![]() |
|
Arif Nihat Asya Şiirleri - Baskı Önizleme +- Tasavvuf Yolcusu (https://tasavvufyolcusu.de) +-- Forum: GENEL KÜLTÜR BİLGİLERİ (https://tasavvufyolcusu.de/forumdisplay.php?fid=10) +--- Forum: YAZARLAR BÖLÜMÜ (https://tasavvufyolcusu.de/forumdisplay.php?fid=246) +---- Forum: Şiirler Şarkılar (https://tasavvufyolcusu.de/forumdisplay.php?fid=252) +---- Konu Başlığı: Arif Nihat Asya Şiirleri (/showthread.php?tid=3060) |
Arif Nihat Asya Şiirleri - RasitTunca - 08-22-2018 Arif Nihat Asya Şiirleri Arif Nihat Asya Şiirleri Arif Nihat Asya (1904 - 1975) Türk Edebiyat Tarihi´ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca´nın İnceğiz Köyü´nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır. Nihat Asya bir aylıkken babasının ölümü üzerine, akrabalarının himayesinde büyümek zorunda kaldı. İlköğrenimine köyünde başladı fakat daha sonra İstanbul´a geldi. Önce Haseki Mahalle Mektebi´ne daha sonra Gülşen´i Maarif Rüştiyesi´ne devam etti. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi´ne aktarıldı. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu nun Edebiyat Bölümü nden mezun oldu. Milli Mücadele Dönemi´nde Ankara´da bulundu. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin´i Aliye´den edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. 1948 yılında Edirne´ye tayin edildi. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yaptı. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi´nden emekli oldu. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara´da vefat etti. Edebiyatımızda Bayrak şairi olarak tanınan Asya, Bayrak şiirini Adana nın kurtuluş günü olan bir 5 Ocak ın heyecanı ile yazdı. Bir çok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri kullanan Arif Nihat, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar. Çok renkli ve değişik biçimli şiirler yazmış olan Asya, son şiirlerinde biraz da mistisizme yönelmiştir. Şiirinde daima bir yenileşme çabası içinde olan şair, etkilerden uzak kalarak kendine özgü bol renkli şiir dünyasını yaratmıştır. Güzel ve zarif benzetmelerin yanı sıra, keskin zekâsının, şakacı mizâcının mahsûlü olan nükteleri, hicivleri, kelime oyunları üslûbunu tamamlayan önemli unsurlardır. Tarihimizin şanlı sayfalarını şiirleştiren şair, Rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şahsiyetlerinden kabul edilir. Bayrak ve vatan, onun mısralarında en usta anlatıcısını bulmuştur. Şiir Kitapları: Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Enikli Kapı (1964), Kubbe-i Hadrâ (1956), Kökler ve Dallar (1964), Emzikler (1964), Dualar ve Aminler (1967), Aynalarda Kalan (1969), Kanatlar ve Gagalar (1946), Kıbrıs Rubaileri (1964), Avrupa´dan Rubailer (1971), Kova Burcu (1967). Anne İlk kundağın Ben oldum, yavrum; İlk oyuncağın Ben oldum! Acı nedir Tatlı nedir... bilmezdin... Dilin damağın Ben oldum! Elinin ermediği Dilinin dönmediği Çağlarda, yavrum Kolun kanadın Ben oldum Dilin dudağın Ben oldum Belki kıskanırlar diye Gördüklerini Sakladım gözlerden Gülücüklerini... Tülün duvağın Ben oldum! Artık isterlerse adımı Söylemesinler bana "Onun annesi" diyorlar... Bu yeter sevgilim, bu yeter bana! Bir dediğini iki Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki Ve seni öyle sevdim sana O kadar ısındım ki Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim Gün oldu, kırdın... İncinmedim; İlk oyuncağın, Ben oldum, yavrum Son oyuncağın Ben oldum... Layık değildim Layık gördüler Annen oldum yavrum, Annen oldum! Kubbe-i Hadra Kimi, boşlukta sızar asude; Kimi, bekler gecelerden seheri.. Farkı yoktur gecenin gündüzden, Ne çıkar yanmasa ufkun feneri Tunç taslarda içerler kaderi Bu ecel şerbetinin bekrileri. Kim bilir, belki giden yolcuların Bu sefer son seferi Sisli gözlerde cihetler silinir, Kimsenin kimseden olmaz haberi Ne semavatı görürler, ne yeri Bu ecel şerbetinin bekrileri. İçlerinden biri vardır ki aba Bilerek sırtına çekmiş kederi Yolda lakin onu dimdik yürütür Belde imanının altın kemeri Gecenin, gölgelerin şaheseri Bu ecel şerbetinin bekrileri. Seslenir da veti bir meçhulün; Bir nida der: İleri! Ki nihayet bir ilahi gecenin Kapısından süzülürler içeri Ve aşarlar o karanlık kemeri Bu ecel şerbetinin bekrileri. Naat Seccadeden kumlardı... .................................... