| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Orhan Gazi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-12-2018, 03:00 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
[attachment=57871]
Orhan Gazi
Orhan Gazi veya Orhan Bey (Osmanlı Türkçesi: اورخان بك; d. 1281, Söğüt – ö. Mart 1362, Bursa), Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı. 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.[1][2][3][4] Babası Osman Gazi'den 16.000 km² olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 km² olarak bırakmıştır.
Osmanlı Beyliği'nin kurucusu Osman Gazi ve Malhun Hatun'un oğludur. Sarışın, uzun boylu ve mavi gözlü, halk tarafından çok sevilen, ulemaya saygılı, merhametli bir hükümdar olarak tanımlanır. Sık sık halkın arasına karıştığı, ve dertlerini dinlediği söylenir. Babası Osman Gazi'nin vefatı üzerine 1326'te bey olmuştur. Orhan Bey'e Şücaeddin, "İhtiyareddin" ve "Seyfeddin" unvanları verilmiştir. Ölüm tarihini 1359, 1360, 1361 ve 1362 gösteren kaynaklar da vardır.
Bey olmadan yaşamı ve bey olması
Menâkıb-ı Orhânî adlı çağdaş kroniğe göre, Orhan Bey 1280/1281 yılında doğmuş ve 80 yıl yaşamıştır[5]. Daha sonraki kaynakların bir kısmında doğum tarihi 1281 olarak verilmekle beraber, "doğum tarihini 1274, 1279, 1287 olarak veren kaynaklar vardır.[1][2]
Osmanoğullarının en uzun ömürlüsü olan Orhan Bey'in çocukluğu ve gençliği bilinmemektedir. Nasıl yetiştiği, nasıl eğitim aldığı, hatta okur yazar olup olmadığı bilinmemektedir. Osmanlı tarihlerinde adının ilk geçişi 1298'de Nilüfer Hatun (Yarhisar Tekfuru kızı Holofira) ile evlendirilmesi nedeniyle olmuştur. 1300'de Köprühisar'ın fethinde bulunmuş ve Karacahisar uç beyliği verilmiştir. Osman Bey oğlunu emir-i kebir (beylerbeyi) rütbesi ile küçük beylik ordusuna komutan atamış ve bundan sonraki babasının her askerî eylemine katılmıştır.[1][2]
Beyliğe babasının sağlığında mı yoksa ölümünden sonra mı geçtiği konusu tartışmalıdır.[1][2]
Bizans tarihçisi Laonikos Halkokondiles, kaynak göstermeden, babası ölünce oğlu Orhan'ın Uludağ'a çekildiğini ve sonra yanına asker toplayarak kardeşlerini alt ettiğini bildirir.[1][2]
Orhan Bey
İlk Osmanlı tarihçilerinden İbn-i Kemal tarihinde Orhan Bey'in ahi liderlerinin kararı ile bey olduğunu bildirmekte ve
Ru'us-i hadem ve vücuh, Uluğ oğlu Orhan'i riyasete lâyik gördűler.
demektedir.[1][2]
Aşıkpaşazade, Oruç Bey, Nesri gibi ilk Osmanlı tarihçileri ve geleneksel kabul edilen anlatıma göre Beylik ileri gelenleri ve Osman Bey'in çocukları Osman Bey'in ölümü ardından bir toplantı yapmışlar; bu toplantıda Orhan Bey kardeşi Alaaddin'in Bey olmasını önermiş ama Alaaddin bunu kabul etmeyip, kardeşi Orhan'ın askerî başarılarından dolayı, devlet ileri gelenlerinin uygun gördüğü gibi küçük kardeşi Orhan'ı Beylik tahtına münasip gördüğünü ifade etmiş ve böylece Orhan tahta geçmiştir.[1][2]
Adına kesilen ilk Osmanlı akçe sikkesi Rebievvel 724 (Şubat 1324) tarihi taşımakta ve Orhan'ın en geç bu tarihte Bey olduğuna kanıt sağlamaktadır.[7]
Osmanlı'nın ilk tapu senedini Miladi 1301 yılında Orhangazi; Şeyh İzzeddin İsmail'e Sakarya Akova'daki Çalıca ve Şehler Köyü vakıf tapusunu vermiştir.
Orhan Gazi'ye bey olduktan sonra "Şücaeddin", "İhtiyareddin" ve "Seyfeddin" sanları verilmiştir. Adına tuğra çekilen ilk Osmanlı beyidir.[1][2]
Anadolu'da fetihler
Orhan Bey'in beylik yıllarının ilk dönemi Anadolu'da fetihlerle geçmiştir. Beyliği sırasında bütün diğer Anadolu beylikleri gibi İran'da kurulu İlhanlılar'ı metbu sayıp yıllık vergi ödemekte devam etmiştir. Diğer yandan da Bizans topraklarına yönelik akınlar ve fetihlerle Osmanlı Beyliği daha güç kazanmıştır.[1][2]
Orhan Bey 1321'de Mudanya'yı fethederek beyliğini Marmara Denizi kıyısına ulaştırmıştır. 1323 yılında Gebze de kendi adında camii yaptırmıştır. 1321 ve 1326'ya kadar Gazi komutanlar emri altında Osmanlı beylik birlikleri beylik sınırlarına sevkedilmiş; Konur Alp Batı Karadeniz dolaylarına, Akça Koca İzmit dolaylarına, Abdurrahman Gazi Yalova (Yalakabad) dolaylarına akınlar yaparak Yalova, Akyazı, Mudurnu, Pazaryeri (Ermenipazarı), Sapanca (Ayangölü), Kandıra, Samandra fetihleri yapılmıştır.[1][2]
1326'da hedef, bölgenin en büyük merkezi olan ve yıllardır abluka altında tutulan Bursa kenti olmuştur. Önce Orhaneli (o zaman Atranos) kalesi alınmış ve yıkılmış; sonra Bursa hisarını kuşatmak üzere Pınarbaşı mevkiinde karargâh kurulmuştur. Fakat Köse Mihal Bey'in diplomatik çabaları sonucu kale muhafızı Evranos kaleyi savaşsız teslim etmiştir. Köse Mihal Bey ve Evranos Bey'in Müslüman olup Orhan Bey'in hizmetinde akıncı beyleri olarak görev yapmaları ve bu misyonu kendi soydaşlarına devretmeleri Osmanlılık kimliği yaratma siyasetinin ilk başarılı sonuçlarıdır. Bir vekayiname Bursa alınışını 2 Cemazievvel 726 (6 Nisan 1326) olarak vermektedir. Fakat elde bulunan bazı, Orhan Gazi adına Bursa'da basılı olduğu gösterilen akçe sikkeleri daha önceki tarihleri göstermektedir. Genel olarak Osmanlı tarihçiler Bursa'nın alınması ile Orhan Gazi tarafından başkent yapıldığını bildirirler.[1][2][8]
Sonraki yıllarda Orhan Bey'in gazi komutanları akıncıları ile Kocaeli topraklarında ilerlemişler; Kartal ve Aydos kalelerini fethetmişler ve Boğaz kıyılarında görülmüşlerdir.
Mayıs 1329'da Bizans imparatoru olan III. Andronikos ve yakın danışmanı (sonra imparator olan) İoannis Kantakuzinos 2.000 paralı asker ile takviyeli bir Bizans ordusu ile Kocaeli'nde ilerlemiş; İzmit kuşatması yapan ise Orhan Gazi ivedi yürüyüşle Darıca üzerinden gelmiş; ve ilk defa bir meydan savaşı olarak Bizans ve Osmanlı orduları 11 Haziran 1329'da Maltepe (Palekanon) Savaşı'na girişmişlerdir. Bu savaşta Bizans ordusu Osmanlı ordusuna yenik düşüp bozguna uğramış ve Bizans İmparatoru III. Andronikos yaralı olarak kurtulmuştur. Böylece III. Andronikos'un Bizans Anadolu topraklarını geri alma planları suya düşmüştür ve Bizanslılar bir daha böyle planlara girişmemişlerdir.[1][2][9]
Orhan Bey'in bu askerî zaferi sonucu olarak bütün Hristiyanlar için ana itikat prensibi sağlayan "Nicea İtikadı"'nin 325'de kabul edildiği şehir olan ve Bizans Konstantinopolis'i Latinlerin elinden alıp kurtaran İznik Rum İmparatorluğu'nun başkenti olmuş olan İznik (Nicea) 2 Mart 1331'de hiç direniş görünmeden fethedilmiştir.[10] Orhan Bey ve yakınları tarafından yapılan imar çalışmaları çok kısa bir zamanda İznik bir Osmanlı kültür, ticaret ve sanat merkezi olan bir İslam şehrine döndürmüştür. Özellikle Orhan Bey İznik büyük katedralini camiye ve bir manastırı medreseye çevirtmiş; eşi Nilüfer Hatun bir imaret yaptırmış; oğlu Süleyman Paşa ise yeni bir medrese inşa ettirmiştir.[1][2]
Orta Çağın en büyük seyyahi olduğu kabul edilen İbn-i Batutta 1332–1347 döneminde yaptığı seyahatte Anadolu'ya gelmiş ve Alanya'dan başlayarak kuzey doğru Orhan Bey'in yönettiği Osmanlı Beyliği dahil, Anadolu beyliklerini ziyaret etmiştir. Rıhlet-ü İbn Battûta adıyla anılan yazdığı seyahatnâmesinde Orhan Bey'i "Osman-Cık oğlu İhtiyareddin Sultan Orhan Bek" olarak adlandırdığı Orhan Bey'i ve yönettiği beylik hakkında şunları yazmıştır:[1][2][11][12]
Bursa'nın sultanı "Osman-cık" oğlu "Orkhan Bek"'dir. Bu hükümdar Türkmen hükümdarların en ulusu olup servet, araziler ve askeri güçler bakımından da en üstünüdür. Yaklaşık yüz kadar kaleye sahiptir. Çok zamanını devamli olarak bu kaleleri kısa süreli olarak ziyaret edip orayı teftiş etmekle ve doğru olmayan sorunları doğrulaştırmaya çalışmakla geçirir. Kafirlerle savaşır ve onları kalelerinde kuşatma altına alır. Bizanslı Rumlardan Bursa'yı beyliğin eline geçiren babasıdır. Söylenenlere göre babası İznik'i (Nicea) yirmi yıl kuşatma altında tutmuştur ama şehri ele geçirmeden önce ölmüştür. Oğlu Orkhan bu şehri eline geçirmeden oniki yıl kuşatama altında tutmuştur. Ben kendisini orada gördüm.
Üç yıldan beri başkent olan kente ulaşmadan gece bastırdı ve Gürle köyünde bir Ahinin zaviyesinde kaldık. Ertesi sabah nar ağaçları ile kaplı bir vadiden tam gün yol alarak İznik şehri kalesi önüne geldik. İznik dört tarafı gölle çevrili bir kale ve kaleye sadece atlılar için tek yönlü geçiş sağlayan bir köprü ile girilmekte. Kentin bir kısmı terkedilmiş harabelik olup Bey'in hizmetinde bulunan küçük sayıda asker hariç yaşanılmaz durumda. Şehrin dört bir tarafı aralarında su dolu hendek bulunan iki taraflı taştan surlarla çevrili ve buralardan kaleye hendek üzerinde bulunan ahşaptan iner-kalkar köprüler vasıtası ile girilip çıkılabilmekte. Surlar içinde evler, meyva bahçeleri ve tarlalar bulunmakta ve içme suyu kuyulardan elde edilmekte. İznik'e Orhan Bey'in eşlerinden Buyon Hatun (Bayalun/Nilüfer) egemen. Bu kadın olgunluğu ve dindarlığı ile tanınıyor(..) Kendisini imam Hoca Alaeddin ile ziyaret ettik ve bizlere ikram ve iltfatta bulundu. Birkaç gün sonra Orhan Bey geldi.
Atlarımın birinin hastalığı nedeni ile kentte kırk gün kaldım. Ama sonunda sabırsızlanıp yol arkadaşım üç kişi ve üç erkek bir kız kolelerimle birlikte kentten ayrıldım. (..) Bu kentten ayrıldıktan sonra Sagari (Sakarya Nehri) adlı bir nehrinin üzerinden birbirine sıkıca kalın iplerle bağlanmış dört uzun kütükten yapılmış ve eğerleri ile taşıdıkları eşya torbalarıyla yolcuların üzerinde taşındığı, yolcularının atlarının yüzerek arkadan geldikleri ve sahilden iplere çekilip ilerletilen bir salla bir müddet seyahat ettik.(..)
İznik'te imar faaliyetleri devam etmekte iken Kara Timurtaş Paşa Marmara'nın Gemlik ve Armutlu kıyılarını Osmanlı sınırlarına katmıştir. Sonra daha eski klasik Roma İmparatorluğu'nun (284 ve civarında) başkentliğini yapmış olan ve 6 yıldır Osmanlı ablukası altında bulunan İzmit (Nikomedia) 1337'de Bizans tarafından savunulamaz duruma gelmiş; son Bizans valisi Prenses Marika Paleialogos tarafından terkedilip Osmanlı orduları tarafından fethedip yönetimi Süleyman Paşa'ya verilmiştir.
Sultan Orhan Gazi
Bunun üzerine III. Andronikos 1333de Osmanlı hükümdarı Orhan Beye bir barış anlaşması teklif etmiş ve yıllık 12.000 Bizans altını haraç karşılığında Bitinyada Bizans elinde kalmış olan arazilere Osmanlı'ları hücum etmemesini teklif etmiştir. Böylece Orhan Bey'in Anadolu'da küffardan fethedeceği önemli bir yer kalmamıştır.
Orhan Bey bu nedenle 1340'lı yıllarda beyliğini yeni bir strateji olan komşu Türkmen beyliklerin fethine yöneltmiştir.
Önce Karesi Beyliğinde hükümdarlık kavgasına geçen Demirhan Bey ile Dursun Bey'in arasını bulmak nedeniyle Orhan Bey 1342'de Ulubad, Karacabey (Mihaliç) ve Mustafakemalpaşa (Kırmastı) kalelerini işgal etmiştir. Bununla da yetinmeyerek önemli bir askerî kuvvetle 1345'te Karesi Seferi'ne çıkmıştır. Bu iki kavgalı bey Bergama'da sıkıştırılmış; Dursun Bey kuşatma sırasında ölmüş; Demirhan Bey esir olarak alınmıştır. Böylelikle Karesi Beyliğine ait geniş topraklar ve Balıkesir, Manyas, Edincik ve Erdek kentleri Orhan Bey idaresine geçmiştir.
Sonra İç Anadolu'ya akınlar başlamıştır. Bu akınlar 1354'te Gerede ve Osmanlılara kuruluştan beri destek sağlayan Ahilerinin merkezi Ankara kalelerinin Orhan Bey'in eline geçmesi ile sonuçlanmıştır.
Rumeli'ye geçiş
Orhan Bey'in hükümdarlığının son döneminde yeni bir strateji ortaya çıkmıştır. Bu strateji Bizans'a yardım etme vesilesiyle Rumeli'ye Osmanlı askeri gönderilmesi ile başlayıp; Osmanlıların ve Türklerin Rumeli'de toprak edinip şehirlere de yerleşmesi ve yeni bir küffar elinden toprak fethetme sürecinin (sonucunda ta orta Avrupa'ya uzanacak olan sürecin) başlaması ile devam etmiştir.[13]
Orhan Bey zamanında yak. 1335'e kadar Osmanl Beyliği'nin genişlemesi
Orhan Bey'in Bizans'a yardım etmesi, bir iç isyan sonrası imparatorluk tahtına geçen VI. İoannis'la kurulan yakın ilişkilerle başlamıştır. 1344'de Bizans İmparatoru zor bir durumda bulunuyordu. Selanik'teki valisi olan İoannis Apokaukos duruma hakim olamamış ve bağnaz fanatik'ler (Selanikli Zealotlar) olarak anılan bir parti tekrar idareyi eline almıştı. Sırp Kralı IV. Stefan Duşan tekrar Bizans aleyhine dönmüş ve tüm Makedonya'yı istila etmek niyetiyle Serez kalesini kuşatma altına almıştı. Anadolu'da müttefiki olan ve daha önce askerî yardım sağlayan Aydınoğlu Umur Bey'in donanması Papa'nın kurduğu Lig müttefikleri donanması tarafından İzmir'de yakılmış ve İzmir Papalık Devleti müttefiklerinin işgali altına alınmıştı. Saruhanoğulları Beyliği asker sağlayabilecek durumda idi; ama bu kuvvetin hem Selanik hem de Sırp Kralına karşı bir askerî sefer için yeterli olmayacağı gayet açıktı. Onun için 1345'in ilk aylarında VI. İoannis Orhan Bey'le yakın ilişkiler kurmak için temaslara başlamıştır. Kendisi tarih yazarı da olan Kantakuzenos bu evlilik hakkında kitabında bir bölüm ayırmıştır. Buna göre Kantekuzanos biraz Türkçe öğrenmiş; iki hükümdar birbirleri ile yakın şahsi bağlantı kurmuşlar ve Orhan Bey'le şahsi görüşmeleri sırasında birbirinden güzel üç kızını da Orhan Bey'le tanıştırmıştır. İkinci kızı olan Theodora Hatun'u Orhan Bey ile evlendirmek için anlaşmışlardır. 1346'da Orhan Bey'i düğün yeri olan Silivri'ye (Salymbria'ya) getirmesi için 30 gemilik Bizans donanması kullanılmış ve 3 gün 3 gece süren düğünden sonra aynı filo Orhan Bey'i ve maiyetini geri götürmüştür. Ertesi yıl Orhan Bey yeni karısı Theodora ile bu sefer Üsküdar'da kayınbabası ile buluşmuştur.[14]
1359 yılında Osmanlı Beyliği
1350'de Selanik'teki bağnaz fanatik'leri (Selanikli Zealotlar) ortadan kaldırmak için harekete geçen VI. İoannis Kantakuzenos yine damadı Orhan Bey'den Türk süvari kuvveti desteği istemiştir. 20.000 kişilik, Osmanlı süvari kuvveti ile takviyeli, Bizans kuvvetleri ile VI. İoannis'un oğlu olan Matthaios Kantakuzenos komutası altında Selanik'e doğru ilerlerken Orhan Bey'in askerlerinin Anadolu'ya geri gitmeleri gerekmiş ve bu askerlerin gitmesi ile gücü çok azalan Matthaios'un şansı yaver gidip Selanik yakınlarında bir Türk asıllı korsan filosu bularak bunları paralı olarak tutup Selanik'e girmeyi başarmıştır.[14]
1352'de VI. İoannis Kantakuzenos'un ortak imparator olan V. İoannis ile arası açılmış ve V. İoannis, Edirne'de hüküm süren Matthaios'a Sırplar yardımı ile hücum edip şehrin idaresini eline almıştır. Buna karşılık Konstantinopolis bulunan VI. İoannis Kantakuzenos damadı Orhan Bey'den askerî destek istemiştir. Orhan Bey bunun üzerine komutanlığını oğlu olan Süleyman Paşa'nın yaptığı bir büyük Osmanlı birliğini VI. İoannis emrine girmek üzere göndermiştir. Bu Osmanlı birliği ile takviyeli Bizans ordusu Bizans İmparatoru VI. İoannis başkomutanlığı altında Edirne'ye yürüyüp bu şehri kurtarmıştır. Aynı Osmanlı birliği birkaç ay sonra bir karışık Sırp-Bulgar ordusunu, donmuş olan Meriç Nehri kıyılarında yenik düşürüp imha etmiştir.[14]
Orhan Bey
Bazı Türk tarihlerine göre bu başarının sonucu olarak 1353'te Çimpe Kalesi Süleyman Paşa'ya bir askerî üs olarak verilmiştir. Süleyman Paşa buraya ve civarına askerlerinin ailelerini ve göçmen Türkmenleri yerleştirmeye başlamıştır ve bu kale Osmanlıların Avrupa'ya bir köprübaşı noktası olmuştur. Bunu önlemeye çalışan İmparator VI. İoannis, Çimpe kalesini geri almak için 10.000 altın tazminat vermeyi teklif etmiş ve bunu müzakere etmek için Orhan Bey'le şahsen görüşmek istemiştir. Fakat yaşlılığını ve hastalığını ileri süren Orhan Bey bu görüşmeyi kabul etmemiştir.[15]
Bir başka açıklamaya göre ise 2 Mart 1354'te bütün Trakya büyük bir deprem geçirmiş ve bu afetin hemen arkasından gelen kar tipi fırtınaları ve şiddetli yağmur afetleri hayatı daha da fenalaştırmıştır. Bu afetten önce büyük bir Bizans şehri olan Gelibolu taş taşın üzerinde kalmayacak kadar zarar görmüş ve tüm halkı tarafından denizden terk edilmiştir. Biga'da bu haberi alan Süleyman Paşa, bir anlatıma göre zaten kendine üs verilen Çimpe'ye gitmek üzere hazır bulunmaktaydı. Diğer bir anlatıma göre, Süleyman Paşa, daha önceki yardım seferinde Rumeli topraklarının zenginliğini görmüştü ve Rumeli'ye geçmek için bir böyle bir fırsat kollamaktaydı.
Her nedenle olursa olsun, Süleyman Paşa ve ordusu ile Çanakkale Boğazı'nı geçip ve birlikte getirilen Türkmen göçmenleri bomboş olan Gelibolu'ya yerleştirmiştir. Birkaç ay içinde şehirdeki binalar yaşanacak şekilde onarılıp ve şehrin surları yeniden inşa edilmiş ve Gelibolu nüfusunun hepsi Türk olan bir müslüman şehrine dönüştürülmüştür. Bizans imparatoru resmen Süleyman Paşa'dan Gelibolu'dan orada yerleştirdiği bütün Türkmenlerle birlikte çekilmesini istemiştir. Ancak Süleyman Paşa yanıt olarak buraya Türklerin Allah'ın niyeti ile geldiklerini; geldiklerinde şehrin terkedilmiş olduğunu; burada oturan hiçbir kimsenin evinden zorla atılmadığını ve bu şehri terketmenin Allah'ın inayetini reddetme olacağını bildirmiştir. İmparator bu şehrin boşaltılması masraflarını karşılayacağını ve üstüne tazminat vereceğini bildirdiyse de Süleyman Paşa'yı fikrinden caydıramamıştır. İmparator bu sefer damadı Orhan Bey'e de durumu şikayet etmiştir; Orhan Bey İmparatorla İzmit'te görüşebileceğini bildirmiş ise de görüşmeye hastalık bahanesine gitmemiştir. Bunu bir felaket olarak kabul eden İmparator büyük bir yeise kapılmıştır[14].
