylleyli ve huve 'aleymun bizatissuduri.<br />
7. Aminu billahi ve resulihi ve enfiku mimma ce'alekum mustahlefiyne fiyhi felleziyne amenu minkum ve enfeku lehum ecrun kebiyrun.<br />
8. Ve ma lekum la tu'minune billahi verresulu yed'ukum litu'minu birabbikum ve kad ehaze miysakakum in kuntum mu'miniyne.<br />
9. Huvelleziy yunezzilu 'ala 'abdihi ayiten beyyinatin liyuhricekum minezzilimati ilennuri ve innallahe bikum lereufun rahıymun.<br />
10. Ve malekum ella tunfiku fiy sebiylellahi ve lillahi miyrasussemavati vel'ardı la yesteviy minkum men enfeka min kablilfethı ve katele ulaike a'zamu dereceten minelleziyne enfeku min ba'du ve katelu ve kullen ve'adallahulhusna vallahu bima ta'melune habiyrun.<br />
11. Men zelleziy yukridullahe kardan hasenen feyuda'ıfehu lehu ve lehu ecrun keriymun.<br />
12. Yevme terelmu'miniyne velmu'minati yes'a nuruhum beyne eydiyhim ve bieymanihim buşrakumulyevme cennatun tecriy min tahtihel'enharu haliduyne fiyha zalike huvelfevzul'azıymu.<br />
13. Yevme yekululmunafikune velmunafikatu lilleziyne amenunzurna naktebis min nurikum kıylerci'u veraekum feltemisu nuren feduribe beynehum bisurin lehu babun batınuhu fiyhirrahmetu ve zahiruhu min kıbelihul'azabu.<br />
14. Yunadunehum elem nekun me'akum kalu bela ve lakinnekum fetentum enfusekum ve terabbastum vertebtum ve ğarretkumul'emaniyyu hatta cae emrullahi ve ğarrekum billahilğaruru.<br />
15. Felyevme la yu'hazu minkum fidyetun ve la minelleziyne keferu me'vakumunnaru hiye mevlakum ve bi'selmesıyru.<br />
16. Elem ye'ni lilleziyne amenu en tahşe'a kulubuhum lizikrillahi ve ma nezele minelhakkı vela yekunu kelleziyne utulkitabe min kablu fetale 'aleyhimul'emedu fekaset kulubuhum ve kesiyrun minhum fasikune.<br />
17. İ'lemu ennallahe yuhyiyl'arda ba'de mevtiha kado beyyenna lekumul'ayati le'allekum ta'kılune.<br />
18. İnnelmusaddikıyne velmusaddikati ve akredullahe kardan hasenen yuda'afu lehum ve lehum ecrun keruymun.<br />
19. Velleziyne amenu billahi ve rusulihi ulaik humussıddiykune veşşuhedau'ınde rabbihim lehum ecruhum ve nuruhum velleziyne keferu ve kezzebu biayatina ulaik ashabulcahıymi.<br />
20. I'lemu ennemelhayatuddnuya le'ıbun ve lehvun ve ziynetun ve tefahurun beynekum ve ziynetun ve tefahurun biynekum ve tekasurun fiyl'emvali vel'evladi kemeseli ğaysin a'cebelkuffare nebatuhu summe yekunu hutamen ve fiyl'ahıreti 'azabun şeduydun ve mağfiretun minallahi ve rıdvanun ve melhayatuddunya illa ****'ulğururi.<br />
21. Sabiku ila mağfiretin min rabbikum ve cennetin 'arduha ke'ardissemai vel'ardı u'ıddet lilleziyne amenu billahi ve rusulihi zalike fadlullahi yu'tiyhi men yeşa'u vallahu zulfadlil'azıymi.<br />
22. Ma esabe min musıybetin fiyl'ardı ve la fiy enfusikum illa fiy kitabin min kabli en nebreeha inne zalike 'alellahi yesiyrun.<br />
23. Likeyla te'sev 'ala ma fatekum ve la tefrahu bima atakum vallahu la yuhıbbu kulle muhtalin fehurin.<br />
24. Elleziyne yebhalune ve ye'murunennase bilbuhli ve men yetevelle feinnallahe huvelğaniyyulhamiydu.<br />
25. Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me'ahumulkitabe velmiyzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnelhadiyde fiyhi be'sun şediydun ve menafi'u linnasi ve liya'lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun 'aziyzun.<br />
26. Ve lekad erselna nuhan ve ibrahiyme ve ce'alna fiy zurriyyetihimennubuvvete velkitabe feminhum muhtedin ve kesiyrun minhum fasikune.<br />
27. Summe kaffeyna 'ala asarihim birusulina ve kaffeyna bi'ıysebni meryeme ve ateynahul'inciyle ve ce'alna fiy kulubilleziynettebe'uhu re'feten ve ramheten ve rehbaniyyetenibtede'uha ma ketebnaha 'aleyhim illebtiğae rıdvanillahi fema re'avha hakka ri'ayetiha feateynelleziyne amenu minhum ecrehum ve kesiyrun minhum fasikune.<br />
28. Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe ve aminu biresulihi yu'tikum kifleyni min rahmetihi ve yec'al lekum nuren temşune bihi ve yağfir lekum vallahu ğafurun rahıymun.<br />
29. Liella ya'leme ehlulkitabi ella yakdirune 'ala şey'in min fadlillahi ve ennelfadle biyedillahi yu't'yhi men yeşa'u'vallahu zulfadlil'azıymi.<br />
            <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haşr Suresini 1 Kere Okuyan - Haşr Suresinin son 3 ayeti 1000 ayete denk</span></span><br />
 <br />
Medine döneminde inmiştir. 24 âyettir. Sûre, adını ikinci ayette geçen “elHaşr” kelimesinden almıştır. Haşr, toplamak demektir. Sûrede başlıca,Medine’de yaşamakta olan ve Hz.Peygamberle yaptıkları antlaşmaya ihanet ederek İslâm toplumunu ortadan kaldırmak üzere Mekkeli müşriklerle ittifak yapan Nadîroğulları’nın Medine’den topluca sürülmesi hadisesi ile Yahudilerle antlaşma yapan münafıklar konu edilmektedir.<br />
 <br />
Haşr Suresinin son 3 ayeti 1000 ayete denk<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haşr Suresinin son 3 ayetinin Türkçe Okunuşu</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
22.Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.<br />
23.Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune.<br />
24.Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehum’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haşr Suresinin TAMAMI Türkçe Okunuşu</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
 <br />
1.Sebbeha lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl’arardı ve huvel’aziyzulhakiymu.<br />
2.Huvelleziy ahrecelleziyne keferu min ehlilkitabi min diyarihim lievvelil haşri ma zanantum en yahrucu ve zannu ennehum mani’atuhum husunuhum minallahi feetahumullahu min haysu lem yahtesibu ve kazefe fiy kulubihimurru’be yuhribune buyutehum bieydiyhim ve eydiylmu’miniyne fa’tebiru ya ulil’ebsari.<br />
3.Ve lev la en keteballahu ‘aleyhimulcelae le’azzebehum fiyddunya ve lehum fiyl’ahıreti ‘azabunnari.<br />
4.Zalike biennehum şakkullahe ve resulehu ve men yuşakkıllahe feinnallahe şediydul’ıkabi.<br />
5.Ma kata’tum min liynetin ev terektumuha kaimeten ‘ala usuliha febiiznillahi ve liyuhziyelfasikıyne.<br />
6.Ve ma efaalahu ‘ala resulihi minhum fema evceftum ‘aleyhi min haylin ve la rikabin ve lakinnallahe yusellitu rusulehu ‘ala men yeşa’u vallahu ‘ala kulli şey’in kadiyrun.<br />
7.Ma efaallahu ‘ala resulihi min ehlilkura felillahi ve lirresuli ve liziylkurba velyetama velmesakiyni vebnissebiyli key la yekune duleten beynel’ağniyai minkum ve ma atakumurresulu fehuzuhu ve ma nehakum ‘anhu fentehu vettekullahe innallahe şediydul’ıkabi.<br />
8.Lelfukarailmuhaciriyn-elleziyne uhricu min diyarihim ve emvalihim yebteğune fadlen minallahi ve rıdvanen ve yensurunallahe ve resulehu ulaike humussadikune.<br />
9.Velleziyne tebevveuddare vel’iymane min kablihim yuhıbbune men hacere ileyhim ve la yecidune fiy sudurihim haceten mimma utu ve yu’sirune ‘ala enfusihim ve lev kane bihim hasasatun ve men yuka şuhha nefsihi feulaike humulmuflihune.<br />
10.Velleziyne cau min ba’dihim yekulune rabbenağfir lena ve liıhvaninelleziyne sebekuna bil’iymani ve la tec’al fiy kulubina ğullen lilleziyne amenu rabbena inneke raufun rahıymun.<br />
11.Elem tere ilelleziyne nafeku yekulune liıhvanihimulleziyne keferu min ehlilkitabi lein uhrictum lenahrucenne me’akum ve la nutıy’u fiykum ehaden ebeden ve in kutiltum lenensurennekum vallahu yeşhedu innehum lekazibune.<br />
12.Lein uhricu la yahrucune me’ahum ve lein kutilu la yensurunehum ve lein nesaruhum leyuvellunel’edbare summe la yunsarune.<br />
13.Leentum eşeddu rehbeten fiy sudurihim minallahi zalike biennehum kavmun la yefkahune.<br />
14.La yukatilunekum cemiy’an illa iy kuran muhassenetin ev min verai cudurin be’suhum beynehum şediydun tahsebuhum cemiy’an ve kulubuhum şetta zalike biennehum kavmun la ya’kılune.<br />
15.Kemeselilleziyne min kablihim kariyben zaku vebule emrihim ve lehum ‘azabun eliymun.<br />
16.Kemeselişşeytani iz kale lil’insanikfur felemma kefere kale inniy beriy’un minke inniy ehafullahe rabbel’alemiyne.<br />
17.Fekane ‘akıbetehuma ennehuma fiynari halideyni fiyha ve zalike cezauzzalimiyne.<br />
18.Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe veltenzur nefsun ma kaddemet liğadin vettekullahe innallahe habiyrun bima ta’melune.<br />
19.Ve la tekunu kelleziyne nesullahe feensahum enfusehum ulaike humulfasikune.<br />
20.La yesteviy ashabunnari ve ashabulcenneti ashabulcenneti humulfaizune.<br />
21.Lev enzelna hazelkur’ane ‘ala cebelin lereeytehu haşi’an mutesaddi ‘an min haşyetillahi ve tilkel’emsalu nadribuha linnasi le’allehum yetefekkerune.<br />
22.Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.<br />
23.Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune.<br />
24.Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehum’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerimden Bazı Önemli Surelerin Kat Sayı Değerleri Bunlardır:</span></span><br />
 <br />
Tekasür Suresi: 1 kere okumak 1000 ayet okumaya denktir<br />
İhlas Felak Nas Sureleri: Okuyan Resulallah’a indirilenin tamamını okumuş olur (Metalip)<br />
Secde Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
Mülk Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
Kadir Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
Zilzal Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in yarısına denk<br />
Adiyat Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in yarısına denk<br />
Kafirun Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
Nasr Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
İhlas Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 3’te birine denk<br />
Fatiha Suresi: Kur’anKuran-ı Kerim’in 3’te birine denk<br />
Yasin Suresi: 1 defa okuyan 10 defa kur’an okumuş sevabı verilir (Kur’an’ın Kalbi) Yasin Suresi; 1 defa okuyan 23 defa kur’an okumuş sevabı verilir de denmiştir.<br />
Ayetel Kürsü: Kur’anKuran-ı Kerim’in 4’te birine denk<br />
Hadid Suresi: ilk 3. ayeti kerimesinin fazileti çok büyüktür, 1 defa okuyan bin (1000) ayet okumuş sayılır..<br />
Hadid Suresinin ilk 10 ayeti 1000 ayete denk Haşr Suresinin son 3 ayeti 1000 ayete denk <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’anKuran-ı Kerim’in Yarısına Denk Gelen Zilzal Suresi</span></span><br />
 <br />
Zilzal suresi; Kur’anKuran-ı Kerim’in 99. suresidir. 8 ayetten oluşur.Medine’de nazil olmuştur. Sure adını birinci ayette geçen fiilin mastarından almıştır. “Deprem” mânasına gelmektedir. Kıyametten hemen önce gelecek olan şiddetli depremden, daha sonra bütün ölülerin kabirlerinden çıkıp hesap vereceklerinden bahseder.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİLZAL SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
İza zülziletil erdu zilzaleha Ve ahracetilerdu eskaleha Ve kalel insanü ma leha Yevmeizin tühaddisü ahbaraha Bienne rabbeke evha leha Yevmeiziy yasdürun nasü eştatel li yürav a’malehüm Fe mey ya’mel miskale zerratin hayray yerah Ve mey ya’mel miskale zerratin şerray yerah.<br />
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİLZAL SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı, Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı, Ve insan: “Ona ne oluyor?” dediği zaman. O gün yer, bütün haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır. Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİLZAL SURESİ NEDEN İNDİRİLDİ?</span></span><br />
 <br />
Kâfirler kıyametten ve hesap gününden çokça soruyorlardı.<br />
“Kıyamet günü ne zamandır?” (Kıyame, 75/6),<br />
“Doğru söyleyenlerden iseniz, bu vaad ne zamandır?” (Mülk, 67/25)<br />
“Bu fetih ne zaman?” (Secde,32/28)<br />
Yani bu bize vaad ettiğiniz, Allah’ın kulları arasında hükmedeceği dirilme günü ne zamandır? gibi sorular soruyorlardı. Onun bilgisinin Allah katında olduğunu, hesap ve ceza günü olan vakti aktini tayinin mümkün olmadığını bilsinler diye bu sürede sadece kıyametin alâmetlerini açıklanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in Yarısına Denk Gelen Adiyat Suresi</span></span><br />
<br />
Adiyat suresi<br />
 <br />
Kur’anKuran-ı Kerim’in 100. suresidir. 11 ayetten oluşur.Mekke’de nazil olmuştur. Adiyat suresi adını ilk ayetinde geçen ve “koşan atlar” mânasına gelen el-Âdiyat kelimesinden almıştır.<br />
 <br />
İnsanlarda yaygın bazı karakterler vurgulanarak, sinelerde saklı olan şeylerin bile açığa çıkarılacağı mahşer günü hatırlatılır, insanın o güne göre kendisini ayarlaması ders verilir.<br />
 <br />
Adiyat suresinde, İnsanoğlunun nankörlüğü ve mala düşkünlüğü, ahiret hayatı için harcama yapmaması ve bu yüzden onu kötü bir sonucun beklediği söz konusu edilmektedir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ADİYAT SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
1- Vel adiyati dabha 2- Fel muriyati kadha 3- Fel muğırati subha 4- Fe eserne bihı nak’a 5- Fe vesatne bihı cem’a 6- İnnelinsane li rabbihı le kenud 7- Ve innehu ala zalike le şehıd 8- Ve innehu li hubbil hayri le şedıd 9- E fe la ya’lemü iza bu’sira ma fil kubur 10- Ve hussıle ma fis sudur 11- İnne rabbehüm bihim yevmeizin le habir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ADİYAT SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
1-  O harıl harıl (savaşa) koşanlara,<br />
2-  (Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,<br />
3-  Sabahleyin akın edenlere,<br />
4-  Tozu dumana karıştıranlara,<br />
5-  Derken bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki, 6- Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.<br />
7-      Ve kendisi de buna şahittir.<br />
8-      Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.<br />
9-      Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.<br />
10-  Ve sinelerin içindekiler derlenecek.<br />
11-  O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ADİYAT SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
Hafız Bezzar, İbn Ebî Hatim ve Hâkim’in İbn Abbas (ra)dan yaptığı rivayete göre, Resûlüllah (asm) Efendimiz bir kaç atlıyı bir yana göndermiş bulunuyordu. Aradan bir ay geçmesine rağmen onlardan bir haber gelmedi. Bunun üzerine Âdiyat Sûresi indi. (Süyûti, Esbabu Nüzûli’l-Kur’ân: 122) Müfessir Kurtubî’nin tesbitine göre:<br />
Resûlüllah (asm) Efendimiz, Beni Kinâne Kabilesine bir süvari müfrezesi gönderdi. Ancak aradan hayli zaman geçmesine rağmen onlardan bir haber çıkmadı. Müfrezenin başında ise, Ansar’dan Münzir b. Amr bulunuyordu ki, bu zat nakiplerden biri idi. Münafıklar, gönderilen bu müfrezenin öldürüldüklerini iddia edip etrafa yaymaya ve kargaşa çıkartmaya başladılar. Bunun üzerine müf<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 3/1 Denk Gelen İhlas Suresi</span></span><br />
 <br />
İhlas suresi, Mekke’de indirilmiş, Kur’anKuran-ı Kerim’in 112. suresidir. 4 ayetten oluşur. bir sure-i celildir. İhlas kelime olarak, bir insanın samimi olması, dine içtenlik ile bağlanması ve dinin esaslarını Allah’ın rızası için yapması anlamlarına gelmektedir. İhlas suresi, Allah’ın birliğini, yüceliğini ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu gösteren Tevhid suredir.<br />
 <br />
İhlas suresinde, üçlü inanç (teslis) iddiasında bulunan Hristiyanlara ve Allah ile beraber diğer ilâhlara da tapan müşriklere reddiye bulunmaktadır. İşte bu nedenle tevhid inancı açısından ihlas suresinin büyük bir önem taşıdığı yadsınamaz.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İHLAS SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
Kul hüvellâhü ehad Allâhüssamed Lem yelid ve lem yûled Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İHLAS SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
De ki: O Allah tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır. O doğmamış ve doğrulmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İHLAS SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
İhlas suresinin iniş sebebi hakkında Ebu Aliye Şabi ve İkrime şöyle söylemiştir;<br />
 <br />
Aralarında Amr bin Feyt ve Zeyd bin Kaysın da bulunduğu Mekke müşriklerinden bir grup Peygamber efendimizin(sav) yanına gelerek “Ey Muhammed(sav) bize rabbinin sıfatlarından bahset.O altın, gümüş, demir veya bakırdan bir şey mi? Zira bizim ilahlarımız bu gibi şeylerdendir.” diye sorarlar. Rasulullah(sav) onlara “Benim Rabbim, hiçbir şeyden meydana gelmedi. O, her şeyin yaratıcısıdır.” buyurdu. Bu hadise üzerine Allah-u Teala ihlas suresini indirdi.<br />
<br />
                <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuran-ı Kerim’in 1/3 Denk Gelen Fatiha Suresi</span></span><br />
<br />
Fatiha suresi Kur’anKuran-ı Kerim’in 1. suresidir. 7 ayetten oluşur.Fethetmek yani açmak kökünden gelen bir kelimedir ve Kur’anKuran-ı Kerim’in ilk suresi olduğundan dolayı açmak-başlamak anlamına gelen Fatiha adını almıştır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FATİHA SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
Elhamdulillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budu.Ve iyyâke neste’în. İhdinessirâtal mustakîm. Sirâtallezine en’amte aleyhim. Ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FATİHA SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;<br />
 <br />
Hamd, Alemlerin Rabbi<br />
 <br />
Rahman, Rahim<br />
 <br />
Hesap ve ceza gününün maliki Allah’a mahsustur.<br />
 <br />
Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.<br />
 <br />
Bizi doğru yola,<br />
 <br />
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanlarınkine ve sapkınlarınkine değil.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">FATİHA SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
“Rasulullah (sav) ortaya çıktığında kendisine ‘Ya Muhammed” diye nida eden bir münadiyi işitti. Sesi işitince korka korka yürüdü. Varaka b. Nevfel de kendisine dedi ki: -“Nida eden sesi işittiğinde sana ne dediğini işitinceye kadar sağlamca dur.” Yine Rasulullah (sav) görünce -“Ya Muhammed” diye aynı sesi duydu ve -“emrine hazırım” buyurdu. Seslenen dedi ki: -“Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederim de.” Sonra aynı ses O’na Fatiha suresini sonuna kadar okudu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Nasr Suresi</span></span><br />
<br />
Nasr suresi, Kur’anKuran-ı Kerim’in 110. suresidir. 3 ayetten oluşur. Medine’de nazil olmuş bir suredir. Nasr sözcüğünün dilimizdeki anlamı ise yardım etmek ve zafer anlamına gelmektedir. Bu sûreye Nasr denilmesinin sebebi; Allah-u Teala’nın, Resûl-i Ekrem’i, ilâhî zafere ulaştırmayı müjdelediği ve bu yol da yardım ettiğini göstermesidir. Bu sûrenin başka bir ismi de mevcuttur. Tevdi olarak da isimlendirilen Nasr sûresine bu ismin verilmesinin sebebi ise Hz. Peygamber (sav)’in vefatına ima edilmesidir. Tevdi isminin yanı sıra “İza-cae” ve “ Fetih” isimleri de herkes tarafından sıkça kullanılan Nasr sûresinin diğer adlarıdır.<br />
 <br />
Nasr suresi, islami zaferi ifade eden mukaddes bir suredir. İbn Ömer’de gelen rivayete göre Nasr suresi nazil olduktan 80 gün sonra Peygamber Efendimiz Hz Muhammed(sav) vefat etmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASR SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmânirrahîm.<br />
 <br />
İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh, İnnehû kâne tevvâbâ.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASR SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,<br />
 <br />
İnsanları bölük, bölük Allah’ın dinine girerlerken gördüğünde.<br />
 <br />
Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASR SURESİ NEDEN İNDİRİLDİ?</span></span><br />
 <br />
Allah Teâlâ, Resulullah’a, Arabistan’da Islâm’in zaferi kemale erdikten sonra ve insanlar grup grup dine girdiklerinde, bunun anlaminin, bu dünyadaki misyonunun sona ermesi oldugunu bildirmistir. Ondan sonra Resulullaha, hamd ve Allah’i tesbih ile mesgul olmasi emredilmistir.<br />
 <br />
Müfessirler sûrede zikredilen fethin Mekke fethi oldugunu belirtirler. Çünkü Arap kabileleri müslüman olmak için önce Kureys’in (Mekke halkinin) müslüman olmasini bekliyorlardi ve; “Onu kavmiyle bas basa birakin, eger kavmini yenerse gerçekten o hak peygamberdir” diyorlardi. Allah vaadini gerçeklestirip, Mekke’nin fethini ona müyesser kilinca, diger Arap kabileleri Medine’ye elçiler göndererek akin akin Allah’in dinine girdiler. Fetih üzerinden daha iki yil geçmeden yarimada bütünüyle müslüman oldu, Islâm’i kabul etmeyen kalmadi.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Kafirun Suresi</span></span><br />
<br />
Kafirun Suresi, Kur’anKuran-ı Kerim’in 109. suresidir. 6 ayetten oluşur. Mâûn sûresinden sonra, Fîl sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de bulunmaktadır. Sure adını ilk ayetinde geçen ve inkarcılar anlamına gelen kafirun kelimesinden almıştır. Kafirun suresinde iman ile şirkin bir arada olamayacağı, inancın şirkten uzak tutulması gerektiği kesin bir uslupla ifade edilmiştir.<br />
 <br />
Tevhid ilkesinin sembolü olarak Mekke döneminin ilk yıllarında inen Kafirun sûresinde Mekke’li müşriklerin şahsında bütün putperestlere ilân edilmek üzere iman ile şirkin ayrı şeyler olduğu, bu iki inanç sistemi arasında bir benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla ikisinin birlikte bulunmasının, iki inanç arasında bir uzlaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı kesin olarak ifade edilmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAFİRUN SURESİ OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim,<br />
 <br />
Kul yâ eyyühel kâfirûn Lâ a’büdü mâ ta’büdûn Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd Leküm dînüküm veliye dîn.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAFİRUN SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Deki: ey kâfirler! Tapmam o tapdıklarınıza. Siz de tapanlardan değilsiniz benim mabuduma. Hem ben tapıcı değilim sizin taptıklarınıza. Hem de siz tapıcılardan değilsiniz benim mabuduma. Sizin dîniniz size, benim dînim de bana.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAFİRUN SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
Tefsirlerde anlatıldığına göre Kureyşliler Hz. Peygamber (sav)’den bir sene kendi ilâhlarına tapmasını, bir sene de kendilerinin onun ilâhına tapmalarını istemişler. Hz. Peygamber (sav) de “Allah’a bir şeyi ortak koşmaktan yine O’na sığınırım!” demiş; bu defa Kureyşliler, “Bizim ilâhlarımızdan bazılarını istilâm et (öp, el sür), biz de seni tasdik edip ilâhına ibadet edelim” demişler. Bunun üzerine Kâfirûn sûresi inmiştir.<br />
                <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Kadir Suresi</span></span><br />
<br />
Kadir Suresi, Kur’an’ın 97. suresidir. 5 ayetten oluşur. Abese sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. Mekke devrinde nazil olan Kadir Sûresi’nde, Kadir Gecesi‘nden bahsedilir. Kadr, “azamet” ve “şeref” demektir.<br />
 <br />
Kadir Sûresi’nde; Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğine, Kadir Gecesi’nin bin aydan daha hayırlı olduğuna ve Kadir Gecesi’nin rahmet ve berekete vesile olduğuna yer verilir. Aynı zamanda surede Kadir gecesinin faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne inişinden söz edilir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KADİR SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmânirrahîm…<br />
 <br />
İnna enzelnahü fiy leyletilkadr<br />
 <br />
Ve ma edrake ma leyletülkadr<br />
 <br />
Leyletülkadri hayrüm min elfi şehr<br />
 <br />
Tenezzelülmelaiketü verruhu fiyha biizni rabbihim min külli emr<br />
 <br />
Selamün hiye hatta matle’ılfecr.<br />
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KADİR SURESİNİN ANLAMI</span></span><br />
 <br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…<br />
 <br />
Biz o (Kur’ân)nu Kadir gecesinde indirdik.<br />
 <br />
Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?<br />
 <br />
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.<br />
 <br />
Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.<br />
 <br />
O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.<br />
              <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran-ı Kerim’in 1/4 Denk Gelen Ayet-el Kürsi Suresi</span></span><br />
<br />
Ayet-el Kürsi, Bakara suresinin 255. Ayet-i Kerimesidir.İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’lkürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l kürsî de bu özelliği taşımaktadır.<br />
 <br />
Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir ve çok derin anlamlar taşır. Geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz (sav), Zeyd’i (ra) çağırarak yazdırmıştır. Ayet-el Kûrsi indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş, başlarındaki taçları yuvarlanmıştır. Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblis’in yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber vermişlerdir.<br />
 <br />
Ayet-el Kûrsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere 17 yerde Allah’u Teâlâ’nın ismi geçmektedir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AYET-EL KÜRSİ OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm,<br />
 <br />
lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi’iznih,<br />
 <br />
ya’lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm,<br />
 <br />
velâ yü-hîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel’ard,<br />
 <br />
velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AYET-EL KÜRSİ’NİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AYET-EL KÜRSİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?</span></span><br />
 <br />
Ayet-el Kûrsi, cinlere karşı kendisinden yardım alınacak duaların en büyüğüdür. Ayet-el Kûrsi’nin insandan şeytanları kovmakta çok tesirli olduğunu söylemişler, ayrıca saralı kişiye, şeytanın kendisine yardım ettiği sahir(büyücü), kâhin, falcı, nefis ve şehvet ehli, zulüm ve gazab erbabı üzerine sadakatle okunulduğunda onların şeytanlarını etkisiz hale getirmekte de büyük gücü olduğunu denemişlerdir.<br />
<br />
<br />
Ancak sadakatle okunması şartı koşulmuştur.<br />
 <br />
Efendimiz(sav) buyurdu ki; “İlim sana olsun ey Eba Münzir, Canım Kabza-i Kudretinde olan Allah’a C.C. yemin ederim ki, muhakkak Ayet-el Kûrsi’nin bir dili ve ikide dudağı vardır ki, Arş’ın direğinin yanında Melik-i (Müteâl olan Allah’u Teâlâ Hazretlerini) takdis eder(O’na Tazimde bulunur.)” (Ebû Dâvud, Ahmed İbni Hambel)<br />
          <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tekasür Suresini 1 Kere Okuyan Kuran-ı Kerim’in 1000 Ayetini Okumaya Denk</span></span><br />
 <br />
 <br />
Tekasür Suresi, Kur’anKuran-ı Kerim’in 102. suresidir. 8 ayetten oluşur. Takasür suresi, Kevser Sûresi’nden sonra, Mâûn Sûresi’nden önce Mekke’de inmiştir. Sure adını 1. âyette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme” anlamlarına gelen tekâsür kelimesinden almıştır. “Elhâküm” ve “Makbûre” isimleriyle de anılmaktadır. Sûrede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve âhiret hallerinden söz edilmektedir.<br />
 <br />
Bu sûrede mal-servet-saman, çoluk çocuk, şöhret âile efradı akraba gibi maddî şeylerle öğünen kimselerin Cehennem ateşini görecekleri ve ona yaslanıp girecekleri bildiriliyor. İnsanoğlunun bütün elindeki ni”metlerden hesap vereceği duyuruluyor. Sûrenin meâlinden de anlaşıldığı üzre, bütün gerçekleri en keskin bir şekilde, insanın kendi diliyle tasdik edeceği bir tarzda gerçekleşeceğini haber vermektedir.<br />
Akıllı insanlar, mal-mülk, evlâdü ıyâl-hısım akraba çokluğuyla boş yere oyalanamaz. Akıllı kimseler, Allâh’a yarayacak hayırlı, elverişli işler peşinde koşarlar. Aksi halde kabire girer. Öyle girer ki eli boş girer. Kabirlere ziyâret demek bu demektir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEKASÜR SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
1- Elhakümüt tekasür 2- Hatta zürtümülmekabir 3- Kella sevfe ta’lemun 4- Sümme kella sevfe ta’lemun 5- Kella lev ta’lemune ılmel yekıyn 6- Le teravünnelcehıym 7- Sümme leteravünneha aynelyakıyn 8- Sümme le tüs’elünne yevmeizin anin neıym.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEKASÜR SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ</span></span><br />
 <br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla<br />
 <br />
1- O çokluk kuruntusu sizleri oyaladı, 2- Ta kabirlere kadar gidip ziyaret edişinize kadar! 3- Öyle değil, ileride bileceksiniz! 4- Sonra yine öyle değil, ileride bileceksiniz! 5- Öyle değil, kesin olarak bilseniz, 6- Andolsun ki, cehennemi mutlaka göreceksiniz! 7- Sonra yine andolsun ki, onu yakın gözüyle göreceksiniz! 8- Sonra andolsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!<br />
 <br />
                <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Secde Suresini 1 Kere Okuyan Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir </span></span><br />
 <br />
 <br />
Secde Suresi Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre adını, mü’minlerin Allah’a secde etmelerinden bahseden 15. âyetten almıştır. Sûrede ayrıca Allah’ın kudretinden, ahiret gününden, kitaplardan, peygamberlerden ve insanın yaratılışından söz edilmektedir.<br />
 <br />
Secde Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Secde Suresi Türkçe Oku</span></span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Secde Suresi Türkçe 1. Sayfa</span><br />
 <br />
Bismillahir rahmanir rahim.<br />
Elif lam mim.<br />
Tenzilul kitabi la reybe fihi min rabbil alemin.<br />
Em yekulunefterah, bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen ma etahum min nezirin min kablike leallehum yehtedun.<br />
Allahullezi halakas semavati vel arda ve ma beynehuma fi sitteti eyyamin summesteva alel arş, ma lekum min dunihi min veliyyin ve la şefii, e fe la tetezekkerun.<br />
Yudebbirul emre mines semai ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fi yevmin kane mıkdaruhu elfe senetin mimma teuddun.<br />
Zalike alimul gaybi veş şehadetil azizur rahim.<br />
Ellezi ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insani min tin.<br />
Summe ceale neslehu min sulaletin min main mehin.<br />
Summe sevvahu ve nefeha fihi min ruhihi ve ceale lekumus sem’a vel ebsare vel ef’ideh, kalilen ma teşkurun.<br />
Ve kalu e iza dalelna fil ardı e inna le fi halkın cedid, bel hum bi likai rabbihim kafirun.<br />
Kul yeteveffakum melekul mevtillezi vukkile bikum summe ila rabbikum turceun.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Secde Suresi Türkçe 2. Sayfa</span><br />
Ve lev tera izil mucrimune nakısu ruusihim inde rabbihim, rabbena ebsarna ve semi’na ferci’na na’mel salihan inna mukinun.<br />
Ve lev şi’na le ateyna kulle nefsin hudaha ve lakin hakkal kavlu minni le emleenne cehenneme minel cinneti ven nasi ecmain.<br />
Fe zuku bi ma nesitum likae yevmikum haza, inna nesinakum ve zuku azabel huldi bi ma kuntum ta’melun.<br />
İnnema yu’minu bi ayatinellezine iza zukkiru biha harru succeden ve sebbehu bi hamdi rabbihim ve hum la yestekbirun.<br />
Tetecafa cunubuhum anil medacıi yed’une rabbehum havfen ve tamaan ve mimma razaknahum yunfikun.<br />
Fe la ta’lemu nefsun ma uhfiye lehum min kurreti a’yun, cezaen bi ma kanu ya’melun.<br />
E fe men kane mu’minen kemen kane fasika, la yestevun.<br />
Emmellezine amenu ve amilus salihati fe lehum cennatul me’va nuzulen bi ma kanu ya’melun. Ve emmellezine feseku fe me’vahumun nar, kulle ma eradu en yahrucu minha uidu fiha, ve kile lehum zuku azaben narillezi kuntum bihi tukezzibun. Secde Suresi Türkçe 3. Sayfa<br />
Ve le nuzikannehum minel azabil edna dunel azabil ekberi leallehum yerciun.<br />
Ve men azlemu mimmen zukkire bi ayati rabbihi summe a’rada anha, inna minel mucrimine muntekimun.<br />
Ve lekad ateyna musel kitabe fe la tekun fi miryetin min likaihi ve cealnahu huden li beni israil.<br />
Ve cealna minhum eimmeten yehdune bi emrina lemma saberu ve kanu bi ayatina yukınun.<br />
İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun.<br />
E ve lem yehdi lehum kem ehlekna min kablihim minel kuruni yemşune fi mesakinihim, inne fi zalike le ayat, e fe la yesmeun.<br />
E ve lem yerev enna nesukul mae ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihi zar’an te’kulu minhu en’amuhum ve enfusuhum e fe la yubsirun.<br />
Ve yekulune meta hazel fethu in kuntum sadikin.<br />
Kul yevmel fethi la yenfeullezine keferu imanuhum ve la hum yunzarun. Fe a’rıd anhum ventezır innehum muntezırun.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Secde Suresi Türkçe Anlamı</span></span><br />
 <br />
1. Elif Lâm Mîm. 2. Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. 3. Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir. 4. Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulandır. Sizin için ondan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? 5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde ona yükselir. 6. İşte Allah gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. 7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. 8. Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. 9. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! 10. Kâfirler dediler ki : “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız? Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler. 11. De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” 12. Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! 13. Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir. 14. Onlara şöyle denilecek : “O halde bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.” 15. Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar. 16. Onlar, korkarak ve ümid ederek<br />
Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. 17. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez. 18. Hiç mü’min fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar. 19. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me’vâ cennetleri vardır. 20. Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir. 21. Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız. 22. Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız. 23. Andolsun, biz Mûsâ’ya<br />
Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur’an’a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık 24. Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık. 25. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir. 26. Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hâlâ duymayacaklar mı? 27. Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hâlâ görmeyecekler mi? 28. “Eğer doğru söyleyenler iseniz şu fetih ne zamanmış?” diyorlar. 29. De ki, “Fetih (Kıyamet) günü, inkar edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.” 30. Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.<br />
              <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mülk Suresini 1 Kere Okuyan diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir</span></span><br />
 <br />
 <br />
“Mülk” kelimesi, Arapça’da “iktidar” anlamına gelir. Sure, ilk ayette geçen “mülk” kelimesinden dolayı, Mülk suresi adını almıştır. Sure, Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili kaynaklarda yaygın olarak bu isimle anılmaktadır. “Tebâreke” kelimesiyle başladığı için, Tebâreke suresi diye de isimlendirilmiştir. Ayrıca sure, kendisini okuyanları kabir azabından koruduğu yönündeki bir rivayete dayalı olarak “Vâkiye, Münciye, Mâni’a ve Mücâdile” isimleriyle de anılmıştır. Mushafın bu sureyle başlayan ve 29. cüzünü meydana getiren 11 surenin yer aldığı kısım “Tebâreke cüzü” diye anılır. Mülk Suresi 30 ayettir. Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada 67., nüzul sırasına göre ise 77. suredir.<br />
 <br />
Mülk Suresi: Her Ayet’i diğer Sureler’in 70 Ayetine bedeldir (Tirmizi)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜLK SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
 <br />
1.      Tebarekelleziy biyedihilmulku ve huve ‘ala kulli şey’in kadiyrun.<br />
2.      Elleziy halekalmevte velhayate liyebluvekum eyyukum ahsenu ‘amelen ve huvel’aziyzulğafuru.<br />
3.      Elleziy haleka seb’a semavatin tıbakan ma tera fiy halkırrahmani min tefavutin ferci’ılbasare hel tera min futurin.<br />
4.      Summerci’ılbasare kerreteyni yenkalib ileykelbesaru hasien ve huve hasiyrun.<br />
5.      Ve lekad zeyyennessemaeddunya bimesabiyha ve ce’alnaha rucumen lişşeyatıyni ve a’tedna lehum ‘azabesse’ıyri.<br />
6.      Ve lilleziyne keferu birabbihim ‘azabu cehenneme ve bi’selmasıyru.<br />
7.      İza ulku fiyha semi’u leha şehiykan ve hiye tefuru.<br />
8.      Tekadu temeyyezu minelğayzı kullema ulkıye fiyha fevcun seelehum hazenetuha elem yet’kum neziyrun.<br />
9.      Kalu bela kad caena neziyrun fekezzebna ve kulna ma nezzelellahü min şey’in in entüm illa fiy dalalin kebiyrin.<br />
10.  Ve kalu lev kunna nesme’u ev na’kılu ma kunna fiy ashabisse’ıyri.<br />
11.  Fa’teref’u bizenbihim fesuhkan liashabisse’ıyri.<br />
12.  İnnelleziyne yahşevne rabbehum bilğaybi lehum mağfiretun ve ecrun kebiyrun.<br />
13.  Ve esirru kavlekum evicheru bihi innehu ‘aliymun bizatissuduri.<br />
14.  Ela ya’lemu men haleka ve huvelletıyfulhabiyru.<br />
15.  Huvelleziy ce’ale lekumul’arda zelulen femşu fiy menakibiha ve kulu min rizkıhi ve ileyhinnuşuru.<br />
16.  Eemintum men fiyssemai en yahsife bikumul’arda feiza hiye temuru.<br />
17.  Em emintum men fiyssemai en yursile ‘aleykum hasıben feseta’lemune keyfe neziyri.<br />
18.  Ve lekad kezzebilleziyne min kablihim fekeyfe kane nekiyri.<br />
19.  Evelem yerev ilettayri fevkahum saffatin ve yakbıdne ma yumsikuhunne illerrahmanu innehu bikulli şey’in basıyrun.<br />
20.  Emmen hazelleziy huve cundun lekum yansurukum min dunirrahmani inilkafirune illa fiy ğururin.<br />
21.  Emmen hazelleziy yerzukukum in emseke rizkahu bel leccu fiy ‘utuvvin ve nufurin.<br />
22.  Efemen yemşiy mukibben ‘ala vechihi ehda emmen yemşiy seviyyen ‘ala sıratın mustekıymin.<br />
23.  Kul huvelleziy enşeekum ve ce’ale lekumussem’a vel’ebsare vel’ef’idete kaliylen ma teşkurune.<br />
24.  Kul huvelleziy zereekum fiyl’ardı ve ileyhi tuhşerune.<br />
25.  Ve yekulune meta hazelva’du in kuntum sadikıyne.<br />
26.  Kul innemel’ılmu ‘ındallahi ve innema ene neziyrun mubiynun.<br />
27.  Felemma reevhu zulfeten siy-et vucuhulleziyne keferu ve kıyle hazelleziy kuntum bihi tedde’une.<br />
28.  Kul ereeytum in ehlekeniyallahu ve men me’ıye ev rahımena femen yuciyrulkafiriyne min ‘azabin eliymin.<br />
29.  Kul huverrahmanu amenna bihi ve ‘aleyhi tevekkelna feseta’lemune men huve fiy dalalin mubiynin.<br />
30.  Kul ereeytum in asbeha maukum ğavren femen ye’tiykum bimain me’ıynin.<br />
                <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yasin Suresini 1 Kere Okuyana 10 defa kur’an okumuş sevabı verilir</span></span><br />
 <br />
 <br />
Kur’ân-ı Kerîm’in otuz altıncı suresi. Seksen üç âyet, yediyüz yirmi yedi kelime ve üçbin harftir. Fasılası nun ve mim harfleridir. Mekkî surelerden olup Cin sûresinden sonra nazil olmuştur.<br />
 <br />
On iki ve kırk beşinci âyetlerinin Medine’de nazil olduğuna dair rivâyetler vardır.Yasin sûresinin ilk ve en önemli hedef, İslâm inancının esaslarını kurmaktır. Onun için sûrenin ilk âyetlerinde peygamberlik ve Kur’n’ın önemi işlenmiştir<br />
 <br />
Yasin suresi, üç ana konuyu kapsamaktadır. Bunlar, Öldükten sonra dirilme ve haşre iman, belde halkının kıssası ve ÂlemIerin Rabbi’nin birliğini gösteren kesin delillerdir ve Kuran-ı Kerimin en büyük suresi olarak kabul edilir.<br />
Yasin suresini okumanın faydaları şunlardır:<br />
 <br />
Aç oIanın karnı, tok oIur ummadığı yerden rızk geIir, Susuz oIduğu haIde kanıncaya dek su buIur.<br />
Kıyafeti oImayan kıyafet buIur,<br />
Hastanın eceIi geImemişse şifa buIur,<br />
EceIi geImiş hasta öIüm acısını duymaz,<br />
ÖIdüğü esnada, Cennet meIekIerini görür,<br />
İnsan korkusundan emin oIur,<br />
Misafir ve garip yardımcı buIur,<br />
BekarIarın eş buIup evIenmesi koIay oIur, Gayb oIan şey buIunur.<br />
 <br />
Yasin Suresi: 1 defa okuyan 10 defa kur’an okumuş sevabı verilir (Kur’an’ın Kalbi) Yasin Suresi; 1 defa okuyan 23 defa kur’an okumuş sevabı verilir de denmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">YASiN SURESİNİN OKUNUŞU</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
1.      Yasin<br />
2.      Vel kur’anil hakiym<br />
3.      İnneke le minel murseliyn<br />
4.      Ala sıratım müstekıym<br />
5.      Tenziylel aziyzir rahıym<br />
6.      Li tünzira kavmem ma ünzira abaühüm fehüm ğafilun<br />
7.      Le kad hakkal kavlü ala ekserihim fehüm la yü’minun<br />
8.      İnna cealna fı a’nakıhim ağlalen fe hiye ilel ezkani fehüm mukmehun<br />
9.      Ve cealna mim beyni eydihim seddev ve min halfihim sedden fe ağşeynahüm fehüm la yübsırun<br />
10.  Ve sevaün aleyhim e enzertehüm em lem tünzirhüm la yü’minun<br />
11.  İnnema tünziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmane bil ğayb* fe beşşirhü bi mağfirativ ve ecrin kerım<br />
12.  İnna nahnü nuhyil mevta ve nektübü ma kaddemu ve asarahüm* ve külle şey’in ahsaynahü fı imamim mübiyn<br />
13.  Vadrib lehüm meselen ashabel karyeh* iz caehel murselun<br />
14.  İz erselna ileyhimüsneyni fe kezzebuhüma fe azzezna bi salisin fe kalu inna ileyküm murselun<br />
15.  Kalu ma entüm illa beşerum mislüna ve ma enzeler rahmanü min şey’in in entüm illa tekzibun<br />
16.  Kalu rabbüna ya’lemü inna ileyküm le murselun<br />
17.  Ve ma aleyna illel belağul mübın<br />
18.  Kalu inna tetayyarna biküm* leil lem tentehu le nercümenneküm ve le yemessenneküm minna azabün eliym<br />
19.  Kalu tairuküm meaküm* ein zükkirtüm* bel entüm kavmüm müsrifun<br />
20.  Ve cae min aksal medıneti racülüy yes’a kale ya kavmittebiul murseliyn<br />
21.  İttebiu mel la yes’elüküm ecrav vehüm mühtedun<br />
22.  Ve ma liye la a’büdüllezı fetaranı ve ileyhi türceun<br />
23.  E ettehızü min dunihı aliheten iy yüridnir rahmanü bi durril la tuğni annı şefaatühüm şey’ev ve la yünkızun<br />
24.  İnnı izel le fı dalalim mübın<br />
25.  İnnı amentü bi rabbiküm fesmeun<br />
26.  Kıyledhulil cenneh* kale ya leyte kavmı ya’lemun<br />
27.  Bima ğafera lı rabbı ve cealenı minel mükramiyn<br />
28.  Ve ma enzelna ala kavmihı mim ba’dihı min cündim mines semai ve ma künna münziliyn<br />
29.  İn kanet illa sayhatev vahıdeten fe iza hüm hamidun<br />
30.  Ya hasraten alel ıbad* ma yetiyhim mir rasulin illa kanu bihı yestehziun<br />
31.  Elem yerav kem ehlekna kablehüm minel kuruni ennehüm ileyhim hla yarciun<br />
32.  Ve in küllül lemma cemiy’ul ledeyna muhdarun<br />
33.  Ve ayetül lehümül erdul meyteh* ahyeynaha ve ahracna minha habben feminhü ye’külun<br />
34.  Ve cealna fiyha cennatim min nahıyliv ve a’nabiv ve feccerna fiyha minel uyun<br />
35.  Li ye’külu min semerihı ve ma amilethü eydiyhim* efela yeşkürun<br />
36.  Sübhanellezı halekal ezvace külleha mimma tümbitül erdu ve min enfüsihim ve mimma la ya’lemun<br />
37.  Ve ayetül lehümül leyl* neslehu minhün nehara fe iza hüm muslimun<br />
38.  Veş şemsü tecrı li müstekarril leha* zalike katdiyrul aziyzil aliym<br />
39.  Vel kamera kaddernahü menazile hatta ade kel urcunil kadiym<br />
40.  Leşşemsü yembeğıy leha en tüdrikel kamera velel leylü sabirun nehar* ve küllün fı felekiy yesbehun<br />
41.  Ve ayetül lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fil fülkil meşhun<br />
42.  Ve halakna lehüm mim mislihı ma yarkebun<br />
43.  Ve in neşe’ nuğrıkküm fela sariyha lehüm velahüm yünkazun<br />
44.  İlla rahmetem minna ve metean ila hıyn<br />
45.  Ve iza kıyle lehümütteku ma beyne eydıküm ve ma halfeküm lealleküm türhamun<br />
46.  Ve ma te’tiyhim min ayetim min ayati rabbihim illa kanu anha mu’ridıyn<br />
47.  Ve iza kıyle lehüm enfiku mimma razekakümüllahü kalelleziyne keferu lilleziyne amenu e nut’ımü mel lev yeşaüllahü at’amehu in entüm illa fı dalalim mübın<br />
48.  Ve yekulune mete hazel va’dü in küntüm sadikıyn<br />
49.  Ma yenzurune illa sayhatev vahıdeten te’huzühüm vehüm yehıssımun<br />
50.  Fela yestetıy’une tevsıyetev ve la ila ehlihim yarciun<br />
51.  Ve nüfiha fis suri fe iza hüm minel ecdasi ila rabbihim yensilun<br />
52.  Kalu ya veylena mem beasena mim merkadina* haza ma veader rahmanü ve sadekal mursilun<br />
53.  İn kanet illa sayhatev vahıdeten feiza hüm cemiy’ul ledeyna muhdarun<br />
54.  Fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melun<br />
55.  İnne ashabel cennetil yevme fı şüğulin fakihun<br />
56.  Hüm ve ezvacühüm fı zılalın alel eraiki müttekiun<br />
57.  Lehüm fiyha fakihetüv ve lehüm ma yeddeun<br />
58.  Selamün kavlem mir rabbir rahıym<br />
59.  Vemtazül yevme eyyühel mücrimun<br />
60.  Elem a’hed ileyküm ya benı ademe el la ta’büdüş şeytan* innehu leküm adüvvüm mübiyn<br />
61.  Ve enı’büduni* haza sıratum müstekıym<br />
62.  Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekunu ta’kılun<br />
63.  Hazihı cehennemülletı küntüm tuadun<br />
64.  Islevhel yevme bima küntüm tekfürun<br />
65.  El yevme nahtimü ala efvahihim ve tükellimüna eydıhim ve teşhedü ercülühüm bima kanu yeksibun<br />
66.  Velev neşaü letamesna ala a’yünihim festebekus sırata fe enna yübsırun<br />
67.  Velev neşaü le mesahnahüm ala mekanetihim femestetau mudiyyev ve la yarciun<br />
68.  Ve men nüammirhü nünekkishü fil halk* efela ya’kılun<br />
69.  Ve ma alemnahüş şı’ra ve ma yembeğıy leh* in hüve illa zikruv ve kur’anüm mübiyn<br />
70.  Li yünzira men kane hayyve ve yehıkkal kavlü alel kafirın<br />
71.  E ve lem yerav enna halakna lehüm mimma amilet eydına en’amen fehüm leha malikun<br />
72.  Ve zellelnaha lehüm fe minha rakubühüm ve minha ye’külun<br />
73.  Ve lehüm fiyha menafiu ve meşarib* efela yeşkürun<br />
74.  Vettehazu min dunillahi alihetel leallehüm yünsarun<br />
75.  La yestetıy’une nasrahüm vehüm lehüm cündüm muhdarun<br />
76.  Fela yahzünke kalühüm* inna na’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun<br />
77.  Evelem yeral insanü enna halaknahü min nutfetin fe iza hüve hasıymün mübın<br />
78.  Ve darabe lena meselev ve nesiye halkah* kale mey yuhyil ızame ve hiye ramım<br />
79.  Kul yuhyıhellezı enşeeha evvele merrah* ve hüve bi külli halkın alım<br />
80.  Ellezı ceale leküm mineş şeceril ahdari naran fe iza entüm minhü tukıdun<br />
81.  Eveleysellezı halekas semavati vel erda bi kadirin ala ey yahlüka mislehüm* bela ve hüvel hallakul alım<br />
82.  İnnema emruhu iza erade şey’en ey yekule lehu kün fe yekun<br />
83.  Fe sübhanellezı bi yedihı melekutü külli şey’iv ve ileyhi türceun<br />
 <br />
                <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadid Suresini 1 Kere Okuyan bin (1000) ayet okumuş sayılır</span></span><br />
 <br />
 <br />
HADİD SÛRESİ; Kur’ân-ı Kerîm’in elli yedinci sûresidir. Yirmi dokuz âyet, beş yüz kırk dört kelime, bin dört yüz yetmiş dört harften meydana gelir. Fâsılası, be, dal, ra, ze, mim ve nun harfleridir.<br />
 <br />
Sure adını, 25 ayetinde geçen “hadid” kelimesinden almıştır. “Hadid” kelimesi demir anlamına gelmektedir. Hadid suresi, “sebbeha” ve “yüsebbihu” kelimeleriyle başlayan ve “Müsebbihat” olarak tanımlanan surelerin ilkidir. Diğer Müsebbihat sureleri Haşr, Saff, Cuma ve Tegâbün’dür. 29 ayetten oluşan Hadid Suresi, Medine’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada 57., iniş sırasına göre 112. suredir.<br />
 <br />
Hadid Suresi: ilk 3. ayeti kerimesinin fazileti çok büyüktür, 1 defa okuyan bin (1000) ayet okumuş sayılır..<br />
Hadid Suresinin ilk 10 ayeti 1000 ayete denk<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HADİD SURESi LATiNCE</span></span><br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<br />
1. Sebbeha lillahi ma fiyssemavati velardı ve huvel'aziyzulhakiymu.<br />
2. Lehu mulkussemavati vel'ardı yuhyiy ve yumiytu ve huve 'ala kulli şey'in kadiyrun.<br />
3. Huvel'evvelu vel'ahıru vezzahiru velbatınu ve huve bikulli şey'in 'aliymun.<br />
4. Huvelleziy halekassemavati vel'arda fiy sitteti eyyamin summesteva 'alel'arşi ya'lemu ma yelicu fiylardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu minessemai ve ma ya'rucu fiyha ve huve me'akum eyne ma kuntum vallahu bima ta'melune besıyrun.<br />
5. Lehu mulkussemavati vel'ardı ve ilellahi turce'ul'umuru.<br />
6. Yuliculleyle fiynnehari ve yulicunnehare fiylleyli ve huve 'aleymun bizatissuduri.<br />
7. Aminu billahi ve resulihi ve enfiku mimma ce'alekum mustahlefiyne fiyhi felleziyne amenu minkum ve enfeku lehum ecrun kebiyrun.<br />
8. Ve ma lekum la tu'minune billahi verresulu yed'ukum litu'minu birabbikum ve kad ehaze miysakakum in kuntum mu'miniyne.<br />
9. Huvelleziy yunezzilu 'ala 'abdihi ayiten beyyinatin liyuhricekum minezzilimati ilennuri ve innallahe bikum lereufun rahıymun.<br />
10. Ve malekum ella tunfiku fiy sebiylellahi ve lillahi miyrasussemavati vel'ardı la yesteviy minkum men enfeka min kablilfethı ve katele ulaike a'zamu dereceten minelleziyne enfeku min ba'du ve katelu ve kullen ve'adallahulhusna vallahu bima ta'melune habiyrun.<br />
11. Men zelleziy yukridullahe kardan hasenen feyuda'ıfehu lehu ve lehu ecrun keriymun.<br />
12. Yevme terelmu'miniyne velmu'minati yes'a nuruhum beyne eydiyhim ve bieymanihim buşrakumulyevme cennatun tecriy min tahtihel'enharu haliduyne fiyha zalike huvelfevzul'azıymu.<br />
13. Yevme yekululmunafikune velmunafikatu lilleziyne amenunzurna naktebis min nurikum kıylerci'u veraekum feltemisu nuren feduribe beynehum bisurin lehu babun batınuhu fiyhirrahmetu ve zahiruhu min kıbelihul'azabu.<br />
14. Yunadunehum elem nekun me'akum kalu bela ve lakinnekum fetentum enfusekum ve terabbastum vertebtum ve ğarretkumul'emaniyyu hatta cae emrullahi ve ğarrekum billahilğaruru.<br />
15. Felyevme la yu'hazu minkum fidyetun ve la minelleziyne keferu me'vakumunnaru hiye mevlakum ve bi'selmesıyru.<br />
16. Elem ye'ni lilleziyne amenu en tahşe'a kulubuhum lizikrillahi ve ma nezele minelhakkı vela yekunu kelleziyne utulkitabe min kablu fetale 'aleyhimul'emedu fekaset kulubuhum ve kesiyrun minhum fasikune.<br />
17. İ'lemu ennallahe yuhyiyl'arda ba'de mevtiha kado beyyenna lekumul'ayati le'allekum ta'kılune.<br />
18. İnnelmusaddikıyne velmusaddikati ve akredullahe kardan hasenen yuda'afu lehum ve lehum ecrun keruymun.<br />
19. Velleziyne amenu billahi ve rusulihi ulaik humussıddiykune veşşuhedau'ınde rabbihim lehum ecruhum ve nuruhum velleziyne keferu ve kezzebu biayatina ulaik ashabulcahıymi.<br />
20. I'lemu ennemelhayatuddnuya le'ıbun ve lehvun ve ziynetun ve tefahurun beynekum ve ziynetun ve tefahurun biynekum ve tekasurun fiyl'emvali vel'evladi kemeseli ğaysin a'cebelkuffare nebatuhu summe yekunu hutamen ve fiyl'ahıreti 'azabun şeduydun ve mağfiretun minallahi ve rıdvanun ve melhayatuddunya illa ****'ulğururi.<br />
21. Sabiku ila mağfiretin min rabbikum ve cennetin 'arduha ke'ardissemai vel'ardı u'ıddet lilleziyne amenu billahi ve rusulihi zalike fadlullahi yu'tiyhi men yeşa'u vallahu zulfadlil'azıymi.<br />
22. Ma esabe min musıybetin fiyl'ardı ve la fiy enfusikum illa fiy kitabin min kabli en nebreeha inne zalike 'alellahi yesiyrun.<br />
23. Likeyla te'sev 'ala ma fatekum ve la tefrahu bima atakum vallahu la yuhıbbu kulle muhtalin fehurin.<br />
24. Elleziyne yebhalune ve ye'murunennase bilbuhli ve men yetevelle feinnallahe huvelğaniyyulhamiydu.<br />
25. Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me'ahumulkitabe velmiyzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnelhadiyde fiyhi be'sun şediydun ve menafi'u linnasi ve liya'lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun 'aziyzun.<br />
26. Ve lekad erselna nuhan ve ibrahiyme ve ce'alna fiy zurriyyetihimennubuvvete velkitabe feminhum muhtedin ve kesiyrun minhum fasikune.<br />
27. Summe kaffeyna 'ala asarihim birusulina ve kaffeyna bi'ıysebni meryeme ve ateynahul'inciyle ve ce'alna fiy kulubilleziynettebe'uhu re'feten ve ramheten ve rehbaniyyetenibtede'uha ma ketebnaha 'aleyhim illebtiğae rıdvanillahi fema re'avha hakka ri'ayetiha feateynelleziyne amenu minhum ecrehum ve kesiyrun minhum fasikune.<br />
28. Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe ve aminu biresulihi yu'tikum kifleyni min rahmetihi ve yec'al lekum nuren temşune bihi ve yağfir lekum vallahu ğafurun rahıymun.<br />
29. Liella ya'leme ehlulkitabi ella yakdirune 'ala şey'in min fadlillahi ve ennelfadle biyedillahi yu't'yhi men yeşa'u'vallahu zulfadlil'azıymi.<br />
            <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haşr Suresini 1 Kere Okuyan - Haşr Suresinin son 3 ayeti 1000 ayete denk</span></span><br />
 <br />
Medine döneminde inmiştir. 24 âyettir. Sûre, adını ikinci ayette geçen “elHaşr” kelimesinden almıştır. Haşr, toplamak demektir. Sûrede başlıca,Medine’de yaşamakta olan ve Hz.Peygamberle yaptıkları antlaşmaya ihanet ederek İslâm toplumunu ortadan kaldırmak üzere Mekkeli müşriklerle ittifak yapan Nadîroğulları’nın Medine’den topluca sürülmesi hadisesi ile Yahudilerle antlaşma yapan münafıklar konu edilmektedir.<br />
 <br />
Haşr Suresinin son 3 ayeti 1000 ayete denk<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haşr Suresinin son 3 ayetinin Türkçe Okunuşu</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
22.Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.<br />
23.Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune.<br />
24.Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehum’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haşr Suresinin TAMAMI Türkçe Okunuşu</span></span><br />
 <br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
 <br />
 <br />
1.Sebbeha lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl’arardı ve huvel’aziyzulhakiymu.<br />
2.Huvelleziy ahrecelleziyne keferu min ehlilkitabi min diyarihim lievvelil haşri ma zanantum en yahrucu ve zannu ennehum mani’atuhum husunuhum minallahi feetahumullahu min haysu lem yahtesibu ve kazefe fiy kulubihimurru’be yuhribune buyutehum bieydiyhim ve eydiylmu’miniyne fa’tebiru ya ulil’ebsari.<br />
3.Ve lev la en keteballahu ‘aleyhimulcelae le’azzebehum fiyddunya ve lehum fiyl’ahıreti ‘azabunnari.<br />
4.Zalike biennehum şakkullahe ve resulehu ve men yuşakkıllahe feinnallahe şediydul’ıkabi.<br />
5.Ma kata’tum min liynetin ev terektumuha kaimeten ‘ala usuliha febiiznillahi ve liyuhziyelfasikıyne.<br />
6.Ve ma efaalahu ‘ala resulihi minhum fema evceftum ‘aleyhi min haylin ve la rikabin ve lakinnallahe yusellitu rusulehu ‘ala men yeşa’u vallahu ‘ala kulli şey’in kadiyrun.<br />
7.Ma efaallahu ‘ala resulihi min ehlilkura felillahi ve lirresuli ve liziylkurba velyetama velmesakiyni vebnissebiyli key la yekune duleten beynel’ağniyai minkum ve ma atakumurresulu fehuzuhu ve ma nehakum ‘anhu fentehu vettekullahe innallahe şediydul’ıkabi.<br />
8.Lelfukarailmuhaciriyn-elleziyne uhricu min diyarihim ve emvalihim yebteğune fadlen minallahi ve rıdvanen ve yensurunallahe ve resulehu ulaike humussadikune.<br />
9.Velleziyne tebevveuddare vel’iymane min kablihim yuhıbbune men hacere ileyhim ve la yecidune fiy sudurihim haceten mimma utu ve yu’sirune ‘ala enfusihim ve lev kane bihim hasasatun ve men yuka şuhha nefsihi feulaike humulmuflihune.<br />
10.Velleziyne cau min ba’dihim yekulune rabbenağfir lena ve liıhvaninelleziyne sebekuna bil’iymani ve la tec’al fiy kulubina ğullen lilleziyne amenu rabbena inneke raufun rahıymun.<br />
11.Elem tere ilelleziyne nafeku yekulune liıhvanihimulleziyne keferu min ehlilkitabi lein uhrictum lenahrucenne me’akum ve la nutıy’u fiykum ehaden ebeden ve in kutiltum lenensurennekum vallahu yeşhedu innehum lekazibune.<br />
12.Lein uhricu la yahrucune me’ahum ve lein kutilu la yensurunehum ve lein nesaruhum leyuvellunel’edbare summe la yunsarune.<br />
13.Leentum eşeddu rehbeten fiy sudurihim minallahi zalike biennehum kavmun la yefkahune.<br />
14.La yukatilunekum cemiy’an illa iy kuran muhassenetin ev min verai cudurin be’suhum beynehum şediydun tahsebuhum cemiy’an ve kulubuhum şetta zalike biennehum kavmun la ya’kılune.<br />
15.Kemeselilleziyne min kablihim kariyben zaku vebule emrihim ve lehum ‘azabun eliymun.<br />
16.Kemeselişşeytani iz kale lil’insanikfur felemma kefere kale inniy beriy’un minke inniy ehafullahe rabbel’alemiyne.<br />
17.Fekane ‘akıbetehuma ennehuma fiynari halideyni fiyha ve zalike cezauzzalimiyne.<br />
18.Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe veltenzur nefsun ma kaddemet liğadin vettekullahe innallahe habiyrun bima ta’melune.<br />
19.Ve la tekunu kelleziyne nesullahe feensahum enfusehum ulaike humulfasikune.<br />
20.La yesteviy ashabunnari ve ashabulcenneti ashabulcenneti humulfaizune.<br />
21.Lev enzelna hazelkur’ane ‘ala cebelin lereeytehu haşi’an mutesaddi ‘an min haşyetillahi ve tilkel’emsalu nadribuha linnasi le’allehum yetefekkerune.<br />
22.Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.<br />
23.Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune.<br />
24.Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehum’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yâsiyn Sûresi: 1-83]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24158</link>
			<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 08:04:16 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24158</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yâsiyn Sûresi: 1-83</span></span><br />
<br />
YâSiyn Sûresi, kaynak tertiplerde Cinn-Furkan sûreleri arasına yerleştirilmiştir!..<br />
<br />
“Cin” bağlamında şirk-tevhîd-gayb-ba’s konularının anlatımından sonra, hakikatini hatırlaması için uyarılan halife insan muhataplığında ba’s-berzah-haşr-cennet gerçekliğine (kemâlinin ecrine) dikkat çekilmesi!..<br />
<br />
Nüzûl sebebi için Abdullâh İ. Abbâs ra.’dan şöyle bir rivayet nakledilir:<br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.), Kâbe'nin yanında salât ederken okumayı cehren yapar ve Kureyş müşrikleri de bundan hoşlanmazlardı... Bir gün buna mâni olmak için saldırı teşebbüsünde bulununca elleri ve gözleri “bağlandı” !.. Bunun üzerine Rasûlullâh (a.s)’a müracat edip, “Ey Muhammed! Akrabalık hakkına bizim için dua et de bu hâl bizden kalksın!” dediler... Hz. Rasûlullâh da onlar için dua etti de bu hâl onlardan gitti ve bu âyetler nâzil oldu... gibi...<br />
<br />
Abdullâh İ. Abbâs ra. der ki “Bu gruptan hiçbiri inanmadı!”<br />
<br />
77 ve takip eden âyetlerin nüzûl sebebi şöyle rivayet edilir:<br />
<br />
Mekke müşriklerinden birinin, Rasûlullâh (s.a.v.)'a çürümüş bir kemikle gelip “Ey Muhammed şu çürüyüp kül olduktan sonra, onu Allâh'ın dirilteceğini mi sanıyorsun, nasıl olur (Allâh’ı bilmedikleri gibi, ruh’u da bilmiyorlar; yani Allâh’a ve âhirete gerçekte iman etmiyorlar; yani ‘beyin’in hakikatini bilmiyorlar)?” sorusuna, Rasûlullâh (s.a.v.)’in “Evet, Allâh seni de öldürür (sonra ba’s eder) ve ateşe/cehenneme sokar!” demesi üzerine nâzil olmuştur!..<br />
<br />
YâSiyn Sûresi’nin fazîleti hakkında bazı hadîs-i şerîfler:<br />
<br />
“Benim Kurân’da yedi ismim vardır: Muhammed, Ahmed, YâSiyn, TâHâ, Müddessir, Müzzemmil, Abdullâh.” <br />
<br />
“Üzerine YâSiyn kıraat olunan hiçbir meyyit yok ki Allâh ona ölümü ehvenleştirmesin!”<br />
<br />
“Kim Allâh’ın vechini isteyerek bir gece içinde YâSiyn Sûresi’ni kıraat ederse (anlamıyla okursa), o gece içinde ona mağfiret olunur!”<br />
<br />
 <br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) Yaa, Siiiiyn;<br />
<br />
Yâ Siiin (Ey Muhammed)!<br />
<br />
2-) VelKur’ânilHakiym;<br />
<br />
Ve Kur’ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur’ân)!<br />
<br />
3-) İnneke leminelmurseliyn;<br />
<br />
Kesinlikle sen Rasûllerdensin.<br />
<br />
4-) ‘Alâ sıratın müstekıym;<br />
<br />
Sırat-ı müstakim üzeresin.<br />
<br />
5-) Tenziylel AziyzirRahıym;<br />
<br />
Aziyz ve Rahıym’in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!<br />
<br />
6-) Litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn;<br />
<br />
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh’tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.<br />
<br />
7-) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yu’minun;<br />
<br />
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!<br />
<br />
8-) İnna ce’alnâ fiy a’nakıhim ağlâlen fehiye ilel’ezkani fehüm mukmehun;<br />
<br />
Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!<br />
<br />
9-) Ve ce’alna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yubsırun;<br />
<br />
Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük... Artık onlar görmezler.<br />
<br />
10-) Ve sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu’minun;<br />
<br />
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!<br />
<br />
11-) İnnema tünziru menittebe’azZikre ve haşiyer Rahmâne Bilğayb* febeşşirhu Bimağfiretin ve ecrin keriym;<br />
<br />
Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahmân’dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!<br />
<br />
12-) İnna nahnu nuhyilmevta ve nektübü ma kaddemu ve asârehüm* ve külle şey’in ahsaynâhu fiy imamin mubiyn;<br />
<br />
Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn’de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!<br />
<br />
13-) Vadrib lehüm meselen ashabel karyeti, izcaehel murselun;<br />
<br />
Onlara o şehir halkını örnek ver... Hani oraya Rasûller gelmişti.<br />
<br />
14-) İz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma fe’azzezna Bisâlisin fekalû inna ileyküm murselun;<br />
<br />
Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladılar... Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: “Doğrusu biz size irsâl olunanlarız” dediler.<br />
<br />
15-) Kalu mâ entüm illâ beşerun mislüna ve mâ enzelerRahmânu min şey’in in entüm illâ tekzibun;<br />
<br />
Dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz... Rahmân da hiçbir şey inzâl etmedi... Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”<br />
<br />
16-) Kalu Rabbüna ya’lemu inna ileyküm lemurselun;<br />
<br />
(Rasûller) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız.”<br />
<br />
17-) Ve ma aleyna illelbelağul mubiyn;<br />
<br />
“Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir.”<br />
<br />
18-) Kalu inna tetayyerna Biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azâbün eliym;<br />
<br />
Dediler ki: “Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz... Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır.”<br />
<br />
19-) Kalu tairuküm me’aküm* ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun;<br />
<br />
Dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz sizinledir... Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz.”<br />
<br />
20-) Ve cae min aksalmediyneti racülün yes’a, kale ya kavmit tebi’ul murseliyn;<br />
<br />
Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: “Ey halkım, Rasûllere tâbi olun” dedi.<br />
<br />
21-) İttebi’û men lâ yes’elüküm ecren vehüm mühtedun;<br />
<br />
“Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!”<br />
<br />
22-) Ve maliye lâ a’budülleziy fetareniy ve ileyHİ turce’ûn;<br />
<br />
“Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O’na rücu ettirileceksiniz.”<br />
<br />
23-) Eettehızü min dûniHİ aliheten in yüridnir Rahmânü Bidurrin lâ tuğni ‘anniy şefa’atühüm şey’en ve lâ yunkızûn;<br />
<br />
“O’nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahmân bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur...”<br />
<br />
24-) İnniy izen lefiy dalâlin mubiyn;<br />
<br />
“O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”<br />
<br />
25-) İnniy amentü BiRabbiküm fesme’ûn;<br />
<br />
“Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!”<br />
<br />
26-) Kıyledhulil cennete, kale ya leyte kavmiy ya’lemun;<br />
<br />
(Ona): “Cennete dâhil ol!” denildi... Dedi ki: “Halkım hâlimi bileydi!”<br />
<br />
27-) Bima ğafere liy Rabbiy ve ce’aleniy minel mükremiyn;<br />
<br />
“Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu...”<br />
<br />
28-) Ve ma enzelna alâ kavmihi min badihi min cündin minesSemâi ve ma künna münziliyn;<br />
<br />
Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.<br />
<br />
29-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâ hüm hamidun;<br />
<br />
Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!<br />
<br />
30-) Ya hasreten alel ‘ıbad* ma ye’tiyhim min Rasûlin illâ kânu Bihi yestehziun;<br />
<br />
Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.<br />
<br />
31-) Elem yerav kem ehlekna kablehüm minelkuruni ennehüm ileyhim lâ yerci’ûn;<br />
<br />
Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!<br />
<br />
32-) Ve in küllün lemma cemiy’un ledeyNA muhdarun;<br />
<br />
Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.<br />
<br />
33-) Ve ayetün lehümül Ardulmeytete, ahyeynâhâ ve ahrecnâ minha habben feminhu ye’külun;<br />
<br />
Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar...<br />
<br />
34-) Ve ce’alna fiyha cennatin min nehıylin ve a’nabin ve feccerna fiyha minel ‘uyun;<br />
<br />
Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.<br />
<br />
35-) Liye’külu min semerihi ve ma amilethü eydiyhim* efelâ yeşkürun;<br />
<br />
Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye... Hâlâ şükretmezler mi?<br />
<br />
36-) Subhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül Ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ ya’lemun;<br />
<br />
Subhan’dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!<br />
<br />
37-) Ve ayetün lehümülleyl* neslehu minhünnehare feizâhüm muzlimun;<br />
<br />
Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.<br />
<br />
38-) VeşŞemsü tecriy limüstekarrin leha* zâlike takdiyrul ‘Aziyzil ‘Aliym;<br />
<br />
Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym’in takdiridir bu!<br />
<br />
39-) VelKamere kaddernahü menazile hattâ ‘ade kel’urcunil kadiym;<br />
<br />
Ay’a gelince, ona konak yerleri takdir ettik... Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.<br />
<br />
40-) LeşŞemsü yenbeğıy leha en tüdrikel Kamere ve lelleylü sabikun nehar* ve küllün fiy felekin yesbehun;<br />
<br />
Ne Güneş, Ay’a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.<br />
<br />
41-) Ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhun;<br />
<br />
Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!<br />
<br />
42-) Ve halaknâ lehüm min mislihi ma yerkebun;<br />
<br />
Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!<br />
<br />
43-) Ve in neşe’ nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazûn;<br />
<br />
Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!<br />
<br />
44-) İllâ rahmeten minNA ve meta’an ilâ hıyn;<br />
<br />
Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.<br />
<br />
45-) Ve izâ kıyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm le’alleküm turhamun;<br />
<br />
Onlara: “Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz” denildiğinde (yüz çevirirler).<br />
<br />
46-) Ve ma te’tiyhim min ayetin min âyâti Rabbihim illâ kânu ‘anha mu’ridiyn;<br />
<br />
Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.<br />
<br />
47-) Ve izâ kıyle lehüm enfiku mimma razekakümullâhu, kalelleziyne keferu lilleziyne amenû enut’ımü men lev yeşaullahu at’ameh* in entüm illâ fiy dalâlin mubiyn;<br />
<br />
Onlara: “Allâh’ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”<br />
<br />
48-) Ve yekûlûne meta hazâlva’dü in küntüm sadikıyn;<br />
<br />
Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”<br />
<br />
49-) Ma yenzurune illâ sayhaten vahıdeten te’huzühüm ve hüm yahıssımun;<br />
<br />
Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur’una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?<br />
<br />
50-) Felâ yestetıy’une tavsıyeten ve lâ ilâ ehlihim yerci’ûn;<br />
<br />
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!<br />
<br />
51-) Ve nüfiha fiysSuri feizâhüm minel’ecdasi ilâ Rabbihim yensilun;<br />
<br />
Sur’a nefholunmuştur! Bir de bakarsın ki onlar kabirleri hükmünde olan bedenlerinden çıkmış, Rablerine (hakikatlerini fark etme aşamasına) koşuyorlar!<br />
<br />
52-) Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve’ader Rahmânu ve sadekalmurselun;<br />
<br />
(O vakit) dediler ki: “Vay bize! (Dünya) uykumuzdan kim bizi yeni bir yaşam boyutuna geçirdi? Bu, Rahmân’ın vadettiğidir ve Rasûller doğru söylemiştir.” (Hadis: İnsanlar uykudadır, ölümü tadınca uyanırlar!)<br />
<br />
53-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâhüm cemiy’un ledeyNA muhdarun;<br />
<br />
Sadece tek bir sayha (İsrafil’in sur’u) oldu... Bir de bakarsın ki onlar toptan huzurumuzda hazır kılınmıştır.<br />
<br />
54-) Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey’en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta’melun;<br />
<br />
O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez... Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!<br />
<br />
55-) İnne ashâbel cennetil yevme fiy şüğulin fâkihun;<br />
<br />
Gerçek ki o süreçte, cennet ehli cennet nimetleriyle meşgûl ve bunun keyfini çıkarmaktadırlar.<br />
<br />
56-) Hüm ve ezvacühüm fiy zılâlin alel’erâiki müttekiun;<br />
<br />
Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.<br />
<br />
57-) Lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yedde’un;<br />
<br />
Onlar için orada meyveler vardır... Onlar için keyif alacakları şeyler vardır.<br />
<br />
58-) Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym;<br />
<br />
Rahıym Rab’den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini yaşarlar)!<br />
<br />
59-) Vemtazul yevme eyyühel mücrimun;<br />
<br />
“Ey suçlular! Bugün ayrılın!”<br />
<br />
60-) Elem a’had ileyküm ya beniy Ademe en lâ ta’budüş şeytan* innehu leküm ‘adüvvün mubiyn;<br />
<br />
“Ey Âdemoğulları... Size ahdetmedim mi (bildirip bilgilendirmedim mi) şeytana (bedene - hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?”<br />
<br />
61-) Ve enı’buduniy* hazâ sıratun müstekıym;<br />
<br />
“Bana kulluk edin (hakikatin gereğini hissedip yaşayın)! Sırat-ı müstakim budur” (diye?).<br />
<br />
62-) Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekûnu ta’kılun;<br />
<br />
“Andolsun ki (kendinizi yok olup gidecek beden zannınız) sizden pek çok cemaatleri saptırdı! Aklınızı kullanmadınız mı?”<br />
<br />
63-) Hazihi cehennemülletiy küntüm tu’adun;<br />
<br />
“İşte bu vadolunduğunuz cehennemdir!”<br />
<br />
64-) Islevhel yevme Bima küntüm tekfürûn;<br />
<br />
“Hakikatinizi inkârınızın karşılığı olarak şimdi yaşayın sonucunu!”<br />
<br />
65-) Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn;<br />
<br />
O süreçte ağızlarını mühürleriz; yaptıkları hakkında elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder bize.<br />
<br />
66-) Velev neşâu letamesna alâ a’yünihim festebekussırata feenna yubsırun;<br />
<br />
Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda (öylece) koşuşurlardı... Fakat nasıl görebilecekler (bu gerçeği)?<br />
<br />
67-) Velev neşau lemesahnahüm alâ mekanetihim femesteta’u mudıyyen ve lâ yerci’ûn;<br />
<br />
Dileseydik mekânları üzere onları mesh ederdik (bulundukları anlayış üzere onları sâbitlerdik) de artık ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ve ne de eski hâllerine dönebilirlerdi.<br />
<br />
68-) Ve men nu’ammirhu nünekkishü fiylhalk* efelâ ya’kılun;<br />
<br />
Kimi uzun ömürlü yaparsak onu yaratılışı itibarıyla zayıflatırız. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?<br />
<br />
69-) Ve ma allemnahüş şi’re ve ma yenbeğıy leh* in huve illâ zikrun ve Kur’ânun mubiyn;<br />
<br />
O’na şiir öğretmedik! O’na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kurân’dır!<br />
<br />
70-) Liyünzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfiriyn;<br />
<br />
Tâ ki diri olanı uyarsın ve hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine de o hüküm gerçekleşsin.<br />
<br />
71-) Evelem yerav enna halaknâ lehüm mimma ‘amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikûn;<br />
<br />
Görmezler mi ki, eserlerimiz arasında onlar için kurban edilebilir hayvanlar yarattık... Onlara mâliktirler.<br />
<br />
72-) Ve zellelnâhâ lehüm feminha rekûbühüm ve minha ye’külun;<br />
<br />
Onları (en’amı) bunlara boyun eğdirdik... Hem binekleri onlardandır ve hem de onlardan kimini yerler.<br />
<br />
73-) Ve lehüm fiyha menâfi’u ve meşarib efelâ yeşkürun;<br />
<br />
Onlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır... Hâlâ şükretmezler mi?<br />
<br />
74-) Vettehazû min dûnillâhi âliheten le’allehüm yünsarun;<br />
<br />
Belki kendilerine yardım olunur ümidiyle Allâh dûnunda tanrılar edindiler!<br />
<br />
75-) Lâ yestetıy’une nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun;<br />
<br />
(Tanrılar) onlara yardım edemezler! (Aksine) onlar, tanrılara (hizmete) hazır duran ordudurlar!<br />
<br />
76-) Felâ yahzünke kavlühüm, innâ na’lemu ma yüsirrune ve ma yu’linun;<br />
<br />
O hâlde onların lafı seni mahzun etmesin... Muhakkak ki biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliriz.<br />
<br />
77-) Evelem yeral’İnsanu enna halaknâhu min nutfetin feizâ hüve hasıymun mubiyn;<br />
<br />
İnsan görmedi mi ki biz onu bir spermden yarattık... Bu gerçeğe rağmen şimdi o apaçık bir hasımdır!<br />
<br />
78-) Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah* kale men yuhyiyl’ızame ve hiye ramiym;<br />
<br />
Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: “Çürümüş hâldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?” dedi.<br />
<br />
79-) Kul yuhyiyhelleziy enşeeha evvele merretin, ve HUve Bikülli halkın Aliym;<br />
<br />
De ki: “Onları daha önce inşa eden diriltip hayat verecektir! ‘HÛ’ Esmâ’sıyla her yaratışı Aliym’dir.”<br />
<br />
80-) Elleziy ce’ale leküm mineş şeceril’ahdari naren feizâ entüm minhü tukıdûn;<br />
<br />
O ki, sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu... İşte bak ondan yakıyorsunuz!<br />
<br />
81-) Eveleyselleziy halekasSemâvati vel’Arda BiKâdirin alâ en yahluka mislehüm* belâ ve HUvel Hallâkul Aliym;<br />
<br />
Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ’sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.<br />
<br />
82-) İnnema emruhû izâ erade şey’en en yekule lehu kün feyekûn;<br />
<br />
Bir şeyi irade ettiğinde, O’nun hükmü, ona “Kün = Ol!”dan (olmasını istemesinden) ibarettir!.. (O şey kolaylıkla) olur.<br />
<br />
83-) Fesubhanelleziy BiyediHİ melekûtü külli şey’in ve ileyHİ turce’ûn;<br />
<br />
Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan (tedbirâtın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan’dır... O’na rücu ettirileceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yâsiyn Sûresi: 1-83</span></span><br />
<br />
YâSiyn Sûresi, kaynak tertiplerde Cinn-Furkan sûreleri arasına yerleştirilmiştir!..<br />
<br />
“Cin” bağlamında şirk-tevhîd-gayb-ba’s konularının anlatımından sonra, hakikatini hatırlaması için uyarılan halife insan muhataplığında ba’s-berzah-haşr-cennet gerçekliğine (kemâlinin ecrine) dikkat çekilmesi!..<br />
<br />
Nüzûl sebebi için Abdullâh İ. Abbâs ra.’dan şöyle bir rivayet nakledilir:<br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.), Kâbe'nin yanında salât ederken okumayı cehren yapar ve Kureyş müşrikleri de bundan hoşlanmazlardı... Bir gün buna mâni olmak için saldırı teşebbüsünde bulununca elleri ve gözleri “bağlandı” !.. Bunun üzerine Rasûlullâh (a.s)’a müracat edip, “Ey Muhammed! Akrabalık hakkına bizim için dua et de bu hâl bizden kalksın!” dediler... Hz. Rasûlullâh da onlar için dua etti de bu hâl onlardan gitti ve bu âyetler nâzil oldu... gibi...<br />
<br />
Abdullâh İ. Abbâs ra. der ki “Bu gruptan hiçbiri inanmadı!”<br />
<br />
77 ve takip eden âyetlerin nüzûl sebebi şöyle rivayet edilir:<br />
<br />
Mekke müşriklerinden birinin, Rasûlullâh (s.a.v.)'a çürümüş bir kemikle gelip “Ey Muhammed şu çürüyüp kül olduktan sonra, onu Allâh'ın dirilteceğini mi sanıyorsun, nasıl olur (Allâh’ı bilmedikleri gibi, ruh’u da bilmiyorlar; yani Allâh’a ve âhirete gerçekte iman etmiyorlar; yani ‘beyin’in hakikatini bilmiyorlar)?” sorusuna, Rasûlullâh (s.a.v.)’in “Evet, Allâh seni de öldürür (sonra ba’s eder) ve ateşe/cehenneme sokar!” demesi üzerine nâzil olmuştur!..<br />
<br />
YâSiyn Sûresi’nin fazîleti hakkında bazı hadîs-i şerîfler:<br />
<br />
“Benim Kurân’da yedi ismim vardır: Muhammed, Ahmed, YâSiyn, TâHâ, Müddessir, Müzzemmil, Abdullâh.” <br />
<br />
“Üzerine YâSiyn kıraat olunan hiçbir meyyit yok ki Allâh ona ölümü ehvenleştirmesin!”<br />
<br />
“Kim Allâh’ın vechini isteyerek bir gece içinde YâSiyn Sûresi’ni kıraat ederse (anlamıyla okursa), o gece içinde ona mağfiret olunur!”<br />
<br />
 <br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) Yaa, Siiiiyn;<br />
<br />
Yâ Siiin (Ey Muhammed)!<br />
<br />
2-) VelKur’ânilHakiym;<br />
<br />
Ve Kur’ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur’ân)!<br />
<br />
3-) İnneke leminelmurseliyn;<br />
<br />
Kesinlikle sen Rasûllerdensin.<br />
<br />
4-) ‘Alâ sıratın müstekıym;<br />
<br />
Sırat-ı müstakim üzeresin.<br />
<br />
5-) Tenziylel AziyzirRahıym;<br />
<br />
Aziyz ve Rahıym’in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!<br />
<br />
6-) Litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn;<br />
<br />
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh’tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.<br />
<br />
7-) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yu’minun;<br />
<br />
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!<br />
<br />
8-) İnna ce’alnâ fiy a’nakıhim ağlâlen fehiye ilel’ezkani fehüm mukmehun;<br />
<br />
Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!<br />
<br />
9-) Ve ce’alna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yubsırun;<br />
<br />
Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük... Artık onlar görmezler.<br />
<br />
10-) Ve sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu’minun;<br />
<br />
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!<br />
<br />
11-) İnnema tünziru menittebe’azZikre ve haşiyer Rahmâne Bilğayb* febeşşirhu Bimağfiretin ve ecrin keriym;<br />
<br />
Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahmân’dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!<br />
<br />
12-) İnna nahnu nuhyilmevta ve nektübü ma kaddemu ve asârehüm* ve külle şey’in ahsaynâhu fiy imamin mubiyn;<br />
<br />
Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn’de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!<br />
<br />
13-) Vadrib lehüm meselen ashabel karyeti, izcaehel murselun;<br />
<br />
Onlara o şehir halkını örnek ver... Hani oraya Rasûller gelmişti.<br />
<br />
14-) İz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma fe’azzezna Bisâlisin fekalû inna ileyküm murselun;<br />
<br />
Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladılar... Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: “Doğrusu biz size irsâl olunanlarız” dediler.<br />
<br />
15-) Kalu mâ entüm illâ beşerun mislüna ve mâ enzelerRahmânu min şey’in in entüm illâ tekzibun;<br />
<br />
Dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz... Rahmân da hiçbir şey inzâl etmedi... Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”<br />
<br />
16-) Kalu Rabbüna ya’lemu inna ileyküm lemurselun;<br />
<br />
(Rasûller) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız.”<br />
<br />
17-) Ve ma aleyna illelbelağul mubiyn;<br />
<br />
“Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir.”<br />
<br />
18-) Kalu inna tetayyerna Biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azâbün eliym;<br />
<br />
Dediler ki: “Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz... Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır.”<br />
<br />
19-) Kalu tairuküm me’aküm* ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun;<br />
<br />
Dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz sizinledir... Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz.”<br />
<br />
20-) Ve cae min aksalmediyneti racülün yes’a, kale ya kavmit tebi’ul murseliyn;<br />
<br />
Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: “Ey halkım, Rasûllere tâbi olun” dedi.<br />
<br />
21-) İttebi’û men lâ yes’elüküm ecren vehüm mühtedun;<br />
<br />
“Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!”<br />
<br />
22-) Ve maliye lâ a’budülleziy fetareniy ve ileyHİ turce’ûn;<br />
<br />
“Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O’na rücu ettirileceksiniz.”<br />
<br />
23-) Eettehızü min dûniHİ aliheten in yüridnir Rahmânü Bidurrin lâ tuğni ‘anniy şefa’atühüm şey’en ve lâ yunkızûn;<br />
<br />
“O’nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahmân bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur...”<br />
<br />
24-) İnniy izen lefiy dalâlin mubiyn;<br />
<br />
“O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”<br />
<br />
25-) İnniy amentü BiRabbiküm fesme’ûn;<br />
<br />
“Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!”<br />
<br />
26-) Kıyledhulil cennete, kale ya leyte kavmiy ya’lemun;<br />
<br />
(Ona): “Cennete dâhil ol!” denildi... Dedi ki: “Halkım hâlimi bileydi!”<br />
<br />
27-) Bima ğafere liy Rabbiy ve ce’aleniy minel mükremiyn;<br />
<br />
“Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu...”<br />
<br />
28-) Ve ma enzelna alâ kavmihi min badihi min cündin minesSemâi ve ma künna münziliyn;<br />
<br />
Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.<br />
<br />
29-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâ hüm hamidun;<br />
<br />
Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!<br />
<br />
30-) Ya hasreten alel ‘ıbad* ma ye’tiyhim min Rasûlin illâ kânu Bihi yestehziun;<br />
<br />
Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.<br />
<br />
31-) Elem yerav kem ehlekna kablehüm minelkuruni ennehüm ileyhim lâ yerci’ûn;<br />
<br />
Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!<br />
<br />
32-) Ve in küllün lemma cemiy’un ledeyNA muhdarun;<br />
<br />
Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.<br />
<br />
33-) Ve ayetün lehümül Ardulmeytete, ahyeynâhâ ve ahrecnâ minha habben feminhu ye’külun;<br />
<br />
Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar...<br />
<br />
34-) Ve ce’alna fiyha cennatin min nehıylin ve a’nabin ve feccerna fiyha minel ‘uyun;<br />
<br />
Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.<br />
<br />
35-) Liye’külu min semerihi ve ma amilethü eydiyhim* efelâ yeşkürun;<br />
<br />
Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye... Hâlâ şükretmezler mi?<br />
<br />
36-) Subhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül Ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ ya’lemun;<br />
<br />
Subhan’dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!<br />
<br />
37-) Ve ayetün lehümülleyl* neslehu minhünnehare feizâhüm muzlimun;<br />
<br />
Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.<br />
<br />
38-) VeşŞemsü tecriy limüstekarrin leha* zâlike takdiyrul ‘Aziyzil ‘Aliym;<br />
<br />
Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym’in takdiridir bu!<br />
<br />
39-) VelKamere kaddernahü menazile hattâ ‘ade kel’urcunil kadiym;<br />
<br />
Ay’a gelince, ona konak yerleri takdir ettik... Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.<br />
<br />
40-) LeşŞemsü yenbeğıy leha en tüdrikel Kamere ve lelleylü sabikun nehar* ve küllün fiy felekin yesbehun;<br />
<br />
Ne Güneş, Ay’a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.<br />
<br />
41-) Ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhun;<br />
<br />
Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!<br />
<br />
42-) Ve halaknâ lehüm min mislihi ma yerkebun;<br />
<br />
Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!<br />
<br />
43-) Ve in neşe’ nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazûn;<br />
<br />
Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!<br />
<br />
44-) İllâ rahmeten minNA ve meta’an ilâ hıyn;<br />
<br />
Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.<br />
<br />
45-) Ve izâ kıyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm le’alleküm turhamun;<br />
<br />
Onlara: “Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz” denildiğinde (yüz çevirirler).<br />
<br />
46-) Ve ma te’tiyhim min ayetin min âyâti Rabbihim illâ kânu ‘anha mu’ridiyn;<br />
<br />
Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.<br />
<br />
47-) Ve izâ kıyle lehüm enfiku mimma razekakümullâhu, kalelleziyne keferu lilleziyne amenû enut’ımü men lev yeşaullahu at’ameh* in entüm illâ fiy dalâlin mubiyn;<br />
<br />
Onlara: “Allâh’ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”<br />
<br />
48-) Ve yekûlûne meta hazâlva’dü in küntüm sadikıyn;<br />
<br />
Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”<br />
<br />
49-) Ma yenzurune illâ sayhaten vahıdeten te’huzühüm ve hüm yahıssımun;<br />
<br />
Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur’una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?<br />
<br />
50-) Felâ yestetıy’une tavsıyeten ve lâ ilâ ehlihim yerci’ûn;<br />
<br />
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!<br />
<br />
51-) Ve nüfiha fiysSuri feizâhüm minel’ecdasi ilâ Rabbihim yensilun;<br />
<br />
Sur’a nefholunmuştur! Bir de bakarsın ki onlar kabirleri hükmünde olan bedenlerinden çıkmış, Rablerine (hakikatlerini fark etme aşamasına) koşuyorlar!<br />
<br />
52-) Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve’ader Rahmânu ve sadekalmurselun;<br />
<br />
(O vakit) dediler ki: “Vay bize! (Dünya) uykumuzdan kim bizi yeni bir yaşam boyutuna geçirdi? Bu, Rahmân’ın vadettiğidir ve Rasûller doğru söylemiştir.” (Hadis: İnsanlar uykudadır, ölümü tadınca uyanırlar!)<br />
<br />
53-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâhüm cemiy’un ledeyNA muhdarun;<br />
<br />
Sadece tek bir sayha (İsrafil’in sur’u) oldu... Bir de bakarsın ki onlar toptan huzurumuzda hazır kılınmıştır.<br />
<br />
54-) Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey’en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta’melun;<br />
<br />
O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez... Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!<br />
<br />
55-) İnne ashâbel cennetil yevme fiy şüğulin fâkihun;<br />
<br />
Gerçek ki o süreçte, cennet ehli cennet nimetleriyle meşgûl ve bunun keyfini çıkarmaktadırlar.<br />
<br />
56-) Hüm ve ezvacühüm fiy zılâlin alel’erâiki müttekiun;<br />
<br />
Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.<br />
<br />
57-) Lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yedde’un;<br />
<br />
Onlar için orada meyveler vardır... Onlar için keyif alacakları şeyler vardır.<br />
<br />
58-) Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym;<br />
<br />
Rahıym Rab’den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini yaşarlar)!<br />
<br />
59-) Vemtazul yevme eyyühel mücrimun;<br />
<br />
“Ey suçlular! Bugün ayrılın!”<br />
<br />
60-) Elem a’had ileyküm ya beniy Ademe en lâ ta’budüş şeytan* innehu leküm ‘adüvvün mubiyn;<br />
<br />
“Ey Âdemoğulları... Size ahdetmedim mi (bildirip bilgilendirmedim mi) şeytana (bedene - hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?”<br />
<br />
61-) Ve enı’buduniy* hazâ sıratun müstekıym;<br />
<br />
“Bana kulluk edin (hakikatin gereğini hissedip yaşayın)! Sırat-ı müstakim budur” (diye?).<br />
<br />
62-) Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekûnu ta’kılun;<br />
<br />
“Andolsun ki (kendinizi yok olup gidecek beden zannınız) sizden pek çok cemaatleri saptırdı! Aklınızı kullanmadınız mı?”<br />
<br />
63-) Hazihi cehennemülletiy küntüm tu’adun;<br />
<br />
“İşte bu vadolunduğunuz cehennemdir!”<br />
<br />
64-) Islevhel yevme Bima küntüm tekfürûn;<br />
<br />
“Hakikatinizi inkârınızın karşılığı olarak şimdi yaşayın sonucunu!”<br />
<br />
65-) Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn;<br />
<br />
O süreçte ağızlarını mühürleriz; yaptıkları hakkında elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder bize.<br />
<br />
66-) Velev neşâu letamesna alâ a’yünihim festebekussırata feenna yubsırun;<br />
<br />
Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda (öylece) koşuşurlardı... Fakat nasıl görebilecekler (bu gerçeği)?<br />
<br />
67-) Velev neşau lemesahnahüm alâ mekanetihim femesteta’u mudıyyen ve lâ yerci’ûn;<br />
<br />
Dileseydik mekânları üzere onları mesh ederdik (bulundukları anlayış üzere onları sâbitlerdik) de artık ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ve ne de eski hâllerine dönebilirlerdi.<br />
<br />
68-) Ve men nu’ammirhu nünekkishü fiylhalk* efelâ ya’kılun;<br />
<br />
Kimi uzun ömürlü yaparsak onu yaratılışı itibarıyla zayıflatırız. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?<br />
<br />
69-) Ve ma allemnahüş şi’re ve ma yenbeğıy leh* in huve illâ zikrun ve Kur’ânun mubiyn;<br />
<br />
O’na şiir öğretmedik! O’na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kurân’dır!<br />
<br />
70-) Liyünzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfiriyn;<br />
<br />
Tâ ki diri olanı uyarsın ve hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine de o hüküm gerçekleşsin.<br />
<br />
71-) Evelem yerav enna halaknâ lehüm mimma ‘amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikûn;<br />
<br />
Görmezler mi ki, eserlerimiz arasında onlar için kurban edilebilir hayvanlar yarattık... Onlara mâliktirler.<br />
<br />
72-) Ve zellelnâhâ lehüm feminha rekûbühüm ve minha ye’külun;<br />
<br />
Onları (en’amı) bunlara boyun eğdirdik... Hem binekleri onlardandır ve hem de onlardan kimini yerler.<br />
<br />
73-) Ve lehüm fiyha menâfi’u ve meşarib efelâ yeşkürun;<br />
<br />
Onlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır... Hâlâ şükretmezler mi?<br />
<br />
74-) Vettehazû min dûnillâhi âliheten le’allehüm yünsarun;<br />
<br />
Belki kendilerine yardım olunur ümidiyle Allâh dûnunda tanrılar edindiler!<br />
<br />
75-) Lâ yestetıy’une nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun;<br />
<br />
(Tanrılar) onlara yardım edemezler! (Aksine) onlar, tanrılara (hizmete) hazır duran ordudurlar!<br />
<br />
76-) Felâ yahzünke kavlühüm, innâ na’lemu ma yüsirrune ve ma yu’linun;<br />
<br />
O hâlde onların lafı seni mahzun etmesin... Muhakkak ki biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliriz.<br />
<br />
77-) Evelem yeral’İnsanu enna halaknâhu min nutfetin feizâ hüve hasıymun mubiyn;<br />
<br />
İnsan görmedi mi ki biz onu bir spermden yarattık... Bu gerçeğe rağmen şimdi o apaçık bir hasımdır!<br />
<br />
78-) Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah* kale men yuhyiyl’ızame ve hiye ramiym;<br />
<br />
Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: “Çürümüş hâldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?” dedi.<br />
<br />
79-) Kul yuhyiyhelleziy enşeeha evvele merretin, ve HUve Bikülli halkın Aliym;<br />
<br />
De ki: “Onları daha önce inşa eden diriltip hayat verecektir! ‘HÛ’ Esmâ’sıyla her yaratışı Aliym’dir.”<br />
<br />
80-) Elleziy ce’ale leküm mineş şeceril’ahdari naren feizâ entüm minhü tukıdûn;<br />
<br />
O ki, sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu... İşte bak ondan yakıyorsunuz!<br />
<br />
81-) Eveleyselleziy halekasSemâvati vel’Arda BiKâdirin alâ en yahluka mislehüm* belâ ve HUvel Hallâkul Aliym;<br />
<br />
Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ’sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.<br />
<br />
82-) İnnema emruhû izâ erade şey’en en yekule lehu kün feyekûn;<br />
<br />
Bir şeyi irade ettiğinde, O’nun hükmü, ona “Kün = Ol!”dan (olmasını istemesinden) ibarettir!.. (O şey kolaylıkla) olur.<br />
<br />
83-) Fesubhanelleziy BiyediHİ melekûtü külli şey’in ve ileyHİ turce’ûn;<br />
<br />
Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan (tedbirâtın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan’dır... O’na rücu ettirileceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnşirah Sûresi: 1-8]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24157</link>
			<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 08:00:57 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24157</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnşirah Sûresi: 1-8</span></span><br />