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü´min, minber mümin... Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere "amin!" Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı! Kapına gelenler, ya Muhammed, Uzaktan, yakından- Mü´min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi. Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu" lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resul, Nerde kaldın ey Nebi Günler, ne günlerdi, ya Muhammed; Çağlar ne çağlardı; Daha dünyaya gelmeden Müminlerin vardı... Ve birgün, ki gaflet Çöller kadardı, Halime´nin kucağında Abdullah´ın yetimi, Amine´nin emaneti ağlardı! Hatice´nin koncası, Aişe´nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği, Göklerin resulüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah´a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke´de bunalırsan Medine´ye göçerdin. Biz dünyadan nereye Göçelim ya Muhammed Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü) diyorlar: Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlid´ine hayran kulaklarımız: Ne adlar ezberledi, ey Nebi, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kabe´ne siyahlar Yakışmamıştır, ya Muhammed, Bugünkü kadar! Haset, gururla savaşta; Gurur, Kafdağı nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedar oldu iyi! Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına. İyilikler getir, güzellikler getir Adem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Taif´tir, kimi Hayber´dir... Fethedemedik, ya Muhammed, Senelerdir! Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yabanlar: Semave´yi boşaltıp Save´yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman´lar! Gözleri perdeliyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebi Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu Tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi... Hakkı göremiyen Gözlerdeydi! Şu kutu, cinlerin mi; Perilerin yurdu mu Şu yuva-ki bilinmez, Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu - Kuşlarını, bir sabah, Medine´ye uçurdu mu Ey Abva´da yatan ölü Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hatıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene hala, Çöller ses verir: "Yaleyl!" susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de, bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebubekir; Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebubekir´de nur, Osman´da nurlar... Kureyş uluları karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali´nin önünde kapılar açılır, Ali´nin önünde eğilir surlar. Bedir´de, Uhud´da, Hayber´de Hak´kın yiğitleri, şehid olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı; Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı. Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Ya Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Adem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine imanlar! Itri, bestelesin Tekbir´ini; Evliya, okusun Kur´an´lar! Ve Kur´an´ı göznuruyla çoğaltsın Kayışzade Osmanlar! Na´tini Gaalip yazsın,Mevlid´ini Süleyman´lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan´lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Aminlerimiz vardır!.. Hacdan döner gibi gel; Mi´raç´tan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanad, rüzgar kanad; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Ayetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilal-i Habeşi sustuysa Ezanlarını Davud okusun! Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler! DUA Biz, kısık sesleriz... minareleri, Sen, ezansız bırakma Allah ım! Ya çağır surda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allah ım! Mahyasızdır minareler... göğü de, Kehkeşansız bırakma Allah ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah ım! Bize güç ver... cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allah ım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah ım! Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah ım! Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah ım! Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız; Ve vatansız bırakma Allah ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah ım |