Bu sorun daha bir hal yoluna konulmadan Kantakuzenos, ortak imparator olan V. İoannis'le açık mücadeleye girişmiş; önce damadı V. İoannis Palaiologos'u ortak imparatorluktan atıp; Bozcaada'ya (Tenedos'a) sürgüne göndermiştir. Ama oradan Venedikliler yardımıyla Bozcaada'dan kaçan V. İoannis İstanbul'a gelip Konstantinopolis'te idareyi yeniden eline almıştır. V. İoannis ile kayınpederi VI. İoannis Kantakuzenos anlaşma yapıp birlikte imparatorluk yapmayı kabul etmişlerdir. Fakat, büyük bir depresyon içinde bulunan VI. İoannis Kantekuznos birkaç gün sonra, 4 Aralık 1354'te kendi isteği ile tahtından feragat etmiş; bir manastıra keşiş olarak girmiştir. Böylece Osmanlıların Rumeli'ye geçmeleri bir emrivaki olarak kalmış, ama Orhan Bey'in kayınbabası iktidardan ayrılmıştır.[14]
Masallaşmış bir açıklamaya göre ise Süleyman Paşa ve ufak ordusu Rumeli'ye salla geçiş yapmış ve orada ilk yerleşkiyi kurmuşlardır.
Her ne şekilde geçiş ve köprübaşı kurulmuş olursa olsun, Osmanlılar Trakya'da Bizans şehirlerini birer birer zaptetmeye başlamışlardır. Çimpe Kalesi ve Gelibolu kale ve şehrinden başlayarak Bolayır, Keşan ve Rodoscuk (Tekirdağ) 1354'te fethedilmiştir. Bunun yanında fethedilen toprakları korumak amacıyla Rumeli'de geniş bir iskan politikası uygulanmış ve Anadolu'dan Trakya'ya Türkler getirilip yeni fethedilen yerleşkelere iskan edilmişlerdir. Ayrıca, zaten Trakya topraklarında bulunan Türkler, Aydınoğulları ve Saruhanoğulları orduları kalıntıları da Osmanlılara katılmışlardır. 1356'da Osmanlılar Çorlu'ya kadar ilerlemişlerdir.
Rumeli'deki Osmanlı toprakları üzerinde beylerbeylik görevi yapan Süleyman Paşa, Çorlu civarında bir sürek avı sırasında atından düşerek ölmüştür (1357). Süleyman Paşa'nın ölümü ile; 1359-1362 arasında Orhan Bey'in oğlu ve veliahtı Murad Bey Rumeli'de Osmanlı ordularına komutaya başlamıştır. Osmanlılar 1361'de Dimetoka ve Edirne'yi ellerine geçirmişlerdir. Mart 1362'de ise Orhan Bey vefat etmiş ve yerine oğlu Murad geçmiştir.
Yenilikleri ve düzenlemeleri
Devlet alanında
Orhan Bey Osmanlı Beyliği'ni yeni yasalar ve düzenlemeler sayesinde devlet yapmıştır. İlk kez vezir ataması bu dönemde yapılmıştır. İlk kadı ve subaşı atamaları bu dönemde yapılmıştır. Sancaklara kadılar gönderilmiştir. Divan Örgütü kurulmuştur. Vakıf sistemi, adli teşkilat kurulmuştur.
Askerlik alanında
Yaya ve müsellem olarak ilk düzenli Osmanlı ordusu kurulmuştur. İlk donanma çalışmaları yapılmıştır ve Osmanlı Devleti gücüne güç katmıştır.
Ticaret ve Ekonomi alanında
Orhan Gazi, babası Osman Gazi'nin 699/1300 yılı civarında Eskişehir'de çıkardığı ilk Bac kanunundan sonra, Bursa'da Osmanlılar'ın en eski ticarî kanunu olan 21 maddelik ilk İhtisab Kanunnamesini çıkarmıştır[16]. Sonraki İhtisab kanunnamelerinde yer alan bazı maddelerin nüvesini de içeren bu küçük kanunnamede, Bursa'daki ehl-i hirfet ve dükkânların ödeyeceği Bac miktarlarını belirleyen maddelerin yanı sıra, ilk defa şarap satıcıları, kalaycılar ve hamam işletmecilerinin işletim ve üretim standardını tespite yönelik birtakım kriterlere de yer verilmiştir[17]. Kanunnamede genel çerçevede Osman Gazi'nin Bac kanununda belirlediği 2 akça bac bedeli korunmuş; "kilinder", "lidre" (libre) gibi ölçü birimlerinin o dönemdeki varlığı ve Orhan Bey zamanında Bursa'daki esnafın hangi sınıflardan ibaret olduğu da önemli birer tarihî veri olarak ortaya konulmuştur[18].
Kişiliği ve fiziki yapısı
Orhan Gazi; mavi gözlü, sarışın, beyaz tenli, geniş göğüslü, iri yapılı bir insandı. Kulağında siyah bir beni vardı. Sık sık halkın arasına karışıp onların dertlerini dinlerdi. Davranışları dengeli ve kararlı idi. Daima tedbirli davranırdı. İyi ahlâklı olarak bilinirdi.[19].
Son yılları ve ölümü
Orhan Bey'in Bursa'daki Gümüşlü Kümbet'te türbesi
Orhan Gazi, son yıllarında Osmanlı Devleti'nin idaresini, oğlu şehzade Murat`a bırakarak hayatını Bursa'da geçirmiştir.
Ölüm nedeni ve yılı hakkında tarihçiler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Zamanının tarihçisi olan Âşıkpaşazâde, Orhan Bey'in Süleyman Bey'le aynı yılda, 1358'de, öldüğünü yazmaktadır[20] Bazı tarihçiler 1360 yılında 79 yaşında iken vefat ettiğini bildirirler ve diğerleri ise ölümünün 1362'de olduğunu belirtir.[2]
Orhan Bey, Bursa'da, Gümüşlü Kümbet'te babasının türbesine gömülmüştür.
Ailesi Eşleri
Asporça Hatun - Bizans İmparatoru III. Andronikos'un kızı, Şehzade İbrahim ve Fatma Hatun'un annesi.
Nilüfer Hatun - Yarhisar Tekfurun kızı, I. Murat, Süleyman Gazi ve Şehzade Kasım'ın annesi.
Theodora Hatun - Bizans İmparatoru VI. İoannis'un kızı, Şehzade Halil'in annesi.
Eftandise Hatun - Mahmud Alp'in kızı.
Erkek çocukları
Süleyman Paşa
Şehzade Murad
Şehzade İbrahim
Şehzade Halil
Şehzade Kasım
Şehzade Eyüp
Kız çocukları
Fatma Hatun
Hatice Hatun
-------------------
Orhan Gazi 1281 yılında do du. Babası Osman Gazi, annesi Kayı aşiretinin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatundu. Orhan Gazi, sarı sakallı, uzunca boylu, mavi gözlüydü. Yumuşak huylu, merhametli, fakir halkı seven, ulemaya hürmetli, dindar, adaletli, hesabını bilen ve hiçbir zaman telaşa kapılmayan, halka kendisini sevdirmiş bir beydi. Sık sık halkın arasına karışır, onları ziyaret etmekten çok hoşlanırdı.
Orhan Gazi, babası Osman Gazi'nin 1326'da vefatı üzerine beyli in başına geçti. Orhan Gazi 1346'da Bizans ımparatoru VI.Yoannis Kantakuzinos'un kızı Teodora ile evlendi.
Ayrıca, Yarhisar Tekfur'unun kızı Holofira,
Bilecik tekfuruyla evlendirilirken, dü ün basılıp Holofira esir alındı ve Orhan Gazi ile evlendirildi. Müslüman olduktan sonra adı Nilüfer Hatun olarak de iştirildi; bu evlilikten, ileride Osmanlı Devleti'nin üçüncü hükümdarı olacak Murad Hüdavendigar do du.
Erkek çocukları: Süleyman Paşa, Murad Hüdavendigar, ıbrahim, Halil, Kasım
Kız çocukları: Fatma Hatun
Akeri Başarılar:
Savaşlarda daima ordusunun başında bulunan Orhan Gazi'nin siyasi ve askeri en önemli başarısı kuşkusuz Bursa'nın 6 Nisan 1326'da alınmasıydı. Alaüddin Ali Bey'i kendine vezir atayan Orhan Gazi, Orhaneli kazasını ele geçirerek, Bursa önlerine geldi ve şehri kuşattı. şehir, ciddi bir çatışmaya girmeden teslim alındı. Devletin merkezi Bilecik'ten Bursa'ya nakledildi.
Akçakoca, Karamürsel, Abdurrahman Gazi
gibi öncü komutanlar ise Kandıra, Aydos ve Semendire kalelerini aldılar. Böylece Osmanlı sınırları Karadeniz ve ıstanbul Bo azı'na do ru genişletildi. 15 yaşından beri hayatı savaşlar ve zaferlerle geçen Orhan Gazi askeri bir
düzenleme yaparak 1328 yılında "Yaya" ismini
verdi i bir ordu kurdu.
Osmanlıların Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak, ıstanbul Bo azı'na kadar gelmeleri, Bizans ımparatorlu unu telaşlandırdı. ımparator III. Andronikos, hem feşedilen kaleleri geri almak hem de kuşatılmış olan ıznik'i kurtarmak için bir ordu hazırladı. Orhan Gazi ıznik'te bir miktar kuvvet bırakarak Bizanslılara karşı harekete geçti. ıki ordu Palekonon'da (Maltepe) karşılaştı, yapılan Palekonon Savaşı'nda Bizans ordusu yenildi(1329).
Kazanılan bu önemli zaferden sonra Orhan Gazi, ıznik kuşatmasına devam etti. Bizans ımparatorlu undan ümidini kesen ıznik kumandanı bazı şartlarla teslim olaca ını bildirdi. Orhan Gazi ileri sürülen şartlara uyulaca ına ve halka iyi davranılaca ına dair söz verdi. Hıristiyanlı ın en önemli kentlerinden biri olan ıznik böylece Türk hakimiyetine girdi(1330).
Orhan Gazi fetihlere devam ederek; 1331'de Taraklı, Göynük ve Mudurnu'yu, 1333'de Gemlik'i Osmanlı topraklarına kattı. Orhan Gazi 1337'de önemli bir ticaret merkezi olan ızmit'i ve çevresini (Koyunhisar, Hereke, Yalova, Armutlu) feşetti ve buranın idaresini o lu Süleyman Paşa'ya verdi.
1342 yılında Balıkesir yakınlarındaki Rumlara ait Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat
kaleleri feşedilince Karesio ulları Beyli i ile
sınır komşusu olunmuştu. Orhan Gazi Karesio ulları beyli indeki taht kavgalarından yararlanarak bu beyli in topraklarını ele geçirdi
(1345). Karesi Beylerinden Hacı ılbey ile
Evrenos Gazi, Osmanlı hizmetine girdi i gibi,
Beyli in donanması da Osmanlı Devletine katıldı. Marmara Adaları, Üsküdar ve Kadıköy feşedildi(1352). 1354 yılında ise Gerede Beyli i ele geçirildi ve Ankara ilk kez feşedildi.
ıdari Düzenlemeler:
Orhan Gazi, babası Osman Gazi'den 16.000 km.kare olarak aldı ı devlet topraklarını o lu Murad Hüdavendigar'a 95.000 km.kare olarak devretti. Orhan Gazi devletin bir idare sistemi olması gerekti ini düşünüyordu, bu amaçla teşkilat işini Alaeddin Paşa ile şeyh Edebali'nin bacana ı Çandarlı Kara Halil Paşa'ya verdi.
Orhan Gazi devlet teşkilatı içinde üç önemli nokta üzerinde duruyordu; bunlar para, ordu ve kıyafetti. Feşetti i yerlere adli ve idari işler için kadılar, askeri işler için subaşılar tayin etti. ılk Osmanlı parası, 1326 yılında Orhan Gazi tarafından basıldı.
Mimari Eserler:
Orhan Gazi imar ve şehir planlamasına da önem veren bir padişahtı. ıznik'in feşedilmesinden sonra, 1331 yılında ıznik'teki meşhur Ayasofya Kilisesi camiye çevrildi. Ayrıca 1333'de yine ıznik'te Osmanlı tarihinin
ilk camisi olan Hacı Özbek Camii yaptırıldı.
Orhan Gazi'nin yaptırdı ı di er eserler şunlardır; ıznik Hacı Hamza Camii ve Kümbeti, ıznik Yeşil Camii, Bilecik Orhan Camii, Bilecik Orhan Gazi ımareti, Gebze Orhan Camii, Bursa Orhan Camii, ıznik Nilüfer Hatun ımareti. Bilime ve e itime büyük önem veren Orhan Gazi Bursa Medresesini de yaptırdı.
|
|
|
Sultan Murat Hüdavendigar |
|
Yazar: RasitTunca - 06-12-2018, 02:57 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
[attachment=44750]
Sultan Murat Hüdavendigar
Sultan Birinci Murad 1326'da Bursa'da do du. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından birinin kızı olan Nilüfer Hatun'dur (Holofira). Sultan Birinci Murad uzun boylu, de irmi yüzlü ve iri burunluydu. Kalın ve adaleli bir vücuda sahipti.
Başına mevlevi sikkesi üzerine testar sarılı bir başlık giyerdi. Çok sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz elbiseden hoşlanırdı. ılk e itimini annesi Nilüfer Hatun'dan aldı. Daha sonra tahsilini tamamlamak için gitti i Bursa Medreselerinde ilim ve sanat adamları ile beraber yaşadı.
Sultan Birinci Murad, gayet nazik, sevimli ve çok halim selimdi. Alim ve sanatkarlara hürmet gösterir, fakirlere ve kimsesizlere şefkatli davranırdı. Dahi bir asker ve devlet adamıydı. "Derviş Gazilerin şeyhlerinin Kralı Murad Gazi" diye anılan Sultan Birinci Murad, bütün hayatı boyunca planlı ve programlı hareket etti.
Sultan Birinci Murad, Bizans Kilisesi'ne göre bir kafir ve ısa düşmanı olarak görülse de, feşetti i yerlerde yaşayan Hıristiyan halka Papa'dan daha iyi davrandı ı için onların sevgisini kazanmıştı. 1382 yılından itibaren "Murad Hüdavendigar" diye anılan Sultan Birinci Murad, Birinci Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken, Sırp Kralı Lazar'ın damadı tarafından haince hançerlenerek şehit oldu (1389).
Erkek çocukları: Yakub Çelebi, Yıldırım Bayezid, Savcı Bey ve ıbrahim
Kız çocukları: Nefise ve Sultan Hatun
ıdari Düzenlemeler:
ılk kazasker tayinleri Sultan Murad Hüdavendigar devrinde başladı. Çandarlı Kara Halil Paşa ilk kazasker, Lala şahin Paşa da padişah ailesi dışından ilk beylerbeyi olarak tayin edildiler. Sultan Murad Hüdavendigar'ın yaptı ı önemli işlerden birisi de Tımar Kanunu'nu çıkarmasıydı. Buna göre 17. asıra kadar devam eden ve Osmanlı ordusunun belkemi ini teşkil eden eyalet askerleri de denilen tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Sipahiler barış zamanı eyaletlerde, köylerinde oturarak taşrada asayişi temin ediyor, savaş zamanı ise hemen sefere çıkabilecek bir askeri kuvveti oluşturuyorlardı. Bunlar köylerindeki yapılan ziraattan aldıkları öşürle geçindiklerinden dolayı devlet de hiç masraf etmeden daimi bir orduyu elinde tutabiliyordu. Ayrıca Yeniçeri Oca ı'nın temeli sayılabilecek olan Pencik Kanunu, yine onun döneminde çıkartıldı (1361). Bu kanunla, feşedilen yerlerden esir alınan Hıristiyan çocukları, Osmanlı ordusuna "devşirme" olarak alınmaya başlandı. Çandarlı Kara Halil Paşa ve Kara Rüstem Paşa Osmanlı Devleti içindeki ilk mali düzenlemeleri onun devrinde yaptılar.
Sultan Murad Hüdavendigar'ın bütün hayatı sınır boylarında ve savaş meydanlarında geçti. Rumeli'den Anadolu'ya, Anadolu'dan Rumeli'ye durmadan dinlenmeden seferler yapan Sultan Murad Hüdavendigar, bizzat katıldı ı 37 savaşın hepsini kazandı. Emrindeki kumandan ve valilerle uyum içinde çalıştı.
Sultan Murad Hüdavendigar, 1360 yılında Karadeniz Ere lisi'ni feşetti. Taht de işikli i sırasında elden çıkan Ankara ve Sultanönü'nü de 1361 yılında Ahilerden geri aldı. Komşu devletlerle dostlu a önem veren, ama fırsatlardan yararlanmasını da iyi bilen Murad Hüdavendigar, aynı yıl içinde Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınarhisar, Babaeski, Lüleburgaz kalelerini ve Gümülcine, Eski Za ra ile Yenice dolaylarını feşetti.
Sultan Murad Hüdavendigar'ın Trakya'daki asıl hedefi, stratejik bir öneme sahip olan Edirne'yi almaktı. Trakya'da daha önce yaptı ı fetihler sayesinde Edirne'ye yapılabilecek bir Bizans yardımı engellenmiş oluyordu. Lala şahin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Edirne'yi kuşattı. Rum ve Bulgar kuvvetleri yapılan çatışmada yenildiler. Bir süre yardım gelmesini bekleyen şehir, umudunu kesince teslim olmak zorunda kaldı (1362).
SırpSındı ı Savaşı:
Edirne'nin feşi Türklere Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala şahin Paşa, Bulgaristan'a girerek Filibe'yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez'i aldılar (1363). Yeni feşedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe'nin feşi bir haçlı seferinin düzenlenmesine neden oldu.
Papa V. Urban'ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler. Osmanlı komutanlarından Hacı ılbey ordusu ile beraber, Meriç vadisi boyunca düzensiz bir şekilde ilerleyen düşmanların bu durumundan yararlandı. Kuvvetlerini üçe ayırarak bir gece baskını düzenleyen Hacı ılbey, büyük bir zafer elde etti (1364).
Tarihe Sırp Sındı ı Savaşı olarak geçen bu zaferle, Rumeli'deki Türk hakimiyeti kesinleşti ve ilk Haçlı Ordusu etkisiz hale getirildi. Osmanlı birlikleri Sırp Sındı ı Savaşından sonra Bulgaristan'a girdiler ve yukarı Bulgaristan'ı feşettiler. Karşı koyamayaca ını anlayan Bulgar Kralı Yuvan şişman, Osmanlı Hakimiyetini kabul etti ve kız kardeşi Maria'yı Murad Hüdavendigar'a verdi (1369).
Osmanlı Ordusu Makedonya üzerine yürüdü. 1371 yılında kazanılan Çirmen Zaferi ile Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı.
Sırp Kralı Lazar da, Bulgaristan Kralı gibi Osmanlı hakimiyetini kabul etti ve yıllık vergiye ba landı.
Çandarlı Hayreddin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Selanik Zaferini kazandı (1374), Niş (1375), ıştip, Manastır, Pirlepe (1382) feşedildi. Osmanlı birlikleri Arnavutluk ve Bosna-Hersek içlerine akınlar düzenledi. 1385 yılında Ohri feşedildi. Aynı yıl Arnavutluk'da Savra zaferi kazanıldı. Bir yıl sonra Sofya'nın feşi gerçekleştirildi.
1381 yılında şehzade Bayezid'ın Germiyan Hükümdarı Süleyman şah'ın Kızı Devlet Hatun'la evlenmesi dolayısıyla, Kütahya, Simav, E rigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi.
Aynı yıl Hamido ulları Beyli inden altı şehir parayla satın alındı. Balkanlardaki fetihler devam ederken, Murad Hüdavendigar bir yandan da Anadolu taraflarına yöneldi. 1386 yılında Konya Ovası'nda ilk Osmanlı Karaman Savaşı yapıldı.
I. Kosava Savaşı:
Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri yeni bir Haçlı seferinin düzenlenmesine sebep oldu. Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Bulgarları etkisiz hale getirdi. Türk Ordusu ilerleyerek Kosova'da Haçlılarla karşılaştı. Üstün haçlı ordusu Sultan Murad Hüdavendigar'ın kurdurdu u "Topçu Oca ı"nın kullandı ı topun etkisi ile da ıldı.
Top, tarihte Türkler tarafından ilk kez Birinci Kosova Savaşı'nda kullanıldı.
Bu savaştan sonra Balkanlardaki Türk hakimiyeti güçlendi ancak Sultan Murad Hüdavendigar şehit oldu. Babası Orhan Gazi'nin ölümünde 95.000 km.kare olan devlet topraklarını 500.000 km.kare'ye çıkarmayı başaran Sultan Murad Hüdavendigar büyük bir padişahtı.
Mimari Eserler:
Sultan Murad Hüdavendigar, savaşların ve fetihlerin yanı sıra imar işlerine de gereken önemi verdi. Bursa'da camiler, medreseler ve imareşaneler yaptırdı.
Bursa Hüdavendigar Camii, Bursa şehadet Camii, Filibe Hüdavendigar Camii ve Gelibolu Hüdavendigar Camii bunlardandı. ılk Edirne Sarayı'nı da inşa ettiren Sultan Murad
Hüdavendigar birçok mescit, hamam, han, kervansaray, çeşme ve köprü yaptırdı.
Minarelerden salatu selam okuma adetleri onun devrinde başladı.
|
|
|
Trablusgarp Savaşları |
|
Yazar: RasitTunca - 06-12-2018, 02:48 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
[attachment=57872]
Trablusgarp Savaslari
Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, "Trablusgarp Savaşı" olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır.
Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada Osmanlı İmparatorluğu'na geri verilmiştir.[8] Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.[9]
23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir.[10] Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır.[11]
Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir.