<br />
İnşirah Sûresi, kaynak tertiplerde Duha Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!.. Zaten devamı gibi konu bağlamı vardır!..<br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ın yaşamında meydana gelen meşhûr üç GÖĞÜS YIKANMASI olayı kaynaklarda geçmektedir!..<br />
<br />
Burada ise inşirâh-ı sadr veya şerh-i sadr (GÖĞÜS GENİŞLETİLMESİ) denilen fetih (Esmâ açılımı) türlerinden bir olayın meydana gelmesi söz konusudur!.. Bu da Duha Sûresi’nin sebebi ile ilgili bir cevaptır!..<br />
<br />
Nitekim Hz. Rasûlullâh a.s. şöyle buyurmuş:<br />
<br />
“İnşirah Sûresi’ni okuyan kimse, bana gelip de sıkıntısını-darlığını gideren gibidir!”<br />
<br />
Bu sûre ile ilgili diğer bir rivayet te şöyledir:<br />
<br />
“Bu âyet (5-6) nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Müjde!.. Hakikaten size kolaylık geldi (demek ki ümmetinde de bu açılım olacak)!.. Muhakkak ki bir zorluk iki kolaylığa galip gelemez!’”<br />
<br />
<br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) Elem neşrah leke sadrek;<br />
<br />
Senin göğsünü açmadık mı (darlığını genişletmedik mi)?<br />
<br />
2-) Ve vada’nâ ‘anke vizrek;<br />
<br />
(Hakikati açarak beşeriyet) yükünü senden almadık mı?<br />
<br />
3-) Elleziy enkada zahrek;<br />
<br />
Ki o (-nun ağırlığı), senin belini çatırdatmıştı!<br />
<br />
4-) Ve refa’nâ leke zikrek;<br />
<br />
Senin zikrini (hatırladığın hakikatini yaşatarak) yüceltmedik mi?<br />
<br />
5-) Feinne me’al ‘usri yüsrâ;<br />
<br />
Bu yüzdendir ki, kesinlikle zorlukla beraber bir kolaylık vardır.<br />
<br />
6-) İnne me’al ‘usri yüsrâ;<br />
<br />
Evet, kesinlikle her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.<br />
<br />
7-) Feizâ ferağte fensab;<br />
<br />
(İşlerinden) kurtulunca, (esas işinle) yorul!<br />
<br />
8-) Ve ila Rabbike ferğab;<br />
<br />
Rabbini değerlendir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnşirah Sûresi: 1-8</span></span><br />
<br />
İnşirah Sûresi, kaynak tertiplerde Duha Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!.. Zaten devamı gibi konu bağlamı vardır!..<br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ın yaşamında meydana gelen meşhûr üç GÖĞÜS YIKANMASI olayı kaynaklarda geçmektedir!..<br />
<br />
Burada ise inşirâh-ı sadr veya şerh-i sadr (GÖĞÜS GENİŞLETİLMESİ) denilen fetih (Esmâ açılımı) türlerinden bir olayın meydana gelmesi söz konusudur!.. Bu da Duha Sûresi’nin sebebi ile ilgili bir cevaptır!..<br />
<br />
Nitekim Hz. Rasûlullâh a.s. şöyle buyurmuş:<br />
<br />
“İnşirah Sûresi’ni okuyan kimse, bana gelip de sıkıntısını-darlığını gideren gibidir!”<br />
<br />
Bu sûre ile ilgili diğer bir rivayet te şöyledir:<br />
<br />
“Bu âyet (5-6) nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Müjde!.. Hakikaten size kolaylık geldi (demek ki ümmetinde de bu açılım olacak)!.. Muhakkak ki bir zorluk iki kolaylığa galip gelemez!’”<br />
<br />
<br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) Elem neşrah leke sadrek;<br />
<br />
Senin göğsünü açmadık mı (darlığını genişletmedik mi)?<br />
<br />
2-) Ve vada’nâ ‘anke vizrek;<br />
<br />
(Hakikati açarak beşeriyet) yükünü senden almadık mı?<br />
<br />
3-) Elleziy enkada zahrek;<br />
<br />
Ki o (-nun ağırlığı), senin belini çatırdatmıştı!<br />
<br />
4-) Ve refa’nâ leke zikrek;<br />
<br />
Senin zikrini (hatırladığın hakikatini yaşatarak) yüceltmedik mi?<br />
<br />
5-) Feinne me’al ‘usri yüsrâ;<br />
<br />
Bu yüzdendir ki, kesinlikle zorlukla beraber bir kolaylık vardır.<br />
<br />
6-) İnne me’al ‘usri yüsrâ;<br />
<br />
Evet, kesinlikle her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.<br />
<br />
7-) Feizâ ferağte fensab;<br />
<br />
(İşlerinden) kurtulunca, (esas işinle) yorul!<br />
<br />
8-) Ve ila Rabbike ferğab;<br />
<br />
Rabbini değerlendir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Burûc Sûresi: 1-22]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24156</link>
			<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 07:59:35 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24156</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Burûc Sûresi: 1-22</span></span><br />
<br />
Burûc Sûresi, “hümeze-lümeze” muamelelerine maruz kalan Hz. Rasûlullâh a.s. ve iman edenlere hasımlık volümünün arttığı aşamada nâzil oldu!.. <br />
<br />
Hümeze’nin “HUTAME”sinden sonra, “Burçlar Sahibi Semâ (Uzay) İstidatlı”nın, “ateş dolu hendek” ile imtihanı!..<br />
<br />
“B” sırrıyla ALLÂH’a İMAN’ın ilk geçtiği yer, bu sûredir!.. “B” sırrı, daha önce, “B’ismillâh...” olarak geçmişti!..<br />
<br />
Esbâb-ı nüzûl’de ve tefsîrlerde Ashab’ul Uhdûd (hendek halkı) hakkında çok rivayetler var... <br />
<br />
Denilmiştir ki;<br />
<br />
Ashab’ul Uhdûd’un, toplumlarına yahut da inkârcı-pagan krallarına karşı çıkan ve onların ateş dolu hendekleri ile imanlarından ötürü ağır belâlara maruz kalan (muhtemelen ehli kitap) iman ehli bir cemaat oldukları hususu meşhûrdur... Bu hâdise, Kureyş nezdinde de meşhûr ve malûm idi... Dolayısıyla, Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)’e iman eden ashabına, dinleri uğrunda karşılaştıkları belâlara sabretmek gerektiğine dikkatlerini çekmek için bu kıssa hatırlatıldı!.. <br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)'den şöyle yaptığı rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“O, Ashab’ul Uhdûd'dan bahsedildiği zaman, ileri derecedeki belâlar’dan Allâh'a sığınır, istiâze yapardı!”<br />
<br />
<br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) VesSemâi zâtilburûci;<br />
<br />
Andolsun o burçları barındıran Uzay’a!<br />
<br />
2-) Velyevmilmev’ûdi;<br />
<br />
Vadolunmuş o sürece!<br />
<br />
3-) Ve şahidin ve meşhud;<br />
<br />
Şahide ve şahit olunana!<br />
<br />
4-) Kutile ashâbül uhdûd;<br />
<br />
Öldürüldü o hendek halkı...<br />
<br />
5-) En nari zâtİlvekud;<br />
<br />
O çıralı ateşte.<br />
<br />
6-) İz hüm ‘aleyha ku’ûd;<br />
<br />
Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı.<br />
<br />
7-) Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud;<br />
<br />
Onlar, iman edenlere yaptıkları şeylere şahittiler!<br />
<br />
8-) Ve ma nekamu minhüm illâ en yu’minu Billâhil ‘Aziyzil Hamiyd;<br />
<br />
Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allâh’a iman ettikleri için intikam aldılar.<br />
<br />
9-) Elleziy leHU MülküsSemavati vel’Ard* vAllâhu ‘alâ külli şey’in Şehiyd;<br />
<br />
O ki, semâlar ve arzın mülkü O’na aittir! Allâh her şeye şahittir!<br />
<br />
10-) İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu’minati sümme lem yetûbu felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk;<br />
<br />
Muhakkak ki, iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara işkence yapıp, tövbe de etmeyenler var ya, onlar için cehennemin azabı vardır ve onlar için yakıcı azabı vardır.<br />
<br />
11-) İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel’enhar* zâlikelfevzülkebiyr;<br />
<br />
Muhakkak ki iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır... İşte bu büyük kurtuluştur!<br />
<br />
12-) İnne batşe Rabbike leşediyd;<br />
<br />
Muhakkak ki Rabbi’nin yakalayışı çok şiddetlidir!<br />
<br />
13-) İnneHU HUve yübdiu ve yu’ıyd;<br />
<br />
Muhakkak ki “HÛ”dur, ibda (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden!<br />
<br />
14-) Ve HUvel Ğafûrul Vedud;<br />
<br />
O, Ğafûr’dur, Vedud’dur.<br />
<br />
15-) Zül’Arşil Meciyd;<br />
<br />
Arş sahibi’dir, Meciyd’dir (şanı, azameti yüce).<br />
<br />
16-) Fa’alün lima yüriyd;<br />
<br />
İrade ettiğini (Dilediğini) yapar!<br />
<br />
17-) Hel etake hadiysülcünûd;<br />
<br />
O orduların haberi sana geldi mi?<br />
<br />
18-) Fir’avne ve Semud;<br />
<br />
Firavun ve Semud’u (helâk eden)!<br />
<br />
19-) Belilleziyne keferu fiy tekziyb;<br />
<br />
Hayır! Hakikat bilgisini inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.<br />
<br />
20-) VAllâhu min verâihim muhıyt;<br />
<br />
Allâh, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!<br />
<br />
21-) Bel Huve Kur’ânun Meciyd;<br />
<br />
Üstelik O, Kur’ân-ı Meciyd’dir.<br />
<br />
22-) Fiy Levhın Mahfuz;<br />
<br />
Levh-i Mahfuz’dadır!<br />
<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Burûc Sûresi: 1-22</span></span><br />
<br />
Burûc Sûresi, “hümeze-lümeze” muamelelerine maruz kalan Hz. Rasûlullâh a.s. ve iman edenlere hasımlık volümünün arttığı aşamada nâzil oldu!.. <br />
<br />
Hümeze’nin “HUTAME”sinden sonra, “Burçlar Sahibi Semâ (Uzay) İstidatlı”nın, “ateş dolu hendek” ile imtihanı!..<br />
<br />
“B” sırrıyla ALLÂH’a İMAN’ın ilk geçtiği yer, bu sûredir!.. “B” sırrı, daha önce, “B’ismillâh...” olarak geçmişti!..<br />
<br />
Esbâb-ı nüzûl’de ve tefsîrlerde Ashab’ul Uhdûd (hendek halkı) hakkında çok rivayetler var... <br />
<br />
Denilmiştir ki;<br />
<br />
Ashab’ul Uhdûd’un, toplumlarına yahut da inkârcı-pagan krallarına karşı çıkan ve onların ateş dolu hendekleri ile imanlarından ötürü ağır belâlara maruz kalan (muhtemelen ehli kitap) iman ehli bir cemaat oldukları hususu meşhûrdur... Bu hâdise, Kureyş nezdinde de meşhûr ve malûm idi... Dolayısıyla, Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)’e iman eden ashabına, dinleri uğrunda karşılaştıkları belâlara sabretmek gerektiğine dikkatlerini çekmek için bu kıssa hatırlatıldı!.. <br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)'den şöyle yaptığı rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“O, Ashab’ul Uhdûd'dan bahsedildiği zaman, ileri derecedeki belâlar’dan Allâh'a sığınır, istiâze yapardı!”<br />
<br />
<br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) VesSemâi zâtilburûci;<br />
<br />
Andolsun o burçları barındıran Uzay’a!<br />
<br />
2-) Velyevmilmev’ûdi;<br />
<br />
Vadolunmuş o sürece!<br />
<br />
3-) Ve şahidin ve meşhud;<br />
<br />
Şahide ve şahit olunana!<br />
<br />
4-) Kutile ashâbül uhdûd;<br />
<br />
Öldürüldü o hendek halkı...<br />
<br />
5-) En nari zâtİlvekud;<br />
<br />
O çıralı ateşte.<br />
<br />
6-) İz hüm ‘aleyha ku’ûd;<br />
<br />
Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı.<br />
<br />
7-) Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud;<br />
<br />
Onlar, iman edenlere yaptıkları şeylere şahittiler!<br />
<br />
8-) Ve ma nekamu minhüm illâ en yu’minu Billâhil ‘Aziyzil Hamiyd;<br />
<br />
Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allâh’a iman ettikleri için intikam aldılar.<br />
<br />
9-) Elleziy leHU MülküsSemavati vel’Ard* vAllâhu ‘alâ külli şey’in Şehiyd;<br />
<br />
O ki, semâlar ve arzın mülkü O’na aittir! Allâh her şeye şahittir!<br />
<br />
10-) İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu’minati sümme lem yetûbu felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk;<br />
<br />
Muhakkak ki, iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara işkence yapıp, tövbe de etmeyenler var ya, onlar için cehennemin azabı vardır ve onlar için yakıcı azabı vardır.<br />
<br />
11-) İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel’enhar* zâlikelfevzülkebiyr;<br />
<br />
Muhakkak ki iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır... İşte bu büyük kurtuluştur!<br />
<br />
12-) İnne batşe Rabbike leşediyd;<br />
<br />
Muhakkak ki Rabbi’nin yakalayışı çok şiddetlidir!<br />
<br />
13-) İnneHU HUve yübdiu ve yu’ıyd;<br />
<br />
Muhakkak ki “HÛ”dur, ibda (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden!<br />
<br />
14-) Ve HUvel Ğafûrul Vedud;<br />
<br />
O, Ğafûr’dur, Vedud’dur.<br />
<br />
15-) Zül’Arşil Meciyd;<br />
<br />
Arş sahibi’dir, Meciyd’dir (şanı, azameti yüce).<br />
<br />
16-) Fa’alün lima yüriyd;<br />
<br />
İrade ettiğini (Dilediğini) yapar!<br />
<br />
17-) Hel etake hadiysülcünûd;<br />
<br />
O orduların haberi sana geldi mi?<br />
<br />
18-) Fir’avne ve Semud;<br />
<br />
Firavun ve Semud’u (helâk eden)!<br />
<br />
19-) Belilleziyne keferu fiy tekziyb;<br />
<br />
Hayır! Hakikat bilgisini inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.<br />
<br />
20-) VAllâhu min verâihim muhıyt;<br />
<br />
Allâh, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!<br />
<br />
21-) Bel Huve Kur’ânun Meciyd;<br />
<br />
Üstelik O, Kur’ân-ı Meciyd’dir.<br />
<br />
22-) Fiy Levhın Mahfuz;<br />
<br />
Levh-i Mahfuz’dadır!<br />
<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Duha Sûresi: 1-11]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24155</link>
			<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 07:58:19 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=24155</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Duha Sûresi: 1-11</span></span><br />
<br />
Duha Sûresi, kaynak tertiplerde 10 veya 11.sırada Fecr Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!..<br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’a vahyin açılmasından sonra, “vahiy kesildi” denilecek kadar vahyin inkıtâ’ya uğradığı fetret dönemi sözkonusudur!..<br />
<br />
Ancak muhtelif âyetleri değerlendirdiğimizde vahyin inkıtâ’ya uğradığı dönemler ve müddetleri farklı olmalıdır, sonucu çıkmaktadır!.. <br />
<br />
Mesela, Müddessir Sûresi’nin ilk âyetlerinden önce, Duha Sûresi’nden önce, Meryem: 64-65’ten önce, Kehf: 23-24’ten önce, farklı müddet ve nedenle vahyin kesildiği söylenebilir!.. <br />
<br />
Tefsîrlerde bu âyetlerin hepsi, tek bir vahiy kesilmesi ile ilgiliymiş gibi geçmektedir?!..<br />
<br />
Elbette ilk vahiy kesilmesi (beynin vahye ve risâlete alıştırılması; FETRET), en uzunudur!..<br />
<br />
Müzzemmil, A’lâ, Necm, Kıyamet, TâHâ sûrelerinde de vahyin bu yönüyle ilgili önemli ifadeler var!..<br />
<br />
Vahiy kesintisi, beynin yapısı gereği bir hikmettir!.. Kur’ân-ı Kerîm, niye bir defada tam bir KİTÂB olarak nâzil olmadı (Furkan: 32, İsrâ: 106?)?!..<br />
<br />
“Bel kıran”, “vahiy katibinin elini kıran”, “deve çökerten” vahyin (nübüvvet’in) “ağır”lığını (Müzzemmil: 5-6), beyin gerçeğimizle düşünelim!..<br />
<br />
Nitekim Duha Sûresi nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (a.s.), “Allâhu Ekber” diyerek müşâhede hissiyatını ve sürûrunu ifade eder!.. Kurân’ın mukabele hatimlerinde bu sûre’den itibaren “Allâhu Ekber” denilmesi buraya dayanır!..<br />
<br />
Duha Sûresi’nin nüzûlü ile ilgili esbâb-ı nüzûl’deki rivayetlerden bir rivayet şöyledir:<br />
<br />
“Ebû Leheb'in iki eli kurusun...” âyetleri inzâl olunca Ebû Leheb'in karısı (Ebû Süfyân’ın kızkardeşi, Muâviye’nin halâsı) Ümmü Cemîl'e: “Muhammed seni hicvetti” dediler... <br />
<br />
Bunun üzerine kadın bir kalabalıkta oturmakta olan Nebi (s.a.v.)’e gelerek “Ey Muhammed, beni niçin hicvettin?” dedi... <br />
<br />
Hz. Rasûlullâh a.s. da: “Vallâhi seni ben hicvetmedim, seni Allâh hicvetti!” buyurdu!..<br />
<br />
(Metaforu anlamayan) kadın: “Hiç sen beni odun yüklenirken, yahut boynumda bükülmüş bir iple gördün mü?” dedi ve gitti... <br />
<br />
Bu arada bir müddet Nebi (s.a.v.)’e vahiy (Cibrîl) gelmedi!.. <br />
<br />
Bunun üzerine Ümmü Cemîl, Nebi (s.a.v.)’e gelerek (Bu, Nebi (s.a.v.)’in, vahiy kesilmesiyle ilgili, etraftan fark edilebilecek bir hâli sebebiyle de olabilir; Tebbet Sûresi gibi müşrikleri hicveden yeni âyetlerin gelmemesi dolayısıyla da olabilir): “Şeytânını görmüyorum; herhalde seni terketmiş, darılmış olmalı” dedi... Bunun üzerine Allâh, Duha Sûresi(nin ilk âyetleri)’ni inzâl etti!..<br />
<br />
Bu husutaki en meşhûr ve makûl rivayetleri dikkate aldığımızda, yalnızca Ebû Leheb’in karısıyla sınırlı olmaksızın (ki, sûre’nin yeri ile ilgili bu ümmü cemîl rivayeti önemlidir), Mekke müşriklerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı hafife alıp alay etmelerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı etkilemesi ve bu hissiyatla Hz. Rasûlullâh’ın ilâhî himâye talep eder bir hâlde olması, bu sûre’nin nüzûlü için önemli bir faktördür, denilebilir!<br />
<br />
<br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) VedDuha;<br />
<br />
Kasem ederim duhaya (Güneş’in dünyayı aydınlatmaya başladığı saatlere),<br />
<br />
2-) VelLeyli izâ seca;<br />
<br />
Sükûnet vaktinde geceye ki,<br />
<br />
3-) Mâ vedde’ake Rabbüke ve mâ kalâ;<br />
<br />
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı!<br />
<br />
4-) Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ûla;<br />
<br />
Elbette sonsuz gelecek yaşam senin için şimdikinden hayırlıdır.<br />
<br />
5-) Ve lesevfe yu’tıyke Rabbüke feterda;<br />
<br />
Elbette Rabbin sana verecek de razı olacaksın!<br />
<br />
6-) Elem yecidke yetiymen fe âva;<br />
<br />
Seni bir yetim (babasız ve anasız) bularak barındırmadı mı?<br />
<br />
7-) Ve vecedeke dâ(aaa)llen feheda;<br />
<br />
Seni dall (Zâtî hakikatini bilmeyen) bulup da hakikate erdirmedi mi?<br />
<br />
8-) Ve vecedeke ‘âilen fe eğna;<br />
<br />
Seni hiçbir şeyin yok iken (fakr - “yok”lukta) bulup da zenginliğe (“gına”ya) kavuşturmadık mı (El Ğaniyy kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ğaniyy olanın kulluğunu yaşatmadık mı)?<br />
<br />
9-) Feemmel yetiyme fela takher;<br />
<br />
O hâlde, yetime hor bakma!<br />
<br />
10-) Ve emmessâile felâ tenher;<br />
<br />
İsteyeni, soru soranı sakın azarlama!<br />
<br />
11-) Ve emma Bi nı’meti Rabbike fe haddis;<br />
<br />
Rabbinin nimetini, dillendir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Duha Sûresi: 1-11</span></span><br />
<br />
Duha Sûresi, kaynak tertiplerde 10 veya 11.sırada Fecr Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!..<br />
<br />
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’a vahyin açılmasından sonra, “vahiy kesildi” denilecek kadar vahyin inkıtâ’ya uğradığı fetret dönemi sözkonusudur!..<br />
<br />
Ancak muhtelif âyetleri değerlendirdiğimizde vahyin inkıtâ’ya uğradığı dönemler ve müddetleri farklı olmalıdır, sonucu çıkmaktadır!.. <br />
<br />
Mesela, Müddessir Sûresi’nin ilk âyetlerinden önce, Duha Sûresi’nden önce, Meryem: 64-65’ten önce, Kehf: 23-24’ten önce, farklı müddet ve nedenle vahyin kesildiği söylenebilir!.. <br />
<br />
Tefsîrlerde bu âyetlerin hepsi, tek bir vahiy kesilmesi ile ilgiliymiş gibi geçmektedir?!..<br />
<br />
Elbette ilk vahiy kesilmesi (beynin vahye ve risâlete alıştırılması; FETRET), en uzunudur!..<br />
<br />
Müzzemmil, A’lâ, Necm, Kıyamet, TâHâ sûrelerinde de vahyin bu yönüyle ilgili önemli ifadeler var!..<br />
<br />
Vahiy kesintisi, beynin yapısı gereği bir hikmettir!.. Kur’ân-ı Kerîm, niye bir defada tam bir KİTÂB olarak nâzil olmadı (Furkan: 32, İsrâ: 106?)?!..<br />
<br />
“Bel kıran”, “vahiy katibinin elini kıran”, “deve çökerten” vahyin (nübüvvet’in) “ağır”lığını (Müzzemmil: 5-6), beyin gerçeğimizle düşünelim!..<br />
<br />
Nitekim Duha Sûresi nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (a.s.), “Allâhu Ekber” diyerek müşâhede hissiyatını ve sürûrunu ifade eder!.. Kurân’ın mukabele hatimlerinde bu sûre’den itibaren “Allâhu Ekber” denilmesi buraya dayanır!..<br />
<br />
Duha Sûresi’nin nüzûlü ile ilgili esbâb-ı nüzûl’deki rivayetlerden bir rivayet şöyledir:<br />
<br />
“Ebû Leheb'in iki eli kurusun...” âyetleri inzâl olunca Ebû Leheb'in karısı (Ebû Süfyân’ın kızkardeşi, Muâviye’nin halâsı) Ümmü Cemîl'e: “Muhammed seni hicvetti” dediler... <br />
<br />
Bunun üzerine kadın bir kalabalıkta oturmakta olan Nebi (s.a.v.)’e gelerek “Ey Muhammed, beni niçin hicvettin?” dedi... <br />
<br />
Hz. Rasûlullâh a.s. da: “Vallâhi seni ben hicvetmedim, seni Allâh hicvetti!” buyurdu!..<br />
<br />
(Metaforu anlamayan) kadın: “Hiç sen beni odun yüklenirken, yahut boynumda bükülmüş bir iple gördün mü?” dedi ve gitti... <br />
<br />
Bu arada bir müddet Nebi (s.a.v.)’e vahiy (Cibrîl) gelmedi!.. <br />
<br />
Bunun üzerine Ümmü Cemîl, Nebi (s.a.v.)’e gelerek (Bu, Nebi (s.a.v.)’in, vahiy kesilmesiyle ilgili, etraftan fark edilebilecek bir hâli sebebiyle de olabilir; Tebbet Sûresi gibi müşrikleri hicveden yeni âyetlerin gelmemesi dolayısıyla da olabilir): “Şeytânını görmüyorum; herhalde seni terketmiş, darılmış olmalı” dedi... Bunun üzerine Allâh, Duha Sûresi(nin ilk âyetleri)’ni inzâl etti!..<br />
<br />
Bu husutaki en meşhûr ve makûl rivayetleri dikkate aldığımızda, yalnızca Ebû Leheb’in karısıyla sınırlı olmaksızın (ki, sûre’nin yeri ile ilgili bu ümmü cemîl rivayeti önemlidir), Mekke müşriklerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı hafife alıp alay etmelerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı etkilemesi ve bu hissiyatla Hz. Rasûlullâh’ın ilâhî himâye talep eder bir hâlde olması, bu sûre’nin nüzûlü için önemli bir faktördür, denilebilir!<br />
<br />
<br />
<br />
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym<br />
<br />
1-) VedDuha;<br />
<br />
Kasem ederim duhaya (Güneş’in dünyayı aydınlatmaya başladığı saatlere),<br />
<br />
2-) VelLeyli izâ seca;<br />
<br />
Sükûnet vaktinde geceye ki,<br />
<br />
3-) Mâ vedde’ake Rabbüke ve mâ kalâ;<br />
<br />
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı!<br />
<br />
4-) Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ûla;<br />
<br />
Elbette sonsuz gelecek yaşam senin için şimdikinden hayırlıdır.<br />
<br />
5-) Ve lesevfe yu’tıyke Rabbüke feterda;<br />
<br />
Elbette Rabbin sana verecek de razı olacaksın!<br />
<br />
6-) Elem yecidke yetiymen fe âva;<br />
<br />
Seni bir yetim (babasız ve anasız) bularak barındırmadı mı?<br />
<br />
7-) Ve vecedeke dâ(aaa)llen feheda;<br />
<br />
Seni dall (Zâtî hakikatini bilmeyen) bulup da hakikate erdirmedi mi?<br />
<br />
8-) Ve vecedeke ‘âilen fe eğna;<br />
<br />
Seni hiçbir şeyin yok iken (fakr - “yok”lukta) bulup da zenginliğe (“gına”ya) kavuşturmadık mı (El Ğaniyy kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ğaniyy olanın kulluğunu yaşatmadık mı)?<br />
<br />
9-) Feemmel yetiyme fela takher;<br />
<br />
O hâlde, yetime hor bakma!<br />
<br />
10-) Ve emmessâile felâ tenher;<br />
<br />
İsteyeni, soru soranı sakın azarlama!<br />
<br />
11-) Ve emma Bi nı’meti Rabbike fe haddis;<br />
<br />
Rabbinin nimetini, dillendir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Ahmed Hulusi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KURAN'DAKi ÖNEMLi KELiMLER KAVRAMLAR VE MANALARI KURAN TERiMLERi BiLGiSi]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19875</link>
			<pubDate>Tue, 21 Feb 2023 13:34:41 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19875</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURAN'DAKi ÖNEMLi KELiMLER KAVRAMLAR VE MANALARI KURAN TERiMLERi BiLGiSi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur'an Kavramları </span></span></span><br />
<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ABD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">''Abd'' </span></span>kelimesinin tam karşılığı kölelik ve kulluktur. Bir güce, otoriteye, mala-mülke, gösterişe veya herhangi bir kişiye kul-köle olmaktır. İradî bağlılığa kulluk, gayr-i iradî bağlılığa kölelik denir. İstılahî anlamda böyle temel bir farklılık vardır. İbadet, kulluğun gösterilmesi manasında bu kelimeden türetilmiştir. Yine ibadethaneye mabet, ibadete layık tek otoriteye de mabut denmiştir. Ayeti Maûn sûresi ile birlikte düşündüğümüzde, '' Ben sizin kulluk ettiğiniz nesnelere/putlara, nefsinize, paraya, gösterişe, makama, mala mülke, kul köle olmam.'' manası ortaya çıkar. (Kâfirûn:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ACEM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Acem</span></span> kelimesi “dili iyi konuşmamak, anlatımda eksikliğin, pürüzün olması, açık seçik olmayan,derdini anlatmada acemi” demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Acem,</span></span>195. âyetteki “arabiyyen”in tam zıddıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Arabiyyen </span></span>apaçık, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">acem</span></span>(ce) ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açıklayamayan/kapalı </span></span>demektir. Sözü güzel anlamayan ve konuştuğunu açıkça anlatamayan kimseye de Arap olsun veya olmasın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">acem</span></span> denirdi. Ancak bu kelime sonraları anlam daralmasına uğrayarak sadece Arap olmayan ve Arapça konuşamayan kimseleri belirtmek için kullanılır olmuştur. Özetle Arap, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">düzgün-fasih-açık seçik</span></span> demek iken acem,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">düzgün açıklayamayan, sözü karıştıran,ağdalı bir dil ve gereksiz süslemelerle dolambaçlı laflarla manayı boğan</span></span> demektir. (Şuarâ:199)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AHD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahd,</span></span> mastar olarak “bir şeyin yerine getirilmesini emretmek,tâlimat vermek, söz vermek” manalarına gelir. Karşılıklı sözleşmeye de ahitleşme denir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vefâ, </span></span>verilen söze <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sevgi ve muhabbetten dolayı bağlılık göstermek, riâyet etmek</span></span>tir. Sadakâtte böyle bir muhabbet şartı aranmaz.Verilen söz vereni mesuliyet altına aldığından dolayı bu söze riâyet göstermemek vefâsızlıktır, beklentileri boşa çıkaran bir güvensizliğe sebeptir.İman özü itibari ile güvenilen ve güven veren olduğundan ahde vefâ, sebât, riâyet  (verilen sözde durmak) İslâmî şiarlardan biri ve belki de en ehemmiyetli olanlarındandır. (İsrâ:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahd; </span></span>söz vermek, emir, talimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük,itimat veren söz, yemin, misak, bir şeyi korumak anlamlarına gelir. Bir şeyiher durumda koruyup gereğini yerine getirmek demek olan ahitte hem yemin, hemde kesin söz verme anlamı vardır. Yemin, ahdin dinî ve kutsî yönünü; söz vermede ahlâkî yönünü teşkil eder. Âyette geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ahidnâ fiili’</span></span> “vahyini, mesajlarını ulaştırmak” anlamında yapılan ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gönüllü sözleşme’</span></span> şeklinde anlaşılmalıdır. Zira Allah’ın elçiliği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zorla gerçekleşen bir görev değil, bir tekliftir.</span></span> Bu teklifin kabul edilmesi Allah’la yapılan ahittir. Bu ahdin temeli Allah’ın emir ve yasaklarına öncelikle resûlün uymasıdır. Hz. Âdem’in <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘yasak ağaca’</span></span> Allah’ın “Yaklaşmayın!” demesine rağmen yaklaşması bu ahdin tek taraflı bozulması manasındadır. (Tâhâ:115)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÂHİRET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âhiret, </span></span>Kurân-ı Kerim’de en çok geçen terimlerden biridir.Kelime anlamıyla, sonra, sonradan gelen, daha sonra olacak olan demektir. Kurân bu kelimeyi, karşıtı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ûla</span></span> (önceki,önce olan) kelimesi ile birlikte de sık kullanır. Bu âyette âhiret ve dünya kullanılsa idi, bunu ölüm sonu ve ölüm öncesi ceza olarak anlardık. Ancak burada ömrünün son kısımları ve ondan önceki sürece âtıfla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’âhireti velûla/er veya geç, önünde sonunda’’ </span></span>gibi deyimsel bir anlamla dünyadaki bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">durduruluş hâlinin </span></span>söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. İnsanlara zorbalık yapıp onları birer mal gibi gören tüm müstekbirler doğru bir direnişle ibretlik bir akıbete çarptırılmalıdır. Bu tür diktatör ve Firavunlara karşı yapılan mücadelede aceleci olunmamalı, onların âciz ve zayıf anları gözlenerek fırsat kollanmalıdır. Hz. Mûsa ve Hz. Harun Firavun’a karşı 4-5 yıllık bir stratejik beklemenin arkasından harekete geçmişlerdir.(Nâziât:25)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AKL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Akl</span></span>; bağ, düğüm kelimelerinden gelmektedir. Bu manada akletmek, toplanan verileri birbirine bağlayıp sağlıklı hükümler çıkarmaktır. Bu kelime, Kurân’da 49 kez ve geçtiği her yerde fiil hâlinde geçer. Aklı devamlı olarak fiil/eylem halinde kullanan Kurân, akletmenin, yani aklı doğru kullanmanın önemine dikkat çekmektedirler. Sonuç olarak insanın zekâsını doğru yönde kullanmak için parçaları bir araya getirmesine Kurân akletmek der. (Şuarâ:28)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALAK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Alak,</span></span> alâka’nın çoğuludur. Alâka, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yapışıp ilişmek</span></span> de­mektir. Bir yere yapışıp/alâka kurup beslendiğinden sülüğe de alak değil "alâka" denir. Aynı şekilde rahimdeki embriyoya da,anneye göbek kordonu ile bağlı olmasından dolayı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“alâka”</span></span> denmiştir. Askı ve askıda durmak miglak kelimesi ile anlatılır. Kurân’da sadece burada kelime <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“alak”</span></span>olarak geçer. Geçtiği diğer 4 yerde hep alâka şeklinde yuvarlak “te” ile gelmiştir ki bağlam anne karnında asılı duran embriyo demektir. Âyetteki "alak" ile diğer âyetlerde geçen<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> “alâka” </span></span>kelimesinin aynı anlamda olduğunu düşünemeyiz, çünkü kelime burada çoğul-müzekker diğerlerinde ise tekil-müennes gelmiştir ve bağlamlar farklıdır. Okumak ve eğitimle insanın embriyodan yaratılmasının doğrudan bir bağlantısı yoktur. O zaman ‘’alak’’ bu bağlamda neyi ifade eder? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Aluk,</span></span> yavrusunu sevip ona bağlanan deveye denir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Alak",</span></span>manevî olarak, ilgi, muhabbet ve sevgi mânasında bağlı; ancak bu bağ ve ünsiyetle beslenerek insan olabilen gibi bir manaya ulaşılabilir. Rahimdeki embriyonun/bebeğin ölmemesi ve beslenmek için nasıl ki göbek kordonuna ihtiyacı varsa, insanlığın da büyümesi için öğrenmeye, bilgilenmeye, vahye ihtiyacı vardır. Allah, beşeri topraktan insanı da sevgi ve alâkadan yaratmış, vahiyle rızıklandırmıştır. Bir bakıma beşer toprakla, insan ilgi ve sevgiyle yaşar. (Alak:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ARŞ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Arş,</span></span> nüzul sürecinde ilk kez Tekvir sûresinde geçer. Lâfzen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“taht, tavan ve yüksek mekân”,</span></span> mecazen de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“şan, şeref, onur, itibar ve hükümranlık”</span></span> gibi anlamlara gelir. Arş kelimesi Kurân’da, “Allah’ın bütün varlık üzerindeki mutlak hüküm ve iktidarını” ifade eder ve genellikle O’nun âlemleri yaratmasına ilişkin bir açıklamayla bağlantılı olarak geçer.(Bkz Tâhâ 5) Allah’ın arşa istivası, onun mülkünde tek söz hakkına sahip olması demektir. “Sellü arş“, ‘’Mülkü yıkıldı, dağıldı.’’ demektir. Mülkü kıvamında, işleri yolunda ve mülkünün işleyişi muntazam ve sağlıklı olduğunda“istave ale’l-arşi ” veya “istekare ala şeri­ri mülkih” denilir. Ona her şeyden verilmiş dendikten sonra büyük bir koltuğu, oturağı veya tahtı var demek bağlamla alâkasız ve gereksiz bir bilgi gibi durmaktadır. Ona her şeyden verilmiştir.Neden? Çünkü ‘’Onun güçlü, kararlı ve azametli bir iktidarı, hükümranlık ve yönetimi var.’’ şeklinde anlamak bağlama daha uygundur. (Neml:23,  Tâhâ:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÂYET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âyet,</span></span> “alâmet, delil, ders” anlamlarına gelir. Her ne kadar meallerin birçoğunda âyet kelimesi mucize olarak tercüme edilse de Kur’an’da mucize kelimesi hiç geçmemektedir. Arapça bir kelime olan mucize, acz kökünden türemiş, if’al babından ismifâil, müfred, müennes bir kelime olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“insan aklını ve kudretini âciz bırakan şey”</span></span> demektir. Bu kavram Batı dillerine Lâtince “miraculum” kelimesinden, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“harika şey, şaşılacak şey”</span></span> anlamıyla “miracle” olarak geçmiştir. Mucize kelimesi, ehli kitabın olağanüstü, abartılı mitolojik dinî anlatımlarının etkisiyle Hicri 2. asır itibariyle İslam literatürüne girmiştir. Emevi halife adaylarını eğitmek için Hicri ilk asırda yazılan siyer kitaplarında mucize kelimesine rastlamamaktayız. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âyetelkübra</span></span> kullanımı; işâret, delil veya alâmetin büyüğü, herkes tarafından kolaylıkla müşahede edilen olabildiği gibi özel uzmanlık ve araştırma isteyen kevnî âyetlerin varlığını da hatırlatmaktadır.(Tâhâ:23)<br />
Âyetimizdeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ruh</span></span> Hz. Meryem’in babasız bir çocuk doğuracağı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bilgisi/kelimesi</span></span>dir. Bu bilgiyi taşıyan elçiye de Kur’an ruh demektedir. "Ey Meryem! Muhakkak ki Allah kendinden bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kelime</span></span> ile seni müjdeliyor.” (Âli İmran:45)Âyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">katımızdan bir</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kelime</span></span>, gaybî bilgi olan çocuğunun olacağı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilahi bilgisi</span></span>dir. Bu bilgi,hayatını bambaşka bir yöne çevirerek ona ruh katacaktır. (Meryem:17)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AZÂB</span></span><br />
Âyette geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">azab</span></span>ın kök manası <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">mahrûmiyet</span></span>tir. Dilimizde kullandığımız azap, Arapçada elîm ile karşılanır. Âyette önce mahrûmiyetin kötülüğü ifade edilerek bunun dünyada olduğu, sonraki cümlede ise bu mahrûmiyetin âhirette hüsran ile sonuçlanacağı belirtilmiştir. Mahrûmiyet her zaman kötü değildir. Mesela oruç tutarken sudan ve yemekten mahrûmiyet ruhaşifa olabilmektedir. Âyetteki kötü mahrûmiyet, zekât ve paylaşma ile insanı insan yapan değerlerden mahrûmiyettir. İnsanlığını kaybeden aslında her şeyini kaybetmiş, dünya ve âhiret saadetinden mahrûm kalıp ziyana uğramış, iflas etmiştir. “Hüsr” ile anlatılmak istenen tam da budur. (Neml:5)<br />
Aynı kökten, ‘hükkâm, muhkem,tahkim, ihkâm, mahkeme, hâkimiyet, hükümet’ gibi kavramlar da türemiştir. Hepsi farklı anlamlara gelse bile, hepsinde de işi sağlam yapma, zarara engel olma,hikmetle, fayda ve maksada uygun şekilde yapma, tutarlı olma, yerinde iş yapma,yetki altına alma, hükmünü yürütme anlamları ortaktır. (Tin:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AZÎZ-ALÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Azîz;</span></span> izzet ve şeref sahibi,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Alîm</span></span> ise her şeyi tüm künhüne varıncaya kadar bilen demektir. Hükmü, hesabı Azîz ve Alîm olan Allah’a bırakmak ilmin izzetindendir. Ayrıca hükmü Allah’a bırakmak bizleri koruyacaktır. (Neml:78)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BÂTIL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bâtıl</span></span>, “be-ta-le” fiil kökünden gelir. Lügatta bu fiil; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">boşa gitmek, gerçek olmayan, neticesiz,yalan, sahte, </span></span>anlamlarına gelmektedir. Kurân iktidarların geçiciliği ile alâkalı sûreyi Rumların mağlubiyet ve galibiyetiyle başlatmış, tabiattaki oluşve bozuluşa dikkat çekerek verilen imkânların emanet olduğu şuurunu tesis için son saat ve hesap gününe konuyu getirmiştir. Oluş ve bozuluş yasalarına dikkat çekerek yeniden dirilmeyi bir âyet olarak ifade etmiştir. Allah’ın fıtrata yerleştirdiği insanî değerleri örtenlerin ölmeyecekmiş gibi yaşadıkları, buna karşılık hesabını verme korkusu ile sorumluluk bilinci kuşanan muttakîlerin yaptıklarını bâtıl, boş görme yanılgılarını göstermiştir. Bu tutumun en büyük zararı yine yapana olacaktır. (Rûm:58)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BE’S</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Be’s</span></span>; güç, kuvvet, hızlı savaş, sıkıntı, azab ve harb ehli gibi mânalara gelir. Merhamet ile başlayan, barışa, selâma ve teslimiyete çağıran Hz. Süleyman’ın mektubu ile baskı, zorbalık ve güce tapan melleler arasında kalan Belkıs, savaşın getirisi kadar kaybettirdiklerini bir sonraki âyette hatırlatarak kararının da gerekçesini şöyle ifade eder: (Neml:33)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEŞER</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beşer</span></span>, “beşere’nin” çoğulu­dur. Derinin, özellikle insan deri­sinin dış yüzleri mânasına da ge­lir. İnsana “beşer” denmesinin sebebi bakıldığında derisinin gözükmesidir. Hayvanlarda ise derileri ya yün ya da tüylerle örtülüdür. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beşer ile </span></span>insanın maddî, fizikî ve bedenî ihtiyaçları kastedilir. Âyette insan değil de beşer kullanımı önemli bir detaydır. Zira beşerin insan olması için sadece beden yeterli değildir. Beşerî alt yapı, ilahî bilgi olan ve hayata anlam ve amaç katan ruhla desteklenmelidir. Bizlere düşen beşer doğup insan olarak hayatımızı tamamlamaktır. (Rûm:20)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEYYİNE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beyyine,</span></span> açık ve kesin delil demektir. İktidarın emanet olduğunu unutmak hem o imkânlardan istifade edeceklere bir haksızlık hem o imkânlarla kendini kaybedenlerin kendilerine yaptığı zulümdür. Kurân tarihin bir âyet gibi okunmasını sürekli emreder. Tarih okumalarının en önemli getirisi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">‘kendimizi ve içinde yaşadığımız şimdiki zamanı mutlaklaştırma’ </span></span></span>hastalığından bizi kurtarmasıdır. Birçok insan, medeniyet ve iktidarın gelip geçtiği bu fani dünyada şimdi ve buradayı yaşayan insan, hafızasını yitirmiş şekilde sadece anı yaşama derdine düşmemelidir. Kendini merkeze koyan bu bakışın tek sebebi âciz ve sonlu olduğu hakîkatinin/âyetinin üstünü örtecek kadar kibirli olmaktır. (Rûm:9)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BİRR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Birr </span></span>kelimesi her türlü hayır ve iyilik işlerinde genişlik, ihsân,itaat, doğruluk, bol bol iyilik demektir. Kelime, bu geniş anlam alanıyla her türlü iyiliği, ihsânı ve hayırlı davranışı kapsamaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Birr</span></span> kelimesinin aslı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">berr</span></span> kelimesidir. Lügat anlamı“kara parçası, kıt’a” demek olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">berr</span></span> kelimesi,“deniz” anlamına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bahr </span></span>kelimesinin karşıt anlamlısıdır. Yani <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bahr </span></span>suyun dolduğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">boşluk,</span></span> berr boşluğu dolduran <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kara parçası</span></span> manasındadır. Bu iki kavram bir arada fi’l-berri ve’l- bahri, karada ve denizde şeklinde bir deyim olarak da kullanılır. Daha çok karasal bir kültüre sahip Arap coğrafyasında kara, denize göre yaşam alanı olarak görüldüğünden denizlere açılma çok geç dönemlere denk gelmektedir. Aynı kökten türemiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">teberru,</span></span> fiil olarak“iyi olmak, iyilik yapmak” anlamına gelir. Türkçede de herhangi bir sosyal yardım amacıyla yapılan yardım ve iyilikler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">teberru</span></span> kelimesiyle ifade edilir.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> Birr</span></span> kelimesi isim olarak kullanıldığı gibi, ismifâil olarak da kullanılır ve bu takdirde “çok iyilik yapan” anlamına gelir. Kurân böyle kimseleri burada olduğu gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">berr </span></span>kelimesinin çoğulu olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ebrâr </span></span>kelimesi ile tanımlamıştır. (Bkz.  Abese:16, İnsan:5) İyilik özü itibariyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">el-Berr</span></span> olan Allah’ın yarattığı insana fıtraten kodladığı bir yetidir. Başkasına iyilik eden iç dengesini daha hızlı kurduğundan en başta kendine iyilik etmiş olur. İç ve dış dengenin yakalanması paha biçilemeyen bir nimettir. O yüzden ebrâr olanlar nimet içinde yüzmektedir. Ebrâr olan yediği yemekten, içtiği sudan, hatta aldığı nefesten bile lezzet alır. (İnfitâr:13)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CAHÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cahîm,</span></span> çok kızışmış ateş kelimesinden gelir. Hz. İbrahim’i öldürmek için hazırlanan ateşe de Kur’an Saffat: 97’de cahîm demektedir. Bağlamda bu ateşin görülmesi 5. âyetteki kesin bilgi şartına bağlanmıştır. Ancak öldükten sonra yaklaştırılan cehennemin görülmesi için ilim şartı yoktur. Dolayısıyla, mahşerde herkes tarafından zorunlu olarak görülecek olan cehennem ile âyette sözü edilen cahîm aynı şey değildir. Kur’an cehennem değil de cahîm, hutame veya sekar isimlerini kullanıyorsa orada mutlaka dünyevî bir karşılık aranmalıdır. Cahîm; çoğaltma yarışı, tüketim çılgınlığı, konfor, israf, kaynak arayışına ülkeleri yönlendirmekte bu da nükleer ve diğer silahlar ile savaşı çoğaltma ile dünyayı cehenneme çevirmektedir. Çoğaltma tutkusu dünyayı olduğu kadar insanın kendi iç dünyasını da cehenneme çevirir. Bunu ilmelyakîn bilmek bizi tedbire yönlendirecektir. Bu olmazsa zaten ilerde dünya kaynakları kuruduğunda aynelyakîn olarak da bu hakîkat müşahade edilecektir. (Tekâsür:6)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CEBBÂR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cebbâr,</span></span> cebirden mübalağalı ismifâildir. Yani çok cebredici, istediğini yapmaya mecbur bırakan,boyun büktüren demektir. Cebbar, başkaları üzerine musallat olan zorba mânasında da kullanılmıştır. Başkasını zorla kontrol altına alana da cebbar denir. Bu kendi yaşıtına, akranına üstünlük tasladığındandır. Eğer bir hurma ağacı yaşıtlarından büyük olursa “nahletuncebberah” denir. (Şuarâ:130)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CEHÂLET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cehâlet,</span></span> Türkçede bilgisizlik anlamına gelir. Kur’an’da türevleriyle birlikte 24 kez geçer.Kur’an bu fiili ve bunun türevleri olan ‘câhil’, ‘câhiliyye’, ‘cehâlet’,‘cehûl’ kelimelerini kullanmaktadır. ‘Cehûl’ çok câhil, ‘cehâlet’ ise bilmemehâlini, cehl içinde olma durumunu ifade eder. Türkçede ‘câhillik’; cehâlet,bilgisizlik, bilmeme, ilimden ve olgun davranıştan uzak, biraz da genç ve tecrübesiz kimse anlamında kullanılmaktadır. Âyetteki cehâlet <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">had ve hudut bilmeme</span></span> hâlidir. Beşeri insan yapan bilmek değil, bilgiyi vakarla yaşamaktır. Kendini bilmezlerin sataşmalarına selam denmesi istenir; zira Rahmân’ın kulları savaş için değil merhamet için zamanlarını kullanmalıdır. Daha öncelikli, daha onurlu ve daha üstün değerlerle ilgilenen bu şahsiyetler, vaktini ve emeğini uygun olmayan bir işte harcamamalıdırlar. Selam; barış, huzur, esenlik, saadet, af, mağfiret mânalarını kapsar. Bu âyetteki, “selâm” tazim, saygı ve tanışma selamı değil, vakarı korumak için vedalaşma ve uzaklaşma selamıdır. Cahillerin laf atmasına,seslenmelerine verilen barış ve esenlik telkini aslında kişinin duyguları ile değil, selim akıl ile hareket ettiğini göstermektedir. Bu tavır kötülüğü iyilik ile savmaktır. “İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.” (Kassas:54) “O müttakîler ki bollukta ve darlıkta infak ederler ve kızdıklarında öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını afvedicidirler, Allah da muhsinleri sever.” Âli İmran:134. Rahmân olan Allah’ın has kullarının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilk özelliği</span></span> bilgili olmalarına rağmen bilmenin kibrine kapılmayıp tevazulu olmaları, cehâletin karşısında vakarlarını bozmamalarıdır. (Furkân:63)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CİNN</span></span><br />
Cin, ''c-n-n'' kökünden  türemiştir. Aynı kökten gelen cennet, toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer demektir. Cinnet; aklın, fikrin saklanması, delirmek demektir. Cenin, ana karnında saklandığı için bu adı almıştır. Cünnet; kalkan demektir ki kişiyi oktan, mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir. Canan; duyu organlarından saklandığı için kalp anlamında kullanılmıştır. Görüldüğü gibi ''Cinn'' kelimesinin bütün eski ve yeni sözlüklerde ortak manası görünmeyen, bilinmeyendir. Her insan, şeytani duygu ve düşünceler oluşturabilecek potansiyeldedir.  Sûre bunlara karşı tedbir alınması ve şerrinden Allah’a sığınılması gerektiğini hatırlatır. Bu sığınmayı da, İlahi terbiye/Rab ve yönlendirme/Melik esmaları ile ifade etmiştir.  Bu yapılmazsa görünen görünmeyen düşmanlar insanın birtakım nesnelere, kişilere, duygulara, hazlara köle olmasına ve onları ilahlaştırmasına yol açacaktır. (Bkz. Furkan: 43) (Nas:6)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cinn,</span></span>  çoğul olarak kabul edilmiş tekilinin de “cinnî” kelimesi olduğu söylenmiştir. Bu kelime ce-ne-ne kökünden türemiş olup asıl anlamı, bir şeyin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">duyulardan uzak, saklı </span></span>olmasıdır. Örtülü olan her şey cin’dir. Cennehü’l-leylü ‘Gece onu örttü.’, ecennehü ’Onu örttürdü.’, cenne’aleyhi ‘Üzerine örttü.’şekillerinde kullanılır. Cenin, cânan, cünne vs. hepsi c-n-n kökündendir vetemel anlamı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gizli, örtülü, saklı </span></span>demektir. (Neml:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DABBE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dabbe,</span></span> hafif yürüme, debelenme demektir. Hayvanlar ve haşereler için kullanılır. Bunun yanı sıra içkinin bedene yayılması ve bir çürüklüğün sirayeti gibi, hareketi gözle fark edilemeyecek kadar yavaş ilerleyen şeyler için de kullanılır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dabbe</span></span>nin, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilerleme ve hareket vurgusunu</span></span>, Kurân’da şöyle okumaktayız: “Allah, bütün dabbeleri (hareket eden canlıları) sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Doğrusu Allah'ın gücü her şeye yeter.” (Nur:45)Görüldüğü gibi âyet <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">canlıları,</span></span> hayat formu olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“hay” </span>kelimesiyle değil</span></span> de (hayvan da buradan gelir) hareketliliklerini anlatmak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dabbe (debelenen) kelimesi ile</span></span> bu yüzden ifade etmiştir. Buradan ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dabbe’</span></span>nin,‘hay’ gibi bir hayatı değil <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hareketliliği öncelemek</span></span> için kullanıldığı anlaşılmaktadır.<br />
Onların üzerine sözün vuku bulması Allah’ın vaad ettiği son saattir. Son saatte dünyayı arka arkaya küresel olarak sarsacak çok şiddetli depremlerden Zilzâl sûresinde şöyle bahsedilir: “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Arz, o şiddetli sarsıntısı ile sarsıldığında. Ve arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığında. Ve İnsan der ki: “Ne oluyor buna? O gün arz onlara Rabbinin vahyetmesi ile haberlerini anlatacak.”</span></span> (Zilzâl:1-6) Neml 82 ile Zilzâl sûresindeki konu aynıdır. İkisinde de arzdan çıkan ve sarsıntılara sebep olan volkanik aktivitenin, insanlara yalanladıkları son saati, hareket ve hâli ile haber vermesi/ihbar etmesi anlatılmaktadır. Türkçedeki Deprem “depremek” fiilinden türetilmiştir. Kökü“vurmak”, “ayağıyla vurmak” anlamındaki “tep” fiilinden gelir. Aynı kökten“tepmek”, “tepik”, “tepki”, “tepinme” gibi kelimeler üretilmiştir. “Hareket etme”, “kımıldama’’yı anlatan “tepremek” Türkiye Türkçesinde “depre-mek”olmuştur. Yer kabuğunun alttan vurma ile debelenme gibi üstekileri sarsmasına deprem denmiştir. Arapçada depreme Zilzâl denmesinin sebebi, zelle’nin, mutât hareketler için kullanılmasıdır. Bundan dolayı zelzele, kendisinde tekrar mânası mevcut olduğu için, depremin yatay ve sürekli hareketini ifade eder. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dabbe ise yer kabuğunun dikey yükselişidir,debelenmesini ifade etmektedir.</span></span> (Neml:82)<br />
Paylaşmak fıtrî bir âyettir ve insanı hayvandan ayıran üst bir meziyettir. Âyetlerden yüz çevirmenin altında yatan asıl sebep beşerî yanın bencillikle insanî yana galip gelmesidir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DARB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Darb</span></span>, bir şeyi başka bir şeye sertçe vurmaya denir. Darbu-derehim, çekicin vurduğu nokta-i nazarından para basımına denmiş,Türkçemize darphane olarak geçmiştir. Darb aynı zamanda “çeşit”manasınadır. Nitekim Arapçada, “Bu şeyler aynı darptandır, yani, bunları aynı çeşit say denilir. (Râzî) Bu nedenle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘darbımesel’</span></span>kullanımına her tür çeşitli örnek, farklı farklı ayırt edici misal manası verilmiştir. Ayrıca darbımesel, vaktiyle bir olay ve tecrübe münasebetiyle söylenmiş olup atasözü di­ye dilden dile dolaşan veciz söz­lere de denir. (Rûm:58)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DİN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Din,</span></span> “deyn” kökünden gelir ve manası borçluluk bilincidir. Din günü, insanın Allah’a, insanlara ve diğer mahlûklara olan sorumluluklarını ve borçlarının sorgulanacağı hesap günüdür. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nüzul</span></span> kelimesi bu âyette “misafire takdim edilen yemek” anlamındadır. Misafir misafirliğini bilmezse hak ettiğini bulmasından şikâyet etmemelidir. Cehennemliklerin yediklerinin ziyâfet olarak nitelenmesi ince bir göndermedir. Dünyada emeksiz elde edilen menfaatin, insana lezzetli ve çekici gelmesine bir göndermedir.Aslında yetim malı yiyenler, halkın sırtından kendine ziyâfet çekenler, zehir zıkkım yediklerinin farkında olmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dua;</span></span> davranış ve söz ile istemektir. Onlar istekleri duymazlar, duymazlıktan gelirler. Çünkü insanları hep isteyen konumunda tutmak isterler ki haddi zatında sistem insanların muhtaçlığı üzerinden dönmektedir. İstenen güçlü, isteyen âcizdir. Âyet alt tabaka insan profilinden bahsetmektedir. Âyette geçen “İnkâr edecekler.” cümlesinden anlaşılan o ki istenen kişiler cansız putlar değil, o sistemin egemenleridir. Ayrıca bu sistemin içinde tüm algı yolları öyle kapanmış ki hiç kimse bu durumun tam olarak farkında değildir. İşte bu sebeple kimse bu aldanma ortamını Allah gibi haber veremez, fark ettiremez.(Fâtır:14)<br />
Düşman; görünmeyen, gizli, sinsi duygu ve düşünceler olduğu gibi bunlara mağlup olmuş çevrenizdeki şeytansı insanlar da olabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EBÂBİL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ebâbil; </span></span>bölük bölük, alay alay, gurup gurup, peş peşe, birbiri ardınca, katar katar, fırtına gibi, cemaat, topluluk demektir. Araplar“Develerin grup grup gelmesine” “Câet ibilike ebâbile” derlerdi. Ebabil hakkında bazı âlimlerin görüşleri şöyledir: Abdullah b. Mesud’a göre “bölük bölük”tür. Abdullah b. Abbas ve Dahhak’a göre “birbirini takip edenlerdir.”Mücahid’e göre “bir araya toplanmış, birbirini takip eden, bölük bölük”tür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ECDÂS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecdâs,</span></span> kabir mânasına gelen cedes kelimesinin çoğuludur. Kabir de Arapça bir kelimedir çoğulu kubûr şeklinde gelir. Bu şekilde Âdiyât sûresinde geçmiştir. Kubûr için kabirler mânası verdiğimizden ''ecdas' için de kabirler mânası vermek kanaatimizce doğru olmayacaktır. Zirâ Kur’an’da eş anlamlı kelime kullanılmamaktadır. Eğer kelimeler farklı seçilmişse bu mutlaka bir hikmete mebnidir. Burada bulundukları yerlerden, mevzilerinden Rabbe doğru bir yönelme söz konusudur. (Yâsin:51)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ECEL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecel</span></span>; bir vakit, bir za­man dilimi, süre veya bir vaktin sonu demektir. Misalen “Şu borç bir sene süreyle sınırlandırılmış­tır.” denildiğinde bir sene, bir ecel­dir. “Ecel geldi.”denildiği zaman da senenin sonunun geldi­ği anlaşılır. “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecelin müsemma</span></span>”da takdir edilmiş, belirlenmiş ecel demektir. Bu zaman dilimi körü körüne,kaderci bakışla değil, Allah’ın; bireyin ve toplumun hayatını devam ettirebilmesi için elzem olan sünneti/yasaları kanunları ile açıklanmalıdır. Ecel, insan için kullanıldığı gibi, bir ümmet, bir topluluk için de kullanılabilir. Bir insanın eceli olduğu gibi bir toplumun da eceli vardır. Sürelerini dolduran ümmet ve uluslar, tarih sahnesinden silinir ve egemenliklerini kaybeder, başka ulus ve yönetimlerin egemenliği altına girerler. (Bu konuyla ilgili bkz. A’râf:34, Yunus:49, Hicr:5, Mü’minûn:43) (Tâhâ:129)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ECELİN MÜSEMMA</span></span><br />
“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecelin müsemma</span></span>” da takdir edilmiş, belirlenmiş ecel demektir. Kâinat sonsuz değildir. Onun da bir gün eceli gelecektir. Gökler ve yerin bir amaç için yaratıldığının şuuruna varmak kişinin kendisi ile alâkalı bir varoluşsal tefekkürle meyvesini verir. “İleride biz onlara hem âfakta hem kendilerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki nihayet onun hakk olduğu onara tebeyyün edecek.” (Fussiler:53) ‘Yaratılan her şeyin bir amacı ve yaşam süresi varsa insana tanınan süre içinde onun varlık amacı ne olmalı?’ sorusuna âyet son cümlesi ile cevap vermektedir. Yani bu amaç, var edeninin huzuruna dönme bilinci olmalıdır. Zâhiri güç ve iktidarların mutlaklık iddialarının nasıl değiştiğini sûrenin ilk âyetleri örneklendirdikten sonra şimdi genel kaide verilmektedir. (Rûm:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ELEM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elem,</span></span> aşırı acı demektir. Türkçemize geçen bir kelimedir. Azabun elim, çok acı veren azab demektir. Azab,elem kelimesinden daha özel bir anlam taşır. Çünkü azab, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“sürekli elem”</span></span>demektir. Bundan dolayı her azab bir elemdir. Her elem bir azab değildir. Râzî’nin de dediği gibi, bu ifâde biçimi, elem verici azabın sözü edilenlerden çok daha şiddetli ve sürekli olduğuna işarettir. (İnsan:31)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ESFELESÂFÎLÎN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Esfelesâfîlîn</span></span> tamlaması ise en güzel bir şekilde, yani bedende yaratılan, nimet ve imkânlar verilen insanın bu bedeni er ya da geç terk edip öleceği ve verilen bedenin geldiği yere iade olunacağı hatırlatılmaktadır. Sanıldığı gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">esfelesâfîlîn</span></span>; aşağılık, bayağı, rezil ve sefih manasında olumsuz bir kullanım değil; en altta, zeminde olan arz/yer ve toprak manasındadır. Kur’an insanın inşasının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">arz</span></span>dan olduğunu ve bunun amacının ölüm gelmeden önce tevhide bağlı kulluk olduğunu Hz. Sâlih’in dilinden şöyle ifade eder: “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Sizi arzdan/yerden yaratan ve orada, size imar ettiren O’dur.” Hud:61.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ESSÂAT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Es-sâ’at</span></span> kelimesi, Allah tarafından bilinen ve kararlaştırılmış olan zaman anlamına gelir. Kurân’da, Allah’ın bu dünya için belirlediği sürenin sonunda kozmik düzenin değişim ânına “es-sâ’at”denmektedir. Bu ifadeler kozmik değişimin bitişi ile başlayan ilâhî yargılama arasındaki sürecin atlandığını gösterir. Mücrim/suçlu kullanımı önemlidir.Suçluların suçları bir sonraki âyete şöyle ifade edilir: (Rûm:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ES-SAMED</span></span><br />
Es-Samed, her şeyin dayandığı ilk sebep ve son gaye, her şey zatına dayanan, zatı hiçbir şeye dayanmayan, hiç ihtiyacı olmayıp tüm ihtiyaçları gideren manalarına gelmektedir. Es-Samed ismi, taşıdığı çift boyutlu mana ile hem zata, hem fiile bakar. Birinci mana hiçbir şeye muhtaç olmayan, hiçbir şeye dayanmayan, parçalanmayan bütün iken diğer manası ise her şeyin kendisine dayandığı, herkesin kendisine muhtaç olduğudur. Sumde, toprakta yerleşmiş çok büyük ve sert kaya demektir. Bu kaya, hiçbir şeye dayanmadan durduğundan Samed’e hiçbir şeye ihtiyacı olmayan denmiştir. Ayrıca bir ve bütün oluşundan parçalanmaz, dağılmaz manalarını da veren olmuştur. Bağlam ile düşündüğümüzde Allah bir eşe ve evlada ihtiyaç duymayan tekliğin hakkını verendir. Ehad, nekira olarak gelmiştir, azamet içerir. Allah’ın zatına mahsus olan bu tekliği, kulun tam olarak kavrayamayacağına delâlet eder. Samed’in marife olarak gelmesi tahsis ifade eder. Cümleye “yalnızca Allah Samed’dir” vurgusu katar. Es-Samed ismi, tanrının bir şeye girdiği (hulul) veya bazılarının tanrıyla birleştiği (ittihad) türünden her türlü akidevî sapmayı kökten ret eder. (İhlâs:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ETRÂB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Etrâb</span></span> kelimesinin lügat anlamı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“aynı zamanda doğmuş, birbirinden farkı olmayan”</span></span> demektir. (Lisanü’l-Arab) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hepsi bir ayarda, bir seviyede</span></span> demektir. Bazen cennet nimetlerini,(Nebe:33, Vakıa:37)bazen de buradaki gibi cennetlikleri niteler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir ortamı cennet yapan</span></span>; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gelir seviyesi, kültür, bilgi, kalite vs. gibi niteliklerde uçurumların olmamasıdır.</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dünyada da insanlar, genelde kendileri gibi kişilerle arkadaşlık yapmak ister. Zîra kişilik ve dünyaya bakış olarak birbirlerine yakınlık ve denklik aranır. Ortak payda artıkça paylaşım ve arkadaşlık artar. </span></span>(Sâd:54)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EVVÂB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Evvâb,</span></span> bir tür dönüştür. Evb ancak iradesi olan canlıların dönüşü için kullanılır. Rucû ise hepsini kapsar. Bu kelime de çokça dönen, çokça yönelen anlamına gelir. Günahlardan pişman olup çokça dönmeve istiğfar etmeyi; tefekkür ile Allah’a çokça dönmeyi, yönelmeyi ifade eder.(krş Sâd:44, İsrâ:25) Hafîz, çokça koruyan demektir. Allah’a verdiği kulluk sözünü koruyan, kendini günahtan muhafaza eden; hayr, iyilik ve paylaşma gibi değerlerini her durumda koruyan demektir. Her ikisi de mübalâğa kalıbında birer sıfat olan 'Evvâb ve Hafîz' kelimeleri birlikte “çokça yönelen ve çokça muhafaza eden” anlamına gelir. Bu kelimelerin ifade ettiği mânalar, aynı zamanda daha önce geçmiş olan “muttakî” kelimesinin de tefsiri mahiyetindedir. Zirâ muttakî kötülüklerden sakınarak iyiliğe yönelen ve bu hâlini koruyanlardır. (Kaf:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EZVÂC</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ezvâc</span></span> kelimesi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“zevc”</span></span>in çoğuludur. Halık ve mahluk arasındaki en önemli farklardan biri hâlıkın tek mahlûkun çift/eş olmasıdır. Deprem ve dağlar anlatımı aslında ezdat olan etki ve tepki prensibini anlatır. Dünya bu tarz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">eşve zıtlık</span></span>larla yaratılmıştır. İtme-çekme kuvvetlerinden, proton-antiprotonların, nötron-anti nötron, anyon-katyon gece-gündüz dengesine kadar dünya muazzam bir mizan ile yaratılmıştır.(Nebe:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FADL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fadl</span></span>; iyilik, fazîlet, erdem, lütuf demektir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">. Faddalnâ,</span></span> ‘Biz fazîletli, iyi kıldık.’ demektir. Bu erdemler bir üstünlük olduğu için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘faddalnâ’ </span></span>kelimesi birçok Kurân mealinde dolaylı manada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘üstünlük, üstün kıldık’</span></span> şeklinde meallendirilmiştir. Kurân meallerinde bu dolaylı manaya çok başvurulmuştur. Hucurât 13’teki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ekremekum”</span></span>, Âli İmran:139’daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“a'levne”,</span></span> burada ve Kurân’ın pek çok yerinde kullanılan “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">faddalnâ”</span></span> üç ayrı kelime olmasına rağmen ekseriyetle meallerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">'üstünlük'</span></span> anlamında tercüme edilmiştir. Oysa üstün/gâlip gelme anlamıyla -ki bu da kategorik/hiyerarşik/kastsal bir üstünlük değildir- sadece Âli İmran sûresindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">'a'levne' </span></span>kelimesini  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘üstün/gâlip gelme’ </span></span>olarak karşılamak doğru olacaktır. Zira <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">âli, âlâ</span></span> üstün demektir. Bu yüzden burada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fadl</span></span> kelimesinin doğrudan ilk manasının verilmesi tercih edilmiştir. (İsrâ:21)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FATR-FITRAT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fatr</span></span> kelimesi ise ilk olarak parmak uçlarıyla devenin memelerinden süt sağmak eylemi için kullanılmış, ancak zaman içinde bu anlam genişleyerek bir şeye müdahale etmek sûretiyle onun oluşumunu sağlamak anlamında yerleşmiştir. (Lisanül Arab)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fetara,</span></span> ilk önce parmak uçlarıyla devenin memelerinden süt sağma eylemi için kullanılmış, ancak zaman içinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘bir şeye müdahale etmek sûretiyle bir oluşum başlatmak’</span></span> manasında anlam genişlemiştir. Devenin azı dişi, damağı yarıp göründüğünde söylenilen“fetara nabe’l-bair” sözü bundan dolayıdır. Bu anlama göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fatır</span></span> kelimesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“içinde gizleneni ortaya çıkarmak içinyarıp açmak, meydana getirmek, kapalı olmaktan çıkıp görünür olmak’’ </span></span>anlamına gelir. Tohumun filiz verip içindeki potansiyeli açığa çıkarması gibi manalara da gelmektedir. Semâ denen uzayın tamamının da şu an bir noktadan (big bang) başlayarak süreç içinde yaratıldığı düşünülmektedir. “İzâs semâun fetarat” ifadesiyle uzayın yaratılıp ortaya çıktığı anının anlatıldığı anlaşılmaktadır. Benzer bir anlatım Fâtır sûresinin ilk âyetinde de göze çarpmaktadır. Aynı kökten gelen fıtrat, yaratılıştan insana nakşedilendir. Kurân insanın fıtrat üzerine yaratıldığını söyler(Rum:30). Buna göre Allah’ın, insanı üzerinde yarattığı fıtratın bir yönü,yaratıştan her insanın özüne yerleştirdiği hakîkate olan eğilimi ve onu bulma yönündeki potansiyel yazılımıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnfetarat </span></span>kelimesi ‘infial’ kalıbında mastar olup ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açılarak ortaya çıkmak’</span></span> demektir. Pasajda evrenin ilk yaratılışına âtıfla ilk oluşumlara değinilmeye devam edilecektir. (İnfitâr:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fıtrat,</span></span> fatr kelimesine ‘te’ harfinin ilavesiyle yapılan bir isim mastardır. Sözlükte, belli yeteneklere ve yatkınlığa özde sahip oluş, bunun müdahale ile gelişerek ortaya çıkması, karakter, mizaç, doğal eğilim, huy hâlinde kendini göstermesidir. (Rûm:30)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FELEK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Felek,</span></span> daire veya yuvarlak cisim anlamına gelir. Yün eğireceğinin yörüngesinin de, yuvarlak olduğu için, “felek”diye adlandırıldığı, yine yuvarlak bir yüzey olan ve çadırın direğinin çadırı delmemesi için direğin ucuna konan yuvarlak, odundan yapılmış düz nesneye de,“Çadırın feleği” denildiği söylenmektedir. (Razi) Felek, dairevi ve küresel herşeyi kapsar. (Taberî) Felek kelimesi gemilerin seyri sefer rotasına benzediği için gemi mânasına gelen fulk’ten türetildiği söylenmiştir.(Rağıb) (Yâsin:40)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FESÂT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fesât</span></span> kelimesi sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘bozulmak,çürümek ve orijinalliğini kaybetmek’</span></span> gibi anlamlar taşıyan f-s-d kökünün türemiştir. Fesâdın karşıtı salâh/düzelme, ifsâdın/bozmanın karşıtı da ıslâh/iyileştirmedir. Sâlih amel de buradan gelir. Kurân’da fesât kelimesi genel olarak Allah’ın belli bir ölçüye göre yaratıp öylece sürmesini dilediği fıtrî ve evrensel düzenin herhangi bir şekilde bozulmasını ifade eder.  Kurân, yeryüzünde hâkim kılmak istediği barış ve selâmete dayalı İslamî yaşama biçimine karşı çıkan girişimleri bozgunculuk sayar. Dünya barışını bozanlar, yeryüzünde ifsât çıkaranlardır. Karada ve denizde doğal dengenin bozulması da ifsâttır. Yani mevsimlerin bozulması, yağışların azalması veya çoğalması, bitkilerin verimsizleşmesi, suların kirlenmesi, suda yaşayan canlıların yok olması, atmosferin bozulması, ozon tabakasının zayıflaması ve delinmesi, buna bağlı olarak yüksek radyasyonun neden olduğu kanser ve benzeri hastalıkların çoğalması, tüm bunların sonucunda da yeryüzünde sıkıntılı bir hayatın meydana gelmesidir. Hazza dayalı tüketimi esas alan paylaşımdan yoksun yaşam tarzı faiz sistemini doğurmuş, faize dayalı kapitalist sistem ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sonsuz istekleri’</span></span> karşılayabilmek için dünyanın<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> ‘kısıtlı’</span></span> yer üstü ve yer altı kaynaklarını hızla tüketip tabiatı kirletmiştir. Bunun sonucu olarak temiz su kaynakları, solunacak temiz hava ve yenilecek doğal ve sağlıklı yiyecek temini her geçen gün biraz daha zorlaşmaktadır. Böylece ortaya çıkan biyolojik ve psikolojik komplikasyonların insan sağlığını ciddi olarak tehdit ettiği bilimsel çalışmalarla da teyit edilmiştir. İşte Kurân’ın zamanüstü oluşunun bir delili de bu tarz ufuk âyetlerdir. (Rûm:41)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FİTNE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fitne</span></span> kelimesinin aslı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fetn</span></span>’dir.“Fetn” sözlükte, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">altın ve gümüş gibi değerli madenlerin cevherini cürufundan ayırmak için onları ateşte eritmek</span></span> demektir.Bu nedenle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fitne,</span></span> imtihanın en ağırıve en zorudur. Kısaca “fitne” deneme ve imtihana tâbi tutmak, sınamak, maddî vemanevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme gibi anlamlara gelir. Eğer Mekke, terk edilmezse bir daha âyet alamayacakları da 59’da şöyle ifade edilmişti: “Bizim âyet göndermemize mâni olan, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır.” İsrâ sûresinin ilk âyetinde ifade edilen âyetleri göstermek içinyürü/t/menin (rüyânın) gerçekleşmemesi durumunda âyetlerin gönderilmesine mâni olacak bir konjonktürün oluşacağı imâ edilir. İlk muhataba yapılan teklif şudur: Peygamberinizin âyet almaya devam etmesini ve aranızda yaşamasını istiyorsanız ona gösterdiğimiz rüyaya (öngörüye, vizyona, gelecek ile ilgili hedefe)uyun! Yoksa “âyetleri yalanlamış ve hayatı kendi ellerinizle cehenneme çevirmiş olacaksınız!” Konunun Âdem-İblis kıssasına getirilip yasak ağaç ve insanların imtihanına bağlanması manidardır. “Ve onlardan güç yetirdiklerini, onunla aldat. Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara vaad et.” (İsra:64)Şeytânın insanı aldatma argümanlarının dünyalıklar üzerinden anlatılması,peygamberin gördüğü rüyeti, vizyonu, hedefi onların dünyalıklar yüzünden görememeleri ve bu dünyalıkların nimet değil cehennem azığına dönüşeceği uyarısıdır. Hz. Âdem yasak ağaca yaklaşarak cennetinden olduğu gibi Mekkelilere de Allah’ın uyarısına rağmen verimli hurmalıklarından, mal ve evlatlarından kopmayıp ona yaklaşırlarsa hayatlarının cehenneme dönüşeceği ihbarı yapılır. (İsrâ:60)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fitne</span></span> kelimesinin aslı “fetn”dir. “Fetn” sözlükte, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin sahte olup olmadığını anlamak için onları ateşte eritmektir. Metalin maruz kaldığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ısı ve basınca</span></span> benzetilerek kişi ve toplumların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sosyal manada baskı ve zorluklara</span></span> maruz kalması olarak anlam genişlemiştir. (Neml:47)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FUÂD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fuâd</span></span>; Kurân-ı Kerîm’de 16 yerde zikredilir. Kelime manası <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ısınmak, aktif hale gelip tutuşmak”</span></span>demektir. Bir şeyin aşırı sıcak ve hararet üzere çevrilmesi, bulunmasıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fuâd,</span></span>idrak manasında olup çoğulu ef’ideh şeklinde gelir. Kurân’da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kalp merkez</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fuâd bu merkezin içindeki duruma göre aktifleşen bölgeler</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">lübb</span></span> bu bölgelerdeki cevheri oluşturan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">noktasal temel birimler</span></span>dir. Maalesef beynin farklı fonksiyonlarını bilmeyen lügat, meal ve tefsirler; farklı köklerden gelen ve farklı bağlamlarda kullanılan bu kelimeleri kalp ve türevleri ile açıklamaya çalışmışlardır. Oysa insanın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">düşünme merkezi/kalbi olan beynindeki </span></span>fuâdlar beynin loblarıdır. İrâde fuâdı (frontal/ön lob), duyu fuâdı (parietal lob vs.), görme ve görsel yorumlama ve okuduğunu anlamada oksipital lob olarak isimlendirilmiştir. Bu farklı isim ve işlevlerin bulunduğu bölgenin tamamına da ‘sudûr’ denmektedir. Âyette duyma değil de işitme (sem), bakma (nazar) değil de görme (basar) kullanılması bunun zihnî değerlendirmesine âtıfla fuâdın fonksiyonlarına bağlanmıştır. (İsrâ:36)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FÜCÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fücûr</span></span>; fıtratın, insanı insan yapan değerlerin tahrip olup yırtılması olarak ifade edilebilir. Bu şekilde vicdan, merhamet ve sağduyu gibi yetileri yırtıp atanlara <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“fâcir”</span></span> denir.Bu kelimenin çoğulu da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">füccâr veya fecere</span></span> şeklinde ifade edilir. İnsanlığın dışa yansıması nasıl ki “takva” ya da “amelisâlih”ise, kötülüğün ve suçun dışa yansıması da fücûrdur. Kelime bu âyette ebrâr kelimesinin zıddı olarak gelmiştir. Bu yüzden mana <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“kötüler, zâlimler, ahlâksızlar ve suçlu câniler”</span></span> olarak anlaşılmalıdır. (Krş. Abese:42, Şems:8) (İnfitâr:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GAFLET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gaflet,</span></span> bir şeyi yeterli ölçüde dikkat ve özen göstermediği için terk ve ihmal etmek, bir şeyin gerekliliği ortada iken idrak edememek,aldanmak, fark etmemek, boş bulunmak gibi anlamlara gelir. Bir önceki âyette tilâvet edilen yazılı ilkeler varken; burada seyredilen, gözlemlenen âyetlerden bahsedilir. İlke, kanun, kural ve Allah’ın yasalarından gafletin sonucunda insanı ve toplumları bekleyen felâketlere karşı bizi önceden nezirlerle uyaran Rabbe hamd olsun. (Neml:93)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GAYB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gayb</span></span>; gizli kalmak, gizlenmek, görünmemek, gözden kaybolmak anlamında “ğâbe” fiilinden mastar veya gizlenen, hazırda olmayan şey mânasında isim veya sıfat olarak kullanılır. “Ğâbe anni: Benden gizlendi.” demektir.Genel olarak duygulardan ve insan ilminden gizli olan her şey için kullanılır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gayb</span></span>ın zıddı “şehâde“dir. Bilinen görünen demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gayb</span></span>ın sınırlarını bu “şehâde” belirler. Rağıb el-Isfahani gaybı, “duyular çerçevesine girmeyen şey” tarzında açıklamıştır. Gayb mutlak ve mukayyet olmak üzere ikiye ayrılır.Mutlak olan burada ifade edildiği gibi sadece Allah’ın bildiği yeniden dirilme zamanıdır. Mukayyet olan ise bir şarta, engele bağlı gaybî alanlardır. Bu engel veya şart ortadan kalktığında gayb alanındaki şehâdet alanına geçmiş olur. Gaybın esası, mevcut olmamak değil; herhangi bir sebeple fark edememektir. Dirilmenin zamanı değil şuuru önemlidir. Bir önceki âyet, kesin bilgiye ulaştıran delil ve hüccet manasındaki burhân ile bitince burada konu gaybî alanındaki bilgi ve şuura getirilmiştir. Kişi neyi bildiği kadar neyi bilemeyeceğinin de şuurunda olmalıdır. Buradan şu anlaşılmaktadır ki şirk bilgisiz ve delilsiz olarak gaybı taşlamaktır. (Şuur için Bkz<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">. </span></span>Şu’arâ:113)Burada gayb olan gözlem, deney ve teknolojiyle bilinemeyecek olan gelecektir.Bu bilgiyi sadece ve sadece vahiy verebilir. (Neml:65)<br />
Görüldüğü üzere kâfir; hakkı,hakikati, gerçekleri, birtakım menfaatler uğruna bâtıl ile örtendir. Maûn sûresinin ardından gelen Kâfurun sûresinde sözü edilen '' Ey kâfirler!'' hitabı iç bağlam ve nüzul ortamı düşünüldüğünde yetimi itip kakan miskini doyurmaya teşvik etmeyip en ufak yardımı bile esirgeyen; imanın, insanî değerlerin,vicdanın, paylaşmanın üstünü, kendi rant ve çıkarları uğruna örtenler manasına gelmektedir. Kafîr bu tutumu ile yaşam tarzı ve dini yalanlamaktadır. (Bkz.Maun:1) (Kâfirûn:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ĞAFÛR</span></span><br />
Ğafûr; insanların günahlarını,hata ve suçlarını çokça bağışlayan, bir manada hiç yapmamış sayan anlamına gelir. (Burûc:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ĞILMAN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ğılman</span></span>, ğulam’ın çoğulu olup Kurân’da bir yerde geçer. Daha çok on yaşın üstündeki çocuklar hakkında kullanılır. “Vildân” ise Kurân’da altı yerdegeçer, evlâdın çoğulu demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ğılman da, vildân da cinsellikle ilgili bir bağlamda kesinlikle kullanılmaz.</span></span> Akıl baliğ olmadan ölen evlât veya çocukların cennetteki neşvesi, koşuşturmaları saçılmış incilere benzetilerek şöyle anlatılır: “Ve genç kalanlar (vildânun muhalledûn)onların etrafında dolaşırlar. Sen onları gördüğün zaman saçılmış inciler sanırsın.” (İnsan:19) Çocuğun varlığı bir ortamı tamamlayan, mutluluğu artıran önemli bir unsurdur. Aslında çocuklar cennet nimetidir. Cennetvârî bir sosyal yaşam için olmazsa olmaz olan aile ve çocukların özgürce eğlenebildiği yaşam alanları oluşturulmalıdır. (Tûr:24)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HABÎR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">El-Habîr, </span></span>her şeyin iç yüzünden en iyi haber alan, her şey hakkında en iyi haber veren demektir. Allah için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">el-Habîr </span></span>iki anlama gelir: Birincisi, haber alan manasına gelir. Bu sıradan bir haber alma durumu değil, bir şeyin iç yüzünden tüm ayrıntısıyla ve en iyi biçimde haberdar olma durumudur. İkincisi, haber veren manasına gelir. Bu haber vermesıradan bir haber verme durumu değil, bir şeyin kimsenin görmediği ve bilmediği iç yüzünden/görünmezinden haber verme durumudur. Şu âyet Habîr isminin bu anlamını çok güzel ifade eder:  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve sana bu haberin benzerini dahi verebilecek bulunmaz.  </span></span>(Fâtır:14) Allah Hz. Nûh’tan sonraki kavim,topluluk ve şehirlerin kötü akıbetlerini bu yasa ile bize haber verir ki basiret gösterip aynı hatalara düşmeyelim. (İsrâ:17)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÂKİM</span></span><br />
Hâkim kelimesi de hikmetle yapan,haksızlığa engel olan demektir. Bir şeyin iyice araştırılıp soruşturulmasından sonra verilen karara “hüküm” denir. Mahkemelerde hâkimlerin verdiği karar gibi;filan adam, “Bu konuda şöyle hükmetti.”, “Falancanın hükmü şöyledir.” denilir.Sözü geçmek, hükmünü yürütmek, kuvvetli ve güç sahibi olmak anlamlarına da gelir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAKÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hakîm;</span></span> ‘h-k-m’ kökünden türeyen bir ismi fâildir. Bir şeyi ıslah etmek için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">men etmek</span></span>, herhangi bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yanlışı önlemek</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dengeli davranmak, isabetli karar vermek</span></span> manalarına gelir. Hakemetun; ata vurulan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">demirden gem</span></span> anlamındadır. Sahibinin atı kontrol altına alıp <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dizginlemesi</span></span>, maksadına uygun bir şekilde kullanmak için ona<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gem veya yular vurulması</span></span> demektir. Kur’an nefsî arzuları ve şeytanî istekleri dizginleyen, insanı dosdoğru yolda tutan hakîm/hikmetli bir kitaptır. Hakîm Rabbimizin de bir ismidir. Hep hikmetle hükmeden, her hükmünde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tam isabet kaydeden, her şeyi yerli yerince</span></span> hikmetle yapan demektir. “Zira gökte de ilah olan yerde de ilah olan yalnızca O’dur; ve O Hakîmdir, Âlimdir.”(Zuhruf43:84) Allah’u Te’âlâ gökteki ilahlığını, yarattıklarına hâkimiyeti olan uluhiyetiyle, yerdeki ilahlığını da sonsuz ilminden bir cüz olan kelâmıyla göstermiştir. (Yâsin:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAKKELYAKÎN</span></span><br />
“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hakkelyakîn</span></span>” tamlaması, “var (sabit), gerçek, doğru”anlamındaki “hak” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi” anlamındaki “yakîn”kelimelerinden oluşan bir terim olup kesinlik bakımından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilmelyakîn</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">aynelyakîn</span></span>in de ötesinde en son merhaleyi teşkil eden, yaşanarak öğrenilen en kıymetli tecrübe olarak açıklayabiliriz. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlmelyakin,</span></span> bilgialarak öğrenmek; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">aynelyakîn,</span></span> gözlem yaparak öğrenmek; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hakkelyakîn</span></span> ise son mertebe olup yaşayarak öğrenmektir. Kur’an olay ve kıssaları öyle bir anlatır ki insan sanki onu görüyor, hatta olayın içinde yaşıyor hissedebilir. Bu nedenle kıssalar değerlendirilirken hakkelyakîne ulaşmanın yolu empati yapabilmektir. Bazen inananlar, bazen resûller bazense inkar edenlerin yerine kendinizi koyup konuyu değerlendirdiğinizde çok daha gerçekçi bir hisse almanıza vesile olacaktır. Ayrıca bu ifadeyle Kur’an’da saçma sapan şeylerin,hakka, adâlete aykırı şeylerin bulunmadığı; onda şüpheli, çelişkili bir şey olmadığı, içinde ne varsa hayatta karşılığı olan ve hepsinin de kesin bilgi ile sağlamasının yapılabileceği vurgusu vardır. Bu sebeple vahiy, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yaşanan gerçeğin</span></span> taa kendisidir. (Hâkka:51)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÂLİD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hâlid</span></span> kelimesi“huld” kökünden türemiş olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“dışarı çıkmadan sürekli evde kalan, bekası devam eden, kalıcı olan”</span></span> anlamlarına gelir. Araplar değişimi ve bozulması uzun zaman alan her şeyi“hulud” sıfatı ile nitelerler. Havalid, sacın üzerine konduğu taşlara denir. Bu, hâlini uzun süre bozmadan korumasından dolayıdır. (Rağıb) Bu kelime,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bulunulan hâlin kesintiye uğramadan devam ettiğini anlatır. Yaşlanma, yıpranma ve bozulmanın olmayışıdır.</span></span> (Bkz.A’râf:176, Krş. Nebe:23) (Tâhâ:76)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HALÎFE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halîfe</span></span>, dilsel olarak “arka” demek olan h-l-f kökünden ismifâil kalıbında bir kelimedir. Aslı halîfetün olan kelimenin sonundaki te harfi mübalâğa için olup kelime halk arasında halîfe şekline dönüşmüştür. Türkçedeki “kalfa” kelimesi de halîfe kelimesinin değişime uğramış bir biçimidir. Hilâfet kelimesi ise, “zaman itibariyle bir başkasının arkasından gelip onun yerine geçmek” demektir. Sâd 26. âyette ise,Hz. Dâvûd’un insanlar arasında hak ile hükmetmesi için yeryüzünde halîfe kılındığı bildirilerek halîfeden ne kastedildiğine açıklık getirilir. Yeryüzünü imar eden ve çalışmasını bir sonraki nesle aktararak ilmî teknolojiyi ilerleten demektir. (Neml:62)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HALK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halk</span></span> kelimesinin yaratmayı ifade eden "haleka" kökü, Kurân-ı Kerim'de 259 yerde kullanılmıştır. “Halk” kelimesi, özellikle evrenin ve insanın yaratılışıyla ilgili olarak Kurân'da önemli bir yer tutar. Bedi isminden farklıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bedi</span></span> emsalsiz/örneksiz yaratan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir ham madde olmadan</span></span> sıfırdan yaratan demek iken “Halk” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir ham maddeden başka bir ürün ortaya koymak</span></span>tır. Bu nedenle hem fiil, hem isim olan kelime Kurân’da hep Allah'a izafe edilmemiştir. Âli İmran 49, Mâide,110’da Hz. İsa'ya yaratıcılık yani bir şeyden başka bir şey elde etme, icat etmek, yapmak mânasında da kullanılmıştır. Allah nasıl ki hakîkî semi, basîr, hâlık ise insan da işitir, görür ve bir icat eder, sanat eseri ortaya koyabilir. (Alak:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAMÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hamîm</span></span>, çok sıcak olan sudur. Ter de teşbih yoluyla hamim diye adlandırılmıştır. Hamam ve humma da buradan gelir. Cehennemdeki muamele dünyadakinin misli ve tam karşılığıdır. Bir önceki âyette başkalarının, kamunun malını, servetini hortumlamak anlatılırken burada Allahualem onların alın teri, zihin terine de uzanan emek hırsızlığının sonucuna bir gönderme olabilir. (Vâkıa:54)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HANÎF</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hanîf,</span></span> hanef mastarından bir sıfattır. Ayaklarının birinde eğiklik olan kişiye aynı kökten gelen “ahnef” ismi verilirdi. “Hanef” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">çarpıklıktan doğruluğa meyil</span></span>dir. Zıddı doğruluktan eğriliğe, haktan haksızlığa meyletme olan “cim”ile “cenefdir”. Hanîf kavramının asıl mânası “eğriliği bırakıp doğrusuna giden, meyleden” demektir. (Rûm:30)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAŞYET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Haşyet,</span></span> havf’tan farklıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Havf </span></span>ta korkulanın büyüklüğü, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">haşyet</span></span>te ise korkanın küçüklüğüne dikkat çekilir. Haşyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">korku</span></span>, merhametten <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">mahrumiyet endişesinden kaynaklanan </span></span>bilinçli bir korkudur. (Kaf:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HELÂK</span></span><br />
“Helâk”in sözlük anlamı, mahvolmak, yok olmak, yıkıma uğramaktır. Burada tutum, beden ve sıhhat olarak çok daha kuvvetli ve sağlıklı nice neslin zaman karşısındaki çaresizlikleri hatırlatılmakta ve ölümden kaçamadıkları vurgulanmaktadır. (Kaf:36)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HEVÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hevâ,</span></span> nefsin her türlü istek ve meyli demektir, buna keyf de denir. Hevânın temel anlamı boş ve anlamsız, değersiz demektir. Hava da buradan gelir. (Bkz. Furkan:43) Bu âyette aklı bilgi ile beslememenin hevâyı güçlendirip zulme yol açacağı uyarısı yapılmaktadır. Peki, herkesin bencil ve câhilce, hayvanî isteklerine tapınırcasına Allah’a ortaklar koştuğu ortamlarda ne yapılmalıdır? Bu sorunun cevabını 60 âyetlik Rûm sûresinin merkez âyeti şöyle cevaplar: (Rûm:29)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HİDÂYET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hidâyet,</span></span> dalâletin zıddıdır. Kelimenin kökü <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">çölde yolunu bulmaya</span></span> denir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kurân;</span></span> bir yol, kurtuluş veya çıkış isteyenlere hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">mübîn,</span></span> hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yol gösterici,</span></span> hem de içinden çıkılmaz sorulara umut barındıran cevaplar verdiği için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">müjde</span></span>dir. (Neml:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hûr</span></span> kelimesi Kurân’da ilk defa Rahmân 72’de geçer. Ahver ve havra‘nın her ikisinin de çoğulu olmasından dolayı hem eril hem dişil anlama gelir. Havâri de buradan gelir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Havvertuş-şey</span></span>, bir şeyi beyazlaştırmak ve yuvarlaştırmaktır. Bu âyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ıyn</span></span> kelimesi ise göz demektir. Hûr ile birleşince temiz bakışlı, iyi niyetli vildânların bir vasfı olarak burada karşımıza çıkmaktadır. Zira hûrinin 17. âyetteki yaşlanmayan gençlerden sonra ikram edilen nimetler ve bunu sunanların ismi değil sıfatı olarak anlaşılması bağlama daha uygun görünmektedir. Şimdi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">vildânların yani hizmet edenlerin bir vasfı </span></span>daha zikredilecektir. (Vâkıa:22)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hûr</span></span> kelimesi Kurân’da ilk defa Rahmân 72’degeçer. Ahver ve havra‘nın her ikisinin de çoğulu olmasından dolayı hem eril hem dişil anlama gelir. Havâri de buradan gelir. Havvertuş-şey, bir şeyi beyazlaştırmak ve yuvarlaştırmaktır. Bu âyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ıyn’</span></span> kelimesi ise göz demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hûr</span></span> ile birleşince <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">temiz bakışlı, iyi niyetli </span></span>vildân ve ğılmân’ın bir vasfı olarak burada karşımıza çıkmaktadır. (Tûr:20) (Bkz. Tûr:24)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÜKM</span></span><br />
Hükm kelimesinin sözlük anlamı;yargı ve yargıda bulunmak, hükmetmek, karar vermek, idare etmek, ata gem vurmak demektir. Hakem, bu konuda uzman kişidir. Ve iki taraf arasında hakemlik yapmaya ehil olmayı gerektirir. Hikmet, en güzel şekilde hakkı teslim etmek demektir. Rağıb’ın açıklamasıyla “İlim ve akılla hakka isabet etmek demektir.” (Tin:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İBDA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbda,</span></span> “örneği geçmemiş olan bir şeyi meydana getirmek ve yapmaktır”. Hakîkî ibda hiçbir örneği olmadan yaratmadır. Hiçbir örneği olmadan icad edilen, örneksiz güzellikte, fevkalade şeye, ibda edilmiş, (bedaatle) sıfatlanmış anlamında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bedi’</span></span>denildiği gibi, bunu meydana getiren ve ibda âdeti olan yapıcı mübdiye de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bedi’</span></span> denilir. Bazı sıfatlar kullara layık görülemeyecek kadar özeldir. Rahmân nasıl ki sadece Allah ise bedi de sadece ve sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Zira hiç kimse örneksiz ve mükemmel bir şey ne söyleyebilir ne de ortaya koyabilir. Dünyada söylenen ve yapılan her şeyin bir benzeri veya örneği mutlaka vardır. Bu nedenle zamanın ve mekânın bedisi sadece ve sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. (Rûm:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İBLİS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İblis,</span></span> anlamı yönünden hayırsız olan, zarara uğrayıp iflas eden manalarına gelmektedir. İblis kelimesi Kurân-ı Kerim’de 11 yerde geçer. Şeytan kötülüğün sıfatı iken, İblis kötülüğün sembolü ve özel ismidir. (Şuarâ:95) (Bkz. Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İblis;</span></span> hayırsız olan,zarara uğrayan, iflas eden, şaşkınlığa düşen mânalarına gelmektedir. İblis kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 11 yerde geçer. İblis tıpkı Âdem gibi özel/sembol bir isimdir. Kim kötülüğe hizmet eder şeytanî duygu ve düşüncelere boyun eğerse ona kul olmuş demektir. Bu hâlin sürekliliği insanı da iblisleştirecektir. Ya beşer ilahî bilgi olan rûhu kullanıp yeryüzünün halifesi olacak ya da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">insana boyun eğmeyen güce/şeytansı duygu ve düşüncelere</span></span> boyun eğerek iblisleşecektir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İBRET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbret</span></span>, sözlükte“geçmek, aşmak” anlamındaki “abr” kökünden gelir. İbret, kavram olarak görünenden görünmeyene geçmek, olayların dış yüzüne bakıp onlardaki hikmeti kavramaya çalışmak, olaylardan ders alıp stratejiler üretmek demektir. (Nâziât:26)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İDRAK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İdrak,</span></span> bir şeyi en özel nitelikleri ile ve bir bütün hâlinde kavramaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlim </span></span>daha geniş bir kavramken <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">idrak</span></span>, anlamanın bir noktada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yoğunlaşması</span></span>dır. Dildeki asıl kullanımı itibariyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">idrak </span></span>kelimesi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“bir şeyin olgunlaşması ve tam olması“</span></span> anlamına gelir. Daha sonra anlam genişleyerek idrak anlamında kullanılmıştır.(Hâkka:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İHSÂN</span></span><br />
İhsan, iyilik kastı ve fayda sağlama niyeti ile yapılan güzel davranışlardır. Fazl ise; mecburi bir sebep olmaksızın birine lütufta bulunmaktır. İhsan ise, mecburi olarak yapılabildiği gibi mecburi olmadan da yapılabilir. (Mürselât:44)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İhsân,</span></span> ‘hasene’ kelimesinden türemiştir. Bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri ifade eder. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İhsân;</span></span>iyilik etme, güzel davranma, ikram etme, lütuf, bağış, uygunluk, güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmak demektir. (Bkz Mürselât:44, Rahmân:60, A’râf:56)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İLÂH</span></span><br />
İlâh kelimesi “dünyevî işlerde, yasal ve siyasal alanda istediğini yapma hakkını kendinde gören kişi veya otorite” mânasına gelir. (Şuarâ:29)<br />
EL-İlâh; ulûhiyetin kaynağı, eşsiz ve benzersiz mabut manalarına gelmektedir. İlahi terbiye ve yönlendirme, Allah’tan başka ilah edinip şirk şerri ile parçalanmanın panzehiridir. İlk esma rububiyet, son esma uluhiyet ile alâkalı ilen ortadaki ''Melik'' esması rububiyet ve uluhiyetin eşsiz yönetilmesine bir atıftır. Zira “O gökte de İlâhtır yerde de İlâhtır.” (Bkz. Zuhruf: 84) (Nas:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İLHAM</span></span><br />
İlham, damla damla yutmak anlamına gelir. İlham vahiyden farklıdır. Vahiy, dışarıdan duyulmayacak şekilde fısıldamak, gizli bir şekilde bilgilenmek iken ilham, aşama aşama öğrenilenler ile edinilen tecrübevî bilgidir ve kesbîdir. Vahiy, dışarıdan belli olmayan, tecrübe ile elde edilemeyecek, fıtrî ve vehbî bilgi anlamındadır. Nahl 68'de arıya ilham değil vahyedildiği ifade edilmiştir. Zira arı, tecrübe ile damla damla kazandığı bir ilhamla bu bilgiyi edinmez. (Şems:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İMÂM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İmâm</span></span> sözlükte; önde olan,kendisine uyulan, lider, önder demektir. “İmâm” kelimesi, anne demek olan“el-ümm” kelimesinden türemiştir. “Ümmet” kavramı da aynı kökten türer. Kur’an’ın adlarından biri de ‘Ümmü’l Kitab’tır. Yani kitapların anası, kaynağı,kökü vardır. (Bkz. Zuhruf:1-4). (Yâsin:12)<br />
İncir ve zeytin(Suriye, Filistin,bir bütün olarak Akdeniz bölgesine, civar yerlere), Sina Dağı ve emin beldeye yemin edilerek; geçmişte yaşamış peygamber ve insanlar, şimdi yaşayan ve gelecekte Kurân'a muhatap olacak tüm insanlar, yukarıdaki âyetlerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">''ahsenitakvim ve esfelesâfîlîn'' </span></span>kavramlarıyla dile getirilmiş olan insanın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">elementer yaratılış yolculuğundaki</span></span> en güzel kıvamda yaratılışı ve sonrasında ölüp toprak oluşu anlamında, yaratılışın kendisiyle başladığı başlangıcın en başlangıcı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">en alt ve ilk noktası olan toprağa</span></span> iade edilişi/döndürülüşü hakikatine şâhit gösterilmektedir. Bütün insanlar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">toprak</span></span>la(<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">esfelesâfîlîn</span></span>)başlayan bu elementer yolculuktaki en <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">güzel kıvam</span></span>daki yaratılışa<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(ahsenitakvim)</span></span> ve en alt duruma<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(toprak-esfelesâfîlîn</span></span>) iade edilişine hem gözleriyle, hem de bizzat kendi bedenleri ve ölüp toprak olmalarıyla şahitlik etmektedir.  Bu bağlamda esfelesâfîlîn, insanın elementer yaratılış sürecindeki en altta/en dipte yer alan toprağa dönüş olarak algılanmalıdır. İade edilmek de, bu ilk hâle döndürülmeye işaret eder. Özetle ahsenitakvim ve esfelesâfîlîn ifadeleri, elementer yaratılış döngüsünü ifade etmektedir.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> ( Elementer YaratılışDöngüsü:</span></span>  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">esfelesâfîlîn-ahsenitakvim-esfelesâfîlîn/toprak-insan-toprak) </span></span>(Tin:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İNFÂK</span></span><br />
İnfakın, nüzul sürecinde ilk geçtiği yer muhtemelen burasıdır. Kur’an’da türevleriyle birlikte 73 yerde geçmektedir. Usulümüz gereği bu tarz Kurânî kavramların ilk geçtiği yerlerde geniş bilgi veriyoruz.<br />
Bu kelime; ne-fe-ka kökünden türemiştir. Elden çıktı, bitti, tükendi anlamlarına gelir. “Nafaka”; harcanan para veya ihtiyaçların tamamı için gerekli kazanç anlamında kullanılır. İnfakise; malı veya benzeri ihtiyaç maddelerini hayır yolunda harcamak anlamındadır.Allah yolunda harcamaya infak denir. Kur’an’da sadece üç şey “fi sebilillah”denilerek Allah yoluna nispet edilir: Bunlar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">cihat, infak ve hicret</span></span>tir. İnkârcı tavır, sadece vereceğine takılmıştır. Alacağını düşünmemektedir. Onun için de diyor ki “Allah istese doyuracağını biz mi doyuralım”. Gariplerin,ihtiyaç sahiplerinin hakkını vicdanını örterek vermeyenlerin cevabı, Allah’ın kendilerine doyacağından fazlası ile rızıklandırmasını görmezlikten gelerek verilen bir cevaptır. Er-Rezzak olan Allah rızkı yeterince yaratmıştır, ancak açgözlüler bu pastadan büyük payı kaparak başkalarını açlığa ve yoksulluğa sürüklemektedir. Bu kamusal adaletsizliğin birey açısından bir nebze olsun dengelenmesinin yolu, infak denilen ve içine sadaka ve zekâtı da alan karşılıksız paylaşmaktır. (Yâsin:47)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İNSAN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnsan</span></span> kelimesi; üns, ünsiyet,yakınlık kökünden türemiştir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” bir yandan hem cinsleriyle bir arada yaşama anlamında insanın sosyal yanına âtıf iken, bir yandan da Allah’a bütün varlıkların üstünde olan yakınlığını ifâde eder.  Kur’an’da; görünen, ünsiyet kuran ''ins'' kökünün zıddı “cin”dir. Veya sosyal varlığın zıddı; vahşi, anti sosyal vs.dir. Zıtlarından anlaşıldığı gibi vurgular bağlama göre değişir. İnsan kelimesinin,bir de “nesy” unutmak fiilinden geldiği söylenir. İnsan unutan varlık olduğu için böyle denmiştir. Ancak İnsan sûresinde tarih sahnesine çıkan, sosyalleşen,anılmaya değer bir şeyler ortaya koyan anlamında insandan bahsedilir. (İnsan:1)<br />
İnsan, kendisinde var olan akıl,irade, bellek, dikkat, merak, korku, düşünce gibi zihinsel melekleri (güçleri)arasında, sadece <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İblis </span></span>üzerinde tam kontrole sahip değildir. Yani İ<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">blis</span></span>; bilinçdışı, insanın kontrol edemediği bir unsurdur. Bu iki unsur ne yazık ki zamanla ilahlaştırılmıştır. Eski İranlılar iki tane ilahın varlığına inanırlardı.Birine iyilik tanrısı Yezdan; ötekine de kötülük tanrısı Ehremen (şeytan)derlerdi. Kur’an, İblis’i de yoldan çıkaran şeytanî duygu ve düşüncelerinden bahsederek şeytanın/kötülüğün bir tanrı değil, bir düşman olduğunu şöyle ifade eder: ‘’Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o, size apaçık bir düşmandır.’’ (Yasin:60) İblis, şeytanî vasıfları üzerinde bulundurarak karakter hâline getiren sembol isim iken; Âdem, ilahî bilgi ile meleklere boyun eğdiren ilk adamdır. (Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İNZAL</span></span><br />
İnzal, indirmek manasına gelir. Bu kelimeyle aynı kökten gelen nüzûl;yüksekten aşağı inmek, düşmek demektir. Tenzîl ise inişin sürekliliğine işarettir. Kur’an için kullanıldığında parça parça, âyet âyet, sûre sûre inişe vurgu yapılmaktadır. ''Tenzîl''den bahsedildiğinde vahyin indirilişine,Allah’tan gelişine, asıl kaynağına atıfta bulunulurken; ''inzal''den bahsedildiğinde içeriğine, kadir ve kıymetine, metod ve hükümlerine atıfta bulunulduğunu söyleyebiliriz. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. Kadr:1) (İnsan:23)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSM</span></span><br />
İsm, işleyeni kınanmaya ve cezai müeyyideye müstahak kılan günah demektir. Çoğulu 'âsâm'dır. “Esime” fiil şeklidir; sıkıntılı bir hâle, günaha düşmek manasına gelir. (Necm:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSRÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İsrâ’nın</span></span> sonu “ya” harfi olan “sera” kelimesinden türetildiği kabul edilirse “gece yürütmek” mânasınadır. Eğer sonu ‘vav‘li olan “serv”kelimesinden türetildiği kabul edilirse ‘yükseltmek, onur, şeref’ mânasına gelir. Kurân’da resûllerin kendisine inananlar ile yaptığı gece yürüyüşlerinin hiçbiri yükselmek manasında kullanılmadığı için buradaki İsrâ'yı yükselmek olarak anlamak hatalı olur. Kelime esir, esâret kelimesi ile aynı köktendir.Zira Kurân’da esir manasında da(اَسْرٰى) kullanılmıştır (Bkz. Enfâl:67). O zaman İsrâ sıradan bir gece yürüyüşü değil, esaretten kurtulmak için yapılan özgürlük yürüyüşü anlamına gelmektedir. Kelime Kurân’da birkaç yerde geçer.Hepsinde de “gece gizlice özgürlüğe ve kurtuluşa yapılan yürüme” anlamındadır.“Fe esri bi ehlike” (Hemen gecenin bir kısmında aileni yürüt)” (Hicr:65 Ayrıca bkz. Hûd:81, Tâhâ:77, Duhân: 23) Bazıları ise bu kelimeye ısrarla ‘yükseldi ve götürdü’ gibi anlamlar verir. Bu mâna kelimeden kaynaklanan bir husus değil İsrâ olayına ön yargılı bakış açısı ve yaşanılanlara olağanüstülük katma isteğiyle ilgilidir. Burak denen vasıtaya binip gittiğine dair ön kabul İsrâ kelimesinin anlamına hatta âyetin tamamına olmadık manalar yüklenmesine sebep olmuştur. Bu meallendirme hataları ve ön kabuller âyeti iyice anlaşılmaz hâle getirmiştir.Giden, ilerleyen, yürüyen, kulun kendisidir. Mekkeli müşriklerin 26 Safer (9Eylül 622) Perşembe günü suikast kararı aldıklarını öğrenen Hz. Muhammed gece yarısı Hz. Ali’yi, Hz. Ebu Bekir’in evine göndererek haber vermiştir. Böylece ikisi o gece şehri ayrı ayrı terk ederek Sevr mağarasında buluşmuşlardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İsrânın/gece yürüyüşünün amacı</span></span> Mescid-iAksa’ya, yani Allah’a ibadet ve secde edilen uzak yere-Yesrib’e- gitmektir.Bunu başarmak için Hz. Muhammed aksi istikametteki Sevr mağarasına gece yürümelidir. Süreç Kurân’da şöyle anlatılır: “Eğer o (Peygamber’e) yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allah ona vaktiyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yardım ettiği</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gibi yine edecektir</span></span>: Hani kâfirler onu gözden çıkardıklarında, ikinin ikincisi olarak mağarada iken arkadaşına: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” diyordu. İşte o zaman Allah ona yardım etti, üzerine huzur veren emniyet ve rahmetini indirdi,onu göremediğiniz ordularla destekledi. Kâfirlerin bâtıl sözlerini (planlarını)alçalttı. Allah’ın davası ise zâten her zaman yücedir. Çünkü Allah, Azîzdir, Hâkimdir.” (Tevbe:40)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İZZET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İzzet</span></span>, insanın yenilmesine engel olan şeydir. Bu onun hakkında üstünlük, şeref ve haysiyetli olmasını sağlayan imkânları da ifade eder.Düşmanı karşısında galip gelen kimse için de ‘izzetli’ denilmiştir. (Neml:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KÂHİN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kâhin,</span></span> gele­cek zamanda olacak şeylerden ha­ber alıp vermekle uğraşan ve giz­li, esrarlı olanı bilme iddiasında olan kişidir. Araplarda birkaç çeşit kâhin vardı. Bunlardan kimisi, cinden kendisine tâbi olup haber getirenlerin olduğunu iddia ederdi.Kimisi de, soran kişinin sözünden, eylemin­den, duruşundan, hâlinden hareketle geçmişte olan bir hadiseyi ortaya çıkaracağını iddia ederdi. Böyle kişilere,daha çok “ar­râf” denilirdi. Arrâflar, çalınan  ve yitik şeyin yerini bildikleri­ni iddia ederdi.Bu kitap, ne ses gösterisi, ne de cifir ve ebcetle olmadık kehanetler uydurmak için inmiştir. Yalnızca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hay olanları uyarmak için</span></span> indirilmiş bir hatırlatmadır. Bkz. (Yasin:69-70) (Hâkka:42)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KERÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kerîm</span></span>,  ikram demektir; ancak bu ikram “kendi türünün en iyisi” olan bir ikram şeklinde tanımlanır (Lisanül Arap). Allah’ın da el-Kerîm diye bir esması vardır. Manası,ikramında sınır tanımayan, keremi çok kaliteli olan demektir. Peki buradaki kerîm Resûl kimdir? Müfessirlerin çoğunluğu Resûlullah hakkında söylenilen şair ve kâhin söz­lerini dikkate alarak bu âyetteki kerîm elçiden maksadın Hz. Peygamber ol­duğu kanaatine varmışlardır. Ancak aynı kalıp Tekvir sûresinin 19. âyetinde şöyledir: “Şüphesiz o, kerîm bir Resûl’ün sözüdür.Kuvvetli, arş sahibinin katında makamı vardır. Orada kendisine itaat edilir, güvenilirdir. (Tekvir:19-21)O, gayb konusunda cimri değildir. (Tekvir:24) PekiKur’an Cibril’in mi yoksa Peygamberin mi sözüdür? Gerçekte Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Nitekim 43. âyette âlemlerin Rabbi katından indirilmiş olduğu açıkça ifade edilmiş, elçinin buna kendinden ekleme ve bundan çıkarma yapamayacağı hatırlatılarak sözün asıl sahibi hatırlatılır. Buna göre Cebrail ve Hz. Peygamber Allah’ın kelâmını kullarına ulaştırmada elçi oldukları için bu âyette söz onlara nispetle kullanılmıştır. Burada Kur’an “elçi sözü” olarak nitelenmiştir. Elçi sözü, katışıksız ve elçiye ait olmayan, elçiyi gönderen otoritenin ifadesidir. Elçi buna ekleme, bundan çıkarma yapamaz, kendisine öğretilenleri gizleyemez. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Elçinin sözü”elçiye ait değil elçiye emanettir.</span></span> (Bkz. Hakka:44-48) Bu ifadelerin tercihi,mesajı getirenin üzerindeki düşmanlığı azaltmak içindir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elçi kendine ait olanı değil, ikram edileni olduğu gibi ulaştırana denir.</span></span> (Hâkka:40)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KEVKEB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kevkeb</span></span> kelimesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘kebbe’</span></span>den türetilmiş olup lügatte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ait olduğu sistem ile hareket eden parça”</span></span> demektir. Ve kelime daha çok <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“büyük yıldız ve gezegen toplulukları’’</span></span>manasına gelir. Ayrıca her şeyin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kevkeb</span></span>’i büyük olanıdır. Necm ise büyük-küçük <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bütün yıldızlar</span></span> için genel bir isimdir. Kevkeb sabittir ve yok olmaz. Kevkeb yıldızların büyük bir çekim kuvvetiyle çekilerek bir küme oluşturduğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">galaksiler,</span></span> necm ise bu galaksileri oluşturan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yıldızlar </span></span>manasındadır. Kurân’ın indiği dönemde büyük yıldız kümeleri biliniyordu. Zira Dünya’dan çıplak gözle toplamda dört galaksi, iki tanesi iseaynı anda görülebilmektedir. Kuzey Yarım Küre’den Samanyolu'nu ve Andromeda'yı(M31) görebilirken, Güney Yarımküre’den Büyük ve Küçük Macellan Bulutları'nı görebiliriz. Şu anda 200 milyar galaksi, her galakside ortalama 200 milyar yıldız, 100 milyar gezegen olduğu tahmin edilmektedir. Dünyabenzeri 5 ile 10 milyar arası gezegenin varlığı hesaplanmıştır. Dünya’nın içinde bulunduğu galaksimizin çapı 100 bin ışık yılı iken disk şeklindeki Samanyolu galaksimizin kalınlığı da bin ışık yılı olarak hesaplanmıştır. Aklın anlamakta zorlandığı bu büyüklükteki galaksilerle uzayın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dolu</span></span> olması Kebir olan Allah’ın yaratışı karşısında küçüklüğümüzü hatırlatmaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kevkeb</span></span> kelimesinin Kurân’da geçtiği diğer âyetlerin hepsine yıldızların giderek yoğunlaştığı,ortası parlak disk şeklindeki yıldız kümeleri (galaksiler) manası verildiğinde mananın iç bağlama daha çok uyduğu görülecektir. “Gece onun üzerini örtünce, bir kevkeb gördü. “Bu benim Rabbim.” dedi. Fakat kaybolunca, “Kaybolup gidenleri sevmem.”dedi.” (Enam:76) Genç İbrâhîm, gece diğer yıldızlardan farklı olan gök cisimlerini sıralamaktadır. Ay da tıpkı kevkeb gibi yıldızlardan farklıdır. Başka bir âyette “Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûru, içinde misbah (lâmba)bulunan kandil gibidir. Misbah, sırça içindedir. Sırça (cam), kevkeb gibi parlayan inci gibidir.” (Nûr:35) (İnfitâr:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KEVSER</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kevser </span></span>lügatte, alabildiğine, aşırı derecede çok” demektir. Kevser kelimesi Arapçada somut şeylerin çokluğu için kullanıldığı gibi, soyut kavramların çokluğu için de kullanılır. Aynı kökten olan ve bir sonraki sûrede zikredilen “tekasür” olumsuz bir biriktirme ve çokluğu ifade ederken “kevser” olumlu bir çokluğu, bolluk bereketi ifade eder.<br />
Kevser; Duhâ, İnşirah ve Fetih sûrelerindeki leke (senin için) ifadesiyle tahsis edilen lütuflar haricinde “ke” verdik ifadesi ile düşünürsek kevser, vahiy, nübüvvet, ve hikmeti de kapsayan hayır ve iyiliklere bir atıf olabilir. (Kevser:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KISSA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıssa</span></span>,  esas olarak “izlemek”, “izi tâkip etmek” anlamına gelmektedir. Kehf 64 ve Kasas 11’de bu anlamda kullanılmıştır. Kıssa daha çok, bir haberi nakletme, bir olayın önemli yerlerini seçerek atlamalı olarak anlatma, hikâye etme demektir. Kıssa dilimize de girmiş bir kelimedir. “Kıssadan hisse” ve “bir kıssa bin hisse” gibi tâbirler Türkçede sıkça kullanılır. (Neml:76)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIST</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıst</span></span>, genellikle “adâlet” diye açıklanmıştır. Böyle açıklanmış olmakla beraber “kıst” kelimesi tam olarak “adâlet” demek değildir. Çünkü “adâlet”,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“bire bir karşılık, denge, denklik,eşitlik”</span></span> demek iken, “kıst” kelimesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“nasip,hak edilmiş olan pay”</span></span> demektir. (Lisanül-Arab) Burada, ölçüp tartma konusundaki uyarı, terazi ve metre gibi fizikî olanından tasavvur ve akıl gibi manevî olanına kadar, tüm ölçme ve değerlendirme araç ve yöntemlerini kapsar. (İsrâ:35)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıst</span></span>,  genellikle “adâlet” diye açıklanmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Kıst”</span></span> kelimesi tam olarak “adâlet” demek değildir. Çünkü adâlet “birebir karşılık, denge,denklik, eşitlik” demek iken, “kıst” kelimesi “nasip, hak edilmiş olan pay” demektir.(Lisanül-Arab) Adâlet zaten Arapçadır ve Kurân’da geçer. “İnnaallâhe ye’murubil’adli vel-ihsâni… /Muhakkak ki Allah adâleti, ihsanı… emreder.’’ (Nahl:90) Adl/adâlet bazen gizli olabilir. Fakat kıst açıkça ortaya konulur. Kıstas kelimesi de bu köktendir. Yine Türkçemizde kullandığımız taksit(hakkı olan bir şeyi belli zamanlara pay pay bölmek) kelimesi de bu köktendir. (Şuarâ:182)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYÂMET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyâmet;</span></span> kalkmak, dikilmek, doğrulmak ve dirilmek anlamlarına gelir. Âyet, dünyada yapılanların hesabının hesap günü sorulacağı manasında olup son saat manasında değildir. Şirk, “şerike” fiilinden mastardır.Şirk ve aynı kökten gelen şirket, müşareket, sözlükte mülk ve saltanatta ortak olmak demektir. Bir şeyin birden fazla kişiye ait olduğunu ifade ederler.Falcılara, astrolojiye, burçlara inananlarda, çarpık da olsa bir inanç vardır.Bu inançları olmasa zaten bu tarz metafizik konularla aldatılamazlar. (Fâtır:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KİTAP</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kitap, </span></span>iki şeyi birbirine dikmek anlamına gelen “ketb” mastarından türetilmiştir. Harfleri bir birine tutarak anlamlı kelimeler oluşturma sonucunda elde edilen metnin tümüne denir. Bir araya gelip toplandığından dolayı askerî birliğe de "ketîbe" denilir. (Sâffât:147)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kitap,</span></span> iki şeyi birbirine dikmek anlamına gelen“ketb” mastarından türetilmiştir. Harfleri birbirine tutarak anlamlı kelimeler oluşturma sonucunda elde edilen metnin tümüne denir. Bu manadan hareket edersek yapılan amellerin bir araya getirilmesine kitap, amel defteri veya âhiret sicili diyebiliriz. Yapılanların ayrıntılı bilgisinin, düzen ve sıra ile muhatabına hatırlatılmasıdır. (İnşikâk:7)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kurân </span></span>kelimesinin nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer burasıdır. Kurân, fiil olarak"gufrân" ölçü­sünde okumak manasına gelen bir mastardır. Rağıb’a görede "Kurân lafzı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"karae"</span></span>fiilinden türemiş "Küfran, Reyhan" gibi  bir mastardır. Toplayıp bir araya getirme manasına gelen "el-kar" kelimesinden türemiştir. Karae kelimesi anlam olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“okumak, öğrenmek, bellemek”</span></span> gibi manalara sahiptir. (Bkz. Alak:1) Kelimeye okumak manası verilse bile her okumanın amacı öğrenmek olduğu için okumanın anlamı bile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">öğrenmek</span></span>tir. Bu kökü Kurân şeklinde mastara dönüştürdüğümüzde “öğreti” şeklinde bir mana çıkmaktadır. Fakat öğreti kelimesi genel bir anlamdır ve öğretinin, duyma ve görme yoluyla olduğu gibi daha birçok farklı şekli vardır. İşte karae kökünden gelen “öğreti” kelimesinin taşıdığı mana <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“okuma yoluyla elde edilen öğreti”</span></span> şeklindedir. O zaman Kurân okuma ve anlama yoluyla size öğreten demektir. Bu ilâhî öğreti bazen İncil, bazen Zebûr, bazen de Tevrat şeklinde karşımıza çıkar ve Kurân hepsine birden kitap der. Alak sûresindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">oku, öğren</span></span> emrine, burada o eğitim ve öğretimin zaman ve nasıllığına bir gönderme vardır. Âyetler 23 yıllık süreçte yapılacak metodu önceden öğretmektedir. Müzzemmil sûresi Hz. Muhammed’in şahsına münhasır emir ve öğretileri içerse de işaret ve delâlet olarak, resûlün misyonunu sürdürmek durumunda olan Kurân davetçilerini de muhatap almaktadır. Kısaca; Kurân mutlaka tertîl ile okunmalı ve Kurân'ın ağır bir sorumluluğu yüklediği asla akıldan çıkarılmamalıdır.(Müzzemmil:4)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURBA</span></span><br />
Kurân’da akraba kavramı “akrabîn”şeklinde geçer. “Sana ne infâk edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne infâk ederseniz işte o, anne-baba ve akrabalar (akrabîne) ve yetimler ve miskinler ve (ibnissebîli) yol çocuklarına. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o takdirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.” (Bakara:215) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Kurba’’</span></span>ya akraba manası verilmesinin sebebi akrabaların da insana diğer insanlardan daha yakın olmasıdır. Kelimenin asıl anlamı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yakın olan’</span></span> demektir.Garip ise bu manadan türetilmiştir. Yakını, akrabası, sahibi olmayan, yakında olan kimsesiz demektir. Âyette; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yakında olan, bilindik, tanıdık sahipsizler</span></span> “garipler” şeklinde meallendirilmiştir. Çalışma gücü olduğu hâlde iş bulamadığı için muhtaç duruma düşmüş, yoksulluğun kendisinde mesken tuttuğu suskunlara da miskin denmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbn</span></span> oğul,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> sebîl</span></span> yol demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbnissebîl;</span></span> yol oğlu,yolcu, yolda kalmış, yeri-yurdu, barınağı sokaklar olanlardır. Sokağa atılmış,yola terk edilmiş evsizler ve köprü altı çocukları anlamındadır. “İbnissebîl”tabirini Abduh <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“yola terk edilmiş çocuk,kimsesiz çocuk”</span></span> anlamında alır. Bir fıkıh terimi olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ibnissebîl;</span></span> kendi memleketinde zengin bile olsa, yolculuk sırasında fakîr ve muhtaç duruma düşen kimselere de denmektedir. (Rûm:37)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KÜFR</span></span><br />
Küfr, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Bu fiili yapana da “kâfir” denmektedir. Bu anlamıyla tohumu toprağa eken ve böylece onu örtüp gizleyen çiftçiye “küffar” denir. Kılıcı örttüğü için kınına, karanlığı örttüğü için geceye, yıldızları örttüğü için buluta da kâfir denir. Günahların örtülmesi için yapılması gerekeni yapmaya da aynı kökten gelen “keffaret” kullanılmıştır. (Bkz. Bakara:45.) Bir şeyi hiç yapılmamış gibi örtmek ve kapatmaya da “tekfir” denmiştir. Tekfir eden karşısındakinin imanını kapatmak istemektedir. Bu, Rabbimizin istemediği bir hükümdür; zira tekfir,teslim olan/müslim ile suçluyu/mücrimi bir tutmak olur ki bu yanlış bir hükümdür. (Bkz. Kalem:35-36)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MAL</span></span><br />
Mal, “meyl” kökünden gelir. Meyl,orta yolu bırakıp iki taraftan birine yönelmek demektir. Bu meyil iyilik için olabileceği gibi kötülük için de olabilir. (Hümeze:2)<br />
Meâric sûresinde, insanlığa Allah’a muhatap olacağı olgunluğa ulaşması ile vahyedildiği ve bu dönemin 50 bin yıllık bir dönem olduğu hakîkati yüksek bir belagat ile ifade edilir. Bununda amacı insanların din ile aldatılmamaları isteğidir. Kâhinlere, falcılara,medyumlara aldanıp geleceği/gaybı bildiğini iddia edenlerle resûllerin karıştırılmaması gerektiği gerçeği hatırlatılmaktadır.(Meâric:4)<br />
Mekke’ye 45 km uzaklıkta yorgun düşmüş ordunun üzerine dağlara çekilen gruplar/ebabil havadan/tayran peş peşeve düzenli olarak ne atıyorlardı? Bu sorunun cevabını da bir alttaki ayetten okumaktayız. (Fil:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEKR-KEYD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mekr</span></span>; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sinsi plân ve tuzak,hile</span></span> manasındadır. Keyd, mekr’den daha kuvvetlidir. Biri sana “Şunu yapabilirim.” dediğinde bu mekr olmaz; ancak karşı tarafın bilmemesi durumunda mekr olur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Keyd</span></span> ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bilinsin-bilinmesin bir başkasına zor kullanarak kötülük yapmak</span></span>tır. Mâkir, mekr yapan kişidir ve kötülüğü, mağdûrun bilmediği bir yer ve yönden getirir. Bu âyetlerin vahyedildiği tarihlerde Mekke'de de benzer bir durumun ortaya çıkmış olması dikkate değer bir durumdur. Hz. Muhammed’e suikast plânı hayata geçirildiği takdirde, Hz. Sâlih gibi, Hz. Muhammed’in de cinayetin arkasını arayacak bir"velîsi" vardır ve bu "velî" amcası Ebû Tâlib'dir. Yani,eğer Mekke müşrikleri tasarladıkları saldırıyı gerçekleştirip emellerine ulaşabilirlerse, Peygamberimizin mensup olduğu Beni Haşim kabilesinin reisi Ebû Tâlib, kabilesi adına bu cinayeti işlemiş olanlara karşı bir kan davası iddiası ile ortaya çıkacak ve hak arayacaktır. Ama cinayet, çeşitli kabilelerden müteşekkil bir çete tarafından işlenirse fâil bulunamayacak, dolayısıyla Haşimoğulları’nında olaya karışan kabilelerin hepsiyle birden savaşması mümkün olmayacağından konu kapanacaktı. Mekke kodamanlarının plânladıklarının tarihin tekerrürü şeklinde Kurân’da sunulması, onların sinsi planlarını hicrete kadar deşifre etmekteydi. Hz. Muhammed diğer Nebî kıssalarının ardından pasajın sonunda şöyle teselli edilir: “Ve artık onlara üzülme! Ve onların kurduğu plânlardan bir sıkıntı içinde olma!” (Neml:70) Bir ülkede yönetim ve istihbarat ne kadar sağlıklı çalışırsa Hz. Süleyman örneğinde olduğu gibi orada, çete ve örgütlerin faaliyetleri o kadar kısıtlanır. Ancak istihbaratınız zayıfsa iftiralar, masum insanları çete veya örgüt kurmayla suçlama ve fâilimeçhûller o oranda artacaktır. (Neml:50)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEKRÛH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mekrûh</span></span> sözlükte “çirkin bulmak, kötü görmek, istememek, meşakkat, sıkıntı, zorluk” gibi anlamlara gelen kerh kökünden türer. Mekrûhkelimesi “içerisinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zorluk ve sıkıntı bulunan</span></span>, hoşa gitmeyen, çirkin ve kötü görülen şeyler” demektir. Bu âyet ve bağlamında kötülüklere sebep olan tutum ve davranışlar manasındadır. 22 ile 37. âyetler arasında dile getirilen mekrûh davranışları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
1-Allah’la birlikte başka ilâhlar peyda etmenin oluşturduğu sınıfsalcı toplumun ürettiği düzenin kerih sonuçlar doğurup kötülüklere sebep olması. (İsrâ:22)<br />
2-Ana babaya kötü davranmanın mekrûh görülmesi. (23-24)<br />
3- Islâh edici amellerin sâlih niyetlerle yapılmaması (25)<br />
4-İmkânların gariplerle miskin ve sahipsizlerle paylaşılmaması (26)<br />
5- İhtiyaç sahiplerine hakkını verirken saçıp savurma, doğru hedefe ulaştıramama (27)<br />
6- İsteyen bir kişiyi geri çevirirken onu incitme (28)<br />
7- Cimrilik yapmamak, saçıp savurmamak (29)<br />
8- Çocuklarınızı rızık endişesiyle ördürmeye kalkmamak (31)<br />
9- Zinâya yaklaşmamak (32)<br />
10- Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymamak (33)<br />
11- Yetimin malına güzel ve uygun olmayan bir şekilde yaklaşmamak (34)<br />
12- Verdiğiniz her (meşru) söze sâdık kalmak (34)<br />
13- Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutmak, tartıp değerlendirdiğinizde dosdoğru kıstas ile tartıp değerlendirmek(35)<br />
14- Bilgisizce, araştırıp öğrenilmeden birtakım konuların peşinden düşüp spekülasyonlar üretmek (36)<br />
15- Kendini ayrıcalıklı zannedip kibir ve böbürlenmeyle, insanlara çalım satarak dolaşmak (37) (İsrâ:38)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MELÂİKE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Melâike</span></span>, melek kelimesinin çoğuludur. Arap dil bilim uzmanları “melek” sözcüğünün kökeni ile ilgili olarak “kuvvet, yönetim gücü” anlamındaki “melk” kökünden türemiş olduğunu söyler. “Mim” ek olmayıp sözcüğün aslındandır. “Mülk, milk, mâlik ve melik” sözcükleri de bu kökten türemiş ve anlamlarını da bu kökten almıştır. Meleğin bir şeyi yönetmekle görevli güçler olduğunu söyleyebiliriz. (Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MELİK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Melik,</span></span> sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“sahip ve mâlik olmak”</span></span> anlamındaki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">milk, mülk,melk</span></span> kökünden türeyen melik kelimesinin çoğulu mülûk’tür. Hz. Süleyman’ı tanımayan Belkıs, meliklerin mülklerini bu şekilde büyüttüklerini hatırlatmaktadır. Erkek melleler zorba, kaba kuvvet ve savaş mantığı ile bakıp tek taraflı, hedefe odaklı iken; bayan yönetici annelik duyguları ile çok yönlü düşünerek arkada kalan kasabaların da bu savaştan olumsuz etkilenebileceğini ifade etmektedir. (Karye için bkz. Yâsîn:13) Tıpkı kraliçe karıncanın kolonisini koruma girişiminde olduğu gibi. Belkıs da halkını korumaktadır. Zira Süleyman ve orduları Sebe şehrinin yakınındaki Karınca Vadisi’ne kadar gelmişlerdir. (Neml:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">METÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Metâ,</span></span> kendisinden hemen lezzet alınan menfaattir. Kısaca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">metâ</span></span>; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sâbit, kâmil vedâim</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">olmayandır.</span></span> Zıddı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">nâim</span></span>dir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Meta,</span></span> dünyalık gıdalar için kullanıldığından, bu besinlerin geçiciliği de bir anlamda hatırlatılıyor demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En’âm </span></span>kelimesinin tekili <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ne’ame”</span></span> şeklinde gelir. Daha çok develere mahsus bir isimdir. Bu kelime nimetle aynı köktendir. Deveye bu kelimenin verilmesinin nedeni Arapların yanında en büyük nimet oluşundandır. Tüm evcil hayvanları da kapsadığı söylenir. Çünkü yumuşaklık mânasına gelen “nuumet”den alınmadır. (Nâziât:33)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MİSKÎN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Miskîn,</span></span> yoksulluğun mesken tuttuğu suskunlar garibanlar demektir. Türkçeye 'sürünen' olarak çevrilebilir. Metrabe, toprak demek olan 'turâb' kelimesinden mimli mastardır ve topraklan makanlamına gelmektedir. Âyette geçen 'zâ metrabe' deyimi, Türkçede “toza toprağa bulanmak” tabiriyle ifade edilen, fakîrlik ve şiddetli ihtiyaçtan kinâyedir. Yani, fakîrliğinden ve muhtaçlığından dolayı, üzerinde kendisini örtecek,altında da yere serecek bir şeyi olmadan toprağa yapışmış, aşırı yoksul, miskin demektir. Bu tür yoksullar için Türkçede “sürünmek” tabiri kullanılır. (Beled:16)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUBÎN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mubîn</span></span> kelimesi sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“kapalılığı ortadan kalkıp açıklığa kavuşmak”</span></span> anlamındaki beyn (beynûnet) kökünün “if‘âl” kalıbından türeyerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“vuzuha kavuşan, açık seçik olan; açıklığa kavuşturan, açıklayan”</span></span> mânalarına gelir (Lisânü’l-ʿArab, “byn” md.). Âyette“arabbiyyen” ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açık, fasih, anlaşılır </span></span>kastedilmişken; mubîn ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açıklığa kavuşturan, açıklayan</span></span> manası verilmiştir. Sonuç olarak açık ve açıklayıcı bir lisân ile Kurân, uyarıcılardan olması için emîn bir resul ile indirilmiştir. (Şuarâ:195)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUHÎT</span></span><br />
Muhît; kuşatmak, sarmak ve çevrelemek gibi anlamlar taşıyan ''h- y -t'' kökünün türemiş şeklidir. Hait,bir yeri çevreleyen duvar demektir. El-Muhît, her şeyi kuşatan sıfatlarının tüm tecellileriyle varlığı kuşatan demektir. İhâta, kuşatma demektir. Bu kelime cisimler için kullanıldığı gibi ilimle kuşatmayı da ifade eder: “Şüphesiz Allah ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Talâk:12) (Burûc:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUHSİN</span></span><br />
Muhsin kelimesinin nüzûl sûrecinde ilk geçtiği yer muhtemelen burasıdır. Sürekli ihsanda bulunan demektir. İhsan; yaptığı işi en iyi biçimde, güzel ve noksansız yapmaya denir. İhsan kelimesi, “husn” kökünden türemiş “ahsene” fiilinin mastarıdır. Muhsin kelimesi de bu fiilin ismifailidir, yani bunu ahlâk haline getirenlere denir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MURSEL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’Mursel’’</span></span> kelimesi irsâl kökünden türemiş olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“gönderilmişler” </span></span>anlamındadır. Yine irsâl kökünden türemiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’ersele’’</span></span> fiili, öznesi Allah olmak üzere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“peygamber gönderdi/gönderir, bulut gönderdi/gönderir, rüzgâr gönderdi/gönderir” </span></span>biçimlerinde Kurân’da birçok kez yer almıştır. Bu kök anlamı nedeniyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">el-murselîn</span></span> kelimesi tefsirlerde“bulutlar, rüzgârlar ve peygamberler” olarak değerlendirilmiştir. Bu manada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“mursel”;</span></span> gönderilen her âyet, alâmet ve işareti de kapsar. (Şuarâ:160)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUSALLÎN</span></span><br />
Musallîn; Allah'ın değerlerine sahip çıkıp destek olan ve Allah'a yönelenler manasındadır. Zıddı ile kullanımı Kıyamet sûresinin 31-32. âyetlerinde “sallâ/yöneldi - tevellâ/yüz çevirdi” şeklinde formülize edilmiştir. Ancak bağlamda bu yönelmenin Allah için olmayan sahte, gösterişçi bir görüntü olduğu anlaşılmaktadır. Burada Allah’ın değerler sistemine yöneliyormuş gibi yapıp sadece görüntü verenler kınanmıştır. (Mâun:4)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Musallîn;</span></span> Allah'ın değerlerine sahip çıkıp destek olan ve Allah'a yönelenler manasındadır. Zıddı 17. ayette “edbera ve tevellâ” önemsemedi yüz çevirdi şeklinde ifade edilmiştir. Ayrıca Kıyamet sûresinin 31-32. âyetlerinde “sallâ/yöneldi - tevellâ/yüzçevirdi” şeklinde kullanılmıştır. Burada Allah’ın değerler sistemine yönelerek gereğini yapanlar manasındadır. (Meâric:22)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUTMAİN</span></span><br />
Mutmain; tatmin olmak,doygunluğa ulaşmak gibi manalara gelmektedir. Kullanıldığı bağlama göre doyumun nesnesi değişmektedir. Bakara 260'da Hz. İbrahim’in ölülerin nasıl diriltildiğine dair bilgisel bir tatmin ve iknadan bahsedilirken, Rad 28’de dünyada insanı tatmin edecek, gaybî sorularına cevap bularak doyuma ulaştıran tek kaynağın Allah’ın zikri olduğu ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi mutmainlik eksikliğin, açlığın olduğu bu dünya için kullanılan bir kavramdır. Bu ayette ise<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> ''mutmain'' </span></span>kavramı ile, bağlamla uyumlu olarak dünyalıkların aşırı sevilmesi sonucu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yetimlerin, miskinlerin mallarını helal-haram demeden yiyen, mal ve servet ile tatmin olmak isteyen</span></span> kişinin tasvir edildiği görülmektedir. Burada sanıldığı gibi , genel olarak Kuran'daki çift anlatım üslubu gereği, iç huzura ermiş,tatmin olmuş iyi bir portre çizilmemektedir. Baştan sona <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">aynı /tek portreden </span></span>bahsedilmektedir. Sonraki ayetlerle düşünüldüğünde doyumsuzlukla tatmin olmuş <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">nefsin </span></span>kulluğa ve bu kulluğun neticesinde cennete girmeye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">daveti </span></span>söz konusudur.Olup biten her şey de bu dünyada gerçekleşmektedir.  Kısaca, sûrenin ilk ayetinden son ayetine kadar karanlıkta kalmayı tercih edenlerin akıbetleri bir ibret olarak anlatılmış, aydınlığa, felaha ulaşmanın yollunun yetim ve miskini gözetip mal sevgisi ve biriktirme arzusunu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tatmin etmekten vazgeçmek</span></span> olduğu hatırlatılmıştır.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> Hatırlatma-Uyarı-Davet </span></span>(Fecr:27)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜCRİM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mücrim</span></span>; cürüm, suç, günah işleyen demektir. Mücrim kelimesinin ismifail oluşu bu işi devamlı yaptığını bildirir. Yani cürüm işlemek onun bir vasfı/karakteri olmuştur. Yoksa bir-iki suç işleyene bu isim verilmez. Âlim sihirbazların kitap yüklü merkep <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dereke</span></span>sinden cennetlik bir mümin olma <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">derece</span></span>sine yükselmelerinin tek sebebi, inandıkları değerleri ölümü pahasına yaşama, hayata geçirme gayretleridir. Belki de Allah bazı kötülüklerde kullanılan bu şahsiyetli insanların dualarına icabet olsun diye Hz. Mûsa’ya öncelikli olarak asâ âyetini öğretmiştir. “Firavun’a git çünkü o haddi aştı.” âyetine bu mazlûm insanlara yapılan zorlamalar da dâhil olabilir. (Allahualem) (Tâhâ:74)<br />
Cennet gibi sosyal bir hayat için güçlü bir adâlet ve cezalandırma sistemi olmazsa olmazımız olmalıdır. Günde 3 öğün beslenerek semiren mahkûmların, taşkınlık yapmaları kaçınılmazdır. Sadece günlük protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayan, lezzetsiz içecek ve yiyecekler verilerek taşkınlıkların ve hapishane isyanlarının önüne geçilebilir. Ceza infaz evlerinde mutlaka suçlular işledikleri suç ve mağdur ettikleri insanlar oranında sınıflandırılmalıdır. Yiyecek ve içecekler bile bu sınıflandırmaya uygun verilmelidir.  Fizikî olarak güçlü mahkûmların zayıf ve yaşlılar üzerinde tahakküm kurması engellenmelidir. (Vâkıa:56)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜTREF</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mütref</span></span>, dilediğini yapan ve nimetleri bencilce israf eden, rahatı ve şımarıklığı için her türlü azgınlığı sergileyen demektir. Arapça “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Te-Ri-Fe”</span> den gelir, fiil şekli de “etrafa”dır. Lügatte, ‘olumlu manada sulu ve taze oldu, kendine has bolluk içinde semirdi, bitkinin suyu bol oldu’ manâsınadır. Bu fiilden türeyen turfa, az bulunan ve kıymetli olan şey demektir. Türkçede“turfanda sebze veya turfanda meyve” şeklinde hâlen kullanılmaktadır. Turfanda mevsimin ilk yetişen ürünleridir. Olumsuz manada dünya kaynaklarını bencilce tüketerek semiren, dünyayı çocuklarından miras aldığını unutup kendi mülkü zanneden,ahlâkî bir endişe taşımadan zevke dayalı bir yaşam süren herkes mütreftir. İfrat ve tefrit de bu köktendir; aşırı gitmek, ölçüyü kaçırmak, eksiltmek,azaltmak demektir. Sosyolojik açıdan bir toplum harcayamayacağından,ihtiyacından fazlasını emeksiz elde ederse toplum çürümeye başlar. Tıpkı aşırı su verilen bir bitkinin köklerden başlayarak çürümesi gibi. (Vâkıa:45)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mütref,</span></span> dilediğini yapan ve nimetleri bencilce israf eden, rahatı ve şımarıklığı için her türlü azgınlığı sergileyen demektir. Arapça “te-ri-fe”den gelir, fiil şekli de “etrafa” dır. Lügatte, ‘olumlu manada sulu ve taze oldu, kendine has bolluk içinde semirdi, bitkinin suyu bol oldu’ manasındadır. Bu fiilden türeyen turfa, az bulunan ve kıymetli olan şey demektir.Türkçede “turfanda sebze veya turfanda meyve” şeklinde hâlen kullanılmaktadır.Turfanda mevsimin ilk yetişen ürünleridir. Olumsuz manada dünya kaynaklarını bencilce tüketerek semiren, dünyayı çocuklarından miras aldığını unutup kendi mülkü zanneden, ahlâkî bir endişe taşımadan zevke dayalı bir yaşam süren herkes mütreftir. İfrat ve tefrit de bu köktendir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">;aşırı gitmek, ölçüyü kaçırmak, eksiltmek, azaltmak</span></span> demektir. Sosyolojik açıdan bir toplum harcayamayacağından fazlasını emeksiz elde ederse toplum çürümeye başlar. Tıpkı aşırı su verilen bir bitkinin köklerden başlayarak çürümesi gibi. Zevkler bireyi ve insan ilişkilerini çözerken, dert ve sıkıntılar insanları bir arada tutarak olgunlaştırır. Müşriklerin güçlerine rağmen mütref yaşamaları, sıkıntılarla birbirine kenetlenen müminlerin başarısına yardım etmiştir. Birlikte yaşamak için bencilliği bir kenara bırakıp paylaşmak olgunlaşmanın aslî şartıdır. Paylaşmadığımız her nimet zahmete dönüşerek bedenimizi ve insanlığımızı çürüten bir yüke dönüşecektir. Mütref yaşam, ihtiyaçlara değil zevklere dayalı yaşamdır. Hz. Muhammed’e ilk karşı çıkanlar mütref bir hayat yaşayanlardı. Azgınlaştıran zenginlikten ve bezdiren fakîrlikten kurtulmanın yolu sade bir yaşam tarzını benimsemektir. Dünya kaynakları açısından da bu en ideal olanıdır. Mütref yaşam bir tür bağımlılıktır. Bu bağımlılığın yolu haksız kazançla hakka girmekten geçer. “Emernâ”kelimesini “emmernâ” şek­linde okuyanlara göre âyetin mânası şöyle olmaktadır:“Bir ülkenin altını üstüne getirmek istediğimizde oranın şımarıklarını ve azgınlarına emir yetkisi ile iş başına getiririz.’’ şeklinde anlaşılmıştır. Âyetin baş kısmı, müfessirler tarafından şöyle de anlaşılmıştır: Bir ülkenin altını üstüne getirmek istediğimizde, o ülkenin varlıklı ve şımarmış kişilerini çoğaltırız. Bizce ikisi de doğrudur. Zira bunlar birbiri ile alâkalı unsurlardır. Biri olunca hâliyle diğeri de oluşacaktır. Eğer yaşadığınız toplumda mütref şekilde yaşayanlar fazlalaşıyorsa ve hukuka, siyasete, temel insanî ihtiyaçlara ve değerlere nüfuz ediyorlarsa artık sıradan halk için hayat yaşanmaz hâle gelecektir. Zira mütrefler şımarık tavırlarla size tepeden bakar,emreder, sizi aşağılar, elinizdekini alır ve yargı önüne bile çıkmadan saltanatlarına, dünya kaynaklarını bencilce sömürmeye devam edeceklerdir. Mütreflerin olduğu toplumlarda ekolojik denge ve gelir dağılımı bozularak uçurumlar oluşur. Canlılar ve dar gelirliler bu şartlar altında yaşam alanları daralarak daha da köleleşir ya da suça meylederek yine kendi gibi ezilen topluma zarar verir. İşte Kurân buna fesât demektedir. Allah’ın bu tarz toplumlarda yasası o kadar değişmezdir ki bunu İslamî inançtaki ülkeler de yapsa sonuç kaçınılmazdır. Ayaklar baş, başlar ayak olursa toplum hercümerç olarak alt üst olur. Bu sorun şehirleşme nimetinin yan tesiri, birlikte yaşamanın verdiği güç ve imkânlara yapılan bir nankörlüktür/şükürsüzlüktür. Mütrefleşme Hz.Nûh sonrası daha fazla şehirleşen nesillerin sorunu hâline gelmiştir ve maalesef akıbetler genelde aynıdır. (İsrâ:16)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NÂR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nâr;</span></span> bir şeyin ısıdan parlaması,kızararak aydınlatmasıdır. Devenin üzerine damga koymak anlamındaki `n-v-r’ kökünden türeyen bu kelimenin (çoğulu nîrân) sözlük anlamı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ateş, görüş, alâmet, gövdeye basılan damga</span></span>dır. Bunun Allah’a izafe edilerek kullanılması çok ilginç bir detaydır. Nâr, Allah’a izafe edilir. (Nârullah) Ancak, cehennem“cehennemullah” şeklinde hiçbir yerde asla Allah’a izafe edilmez. Yani Allah cehenneme sahip çıkmaz. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ey Mâlik! Rabbin bizim üzerimize hüküm versin” diye seslendiler. (Malik): “Muhakkak ki siz,kalacak olanlarsınız.” dedi. Zuhruf:77 Â</span>yette cehennemin sahibi olarak mâlik isimli bir meleğin zikredilmesi cehennemin Allah’a isnat edilmediğinin açık ve net bir ifâdesidir. “Allah’ın nârı/Allah'ın ateşi” sadece bu âyette kullanılır. (Hümeze:6)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NEBÎ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nebî</span></span> kelimesi, yükseklik anlamına gelen “nübüvvet” kelimesinden türemiştir. Buna göre “nebî“, her bakımdan yüksek bir makamdan önemli ve hayatî haber alan, bu haberi yaşamakla mükellef olan, insanlara doğru ve önemli haber getiren kimse demektir.  Nebî’nin çoğulu “enbiya” ve “nebiyyûn“dur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nübüvvet, elçilik görevinin daha çok Allah’a bakan yönünü risâlet ise insanlara bakan yönünü ifade eder.</span></span> (Meryem:30)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NEFS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nefs;</span></span> nefes alan, canlı manasındadır. İnsan mânasına ve tüm canlılar anlamına da gelir. Çoğulu“nüfus”tur, “enfus” formunda da gelir. “Külli nefsin zaikatul mevt“ âyetinde her nefes alan, yani her canlı ölmek zorundadır manası da vardır. Nefes,canlılık belirtisidir. Nifas, kadının nefes olan bir canlı dünyaya getirmesi manasında doğum yapmasıdır. Bir de bu âyetteki gibi ahiretteki insanı anlatan âyetlerde de 'nefs' kavramı kullanılır. Özetle nefs kişinin bedenle oluşturduğu bütün yani kendisi demektir. (Yâsin:54)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RABB</span></span><br />
Er-Rabb; terbiye eden, terbiyesinde eşsiz benzersiz olan demektir. Rab mastarı “terbiye etmek” yani, “ıslah etmek, yetiştirmek, bakmak, göz kulak olmak” mânalarına gelir. Terbiye, bir şeyi basit halinden kemal noktasına doğru aşama aşama inşa edip geliştirmektir. Kemale ulaşmak için ilahi terbiyenin önemi vurgulanmaktadır. (Nas:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RESÛL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûl</span></span>, elçi demektir. Kur’an’da bir yerden aldığı bilgiyi başka bir yere eksiltip arttırmadan olduğu gibi taşıyan elçilere resûl denmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah,işitendir, görendir.” </span></span>(Hac:75) Allah’ın her şeyi işitip görmesine rağmen kulları ile olan iletişimini elçiler ile yapması onun görmediği, duymadığı gibi bir yanlış anlayışa sebep olmaması için âyetin sonu Allah’ın her şeyi işitip gördüğünü vurgulayarak sonlanmaktadır. Elçiye ihtiyacı olan insandır. Zira insan gayba imanla mükellef sınırlı ve âciz bir varlıktır. (Meryem:19)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûl,</span></span> nüzûl sırasına göre ilk kez bu âyette resûl/elçi olarak zikredilmiştir. Bu kelime  "risl" kökünden türemiştir ve kök anlamı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">saçak</span></span>’tır. "Risl"sözlükte, yerine getirmek üzere gitmek, yumuşaklık ve kolaylık üzere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">göndermek</span></span> demektir. "Resûl",hem gönderilen mesaj, hem de mesaj yüklenip götüren anlamında kullanılmıştır. Hz. Muhammed’e neden Kurân’ın indirileceği ve neden tertîl ile onu öğrenmesi gerektiği dolaylı örneklerle izah edilmektedir. Hz. Peygamber’in şâhitliği, onun mesajı mükellef olan kullara ulaştırması ve yaşayarak  “en güzel örnek/üsve-i hasene” oluşudur. (Bkz. Hac 78, Bakara 143, Ahzab 45)<br />
Bazı araştırmacılar nebî kelimesi ileaynı kişiyi işaret etmesi bakımından resûl kelimesini eş anlamlı kabul edip nebîden ciddi bir farkının olmadığını söylemiştir. Fakat kelimelerin kullanıldığı yerlere ve bağlama bakarsak aralarında ciddi bir fark olduğu görülecektir. Resûl/elçi Kurân’da Allah’tan başkasının elçisi olarak da kullanılmıştır. (Bkz.Neml:38) Ancak Nebî, sadece Allah ile özel bir iletişimde olan, haberler alan insanlar için kullanılır.(Bkz. Ahzab:40) Zaten Nebî, seçilmiş kul ile Allah arasındaki iletişime; Resûl ise kul ile diğer kullar arasındaki iletişime bir göndermedir. Bağlamda elçinin risâleti iletme, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sağlıklı ulaştırma görevi</span></span> üzerinde durulduğundan resûl kullanılmıştır. Resûlün Türkçesi elçi, Nebînin Türkçesi ise peygamberdir. (Müzzemmil:15)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RIZIK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Rızık,</span></span>  ‘ra-ze-ka’ fiilinden türemiş bir isimdir. Çoğulu erzaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Faydalanılması için verilen</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bağış, pay, hisse,nasip, haz, gıda ve mutlaka kendisiyle faydalanılan her şey</span></span> anlamlarına gelir. Rızık boğazdan geçen azıktan çok daha geniş kapsamlıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Aldığımız nefes de dâhil her şey rızıktır. </span></span>İntihar eden biri kendi iradesi ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hayat denen muhteşem rızkı</span></span> elinin tersiyle itmiş olur. Bu dünyayı isteyene istediği verilir. Dünya ve âhireti de isteyene/dileyene her ikisi de verilir.(Bkz. Bakara:200-202) Burada belirleyici ve öncelikli olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kulun tercihidir</span></span>. Eğer âyet ‘Allah dilediğine rızkı genişletir.’şeklinde meallendirilirse, bu kaderci bakışın önünü açıp yanlış anlaşılmalara sebep olacaktır. Oysa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘dileyene’</span></span>şeklinde meallendirilirse <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">imtihanın,emeğin, çalışmanın, gayretin önemi</span></span> vurgulanır ve kaderci bakış düzelir. “Muhakkak ki bunda, inanan bir kavim için âyetler vardır.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hakîkî manada istemenin</span></span> bu uğurda sarf edilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">emeğin, çalışmanın, gayretin</span></span> ne kadar değerli olduğuna inananlar için mutlaka âyet, ders ve deliller vardır. (Bkz. İnsan için, emeğinden başka bir şey yoktur. Necm:39) (Rûm:37)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RÛH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Rûh;</span></span> vahiy ve vahyi Allah’ın seçtiği kimseye ulaştıran aracı melek, melekî güç anlamında kullanılır. Nitekim Cebrail, Kur’an’da “ruhul emin/güvenilir ruh” olarak nitelendirilir.(Ruh kelimesi hakkında geniş bilgi için bkz. Kadr:4) “Ve işte böylece sana emrimizden bir rûh vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz…” (Şura:52) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ruh</span></span>,Kurân’ın genelinde hayata anlam ve amaç katan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilahi bilgi</span></span>nin adıdır. Bakara sûresi 30 ve devamında anlatılan Hz. Âdem’e üflenen ruh da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilahi bilgi </span></span>manasındadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ruh</span></span>, Hz. Âdem’in hayatına yeryüzünün halifesi olma gibi bir amaç, anlam ve sorumluluk yüklemiştir. Hz. Meryem’in de hayatındaki bu anlam ve amaç arayışı onu toplumdan uzaklaşmaya itmiş olabilir. Gençlerdeki kimlik arayışı onların daha anti sosyal bir ruh haline bürünmelerine sebep olmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle genç, kendine belirlediği ilkeler ve kimlik arayışını sonlandırıp istenen role doğru sosyalleşecektir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SABIR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sabır;</span></span> direnmek, sıkıntılara göğüs germek, kararlı olmak demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemîl,</span></span> olumlu özelliklerin bir arada olması/cem olmasıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘Sabrun cemîl’;</span></span>Yusuf:18’de şikâyet etmeden, yük olmadan, safını kaybetmeden yapılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">olumlu, iyi, güzel direnişlerin</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tamamına</span></span> denir. Sadece iftiralara,sıkıntı ve zorluklara tahammül etmek değil, doğru olanı insanlara ulaştırmada da yapılan hikmetli mücadelenin adıdır sabrıcemîl. (Meâric:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SADR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sadr</span></span>, her şeyin ön ve baş tarafı manasındadır. Sadr-ı İslam: İslam’ın başı, ilk yılları. Sadru'l- Kelam: Sözün başı. Sadr-ı Azam ise başvezir manalarındadır. Görüldüğü gibi sadr sadece göğüs demek değildir. Âyette, hem duygulardaki hem de düşüncelerdeki vehimler kastedilmektedir. Bu ikisini kasıtla ayette sadrın çoğulu sudur kullanılmıştır. Kur’an bu iki merkezi birbirinden ayırmaktadır (Bkz. Ahzap: 4) (Nas:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SALÂT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Salât; namaz, dua, yöneliş </span></span>manasında kullanılmakla birlikte lügat manası olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">destek </span></span>anlamında da kullanılır. “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kâme”</span></span> ayağa kalkmak,dikilmek fiilinden türeyen “ekîmu, yukîmu, , kâimun, ekâmtum” kelimeleri ile birlikte geçer.  Salât hiçbir âyette Türkçede “namaz kılmak” mânasına gelen “eddâs’salâ, eddûs’salâ, edeytumus’salâ’’ yani “namazı eda etmek” gibi“eda” fiili ile birlikte kullanılmamıştır. Zira malumun ilamı abestir. (Neml:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SÂLİH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sâlih</span></span>, kelimesinin kökü sulh’tur. Sulh ve salâh Arap dilinde;bozgun, nefret, kötülük, kavga, çekişme ve didişmenin zıddı demektir. Barışı önceleyerek başkalarını ıslâh etmeyi hedefleyen tüm amellere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sâlih amel</span></span> denir. Sâlih amel yapanların imanlarının kabul edileceği ve bunların mümin olarak isimlendirilerek Allah’a geleceği ifade edilmiştir. (Tâhâ:75)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Secde,</span></span> bir anlamda üstün bir varlığın önünde, onu büyüklemek ve kendini o varlığın karşısında küçük görmek üzere saygıdan eğilmektir. Sihirbazların Hz. Mûsa’nın önünde eğilmesi, meleklerin Hz. Âdem’in önündeki secdesi gibidir. Secde kelimesinin ilk ortaya çıkışı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“devenin sahibini üstüne çıkarması için boynunu eğmesi”</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“meyve yüklü hurma dallarının, sahibinin rahat uzanıp toplamasına elverişli olarak eğilmesi”</span></span> anlamındadır. Günümüzde ise secde denince ilk olarak, namazın erkânından olan ve ibadet kastı ile alnın yere konulması şeklinde yapılan eylem akla gelmektedir. Dolayısıyla da secde etmek eyleminden“ibadet etmek” anlamı çıkarılmaktadır. Hâlbuki secde kelimesinin esas anlamı,boyun eğmek, itaat etmek demektir. İbadet ve saygı için alnın yere konması ise,itaat ve boyun eğmenin sadece bir simgesidir. “Harrû sücceden” ifadesi bu saygının yere kapanarak yapılmasıdır ki Kur’an’da da geçer. “Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman secdeye kapanır ve ağlarlar.” (Meryem:58) Râzî, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âdemoğlu’nun emrine amâde olan meleklerin </span></span>özellikle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“yeryüzü melekleri”</span></span>olduğunu söyler. Hz. Âdem’in yeryüzünün halifesi olabilmesi için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yeryüzünün güçlerinin/meleklerinin </span></span>kendisine boyun eğmesi gerekmektedir. Bu güçlere yani tabiat kanunlarına boyun eğdirmenin tek yolu da ilahî bilgi ile donanmaktan geçer. Kur’an bu bilgiye hayata anlam ve amaç katan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘rûh’ </span></span>demektedir. (Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Secde</span></span>, sözlükte eğilme ve boyun büküş demektir. Kurân’î ilkeleri kabullenmek, onlara inanmak manasında bir kullanım yapılmıştır. Ebû Müslim,bu âyetteki secde için ‘boyun eğmek ve itaat etmek’ mânasının kastedildiğini söylemiştir. (Râzî) Bu âyet okunduğunda secde etmenin vacip veya sünnet olmadığı kanaatindeyiz. Zira bir sonraki âyetteki tekzib/yalanlama, secdenin karşıtı olarak kullanılmıştır. (İnşikâk:21)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SELÂM</span></span><br />
Selâm; barış, huzur, esenlik, saadet, manalarını kapsar. Bu selamete ulaşmanın şartı Rabb'in iznidir. O izin, Allah’ın emir ve yasalarına uygun davranmaya bağlıdır. Allah’a iman etmemiş birinin dahi fıtratına uygun yaşadığı, Allah’ın yasakladığı kötülüklerden uzak durduğu ve iyiliği de yaydığı ortam barış ve selamet ortamı olacaktır. 1, 4 ve 5. âyetlerde ''onu, onda ve o'' zamirleriyle kastedilenin vahiy olduğu anlaşılmaktadır. Esasen bu üç zamirle vurgulanan; vahyin bir yer, zaman ve insana inzal olduğunda o yer, zaman ve insanı nasıl değerli bir hâle getirdiğidir. Kadir Gecesi de bu değerini vahiyden almaktadır. Yoksa yer, zaman ve insanın tek başına bir değeri yoktur.(Kadr:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SEMÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Semâ</span></span> kelimesi  ‘yükseklik, yücelik’anlamındaki es-sümüvv kelimesinin türevlerindendir. Her yüksek veyüce şeye es-semâ denilir. Gökyüzüne semâ denilmesinin sebebi yeryüzünden yukarıda olmasıdır. Her bir şeyin üstüne ve üstününe de semâ denilir.Ayakkabının üstü semâ’dır, evin tavanı da semâ’dır. Hayvanın üst tarafına “semâ”, alt tarafına “ard” denmektedir. Demek ki “semâ” demek üst tarafımız, “ard” da alt tarafımızdır. (Lisanül-Arab)(İnşikâk:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Semâ,</span></span> ‘yükseklik, yücelik’ anlamındaki ‘es-sümüvv’ kelimesinin türevlerindendir. Araplar ayakkabının üstüne bile semâ demektedir. Semâ, üzerimizdeki en yakın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gök</span></span> olacağı gibi içerdiği gök cisimleri ile birlikte tüm <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">uzay </span></span>manasında da kullanılır. (Bkz. Müzzemmil:18, Şems:5, Burûc:1, Târık:1, Nâziât:27) (İnfitâr:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SEVVÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sevvâ</span></span> kelimesinin aslı ‘s-v-y’ dir. Metre ve tartı gibi ölçümlerdeki denkliği anlatır. Seviye aynı köktendir. Aşağıda ya da yukarıda (ifrat veya tefritte) değil, düzgün bir seviyede mânasındadır. Bu âyette ise ölçülü ve amaçlı yaratılış mânasındadır. Çünkü Allah her şeyi bir amaca binaen yaratmıştır.Hiçbir şey boş yere değildir. Yani yarattı, sonra da yaratılış amacını içine koydu. Veya onu bir düzene koydu. (Nâziât:28)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sevvâ,</span></span>  “tesviye” kökünden gelir. Vücûdun en ideal şekilde düzenlenmesi, yararlanmaya hazır şekilde yapıldığını anlatır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fe’adaleke;</span></span> mutedil kıldı, dengeye ulaştırdı manalarına gelmektedir. İnsan olmayı becerebilmek için öncelikle yaratılışımızda var olan düzen ve denge hâline ulaşmamız gereklidir. Dengesizlik ve adâletsizlik fıtratla savaşmaktır. Kerîm olan Rabbin en öncelikli nimeti, ideal kul ve yeryüzünün halifesi olma potansiyelinde yaratılmış olmamızdır. Bu potansiyelin/fıtratın insanı gurura/aldatmaya düşürmemesi için sûre afâktaki âyetlerden enfûs âyetlerine güzel bir geçiş yapmıştır.(Bkz. Fussilet:53) (İnfitâr:7)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SIRÂT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sırât;</span></span> cadde, ana yol, işlek ve büyük yol anlamına gelir. Es-sırât,Allah’ın yolu demektir. Sırâtı müstakim, dosdoğru yol anlamındadır.İki nokta arasındaki en kısa çizgiye de denir. Kısaca hiçbir yerinde meyil ve eğrilik bulunmayan, dümdüz ve dosdoğru demektir. Bu yol sapmaya ihtiyaç duyulmadan ilerlenen yol demektir. Kur’an-ı Kerim’de 32 âyette geçen sırâtı müstakiminKur’an’daki benze kullanımları şunlardır: Es-sıratu’s seviyy, düz yol(Tâhâ:135, Meryem:43). Sevâu’s-Sırât, yolun doğrusu (Sâd:22). Sebîlu’r-Reşad, muradaerdiren yol (A’râf:146, Mümin:38, 39). Sırâtımüstakimin Kur’an-ıKerim’deki zıddı sırâtı cahîm/cehennem yoludur. (Sâffât:23, Nisâ:168,169) (Meryem:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SİHR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sihr</span></span> kavramı, nüzûl sürecinde ilk defa Müddessir sûresinde geçmiştir. Kurân’ın belağatinin etkileyiciliğini göstermek ve arttırmak için vahiy düşmanının dilinden bir itham olarak kullanılmıştır. Türevleriyle birlikte Kur’an-ı Kerim’de 60 yerde geçer. Dilde, gizli bir sebeple <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">insanın gözünü ya da aklını yanıltan şey</span></span> demektir. Günümüzdeki karşılığı illüzyondur. İllüzyon, seyreden kişinin bir sihirbazın/illüzyonistin yaptıklarını farklı yorumlayıp algılaması temeline dayanır. Bu kelime aynı zamanda aldatmak manasına gelir. “Seharehu.’’, ‘’Onu aldattı.” demektir. Eğer Hz. Mûsa İsrailoğullarını alıp çıkarsa bu haber Mısır’da  yayılacak ve Firavun emeklerini sömürerek köleleştirdiği tebasını kaybedecektir ki, bu da Firavun’un iktidarının zayıflayarak saltanatını kaybetmesiyle sonuçlanacaktır. Bunu engellemek için Firavun ve kurmayları aşağıdaki teklifle gelir. (Tâhâ:57)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SUDÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sudûr</span></span>,  sadr’ın çoğuludur. Sadr, her şeyin önve baş tarafıdır. Sadrıislam, İslam’ın başı, ilk yılları mânasınadır. Sadrulkelam, söz başıdır. Âyetteki sadr kullanımı,sorunların temel çıkış noktasına/başına bir göndermedir. Âyette sadece ‘’Allahbilir.’’ denmemesi güzel bir detaydır. Rabb olan bilir ve öğretir. İlâhî yönlendirme ile terbiye olan göz, olayların âhirini görecek bir basîret kazanabilir.Dünyadan değil de âhiretten bakan, cilalanmış imajların altında yatan asılresmi görecektir. (Neml:74)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SULTÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sultan,</span></span>  “selata” kökünden gelir. Selata, nüfûz ve etki altına almak demektir. Sultan kelimesi de, bu kökten türemiştir.Üstünlük, ga­lebe çalma ve istilâ anlamında mastardır. Kurân’da “sultan”  genellikle üstünlük sağlayan, kendisine tâbi olunan, ikna edici ve güçlü burhan ve hüccet mânasına gelir. Şirkin aklî, ilmî, insanî hiçbir delili ve ikna edici mantıklı bir gerekçesi yoktur. (Rûm:35)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SÜBHÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sübhân</span></span> kelimesi  “gufrân” gi­bi mastardır. Şu halde sübhân kelimesi, noksanlıklardan ve acz sıfatlarından uzak­laşmak, arınmışlık anlamına gelmektedir. Bu nedenle sübhân kelimesi için tenzih, teşbih ve takdis anlamında sadece yüce Allah için kullanıldığından Allah’ın fiillerinden bir sıfat diyebiliriz. (Sâffât:159)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞER</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şer;</span></span>sözlükte, istenmeyen, arzu edilmeyen, her açıdan kendisinden kaçınılan şey demektir. Şer; iblise, cehenneme, beşerlere, belâlara ve hastalıklara izâfe edilir; ancak asla Allah’a izâfe ve isnat edilerek kullanılmaz. Bu âyetlerde herkese amellerinin karşılığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">verilecek denilmek yerine,</span></span> herkes <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">amellerini görecek</span></span> (yerahu) denilmektedir. Yani bu âyetler ödül ve ceza ile ilgili değildir. Zaten 6. âyette insanların yaptıklarını görmeleri için toplanacakları bildiriliyordu. Yapılanları görüp hesaplaşıldıktan sonra ödül veya ceza belli olacaktır.(Zilzal:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞEYTÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şeytân </span></span>kelimesi iki köke dayandırılır. Bunlardan biri olan eş-şetanu, çok sağlam ve uzun ip, halat anlamına gelir. Şetanean, uzaklaştı; şatın, haktan uzaklaşan demektir.  Araplar gece sinsice gelip uyuyana zarar veren yılana da şeytan derlerdi. Eğer kelime ş-t-n değil de ş-y-t kökünden türetilmişse o zaman kök anlamı yanmak, öfkeden yanıp tutuşmak anlamına gelir. Kur’an’da şeytanın Allah ile ilişkisinde ‘iblis’ sıfatı ile anılır. Zirâ şeytan Allah karşısında umut kesmiş, iflas etmiştir. İblis’in insan ile ilişkisinde ’şeytan’ sıfatı kullanılır. İnsanı ayartan sinsi düşmandır. Bakara 34 ve 36 buna örnektir.Görünen ve görünmeyen insan ve cin her tür kötülük için kullanılır. Kurân’a göre şeytan insanın apaçık düşmanıdır. (Furkân:29)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şeytân</span></span> kelimesi, Arapça <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ş-t-n’ </span></span>fiilinden türemiştir. ‘Ş-t-n’ fiili, uzaklaşmak manasına gelen bir fiildir. Doğruluk, erdem, merhamet, güzellik, iyilik, paylaşım ve insanî değerlerin tamamından uzaklaştıran bütün fiillerin otak adıdır. Şeytân, İblis gibi özel birisim değil bir sıfattır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şeytânlar </span></span>bir ırk veya insandan farklı bir tür ismi değil <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ortak kötülüklerin tamamını ifade eden sıfatların genel adı</span></span>dır. Kurân’ın indirilmesi, insanî değerleri yok eden ortak kötülükle savaşılması içindir. Kurân, şeytânî plânlara alet edilmemelidir. Zira onu şeytânlar indirmedi.(Şuarâ:210)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞİİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şiir</span></span> kelimesi, Arapçada kökeni <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kıl/tüy/saç</span></span> anlamına gelen şe’r (ş-a-r) kelimesine dayanır. Buğdaydan farklı olarak ucundaki ince kılçık sebebi ile arpaya da şair denilmiştir. Şair için bu kelimenin kullanılması onun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ince zekâsından ve duyarlı bilgisinden</span></span> dolayıdır. Yüzlerce tanımı yapılmış olan şiir kısaca bir benzetme sanatıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sembol </span></span>anlamına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">şiar</span></span>la da bağı bu sebeptendir. Şiir biraz daha duyguya yakın bir sanat olduğundan, âyet inanma ve güvenmeye atıfla sonlanmıştır. Zira Kurân’ın kafiyeli cümle sonları ve ses uyumu muhataplarını etkilemekteydi. Bu hissi etkilenmeye bakıp Kurân’ı bir şiire, resûlün de bir şaire benzetilmemesi gerektiği hatırlatılır. Amaç <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">şiiri ve şairi kınamak değil Kurân’ın maksadının doğrudan bu olmadığını</span></span> ortaya koymaktır. Kur’an’ı tecvit kurallarına uyarak sesi ve nağmeyi öne çıkarmaktan başka bir amaç gütmeyenlere,manayı önemsemeyenlere yapılan bir uyarı vardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">O uyarı da Kurân’ı; şiire, naata, kasideye indirgememektir.</span></span> Saf mana üzerinden yapılan zannî/spekülatif yorumlar için de şöyle bir uyarı gelmektedir: (Hâkka:41)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞUÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu’ûr</span></span> kelimesinden maksat <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açık duygu ile hissetmektir</span></span>, dalgınlığın zıddıdır. İdrakin ilk basamağı, fikrin ilk varış derecesi, ilk doğuş hâline şuûr denir. Aynı kökten olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">şiâr;</span></span> işâret, sembol anlamına gelir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şiâr,</span></span> şuûru uyandırmak içindir. Semboller, dış görünüşlerinden çok daha büyük anlam ve değer taşır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şâir </span></span>kelimesi, hem muhatabında bir his ve düşünce uyandırmasına hem de şâirin ince zekâsı ve duyarlı bilgisine âtıfla kullanılır. (Şuarâ:113)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞÜKR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şükr</span></span> kelimesinin sözlük anlamı“Hayvanın yediği besini, verdiği süt ve semizliği ile belli etmesi” demektir.(Lisanü'l-Arab) Kelimenin bu anlamı biraz daha açılacak olursa şükür; “beslenen hayvanın, yediklerinin karşılığını maddeten vermesi”, yani “bir tavuğun yumurta, bir ineğin süt, bir koyunun yün vermesi ve her üçünün de et verecek şekilde semirmesi” olarak tanımlanabilir. (İnsan:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAĞA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tağâ</span></span>, suyun yatağından taşması anlamına gelir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Câriye</span></span>; suda akıp giden, hareket eden gemi manasında olup Nuh’un gemisine işaret eder. Çünkü geminin isimlerinden biriside câriyedir. El-Cerâr câriyeler/gemiler manasında Rahmân 24’te de kullanılmıştır. Zımnen, sizi gemi değil felâket gerçekleşmeden önce elçisine bildiren Rahmân olan Allah kurtardı. (Hâkka:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAĞUT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tağut;</span></span> sınırı, haddi aşmak manasında tuğyandan türeyen bir sıfat olarak tanımlanmıştır. Kelimenin kökü olan “tağa’nın Kur’an’daki kullanımı, Hakka:11'de Nuh tufanı bağlamında suyun yatağından taşmasıdır. Alak 6. ayetteki “Yetğâ”; insanın sınırını/haddini bilmeme hâli iken, buradaki kullanım toplumsal ve sistemsel bir hak hukuk tanımamaya işaret etmektedir. Helak olan kavimlere verilen imkanlar yağmur gibi rahmet iken, onu yönetememek suyun yatağından taşması, sınırını aşmasına yol açmış, rahmeti zahmete dönüştürmüştür.  (Fecr:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TÂİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tâir,</span></span> “kuş” manasına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tayr</span></span>’dan gelmektedir. Araplar bir kuş uçurur, kuş sol tarafa uçtu­ğunda bunu uğursuz, sağa uçtuğunda uğurlu sayarlardı. Atâ b. Ebû Rebâh, bunun kuşlarla açılan faldan geldiğini söyler. Kısaca bu yönteme, kader ve kısmeti belirlemek ve geleceği okumak için başvururlardı (Râzî). Âyetteki ‘boynuna’ifadesi ise gereklilikten kinayedir. Meselâ “Bu iş boynumun borcu” demek gibi.Yapılan tercihlere kuşun değil, insanın karar verdiğine ve insanın amellerinin kendisinden ayrılmayacağı, talih, şans, alın yazısı, nasip, kısmet gibi söylemlerle sorumluluktan kaçılamayacağı, kişinin kendisinden tercihlerini uzaklaştıramayacağı, tercihlerinin kıyam günü karşısına ayrıntılı olarak serileceği, orada da yapılanların yapanla birlikte olacağı haber verilir. İsrâ olayının ardından gerçekleşecek hicretin senelere yayılan stratejik bir plân ile olması şansa, kısmete bırakılmaması gerektiği de vurgulanır. Zira insanlar genelde plânsızlık ve özensizlik sonucu maruz kaldıkları olumsuzluklara karşı kader, alın yazısı, nasip, şans, kısmet vs. kelimeler üretmiş ve bu bahanelerin arkasına sığınarak sorumluluktan kaçmış, öz eleştiriden uzaklaşmıştır.Tesadüfen/şansa veya alın yazısı olarak kimse ne cennete gidebilir ne de cehenneme düşebilir. Cennetvârî bir hayat da tesadüfî değildir. Uhud harbinde harp taktiğini tam uygulamayan ashâb, mağlup duruma düşünce “Bu nereden başımıza geldi?” dediler. Hz. Peygamber’in ‘’Nasip değilmiş, mukadderat, ilâhî takdir veya kaderimizmiş/alın yazımız!’’ demesi istenmedi ona Rabbimiz “De ki o, kendi yüzünüzdendir.” şeklinde vahyetti. (Bkz. Âli İmran:165) Dikkat edilirse âyette kuşu/tercihleri insanın kendine bağlayan “elzemnâ” fiilinin fâili Allah’tır. Demek ki amellerin boyuna yüklenmesi sorumluluğunu Allah üstlenmiş ve yapılanları kayıt altına aldırmıştır. Buradaki kitap âhiret sicili/amel defteridir. Buradan şu anlaşılıyor ki, adâletin tecellisi için suçun ve suçlunun sesli, görüntülü kaydının olması davaları hızlıca neticelenmesinde çok belirleyicidir. (İsrâ:13)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAKVA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Takva,</span></span> veka fiilinden gelir. Bu fiilin mastarı olan'vikaye, tevkıye, vikae' kelimeleri sözlükte, ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir şeyi korumak, himaye etmek, zarar verecek şeylerden çekinmek, bir şeyi başka bir şeyle, bir tehlikeye karşı korumaya almak’</span></span> demektir. Bu bir anlamda zararlı şey ile kendi arasına bir engel koymaktır. Kurân’dan önce takva kelimesi, insan ve hayvan gibi bir canlı varlığın kendini,dışarıdan gelebilecek bir zarara karşı savunması anlamına gelmekte idi. Vekâ fiilinin harfleri artırılmış kalıplarından ittikâ kelimesi ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"korumayı kabul etmek, acı ve zarar verecek şeyden sakınıp kendini korumaya almak"</span></span> demektir. Bu âyette olduğu gibi kelime Kurân'da sözlük anlamıyla da kullanılmıştır. Takva ve ittikâ kelimelerinin ikisi de sözlük anlamları ekseninde kavramlaşmıştır. Bu kelimelerin türediği vekâ fiili ve türevleri Kurân'da tam 258 yerde geçmektedir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah’ın yasaları değişmediği için âfet geldiğinde iyi-kötü, inançlı-inançsız ayırt etmeyecektir. Bu yasayı Allah koyduğundan fâil Allah’tır.</span></span> Hz. Sâlih’in kurtuluş önerisine inanan ve sakınanların kurtulduğu net olarak ifade edilmiştir. (Neml:53)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tayran, </span></span>havada uçan kanatlı kanatsız, canlı cansız her şeydir. Tare, fiil olup “uçtu” demektir. Tayr’ın ille de kanatlı olması şart değildir.Zira En’âm 38’de kanat ayrıca zikredilir. Havada bulutlar da uçar, kuş ve sinek de uçar. Ayrıca bakteriler, tohumlar, atılan oklar ve mızraklar da tayr kapsamına girer.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEVİL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Te’vîl</span></span> kelimesi, sözlük mânası itibariyle aslına dönmek anlamına gelen “evl” kökünden “tefil” vezninde mastar olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“döndürmek” ve “herhangi bir şeyi varacağı yere vardırmak”</span></span>demektir. Te’vîl, bir lafzın arkasında yatan maksadı anlamaktır. Te’vîl, Kurân’ın indiği dönem Arapçasında, bir şe­yin akıbeti, ortaya çıkması,mahiyeti ve hakîkati” gibi anlamlara gelmektedir. Bu âyette te’vîl <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“bir yere varmak”</span></span> anlamını ifade etmektedir. Furkân 33. âyetteki en güzel tefsir ile buradaki en güzel ve hayırlı te’vîlin bağlam farklılığına rağmen açıklama olarak meallendirilmesi eksik kalacaktır. Zira tefsirde âyetlerin iç ve dış bağlamı ile indiği döneme yapılan sefer sonucu gerçekleşen anlam varken te’vîlde bu mananın arkasındaki maksadın şimdi ve bugüne getirilmesi söz konusudur. Ahsen/güzel ve hayırlı te’vîl, doğru ve adâletli bir zihnî değerlendirme ile evrensel kıstaslara/âyetlere sâdık kalarak (vefâ göstererek) gerçekleşir. Tabiî ki insan zihninin doğru sonuca ulaşmasının yolu sadece doğru bir metotla konuyu ele alması değildir. Bir de sağlıklı bilgi ile onu beslemesi gereklidir. (İsrâ:35)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEFEKKÜR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tefekkür</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“düşünmek ve hatırlamak” </span></span>anlamındaki fikr kökünden türemiştir. Fikrin kök anlamı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ovalamak ve parlatmak’</span></span>tır. Kurân’da bu kavram fiil şeklinde 18 âyette geçmiştir. Olumlu, yapıcı ve hayırlı fikrin oluşum süreci olarak tanımlanabilir. Nitekim her insan şöyle ya da böyle düşünür; ama her düşünen kimse mütefekkir olarak nitelendirilemez. Zira tefekkür belli bir ilmî birikimin yanı sıra, aklın zihinsel yetenek ve dinamikleriyle ilintili bir eylem/durum olarak algılanmalıdır. Bu kalıp tıpkı diğer düşünme çeşitleri olan tedebbür, teakkul, tefekkuh ve tezekkür gibi külfet gerektirmektedir. (Rûm:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEFSİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tefsir,</span></span> Kurân’ın tamamında sadece bir kez geçer. Kelimenin nispet edildiği iki kök olan “Fesr” veya “Sefr” kelimelerinin her ikisi de açarak anlamak manasındadır. “Fesr” kelimesinde zahirî, somut, maddî bir açma anlamı varken; “sefr” kelimesinde ise manevî, soyut bir keşif, açma anlamı vardır.Tefsir, anlama ve yorumlama faaliyetine verilen bir isimdir. Bir üsteki âyetle birlikte okuduğumuzda peyderpey yaşanmışlıkların içine inen Kur’an; hayatı,insanı, imtihanı, dünyayı ve âhireti hak ve güzel bir örnekle tefsir eden bir Furkan’dır. Peygamber hayatı Kur’an’la tefsir etmektedir. Bu anlama ve açıklamada iki temel prensip vardır: İlki hak ve hakîkat temelli gerçekçi bir okuma ve anlayış, ikincisi ise estetik ve güzelliği içinde barındıran sanatsal bakıştır. (Furkân:33)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEKÂSÜR</span></span><br />
Tekâsür, mastar olarak “çok olmak, çoğalmak” demektir. Kevser ile aynı köktendir. Kevser olumlu, hayırlı bir çokluk iken tekâsür, kişiyi oyalayan, faydasız ve sonu olmayan biriktirme arzusunu ifade eder. İhtiyacından fazlasına sahip olma hırsı, paylaşma, kanaat gibi insanî değerlerden kişiyi uzaklaştıran bir açgözlülük halidir. (Tekâsür:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TERTÎL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tertîl,</span></span> bir şeyin tertibinin güzelliği demektir. Bu kelime bedevînin dilinde “bir şeyden birinin diğerine karışmaması, tarak dişi gibi simetrik ve düzenli olması” anlamına gelir. Bu durum ‘’muhkem, kuvvetli,sımsıkı olmanın zıddıdır.” Meselâ dişlerin tertîli “dişlerin seyrek bir şekilde düzene konulmuş, dizilmiş olması” demektir ve bu sözcük Arapçada “güzel dizilmiş dişler” manasında da kullanılır. Burada yer alan “tertîl” kelimesi,hem “bir şeyin parçalarını, bütünü meydana getirecek şekilde bir araya toparlayıp uygun bir düzen vermek” hem de “o bütüne iç tutarlılık sağlamak” anlamına gelmektedir. “Tertîl” kelimesi, Kurân’ın okunması anlamında kullanıldığı zaman“onun düşünülerek, sakin, ölçülü ve bütüncül biçimde okunması” gerektiğini ifade eder. (Furkân:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TESBİH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tesbih</span></span>, bir varlığın yaratılış gayesi istikâmetinde hareket etmesinin adıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sebbih</span></span> kelimesi sebbeha fiilinin emir kipidir. Bu kelimenin sülasi kökü ‘se-be-ha’ fiilidir. 'Se-be-ha' sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yüzmek, uzaklaşmak, kulaç atmak</span></span> gibi bir kök anlama sahiptir.‘Es-Sebhu’ suda ve havada hızlı yayılışı ifade eder. Atların hızlı koşması ‘sebh’ (sebhan) fiili ile anlatılmıştır. Bu manada, göklerde ve yerde ne varsa tüm varlıklar Allah’ı tesbih eder. Gülün kokuşu, suyun akışı, ateşin yakışı, bülbülün ötüşü, güneşin doğuşu, ayın batışı, bulutun yağmur yağdırması, ağacın meyve vermesi tesbihtir. Allah’ın yaratış gayesi istikâmetinde rolünü icra eden her şey ve her varlık Allah’ı tesbih ediyor demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Sâffât: 143)</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEZEKKÜR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tezekkür, </span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“düşünüp öğüt almak, ibret almak, ders çıkarmak”</span></span> demektir. Bu kalıbın özelliği,külfet içermesidir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Neş’et</span></span>, doğada bitkilerin topraktan çıkışıdır. Kışın ardından bahardaki dirilme üzerinde araştırma yapanlar, bunun farklı bir mekanizma ile insanlar için de gerçekleşme ihtimalinin yüksekliğini fark edeceklerdir. Önceki neş’et’ten kastın ilk beşerlerin yaratılması olmasından ziyade kuraklığın veya kışın arkasından gelen yağmurlarla toprağın ve tabiatın canlanmasıdır. Zira bir sonraki âyet bunu örneklendirerek açıklamaktadır. (Vâkıa:62)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÜMMET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ümmet,</span></span> anne anlamına gelen ‘ümm’ kelimesinden türemiştir.“Ümm”, bir şeyin meydana gelmesine, terbiyesine, ıslâhına veya başlangıcına temel olan köküne verilen isimdir. “Ümm” kelimesi Kurân’da kelime anlamıyla hem anne, hem de ana, asıl, temel unsur anlamlarında geçmektedir. Ümmet kavram olarak, kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı ortak paydada bir arada yaşayan topluluklardır. (Diğer canlıların oluşturduğu topluluklar manasında bkz. En’am:38) Bu âyetteki ümmet vurgusu birbirine hakkı geçme ortak paydasında toplananlardır. (Neml:83)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÜNS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Üns</span></span>; ünsiyet, yakınlık demektir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” hemcinsleriyle bir arada yaşama durumunda olan insanın başka insanlara karşı yakınlığını ifade eden sosyal yönüdür. Sosyalleşen insana <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ins”</span></span> yani tanınan, bilinen, yerli insanlar denir. Bu bir tür ismi değil insan türünün bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sıfatıdır.</span></span> (Neml:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VAHİY</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vahiy</span></span>; dışarıdan belli olmayacak şekilde fısıldamak, o kişiyi bir konu hakkında bilgilendirmek demektir. İlhamdan farklıdır. İlhamda, tecrübe sonucu aşama aşama edinilen bilgi ile yeni sonuçlara ulaşma söz konusudur.(İlham ve vahiy ayrımı için bkz. Şems:8). O hâlde âyetteki vahyolunanın vahyedilmesi ne demektir? Kanaatimizce vahyolunan, genel bir bilgi olan annelik güdüsüdür. Hz. Mûsa’nın annesine koruma içgüdüsünün doğmasıyla, annesi o ana özel daha güçlü bir şekilde yönlendirilmiş ve ona vahyedilmiştir. Buradaki vahiy kullanımı Nahl 68’deki arıya vahyedilmesi gibidir. Zira Hz. Mûsa’nın annesinin az kalsın kendini açığa vuracağı âyette şöyle ifade edilmektedir: “Ve Mûsa’nın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Müminlerden olması için onun kalbini Bize bağlamasaydık, az daha (durumu) açığa çıkaracaktı. (Kassas:10) İçe doğan vahye rağmen tevekkülün tam gerçekleşmemesi, hem bu vahyin bir his gibi yönlendirme olmasından hem de soyut düşünme yetisinin sınırlı olduğu bir dönemde yaşamalarından olabilir. (Tâhâ:38)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VEDÛD</span></span><br />
Vedûd, nüzul sürecinde ilk defa burada geçer. Bu kelime sevmek, arzu etmek ve istemek gibi anlamlar taşıyan''v-d-d'' kökünün türemiş şeklidir. Vedûd, ism-i fail sığasının verdiği mânaya göre “çok seven, hep seven” mânalarına gelir. Vedûd”un mevdûd (çok sevilen)anlamında olduğu da söylenmiştir. Allah kullarını çok sevdiği için, hatadan döneni hiç hata işlememiş gibi bağışlar. (Burûc:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VİLDÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vildân,</span></span> çoğul bir kelimedir, tekili velid’dir. Çocuk, genç mânasına gelir. Bu mânada “vildânun muhalledûn” ölümsüz gençler demektir. Mastar mânasına alınırsa “ebedi, kalıcı,yaşlanmayan, hâlinin bozulmadığı gençlik” anlamına gelir. Sabikûnlar,hayır ve iyilikte öne geçerek ölmez eserler bırakmış; insanlığın, erdemin yükselmesi için hizmet etmiş ve hizmete lâyık görülmüşlerdir. (Vâkıa:17)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VİZR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vizr,</span></span> ağır yük mânasındadır. Burada günahın yüklediği cezaî sorumluluk anlamındadır. Yani âhirette ceza çekecek kimse, hiç kimsenin günahının cezasını çekecek değil, herkes kendi suçunun cezasını çekecektir. Bu altın ilke Kur’an’da beş kez farklı bağlamlarda hatırlatılır. Bizde meşhur olan“Her koyun kendi bacağından asılır.” tâbiri bu hakîkati ifade etmektedir. Bu evrensel ilkenin fıkhî karşılığı, “Ukubette niyâbet câri olmaz.’’ilkesidir. Yani cezalarda vekillik geçerli olmadığı genel kuralıdır. Şu hâlde birisi,başkasının günahını boynuna almakla onu kurtaramaz, ancak kendi üzerine aldığının yani sorumluluğunun cezasını çeker. (Bkz. Necm:38) Bu ilke Hıristiyan doktrinini kesinlikle reddetmektedir. Hz. Âdem’in hatasını Hz. İsa çekemez. Bu durum akla, mantığa ve adâlete terstir. Bu âyette, sorumluluğun şahsî olduğu,yakını, sevdiği dahi olsa, hiç kimsenin başkasının günahını üstlenemeyeceği bildirilir. İslâm’a göre suç veya günahta verâset ve vekâlet yoktur. Hiç kimsenin günahı, başkasına asla yüklenemez. İnsanların işledikleri kötü fiillerinin vebali, yalnız kendilerinedir. Bu nedenledir ki ahlâkî sorumluluklar başka bir kişiye devredilmez. Halk arasında kullanılan ‘günahı vebali benim üzerime’ sözü Kurân’a taban tabana zıt bir tasavvurun ürünüdür. Hesap gününde günahkâr bir suçlunun günahı alınıp asla başka birinin günah kefesine eklenmez. Aynı şekilde sevapları da, o sevabı iyiliği yapmamış birine aktarılamaz.Hayatında hiç hırsızlık yapmamış birinin günah kesesine kul hakkı geçti diyebir hırsızın suçu/günahı asla eklenemez. Kur’an’a göre herkese ceza olarak yaptığının tam karşılığı eksiltilip arttırılmadan verilir. “Ve her nefis ne amel yaptı ise karşılığı tam verilir ve her ne yapıyorlarsa O bilendir.”(Zümer:70)Ayrıca, “Kıyam günü için adâlet terazileri kurarız. O zaman hiç kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan her işi, bir hardal tanesi kadar da olsa, adâlet terazisine getiririz. Herkesin hesabını görmeye yeteriz.(Enbiya:47) İyilikler ödüllendirilirken suçlular layığını bulur. (Fâtır:18)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YEVM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yevm</span></span>, zaman olarak güneşin doğuş ile batışı arasındaki süreyi ifade eder. Bazen de süre dikkate alınmaksızın herhangi bir zaman dilimini anlatır. Bu kelime Kurân’da yerine göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“an, gün, devre, çağ, dönem”</span></span> anlamlarında kullanılmıştır. Âyette geçen gün kelimesi dönem manasında şöyle ifade edilir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">: ''Ve and olsun ki, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattık.’’</span></span> (Kaf:38) Kuran gün kelimesini 24 saatlik zaman içinde, dönemler manasında, başı sonu belirli,müstakil zaman dilimleri için de kullanır. İnsanoğlunun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">50 bin yıllık bir dönemine</span></span> Allah’u Te’âla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yevm (bir gün)</span></span> demektedir. Pasajı bitirip bunun konuyla bağlantısını açıklayalım. ''Artık, cemîl bir sabırla sabret! Muhakkak ki onlar,onu uzak olarak görüyorlar ve Biz, onu yakın olarak görüyoruz.'' (Meâric:5-7) 50bin yıl ile kasıt insanlığın hangi dönemidir? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnsan sûresi</span></span>nin ilk âyeti <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘insanın tarih sahnesine çıkana kadar belli belirsiz uzun bir süre geçirdiğinden ve kayda değer hiçbir şey yapmadığından’</span></span> bahseder. Günümüzdeki araştırmalara göre de Kuran’ın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">''dehr''</span></span> dediği süreden şöyle bahsedilir: İnsansılar, anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika'da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce kavuşmuşlardır. Demek ki insanın tarih sahnesine çıkıp kayda değer bir şeyle ryapma süresi, aşağı yukarı 50.000 yıllık bir süreçtir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beşer</span></span>in <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">rûh</span></span> üflenerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yeryüzünün halifesi</span></span> kılındığı tarih Allah’ın katında bir gün, bir dönemdir. İlk beşerler arasından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">seçilen ve vahiyle insanlığın sıçramasına yol açan Hz. Âdem ile son Nebî Hz. Muhammed arasındaki süre 50 bin yıl</span></span>dır. Âyeti, iç ve dış bağlamı ile düşündüğümüzde, Allah’tan haber alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">nebîlerin yaşadığı</span></span> dönem 50 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bin yıllık bir dönem</span></span>dir. Rabbimiz de bu döneme <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir gün</span></span> diyor. Geleceği bildiği sanılan kâhinler, Allah’la özel bir iletişimleri olduğunu iddia eden günümüzdeki mollalar, şeyhler, üstatlar, sahte peygamberler… Bunların gaybî bir bilgilenme/haber alma imkânlarının olmadığı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">meleklerin ve rûhun</span></span> (vahyin veya onu getiren elçi meleğin) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">50 bin yıllık bir dönemde</span></span> Allah ile insanlar arasında uruç (yükselme) ve inzali (inme/tenezzül) gerçekleştirdiği çok veciz bir dille Meâric 4. âyette ifade edilmiştir. Başka bir âyette son Nebî Hz. Muhammed'in ilk haber alışını, yine aynı ifadeler ile Kurân şöyle anlatır: ''Melekler ve rûh, onda (o gecede) Rabblerinin izniyle her bir emir için inerler.'' Kadr:4 Allah’ın, kullarını bilgilendirme bağlamında yine aynı kalıbı şu âyette de görmekteyiz: “Kullarından dilediği kişi üzerine “Benden başka ilâh yoktur.” tarzında uyarmaları için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">melekleri,emrinden rûh ile</span></span> beraber indirir. Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun.” (Nahl:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZAKKÛM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zakkûm</span></span>,  sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“yutmak, bir şeyi nahoş şekilde yemek”</span></span>gibi anlamlara gelir. Halk dilinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“çokacı, zehir zemberek, zehir zıkkım”</span></span> vb. deyimlerle günlük hayatımızda da kullanılmaktadır. Yine Arap dilinde kelimenin aslı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ez-Zakm“</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’oburca yemek-içmek, yalayıp yutmak’’</span></span> anlamlarına da gelirdi. Zakkûm ağacının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">öz suyu zehirli olduğundan </span></span>insan ve hayvanların yaklaşmadığı tehlikeli bir bitkidir. Kurân’da dört sûrede toplam 15 âyette zakkum kelimesi geçmektedir. (Bkz. Sâffât:62-68 ve Duhân:43-46) Bağlamdan anladığımız kadarıyla mütref bir hayat süren ve adâletin zaaflarını sûistimal eden, helal-haram demeden başkalarının hakkını gasp eden herkes aslında Kurân’î bir üslupla karnını zehir zıkkımla doldurmaktadır. (Vâkıa:52)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZÂLİM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zâlim </span></span>kelimesini nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer Kalem sûresinin 29. âyetidir. Bu kelime zulmet mastarının fâil(özne) ismidir. Zâlim; zulmeden, zulüm işleyen kimse demektir. Zulüm, bir şeyi kendisine ait olan yerin dışına koymaktır. Başka bir ifâdeyle bir şeyi yerinden etmektir. Bunun zıddı olan hikmet ise, bir şeyi âit olduğu yere koymak demektir. Hikmet adâleti beraberinde getirir. Fıtrî olanı kabul/secde,yaradılış amacına uygun davranmak/tesbih, kişiyi Allah’ın rahmetine dahil eden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sırâtımüstakime </span></span>ulaştıracaktır. (İnsan:31)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZAN</span></span><br />