Arka plan ve nedenleri
Yerde oturanlar (Sağdan sola): Süvari Yüzbaşısı Reşit Bey, Piyade Mülazımı Murat Bey, Erkan-ı Harbiye Yüzbaşısı Nuri Bey, Derne Kumandanı Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Mustafa Kemal Bey, Jandarma Bölük Kumandanı Ali Bey, gönüllü mücahit Meclis-i Ayan katiplerinden Saadettin Bey.
Ayakta pantolonlu zevat; Sağ köşedeki Topçu Yüzbaşı Şükrü Bey, sol taraftaki Topçu Mülazımı Sadık Bey (yıl 1912)
Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı.[12] 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.
Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı.[13] 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı.[14] 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.[15]
İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi.[16] İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı.
1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir "Barışçıl İşgal" politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin,gerekirse, silahlı , İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı.
Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.
Savaş öncesi genel durum
Osmanlı Devleti
Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu.[17] 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı.[18] Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı.[19] Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu.[20] Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.[21] Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu.[22] İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.[23]
Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu.[24] Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar.[25] Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü "Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi" politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.[24]
İtalya Krallığı
1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı.[26] İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükümet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükümeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.[24]
İtalyan sosyalistleri ise aralarında bir birlik olmamasına rağmen genelde bu savaşa karşı olmuşlardı. 27 Eylül 1911 tarihli Tanin'de "İtalyan sınıf-ı aliyyesinde işgal için pek ziyade heyecan var ise de amele sınıfı işgale muhaliftir" deniliyor ve işçi sınıfının İtalya'nın Libya'ya asker sevk etmesini men etmek için umumi grev teşebbüslerine giriştiğini yazıyordu.[27] Fakat sosyalistlerin grev teşebbüslerini hükümetin şiddetle engellemesi ve halkın nümayişçilere kötü gözle hatta vatan haini gibi bakması yüzünden bir sonuç verememişti.[28] Ayrıca İtalyan sosyalistler Fransız, İngiliz ve Alman sosyalistleri kadar güçlü değillerdi.[29] Mart 1911'de ikinci kez iş başına gelen Giolitti Hükümeti, Trablusgarp işini bir sonuca bağlamayı parti programının 3. maddesine almıştı.[30]
İtalya'yı 1911'de Trablusgarp'a karşı harekete geçiren en önemli olay, Fas meselesinin alevlenmiş olmasıydı. İtalya'nın daha 1900'de Fransa ile yaptığı gizli antlaşmaya göre, Fransa Fas'ta yeni menfaatler elde ederse, İtalya da Trablusgarp için harekete geçecekti. Bu antlaşma ile Trablusgarp İtalya'ya vadedilmiş oluyordu. 24 Nisan 1911'de Fransız ordusu Fas'a girdi.[30] İtalya kamuoyunda, Fas'ın da Fransa tarafından kapılmış olduğunun duyulması bir anda hükümeti devirecek kadar şiddetli bir etki yaratınca Giolitti hükümeti uzun zamandır hazırlanan ihtiraslarını açığa vurmaya mecbur kaldı.[31] Bu durum Trablusgarp'a karşı harekete geçmek için sabırsızlanan İtalyan kamuoyunu daha da şiddetlendirerek İtalyanların savaş kararı almasında etkili oldu.
Trablusgarp Savaşı sırasındaki İtalyan Başbakanı Giolitti hatıralarında; işin iç yüzünü bilmeyenlerin Trablusgarp'a gitme kararının birdenbire verildiğini söylediklerini fakat işin aslının böyle olmadığını, kendilerinin Britanya ile Mısır, Fransa ile de Fas meselesini müzakere ederken kendileri için birtakım haklar aldıklarını ve bunu büyük devletlere tasdik ettirdiklerini, Fransa'nın Fas'a girmesinden sonra kendileri açısından vaktin gelmiş olduğunu, zira kendileri Trablusgarp'a gitmemiş olsalardı, diğer bir Avrupa devletinin burayı mutlaka işgal edeceğini, Tunus‟un Fransızlar tarafından işgalinin kendilerinde yarattığı hayal kırıklığını bir daha yaşamak istemediklerini ve bu durumda bir Avrupa devleti ile savaşmak zorunda kalacaklarını, bunun da Osmanlı Devleti ile savaşmaktan daha zor olacağını belirtmişti.[32]
İtalya'nın Trablusgarp'taki faaliyetleri
İtalyanlar büyük devletler nezdinde başarılı diplomasi faaliyetlerini sürdürürken, öte yandan da Trablusgarp'ta kendi hesaplarına elverişli bir ortam hazırlamaya uğraşıyorlardı. Her emperyalist devletin uyguladığı metotları İtalyanlar da burada uygulamaktaydı. Ülkede egemen olma amaçları için çalışan okulları, bankaları, iktisadi kuruluşları vardı. Liman ve benzeri kurumlar için imtiyaz peşinde koşuyorlardı. Okulları, resmi ve mahalli mekteplerle rekabet ediyordu.[33] İtalyanların 1907‟de Trablusgarp ve Bingazi'de birer şubesini açtığı[34] Banco di Roma onların Trablusgarp'a ekonomik bakımdan sokulma politikalarının başlıca aracı olmuştu. Banco di Roma, Trablusgarp'ta geniş maddi manevi kredisiyle, nüfus teminine ve İtalyanların ekonomik bakımdan piyasaya hakim olmalarına çalışıyordu. Banka aynı zamanda yerlilerin elindeki toprakların İtalyanlara geçmesine vasıta ve aracı oluyordu. Banco di Roma'nın kilise ile ilişkisi, kilisenin de savaşı desteklemesine sebep olmuştu.[35] Bu nedenle Libya'da büyük çıkarları olan Banco di Roma'nın Vatikan çevresi ile ilişkisi, hükümeti Libya seferine zorlayan bir etkendi.[24]
1910 yılı başından itibaren, İtalyanlar Trablusgarp'taki faaliyetlerine büyük hız vermişlerdi. Elde ettikleri bütün imtiyazlara rağmen yine de Trablusgarp'taki iktisadi faaliyetlerinin kısıtlandığından şikayet ediyorlardı. Trablusgarp Mebusu Sadık, 12 Eylül 1911'de Tanin'e yazdığı mektupta, İtalyanların buradaki faaliyetlerini şöyle anlatıyordu: "İtalya Trablusgarp'taki cüretli hareketlerine Abdülhamit Dönemi'nde başlamıştı. Trablusgarp'ta zorla Banco di Roma müessesesini kurmuş, Bingazi'de de bir postane açmıştı. Trablusgarp'ta halifeye bağlı milyonlarca Müslüman Meşrutiyet idaresinden çok şey bekledikleri halde ümitleri boşa çıkmıştı. İstibdat Devri'nde başlayan bu hareketler, Meşrutiyet idaresinde de O'nun bıraktığı yerden devam etti. Trablus her konuda ihmal edildi. İtalyan emellerini herkesten fazla bilmesi gereken eski Roma elçisi Sadrazam Hakkı Paşa kabinesinin ilk icraatı Banco di Roma'nın resmiyetini tasdik etmek oldu. Bundan sonra İtalya'nın faaliyetleri kat kat artmaya başladı. Birçok yerde Banco di Roma'nın şubeleri açıldı. Bu müessese bütün ticareti eline geçirdi ve yerli tüccarı iflas ettirdi. Emlak ve arazi satın almaya başladı. Hükümet ise bu hale seyirci kalıyordu. Osmanlı sancağını taşıyan vapur 4-5 ayda bir defa Trablusgarp'a gidebiliyordu. Maden araştırması için İtalyalı bir heyete izin veriliyordu. Velhasıl diğer devletlerin hiçbirine verilmeyen imtiyaz, İtalya'ya verildi. İtalya'ya verilecek sadece bir şey kaldı. O da bütün İtalyan kamuoyunun hayali, idari hakimiyet meselesiydi."[36]
İtalya'nın işgal hazırlıkları
Eylül 1911'in ortalarından itibaren, İtalya'daki askeri hazırlıklar iyice açığa çıkmaya başlamıştı. İtalyan basınının dili çok sertti. Açıktan açığa işgal hazırlıkları ile ilgili haberler çıkması Osmanlı Devleti'ni tedirgin etmekteydi.[37] Osmanlı Devleti'nin bu konudaki başvurusuna İtalya'nın askeri hazırlıklarının işgal amacıyla yapılmadığı, İtalyan menfaatlerini herhangi bir olaya karşı koruyabilmek için yapıldığını bildirdi. İtalya, bu savaşa uzun zamandır hazırlanmaktaydı. Her çapta kara ve deniz topları, sayısız mitralyöz, cephane ve kalabalık bir ordusu vardı. İtalya o sıralarda dünyanın en güçlü donanmalarından birine sahipti. Osmanlı Devleti'nin ise, savaş başladığı zaman, Trablusgarp'taki askeri sayısı 2000'i geçmiyordu. Bingazi'dekiler daha azdı ve kendi hallerine terk edilmişlerdi.[38]
25 Eylül'de Roma'daki Osmanlı maslahatgüzarı Seyfettin Bey'in İtalya Dışişleri Bakanı San Giuliano ile görüşmesinde Dışişleri Bakanı; İtalyan hükümetinin halkın arzusu haricinde hareket edemeyeceğini bildirdikten sonra iki hükümet arasındaki dostluk münasebetlerinin devamından yana olduğunu ilave etse de,[39] görüşmede hiçbir sonuç vermeyecekti.
26 Eylül'de İtalyan hükümeti, Viyana büyükelçisi vasıtasıyla üçlü ittifakı yenilemeye hazır olduğunu, eğer Trablusgarp işi de İtalyan istekleri doğrultusunda çözümlenirse, üçlü ittifakın daha sağlam bir üyesi olacağını Avusturya'ya bildirdi. Bu, gizli olarak yapıldı. Çünkü Almanya ve Avusturya, Türklerin Britanya ve Fransa'ya yaklaşmasından korkuyorlardı.[40] Osmanischer Lloyd[dn 1] gazetesinde yayınlanan bir görüşe göre, İtalya hükümetinin Trablusgarp'taki İtalyan nüfusunu gerek Osmanlı Devleti'nin her türlü tecavüzünden gerekse diğer devletlerin rekabetinden korumak için, bazı isteklerde bulunmak üzere Bâb-ı Âli'ye bir nota vermek üzere hazırlandığını, eğer Bâb-ı Âli, bu nota muhteviyatını kabul etmeyecek olursa İtalya'nın askeri tedbirlere başvuracağını yazıyor ve ayrıca bu hareketlerini mazur göstermek için, İtalyan kamuoyunun hükümet üzerindeki etkisinden bahsedeceklerini ilave ediyordu.[39]
En sonunda İtalya uzun zamandır hazırlanmakta olduğu savaşı başlatmak zamanının geldiğine hükmederek Osmanlı Devleti'ne 28 Eylül 1911'de bir nota verdi. Bu notada özetle: Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp ve Bingazi'nin ilerlemesi için hiçbir şey yapmadığı, bu bölgenin İtalya kıyılarına yakınlığı dolayısıyla kendileri için hayati önem taşıdığı bölgeye medeniyet götürülmesinin zorunlu olduğu, fakat bu konudaki İtalyan görüş ve fikirlerinin Osmanlı Devleti tarafından tasvip edilmediği ve İtalya'nın buradaki teşebbüslerinin inatla engellendiği, şimdi Osmanlı Devleti'nin İtalya ile kendi menfaatlerine ters düşmeyecek bütün iktisadi imkanları vermeye hazır olduğu ancak İtalya hükümetinin geçmişte yapılanları göz önüne alarak buna güvenmediği belirtiliyor ve İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'yi askeri işgale karar verdiği, bundan başka çarelerinin kalmadığı ve buradaki Osmanlı memurlarının işgale muhalefet etmemeleri isteniyordu.[41] Osmanlı hükümeti, İtalyan notasına 29 Eylül 1911'de cevap verdi. Bu cevapta; Trablusgarp ve Bingazi'nin geri kalmasının kendilerinden önceki idarenin eseri olduğu, bundan dolayı meşrutiyet hükümetinin suçlanamayacağı, son üç sene zarfında bölgede İtalyan teşebbüslerine büyük kolaylıklar sağlandığı ve iyi niyet gösterildiği, burada asayişin temini konusunda hiçbir endişeye mahal olmadığı, İtalyan ve diğer tebaanın bölgeden ayrılmasını gerektirecek bir olay olmadığı belirtiliyordu.[42] Ancak Bâb-ı Âli'nin notaya cevap verdiği gün, İtalya da harp ilanı notasını verdi.[43] Bu ilan-ı harp notasında, özetle; İtalyan isteklerinin gerçekleştirilmesi konusunda, İtalya'nın, Osmanlı Devleti'ne verdiği sürenin İtalya'nın hoşuna gidecek bir cevap gelemeden sona erdiği, Osmanlı Devleti ve memurunun Trablusgarp ve Bingazi'deki İtalyan hak ve menfaatlerini korumakta kötü niyetli ve aciz olduğu iddia ediliyor, İtalyan hak ve menfaatlerini sağlamak zorunda oldukları bildiriliyordu.[44]
Osmanlı Devleti'ne nota verilmeden hemen önce, 25 Eylül 1911'de, İtalya'da seferberlik emri yayımlandı. Bu emirde seferberliğin birinci günü olarak 28 Eylül tarihi belirlenmişti. Silah altında bulunan 1890 doğumlular ile birlikte, seferi kolordunun birliklerini teşkil edecek olan 1888 doğumlular ise 23 Eylül'de silah altına çağrıldılar. Bunların birliklerine katılımları da 26 Eylül'de tamamlandı.[45]
Diğer devletlerin işgale tavrı
İtalya henüz Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmeden hemen önce Adriyatik sularında ve Preveze'de Türk-İtalyan savaşı başlamıştı. İtalya bu sefere başlarken, Avrupa büyük devletlerinin icazetini almıştı. Daily Telegraph gazetesinde, Birleşik Krallık'ın İtalya savaşa girdiği takdirde tarafsız kalacağı ve İtalya'ya karşı Osmanlı'yı müdafaa etmeyeceği belirtiliyordu. Daily Graphic'te ise Britanya'nın savaşın sadece Trablusgarp'a ait olmasını ve Avrupa'ya sıçramamasını İtalya'ya tembih ettiği bildiriliyordu.[46]
Balkanlar'da ise Trablusgarp Savaşı başlayınca, Osmanlı Devleti Balkan devletlerinin saldırabileceği veya Rumeli'de ayaklanmalar olacağını düşünerek, oraya çok sayıda asker yığmıştı. Bundan en çok Bulgaristan ürkmüş ve büyük devletlere başvurarak kendilerini korumalarını istemişti.[47] Savaşın başladığı günlerde Bulgar ve Sırp hükümetleri arasında, iki tarafın menfaatlerini görüşmek üzere bir yakınlaşma başladı. Bulgarlara göre, o sıradaki fırsat kaçırılmamalıydı. Bütün Balkan devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı ittifak etmek üzereydi. Bulgaristan, Osmanlı-İtalyan savaşının hemen bitmesini istemedi. Çünkü bu savaşın, Balkanlar'da Slavlara karşı olan bu iki devleti zayıflatacağını düşünmekteydi.[48]
Savaşın başlaması Yunan kamuoyunda da heyecan yaratmış ve Başbakan Venizelos'un savaştan faydalanmak için vaktinde hazırlık yapmamasından ötürü eleştirilmesine sebep olmuştu.[49] Ancak Balkanlar'da yeni olayların çıkmasını istemeyen İtalya ve diğer Avrupa devletleri tarafından Yunanistan'ın savaştan faydalanma isteği rafa kaldırılmıştı.[50]
İşgalden hemen önce Trablusgarp ve Osmanlı Devleti
Trablusgarp Savaşı'ndan hemen önce, buradaki tümenden önemli bir kısmı silahlarıyla birlikte Yemen'e İmam Yahya ayaklanmasını bastırmak üzere gönderildi ve tekrar yerlerine iade edilmedi. Trablusgarp Vali ve Kumandanı Müşir İbrahim Paşa, bu işin Trablsgarp'ın İtalyanlara tesliminden başka bir şey olmadığını ısrarla ifade etmişse de asker nakliyatını engelleyememişti. Burada ancak jandarma vazifesi görecek, çok az bir kuvvet bırakılmıştı. 1910 yılı bütçesinde kabul edilen, Trablusgarp'taki iki süvari alayı da bir alaya indirildi.[51]
Trablusgarp'taki asker mevcudunun azaltılması bir nevi İtalyan işgaline zemin hazırlanmış oldu. Buraya gönderilen subaylarda eskiden olduğu gibi mahalli lisana vakıf olma şartı aranmadı. Trablusgarp halkı geçimini temin etme hususunda da sıkıntı içindeydi. Bu durum Trablusgarp mebusları tarafından defalarca hükümete bildirildiği halde, Osmanlı hükümeti bu konuda oldukça ihmalkar davrandı.[24]
İbrahim Hakkı Paşa hükümetinin, savaş öncesi yaptığı en büyük hatalardan biri de, İtalyanların isteği üzerine Trablusgarp'ta vali olarak bulunan İbrahim Paşa'yı görevden almasıydı. İbrahim Paşa, Trablusgarp'ta Osmanlı menfaatlerini koruduğu için, İtalyanlar ondan hep şikayetçi olmuşlar ve buradan gönderilmesi için sürekli Osmanlı hükümetine baskı yapmışlardı.[52] İbrahim Paşa'nın yerine tayin edilen Bekir Sami Bey ise izinli olarak Tokat'ta bulunduğu için hemen Trablusgarp'a gidemese de, savaş başladıktan sonra görev yerine ulaşabildi.[53] Bu nedenle savaş öncesi bölge, valisiz, komutansız, askersiz, son derece savunmasız ve işgale açık bir duruma getirilmişti. İbrahim Hakkı Paşa ise savaş öncesi, Trablusgarp'taki icraatından dolayı vatan hainliği ile suçlanmıştı. Mahmut Kemal İnal'a göre bütün bunlar su-i tesadüf[dn 2] değil su-i idareydi[dn 3] ki cinayet addine layıktı.[54]
Trablusgarp Savaşı öncesi, Osmanlı hükümetinin yanlış hareket ettiği İtalyanlarca da itiraf ediliyordu. İtalyanlar İttihat ve Terakki'nin Trablusgarp'ta yerli halk arasında İtalya aleyhine propaganda yaptıklarını fakat buna paralel olarak askeri hazırlıklarını kuvvetlendiremediklerini, bilakis buradan devletin ihtiyacı olan diğer bölgelere asker çektiklerini ifade ediyorlardı.[55] Nitekim, İtalya bu savaşa bir sömürge savaşı gibi değil de sanki büyük bir Avrupa devleti ile savaşa giriyormuş gibi hazırlanmış, ihtiyatlar da dahil olmak üzere bütün Deniz Kuvvetlerini seferber ettiği gibi, kiraladığı ticaret gemilerini de savaş için hazır hale getirdi. Eylül ayında bu hazırlıklar yapılırken, Osmanlı Devleti'nin tek tedbiri savaştan önce Trablusgarp'a gönderilen Derne Gemisi oldu.[56]
Savaşın ülke çapında yarattığı üzüntü ve heyecan, savaş için maddi yardım teklif eden ve savaşa bizzat gönüllü asker olarak katılmak isteklerini bildiren mektupların gazetelere gönderilmesine sebep oldu. Ayrıca yurt içinde ve dışında İtalyan işgalini protesto eden mitingler düzenlendi.[57] Savaş başladıktan hemen sonra, İbrahim Hakkı Paşa istifa etti. Bunun üzerine sadrazamlık 30 Eylül 1911'de 8. kez Mehmed Said Paşa'ya verildi.[58]
Savaşın başlangıcı
İtalyan donanması, henüz İtalya Osmanlı Devleti'ne savaş açmamışken, 27 Eylül'de Trablus önlerine gelmişti. 20 Ekim'e kadar İtalyanlar, Türk Afrikası kıyılarının önemli noktalarını ele geçirmiş bulunuyorlardı. Bu şehirlerin hiçbirisi kendiliğinden İtalyanlara teslim olunmamıştı. İtalyanlar ayrıca Kızıldeniz'de de bazı hareketlerde bulunmuşlardı. Savaş öncesi İtalyanlar buraya bazı gemiler göndermişler ve Türklere karşı ayaklanan Şeyh İdris'in yardımıyla, Türkleri burada da sıkıştırmaya çalışmışlardı.
Savaş başladıktan sonra, Bâb-ı Âli'de Trablusgarp'ta mukavemet edip etmeme konusunda genelde iki görüş mevcuttu. Mehmed Said Paşa'nın ilk toplantısında eldeki mevcut imkanlarla mukavemet lüzumu kararlaştırıldı.[59] Ahmet Muhtar Paşa'ya göre Trablusgarp'ta mukavemet cinayet demekti. Kâmil Paşa da aynı görüşte idi. Şeyhülislam Cemaleddin Efendi de harbin uzamasının can ve mal kaybından başka bir işe yaramayacağını söylüyordu.[60] Bütün olumsuz şartlara rağmen, Osmanlı Devleti Trablusgarp'ı göz göre göre düşmana savaşmadan teslim edemezdi. Bu hem kamuoyunda hoş görülmez hem de Osmanlı Devleti'nden pay almak için pusuda bekleyen devletlere kötü örnek olurdu. Bu savaş çok ümitsiz şartlar içinde olacaktı. Oradaki kuvvetlere silah ve cephane yollamak imkansız gibiydi. Ancak Birleşik Krallık ile Fransa, Mısır ve Tunus'un tarafsızlığını ilan ederek kendi sömürgelerindeki Müslümanları gücendirmeyecek ve onların şikayetlerine yol açmayacak ve bu üç tarafı bu şekilde idare yoluna gideceklerdi.[61]
Trablus'u bombalayan İtalyan zeplinleri
İtalya, 23 Eylül 1911’de Osmanlı hükümetine bir nota vermiş, 26 Eylül'de, silah ve cephane taşıyan bir Osmanlı gemisi Trablusgarp'a ulaştı. 28 Eylül günü ise İtalya, Osmanlı Devleti'ne bir ültimatom vererek, 48 saat içinde Bingazi ve Trablusgarp'un İtalyan yönetimine bırakılmasını ve İtalya'ya yıllık vergi verilmesini talep etti [62]. 29 Eylül'de İngiliz ve Fransız hükümetlerinin desteğini de arkasına alan İtalya, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti. Aynı gün İtalya'nın Adriyatik Denizi'ndeki bazı Osmanlı gemilerini batırması üzerine, Adriyatik'te çıkarları bulunan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, bu bölgede savaşılmasını yasakladı. 30 Eylül'de Trablus şehri bombardımana tutuldu. Kenti eski silahlarla savunmaya çalışan 8 bin kişilik Osmanlı kuvveti dayanamadı ve 5 Ekim'de İtalyanlar şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Osmanlı kuvvetleri kıyıdan 15 km içeriye çekildiler. 18 Ekim'de Derne'yi, 20 Ekim'de de Bingazi'yi ele geçiren İtalyanlar, buralara asker çıkartmaya başladılar. 23 Ekim'de saldırıya geçen Osmanlı Ordusu, İtalyanları kuşatmış ve uzun süren savaştan sonra İtalyanlar kurtulmuşlardı. 26 Ekim'de yapılan bir başka Osmanlı saldırısı, İtalyan kuvvetlerinin büyük kayıp vermesiyle geri püskürtüldü. 23 Ekim 1911'de Sciara Sciat'da (Trablus yakınlarında) oluşan bir ağır çatışma sonrası İtalyan askerleri Arap sivil halkına karşı, ihanet suçlamasıyla, bir pogrom gerçekleştirdi. 5 gün içinde binlerce sivil Arap öldürüldü, evleri yakıldı ve hayvanlarına el koyuldu. İleriki haftalarda İtalyanlar açık alanlarda toplu idamlar (Görsel) gerçekleştirdi ve 4.000 sivili Tremiti ve Ponza adalarına tehcir etti. 5 Kasım'da İtalyan resmî gazetesi, Trablusgarp'ın İtalya tarafından ilhak edildiğini yayımlamışsa da bu henüz gerçekleşmemişti. Osmanlı direnişi karşısında İtalyan kuvvetleri sahilden fazla uzaklaşamamışlardı.
İtalyanlar 1911'de Trablusgarp'a saldırınca Mustafa Kemal yerli kıyafetine girip gizlice Afrika'ya gitti.
Enver Paşa, Mustafa Kemal, Fuat (Bulca), Nuri (Conker) ve Fethi (Okyar) gibi Osmanlı subayları gizli yollarla Trablusgarp'a gelip (Örneğin Mustafa Kemal Paşa, buraya "gazete muhabiri Şerif Bey" adıyla Mısır üzerinden ulaşmıştır) buradaki kuvvetleri düzenleyerek, İtalyanlara rahat vermeyecek şekilde sürekli saldırılar başlattılar. Enver, yaptığı bir gazete röportajında, "Buraya geldiğimde 900 çöl savaşçısı bulmuştum. Şimdi ise elimin altında 16 bin talimli asker var" diyerek durumu ortaya koymaktadır. Bu ordu, yapılan savaşlar sonucunda 2 makineli tüfek, 250 tüfek, 2 top, sayısız mermi ve 10 tane de katır ele geçirmiştir.
Yerel halkın da desteklediği direnişe Senusi tarikatı şeyhi ve adamları destek vermişti. Ancak İtalyanlar'ın düşündüğünün aksine, buradaki Osmanlı direnişi çok kuvvetli olmuş, Enver, Mustafa Kemal ve Neşet gibi komutanların yönettiği ordular, sayıca çok üstün olan İtalyan kuvvetlerine karşı kahramanca savaşmışlardır. Trablusgarp'taki Osmanlı birlikleri başlıca üç komutanlığa ayrılmıştı:
Trablus Komutanlığı: Kurmay Albay Neşet
Bingazi Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Enver
Derne Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal
Kasım 1911'de İtalyanlar Çanakkale Boğazı'na saldırmak için hazırlıklar yaptılar. Ancak Rusya ticari kaygılardan dolayı buna karşı çıktı.
Kasım ayında İtalyanlar, Ekim ayında boşalttıkları bazı mevzileri tekrar ele geçirdiler. 19 Aralık'ta bir İtalyan kolu, imha olmaktan son anda kurtuldu. Ayrıca bu dönemlerde İtalyan basını Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa'yı, İtalya'nın başarılarına engel oldukları iddiasıyla suçlamaya başlamıştı.
8 Aralık'ta Trablusgarp'a gelen Mustafa Kemal Paşa, 22 Aralık'ta Tobruk Savaşı'nı kazandı. Derne'de 16-17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gördükten sonra, 6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu ve burada başarılı savunma muharebeleri yaptı.
Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal (solda), Mücahit Bedevi Kuvvetleri önünde emirlerini yazdırırken, (Derne, Trablusgarp Vilayeti (Libya), 1912)
Ocak 1912'de İtalyanlar'ın 100 bin kişilik askerine karşılık Bingazi'de 15 bin, Trablus'ta da yaklaşık 10 bin Osmanlı askeri ve Arap gönüllüsü savaşmaktaydı. Şubat ve Martta İtalyanlar Bingazi'yi tamamen ele geçirdiler. Bunun yanında Beyrut limanındaki 2 küçük Osmanlı gemisini batırdılar. Yemen'de Ocak 1911'de başlayan isyan nedeniyle daha savaş başlamadan önce Trablus'taki kuvvetlerin bir kısmı bu bölgeye kaydırılmıştı. Ocak 1912'de İtalyan donanması Kızıldeniz'e girip, buradaki Osmanlı gemilerinden bazılarını batırarak Hudeyde limanını bombalamaya başladı. İtalyanlar'ın bölgedeki varlığı, deniz ulaşımını aksattığı için Yemen isyanının bastırılmasını zorlaştırıyordu.
25 Mart 1912'de Osmanlı Devleti'nin koruyucusu görevini üstlenen ve İtalya'nın müttefiki olan Almanya, ara buluculuk yapmak için İtalya Kralı'yla Venedik'te görüştü. Ancak bu görüşmeden bir sonuç çıkmadı.
18 Nisan'da İtalya donanması Çanakkale Boğazı'nı bombalamaya başladı. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu, boğazları kapattı. Ancak bu hareketin uluslararası ticarete darbesi çok büyük oldu. Rusya'nın tahıl ihracatı milyonlarca dolarlık zarara uğrarken, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya gibi ülkelerin zararları da günlük 100 bin doları buluyordu. Karadeniz'e gidecek olan İngiliz gemileri, Süveyş Kanalı üzerinden Hindistan'a gitmek zorunda kaldılar. Ancak 10 Mayıs'ta Avrupa ülkelerinin baskılarından dolayı boğazlar tekrar ticarete açıldı.
Beyrut Deniz Muharebesi
Beyrut Muharebesi (1912)
Trablusgarp Savaşı devam ederken İtalyan kuvvetlerinin Libya sahillerine çakılıp kalmaları ve iç bölgelere bir türlü girememesi üzerine, İtalyan hükümeti, On İki Ada ve diğer bazı Osmanlı şehirlerini baskı altına alarak ve tazyik ederek Osmanlı hükümetine barış antlaşmasını zorla imzalatmaya karar verdi. İtalyanlar'ın saldırmayı düşündüğü şehirlerden biri de Beyrut'tu. Beyrut bir Osmanlı şehri olmasına karşın Fransız nüfuzunun yoğun olduğu bir bölgeydi; şehirde çok sayıda Avrupalı yaşıyordu. Aynı zamanda Beyrut bütün ilahi dinlerce kutsal sayılan Kudüs'ün bir kapısı durumundaydı. İtalya'nın Beyrut'a saldırısı, sadece Osmanlı Devleti'ni değil diğer Avrupa devletlerini de rahatsız edecek; bunun sonucunda büyük devletler barışa zorlamak için Bâb-ı Âli'ye baskı yapacaklardı.
Bu gerekçelerle 24 Şubat 1912'de bir İtalyan filosu Beyrut'a saldırdı; limanda bulunan iki Osmanlı gemisi batırıldı ve şehir topa tutuldu.
Savaşın sonu
16 Mayıs 1912: Rodos'ta Osmanlı garnizonunun İtalyan general Ameglio'ya teslim oluşu
Bunun üzerine 4 Mayıs'ta İtalya kuvvetleri, Rodos Adası'na çıkarma yaptılar ve iki hafta içerisinde Rodos'u, daha sonraki 2 hafta süre içerisinde On İki Ada olarak bilinen adalar grubunu ele geçirdi. Böylece 389 yıldır Osmanlı yönetiminde kalmış, yönetim merkezi Rodos Adası olan Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti (On İki Ada) tamamen İtalya'nın eline geçti. 8 Haziran'da Trablus'taki Osmanlı kuvvetleri çöle püskürtüldü. Haziran'dan Ağustos'a kadar süren çarpışmalar sonunda bütün batı sahil şeridi İtalyanların hakimiyetine geçti. 12 Temmuz'da 5 İtalyan savaş gemisi, Osmanlı filosuna saldırmak için Çanakkale Boğazı'na girdi. Ancak boğazın girişine Kilitbahir civarında çelik kablolar çekildiği için İtalyanlar ilerleyemeden ağır ateş altında kaldılar ve geri çekildiler (18 Temmuz). Bu, ayrıca savaş içindeki son deniz savaşı olmuştur. Eylül'de Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında barış görüşmeleri başladı. İki taraf da savaşın bitmesini istemesine rağmen çatışmalar devam ediyordu. 22 Eylül'de güçlü bir Osmanlı mevkii ele geçirildi. Binbaşı Enver Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri bazı saldırılar yapsalar da, ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Buna rağmen İtalyanlar dörde bir sayı ve büyük silah üstünlüğüne karşın Trablusgarp'ta sonuçsuz durumun ötesine geçemediler,aldıkları bölgelerde de kontrolü sağlayamamaktaydılar; zira bu bölgelerde Arap ve Türk düzensiz kuvvetlerinin gece baskınları,yeniden ele geçirme girişimleri ve gerilla saldırıları ile sürekli kuşatma altındaydı. İtalyanlar bu baskınlara karşı yerel halka sert tedbirler uyguluyordu bu baskınların intikamı ve gözdağı olarak yakalanan kişilerden pek çoğu halkın önünde asılıp idam edildi. Bu sebeple italyanlar ise sahilde belli bir kesim dışında bir hakimiyet alanı oluşturamadılar.[63]
8 Ekim'de Karadağ'ın Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşları başlayınca, Osmanlı İmparatorluğu her ne pahasına olursa olsun İtalya'yla barışa razı oldu, çünkü Ege Denizi'ndeki İtalyan donanması, Makedonya'ya yardım gönderilmesini engelliyordu. Sonuçta İtalya'nın şartları kabul edildi ve 15 Ekim 1912'de İsviçre'nin Ouchy (Uşi) kentinde antlaşma imzalandı.
Uşi Antlaşması ve savaşın sonucu
Uşi Antlaşması
İsviçre'de Lozan'in bir semti olan Uşi (Ouchy)'de imzalanan antlaşmaya göre;[64]
Osmanlı İmparatorluğu, Trablusgarp ve Bingazi'deki kuvvetlerini çekecek ve buraları İtalya'ya bırakacak,
Osmanlı İmparatorluğu, Trablusgarp'taki Müslümanların haklarını koruyacak,
İtalya Krallığı, On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verecekti.
Ancak Osmanlı İmparatorluğu, Balkan Savaşları'nda On İki Ada'yı Yunanistan'a kaptırma endişesi içinde kaldığı için adaları, savaştan sonra geri almak şartıyla İtalya'ya verdi. Ancak İtalya, Balkan Savaşları bitmesine rağmen adaları kendi topraklarına kattığını ilan etti.
Savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu, Kuzey Afrika'daki son topraklarını da kaybetmiş oluyordu. Ayrıca ileriki yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında sıkça sürtüşmelere neden olacak olan adalar sorunu da başlamıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya tarafından işgal edilen On İki Ada, bir taktik ve hediye olarak Türkiye'ye hediye edilmek istenmiş, ancak ülkenin tarafsızlığını bozacağı için, bu öneri reddedilmiştir. On İki Ada, 1947 yılındaki Paris Antlaşması'yla Yunanistan'a bağlanmıştır.
İtalya'da ise savaş, İtalyan Milliyetçiliği'nin gelişmesine katkıda bulunmuş ve 1922 yılında Benito Mussolini'nin iktidara gelişini kolaylaştırmıştır.
Savaşta içine düşülen çıkmaz, Osmanlı siyasi hayatına 21 Kasım 1911'de Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurulması biçiminde yansıdı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nı kuran ve bu fırkaya giren kişilerin tek ortak oldukları konu, İttihat ve Terakki düşmanlığıydı. Fırkanın birinci amacı da İttihat ve Terakki'yi iktidardan uzaklaştırmaktı.[65] İttihat ve Terakki'nin itibarını büyük ölçüde kaybettiği bu günlerde, Hürriyet ve İtilaf'ın ortaya çıkması, çok taraftar toplamasına ve dağınık durumdaki muhalefeti birleştirmesine sebep oldu.[66]
Notlar
Trablusgarp Savaşı, içinde barındırdığı bazı ilkler sebebiyle de ayrıca ilginç bir savaştır. Dünya tarihinde ilk kez uçakların savaş aracı olarak kullanılması bu savaşa rastlar. Trablusgarp Savaşı'nda İtalyan uçakları savaş sırasında bombalama ve bildiri dağıtma gibi görevler üstlenmişlerdi. İtalyan pilot Giulio Gavotti 1 Kasım 1911'de dünya tarihinde ilk kez uçaktan Osmanlı askerlerinin üzerine bomba atarak bir hava saldırısı gerçekleştirdi. Bunun için İtalyanlar dünyada bir ilki gerçekleştirmişlerdir.[67]
Trablus'taki hava harekatı yapılırken siyasi ve psikolojik sonuçlar elde etmek için Osmanlı hatlarının gerisine ve Arapların üzerine bildiriler atılmıştı. Tarihte uçak ile atılan ilk bildiri şöyleydi:
"Trabluslu Araplar'a: Bizimle gelmek için ne bekliyorsunuz? Camilerinizde ibadet etmek arzusunu duymuyor musunuz? Ailelerinizle sakin yaşamak istemiyor musunuz? Bizim de kitabımız var, biz de namuslu ve dindarız. İtalya, babanızdır. Çünkü Memleketimiz, anneniz Trablus'la evlenmiştir.
Osmanlilarin iç isleri ve Balkanlardaki gelismelerle ugrasmasini firsat bilen Italyanlar, Avusturya'nin Bosna-Hersek'i ilhak etmesi (1908), Arnavutlarin isyani (1910) gibi olaylardan da cesaretlenerek, pastadan pay alabilmek için Trablusgarp'a asker çikardi. (Eylül 1911). Italyan donanmasi denizden, Ingilizler ise Misir'i ellerinde bulundurdugundan karadan, Osmanlilarin bölgeye asker göndermesini imkânsiz hâle getirmisti. Bu sebeple Osmanli hükûmeti gizlice Türk subaylarini bölgeye göndererek mahallî bir direnisi örgütleme yolunu seçmisti. Osmanli ordusu Italyanlara karsi büyük basarilar kazandi. Savasi kazanamayacagini anlayan Italya, Osmanlilari barisa zorlamak için Oniki Ada'yi isgal etti. Ancak bundan ziyade Balkanlarda baslayan savas Osmanlilarin barisi imzalamaya zorladi. Usi Antlasmasi ile Italyanlar isgal ettikleri yerleri muhafaza ettiler
|
|
|
Saksafonun Mucidi Adolphe Sax kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-11-2018, 10:37 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Saksafonun Mucidi Adolphe Sax kimdir?
Antoine-Joseph "Adolphe" Sax (6 Kasım 1814 – 4 Şubat 1894) günümüzde kullanılan haliyle saksafonu icat eden ve ilk kullanan kişidir. Belçika'nın Dinant şehrinde doğmuştur. Babası Charles-Joseph Sax da bir müzik aletleri yapımcısıydı.
Adolphe genç yaşlarında enstrüman üretmeye başlamıştır. İki flüdü ve bir klarnetiyle on beş yaşında bir yarışmaya katılmıştır. Sonradan bu iki enstrümanı öğrenmek için Brüksel'deki Royal School of Singing'e gitmiştir.
Okulu bıraktıktan sonra, babası ürettiği enstrümanlarla eve para getirirken, Adolphe'da enstrüman tasarımlarıyla gündeme gelmiştir. Adolpe'un ilk önemli icadı bas klarnette tasarım değişikliğidir. 20 yaşında ürettiği enstrümanın patenti Adolf'a aittir.
Dinant şehrinin halen saksafon üretiminde önemli merkezlerden biri olması, Adolphe Sax'ın yerleştirdiği üretim biçiminden kaynaklanmaktadır.
Adolphe genç yaşlarında enstrüman üretmeye başlamıştır. İki flüdü ve bir klarnetiyle on beş yaşında bir yarışmaya katılmıştır. Sonradan bu iki enstrümanı öğrenmek için Brüksel'deki Royal School of Singing'e gitmiştir. Okulu bıraktıktan sonra, babası ürettiği enstrümanlarla eve para getirirken, Adolphe'da enstrüman tasarımlarıyla gündeme gelmiştir. Adolpe'un ilk önemli icadı bas klarnette tasarım değişikliğidir. 20 yaşında ürettiği enstrümanın patenti Adolf'a aittir. Dinant şehrinin halen saksafon üretiminde önemli merkezlerden biri olması, Adolphe Sax'ın yerleştirdiği üretim biçiminden kaynaklanmaktadır.
Dinant şehri halen saksafon üretiminde önemli merkezlerden biri olmasını Adolphe Sax'ın yerleştirdiği üretim biçimine borçludur.
Adolphe Sax, genç yaşlarında enstrüman üretmeye başlamıştır. İki flüdü ve bir klarnetiyle on beş yaşında bir yarışmaya katılmış, sonradan bu iki enstrümanı öğrenmek için Brüksel'deki Kraliyet Şan Okulu'na (Royal School of Singing) gitmiştir.
Okulu bıraktıktan sonra, babası ürettiği enstrümanlarla eve para getirirken, Adolphe da enstrüman tasarımlarıyla gündeme gelmiştir. Sax'ın ilk önemli icadı bas klarnette yaptığı tasarım değişikliğidir. 20 yaşında ürettiği enstrümanın patenti Sax'a aittir.
Adolphe Sax Doodle yapıldı! (Adolphe Sax kimdir)
Adolphe Sax bugün Google tarafından unutulmadı ve ona özel Doodle hazırlandı. Peki Adolphe Sax kimdir? Özel tarihler için hazırlanan Doodle bu kez Adolphe Sax için yapıldı
![[Resim: i32340bw0iu5.jpg]](https://www.bmuniverse.com/imagehost/uploads/2015/11/i32340bw0iu5.jpg)
Adolphe Sax, eigentlich Antoine Joseph Sax, (* 6. November 1814 in Dinant; † 7. Februar 1894 in Paris) war ein belgischer Erfinder, [1] Instrumentenbauer und Musiker; er war der Entwickler der Saxhörner und des Saxophons.
Biografie
Adolphe Sax war eines von elf Kindern. Familie Sax zog 1835 nach Brüssel, wo der Vater Charles Joseph Sax, ein Kunsttischler, eine Instrumentenbauwerkstatt eröffnete. Adolphe besuchte das Brüsseler Konservatorium und studierte dort Flöte, Klarinette, Gesang und Harmonie. Seine erste selbstständige Arbeit als Instrumentenbauer in der Werkstatt seines Vaters war die Vervollkommnung von Klarinette und Bassklarinette (Patent 1838).
Ohne Mittel (sein Vater verbrauchte viel Geld durch seine Experimente und wurde mehrmals von der Regierung unterstützt) begab er sich 1842 nach Paris, als einzige Empfehlung nahm er ein Exemplar eines von ihm entwickelten völlig neuen Instruments, des (Sopran)-Saxophons, mit und erregte bald die Aufmerksamkeit verschiedener Persönlichkeiten des Pariser Musiklebens (Jacques Fromental Halévy, Daniel-François-Esprit Auber etc.). Namentlich fand er in Hector Berlioz einen tatkräftigen Helfer, dem sich auch bald Sponsoren anschlossen.
Sax baute nun das Saxophon in acht verschiedenen Größen (Sopranino, Sopran, Alt, Tenor, Bariton, Bass, Kontrabass, Subkontrabass). Seine Erfahrungen, besonders die seines Vaters bezüglich der besten Resonanz der Röhren, übertrug er sodann auf die Konstruktion der Trompeten, Hörner, Tuben etc. und gab diesen in ihrer neuen Gestalt die Namen Saxtromba, Saxhorn, Saxtuba etc., die als „Familie der Saxhörner“ bekannt wurden. Auch baute er im Auftrage Giuseppe Verdis mehrere Aida-Trompeten.
Am 21. März 1846 erhielt Sax in Frankreich ein Patent und gelangte so schnell zu großer Berühmtheit; seine Instrumente wurden besonders in der französischen Militärmusik eingeführt. Die Originalität seiner Verbesserungen wurden von neidischen Konkurrenten, denen er den Rang ablief, vielfach angefochten; doch fielen die gerichtlichen Entscheidungen immer zugunsten von Sax aus. Seine Werkstatt mit zeitweilig 100 Mitarbeitern soll über 20.000 Instrumente gebaut haben [2]. Ein dauerhafter wirtschaftlicher Erfolg war Adolph Sax hingegen nicht vergönnt: Er musste mehrfach Konkurs anmelden und starb verarmt[3].
Sax wurde 1857 Saxophon-Lehrer am Pariser Konservatorium (diese Stelle wurde 1871 aus Geldmangel eingestellt und erst 1942 wieder von Marcel Mule neu besetzt). Er gab außerdem eine Schule für das Saxophon-Spiel und die von ihm erbauten Instrumente heraus. Ab 1858 war Sax Direktor des Bühnenorchesters der Pariser Oper.
Er war Ritter im Orden der Eichenkrone.[4]
Sax wurde 1842 in die Freimaurer-Loge Les Vrais Amis de l'Union aufgenommen. In Anerkennung seiner Errungenschaften wurde nach ihm der Asteroid (3534) Sax benannt.