Zan, tercih edilen inanç ve kanaat demektir. Bu kanaat,bilgisizlikten kaynaklanan şek, kuşku, sanı olabileceği gibi, ''yakîn''e (kesin bilgiye) de dayanabilir. Dolayısıyla bu kelime gerçeğe en yakın yorumu ifade edebildiği gibi gerçekten en uzak yorumu da ifade edebilir. Kur’an’da her iki şekilde de kullanılmıştır. Bu kelimenin Kur’an’da, nerede ve hangi mânada kullanıldığını anlayabilmek için bağlamına bakıp kelimenin içinde yer aldığı cümlenin övgü cümlesi mi, yoksa yergi cümlesi mi olduğuna dikkat etmek gerekir.Eğer cümle, anlam bakımından övgü cümlesi ise, yakîn/kesin bilgi anlamında;yergi cümlesi ise şek, sanı anlamında kullanılmış demektir. Şek, sanı manasında Necm 28, Yunus 36, Hucurat 12, İsra 36'da; doğruya yakın yorum,hayırlı kanaat, hüsnü-zan manasında Nur 12'de kullanılmıştır. (Necm:23)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZEBÛR</span></span><br />
Kalın yazıyla yazılan her kitaba, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zebûr</span></span> ismi verilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zebûr</span></span>, Hz.Dâvûd’a inen kitaba özel isim olmuştur. Zebûr, Kurân’da toplam üç yerde geçmektedir. (Krş. Enbiya:105, Nisâ:163) Günümüzdeki durumu ise “Mezmûrlar” adı altında Tevrat içerisinde bir bölüm olarak yer almaktadır. Kitab-ı Mukaddes külliyatında ve Ahd-i Atik bölümü içinde yer alan “Mezmûrlar” diye zikredilen kitabın içinde 150 Mezmûr vardır. İlk Mezmûr “Ne mutludur o adama ki, kötülerin öğüdü ile yürümez ve günahkârların yolunda durmaz.” cümleleriyle başlamakta,150. Mezmûr da, “Bütün nefes sahipleri Rabbe hamd etsin, Rabbe hamd edin!”sözleriyle son bulmaktadır. Özellikle Hıristiyanların pazar ayinlerinde ve Süryani Ortodoksların namazlarında Mezmûr’dan seçilmiş parçalar okumayı ihmal etmedikleri bilinen bir husustur. (İsrâ:55)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZELİL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zelil, </span></span>hor ve hakîr demek olup “zal“ın ötresi ile“züll” mastarından gelir. Zelül, kolaylıkla boyun eğen, zelil ise zorla boyun eğendir. (Neml:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZENB</span></span><br />
Zenb, sözlükte kuyruk anlamına gelen ‘zeneb’ kelimesinden türemiştir. Kişinin suçu işlediği anda değil de belirli bir süre sonra, hoş olmayan sonuçlar doğuran bütün fiiller hakkında kullanılır ki, meydana getirdiği sonuca göre değerlendirilen işler demektir. Buna göre Kur’an, kişinin yaptığı iş sonuç itibariyle ona vebal yüklüyor, ceza almasına sebep oluyor ve peşini bırakmayacak bir suçsa ona “zenb” demektedir. Kur’an’da tekil ve çoğul olarak sık sık kullanılan “zenb”in,  meallerde günah, suç ve vebâl olarak çevrilmesi bizce içerdiği manayı tam olarak karşılamamaktadır. Bu nedenle ''zenb''i ''peşini bırakmayan suç'' olarak meallendirmek daha isabetli görülmektedir. (Şems:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zenb</span></span>,  kuyruk anlamına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘zeneb’</span></span> kelimesinden türemiştir. İnsanın peşini bırakmayan günah, suç ve kabahat manasındadır. Çoğulu ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zünûb’</span></span>dur. Bu fiili işleyen kimseye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">müznib </span></span>denir.Akıbeti kötü olan her söz ve fiil, ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zenb</span></span>’dir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZEVC</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zevc,</span></span> çift ve eş demektir. Başka bir ifadeyle zevc, kendi cinsinden bir başkası ile beraber bulunan demektir. “Zevc” ikisinin değil, ikiden birinin diğerine göre ismidir. İkisine birlikte “zevcân”, “zevceyn” denilir. Zevc tam anlamıyla bizim “çift” dediğimiz değil, “eş” dediğimizdir. Yani çiftin her bir tekidir. Ezvâc ise, ‘zevc’in çoğuludur. Rağıb’a göre, iki yakının her birine deve bir diğerine benzer veya zıt olarak ilgili bulunan şeye de “zevc” denir. Bu itibarla dünyadaki şeylerin hepsi, bir zıddı, benzeri, herhangi bir terkip ve karşıtı bulunması nedeniyle çifttir. Mesela, cisim ve can, madde ve kuvvet, cevher ve araz, iç ve dış, dünya ve âhiret gibi. “Halaka’l-Ezvâc” (çiftleri yarattı) demek, bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattı demektir. (Krş. İçin bkz. Yâsîn 36) Buna göre zevc kelimesinin anlamlarını şöyle tespit edebiliriz: 1-Eş(karı-koca), 2-Çift 3- Cins, tür, çeşit 4- Sınıf, grup, topluluk 5- Benzeri. Zevc kelimesi Kurân'da 81 yerde geçmektedir. Kelime 5 yerde fiil formunda, 17 yerde zevc (tekil), 7 yerde zevcân ve zevceyn (ikili), 52 yerde de ezvâc (çoğul)formlarında isimdir. (Tûr:20)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZİKİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zikir;</span></span> düşünme hatırda tutma, anma demektir. Önce tesbih sonra zikir sayılmıştır. Kur’an’da bu sıralama genelde bu şekildedir. Şöyle ki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tesbih</span></span> her şeyin ve herkesin doğasında bulunduğu için daha fıtrî iken; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zikir </span></span>sadece insana has bir düşünme ve akletme yeteneğidir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tesbih</span></span> yapanı korurken, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zikir </span></span>yapanla birlikte toplumu korur ve sorunlara çözümler sunar. Bu nedenle Allah’ın gönderdiği kitapların tamamının ortak adı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zikir </span></span>olarak isimlendirilmiştir. (Tâhâ:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZİNÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zinâ</span></span>, bir kadınla veya kızla nikâhsız olarak cinsel temasta bulunmak demektir. Arapça “zenâ” fiilinden mastardır. Zinânın sözlük ve terim anlamı birdir. Zinâ eden erkeğe “zâni” kadına ise “zâniye” denir. (Bkz. Furkân:68) Hıristiyanlıkta zinâ, İsa Mesih’in dağdaki vaazında (Matta, 5) “Zinâ etmeyeceksin!” şeklindeki 7. maddesini yorumlamasıyla aydınlık kazanmıştır. Hıristiyanlar, on emrin zinâ ile ilgili yasağına uymaları yanında “Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zinâ etmiştir” (Matta: 5/28)şeklindeki İncil cümlesini göz önünde tutmak ve eğer bir göz sürçmelere sebep oluyorsa onu çıkarıp atmakla yükümlü kılınmışlardır. Zinâ suçu ve cezası, M.Ö.1792–1750 yılları arasında hüküm sürmüş olan Babil kralı Hammurabi’nin yaptığı yasalarda da yer almıştır. Bu yasalar o dönemde Babil Devleti ile ittifak hâlindeki diğer 15 ülkede de uygulanmıştır. Bu devletler içinde meşhûr Asûr Krallığı da bulunmaktadır. Bu yasaların kaynağının ise daha önceki kent toplumlarına yüzyıllar boyunca yol göstermiş olan Sümer hukuku olduğu iddia edilmektedir. Ancak câhiliye döneminde erkekler çoğunlukla zinâyı ayıp saymazlar, hatta bununla övünürlerdi. Nitekim bu husus İmru’ul Kays’ın şiirlerinde açıkça görülmektedir. Yukarıdaki âyette “Zinâ etmeyin!” denilmeyip de “Zinâya yaklaşmayın!” buyrulması önemli bir husustur. Buna göre yalnız zinâ değil, kişiyi zinâ etmeye sevk eden yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kerebu yollara tevessül edildikten, yani insanı zinâ etmeye zorlayan ve cinsî arzuları kabartan bir ortama girildikten sonra bu arzuların ağır baskısı karşısında irâdenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinâdan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zaafını dikkate alan Kurân-ı Kerîm, prensip olarak önceden kötülüklere sevk edici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Buna <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">seddizeria </span></span>prensibi denir. Görüldüğü gibi İsrâ sûresi ilk âyetinden itibaren müminleri birlikte medenî bir şekilde yaşamaları için aile kurumunun tesisine ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine dair evrensel ilkeler vaaz etmektedir. Bozuk kültür,içgüdü ve dış dürtülerin etkisi ile her an bedevîleşen muhatap medenîleştirilmeye devam edilecektir. (İsrâ:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZULÜM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zulüm,</span></span> Allah’ın tayin ettiği sınırın dışına taşmak ve haddi aşmaktır.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zulüm,</span></span> hakkı terk ederek bir şeyi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">meşrû yerinden başka bir yere </span></span>koymaktır. Bunun zıddı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hikmet </span></span>ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir şeyi ait olduğu yere koymak </span></span>demektir.Servet, yerinde kullanılmasa zulüm olur. İnsan yaratıcının istediği gibi yaşamasa kendisine ve çevresine zulmetmiş olur. Kendine, başkalarına ve mahlûkata zulmetme manasında zulüm çeşitli şekillerde olabilir. Aslında bunlara yapılan zulüm bunları yaratana yapılmış bir saygısızlık ve hadsizliktir.Yaratanı yaratandan ötürü seven, sayan böyle bir akıbete çarptırılmayacaktır. Artık konuşamamak, aslında suçlunun suçunu kabullenecek kadar objektif yargılandığını gösterir. Mahkemeyikübra anlatımlarının tamamı, beşeri adâlet ve yargılanma sistemine örnekler barındırmaktadır. Dünyada zâlimin zulmü yanına kalmazsa, adâlet, huzur, sulh ve sükûn hâkim olur. Zaten yeryüzünün halifesi olmak isteyen insanın ödevi de budur. (Neml:85)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURAN'DAKi ÖNEMLi KELiMLER KAVRAMLAR VE MANALARI KURAN TERiMLERi BiLGiSi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur'an Kavramları </span></span></span><br />
<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ABD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">''Abd'' </span></span>kelimesinin tam karşılığı kölelik ve kulluktur. Bir güce, otoriteye, mala-mülke, gösterişe veya herhangi bir kişiye kul-köle olmaktır. İradî bağlılığa kulluk, gayr-i iradî bağlılığa kölelik denir. İstılahî anlamda böyle temel bir farklılık vardır. İbadet, kulluğun gösterilmesi manasında bu kelimeden türetilmiştir. Yine ibadethaneye mabet, ibadete layık tek otoriteye de mabut denmiştir. Ayeti Maûn sûresi ile birlikte düşündüğümüzde, '' Ben sizin kulluk ettiğiniz nesnelere/putlara, nefsinize, paraya, gösterişe, makama, mala mülke, kul köle olmam.'' manası ortaya çıkar. (Kâfirûn:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ACEM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Acem</span></span> kelimesi “dili iyi konuşmamak, anlatımda eksikliğin, pürüzün olması, açık seçik olmayan,derdini anlatmada acemi” demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Acem,</span></span>195. âyetteki “arabiyyen”in tam zıddıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Arabiyyen </span></span>apaçık, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">acem</span></span>(ce) ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açıklayamayan/kapalı </span></span>demektir. Sözü güzel anlamayan ve konuştuğunu açıkça anlatamayan kimseye de Arap olsun veya olmasın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">acem</span></span> denirdi. Ancak bu kelime sonraları anlam daralmasına uğrayarak sadece Arap olmayan ve Arapça konuşamayan kimseleri belirtmek için kullanılır olmuştur. Özetle Arap, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">düzgün-fasih-açık seçik</span></span> demek iken acem,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">düzgün açıklayamayan, sözü karıştıran,ağdalı bir dil ve gereksiz süslemelerle dolambaçlı laflarla manayı boğan</span></span> demektir. (Şuarâ:199)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AHD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahd,</span></span> mastar olarak “bir şeyin yerine getirilmesini emretmek,tâlimat vermek, söz vermek” manalarına gelir. Karşılıklı sözleşmeye de ahitleşme denir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vefâ, </span></span>verilen söze <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sevgi ve muhabbetten dolayı bağlılık göstermek, riâyet etmek</span></span>tir. Sadakâtte böyle bir muhabbet şartı aranmaz.Verilen söz vereni mesuliyet altına aldığından dolayı bu söze riâyet göstermemek vefâsızlıktır, beklentileri boşa çıkaran bir güvensizliğe sebeptir.İman özü itibari ile güvenilen ve güven veren olduğundan ahde vefâ, sebât, riâyet  (verilen sözde durmak) İslâmî şiarlardan biri ve belki de en ehemmiyetli olanlarındandır. (İsrâ:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahd; </span></span>söz vermek, emir, talimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük,itimat veren söz, yemin, misak, bir şeyi korumak anlamlarına gelir. Bir şeyiher durumda koruyup gereğini yerine getirmek demek olan ahitte hem yemin, hemde kesin söz verme anlamı vardır. Yemin, ahdin dinî ve kutsî yönünü; söz vermede ahlâkî yönünü teşkil eder. Âyette geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ahidnâ fiili’</span></span> “vahyini, mesajlarını ulaştırmak” anlamında yapılan ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gönüllü sözleşme’</span></span> şeklinde anlaşılmalıdır. Zira Allah’ın elçiliği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zorla gerçekleşen bir görev değil, bir tekliftir.</span></span> Bu teklifin kabul edilmesi Allah’la yapılan ahittir. Bu ahdin temeli Allah’ın emir ve yasaklarına öncelikle resûlün uymasıdır. Hz. Âdem’in <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘yasak ağaca’</span></span> Allah’ın “Yaklaşmayın!” demesine rağmen yaklaşması bu ahdin tek taraflı bozulması manasındadır. (Tâhâ:115)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÂHİRET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âhiret, </span></span>Kurân-ı Kerim’de en çok geçen terimlerden biridir.Kelime anlamıyla, sonra, sonradan gelen, daha sonra olacak olan demektir. Kurân bu kelimeyi, karşıtı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ûla</span></span> (önceki,önce olan) kelimesi ile birlikte de sık kullanır. Bu âyette âhiret ve dünya kullanılsa idi, bunu ölüm sonu ve ölüm öncesi ceza olarak anlardık. Ancak burada ömrünün son kısımları ve ondan önceki sürece âtıfla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’âhireti velûla/er veya geç, önünde sonunda’’ </span></span>gibi deyimsel bir anlamla dünyadaki bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">durduruluş hâlinin </span></span>söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. İnsanlara zorbalık yapıp onları birer mal gibi gören tüm müstekbirler doğru bir direnişle ibretlik bir akıbete çarptırılmalıdır. Bu tür diktatör ve Firavunlara karşı yapılan mücadelede aceleci olunmamalı, onların âciz ve zayıf anları gözlenerek fırsat kollanmalıdır. Hz. Mûsa ve Hz. Harun Firavun’a karşı 4-5 yıllık bir stratejik beklemenin arkasından harekete geçmişlerdir.(Nâziât:25)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AKL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Akl</span></span>; bağ, düğüm kelimelerinden gelmektedir. Bu manada akletmek, toplanan verileri birbirine bağlayıp sağlıklı hükümler çıkarmaktır. Bu kelime, Kurân’da 49 kez ve geçtiği her yerde fiil hâlinde geçer. Aklı devamlı olarak fiil/eylem halinde kullanan Kurân, akletmenin, yani aklı doğru kullanmanın önemine dikkat çekmektedirler. Sonuç olarak insanın zekâsını doğru yönde kullanmak için parçaları bir araya getirmesine Kurân akletmek der. (Şuarâ:28)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALAK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Alak,</span></span> alâka’nın çoğuludur. Alâka, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yapışıp ilişmek</span></span> de­mektir. Bir yere yapışıp/alâka kurup beslendiğinden sülüğe de alak değil "alâka" denir. Aynı şekilde rahimdeki embriyoya da,anneye göbek kordonu ile bağlı olmasından dolayı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“alâka”</span></span> denmiştir. Askı ve askıda durmak miglak kelimesi ile anlatılır. Kurân’da sadece burada kelime <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“alak”</span></span>olarak geçer. Geçtiği diğer 4 yerde hep alâka şeklinde yuvarlak “te” ile gelmiştir ki bağlam anne karnında asılı duran embriyo demektir. Âyetteki "alak" ile diğer âyetlerde geçen<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> “alâka” </span></span>kelimesinin aynı anlamda olduğunu düşünemeyiz, çünkü kelime burada çoğul-müzekker diğerlerinde ise tekil-müennes gelmiştir ve bağlamlar farklıdır. Okumak ve eğitimle insanın embriyodan yaratılmasının doğrudan bir bağlantısı yoktur. O zaman ‘’alak’’ bu bağlamda neyi ifade eder? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Aluk,</span></span> yavrusunu sevip ona bağlanan deveye denir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Alak",</span></span>manevî olarak, ilgi, muhabbet ve sevgi mânasında bağlı; ancak bu bağ ve ünsiyetle beslenerek insan olabilen gibi bir manaya ulaşılabilir. Rahimdeki embriyonun/bebeğin ölmemesi ve beslenmek için nasıl ki göbek kordonuna ihtiyacı varsa, insanlığın da büyümesi için öğrenmeye, bilgilenmeye, vahye ihtiyacı vardır. Allah, beşeri topraktan insanı da sevgi ve alâkadan yaratmış, vahiyle rızıklandırmıştır. Bir bakıma beşer toprakla, insan ilgi ve sevgiyle yaşar. (Alak:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ARŞ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Arş,</span></span> nüzul sürecinde ilk kez Tekvir sûresinde geçer. Lâfzen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“taht, tavan ve yüksek mekân”,</span></span> mecazen de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“şan, şeref, onur, itibar ve hükümranlık”</span></span> gibi anlamlara gelir. Arş kelimesi Kurân’da, “Allah’ın bütün varlık üzerindeki mutlak hüküm ve iktidarını” ifade eder ve genellikle O’nun âlemleri yaratmasına ilişkin bir açıklamayla bağlantılı olarak geçer.(Bkz Tâhâ 5) Allah’ın arşa istivası, onun mülkünde tek söz hakkına sahip olması demektir. “Sellü arş“, ‘’Mülkü yıkıldı, dağıldı.’’ demektir. Mülkü kıvamında, işleri yolunda ve mülkünün işleyişi muntazam ve sağlıklı olduğunda“istave ale’l-arşi ” veya “istekare ala şeri­ri mülkih” denilir. Ona her şeyden verilmiş dendikten sonra büyük bir koltuğu, oturağı veya tahtı var demek bağlamla alâkasız ve gereksiz bir bilgi gibi durmaktadır. Ona her şeyden verilmiştir.Neden? Çünkü ‘’Onun güçlü, kararlı ve azametli bir iktidarı, hükümranlık ve yönetimi var.’’ şeklinde anlamak bağlama daha uygundur. (Neml:23,  Tâhâ:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÂYET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âyet,</span></span> “alâmet, delil, ders” anlamlarına gelir. Her ne kadar meallerin birçoğunda âyet kelimesi mucize olarak tercüme edilse de Kur’an’da mucize kelimesi hiç geçmemektedir. Arapça bir kelime olan mucize, acz kökünden türemiş, if’al babından ismifâil, müfred, müennes bir kelime olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“insan aklını ve kudretini âciz bırakan şey”</span></span> demektir. Bu kavram Batı dillerine Lâtince “miraculum” kelimesinden, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“harika şey, şaşılacak şey”</span></span> anlamıyla “miracle” olarak geçmiştir. Mucize kelimesi, ehli kitabın olağanüstü, abartılı mitolojik dinî anlatımlarının etkisiyle Hicri 2. asır itibariyle İslam literatürüne girmiştir. Emevi halife adaylarını eğitmek için Hicri ilk asırda yazılan siyer kitaplarında mucize kelimesine rastlamamaktayız. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âyetelkübra</span></span> kullanımı; işâret, delil veya alâmetin büyüğü, herkes tarafından kolaylıkla müşahede edilen olabildiği gibi özel uzmanlık ve araştırma isteyen kevnî âyetlerin varlığını da hatırlatmaktadır.(Tâhâ:23)<br />
Âyetimizdeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ruh</span></span> Hz. Meryem’in babasız bir çocuk doğuracağı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bilgisi/kelimesi</span></span>dir. Bu bilgiyi taşıyan elçiye de Kur’an ruh demektedir. "Ey Meryem! Muhakkak ki Allah kendinden bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kelime</span></span> ile seni müjdeliyor.” (Âli İmran:45)Âyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">katımızdan bir</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kelime</span></span>, gaybî bilgi olan çocuğunun olacağı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilahi bilgisi</span></span>dir. Bu bilgi,hayatını bambaşka bir yöne çevirerek ona ruh katacaktır. (Meryem:17)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AZÂB</span></span><br />
Âyette geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">azab</span></span>ın kök manası <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">mahrûmiyet</span></span>tir. Dilimizde kullandığımız azap, Arapçada elîm ile karşılanır. Âyette önce mahrûmiyetin kötülüğü ifade edilerek bunun dünyada olduğu, sonraki cümlede ise bu mahrûmiyetin âhirette hüsran ile sonuçlanacağı belirtilmiştir. Mahrûmiyet her zaman kötü değildir. Mesela oruç tutarken sudan ve yemekten mahrûmiyet ruhaşifa olabilmektedir. Âyetteki kötü mahrûmiyet, zekât ve paylaşma ile insanı insan yapan değerlerden mahrûmiyettir. İnsanlığını kaybeden aslında her şeyini kaybetmiş, dünya ve âhiret saadetinden mahrûm kalıp ziyana uğramış, iflas etmiştir. “Hüsr” ile anlatılmak istenen tam da budur. (Neml:5)<br />
Aynı kökten, ‘hükkâm, muhkem,tahkim, ihkâm, mahkeme, hâkimiyet, hükümet’ gibi kavramlar da türemiştir. Hepsi farklı anlamlara gelse bile, hepsinde de işi sağlam yapma, zarara engel olma,hikmetle, fayda ve maksada uygun şekilde yapma, tutarlı olma, yerinde iş yapma,yetki altına alma, hükmünü yürütme anlamları ortaktır. (Tin:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AZÎZ-ALÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Azîz;</span></span> izzet ve şeref sahibi,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Alîm</span></span> ise her şeyi tüm künhüne varıncaya kadar bilen demektir. Hükmü, hesabı Azîz ve Alîm olan Allah’a bırakmak ilmin izzetindendir. Ayrıca hükmü Allah’a bırakmak bizleri koruyacaktır. (Neml:78)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BÂTIL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bâtıl</span></span>, “be-ta-le” fiil kökünden gelir. Lügatta bu fiil; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">boşa gitmek, gerçek olmayan, neticesiz,yalan, sahte, </span></span>anlamlarına gelmektedir. Kurân iktidarların geçiciliği ile alâkalı sûreyi Rumların mağlubiyet ve galibiyetiyle başlatmış, tabiattaki oluşve bozuluşa dikkat çekerek verilen imkânların emanet olduğu şuurunu tesis için son saat ve hesap gününe konuyu getirmiştir. Oluş ve bozuluş yasalarına dikkat çekerek yeniden dirilmeyi bir âyet olarak ifade etmiştir. Allah’ın fıtrata yerleştirdiği insanî değerleri örtenlerin ölmeyecekmiş gibi yaşadıkları, buna karşılık hesabını verme korkusu ile sorumluluk bilinci kuşanan muttakîlerin yaptıklarını bâtıl, boş görme yanılgılarını göstermiştir. Bu tutumun en büyük zararı yine yapana olacaktır. (Rûm:58)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BE’S</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Be’s</span></span>; güç, kuvvet, hızlı savaş, sıkıntı, azab ve harb ehli gibi mânalara gelir. Merhamet ile başlayan, barışa, selâma ve teslimiyete çağıran Hz. Süleyman’ın mektubu ile baskı, zorbalık ve güce tapan melleler arasında kalan Belkıs, savaşın getirisi kadar kaybettirdiklerini bir sonraki âyette hatırlatarak kararının da gerekçesini şöyle ifade eder: (Neml:33)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEŞER</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beşer</span></span>, “beşere’nin” çoğulu­dur. Derinin, özellikle insan deri­sinin dış yüzleri mânasına da ge­lir. İnsana “beşer” denmesinin sebebi bakıldığında derisinin gözükmesidir. Hayvanlarda ise derileri ya yün ya da tüylerle örtülüdür. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beşer ile </span></span>insanın maddî, fizikî ve bedenî ihtiyaçları kastedilir. Âyette insan değil de beşer kullanımı önemli bir detaydır. Zira beşerin insan olması için sadece beden yeterli değildir. Beşerî alt yapı, ilahî bilgi olan ve hayata anlam ve amaç katan ruhla desteklenmelidir. Bizlere düşen beşer doğup insan olarak hayatımızı tamamlamaktır. (Rûm:20)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEYYİNE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beyyine,</span></span> açık ve kesin delil demektir. İktidarın emanet olduğunu unutmak hem o imkânlardan istifade edeceklere bir haksızlık hem o imkânlarla kendini kaybedenlerin kendilerine yaptığı zulümdür. Kurân tarihin bir âyet gibi okunmasını sürekli emreder. Tarih okumalarının en önemli getirisi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">‘kendimizi ve içinde yaşadığımız şimdiki zamanı mutlaklaştırma’ </span></span></span>hastalığından bizi kurtarmasıdır. Birçok insan, medeniyet ve iktidarın gelip geçtiği bu fani dünyada şimdi ve buradayı yaşayan insan, hafızasını yitirmiş şekilde sadece anı yaşama derdine düşmemelidir. Kendini merkeze koyan bu bakışın tek sebebi âciz ve sonlu olduğu hakîkatinin/âyetinin üstünü örtecek kadar kibirli olmaktır. (Rûm:9)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BİRR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Birr </span></span>kelimesi her türlü hayır ve iyilik işlerinde genişlik, ihsân,itaat, doğruluk, bol bol iyilik demektir. Kelime, bu geniş anlam alanıyla her türlü iyiliği, ihsânı ve hayırlı davranışı kapsamaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Birr</span></span> kelimesinin aslı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">berr</span></span> kelimesidir. Lügat anlamı“kara parçası, kıt’a” demek olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">berr</span></span> kelimesi,“deniz” anlamına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bahr </span></span>kelimesinin karşıt anlamlısıdır. Yani <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bahr </span></span>suyun dolduğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">boşluk,</span></span> berr boşluğu dolduran <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kara parçası</span></span> manasındadır. Bu iki kavram bir arada fi’l-berri ve’l- bahri, karada ve denizde şeklinde bir deyim olarak da kullanılır. Daha çok karasal bir kültüre sahip Arap coğrafyasında kara, denize göre yaşam alanı olarak görüldüğünden denizlere açılma çok geç dönemlere denk gelmektedir. Aynı kökten türemiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">teberru,</span></span> fiil olarak“iyi olmak, iyilik yapmak” anlamına gelir. Türkçede de herhangi bir sosyal yardım amacıyla yapılan yardım ve iyilikler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">teberru</span></span> kelimesiyle ifade edilir.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> Birr</span></span> kelimesi isim olarak kullanıldığı gibi, ismifâil olarak da kullanılır ve bu takdirde “çok iyilik yapan” anlamına gelir. Kurân böyle kimseleri burada olduğu gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">berr </span></span>kelimesinin çoğulu olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ebrâr </span></span>kelimesi ile tanımlamıştır. (Bkz.  Abese:16, İnsan:5) İyilik özü itibariyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">el-Berr</span></span> olan Allah’ın yarattığı insana fıtraten kodladığı bir yetidir. Başkasına iyilik eden iç dengesini daha hızlı kurduğundan en başta kendine iyilik etmiş olur. İç ve dış dengenin yakalanması paha biçilemeyen bir nimettir. O yüzden ebrâr olanlar nimet içinde yüzmektedir. Ebrâr olan yediği yemekten, içtiği sudan, hatta aldığı nefesten bile lezzet alır. (İnfitâr:13)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CAHÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cahîm,</span></span> çok kızışmış ateş kelimesinden gelir. Hz. İbrahim’i öldürmek için hazırlanan ateşe de Kur’an Saffat: 97’de cahîm demektedir. Bağlamda bu ateşin görülmesi 5. âyetteki kesin bilgi şartına bağlanmıştır. Ancak öldükten sonra yaklaştırılan cehennemin görülmesi için ilim şartı yoktur. Dolayısıyla, mahşerde herkes tarafından zorunlu olarak görülecek olan cehennem ile âyette sözü edilen cahîm aynı şey değildir. Kur’an cehennem değil de cahîm, hutame veya sekar isimlerini kullanıyorsa orada mutlaka dünyevî bir karşılık aranmalıdır. Cahîm; çoğaltma yarışı, tüketim çılgınlığı, konfor, israf, kaynak arayışına ülkeleri yönlendirmekte bu da nükleer ve diğer silahlar ile savaşı çoğaltma ile dünyayı cehenneme çevirmektedir. Çoğaltma tutkusu dünyayı olduğu kadar insanın kendi iç dünyasını da cehenneme çevirir. Bunu ilmelyakîn bilmek bizi tedbire yönlendirecektir. Bu olmazsa zaten ilerde dünya kaynakları kuruduğunda aynelyakîn olarak da bu hakîkat müşahade edilecektir. (Tekâsür:6)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CEBBÂR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cebbâr,</span></span> cebirden mübalağalı ismifâildir. Yani çok cebredici, istediğini yapmaya mecbur bırakan,boyun büktüren demektir. Cebbar, başkaları üzerine musallat olan zorba mânasında da kullanılmıştır. Başkasını zorla kontrol altına alana da cebbar denir. Bu kendi yaşıtına, akranına üstünlük tasladığındandır. Eğer bir hurma ağacı yaşıtlarından büyük olursa “nahletuncebberah” denir. (Şuarâ:130)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CEHÂLET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cehâlet,</span></span> Türkçede bilgisizlik anlamına gelir. Kur’an’da türevleriyle birlikte 24 kez geçer.Kur’an bu fiili ve bunun türevleri olan ‘câhil’, ‘câhiliyye’, ‘cehâlet’,‘cehûl’ kelimelerini kullanmaktadır. ‘Cehûl’ çok câhil, ‘cehâlet’ ise bilmemehâlini, cehl içinde olma durumunu ifade eder. Türkçede ‘câhillik’; cehâlet,bilgisizlik, bilmeme, ilimden ve olgun davranıştan uzak, biraz da genç ve tecrübesiz kimse anlamında kullanılmaktadır. Âyetteki cehâlet <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">had ve hudut bilmeme</span></span> hâlidir. Beşeri insan yapan bilmek değil, bilgiyi vakarla yaşamaktır. Kendini bilmezlerin sataşmalarına selam denmesi istenir; zira Rahmân’ın kulları savaş için değil merhamet için zamanlarını kullanmalıdır. Daha öncelikli, daha onurlu ve daha üstün değerlerle ilgilenen bu şahsiyetler, vaktini ve emeğini uygun olmayan bir işte harcamamalıdırlar. Selam; barış, huzur, esenlik, saadet, af, mağfiret mânalarını kapsar. Bu âyetteki, “selâm” tazim, saygı ve tanışma selamı değil, vakarı korumak için vedalaşma ve uzaklaşma selamıdır. Cahillerin laf atmasına,seslenmelerine verilen barış ve esenlik telkini aslında kişinin duyguları ile değil, selim akıl ile hareket ettiğini göstermektedir. Bu tavır kötülüğü iyilik ile savmaktır. “İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.” (Kassas:54) “O müttakîler ki bollukta ve darlıkta infak ederler ve kızdıklarında öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını afvedicidirler, Allah da muhsinleri sever.” Âli İmran:134. Rahmân olan Allah’ın has kullarının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilk özelliği</span></span> bilgili olmalarına rağmen bilmenin kibrine kapılmayıp tevazulu olmaları, cehâletin karşısında vakarlarını bozmamalarıdır. (Furkân:63)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CİNN</span></span><br />
Cin, ''c-n-n'' kökünden  türemiştir. Aynı kökten gelen cennet, toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer demektir. Cinnet; aklın, fikrin saklanması, delirmek demektir. Cenin, ana karnında saklandığı için bu adı almıştır. Cünnet; kalkan demektir ki kişiyi oktan, mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir. Canan; duyu organlarından saklandığı için kalp anlamında kullanılmıştır. Görüldüğü gibi ''Cinn'' kelimesinin bütün eski ve yeni sözlüklerde ortak manası görünmeyen, bilinmeyendir. Her insan, şeytani duygu ve düşünceler oluşturabilecek potansiyeldedir.  Sûre bunlara karşı tedbir alınması ve şerrinden Allah’a sığınılması gerektiğini hatırlatır. Bu sığınmayı da, İlahi terbiye/Rab ve yönlendirme/Melik esmaları ile ifade etmiştir.  Bu yapılmazsa görünen görünmeyen düşmanlar insanın birtakım nesnelere, kişilere, duygulara, hazlara köle olmasına ve onları ilahlaştırmasına yol açacaktır. (Bkz. Furkan: 43) (Nas:6)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cinn,</span></span>  çoğul olarak kabul edilmiş tekilinin de “cinnî” kelimesi olduğu söylenmiştir. Bu kelime ce-ne-ne kökünden türemiş olup asıl anlamı, bir şeyin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">duyulardan uzak, saklı </span></span>olmasıdır. Örtülü olan her şey cin’dir. Cennehü’l-leylü ‘Gece onu örttü.’, ecennehü ’Onu örttürdü.’, cenne’aleyhi ‘Üzerine örttü.’şekillerinde kullanılır. Cenin, cânan, cünne vs. hepsi c-n-n kökündendir vetemel anlamı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gizli, örtülü, saklı </span></span>demektir. (Neml:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DABBE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dabbe,</span></span> hafif yürüme, debelenme demektir. Hayvanlar ve haşereler için kullanılır. Bunun yanı sıra içkinin bedene yayılması ve bir çürüklüğün sirayeti gibi, hareketi gözle fark edilemeyecek kadar yavaş ilerleyen şeyler için de kullanılır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dabbe</span></span>nin, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilerleme ve hareket vurgusunu</span></span>, Kurân’da şöyle okumaktayız: “Allah, bütün dabbeleri (hareket eden canlıları) sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Doğrusu Allah'ın gücü her şeye yeter.” (Nur:45)Görüldüğü gibi âyet <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">canlıları,</span></span> hayat formu olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“hay” </span>kelimesiyle değil</span></span> de (hayvan da buradan gelir) hareketliliklerini anlatmak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dabbe (debelenen) kelimesi ile</span></span> bu yüzden ifade etmiştir. Buradan ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dabbe’</span></span>nin,‘hay’ gibi bir hayatı değil <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hareketliliği öncelemek</span></span> için kullanıldığı anlaşılmaktadır.<br />
Onların üzerine sözün vuku bulması Allah’ın vaad ettiği son saattir. Son saatte dünyayı arka arkaya küresel olarak sarsacak çok şiddetli depremlerden Zilzâl sûresinde şöyle bahsedilir: “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Arz, o şiddetli sarsıntısı ile sarsıldığında. Ve arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığında. Ve İnsan der ki: “Ne oluyor buna? O gün arz onlara Rabbinin vahyetmesi ile haberlerini anlatacak.”</span></span> (Zilzâl:1-6) Neml 82 ile Zilzâl sûresindeki konu aynıdır. İkisinde de arzdan çıkan ve sarsıntılara sebep olan volkanik aktivitenin, insanlara yalanladıkları son saati, hareket ve hâli ile haber vermesi/ihbar etmesi anlatılmaktadır. Türkçedeki Deprem “depremek” fiilinden türetilmiştir. Kökü“vurmak”, “ayağıyla vurmak” anlamındaki “tep” fiilinden gelir. Aynı kökten“tepmek”, “tepik”, “tepki”, “tepinme” gibi kelimeler üretilmiştir. “Hareket etme”, “kımıldama’’yı anlatan “tepremek” Türkiye Türkçesinde “depre-mek”olmuştur. Yer kabuğunun alttan vurma ile debelenme gibi üstekileri sarsmasına deprem denmiştir. Arapçada depreme Zilzâl denmesinin sebebi, zelle’nin, mutât hareketler için kullanılmasıdır. Bundan dolayı zelzele, kendisinde tekrar mânası mevcut olduğu için, depremin yatay ve sürekli hareketini ifade eder. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dabbe ise yer kabuğunun dikey yükselişidir,debelenmesini ifade etmektedir.</span></span> (Neml:82)<br />
Paylaşmak fıtrî bir âyettir ve insanı hayvandan ayıran üst bir meziyettir. Âyetlerden yüz çevirmenin altında yatan asıl sebep beşerî yanın bencillikle insanî yana galip gelmesidir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DARB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Darb</span></span>, bir şeyi başka bir şeye sertçe vurmaya denir. Darbu-derehim, çekicin vurduğu nokta-i nazarından para basımına denmiş,Türkçemize darphane olarak geçmiştir. Darb aynı zamanda “çeşit”manasınadır. Nitekim Arapçada, “Bu şeyler aynı darptandır, yani, bunları aynı çeşit say denilir. (Râzî) Bu nedenle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘darbımesel’</span></span>kullanımına her tür çeşitli örnek, farklı farklı ayırt edici misal manası verilmiştir. Ayrıca darbımesel, vaktiyle bir olay ve tecrübe münasebetiyle söylenmiş olup atasözü di­ye dilden dile dolaşan veciz söz­lere de denir. (Rûm:58)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DİN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Din,</span></span> “deyn” kökünden gelir ve manası borçluluk bilincidir. Din günü, insanın Allah’a, insanlara ve diğer mahlûklara olan sorumluluklarını ve borçlarının sorgulanacağı hesap günüdür. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nüzul</span></span> kelimesi bu âyette “misafire takdim edilen yemek” anlamındadır. Misafir misafirliğini bilmezse hak ettiğini bulmasından şikâyet etmemelidir. Cehennemliklerin yediklerinin ziyâfet olarak nitelenmesi ince bir göndermedir. Dünyada emeksiz elde edilen menfaatin, insana lezzetli ve çekici gelmesine bir göndermedir.Aslında yetim malı yiyenler, halkın sırtından kendine ziyâfet çekenler, zehir zıkkım yediklerinin farkında olmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dua;</span></span> davranış ve söz ile istemektir. Onlar istekleri duymazlar, duymazlıktan gelirler. Çünkü insanları hep isteyen konumunda tutmak isterler ki haddi zatında sistem insanların muhtaçlığı üzerinden dönmektedir. İstenen güçlü, isteyen âcizdir. Âyet alt tabaka insan profilinden bahsetmektedir. Âyette geçen “İnkâr edecekler.” cümlesinden anlaşılan o ki istenen kişiler cansız putlar değil, o sistemin egemenleridir. Ayrıca bu sistemin içinde tüm algı yolları öyle kapanmış ki hiç kimse bu durumun tam olarak farkında değildir. İşte bu sebeple kimse bu aldanma ortamını Allah gibi haber veremez, fark ettiremez.(Fâtır:14)<br />
Düşman; görünmeyen, gizli, sinsi duygu ve düşünceler olduğu gibi bunlara mağlup olmuş çevrenizdeki şeytansı insanlar da olabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EBÂBİL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ebâbil; </span></span>bölük bölük, alay alay, gurup gurup, peş peşe, birbiri ardınca, katar katar, fırtına gibi, cemaat, topluluk demektir. Araplar“Develerin grup grup gelmesine” “Câet ibilike ebâbile” derlerdi. Ebabil hakkında bazı âlimlerin görüşleri şöyledir: Abdullah b. Mesud’a göre “bölük bölük”tür. Abdullah b. Abbas ve Dahhak’a göre “birbirini takip edenlerdir.”Mücahid’e göre “bir araya toplanmış, birbirini takip eden, bölük bölük”tür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ECDÂS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecdâs,</span></span> kabir mânasına gelen cedes kelimesinin çoğuludur. Kabir de Arapça bir kelimedir çoğulu kubûr şeklinde gelir. Bu şekilde Âdiyât sûresinde geçmiştir. Kubûr için kabirler mânası verdiğimizden ''ecdas' için de kabirler mânası vermek kanaatimizce doğru olmayacaktır. Zirâ Kur’an’da eş anlamlı kelime kullanılmamaktadır. Eğer kelimeler farklı seçilmişse bu mutlaka bir hikmete mebnidir. Burada bulundukları yerlerden, mevzilerinden Rabbe doğru bir yönelme söz konusudur. (Yâsin:51)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ECEL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecel</span></span>; bir vakit, bir za­man dilimi, süre veya bir vaktin sonu demektir. Misalen “Şu borç bir sene süreyle sınırlandırılmış­tır.” denildiğinde bir sene, bir ecel­dir. “Ecel geldi.”denildiği zaman da senenin sonunun geldi­ği anlaşılır. “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecelin müsemma</span></span>”da takdir edilmiş, belirlenmiş ecel demektir. Bu zaman dilimi körü körüne,kaderci bakışla değil, Allah’ın; bireyin ve toplumun hayatını devam ettirebilmesi için elzem olan sünneti/yasaları kanunları ile açıklanmalıdır. Ecel, insan için kullanıldığı gibi, bir ümmet, bir topluluk için de kullanılabilir. Bir insanın eceli olduğu gibi bir toplumun da eceli vardır. Sürelerini dolduran ümmet ve uluslar, tarih sahnesinden silinir ve egemenliklerini kaybeder, başka ulus ve yönetimlerin egemenliği altına girerler. (Bu konuyla ilgili bkz. A’râf:34, Yunus:49, Hicr:5, Mü’minûn:43) (Tâhâ:129)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ECELİN MÜSEMMA</span></span><br />
“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ecelin müsemma</span></span>” da takdir edilmiş, belirlenmiş ecel demektir. Kâinat sonsuz değildir. Onun da bir gün eceli gelecektir. Gökler ve yerin bir amaç için yaratıldığının şuuruna varmak kişinin kendisi ile alâkalı bir varoluşsal tefekkürle meyvesini verir. “İleride biz onlara hem âfakta hem kendilerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki nihayet onun hakk olduğu onara tebeyyün edecek.” (Fussiler:53) ‘Yaratılan her şeyin bir amacı ve yaşam süresi varsa insana tanınan süre içinde onun varlık amacı ne olmalı?’ sorusuna âyet son cümlesi ile cevap vermektedir. Yani bu amaç, var edeninin huzuruna dönme bilinci olmalıdır. Zâhiri güç ve iktidarların mutlaklık iddialarının nasıl değiştiğini sûrenin ilk âyetleri örneklendirdikten sonra şimdi genel kaide verilmektedir. (Rûm:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ELEM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elem,</span></span> aşırı acı demektir. Türkçemize geçen bir kelimedir. Azabun elim, çok acı veren azab demektir. Azab,elem kelimesinden daha özel bir anlam taşır. Çünkü azab, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“sürekli elem”</span></span>demektir. Bundan dolayı her azab bir elemdir. Her elem bir azab değildir. Râzî’nin de dediği gibi, bu ifâde biçimi, elem verici azabın sözü edilenlerden çok daha şiddetli ve sürekli olduğuna işarettir. (İnsan:31)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ESFELESÂFÎLÎN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Esfelesâfîlîn</span></span> tamlaması ise en güzel bir şekilde, yani bedende yaratılan, nimet ve imkânlar verilen insanın bu bedeni er ya da geç terk edip öleceği ve verilen bedenin geldiği yere iade olunacağı hatırlatılmaktadır. Sanıldığı gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">esfelesâfîlîn</span></span>; aşağılık, bayağı, rezil ve sefih manasında olumsuz bir kullanım değil; en altta, zeminde olan arz/yer ve toprak manasındadır. Kur’an insanın inşasının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">arz</span></span>dan olduğunu ve bunun amacının ölüm gelmeden önce tevhide bağlı kulluk olduğunu Hz. Sâlih’in dilinden şöyle ifade eder: “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Sizi arzdan/yerden yaratan ve orada, size imar ettiren O’dur.” Hud:61.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ESSÂAT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Es-sâ’at</span></span> kelimesi, Allah tarafından bilinen ve kararlaştırılmış olan zaman anlamına gelir. Kurân’da, Allah’ın bu dünya için belirlediği sürenin sonunda kozmik düzenin değişim ânına “es-sâ’at”denmektedir. Bu ifadeler kozmik değişimin bitişi ile başlayan ilâhî yargılama arasındaki sürecin atlandığını gösterir. Mücrim/suçlu kullanımı önemlidir.Suçluların suçları bir sonraki âyete şöyle ifade edilir: (Rûm:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ES-SAMED</span></span><br />
Es-Samed, her şeyin dayandığı ilk sebep ve son gaye, her şey zatına dayanan, zatı hiçbir şeye dayanmayan, hiç ihtiyacı olmayıp tüm ihtiyaçları gideren manalarına gelmektedir. Es-Samed ismi, taşıdığı çift boyutlu mana ile hem zata, hem fiile bakar. Birinci mana hiçbir şeye muhtaç olmayan, hiçbir şeye dayanmayan, parçalanmayan bütün iken diğer manası ise her şeyin kendisine dayandığı, herkesin kendisine muhtaç olduğudur. Sumde, toprakta yerleşmiş çok büyük ve sert kaya demektir. Bu kaya, hiçbir şeye dayanmadan durduğundan Samed’e hiçbir şeye ihtiyacı olmayan denmiştir. Ayrıca bir ve bütün oluşundan parçalanmaz, dağılmaz manalarını da veren olmuştur. Bağlam ile düşündüğümüzde Allah bir eşe ve evlada ihtiyaç duymayan tekliğin hakkını verendir. Ehad, nekira olarak gelmiştir, azamet içerir. Allah’ın zatına mahsus olan bu tekliği, kulun tam olarak kavrayamayacağına delâlet eder. Samed’in marife olarak gelmesi tahsis ifade eder. Cümleye “yalnızca Allah Samed’dir” vurgusu katar. Es-Samed ismi, tanrının bir şeye girdiği (hulul) veya bazılarının tanrıyla birleştiği (ittihad) türünden her türlü akidevî sapmayı kökten ret eder. (İhlâs:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ETRÂB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Etrâb</span></span> kelimesinin lügat anlamı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“aynı zamanda doğmuş, birbirinden farkı olmayan”</span></span> demektir. (Lisanü’l-Arab) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hepsi bir ayarda, bir seviyede</span></span> demektir. Bazen cennet nimetlerini,(Nebe:33, Vakıa:37)bazen de buradaki gibi cennetlikleri niteler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir ortamı cennet yapan</span></span>; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gelir seviyesi, kültür, bilgi, kalite vs. gibi niteliklerde uçurumların olmamasıdır.</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dünyada da insanlar, genelde kendileri gibi kişilerle arkadaşlık yapmak ister. Zîra kişilik ve dünyaya bakış olarak birbirlerine yakınlık ve denklik aranır. Ortak payda artıkça paylaşım ve arkadaşlık artar. </span></span>(Sâd:54)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EVVÂB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Evvâb,</span></span> bir tür dönüştür. Evb ancak iradesi olan canlıların dönüşü için kullanılır. Rucû ise hepsini kapsar. Bu kelime de çokça dönen, çokça yönelen anlamına gelir. Günahlardan pişman olup çokça dönmeve istiğfar etmeyi; tefekkür ile Allah’a çokça dönmeyi, yönelmeyi ifade eder.(krş Sâd:44, İsrâ:25) Hafîz, çokça koruyan demektir. Allah’a verdiği kulluk sözünü koruyan, kendini günahtan muhafaza eden; hayr, iyilik ve paylaşma gibi değerlerini her durumda koruyan demektir. Her ikisi de mübalâğa kalıbında birer sıfat olan 'Evvâb ve Hafîz' kelimeleri birlikte “çokça yönelen ve çokça muhafaza eden” anlamına gelir. Bu kelimelerin ifade ettiği mânalar, aynı zamanda daha önce geçmiş olan “muttakî” kelimesinin de tefsiri mahiyetindedir. Zirâ muttakî kötülüklerden sakınarak iyiliğe yönelen ve bu hâlini koruyanlardır. (Kaf:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EZVÂC</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ezvâc</span></span> kelimesi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“zevc”</span></span>in çoğuludur. Halık ve mahluk arasındaki en önemli farklardan biri hâlıkın tek mahlûkun çift/eş olmasıdır. Deprem ve dağlar anlatımı aslında ezdat olan etki ve tepki prensibini anlatır. Dünya bu tarz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">eşve zıtlık</span></span>larla yaratılmıştır. İtme-çekme kuvvetlerinden, proton-antiprotonların, nötron-anti nötron, anyon-katyon gece-gündüz dengesine kadar dünya muazzam bir mizan ile yaratılmıştır.(Nebe:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FADL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fadl</span></span>; iyilik, fazîlet, erdem, lütuf demektir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">. Faddalnâ,</span></span> ‘Biz fazîletli, iyi kıldık.’ demektir. Bu erdemler bir üstünlük olduğu için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘faddalnâ’ </span></span>kelimesi birçok Kurân mealinde dolaylı manada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘üstünlük, üstün kıldık’</span></span> şeklinde meallendirilmiştir. Kurân meallerinde bu dolaylı manaya çok başvurulmuştur. Hucurât 13’teki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ekremekum”</span></span>, Âli İmran:139’daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“a'levne”,</span></span> burada ve Kurân’ın pek çok yerinde kullanılan “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">faddalnâ”</span></span> üç ayrı kelime olmasına rağmen ekseriyetle meallerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">'üstünlük'</span></span> anlamında tercüme edilmiştir. Oysa üstün/gâlip gelme anlamıyla -ki bu da kategorik/hiyerarşik/kastsal bir üstünlük değildir- sadece Âli İmran sûresindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">'a'levne' </span></span>kelimesini  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘üstün/gâlip gelme’ </span></span>olarak karşılamak doğru olacaktır. Zira <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">âli, âlâ</span></span> üstün demektir. Bu yüzden burada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fadl</span></span> kelimesinin doğrudan ilk manasının verilmesi tercih edilmiştir. (İsrâ:21)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FATR-FITRAT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fatr</span></span> kelimesi ise ilk olarak parmak uçlarıyla devenin memelerinden süt sağmak eylemi için kullanılmış, ancak zaman içinde bu anlam genişleyerek bir şeye müdahale etmek sûretiyle onun oluşumunu sağlamak anlamında yerleşmiştir. (Lisanül Arab)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fetara,</span></span> ilk önce parmak uçlarıyla devenin memelerinden süt sağma eylemi için kullanılmış, ancak zaman içinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘bir şeye müdahale etmek sûretiyle bir oluşum başlatmak’</span></span> manasında anlam genişlemiştir. Devenin azı dişi, damağı yarıp göründüğünde söylenilen“fetara nabe’l-bair” sözü bundan dolayıdır. Bu anlama göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fatır</span></span> kelimesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“içinde gizleneni ortaya çıkarmak içinyarıp açmak, meydana getirmek, kapalı olmaktan çıkıp görünür olmak’’ </span></span>anlamına gelir. Tohumun filiz verip içindeki potansiyeli açığa çıkarması gibi manalara da gelmektedir. Semâ denen uzayın tamamının da şu an bir noktadan (big bang) başlayarak süreç içinde yaratıldığı düşünülmektedir. “İzâs semâun fetarat” ifadesiyle uzayın yaratılıp ortaya çıktığı anının anlatıldığı anlaşılmaktadır. Benzer bir anlatım Fâtır sûresinin ilk âyetinde de göze çarpmaktadır. Aynı kökten gelen fıtrat, yaratılıştan insana nakşedilendir. Kurân insanın fıtrat üzerine yaratıldığını söyler(Rum:30). Buna göre Allah’ın, insanı üzerinde yarattığı fıtratın bir yönü,yaratıştan her insanın özüne yerleştirdiği hakîkate olan eğilimi ve onu bulma yönündeki potansiyel yazılımıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnfetarat </span></span>kelimesi ‘infial’ kalıbında mastar olup ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açılarak ortaya çıkmak’</span></span> demektir. Pasajda evrenin ilk yaratılışına âtıfla ilk oluşumlara değinilmeye devam edilecektir. (İnfitâr:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fıtrat,</span></span> fatr kelimesine ‘te’ harfinin ilavesiyle yapılan bir isim mastardır. Sözlükte, belli yeteneklere ve yatkınlığa özde sahip oluş, bunun müdahale ile gelişerek ortaya çıkması, karakter, mizaç, doğal eğilim, huy hâlinde kendini göstermesidir. (Rûm:30)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FELEK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Felek,</span></span> daire veya yuvarlak cisim anlamına gelir. Yün eğireceğinin yörüngesinin de, yuvarlak olduğu için, “felek”diye adlandırıldığı, yine yuvarlak bir yüzey olan ve çadırın direğinin çadırı delmemesi için direğin ucuna konan yuvarlak, odundan yapılmış düz nesneye de,“Çadırın feleği” denildiği söylenmektedir. (Razi) Felek, dairevi ve küresel herşeyi kapsar. (Taberî) Felek kelimesi gemilerin seyri sefer rotasına benzediği için gemi mânasına gelen fulk’ten türetildiği söylenmiştir.(Rağıb) (Yâsin:40)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FESÂT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fesât</span></span> kelimesi sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘bozulmak,çürümek ve orijinalliğini kaybetmek’</span></span> gibi anlamlar taşıyan f-s-d kökünün türemiştir. Fesâdın karşıtı salâh/düzelme, ifsâdın/bozmanın karşıtı da ıslâh/iyileştirmedir. Sâlih amel de buradan gelir. Kurân’da fesât kelimesi genel olarak Allah’ın belli bir ölçüye göre yaratıp öylece sürmesini dilediği fıtrî ve evrensel düzenin herhangi bir şekilde bozulmasını ifade eder.  Kurân, yeryüzünde hâkim kılmak istediği barış ve selâmete dayalı İslamî yaşama biçimine karşı çıkan girişimleri bozgunculuk sayar. Dünya barışını bozanlar, yeryüzünde ifsât çıkaranlardır. Karada ve denizde doğal dengenin bozulması da ifsâttır. Yani mevsimlerin bozulması, yağışların azalması veya çoğalması, bitkilerin verimsizleşmesi, suların kirlenmesi, suda yaşayan canlıların yok olması, atmosferin bozulması, ozon tabakasının zayıflaması ve delinmesi, buna bağlı olarak yüksek radyasyonun neden olduğu kanser ve benzeri hastalıkların çoğalması, tüm bunların sonucunda da yeryüzünde sıkıntılı bir hayatın meydana gelmesidir. Hazza dayalı tüketimi esas alan paylaşımdan yoksun yaşam tarzı faiz sistemini doğurmuş, faize dayalı kapitalist sistem ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sonsuz istekleri’</span></span> karşılayabilmek için dünyanın<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> ‘kısıtlı’</span></span> yer üstü ve yer altı kaynaklarını hızla tüketip tabiatı kirletmiştir. Bunun sonucu olarak temiz su kaynakları, solunacak temiz hava ve yenilecek doğal ve sağlıklı yiyecek temini her geçen gün biraz daha zorlaşmaktadır. Böylece ortaya çıkan biyolojik ve psikolojik komplikasyonların insan sağlığını ciddi olarak tehdit ettiği bilimsel çalışmalarla da teyit edilmiştir. İşte Kurân’ın zamanüstü oluşunun bir delili de bu tarz ufuk âyetlerdir. (Rûm:41)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FİTNE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fitne</span></span> kelimesinin aslı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fetn</span></span>’dir.“Fetn” sözlükte, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">altın ve gümüş gibi değerli madenlerin cevherini cürufundan ayırmak için onları ateşte eritmek</span></span> demektir.Bu nedenle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fitne,</span></span> imtihanın en ağırıve en zorudur. Kısaca “fitne” deneme ve imtihana tâbi tutmak, sınamak, maddî vemanevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme gibi anlamlara gelir. Eğer Mekke, terk edilmezse bir daha âyet alamayacakları da 59’da şöyle ifade edilmişti: “Bizim âyet göndermemize mâni olan, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır.” İsrâ sûresinin ilk âyetinde ifade edilen âyetleri göstermek içinyürü/t/menin (rüyânın) gerçekleşmemesi durumunda âyetlerin gönderilmesine mâni olacak bir konjonktürün oluşacağı imâ edilir. İlk muhataba yapılan teklif şudur: Peygamberinizin âyet almaya devam etmesini ve aranızda yaşamasını istiyorsanız ona gösterdiğimiz rüyaya (öngörüye, vizyona, gelecek ile ilgili hedefe)uyun! Yoksa “âyetleri yalanlamış ve hayatı kendi ellerinizle cehenneme çevirmiş olacaksınız!” Konunun Âdem-İblis kıssasına getirilip yasak ağaç ve insanların imtihanına bağlanması manidardır. “Ve onlardan güç yetirdiklerini, onunla aldat. Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara vaad et.” (İsra:64)Şeytânın insanı aldatma argümanlarının dünyalıklar üzerinden anlatılması,peygamberin gördüğü rüyeti, vizyonu, hedefi onların dünyalıklar yüzünden görememeleri ve bu dünyalıkların nimet değil cehennem azığına dönüşeceği uyarısıdır. Hz. Âdem yasak ağaca yaklaşarak cennetinden olduğu gibi Mekkelilere de Allah’ın uyarısına rağmen verimli hurmalıklarından, mal ve evlatlarından kopmayıp ona yaklaşırlarsa hayatlarının cehenneme dönüşeceği ihbarı yapılır. (İsrâ:60)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fitne</span></span> kelimesinin aslı “fetn”dir. “Fetn” sözlükte, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin sahte olup olmadığını anlamak için onları ateşte eritmektir. Metalin maruz kaldığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ısı ve basınca</span></span> benzetilerek kişi ve toplumların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sosyal manada baskı ve zorluklara</span></span> maruz kalması olarak anlam genişlemiştir. (Neml:47)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FUÂD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fuâd</span></span>; Kurân-ı Kerîm’de 16 yerde zikredilir. Kelime manası <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ısınmak, aktif hale gelip tutuşmak”</span></span>demektir. Bir şeyin aşırı sıcak ve hararet üzere çevrilmesi, bulunmasıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fuâd,</span></span>idrak manasında olup çoğulu ef’ideh şeklinde gelir. Kurân’da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kalp merkez</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">fuâd bu merkezin içindeki duruma göre aktifleşen bölgeler</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">lübb</span></span> bu bölgelerdeki cevheri oluşturan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">noktasal temel birimler</span></span>dir. Maalesef beynin farklı fonksiyonlarını bilmeyen lügat, meal ve tefsirler; farklı köklerden gelen ve farklı bağlamlarda kullanılan bu kelimeleri kalp ve türevleri ile açıklamaya çalışmışlardır. Oysa insanın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">düşünme merkezi/kalbi olan beynindeki </span></span>fuâdlar beynin loblarıdır. İrâde fuâdı (frontal/ön lob), duyu fuâdı (parietal lob vs.), görme ve görsel yorumlama ve okuduğunu anlamada oksipital lob olarak isimlendirilmiştir. Bu farklı isim ve işlevlerin bulunduğu bölgenin tamamına da ‘sudûr’ denmektedir. Âyette duyma değil de işitme (sem), bakma (nazar) değil de görme (basar) kullanılması bunun zihnî değerlendirmesine âtıfla fuâdın fonksiyonlarına bağlanmıştır. (İsrâ:36)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FÜCÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fücûr</span></span>; fıtratın, insanı insan yapan değerlerin tahrip olup yırtılması olarak ifade edilebilir. Bu şekilde vicdan, merhamet ve sağduyu gibi yetileri yırtıp atanlara <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“fâcir”</span></span> denir.Bu kelimenin çoğulu da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">füccâr veya fecere</span></span> şeklinde ifade edilir. İnsanlığın dışa yansıması nasıl ki “takva” ya da “amelisâlih”ise, kötülüğün ve suçun dışa yansıması da fücûrdur. Kelime bu âyette ebrâr kelimesinin zıddı olarak gelmiştir. Bu yüzden mana <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“kötüler, zâlimler, ahlâksızlar ve suçlu câniler”</span></span> olarak anlaşılmalıdır. (Krş. Abese:42, Şems:8) (İnfitâr:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GAFLET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gaflet,</span></span> bir şeyi yeterli ölçüde dikkat ve özen göstermediği için terk ve ihmal etmek, bir şeyin gerekliliği ortada iken idrak edememek,aldanmak, fark etmemek, boş bulunmak gibi anlamlara gelir. Bir önceki âyette tilâvet edilen yazılı ilkeler varken; burada seyredilen, gözlemlenen âyetlerden bahsedilir. İlke, kanun, kural ve Allah’ın yasalarından gafletin sonucunda insanı ve toplumları bekleyen felâketlere karşı bizi önceden nezirlerle uyaran Rabbe hamd olsun. (Neml:93)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GAYB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gayb</span></span>; gizli kalmak, gizlenmek, görünmemek, gözden kaybolmak anlamında “ğâbe” fiilinden mastar veya gizlenen, hazırda olmayan şey mânasında isim veya sıfat olarak kullanılır. “Ğâbe anni: Benden gizlendi.” demektir.Genel olarak duygulardan ve insan ilminden gizli olan her şey için kullanılır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gayb</span></span>ın zıddı “şehâde“dir. Bilinen görünen demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gayb</span></span>ın sınırlarını bu “şehâde” belirler. Rağıb el-Isfahani gaybı, “duyular çerçevesine girmeyen şey” tarzında açıklamıştır. Gayb mutlak ve mukayyet olmak üzere ikiye ayrılır.Mutlak olan burada ifade edildiği gibi sadece Allah’ın bildiği yeniden dirilme zamanıdır. Mukayyet olan ise bir şarta, engele bağlı gaybî alanlardır. Bu engel veya şart ortadan kalktığında gayb alanındaki şehâdet alanına geçmiş olur. Gaybın esası, mevcut olmamak değil; herhangi bir sebeple fark edememektir. Dirilmenin zamanı değil şuuru önemlidir. Bir önceki âyet, kesin bilgiye ulaştıran delil ve hüccet manasındaki burhân ile bitince burada konu gaybî alanındaki bilgi ve şuura getirilmiştir. Kişi neyi bildiği kadar neyi bilemeyeceğinin de şuurunda olmalıdır. Buradan şu anlaşılmaktadır ki şirk bilgisiz ve delilsiz olarak gaybı taşlamaktır. (Şuur için Bkz<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">. </span></span>Şu’arâ:113)Burada gayb olan gözlem, deney ve teknolojiyle bilinemeyecek olan gelecektir.Bu bilgiyi sadece ve sadece vahiy verebilir. (Neml:65)<br />
Görüldüğü üzere kâfir; hakkı,hakikati, gerçekleri, birtakım menfaatler uğruna bâtıl ile örtendir. Maûn sûresinin ardından gelen Kâfurun sûresinde sözü edilen '' Ey kâfirler!'' hitabı iç bağlam ve nüzul ortamı düşünüldüğünde yetimi itip kakan miskini doyurmaya teşvik etmeyip en ufak yardımı bile esirgeyen; imanın, insanî değerlerin,vicdanın, paylaşmanın üstünü, kendi rant ve çıkarları uğruna örtenler manasına gelmektedir. Kafîr bu tutumu ile yaşam tarzı ve dini yalanlamaktadır. (Bkz.Maun:1) (Kâfirûn:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ĞAFÛR</span></span><br />
Ğafûr; insanların günahlarını,hata ve suçlarını çokça bağışlayan, bir manada hiç yapmamış sayan anlamına gelir. (Burûc:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ĞILMAN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ğılman</span></span>, ğulam’ın çoğulu olup Kurân’da bir yerde geçer. Daha çok on yaşın üstündeki çocuklar hakkında kullanılır. “Vildân” ise Kurân’da altı yerdegeçer, evlâdın çoğulu demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ğılman da, vildân da cinsellikle ilgili bir bağlamda kesinlikle kullanılmaz.</span></span> Akıl baliğ olmadan ölen evlât veya çocukların cennetteki neşvesi, koşuşturmaları saçılmış incilere benzetilerek şöyle anlatılır: “Ve genç kalanlar (vildânun muhalledûn)onların etrafında dolaşırlar. Sen onları gördüğün zaman saçılmış inciler sanırsın.” (İnsan:19) Çocuğun varlığı bir ortamı tamamlayan, mutluluğu artıran önemli bir unsurdur. Aslında çocuklar cennet nimetidir. Cennetvârî bir sosyal yaşam için olmazsa olmaz olan aile ve çocukların özgürce eğlenebildiği yaşam alanları oluşturulmalıdır. (Tûr:24)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HABÎR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">El-Habîr, </span></span>her şeyin iç yüzünden en iyi haber alan, her şey hakkında en iyi haber veren demektir. Allah için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">el-Habîr </span></span>iki anlama gelir: Birincisi, haber alan manasına gelir. Bu sıradan bir haber alma durumu değil, bir şeyin iç yüzünden tüm ayrıntısıyla ve en iyi biçimde haberdar olma durumudur. İkincisi, haber veren manasına gelir. Bu haber vermesıradan bir haber verme durumu değil, bir şeyin kimsenin görmediği ve bilmediği iç yüzünden/görünmezinden haber verme durumudur. Şu âyet Habîr isminin bu anlamını çok güzel ifade eder:  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve sana bu haberin benzerini dahi verebilecek bulunmaz.  </span></span>(Fâtır:14) Allah Hz. Nûh’tan sonraki kavim,topluluk ve şehirlerin kötü akıbetlerini bu yasa ile bize haber verir ki basiret gösterip aynı hatalara düşmeyelim. (İsrâ:17)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÂKİM</span></span><br />
Hâkim kelimesi de hikmetle yapan,haksızlığa engel olan demektir. Bir şeyin iyice araştırılıp soruşturulmasından sonra verilen karara “hüküm” denir. Mahkemelerde hâkimlerin verdiği karar gibi;filan adam, “Bu konuda şöyle hükmetti.”, “Falancanın hükmü şöyledir.” denilir.Sözü geçmek, hükmünü yürütmek, kuvvetli ve güç sahibi olmak anlamlarına da gelir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAKÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hakîm;</span></span> ‘h-k-m’ kökünden türeyen bir ismi fâildir. Bir şeyi ıslah etmek için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">men etmek</span></span>, herhangi bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yanlışı önlemek</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dengeli davranmak, isabetli karar vermek</span></span> manalarına gelir. Hakemetun; ata vurulan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">demirden gem</span></span> anlamındadır. Sahibinin atı kontrol altına alıp <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dizginlemesi</span></span>, maksadına uygun bir şekilde kullanmak için ona<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gem veya yular vurulması</span></span> demektir. Kur’an nefsî arzuları ve şeytanî istekleri dizginleyen, insanı dosdoğru yolda tutan hakîm/hikmetli bir kitaptır. Hakîm Rabbimizin de bir ismidir. Hep hikmetle hükmeden, her hükmünde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tam isabet kaydeden, her şeyi yerli yerince</span></span> hikmetle yapan demektir. “Zira gökte de ilah olan yerde de ilah olan yalnızca O’dur; ve O Hakîmdir, Âlimdir.”(Zuhruf43:84) Allah’u Te’âlâ gökteki ilahlığını, yarattıklarına hâkimiyeti olan uluhiyetiyle, yerdeki ilahlığını da sonsuz ilminden bir cüz olan kelâmıyla göstermiştir. (Yâsin:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAKKELYAKÎN</span></span><br />
“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hakkelyakîn</span></span>” tamlaması, “var (sabit), gerçek, doğru”anlamındaki “hak” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi” anlamındaki “yakîn”kelimelerinden oluşan bir terim olup kesinlik bakımından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilmelyakîn</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">aynelyakîn</span></span>in de ötesinde en son merhaleyi teşkil eden, yaşanarak öğrenilen en kıymetli tecrübe olarak açıklayabiliriz. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlmelyakin,</span></span> bilgialarak öğrenmek; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">aynelyakîn,</span></span> gözlem yaparak öğrenmek; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hakkelyakîn</span></span> ise son mertebe olup yaşayarak öğrenmektir. Kur’an olay ve kıssaları öyle bir anlatır ki insan sanki onu görüyor, hatta olayın içinde yaşıyor hissedebilir. Bu nedenle kıssalar değerlendirilirken hakkelyakîne ulaşmanın yolu empati yapabilmektir. Bazen inananlar, bazen resûller bazense inkar edenlerin yerine kendinizi koyup konuyu değerlendirdiğinizde çok daha gerçekçi bir hisse almanıza vesile olacaktır. Ayrıca bu ifadeyle Kur’an’da saçma sapan şeylerin,hakka, adâlete aykırı şeylerin bulunmadığı; onda şüpheli, çelişkili bir şey olmadığı, içinde ne varsa hayatta karşılığı olan ve hepsinin de kesin bilgi ile sağlamasının yapılabileceği vurgusu vardır. Bu sebeple vahiy, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yaşanan gerçeğin</span></span> taa kendisidir. (Hâkka:51)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÂLİD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hâlid</span></span> kelimesi“huld” kökünden türemiş olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“dışarı çıkmadan sürekli evde kalan, bekası devam eden, kalıcı olan”</span></span> anlamlarına gelir. Araplar değişimi ve bozulması uzun zaman alan her şeyi“hulud” sıfatı ile nitelerler. Havalid, sacın üzerine konduğu taşlara denir. Bu, hâlini uzun süre bozmadan korumasından dolayıdır. (Rağıb) Bu kelime,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bulunulan hâlin kesintiye uğramadan devam ettiğini anlatır. Yaşlanma, yıpranma ve bozulmanın olmayışıdır.</span></span> (Bkz.A’râf:176, Krş. Nebe:23) (Tâhâ:76)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HALÎFE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halîfe</span></span>, dilsel olarak “arka” demek olan h-l-f kökünden ismifâil kalıbında bir kelimedir. Aslı halîfetün olan kelimenin sonundaki te harfi mübalâğa için olup kelime halk arasında halîfe şekline dönüşmüştür. Türkçedeki “kalfa” kelimesi de halîfe kelimesinin değişime uğramış bir biçimidir. Hilâfet kelimesi ise, “zaman itibariyle bir başkasının arkasından gelip onun yerine geçmek” demektir. Sâd 26. âyette ise,Hz. Dâvûd’un insanlar arasında hak ile hükmetmesi için yeryüzünde halîfe kılındığı bildirilerek halîfeden ne kastedildiğine açıklık getirilir. Yeryüzünü imar eden ve çalışmasını bir sonraki nesle aktararak ilmî teknolojiyi ilerleten demektir. (Neml:62)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HALK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halk</span></span> kelimesinin yaratmayı ifade eden "haleka" kökü, Kurân-ı Kerim'de 259 yerde kullanılmıştır. “Halk” kelimesi, özellikle evrenin ve insanın yaratılışıyla ilgili olarak Kurân'da önemli bir yer tutar. Bedi isminden farklıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bedi</span></span> emsalsiz/örneksiz yaratan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir ham madde olmadan</span></span> sıfırdan yaratan demek iken “Halk” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir ham maddeden başka bir ürün ortaya koymak</span></span>tır. Bu nedenle hem fiil, hem isim olan kelime Kurân’da hep Allah'a izafe edilmemiştir. Âli İmran 49, Mâide,110’da Hz. İsa'ya yaratıcılık yani bir şeyden başka bir şey elde etme, icat etmek, yapmak mânasında da kullanılmıştır. Allah nasıl ki hakîkî semi, basîr, hâlık ise insan da işitir, görür ve bir icat eder, sanat eseri ortaya koyabilir. (Alak:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAMÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hamîm</span></span>, çok sıcak olan sudur. Ter de teşbih yoluyla hamim diye adlandırılmıştır. Hamam ve humma da buradan gelir. Cehennemdeki muamele dünyadakinin misli ve tam karşılığıdır. Bir önceki âyette başkalarının, kamunun malını, servetini hortumlamak anlatılırken burada Allahualem onların alın teri, zihin terine de uzanan emek hırsızlığının sonucuna bir gönderme olabilir. (Vâkıa:54)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HANÎF</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hanîf,</span></span> hanef mastarından bir sıfattır. Ayaklarının birinde eğiklik olan kişiye aynı kökten gelen “ahnef” ismi verilirdi. “Hanef” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">çarpıklıktan doğruluğa meyil</span></span>dir. Zıddı doğruluktan eğriliğe, haktan haksızlığa meyletme olan “cim”ile “cenefdir”. Hanîf kavramının asıl mânası “eğriliği bırakıp doğrusuna giden, meyleden” demektir. (Rûm:30)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAŞYET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Haşyet,</span></span> havf’tan farklıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Havf </span></span>ta korkulanın büyüklüğü, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">haşyet</span></span>te ise korkanın küçüklüğüne dikkat çekilir. Haşyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">korku</span></span>, merhametten <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">mahrumiyet endişesinden kaynaklanan </span></span>bilinçli bir korkudur. (Kaf:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HELÂK</span></span><br />
“Helâk”in sözlük anlamı, mahvolmak, yok olmak, yıkıma uğramaktır. Burada tutum, beden ve sıhhat olarak çok daha kuvvetli ve sağlıklı nice neslin zaman karşısındaki çaresizlikleri hatırlatılmakta ve ölümden kaçamadıkları vurgulanmaktadır. (Kaf:36)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HEVÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hevâ,</span></span> nefsin her türlü istek ve meyli demektir, buna keyf de denir. Hevânın temel anlamı boş ve anlamsız, değersiz demektir. Hava da buradan gelir. (Bkz. Furkan:43) Bu âyette aklı bilgi ile beslememenin hevâyı güçlendirip zulme yol açacağı uyarısı yapılmaktadır. Peki, herkesin bencil ve câhilce, hayvanî isteklerine tapınırcasına Allah’a ortaklar koştuğu ortamlarda ne yapılmalıdır? Bu sorunun cevabını 60 âyetlik Rûm sûresinin merkez âyeti şöyle cevaplar: (Rûm:29)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HİDÂYET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hidâyet,</span></span> dalâletin zıddıdır. Kelimenin kökü <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">çölde yolunu bulmaya</span></span> denir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kurân;</span></span> bir yol, kurtuluş veya çıkış isteyenlere hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">mübîn,</span></span> hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yol gösterici,</span></span> hem de içinden çıkılmaz sorulara umut barındıran cevaplar verdiği için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">müjde</span></span>dir. (Neml:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hûr</span></span> kelimesi Kurân’da ilk defa Rahmân 72’de geçer. Ahver ve havra‘nın her ikisinin de çoğulu olmasından dolayı hem eril hem dişil anlama gelir. Havâri de buradan gelir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Havvertuş-şey</span></span>, bir şeyi beyazlaştırmak ve yuvarlaştırmaktır. Bu âyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ıyn</span></span> kelimesi ise göz demektir. Hûr ile birleşince temiz bakışlı, iyi niyetli vildânların bir vasfı olarak burada karşımıza çıkmaktadır. Zira hûrinin 17. âyetteki yaşlanmayan gençlerden sonra ikram edilen nimetler ve bunu sunanların ismi değil sıfatı olarak anlaşılması bağlama daha uygun görünmektedir. Şimdi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">vildânların yani hizmet edenlerin bir vasfı </span></span>daha zikredilecektir. (Vâkıa:22)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hûr</span></span> kelimesi Kurân’da ilk defa Rahmân 72’degeçer. Ahver ve havra‘nın her ikisinin de çoğulu olmasından dolayı hem eril hem dişil anlama gelir. Havâri de buradan gelir. Havvertuş-şey, bir şeyi beyazlaştırmak ve yuvarlaştırmaktır. Bu âyetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ıyn’</span></span> kelimesi ise göz demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hûr</span></span> ile birleşince <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">temiz bakışlı, iyi niyetli </span></span>vildân ve ğılmân’ın bir vasfı olarak burada karşımıza çıkmaktadır. (Tûr:20) (Bkz. Tûr:24)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HÜKM</span></span><br />
Hükm kelimesinin sözlük anlamı;yargı ve yargıda bulunmak, hükmetmek, karar vermek, idare etmek, ata gem vurmak demektir. Hakem, bu konuda uzman kişidir. Ve iki taraf arasında hakemlik yapmaya ehil olmayı gerektirir. Hikmet, en güzel şekilde hakkı teslim etmek demektir. Rağıb’ın açıklamasıyla “İlim ve akılla hakka isabet etmek demektir.” (Tin:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İBDA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbda,</span></span> “örneği geçmemiş olan bir şeyi meydana getirmek ve yapmaktır”. Hakîkî ibda hiçbir örneği olmadan yaratmadır. Hiçbir örneği olmadan icad edilen, örneksiz güzellikte, fevkalade şeye, ibda edilmiş, (bedaatle) sıfatlanmış anlamında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bedi’</span></span>denildiği gibi, bunu meydana getiren ve ibda âdeti olan yapıcı mübdiye de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bedi’</span></span> denilir. Bazı sıfatlar kullara layık görülemeyecek kadar özeldir. Rahmân nasıl ki sadece Allah ise bedi de sadece ve sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Zira hiç kimse örneksiz ve mükemmel bir şey ne söyleyebilir ne de ortaya koyabilir. Dünyada söylenen ve yapılan her şeyin bir benzeri veya örneği mutlaka vardır. Bu nedenle zamanın ve mekânın bedisi sadece ve sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. (Rûm:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İBLİS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İblis,</span></span> anlamı yönünden hayırsız olan, zarara uğrayıp iflas eden manalarına gelmektedir. İblis kelimesi Kurân-ı Kerim’de 11 yerde geçer. Şeytan kötülüğün sıfatı iken, İblis kötülüğün sembolü ve özel ismidir. (Şuarâ:95) (Bkz. Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İblis;</span></span> hayırsız olan,zarara uğrayan, iflas eden, şaşkınlığa düşen mânalarına gelmektedir. İblis kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 11 yerde geçer. İblis tıpkı Âdem gibi özel/sembol bir isimdir. Kim kötülüğe hizmet eder şeytanî duygu ve düşüncelere boyun eğerse ona kul olmuş demektir. Bu hâlin sürekliliği insanı da iblisleştirecektir. Ya beşer ilahî bilgi olan rûhu kullanıp yeryüzünün halifesi olacak ya da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">insana boyun eğmeyen güce/şeytansı duygu ve düşüncelere</span></span> boyun eğerek iblisleşecektir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İBRET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbret</span></span>, sözlükte“geçmek, aşmak” anlamındaki “abr” kökünden gelir. İbret, kavram olarak görünenden görünmeyene geçmek, olayların dış yüzüne bakıp onlardaki hikmeti kavramaya çalışmak, olaylardan ders alıp stratejiler üretmek demektir. (Nâziât:26)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İDRAK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İdrak,</span></span> bir şeyi en özel nitelikleri ile ve bir bütün hâlinde kavramaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlim </span></span>daha geniş bir kavramken <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">idrak</span></span>, anlamanın bir noktada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yoğunlaşması</span></span>dır. Dildeki asıl kullanımı itibariyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">idrak </span></span>kelimesi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“bir şeyin olgunlaşması ve tam olması“</span></span> anlamına gelir. Daha sonra anlam genişleyerek idrak anlamında kullanılmıştır.(Hâkka:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İHSÂN</span></span><br />
İhsan, iyilik kastı ve fayda sağlama niyeti ile yapılan güzel davranışlardır. Fazl ise; mecburi bir sebep olmaksızın birine lütufta bulunmaktır. İhsan ise, mecburi olarak yapılabildiği gibi mecburi olmadan da yapılabilir. (Mürselât:44)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İhsân,</span></span> ‘hasene’ kelimesinden türemiştir. Bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri ifade eder. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İhsân;</span></span>iyilik etme, güzel davranma, ikram etme, lütuf, bağış, uygunluk, güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmak demektir. (Bkz Mürselât:44, Rahmân:60, A’râf:56)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İLÂH</span></span><br />
İlâh kelimesi “dünyevî işlerde, yasal ve siyasal alanda istediğini yapma hakkını kendinde gören kişi veya otorite” mânasına gelir. (Şuarâ:29)<br />
EL-İlâh; ulûhiyetin kaynağı, eşsiz ve benzersiz mabut manalarına gelmektedir. İlahi terbiye ve yönlendirme, Allah’tan başka ilah edinip şirk şerri ile parçalanmanın panzehiridir. İlk esma rububiyet, son esma uluhiyet ile alâkalı ilen ortadaki ''Melik'' esması rububiyet ve uluhiyetin eşsiz yönetilmesine bir atıftır. Zira “O gökte de İlâhtır yerde de İlâhtır.” (Bkz. Zuhruf: 84) (Nas:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İLHAM</span></span><br />
İlham, damla damla yutmak anlamına gelir. İlham vahiyden farklıdır. Vahiy, dışarıdan duyulmayacak şekilde fısıldamak, gizli bir şekilde bilgilenmek iken ilham, aşama aşama öğrenilenler ile edinilen tecrübevî bilgidir ve kesbîdir. Vahiy, dışarıdan belli olmayan, tecrübe ile elde edilemeyecek, fıtrî ve vehbî bilgi anlamındadır. Nahl 68'de arıya ilham değil vahyedildiği ifade edilmiştir. Zira arı, tecrübe ile damla damla kazandığı bir ilhamla bu bilgiyi edinmez. (Şems:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İMÂM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İmâm</span></span> sözlükte; önde olan,kendisine uyulan, lider, önder demektir. “İmâm” kelimesi, anne demek olan“el-ümm” kelimesinden türemiştir. “Ümmet” kavramı da aynı kökten türer. Kur’an’ın adlarından biri de ‘Ümmü’l Kitab’tır. Yani kitapların anası, kaynağı,kökü vardır. (Bkz. Zuhruf:1-4). (Yâsin:12)<br />
İncir ve zeytin(Suriye, Filistin,bir bütün olarak Akdeniz bölgesine, civar yerlere), Sina Dağı ve emin beldeye yemin edilerek; geçmişte yaşamış peygamber ve insanlar, şimdi yaşayan ve gelecekte Kurân'a muhatap olacak tüm insanlar, yukarıdaki âyetlerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">''ahsenitakvim ve esfelesâfîlîn'' </span></span>kavramlarıyla dile getirilmiş olan insanın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">elementer yaratılış yolculuğundaki</span></span> en güzel kıvamda yaratılışı ve sonrasında ölüp toprak oluşu anlamında, yaratılışın kendisiyle başladığı başlangıcın en başlangıcı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">en alt ve ilk noktası olan toprağa</span></span> iade edilişi/döndürülüşü hakikatine şâhit gösterilmektedir. Bütün insanlar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">toprak</span></span>la(<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">esfelesâfîlîn</span></span>)başlayan bu elementer yolculuktaki en <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">güzel kıvam</span></span>daki yaratılışa<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(ahsenitakvim)</span></span> ve en alt duruma<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(toprak-esfelesâfîlîn</span></span>) iade edilişine hem gözleriyle, hem de bizzat kendi bedenleri ve ölüp toprak olmalarıyla şahitlik etmektedir.  Bu bağlamda esfelesâfîlîn, insanın elementer yaratılış sürecindeki en altta/en dipte yer alan toprağa dönüş olarak algılanmalıdır. İade edilmek de, bu ilk hâle döndürülmeye işaret eder. Özetle ahsenitakvim ve esfelesâfîlîn ifadeleri, elementer yaratılış döngüsünü ifade etmektedir.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> ( Elementer YaratılışDöngüsü:</span></span>  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">esfelesâfîlîn-ahsenitakvim-esfelesâfîlîn/toprak-insan-toprak) </span></span>(Tin:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İNFÂK</span></span><br />
İnfakın, nüzul sürecinde ilk geçtiği yer muhtemelen burasıdır. Kur’an’da türevleriyle birlikte 73 yerde geçmektedir. Usulümüz gereği bu tarz Kurânî kavramların ilk geçtiği yerlerde geniş bilgi veriyoruz.<br />
Bu kelime; ne-fe-ka kökünden türemiştir. Elden çıktı, bitti, tükendi anlamlarına gelir. “Nafaka”; harcanan para veya ihtiyaçların tamamı için gerekli kazanç anlamında kullanılır. İnfakise; malı veya benzeri ihtiyaç maddelerini hayır yolunda harcamak anlamındadır.Allah yolunda harcamaya infak denir. Kur’an’da sadece üç şey “fi sebilillah”denilerek Allah yoluna nispet edilir: Bunlar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">cihat, infak ve hicret</span></span>tir. İnkârcı tavır, sadece vereceğine takılmıştır. Alacağını düşünmemektedir. Onun için de diyor ki “Allah istese doyuracağını biz mi doyuralım”. Gariplerin,ihtiyaç sahiplerinin hakkını vicdanını örterek vermeyenlerin cevabı, Allah’ın kendilerine doyacağından fazlası ile rızıklandırmasını görmezlikten gelerek verilen bir cevaptır. Er-Rezzak olan Allah rızkı yeterince yaratmıştır, ancak açgözlüler bu pastadan büyük payı kaparak başkalarını açlığa ve yoksulluğa sürüklemektedir. Bu kamusal adaletsizliğin birey açısından bir nebze olsun dengelenmesinin yolu, infak denilen ve içine sadaka ve zekâtı da alan karşılıksız paylaşmaktır. (Yâsin:47)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İNSAN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnsan</span></span> kelimesi; üns, ünsiyet,yakınlık kökünden türemiştir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” bir yandan hem cinsleriyle bir arada yaşama anlamında insanın sosyal yanına âtıf iken, bir yandan da Allah’a bütün varlıkların üstünde olan yakınlığını ifâde eder.  Kur’an’da; görünen, ünsiyet kuran ''ins'' kökünün zıddı “cin”dir. Veya sosyal varlığın zıddı; vahşi, anti sosyal vs.dir. Zıtlarından anlaşıldığı gibi vurgular bağlama göre değişir. İnsan kelimesinin,bir de “nesy” unutmak fiilinden geldiği söylenir. İnsan unutan varlık olduğu için böyle denmiştir. Ancak İnsan sûresinde tarih sahnesine çıkan, sosyalleşen,anılmaya değer bir şeyler ortaya koyan anlamında insandan bahsedilir. (İnsan:1)<br />
İnsan, kendisinde var olan akıl,irade, bellek, dikkat, merak, korku, düşünce gibi zihinsel melekleri (güçleri)arasında, sadece <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İblis </span></span>üzerinde tam kontrole sahip değildir. Yani İ<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">blis</span></span>; bilinçdışı, insanın kontrol edemediği bir unsurdur. Bu iki unsur ne yazık ki zamanla ilahlaştırılmıştır. Eski İranlılar iki tane ilahın varlığına inanırlardı.Birine iyilik tanrısı Yezdan; ötekine de kötülük tanrısı Ehremen (şeytan)derlerdi. Kur’an, İblis’i de yoldan çıkaran şeytanî duygu ve düşüncelerinden bahsederek şeytanın/kötülüğün bir tanrı değil, bir düşman olduğunu şöyle ifade eder: ‘’Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o, size apaçık bir düşmandır.’’ (Yasin:60) İblis, şeytanî vasıfları üzerinde bulundurarak karakter hâline getiren sembol isim iken; Âdem, ilahî bilgi ile meleklere boyun eğdiren ilk adamdır. (Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İNZAL</span></span><br />
İnzal, indirmek manasına gelir. Bu kelimeyle aynı kökten gelen nüzûl;yüksekten aşağı inmek, düşmek demektir. Tenzîl ise inişin sürekliliğine işarettir. Kur’an için kullanıldığında parça parça, âyet âyet, sûre sûre inişe vurgu yapılmaktadır. ''Tenzîl''den bahsedildiğinde vahyin indirilişine,Allah’tan gelişine, asıl kaynağına atıfta bulunulurken; ''inzal''den bahsedildiğinde içeriğine, kadir ve kıymetine, metod ve hükümlerine atıfta bulunulduğunu söyleyebiliriz. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. Kadr:1) (İnsan:23)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSM</span></span><br />
İsm, işleyeni kınanmaya ve cezai müeyyideye müstahak kılan günah demektir. Çoğulu 'âsâm'dır. “Esime” fiil şeklidir; sıkıntılı bir hâle, günaha düşmek manasına gelir. (Necm:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSRÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İsrâ’nın</span></span> sonu “ya” harfi olan “sera” kelimesinden türetildiği kabul edilirse “gece yürütmek” mânasınadır. Eğer sonu ‘vav‘li olan “serv”kelimesinden türetildiği kabul edilirse ‘yükseltmek, onur, şeref’ mânasına gelir. Kurân’da resûllerin kendisine inananlar ile yaptığı gece yürüyüşlerinin hiçbiri yükselmek manasında kullanılmadığı için buradaki İsrâ'yı yükselmek olarak anlamak hatalı olur. Kelime esir, esâret kelimesi ile aynı köktendir.Zira Kurân’da esir manasında da(اَسْرٰى) kullanılmıştır (Bkz. Enfâl:67). O zaman İsrâ sıradan bir gece yürüyüşü değil, esaretten kurtulmak için yapılan özgürlük yürüyüşü anlamına gelmektedir. Kelime Kurân’da birkaç yerde geçer.Hepsinde de “gece gizlice özgürlüğe ve kurtuluşa yapılan yürüme” anlamındadır.“Fe esri bi ehlike” (Hemen gecenin bir kısmında aileni yürüt)” (Hicr:65 Ayrıca bkz. Hûd:81, Tâhâ:77, Duhân: 23) Bazıları ise bu kelimeye ısrarla ‘yükseldi ve götürdü’ gibi anlamlar verir. Bu mâna kelimeden kaynaklanan bir husus değil İsrâ olayına ön yargılı bakış açısı ve yaşanılanlara olağanüstülük katma isteğiyle ilgilidir. Burak denen vasıtaya binip gittiğine dair ön kabul İsrâ kelimesinin anlamına hatta âyetin tamamına olmadık manalar yüklenmesine sebep olmuştur. Bu meallendirme hataları ve ön kabuller âyeti iyice anlaşılmaz hâle getirmiştir.Giden, ilerleyen, yürüyen, kulun kendisidir. Mekkeli müşriklerin 26 Safer (9Eylül 622) Perşembe günü suikast kararı aldıklarını öğrenen Hz. Muhammed gece yarısı Hz. Ali’yi, Hz. Ebu Bekir’in evine göndererek haber vermiştir. Böylece ikisi o gece şehri ayrı ayrı terk ederek Sevr mağarasında buluşmuşlardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İsrânın/gece yürüyüşünün amacı</span></span> Mescid-iAksa’ya, yani Allah’a ibadet ve secde edilen uzak yere-Yesrib’e- gitmektir.Bunu başarmak için Hz. Muhammed aksi istikametteki Sevr mağarasına gece yürümelidir. Süreç Kurân’da şöyle anlatılır: “Eğer o (Peygamber’e) yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allah ona vaktiyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yardım ettiği</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gibi yine edecektir</span></span>: Hani kâfirler onu gözden çıkardıklarında, ikinin ikincisi olarak mağarada iken arkadaşına: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” diyordu. İşte o zaman Allah ona yardım etti, üzerine huzur veren emniyet ve rahmetini indirdi,onu göremediğiniz ordularla destekledi. Kâfirlerin bâtıl sözlerini (planlarını)alçalttı. Allah’ın davası ise zâten her zaman yücedir. Çünkü Allah, Azîzdir, Hâkimdir.” (Tevbe:40)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İZZET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İzzet</span></span>, insanın yenilmesine engel olan şeydir. Bu onun hakkında üstünlük, şeref ve haysiyetli olmasını sağlayan imkânları da ifade eder.Düşmanı karşısında galip gelen kimse için de ‘izzetli’ denilmiştir. (Neml:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KÂHİN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kâhin,</span></span> gele­cek zamanda olacak şeylerden ha­ber alıp vermekle uğraşan ve giz­li, esrarlı olanı bilme iddiasında olan kişidir. Araplarda birkaç çeşit kâhin vardı. Bunlardan kimisi, cinden kendisine tâbi olup haber getirenlerin olduğunu iddia ederdi.Kimisi de, soran kişinin sözünden, eylemin­den, duruşundan, hâlinden hareketle geçmişte olan bir hadiseyi ortaya çıkaracağını iddia ederdi. Böyle kişilere,daha çok “ar­râf” denilirdi. Arrâflar, çalınan  ve yitik şeyin yerini bildikleri­ni iddia ederdi.Bu kitap, ne ses gösterisi, ne de cifir ve ebcetle olmadık kehanetler uydurmak için inmiştir. Yalnızca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hay olanları uyarmak için</span></span> indirilmiş bir hatırlatmadır. Bkz. (Yasin:69-70) (Hâkka:42)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KERÎM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kerîm</span></span>,  ikram demektir; ancak bu ikram “kendi türünün en iyisi” olan bir ikram şeklinde tanımlanır (Lisanül Arap). Allah’ın da el-Kerîm diye bir esması vardır. Manası,ikramında sınır tanımayan, keremi çok kaliteli olan demektir. Peki buradaki kerîm Resûl kimdir? Müfessirlerin çoğunluğu Resûlullah hakkında söylenilen şair ve kâhin söz­lerini dikkate alarak bu âyetteki kerîm elçiden maksadın Hz. Peygamber ol­duğu kanaatine varmışlardır. Ancak aynı kalıp Tekvir sûresinin 19. âyetinde şöyledir: “Şüphesiz o, kerîm bir Resûl’ün sözüdür.Kuvvetli, arş sahibinin katında makamı vardır. Orada kendisine itaat edilir, güvenilirdir. (Tekvir:19-21)O, gayb konusunda cimri değildir. (Tekvir:24) PekiKur’an Cibril’in mi yoksa Peygamberin mi sözüdür? Gerçekte Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Nitekim 43. âyette âlemlerin Rabbi katından indirilmiş olduğu açıkça ifade edilmiş, elçinin buna kendinden ekleme ve bundan çıkarma yapamayacağı hatırlatılarak sözün asıl sahibi hatırlatılır. Buna göre Cebrail ve Hz. Peygamber Allah’ın kelâmını kullarına ulaştırmada elçi oldukları için bu âyette söz onlara nispetle kullanılmıştır. Burada Kur’an “elçi sözü” olarak nitelenmiştir. Elçi sözü, katışıksız ve elçiye ait olmayan, elçiyi gönderen otoritenin ifadesidir. Elçi buna ekleme, bundan çıkarma yapamaz, kendisine öğretilenleri gizleyemez. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Elçinin sözü”elçiye ait değil elçiye emanettir.</span></span> (Bkz. Hakka:44-48) Bu ifadelerin tercihi,mesajı getirenin üzerindeki düşmanlığı azaltmak içindir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elçi kendine ait olanı değil, ikram edileni olduğu gibi ulaştırana denir.</span></span> (Hâkka:40)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KEVKEB</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kevkeb</span></span> kelimesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘kebbe’</span></span>den türetilmiş olup lügatte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ait olduğu sistem ile hareket eden parça”</span></span> demektir. Ve kelime daha çok <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“büyük yıldız ve gezegen toplulukları’’</span></span>manasına gelir. Ayrıca her şeyin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kevkeb</span></span>’i büyük olanıdır. Necm ise büyük-küçük <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bütün yıldızlar</span></span> için genel bir isimdir. Kevkeb sabittir ve yok olmaz. Kevkeb yıldızların büyük bir çekim kuvvetiyle çekilerek bir küme oluşturduğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">galaksiler,</span></span> necm ise bu galaksileri oluşturan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yıldızlar </span></span>manasındadır. Kurân’ın indiği dönemde büyük yıldız kümeleri biliniyordu. Zira Dünya’dan çıplak gözle toplamda dört galaksi, iki tanesi iseaynı anda görülebilmektedir. Kuzey Yarım Küre’den Samanyolu'nu ve Andromeda'yı(M31) görebilirken, Güney Yarımküre’den Büyük ve Küçük Macellan Bulutları'nı görebiliriz. Şu anda 200 milyar galaksi, her galakside ortalama 200 milyar yıldız, 100 milyar gezegen olduğu tahmin edilmektedir. Dünyabenzeri 5 ile 10 milyar arası gezegenin varlığı hesaplanmıştır. Dünya’nın içinde bulunduğu galaksimizin çapı 100 bin ışık yılı iken disk şeklindeki Samanyolu galaksimizin kalınlığı da bin ışık yılı olarak hesaplanmıştır. Aklın anlamakta zorlandığı bu büyüklükteki galaksilerle uzayın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dolu</span></span> olması Kebir olan Allah’ın yaratışı karşısında küçüklüğümüzü hatırlatmaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kevkeb</span></span> kelimesinin Kurân’da geçtiği diğer âyetlerin hepsine yıldızların giderek yoğunlaştığı,ortası parlak disk şeklindeki yıldız kümeleri (galaksiler) manası verildiğinde mananın iç bağlama daha çok uyduğu görülecektir. “Gece onun üzerini örtünce, bir kevkeb gördü. “Bu benim Rabbim.” dedi. Fakat kaybolunca, “Kaybolup gidenleri sevmem.”dedi.” (Enam:76) Genç İbrâhîm, gece diğer yıldızlardan farklı olan gök cisimlerini sıralamaktadır. Ay da tıpkı kevkeb gibi yıldızlardan farklıdır. Başka bir âyette “Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûru, içinde misbah (lâmba)bulunan kandil gibidir. Misbah, sırça içindedir. Sırça (cam), kevkeb gibi parlayan inci gibidir.” (Nûr:35) (İnfitâr:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KEVSER</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kevser </span></span>lügatte, alabildiğine, aşırı derecede çok” demektir. Kevser kelimesi Arapçada somut şeylerin çokluğu için kullanıldığı gibi, soyut kavramların çokluğu için de kullanılır. Aynı kökten olan ve bir sonraki sûrede zikredilen “tekasür” olumsuz bir biriktirme ve çokluğu ifade ederken “kevser” olumlu bir çokluğu, bolluk bereketi ifade eder.<br />
Kevser; Duhâ, İnşirah ve Fetih sûrelerindeki leke (senin için) ifadesiyle tahsis edilen lütuflar haricinde “ke” verdik ifadesi ile düşünürsek kevser, vahiy, nübüvvet, ve hikmeti de kapsayan hayır ve iyiliklere bir atıf olabilir. (Kevser:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KISSA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıssa</span></span>,  esas olarak “izlemek”, “izi tâkip etmek” anlamına gelmektedir. Kehf 64 ve Kasas 11’de bu anlamda kullanılmıştır. Kıssa daha çok, bir haberi nakletme, bir olayın önemli yerlerini seçerek atlamalı olarak anlatma, hikâye etme demektir. Kıssa dilimize de girmiş bir kelimedir. “Kıssadan hisse” ve “bir kıssa bin hisse” gibi tâbirler Türkçede sıkça kullanılır. (Neml:76)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIST</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıst</span></span>, genellikle “adâlet” diye açıklanmıştır. Böyle açıklanmış olmakla beraber “kıst” kelimesi tam olarak “adâlet” demek değildir. Çünkü “adâlet”,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“bire bir karşılık, denge, denklik,eşitlik”</span></span> demek iken, “kıst” kelimesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“nasip,hak edilmiş olan pay”</span></span> demektir. (Lisanül-Arab) Burada, ölçüp tartma konusundaki uyarı, terazi ve metre gibi fizikî olanından tasavvur ve akıl gibi manevî olanına kadar, tüm ölçme ve değerlendirme araç ve yöntemlerini kapsar. (İsrâ:35)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıst</span></span>,  genellikle “adâlet” diye açıklanmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Kıst”</span></span> kelimesi tam olarak “adâlet” demek değildir. Çünkü adâlet “birebir karşılık, denge,denklik, eşitlik” demek iken, “kıst” kelimesi “nasip, hak edilmiş olan pay” demektir.(Lisanül-Arab) Adâlet zaten Arapçadır ve Kurân’da geçer. “İnnaallâhe ye’murubil’adli vel-ihsâni… /Muhakkak ki Allah adâleti, ihsanı… emreder.’’ (Nahl:90) Adl/adâlet bazen gizli olabilir. Fakat kıst açıkça ortaya konulur. Kıstas kelimesi de bu köktendir. Yine Türkçemizde kullandığımız taksit(hakkı olan bir şeyi belli zamanlara pay pay bölmek) kelimesi de bu köktendir. (Şuarâ:182)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYÂMET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyâmet;</span></span> kalkmak, dikilmek, doğrulmak ve dirilmek anlamlarına gelir. Âyet, dünyada yapılanların hesabının hesap günü sorulacağı manasında olup son saat manasında değildir. Şirk, “şerike” fiilinden mastardır.Şirk ve aynı kökten gelen şirket, müşareket, sözlükte mülk ve saltanatta ortak olmak demektir. Bir şeyin birden fazla kişiye ait olduğunu ifade ederler.Falcılara, astrolojiye, burçlara inananlarda, çarpık da olsa bir inanç vardır.Bu inançları olmasa zaten bu tarz metafizik konularla aldatılamazlar. (Fâtır:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KİTAP</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kitap, </span></span>iki şeyi birbirine dikmek anlamına gelen “ketb” mastarından türetilmiştir. Harfleri bir birine tutarak anlamlı kelimeler oluşturma sonucunda elde edilen metnin tümüne denir. Bir araya gelip toplandığından dolayı askerî birliğe de "ketîbe" denilir. (Sâffât:147)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kitap,</span></span> iki şeyi birbirine dikmek anlamına gelen“ketb” mastarından türetilmiştir. Harfleri birbirine tutarak anlamlı kelimeler oluşturma sonucunda elde edilen metnin tümüne denir. Bu manadan hareket edersek yapılan amellerin bir araya getirilmesine kitap, amel defteri veya âhiret sicili diyebiliriz. Yapılanların ayrıntılı bilgisinin, düzen ve sıra ile muhatabına hatırlatılmasıdır. (İnşikâk:7)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kurân </span></span>kelimesinin nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer burasıdır. Kurân, fiil olarak"gufrân" ölçü­sünde okumak manasına gelen bir mastardır. Rağıb’a görede "Kurân lafzı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"karae"</span></span>fiilinden türemiş "Küfran, Reyhan" gibi  bir mastardır. Toplayıp bir araya getirme manasına gelen "el-kar" kelimesinden türemiştir. Karae kelimesi anlam olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“okumak, öğrenmek, bellemek”</span></span> gibi manalara sahiptir. (Bkz. Alak:1) Kelimeye okumak manası verilse bile her okumanın amacı öğrenmek olduğu için okumanın anlamı bile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">öğrenmek</span></span>tir. Bu kökü Kurân şeklinde mastara dönüştürdüğümüzde “öğreti” şeklinde bir mana çıkmaktadır. Fakat öğreti kelimesi genel bir anlamdır ve öğretinin, duyma ve görme yoluyla olduğu gibi daha birçok farklı şekli vardır. İşte karae kökünden gelen “öğreti” kelimesinin taşıdığı mana <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“okuma yoluyla elde edilen öğreti”</span></span> şeklindedir. O zaman Kurân okuma ve anlama yoluyla size öğreten demektir. Bu ilâhî öğreti bazen İncil, bazen Zebûr, bazen de Tevrat şeklinde karşımıza çıkar ve Kurân hepsine birden kitap der. Alak sûresindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">oku, öğren</span></span> emrine, burada o eğitim ve öğretimin zaman ve nasıllığına bir gönderme vardır. Âyetler 23 yıllık süreçte yapılacak metodu önceden öğretmektedir. Müzzemmil sûresi Hz. Muhammed’in şahsına münhasır emir ve öğretileri içerse de işaret ve delâlet olarak, resûlün misyonunu sürdürmek durumunda olan Kurân davetçilerini de muhatap almaktadır. Kısaca; Kurân mutlaka tertîl ile okunmalı ve Kurân'ın ağır bir sorumluluğu yüklediği asla akıldan çıkarılmamalıdır.(Müzzemmil:4)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURBA</span></span><br />
Kurân’da akraba kavramı “akrabîn”şeklinde geçer. “Sana ne infâk edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne infâk ederseniz işte o, anne-baba ve akrabalar (akrabîne) ve yetimler ve miskinler ve (ibnissebîli) yol çocuklarına. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o takdirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.” (Bakara:215) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Kurba’’</span></span>ya akraba manası verilmesinin sebebi akrabaların da insana diğer insanlardan daha yakın olmasıdır. Kelimenin asıl anlamı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yakın olan’</span></span> demektir.Garip ise bu manadan türetilmiştir. Yakını, akrabası, sahibi olmayan, yakında olan kimsesiz demektir. Âyette; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yakında olan, bilindik, tanıdık sahipsizler</span></span> “garipler” şeklinde meallendirilmiştir. Çalışma gücü olduğu hâlde iş bulamadığı için muhtaç duruma düşmüş, yoksulluğun kendisinde mesken tuttuğu suskunlara da miskin denmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbn</span></span> oğul,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> sebîl</span></span> yol demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbnissebîl;</span></span> yol oğlu,yolcu, yolda kalmış, yeri-yurdu, barınağı sokaklar olanlardır. Sokağa atılmış,yola terk edilmiş evsizler ve köprü altı çocukları anlamındadır. “İbnissebîl”tabirini Abduh <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“yola terk edilmiş çocuk,kimsesiz çocuk”</span></span> anlamında alır. Bir fıkıh terimi olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ibnissebîl;</span></span> kendi memleketinde zengin bile olsa, yolculuk sırasında fakîr ve muhtaç duruma düşen kimselere de denmektedir. (Rûm:37)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KÜFR</span></span><br />
Küfr, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Bu fiili yapana da “kâfir” denmektedir. Bu anlamıyla tohumu toprağa eken ve böylece onu örtüp gizleyen çiftçiye “küffar” denir. Kılıcı örttüğü için kınına, karanlığı örttüğü için geceye, yıldızları örttüğü için buluta da kâfir denir. Günahların örtülmesi için yapılması gerekeni yapmaya da aynı kökten gelen “keffaret” kullanılmıştır. (Bkz. Bakara:45.) Bir şeyi hiç yapılmamış gibi örtmek ve kapatmaya da “tekfir” denmiştir. Tekfir eden karşısındakinin imanını kapatmak istemektedir. Bu, Rabbimizin istemediği bir hükümdür; zira tekfir,teslim olan/müslim ile suçluyu/mücrimi bir tutmak olur ki bu yanlış bir hükümdür. (Bkz. Kalem:35-36)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MAL</span></span><br />
Mal, “meyl” kökünden gelir. Meyl,orta yolu bırakıp iki taraftan birine yönelmek demektir. Bu meyil iyilik için olabileceği gibi kötülük için de olabilir. (Hümeze:2)<br />
Meâric sûresinde, insanlığa Allah’a muhatap olacağı olgunluğa ulaşması ile vahyedildiği ve bu dönemin 50 bin yıllık bir dönem olduğu hakîkati yüksek bir belagat ile ifade edilir. Bununda amacı insanların din ile aldatılmamaları isteğidir. Kâhinlere, falcılara,medyumlara aldanıp geleceği/gaybı bildiğini iddia edenlerle resûllerin karıştırılmaması gerektiği gerçeği hatırlatılmaktadır.(Meâric:4)<br />
Mekke’ye 45 km uzaklıkta yorgun düşmüş ordunun üzerine dağlara çekilen gruplar/ebabil havadan/tayran peş peşeve düzenli olarak ne atıyorlardı? Bu sorunun cevabını da bir alttaki ayetten okumaktayız. (Fil:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEKR-KEYD</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mekr</span></span>; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sinsi plân ve tuzak,hile</span></span> manasındadır. Keyd, mekr’den daha kuvvetlidir. Biri sana “Şunu yapabilirim.” dediğinde bu mekr olmaz; ancak karşı tarafın bilmemesi durumunda mekr olur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Keyd</span></span> ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bilinsin-bilinmesin bir başkasına zor kullanarak kötülük yapmak</span></span>tır. Mâkir, mekr yapan kişidir ve kötülüğü, mağdûrun bilmediği bir yer ve yönden getirir. Bu âyetlerin vahyedildiği tarihlerde Mekke'de de benzer bir durumun ortaya çıkmış olması dikkate değer bir durumdur. Hz. Muhammed’e suikast plânı hayata geçirildiği takdirde, Hz. Sâlih gibi, Hz. Muhammed’in de cinayetin arkasını arayacak bir"velîsi" vardır ve bu "velî" amcası Ebû Tâlib'dir. Yani,eğer Mekke müşrikleri tasarladıkları saldırıyı gerçekleştirip emellerine ulaşabilirlerse, Peygamberimizin mensup olduğu Beni Haşim kabilesinin reisi Ebû Tâlib, kabilesi adına bu cinayeti işlemiş olanlara karşı bir kan davası iddiası ile ortaya çıkacak ve hak arayacaktır. Ama cinayet, çeşitli kabilelerden müteşekkil bir çete tarafından işlenirse fâil bulunamayacak, dolayısıyla Haşimoğulları’nında olaya karışan kabilelerin hepsiyle birden savaşması mümkün olmayacağından konu kapanacaktı. Mekke kodamanlarının plânladıklarının tarihin tekerrürü şeklinde Kurân’da sunulması, onların sinsi planlarını hicrete kadar deşifre etmekteydi. Hz. Muhammed diğer Nebî kıssalarının ardından pasajın sonunda şöyle teselli edilir: “Ve artık onlara üzülme! Ve onların kurduğu plânlardan bir sıkıntı içinde olma!” (Neml:70) Bir ülkede yönetim ve istihbarat ne kadar sağlıklı çalışırsa Hz. Süleyman örneğinde olduğu gibi orada, çete ve örgütlerin faaliyetleri o kadar kısıtlanır. Ancak istihbaratınız zayıfsa iftiralar, masum insanları çete veya örgüt kurmayla suçlama ve fâilimeçhûller o oranda artacaktır. (Neml:50)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEKRÛH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mekrûh</span></span> sözlükte “çirkin bulmak, kötü görmek, istememek, meşakkat, sıkıntı, zorluk” gibi anlamlara gelen kerh kökünden türer. Mekrûhkelimesi “içerisinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zorluk ve sıkıntı bulunan</span></span>, hoşa gitmeyen, çirkin ve kötü görülen şeyler” demektir. Bu âyet ve bağlamında kötülüklere sebep olan tutum ve davranışlar manasındadır. 22 ile 37. âyetler arasında dile getirilen mekrûh davranışları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
1-Allah’la birlikte başka ilâhlar peyda etmenin oluşturduğu sınıfsalcı toplumun ürettiği düzenin kerih sonuçlar doğurup kötülüklere sebep olması. (İsrâ:22)<br />
2-Ana babaya kötü davranmanın mekrûh görülmesi. (23-24)<br />
3- Islâh edici amellerin sâlih niyetlerle yapılmaması (25)<br />
4-İmkânların gariplerle miskin ve sahipsizlerle paylaşılmaması (26)<br />
5- İhtiyaç sahiplerine hakkını verirken saçıp savurma, doğru hedefe ulaştıramama (27)<br />
6- İsteyen bir kişiyi geri çevirirken onu incitme (28)<br />
7- Cimrilik yapmamak, saçıp savurmamak (29)<br />
8- Çocuklarınızı rızık endişesiyle ördürmeye kalkmamak (31)<br />
9- Zinâya yaklaşmamak (32)<br />
10- Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymamak (33)<br />
11- Yetimin malına güzel ve uygun olmayan bir şekilde yaklaşmamak (34)<br />
12- Verdiğiniz her (meşru) söze sâdık kalmak (34)<br />
13- Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutmak, tartıp değerlendirdiğinizde dosdoğru kıstas ile tartıp değerlendirmek(35)<br />
14- Bilgisizce, araştırıp öğrenilmeden birtakım konuların peşinden düşüp spekülasyonlar üretmek (36)<br />
15- Kendini ayrıcalıklı zannedip kibir ve böbürlenmeyle, insanlara çalım satarak dolaşmak (37) (İsrâ:38)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MELÂİKE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Melâike</span></span>, melek kelimesinin çoğuludur. Arap dil bilim uzmanları “melek” sözcüğünün kökeni ile ilgili olarak “kuvvet, yönetim gücü” anlamındaki “melk” kökünden türemiş olduğunu söyler. “Mim” ek olmayıp sözcüğün aslındandır. “Mülk, milk, mâlik ve melik” sözcükleri de bu kökten türemiş ve anlamlarını da bu kökten almıştır. Meleğin bir şeyi yönetmekle görevli güçler olduğunu söyleyebiliriz. (Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MELİK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Melik,</span></span> sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“sahip ve mâlik olmak”</span></span> anlamındaki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">milk, mülk,melk</span></span> kökünden türeyen melik kelimesinin çoğulu mülûk’tür. Hz. Süleyman’ı tanımayan Belkıs, meliklerin mülklerini bu şekilde büyüttüklerini hatırlatmaktadır. Erkek melleler zorba, kaba kuvvet ve savaş mantığı ile bakıp tek taraflı, hedefe odaklı iken; bayan yönetici annelik duyguları ile çok yönlü düşünerek arkada kalan kasabaların da bu savaştan olumsuz etkilenebileceğini ifade etmektedir. (Karye için bkz. Yâsîn:13) Tıpkı kraliçe karıncanın kolonisini koruma girişiminde olduğu gibi. Belkıs da halkını korumaktadır. Zira Süleyman ve orduları Sebe şehrinin yakınındaki Karınca Vadisi’ne kadar gelmişlerdir. (Neml:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">METÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Metâ,</span></span> kendisinden hemen lezzet alınan menfaattir. Kısaca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">metâ</span></span>; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sâbit, kâmil vedâim</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">olmayandır.</span></span> Zıddı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">nâim</span></span>dir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Meta,</span></span> dünyalık gıdalar için kullanıldığından, bu besinlerin geçiciliği de bir anlamda hatırlatılıyor demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En’âm </span></span>kelimesinin tekili <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ne’ame”</span></span> şeklinde gelir. Daha çok develere mahsus bir isimdir. Bu kelime nimetle aynı köktendir. Deveye bu kelimenin verilmesinin nedeni Arapların yanında en büyük nimet oluşundandır. Tüm evcil hayvanları da kapsadığı söylenir. Çünkü yumuşaklık mânasına gelen “nuumet”den alınmadır. (Nâziât:33)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MİSKÎN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Miskîn,</span></span> yoksulluğun mesken tuttuğu suskunlar garibanlar demektir. Türkçeye 'sürünen' olarak çevrilebilir. Metrabe, toprak demek olan 'turâb' kelimesinden mimli mastardır ve topraklan makanlamına gelmektedir. Âyette geçen 'zâ metrabe' deyimi, Türkçede “toza toprağa bulanmak” tabiriyle ifade edilen, fakîrlik ve şiddetli ihtiyaçtan kinâyedir. Yani, fakîrliğinden ve muhtaçlığından dolayı, üzerinde kendisini örtecek,altında da yere serecek bir şeyi olmadan toprağa yapışmış, aşırı yoksul, miskin demektir. Bu tür yoksullar için Türkçede “sürünmek” tabiri kullanılır. (Beled:16)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUBÎN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mubîn</span></span> kelimesi sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“kapalılığı ortadan kalkıp açıklığa kavuşmak”</span></span> anlamındaki beyn (beynûnet) kökünün “if‘âl” kalıbından türeyerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“vuzuha kavuşan, açık seçik olan; açıklığa kavuşturan, açıklayan”</span></span> mânalarına gelir (Lisânü’l-ʿArab, “byn” md.). Âyette“arabbiyyen” ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açık, fasih, anlaşılır </span></span>kastedilmişken; mubîn ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açıklığa kavuşturan, açıklayan</span></span> manası verilmiştir. Sonuç olarak açık ve açıklayıcı bir lisân ile Kurân, uyarıcılardan olması için emîn bir resul ile indirilmiştir. (Şuarâ:195)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUHÎT</span></span><br />
Muhît; kuşatmak, sarmak ve çevrelemek gibi anlamlar taşıyan ''h- y -t'' kökünün türemiş şeklidir. Hait,bir yeri çevreleyen duvar demektir. El-Muhît, her şeyi kuşatan sıfatlarının tüm tecellileriyle varlığı kuşatan demektir. İhâta, kuşatma demektir. Bu kelime cisimler için kullanıldığı gibi ilimle kuşatmayı da ifade eder: “Şüphesiz Allah ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Talâk:12) (Burûc:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUHSİN</span></span><br />
Muhsin kelimesinin nüzûl sûrecinde ilk geçtiği yer muhtemelen burasıdır. Sürekli ihsanda bulunan demektir. İhsan; yaptığı işi en iyi biçimde, güzel ve noksansız yapmaya denir. İhsan kelimesi, “husn” kökünden türemiş “ahsene” fiilinin mastarıdır. Muhsin kelimesi de bu fiilin ismifailidir, yani bunu ahlâk haline getirenlere denir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MURSEL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’Mursel’’</span></span> kelimesi irsâl kökünden türemiş olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“gönderilmişler” </span></span>anlamındadır. Yine irsâl kökünden türemiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’ersele’’</span></span> fiili, öznesi Allah olmak üzere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“peygamber gönderdi/gönderir, bulut gönderdi/gönderir, rüzgâr gönderdi/gönderir” </span></span>biçimlerinde Kurân’da birçok kez yer almıştır. Bu kök anlamı nedeniyle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">el-murselîn</span></span> kelimesi tefsirlerde“bulutlar, rüzgârlar ve peygamberler” olarak değerlendirilmiştir. Bu manada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“mursel”;</span></span> gönderilen her âyet, alâmet ve işareti de kapsar. (Şuarâ:160)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUSALLÎN</span></span><br />
Musallîn; Allah'ın değerlerine sahip çıkıp destek olan ve Allah'a yönelenler manasındadır. Zıddı ile kullanımı Kıyamet sûresinin 31-32. âyetlerinde “sallâ/yöneldi - tevellâ/yüz çevirdi” şeklinde formülize edilmiştir. Ancak bağlamda bu yönelmenin Allah için olmayan sahte, gösterişçi bir görüntü olduğu anlaşılmaktadır. Burada Allah’ın değerler sistemine yöneliyormuş gibi yapıp sadece görüntü verenler kınanmıştır. (Mâun:4)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Musallîn;</span></span> Allah'ın değerlerine sahip çıkıp destek olan ve Allah'a yönelenler manasındadır. Zıddı 17. ayette “edbera ve tevellâ” önemsemedi yüz çevirdi şeklinde ifade edilmiştir. Ayrıca Kıyamet sûresinin 31-32. âyetlerinde “sallâ/yöneldi - tevellâ/yüzçevirdi” şeklinde kullanılmıştır. Burada Allah’ın değerler sistemine yönelerek gereğini yapanlar manasındadır. (Meâric:22)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MUTMAİN</span></span><br />
Mutmain; tatmin olmak,doygunluğa ulaşmak gibi manalara gelmektedir. Kullanıldığı bağlama göre doyumun nesnesi değişmektedir. Bakara 260'da Hz. İbrahim’in ölülerin nasıl diriltildiğine dair bilgisel bir tatmin ve iknadan bahsedilirken, Rad 28’de dünyada insanı tatmin edecek, gaybî sorularına cevap bularak doyuma ulaştıran tek kaynağın Allah’ın zikri olduğu ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi mutmainlik eksikliğin, açlığın olduğu bu dünya için kullanılan bir kavramdır. Bu ayette ise<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> ''mutmain'' </span></span>kavramı ile, bağlamla uyumlu olarak dünyalıkların aşırı sevilmesi sonucu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yetimlerin, miskinlerin mallarını helal-haram demeden yiyen, mal ve servet ile tatmin olmak isteyen</span></span> kişinin tasvir edildiği görülmektedir. Burada sanıldığı gibi , genel olarak Kuran'daki çift anlatım üslubu gereği, iç huzura ermiş,tatmin olmuş iyi bir portre çizilmemektedir. Baştan sona <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">aynı /tek portreden </span></span>bahsedilmektedir. Sonraki ayetlerle düşünüldüğünde doyumsuzlukla tatmin olmuş <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">nefsin </span></span>kulluğa ve bu kulluğun neticesinde cennete girmeye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">daveti </span></span>söz konusudur.Olup biten her şey de bu dünyada gerçekleşmektedir.  Kısaca, sûrenin ilk ayetinden son ayetine kadar karanlıkta kalmayı tercih edenlerin akıbetleri bir ibret olarak anlatılmış, aydınlığa, felaha ulaşmanın yollunun yetim ve miskini gözetip mal sevgisi ve biriktirme arzusunu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tatmin etmekten vazgeçmek</span></span> olduğu hatırlatılmıştır.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> Hatırlatma-Uyarı-Davet </span></span>(Fecr:27)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜCRİM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mücrim</span></span>; cürüm, suç, günah işleyen demektir. Mücrim kelimesinin ismifail oluşu bu işi devamlı yaptığını bildirir. Yani cürüm işlemek onun bir vasfı/karakteri olmuştur. Yoksa bir-iki suç işleyene bu isim verilmez. Âlim sihirbazların kitap yüklü merkep <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">dereke</span></span>sinden cennetlik bir mümin olma <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">derece</span></span>sine yükselmelerinin tek sebebi, inandıkları değerleri ölümü pahasına yaşama, hayata geçirme gayretleridir. Belki de Allah bazı kötülüklerde kullanılan bu şahsiyetli insanların dualarına icabet olsun diye Hz. Mûsa’ya öncelikli olarak asâ âyetini öğretmiştir. “Firavun’a git çünkü o haddi aştı.” âyetine bu mazlûm insanlara yapılan zorlamalar da dâhil olabilir. (Allahualem) (Tâhâ:74)<br />
Cennet gibi sosyal bir hayat için güçlü bir adâlet ve cezalandırma sistemi olmazsa olmazımız olmalıdır. Günde 3 öğün beslenerek semiren mahkûmların, taşkınlık yapmaları kaçınılmazdır. Sadece günlük protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayan, lezzetsiz içecek ve yiyecekler verilerek taşkınlıkların ve hapishane isyanlarının önüne geçilebilir. Ceza infaz evlerinde mutlaka suçlular işledikleri suç ve mağdur ettikleri insanlar oranında sınıflandırılmalıdır. Yiyecek ve içecekler bile bu sınıflandırmaya uygun verilmelidir.  Fizikî olarak güçlü mahkûmların zayıf ve yaşlılar üzerinde tahakküm kurması engellenmelidir. (Vâkıa:56)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜTREF</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mütref</span></span>, dilediğini yapan ve nimetleri bencilce israf eden, rahatı ve şımarıklığı için her türlü azgınlığı sergileyen demektir. Arapça “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Te-Ri-Fe”</span> den gelir, fiil şekli de “etrafa”dır. Lügatte, ‘olumlu manada sulu ve taze oldu, kendine has bolluk içinde semirdi, bitkinin suyu bol oldu’ manâsınadır. Bu fiilden türeyen turfa, az bulunan ve kıymetli olan şey demektir. Türkçede“turfanda sebze veya turfanda meyve” şeklinde hâlen kullanılmaktadır. Turfanda mevsimin ilk yetişen ürünleridir. Olumsuz manada dünya kaynaklarını bencilce tüketerek semiren, dünyayı çocuklarından miras aldığını unutup kendi mülkü zanneden,ahlâkî bir endişe taşımadan zevke dayalı bir yaşam süren herkes mütreftir. İfrat ve tefrit de bu köktendir; aşırı gitmek, ölçüyü kaçırmak, eksiltmek,azaltmak demektir. Sosyolojik açıdan bir toplum harcayamayacağından,ihtiyacından fazlasını emeksiz elde ederse toplum çürümeye başlar. Tıpkı aşırı su verilen bir bitkinin köklerden başlayarak çürümesi gibi. (Vâkıa:45)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mütref,</span></span> dilediğini yapan ve nimetleri bencilce israf eden, rahatı ve şımarıklığı için her türlü azgınlığı sergileyen demektir. Arapça “te-ri-fe”den gelir, fiil şekli de “etrafa” dır. Lügatte, ‘olumlu manada sulu ve taze oldu, kendine has bolluk içinde semirdi, bitkinin suyu bol oldu’ manasındadır. Bu fiilden türeyen turfa, az bulunan ve kıymetli olan şey demektir.Türkçede “turfanda sebze veya turfanda meyve” şeklinde hâlen kullanılmaktadır.Turfanda mevsimin ilk yetişen ürünleridir. Olumsuz manada dünya kaynaklarını bencilce tüketerek semiren, dünyayı çocuklarından miras aldığını unutup kendi mülkü zanneden, ahlâkî bir endişe taşımadan zevke dayalı bir yaşam süren herkes mütreftir. İfrat ve tefrit de bu köktendir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">;aşırı gitmek, ölçüyü kaçırmak, eksiltmek, azaltmak</span></span> demektir. Sosyolojik açıdan bir toplum harcayamayacağından fazlasını emeksiz elde ederse toplum çürümeye başlar. Tıpkı aşırı su verilen bir bitkinin köklerden başlayarak çürümesi gibi. Zevkler bireyi ve insan ilişkilerini çözerken, dert ve sıkıntılar insanları bir arada tutarak olgunlaştırır. Müşriklerin güçlerine rağmen mütref yaşamaları, sıkıntılarla birbirine kenetlenen müminlerin başarısına yardım etmiştir. Birlikte yaşamak için bencilliği bir kenara bırakıp paylaşmak olgunlaşmanın aslî şartıdır. Paylaşmadığımız her nimet zahmete dönüşerek bedenimizi ve insanlığımızı çürüten bir yüke dönüşecektir. Mütref yaşam, ihtiyaçlara değil zevklere dayalı yaşamdır. Hz. Muhammed’e ilk karşı çıkanlar mütref bir hayat yaşayanlardı. Azgınlaştıran zenginlikten ve bezdiren fakîrlikten kurtulmanın yolu sade bir yaşam tarzını benimsemektir. Dünya kaynakları açısından da bu en ideal olanıdır. Mütref yaşam bir tür bağımlılıktır. Bu bağımlılığın yolu haksız kazançla hakka girmekten geçer. “Emernâ”kelimesini “emmernâ” şek­linde okuyanlara göre âyetin mânası şöyle olmaktadır:“Bir ülkenin altını üstüne getirmek istediğimizde oranın şımarıklarını ve azgınlarına emir yetkisi ile iş başına getiririz.’’ şeklinde anlaşılmıştır. Âyetin baş kısmı, müfessirler tarafından şöyle de anlaşılmıştır: Bir ülkenin altını üstüne getirmek istediğimizde, o ülkenin varlıklı ve şımarmış kişilerini çoğaltırız. Bizce ikisi de doğrudur. Zira bunlar birbiri ile alâkalı unsurlardır. Biri olunca hâliyle diğeri de oluşacaktır. Eğer yaşadığınız toplumda mütref şekilde yaşayanlar fazlalaşıyorsa ve hukuka, siyasete, temel insanî ihtiyaçlara ve değerlere nüfuz ediyorlarsa artık sıradan halk için hayat yaşanmaz hâle gelecektir. Zira mütrefler şımarık tavırlarla size tepeden bakar,emreder, sizi aşağılar, elinizdekini alır ve yargı önüne bile çıkmadan saltanatlarına, dünya kaynaklarını bencilce sömürmeye devam edeceklerdir. Mütreflerin olduğu toplumlarda ekolojik denge ve gelir dağılımı bozularak uçurumlar oluşur. Canlılar ve dar gelirliler bu şartlar altında yaşam alanları daralarak daha da köleleşir ya da suça meylederek yine kendi gibi ezilen topluma zarar verir. İşte Kurân buna fesât demektedir. Allah’ın bu tarz toplumlarda yasası o kadar değişmezdir ki bunu İslamî inançtaki ülkeler de yapsa sonuç kaçınılmazdır. Ayaklar baş, başlar ayak olursa toplum hercümerç olarak alt üst olur. Bu sorun şehirleşme nimetinin yan tesiri, birlikte yaşamanın verdiği güç ve imkânlara yapılan bir nankörlüktür/şükürsüzlüktür. Mütrefleşme Hz.Nûh sonrası daha fazla şehirleşen nesillerin sorunu hâline gelmiştir ve maalesef akıbetler genelde aynıdır. (İsrâ:16)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NÂR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nâr;</span></span> bir şeyin ısıdan parlaması,kızararak aydınlatmasıdır. Devenin üzerine damga koymak anlamındaki `n-v-r’ kökünden türeyen bu kelimenin (çoğulu nîrân) sözlük anlamı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ateş, görüş, alâmet, gövdeye basılan damga</span></span>dır. Bunun Allah’a izafe edilerek kullanılması çok ilginç bir detaydır. Nâr, Allah’a izafe edilir. (Nârullah) Ancak, cehennem“cehennemullah” şeklinde hiçbir yerde asla Allah’a izafe edilmez. Yani Allah cehenneme sahip çıkmaz. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ey Mâlik! Rabbin bizim üzerimize hüküm versin” diye seslendiler. (Malik): “Muhakkak ki siz,kalacak olanlarsınız.” dedi. Zuhruf:77 Â</span>yette cehennemin sahibi olarak mâlik isimli bir meleğin zikredilmesi cehennemin Allah’a isnat edilmediğinin açık ve net bir ifâdesidir. “Allah’ın nârı/Allah'ın ateşi” sadece bu âyette kullanılır. (Hümeze:6)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NEBÎ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nebî</span></span> kelimesi, yükseklik anlamına gelen “nübüvvet” kelimesinden türemiştir. Buna göre “nebî“, her bakımdan yüksek bir makamdan önemli ve hayatî haber alan, bu haberi yaşamakla mükellef olan, insanlara doğru ve önemli haber getiren kimse demektir.  Nebî’nin çoğulu “enbiya” ve “nebiyyûn“dur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nübüvvet, elçilik görevinin daha çok Allah’a bakan yönünü risâlet ise insanlara bakan yönünü ifade eder.</span></span> (Meryem:30)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NEFS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nefs;</span></span> nefes alan, canlı manasındadır. İnsan mânasına ve tüm canlılar anlamına da gelir. Çoğulu“nüfus”tur, “enfus” formunda da gelir. “Külli nefsin zaikatul mevt“ âyetinde her nefes alan, yani her canlı ölmek zorundadır manası da vardır. Nefes,canlılık belirtisidir. Nifas, kadının nefes olan bir canlı dünyaya getirmesi manasında doğum yapmasıdır. Bir de bu âyetteki gibi ahiretteki insanı anlatan âyetlerde de 'nefs' kavramı kullanılır. Özetle nefs kişinin bedenle oluşturduğu bütün yani kendisi demektir. (Yâsin:54)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RABB</span></span><br />
Er-Rabb; terbiye eden, terbiyesinde eşsiz benzersiz olan demektir. Rab mastarı “terbiye etmek” yani, “ıslah etmek, yetiştirmek, bakmak, göz kulak olmak” mânalarına gelir. Terbiye, bir şeyi basit halinden kemal noktasına doğru aşama aşama inşa edip geliştirmektir. Kemale ulaşmak için ilahi terbiyenin önemi vurgulanmaktadır. (Nas:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RESÛL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûl</span></span>, elçi demektir. Kur’an’da bir yerden aldığı bilgiyi başka bir yere eksiltip arttırmadan olduğu gibi taşıyan elçilere resûl denmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah,işitendir, görendir.” </span></span>(Hac:75) Allah’ın her şeyi işitip görmesine rağmen kulları ile olan iletişimini elçiler ile yapması onun görmediği, duymadığı gibi bir yanlış anlayışa sebep olmaması için âyetin sonu Allah’ın her şeyi işitip gördüğünü vurgulayarak sonlanmaktadır. Elçiye ihtiyacı olan insandır. Zira insan gayba imanla mükellef sınırlı ve âciz bir varlıktır. (Meryem:19)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûl,</span></span> nüzûl sırasına göre ilk kez bu âyette resûl/elçi olarak zikredilmiştir. Bu kelime  "risl" kökünden türemiştir ve kök anlamı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">saçak</span></span>’tır. "Risl"sözlükte, yerine getirmek üzere gitmek, yumuşaklık ve kolaylık üzere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">göndermek</span></span> demektir. "Resûl",hem gönderilen mesaj, hem de mesaj yüklenip götüren anlamında kullanılmıştır. Hz. Muhammed’e neden Kurân’ın indirileceği ve neden tertîl ile onu öğrenmesi gerektiği dolaylı örneklerle izah edilmektedir. Hz. Peygamber’in şâhitliği, onun mesajı mükellef olan kullara ulaştırması ve yaşayarak  “en güzel örnek/üsve-i hasene” oluşudur. (Bkz. Hac 78, Bakara 143, Ahzab 45)<br />
Bazı araştırmacılar nebî kelimesi ileaynı kişiyi işaret etmesi bakımından resûl kelimesini eş anlamlı kabul edip nebîden ciddi bir farkının olmadığını söylemiştir. Fakat kelimelerin kullanıldığı yerlere ve bağlama bakarsak aralarında ciddi bir fark olduğu görülecektir. Resûl/elçi Kurân’da Allah’tan başkasının elçisi olarak da kullanılmıştır. (Bkz.Neml:38) Ancak Nebî, sadece Allah ile özel bir iletişimde olan, haberler alan insanlar için kullanılır.(Bkz. Ahzab:40) Zaten Nebî, seçilmiş kul ile Allah arasındaki iletişime; Resûl ise kul ile diğer kullar arasındaki iletişime bir göndermedir. Bağlamda elçinin risâleti iletme, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sağlıklı ulaştırma görevi</span></span> üzerinde durulduğundan resûl kullanılmıştır. Resûlün Türkçesi elçi, Nebînin Türkçesi ise peygamberdir. (Müzzemmil:15)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RIZIK</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Rızık,</span></span>  ‘ra-ze-ka’ fiilinden türemiş bir isimdir. Çoğulu erzaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Faydalanılması için verilen</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bağış, pay, hisse,nasip, haz, gıda ve mutlaka kendisiyle faydalanılan her şey</span></span> anlamlarına gelir. Rızık boğazdan geçen azıktan çok daha geniş kapsamlıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Aldığımız nefes de dâhil her şey rızıktır. </span></span>İntihar eden biri kendi iradesi ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hayat denen muhteşem rızkı</span></span> elinin tersiyle itmiş olur. Bu dünyayı isteyene istediği verilir. Dünya ve âhireti de isteyene/dileyene her ikisi de verilir.(Bkz. Bakara:200-202) Burada belirleyici ve öncelikli olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kulun tercihidir</span></span>. Eğer âyet ‘Allah dilediğine rızkı genişletir.’şeklinde meallendirilirse, bu kaderci bakışın önünü açıp yanlış anlaşılmalara sebep olacaktır. Oysa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘dileyene’</span></span>şeklinde meallendirilirse <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">imtihanın,emeğin, çalışmanın, gayretin önemi</span></span> vurgulanır ve kaderci bakış düzelir. “Muhakkak ki bunda, inanan bir kavim için âyetler vardır.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hakîkî manada istemenin</span></span> bu uğurda sarf edilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">emeğin, çalışmanın, gayretin</span></span> ne kadar değerli olduğuna inananlar için mutlaka âyet, ders ve deliller vardır. (Bkz. İnsan için, emeğinden başka bir şey yoktur. Necm:39) (Rûm:37)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RÛH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Rûh;</span></span> vahiy ve vahyi Allah’ın seçtiği kimseye ulaştıran aracı melek, melekî güç anlamında kullanılır. Nitekim Cebrail, Kur’an’da “ruhul emin/güvenilir ruh” olarak nitelendirilir.(Ruh kelimesi hakkında geniş bilgi için bkz. Kadr:4) “Ve işte böylece sana emrimizden bir rûh vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz…” (Şura:52) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ruh</span></span>,Kurân’ın genelinde hayata anlam ve amaç katan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilahi bilgi</span></span>nin adıdır. Bakara sûresi 30 ve devamında anlatılan Hz. Âdem’e üflenen ruh da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ilahi bilgi </span></span>manasındadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ruh</span></span>, Hz. Âdem’in hayatına yeryüzünün halifesi olma gibi bir amaç, anlam ve sorumluluk yüklemiştir. Hz. Meryem’in de hayatındaki bu anlam ve amaç arayışı onu toplumdan uzaklaşmaya itmiş olabilir. Gençlerdeki kimlik arayışı onların daha anti sosyal bir ruh haline bürünmelerine sebep olmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle genç, kendine belirlediği ilkeler ve kimlik arayışını sonlandırıp istenen role doğru sosyalleşecektir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SABIR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sabır;</span></span> direnmek, sıkıntılara göğüs germek, kararlı olmak demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemîl,</span></span> olumlu özelliklerin bir arada olması/cem olmasıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘Sabrun cemîl’;</span></span>Yusuf:18’de şikâyet etmeden, yük olmadan, safını kaybetmeden yapılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">olumlu, iyi, güzel direnişlerin</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tamamına</span></span> denir. Sadece iftiralara,sıkıntı ve zorluklara tahammül etmek değil, doğru olanı insanlara ulaştırmada da yapılan hikmetli mücadelenin adıdır sabrıcemîl. (Meâric:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SADR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sadr</span></span>, her şeyin ön ve baş tarafı manasındadır. Sadr-ı İslam: İslam’ın başı, ilk yılları. Sadru'l- Kelam: Sözün başı. Sadr-ı Azam ise başvezir manalarındadır. Görüldüğü gibi sadr sadece göğüs demek değildir. Âyette, hem duygulardaki hem de düşüncelerdeki vehimler kastedilmektedir. Bu ikisini kasıtla ayette sadrın çoğulu sudur kullanılmıştır. Kur’an bu iki merkezi birbirinden ayırmaktadır (Bkz. Ahzap: 4) (Nas:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SALÂT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Salât; namaz, dua, yöneliş </span></span>manasında kullanılmakla birlikte lügat manası olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">destek </span></span>anlamında da kullanılır. “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kâme”</span></span> ayağa kalkmak,dikilmek fiilinden türeyen “ekîmu, yukîmu, , kâimun, ekâmtum” kelimeleri ile birlikte geçer.  Salât hiçbir âyette Türkçede “namaz kılmak” mânasına gelen “eddâs’salâ, eddûs’salâ, edeytumus’salâ’’ yani “namazı eda etmek” gibi“eda” fiili ile birlikte kullanılmamıştır. Zira malumun ilamı abestir. (Neml:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SÂLİH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sâlih</span></span>, kelimesinin kökü sulh’tur. Sulh ve salâh Arap dilinde;bozgun, nefret, kötülük, kavga, çekişme ve didişmenin zıddı demektir. Barışı önceleyerek başkalarını ıslâh etmeyi hedefleyen tüm amellere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sâlih amel</span></span> denir. Sâlih amel yapanların imanlarının kabul edileceği ve bunların mümin olarak isimlendirilerek Allah’a geleceği ifade edilmiştir. (Tâhâ:75)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Secde,</span></span> bir anlamda üstün bir varlığın önünde, onu büyüklemek ve kendini o varlığın karşısında küçük görmek üzere saygıdan eğilmektir. Sihirbazların Hz. Mûsa’nın önünde eğilmesi, meleklerin Hz. Âdem’in önündeki secdesi gibidir. Secde kelimesinin ilk ortaya çıkışı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“devenin sahibini üstüne çıkarması için boynunu eğmesi”</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“meyve yüklü hurma dallarının, sahibinin rahat uzanıp toplamasına elverişli olarak eğilmesi”</span></span> anlamındadır. Günümüzde ise secde denince ilk olarak, namazın erkânından olan ve ibadet kastı ile alnın yere konulması şeklinde yapılan eylem akla gelmektedir. Dolayısıyla da secde etmek eyleminden“ibadet etmek” anlamı çıkarılmaktadır. Hâlbuki secde kelimesinin esas anlamı,boyun eğmek, itaat etmek demektir. İbadet ve saygı için alnın yere konması ise,itaat ve boyun eğmenin sadece bir simgesidir. “Harrû sücceden” ifadesi bu saygının yere kapanarak yapılmasıdır ki Kur’an’da da geçer. “Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman secdeye kapanır ve ağlarlar.” (Meryem:58) Râzî, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âdemoğlu’nun emrine amâde olan meleklerin </span></span>özellikle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“yeryüzü melekleri”</span></span>olduğunu söyler. Hz. Âdem’in yeryüzünün halifesi olabilmesi için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yeryüzünün güçlerinin/meleklerinin </span></span>kendisine boyun eğmesi gerekmektedir. Bu güçlere yani tabiat kanunlarına boyun eğdirmenin tek yolu da ilahî bilgi ile donanmaktan geçer. Kur’an bu bilgiye hayata anlam ve amaç katan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘rûh’ </span></span>demektedir. (Tâhâ:116)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Secde</span></span>, sözlükte eğilme ve boyun büküş demektir. Kurân’î ilkeleri kabullenmek, onlara inanmak manasında bir kullanım yapılmıştır. Ebû Müslim,bu âyetteki secde için ‘boyun eğmek ve itaat etmek’ mânasının kastedildiğini söylemiştir. (Râzî) Bu âyet okunduğunda secde etmenin vacip veya sünnet olmadığı kanaatindeyiz. Zira bir sonraki âyetteki tekzib/yalanlama, secdenin karşıtı olarak kullanılmıştır. (İnşikâk:21)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SELÂM</span></span><br />
Selâm; barış, huzur, esenlik, saadet, manalarını kapsar. Bu selamete ulaşmanın şartı Rabb'in iznidir. O izin, Allah’ın emir ve yasalarına uygun davranmaya bağlıdır. Allah’a iman etmemiş birinin dahi fıtratına uygun yaşadığı, Allah’ın yasakladığı kötülüklerden uzak durduğu ve iyiliği de yaydığı ortam barış ve selamet ortamı olacaktır. 1, 4 ve 5. âyetlerde ''onu, onda ve o'' zamirleriyle kastedilenin vahiy olduğu anlaşılmaktadır. Esasen bu üç zamirle vurgulanan; vahyin bir yer, zaman ve insana inzal olduğunda o yer, zaman ve insanı nasıl değerli bir hâle getirdiğidir. Kadir Gecesi de bu değerini vahiyden almaktadır. Yoksa yer, zaman ve insanın tek başına bir değeri yoktur.(Kadr:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SEMÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Semâ</span></span> kelimesi  ‘yükseklik, yücelik’anlamındaki es-sümüvv kelimesinin türevlerindendir. Her yüksek veyüce şeye es-semâ denilir. Gökyüzüne semâ denilmesinin sebebi yeryüzünden yukarıda olmasıdır. Her bir şeyin üstüne ve üstününe de semâ denilir.Ayakkabının üstü semâ’dır, evin tavanı da semâ’dır. Hayvanın üst tarafına “semâ”, alt tarafına “ard” denmektedir. Demek ki “semâ” demek üst tarafımız, “ard” da alt tarafımızdır. (Lisanül-Arab)(İnşikâk:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Semâ,</span></span> ‘yükseklik, yücelik’ anlamındaki ‘es-sümüvv’ kelimesinin türevlerindendir. Araplar ayakkabının üstüne bile semâ demektedir. Semâ, üzerimizdeki en yakın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">gök</span></span> olacağı gibi içerdiği gök cisimleri ile birlikte tüm <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">uzay </span></span>manasında da kullanılır. (Bkz. Müzzemmil:18, Şems:5, Burûc:1, Târık:1, Nâziât:27) (İnfitâr:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SEVVÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sevvâ</span></span> kelimesinin aslı ‘s-v-y’ dir. Metre ve tartı gibi ölçümlerdeki denkliği anlatır. Seviye aynı köktendir. Aşağıda ya da yukarıda (ifrat veya tefritte) değil, düzgün bir seviyede mânasındadır. Bu âyette ise ölçülü ve amaçlı yaratılış mânasındadır. Çünkü Allah her şeyi bir amaca binaen yaratmıştır.Hiçbir şey boş yere değildir. Yani yarattı, sonra da yaratılış amacını içine koydu. Veya onu bir düzene koydu. (Nâziât:28)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sevvâ,</span></span>  “tesviye” kökünden gelir. Vücûdun en ideal şekilde düzenlenmesi, yararlanmaya hazır şekilde yapıldığını anlatır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fe’adaleke;</span></span> mutedil kıldı, dengeye ulaştırdı manalarına gelmektedir. İnsan olmayı becerebilmek için öncelikle yaratılışımızda var olan düzen ve denge hâline ulaşmamız gereklidir. Dengesizlik ve adâletsizlik fıtratla savaşmaktır. Kerîm olan Rabbin en öncelikli nimeti, ideal kul ve yeryüzünün halifesi olma potansiyelinde yaratılmış olmamızdır. Bu potansiyelin/fıtratın insanı gurura/aldatmaya düşürmemesi için sûre afâktaki âyetlerden enfûs âyetlerine güzel bir geçiş yapmıştır.(Bkz. Fussilet:53) (İnfitâr:7)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SIRÂT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sırât;</span></span> cadde, ana yol, işlek ve büyük yol anlamına gelir. Es-sırât,Allah’ın yolu demektir. Sırâtı müstakim, dosdoğru yol anlamındadır.İki nokta arasındaki en kısa çizgiye de denir. Kısaca hiçbir yerinde meyil ve eğrilik bulunmayan, dümdüz ve dosdoğru demektir. Bu yol sapmaya ihtiyaç duyulmadan ilerlenen yol demektir. Kur’an-ı Kerim’de 32 âyette geçen sırâtı müstakiminKur’an’daki benze kullanımları şunlardır: Es-sıratu’s seviyy, düz yol(Tâhâ:135, Meryem:43). Sevâu’s-Sırât, yolun doğrusu (Sâd:22). Sebîlu’r-Reşad, muradaerdiren yol (A’râf:146, Mümin:38, 39). Sırâtımüstakimin Kur’an-ıKerim’deki zıddı sırâtı cahîm/cehennem yoludur. (Sâffât:23, Nisâ:168,169) (Meryem:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SİHR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sihr</span></span> kavramı, nüzûl sürecinde ilk defa Müddessir sûresinde geçmiştir. Kurân’ın belağatinin etkileyiciliğini göstermek ve arttırmak için vahiy düşmanının dilinden bir itham olarak kullanılmıştır. Türevleriyle birlikte Kur’an-ı Kerim’de 60 yerde geçer. Dilde, gizli bir sebeple <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">insanın gözünü ya da aklını yanıltan şey</span></span> demektir. Günümüzdeki karşılığı illüzyondur. İllüzyon, seyreden kişinin bir sihirbazın/illüzyonistin yaptıklarını farklı yorumlayıp algılaması temeline dayanır. Bu kelime aynı zamanda aldatmak manasına gelir. “Seharehu.’’, ‘’Onu aldattı.” demektir. Eğer Hz. Mûsa İsrailoğullarını alıp çıkarsa bu haber Mısır’da  yayılacak ve Firavun emeklerini sömürerek köleleştirdiği tebasını kaybedecektir ki, bu da Firavun’un iktidarının zayıflayarak saltanatını kaybetmesiyle sonuçlanacaktır. Bunu engellemek için Firavun ve kurmayları aşağıdaki teklifle gelir. (Tâhâ:57)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SUDÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sudûr</span></span>,  sadr’ın çoğuludur. Sadr, her şeyin önve baş tarafıdır. Sadrıislam, İslam’ın başı, ilk yılları mânasınadır. Sadrulkelam, söz başıdır. Âyetteki sadr kullanımı,sorunların temel çıkış noktasına/başına bir göndermedir. Âyette sadece ‘’Allahbilir.’’ denmemesi güzel bir detaydır. Rabb olan bilir ve öğretir. İlâhî yönlendirme ile terbiye olan göz, olayların âhirini görecek bir basîret kazanabilir.Dünyadan değil de âhiretten bakan, cilalanmış imajların altında yatan asılresmi görecektir. (Neml:74)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SULTÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sultan,</span></span>  “selata” kökünden gelir. Selata, nüfûz ve etki altına almak demektir. Sultan kelimesi de, bu kökten türemiştir.Üstünlük, ga­lebe çalma ve istilâ anlamında mastardır. Kurân’da “sultan”  genellikle üstünlük sağlayan, kendisine tâbi olunan, ikna edici ve güçlü burhan ve hüccet mânasına gelir. Şirkin aklî, ilmî, insanî hiçbir delili ve ikna edici mantıklı bir gerekçesi yoktur. (Rûm:35)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SÜBHÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sübhân</span></span> kelimesi  “gufrân” gi­bi mastardır. Şu halde sübhân kelimesi, noksanlıklardan ve acz sıfatlarından uzak­laşmak, arınmışlık anlamına gelmektedir. Bu nedenle sübhân kelimesi için tenzih, teşbih ve takdis anlamında sadece yüce Allah için kullanıldığından Allah’ın fiillerinden bir sıfat diyebiliriz. (Sâffât:159)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞER</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şer;</span></span>sözlükte, istenmeyen, arzu edilmeyen, her açıdan kendisinden kaçınılan şey demektir. Şer; iblise, cehenneme, beşerlere, belâlara ve hastalıklara izâfe edilir; ancak asla Allah’a izâfe ve isnat edilerek kullanılmaz. Bu âyetlerde herkese amellerinin karşılığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">verilecek denilmek yerine,</span></span> herkes <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">amellerini görecek</span></span> (yerahu) denilmektedir. Yani bu âyetler ödül ve ceza ile ilgili değildir. Zaten 6. âyette insanların yaptıklarını görmeleri için toplanacakları bildiriliyordu. Yapılanları görüp hesaplaşıldıktan sonra ödül veya ceza belli olacaktır.(Zilzal:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞEYTÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şeytân </span></span>kelimesi iki köke dayandırılır. Bunlardan biri olan eş-şetanu, çok sağlam ve uzun ip, halat anlamına gelir. Şetanean, uzaklaştı; şatın, haktan uzaklaşan demektir.  Araplar gece sinsice gelip uyuyana zarar veren yılana da şeytan derlerdi. Eğer kelime ş-t-n değil de ş-y-t kökünden türetilmişse o zaman kök anlamı yanmak, öfkeden yanıp tutuşmak anlamına gelir. Kur’an’da şeytanın Allah ile ilişkisinde ‘iblis’ sıfatı ile anılır. Zirâ şeytan Allah karşısında umut kesmiş, iflas etmiştir. İblis’in insan ile ilişkisinde ’şeytan’ sıfatı kullanılır. İnsanı ayartan sinsi düşmandır. Bakara 34 ve 36 buna örnektir.Görünen ve görünmeyen insan ve cin her tür kötülük için kullanılır. Kurân’a göre şeytan insanın apaçık düşmanıdır. (Furkân:29)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şeytân</span></span> kelimesi, Arapça <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘ş-t-n’ </span></span>fiilinden türemiştir. ‘Ş-t-n’ fiili, uzaklaşmak manasına gelen bir fiildir. Doğruluk, erdem, merhamet, güzellik, iyilik, paylaşım ve insanî değerlerin tamamından uzaklaştıran bütün fiillerin otak adıdır. Şeytân, İblis gibi özel birisim değil bir sıfattır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şeytânlar </span></span>bir ırk veya insandan farklı bir tür ismi değil <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ortak kötülüklerin tamamını ifade eden sıfatların genel adı</span></span>dır. Kurân’ın indirilmesi, insanî değerleri yok eden ortak kötülükle savaşılması içindir. Kurân, şeytânî plânlara alet edilmemelidir. Zira onu şeytânlar indirmedi.(Şuarâ:210)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞİİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şiir</span></span> kelimesi, Arapçada kökeni <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">kıl/tüy/saç</span></span> anlamına gelen şe’r (ş-a-r) kelimesine dayanır. Buğdaydan farklı olarak ucundaki ince kılçık sebebi ile arpaya da şair denilmiştir. Şair için bu kelimenin kullanılması onun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ince zekâsından ve duyarlı bilgisinden</span></span> dolayıdır. Yüzlerce tanımı yapılmış olan şiir kısaca bir benzetme sanatıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sembol </span></span>anlamına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">şiar</span></span>la da bağı bu sebeptendir. Şiir biraz daha duyguya yakın bir sanat olduğundan, âyet inanma ve güvenmeye atıfla sonlanmıştır. Zira Kurân’ın kafiyeli cümle sonları ve ses uyumu muhataplarını etkilemekteydi. Bu hissi etkilenmeye bakıp Kurân’ı bir şiire, resûlün de bir şaire benzetilmemesi gerektiği hatırlatılır. Amaç <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">şiiri ve şairi kınamak değil Kurân’ın maksadının doğrudan bu olmadığını</span></span> ortaya koymaktır. Kur’an’ı tecvit kurallarına uyarak sesi ve nağmeyi öne çıkarmaktan başka bir amaç gütmeyenlere,manayı önemsemeyenlere yapılan bir uyarı vardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">O uyarı da Kurân’ı; şiire, naata, kasideye indirgememektir.</span></span> Saf mana üzerinden yapılan zannî/spekülatif yorumlar için de şöyle bir uyarı gelmektedir: (Hâkka:41)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞUÛR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu’ûr</span></span> kelimesinden maksat <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">açık duygu ile hissetmektir</span></span>, dalgınlığın zıddıdır. İdrakin ilk basamağı, fikrin ilk varış derecesi, ilk doğuş hâline şuûr denir. Aynı kökten olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">şiâr;</span></span> işâret, sembol anlamına gelir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şiâr,</span></span> şuûru uyandırmak içindir. Semboller, dış görünüşlerinden çok daha büyük anlam ve değer taşır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şâir </span></span>kelimesi, hem muhatabında bir his ve düşünce uyandırmasına hem de şâirin ince zekâsı ve duyarlı bilgisine âtıfla kullanılır. (Şuarâ:113)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞÜKR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şükr</span></span> kelimesinin sözlük anlamı“Hayvanın yediği besini, verdiği süt ve semizliği ile belli etmesi” demektir.(Lisanü'l-Arab) Kelimenin bu anlamı biraz daha açılacak olursa şükür; “beslenen hayvanın, yediklerinin karşılığını maddeten vermesi”, yani “bir tavuğun yumurta, bir ineğin süt, bir koyunun yün vermesi ve her üçünün de et verecek şekilde semirmesi” olarak tanımlanabilir. (İnsan:3)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAĞA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tağâ</span></span>, suyun yatağından taşması anlamına gelir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Câriye</span></span>; suda akıp giden, hareket eden gemi manasında olup Nuh’un gemisine işaret eder. Çünkü geminin isimlerinden biriside câriyedir. El-Cerâr câriyeler/gemiler manasında Rahmân 24’te de kullanılmıştır. Zımnen, sizi gemi değil felâket gerçekleşmeden önce elçisine bildiren Rahmân olan Allah kurtardı. (Hâkka:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAĞUT</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tağut;</span></span> sınırı, haddi aşmak manasında tuğyandan türeyen bir sıfat olarak tanımlanmıştır. Kelimenin kökü olan “tağa’nın Kur’an’daki kullanımı, Hakka:11'de Nuh tufanı bağlamında suyun yatağından taşmasıdır. Alak 6. ayetteki “Yetğâ”; insanın sınırını/haddini bilmeme hâli iken, buradaki kullanım toplumsal ve sistemsel bir hak hukuk tanımamaya işaret etmektedir. Helak olan kavimlere verilen imkanlar yağmur gibi rahmet iken, onu yönetememek suyun yatağından taşması, sınırını aşmasına yol açmış, rahmeti zahmete dönüştürmüştür.  (Fecr:11)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TÂİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tâir,</span></span> “kuş” manasına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tayr</span></span>’dan gelmektedir. Araplar bir kuş uçurur, kuş sol tarafa uçtu­ğunda bunu uğursuz, sağa uçtuğunda uğurlu sayarlardı. Atâ b. Ebû Rebâh, bunun kuşlarla açılan faldan geldiğini söyler. Kısaca bu yönteme, kader ve kısmeti belirlemek ve geleceği okumak için başvururlardı (Râzî). Âyetteki ‘boynuna’ifadesi ise gereklilikten kinayedir. Meselâ “Bu iş boynumun borcu” demek gibi.Yapılan tercihlere kuşun değil, insanın karar verdiğine ve insanın amellerinin kendisinden ayrılmayacağı, talih, şans, alın yazısı, nasip, kısmet gibi söylemlerle sorumluluktan kaçılamayacağı, kişinin kendisinden tercihlerini uzaklaştıramayacağı, tercihlerinin kıyam günü karşısına ayrıntılı olarak serileceği, orada da yapılanların yapanla birlikte olacağı haber verilir. İsrâ olayının ardından gerçekleşecek hicretin senelere yayılan stratejik bir plân ile olması şansa, kısmete bırakılmaması gerektiği de vurgulanır. Zira insanlar genelde plânsızlık ve özensizlik sonucu maruz kaldıkları olumsuzluklara karşı kader, alın yazısı, nasip, şans, kısmet vs. kelimeler üretmiş ve bu bahanelerin arkasına sığınarak sorumluluktan kaçmış, öz eleştiriden uzaklaşmıştır.Tesadüfen/şansa veya alın yazısı olarak kimse ne cennete gidebilir ne de cehenneme düşebilir. Cennetvârî bir hayat da tesadüfî değildir. Uhud harbinde harp taktiğini tam uygulamayan ashâb, mağlup duruma düşünce “Bu nereden başımıza geldi?” dediler. Hz. Peygamber’in ‘’Nasip değilmiş, mukadderat, ilâhî takdir veya kaderimizmiş/alın yazımız!’’ demesi istenmedi ona Rabbimiz “De ki o, kendi yüzünüzdendir.” şeklinde vahyetti. (Bkz. Âli İmran:165) Dikkat edilirse âyette kuşu/tercihleri insanın kendine bağlayan “elzemnâ” fiilinin fâili Allah’tır. Demek ki amellerin boyuna yüklenmesi sorumluluğunu Allah üstlenmiş ve yapılanları kayıt altına aldırmıştır. Buradaki kitap âhiret sicili/amel defteridir. Buradan şu anlaşılıyor ki, adâletin tecellisi için suçun ve suçlunun sesli, görüntülü kaydının olması davaları hızlıca neticelenmesinde çok belirleyicidir. (İsrâ:13)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAKVA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Takva,</span></span> veka fiilinden gelir. Bu fiilin mastarı olan'vikaye, tevkıye, vikae' kelimeleri sözlükte, ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir şeyi korumak, himaye etmek, zarar verecek şeylerden çekinmek, bir şeyi başka bir şeyle, bir tehlikeye karşı korumaya almak’</span></span> demektir. Bu bir anlamda zararlı şey ile kendi arasına bir engel koymaktır. Kurân’dan önce takva kelimesi, insan ve hayvan gibi bir canlı varlığın kendini,dışarıdan gelebilecek bir zarara karşı savunması anlamına gelmekte idi. Vekâ fiilinin harfleri artırılmış kalıplarından ittikâ kelimesi ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"korumayı kabul etmek, acı ve zarar verecek şeyden sakınıp kendini korumaya almak"</span></span> demektir. Bu âyette olduğu gibi kelime Kurân'da sözlük anlamıyla da kullanılmıştır. Takva ve ittikâ kelimelerinin ikisi de sözlük anlamları ekseninde kavramlaşmıştır. Bu kelimelerin türediği vekâ fiili ve türevleri Kurân'da tam 258 yerde geçmektedir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah’ın yasaları değişmediği için âfet geldiğinde iyi-kötü, inançlı-inançsız ayırt etmeyecektir. Bu yasayı Allah koyduğundan fâil Allah’tır.</span></span> Hz. Sâlih’in kurtuluş önerisine inanan ve sakınanların kurtulduğu net olarak ifade edilmiştir. (Neml:53)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tayran, </span></span>havada uçan kanatlı kanatsız, canlı cansız her şeydir. Tare, fiil olup “uçtu” demektir. Tayr’ın ille de kanatlı olması şart değildir.Zira En’âm 38’de kanat ayrıca zikredilir. Havada bulutlar da uçar, kuş ve sinek de uçar. Ayrıca bakteriler, tohumlar, atılan oklar ve mızraklar da tayr kapsamına girer.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEVİL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Te’vîl</span></span> kelimesi, sözlük mânası itibariyle aslına dönmek anlamına gelen “evl” kökünden “tefil” vezninde mastar olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“döndürmek” ve “herhangi bir şeyi varacağı yere vardırmak”</span></span>demektir. Te’vîl, bir lafzın arkasında yatan maksadı anlamaktır. Te’vîl, Kurân’ın indiği dönem Arapçasında, bir şe­yin akıbeti, ortaya çıkması,mahiyeti ve hakîkati” gibi anlamlara gelmektedir. Bu âyette te’vîl <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“bir yere varmak”</span></span> anlamını ifade etmektedir. Furkân 33. âyetteki en güzel tefsir ile buradaki en güzel ve hayırlı te’vîlin bağlam farklılığına rağmen açıklama olarak meallendirilmesi eksik kalacaktır. Zira tefsirde âyetlerin iç ve dış bağlamı ile indiği döneme yapılan sefer sonucu gerçekleşen anlam varken te’vîlde bu mananın arkasındaki maksadın şimdi ve bugüne getirilmesi söz konusudur. Ahsen/güzel ve hayırlı te’vîl, doğru ve adâletli bir zihnî değerlendirme ile evrensel kıstaslara/âyetlere sâdık kalarak (vefâ göstererek) gerçekleşir. Tabiî ki insan zihninin doğru sonuca ulaşmasının yolu sadece doğru bir metotla konuyu ele alması değildir. Bir de sağlıklı bilgi ile onu beslemesi gereklidir. (İsrâ:35)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEFEKKÜR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tefekkür</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“düşünmek ve hatırlamak” </span></span>anlamındaki fikr kökünden türemiştir. Fikrin kök anlamı ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ovalamak ve parlatmak’</span></span>tır. Kurân’da bu kavram fiil şeklinde 18 âyette geçmiştir. Olumlu, yapıcı ve hayırlı fikrin oluşum süreci olarak tanımlanabilir. Nitekim her insan şöyle ya da böyle düşünür; ama her düşünen kimse mütefekkir olarak nitelendirilemez. Zira tefekkür belli bir ilmî birikimin yanı sıra, aklın zihinsel yetenek ve dinamikleriyle ilintili bir eylem/durum olarak algılanmalıdır. Bu kalıp tıpkı diğer düşünme çeşitleri olan tedebbür, teakkul, tefekkuh ve tezekkür gibi külfet gerektirmektedir. (Rûm:8)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEFSİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tefsir,</span></span> Kurân’ın tamamında sadece bir kez geçer. Kelimenin nispet edildiği iki kök olan “Fesr” veya “Sefr” kelimelerinin her ikisi de açarak anlamak manasındadır. “Fesr” kelimesinde zahirî, somut, maddî bir açma anlamı varken; “sefr” kelimesinde ise manevî, soyut bir keşif, açma anlamı vardır.Tefsir, anlama ve yorumlama faaliyetine verilen bir isimdir. Bir üsteki âyetle birlikte okuduğumuzda peyderpey yaşanmışlıkların içine inen Kur’an; hayatı,insanı, imtihanı, dünyayı ve âhireti hak ve güzel bir örnekle tefsir eden bir Furkan’dır. Peygamber hayatı Kur’an’la tefsir etmektedir. Bu anlama ve açıklamada iki temel prensip vardır: İlki hak ve hakîkat temelli gerçekçi bir okuma ve anlayış, ikincisi ise estetik ve güzelliği içinde barındıran sanatsal bakıştır. (Furkân:33)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEKÂSÜR</span></span><br />
Tekâsür, mastar olarak “çok olmak, çoğalmak” demektir. Kevser ile aynı köktendir. Kevser olumlu, hayırlı bir çokluk iken tekâsür, kişiyi oyalayan, faydasız ve sonu olmayan biriktirme arzusunu ifade eder. İhtiyacından fazlasına sahip olma hırsı, paylaşma, kanaat gibi insanî değerlerden kişiyi uzaklaştıran bir açgözlülük halidir. (Tekâsür:1)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TERTÎL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tertîl,</span></span> bir şeyin tertibinin güzelliği demektir. Bu kelime bedevînin dilinde “bir şeyden birinin diğerine karışmaması, tarak dişi gibi simetrik ve düzenli olması” anlamına gelir. Bu durum ‘’muhkem, kuvvetli,sımsıkı olmanın zıddıdır.” Meselâ dişlerin tertîli “dişlerin seyrek bir şekilde düzene konulmuş, dizilmiş olması” demektir ve bu sözcük Arapçada “güzel dizilmiş dişler” manasında da kullanılır. Burada yer alan “tertîl” kelimesi,hem “bir şeyin parçalarını, bütünü meydana getirecek şekilde bir araya toparlayıp uygun bir düzen vermek” hem de “o bütüne iç tutarlılık sağlamak” anlamına gelmektedir. “Tertîl” kelimesi, Kurân’ın okunması anlamında kullanıldığı zaman“onun düşünülerek, sakin, ölçülü ve bütüncül biçimde okunması” gerektiğini ifade eder. (Furkân:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TESBİH</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tesbih</span></span>, bir varlığın yaratılış gayesi istikâmetinde hareket etmesinin adıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sebbih</span></span> kelimesi sebbeha fiilinin emir kipidir. Bu kelimenin sülasi kökü ‘se-be-ha’ fiilidir. 'Se-be-ha' sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yüzmek, uzaklaşmak, kulaç atmak</span></span> gibi bir kök anlama sahiptir.‘Es-Sebhu’ suda ve havada hızlı yayılışı ifade eder. Atların hızlı koşması ‘sebh’ (sebhan) fiili ile anlatılmıştır. Bu manada, göklerde ve yerde ne varsa tüm varlıklar Allah’ı tesbih eder. Gülün kokuşu, suyun akışı, ateşin yakışı, bülbülün ötüşü, güneşin doğuşu, ayın batışı, bulutun yağmur yağdırması, ağacın meyve vermesi tesbihtir. Allah’ın yaratış gayesi istikâmetinde rolünü icra eden her şey ve her varlık Allah’ı tesbih ediyor demektir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Sâffât: 143)</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEZEKKÜR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tezekkür, </span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“düşünüp öğüt almak, ibret almak, ders çıkarmak”</span></span> demektir. Bu kalıbın özelliği,külfet içermesidir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Neş’et</span></span>, doğada bitkilerin topraktan çıkışıdır. Kışın ardından bahardaki dirilme üzerinde araştırma yapanlar, bunun farklı bir mekanizma ile insanlar için de gerçekleşme ihtimalinin yüksekliğini fark edeceklerdir. Önceki neş’et’ten kastın ilk beşerlerin yaratılması olmasından ziyade kuraklığın veya kışın arkasından gelen yağmurlarla toprağın ve tabiatın canlanmasıdır. Zira bir sonraki âyet bunu örneklendirerek açıklamaktadır. (Vâkıa:62)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÜMMET</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ümmet,</span></span> anne anlamına gelen ‘ümm’ kelimesinden türemiştir.“Ümm”, bir şeyin meydana gelmesine, terbiyesine, ıslâhına veya başlangıcına temel olan köküne verilen isimdir. “Ümm” kelimesi Kurân’da kelime anlamıyla hem anne, hem de ana, asıl, temel unsur anlamlarında geçmektedir. Ümmet kavram olarak, kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı ortak paydada bir arada yaşayan topluluklardır. (Diğer canlıların oluşturduğu topluluklar manasında bkz. En’am:38) Bu âyetteki ümmet vurgusu birbirine hakkı geçme ortak paydasında toplananlardır. (Neml:83)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÜNS</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Üns</span></span>; ünsiyet, yakınlık demektir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” hemcinsleriyle bir arada yaşama durumunda olan insanın başka insanlara karşı yakınlığını ifade eden sosyal yönüdür. Sosyalleşen insana <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ins”</span></span> yani tanınan, bilinen, yerli insanlar denir. Bu bir tür ismi değil insan türünün bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sıfatıdır.</span></span> (Neml:5)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VAHİY</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vahiy</span></span>; dışarıdan belli olmayacak şekilde fısıldamak, o kişiyi bir konu hakkında bilgilendirmek demektir. İlhamdan farklıdır. İlhamda, tecrübe sonucu aşama aşama edinilen bilgi ile yeni sonuçlara ulaşma söz konusudur.(İlham ve vahiy ayrımı için bkz. Şems:8). O hâlde âyetteki vahyolunanın vahyedilmesi ne demektir? Kanaatimizce vahyolunan, genel bir bilgi olan annelik güdüsüdür. Hz. Mûsa’nın annesine koruma içgüdüsünün doğmasıyla, annesi o ana özel daha güçlü bir şekilde yönlendirilmiş ve ona vahyedilmiştir. Buradaki vahiy kullanımı Nahl 68’deki arıya vahyedilmesi gibidir. Zira Hz. Mûsa’nın annesinin az kalsın kendini açığa vuracağı âyette şöyle ifade edilmektedir: “Ve Mûsa’nın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Müminlerden olması için onun kalbini Bize bağlamasaydık, az daha (durumu) açığa çıkaracaktı. (Kassas:10) İçe doğan vahye rağmen tevekkülün tam gerçekleşmemesi, hem bu vahyin bir his gibi yönlendirme olmasından hem de soyut düşünme yetisinin sınırlı olduğu bir dönemde yaşamalarından olabilir. (Tâhâ:38)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VEDÛD</span></span><br />
Vedûd, nüzul sürecinde ilk defa burada geçer. Bu kelime sevmek, arzu etmek ve istemek gibi anlamlar taşıyan''v-d-d'' kökünün türemiş şeklidir. Vedûd, ism-i fail sığasının verdiği mânaya göre “çok seven, hep seven” mânalarına gelir. Vedûd”un mevdûd (çok sevilen)anlamında olduğu da söylenmiştir. Allah kullarını çok sevdiği için, hatadan döneni hiç hata işlememiş gibi bağışlar. (Burûc:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VİLDÂN</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vildân,</span></span> çoğul bir kelimedir, tekili velid’dir. Çocuk, genç mânasına gelir. Bu mânada “vildânun muhalledûn” ölümsüz gençler demektir. Mastar mânasına alınırsa “ebedi, kalıcı,yaşlanmayan, hâlinin bozulmadığı gençlik” anlamına gelir. Sabikûnlar,hayır ve iyilikte öne geçerek ölmez eserler bırakmış; insanlığın, erdemin yükselmesi için hizmet etmiş ve hizmete lâyık görülmüşlerdir. (Vâkıa:17)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VİZR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vizr,</span></span> ağır yük mânasındadır. Burada günahın yüklediği cezaî sorumluluk anlamındadır. Yani âhirette ceza çekecek kimse, hiç kimsenin günahının cezasını çekecek değil, herkes kendi suçunun cezasını çekecektir. Bu altın ilke Kur’an’da beş kez farklı bağlamlarda hatırlatılır. Bizde meşhur olan“Her koyun kendi bacağından asılır.” tâbiri bu hakîkati ifade etmektedir. Bu evrensel ilkenin fıkhî karşılığı, “Ukubette niyâbet câri olmaz.’’ilkesidir. Yani cezalarda vekillik geçerli olmadığı genel kuralıdır. Şu hâlde birisi,başkasının günahını boynuna almakla onu kurtaramaz, ancak kendi üzerine aldığının yani sorumluluğunun cezasını çeker. (Bkz. Necm:38) Bu ilke Hıristiyan doktrinini kesinlikle reddetmektedir. Hz. Âdem’in hatasını Hz. İsa çekemez. Bu durum akla, mantığa ve adâlete terstir. Bu âyette, sorumluluğun şahsî olduğu,yakını, sevdiği dahi olsa, hiç kimsenin başkasının günahını üstlenemeyeceği bildirilir. İslâm’a göre suç veya günahta verâset ve vekâlet yoktur. Hiç kimsenin günahı, başkasına asla yüklenemez. İnsanların işledikleri kötü fiillerinin vebali, yalnız kendilerinedir. Bu nedenledir ki ahlâkî sorumluluklar başka bir kişiye devredilmez. Halk arasında kullanılan ‘günahı vebali benim üzerime’ sözü Kurân’a taban tabana zıt bir tasavvurun ürünüdür. Hesap gününde günahkâr bir suçlunun günahı alınıp asla başka birinin günah kefesine eklenmez. Aynı şekilde sevapları da, o sevabı iyiliği yapmamış birine aktarılamaz.Hayatında hiç hırsızlık yapmamış birinin günah kesesine kul hakkı geçti diyebir hırsızın suçu/günahı asla eklenemez. Kur’an’a göre herkese ceza olarak yaptığının tam karşılığı eksiltilip arttırılmadan verilir. “Ve her nefis ne amel yaptı ise karşılığı tam verilir ve her ne yapıyorlarsa O bilendir.”(Zümer:70)Ayrıca, “Kıyam günü için adâlet terazileri kurarız. O zaman hiç kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan her işi, bir hardal tanesi kadar da olsa, adâlet terazisine getiririz. Herkesin hesabını görmeye yeteriz.(Enbiya:47) İyilikler ödüllendirilirken suçlular layığını bulur. (Fâtır:18)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YEVM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yevm</span></span>, zaman olarak güneşin doğuş ile batışı arasındaki süreyi ifade eder. Bazen de süre dikkate alınmaksızın herhangi bir zaman dilimini anlatır. Bu kelime Kurân’da yerine göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“an, gün, devre, çağ, dönem”</span></span> anlamlarında kullanılmıştır. Âyette geçen gün kelimesi dönem manasında şöyle ifade edilir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">: ''Ve and olsun ki, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattık.’’</span></span> (Kaf:38) Kuran gün kelimesini 24 saatlik zaman içinde, dönemler manasında, başı sonu belirli,müstakil zaman dilimleri için de kullanır. İnsanoğlunun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">50 bin yıllık bir dönemine</span></span> Allah’u Te’âla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yevm (bir gün)</span></span> demektedir. Pasajı bitirip bunun konuyla bağlantısını açıklayalım. ''Artık, cemîl bir sabırla sabret! Muhakkak ki onlar,onu uzak olarak görüyorlar ve Biz, onu yakın olarak görüyoruz.'' (Meâric:5-7) 50bin yıl ile kasıt insanlığın hangi dönemidir? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnsan sûresi</span></span>nin ilk âyeti <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘insanın tarih sahnesine çıkana kadar belli belirsiz uzun bir süre geçirdiğinden ve kayda değer hiçbir şey yapmadığından’</span></span> bahseder. Günümüzdeki araştırmalara göre de Kuran’ın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">''dehr''</span></span> dediği süreden şöyle bahsedilir: İnsansılar, anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika'da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce kavuşmuşlardır. Demek ki insanın tarih sahnesine çıkıp kayda değer bir şeyle ryapma süresi, aşağı yukarı 50.000 yıllık bir süreçtir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beşer</span></span>in <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">rûh</span></span> üflenerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">yeryüzünün halifesi</span></span> kılındığı tarih Allah’ın katında bir gün, bir dönemdir. İlk beşerler arasından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">seçilen ve vahiyle insanlığın sıçramasına yol açan Hz. Âdem ile son Nebî Hz. Muhammed arasındaki süre 50 bin yıl</span></span>dır. Âyeti, iç ve dış bağlamı ile düşündüğümüzde, Allah’tan haber alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">nebîlerin yaşadığı</span></span> dönem 50 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bin yıllık bir dönem</span></span>dir. Rabbimiz de bu döneme <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir gün</span></span> diyor. Geleceği bildiği sanılan kâhinler, Allah’la özel bir iletişimleri olduğunu iddia eden günümüzdeki mollalar, şeyhler, üstatlar, sahte peygamberler… Bunların gaybî bir bilgilenme/haber alma imkânlarının olmadığı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">meleklerin ve rûhun</span></span> (vahyin veya onu getiren elçi meleğin) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">50 bin yıllık bir dönemde</span></span> Allah ile insanlar arasında uruç (yükselme) ve inzali (inme/tenezzül) gerçekleştirdiği çok veciz bir dille Meâric 4. âyette ifade edilmiştir. Başka bir âyette son Nebî Hz. Muhammed'in ilk haber alışını, yine aynı ifadeler ile Kurân şöyle anlatır: ''Melekler ve rûh, onda (o gecede) Rabblerinin izniyle her bir emir için inerler.'' Kadr:4 Allah’ın, kullarını bilgilendirme bağlamında yine aynı kalıbı şu âyette de görmekteyiz: “Kullarından dilediği kişi üzerine “Benden başka ilâh yoktur.” tarzında uyarmaları için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">melekleri,emrinden rûh ile</span></span> beraber indirir. Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun.” (Nahl:2)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZAKKÛM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zakkûm</span></span>,  sözlükte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“yutmak, bir şeyi nahoş şekilde yemek”</span></span>gibi anlamlara gelir. Halk dilinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“çokacı, zehir zemberek, zehir zıkkım”</span></span> vb. deyimlerle günlük hayatımızda da kullanılmaktadır. Yine Arap dilinde kelimenin aslı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">“ez-Zakm“</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘’oburca yemek-içmek, yalayıp yutmak’’</span></span> anlamlarına da gelirdi. Zakkûm ağacının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">öz suyu zehirli olduğundan </span></span>insan ve hayvanların yaklaşmadığı tehlikeli bir bitkidir. Kurân’da dört sûrede toplam 15 âyette zakkum kelimesi geçmektedir. (Bkz. Sâffât:62-68 ve Duhân:43-46) Bağlamdan anladığımız kadarıyla mütref bir hayat süren ve adâletin zaaflarını sûistimal eden, helal-haram demeden başkalarının hakkını gasp eden herkes aslında Kurân’î bir üslupla karnını zehir zıkkımla doldurmaktadır. (Vâkıa:52)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZÂLİM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zâlim </span></span>kelimesini nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer Kalem sûresinin 29. âyetidir. Bu kelime zulmet mastarının fâil(özne) ismidir. Zâlim; zulmeden, zulüm işleyen kimse demektir. Zulüm, bir şeyi kendisine ait olan yerin dışına koymaktır. Başka bir ifâdeyle bir şeyi yerinden etmektir. Bunun zıddı olan hikmet ise, bir şeyi âit olduğu yere koymak demektir. Hikmet adâleti beraberinde getirir. Fıtrî olanı kabul/secde,yaradılış amacına uygun davranmak/tesbih, kişiyi Allah’ın rahmetine dahil eden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">sırâtımüstakime </span></span>ulaştıracaktır. (İnsan:31)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZAN</span></span><br />
Zan, tercih edilen inanç ve kanaat demektir. Bu kanaat,bilgisizlikten kaynaklanan şek, kuşku, sanı olabileceği gibi, ''yakîn''e (kesin bilgiye) de dayanabilir. Dolayısıyla bu kelime gerçeğe en yakın yorumu ifade edebildiği gibi gerçekten en uzak yorumu da ifade edebilir. Kur’an’da her iki şekilde de kullanılmıştır. Bu kelimenin Kur’an’da, nerede ve hangi mânada kullanıldığını anlayabilmek için bağlamına bakıp kelimenin içinde yer aldığı cümlenin övgü cümlesi mi, yoksa yergi cümlesi mi olduğuna dikkat etmek gerekir.Eğer cümle, anlam bakımından övgü cümlesi ise, yakîn/kesin bilgi anlamında;yergi cümlesi ise şek, sanı anlamında kullanılmış demektir. Şek, sanı manasında Necm 28, Yunus 36, Hucurat 12, İsra 36'da; doğruya yakın yorum,hayırlı kanaat, hüsnü-zan manasında Nur 12'de kullanılmıştır. (Necm:23)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZEBÛR</span></span><br />
Kalın yazıyla yazılan her kitaba, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zebûr</span></span> ismi verilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zebûr</span></span>, Hz.Dâvûd’a inen kitaba özel isim olmuştur. Zebûr, Kurân’da toplam üç yerde geçmektedir. (Krş. Enbiya:105, Nisâ:163) Günümüzdeki durumu ise “Mezmûrlar” adı altında Tevrat içerisinde bir bölüm olarak yer almaktadır. Kitab-ı Mukaddes külliyatında ve Ahd-i Atik bölümü içinde yer alan “Mezmûrlar” diye zikredilen kitabın içinde 150 Mezmûr vardır. İlk Mezmûr “Ne mutludur o adama ki, kötülerin öğüdü ile yürümez ve günahkârların yolunda durmaz.” cümleleriyle başlamakta,150. Mezmûr da, “Bütün nefes sahipleri Rabbe hamd etsin, Rabbe hamd edin!”sözleriyle son bulmaktadır. Özellikle Hıristiyanların pazar ayinlerinde ve Süryani Ortodoksların namazlarında Mezmûr’dan seçilmiş parçalar okumayı ihmal etmedikleri bilinen bir husustur. (İsrâ:55)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZELİL</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zelil, </span></span>hor ve hakîr demek olup “zal“ın ötresi ile“züll” mastarından gelir. Zelül, kolaylıkla boyun eğen, zelil ise zorla boyun eğendir. (Neml:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZENB</span></span><br />
Zenb, sözlükte kuyruk anlamına gelen ‘zeneb’ kelimesinden türemiştir. Kişinin suçu işlediği anda değil de belirli bir süre sonra, hoş olmayan sonuçlar doğuran bütün fiiller hakkında kullanılır ki, meydana getirdiği sonuca göre değerlendirilen işler demektir. Buna göre Kur’an, kişinin yaptığı iş sonuç itibariyle ona vebal yüklüyor, ceza almasına sebep oluyor ve peşini bırakmayacak bir suçsa ona “zenb” demektedir. Kur’an’da tekil ve çoğul olarak sık sık kullanılan “zenb”in,  meallerde günah, suç ve vebâl olarak çevrilmesi bizce içerdiği manayı tam olarak karşılamamaktadır. Bu nedenle ''zenb''i ''peşini bırakmayan suç'' olarak meallendirmek daha isabetli görülmektedir. (Şems:14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zenb</span></span>,  kuyruk anlamına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">‘zeneb’</span></span> kelimesinden türemiştir. İnsanın peşini bırakmayan günah, suç ve kabahat manasındadır. Çoğulu ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zünûb’</span></span>dur. Bu fiili işleyen kimseye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">müznib </span></span>denir.Akıbeti kötü olan her söz ve fiil, ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zenb</span></span>’dir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZEVC</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zevc,</span></span> çift ve eş demektir. Başka bir ifadeyle zevc, kendi cinsinden bir başkası ile beraber bulunan demektir. “Zevc” ikisinin değil, ikiden birinin diğerine göre ismidir. İkisine birlikte “zevcân”, “zevceyn” denilir. Zevc tam anlamıyla bizim “çift” dediğimiz değil, “eş” dediğimizdir. Yani çiftin her bir tekidir. Ezvâc ise, ‘zevc’in çoğuludur. Rağıb’a göre, iki yakının her birine deve bir diğerine benzer veya zıt olarak ilgili bulunan şeye de “zevc” denir. Bu itibarla dünyadaki şeylerin hepsi, bir zıddı, benzeri, herhangi bir terkip ve karşıtı bulunması nedeniyle çifttir. Mesela, cisim ve can, madde ve kuvvet, cevher ve araz, iç ve dış, dünya ve âhiret gibi. “Halaka’l-Ezvâc” (çiftleri yarattı) demek, bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattı demektir. (Krş. İçin bkz. Yâsîn 36) Buna göre zevc kelimesinin anlamlarını şöyle tespit edebiliriz: 1-Eş(karı-koca), 2-Çift 3- Cins, tür, çeşit 4- Sınıf, grup, topluluk 5- Benzeri. Zevc kelimesi Kurân'da 81 yerde geçmektedir. Kelime 5 yerde fiil formunda, 17 yerde zevc (tekil), 7 yerde zevcân ve zevceyn (ikili), 52 yerde de ezvâc (çoğul)formlarında isimdir. (Tûr:20)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZİKİR</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zikir;</span></span> düşünme hatırda tutma, anma demektir. Önce tesbih sonra zikir sayılmıştır. Kur’an’da bu sıralama genelde bu şekildedir. Şöyle ki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">tesbih</span></span> her şeyin ve herkesin doğasında bulunduğu için daha fıtrî iken; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zikir </span></span>sadece insana has bir düşünme ve akletme yeteneğidir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tesbih</span></span> yapanı korurken, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zikir </span></span>yapanla birlikte toplumu korur ve sorunlara çözümler sunar. Bu nedenle Allah’ın gönderdiği kitapların tamamının ortak adı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">zikir </span></span>olarak isimlendirilmiştir. (Tâhâ:34)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZİNÂ</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zinâ</span></span>, bir kadınla veya kızla nikâhsız olarak cinsel temasta bulunmak demektir. Arapça “zenâ” fiilinden mastardır. Zinânın sözlük ve terim anlamı birdir. Zinâ eden erkeğe “zâni” kadına ise “zâniye” denir. (Bkz. Furkân:68) Hıristiyanlıkta zinâ, İsa Mesih’in dağdaki vaazında (Matta, 5) “Zinâ etmeyeceksin!” şeklindeki 7. maddesini yorumlamasıyla aydınlık kazanmıştır. Hıristiyanlar, on emrin zinâ ile ilgili yasağına uymaları yanında “Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zinâ etmiştir” (Matta: 5/28)şeklindeki İncil cümlesini göz önünde tutmak ve eğer bir göz sürçmelere sebep oluyorsa onu çıkarıp atmakla yükümlü kılınmışlardır. Zinâ suçu ve cezası, M.Ö.1792–1750 yılları arasında hüküm sürmüş olan Babil kralı Hammurabi’nin yaptığı yasalarda da yer almıştır. Bu yasalar o dönemde Babil Devleti ile ittifak hâlindeki diğer 15 ülkede de uygulanmıştır. Bu devletler içinde meşhûr Asûr Krallığı da bulunmaktadır. Bu yasaların kaynağının ise daha önceki kent toplumlarına yüzyıllar boyunca yol göstermiş olan Sümer hukuku olduğu iddia edilmektedir. Ancak câhiliye döneminde erkekler çoğunlukla zinâyı ayıp saymazlar, hatta bununla övünürlerdi. Nitekim bu husus İmru’ul Kays’ın şiirlerinde açıkça görülmektedir. Yukarıdaki âyette “Zinâ etmeyin!” denilmeyip de “Zinâya yaklaşmayın!” buyrulması önemli bir husustur. Buna göre yalnız zinâ değil, kişiyi zinâ etmeye sevk eden yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kerebu yollara tevessül edildikten, yani insanı zinâ etmeye zorlayan ve cinsî arzuları kabartan bir ortama girildikten sonra bu arzuların ağır baskısı karşısında irâdenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinâdan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zaafını dikkate alan Kurân-ı Kerîm, prensip olarak önceden kötülüklere sevk edici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Buna <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">seddizeria </span></span>prensibi denir. Görüldüğü gibi İsrâ sûresi ilk âyetinden itibaren müminleri birlikte medenî bir şekilde yaşamaları için aile kurumunun tesisine ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine dair evrensel ilkeler vaaz etmektedir. Bozuk kültür,içgüdü ve dış dürtülerin etkisi ile her an bedevîleşen muhatap medenîleştirilmeye devam edilecektir. (İsrâ:32)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ZULÜM</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zulüm,</span></span> Allah’ın tayin ettiği sınırın dışına taşmak ve haddi aşmaktır.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zulüm,</span></span> hakkı terk ederek bir şeyi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">meşrû yerinden başka bir yere </span></span>koymaktır. Bunun zıddı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hikmet </span></span>ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">bir şeyi ait olduğu yere koymak </span></span>demektir.Servet, yerinde kullanılmasa zulüm olur. İnsan yaratıcının istediği gibi yaşamasa kendisine ve çevresine zulmetmiş olur. Kendine, başkalarına ve mahlûkata zulmetme manasında zulüm çeşitli şekillerde olabilir. Aslında bunlara yapılan zulüm bunları yaratana yapılmış bir saygısızlık ve hadsizliktir.Yaratanı yaratandan ötürü seven, sayan böyle bir akıbete çarptırılmayacaktır. Artık konuşamamak, aslında suçlunun suçunu kabullenecek kadar objektif yargılandığını gösterir. Mahkemeyikübra anlatımlarının tamamı, beşeri adâlet ve yargılanma sistemine örnekler barındırmaktadır. Dünyada zâlimin zulmü yanına kalmazsa, adâlet, huzur, sulh ve sükûn hâkim olur. Zaten yeryüzünün halifesi olmak isteyen insanın ödevi de budur. (Neml:85)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Esma-ül Hüsna  Kısa ve Öz Anlamları]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19192</link>
			<pubDate>Sun, 11 Dec 2022 14:09:06 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19192</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esma-ül Hüsna  Kısa ve Öz Anlamları</span></span><br />
<br />
1-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah</span></span>“O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah’tır.<br />
 2-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">er-Rahman</span></span>“:Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)<br />
3-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">er-Rahim</span></span>“:Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden(ahirette)<br />
4-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Melik</span></span>“:Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.<br />
5-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kuddüs</span></span>“:Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.<br />
6-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Selam</span></span>“:Her çeşit afet ve kederlerden emin olan.<br />
7-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mü’min</span></span>“:Kullarına emniyet veren.Kendinin ve peygamberlerinin dogrulugunu<br />
ortaya koyan,kullarına yaptıgı vadinde sadık.<br />
8-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Müheymin</span></span>” Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan.<br />
9-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Aziz</span></span>“:İzzet sahibi,maglup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan.<br />
10-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Cabbar</span></span>“:Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.<br />