Rezeption in Literatur und Theater
2005 entstand die Kinderkonzertrevue „Die Abenteuer des Monsieur Sax“, gemeinsam entwickelt vom Kölner Schauspieler Martin Heim und dem Pindakaas Saxophon Quartett, die Regie führte Thomas Philipzen. Das Stück erzählt kindgerecht die Lebensgeschichte von Adolphe Sax sowie die Erfindung der Saxophonfamilie. 2007 sendete der Westdeutsche Rundfunk Köln eine Hörspielfassung des Stückes live, 2008 wurde die Kinderhörspiel-CD „Die Abenteuer des Monsieur Sax“ veröffentlicht. Diese erhielt eine lobende Erwähnung der Jury beim Deutschen Kinderhörspielpreis im Rahmen der ARD Hörspieltage 2008.
Markenrechte Adolphe Sax & Cie
Der Belgier Karel Goetghebeur hat die Rechte an dem Namen „Adolphe Sax & Cie“ gekauft und versucht nun, die untergegangene Marke wieder zu beleben.[5] [6]
Dokumentationen
Wer erfand das Saxophon? Biografie des Adolphe Sax. Ein Podcastbeitrag des Radiosenders NDR Info aus der Reihe Welt Wissen vom 23. Juni 2011
Literatur
Malou Haine: Adolphe Sax, Editions Université Bruxelles, Bruxelles, 1980.
Jean-Pierre Thiollet: Sax, Mule & Co. H & D, Paris, 2004, ISBN 2-914266-03-0.
Sax, Adolphe. In: Meyers Konversations-Lexikon. 4. Auflage. Band 14, Verlag des Bibliographischen Instituts, Leipzig/ Wien 1885–1892, S. 361–361.
Wally Horwood: Adolphe Sax, 1814 -1894", Bramley Books, England, 1980, ISBN 0 905858 18 2.
Dirk Josczok: Adolphe Sax, Hörbuch, duo-phon-records, Berlin, 2009, ISBN 978-3-937127-14-9. Rezension[7]
Jan Wiele: Dem Saxophone entkommmt man nicht - Dinant in Belgien ist die Heimat der Kupfer-und Messingschläger. Das brachte Adolphe Sax auf die ldee für ein Musikinstrument. In: Frankfurter Allgemeine Zeitung, Frankfurt am Main, Nr.110, vom 13. Mai 2015, Seite R 3
Audios
200. Geburtstag Adolphe Sax – Saxophonerfinder 3:49 Min von Bettina Meier, ARD Hörfunk, Studio Brüssel, Hessischer Rundfunk, 5. November 2014
Weblinks
Commons: Adolphe Sax – Sammlung von Bildern, Videos und Audiodateien
Einzelnachweise
Erfinder Adolphe Sax – Das Saxofon brachte ihm Ruhm und Missgunst
EUmagazin.. Zentrum für Europäische Wirtschaftsforschung, 1994 (Zugriff am 5.11.2014).
Die Saxophone.. Verlag Das Musikinstrument, 1979, ISBN 978-3-920112-68-8.
C.P. Mulder en P.A. Christiaans, Onderscheidingen van de Koning-Groothertog, De Orde van de Eikenkroon 1841-1891 1999 ISBN 90-804747-1-1
de redactie.be: Het merk "Adolphe Sax" is terug, abgerufen am 6. November 2014
https://www.adolphesax.be/de/
Jutta Lambrecht auf info-netz-musik, 11. Juli 2011, abgerufen am 2. November 2014
Etiketler : Saksafonun, Mucidi ,Adolphe Sax, kimdir?,
|
|
|
Hedy Lamarr Kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-11-2018, 09:48 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum (1)
|
 |
Hedy Lamarr Kimdir?
Hedy Lamarr (/ˈhɛdi/; doğum adıyla Hedwig Eva Maria Kiesler, d. 9 Kasım 1914 – ö. 19 Ocak 2000)[a] Avusturyalı ve daha sonra ABD'de yaşamış olan oyuncu olup aynı zamanda mucittir. [1]
Lamarr çok sayıda popüler filmde rol almış olmakla birlikte, bunların başlıcaları arasında 1938 yapımı Charles Boyer ile birlikte başrollerini paylaştığı Algiers filmi, 1940 yapımı Spencer Tracy ile başrolünü paylaştığı I Take This Woman filmi , 1940 yapımı Clark Gable ile başrolünü paylaştığı Comrade X filmi, 1941 yapımı başrolünü James Stewart ile paylaştığı Come Live With Me filmi, 1941 yapımı başrolünü Robert Young ile paylaştığı H.M. Pulham, Esq. filmi ve 1949 yapımı Victor Mature ile birlikte rol aldığı Samson and Delilah filmi yer almaktadır. [2] 1933 yılında (dahil) Gustav Machatý'nin yönetmenliğini yaptığı Ecstasy isimli filmdeki çıplaklığı ile tartışma konusu oldu ve eşinden ayrılarak gizlice Paris'e kaçtı. Buradayken MGM'in başkanı Louis B. Mayer ile görüştü ve kendisine Hollywood'da film sözleşmesi teklif edildi. Lamarr 1930'un başlarından, 1950'lerin sonlarına kadar rol aldığı filmler ile bir yıldız haline geldi. [3]
İlk evliliği süresince Lamarr'ın uygulamalı bilimlere karşı ilgisi arttı ve oyunculuk kariyerinden de sıkıldığından dolayı bir mucit olarak buluşlar üretti. II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında, müttefiklerin savaştaki güçlerine yardımcı olmak için çok istekliydi. Besteci ve mucit olan George Antheil ile birlikte yayılma spektrumunun radyo güdümlü torpidolarda kullanılabilmesi amacıyla frekans atlamalı yayılma spektrumunu icat ederek, ABD'de patentini aldılar. [4] ABD Donanması 1960'lara kadar bu teknoljiyi benimsemedi ancak günümüzde bu teknolojinin çalışma prensipleri Wi-Fi, CDMA ve Bluetooth teknolojilerine dahil edilmiştir. [5][6][7] Ayrıca bu çalışması nedeniyle 2014 yılında ABD'nin Virginia eyaletinde bulunan Alexandria şehrindeki Ünlü Ulusal Mucitler Salonu'nda yer verilerek onore edilmiştir
Filmografisi
1930 Gold on the Street Genç Kız Georg Alexander Özgün adı: Geld auf der Straße
1931 Storm in a Water Glass Sekreter Paul Otto Özgün adı: Sturm im Wasserglas
1931 The Trunks of Mr. O.F. Helene Alfred Abel Özgün adı: Die Koffer des Herrn O.F.
1932 No Money Needed Käthe Brandt Heinz Rühmann Özgün adı: Man braucht kein Geld
1933 Ecstasy Eva Hermann Gustav Machatý Özgün adı: Ekstase
1938 Algiers Gaby Charles Boyer
1939 Lady of the Tropics Manon deVargnes Carey Robert Taylor
1940 I Take This Woman Georgi Gragore Decker Spencer Tracy
1940 Boom Town Karen Vanmeer Clark Gable
1940 Comrade X Theodore Clark Gable
1941 Come Live With Me Johnny Jones James Stewart
1941 Ziegfeld Girl Sandra Kolter James Stewart
1941 H.M. Pulham, Esq. Marvin Myles Ransome Robert Young
1942 Tortilla Flat Dolores Ramirez Spencer Tracy
1942 Crossroads Lucienne Talbot William Powell
1942 White Cargo Tondelayo Walter Pidgeon
1944 The Heavenly Body Vicky Whitley William Powell
1944 The Conspirators Irene Von Mohr Paul Henreid
1944 Experiment Perilous Allida Bederaux George Brent
1945 Her Highness and the Bellboy Princess Veronica Robert Walker
1946 The Strange Woman Jenny Hager George Sanders
1947 Dishonored Lady Madeleine Damien Dennis O'Keefe
1948 Let's Live a Little Dr. J.O. Loring Robert Cummings
1949 Samson and Delilah Delilah Victor Mature İlk Technicolor filmi
1950 A Lady Without Passport Marianne Lorress John Hodiak
1950 Copper Canyon Lisa Roselle Ray Milland
1951 My Favorite Spy Lily Dalbray Bob Hope
1954 Loves of Three Queens Truvalı Helen,
Joséphine de Beauharnais,
Genevieve of Brabant Massimo Serato,
Cesare Danova Özgün adı: L'amante di Paride
1957 The Story of Mankind Joan of Arc Ronald Colman
1958 The Female Animal Vanessa Windsor George Nader
Hedy Lamarr Auf Deutsch
Hedy Lamarr, eigentlich Hedwig Eva Maria Kiesler, (* 9. November 1914 in Wien, Österreich-Ungarn; † 19. Januar 2000 in Altamonte Springs, Florida) war eine österreichisch-amerikanische Filmschauspielerin. Daneben erfand sie zusammen mit dem Komponisten George Antheil das Frequenzsprungverfahren, das bis heute in der Mobilfunktechnik eine wichtige Rolle spielt.
Frühe Jahre
Lamarrs Vater Emil Kiesler war Bankdirektor, die Mutter Gertrud, geb. Lichtwitz, Konzertpianistin. Beide Elternteile waren Juden. Sie besuchte eine Privatschule, erhielt Klavier-, Ballett- und Sprachunterricht. Schon in ihrem vierten Film Man braucht kein Geld mit Heinz Rühmann und Hans Moser hatte Lamarr eine Hauptrolle. Der tschechoslowakisch-österreichische Film Symphonie der Liebe (besser bekannt unter dem Titel Ekstase) von 1933 war aufgrund seiner Nacktszenen ein Skandal. Aber nicht nur die zehnminütige Nacktszene – ein Bad in einem See und der anschließende Gang nackt durch einen Wald – sorgte für Aufsehen, sondern vor allem eine Liebesszene, in der lediglich ihr sexuell erregtes Gesicht zu sehen war – sie spielte einen Orgasmus. Im nationalsozialistischen Deutschland wurde der Film deshalb verboten. Erst 1935, nach Kürzungen und Verstümmelungen durch die Nazis, wurde der Film unter Tumulten in einigen wenigen deutschen Kinos gezeigt, versehen mit der Warnung: „Dieser Film ist jugendverderbend“.[1]
Sie heiratete am 10. August 1933 den reichen Wiener Industriellen Fritz Mandl, einen herrschsüchtigen und eifersüchtigen Mann, der ihr das Auftreten in Filmen verbot. Er war Sohn eines jüdischen Vaters und einer katholischen Mutter und verlangte anlässlich der Hochzeit in der Wiener Karlskirche von ihr, dass sie vom jüdischen zum katholischen Glauben übertrete. Am gemeinsamen Wohnsitz, dem Gut Fegenberg in Schwarzau im Gebirge in Niederösterreich, verkehrte Prominenz wie Ödön von Horváth oder das Ehepaar Franz und Alma Werfel. Mandl war Waffenfabrikant, der unter anderem auch mit dem nationalsozialistischen Deutschland Geschäfte machte. Sie verließ ihn 1937 und ging nach Paris, später nach London.
Hollywood
In London wurde sie von Louis B. Mayer für MGM unter Vertrag genommen. Gleichzeitig gab er ihr den Künstlernamen Hedy Lamarr, wobei er sich direkt auf den berühmten Stummfilmstar Barbara La Marr bezog, die seinerzeit unter dem Titel The Girl Who Was Too Beautiful bekannt war. MGM vermarktete sie als „schönste Frau der Welt“. Allerdings entsprachen Lamarrs schauspielerische Leistungen nicht ihrem blendenden Aussehen.
Trotzdem schaffte sie durch die Mitwirkung in dem Streifen Algiers im Jahr 1938 an der Seite von Charles Boyer eine Sensation. Viele Schauspielerinnen kopierten ihre Mittelscheitel-Frisur, und brünett wurde zur Modefarbe der späten 1930er Jahre. Joan Bennett trieb die Mimikry so weit, dass sie für den Streifen Trade Winds ihre bislang blonden Haare à la Lamarr färbte und für den Rest ihrer Karriere so behielt. Gleichzeitig war Lamarr für eine Renaissance des Huts als Accessoire für Schauspielerinnen verantwortlich. Als Kopfbedeckungen trug sie Turbane, Schals, Schleier und sogar an Pagoden gemahnende mehrstöckige Kreationen. Louis B. Mayer wollte aus Hedy Lamarr den größten Star des Studios machen und betraute damit zunächst Josef von Sternberg, der bei ihrem MGM-Debüt, dem Film I Take This Woman, Regie führen sollte. Zahlreiche Pannen begleiteten von Beginn an diese Produktion, die über 18 Monate dauerte, bei der sich drei Regisseure abwechselten und während der Produktion fast die komplette Besetzung ausgewechselt wurde. Am Ende bezeichneten manche den Film scherzhaft als I Retake This Woman, und das Ergebnis war ein Flop. Lamarr selbst wirkte nebenbei noch in Lady of the Tropics neben Robert Taylor mit, der schließlich sogar noch früher in den Verleih kam.
Im Studio galt Lamarr als träge, wenig ambitioniert und relativ schwierig. Sie spielte gelegentlich gute Rollen, doch meistens war sie als dekoratives Beiwerk zu sehen. Dies gilt insbesondere für ihren größten kommerziellen Erfolg, den Film Samson und Delilah, bei dem Cecil B. DeMille Regie führte. Lamarr behauptete in späteren Jahren oft, sie habe viele gute Rollen abgelehnt, so Casablanca und Das Haus der Lady Alquist. 1958 drehte sie ihren letzten Film.
Privatleben
Die Schauspielerin war sechsmal verheiratet, daneben hatte sie zahlreiche Affären, auch mit Frauen.[2] Ihre Ehemänner waren Fritz Mandl, Gene Markey, Sir John Loder, Teddy Stauffer, W. Howard Lee sowie Lewis J. Boles. Sie hatte drei Kinder. 1965 wurde in Los Angeles eine Anzeige wegen Ladendiebstahls gegen sie bekannt, da sie für kurze Zeit in Haft war, bis die Anklage gegen sie wegen Geringfügigkeit fallengelassen wurde. 1991 wurde sie in Florida wegen des gleichen Delikts in Haft genommen. Durch ihren freiwilligen Verzicht auf Verteidigung und die Einwilligung zu einem Jahr Bewährungszeit wurde auf eine Anklage verzichtet. Ihre Autobiographie Ecstasy and Me kam 1967 heraus. Kurze Zeit nach dem Erscheinen verklagte Lamarr den Co-Autor auf eine hohe Summe Schadenersatz, da er die Fakten verdreht habe. Die letzten Jahrzehnte ihres Lebens verbrachte Lamarr zurückgezogen in Florida.
Lamarrs Sohn Anthony Loder (* 1947 in Los Angeles) studierte Theaterkunst an der UCLA, gründete 1982 eine Firma, mit der er Kommunikations- und Videoüberwachungssysteme in den Villen zahlreicher Hollywoodstars installierte. Anthony hat sieben Kinder und fünf Enkelkinder. Er lebt mit seiner Frau in Los Angeles und schrieb 2012 zusammen mit dem deutschen Journalisten Jochen Förster ein Buch über seine Mutter, das 2014, zu ihrem 100. Geburtstag, in einer revidierten Neuausgabe erscheinen soll.
Erfinderin
Hedy Lamarr, die sich als Gegnerin des Nationalsozialismus im Zweiten Weltkrieg auf die Seite der Alliierten stellte, entwickelte eine 1942 patentierte Funkfernsteuerung für Torpedos.[3] Diese war durch selbsttätig wechselnde Frequenzen schwer anzupeilen und weitgehend störungssicher. Zu der Erfindung war es gekommen, als sie und der Komponist George Antheil für sein Ballet Mécanique 16 Pianolas untereinander und mit einem Film zu synchronisieren hatten, was über gleichzeitig ablaufende Klavierrollen (Lochstreifen) gelang. Das Problem bei der Funkfernsteuerung lösten sie mittels identischer Lochstreifen in Sender und Empfänger. Dadurch waren die gleichzeitigen Frequenzwechsel möglich. Lamarr soll als Frau des Waffenherstellers Fritz Mandl Zugang zu höchst geheimen Informationen auch im Bereich der Funktechnik gehabt haben.[4] Lamarr und Antheil arbeiteten einige Monate an ihrer Idee, bevor sie diese dem nationalen Erfinder-Rat (National Inventors Council) im Dezember 1940 präsentierten. Vorsitzender des Rates war Charles Kettering, Forschungsdirektor von General Motors. Kettering schlug Lamarr und Antheil vor, die Idee patentieren zu lassen. Mit Unterstützung eines Professors für Elektrotechnik am California Institute of Technology bereiteten sie das Patent zur Anmeldung vor. Am 11. August 1942 wurde es dann vom Patentamt bewilligt. Das Patent wurde jedoch vom US-Militär nicht umgesetzt, so dass das Verfahren niemals zum Einsatz kam.[5] Der gleichzeitige Frequenzwechsel („frequency-hopping“) wird in der heutigen Kommunikationstechnik zum Beispiel bei Bluetooth-Verbindungen oder mit der GSM-Technik angewendet.
Ehrungen
Hedy Lamarr wurde 1960 mit einem Stern auf dem Hollywood Walk of Fame geehrt.[6]
1997 verlieh die Electronic Frontier Foundation Hedy Lamarr den EFF Pioneer Award in Würdigung ihrer und Antheils Erfindung. Dave Hughes, einem glühenden Verehrer Lamarrs, und seiner unermüdlichen Lobbyarbeit ist es zu verdanken, dass alle Hersteller von Funktechnologien Lamarrs Entwicklung letztendlich doch würdigten.[7]
2006 wurde der Hedy-Lamarr-Weg in Wien Meidling (12. Bezirk) nach der Schauspielerin benannt.
Der Tag der Erfinder wird ihr zu Ehren in Deutschland, Österreich und der Schweiz an ihrem Geburtstag am 9. November gefeiert.
Es soll Lamarrs letzter Wille gewesen sein, dass ihre Asche im Wienerwald verstreut wird. Zum Teil entsprachen ihre Kinder Anthony Loder und Deedee Loder diesem Wunsch, indem sie einige Jahre nach Lamarrs Tod die Hälfte der Asche im Grüngebiet Am Himmel verstreuten, das sich am Pfaffenberg, am Stadtrand von Wien, im nördlichen Wienerwald befindet. Die Szene wurde Teil des Films Calling Hedy Lamarr.[8]
Anthony Loders Anliegen, die restliche Asche seiner Mutter möge in einem Ehrengrab der Stadt Wien beigesetzt werden, wurde 2014 realisiert: Am 7. November 2014 wurde ihre Urne auf dem Wiener Zentralfriedhof in Gruppe 33 G, Grab Nr. 80, unweit der zentral gelegenen Präsidentengruft bestattet.[9][10][11]
Sonstiges
1904 wurde in Wien der Wiener Ruderverein Austria gegründet. Dank des Vereinsbankdirektors Kiesler, des Vaters von Hedy Lamarr-Kiesler, wurde dieser zum damals größten und bestausgestatteten Klubhaus von Wien. Sie selbst war Mitglied des Ruderclubs und trainierte im Kuchelauer Hafen (Donauhafen an der nördlichen Stadtgrenze). Im Jahre 1956 besucht Hedy Lamarr noch einmal jenen Verein, in dem sie ihre Jugend verbrachte, und die damals jungen Vereinsmitglieder erzählten später: „Wir konnten damals nicht verstehen, weshalb die alten Herren so aufgeregt waren!“[12]
Die Firma Corel veranstaltete 1996 einen 3-Millionen-US-Dollar-Designwettbewerb.[13] John Corkery, der mit Corels Software CorelDRAW eine Vektor-Illustration von Hedy Lamarr kreierte, gewann diesen Wettbewerb. Zwei Jahre später schmückte das Werk die Karton- und CD-Verpackungen von CorelDRAW 8. Corel wurde daraufhin auf über 5 Mio. US-Dollar verklagt, mit dem Ziel, Corel die Benutzung des Werkes zu untersagen. Hedy Lamarr lebte zu dieser Zeit sehr zurückgezogen und fürchtete um ihre Privatsphäre. Man einigte sich schließlich außergerichtlich in einem Vergleich, und Corel wurde eine Lizenz zur Nutzung des vektorisierten Porträts zugestanden.[14]
Lamarr reichte im Jahr 1974 eine 10-Millionen-Dollar-Klage bei Gericht ein, um gegen Verletzung ihrer Privatsphäre und unberechtigte Nutzung ihres Namens, zum Beispiel „Hedley Lamarr“ in Mel Brooks' Film Blazing Saddles vorzugehen. In dem US-Western spielt der Schauspieler Harvey Korman die Rolle des Vizegouverneurs Hedley Lamarr, eine bewusste Anspielung auf Hedy Lamarr. Er wird im Film immer wieder falsch angesprochen, so dass er antwortet: „Ich heiße Hedley, nicht Hedy!“ Mel Brooks erzählte: „Die Produzenten kamen und sagten, Hedy Lamarr würde die Produktion verklagen, wenn wir ihren Namen in dem Film verwenden würden. (Er:) Bitte bezahlt sie!“ Daher kam es zu dem Satz im Film, wo der Gouverneur sagt: „Wir haben 1874, und du [Vizegouverneur Hedley Lamarr] kannst sie verklagen!“ – Der Fall wurde außergerichtlich beigelegt.
Im Videospiel Half-Life 2 ist das Schoßtier einer Figur nach Hedy Lamarr benannt.[15]
Filmografie
1930: Geld auf der Straße
1931: Die Koffer des Herrn O. F.
1931: Die Blumenfrau von Lindenau (Verfilmung von Sturm im Wasserglas)
1932: Man braucht kein Geld
1933: Ekstase
1938: Algiers
1939: Lady of the Tropics
1939: I Take This Woman
1940: Der Draufgänger (Boom Town)
1940: Comrade X
1941: Komm, bleib bei mir (Come Live with Me)
1941: H. M. Pulham, Esq.