11-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mütekebbir</span></span>“:Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.<br />
12-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Halik</span></span>”:Her şeyin varlığını ve gecireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan vareden<br />
büyüklükte eşi olmayan.<br />
13-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Bari</span></span>“:Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.<br />
14-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Musavvir</span></span>“:Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.<br />
15-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Gaffar</span></span>“:Kullarının günahını örten,magfireti çok,günahları bağışlayıcı.<br />
16-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kahhar</span></span>“:Her şeye,her istedigini yapacak surette,galip ve hakim.<br />
17-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vahhab</span></span>“:Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.<br />
18-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rezzak</span></span>“:Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşilayan.<br />
19-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Fettah</span></span>“:Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran.<br />
20-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Alim</span></span>“:Her şeyi en ince noktasına kadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.<br />
21-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kabıt</span></span>” Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan.<br />
22-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Basit</span></span>” Dilediğine bolluk veren,açan,genişleten.<br />
23-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hafıd</span></span>“:Yukarıdan aşağıya indiren,alcaltan,dereceleri düşüren.<br />
24-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rafi</span></span>“:Yukarı kaldıran,yükselten,dereceleri yükselten.<br />
25-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muiz</span></span>“:İzzet veren,aziz kılan.<br />
26-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Müzil</span></span>“:Zillete düşüren,hor ve hakir eden.<br />
27-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Semi</span></span>“:Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabul eden.<br />
28-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Basir</span></span>“:Her şeyi gören.<br />
29-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hakem</span></span>“:Hikmet sahibi olan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.<br />
30-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Adl</span></span>” Son derece adaletli olan.<br />
31-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Latif</span></span>“:En ince işlerin bütün inceliklerini bilen,lütuf ve ihsan sahibi olan.<br />
32-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Habir</span></span>“:Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.<br />
33-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Halim</span></span>“:Yumuşak davranan,hilmi çok olan.<br />
34-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Azim</span></span>“:Pek azametli olan,yüce.<br />
35-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Gafur</span></span>“:Çok bagışlayan,magfireti çok.<br />
36-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Şekur</span></span>“:Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşilayan.<br />
37-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Aliyy</span></span>“:Çok yüce.<br />
38-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kebir</span></span>“:Pek büyük.<br />
39-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hafız</span></span>“:Yapılan işleri bütün tavsilatıyla hıfzeden,her şeyi afad ve beladan koruyan.<br />
40-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mukit</span></span>“:Bilen,tayin eden.Her yaradılmışın rızkını veren.<br />
41-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hasib</span></span>“:Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen. Mahlukatına kafi olan.<br />
42-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Celil</span></span>“:Azamet sahibi olan,ululuk sahibi olan.<br />
43-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kerim</span></span>“:Çok ikram edici<br />
44-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rakib</span></span>“.Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.<br />
45-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mucib</span></span>“.Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.<br />
46-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vasi</span></span>“:Lütfu bol olan.<br />
47-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hakim</span></span>“:Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmet sahibi olan.<br />
48-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vedud</span></span>“:İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.<br />
49-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mecid</span></span>“.Şanı,şerefi çok üstün olan.<br />
50-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Bais</span></span>“.Ölüleri dirilten ,kabirlerden çıkaran.<br />
51-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Şehid</span></span>”.Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.<br />
52-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hakk</span></span>”:Vacib’ul vücut olan,varlıgı hiç degişmeden duran.<br />
53-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vekil</span></span>”:Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.<br />
54-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kaviyy</span></span>”:Pek kuvvetli.<br />
55-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Metin</span></span>”:Pek güclü.<br />
56-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Veliyy</span></span>” Seckin kullarının dostu.<br />
57-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hamid</span></span>”:Ancak kendine hamd edilen,bütün varlığın diliyle övülen.<br />
58-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muhsin</span></span>”:Namütanahi de olsa,bir bir herşeyin sayısını bilen.<br />
59-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mubdi</span></span>”:Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.<br />
60-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muid</span></span>”:Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.<br />
61-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muhyi</span></span>”:İhya eden,dirilten,can bağışlayan,saglık veren.<br />
62-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mümit</span></span>”:Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.<br />
63-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hayy</span></span>” Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.<br />
64-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kayyum</span></span>”:Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen,evveli olmayan.<br />
65-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vacid</span></span>”.istediğini,istediği vakit bulan.<br />
66-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Macid</span></span>”.Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsemahası bol.<br />
67-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vahid</span></span>”:Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efaili nde ortağı ve benzeri olmayan.<br />
68-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Samed</span></span>”:Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeye muhtac degil.<br />
69-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kadir</span></span>”:istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedir olan.<br />
70-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mukdedir</span></span>”:kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.<br />
71-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mukaddim</span></span>”:İstediğini öne getiren,öne alan.<br />
72-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muahhir</span></span>”.İstediğini geri koyan,arkaya bırakan.<br />
73-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Evvel</span></span>”:Her şeyden önce var olan.<br />
74-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Ahir</span></span>”:Her şey helak olduktan sonra geri kalan.<br />
75-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Zahir</span></span>”:Varlığı sayısız delillerle açık olan.<br />
76-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Batın</span></span>”:Akılların idrak edemeyecegi yüceliği gizli olan.<br />
77-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vali</span></span>”:Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başina idare eden.<br />
78-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Müteali</span></span>”:Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan.<br />
79-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Berr</span></span>”:Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleri bol olan.<br />
80-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Tevvab</span></span>”:Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.<br />
81-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muntekım</span></span>”.Günahkarlara,adaletiyle,müstahak oldukları cezayı veren.<br />
82-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Afüvv</span></span>”.Affeden,magfiret eden.<br />
83-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rauf</span></span>”:Merhamet edici.pek şefkatli.<br />
84-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malik’ül-Mülk</span></span>”:Mülkün ebedi ezeli sahibi.<br />
85-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zülcelali ve’l-İkram</span></span>”:Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi.<br />
86-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muksit</span></span>”:Hükmünde ve işlerinde adaletli olan.<br />
87-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Cami</span></span>”:İstediğini istedigi zaman istediği yerde toplayan.<br />
88-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Ganiyy</span></span>”:Çok zengin,hiç birşeye muhtac olmayan.<br />
89-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mugni</span></span>” Diledigine zenginlik veren müstagni kılan.<br />
90-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mani</span></span>”:Bazı şeylerin meydana gelmesine müsade etmeyen,engelleyen.<br />
91-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Darr</span></span>”:Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana ugratan.<br />
92-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Nafi</span></span>”:Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran.<br />
93-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Nur</span></span>”:Alemleri nurlandıran,diledigine nur eden,nur olan.<br />
94-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hadi</span></span>”:Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffak kılan.<br />
95-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Bedi</span></span>”:Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemler yaratan.<br />
96-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Baki</span></span>”:Varlıgının sonu bulunmayan,ebedi olan.<br />
97-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Varis</span></span>”:Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi.<br />
98-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Raşit</span></span>”:Bütün alemleri dosdogru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.<br />
99-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">es-Sabur</span></span>”:Çok sabırlı olan,isyankarlardan acele intikam almayan.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esma-ül Hüsna  Kısa ve Öz Anlamları</span></span><br />
<br />
1-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah</span></span>“O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah’tır.<br />
 2-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">er-Rahman</span></span>“:Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)<br />
3-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">er-Rahim</span></span>“:Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden(ahirette)<br />
4-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Melik</span></span>“:Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.<br />
5-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kuddüs</span></span>“:Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.<br />
6-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Selam</span></span>“:Her çeşit afet ve kederlerden emin olan.<br />
7-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mü’min</span></span>“:Kullarına emniyet veren.Kendinin ve peygamberlerinin dogrulugunu<br />
ortaya koyan,kullarına yaptıgı vadinde sadık.<br />
8-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Müheymin</span></span>” Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan.<br />
9-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Aziz</span></span>“:İzzet sahibi,maglup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan.<br />
10-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Cabbar</span></span>“:Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.<br />
11-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mütekebbir</span></span>“:Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.<br />
12-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Halik</span></span>”:Her şeyin varlığını ve gecireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan vareden<br />
büyüklükte eşi olmayan.<br />
13-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Bari</span></span>“:Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.<br />
14-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Musavvir</span></span>“:Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.<br />
15-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Gaffar</span></span>“:Kullarının günahını örten,magfireti çok,günahları bağışlayıcı.<br />
16-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kahhar</span></span>“:Her şeye,her istedigini yapacak surette,galip ve hakim.<br />
17-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vahhab</span></span>“:Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.<br />
18-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rezzak</span></span>“:Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşilayan.<br />
19-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Fettah</span></span>“:Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran.<br />
20-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Alim</span></span>“:Her şeyi en ince noktasına kadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.<br />
21-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kabıt</span></span>” Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan.<br />
22-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Basit</span></span>” Dilediğine bolluk veren,açan,genişleten.<br />
23-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hafıd</span></span>“:Yukarıdan aşağıya indiren,alcaltan,dereceleri düşüren.<br />
24-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rafi</span></span>“:Yukarı kaldıran,yükselten,dereceleri yükselten.<br />
25-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muiz</span></span>“:İzzet veren,aziz kılan.<br />
26-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Müzil</span></span>“:Zillete düşüren,hor ve hakir eden.<br />
27-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Semi</span></span>“:Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabul eden.<br />
28-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Basir</span></span>“:Her şeyi gören.<br />
29-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hakem</span></span>“:Hikmet sahibi olan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.<br />
30-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Adl</span></span>” Son derece adaletli olan.<br />
31-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Latif</span></span>“:En ince işlerin bütün inceliklerini bilen,lütuf ve ihsan sahibi olan.<br />
32-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Habir</span></span>“:Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.<br />
33-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Halim</span></span>“:Yumuşak davranan,hilmi çok olan.<br />
34-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Azim</span></span>“:Pek azametli olan,yüce.<br />
35-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Gafur</span></span>“:Çok bagışlayan,magfireti çok.<br />
36-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Şekur</span></span>“:Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşilayan.<br />
37-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Aliyy</span></span>“:Çok yüce.<br />
38-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kebir</span></span>“:Pek büyük.<br />
39-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hafız</span></span>“:Yapılan işleri bütün tavsilatıyla hıfzeden,her şeyi afad ve beladan koruyan.<br />
40-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mukit</span></span>“:Bilen,tayin eden.Her yaradılmışın rızkını veren.<br />
41-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hasib</span></span>“:Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen. Mahlukatına kafi olan.<br />
42-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Celil</span></span>“:Azamet sahibi olan,ululuk sahibi olan.<br />
43-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kerim</span></span>“:Çok ikram edici<br />
44-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rakib</span></span>“.Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.<br />
45-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mucib</span></span>“.Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.<br />
46-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vasi</span></span>“:Lütfu bol olan.<br />
47-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hakim</span></span>“:Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmet sahibi olan.<br />
48-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vedud</span></span>“:İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.<br />
49-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mecid</span></span>“.Şanı,şerefi çok üstün olan.<br />
50-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Bais</span></span>“.Ölüleri dirilten ,kabirlerden çıkaran.<br />
51-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Şehid</span></span>”.Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.<br />
52-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hakk</span></span>”:Vacib’ul vücut olan,varlıgı hiç degişmeden duran.<br />
53-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vekil</span></span>”:Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.<br />
54-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kaviyy</span></span>”:Pek kuvvetli.<br />
55-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Metin</span></span>”:Pek güclü.<br />
56-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Veliyy</span></span>” Seckin kullarının dostu.<br />
57-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hamid</span></span>”:Ancak kendine hamd edilen,bütün varlığın diliyle övülen.<br />
58-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muhsin</span></span>”:Namütanahi de olsa,bir bir herşeyin sayısını bilen.<br />
59-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mubdi</span></span>”:Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.<br />
60-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muid</span></span>”:Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.<br />
61-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muhyi</span></span>”:İhya eden,dirilten,can bağışlayan,saglık veren.<br />
62-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mümit</span></span>”:Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.<br />
63-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hayy</span></span>” Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.<br />
64-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kayyum</span></span>”:Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen,evveli olmayan.<br />
65-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vacid</span></span>”.istediğini,istediği vakit bulan.<br />
66-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Macid</span></span>”.Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsemahası bol.<br />
67-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vahid</span></span>”:Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efaili nde ortağı ve benzeri olmayan.<br />
68-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Samed</span></span>”:Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeye muhtac degil.<br />
69-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Kadir</span></span>”:istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedir olan.<br />
70-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mukdedir</span></span>”:kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.<br />
71-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mukaddim</span></span>”:İstediğini öne getiren,öne alan.<br />
72-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muahhir</span></span>”.İstediğini geri koyan,arkaya bırakan.<br />
73-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Evvel</span></span>”:Her şeyden önce var olan.<br />
74-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Ahir</span></span>”:Her şey helak olduktan sonra geri kalan.<br />
75-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Zahir</span></span>”:Varlığı sayısız delillerle açık olan.<br />
76-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Batın</span></span>”:Akılların idrak edemeyecegi yüceliği gizli olan.<br />
77-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Vali</span></span>”:Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başina idare eden.<br />
78-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Müteali</span></span>”:Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan.<br />
79-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Berr</span></span>”:Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleri bol olan.<br />
80-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Tevvab</span></span>”:Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.<br />
81-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muntekım</span></span>”.Günahkarlara,adaletiyle,müstahak oldukları cezayı veren.<br />
82-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Afüvv</span></span>”.Affeden,magfiret eden.<br />
83-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Rauf</span></span>”:Merhamet edici.pek şefkatli.<br />
84-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malik’ül-Mülk</span></span>”:Mülkün ebedi ezeli sahibi.<br />
85-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zülcelali ve’l-İkram</span></span>”:Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi.<br />
86-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Muksit</span></span>”:Hükmünde ve işlerinde adaletli olan.<br />
87-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Cami</span></span>”:İstediğini istedigi zaman istediği yerde toplayan.<br />
88-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Ganiyy</span></span>”:Çok zengin,hiç birşeye muhtac olmayan.<br />
89-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mugni</span></span>” Diledigine zenginlik veren müstagni kılan.<br />
90-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Mani</span></span>”:Bazı şeylerin meydana gelmesine müsade etmeyen,engelleyen.<br />
91-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Darr</span></span>”:Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana ugratan.<br />
92-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Nafi</span></span>”:Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran.<br />
93-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Nur</span></span>”:Alemleri nurlandıran,diledigine nur eden,nur olan.<br />
94-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hadi</span></span>”:Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffak kılan.<br />
95-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Bedi</span></span>”:Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemler yaratan.<br />
96-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Baki</span></span>”:Varlıgının sonu bulunmayan,ebedi olan.<br />
97-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Varis</span></span>”:Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi.<br />
98-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Raşit</span></span>”:Bütün alemleri dosdogru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.<br />
99-“<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">es-Sabur</span></span>”:Çok sabırlı olan,isyankarlardan acele intikam almayan.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Ha Mim" Diye Başlayan Sureler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19191</link>
			<pubDate>Sun, 11 Dec 2022 14:02:02 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19191</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ha Mim" Diye Başlayan Sureler</span></span><br />
<br />
1- 40.SURE MÜMİN (GAFİR) MEKKİ 85 AYET.<br />
<br />
2- 41.SURE FUSSİLAT<br />
<br />
3- 42.SURE ŞURA MEKKİ 53 AYET.<br />
<br />
4- 43.SURE ZÜHRUF MEKKİ 89 AYET.<br />
<br />
5- 44.SURE DUHAN MEKKİ 59 AYET.<br />
<br />
6- 45.SURE CASİYE MEKKİ 37 AYET.<br />
<br />
7- 46.SURE AHKAF MEKKİ 35 AYET.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ha Mim" Diye Başlayan Sureler</span></span><br />
<br />
1- 40.SURE MÜMİN (GAFİR) MEKKİ 85 AYET.<br />
<br />
2- 41.SURE FUSSİLAT<br />
<br />
3- 42.SURE ŞURA MEKKİ 53 AYET.<br />
<br />
4- 43.SURE ZÜHRUF MEKKİ 89 AYET.<br />
<br />
5- 44.SURE DUHAN MEKKİ 59 AYET.<br />
<br />
6- 45.SURE CASİYE MEKKİ 37 AYET.<br />
<br />
7- 46.SURE AHKAF MEKKİ 35 AYET.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Elif Lam Mim"  ve "Elif Lam Mim Ra" ile Başlayan Sureler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19190</link>
			<pubDate>Sun, 11 Dec 2022 13:58:34 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19190</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Elif Lam Mim"  ve "Elif Lam Mim Ra" ile Başlayan Sureler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-BAKARA:</span></span><br />
1- (Elif, Lâm, Mîm.)<br />
2- İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3-AL-İ İMRAN:</span></span><br />
1- Elif, Lâm Mîm,<br />
2- Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7-ARAF:</span></span><br />
1- Elif, lâm, mîm, sâd.<br />
2- (Bu,) sana indirilen bir Kitab’tır. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.<br />
Okudunuz mu?  Kuranı Kerim İle İlgili Temel Dini bilgiler Test Soru Ve cevapları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10-YUNUS:</span></span><br />
1- Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar o hikmetli kitabın âyetleridir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11-HUD:</span></span><br />
1- Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12-YUSUF:</span></span><br />
1. Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.<br />
2. Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.<br />
Okudunuz mu?  Vasl hükümleri ve vaslın kuralları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13-RA’D:</span></span><br />
1. Elif, Lâm, Mîm, Ra. İşte bunlar sana o kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Lâkin insanların çoğu iman etmezler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14-İBRAHİM:</span></span><br />
1- Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.<br />
Okudunuz mu?  Tecvid Uygulamaları (dersleri)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15-HİCR:</span></span><br />
1- Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur’ân’ın âyetlerdir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Elif Lam Mim"  ve "Elif Lam Mim Ra" ile Başlayan Sureler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-BAKARA:</span></span><br />
1- (Elif, Lâm, Mîm.)<br />
2- İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3-AL-İ İMRAN:</span></span><br />
1- Elif, Lâm Mîm,<br />
2- Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7-ARAF:</span></span><br />
1- Elif, lâm, mîm, sâd.<br />
2- (Bu,) sana indirilen bir Kitab’tır. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.<br />
Okudunuz mu?  Kuranı Kerim İle İlgili Temel Dini bilgiler Test Soru Ve cevapları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10-YUNUS:</span></span><br />
1- Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar o hikmetli kitabın âyetleridir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11-HUD:</span></span><br />
1- Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12-YUSUF:</span></span><br />
1. Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.<br />
2. Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.<br />
Okudunuz mu?  Vasl hükümleri ve vaslın kuralları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13-RA’D:</span></span><br />
1. Elif, Lâm, Mîm, Ra. İşte bunlar sana o kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Lâkin insanların çoğu iman etmezler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14-İBRAHİM:</span></span><br />
1- Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.<br />
Okudunuz mu?  Tecvid Uygulamaları (dersleri)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15-HİCR:</span></span><br />
1- Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur’ân’ın âyetlerdir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İlk Ayetleri Hurufu Mukaata ile Başlayan Sureler]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19189</link>
			<pubDate>Sun, 11 Dec 2022 13:55:39 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=19189</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Ayetleri Hurufu Mukaata ile Başlayan Sureler</span></span><br />
<br />
Kuran kerim okuyoruz. Ancak kuran-ı kerim hakkında hiç bir bilgimiz var mı? Halbuki kuranın ilk inen ayeti “oku”1 ile başlamaktadır. Yüce olan Allahu teala “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu”2 buyuruyor. Acizane sizlere Kuranı Kerim hakkında ki bilgileri, farklı yazılar ve içeriklerle hizmetine sunacağız. <br />
Bu yazımızda kuran-ı kerimdeki surelerin nasıl başlandığını ve ne manalara geldiğini, hurufu mukattaa harflerini açıklayacağız. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Surelerin Başlangıçları:</span></span><br />
Kur’ân’daki sûrelerin başlangıçlarını Celâleddin es-Suyûtî şu başlıklar<br />
altında toplamıştır (Suyûtî, II,976).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Allah’ı övme ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bu şekilde başlayan sûrelerin tamamı 14 tanedir. <br />
Fâtiha, En’âm, Kehf, Sebe’, Fatır sûrelerinde el-Hamdulillah ile, <br />
Furkân, Mülk sûrelerinde Tebâreke (ulu, yüce, mukaddes, münezzeh) ile, <br />
İsrâ, Hadid, Haşr, Saff, Cumu’a, Teğâbun, A’lâ sûrelerinde Tesbih (zikir) lafızlarıyla başlamaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Nidâ (hitap etme, seslenme, dikkat çekme vb) ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunların sayısı 10 dur. Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e ve Hz. Peygamber Efendimizin ümmetine olmak üzere ikiye ayırıyoruz. <br />
Ahzâb, Talâk, Tahrim, Müzzemmil, Müddessir sûreleri Hz. Peygamber’e;<br />
 Nisâ, Mâide, Hac, Hucurât, Mümtehine sûreleri de Hz.Peygamber’in ümmetine nida ile başlamaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Haber cümlesi ile başlayan sûreler:</span></span><br />
21 sûre bu şekilde başlamaktadır. Enfâl, Tevbe, Nahl, Enbiyâ, Mu’minûn,Nûr, Zümer, Muhammed, Feth, Kamer, Rahmân, Mücâdele, Hakkâ, Meâric, Nuh,Abese, Kadr, Beyyine, Kâria, Tekâsür ve Kevser sûresi. Kevser sûrelerinin başındaki iki veya daha fazla lafzın oluşturduğu terkipler incelendiğinde bu görülmektedir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Yemin (Kasem) ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 17 tanedir: Saffat, Zâriyât, Tûr, Necm, Kıyâme, Mürselât, Nâzi’ât, Burûc, Târık, Fecr,Beled, Şems, Leyl, Duhâ, Tîn, Âdiyât ve Asr sûresi. <br />
Yeminle başlayan sûreleri ve yemin edilen varlıkları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
Saffât sûresinde meleklere, Bürûc ve Târık sûrelerinde felek’e, Necm sûresinde<br />
yıldıza, Kıyame sûresinde kıyamet gününe ve kendini kınayan nefse, Fecr sûresinde<br />
tan yerinin ağarmasına, Şems sûresinde güneşe, Leyl sûresinde geceye, Duhâ<br />
sûresinde kuşluk vaktine, Asr sûresinde asra yahut mutlak manada zamana,<br />
Zariyât ve Mürselât sûrelerinde rüzgârlara, Tûr sûresinde Tur dağına, Tîn<br />
sûresinde incir ve zeytine, Nazi’ât sûresinde insan ve melek topluluğuna, Adiyât<br />
sûresinde atlara yemin edilmiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Şart edatı ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 7 tanedir: Vâkıa, Münâfikûn, Tekvîr, İnfitâr, İnşikâk, Zilzâl ve Nasr sûresi. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Emir ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 6 sûredir: Cin, Alak, Kâfirûn, İhlas, Felak ve Mâûn.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Soru ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 6 tanedir: İnsân, Nebe, Ğaşiye, İnşirah, Fîl ve Mâûn sûresi. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Dilek ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 3 tanedir: Mutaffifîn, Hümeze ve Tebbet sûresi. <br />
• <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ta’lîl</span></span> (bir şeyin sebebini açıklama) ile başlayan sûre:<br />
 Kur’ân’da yalnız Kureyş sûresindedir.<br />
(ez-Zerkeşî, I, 213-231)<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Hecâ harfleri ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Allah bu harflerle yemin ederek söze başlamaktadır. Bu yemin söz konusu<br />
harflerin değerini yükseltmekte ve söze ayrı bir güzellik kazandırmaktadır.<br />
“،الٓمٓ * ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ” “Elif-lâm-mîm zalike’l-kitabu lâ raybe fîh” (Bakara,1) âyeti “Hurûf-ı hecâ’ya yemin olsun ki bu; kendisinde asla şüphe olmayan bir kitaptır.” şeklinde manalandırılabilir.<br />
“نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونْ ” Nûn ve’l-kalemi vemâ yesturûn” (Kalem, 1),<br />
” حٰمٓ وَالْكِتَابِ الْمُبِينْ” “Hâ-mîm ve’l- kitâbi’l-mübîn” (Zuhruf, 1) ayetlerinde olduğu gibi peş peşe iki yemin gelmektedir.3<br />
null<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufu mukattaa ne demektir? </span></span><br />
Kur’ân sûrelerinin bir kısmının başında bulunan bir veya birkaç harften<br />
oluşan harflere, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hurûfu’l- Mukatta’</span></span>a/kesik kesik harfler, hece veya ayrık harfler,<br />
bazen de sûrelerin başında yer aldıkları için başlatanlar anlamını ifade eden<br />
Fevâtih denir. Kur’ân’da bu gibi harflerle başlayan 29 sûre vardır.<br />
Arap alfabesinin yarısını teşkil eden bu harfler sûrelerin başında bazen tek<br />
bir harf olarak bazen de ikili, üçlü, dörtlü ve beşli terkipler halinde bulunur. Bu<br />
harflerin bulunduğu sûrelerden 27’si Mekkî, 2’si Medenî’dir. <br />
Hurûf-ı mukattaa Arap alfabesindeki on dört harften (ا، ح، ر، س، ص، ط، ع، ق، ك، ل، م، ن، هـ، ى) teşekkül etmiş olup bunların üçü tek, dördü iki, üçü üç, ikisi dört, ikisi de beş harflidir. <br />
Bu harfler Arapça şekliyle yazılır; okurken ismiyle (ألم) elif-lâm-mîm), ( المص) elif-lam-mim-sad, (حم) hâ-mîm, (طسم) tâ-sîn-mîm, (كهیعص) kâf-hâ-yâ-‘ayn-sâd, (یس) yâ-sîn, (طه) tâ-hâ, (المر) elif-lâm-mîm-ra, (ق) kâf, (ن)nun, (ص) sâd, (طس) tâ-sîn, (ألر) elif-lâm-ra, (حم عسق) hâ-Mîm-ayn-sin-gaf  şeklinde okunur.<br />
Hazırlanış şekli; sürenin Kuranda ki  sırası, sûrenin ismi ve ayet numarası şeklinde hazırlanılmıştır. <br />
2.Bakara Sûresi, 1-2: (الم) “Elif, Lâm, Mîm. Bu, (öyle bir) kitaptır ki onda (ve onun İlâhî kelâm olduğunda) hiç şüphe yoktur. O, muttakîlere (Allah’ın emirlerine uygun yaşamak/aykırı davranmaktan sakınmak isteyenlere) doğru yolu gösteren (öğreten)dir.”<br />
3.Âl-i İmran Sûresi, 1-2-3-4: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. Allah ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy ve Kayyûm’dur (daima diri ve yarattıklarını gözetip yönetendir. Her şey, onunla varlığını devam ettirir). (Allah, bu) Kitab’ı sana, hak (ve hakikatin) ta kendisi ile (dolu ve) kendinden evvelkileri(n asıllarını) tasdik edici olarak indirdi. Bundan önce, insanları doğru yola götürmek için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti ve nihayet Furkân’ı (hak ile batılı ayırt eden Kur’an’ı) da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkâr eden/tanımayanlar var ya, onlar için kesinlikle şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak galip ve amansız cezalandırıcı/(mazlumların) intikamını alıcıdır.”<br />
7.A’raf Sûresi, 1-2: (المص) “Elif, Lâm, Mîm, Sâd. (Resûlüm! Bu,) kendisiyle (insanları) uyarman ve inananların da düşünüp öğüt alması (ve irşadlarına vesile olması) için sana indirilen bir kitaptır. Bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı/bir şüphe olmasın.”<br />
10.Yunus Sûresi, 1: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. İşte bu (okuna)nlar hüküm ve hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.”<br />
11.Hûd Sûresi,1-2: (ألر) “Elif. Lâm. Râ. (Bu,) öyle bir Kitab’tır ki âyetleri, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından sağlamlaştırılmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye (her şey onda) açıklanmıştır. (De ki:) “Şüphesiz ben size, O’nun tarafından (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.””<br />
12.Yusuf Sûresi, 1-2: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. Bu (okuna)nlar gerçeği açıklayan apaçık Kitab’ın âyetleridir. Hakikat, biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik (mânasının derinliğine iyice) akıl erdiresiniz diye.”<br />
13.Ra’d Sûresi, 1: (ألمر) “Elif, Lâm, Mîm, Râ. Bu (okuna)nlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen (Kitab) haktır (gerçektir). Fakat insanların çoğu inanmazlar.”<br />
14.İbrahim Sûresi, 1: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. Bu (Kur’an, öyle) bir Kitab’dır ki onu sana; insanları Rablerinin izniyle (her türlü kişisel ve toplumsal) karanlıklardan aydınlığa; eşsiz galip ve övgüye layık olan (Allah’)ın yoluna çıkarman için indirdik.”<br />
15.Hicr Sûresi, 1: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. Bu (okuna)nlar, Kitab’ın ve (her şeyi) açıklayan (ve açık olan) Kur’an’ın âyetleridir.”<br />
19.Meryem Sûresi, 1-2: (كهيعص) “Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd. (Bu), Rabbinin kulu Zekeriya’ya rahmetinin anılmasıdır.”<br />
20.Tâhâ Sûresi, 1-2-3: (طه) “Tâ, Hâ. (Resûlüm!) Biz Kur’an’ı sana zahmet çekmen için değil, ancak (Allah’tan) korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.”<br />
26.Şuârâ Sûresi, 1-2: (طسم) “Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar, apaçık (her şeyi açıkça ortaya koyan) Kitab’ın âyetleridir.”<br />
27.Neml Sûresi, 1-2: (طس) “Tâ, Sîn. Bu (okuna)nlar, Kur’an’ın ve (hakikatleri bildiren) apaçık bir Kitab’ın âyetleridir. İnananlara (bir) doğru yol (rehberi) ve müjdedir.”<br />
28.Kasas Sûresi, 1-2: (طسم) “Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar apaçık (her şeyi bildiren) Kitab’ın âyetleridir.”<br />
29.Ankebut Sûresi, 1-2: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar (dünyada Allah’a ibadet ve itaat etmeden, çeşitli çile ve güçlüklerle, bazen de verilen bol mal ve refah ile) imtihan edilmeden (sadece) “inandık” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?”<br />
30.Rûm Sûresi, 1-2-3-4-5: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. Rumlar, (Arabistan’a) en yakın bir yerde (İranlılar’a) yenildi. Ama onlar (bu) yenilmelerinden sonra birkaç (3-9) yıl içinde onları yeneceklerdir. (Bundan) önce de sonra da emir yalnız Allah’ındır. İşte o gün mü’minler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine yardım eder (zafere ulaştırır). O, mutlak galiptir, çok merhametlidir.”<br />
31.Lokman Sûresi, 1-2-3: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. Bunlar, hikmetli Kitab’ın âyetleridir. (Bu âyetler) güzel davrananlara doğru yol gösterici ve rahmet olarak (indirilmiştir).”<br />
32.Secde Sûresi, 1-2: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. İçinde hiç şüphe olmayan (bu) Kitab’ın indirilmesi, âlemlerin Rabbi (tarafı)ndandır.”<br />
36.Yâsîn Sûresi, 1-2-3-4: (يس) “Yâ, Sîn. Hikmet dolu Kur’an’a yemin ederim ki, (Resûlüm!) Hiç şüphesiz sen, gönderilmiş (peygamber)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerindesin.”<br />
38.Sâd Sûresi, 1-2: (ص) “Sâd. O şanlı şerefli (ve öğüt dolu) Kur’an’a andolsun ki, doğrusu o inkâr edenler, bir büyüklenme ve ayrılık (düşmanlık) içindedirler.”<br />
40.Mü’min Sûresi, 1-2-3: (حم) “Hâ, Mîm. Bu Kitab’ın indirilmesi, mutlak galip ve (her şeyi) hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olan, hem de lütuf sahibi olan Allah tarafındandır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır.”<br />
41.Fussilet Sûresi, 1-2-3-4: (حم) “Hâ, Mîm, (Bu Kur’an) Rahmân ve Rahîm (olan Allah) katından indirilmiştir. Bilecek (ve anlayacak kâbiliyetteki) bir toplum için hem müjde verici ve (âkıbet hakkında) uyarıcı hem de Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir Kitab’dır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu (Kur’an’dan) yüz çevirmiştir; onlar (hakikati) işitmezler.”<br />
42.Şûrâ Sûresi, 1-2-3-4-5-6-7: (حم عسق) “Hâ, Mîm. Ayn, Sîn, Kâf. (Resûlüm!) Mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah, sana ve senden öncekilere işte şöyle vahyeder: Göklerde olanların da, yerde olanların da hepsi ancak O’nundur. O, pek yücedir, çok büyüktür. Neredeyse gökler (Allah’ın heybetinden) tâ üstlerinden yarılacak! Melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerdeki (mü’min)ler için mağfiret dilerler. Haberiniz olsun ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. O’ndan başka (birtakım ilâh ve tâğûtları) velîler/dostlar edinenler var ya, Allah onları(n hallerini) gözetlemektedir. (Resûlüm!) Sen, onlar üzerinde bir vekil değilsin (yalnız uyarıcısın). (Resûlüm!) Biz sana işte bu şekilde Arapça bir Kur’an vahyettik ki (bütün) şehirlerin anası (merkezi olan Mekke şehri sakinleri)ni ve etrafında bulunan (dünyadaki insan)ları uyarasın ve (onları) hakkında hiç şüphe olmayan o toplanma günü(nün dehşeti)ne karşı korkutasın. (O gün toplananlardan) bir kısmı cennette, bir kısmı da çılgın alevdedir.”<br />
43.Zuhruf Sûresi, 1-2-3-4: (حم) “Hâ, Mîm. Apaçık (ve gerçeği gösteren) Kitab’a yemin ederim ki! Şüphesiz biz onu, düşünüp akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an yaptık. Şüphesiz o, katımızda bulunan Ana Kitab (Levh-i Mahfûz)’dadır. Çok yücedir, çok hikmetlidir.”<br />
44.Duhan Sûresi, 1-2-3: (حم) “Hâ, Mîm. (Hükümleri) apaçık olan Kitab’a andolsun ki gerçekten biz, onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz (insanları Kur’an’la) uyarıcıyız.”<br />
45.Câsiye Sûresi, 1-2: (حم) “Hâ, Mîm. (Bu) Kitab’ın indirilmesi, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah’tandır.”<br />
46.Ahkâf Sûresi, 1-2: (حم) “Hâ, Mîm. (Bu) Kitab’ın indirilmesi mutlak galip, tek hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.”<br />
50.Kâf Sûresi, 1-2-3: (ق) “Kâf. Çok şerefli Kur’an hakkı için. O kâfirler; kendilerine içlerinden bir uyarıcı (peygamber) geldi diye şaştılar da: “Bu tuhaf bir şeydir! Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, (ihtimalden bile) uzak bir dönüştür.” dediler.”<br />
68.Kalem Sûresi, 1-2: (ن) “Nûn. Kaleme ve (onunla) yazılanlara andolsun. (Resûlüm!) Sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin. Doğrusu senin için elbet kesintisiz (ve minnetsiz) bir mükâfat vardır. Ve şüphesiz sen, pek evrensel/genel geçerli mükemmel bir ahlâk üzerindesin.”<br />
Dipnot :——————————————————————————————————————<br />
(1) Alak sûresi 1. Ayet<br />
(2) Zümer sûresi 9. Ayet<br />
(3) Sûrelerin başlangıcı konusunda Gazâlî’nin (ö. 505/1111) eseri ile birlikte şu<br />
eser de zikredilebilir:<br />
• İbn Ebi’l-Esbağ el-Mısrî (ö. 654/1256), el-Havâtiru’s-Sevânih fî Esrâri’l-<br />
Fevâtih.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Ayetleri Hurufu Mukaata ile Başlayan Sureler</span></span><br />
<br />
Kuran kerim okuyoruz. Ancak kuran-ı kerim hakkında hiç bir bilgimiz var mı? Halbuki kuranın ilk inen ayeti “oku”1 ile başlamaktadır. Yüce olan Allahu teala “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu”2 buyuruyor. Acizane sizlere Kuranı Kerim hakkında ki bilgileri, farklı yazılar ve içeriklerle hizmetine sunacağız. <br />
Bu yazımızda kuran-ı kerimdeki surelerin nasıl başlandığını ve ne manalara geldiğini, hurufu mukattaa harflerini açıklayacağız. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Surelerin Başlangıçları:</span></span><br />
Kur’ân’daki sûrelerin başlangıçlarını Celâleddin es-Suyûtî şu başlıklar<br />
altında toplamıştır (Suyûtî, II,976).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Allah’ı övme ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bu şekilde başlayan sûrelerin tamamı 14 tanedir. <br />
Fâtiha, En’âm, Kehf, Sebe’, Fatır sûrelerinde el-Hamdulillah ile, <br />
Furkân, Mülk sûrelerinde Tebâreke (ulu, yüce, mukaddes, münezzeh) ile, <br />
İsrâ, Hadid, Haşr, Saff, Cumu’a, Teğâbun, A’lâ sûrelerinde Tesbih (zikir) lafızlarıyla başlamaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Nidâ (hitap etme, seslenme, dikkat çekme vb) ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunların sayısı 10 dur. Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e ve Hz. Peygamber Efendimizin ümmetine olmak üzere ikiye ayırıyoruz. <br />
Ahzâb, Talâk, Tahrim, Müzzemmil, Müddessir sûreleri Hz. Peygamber’e;<br />
 Nisâ, Mâide, Hac, Hucurât, Mümtehine sûreleri de Hz.Peygamber’in ümmetine nida ile başlamaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Haber cümlesi ile başlayan sûreler:</span></span><br />
21 sûre bu şekilde başlamaktadır. Enfâl, Tevbe, Nahl, Enbiyâ, Mu’minûn,Nûr, Zümer, Muhammed, Feth, Kamer, Rahmân, Mücâdele, Hakkâ, Meâric, Nuh,Abese, Kadr, Beyyine, Kâria, Tekâsür ve Kevser sûresi. Kevser sûrelerinin başındaki iki veya daha fazla lafzın oluşturduğu terkipler incelendiğinde bu görülmektedir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Yemin (Kasem) ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 17 tanedir: Saffat, Zâriyât, Tûr, Necm, Kıyâme, Mürselât, Nâzi’ât, Burûc, Târık, Fecr,Beled, Şems, Leyl, Duhâ, Tîn, Âdiyât ve Asr sûresi. <br />
Yeminle başlayan sûreleri ve yemin edilen varlıkları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
Saffât sûresinde meleklere, Bürûc ve Târık sûrelerinde felek’e, Necm sûresinde<br />
yıldıza, Kıyame sûresinde kıyamet gününe ve kendini kınayan nefse, Fecr sûresinde<br />
tan yerinin ağarmasına, Şems sûresinde güneşe, Leyl sûresinde geceye, Duhâ<br />
sûresinde kuşluk vaktine, Asr sûresinde asra yahut mutlak manada zamana,<br />
Zariyât ve Mürselât sûrelerinde rüzgârlara, Tûr sûresinde Tur dağına, Tîn<br />
sûresinde incir ve zeytine, Nazi’ât sûresinde insan ve melek topluluğuna, Adiyât<br />
sûresinde atlara yemin edilmiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Şart edatı ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 7 tanedir: Vâkıa, Münâfikûn, Tekvîr, İnfitâr, İnşikâk, Zilzâl ve Nasr sûresi. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Emir ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 6 sûredir: Cin, Alak, Kâfirûn, İhlas, Felak ve Mâûn.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Soru ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 6 tanedir: İnsân, Nebe, Ğaşiye, İnşirah, Fîl ve Mâûn sûresi. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Dilek ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Bunlar 3 tanedir: Mutaffifîn, Hümeze ve Tebbet sûresi. <br />
• <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ta’lîl</span></span> (bir şeyin sebebini açıklama) ile başlayan sûre:<br />
 Kur’ân’da yalnız Kureyş sûresindedir.<br />
(ez-Zerkeşî, I, 213-231)<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">• Hecâ harfleri ile başlayan sûreler:</span></span><br />
Allah bu harflerle yemin ederek söze başlamaktadır. Bu yemin söz konusu<br />
harflerin değerini yükseltmekte ve söze ayrı bir güzellik kazandırmaktadır.<br />
“،الٓمٓ * ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ” “Elif-lâm-mîm zalike’l-kitabu lâ raybe fîh” (Bakara,1) âyeti “Hurûf-ı hecâ’ya yemin olsun ki bu; kendisinde asla şüphe olmayan bir kitaptır.” şeklinde manalandırılabilir.<br />
“نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونْ ” Nûn ve’l-kalemi vemâ yesturûn” (Kalem, 1),<br />
” حٰمٓ وَالْكِتَابِ الْمُبِينْ” “Hâ-mîm ve’l- kitâbi’l-mübîn” (Zuhruf, 1) ayetlerinde olduğu gibi peş peşe iki yemin gelmektedir.3<br />
null<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufu mukattaa ne demektir? </span></span><br />
Kur’ân sûrelerinin bir kısmının başında bulunan bir veya birkaç harften<br />
oluşan harflere, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">el-Hurûfu’l- Mukatta’</span></span>a/kesik kesik harfler, hece veya ayrık harfler,<br />
bazen de sûrelerin başında yer aldıkları için başlatanlar anlamını ifade eden<br />
Fevâtih denir. Kur’ân’da bu gibi harflerle başlayan 29 sûre vardır.<br />
Arap alfabesinin yarısını teşkil eden bu harfler sûrelerin başında bazen tek<br />
bir harf olarak bazen de ikili, üçlü, dörtlü ve beşli terkipler halinde bulunur. Bu<br />
harflerin bulunduğu sûrelerden 27’si Mekkî, 2’si Medenî’dir. <br />
Hurûf-ı mukattaa Arap alfabesindeki on dört harften (ا، ح، ر، س، ص، ط، ع، ق، ك، ل، م، ن، هـ، ى) teşekkül etmiş olup bunların üçü tek, dördü iki, üçü üç, ikisi dört, ikisi de beş harflidir. <br />
Bu harfler Arapça şekliyle yazılır; okurken ismiyle (ألم) elif-lâm-mîm), ( المص) elif-lam-mim-sad, (حم) hâ-mîm, (طسم) tâ-sîn-mîm, (كهیعص) kâf-hâ-yâ-‘ayn-sâd, (یس) yâ-sîn, (طه) tâ-hâ, (المر) elif-lâm-mîm-ra, (ق) kâf, (ن)nun, (ص) sâd, (طس) tâ-sîn, (ألر) elif-lâm-ra, (حم عسق) hâ-Mîm-ayn-sin-gaf  şeklinde okunur.<br />
Hazırlanış şekli; sürenin Kuranda ki  sırası, sûrenin ismi ve ayet numarası şeklinde hazırlanılmıştır. <br />
2.Bakara Sûresi, 1-2: (الم) “Elif, Lâm, Mîm. Bu, (öyle bir) kitaptır ki onda (ve onun İlâhî kelâm olduğunda) hiç şüphe yoktur. O, muttakîlere (Allah’ın emirlerine uygun yaşamak/aykırı davranmaktan sakınmak isteyenlere) doğru yolu gösteren (öğreten)dir.”<br />
3.Âl-i İmran Sûresi, 1-2-3-4: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. Allah ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy ve Kayyûm’dur (daima diri ve yarattıklarını gözetip yönetendir. Her şey, onunla varlığını devam ettirir). (Allah, bu) Kitab’ı sana, hak (ve hakikatin) ta kendisi ile (dolu ve) kendinden evvelkileri(n asıllarını) tasdik edici olarak indirdi. Bundan önce, insanları doğru yola götürmek için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti ve nihayet Furkân’ı (hak ile batılı ayırt eden Kur’an’ı) da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkâr eden/tanımayanlar var ya, onlar için kesinlikle şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak galip ve amansız cezalandırıcı/(mazlumların) intikamını alıcıdır.”<br />
7.A’raf Sûresi, 1-2: (المص) “Elif, Lâm, Mîm, Sâd. (Resûlüm! Bu,) kendisiyle (insanları) uyarman ve inananların da düşünüp öğüt alması (ve irşadlarına vesile olması) için sana indirilen bir kitaptır. Bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı/bir şüphe olmasın.”<br />
10.Yunus Sûresi, 1: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. İşte bu (okuna)nlar hüküm ve hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.”<br />
11.Hûd Sûresi,1-2: (ألر) “Elif. Lâm. Râ. (Bu,) öyle bir Kitab’tır ki âyetleri, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından sağlamlaştırılmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye (her şey onda) açıklanmıştır. (De ki:) “Şüphesiz ben size, O’nun tarafından (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.””<br />
12.Yusuf Sûresi, 1-2: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. Bu (okuna)nlar gerçeği açıklayan apaçık Kitab’ın âyetleridir. Hakikat, biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik (mânasının derinliğine iyice) akıl erdiresiniz diye.”<br />
13.Ra’d Sûresi, 1: (ألمر) “Elif, Lâm, Mîm, Râ. Bu (okuna)nlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen (Kitab) haktır (gerçektir). Fakat insanların çoğu inanmazlar.”<br />
14.İbrahim Sûresi, 1: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. Bu (Kur’an, öyle) bir Kitab’dır ki onu sana; insanları Rablerinin izniyle (her türlü kişisel ve toplumsal) karanlıklardan aydınlığa; eşsiz galip ve övgüye layık olan (Allah’)ın yoluna çıkarman için indirdik.”<br />
15.Hicr Sûresi, 1: (ألر) “Elif, Lâm, Râ. Bu (okuna)nlar, Kitab’ın ve (her şeyi) açıklayan (ve açık olan) Kur’an’ın âyetleridir.”<br />
19.Meryem Sûresi, 1-2: (كهيعص) “Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd. (Bu), Rabbinin kulu Zekeriya’ya rahmetinin anılmasıdır.”<br />
20.Tâhâ Sûresi, 1-2-3: (طه) “Tâ, Hâ. (Resûlüm!) Biz Kur’an’ı sana zahmet çekmen için değil, ancak (Allah’tan) korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.”<br />
26.Şuârâ Sûresi, 1-2: (طسم) “Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar, apaçık (her şeyi açıkça ortaya koyan) Kitab’ın âyetleridir.”<br />
27.Neml Sûresi, 1-2: (طس) “Tâ, Sîn. Bu (okuna)nlar, Kur’an’ın ve (hakikatleri bildiren) apaçık bir Kitab’ın âyetleridir. İnananlara (bir) doğru yol (rehberi) ve müjdedir.”<br />
28.Kasas Sûresi, 1-2: (طسم) “Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar apaçık (her şeyi bildiren) Kitab’ın âyetleridir.”<br />
29.Ankebut Sûresi, 1-2: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar (dünyada Allah’a ibadet ve itaat etmeden, çeşitli çile ve güçlüklerle, bazen de verilen bol mal ve refah ile) imtihan edilmeden (sadece) “inandık” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?”<br />
30.Rûm Sûresi, 1-2-3-4-5: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. Rumlar, (Arabistan’a) en yakın bir yerde (İranlılar’a) yenildi. Ama onlar (bu) yenilmelerinden sonra birkaç (3-9) yıl içinde onları yeneceklerdir. (Bundan) önce de sonra da emir yalnız Allah’ındır. İşte o gün mü’minler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine yardım eder (zafere ulaştırır). O, mutlak galiptir, çok merhametlidir.”<br />
31.Lokman Sûresi, 1-2-3: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. Bunlar, hikmetli Kitab’ın âyetleridir. (Bu âyetler) güzel davrananlara doğru yol gösterici ve rahmet olarak (indirilmiştir).”<br />
32.Secde Sûresi, 1-2: (ألم) “Elif, Lâm, Mîm. İçinde hiç şüphe olmayan (bu) Kitab’ın indirilmesi, âlemlerin Rabbi (tarafı)ndandır.”<br />
36.Yâsîn Sûresi, 1-2-3-4: (يس) “Yâ, Sîn. Hikmet dolu Kur’an’a yemin ederim ki, (Resûlüm!) Hiç şüphesiz sen, gönderilmiş (peygamber)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerindesin.”<br />
38.Sâd Sûresi, 1-2: (ص) “Sâd. O şanlı şerefli (ve öğüt dolu) Kur’an’a andolsun ki, doğrusu o inkâr edenler, bir büyüklenme ve ayrılık (düşmanlık) içindedirler.”<br />
40.Mü’min Sûresi, 1-2-3: (حم) “Hâ, Mîm. Bu Kitab’ın indirilmesi, mutlak galip ve (her şeyi) hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olan, hem de lütuf sahibi olan Allah tarafındandır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır.”<br />
41.Fussilet Sûresi, 1-2-3-4: (حم) “Hâ, Mîm, (Bu Kur’an) Rahmân ve Rahîm (olan Allah) katından indirilmiştir. Bilecek (ve anlayacak kâbiliyetteki) bir toplum için hem müjde verici ve (âkıbet hakkında) uyarıcı hem de Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir Kitab’dır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu (Kur’an’dan) yüz çevirmiştir; onlar (hakikati) işitmezler.”<br />
42.Şûrâ Sûresi, 1-2-3-4-5-6-7: (حم عسق) “Hâ, Mîm. Ayn, Sîn, Kâf. (Resûlüm!) Mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah, sana ve senden öncekilere işte şöyle vahyeder: Göklerde olanların da, yerde olanların da hepsi ancak O’nundur. O, pek yücedir, çok büyüktür. Neredeyse gökler (Allah’ın heybetinden) tâ üstlerinden yarılacak! Melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerdeki (mü’min)ler için mağfiret dilerler. Haberiniz olsun ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. O’ndan başka (birtakım ilâh ve tâğûtları) velîler/dostlar edinenler var ya, Allah onları(n hallerini) gözetlemektedir. (Resûlüm!) Sen, onlar üzerinde bir vekil değilsin (yalnız uyarıcısın). (Resûlüm!) Biz sana işte bu şekilde Arapça bir Kur’an vahyettik ki (bütün) şehirlerin anası (merkezi olan Mekke şehri sakinleri)ni ve etrafında bulunan (dünyadaki insan)ları uyarasın ve (onları) hakkında hiç şüphe olmayan o toplanma günü(nün dehşeti)ne karşı korkutasın. (O gün toplananlardan) bir kısmı cennette, bir kısmı da çılgın alevdedir.”<br />
43.Zuhruf Sûresi, 1-2-3-4: (حم) “Hâ, Mîm. Apaçık (ve gerçeği gösteren) Kitab’a yemin ederim ki! Şüphesiz biz onu, düşünüp akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an yaptık. Şüphesiz o, katımızda bulunan Ana Kitab (Levh-i Mahfûz)’dadır. Çok yücedir, çok hikmetlidir.”<br />
44.Duhan Sûresi, 1-2-3: (حم) “Hâ, Mîm. (Hükümleri) apaçık olan Kitab’a andolsun ki gerçekten biz, onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz (insanları Kur’an’la) uyarıcıyız.”<br />
45.Câsiye Sûresi, 1-2: (حم) “Hâ, Mîm. (Bu) Kitab’ın indirilmesi, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah’tandır.”<br />
46.Ahkâf Sûresi, 1-2: (حم) “Hâ, Mîm. (Bu) Kitab’ın indirilmesi mutlak galip, tek hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.”<br />
50.Kâf Sûresi, 1-2-3: (ق) “Kâf. Çok şerefli Kur’an hakkı için. O kâfirler; kendilerine içlerinden bir uyarıcı (peygamber) geldi diye şaştılar da: “Bu tuhaf bir şeydir! Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, (ihtimalden bile) uzak bir dönüştür.” dediler.”<br />
68.Kalem Sûresi, 1-2: (ن) “Nûn. Kaleme ve (onunla) yazılanlara andolsun. (Resûlüm!) Sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin. Doğrusu senin için elbet kesintisiz (ve minnetsiz) bir mükâfat vardır. Ve şüphesiz sen, pek evrensel/genel geçerli mükemmel bir ahlâk üzerindesin.”<br />
Dipnot :——————————————————————————————————————<br />
(1) Alak sûresi 1. Ayet<br />
(2) Zümer sûresi 9. Ayet<br />
(3) Sûrelerin başlangıcı konusunda Gazâlî’nin (ö. 505/1111) eseri ile birlikte şu<br />
eser de zikredilebilir:<br />
• İbn Ebi’l-Esbağ el-Mısrî (ö. 654/1256), el-Havâtiru’s-Sevânih fî Esrâri’l-<br />
Fevâtih.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Enam Suresi Arapça Okunuşu Arapça blok halinde metin]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17470</link>
			<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 09:12:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17470</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enam Suresi Arapça Okunuşu</span></span><br />
<br />
سورة الأنعام<br />
بسم الله الرحمن الرحيم<br />
<br />
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأَمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ وَإِن يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهِ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ انظُرْ كَيْفَ كَذَبُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا حَتَّى إِذَا جَاؤُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُواْ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ وَلَوْ رُدُّواْ لَعَادُواْ لِمَا نُهُواْ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ وَقَالُواْ إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُواْ عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُواْ بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلَ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ قُلْ أَرَأَيْتَكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ فَلَوْلا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوا أَهَؤُلاء مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ قُل لَّوْ أَنَّ عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ ثُمَّ رُدُّواْ إِلَى اللَّهِ مَوْلاهُمُ الْحَقِّ أَلاَ لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ قُلْ أَنَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَنفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىَ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ وَأَنْ أَقِيمُواْ الصَّلاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلالٍ مُّبِينٍ وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالأَمْنِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلاًّ هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ وَمِن ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِّنَ الصَّالِحِينَ وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاء فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُواْ بِهَا بِكَافِرِينَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُل لاَّ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ وَمَا قَدَرُواْ اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُواْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِّن شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُواْ أَنتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ قُلِ اللَّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلاتِهِمْ يُحَافِظُونَ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ وَهُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ انظُرُواْ إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَاء الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُواْ لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ قَدْ جَاءَكُم بَصَائِرُ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ وَلِيَقُولُواْ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكُواْ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ وَلاَ تَسُبُّواْ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّواْ اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَأَقْسَمُواْ بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءَتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاء رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُواْ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ فَكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ وَمَا لَكُمْ أَلاَّ تَأْكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُواْ يَمْكُرُونَ فَمَن يُرِدِ اللَّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلامِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ لَهُمْ دَارُ السَّلامِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ ذَلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاء كَمَا أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُواْ عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُواْ هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلاَ يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُواْ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ وَقَالُواْ هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لاَّ يَطْعَمُهَا إِلاَّ مَن نَّشَاء بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لاَّ يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاء عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفْتَرُونَ وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاء سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُواْ أَوْلادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُواْ مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاء عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّواْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ وَمِنَ الأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِّنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ نَبِّؤُونِي بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ وَمِنَ الإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاء إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ قُل لاَّ أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلاَّ مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَخْرُصُونَ قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِن شَهِدُواْ فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُم مِّنْ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قُلْ إِنَّ صَلاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلائِفَ الأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enam Suresi Arapça Okunuşu</span></span><br />
<br />
سورة الأنعام<br />
بسم الله الرحمن الرحيم<br />
<br />
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأَمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ وَإِن يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهِ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ انظُرْ كَيْفَ كَذَبُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا حَتَّى إِذَا جَاؤُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُواْ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ وَلَوْ رُدُّواْ لَعَادُواْ لِمَا نُهُواْ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ وَقَالُواْ إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُواْ عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُواْ بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلَ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ قُلْ أَرَأَيْتَكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ فَلَوْلا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوا أَهَؤُلاء مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ قُل لَّوْ أَنَّ عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ ثُمَّ رُدُّواْ إِلَى اللَّهِ مَوْلاهُمُ الْحَقِّ أَلاَ لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ قُلْ أَنَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَنفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىَ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ وَأَنْ أَقِيمُواْ الصَّلاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلالٍ مُّبِينٍ وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالأَمْنِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلاًّ هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ وَمِن ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِّنَ الصَّالِحِينَ وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاء فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُواْ بِهَا بِكَافِرِينَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُل لاَّ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ وَمَا قَدَرُواْ اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُواْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِّن شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُواْ أَنتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ قُلِ اللَّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلاتِهِمْ يُحَافِظُونَ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ وَهُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ انظُرُواْ إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَاء الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُواْ لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ قَدْ جَاءَكُم بَصَائِرُ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ وَلِيَقُولُواْ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكُواْ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ وَلاَ تَسُبُّواْ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّواْ اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَأَقْسَمُواْ بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءَتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاء رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُواْ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ فَكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ وَمَا لَكُمْ أَلاَّ تَأْكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُواْ يَمْكُرُونَ فَمَن يُرِدِ اللَّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلامِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ لَهُمْ دَارُ السَّلامِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ ذَلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاء كَمَا أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُواْ عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُواْ هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلاَ يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُواْ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ وَقَالُواْ هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لاَّ يَطْعَمُهَا إِلاَّ مَن نَّشَاء بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لاَّ يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاء عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفْتَرُونَ وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاء سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُواْ أَوْلادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُواْ مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاء عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّواْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ وَمِنَ الأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِّنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ نَبِّؤُونِي بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ وَمِنَ الإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاء إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ قُل لاَّ أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلاَّ مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَخْرُصُونَ قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِن شَهِدُواْ فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُم مِّنْ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قُلْ إِنَّ صَلاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلائِفَ الأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En`âm Suresi, En`âm Suresinin Arapça ve Türkçe Yazılışı ve Türkçe Anlamı]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17210</link>
			<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 04:33:06 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17210</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm Suresi, En`âm Suresinin Arapça Yazılışı, En`âm Suresinin Türkçe Yazılışı, En`âm Suresinin Türkçe Anlamı</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 1. Ayet</span><br />
<br />
    Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).<br />
    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ ٱلظُّلُمَٰتِ وَٱلنُّورَ ۖ ثُمَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ<br />
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 2. Ayet</span><br />
<br />
    Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterûn(temterûne).<br />
    هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَىٰٓ أَجَلًا ۖ وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُۥ ۖ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ<br />
    O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 3. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sirrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).<br />
    وَهُوَ ٱللَّهُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَفِى ٱلْأَرْضِ ۖ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ<br />
    Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 4. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).<br />
    وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ<br />
    Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 5. Ayet</span><br />
<br />
    Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânûbihî yestehziûn(yestehziûne).<br />
    فَقَدْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ ۖ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ<br />
    Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 6. Ayet</span><br />
<br />
    E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnes semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâre tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).<br />
    أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا ٱلسَّمَآءَ عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا ٱلْأَنْهَٰرَ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ<br />
    Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 7. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlelezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).<br />
    وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَٰبًا فِى قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ<br />
    (Ey Muhammed!) Eğer sana kâğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkâr edenler, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir” diyeceklerdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 8. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).<br />
    وَقَالُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ ۖ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِىَ ٱلْأَمْرُ ثُمَّ لَا يُنظَرُونَ<br />
    Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helâk edilirlerdi.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 9. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).<br />
    وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَٰهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ<br />
    Eğer onu (Peygamberi) bir melek kılsaydık yine onu bir adam (suretinde) yapardık ve onları yine içinde bulundukları karmaşaya düşürmüş olurduk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 10. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).<br />
    وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُوا۟ مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ<br />
    (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 11. Ayet</span><br />
<br />
    Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).<br />
    قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ ٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ<br />
    De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 12. Ayet</span><br />
<br />
    Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    قُل لِّمَن مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ قُل لِّلَّهِ ۚ كَتَبَ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۚ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 13. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).<br />
    ۞ وَلَهُۥ مَا سَكَنَ فِى ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ<br />
    Gece ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 14. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
    قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ ۗ قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ ۖ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    De ki: “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.” De ki: “Bana, (Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma (denildi).”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 15. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).<br />
    قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ<br />
    De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 16. Ayet</span><br />
<br />
    Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahımeh(rahımehu), ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).<br />
    مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۥ ۚ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ<br />
    (O günün azabı) kimden savuşturulursa, gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 17. Ayet</span><br />
<br />
    Ve in yemseskellâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).<br />
    وَإِن يَمْسَسْكَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَ ۖ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ<br />
    Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 18. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvel kâhiru fevka ıbâdih(ıbâdihî), ve huvel hakîmul habîr(habîru).<br />
    وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ<br />
    O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 19. Ayet</span><br />
<br />
    Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh(şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirekum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    قُلْ أَىُّ شَىْءٍ أَكْبَرُ شَهَٰدَةً ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ شَهِيدٌۢ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۚ وَأُوحِىَ إِلَىَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ ۚ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ ٱللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَىٰ ۚ قُل لَّآ أَشْهَدُ ۚ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَإِنَّنِى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
    De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 20. Ayet</span><br />
<br />
    Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمُ ۘ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 21. Ayet</span><br />
<br />
    Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyatihî), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ ۗ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ<br />
    Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 22. Ayet</span><br />
<br />
    Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurekâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).<br />
    وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ أَيْنَ شُرَكَآؤُكُمُ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
    Onları tümüyle (mahşere) toplayıp da Allah’a ortak koşanlara, “Nerede, ilâh olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarınız?” diyeceğimiz günü hatırla.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 23. Ayet</span><br />
<br />
    Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).<br />
    ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ وَٱللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ<br />
    Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 24. Ayet</span><br />
<br />
    Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).<br />
    ٱنظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ ۚ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ<br />
    Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 25. Ayet</span><br />
<br />
    Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).<br />
    وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ ۖ وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوكَ يُجَٰدِلُونَكَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ<br />
    İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 26. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).<br />
    وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُ ۖ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
    Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 27. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).<br />
    وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ فَقَالُوا۟ يَٰلَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ<br />
    Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 28. Ayet</span><br />
<br />
    Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhuve innehum le kâzibûn(kâzibûne).<br />
    بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُوا۟ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ ۖ وَلَوْ رُدُّوا۟ لَعَادُوا۟ لِمَا نُهُوا۟ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ<br />
    Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 29. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû in hiye illâ hayatuned dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).<br />
    وَقَالُوٓا۟ إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ<br />
    Derler ki: “Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 30. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).<br />
    وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَىٰ رَبِّهِمْ ۚ قَالَ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ ۚ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَرَبِّنَا ۚ قَالَ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ<br />
    Rab’lerinin huzurunda durduruldukları vakit (hâllerini) bir görsen! (Allah) diyecek ki: “Nasıl, şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?” Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş” diyecekler. (Allah), “Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 31. Ayet</span><br />
<br />
    Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).<br />
    قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا۟ يَٰحَسْرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَىٰ ظُهُورِهِمْ ۚ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ<br />
    Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 32. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâl hayâtud dunyâ illâ leibun ve lehv(lehvun), ve led dârul âhiretu hayrun lillezîne yettekûn(yettekûne), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).<br />
    وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۖ وَلَلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ<br />
    Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 33. Ayet</span><br />
<br />
    Kad na’lemu, innehu le yahzunukellezî yekûlûne fe innehum lâ yukezzibûneke ve lâkinnez zâlimînebi âyâtillâhi yechadûn(yechadûne).<br />
    قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُۥ لَيَحْزُنُكَ ٱلَّذِى يَقُولُونَ ۖ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَٰكِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ<br />
    Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 34. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekad kuzzibet rusulun min kablike fe saberû alâ mâ kuzzibû ve ûzû hattâ etâhum nasrunâ, ve lâ mubeddile li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), ve lekad câeke min nebeil murselîn(murselîne).<br />
    وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُوا۟ عَلَىٰ مَا كُذِّبُوا۟ وَأُوذُوا۟ حَتَّىٰٓ أَتَىٰهُمْ نَصْرُنَا ۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِ ۚ وَلَقَدْ جَآءَكَ مِن نَّبَإِى۟ ٱلْمُرْسَلِينَ<br />
    Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 35. Ayet</span><br />
<br />
    Ve in kâne kebure aleyke i’râduhum fe inisteta’te en tebtegıye nefekan fîl ardı ev sullemen fîs semâi fe te’tiyehum bi âyeh(âyetin), ve lev şâallâhu le cemeahum alel hudâ fe lâ tekûnenne minel câhilîn(câhilîne).<br />
    وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ ٱسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِىَ نَفَقًا فِى ٱلْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِى ٱلسَّمَآءِ فَتَأْتِيَهُم بِـَٔايَةٍ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى ٱلْهُدَىٰ ۚ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ<br />
    Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 36. Ayet</span><br />
<br />
    İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).<br />
    ۞ إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ ٱلَّذِينَ يَسْمَعُونَ ۘ وَٱلْمَوْتَىٰ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ<br />
    (Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 37. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû lev lâ nuzzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), kul innallâhe kâdirun alâ en yunezzile âyeten ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
    وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ ۚ قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يُنَزِّلَ ءَايَةً وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ<br />
    Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 38. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).<br />
    وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا طَٰٓئِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّآ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم ۚ مَّا فَرَّطْنَا فِى ٱلْكِتَٰبِ مِن شَىْءٍ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ<br />
    Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 39. Ayet</span><br />
<br />
    Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ summun ve bukmun fîz zulumât(zulumâti), men yeşâillâhu yudlilhu, ve men yeşe’ yec’alhu alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).<br />
    وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ ۗ مَن يَشَإِ ٱللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
    Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 40. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e reeytekum in etâkum azâbullâhi ev etetkumus sâatu e gayrallâhi ted’ûn(ted’ûne), in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).<br />
    قُلْ أَرَءَيْتَكُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُ ٱللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ ٱلسَّاعَةُ أَغَيْرَ ٱللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ<br />
    (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 41. Ayet</span><br />
<br />
    Bel iyyâhu ted’ûne fe yekşifu mâ ted’ûne ileyhi in şâe ve tensevne mâ tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِن شَآءَ وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ<br />
    Hayır! (Bu durumda) yalnız O’na dua edersiniz, O da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an Allah’a ortak koştuklarınızı unutursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 42. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fe ehaznâhum bil be’sâi ved darrâi leallehum yetedarraûn(yetedarraûne).<br />
    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰٓ أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَٰهُم بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ<br />
    Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 43. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lev lâ iz câehum be’sunâ tedarraû ve lâkin kaset kulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    فَلَوْلَآ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا۟ وَلَٰكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 44. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ nesû mâ zukkirû bihî fetahnâ aleyhim ebvâbe kulli şey’(şey’in), hattâ izâ ferihû bimâ ûtû ehaznâhum bagteten fe izâhum mublisûn(mublisûne).<br />
    فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَٰبَ كُلِّ شَىْءٍ حَتَّىٰٓ إِذَا فَرِحُوا۟ بِمَآ أُوتُوٓا۟ أَخَذْنَٰهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ<br />
    Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 45. Ayet</span><br />
<br />
    Fe kutia dâbirul kavmillezîne zalemû, vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
    فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ۚ وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 46. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e reeytum in ehazallâhu sem’akum ve ebsârekum ve hateme alâ kulûbikum men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bih(bihî), unzur keyfe nusarriful âyâti summe hum yasdifûn (yasdifûne).<br />
    قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ ٱللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَٰرَكُمْ وَخَتَمَ عَلَىٰ قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ<br />
    De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 47. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e reeytekum in etâkum azâbullâhi bagteten ev cehreten hel yuhleku illel kavmuz zâlimûn(zâlimûne).<br />
    قُلْ أَرَءَيْتَكُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُ ٱللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلظَّٰلِمُونَ<br />
    De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 48. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).<br />
    وَمَا نُرْسِلُ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ ۖ فَمَنْ ءَامَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ<br />
    Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 49. Ayet</span><br />
<br />
    Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ yemessuhumul azâbu bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).<br />
    وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَمَسُّهُمُ ٱلْعَذَابُ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ<br />
    Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 50. Ayet</span><br />
<br />
    Kul lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu lekum innî melek(melekun), in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy(ileyye), kul hel yestevîl a’mâ vel basîr(basîru),e fe lâ tetefekkerûn(tetefekkerûne).<br />
    قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمْ عِندِى خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمْ إِنِّى مَلَكٌ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ ۚ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ ۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ<br />
    De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 51. Ayet</span><br />
<br />
    Ve enzir bihillezîne yehâfûne en yuhşerû ilâ rabbihimleyse lehum min dûnihî veliyyun ve lâ şefîun leallehum yettekûn(yettekûne).<br />
    وَأَنذِرْ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ ۙ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
    Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 52. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vecheh(vechehu), mâ aleyke min hısâbihim min şey’in ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fe tatrudehum fe tekûne minez zâlimîn(zâlimîne).<br />
    وَلَا تَطْرُدِ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ ۖ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَىْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 53. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike fetennâ ba’dahum bi ba’din li yekûlû e hâulâi mennallâhu aleyhim min beyninâ, e leysallâhu bi a’leme biş şâkirîn(şâkirîne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنۢ بَيْنِنَآ ۗ أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَعْلَمَ بِٱلشَّٰكِرِينَ<br />
    Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 54. Ayet</span><br />
<br />
    Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu gafûrun rahîm(rahîmun).<br />
    وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلْ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ ۖ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ ۖ أَنَّهُۥ مَنْ عَمِلَ مِنكُمْ سُوٓءًۢا بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
    Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 55. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nufassılul âyâti ve li testebîne sebîlul mucrimîn(mucrimîne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ ٱلْمُجْرِمِينَ<br />
    Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 56. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innî nuhîtu en a’budellezîne ted’ûne min dûnillâh(dûnillâhi), kul lâ ettebiu ehvâekum kad dalaltu izen ve mâ ene minel muhtedîn(muhtedîne).<br />
    قُلْ إِنِّى نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۚ قُل لَّآ أَتَّبِعُ أَهْوَآءَكُمْ ۙ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُهْتَدِينَ<br />
    De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 57. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innî alâ beyyinetin min rabbî, ve kezzebtum bih(bihî), mâ indî mâ testa’cilûne bih(bihî), inil hukmu illâ lillâh(lillâhi), yakussul hakka ve huve hayrul fâsılîn(fâsılîne).<br />
    قُلْ إِنِّى عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَكَذَّبْتُم بِهِۦ ۚ مَا عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦٓ ۚ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ يَقُصُّ ٱلْحَقَّ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْفَٰصِلِينَ<br />
    De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 58. Ayet</span><br />
<br />
    Kul lev enne indî mâ testa’cilûne bihî le kudıyel emru beynî ve beynekum, vallâhu a’lemu biz zâlimîn(zâlimîne).<br />
    قُل لَّوْ أَنَّ عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦ لَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 59. Ayet</span><br />
<br />
    Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fîl berri vel bahr(bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).<br />
    ۞ وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَآ إِلَّا هُوَ ۚ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۚ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ<br />
    Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 60. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî yeteveffâkum bil leyli ve ya’lemu mâ cerahtum bin nehâri summe yeb’asukum fîhi li yukdâ ecelun musemmâ(musemmen), summe ileyhi merci’ukum summe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى يَتَوَفَّىٰكُم بِٱلَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِٱلنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَىٰٓ أَجَلٌ مُّسَمًّى ۖ ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ<br />
    O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 61. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn(yuferritûne).<br />
    وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ<br />
    O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 62. Ayet</span><br />
<br />
    Summe ruddû ilâllâhi mevlâhumul hakk(hakkı), e lâ lehul hukmu ve huve esraul hâsibîn(hâsibîne).<br />
    ثُمَّ رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ مَوْلَىٰهُمُ ٱلْحَقِّ ۚ أَلَا لَهُ ٱلْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ ٱلْحَٰسِبِينَ<br />
    Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 63. Ayet</span><br />
<br />
    Kul men yuneccîkum min zulumâtil berri vel bahri ted’ûnehu tedarruan ve hufyeh(hufyeten), le in encânâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn(şâkirîne).<br />
    قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ تَدْعُونَهُۥ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَىٰنَا مِنْ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ<br />
    De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 64. Ayet</span><br />
<br />
    Kulillâhu yuneccîkum minhâ ve min kulli kerbin summe entum tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    قُلِ ٱللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ<br />
    De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 65. Ayet</span><br />
<br />
    Kul huvel kâdiru alâ en yeb’ase aleykum azâben min fevkıkum ev min tahti erculikum ev yelbisekum şiyean ve yuzîka ba’dakum be’se ba’d(ba’dın), unzur keyfe nusarrıful âyâti leallehum yefkahûn(yefkahûne).<br />
    قُلْ هُوَ ٱلْقَادِرُ عَلَىٰٓ أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ<br />
    De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 66. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezzebe bihî kavmuke ve huvel hakk(hakku),kul lestu aleykum bi vekîl(vekîlin).<br />
    وَكَذَّبَ بِهِۦ قَوْمُكَ وَهُوَ ٱلْحَقُّ ۚ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ<br />
    O (Kur’an) hak olduğu hâlde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil (sizden sorumlu) değilim.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 67. Ayet</span><br />
<br />
    Likulli nebein mustekar(mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).<br />
    لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ ۚ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ<br />
    Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 68. Ayet</span><br />
<br />
    Ve izâ reeytellezîne yahûdûne fî âyâtinâ fe a’rıd anhum hattâ yahûdû fî hadîsin gayrih(gayrihî), ve immâ yunsiyennekeş şeytânu fe lâ tak’ud ba’dez zikrâ meal kavmiz zâlimîn(zâlimîne).<br />
    وَإِذَا رَأَيْتَ ٱلَّذِينَ يَخُوضُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦ ۚ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ ٱلشَّيْطَٰنُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ ٱلذِّكْرَىٰ مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 69. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ alellezîne yettekûne min hısâbihim min şey’in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn(yettekûne).<br />
    وَمَا عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍ وَلَٰكِن ذِكْرَىٰ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
    Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Fakat üzerlerine düşen bir hatırlatmadır. Belki sakınırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 70. Ayet</span><br />
<br />
    Ve zerillezînettehazû dînehum leiben ve lehven ve garrethumul hayâtud dunyâ ve zekkir bihî en tubsele nefsun bimâ kesebet, leyse lehâ min dûnillâhi veliyyun ve lâ şefî’(şefîun), ve in ta’dil kulle adlin lâ yu’haz minhâ, ulâikellezîne ubsilû bimâ kesebû, lehum şarâbun min hamîmin ve azâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn(yekfurûne).<br />
    وَذَرِ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ وَذَكِّرْ بِهِۦٓ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌۢ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَّا يُؤْخَذْ مِنْهَآ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أُبْسِلُوا۟ بِمَا كَسَبُوا۟ ۖ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ<br />
    Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 71. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilel hude’tinâ, kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
    قُلْ أَنَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَىٰٓ أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ كَٱلَّذِى ٱسْتَهْوَتْهُ ٱلشَّيَٰطِينُ فِى ٱلْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُۥٓ أَصْحَٰبٌ يَدْعُونَهُۥٓ إِلَى ٱلْهُدَى ٱئْتِنَا ۗ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ ۖ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 72. Ayet</span><br />
<br />
    Ve en ekîmûs salâte vettekûh(vettekûhu), ve huvellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).<br />
    وَأَنْ أَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّقُوهُ ۚ وَهُوَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ<br />
    Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 73. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), ve yevme yekûlu kun fe yekûn(yekûnu), kavluhul hakk(hakku), ve lehul mulku yevme yunfehu fîs sûr(sûri), âlimul gaybi veş şehâdeh(şehâdeti), ve huvel hakîmul habîr(habîru).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۖ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ ۚ قَوْلُهُ ٱلْحَقُّ ۚ وَلَهُ ٱلْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ<br />
    O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. Allah’ın “ol” deyip de her şeyin oluvereceği günü hatırla. O’nun sözü gerçektir. Sûr’a üflendiği gün de mülk (hükümranlık) O’nundur. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 74. Ayet</span><br />
<br />
    Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi âzere, e tettehizu esnâmen âliheh(âliheten), innî erâke ve kavmeke fî dalâlin mubîn(mubînin).<br />
    ۞ وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً ۖ إِنِّىٓ أَرَىٰكَ وَقَوْمَكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ<br />
    Hani İbrahim, babası Âzer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 75. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûtes semâvâti vel ardı ve li yekûne minel mûkınîn(mûkınîne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُرِىٓ إِبْرَٰهِيمَ مَلَكُوتَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ ٱلْمُوقِنِينَ<br />
    İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 76. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ cenne aleyhil leylu reâ kevkebâ(kevkeben), kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle lâ uhıbbul âfilîn(âfilîne).<br />
    فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ ٱلَّيْلُ رَءَا كَوْكَبًا ۖ قَالَ هَٰذَا رَبِّى ۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَآ أُحِبُّ ٱلْءَافِلِينَ<br />
    Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 77. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ reel kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne).<br />
    فَلَمَّا رَءَا ٱلْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَٰذَا رَبِّى ۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِى رَبِّى لَأَكُونَنَّ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلضَّآلِّينَ<br />
    Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 78. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ reeş şemse bâzigaten kâle hâzâ rabbî,hâzâ ekber(ekberu), fe lemmâ efelet kâle yâ kavmî innî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    فَلَمَّا رَءَا ٱلشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَٰذَا رَبِّى هَٰذَآ أَكْبَرُ ۖ فَلَمَّآ أَفَلَتْ قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
    Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 79. Ayet</span><br />
<br />
    İnnî veccehtu vechiye lillezî fatares semâvâti vel arda hanîfen ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
    إِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ حَنِيفًا ۖ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 80. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâccehu kavmuh(kavmuhu), kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedân(hedâni), ve lâ ehâfu mâ tuşrıkûne bihî illâ en yeşâe rabbî şey’â(şeyen), vesia rabbî kulle şey’in ilmâ(ilmen), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).<br />
    وَحَآجَّهُۥ قَوْمُهُۥ ۚ قَالَ أَتُحَٰٓجُّوٓنِّى فِى ٱللَّهِ وَقَدْ هَدَىٰنِ ۚ وَلَآ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَشَآءَ رَبِّى شَيْـًٔا ۗ وَسِعَ رَبِّى كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا ۗ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ<br />
    Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 81. Ayet</span><br />
<br />
    Ve keyfe ehâfu mâ eşrektum ve lâ tehâfûne ennekum eşrektum billâhi mâ lem yunezzıl bihî aleykum sultânâ(sultânen), fe eyyul ferîkayni ehakku bil emn(emni), in kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
    وَكَيْفَ أَخَافُ مَآ أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًا ۚ فَأَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِٱلْأَمْنِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ<br />
    “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 82. Ayet</span><br />
<br />
    Ellezîne âmenû ve lem yelbisû îmanehumbi zulmin ulâike lehumul emnu ve hum muhtedûn(muhtedûne).<br />
    ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَمْ يَلْبِسُوٓا۟ إِيمَٰنَهُم بِظُلْمٍ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلْأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ<br />
    İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 83. Ayet</span><br />
<br />
    Ve tilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme alâ kavmih(kavmihî), nerfeu derecâtin men neşâ’(neşâu), inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).<br />
    وَتِلْكَ حُجَّتُنَآ ءَاتَيْنَٰهَآ إِبْرَٰهِيمَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍ مَّن نَّشَآءُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
    İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 84. Ayet</span><br />
<br />
    Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe), kullen hedeynâ ve nûhâ(nûhan) hedeynâ min kablu ve min zurriyyetihî dâvude ve suleymâne ve eyyûbe ve yûsufe ve mûsâ ve hârûn(hârûne) ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).<br />
    وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ ۚ كُلًّا هَدَيْنَا ۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ ۖ وَمِن ذُرِّيَّتِهِۦ دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ<br />
    Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 85. Ayet</span><br />
<br />
    Ve zekeriyyâ ve yahyâ ve îsâ ve ilyâs(ilyâse), kullun mines sâlihîn(sâlihîne).<br />
    وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَىٰ وَعِيسَىٰ وَإِلْيَاسَ ۖ كُلٌّ مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ<br />
    Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 86. Ayet</span><br />
<br />
    Ve ismâîle velyesea ve yûnuse ve lûtâ(lûtan), ve kullen faddalnâ alel âlemîn(âlemîne).<br />
    وَإِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا ۚ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 87. Ayet</span><br />
<br />
    Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).<br />
    وَمِنْ ءَابَآئِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ وَإِخْوَٰنِهِمْ ۖ وَٱجْتَبَيْنَٰهُمْ وَهَدَيْنَٰهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
    Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 88. Ayet</span><br />
<br />
    Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهْدِى بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۚ وَلَوْ أَشْرَكُوا۟ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 89. Ayet</span><br />
<br />
    Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh(nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn(kâfirîne).<br />
    أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ۚ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَٰٓؤُلَآءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُوا۟ بِهَا بِكَٰفِرِينَ<br />
    Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 90. Ayet</span><br />
<br />
    Ulâikellezîne hedallâhu, fe bi hudâyuhumuktedih, kul lâ es’elukum aleyhi ecrâ(ecren), in huve illâ zikrâ lil âlemîn(âlemîne).<br />
    أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۖ فَبِهُدَىٰهُمُ ٱقْتَدِهْ ۗ قُل لَّآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا ۖ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْعَٰلَمِينَ<br />
    İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 91. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî iz kâlû mâ enzelallâhualâ beşerin min şey(şey’in), kul men enzelel kitâbellezî câe bihî mûsâ nûren ve huden lin nâsi tec’alûnehu karâtîse tubdûnehâ ve tuhfûne kesîrâ(kesîran), ve ullimtum mâ lem ta’lemû entum ve lâ âbâukum, kulillâhu summe zerhum fî havdıhim yel’abûn(yel’abûne).<br />
    وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِذْ قَالُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٍ مِّن شَىْءٍ ۗ قُلْ مَنْ أَنزَلَ ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِى جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ ۖ تَجْعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا ۖ وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنتُمْ وَلَآ ءَابَآؤُكُمْ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ<br />
    Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 92. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun musaddıkullezî beyne yedeyhi ve li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ, vellezîne yu’minûne bil âhireti yu’minûne bihî ve hum alâ salâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne).<br />
    وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا ۚ وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَهُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
    İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 93. Ayet</span><br />
<br />
    Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kâle ûhıye ileyye ve lem yûha ileyhi şey’un ve men kâle seunzilu misle mâ enzelallâh(enzelallâhu), ve lev terâ iziz zâlimûne fî gamerâtil mevti vel melâiketu bâsitû eydîhim, ahricû enfusekum, el yevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum tekûlûne alâllâhi gayrel hakkı ve kuntum an âyâtihi testekbirûn(testekbirûne).<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِىَ إِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَىْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ ۗ وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِى غَمَرَٰتِ ٱلْمَوْتِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا۟ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوٓا۟ أَنفُسَكُمُ ۖ ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ ٱلْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ ءَايَٰتِهِۦ تَسْتَكْبِرُونَ<br />
    Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 94. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekad ci’timûnâ furâdâ kemâ halaknâkum evvele merretin ve terektum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum, ve mâ nerâ meakum şufeâekumullezîne zeamtum ennehum fîkum şurekâ’(şurekâû), lekad tekattaa beynekum ve dalle ankum mâ kuntum tez’umûn(tez’umûne).<br />
    وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَٰكُمْ وَرَآءَ ظُهُورِكُمْ ۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمْ شُفَعَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَٰٓؤُا۟ ۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
    Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 95. Ayet</span><br />
<br />
    İnnallâhe fâlikul habbi ven nevâ, yuhrıcul hayye minel meyyiti ve muhricul meyyiti minel hayy(hayyi), zâlikumullâhu fe ennâ tu’fekun(tu’fekune).<br />
    ۞ إِنَّ ٱللَّهَ فَالِقُ ٱلْحَبِّ وَٱلنَّوَىٰ ۖ يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ ٱلْمَيِّتِ مِنَ ٱلْحَىِّ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ<br />
    Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 96. Ayet</span><br />
<br />
    Fâlikul ısbâh(ısbâhı), ve cealel leyle sekenen veş şemse vel kamere husbânâ(husbânen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).<br />
    فَالِقُ ٱلْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ ٱلَّيْلَ سَكَنًا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ حُسْبَانًا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ<br />
    O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 97. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî ceale lekumun nucûme li tehtedû bihâ fî zulumâtil berri vel bahr(bahri), kad fassalnal âyâti li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلنُّجُومَ لِتَهْتَدُوا۟ بِهَا فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
    O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 98. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî enşeekum min nefsin vâhıdetin fe mustekarrun ve mustevda’(mustevdaun), kad fassalnal âyâti li kavmin yefkahûn(yefkahûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ<br />
    O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 99. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî enzele mines semâi mâ’(mâen), fe ahrecnâ bihî nebate kulli şey’in fe ahrecnâ minhu hadıran nuhricu minhu habben muterâkibâ(muterâkiben), ve minen nahli min tal’ıhâ kınvânun dâniyetun ve cennâtin min a’nâbin vez zeytûne ver rummâne muştebihen ve gayre muteşâbih(muteşâbihin), unzurû ilâ semerihî izâ esmere ve yen’ıh(yen’ıhî), inne fî zâlikum le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ نَبَاتَ كُلِّ شَىْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ ٱلنَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّٰتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍ ۗ ٱنظُرُوٓا۟ إِلَىٰ ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَيَنْعِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكُمْ لَءَايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ<br />
    O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 100. Ayet</span><br />
<br />
    Ve cealû lillâhi şurekâel cinne ve halakahum ve harakû lehu benîne ve benâtin bi gayri ilm(ilmin), subhânehu ve teâlâ ammâ yasifûn(yasifûne).<br />
    وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ ٱلْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ ۖ وَخَرَقُوا۟ لَهُۥ بَنِينَ وَبَنَٰتٍۭ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَصِفُونَ<br />
    Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 101. Ayet</span><br />
<br />
    Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ennâ yekûnu lehu veledun ve lem tekun lehu sâhıbeh(sâhıbetun), ve halaka kulle şey’(şeyin), ve huve bikulli şey’in alîm(alîmun).<br />
    بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُۥ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُۥ صَٰحِبَةٌ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ<br />
    O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 102. Ayet</span><br />
<br />
    Zâlikumullâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ huve, hâliku kulli şey’in fa’budûh(fa’budûhu),ve huve alâ kulli şey’in vekîl(vekîlun).<br />
    ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ فَٱعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ<br />
    İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 103. Ayet</span><br />
<br />
    Lâ tudrikuhul ebsâru ve huve yudrikul ebsâr(ebsâru) ve huvel lâtîful habîr(habîru).<br />
    لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ ۖ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ<br />
    Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 104. Ayet</span><br />
<br />
    Kad câekum basâiru min rabbikum fe men ebsara fe li nefsih(nefsihi) ve men amiye fe aleyhâ, ve mâ ene aleykum bi hafîz(hafîzin).<br />
    قَدْ جَآءَكُم بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا ۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ<br />
    Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 105. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nusarriful âyâti ve li yekûlû dereste ve li nubeyyinehu li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ وَلِيَقُولُوا۟ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُۥ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
    Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 106. Ayet</span><br />
<br />
    İttebi’ mâ uhıye ileyke min rabbik(rabbike), lâ ilâhe illâ huve, ve a’rıd anil muşrikîn(muşrikîne).<br />
    ٱتَّبِعْ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 107. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev şâallâhu mâ eşrekû, ve mâ cealnâke aleyhim hafîzâ(hafîzan), ve mâ ente aleyhim bi vekîl(vekîlin).<br />
    وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكُوا۟ ۗ وَمَا جَعَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ<br />
    Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 108. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ tesubbûllezîne yed’ûne min dûnillâhi fe yesubbûllâhe adven bi gayri ilm(ilmin), kezâlike zeyyennâ li kulli ummetin amelehum summe ilâ rabbihim merciuhum fe yunebbiuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    وَلَا تَسُبُّوا۟ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَسُبُّوا۟ ٱللَّهَ عَدْوًۢا بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ كَذَٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 109. Ayet</span><br />
<br />
    Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in câethum âyetun le yu’minunne bih(bihâ), kul innemel ayâtu indallâhi ve mâ yuş’irukum ennehâ izâ câet lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِن جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا ۚ قُلْ إِنَّمَا ٱلْءَايَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ ۖ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَآ إِذَا جَآءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 110. Ayet</span><br />
<br />
    Ve nukallibu ef’idetehum ve ebsârehum kemâ lem yu’minû bihî evvele merretin ve nezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).<br />
    وَنُقَلِّبُ أَفْـِٔدَتَهُمْ وَأَبْصَٰرَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ<br />
    Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 111. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev ennenâ nezzelnâ ileyhimul melâikete ve kellemehumulmevtâ ve haşernâ aleyhim kulle şey’in kubulen mâ kânû li yu’minû illâ en yeşâallâhu ve lâkinne ekserehum yechelûn(yechelûne).<br />
    ۞ وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ ٱلْمَوْتَىٰ وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَىْءٍ قُبُلًا مَّا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ<br />
    Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 112. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike cealnâ li kulli nebiyyin aduvven şeyâtînel insi vel cinni, yûhî ba’duhum ilâ ba’dın zuhrufel kavli gurûrâ(gurûran), ve lev şâe rabbuke mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn(yefterûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَٰطِينَ ٱلْإِنسِ وَٱلْجِنِّ يُوحِى بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ زُخْرُفَ ٱلْقَوْلِ غُرُورًا ۚ وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
    İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 113. Ayet</span><br />
<br />
    Ve li tesgâ ileyhi ef’idetullezîne lâ yu’minûne bil âhıreti ve li yerdavhu ve li yakterifû mâ hum mukterifûn(mukterifûne).<br />
    وَلِتَصْغَىٰٓ إِلَيْهِ أَفْـِٔدَةُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا۟ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ<br />
    Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 114. Ayet</span><br />
<br />
    E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassala(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya’lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).<br />
    أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْتَغِى حَكَمًا وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ إِلَيْكُمُ ٱلْكِتَٰبَ مُفَصَّلًا ۚ وَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُۥ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِٱلْحَقِّ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ<br />
    “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 115. Ayet</span><br />
<br />
    Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adla(adlen), lâ mubeddile li kelimâtih(kelimâtihî), ve huves semîul alîm(alîmu).<br />
    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا ۚ لَّا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ<br />
    Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 116. Ayet</span><br />
<br />
    Ve in tutı’ eksere men fîl ardı yudıllûke an sebîlillâh(sebîlillâhi), in yettebiûne illez zanne ve in hum illâ yahrusûn(yahrusûne).<br />
    وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ<br />
    Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 117. Ayet</span><br />
<br />
    İnne rabbeke huve a’lemu men yadıllu an sebîlih(sebîlihi), ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).<br />
    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِۦ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ<br />
    Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 118. Ayet</span><br />
<br />
    Fe kulû mimmâ zukiresmullâhi aleyhi in kuntum bi âyâtihî mu’minîn(mu’minîne).<br />
    فَكُلُوا۟ مِمَّا ذُكِرَ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُم بِـَٔايَٰتِهِۦ مُؤْمِنِينَ<br />
    Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 119. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ lekum ellâ te’kulû mimmâ zukiresmullâhi aleyhi ve kad fassale lekum mâ harreme aleykum illâ madturirtum ileyh(ileyhi), ve inne kesîren le yudıllûne bi ehvâihim bi gayri ilm(ilmin), inne rabbeke huve a’lemu bil mu’tedîn(mu’tedîne).<br />
    وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا۟ مِمَّا ذُكِرَ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا ٱضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَآئِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُعْتَدِينَ<br />
    Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 120. Ayet</span><br />
<br />
    Ve zerû zâhirel ismi ve bâtıneh(bâtınehu), innellezîne yeksibûnel isme seyuczevne bimâ kânû yakterifûn(yakterifûne).<br />
    وَذَرُوا۟ ظَٰهِرَ ٱلْإِثْمِ وَبَاطِنَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْسِبُونَ ٱلْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا۟ يَقْتَرِفُونَ<br />
    Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 121. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk(fıskun), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn(muşrikûne).<br />
    وَلَا تَأْكُلُوا۟ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُۥ لَفِسْقٌ ۗ وَإِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ لَيُوحُونَ إِلَىٰٓ أَوْلِيَآئِهِمْ لِيُجَٰدِلُوكُمْ ۖ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ<br />
    Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 122. Ayet</span><br />
<br />
    E ve men kâne meyten fe ahyeynâhu ve cealnâ lehu nûren yemşî bihî fîn nâsi ke men meseluhu fîz zulumâti leyse bi hâricin minhâ, kezâlike zuyyine lil kâfirîne mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    أَوَمَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَٰهُ وَجَعَلْنَا لَهُۥ نُورًا يَمْشِى بِهِۦ فِى ٱلنَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُۥ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا ۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَٰفِرِينَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 123. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike cealnâ fî kulli karyetin ekâbire mucrimîhâ li yemkurû fîhâ, ve mâ yemkurûne illâ bi enfusihim ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَٰبِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا۟ فِيهَا ۖ وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
    İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 124. Ayet</span><br />
<br />
    Ve izâ câethum âyetun kâlû len nu’mine hattâ nu’tâ misle mâ ûtiye rusulullâh(rusulullâhi), allâhu a’lemu haysu yec’alu risâleteh(risâletehu), seyusîbullezîne ecremû sagârun indallâhi ve azâbun şedîdun bimâ kânû yemkurûn(yemkurûne).<br />
    وَإِذَا جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌ قَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّىٰ نُؤْتَىٰ مِثْلَ مَآ أُوتِىَ رُسُلُ ٱللَّهِ ۘ ٱللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۥ ۗ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ صَغَارٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَمْكُرُونَ<br />
    Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 125. Ayet</span><br />
<br />
    Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    فَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يَهْدِيَهُۥ يَشْرَحْ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَٰمِ ۖ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُۥ يَجْعَلْ صَدْرَهُۥ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى ٱلسَّمَآءِ ۚ كَذَٰلِكَ يَجْعَلُ ٱللَّهُ ٱلرِّجْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 126. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîm(mustekîmen), kad fassalnâl âyâti li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).<br />
    وَهَٰذَا صِرَٰطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ<br />
    Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 127. Ayet</span><br />
<br />
    Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    ۞ لَهُمْ دَارُ ٱلسَّلَٰمِ عِندَ رَبِّهِمْ ۖ وَهُوَ وَلِيُّهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 128. Ayet</span><br />
<br />
    Ve yevme yahşuruhum cemîa(cemîan), yâ ma’şerel cinni kadisteksertum minel ins(insi) ve kâle evliyauhum minel insi rabbenestemtea ba’dunâ biba’dın ve belagnâ ecelenellezî eccelte lenâ, kâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâhu, inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).<br />
    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ قَدِ ٱسْتَكْثَرْتُم مِّنَ ٱلْإِنسِ ۖ وَقَالَ أَوْلِيَآؤُهُم مِّنَ ٱلْإِنسِ رَبَّنَا ٱسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَآ أَجَلَنَا ٱلَّذِىٓ أَجَّلْتَ لَنَا ۚ قَالَ ٱلنَّارُ مَثْوَىٰكُمْ خَٰلِدِينَ فِيهَآ إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
    Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 129. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nuvellî ba’daz zâlimîne ba’dan bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّى بَعْضَ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ<br />
    İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 130. Ayet</span><br />
<br />
    Yâ ma’şerel cinni vel insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve garrethumul hayâtud dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn(kâfirîne).<br />
    يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا ۚ قَالُوا۟ شَهِدْنَا عَلَىٰٓ أَنفُسِنَا ۖ وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ<br />
    (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 131. Ayet</span><br />
<br />
    Zâlike en lem yekun rabbuke muhlikel kurâ bi zulmin ve ehluhâ gâfilûn(gâfilûne).<br />
    ذَٰلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَٰفِلُونَ<br />
    Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 132. Ayet</span><br />
<br />
    Ve li kullin derecâtun mimmâ amilû, ve mâ rabbukebi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).<br />
    وَلِكُلٍّ دَرَجَٰتٌ مِّمَّا عَمِلُوا۟ ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ<br />
    Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 133. Ayet</span><br />
<br />
    Ve rabbukel ganiyyu zur rahmeh(rahmeti), in yeşe’ yuzhibkum ve yestahlif min ba’dikum mâ yeşâu kemâ enşeekum min zurriyyeti kavmin âharîn(âharîne).<br />
    وَرَبُّكَ ٱلْغَنِىُّ ذُو ٱلرَّحْمَةِ ۚ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنۢ بَعْدِكُم مَّا يَشَآءُ كَمَآ أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ ءَاخَرِينَ<br />
    Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse sizi giderir (yok eder) ve sizden sonra da yerinize dilediğini getirir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 134. Ayet</span><br />
<br />
    İnne mâ tûadûne le âtin ve mâ entum bi mu’cizîn(mu’cizîne).<br />
    إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَءَاتٍ ۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ<br />
    Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 135. Ayet</span><br />
<br />
    Kul yâ kavmi’melû alâ mâ kânetikum innî âmil(âmilun), fe sevfe ta’lemûne men tekûnu lehu âkıbetud dâr(dâri), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).<br />
    قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَامِلٌ ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِ ۗ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ<br />
    De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 136. Ayet</span><br />
<br />
    Ve cealû lillâhi mimmâ zeree minel harsi vel en’âmi nasîbenfe kâlû hâzâ lillâhi bi za’mihim ve hâzâ li şurekâinâ, fe mâ kâne li şurekâihim fe lâ yasılu ilâllahi ve mâ kâne lillâhi fe huve yasilu ilâ şurekâihim, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).<br />
    وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلْحَرْثِ وَٱلْأَنْعَٰمِ نَصِيبًا فَقَالُوا۟ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَا ۖ فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَىٰ شُرَكَآئِهِمْ ۗ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ<br />
    Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, “Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 137. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike zeyyene li kesîrin minel muşrikîne katle evlâdihim şurekâuhum li yurdûhum ve li yelbisû aleyhim dînehum, ve lev şâellâhu mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn(yefterûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَٰدِهِمْ شُرَكَآؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا۟ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ ۖ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
    Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 138. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû hâzihi en’âmun ve harsun hicrun lâ yat’amuhâ illâ men neşâu bi za’mihim ve en’âmun hurrimet zuhûruhâ ve en’âmun lâ yezkurûnesmallâhi aleyhaftirâen aleyh(aleyhi) se yeczîhim bimâ kânû yefterûn(yefterûne).<br />
    وَقَالُوا۟ هَٰذِهِۦٓ أَنْعَٰمٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لَّا يَطْعَمُهَآ إِلَّا مَن نَّشَآءُ بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَٰمٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَٰمٌ لَّا يَذْكُرُونَ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهَا ٱفْتِرَآءً عَلَيْهِ ۚ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ<br />
    Bir de (asılsız iddialarda bulunarak) dediler ki: “Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. (Şunlar da) sırtları (binilmesi ve yük yüklemesi) haram edilmiş hayvanlardır.” Bir kısım hayvanları da keserken üzerlerine Allah’ın adını anmazlar. (Bütün bunları) Allah’a iftira ederek yaparlar. Bu iftiraları sebebiyle Allah onları cezalandıracaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 139. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû mâ fî butûni hazihil en’âmi hâlisatun li zukûrinâ ve muharremun alâ ezvâcinâ, ve in yekun meyteten fe hum fîhi şurekâu, se yeczîhim vasfehum, innehu hakîmun alîm(alîmun).<br />
    وَقَالُوا۟ مَا فِى بُطُونِ هَٰذِهِ ٱلْأَنْعَٰمِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِنَا ۖ وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَآءُ ۚ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
    Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 140. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kad hasirellezîne katelû evlâdehum sefehan bi gayri ilmin ve harremû mâ rezekahumullâhuftirâen alâllâh(alâllâhi), kad dallû ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).<br />
    قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ قَتَلُوٓا۟ أَوْلَٰدَهُمْ سَفَهًۢا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا۟ مَا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ ٱفْتِرَآءً عَلَى ٱللَّهِ ۚ قَدْ ضَلُّوا۟ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ<br />
    Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 141. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî enşee cennâtin ma’rûşâtin ve gayre ma’rûşâtin ven nahle vez zer’a muhtelifen ukuluhu vez zeytûne ver rummâne muteşâbihen ve gayre muteşâbih(muteşâbihin), kulû min semerihî izâ esmere ve âtû hakkahu yevme hasâdihî ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhibbul musrifîn(musrifîne).<br />
    ۞ وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ جَنَّٰتٍ مَّعْرُوشَٰتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَٰتٍ وَٱلنَّخْلَ وَٱلزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُۥ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُتَشَٰبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍ ۚ كُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَءَاتُوا۟ حَقَّهُۥ يَوْمَ حَصَادِهِۦ ۖ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ<br />
    O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 142. Ayet</span><br />
<br />
    Ve minel en’âmi hamûleten ve ferşâ(ferşan), kulû mimmâ rezekakumullâhu ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni),innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).<br />
    وَمِنَ ٱلْأَنْعَٰمِ حَمُولَةً وَفَرْشًا ۚ كُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ<br />
    Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 143. Ayet</span><br />
<br />
    Semâniyete ezvâc(ezvâcin), minad da’nisneyni ve minel ma’zisneyn(ma’zisneyni), kul âz zekereyni harreme emil unseyeyni emmeştemelet aleyhi erhâmul unseyeyn(unseyeyni), nebbiûnî bi ilmin in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).<br />
    ثَمَٰنِيَةَ أَزْوَٰجٍ ۖ مِّنَ ٱلضَّأْنِ ٱثْنَيْنِ وَمِنَ ٱلْمَعْزِ ٱثْنَيْنِ ۗ قُلْ ءَآلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلْأُنثَيَيْنِ أَمَّا ٱشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ نَبِّـُٔونِى بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ<br />
    O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 144. Ayet</span><br />
<br />
    Ve minel ibilisneyni ve minel bakarisneyn(bakarisneyni), kul âz zekereyni harreme emil unseyeyni emmeştemelet aleyhi erhâmul unseyeyn(unseyeyni), em kuntum şuhedâe iz vassâkumullâhu bi hâzâ, fe men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben li yudillen nâse bi gayri ilm(ilmin), innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).<br />
    وَمِنَ ٱلْإِبِلِ ٱثْنَيْنِ وَمِنَ ٱلْبَقَرِ ٱثْنَيْنِ ۗ قُلْ ءَآلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلْأُنثَيَيْنِ أَمَّا ٱشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ وَصَّىٰكُمُ ٱللَّهُ بِهَٰذَا ۚ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا لِّيُضِلَّ ٱلنَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 145. Ayet</span><br />
<br />
    Kul lâ ecidu fî mâ ûhiye ileyye muharremen alâ tâimin yat’amuhu illâ en yekûne meyteten ev demen mesfûhan ev lâhme hinzîrin fe innehu ricsun ev fıskan uhille li gayrillâhi bih(bihî), fe menidturra gayre bâgın ve lâ âdin fe inne rabbeke gafûrun rahîm(rahîmun).<br />
    قُل لَّآ أَجِدُ فِى مَآ أُوحِىَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُۥٓ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُۥ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ ۚ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
    De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 146. Ayet</span><br />
<br />
    Ve alellezîne hâdû harremnâ kulle zî zufur(zufurin), ve minel bakari vel ganemi harremnâ aleyhim şuhûmehumâ illâ mâ hamelet zuhûruhumâ evil havâyâ ev mahteleta bi azm(azmin), zâlike cezeynâhum bi bagyihim ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).<br />
    وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِى ظُفُرٍ ۖ وَمِنَ ٱلْبَقَرِ وَٱلْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلْحَوَايَآ أَوْ مَا ٱخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ۚ ذَٰلِكَ جَزَيْنَٰهُم بِبَغْيِهِمْ ۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ<br />
    Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 147. Ayet</span><br />
<br />
    Fe in kezzebûke fe kul rabbukum zû rahmetin vâsi’ah(vâsi’atin), ve lâ yureddu be’suhu anil kavmil mucrimîn(mucrimîne).<br />
    فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَٰسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُۥ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ<br />
    Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 148. Ayet</span><br />
<br />
    Seyekûlullezîne eşrekû lev şâallâhu mâ eşreknâ ve lâ âbâunâ ve lâ harremnâ min şey’(şey’in), kezâlike kezzebellezîne min kablihim hattâ zâkû be’senâ, kul hel indekum min ilmin fe tuhricûhu lenâ, in tettebiûne illez zanne ve in entumillâ tahrusûn(tahrusûne).<br />
    سَيَقُولُ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكْنَا وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن شَىْءٍ ۚ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ حَتَّىٰ ذَاقُوا۟ بَأْسَنَا ۗ قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَآ ۖ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ<br />
    Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 149. Ayet</span><br />
<br />
    Kul fe lillâhil huccetul bâligah(bâligatu), fe lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).<br />
    قُلْ فَلِلَّهِ ٱلْحُجَّةُ ٱلْبَٰلِغَةُ ۖ فَلَوْ شَآءَ لَهَدَىٰكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
    De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 150. Ayet</span><br />
<br />
    Kul helumme şuhedâekumullezîne yeşhedûne ennallâhe harreme hâzâ, fe in şehidû fe lâ teşhed meahum, ve lâ tettebi’ ehvâellezîne kezzebû bi âyâtinâ vellezîne lâ yu’minûne bil âhireti ve hum bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).<br />
    قُلْ هَلُمَّ شُهَدَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَ هَٰذَا ۖ فَإِن شَهِدُوا۟ فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ ۚ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ<br />
    De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 151. Ayet</span><br />
<br />
    Kul teâlev etlu mâ harreme rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).<br />
    ۞ قُلْ تَعَالَوْا۟ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ ۖ أَلَّا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًٔا ۖ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا ۖ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُم مِّنْ إِمْلَٰقٍ ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ ۖ وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ ۖ وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ<br />
    (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 152. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).<br />
    وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۖ وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ ۖ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَإِذَا قُلْتُمْ فَٱعْدِلُوا۟ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۖ وَبِعَهْدِ ٱللَّهِ أَوْفُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ<br />
    Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 153. Ayet</span><br />
<br />
    Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).<br />
    وَأَنَّ هَٰذَا صِرَٰطِى مُسْتَقِيمًا فَٱتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلسُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ<br />
    İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 154. Ayet</span><br />
<br />
    Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alellezî ahsene ve tafsîlen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn(yu’minûne).<br />
    ثُمَّ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ تَمَامًا عَلَى ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا لِّكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ<br />
    Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmete erdirmek için Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 155. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).<br />
    وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ فَٱتَّبِعُوهُ وَٱتَّقُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ<br />
    Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 156. Ayet</span><br />
<br />
    En tekûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min kablinâ ve in kunnâ an dirâsetihim le gâfilîn(gâfilîne).<br />
    أَن تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أُنزِلَ ٱلْكِتَٰبُ عَلَىٰ طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَٰفِلِينَ<br />
    (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 157. Ayet</span><br />
<br />
    Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynel kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmeh(rahmetun), fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn(yasdifûne).<br />
    أَوْ تَقُولُوا۟ لَوْ أَنَّآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْكِتَٰبُ لَكُنَّآ أَهْدَىٰ مِنْهُمْ ۚ فَقَدْ جَآءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ ۚ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا ۗ سَنَجْزِى ٱلَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ ءَايَٰتِنَا سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ بِمَا كَانُوا۟ يَصْدِفُونَ<br />
    (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 158. Ayet</span><br />
<br />
    Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbik(rabbike), yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ(hayran), kul intezırû innâ muntezırûn(muntezırûne).<br />
    هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ يَأْتِىَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِىَ بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ ۗ يَوْمَ يَأْتِى بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ لَا يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَٰنُهَا لَمْ تَكُنْ ءَامَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِىٓ إِيمَٰنِهَا خَيْرًا ۗ قُلِ ٱنتَظِرُوٓا۟ إِنَّا مُنتَظِرُونَ<br />
    (Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 159. Ayet</span><br />
<br />
    İnnellezîne ferrekû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’(şey’in), innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn(yef’alûne).<br />
    إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِى شَىْءٍ ۚ إِنَّمَآ أَمْرُهُمْ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ<br />
    Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 160. Ayet</span><br />
<br />
    Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).<br />
    مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ عَشْرُ أَمْثَالِهَا ۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَىٰٓ إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ<br />
    Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 161. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
    قُلْ إِنَّنِى هَدَىٰنِى رَبِّىٓ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا ۚ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 162. Ayet</span><br />
<br />
    Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
    قُلْ إِنَّ صَلَاتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِى لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 163. Ayet</span><br />
<br />
    Lâ şerîke leh(lehu), ve bi zâlike umirtu ve ene evvelul muslimîn(muslimîne).<br />
    لَا شَرِيكَ لَهُۥ ۖ وَبِذَٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْمُسْلِمِينَ<br />
    “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 164. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e gayrallâhi ebgî rabben ve huve rabbu kulli şey’(şey’in), ve lâ teksibu kullu nefsin illâ aleyh(aleyhâ), ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).<br />
    قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِى رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ ۚ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
    De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 165. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî cealekum halâifelardı ve refea ba’dakum fevka ba’dın derecâtin li yebluvekum fî mâ âtâkum, inne rabbeke serîul ikâbi ve innehu le gafûrun rahîm(rahîmun).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَٰٓئِفَ ٱلْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَٰتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ ۗ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌۢ<br />
    O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm Suresi, En`âm Suresinin Arapça Yazılışı, En`âm Suresinin Türkçe Yazılışı, En`âm Suresinin Türkçe Anlamı</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 1. Ayet</span><br />
<br />
    Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).<br />
    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ ٱلظُّلُمَٰتِ وَٱلنُّورَ ۖ ثُمَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ<br />
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 2. Ayet</span><br />
<br />
    Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterûn(temterûne).<br />
    هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَىٰٓ أَجَلًا ۖ وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُۥ ۖ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ<br />
    O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 3. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sirrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).<br />
    وَهُوَ ٱللَّهُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَفِى ٱلْأَرْضِ ۖ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ<br />
    Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 4. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).<br />
    وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ<br />
    Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 5. Ayet</span><br />
<br />
    Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânûbihî yestehziûn(yestehziûne).<br />
    فَقَدْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ ۖ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ<br />
    Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 6. Ayet</span><br />
<br />
    E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnes semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâre tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).<br />
    أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا ٱلسَّمَآءَ عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا ٱلْأَنْهَٰرَ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ<br />
    Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 7. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlelezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).<br />
    وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَٰبًا فِى قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ<br />
    (Ey Muhammed!) Eğer sana kâğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkâr edenler, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir” diyeceklerdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 8. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).<br />
    وَقَالُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ ۖ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِىَ ٱلْأَمْرُ ثُمَّ لَا يُنظَرُونَ<br />
    Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helâk edilirlerdi.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 9. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).<br />
    وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَٰهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ<br />
    Eğer onu (Peygamberi) bir melek kılsaydık yine onu bir adam (suretinde) yapardık ve onları yine içinde bulundukları karmaşaya düşürmüş olurduk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 10. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).<br />
    وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُوا۟ مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ<br />
    (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 11. Ayet</span><br />
<br />
    Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).<br />
    قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ ٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ<br />
    De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 12. Ayet</span><br />
<br />
    Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    قُل لِّمَن مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ قُل لِّلَّهِ ۚ كَتَبَ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۚ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 13. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).<br />
    ۞ وَلَهُۥ مَا سَكَنَ فِى ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ<br />
    Gece ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 14. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
    قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ ۗ قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ ۖ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    De ki: “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.” De ki: “Bana, (Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma (denildi).”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 15. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).<br />
    قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ<br />
    De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 16. Ayet</span><br />
<br />
    Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahımeh(rahımehu), ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).<br />
    مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۥ ۚ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ<br />
    (O günün azabı) kimden savuşturulursa, gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 17. Ayet</span><br />
<br />
    Ve in yemseskellâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).<br />
    وَإِن يَمْسَسْكَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَ ۖ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ<br />
    Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 18. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvel kâhiru fevka ıbâdih(ıbâdihî), ve huvel hakîmul habîr(habîru).<br />
    وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ<br />
    O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 19. Ayet</span><br />
<br />
    Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh(şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirekum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    قُلْ أَىُّ شَىْءٍ أَكْبَرُ شَهَٰدَةً ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ شَهِيدٌۢ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۚ وَأُوحِىَ إِلَىَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ ۚ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ ٱللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَىٰ ۚ قُل لَّآ أَشْهَدُ ۚ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَإِنَّنِى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
    De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 20. Ayet</span><br />
<br />
    Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمُ ۘ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 21. Ayet</span><br />
<br />
    Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyatihî), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ ۗ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ<br />
    Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 22. Ayet</span><br />
<br />
    Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurekâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).<br />
    وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ أَيْنَ شُرَكَآؤُكُمُ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
    Onları tümüyle (mahşere) toplayıp da Allah’a ortak koşanlara, “Nerede, ilâh olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarınız?” diyeceğimiz günü hatırla.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 23. Ayet</span><br />
<br />
    Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).<br />
    ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ وَٱللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ<br />
    Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 24. Ayet</span><br />
<br />
    Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).<br />
    ٱنظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ ۚ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ<br />
    Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 25. Ayet</span><br />
<br />
    Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).<br />
    وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ ۖ وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوكَ يُجَٰدِلُونَكَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ<br />
    İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 26. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).<br />
    وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُ ۖ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
    Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 27. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).<br />
    وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ فَقَالُوا۟ يَٰلَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ<br />
    Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 28. Ayet</span><br />
<br />
    Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhuve innehum le kâzibûn(kâzibûne).<br />
    بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُوا۟ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ ۖ وَلَوْ رُدُّوا۟ لَعَادُوا۟ لِمَا نُهُوا۟ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ<br />
    Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 29. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû in hiye illâ hayatuned dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).<br />
    وَقَالُوٓا۟ إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ<br />
    Derler ki: “Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 30. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).<br />
    وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَىٰ رَبِّهِمْ ۚ قَالَ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ ۚ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَرَبِّنَا ۚ قَالَ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ<br />
    Rab’lerinin huzurunda durduruldukları vakit (hâllerini) bir görsen! (Allah) diyecek ki: “Nasıl, şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?” Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş” diyecekler. (Allah), “Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 31. Ayet</span><br />
<br />
    Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).<br />
    قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا۟ يَٰحَسْرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَىٰ ظُهُورِهِمْ ۚ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ<br />
    Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 32. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâl hayâtud dunyâ illâ leibun ve lehv(lehvun), ve led dârul âhiretu hayrun lillezîne yettekûn(yettekûne), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).<br />
    وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۖ وَلَلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ<br />
    Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 33. Ayet</span><br />
<br />
    Kad na’lemu, innehu le yahzunukellezî yekûlûne fe innehum lâ yukezzibûneke ve lâkinnez zâlimînebi âyâtillâhi yechadûn(yechadûne).<br />
    قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُۥ لَيَحْزُنُكَ ٱلَّذِى يَقُولُونَ ۖ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَٰكِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ<br />
    Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 34. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekad kuzzibet rusulun min kablike fe saberû alâ mâ kuzzibû ve ûzû hattâ etâhum nasrunâ, ve lâ mubeddile li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), ve lekad câeke min nebeil murselîn(murselîne).<br />
    وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُوا۟ عَلَىٰ مَا كُذِّبُوا۟ وَأُوذُوا۟ حَتَّىٰٓ أَتَىٰهُمْ نَصْرُنَا ۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِ ۚ وَلَقَدْ جَآءَكَ مِن نَّبَإِى۟ ٱلْمُرْسَلِينَ<br />
    Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 35. Ayet</span><br />
<br />
    Ve in kâne kebure aleyke i’râduhum fe inisteta’te en tebtegıye nefekan fîl ardı ev sullemen fîs semâi fe te’tiyehum bi âyeh(âyetin), ve lev şâallâhu le cemeahum alel hudâ fe lâ tekûnenne minel câhilîn(câhilîne).<br />
    وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ ٱسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِىَ نَفَقًا فِى ٱلْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِى ٱلسَّمَآءِ فَتَأْتِيَهُم بِـَٔايَةٍ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى ٱلْهُدَىٰ ۚ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ<br />
    Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 36. Ayet</span><br />
<br />
    İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).<br />
    ۞ إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ ٱلَّذِينَ يَسْمَعُونَ ۘ وَٱلْمَوْتَىٰ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ<br />
    (Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 37. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû lev lâ nuzzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), kul innallâhe kâdirun alâ en yunezzile âyeten ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
    وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ ۚ قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يُنَزِّلَ ءَايَةً وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ<br />
    Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 38. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).<br />
    وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا طَٰٓئِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّآ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم ۚ مَّا فَرَّطْنَا فِى ٱلْكِتَٰبِ مِن شَىْءٍ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ<br />
    Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 39. Ayet</span><br />
<br />
    Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ summun ve bukmun fîz zulumât(zulumâti), men yeşâillâhu yudlilhu, ve men yeşe’ yec’alhu alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).<br />
    وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ ۗ مَن يَشَإِ ٱللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
    Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 40. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e reeytekum in etâkum azâbullâhi ev etetkumus sâatu e gayrallâhi ted’ûn(ted’ûne), in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).<br />
    قُلْ أَرَءَيْتَكُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُ ٱللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ ٱلسَّاعَةُ أَغَيْرَ ٱللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ<br />
    (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 41. Ayet</span><br />
<br />
    Bel iyyâhu ted’ûne fe yekşifu mâ ted’ûne ileyhi in şâe ve tensevne mâ tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِن شَآءَ وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ<br />
    Hayır! (Bu durumda) yalnız O’na dua edersiniz, O da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an Allah’a ortak koştuklarınızı unutursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 42. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fe ehaznâhum bil be’sâi ved darrâi leallehum yetedarraûn(yetedarraûne).<br />
    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰٓ أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَٰهُم بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ<br />
    Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 43. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lev lâ iz câehum be’sunâ tedarraû ve lâkin kaset kulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    فَلَوْلَآ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا۟ وَلَٰكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 44. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ nesû mâ zukkirû bihî fetahnâ aleyhim ebvâbe kulli şey’(şey’in), hattâ izâ ferihû bimâ ûtû ehaznâhum bagteten fe izâhum mublisûn(mublisûne).<br />
    فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَٰبَ كُلِّ شَىْءٍ حَتَّىٰٓ إِذَا فَرِحُوا۟ بِمَآ أُوتُوٓا۟ أَخَذْنَٰهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ<br />
    Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 45. Ayet</span><br />
<br />
    Fe kutia dâbirul kavmillezîne zalemû, vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
    فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ۚ وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 46. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e reeytum in ehazallâhu sem’akum ve ebsârekum ve hateme alâ kulûbikum men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bih(bihî), unzur keyfe nusarriful âyâti summe hum yasdifûn (yasdifûne).<br />
    قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ ٱللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَٰرَكُمْ وَخَتَمَ عَلَىٰ قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ<br />
    De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 47. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e reeytekum in etâkum azâbullâhi bagteten ev cehreten hel yuhleku illel kavmuz zâlimûn(zâlimûne).<br />
    قُلْ أَرَءَيْتَكُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُ ٱللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلظَّٰلِمُونَ<br />
    De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 48. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).<br />
    وَمَا نُرْسِلُ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ ۖ فَمَنْ ءَامَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ<br />
    Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 49. Ayet</span><br />
<br />
    Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ yemessuhumul azâbu bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).<br />
    وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَمَسُّهُمُ ٱلْعَذَابُ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ<br />
    Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 50. Ayet</span><br />
<br />
    Kul lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu lekum innî melek(melekun), in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy(ileyye), kul hel yestevîl a’mâ vel basîr(basîru),e fe lâ tetefekkerûn(tetefekkerûne).<br />
    قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمْ عِندِى خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمْ إِنِّى مَلَكٌ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ ۚ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ ۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ<br />
    De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 51. Ayet</span><br />
<br />
    Ve enzir bihillezîne yehâfûne en yuhşerû ilâ rabbihimleyse lehum min dûnihî veliyyun ve lâ şefîun leallehum yettekûn(yettekûne).<br />
    وَأَنذِرْ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ ۙ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
    Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 52. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vecheh(vechehu), mâ aleyke min hısâbihim min şey’in ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fe tatrudehum fe tekûne minez zâlimîn(zâlimîne).<br />
    وَلَا تَطْرُدِ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ ۖ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَىْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 53. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike fetennâ ba’dahum bi ba’din li yekûlû e hâulâi mennallâhu aleyhim min beyninâ, e leysallâhu bi a’leme biş şâkirîn(şâkirîne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنۢ بَيْنِنَآ ۗ أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَعْلَمَ بِٱلشَّٰكِرِينَ<br />
    Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 54. Ayet</span><br />
<br />
    Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu gafûrun rahîm(rahîmun).<br />
    وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلْ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ ۖ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ ۖ أَنَّهُۥ مَنْ عَمِلَ مِنكُمْ سُوٓءًۢا بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
    Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 55. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nufassılul âyâti ve li testebîne sebîlul mucrimîn(mucrimîne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ ٱلْمُجْرِمِينَ<br />
    Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 56. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innî nuhîtu en a’budellezîne ted’ûne min dûnillâh(dûnillâhi), kul lâ ettebiu ehvâekum kad dalaltu izen ve mâ ene minel muhtedîn(muhtedîne).<br />
    قُلْ إِنِّى نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۚ قُل لَّآ أَتَّبِعُ أَهْوَآءَكُمْ ۙ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُهْتَدِينَ<br />
    De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 57. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innî alâ beyyinetin min rabbî, ve kezzebtum bih(bihî), mâ indî mâ testa’cilûne bih(bihî), inil hukmu illâ lillâh(lillâhi), yakussul hakka ve huve hayrul fâsılîn(fâsılîne).<br />
    قُلْ إِنِّى عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَكَذَّبْتُم بِهِۦ ۚ مَا عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦٓ ۚ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ يَقُصُّ ٱلْحَقَّ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْفَٰصِلِينَ<br />
    De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 58. Ayet</span><br />
<br />
    Kul lev enne indî mâ testa’cilûne bihî le kudıyel emru beynî ve beynekum, vallâhu a’lemu biz zâlimîn(zâlimîne).<br />
    قُل لَّوْ أَنَّ عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦ لَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 59. Ayet</span><br />
<br />
    Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fîl berri vel bahr(bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).<br />
    ۞ وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَآ إِلَّا هُوَ ۚ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۚ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ<br />
    Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 60. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî yeteveffâkum bil leyli ve ya’lemu mâ cerahtum bin nehâri summe yeb’asukum fîhi li yukdâ ecelun musemmâ(musemmen), summe ileyhi merci’ukum summe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى يَتَوَفَّىٰكُم بِٱلَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِٱلنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَىٰٓ أَجَلٌ مُّسَمًّى ۖ ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ<br />
    O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 61. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn(yuferritûne).<br />
    وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ<br />
    O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 62. Ayet</span><br />
<br />
    Summe ruddû ilâllâhi mevlâhumul hakk(hakkı), e lâ lehul hukmu ve huve esraul hâsibîn(hâsibîne).<br />
    ثُمَّ رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ مَوْلَىٰهُمُ ٱلْحَقِّ ۚ أَلَا لَهُ ٱلْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ ٱلْحَٰسِبِينَ<br />
    Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 63. Ayet</span><br />
<br />
    Kul men yuneccîkum min zulumâtil berri vel bahri ted’ûnehu tedarruan ve hufyeh(hufyeten), le in encânâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn(şâkirîne).<br />
    قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ تَدْعُونَهُۥ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَىٰنَا مِنْ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ<br />
    De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 64. Ayet</span><br />
<br />
    Kulillâhu yuneccîkum minhâ ve min kulli kerbin summe entum tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    قُلِ ٱللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ<br />
    De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 65. Ayet</span><br />
<br />
    Kul huvel kâdiru alâ en yeb’ase aleykum azâben min fevkıkum ev min tahti erculikum ev yelbisekum şiyean ve yuzîka ba’dakum be’se ba’d(ba’dın), unzur keyfe nusarrıful âyâti leallehum yefkahûn(yefkahûne).<br />
    قُلْ هُوَ ٱلْقَادِرُ عَلَىٰٓ أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ<br />
    De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 66. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezzebe bihî kavmuke ve huvel hakk(hakku),kul lestu aleykum bi vekîl(vekîlin).<br />
    وَكَذَّبَ بِهِۦ قَوْمُكَ وَهُوَ ٱلْحَقُّ ۚ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ<br />
    O (Kur’an) hak olduğu hâlde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil (sizden sorumlu) değilim.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 67. Ayet</span><br />
<br />
    Likulli nebein mustekar(mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).<br />
    لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ ۚ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ<br />
    Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 68. Ayet</span><br />
<br />
    Ve izâ reeytellezîne yahûdûne fî âyâtinâ fe a’rıd anhum hattâ yahûdû fî hadîsin gayrih(gayrihî), ve immâ yunsiyennekeş şeytânu fe lâ tak’ud ba’dez zikrâ meal kavmiz zâlimîn(zâlimîne).<br />
    وَإِذَا رَأَيْتَ ٱلَّذِينَ يَخُوضُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦ ۚ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ ٱلشَّيْطَٰنُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ ٱلذِّكْرَىٰ مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 69. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ alellezîne yettekûne min hısâbihim min şey’in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn(yettekûne).<br />
    وَمَا عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍ وَلَٰكِن ذِكْرَىٰ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
    Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Fakat üzerlerine düşen bir hatırlatmadır. Belki sakınırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 70. Ayet</span><br />
<br />
    Ve zerillezînettehazû dînehum leiben ve lehven ve garrethumul hayâtud dunyâ ve zekkir bihî en tubsele nefsun bimâ kesebet, leyse lehâ min dûnillâhi veliyyun ve lâ şefî’(şefîun), ve in ta’dil kulle adlin lâ yu’haz minhâ, ulâikellezîne ubsilû bimâ kesebû, lehum şarâbun min hamîmin ve azâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn(yekfurûne).<br />
    وَذَرِ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ وَذَكِّرْ بِهِۦٓ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌۢ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَّا يُؤْخَذْ مِنْهَآ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أُبْسِلُوا۟ بِمَا كَسَبُوا۟ ۖ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ<br />
    Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 71. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilel hude’tinâ, kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
    قُلْ أَنَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَىٰٓ أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ كَٱلَّذِى ٱسْتَهْوَتْهُ ٱلشَّيَٰطِينُ فِى ٱلْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُۥٓ أَصْحَٰبٌ يَدْعُونَهُۥٓ إِلَى ٱلْهُدَى ٱئْتِنَا ۗ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ ۖ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 72. Ayet</span><br />
<br />
    Ve en ekîmûs salâte vettekûh(vettekûhu), ve huvellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).<br />
    وَأَنْ أَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّقُوهُ ۚ وَهُوَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ<br />
    Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 73. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), ve yevme yekûlu kun fe yekûn(yekûnu), kavluhul hakk(hakku), ve lehul mulku yevme yunfehu fîs sûr(sûri), âlimul gaybi veş şehâdeh(şehâdeti), ve huvel hakîmul habîr(habîru).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۖ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ ۚ قَوْلُهُ ٱلْحَقُّ ۚ وَلَهُ ٱلْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ<br />
    O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. Allah’ın “ol” deyip de her şeyin oluvereceği günü hatırla. O’nun sözü gerçektir. Sûr’a üflendiği gün de mülk (hükümranlık) O’nundur. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 74. Ayet</span><br />
<br />
    Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi âzere, e tettehizu esnâmen âliheh(âliheten), innî erâke ve kavmeke fî dalâlin mubîn(mubînin).<br />
    ۞ وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً ۖ إِنِّىٓ أَرَىٰكَ وَقَوْمَكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ<br />
    Hani İbrahim, babası Âzer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 75. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûtes semâvâti vel ardı ve li yekûne minel mûkınîn(mûkınîne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُرِىٓ إِبْرَٰهِيمَ مَلَكُوتَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ ٱلْمُوقِنِينَ<br />
    İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 76. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ cenne aleyhil leylu reâ kevkebâ(kevkeben), kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle lâ uhıbbul âfilîn(âfilîne).<br />
    فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ ٱلَّيْلُ رَءَا كَوْكَبًا ۖ قَالَ هَٰذَا رَبِّى ۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَآ أُحِبُّ ٱلْءَافِلِينَ<br />
    Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 77. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ reel kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne).<br />
    فَلَمَّا رَءَا ٱلْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَٰذَا رَبِّى ۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِى رَبِّى لَأَكُونَنَّ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلضَّآلِّينَ<br />
    Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 78. Ayet</span><br />
<br />
    Fe lemmâ reeş şemse bâzigaten kâle hâzâ rabbî,hâzâ ekber(ekberu), fe lemmâ efelet kâle yâ kavmî innî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).<br />
    فَلَمَّا رَءَا ٱلشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَٰذَا رَبِّى هَٰذَآ أَكْبَرُ ۖ فَلَمَّآ أَفَلَتْ قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
    Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 79. Ayet</span><br />
<br />
    İnnî veccehtu vechiye lillezî fatares semâvâti vel arda hanîfen ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
    إِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ حَنِيفًا ۖ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 80. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâccehu kavmuh(kavmuhu), kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedân(hedâni), ve lâ ehâfu mâ tuşrıkûne bihî illâ en yeşâe rabbî şey’â(şeyen), vesia rabbî kulle şey’in ilmâ(ilmen), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).<br />
    وَحَآجَّهُۥ قَوْمُهُۥ ۚ قَالَ أَتُحَٰٓجُّوٓنِّى فِى ٱللَّهِ وَقَدْ هَدَىٰنِ ۚ وَلَآ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَشَآءَ رَبِّى شَيْـًٔا ۗ وَسِعَ رَبِّى كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا ۗ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ<br />
    Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 81. Ayet</span><br />
<br />
    Ve keyfe ehâfu mâ eşrektum ve lâ tehâfûne ennekum eşrektum billâhi mâ lem yunezzıl bihî aleykum sultânâ(sultânen), fe eyyul ferîkayni ehakku bil emn(emni), in kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
    وَكَيْفَ أَخَافُ مَآ أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًا ۚ فَأَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِٱلْأَمْنِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ<br />
    “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 82. Ayet</span><br />
<br />
    Ellezîne âmenû ve lem yelbisû îmanehumbi zulmin ulâike lehumul emnu ve hum muhtedûn(muhtedûne).<br />
    ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَمْ يَلْبِسُوٓا۟ إِيمَٰنَهُم بِظُلْمٍ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلْأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ<br />
    İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 83. Ayet</span><br />
<br />
    Ve tilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme alâ kavmih(kavmihî), nerfeu derecâtin men neşâ’(neşâu), inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).<br />
    وَتِلْكَ حُجَّتُنَآ ءَاتَيْنَٰهَآ إِبْرَٰهِيمَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍ مَّن نَّشَآءُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
    İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 84. Ayet</span><br />
<br />
    Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe), kullen hedeynâ ve nûhâ(nûhan) hedeynâ min kablu ve min zurriyyetihî dâvude ve suleymâne ve eyyûbe ve yûsufe ve mûsâ ve hârûn(hârûne) ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).<br />
    وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ ۚ كُلًّا هَدَيْنَا ۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ ۖ وَمِن ذُرِّيَّتِهِۦ دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ<br />
    Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 85. Ayet</span><br />
<br />
    Ve zekeriyyâ ve yahyâ ve îsâ ve ilyâs(ilyâse), kullun mines sâlihîn(sâlihîne).<br />
    وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَىٰ وَعِيسَىٰ وَإِلْيَاسَ ۖ كُلٌّ مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ<br />
    Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 86. Ayet</span><br />
<br />
    Ve ismâîle velyesea ve yûnuse ve lûtâ(lûtan), ve kullen faddalnâ alel âlemîn(âlemîne).<br />
    وَإِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا ۚ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 87. Ayet</span><br />
<br />
    Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).<br />
    وَمِنْ ءَابَآئِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ وَإِخْوَٰنِهِمْ ۖ وَٱجْتَبَيْنَٰهُمْ وَهَدَيْنَٰهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
    Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 88. Ayet</span><br />
<br />
    Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهْدِى بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۚ وَلَوْ أَشْرَكُوا۟ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 89. Ayet</span><br />
<br />
    Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh(nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn(kâfirîne).<br />
    أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ۚ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَٰٓؤُلَآءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُوا۟ بِهَا بِكَٰفِرِينَ<br />
    Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 90. Ayet</span><br />
<br />
    Ulâikellezîne hedallâhu, fe bi hudâyuhumuktedih, kul lâ es’elukum aleyhi ecrâ(ecren), in huve illâ zikrâ lil âlemîn(âlemîne).<br />
    أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۖ فَبِهُدَىٰهُمُ ٱقْتَدِهْ ۗ قُل لَّآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا ۖ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْعَٰلَمِينَ<br />
    İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 91. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî iz kâlû mâ enzelallâhualâ beşerin min şey(şey’in), kul men enzelel kitâbellezî câe bihî mûsâ nûren ve huden lin nâsi tec’alûnehu karâtîse tubdûnehâ ve tuhfûne kesîrâ(kesîran), ve ullimtum mâ lem ta’lemû entum ve lâ âbâukum, kulillâhu summe zerhum fî havdıhim yel’abûn(yel’abûne).<br />
    وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِذْ قَالُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٍ مِّن شَىْءٍ ۗ قُلْ مَنْ أَنزَلَ ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِى جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ ۖ تَجْعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا ۖ وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنتُمْ وَلَآ ءَابَآؤُكُمْ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ<br />
    Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 92. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun musaddıkullezî beyne yedeyhi ve li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ, vellezîne yu’minûne bil âhireti yu’minûne bihî ve hum alâ salâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne).<br />
    وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا ۚ وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَهُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
    İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 93. Ayet</span><br />
<br />
    Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kâle ûhıye ileyye ve lem yûha ileyhi şey’un ve men kâle seunzilu misle mâ enzelallâh(enzelallâhu), ve lev terâ iziz zâlimûne fî gamerâtil mevti vel melâiketu bâsitû eydîhim, ahricû enfusekum, el yevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum tekûlûne alâllâhi gayrel hakkı ve kuntum an âyâtihi testekbirûn(testekbirûne).<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِىَ إِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَىْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ ۗ وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِى غَمَرَٰتِ ٱلْمَوْتِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا۟ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوٓا۟ أَنفُسَكُمُ ۖ ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ ٱلْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ ءَايَٰتِهِۦ تَسْتَكْبِرُونَ<br />
    Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 94. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lekad ci’timûnâ furâdâ kemâ halaknâkum evvele merretin ve terektum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum, ve mâ nerâ meakum şufeâekumullezîne zeamtum ennehum fîkum şurekâ’(şurekâû), lekad tekattaa beynekum ve dalle ankum mâ kuntum tez’umûn(tez’umûne).<br />
    وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَٰكُمْ وَرَآءَ ظُهُورِكُمْ ۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمْ شُفَعَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَٰٓؤُا۟ ۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
    Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 95. Ayet</span><br />
<br />
    İnnallâhe fâlikul habbi ven nevâ, yuhrıcul hayye minel meyyiti ve muhricul meyyiti minel hayy(hayyi), zâlikumullâhu fe ennâ tu’fekun(tu’fekune).<br />
    ۞ إِنَّ ٱللَّهَ فَالِقُ ٱلْحَبِّ وَٱلنَّوَىٰ ۖ يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ ٱلْمَيِّتِ مِنَ ٱلْحَىِّ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ<br />
    Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 96. Ayet</span><br />
<br />
    Fâlikul ısbâh(ısbâhı), ve cealel leyle sekenen veş şemse vel kamere husbânâ(husbânen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).<br />
    فَالِقُ ٱلْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ ٱلَّيْلَ سَكَنًا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ حُسْبَانًا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ<br />
    O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 97. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî ceale lekumun nucûme li tehtedû bihâ fî zulumâtil berri vel bahr(bahri), kad fassalnal âyâti li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلنُّجُومَ لِتَهْتَدُوا۟ بِهَا فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
    O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 98. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî enşeekum min nefsin vâhıdetin fe mustekarrun ve mustevda’(mustevdaun), kad fassalnal âyâti li kavmin yefkahûn(yefkahûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ<br />
    O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 99. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî enzele mines semâi mâ’(mâen), fe ahrecnâ bihî nebate kulli şey’in fe ahrecnâ minhu hadıran nuhricu minhu habben muterâkibâ(muterâkiben), ve minen nahli min tal’ıhâ kınvânun dâniyetun ve cennâtin min a’nâbin vez zeytûne ver rummâne muştebihen ve gayre muteşâbih(muteşâbihin), unzurû ilâ semerihî izâ esmere ve yen’ıh(yen’ıhî), inne fî zâlikum le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ نَبَاتَ كُلِّ شَىْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ ٱلنَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّٰتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍ ۗ ٱنظُرُوٓا۟ إِلَىٰ ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَيَنْعِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكُمْ لَءَايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ<br />
    O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 100. Ayet</span><br />
<br />
    Ve cealû lillâhi şurekâel cinne ve halakahum ve harakû lehu benîne ve benâtin bi gayri ilm(ilmin), subhânehu ve teâlâ ammâ yasifûn(yasifûne).<br />
    وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ ٱلْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ ۖ وَخَرَقُوا۟ لَهُۥ بَنِينَ وَبَنَٰتٍۭ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَصِفُونَ<br />
    Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 101. Ayet</span><br />
<br />
    Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ennâ yekûnu lehu veledun ve lem tekun lehu sâhıbeh(sâhıbetun), ve halaka kulle şey’(şeyin), ve huve bikulli şey’in alîm(alîmun).<br />
    بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُۥ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُۥ صَٰحِبَةٌ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ<br />
    O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 102. Ayet</span><br />
<br />
    Zâlikumullâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ huve, hâliku kulli şey’in fa’budûh(fa’budûhu),ve huve alâ kulli şey’in vekîl(vekîlun).<br />
    ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ فَٱعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ<br />
    İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 103. Ayet</span><br />
<br />
    Lâ tudrikuhul ebsâru ve huve yudrikul ebsâr(ebsâru) ve huvel lâtîful habîr(habîru).<br />
    لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ ۖ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ<br />
    Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 104. Ayet</span><br />
<br />
    Kad câekum basâiru min rabbikum fe men ebsara fe li nefsih(nefsihi) ve men amiye fe aleyhâ, ve mâ ene aleykum bi hafîz(hafîzin).<br />
    قَدْ جَآءَكُم بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا ۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ<br />
    Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 105. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nusarriful âyâti ve li yekûlû dereste ve li nubeyyinehu li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ وَلِيَقُولُوا۟ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُۥ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
    Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 106. Ayet</span><br />
<br />
    İttebi’ mâ uhıye ileyke min rabbik(rabbike), lâ ilâhe illâ huve, ve a’rıd anil muşrikîn(muşrikîne).<br />
    ٱتَّبِعْ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 107. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev şâallâhu mâ eşrekû, ve mâ cealnâke aleyhim hafîzâ(hafîzan), ve mâ ente aleyhim bi vekîl(vekîlin).<br />
    وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكُوا۟ ۗ وَمَا جَعَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ<br />
    Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 108. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ tesubbûllezîne yed’ûne min dûnillâhi fe yesubbûllâhe adven bi gayri ilm(ilmin), kezâlike zeyyennâ li kulli ummetin amelehum summe ilâ rabbihim merciuhum fe yunebbiuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    وَلَا تَسُبُّوا۟ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَسُبُّوا۟ ٱللَّهَ عَدْوًۢا بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ كَذَٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 109. Ayet</span><br />
<br />
    Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in câethum âyetun le yu’minunne bih(bihâ), kul innemel ayâtu indallâhi ve mâ yuş’irukum ennehâ izâ câet lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِن جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا ۚ قُلْ إِنَّمَا ٱلْءَايَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ ۖ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَآ إِذَا جَآءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 110. Ayet</span><br />
<br />
    Ve nukallibu ef’idetehum ve ebsârehum kemâ lem yu’minû bihî evvele merretin ve nezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).<br />
    وَنُقَلِّبُ أَفْـِٔدَتَهُمْ وَأَبْصَٰرَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ<br />
    Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 111. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lev ennenâ nezzelnâ ileyhimul melâikete ve kellemehumulmevtâ ve haşernâ aleyhim kulle şey’in kubulen mâ kânû li yu’minû illâ en yeşâallâhu ve lâkinne ekserehum yechelûn(yechelûne).<br />
    ۞ وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ ٱلْمَوْتَىٰ وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَىْءٍ قُبُلًا مَّا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ<br />
    Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 112. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike cealnâ li kulli nebiyyin aduvven şeyâtînel insi vel cinni, yûhî ba’duhum ilâ ba’dın zuhrufel kavli gurûrâ(gurûran), ve lev şâe rabbuke mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn(yefterûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَٰطِينَ ٱلْإِنسِ وَٱلْجِنِّ يُوحِى بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ زُخْرُفَ ٱلْقَوْلِ غُرُورًا ۚ وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
    İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 113. Ayet</span><br />
<br />
    Ve li tesgâ ileyhi ef’idetullezîne lâ yu’minûne bil âhıreti ve li yerdavhu ve li yakterifû mâ hum mukterifûn(mukterifûne).<br />
    وَلِتَصْغَىٰٓ إِلَيْهِ أَفْـِٔدَةُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا۟ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ<br />
    Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 114. Ayet</span><br />
<br />
    E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassala(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya’lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).<br />
    أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْتَغِى حَكَمًا وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ إِلَيْكُمُ ٱلْكِتَٰبَ مُفَصَّلًا ۚ وَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُۥ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِٱلْحَقِّ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ<br />
    “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 115. Ayet</span><br />
<br />
    Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adla(adlen), lâ mubeddile li kelimâtih(kelimâtihî), ve huves semîul alîm(alîmu).<br />
    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا ۚ لَّا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ<br />
    Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 116. Ayet</span><br />
<br />
    Ve in tutı’ eksere men fîl ardı yudıllûke an sebîlillâh(sebîlillâhi), in yettebiûne illez zanne ve in hum illâ yahrusûn(yahrusûne).<br />
    وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ<br />
    Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 117. Ayet</span><br />
<br />
    İnne rabbeke huve a’lemu men yadıllu an sebîlih(sebîlihi), ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).<br />
    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِۦ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ<br />
    Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 118. Ayet</span><br />
<br />
    Fe kulû mimmâ zukiresmullâhi aleyhi in kuntum bi âyâtihî mu’minîn(mu’minîne).<br />
    فَكُلُوا۟ مِمَّا ذُكِرَ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُم بِـَٔايَٰتِهِۦ مُؤْمِنِينَ<br />
    Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 119. Ayet</span><br />
<br />
    Ve mâ lekum ellâ te’kulû mimmâ zukiresmullâhi aleyhi ve kad fassale lekum mâ harreme aleykum illâ madturirtum ileyh(ileyhi), ve inne kesîren le yudıllûne bi ehvâihim bi gayri ilm(ilmin), inne rabbeke huve a’lemu bil mu’tedîn(mu’tedîne).<br />
    وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا۟ مِمَّا ذُكِرَ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا ٱضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَآئِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُعْتَدِينَ<br />
    Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 120. Ayet</span><br />
<br />
    Ve zerû zâhirel ismi ve bâtıneh(bâtınehu), innellezîne yeksibûnel isme seyuczevne bimâ kânû yakterifûn(yakterifûne).<br />
    وَذَرُوا۟ ظَٰهِرَ ٱلْإِثْمِ وَبَاطِنَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْسِبُونَ ٱلْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا۟ يَقْتَرِفُونَ<br />
    Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 121. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk(fıskun), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn(muşrikûne).<br />
    وَلَا تَأْكُلُوا۟ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُۥ لَفِسْقٌ ۗ وَإِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ لَيُوحُونَ إِلَىٰٓ أَوْلِيَآئِهِمْ لِيُجَٰدِلُوكُمْ ۖ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ<br />
    Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 122. Ayet</span><br />
<br />
    E ve men kâne meyten fe ahyeynâhu ve cealnâ lehu nûren yemşî bihî fîn nâsi ke men meseluhu fîz zulumâti leyse bi hâricin minhâ, kezâlike zuyyine lil kâfirîne mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    أَوَمَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَٰهُ وَجَعَلْنَا لَهُۥ نُورًا يَمْشِى بِهِۦ فِى ٱلنَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُۥ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا ۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَٰفِرِينَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 123. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike cealnâ fî kulli karyetin ekâbire mucrimîhâ li yemkurû fîhâ, ve mâ yemkurûne illâ bi enfusihim ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَٰبِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا۟ فِيهَا ۖ وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
    İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 124. Ayet</span><br />
<br />
    Ve izâ câethum âyetun kâlû len nu’mine hattâ nu’tâ misle mâ ûtiye rusulullâh(rusulullâhi), allâhu a’lemu haysu yec’alu risâleteh(risâletehu), seyusîbullezîne ecremû sagârun indallâhi ve azâbun şedîdun bimâ kânû yemkurûn(yemkurûne).<br />
    وَإِذَا جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌ قَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّىٰ نُؤْتَىٰ مِثْلَ مَآ أُوتِىَ رُسُلُ ٱللَّهِ ۘ ٱللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۥ ۗ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ صَغَارٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَمْكُرُونَ<br />
    Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 125. Ayet</span><br />
<br />
    Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).<br />
    فَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يَهْدِيَهُۥ يَشْرَحْ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَٰمِ ۖ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُۥ يَجْعَلْ صَدْرَهُۥ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى ٱلسَّمَآءِ ۚ كَذَٰلِكَ يَجْعَلُ ٱللَّهُ ٱلرِّجْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
    Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 126. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîm(mustekîmen), kad fassalnâl âyâti li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).<br />
    وَهَٰذَا صِرَٰطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ<br />
    Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 127. Ayet</span><br />
<br />
    Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
    ۞ لَهُمْ دَارُ ٱلسَّلَٰمِ عِندَ رَبِّهِمْ ۖ وَهُوَ وَلِيُّهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ<br />
    Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 128. Ayet</span><br />
<br />
    Ve yevme yahşuruhum cemîa(cemîan), yâ ma’şerel cinni kadisteksertum minel ins(insi) ve kâle evliyauhum minel insi rabbenestemtea ba’dunâ biba’dın ve belagnâ ecelenellezî eccelte lenâ, kâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâhu, inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).<br />
    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ قَدِ ٱسْتَكْثَرْتُم مِّنَ ٱلْإِنسِ ۖ وَقَالَ أَوْلِيَآؤُهُم مِّنَ ٱلْإِنسِ رَبَّنَا ٱسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَآ أَجَلَنَا ٱلَّذِىٓ أَجَّلْتَ لَنَا ۚ قَالَ ٱلنَّارُ مَثْوَىٰكُمْ خَٰلِدِينَ فِيهَآ إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
    Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 129. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike nuvellî ba’daz zâlimîne ba’dan bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّى بَعْضَ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ<br />
    İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 130. Ayet</span><br />
<br />
    Yâ ma’şerel cinni vel insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve garrethumul hayâtud dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn(kâfirîne).<br />
    يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا ۚ قَالُوا۟ شَهِدْنَا عَلَىٰٓ أَنفُسِنَا ۖ وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ<br />
    (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 131. Ayet</span><br />
<br />
    Zâlike en lem yekun rabbuke muhlikel kurâ bi zulmin ve ehluhâ gâfilûn(gâfilûne).<br />
    ذَٰلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَٰفِلُونَ<br />
    Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 132. Ayet</span><br />
<br />
    Ve li kullin derecâtun mimmâ amilû, ve mâ rabbukebi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).<br />
    وَلِكُلٍّ دَرَجَٰتٌ مِّمَّا عَمِلُوا۟ ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ<br />
    Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 133. Ayet</span><br />
<br />
    Ve rabbukel ganiyyu zur rahmeh(rahmeti), in yeşe’ yuzhibkum ve yestahlif min ba’dikum mâ yeşâu kemâ enşeekum min zurriyyeti kavmin âharîn(âharîne).<br />
    وَرَبُّكَ ٱلْغَنِىُّ ذُو ٱلرَّحْمَةِ ۚ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنۢ بَعْدِكُم مَّا يَشَآءُ كَمَآ أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ ءَاخَرِينَ<br />
    Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse sizi giderir (yok eder) ve sizden sonra da yerinize dilediğini getirir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 134. Ayet</span><br />
<br />
    İnne mâ tûadûne le âtin ve mâ entum bi mu’cizîn(mu’cizîne).<br />
    إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَءَاتٍ ۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ<br />
    Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 135. Ayet</span><br />
<br />
    Kul yâ kavmi’melû alâ mâ kânetikum innî âmil(âmilun), fe sevfe ta’lemûne men tekûnu lehu âkıbetud dâr(dâri), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).<br />
    قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَامِلٌ ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِ ۗ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ<br />
    De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 136. Ayet</span><br />
<br />
    Ve cealû lillâhi mimmâ zeree minel harsi vel en’âmi nasîbenfe kâlû hâzâ lillâhi bi za’mihim ve hâzâ li şurekâinâ, fe mâ kâne li şurekâihim fe lâ yasılu ilâllahi ve mâ kâne lillâhi fe huve yasilu ilâ şurekâihim, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).<br />
    وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلْحَرْثِ وَٱلْأَنْعَٰمِ نَصِيبًا فَقَالُوا۟ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَا ۖ فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَىٰ شُرَكَآئِهِمْ ۗ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ<br />
    Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, “Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 137. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kezâlike zeyyene li kesîrin minel muşrikîne katle evlâdihim şurekâuhum li yurdûhum ve li yelbisû aleyhim dînehum, ve lev şâellâhu mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn(yefterûne).<br />
    وَكَذَٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَٰدِهِمْ شُرَكَآؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا۟ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ ۖ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
    Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 138. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû hâzihi en’âmun ve harsun hicrun lâ yat’amuhâ illâ men neşâu bi za’mihim ve en’âmun hurrimet zuhûruhâ ve en’âmun lâ yezkurûnesmallâhi aleyhaftirâen aleyh(aleyhi) se yeczîhim bimâ kânû yefterûn(yefterûne).<br />
    وَقَالُوا۟ هَٰذِهِۦٓ أَنْعَٰمٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لَّا يَطْعَمُهَآ إِلَّا مَن نَّشَآءُ بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَٰمٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَٰمٌ لَّا يَذْكُرُونَ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهَا ٱفْتِرَآءً عَلَيْهِ ۚ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ<br />
    Bir de (asılsız iddialarda bulunarak) dediler ki: “Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. (Şunlar da) sırtları (binilmesi ve yük yüklemesi) haram edilmiş hayvanlardır.” Bir kısım hayvanları da keserken üzerlerine Allah’ın adını anmazlar. (Bütün bunları) Allah’a iftira ederek yaparlar. Bu iftiraları sebebiyle Allah onları cezalandıracaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 139. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kâlû mâ fî butûni hazihil en’âmi hâlisatun li zukûrinâ ve muharremun alâ ezvâcinâ, ve in yekun meyteten fe hum fîhi şurekâu, se yeczîhim vasfehum, innehu hakîmun alîm(alîmun).<br />
    وَقَالُوا۟ مَا فِى بُطُونِ هَٰذِهِ ٱلْأَنْعَٰمِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِنَا ۖ وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَآءُ ۚ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
    Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 140. Ayet</span><br />
<br />
    Ve kad hasirellezîne katelû evlâdehum sefehan bi gayri ilmin ve harremû mâ rezekahumullâhuftirâen alâllâh(alâllâhi), kad dallû ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).<br />
    قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ قَتَلُوٓا۟ أَوْلَٰدَهُمْ سَفَهًۢا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا۟ مَا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ ٱفْتِرَآءً عَلَى ٱللَّهِ ۚ قَدْ ضَلُّوا۟ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ<br />
    Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 141. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî enşee cennâtin ma’rûşâtin ve gayre ma’rûşâtin ven nahle vez zer’a muhtelifen ukuluhu vez zeytûne ver rummâne muteşâbihen ve gayre muteşâbih(muteşâbihin), kulû min semerihî izâ esmere ve âtû hakkahu yevme hasâdihî ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhibbul musrifîn(musrifîne).<br />
    ۞ وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ جَنَّٰتٍ مَّعْرُوشَٰتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَٰتٍ وَٱلنَّخْلَ وَٱلزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُۥ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُتَشَٰبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍ ۚ كُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَءَاتُوا۟ حَقَّهُۥ يَوْمَ حَصَادِهِۦ ۖ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ<br />
    O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 142. Ayet</span><br />
<br />
    Ve minel en’âmi hamûleten ve ferşâ(ferşan), kulû mimmâ rezekakumullâhu ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni),innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).<br />
    وَمِنَ ٱلْأَنْعَٰمِ حَمُولَةً وَفَرْشًا ۚ كُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ<br />
    Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 143. Ayet</span><br />
<br />
    Semâniyete ezvâc(ezvâcin), minad da’nisneyni ve minel ma’zisneyn(ma’zisneyni), kul âz zekereyni harreme emil unseyeyni emmeştemelet aleyhi erhâmul unseyeyn(unseyeyni), nebbiûnî bi ilmin in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).<br />
    ثَمَٰنِيَةَ أَزْوَٰجٍ ۖ مِّنَ ٱلضَّأْنِ ٱثْنَيْنِ وَمِنَ ٱلْمَعْزِ ٱثْنَيْنِ ۗ قُلْ ءَآلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلْأُنثَيَيْنِ أَمَّا ٱشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ نَبِّـُٔونِى بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ<br />
    O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 144. Ayet</span><br />
<br />
    Ve minel ibilisneyni ve minel bakarisneyn(bakarisneyni), kul âz zekereyni harreme emil unseyeyni emmeştemelet aleyhi erhâmul unseyeyn(unseyeyni), em kuntum şuhedâe iz vassâkumullâhu bi hâzâ, fe men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben li yudillen nâse bi gayri ilm(ilmin), innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).<br />
    وَمِنَ ٱلْإِبِلِ ٱثْنَيْنِ وَمِنَ ٱلْبَقَرِ ٱثْنَيْنِ ۗ قُلْ ءَآلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلْأُنثَيَيْنِ أَمَّا ٱشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ وَصَّىٰكُمُ ٱللَّهُ بِهَٰذَا ۚ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا لِّيُضِلَّ ٱلنَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
    Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 145. Ayet</span><br />
<br />
    Kul lâ ecidu fî mâ ûhiye ileyye muharremen alâ tâimin yat’amuhu illâ en yekûne meyteten ev demen mesfûhan ev lâhme hinzîrin fe innehu ricsun ev fıskan uhille li gayrillâhi bih(bihî), fe menidturra gayre bâgın ve lâ âdin fe inne rabbeke gafûrun rahîm(rahîmun).<br />
    قُل لَّآ أَجِدُ فِى مَآ أُوحِىَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُۥٓ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُۥ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ ۚ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
    De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 146. Ayet</span><br />
<br />
    Ve alellezîne hâdû harremnâ kulle zî zufur(zufurin), ve minel bakari vel ganemi harremnâ aleyhim şuhûmehumâ illâ mâ hamelet zuhûruhumâ evil havâyâ ev mahteleta bi azm(azmin), zâlike cezeynâhum bi bagyihim ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).<br />
    وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِى ظُفُرٍ ۖ وَمِنَ ٱلْبَقَرِ وَٱلْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلْحَوَايَآ أَوْ مَا ٱخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ۚ ذَٰلِكَ جَزَيْنَٰهُم بِبَغْيِهِمْ ۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ<br />
    Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 147. Ayet</span><br />
<br />
    Fe in kezzebûke fe kul rabbukum zû rahmetin vâsi’ah(vâsi’atin), ve lâ yureddu be’suhu anil kavmil mucrimîn(mucrimîne).<br />
    فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَٰسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُۥ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ<br />
    Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 148. Ayet</span><br />
<br />
    Seyekûlullezîne eşrekû lev şâallâhu mâ eşreknâ ve lâ âbâunâ ve lâ harremnâ min şey’(şey’in), kezâlike kezzebellezîne min kablihim hattâ zâkû be’senâ, kul hel indekum min ilmin fe tuhricûhu lenâ, in tettebiûne illez zanne ve in entumillâ tahrusûn(tahrusûne).<br />
    سَيَقُولُ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكْنَا وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن شَىْءٍ ۚ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ حَتَّىٰ ذَاقُوا۟ بَأْسَنَا ۗ قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَآ ۖ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ<br />
    Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 149. Ayet</span><br />
<br />
    Kul fe lillâhil huccetul bâligah(bâligatu), fe lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).<br />
    قُلْ فَلِلَّهِ ٱلْحُجَّةُ ٱلْبَٰلِغَةُ ۖ فَلَوْ شَآءَ لَهَدَىٰكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
    De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 150. Ayet</span><br />
<br />
    Kul helumme şuhedâekumullezîne yeşhedûne ennallâhe harreme hâzâ, fe in şehidû fe lâ teşhed meahum, ve lâ tettebi’ ehvâellezîne kezzebû bi âyâtinâ vellezîne lâ yu’minûne bil âhireti ve hum bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).<br />
    قُلْ هَلُمَّ شُهَدَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَ هَٰذَا ۖ فَإِن شَهِدُوا۟ فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ ۚ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ<br />
    De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 151. Ayet</span><br />
<br />
    Kul teâlev etlu mâ harreme rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).<br />
    ۞ قُلْ تَعَالَوْا۟ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ ۖ أَلَّا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًٔا ۖ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا ۖ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُم مِّنْ إِمْلَٰقٍ ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ ۖ وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ ۖ وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ<br />
    (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 152. Ayet</span><br />
<br />
    Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).<br />
    وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۖ وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ ۖ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَإِذَا قُلْتُمْ فَٱعْدِلُوا۟ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۖ وَبِعَهْدِ ٱللَّهِ أَوْفُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ<br />
    Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 153. Ayet</span><br />
<br />
    Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).<br />
    وَأَنَّ هَٰذَا صِرَٰطِى مُسْتَقِيمًا فَٱتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلسُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ<br />
    İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 154. Ayet</span><br />
<br />
    Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alellezî ahsene ve tafsîlen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn(yu’minûne).<br />
    ثُمَّ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ تَمَامًا عَلَى ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا لِّكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ<br />
    Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmete erdirmek için Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 155. Ayet</span><br />
<br />
    Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).<br />
    وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ فَٱتَّبِعُوهُ وَٱتَّقُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ<br />
    Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 156. Ayet</span><br />
<br />
    En tekûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min kablinâ ve in kunnâ an dirâsetihim le gâfilîn(gâfilîne).<br />
    أَن تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أُنزِلَ ٱلْكِتَٰبُ عَلَىٰ طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَٰفِلِينَ<br />
    (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 157. Ayet</span><br />
<br />
    Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynel kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmeh(rahmetun), fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn(yasdifûne).<br />
    أَوْ تَقُولُوا۟ لَوْ أَنَّآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْكِتَٰبُ لَكُنَّآ أَهْدَىٰ مِنْهُمْ ۚ فَقَدْ جَآءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ ۚ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا ۗ سَنَجْزِى ٱلَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ ءَايَٰتِنَا سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ بِمَا كَانُوا۟ يَصْدِفُونَ<br />
    (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 158. Ayet</span><br />
<br />
    Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbik(rabbike), yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ(hayran), kul intezırû innâ muntezırûn(muntezırûne).<br />
    هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ يَأْتِىَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِىَ بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ ۗ يَوْمَ يَأْتِى بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ لَا يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَٰنُهَا لَمْ تَكُنْ ءَامَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِىٓ إِيمَٰنِهَا خَيْرًا ۗ قُلِ ٱنتَظِرُوٓا۟ إِنَّا مُنتَظِرُونَ<br />
    (Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 159. Ayet</span><br />
<br />
    İnnellezîne ferrekû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’(şey’in), innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn(yef’alûne).<br />
    إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِى شَىْءٍ ۚ إِنَّمَآ أَمْرُهُمْ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ<br />
    Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 160. Ayet</span><br />
<br />
    Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).<br />
    مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ عَشْرُ أَمْثَالِهَا ۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَىٰٓ إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ<br />
    Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 161. Ayet</span><br />
<br />
    Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
    قُلْ إِنَّنِى هَدَىٰنِى رَبِّىٓ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا ۚ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ<br />
    De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 162. Ayet</span><br />
<br />
    Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
    قُلْ إِنَّ صَلَاتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِى لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ<br />
    Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 163. Ayet</span><br />
<br />
    Lâ şerîke leh(lehu), ve bi zâlike umirtu ve ene evvelul muslimîn(muslimîne).<br />
    لَا شَرِيكَ لَهُۥ ۖ وَبِذَٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْمُسْلِمِينَ<br />
    “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 164. Ayet</span><br />
<br />
    Kul e gayrallâhi ebgî rabben ve huve rabbu kulli şey’(şey’in), ve lâ teksibu kullu nefsin illâ aleyh(aleyhâ), ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).<br />
    قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِى رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ ۚ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
    De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En`âm 165. Ayet</span><br />
<br />
    Ve huvellezî cealekum halâifelardı ve refea ba’dakum fevka ba’dın derecâtin li yebluvekum fî mâ âtâkum, inne rabbeke serîul ikâbi ve innehu le gafûrun rahîm(rahîmun).<br />
    وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَٰٓئِفَ ٱلْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَٰتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ ۗ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌۢ<br />
    O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Enam Suresi Arapça Text]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17209</link>
			<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 04:23:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17209</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enam Suresi Arapça TEXT</span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
سورة الأنعام <br />
<br />
 سورة 6<br />
<br />
 عدد آياتها 165<br />
</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enam Suresi Arapça Text Budur</span><br />
<br />
بسم الله الرحمن الرحيم<br />
<br />
    الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ<br />
<br />
    هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ<br />
<br />
    وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ<br />
<br />
    فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ<br />
<br />
    أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ<br />
<br />
    وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
    وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأَمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ<br />
<br />
    وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ<br />
<br />
    قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ<br />
<br />
    قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ<br />
<br />
    قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ<br />
<br />
    مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ<br />
<br />
    وَإِن يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ<br />
<br />
    وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
    قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهِ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
    وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
<br />
    ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ<br />
<br />
    انظُرْ كَيْفَ كَذَبُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا حَتَّى إِذَا جَاؤُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ<br />
<br />
    وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
    وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
    بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُواْ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ وَلَوْ رُدُّواْ لَعَادُواْ لِمَا نُهُواْ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ<br />
<br />
    وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُواْ عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُواْ بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ<br />
<br />
    قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ<br />
<br />
    وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ<br />
<br />
    قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ<br />
<br />
    وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ<br />
<br />
    إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلَ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
    وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ<br />
<br />
    وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
<br />
    قُلْ أَرَأَيْتَكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ<br />
<br />
    بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ<br />
<br />
    فَلَوْلا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ<br />
<br />
    فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ<br />
<br />
    قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
    وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ<br />
<br />
    وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ<br />
<br />
    قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ<br />
<br />
    وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
<br />
    وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوا أَهَؤُلاء مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ<br />
<br />
    وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ<br />
<br />
    قُل لَّوْ أَنَّ عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ<br />
<br />
    وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ<br />
<br />
    ثُمَّ رُدُّواْ إِلَى اللَّهِ مَوْلاهُمُ الْحَقِّ أَلاَ لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ<br />
<br />
    قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ<br />
<br />
    قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ<br />
<br />
    وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ<br />
<br />
    لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
    وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
    وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
<br />
    وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ<br />
<br />
    قُلْ أَنَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَنفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىَ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    وَأَنْ أَقِيمُواْ الصَّلاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
    وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلالٍ مُّبِينٍ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ<br />
<br />
    فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ<br />
<br />
    فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ<br />
<br />
    فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ<br />
<br />
    وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالأَمْنِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
    الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ<br />
<br />
    وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
    وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلاًّ هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ وَمِن ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ<br />
<br />
    وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِّنَ الصَّالِحِينَ<br />
<br />
    وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
<br />
    ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    أُوْلَئِكَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاء فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُواْ بِهَا بِكَافِرِينَ<br />
<br />
    أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُل لاَّ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ<br />
<br />
    وَمَا قَدَرُواْ اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُواْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِّن شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُواْ أَنتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ قُلِ اللَّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ<br />
<br />
    وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
<br />
    إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ<br />
<br />
    فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ انظُرُواْ إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَاء الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُواْ لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ<br />
<br />
    بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ<br />
<br />
    ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ<br />
<br />
    لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
    قَدْ جَاءَكُم بَصَائِرُ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ وَلِيَقُولُواْ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
    اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكُواْ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ<br />
<br />
    وَلاَ تَسُبُّواْ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّواْ اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَأَقْسَمُواْ بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءَتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ<br />
<br />
    وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاء رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُواْ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ<br />
<br />
    أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ<br />
<br />
    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ<br />
<br />
    وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ<br />
<br />
    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ<br />
<br />
    فَكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ<br />
<br />
    وَمَا لَكُمْ أَلاَّ تَأْكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ<br />
<br />
    وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ<br />
<br />
    وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ<br />
<br />
    أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
    وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُواْ يَمْكُرُونَ<br />
<br />
    فَمَن يُرِدِ اللَّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلامِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ<br />
<br />
    لَهُمْ دَارُ السَّلامِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ<br />
<br />
    يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ<br />
<br />
    ذَلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ<br />
<br />
    وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاء كَمَا أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ<br />
<br />
    إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ<br />
<br />
    قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُواْ عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
    وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُواْ هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلاَ يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُواْ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لاَّ يَطْعَمُهَا إِلاَّ مَن نَّشَاء بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لاَّ يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاء عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاء سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
    قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُواْ أَوْلادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُواْ مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاء عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّواْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ<br />
<br />
    وَمِنَ الأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ<br />
<br />
    ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِّنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ نَبِّؤُونِي بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ<br />
<br />
    وَمِنَ الإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاء إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
    قُل لاَّ أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
    وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلاَّ مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ<br />
<br />
    فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ<br />
<br />
    سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَخْرُصُونَ<br />
<br />
    قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
<br />
    قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِن شَهِدُواْ فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ<br />
<br />
    قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُم مِّنْ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ<br />
<br />
    وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ<br />
<br />
    وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ<br />
<br />
    ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ<br />
<br />
    أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ<br />
<br />
    أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ<br />
<br />
    هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ<br />
<br />
    إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ<br />
<br />
    مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ<br />
<br />
    قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنَّ صَلاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ<br />
<br />
    قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلائِفَ الأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enam Suresi Arapça TEXT</span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
سورة الأنعام <br />
<br />
 سورة 6<br />
<br />
 عدد آياتها 165<br />
</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Enam Suresi Arapça Text Budur</span><br />
<br />
بسم الله الرحمن الرحيم<br />
<br />
    الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ<br />
<br />
    هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ<br />
<br />
    وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ<br />
<br />
    فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ<br />
<br />
    أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ<br />
<br />
    وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
    وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأَمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ<br />
<br />
    وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ<br />
<br />
    قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ<br />
<br />
    قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ<br />
<br />
    قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ<br />
<br />
    مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ<br />
<br />
    وَإِن يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ<br />
<br />
    وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
    قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهِ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
    وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
<br />
    ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ<br />
<br />
    انظُرْ كَيْفَ كَذَبُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا حَتَّى إِذَا جَاؤُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ<br />
<br />
    وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
    وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
    بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُواْ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ وَلَوْ رُدُّواْ لَعَادُواْ لِمَا نُهُواْ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ<br />
<br />
    وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُواْ عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُواْ بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ<br />
<br />
    قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ<br />
<br />
    وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ<br />
<br />
    قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ<br />
<br />
    وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ<br />
<br />
    إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلَ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
    وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ<br />
<br />
    وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
<br />
    قُلْ أَرَأَيْتَكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ<br />
<br />
    بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ<br />
<br />
    فَلَوْلا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ<br />
<br />
    فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ<br />
<br />
    قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
    وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ<br />
<br />
    وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ<br />
<br />
    قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ<br />
<br />
    وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
<br />
    وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوا أَهَؤُلاء مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ<br />
<br />
    وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ<br />
<br />
    قُل لَّوْ أَنَّ عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ<br />
<br />
    وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ<br />
<br />
    ثُمَّ رُدُّواْ إِلَى اللَّهِ مَوْلاهُمُ الْحَقِّ أَلاَ لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ<br />
<br />
    قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ<br />
<br />
    قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ<br />
<br />
    وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ<br />
<br />
    لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
    وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
    وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ<br />
<br />
    وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ<br />
<br />
    قُلْ أَنَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَنفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىَ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    وَأَنْ أَقِيمُواْ الصَّلاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
    وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلالٍ مُّبِينٍ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ<br />
<br />
    فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ<br />
<br />
    فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ<br />
<br />
    فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ<br />
<br />
    إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ<br />
<br />
    وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالأَمْنِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
    الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ<br />
<br />
    وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
    وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلاًّ هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ وَمِن ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ<br />
<br />
    وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِّنَ الصَّالِحِينَ<br />
<br />
    وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ<br />
<br />
    ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    أُوْلَئِكَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاء فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُواْ بِهَا بِكَافِرِينَ<br />
<br />
    أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُل لاَّ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ<br />
<br />
    وَمَا قَدَرُواْ اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُواْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِّن شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُواْ أَنتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ قُلِ اللَّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ<br />
<br />
    وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
<br />
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ<br />
<br />
    وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ<br />
<br />
    إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ<br />
<br />
    فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ انظُرُواْ إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَاء الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُواْ لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ<br />
<br />
    بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ<br />
<br />
    ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ<br />
<br />
    لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
    قَدْ جَاءَكُم بَصَائِرُ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ وَلِيَقُولُواْ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
    اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكُواْ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ<br />
<br />
    وَلاَ تَسُبُّواْ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّواْ اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَأَقْسَمُواْ بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءَتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ<br />
<br />
    وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاء رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُواْ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ<br />
<br />
    أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ<br />
<br />
    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ<br />
<br />
    وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ<br />
<br />
    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ<br />
<br />
    فَكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ<br />
<br />
    وَمَا لَكُمْ أَلاَّ تَأْكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ<br />
<br />
    وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ<br />
<br />
    وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ<br />
<br />
    أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
    وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُواْ يَمْكُرُونَ<br />
<br />
    فَمَن يُرِدِ اللَّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلامِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ<br />
<br />
    لَهُمْ دَارُ السَّلامِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ<br />
<br />
    يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ<br />
<br />
    ذَلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ<br />
<br />
    وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ<br />
<br />
    وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاء كَمَا أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ<br />
<br />
    إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ<br />
<br />
    قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُواْ عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
    وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُواْ هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلاَ يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ<br />
<br />
    وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُواْ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لاَّ يَطْعَمُهَا إِلاَّ مَن نَّشَاء بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لاَّ يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاء عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفْتَرُونَ<br />
<br />
    وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاء سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
    قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُواْ أَوْلادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُواْ مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاء عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّواْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ<br />
<br />
    وَمِنَ الأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ<br />
<br />
    ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِّنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ نَبِّؤُونِي بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ<br />
<br />
    وَمِنَ الإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاء إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
    قُل لاَّ أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
    وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلاَّ مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ<br />
<br />
    فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ<br />
<br />
    سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَخْرُصُونَ<br />
<br />
    قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
<br />
    قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِن شَهِدُواْ فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ<br />
<br />
    قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُم مِّنْ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ<br />
<br />
    وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ<br />
<br />
    وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ<br />
<br />
    ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
    وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ<br />
<br />
    أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ<br />
<br />
    أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ<br />
<br />
    هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ<br />
<br />
    إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ<br />
<br />
    مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ<br />
<br />
    قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
    قُلْ إِنَّ صَلاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
    لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ<br />
<br />
    قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
    وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلائِفَ الأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bazı Sure ve Ayetlerin Faziletleri ve Önemli Havasları]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17208</link>
			<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 04:08:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=17208</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bazı Sure ve Ayetlerin Faziletleri ve Önemli Havasları<br />
</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> DUHA SURESİ:</span><br />
Duha Suresi, okuyanı; ruhi bunalım, sıkıntı ve sitresten kurtarır.<br />
<br />
Duha Suresini her sabah 11 defa okuyanın rızkı artar. Yolu açık olur. Farz namazlarının ardından 3 defa okumakta aynı tesiri gösterir.<br />
<br />
Duha Suresini; sıkıntıdan kurtulmak, fakirlikten refaha kavuşmak için sürekli okumak gerekir.<br />
<br />
Muharrem ayının ilk gecesi, gece yarısı, 4 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, ardından 1000 defa Duha Suresini okuyup," Ya Rabbi bu surenin hürmetine, Peygamber Efendimizin S.A.V. hürmetine, bu seneyi benim ve ailem için mübarek ve mesud kıl" diyerek dua eden, o sene boyunca sıkıntı çekmez, rızkı artar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VEL ASRI SURESİ:</span><br />
Şifa için yazılır, yazı suda silinip 70 defa okunur ve hastaya içirilirse, hasta şifa bulur.<br />
<br />
Bu sure; misk, safran ve gül suyu ile dört ayrı kağıda yazılıp, mal veya eşya olan yerin dört köşesine konulursa, oradaki mal veya eşya muhafaza olur.<br />
<br />
Bir düşmandan intikam almak için, o niyetle, siyah bir levha üzerine cumartesi günü zuhal saatinde Vel Asrı yazıp, istediğin maksat üzerine o kişinin hanesine koy, o kişinin hanesinden bereket kalkar ve harap olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HÜMEZE SURESİ:</span><br />
Nazara uğrayan yada nazar olan kişiye; 3-5-7 defa okunursa veya okursa nazar geçer.<br />
<br />
Hümeze Suresi, iftiradan kurtulmak için 21 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KUREYŞ SURESİ:</span><br />
Temiz ahlaka sahip olmak ve musibetlerden korunmak için günde 7 defa okunur.<br />
<br />
Sofraya oturunca okunursa, sofranın bereketi artar.<br />
<br />
Her gün 21 defa okuyan açlık çekmez, korktuklarından emin olur.<br />
Çok okuyan fakirlikten kurtulur.<br />
<br />
Bir kaba safran, misk ve gül suyu karışımı ile yazılır, içine zemzem veya yağmur suyu konularak yazı silinip, zehir içmiş veya zehirlenmiş kişiye içirilirse, panzehir gibi tesir eder. Aynı uygulama 7 gün ehvamlı ve unutkan kişiye yapılırsa şifa bulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KEVSER SURESİ:</span><br />
Günde 100 defa okuyanın her isteği olur. Çok okuyan ve okumaya devam eden Peygamber Efendimizi S.A.V. rüyasında görür.<br />
<br />
Peygamber Efendimizi S.A.V. rüyasında görmek isteyen; cuma günü, yatsı namazından sonra Kevser Suresini 1000 defa okur, 1000 defada salatü selam getirip, konuşmadan yatarsa rüyasında görür.<br />
<br />
Düşman şerrinden korunmak için; gül suyu, safran ve miskle yazıp, naylon veya muşambaya sarıp üzerinde taşırsa, kendini korumaya almış olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İNŞİRAH SURESİ:</span><br />
Okuyanı kalp sıkıntısından kurtarır, rızkını çoğaltır.<br />
<br />
İnşirah Suresini cam kaba yazıp, gül suyu ile yazıyı silip, içen kişi korku ve endişeden kurtulur.<br />
<br />
Farz namazlarının ardından 3-5 veya 7 defa okuyan kişinin rızkı artar. Tembellikten ve kederden kurtulur.<br />
<br />
Sıkıntıdan kurtulmak veya müşkil bir işi olan 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 152 İnşirah Suresini okur ve dua ederse müşkilattan ve sıkıntıdan kurtulur.<br />
<br />
Unutkanlığı gidermek için bir kaba yazılıp, zemzem veya yağmur suyu ile yazı silinip, içen kişinin hafızası kuvvetlenir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MÜNAFİKUN SURESİ:</span><br />
Göz ve tüm beden ağrılarına şifa verir. Çelişkiden, Nifaktan ve kötülüklerden korunmak için günde 7 defa okunur.<br />
Okuyanı münafıklıktan korur.<br />
<br />
2 Rekatlık namazlarda birinci rekatta Fatihadan sonra Cuma Suresini, ikinci rekatta Fatihadan sonra Münafikun Suresini okuyan düşmanlarının kalbine korku salar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KALEM SURESİ:</span><br />
Okuyanın ahlakı güzelleşir. Kötülüklerden korunmak ve istek ile dileklerin geçekleşmesi için günde 70 veya 71 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HUD SURESİ:</span><br />
Hud suresi, bir kağıda, safran, misk ve gül suyundan hazırlanmış mürekkeple yazıp üstünde taşıyana silah etki etmez. Düşmanlarının zararı dokunmaz. İnsanlar arasında, sevgi, saygı ve itibar görür. Kendini muhafazaya alır.<br />
Ayrıca intikam almak için 3 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HICR SURESİ:</span><br />
Bu sureyi yazıp, üzerinde taşıyan kişinin rızkı artar.Ticaret kazancı çoğalır.<br />
Bu sureyi yazıp, üzerine 101 defa Ya Latif, 101 defa Ya Rezzak, 101 defa Ya Kerim, 101 defa Ya Hayy, 101 defa Ya Kayyum okuyup, bir ticarethaneye asılırsa; o yer her türlü bela ve afetlerden korunur, ticaret kazancıda artar.<br />
<br />
Her Arabi ayın 15inci günü, sabah namazı öncesi kalkıp, 2 rekat ALLAH rızası için namaz kıldıktan sonra 1 defa Hıcr Suresi, 3 İhlas, 1 Fatiha ve 7 selatü selam okuyup "Ya Rabbi senden başka kimseye muhtaç etme " diyerek dua edenin rızkı genişler, kimseye muhtaç olmaz.<br />
Ticarette kazanç için günde 3 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">NAHL SURESİ:</span><br />
Azgınlıktan ve fesattan kurtulmak için günde 10 defa okunur.<br />
Bu Sureyi salı gecesi bir kağıda yazıp, gün doğmadan 306 defa Ya Kahhar okuyup, bir düşmanın, zalimin hanesine konulursa o zalim helak olur. Başları beladan kurtulmaz.<br />
Bu Sure yazılıp, bir tarlaya gömülürse, o tarlanın mahsülü telef olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">NEML SURESİ:</span><br />
Düşman şerrinden korunmak ve emin olmak için okunur.<br />
Nahl suresinde olduğu gibi Neml Suresi bir kağıda yazılıp, 306 Ya Kahhar okuyup, zalimin evine konursa, o zalim helak olur. Tarla veya bahçeye konulursa, mahsülü helak olur.<br />
<br />
Bir paranın veya malın gerçek olduğunu anlamak için; Neml Suresinin 93. ayetini okuyup, o paraya veya mala baktığında, sahtemi, gerçekmi olduğunu anlarsın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">RUM SURESİ:</span><br />
Düşmana karşı zafer kazanmak için okunur.<br />
Bu sureyi yazıp, şişeye koyup, zarar görmesini istediğin bir zalimin evine konulursa; o evdekiler hastalanır.<br />
<br />
Bu sureyi yazıp, toprak testiye koyup, içine su doldurulur ve bir zalime içirilirse o zalim hastalanır. Yüzünü yıkarsa, gözlerinden rahatsızlanır. Tarlaya veya bahçeye serpilirse, o yerin mahsülü kurur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">FİL SURESİ:</span><br />
Akşam ve yatsı arası 1000 defa okuyanın her türlü isteği kabul görür.<br />
Fil suresi kiremit parçası üzerine yazılır, intikam alınacak kişinin hanesine gömülürse; o hane sahipleri huzur bulamaz.<br />
<br />
Bir zalimin yanına giderken Fil Suresi okunursa, o kişnin kötülüğü ve düşmanlığından korunur, emin olursun.<br />
Her gün sabah namazının sünnetinde veya farzında Fatiha ile Fil suresini 2 rekatındada okuyan kimse düşman şerrinden emin olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KADR SURESİ:</span><br />
Cuma namazından hemen sonra 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 1000 defa Kadr Suresini okuyan Peygamber Efendimizi s.a.v. rüyasında görür.<br />
Safran, gül suyu ve misk karışımı mürekkeple Kadr Suresi ile beraber, bir kişinin ismi ile anne ismi yazılıp,<br />
o kişi uykuda iken, göğsüne konulursa ; yaşadığı zaman boyunca ne yaptığını haber verir.<br />
<br />
Kadr Suresi 36 defa okunup, su dolu kaba üflenirse ve o su yeni bir elbise üzerine serpildiğinde; o elbiseyi giyenin rızkı artar.<br />
Her türlü zor durumdan kurtulmak için Kadr Suresi 21 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ENAM SURESİ:</span><br />
Enam suresi ne niyetle okunursa, o niyet halishane ise gerçekleşir.<br />
Gece yatarken okuyan; her türlü kötülükten ve afetten korunur.<br />
Enam Suresini okuyan hasedden, kötülüklerden ve fitnelerden korunur.<br />
Hacet ve dileklerin yerine gelmesi için 7 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MÜRSELAT SURESİ:</span><br />
Günde 7 defa okuyan göz hastalıklarına yakalanmaz.<br />
Sabah namazının ardından 3 defa okuyup, muhasamaya yada muhakemeye giden kazanır.<br />
<br />
Bir kağıda yazıp üstünde taşıyan düşmanlarından emin olur. Düşmanına her zaman galip gelir.<br />
<br />
Bu sureyi bir kağıda yazıp, su içine koyarak, o su ile 3 gün gusul abdesti alınılırsa cilt hastalıklarından kurtulup, şifa bulunulur.<br />
<br />
Vücudunda çıban veya sivilce çıkan bu sureyi bir kağıda yazıp, üzerine 390 defa Ya Şafi okuyup, naylon veya muşambaya sarıp, üzerinde taşırsa; sivilce ve çıbandan kurtulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İNŞİKAK SURESİ:</span><br />
Kolay doğum yapmak için 7 defa okunur.<br />
Bir kağıda yazılıp, doğum zorluğu çeken bir kadının üstüne konulursa, kolay doğum yapar.<br />
<br />
Bu Sure bir yerin duvarına yazılırsa, o yere haşerat girmez. Duvara yazmak mümkün değilse; kağıda yazılıp asılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İNŞİRAH SURESİ:</span><br />
Her gün okuyan kalp sıkıntısından kurtulur. Rızkı artar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VAKIA SURESİ:</span><br />
Her gün 41 defa okuyanın her arzusu olur. Fakirlikten kurtulur. Kazancı bereketlenir.<br />
<br />
Her gece Vakıa Suresi okuyan kişi fakirlik görmez. Gündüzleri okuyanıda ALLAH kimseye muhtaç etmez.<br />
<br />
Vakıa Suresi zenginlerin suresidir.<br />
<br />
Vakıa Suresi ölen biri için okunursa azabı hafifler. Hasta üzerine okunursa şifa bulur. Ölüm anındaki birine okunursa imanlı göçmesine vesile olur. Azrail as. o kişiye yumuşak davranır.<br />
<br />
Hergün sabah, akşam okuyan kişi hayatı boyunca tehlike görmez. Açlık ve susuzluk çekmez.<br />
<br />
İkindi namazından sonra 14 defa okuyanın rızkı artar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MÜLK SURESİ:</span><br />
Mülk Suresi kabir azabına mani olan, azaptan kurtaran bir suredir. Kötülüklerden korunmak ümidiylede okunur.<br />
<br />
Sabah namazının ardından 1 defa okuyan çeşitli lutuflara mazhar olur.<br />
Gece yarısı 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp; 1inci rekatta Fatihadan sonra Mülk Suresinin 15 ayetini, 2inci rekattada Fatihadan sonra diğer 15 ayeti oku. Namaz bitince; 11 defa "Ya Daim, Ya Hayy, Ya Ferd, Ya Vitr, Ya Kadim, Ya Ehad, Ya Samed SallALLAHü ala Muhammedin ve ala ali Muhammed" oku ve isteğini, hacetini dile getir, kabul görür.<br />
<br />
Gece, sabaha doğru; ALLAH rızası için 2 rekat namaz kılıp, ardından 21 Mülk Suresi oku, sıkıntının veya derdinin gitmesi için dua et. ALLAH'ın izniyle sıkıntılardan kurtulursun.<br />
<br />
Günde en az bir kere okuyan kabir azabından ve ölüm anında şeytanın aldatmasından kurtulur.<br />
<br />
Günde 41 defa okuyan belalardan korunur. Kabir azabı çekmez.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
YASİN SURESİ:</span><br />
Niyet ederek, inanarak Yasin Suresini okuyamanın faydaları: Ummadığı yerden rızık gelir, aç olan tok olur, susuz olan su bulur, elbisesi olmayan elbise bulur, eceli gelmeyen hasta şifa bulur, eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz, misafir ve garip yardımcı bulur, bekarların evlenmesi kolay olur, kayıp olan şey bulunur, ölürken cennet melekleri gelir ve onları görür, korktuğu her şeyden emin ve muhafazada olur. Ayrıca Yasin suresi okunup, sevabı bir ölenin ruhuna bağışlanırsa; ölenin günahı ve azabı hafifler, makamı, derecesi yükselir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">AMENERRESULU :</span>Amenner resulu okunan eve 3 gün şeytan girmez. Okuyan ALLAH'ın sevgisini kazanır. ALLAH'ın himayesine girer. Okuyana ferahlık verir. Bütün arzuları ayağına gelir.<br />
Yatsıdan sonra okuyan geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevaba nail olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
SECDE SURESİ:</span><br />
Okuyan kıyamet günü dehşetinden muhafaza olur. Secde ve Mülk surelerini gece okuyana 70 sevap yazılır, 70 günahı silinir ve ona 70 derece verilir.<br />
<br />
Secde Suresini kağıda yazıp, su dolu kapta yazıyı silip, gözüne mesh edenin göz hastalığı geçer.<br />
<br />
Bir kağıda safran, misk, gül suyu ile Secde Suresini yazıp, bir şişe içine konulup, ev, iş yeri veya depo gibi bir yerin kenarında saklanırsa o yer tüm afetlerden korunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HAŞR SURESİ:</span><br />
40 Gün 40 defa okuyan her türlü isteğine kavuşur.<br />
Haşr Suresinin son 3 ayeti Euzu Besmele ile sabah 3 defa okunursa; akşama kadar 70bin melek ALLAH'dan o kimsenin affını ister. Akşam okunursa yine aynıdır.<br />
<br />
Bu 3 ayeti sürekli okuyan, öldüklerinde şehit olarak ölür.<br />
Haşr Suresini okuyana; tüm varlık alemi, okuyan üzerine salat ve istiğfar getirirler. Vefat ettiğindede şehidlerden olur. Okuyan kıyamet dehşetindende emin olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">FETİH SURESİ:</span><br />
Günde 7 defa okuyan her muradı gerçekleşir.<br />
Günde en az 1 defa okuyan tüm kötülüklerden ve zararlardan korunur. Her işi hayırlı ve bereketli olur.<br />
<br />
Zor durumda olup kurtulmak isteyen; cuma gecesi 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 11 defa Fetih Suresi ile 41 defa Salaten Tuncinayı okuyarak durumunu arz edip, kurtuluşu için dua ederse o dertten kurtulup, refaha erer.<br />
<br />
Savaş halinde, her sabah Fetih Suresini okuyan askeri birlik, düşmana karşı başarı kazanır. Cemaat sabah namazını mütakip, 1001 defa Fetih Suresini okuyup, ordunun galip gelmesi için dua ederse ordu zafer kazanır.<br />
<br />
Bir kağıda safran, misk ve gül suyu karışımı mürekkeple yazıp, üzerinde taşırsan kendini korumaya alırsın.<br />
<br />
Aynı şekilde yazılıp bir ticaret hanenin kapısı üzerine konulur ve her gün 1 defa Fetih Suresi<br />
<br />
okunursa; o yerin bereketi ve saadeti artar.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
YUSUF SURESİ:</span><br />
Baht açıklığı için okunur.<br />
Yusuf Suresi bir kağıda yazılıp, hamile kadının üzerine konulursa erkek çocuk doğurur.<br />
<br />
Çocuğu olmayan; çocuk sahibi olmak niyetiyle 7 gün 1 defa okursa niyeti gerçekleşir.<br />
<br />
Suçsuz yere hapiste olan; "Felamma dehalu ala Yusufe ava ileyhi" den "el hakim" e kadar olan ayeti; gül suyu, safran ve misk karışımı mürekkeple yazıp, sağ pazusuna bağlar ve ayeti okumaya devam ederse en kısa zamanda kurtuluşa erer.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
TEVBE SURESİ:</span><br />
Kötülüklerden, şerlilerden, her türlü musibetten kurtulmak için günde 7 defa okunur.<br />
<br />
Bu Sure yazılıp bir meskene asılırsa o yer hırsızdan emin olur, zarar görmez, muhafaza olunur.<br />
<br />
Okuyan nifaktan ve münafıklıktan kendini korur.<br />
Sabah akşam 7 defa okuyana ALLAH tüm işlerinde kolaylık nasip eder. Başarılı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">DUHAN SURESİ:</span><br />
Günde 3 defa okuyan her arzusuna kavuşur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">TİN SURESİ:</span><br />
Her gün 7 defa okuyan kötü ahlaktan kurtulur.<br />
<br />
<br />
<br />
Rabbim bizleri ibretle bakan ,tefekkürle susan ,Hikmetle konuşan bir nesil eylesin Amin!!!. Esselamu Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Berakatuhu . <br />
<br />
<br />
-----------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler:</span></span><br />
<br />
Bazı Sure ve Ayetlerin, Faziletleri, ve, Önemli Havasları,Önemli ayetler,Şifa için ,defa okunur,hastaya içirilirse,hasta şifa bulur,düşmandan intikam almak için,Nazara uğrayana okunur,musibetlerden korunmak için günde 7 defa okunur,gül suyu ile yazıyı silip, içen kişi,ağrılarına şifa verir,bir kağıda, safran, misk ve gül suyundan hazırlanmış mürekkeple yazıp,üstünde taşıyana, silah etki etmez,</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bazı Sure ve Ayetlerin Faziletleri ve Önemli Havasları<br />
</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> DUHA SURESİ:</span><br />
Duha Suresi, okuyanı; ruhi bunalım, sıkıntı ve sitresten kurtarır.<br />
<br />
Duha Suresini her sabah 11 defa okuyanın rızkı artar. Yolu açık olur. Farz namazlarının ardından 3 defa okumakta aynı tesiri gösterir.<br />
<br />
Duha Suresini; sıkıntıdan kurtulmak, fakirlikten refaha kavuşmak için sürekli okumak gerekir.<br />
<br />
Muharrem ayının ilk gecesi, gece yarısı, 4 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, ardından 1000 defa Duha Suresini okuyup," Ya Rabbi bu surenin hürmetine, Peygamber Efendimizin S.A.V. hürmetine, bu seneyi benim ve ailem için mübarek ve mesud kıl" diyerek dua eden, o sene boyunca sıkıntı çekmez, rızkı artar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VEL ASRI SURESİ:</span><br />
Şifa için yazılır, yazı suda silinip 70 defa okunur ve hastaya içirilirse, hasta şifa bulur.<br />
<br />
Bu sure; misk, safran ve gül suyu ile dört ayrı kağıda yazılıp, mal veya eşya olan yerin dört köşesine konulursa, oradaki mal veya eşya muhafaza olur.<br />
<br />
Bir düşmandan intikam almak için, o niyetle, siyah bir levha üzerine cumartesi günü zuhal saatinde Vel Asrı yazıp, istediğin maksat üzerine o kişinin hanesine koy, o kişinin hanesinden bereket kalkar ve harap olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HÜMEZE SURESİ:</span><br />
Nazara uğrayan yada nazar olan kişiye; 3-5-7 defa okunursa veya okursa nazar geçer.<br />
<br />
Hümeze Suresi, iftiradan kurtulmak için 21 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KUREYŞ SURESİ:</span><br />
Temiz ahlaka sahip olmak ve musibetlerden korunmak için günde 7 defa okunur.<br />
<br />
Sofraya oturunca okunursa, sofranın bereketi artar.<br />
<br />
Her gün 21 defa okuyan açlık çekmez, korktuklarından emin olur.<br />
Çok okuyan fakirlikten kurtulur.<br />
<br />
Bir kaba safran, misk ve gül suyu karışımı ile yazılır, içine zemzem veya yağmur suyu konularak yazı silinip, zehir içmiş veya zehirlenmiş kişiye içirilirse, panzehir gibi tesir eder. Aynı uygulama 7 gün ehvamlı ve unutkan kişiye yapılırsa şifa bulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KEVSER SURESİ:</span><br />
Günde 100 defa okuyanın her isteği olur. Çok okuyan ve okumaya devam eden Peygamber Efendimizi S.A.V. rüyasında görür.<br />
<br />
Peygamber Efendimizi S.A.V. rüyasında görmek isteyen; cuma günü, yatsı namazından sonra Kevser Suresini 1000 defa okur, 1000 defada salatü selam getirip, konuşmadan yatarsa rüyasında görür.<br />
<br />
Düşman şerrinden korunmak için; gül suyu, safran ve miskle yazıp, naylon veya muşambaya sarıp üzerinde taşırsa, kendini korumaya almış olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İNŞİRAH SURESİ:</span><br />
Okuyanı kalp sıkıntısından kurtarır, rızkını çoğaltır.<br />
<br />
İnşirah Suresini cam kaba yazıp, gül suyu ile yazıyı silip, içen kişi korku ve endişeden kurtulur.<br />
<br />
Farz namazlarının ardından 3-5 veya 7 defa okuyan kişinin rızkı artar. Tembellikten ve kederden kurtulur.<br />
<br />
Sıkıntıdan kurtulmak veya müşkil bir işi olan 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 152 İnşirah Suresini okur ve dua ederse müşkilattan ve sıkıntıdan kurtulur.<br />
<br />
Unutkanlığı gidermek için bir kaba yazılıp, zemzem veya yağmur suyu ile yazı silinip, içen kişinin hafızası kuvvetlenir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MÜNAFİKUN SURESİ:</span><br />
Göz ve tüm beden ağrılarına şifa verir. Çelişkiden, Nifaktan ve kötülüklerden korunmak için günde 7 defa okunur.<br />
Okuyanı münafıklıktan korur.<br />
<br />
2 Rekatlık namazlarda birinci rekatta Fatihadan sonra Cuma Suresini, ikinci rekatta Fatihadan sonra Münafikun Suresini okuyan düşmanlarının kalbine korku salar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KALEM SURESİ:</span><br />
Okuyanın ahlakı güzelleşir. Kötülüklerden korunmak ve istek ile dileklerin geçekleşmesi için günde 70 veya 71 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HUD SURESİ:</span><br />
Hud suresi, bir kağıda, safran, misk ve gül suyundan hazırlanmış mürekkeple yazıp üstünde taşıyana silah etki etmez. Düşmanlarının zararı dokunmaz. İnsanlar arasında, sevgi, saygı ve itibar görür. Kendini muhafazaya alır.<br />
Ayrıca intikam almak için 3 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HICR SURESİ:</span><br />
Bu sureyi yazıp, üzerinde taşıyan kişinin rızkı artar.Ticaret kazancı çoğalır.<br />
Bu sureyi yazıp, üzerine 101 defa Ya Latif, 101 defa Ya Rezzak, 101 defa Ya Kerim, 101 defa Ya Hayy, 101 defa Ya Kayyum okuyup, bir ticarethaneye asılırsa; o yer her türlü bela ve afetlerden korunur, ticaret kazancıda artar.<br />
<br />
Her Arabi ayın 15inci günü, sabah namazı öncesi kalkıp, 2 rekat ALLAH rızası için namaz kıldıktan sonra 1 defa Hıcr Suresi, 3 İhlas, 1 Fatiha ve 7 selatü selam okuyup "Ya Rabbi senden başka kimseye muhtaç etme " diyerek dua edenin rızkı genişler, kimseye muhtaç olmaz.<br />
Ticarette kazanç için günde 3 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">NAHL SURESİ:</span><br />
Azgınlıktan ve fesattan kurtulmak için günde 10 defa okunur.<br />
Bu Sureyi salı gecesi bir kağıda yazıp, gün doğmadan 306 defa Ya Kahhar okuyup, bir düşmanın, zalimin hanesine konulursa o zalim helak olur. Başları beladan kurtulmaz.<br />
Bu Sure yazılıp, bir tarlaya gömülürse, o tarlanın mahsülü telef olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">NEML SURESİ:</span><br />
Düşman şerrinden korunmak ve emin olmak için okunur.<br />
Nahl suresinde olduğu gibi Neml Suresi bir kağıda yazılıp, 306 Ya Kahhar okuyup, zalimin evine konursa, o zalim helak olur. Tarla veya bahçeye konulursa, mahsülü helak olur.<br />
<br />
Bir paranın veya malın gerçek olduğunu anlamak için; Neml Suresinin 93. ayetini okuyup, o paraya veya mala baktığında, sahtemi, gerçekmi olduğunu anlarsın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">RUM SURESİ:</span><br />
Düşmana karşı zafer kazanmak için okunur.<br />
Bu sureyi yazıp, şişeye koyup, zarar görmesini istediğin bir zalimin evine konulursa; o evdekiler hastalanır.<br />
<br />
Bu sureyi yazıp, toprak testiye koyup, içine su doldurulur ve bir zalime içirilirse o zalim hastalanır. Yüzünü yıkarsa, gözlerinden rahatsızlanır. Tarlaya veya bahçeye serpilirse, o yerin mahsülü kurur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">FİL SURESİ:</span><br />
Akşam ve yatsı arası 1000 defa okuyanın her türlü isteği kabul görür.<br />
Fil suresi kiremit parçası üzerine yazılır, intikam alınacak kişinin hanesine gömülürse; o hane sahipleri huzur bulamaz.<br />
<br />
Bir zalimin yanına giderken Fil Suresi okunursa, o kişnin kötülüğü ve düşmanlığından korunur, emin olursun.<br />
Her gün sabah namazının sünnetinde veya farzında Fatiha ile Fil suresini 2 rekatındada okuyan kimse düşman şerrinden emin olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KADR SURESİ:</span><br />
Cuma namazından hemen sonra 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 1000 defa Kadr Suresini okuyan Peygamber Efendimizi s.a.v. rüyasında görür.<br />
Safran, gül suyu ve misk karışımı mürekkeple Kadr Suresi ile beraber, bir kişinin ismi ile anne ismi yazılıp,<br />
o kişi uykuda iken, göğsüne konulursa ; yaşadığı zaman boyunca ne yaptığını haber verir.<br />
<br />
Kadr Suresi 36 defa okunup, su dolu kaba üflenirse ve o su yeni bir elbise üzerine serpildiğinde; o elbiseyi giyenin rızkı artar.<br />
Her türlü zor durumdan kurtulmak için Kadr Suresi 21 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ENAM SURESİ:</span><br />
Enam suresi ne niyetle okunursa, o niyet halishane ise gerçekleşir.<br />
Gece yatarken okuyan; her türlü kötülükten ve afetten korunur.<br />
Enam Suresini okuyan hasedden, kötülüklerden ve fitnelerden korunur.<br />
Hacet ve dileklerin yerine gelmesi için 7 defa okunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MÜRSELAT SURESİ:</span><br />
Günde 7 defa okuyan göz hastalıklarına yakalanmaz.<br />
Sabah namazının ardından 3 defa okuyup, muhasamaya yada muhakemeye giden kazanır.<br />
<br />
Bir kağıda yazıp üstünde taşıyan düşmanlarından emin olur. Düşmanına her zaman galip gelir.<br />
<br />
Bu sureyi bir kağıda yazıp, su içine koyarak, o su ile 3 gün gusul abdesti alınılırsa cilt hastalıklarından kurtulup, şifa bulunulur.<br />
<br />
Vücudunda çıban veya sivilce çıkan bu sureyi bir kağıda yazıp, üzerine 390 defa Ya Şafi okuyup, naylon veya muşambaya sarıp, üzerinde taşırsa; sivilce ve çıbandan kurtulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İNŞİKAK SURESİ:</span><br />
Kolay doğum yapmak için 7 defa okunur.<br />
Bir kağıda yazılıp, doğum zorluğu çeken bir kadının üstüne konulursa, kolay doğum yapar.<br />
<br />
Bu Sure bir yerin duvarına yazılırsa, o yere haşerat girmez. Duvara yazmak mümkün değilse; kağıda yazılıp asılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İNŞİRAH SURESİ:</span><br />
Her gün okuyan kalp sıkıntısından kurtulur. Rızkı artar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VAKIA SURESİ:</span><br />
Her gün 41 defa okuyanın her arzusu olur. Fakirlikten kurtulur. Kazancı bereketlenir.<br />
<br />
Her gece Vakıa Suresi okuyan kişi fakirlik görmez. Gündüzleri okuyanıda ALLAH kimseye muhtaç etmez.<br />
<br />
Vakıa Suresi zenginlerin suresidir.<br />
<br />
Vakıa Suresi ölen biri için okunursa azabı hafifler. Hasta üzerine okunursa şifa bulur. Ölüm anındaki birine okunursa imanlı göçmesine vesile olur. Azrail as. o kişiye yumuşak davranır.<br />
<br />
Hergün sabah, akşam okuyan kişi hayatı boyunca tehlike görmez. Açlık ve susuzluk çekmez.<br />
<br />
İkindi namazından sonra 14 defa okuyanın rızkı artar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MÜLK SURESİ:</span><br />
Mülk Suresi kabir azabına mani olan, azaptan kurtaran bir suredir. Kötülüklerden korunmak ümidiylede okunur.<br />
<br />
Sabah namazının ardından 1 defa okuyan çeşitli lutuflara mazhar olur.<br />
Gece yarısı 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp; 1inci rekatta Fatihadan sonra Mülk Suresinin 15 ayetini, 2inci rekattada Fatihadan sonra diğer 15 ayeti oku. Namaz bitince; 11 defa "Ya Daim, Ya Hayy, Ya Ferd, Ya Vitr, Ya Kadim, Ya Ehad, Ya Samed SallALLAHü ala Muhammedin ve ala ali Muhammed" oku ve isteğini, hacetini dile getir, kabul görür.<br />
<br />
Gece, sabaha doğru; ALLAH rızası için 2 rekat namaz kılıp, ardından 21 Mülk Suresi oku, sıkıntının veya derdinin gitmesi için dua et. ALLAH'ın izniyle sıkıntılardan kurtulursun.<br />
<br />
Günde en az bir kere okuyan kabir azabından ve ölüm anında şeytanın aldatmasından kurtulur.<br />
<br />
Günde 41 defa okuyan belalardan korunur. Kabir azabı çekmez.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
YASİN SURESİ:</span><br />
Niyet ederek, inanarak Yasin Suresini okuyamanın faydaları: Ummadığı yerden rızık gelir, aç olan tok olur, susuz olan su bulur, elbisesi olmayan elbise bulur, eceli gelmeyen hasta şifa bulur, eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz, misafir ve garip yardımcı bulur, bekarların evlenmesi kolay olur, kayıp olan şey bulunur, ölürken cennet melekleri gelir ve onları görür, korktuğu her şeyden emin ve muhafazada olur. Ayrıca Yasin suresi okunup, sevabı bir ölenin ruhuna bağışlanırsa; ölenin günahı ve azabı hafifler, makamı, derecesi yükselir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">AMENERRESULU :</span>Amenner resulu okunan eve 3 gün şeytan girmez. Okuyan ALLAH'ın sevgisini kazanır. ALLAH'ın himayesine girer. Okuyana ferahlık verir. Bütün arzuları ayağına gelir.<br />
Yatsıdan sonra okuyan geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevaba nail olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
SECDE SURESİ:</span><br />
Okuyan kıyamet günü dehşetinden muhafaza olur. Secde ve Mülk surelerini gece okuyana 70 sevap yazılır, 70 günahı silinir ve ona 70 derece verilir.<br />
<br />
Secde Suresini kağıda yazıp, su dolu kapta yazıyı silip, gözüne mesh edenin göz hastalığı geçer.<br />
<br />
Bir kağıda safran, misk, gül suyu ile Secde Suresini yazıp, bir şişe içine konulup, ev, iş yeri veya depo gibi bir yerin kenarında saklanırsa o yer tüm afetlerden korunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HAŞR SURESİ:</span><br />
40 Gün 40 defa okuyan her türlü isteğine kavuşur.<br />
Haşr Suresinin son 3 ayeti Euzu Besmele ile sabah 3 defa okunursa; akşama kadar 70bin melek ALLAH'dan o kimsenin affını ister. Akşam okunursa yine aynıdır.<br />
<br />
Bu 3 ayeti sürekli okuyan, öldüklerinde şehit olarak ölür.<br />
Haşr Suresini okuyana; tüm varlık alemi, okuyan üzerine salat ve istiğfar getirirler. Vefat ettiğindede şehidlerden olur. Okuyan kıyamet dehşetindende emin olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">FETİH SURESİ:</span><br />
Günde 7 defa okuyan her muradı gerçekleşir.<br />
Günde en az 1 defa okuyan tüm kötülüklerden ve zararlardan korunur. Her işi hayırlı ve bereketli olur.<br />
<br />
Zor durumda olup kurtulmak isteyen; cuma gecesi 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 11 defa Fetih Suresi ile 41 defa Salaten Tuncinayı okuyarak durumunu arz edip, kurtuluşu için dua ederse o dertten kurtulup, refaha erer.<br />
<br />
Savaş halinde, her sabah Fetih Suresini okuyan askeri birlik, düşmana karşı başarı kazanır. Cemaat sabah namazını mütakip, 1001 defa Fetih Suresini okuyup, ordunun galip gelmesi için dua ederse ordu zafer kazanır.<br />
<br />
Bir kağıda safran, misk ve gül suyu karışımı mürekkeple yazıp, üzerinde taşırsan kendini korumaya alırsın.<br />
<br />
Aynı şekilde yazılıp bir ticaret hanenin kapısı üzerine konulur ve her gün 1 defa Fetih Suresi<br />
<br />
okunursa; o yerin bereketi ve saadeti artar.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
YUSUF SURESİ:</span><br />
Baht açıklığı için okunur.<br />
Yusuf Suresi bir kağıda yazılıp, hamile kadının üzerine konulursa erkek çocuk doğurur.<br />
<br />
Çocuğu olmayan; çocuk sahibi olmak niyetiyle 7 gün 1 defa okursa niyeti gerçekleşir.<br />
<br />
Suçsuz yere hapiste olan; "Felamma dehalu ala Yusufe ava ileyhi" den "el hakim" e kadar olan ayeti; gül suyu, safran ve misk karışımı mürekkeple yazıp, sağ pazusuna bağlar ve ayeti okumaya devam ederse en kısa zamanda kurtuluşa erer.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
TEVBE SURESİ:</span><br />
Kötülüklerden, şerlilerden, her türlü musibetten kurtulmak için günde 7 defa okunur.<br />
<br />
Bu Sure yazılıp bir meskene asılırsa o yer hırsızdan emin olur, zarar görmez, muhafaza olunur.<br />
<br />
Okuyan nifaktan ve münafıklıktan kendini korur.<br />
Sabah akşam 7 defa okuyana ALLAH tüm işlerinde kolaylık nasip eder. Başarılı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">DUHAN SURESİ:</span><br />
Günde 3 defa okuyan her arzusuna kavuşur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">TİN SURESİ:</span><br />
Her gün 7 defa okuyan kötü ahlaktan kurtulur.<br />
<br />
<br />
<br />
Rabbim bizleri ibretle bakan ,tefekkürle susan ,Hikmetle konuşan bir nesil eylesin Amin!!!. Esselamu Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Berakatuhu . <br />
<br />
<br />
-----------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler:</span></span><br />
<br />
Bazı Sure ve Ayetlerin, Faziletleri, ve, Önemli Havasları,Önemli ayetler,Şifa için ,defa okunur,hastaya içirilirse,hasta şifa bulur,düşmandan intikam almak için,Nazara uğrayana okunur,musibetlerden korunmak için günde 7 defa okunur,gül suyu ile yazıyı silip, içen kişi,ağrılarına şifa verir,bir kağıda, safran, misk ve gül suyundan hazırlanmış mürekkeple yazıp,üstünde taşıyana, silah etki etmez,</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Resimler ile Arapça Alafabeyi Ve Kuran Okumayı Online Buradan Öğreniyoruz]]></title>
			<link>https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=15653</link>
			<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 10:55:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tasavvufyolcusu.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tasavvufyolcusu.de/showthread.php?tid=15653</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resimler ile Arapça Alafabeyi Ve Kuran Okumayı Online Buradan Öğreniyoruz</span><br />
<br />
Kuran Okumayı Bilmiyorum Ama Öğrenmek İstiyorum Diyenler, Okuyunuz.. <br />
<br />
Kur’an okumayı biliyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Öğrenmeye ne dersiniz? Çok mu zor diyorsunuz? Hayır, emin olun hiç zor değil. Hatta hiçbir lisanı bu kadar kısa sürede okuyamazsınız. Allahu Teâla Kuran’ını kulları için çok kolaylaştırmış. Önce ön yargılarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Çok zor, yapamam, edemem gibi düşünceleri bir tarafa bırakmamız gerekiyor. Rabbim yardım eder kolay olur inşallah demek daha güzel olmaz mı? Siz Rabbimin yolunda olursunuz da Rabbim size yardım etmez mi zannediyorsunuz? Kuran okuyanlar pek çok sevap alırken, ahiretlerini mamur ederken, ahiret azıklarını, sevapları toplarken siz neden kendinizi bu ganimetten mahrum ediyorsunuz? Kuran okunan yere melekler gelip şeytanlar orayı terk ederken evinizi, kalbinizi, ev halkını Kuran’ın nurundan neden mahrum bırakıyorsunuz?<br />
<br />
Şimdi nasıl öğrenebilirsiniz, nereden öğrenebilirsiniz gelin beraberce alternatifleri gözden geçirelim:<br />
<br />
1- Bir Kuran kursuna yazılabilirsiniz.<br />
<br />
2- Kuran okumayı bilen bir arkadaşınızdan size öğretmesini rica edebilirsiniz.<br />
<br />
3- Kuran öğreniyorum setlerinden alıp evde cd yoluyla öğrenebilirsiniz.<br />
<br />
4- Bazen yanımızda olan nimetleri es geçebiliyoruz. Evin içinde Kuran okumayı bilen varsa bu nimetten faydalanmayı ihmal etmeyin. Bu kişi sizin minicik evladınız bile olabilir.<br />
<br />
5- Kuran elif-ba’sı alarak evde kendi kendinize öğrenmeyi deneyebilirsiniz.<br />
<br />
6- İnternetten Kuran öğrenebileceğiniz siteleri araştırabilirsiniz.<br />
<br />
7- Hiç biri size uymuyor mu? O zaman  bu sayfada vereceğimiz Kuran harflerini ezberleyin. <br />
<br />
Yazıcınız varsa sayfanın çıktısını alın ve elinizden düşürmeyin. <br />
<br />
<br />
Bu konuyu ertelemeyelim kardeşlerim. Yarına çıkacağımızın ne garantisi var. <br />
<br />
Her şeyi sonraya bırakarak şeytana bayram ettiriyoruz.<br />
<br />
Haydi, Eûzü Besmelemizi çekelim ve bu hayırlı yola adımımızı atalım inşallah. <br />
Allah yardımcınız olsun, kolaylıklar nasip etsin.<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resimler ile Arapça Alafabeyi Ve Kuran Okumayı Online Buradan Öğreniyoruz</span><br />
<br />
Kuran Okumayı Bilmiyorum Ama Öğrenmek İstiyorum Diyenler, Okuyunuz.. <br />
<br />
Kur’an okumayı biliyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Öğrenmeye ne dersiniz? Çok mu zor diyorsunuz? Hayır, emin olun hiç zor değil. Hatta hiçbir lisanı bu kadar kısa sürede okuyamazsınız. Allahu Teâla Kuran’ını kulları için çok kolaylaştırmış. Önce ön yargılarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Çok zor, yapamam, edemem gibi düşünceleri bir tarafa bırakmamız gerekiyor. Rabbim yardım eder kolay olur inşallah demek daha güzel olmaz mı? Siz Rabbimin yolunda olursunuz da Rabbim size yardım etmez mi zannediyorsunuz? Kuran okuyanlar pek çok sevap alırken, ahiretlerini mamur ederken, ahiret azıklarını, sevapları toplarken siz neden kendinizi bu ganimetten mahrum ediyorsunuz? Kuran okunan yere melekler gelip şeytanlar orayı terk ederken evinizi, kalbinizi, ev halkını Kuran’ın nurundan neden mahrum bırakıyorsunuz?<br />
<br />
Şimdi nasıl öğrenebilirsiniz, nereden öğrenebilirsiniz gelin beraberce alternatifleri gözden geçirelim:<br />
<br />
1- Bir Kuran kursuna yazılabilirsiniz.<br />
<br />
2- Kuran okumayı bilen bir arkadaşınızdan size öğretmesini rica edebilirsiniz.<br />
<br />
3- Kuran öğreniyorum setlerinden alıp evde cd yoluyla öğrenebilirsiniz.<br />
<br />
4- Bazen yanımızda olan nimetleri es geçebiliyoruz. Evin içinde Kuran okumayı bilen varsa bu nimetten faydalanmayı ihmal etmeyin. Bu kişi sizin minicik evladınız bile olabilir.<br />
<br />
5- Kuran elif-ba’sı alarak evde kendi kendinize öğrenmeyi deneyebilirsiniz.<br />
<br />
6- İnternetten Kuran öğrenebileceğiniz siteleri araştırabilirsiniz.<br />
<br />
7- Hiç biri size uymuyor mu? O zaman  bu sayfada vereceğimiz Kuran harflerini ezberleyin. <br />
<br />
Yazıcınız varsa sayfanın çıktısını alın ve elinizden düşürmeyin. <br />
<br />
<br />
Bu konuyu ertelemeyelim kardeşlerim. Yarına çıkacağımızın ne garantisi var. <br />
<br />
Her şeyi sonraya bırakarak şeytana bayram ettiriyoruz.<br />
<br />
Haydi, Eûzü Besmelemizi çekelim ve bu hayırlı yola adımımızı atalım inşallah. <br />
Allah yardımcınız olsun, kolaylıklar nasip etsin.<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>