1941: Mädchen im Rampenlicht (Ziegfeld Girl)
1942: Crossroads
1942: Tortilla Flat
1942: White Cargo
1943: The Heavenly Body
1944: Experiment in Terror (Experiment Perilous)
1944: Der Ring der Verschworenen (The Conspirators)
1945: Her Highness and the Bellboy
1946: The Strange Woman
1947: Frau ohne Moral? (Dishonored Lady)
1948: Let’s Live a Little
1949: Samson und Delilah (Samson and Delilah)
1950: A Lady Without Passport
1950: Flammendes Tal (Copper Canyon)
1951: Spione, Liebe und die Feuerwehr (My Favorite Spy)
1954: Frauen (L’amante di Paride)
1954: L’eterna Femmina
1957: The Story of Mankind
1958: The Female Animal
Zitate
“Any girl can be glamorous. All you have to do is stand still and look stupid.”
„Jedes Mädchen kann glamourös sein. Du musst nur still stehen und dumm dreinschauen.“
– Hedy Lamarr[16]
Autobiografie
Hedy Lamarr: Ecstasy and Me. My Life as a Woman. Bartholomew House, New York 1966.
Deutsch: Ekstase und ich. Skandalöse Enthüllungen aus 6 Hollywood-Ehen. Stephenson, Flensburg 1967 (übersetzt von Hedi und Hannes Baiko); NA: Ekstase und ich. Mein Leben als Frau. Schirmer Mosel, München 2012, ISBN 978-3-8296-0619-6.
Literatur
Jochen Förster (Bearbeiter), Anthony Loder: Hedy Darling. Hollywood-Ikone, Technik-Pionierin, gefallener Stern. Das filmreife Leben der Hedy Lamarr erzählt von ihrem Sohn [Anthony]. Ankerherz, Hollenstedt 2012, ISBN 978-3-940138-25-5; revidierte Neuausgabe: Mrs. Bluetooth. Die Geschichte eines vergessenen Genies – erzählt von ihrem Sohn, Ankerherz, Hollenstedt 2014, ISBN 978-3-940138-46-0.
Richard Brem, Theo Ligthart (Hrsg.): Hommage à Hedy Lamarr. In: Sumpfbuch Band 7. Edition Selene, Wien, 1999, ISBN 3-85266-107-2 (Texte deutsch und teilweise englisch).
Peter Körte: Hedy Lamarr. Die stumme Sirene. Edition Belleville, München 2000, ISBN 3-933510-17-1.
Peter Kranzpiller: Hedy Lamarr. In: Stars der Kinoszene Band 13, Eppe, Bergatreute 1997, ISBN 3-89089-683-9.
Richard Rhodes: Hedy’s Folly. The Life and Breakthrough Inventions of Hedy Lamarr, the Most Beautiful Woman in the World. Doubleday, New York City 2011, ISBN 978-0-385-53438-3.
Christopher Young: The Films of Hedy Lamarr. Citadel Press, Secaucus 1980, ISBN 0-8065-0698-9 (Erstauflage 1978).
Filme und Theaterstücke über Hedy Lamarr
2004: Calling Hedy Lamarr. Regie: Georg Misch
2005: Hedy Lamarr – Secrets of a Hollywood Star. Regie: Donatello Dubini, Fosco Dubini, Barbara Obermaier.
Mischief Films (Memento vom 4. Oktober 2008 im Internet Archive) – Calling Hedy Lamarr, Dokumentarfilm von Georg Misch
Wilhelm Pellert: Hedy Kiesler Lamarr. Theaterstück. Uraufführung: Wien, Freie Bühne Wieden 2005, Regie: Gerald Szyskowitz.
Kaynak : Wikipedia ansiklopedisi
Einzelnachweise und Anmerkungen
Gina Pietsch: Leben zwischen Leinwand und Labor. Die Schauspielerin und Erfinderin Hedy Kiesler Lamarr wäre am 9. November 100 Jahre geworden. Unser Blatt, S. 12.
reviews-and-ramblings.dreamwidth.org
US-Patent Nr. 2,292,387 Secret Communication System.
Eliza Schmidkunz: Player Pianos, Sex Appeal, and Patent #2,292,387. In: Inside GNSS, September 2006.
Hans-Joachim Braun: Advanced Weaponry of the Stars.
Hollywood Walk of Fame (offizielle Website)
Movie Legend Hedy Lamarr to be Given Special Award at EFF’s Sixth Annual Pioneer Awards. (Memento vom 7. Dezember 2003 im Internet Archive)
siehe dazu etwa auch ein Interview mit dem Regisseur des Films, Georg Misch: Misch: „Sie war vielschichtig“. (Memento vom 20. Februar 2009 im Internet Archive)
Ehrengrab für Hollywood-Star und Erfinderin Hedy Lamarr, Meldung auf der Website der Wiener Stadtverwaltung, 7. November 2014
Grabnummer nach Angaben auf friedhoefewien.at; Lamarr wird in der Datenbank unter ihrem bürgerlichen Namen Kiesler geführt.
knerger.de: Das Grab von Hedy Lamarr
Geschichte des Wiener Rudervereins Austria. In: ruderverein-austria.at. Wiener Ruderverein Austria, abgerufen am 19. Juni 2016 (Zuvor, 1900 wurde die Rudersektion des Schwimmklubs Austria gegründet.).
Designer Today Product Preview Archive
Corel licenses Hedy Lamarr image.
Half-Life-Wiki zu Lamarr
Peter Körte: Hedy Lamarr. Die stumme Sirene. Edition Belleville, München 2000, ISBN 3-933510-17-1, S. 26.
|
|
|
Gülben Ergen Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-11-2018, 09:45 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Gülben Ergen Kimdir?
Gülben Ergen (d. 25 Ağustos 1972; Erenköy, Kadıköy, İstanbul), Türk pop müzik şarkıcısı, eski model, sunucu ve oyuncu.[2]
Sanat kariyerine oyunculukla başlayan Ergen, sonrasında müzik piyasasına adım atmıştır. Müzik kariyerine ise assolist olarak başlamıştır.[3] 2001 yılında, Dadı dizisinde canlandırdığı Melek karakteri ile oyunculuğun zirvesine çıkmış ve Altın Kelebek Ödülleri'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü almıştır.[4] 2002 yılında Sade ve Sadece albümünün çıkış şarkısı "Abayı Yaktım" ile müzikte büyük bir çıkış yakalamış ve Kral TV Video Müzik Ödülleri'nde "Yılın Bestesi" ödülünü almıştır. 2004 yılında, Uçacaksın albümü ile büyük bir başarı yakalamış, yıla damgasını vurmuştur. Albüm 600.000 satış rakamıyla MÜ-YAP'tan diamond ödülü almıştır.[5] Daha sonraki çıkardığı albümlerin hepsinde de MÜ-YAP'tan ödül almayı başarmıştır. 2009 yılında söz ve müziği de kendisine ait olan Oğuzhan Koç'la düet yaptığı "Giden Günlerim Oldu" şarkısı ile Resmi Türkiye listesinde yılın en uzun süre zirvede yer alan kadın sanatçısı olmuştur.[6] Ergen, 2000'li yıllarda albümleri en çok satan 3 kadın sanatçıdan biridir.[7][8] 2015 yılında yine Oğuzhan Koç'la birlikte seslendirdiği "Aşkla Aynı Değil" isimli single çıkarmıştır.Toplam albüm satışı 2 milyonun üzerindedir.
Kariyerine başlangıcı
Hürriyet Gazetesi'nin düzenlediği Sinema Yıldızı Yarışması'nda ikinci olan Ergen liseyi bitirdikten sonra mankenliğe başladı.[2]
1988 yılında çekilen ve başrolünü Bülent Ersoy'un oynadığı Biz Ayrılamayız, Ergen'in ilk sinema deneyimi olmuştur. 1988 yılında bu defa Kartal Tibet'in yönetmenliğinde çekilen Deniz Yıldızı filminde Kenan Kalav ile birlikte başrolü paylaşmıştır. Bu filmlerden sonra Cüneyt Arkın ile Av, Eşref Kolçak'la da Kanun Savaşçıları filmlerinde yer alan Ergen kendisinden beş yaş büyük ağabeyini bir trafik kazasında kaybetti.
1994 yılında Maksim Gazinosu'nda İbrahim Tatlıses'in alt kadrosunda çıkan Ergen, Tatlıses'in Haydi Söyle adlı klibinde de yer aldı. Müzik kariyerine başlangıç yapan Ergen Nurdan Torun'un da alt kadrosunda görev aldı.[9] Daha sonra İbrahim Tatlıses'in yönetmenliğini üstlendiği ve başrolünü oynadığı Fırat dizisinde yer aldı.
Ergen 1996 yılında ilk albümü Merhaba'yı çıkardı. Gümbür Gümbür Gülbence programı ile hayran kitlesini arttıran Ergen, 1998-2001 yılları arasında Marziye adlı dizide Marziye karakterini canlandırdı.[2] 1999 yılında ikinci albümü Kör Aşık'ı çıkaran Ergen, 2001 yılında Show TV'de yayınlanan Haldun Dormen ve Kenan Işık ile birlikte Dadı adlı dizide Melek karakterini canlandırarak hayran kitlesini genişletti. 2001'de Gülbence adlı bir dergi çıkaran Gülben, 2002 yılında Sade ve Sadece adlı bir albüm çıkardı ve 2002 yılında Hürrem Sultan dizisinde Hürrem Sultan'ı canlandırdı.
Son dönemler
Gülben Ergen 2004 yılı Eylül ayında Sultans of the Dance ve Anadolu Ateşi gibi çeşitli organizasyonlarda görev alan gazeteci ve sanat yönetmeni, Yılmaz Erdoğan'ın abisi Mustafa Erdoğan ile evlendi.[10][11] Aynı yıl Uçacaksın albümünü çıkaran Erdoğan, 2005 yılında Fıkır Fıkır adlı bir single çıkardı. 2006 yılında kendi adını taşıyan Gülben Ergen albümünü çıkaran Ergen, aynı zamanda Gönül dizisinde oynamaya başlamıştır. 7 bölüm süren dizinin ardından, 18 Ocak 2007 tarihinde bir erkek çocuk doğuran Erdoğan, çocuğunun adını Atlas koydu.[10] 2007 yılı boyunca ailesiyle vakit geçiren Ergen, suyun yanlış kullanımını önlemek için çekilen bir reklam için kamera karşısına geçti ve çeşitli basın toplantılarında bu konunun önemine değindi.[12]
2008 yılının Mart ayında 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılacak olan Türkiye Millî Futbol Takımı için yazdığı Ege Çubukçu ile düet yaptığı[13] Avrupa / Milli Takım adlı şarkının da bulunduğu, Aşk Hiç Bitmez adlı bir albüm çıkardı.[13] Mayıs ayında atv'de yayınlanan Gülben Ergen'le Sürpriz programını sunmaya başlayan Ergen, bir deodorant firmasının reklamlarında yer alarak uzunca bir süre sonra oyunculuğunu denemiş oldu. 2008 Eurovision Şarkı Yarışması'nda Azerbaycan'ı temsil eden Elnur Hüseynov ve Samir Cevadzade'nin Day After Day şarkısı için Türkiye'de düzenlenen Azerbaycan'a destek konserinde Ruslana ve Yalın ile birlikte sahneye çıktı.[14] Ergen, gelirini Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na bağışlayacağı Gülben'den Masallar adlı bir kitap çıkardı.[15][16][17]
2008 yılı Rumeli Hisarı Konserleri'nde yer almak üzere anlaştı.[18] 22 Haziran 2009 yılında sürpriz bir şekilde ikiz bebek annesi olacağını öğrendigi ikizlerini dünyaya getirdi.[19] İkizlerine Mustafa Ares ve Güney adlarını verdi. Gülben Ergen, Mustafa Erdoğan ile evliliğini bitirmek için boşanma davası açtı ve 2012 yılında boşandı.[20] Ergen, 27 Eylül 2014 tarihinde Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Erhan Çelik ile evlendi.[21]
Müzikal kariyeri
1997-2000: Merhaba, Kör Aşık
Merhaba (albüm) ve Kör Aşık
Gülben Ergen'in ilk albümü Merhaba, 4 Eylül 1997 tarihinde satışa çıkmıştır. 13 şarkıdan oluşan albümün yapımcılığını Atilla Alpsakarya üstlenmiştir. Albüm Elenor Müzik firması etiketi ile piyasaya sürülmüştür. Albümdeki şarkılar poptan çok Türk Sanat Müziği ağırlıklıdır. Albümdeki Sana Sana, Yaramaz, Aşkta Kural Tanımam, Boşvere Boşvere, Sensiz Mutlu Olamam şarkılarına klip çekilmiştir.
Kör Aşık, Ergen'in 4 Ocak 1999 tarihinde piyasaya çıkan ikinci albümüdür.[22] İlk albümün aksine bu albümde pop türü ön plandadır. 10 şarkıdan oluşan albümün 5 şarkısına klip çekilmiştir(Kim Ne Derse Desin, Kör Aşık, Kanıma Dokunuyor, Kurşuni, Senin İçin). Bu albümde Ergen, ilk albümdeki Elenor firması yerine Emi-Kent firmasıyla işbirliği yapmıştır. Albümün yapımcılığını Taşkın Sabah üstlenmiştir. Gülben Ergen bu albümde Şehrazat, Sezen Aksu gibi ünlülerle çalışmıştır.[23] Albümün piyasada olduğu dönemde Gümbür Gümbür Gülbence adlı televizyon programının sunuculuğunu yapan Ergen, şarkılarını bu yolla daha iyi tanıtma olanağı bulmuş ve albüm satışları artmıştır.
2002-2006: Sade ve Sadece, Uçacaksın
Sade ve Sadece (albüm) ve Uçacaksın (albüm)
Sade ve Sadece albümü Ergen'in müzik dünyasına adını duyurduğu albümdür. Neşe Müzik etiketi ile 2 Haziran 2002'de piyasaya sürülen albümün yapımcılığını Neşe Demirkat üstlenmiştir. Albümde Sezen Aksu, Kenan Doğulu, Hakan Altun ve Şehrazat gibi ünlülerle çalışan Ergen'in bu albümünün piyasaya Hülya Avşar'ın Aşıklar Delidir albümü ile aynı zamanda çıkması televizyonlara Gülben Ergen ve Hülya Avşar arasında bir rekabet olarak yansımıştır. Albümün çıkış parçası Abayı Yaktım, MTV ve Kral Tv gibi önemli müzik kanallarının listelerine üst sıralardan girmiştir. Albümün ikinci klibi Elveda adlı şarkıya çekilmiş ve şarkı "MTV Turkey Top 5 Chart" listesinde 32 ve 35'inci haftalar arasında 1 numarada yer almıştır. Gülben Ergen bu albümde yakaladığı başarı sonrasında Sana firması ile anlaşarak Türkiye'nin dört bir yanında konserler vermiştir. Albümün üçüncü klibi Sandık Lekesi'ne, dördüncü klibi Arka Sokaklar'a, beşinci klibi ise Teşekkür Ederim şarkılarına çekilmiştir. Gülben Ergen albümde yakaladığı başarıyı televizyonda da yakalamış, Hürrem Sultan dizisinde Hürrem Sultan'ı canlandırmıştır. Ayrıca Ergen, aynı dönemlerde Gülbence adlı bir dergi çıkarmıştır.
Sade ve Sadece adlı albüm ile yakaladığı başarının ardından Ergen 25 Şubat 2004 tarihinde Uçacaksın albümünü çıkarmıştır. Albümün tanıtımı Mydonose Showland'de bir organizasyonla gerçekleştirilmiştir.[24] Bu konseri 6.000 müzikseverin yanı sıra Haldun Dormen, Yılmaz Erdoğan, Şehrazat, Tuba Ünsal, Nurgül Yeşilçay, Zerrin Özer, Kayahan, Halit Kıvanç, Osman Yağmurdereli, Ayşe Hatun Önal, Necdet Menzir gibi birçok ünlü de izledi. Kandıramazsın Beni bir Yıldız Tilbe bestesidir ve albümün başarısı konusunda büyük payı vardır. Bu konserin görüntüleri Gülben Ergen Live in İstanbul DVD sinde piyasaya sürüldü.[25] 650.000lik satış rakamına ulaşan albüm 2004'ün en çok satan albümleri arasında yer almış ve yılın en çok satan 2 kadın sanatçısından biri olmuştur.[26] Albümdeki 9 şarkıya 5 klip çekilmiştir.
Gülben Ergen, Uçacaksın albümünün müzik marketlerdeki yerini aldığı ilk günden itibaren büyük ilgi gösteren, başarısında büyük pay sahibi tüm dinleyenlere bir teşekkür hediyesi olarak belirttiği 9+1 Fıkır Fıkır single'ı, Uçacaksın albümünde yer alan dokuz şarkıya, 2005 yazına damgasını vuran yepyeni bir şarkı daha eklenerek 5 Haziran 2005 tarihinde piyasaya sürülmüştür. Bu single'a albümdeki tek yeni şarkı olan Fıkır Fıkır'a klip çekilmiştir. Klipte Anadolu Ateşi dansçıları da yer almıştır.
2006-2009: Gülben Ergen, Aşk Hiç Bitmez, Uzun Yol Şarkıları
Gülben Ergen (albüm), Aşk Hiç Bitmez, ve Uzun Yol Şarkıları
Gülben Ergen'in kendi adını taşıyan beşinci albümü. Gülben Ergen 3 Haziran 2006 tarihinde piyasaya çıkmıştır. Yapımcılığını kendisi üstlenen Gülben Ergen, albümdeki 12 şarkı için 4 klip çekmiştir. Ergen albümde Sezen Aksu, Şehrazat, Yıldız Tilbe, Yalın ve Nazan Öncel gibi ünlülerin bestelerine yer vermiştir. Albüm elde ettiği 180.000 satış rakamı ile 2006 yılının en çok satan 10 albümünden biri olmuştur.[27]
Altıncı stüdyo albümü "Aşk Hiç Bitmez"i 8 Mart 2008'de piyasaya sürdü.[28] Pop müzik türünde şarkıların bulunduğu Aşk Hiç Bitmez, Seyhan Müzik etiketi ile piyasaya sürülmüştür. Albümde toplam 10 şarkı vardır ve bu şarkılardan Sürpriz, Avrupa, Bay Doğru, Ya Ölümsün Ya Düğün' e klip çekilmiştir.
Gülben Ergen'in yedinci albümü "Uzun Yol Şarkıları" 4 Nisan 2009 tarihinde tarhinide yayınlandı. Bu albümün diğer albümlerinden farkı tamamen canlı kaydedilmesi, akustik öğeler içermesi ve bilgisayar kullanılmamasıdır. Gülben Ergen bu albümle ilgili içinden geleni dinleyip, tiraj kaygısı olmadan kaydettiğini söylemiştir. Albüm adı için düşünülen "İçimdeki Sesler", "Uzun Yol Şarkıları", "İçimden Geldiği Gibi" ve "Gülben Ergen Akustik" isimlerinden son anda "Uzun Yol Şarkıları" seçilmiştir. Albümdeki şarkılardan biri olan Giden Günlerim Oldu Türkiye'de en çok dinlenen şarkı seçilmiştir ve albüm büyük bir başarı yakalamıştır.
2009-2012: Şıkır Şıkır, Hayat Bi Gün, Durdurun Dünyayı
Gülben Ergen 2011 yılında çıkacak yeni albümünün habercisi olan "Şıkır şıkır" isimli bir single çıkarmıştır. Bu şarkıda Mustafa Sandal ile düet yapmıştır. Şarkının klip yönetmenliğini ise ünlü fotoğraf sanatçısı Nihat Odabaşı yapmıştır. Single Albümünün müzik yönetmenliğini Taşkın Sabah üstlenirken Miks ve masteringini ise Tarık Ceran yaptı. Ergen, ‘’ŞIKIR ŞIKIR’’ Single albümünün İstanbul’daki ilk konserini 27 Temmuz da Kuruçeşme Arena da sevenlerinin ve hayranlarının karşısına çıkacak. Şarkının klibi ilk yayınlandığı 3 gün içerisinde youtube.com'da 150 000 defa izlenmiştir.[29] Güülben Ergen Kuruçeşme Arena Konserinden sonra yeni albümünün çalışmalarını tamamlamış ve Hayat Bi Gün isimli albümünü eylül ayında piyasaya sunmuştur. Taşkın Sabah'ın müzik direktörlüğünde hazırlanan albümde Fettah Can, Ersay Üner, Eflatun, Serdar Ortaç, Mustafa Sandal gibi değerli söz yazarı ve bestecilerin eserleri bulunurken, miks ve masteringini Tarık Ceran yaptı.[30] Bu albümde ilk klip söz ve müziği Serdar Ortaç'a ait olan Yarı Çıplak isimli şarkıya çekilmiştir. bu albümün ikinci klibi ise söz ve bestesi Ersay ÜNER'e ait olan Tesadüf isimli slow parçaya çekilmiştir ve şarkı 2011 kışının slow hitleri arasına girmiştir.[31] Gülben Ergen 2012 bahar aylarında ise büyük bir imaj değişikliği geçirerek söz ve müziği Eflatun'a ait olan yüksek tempolu Vıdı Vıdı isimli şarkısına klip çekmiştir.[32] Bu klip ile büyük bir görsellik sunan sanatçı müzik otoritelerinden tam not almıştır.
2012 yazında ise Gülben Ergen röportajlarında bu albümde Metin Arolat ve Kenan Doğulu'ya ait şarkıları geri çektiğini ve onları başka zamanlar için sakladığını belirtmiştir. İşte bu şarkılardan söz ve müziği Kenan Doğulu'ya ait olan Durdurun dünyayı isimli şarkı 2012 Ağustos ayında dinleyicilerle buluşmuştur. Bu single çalışmasında Ozan doğulu ve Taşkın Sabah'a ait şarkının 2 düzenlemesi bulunmaktadır.[33] Sanatçı şu anda 24 Ağustos 2012 tarihinde 4. kez konser vereceği Turkcell Kuruçeşme Arena'daki konserine büyük bir görsel şov ile izleyicilerinin karşısına çıkmaya hazırlanmaktadır.[34]
Gülben Ergen diskografisi
Merhaba (1997)
Kör Aşık (1999)
Sade ve Sadece (2002)
Uçacaksın (2004)
Gülben Ergen Live in İstanbul (2005)
9+1 Fıkır Fıkır (2005)
Gülben Ergen (2006)
Aşk Hiç Bitmez (2008 )
Uzun Yol Şarkıları (2009)
Şıkır Şıkır (2011)
Hayat Bi Gün (2011)
Durdurun Dünyayı (2012)
Sen (2013)
Kalbimi Koydum (2015)
Filmografi
Yıl Başlık Rol, Notlar
1988 Biz Ayrılamayız film, Mine
Deniz Yıldızı film
1989 Av
1990 Hanımın Çiftliği (TRT)
1991 Kanun Savaşçıları (TRT)
1992 İşgal Altında (TRT)
1994 İki Kız Kardeş (Show TV)
1997 Fırat (Star TV)
1998 Marziye (TGRT) Marziye
Gümbür Gümbür Gülbence (TGRT) talk show, sunucu
2001 Dadı (Show TV, atv, Star TV) Melek
2002 Hürrem Sultan (Star TV) Hürrem Sultan
2006 Gönül (Kanal D) Gönül
2008 Gülben Ergen'le Sürpriz (atv) talk show, sunucu
2009 Popstar Alaturka (Fox TV) yarışma, juri
2011 Gülben (TRT) Gündüz programı, sunucu
2012 Seda Sultan (TV8 ) 1 bölüm
Ender Saraç'la Sağlıklı Günler (Kanaltürk)
Benzemez Kimse Sana (Star TV) 2 bölüm
2013 Gülben (Show TV) Gündüz programı, sunucu
Bir Milyon Kimin? (Show TV) yarışma, juri
Diğer işleri
Sosyal Sorumluluk Projesi(Çocuklar Gülsün Diye)
Çocuklar Gülsün Diye Derneği; 2010 yılında Sanatçı Gülben Ergen öncülüğünde başlatılan Çocuklar Gülsün Diye kampanyasının devamı olarak kuruldu. Sanatçı Gülben Ergen’in başkanlığını, Araştırmacı Elvan Oktar'ın ise başkan yardımcılığını üstlendiği Çocuklar Gülsün Diye Derneği, Türkiye’de okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.
Neler yapıldı?
Şimdiye kadar; Tokat, Mardin, Trabzon, Erzurum, Sinop, Hatay, İstanbul, Aydın, Zolguldak,Van, Sivas,Çanakkale,Kars ve Trabzon’da olmak üzere toplam 11 anaokulu inşaatı tamamlaıp, içlerini çağdaş bir eğitim için gereken tüm materyallerle donatarak Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim edildi.[35]
Sürpriz
Gülben Ergen'le Sürpriz
Gülben Ergen'in atv'de yayınlanan televizyon programıdır. 14 Mayıs 2008 tarihinde yayın hayatına başlayan program'ın önemli konukları arasında İbrahim Tatlıses, Serdar Ortaç, Beyazıt Öztürk, Müslüm Gürses Seda Sayan, Hande Yener, Bengü, İsmail YK, Ayşe Hatun Önal, Kutsi, Yılmaz Erdoğan, Acun Ilıcalı, Tuna Kiremitçi, Demet Akbağ, Hüsnü Şenlendirici, Erol Evgin, Okan Bayülgen gibi ünlüler olmuştur. Aşk Hiç Bitmez albümünden 2 ay sonra başlayan program, Erdoğan'ın albümünü daha iyi tanıtmasına olanak tanımıştır. İkinci haftaki programa İbrahim Tatlıses'in gelmesi ve stüdyoda bale yapması ile program büyük bir izleyici kitlesine kavuşmuştur.[36] Daha sonra ünlü sunucular Beyazıt Öztürk ve Acun Ilıcalı, sonrasında da Serdar Ortaç'ın programa konuk olması ile programın reyting sırası oldukça yükselmiştir.
Gülbence
Gülbence, Gülben Ergen'in hem bir dönem çıkardığı derginin adı, hem de bir dönem yayınlanan sabah programıdır. Ergen bu adı kendi adına tescillettirmiştir.[37] Gülbence, daha sonraları Ergen için kullanılan bir ad olmaya başlamıştır.[38] Gülbence dergisi haftalık yayımlanan bir kadın dergisi idi. Hülya Avşar'ın Hülya dergisi ile aynı zamanda çıkan dergi sözde Gülben-Hülya sürtüşmesinin nedenlerinden biri olmuştur. Sabah programı olan Gülbence ise 1998-2001 yılları arasında TGRT'de yayınlanmıştır. Kör Aşık albüm satışlarını ve Marziye dizisinin izlenilirliğini arttıran Gülbence, daha sonra yayından kaldırılsa da 2006 yılında tekrar yayına girmiştir. Ergen'in hamileliği sonrası yayın hayatına son verilen program sonrasında Ergen, 2008 yılında Gülben Ergen'le Sürpriz programını sunmaya başlamıştır.
Gülben'den Masallar
Gülben Ergen'in ilk kitabıdır. Kitapta yedi masal yer almaktadır. Masallar çevre bilinci, kardeş sevgisi, arkadaşlık, büyüklere saygı, doğa ve hayvan sevgisi ve sağlıklı beslenme gibi konularda yazılmıştır. Gülben kitaptan elde edilecek geliri Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na bağışlamıştır.[15] Kitabın yayınevi Kelime Yayınları, illüstratörü Ebru Diril'dir.Gülben Ergen, yedi güne yedi masal ile çocukların dünyasında! Şarkıları, televizyon programları ve çeşitli sosyal sorumluluk çalışmalarıyla sanat dünyasının önemli isimlerinden biri olan Gülben Ergen, şimdi de masallarla çocukların dünyasına giriyor. Çocuklara olan hassasiyetini her fırsatta dile getiren sanatçının, Kelime Yayınları'ndan çıkan Gülben'den Masallar adlı kitabında, çocuklara yedi gün için yedi masal bulunuyor. 132 sayfalık kitapta çevre bilinci, kardeş sevgisi, arkadaşlık, büyüklere saygı, doğa ve hayvan sevgisi ile sağlıklı beslenme temalarında masallar yazan Ergen'e Yüksek Sosyal Pedagog Eda Demirbay da uzman desteği verdi. Ebru Diril'in birbirinden güzel çizimleriyle süslenen masal kitabı yakında miniklerin kitaplıklarındaki yerini alacak... Çocukluğu Adile Naşit'in Uykudan Önce programlarına denk düşen, Barış Manço'nun şarkılarıyla ve programlarıyla büyüyen Gülben Ergen, bugünkü çocukların da bu keyiflerden ve değerlerden mahrum kalmamasını istiyor. Adile Teyze ve Barış Ağabey geleneğinden yola çıkarak, çocukları daha iyiye ve daha güzele yönlendirmek isteyen Ergen, kariyerine artık yazarlığı da eklemiş oluyor. "Çoklu Zeka Teorisi' göz önüne alınarak hazırlanan kitabın yazarlık gelir payını Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV)'na bağışlayan Gülben Ergen, çocukları eğlendirirken, bir takım değerleri de öğrenmelerine katkıda bulunacak.
Gülben(TV programı)
Sanatçı Gülben Ergen yaşamdan farklı hayatlarla bir araya gelerek izleyicisine diğer TV programlarından farklı olarak yaşamın ön planda olduğu birbirinden değerli bilim insanlarının, uzmanların yer aldığı Hafta içi her gün TRT'de yayınlanan Gülben isimli bir program hazırlamaktadır.[39]
Ödülleri
1987 Sinema Güzeli 2.lik Hürriyet Gazetesi
1999 Başarı Ödülü Magazin Gazetecileri Derneği
En İyi Bayan Oyuncu ödülü Avşa Film Festivali
Başarılı Grafik ödülü -
1998 Yılının Televizyon Başarısı Magazin Gazetecileri Derneği
2000 En iyi Performans Ödülü Magazin Gazetecileri Derneği
En İyi Tv Yıldızı Magazin Gazetecileri Derneği
1999 Yılının Televizyon Başarısı Magazin Gazetecileri Derneği
2001 2000 Yılının Televizyon Başarısı Magazin Gazetecileri Derneği
En İyi Kadın Oyuncu Altın Kelebek
Onur Üyeliği Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı
2002 En İyi Kadın Oyuncu Magazin Gazetecileri Derneği
En İyi Tv Oyuncusu Altın Kelebek
En İyi Beste (Abayı Yaktım) Kral TV Video Müzik Ödülleri
2004 En İyi Arabesk-Fantazi Kadın Sanatçı, Kral TV Video Müzik Ödülleri
2005 En İyi Tüketici 6. Tüketiciyle Dost Altın Kalite Zirvesi
En İyi Sanatçı 6. Tüketiciyle Dost Altın Kalite Zirvesi
En Has Albüm Kadir Has Üniversitesi
En Aktif Kadın Sanatçı Fatih Üniversitesi
En Çok Satan Albüm MÜYAP
2006 En Çok Satan Albüm (Gülben Ergen 2006) MÜYAP
En İyi Pop-Fantezi Kadın Sanatçı Altın Nota Müzik Ödülleri
En Has Albüm Kadir Has Üniversitesi
En İyi Kadın Şarkıcı Jetix[2][40]
2008 En İyi Kadın Sanatçı Aslan Max Ödülleri
En İyi Şarkı (Sürpriz) Aslan Max Ödülleri
2009 En Çok Satan Albüm (Aşk Hiç Bitmez) MÜYAP
En Çok İndirilen Albüm (Aşk Hiç Bitmez) MÜYAP
En Has Albüm (Aşk Hiç Bitmez) Kadir Has Üniversitesi
Yilin Yorumcusu MGD
AB Kalite Onur Ödülü Avrupa Birliği Kalite Ödülleri[41]
En İyi Pop-Fantezi Kadın Şarkıcı Altın Kelebek
Yılın Klibi (Yalnızlık) Altın Kelebek
2010 En İyi Düet (Oğuzhan Koç - Giden Günlerim Oldu) PALFM Müzik Ödülleri
Yılın Şarkısı (Giden Günlerim Oldu) Forumüzik Ödülleri
En İyi Pop Kadın Şarkıcı Forumüzik Ödülleri
En İyi Düet (Oğuzhan Koç - Giden Günlerim Oldu) Forumüzik Ödülleri
En İyi Albüm Forumüzik Ödülleri
Yılın Sosyal Girişimcilik Projesi Ödülü Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası
En Çok İndirilen Şarkı (Giden Günlerim Oldu) MÜYAP
2011 En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi Dünya Tüketici Akademisi Kalite Ödülleri
En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi Yıldız Teknik Üniversitesi
En Has Sosyal Sorumluluk Projesi Kadir Has Üniversitesi
En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi Uluslararası Okul Öncesi Eğitimi Kongresi
En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi Rotabest Ödülleri
2012 En Çok İndirilen Şarkı (Şıkır Şıkır) MÜYAP
2013 Yılın Sanatçısı 19. Siyaset Dergisi Ödülleri
Yılın En Başarılı Sosyal Medya Kullanıcısı 20. İTÜ EMÖS Başarı Ödülleri
Vakıf Özel Ödülü Engelsiz Yaşam Vakfı
En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi Yarının Liderleri Başarı Ödülleri
2014 En İyi Kadın Kuşağı Programı (Gülben) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi Ödülleri[42]
------------------------------
-------------------
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Hande Yener Kimdir Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-11-2018, 09:42 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Hande Yener Kimdir Biyografisi
Makbule Hande Özyener (d. 12 Ocak 1973), bilinen sahne adıyla Hande Yener, Türk şarkıcı ve söz yazarı. Ses getiren bir çıkış yaptığı yıllardan itibaren sık sık çıkardığı albümlerle Türk pop müziğinde kendine yer edindi. Müziğinin yanı sıra kıyafetleri ve sık değiştirdiği saç rengiyle adından bahsettirdi. Zaman zaman müzikal tarzında da değişiklikler yaptı, pop müzikten elektronik müziğe geçtiği dönemde yaptığı "bakkal müziği" tanımlaması yüzünden çeşitli tartışmaların içinde yer aldı. Kariyerindeki adımları ve kişiliği birçok kez incelenerek yorumlandı, bazen "Türk Pop Müziğinin Kraliçesi" şeklinde anıldı. Bunun bir sonucu olarak onuncu stüdyo albümüne Kraliçe (2012) adını verdi.
Kadıköy, İstanbul'da doğan Hande Yener, ortaokul eğitimi sonrasında ailesi konservatuvara gitmesine izin vermeyince Erenköy Kız Lisesi'ne başladı ancak bu okulu ikinci sınıfta terk ederek evlendi. Küçük yaşlarından beri hayalini kurduğu şarkıcılığı yapmak için Sezen Aksu'ya ulaşmaya çalıştı ve tezgâhtarlık yaptığı mağazaya gelen Hülya Avşar aracılığıyla Aksu'yla tanıştı. Aksu'nun yanında bir dönem geri vokallik yaptıktan sonra Altan Çetin ile çalışarak hazırladığı ilk stüdyo albümü Senden İbaret'i 2000 yılında yayımladı. Bu albümün ardından MÜ-YAP sertifikalı Sen Yoluna... Ben Yoluma... (2002), Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor (2004) ve Apayrı (2006) dahil olmak üzere çeşitli başarılar yakalayarak 2000'lerin en iyileri arasında gösterilen albümler hazırlayıp satışa sundu. "Yalanın Batsın", "Sen Yoluna... Ben Yoluma...", "Acele Etme", "Kırmızı", "Kelepçe", "Aşkın Ateşi", "Kim Bilebilir Aşkı", "Romeo", "Sopa", "Bodrum", "Ya Ya Ya Ya", "Naber" ve "Sebastian" gibi birçok şarkısı hit oldu.
Yener, hayranı olduğu ve birçok yerde övgüyle bahsettiği Madonna başta olmak üzere birçok isimden etkilendi. İmajı, klipleri ve performansları Madonna'nın da aralarında bulunduğu çeşitli kişilerle benzer bulunarak sıkça karşılaştırıldı. Uzun yıllar dinlenebilecek albümler yapmayı istediğini ve müziğini güncel tutma çabası içinde olduğunu ifade etti. Türkiye'de 2000'li yıllarda tek bir albümü bir milyondan fazla satan az sayıdaki şarkıcıdan biri olarak kayıtlara geçti. 2013'te YouTube'da en çok izlenen Türk şarkıcı oldu. Aynı yıl kısa bir dönem ses yarışması Veliaht'ın jüri koltuğunda oturdu. LGBT topluluğu tarafından bir gey ikonu olarak görülen Yener, 2008'de Kraliçe Fabrika'da filmine gey ikonu olarak konuk oldu. 2015'te iş hayatına atılarak Muğla'da Sebastian Beach Club adlı gece kulübü ve plajı işletmeye başladı. Bugüne kadar dört Altın Kelebek Ödülü ve dört Kral Türkiye Müzik Ödülü dahil olmak üzere onlarca ödül kazandı.
Hayatı ve kariyeri
1973-99 : İlk yılları ve kariyer başlangıcı
"Müzik yapamayacağımı düşünüyordum. O yüzden yuva kurayım dedim. Evliliğim için bir buhran geçirmeye başladım. Ben niye mutsuzum diye bir soru sormaya başladım kendime. Mağazada çalışmayı seviyordum ama enerjimi kesmiyordu hiçbir şey. Ben daha fazla şey yapmalıyım, bu enerji bende böyle kalmamalı diye hep huzursuz oluyordum. Eve döndüğüm zaman mutsuz bir insan olmaya başladım. O zamanki eşimle, oğlumun babasıyla, konuştum. Normal karşıladı, 'yap' dedi."
—Yener'in üne kavuşmadan önceki durumu hakkında söyledikleri.[3]
Makbule Hande Özyener, 12 Ocak 1973'te İstanbul'un Kadıköy ilçesinde Bahariyeli bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi.[4][5][6] Yıldız Yazıcı ile Erol Özyener (1934 - 30 Aralık 2012) çiftinin iki kız çocuğundan küçük olanıydı ve ablasıyla arasında beş yaş fark vardı.[4][7] Adlarından biri olan Makbule, aynı zamanda babaannesinin adıydı.[8] Ekonomik açıdan orta hâlli bir ailesi vardı. Annesi Yıldız, ev hanımıydı. Babası Erol ise bir dönem profesyonel olarak futbolculuk yapmış ve Ford Otosan'da çalışmıştı.[9][10] Erenköy'de büyüyen Hande'nin şarkıcı olma isteği çocukken başladı, ortaokuldan sonra konservatuvara gitmeyi çok istedi; ancak ailesinin buna izin vermemesiyle Erenköy Kız Lisesi'ne başladı. Liseyi ikinci sınıfta bıraktı, lisedeki durumundan "Vatandaşlık dersi öğretmeni bana kafayı takmıştı, üstüne bir de edebiyattan çaktım, imtihanlara bile girmedim. Müzik notlarım hep 10'du." sözleriyle bahsetti.[4] Babasının alkole olan düşkünlüğü yüzünden anne ve babasının kendisi 17 yaşındayken boşandığını belirten Yener, "büyük acılar çektiğini" ifade etti. Gümrük komisyoncusu Uğur Kulaçoğlu ile 1990'da Fatih'te evlendi.[11][12][13] Aynı yıl oğlu Çağın doğdu.[14] Erken yaşta evlenmesi yüzünden, yaşı ilerledikçe eşi Uğur ile çeşitli konularda çatışmaya başladı. Bu yüzden 1994'te eşinden boşandı.[13]
Bu dönemde şan hocası Erdem Siyavuşgil'e gitti ve ondan solist olabilme yeteneğinin olduğunu duydu. Bunun üzerine hep örnek aldığı Sezen Aksu'ya ulaşma çabalarını artırarak şan dersi almaya başladı. Suadiye'deki Mudo mağazasında tezgâhtarlık yaparken buradan ayrılarak ünlü sanatçıların sık sık uğradığını bildiği Ali AltaModa mağazasında, "buraya gelen ünlülere sesini dinleterek Aksu'ya ulaşmak" amacıyla çalışmaya başladı. Aksu'nun telefon numarasını bularak her gün geri vokallik için bir not bıraktı, ancak yine de Aksu'yla iletişime geçemedi. Nilüfer, Şehrazat ve Sertab Erener dahil olmak üzere çalıştığı mağazaya gelen birçok şarkıcı, kendisinin Aksu'ya ulaşma isteğini cevapsız bıraktı. Daha sonradan mağazaya gelen Hülya Avşar, şarkıcı olma konusunda umudunu kestiği bir anda Hande'yi dinleyerek onun için Aksu'dan randevu alacağını söyledi. Nisan 1993'te Avşar aracılığıyla Aksu ile görüşmesi sağlandı ve kısa bir süre sonra Aksu'nun yanında çalışmaya başladı.[3][4] Şarkıcıya iki yıl geri vokallik ve asistanlık yaptı. Barlarda çalışmak için Aksu'nun yanından ayrılarak yedi yıl boyunca Türkiye'nin çeşitli yerlerinde sahneye çıktı. Albüm hazırlamak isteyince tekrar Aksu'nun yanına dönerek albüm çalışmalarına başladı. Aksu'nun tavsiyesi üzerine DMC ile anlaşma imzaladı.[15]
2000-03 : Senden İbaret ve Sen Yoluna... Ben Yoluma...
Hande Yener'in ilk stüdyo albümü Senden İbaret, Ercan Saatçi yapımcılığında 31 Mayıs 2000'de DMC tarafından yayımlandı.[16] Böylece Yener, DMC şirketi tarafından tanıtılan ilk kadın vokal oldu.[17] Bir yıllık çalışmalar sonucunda tamamlanan albümün neredeyse tamamında Altan Çetin tarafından yazılan şarkılar yer alırken Yener, albümdeki tarzını "ne batı ne de arabesk, Türkçe pop" olarak tanımlamıştı.[17][18] Altan Çetin ile çalıştığı için çıkış yapar yapmaz daha önceden Çetin ile yaptığı şarkılarla tanınan İzel'in "tahtına oturacağı" iddia edildi.[19] İddialara, İzel'den farklı olduğunu söyleyerek yanıt verdi.[20] Senden İbaret'in çıkış şarkısı "Yalanın Batsın", aynı zamanda albümün ilk klibi olarak yayımlandı. Bir hit olan şarkı, 2000 yazının çok tutan şarkılarından biri oldu ve müzik listelerinde zirveye yerleşti.[4][21][22] Hande Yener, çıkışına gösterilen ilgiye kendisinin bile şaşırdığını "Başarılı olacağıma inanıyordum. Ancak her şeyin bu kadar hızlı gelişmesi beni hem çok şaşırttı, hem de çok sevindirdi." sözleriyle anlattı.[23] Hürriyet, Yener'in büyük bir çıkış yaptığını ve müzik piyasasında o yılın en parlayan ismi olarak görüldüğünü yazdı.[24] "Yalanın Batsın"ın ardından albümdeki "Bunun Adı Ayrılık" ve "Yoksa Mani" şarkılarına da klip çekildi. Yener, "Bunun Adı Ayrılık" klibi çekilirken donma tehlikesi geçirdi.[25] 2000 yılında Altın Kelebek Ödülleri'nden En İyi Çıkış Yapan Sanatçı ödülünü kazandı, "Yalanın Batsın"ın klibine ise Candan Erçetin'in "Elbette" klibiyle birlikte En İyi Klip ödülü verildi.[26] Altın Kelebek'in yanı sıra Akademik Bakış dergisinin düzenlediği ödüllerden ve 2001 Kral TV Video Müzik Ödülleri'nden de En İyi Çıkış Yapan Kadın Sanatçı ödülünü aldı.[27][28] Magazin Gazetecileri Derneği tarafından ise Umut Veren Kadın Şarkıcı olarak seçildi.[29] Yener, Jandarma Genel Komutanlığı Bandosu ile Türk pop müziği sanatçıları tarafından hazırlanıp 2000'in sonunda yayımlanan Türk Marşları albümünde, "Biz Atatürk Gençleriyiz" marşını seslendirdi.[30] 2001'de çıkardığı Extra adlı çalışmasında Senden İbaret'teki bazı şarkıların yeni versiyonlarına yer verdi.[31] Öte yandan aynı dönem, Show TV'de yayınlanan Dadı dizisinin bir bölümünde konuk oyuncu olarak yer aldı.[32]
Hande Yener, ikinci stüdyo albümünün hazırlıklarının başladığından Şubat 2001'de söz etti.[33] İkinci albümü Sen Yoluna... Ben Yoluma...'yı 2002 yılında Erol Köse Production etiketiyle yayımladı. Albüm için radyocu Michael Kuyucu, ilk çalışmasında "mükemmel bir çıkış yapan Yener'in, aynı başarıyı tekrar gösterdiği" yorumunu yaptı.[34] Milliyet'ten Naim Dilmener ise "büyük bir gürültüyle" piyasaya sürülen albümün "Türk popundaki belli başlı kadın şarkıcıların bir araya getirildiği karışık bir albüm gibi durduğunu" yazdı.[35] "Sen Yoluna... Ben Yoluma..." hitinin yanı sıra, "Şansın Bol Olsun", "Evlilik Sandalı" ve "Küs" şarkıları albümün klip çekilen parçaları oldu. Türk müzik birliği MÜ-YAP, 1 milyondan fazla kopya satması nedeniyle albüme platin sertifika verdi.[36][37] 2003 Kral TV Video Müzik Ödülleri'nde Hande Yener, En İyi Pop Kadın Sanatçı kategorisinde, Sen Yoluna... Ben Yoluma... En Çok Satan Albüm kategorisinde ödül kazandı.[36] Magazin Gazetecileri Derneği ise "Sen Yoluna... Ben Yoluma..." şarkısını Yılın Şarkısı seçti.[38] Bunların yanı sıra Hande Yener, Haziran 2002'de Filli Boya'nın reklamlarında oynadı[39] ve Temmuz'da magazin programı Pazar Keyfi'nin bir bölümünde konuk sunuculuk yaptı.[40] Bir yıl sonra ise, 2003'ün Mart ile Haziran ayları arasında, Star TV'de yayınlanan kendi programı Hande Yener Show'u sundu.[41][42]
2004-06 : Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor ve Apayrı
Hande Yener, kayıtlarını Hamburg ve İstanbul'da yaptığı üçüncü stüdyo albümü Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor'u Temmuz 2004'te Erol Köse Production etiketiyle piyasaya sürdü. Bu albümde daha profesyonelleştiğini söyledi ve "Ben tamamen duygularımla, ruhen, dinleyici olarak şarkıları gitar eşliğinde dinliyorum. Kendim etkilenirsem tamam diyorum. Yani, 'Bu tutar mı, kaç satar?' gibi detaylar yoktur kafamda. Hande Yener'in albümünü hazırlıyormuşuz gibi bir psikoloji içinde de olmuyorum. Ekip aynı, çok yoğun çalışıldı, herkes en değer verdiği, en önemli şarkılarını ortaya koydu. Yaptıkları bütün şarkılar çok başarılı ve her biri hit kalitesinde, klasik olabilecek şarkılardı. Sadece benimle örtüşen şarkılarını bana verdiler." sözleriyle yapım aşamasından bahsetti.[43][44] Albüm başarılı bulunarak olumlu eleştirildi.[45] Albümdeki "Acele Etme", "Kırmızı" ve "Acı Veriyor" hitlerinin kliplerinin gösterime girmesinin ardından "Armağan", "Hoşgeldiniz" ve "Bu Yüzden" şarkılarına çekilen video klipler de yayımlandı.[46] "Acele Etme", "Kırmızı" ve "Acı Veriyor" hitleri birçok radyonun müzik listesinde bir numara oldu.[47] Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor, 2004 yılı içinde 400 bin kopya satarak MÜ-YAP'tan altın sertifika aldı.[48] İstanbul FM de düzenlediği ödüllerde albümü Altın Albüm ödülüne layık gördü.[36] 20-21 Ağustos 2005'te Yener, İtalyan dansçı ve yönetmen Luca Tommassini tarafından hazırlanan bir şov eşliğinde Rumeli Hisarı'nda konser verdi.[49]
Sanat için üretilen ve Yener'in sesine uyumlu bir şekilde hazırlanan şarkıları içeren dördüncü Hande Yener stüdyo albümü Apayrı, Erol Köse Production tarafından Ocak 2006'da yayımlandı.[50] Yener, albümden alternatif bir pop albümü olarak bahsetti ve albümdeki değişimiyle ilgili şunları söyledi : "Bazı insanlar değişim yapmaktan rahatsız olur, hoşlanmaz ya da gerek duymaz. Ama bana göre benim mesleğim değişim gerekliliği gösteren bir iş. Teknoloji ilerledikçe sound'lar o kadar hızla değişiyor ki, kendimi bu değişimin içinde görmek vazgeçilmezim oldu. Bunu uygulamamak beni, çoğu kişinin de yaşadığı kaosa sokacak gibi hissediyorum. Bugüne kadar yaptığım her albümümün arkasındayım ama onların benzerlerini yaparak gelişmem mümkün değil. Bugüne kadar yaptığım albüm ve klipler, önce şaşırttı sonra kabul gördü."[51][52] Bazı eleştirmenlerce Yener'in kariyerinin dönüm noktası olarak nitelendirilen ve önceki albümleriyle karşılaştırıldığında Avrupai bir havasının olduğu belirtilen albümdeki şarkılarda pop müziğin yanı sıra house, R&B, rock gibi farklı tarzlar da yer bulmuştu.[50][53] Müzik eleştirmenlerinden bazıları Yener'in tarz değişikliğini olumsuz eleştirdi, bazıları ise başarılı buldu.[54] Hürriyet'ten Tolga Akyıldız, albümün tamamıyla batı dans altyapılarının üzerine kurulu olduğu söyledi.[53] "Kelepçe", "Aşkın Ateşi" ve "Kim Bilebilir Aşkı" albümde yer alan ve klipleri yayımlanan şarkılardı. Apayrı, 2006 yılı içinde 165 bin kopya satış yaparak MÜ-YAP'tan altın sertifika aldı.[55] 2007 Powertürk Müzik Ödülleri'nden En İyi Albüm kategorisinde ödül aldı.[36] NTV tarafından Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor ile birlikte 2000'li yılların en iyi Türkçe albümlerinden biri olarak gösterildi.[56] Eylül 2006'da Apayrı'nın başka bir boyutu olarak tanımlanan ve elektronik altyapılara yer veren Hande Maxi EP'si piyasaya sürüldü.[51] Çalışmadaki "Biraz Özgürlük" şarkısına çekilen video klip, 2007 Kral TV Video Müzik Ödülleri'nde En İyi Klip kategorisinde aday gösterildi.[57]
2007-09 : Nasıl Delirdim?, Hipnoz ve Hayrola?
2007 Eurovision Şarkı Yarışması sonrasında TRT komitesinin, Erol Köse'yi arayarak Yener'in 2008 Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye adına yarışmaya sıcak bakıp bakmadığını sorduğu ve kendisinin yarışmaya katılmaya sıcak baktığı açıklandı.[58] Bir süre sonra TRT tarafından yapılan açıklamayla yarışma için kimseye teklif götürülmediği duyuruldu.[59] Bunun üzerine Yener'in yapımcısı Erol Köse yaptığı basın açıklamasında, TRT yapımcılarından şarkıcının Eurovision'a katılması için ön teklif aldığını fakat aceleci davranılarak katılım açıklaması erkenden yapıldığı için TRT'den yalanlama geldiğini söyledi. Köse, bu durumdan sonra Eurovision için yapılan gayriresmî teklifi reddetmiş olduklarını ekledi.[60]
Mayıs 2007'de Hande Yener'in beşinci stüdyo albümü Nasıl Delirdim? satışa sunuldu. Şarkıcı daha çıkmadan 72 bin ön sipariş alan bu albümle birlikte elektronik müzik tarzına geçiş yaptı.[61] Poptan elektroniğe yaptığı geçiş bazı olumsuz eleştiriler topladı.[62][63] Eleştirilere "Herkesi memnun etmek çok zor, hatta mümkün değil. Herkesi memnun edecek bir iş yapmak doğru da değil. Öncelikle kendinizi memnun etmeniz ve müzik kalitenizi konuşturmanız lazım. Anında üretilip tüketilen bir şey yapmak bana pek cazip gelmiyor." şeklinde bir cevap verdi.[62] Müzik sitesi Gerçek Pop albüme 5 üzerinden 5 notunu verdi, müzik eleştirmenleri albüm için olumlu eleştirilerini sundular.[64][65] Sezen Aksu tarafından yazılıp bestelenen "Kibir (Yanmam Lazım)" şarkısı albümün çıkış şarkısı ve ilk klibi oldu. Ardından Yener'in o sıralar sevgilisi olan Kadir Doğulu için yazıp klibinde Doğulu'nun da yer aldığı "Romeo" şarkısına da klip çekildi.[58] Bu iki şarkı liste başarıları yakalayarak birer hit oldu.[66][67] Nasıl Delirdim?, önceki iki Hande Yener stüdyo albümü gibi NTV tarafından 2000'lerin en iyi Türkçe albümlerinden biri olarak gösterildi.[56] İstanbul FM, düzenlediği ödüllerde En İyi Pop Kadın Albüm kategorisinde albümü ödüllendirdi.[36]
Yener, 2009 yılında Marmaris'te sahnede.
2007 yılında Yener, yaptığı "bakkal müziği" tanımlaması yüzünden çeşitli şarkıcılarla tartışmalar içine girdi. İlk başta Demet Akalın ile bir tartışması başladı, Yener'in söylediği "Ben Batı müziği yapıyorum, bu yüzden fantezi müzikle uğraşanlarla zaten rakip olamam. Demet'in yaptığı iş tarzım değil." sözlerine Akalın'ın "Beni beğenmiyorsa neden benim yetişemediğim işlere gidiyor. Yoğunluktan dolayı yetişemediğim ya da kabul etmediğim işleri kendisi kaptı." cevabını vermesiyle tartışma ilerledi.[68] Yener, kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle Akalın'a Turkish lira symbol 8x10px.png50 bin tutarında manevi tazminat davası açtı ancak mahkeme sonucunda sözlerin hakaret içermediği kararlaştırıldı.[69] Aynı yıl, Serdar Ortaç'ın "Ne Hande, ne Mustafa (Sandal)! Yazın en iyisi Bengü." şeklinde bir açıklama yapması üzerine Yener, "Ne ticari, ne de anlaşılmayacak bir müzik yapıyorum. Her albüm çıkaran röportajlarında benimle ilgili laf söylüyor. Bakkal tarzı müzik yapanlarla kıyaslanmak istemiyorum." sözlerini söyledi.[70] Yener'in bakkal müziği tanımlamasına Akalın, Bengü ve Ortaç dahil olmak üzere çeşitli kişilerden cevaplarla birlikte tepkiler geldi.[71][72][73] Bengü, Yener'in açıklamalarını yanlış buldu ve "En popüler şarkılar kendi tabiri ile bakkalsa, en bakkal şarkıları kendisi söylemiştir. Ben Hande Yener'i takdir ederek dinliyorum." cevabını verdi.[74] İstanbul Bakkallar Odası da Yener'e tartışma nedeniyle tepki gösterdi ancak şarkıcı, yaptığı tanımlamanın müzikle ilgili olduğunu ve bakkalları aşağılama amacı gütmediğini söyledi.[75] Akalın, yaptıkları atışmalar sonucunda Yener'e açtığı davayı kazanması sonucunda Yener'den Turkish lira symbol 8x10px.png10 bin tazminat aldı.[76] Ortaç ise Yener'e "Ben 18 yaşında Marmaris'te DJ'lik yaparken o günün piyasanın hitlerine bakkal şarkılar derdik. Ben eğer bakkal yapıyorsam bununla gurur duyarım. Bakkal toplumun her köşesine hitap eden müzik türüne denir." cevabını verdi.[77] Hürriyet, bakkal müziği tanımlamasını 2007'nin özlü sözleri arasına koydu.[78] Habertürk'ten Sırma Karasu ise bakkal müziği tartışmasını Türk pop müziğinin kırılma noktalarından biri olarak gördü ve şunları söyledi : "Yeni şeyler denemek konusundaki cesaretiyle önemli kilometre taşlarındandır Hande Yener. Yerli popta klişenin biraz dışında işler yapılabiliyorsa sebebi Yener'in 2007'de çıkardığı Nasıl Delirdim? albümü ve başlattığı 'bakkal müziği' polemiği sayesindedir demek abartı olmaz. Taklitçilikle bazen haklı bazen de haksız olarak itham edilse de diğer müzisyen ve şarkıcılar, yerli elektroniğin bir kitlesi olduğunu Yener’in cesareti sayesinde gördüler."[79]
2008'in başında Hande Yener, Kemal Doğulu'nun "1 Yerde" single'ının yapımcılığını üstlenip şarkıda Doğulu'ya eşlik etti ve Nasıl Delirdim?'in son klibi "Yalan Olmasın"ı yayımladı.[80] Ayrıca Show TV'de yayınlanan magazin programı Pazar Keyfi'nin bir bölümünü sundu.[81] Mayıs 2008'de altıncı stüdyo albümü Hipnoz'u Erol Köse Production etiketiyle yayımladı. Albüm 40 bin kopya sattı.[82] Aynı sıralarda Kadir Doğulu ile birlikte adını Türkçe Pop Alternatifi sözcüklerinin baş harflerinden alan TPA Production adlı yapım şirketini kurdu.[83] Hipnoz albümündeki şarkıların neredeyse tamamının sözlerini kendisi yazdı. Müzik eleştirmenleri, albüme olumlu ve olumsuz karışık eleştiriler sunarak albümün şarkıcının poptan uzaklaştıkça üstüne gelen piyasaya bir tepki olarak doğduğunu yazdı.[84] Albümle aynı adı taşıyan çıkış şarkısı, Billboard Türkiye'nin derlediği Türkçe Top 20'de 10 numaraya kadar yükseldi.[85] Şarkının klibi yayımlandıktan sonra, Türkiye televizyonlarında gösteriminin RTÜK tarafından yasaklandığına dair haberler çıktı.[86] Yener, haberlerin doğru olmadığını, klibinin yasaklanmadığını belirtti ve haberleri komplo olarak nitelendirdi.[87] Ancak yine de çıkan haberlerden sonra müzik kanalları klibi göstermeyi durdurdu.[88] İlerleyen tarihlerde, RTÜK'ten alınan bir belge ile klibe yayın yasağı uygulanmadığı ortaya çıktı.[89] Bu süreç öncesinde ve sonrasında Yener'in yapım şirketine karşı olan enerjisi düştü ve şirketten ayrılmak istedi. Yaşanan anlaşmazlıklar sonucunda şirketle olan albüm sözleşmesini tazminat ödeyerek feshetti, böylece Erol Köse Production'dan tartışmalı bir biçimde ayrıldı.[90][91]
1 Kasım 2008'de Hande Yener, Avrupa Müzik ile iki albümlük bir sözleşme imzaladı.[92] Mart 2009'da, yedinci stüdyo albümü Hayrola?'yı bu şirket aracılığıyla yayımladı. Yedi şarkının sözlerini tek başına yazdığı albümde yorumculuk tarzını değiştirdi ve sesinin kulağa daha insan tonunda geldiğini ifade etti.[93] Teoman, "Arsız" şarkısında kendisine eşlik etti. Müzik eleştirmenleri albümü kaliteli bir elektronik müzik albümü olarak değerlendirdi, Hipnoz'dan daha başarılı buldu ancak "Romeo" hiti kadar başarılı olabilecek bir şarkıya sahip olmadığınını belirtti.[94] MÜ-YAP verilerine göre albüm Haziran 2009'a kadar 37 bin kopya sattı.[95] Albüme adını veren çıkış şarkısı, Türkiye Resmî Listesi'nde üç numaraya kadar yükseldi ve klibi Kemal Doğulu tarafından yönetilerek gösterime girdi.[96] Albümün ikinci klibinin çekilmesi, Yener ve Avrupa Müzik arasında sorunlar çıkmasına sebep oldu. Yener, albüme ikinci klibin çekilmediği gerekçesiyle şirkete ihtarname çekti ve sözleşmesini tek taraflı olarak feshetti.[97] Şarkıcının sözleşmeyi feshetmesi üzerine Avrupa Müzik tarafından kendisine $10 bin maddi ve Turkish lira symbol 8x10px.png50 bin manevi tazminat davası açıldı.[92] Dava sonucunda mahkeme, Yener'in şirketten aldığı Turkish lira symbol 8x10px.png20 bin tutarındaki parayı faiziyle birlikte ödemesine karar verdi.[98] 2009 yılı sonunda Yener, tekrar pop müzik yapacağını açıkladı.[99] Aynı sıralarda, kendisine domuz gribi teşhisi konduğunu, hatta yaşadığı ölüm korkusu yüzünden geriye bırakmak için bir şarkı hazırladığını ancak durumunun iyiye gittiğini duyurdu.[100]
2010-13 : Hande'ye Neler Oluyor?, Teşekkürler ve Kraliçe
Hande Yener'in 2009 sonunda tekrar pop müzik yapacağını açıklaması çeşitli nedenlere bağlandı. Hürriyet'ten Sadi Tirak, dönüşün sebebini şarkıcının kulvarında devrim yapamayacağını anlamasına bağladı.[101] Çeşitli haberlerde ise elektronik müziğe geçtikten sonra konserlerinde düşüş yaşaması ve albümlerinin satmaması nedeniyle pop müziğe geri dönüş yaptığı iddia edildi.[102] Ancak Yener bu iddiaların, para kazanmayı amaçlayan yapımcıları tarafından, değişik bir tarzı denediği için kendisini cezalandırmak amacıyla ortaya atıldığını söyledi. Pop müziğe geri dönmesini değişiklik yapmayı sevmesiyle, elektronik albüm yapmaya enerjisinin kalmamasıyla açıkladı.[103][104] Nisan 2010'da hem dinlemelik hem de kulüplerde çalmalık bir çalışma olarak tanımladığı sekizinci stüdyo albümü Hande'ye Neler Oluyor?'u Poll Production etiketiyle yayımladı.[103] Albümün tamamı Sinan Akçıl tarafından yazılan şarkılardan oluştu. Müzik eleştirmenleri, albümde Yener'in tam anlamıyla eski tarzına dönmediğinden bahsettiler, olumlu ve olumsuz karışık eleştiriler sundular.[67][105] Albüm tanıtımları kapsamında Mayıs 2010'da Okan Bayülgen'in Medya Kralı programına çıkan Yener, canlı yayınlanan programı terk etti. Daha sonradan ise bunun sebebini "şarkı söyleme sırasının bir türlü kendisine gelmemesi" olarak açıkladı.[106] Çıktığı yıl içinde 80 bin kopya satan Hande'ye Neler Oluyor?'dan "Sopa" ve "Bodrum" hitleri çıktı.[107] Türkiye Resmî Listesi'nde "Sopa" 4 numaraya, "Bodrum" 1 numaraya yükseldi.[108] Albümün ilk klibi için "Sopa" ve "Yasak Aşk" şarkıları tek bir klipte birleştirildi. Bu klipten sonra "Bodrum" ve "Çöp" şarkılarının klipleri de yayımlandı. İstanbul FM, "Bodrum"a En İyi Söz, Şarkı, Beste ödülünü verdi.[36] "Çöp" ise 2011 Kral Müzik Ödülleri'nde En İyi Beste kategorisinde aday gösterildi.[109] Eylül 2010'da, Hande'ye Neler Oluyor?'daki bazı şarkıların remikslerinden oluşan ve "Uzaylı" şarkısını barındıran remiks albümü Hande'yle Yaz Bitmez piyasaya sürüldü. "Uzaylı", Türkiye Resmî Listesi'nde üç numaraya kadar yükseldi.[110] Aralıkta Yener, Star TV dizisi Geniş Aile'nin 2011 yılbaşı için özel hazırlanan bölümüne konuk oldu.[111]
2012 yılında Dortmund'da verdiği konser sırasında Hande Yener.
Nisan 2011'de Hande Yener, Sinan Akçıl'ın Kalp Sesi albümündeki "Atma" ve "Söndürülmez İstanbul" şarkılarında Akçıl ile düet yaptı. Haziran 2011'deki 38. Altın Kelebek Ödülleri'nde Yılın Türk Pop Müziği Kadın Solisti ödülünü aldıktan sonra "Bana Anlat" şarkısını seslendirdi.[112] Şarkının dahil olduğu dokuzuncu stüdyo albümü Teşekkürler'i Eylül 2011'de Poll Production etiketiyle yayımladı. "11 Yılın Özeti" olarak tanımladığı albümünün çok pop bir tarzının olduğunu söyledi.[113] Teşekkürler, Yener'in daha önceki projelerinde yaptığı arayış, deneme ve vazgeçişlerin bir sonucu olarak ortaya çıktı.[114] Albümdeki tüm şarkıları Sinan Akçıl yazdı ve neredeyse tamamının bestesini tek başına yaptı. Müzik eleştirmenleri Teşekkürler'i eleştirirken ikiye bölündü, albümün zorlama olduğu ve Yener'in tek bir müzisyene takılıp kaldığı yazıldı.[37] "Bana Anlat", "Unutulmuyor", "Teşekkürler", "Havaalanı" ve "Dön Bana" şarkıları albümün klip çekilen şarkıları oldu. Albüme adını veren "Teşekkürler" şarkısında Yener'e Akçıl eşlik etti. MÜ-YAP verilerine göre albüm, yayımlandığı yıl içinde 59 bin kopya sattı.[115]
2012 yılının başlarında Hande Yener, daha önceden tartışmalar yaşadığı Demet Akalın ile birlikte Morhipo reklamlarında oynadı. Reklamlarda, tanıtılan kıyafetlerle ilgili fırsatlara ulaşabilmek için Akalın'la mücadeleye girişti ve birbirlerini yerde sürüklediler.[116] Nisan 2012'de, Ünlü grubuna ait "Rüya" şarkısını Seksendört ile birlikte yeniden seslendirerek yayımladı. Haziran'da ise Seksendört ile beraber Rüya adlı remiks albümünü satışa sundu. "Rüya" şarkısı, 2013 Türkiye Müzik Ödülleri'nde En İyi Düet kategorisinde aday gösterildi, Pal FM tarafından düzenlenen ödüllerden En İyi Cover kategorisinde ödül aldı.[117][118] Şarkıcı, Eylül'de Orhan Gencebay'ın altmışıncı sanat yılını kutlamak amacıyla hazırlanan Orhan Gencebay ile Bir Ömür albümünde yer alan "Kaderimin Oyunu" şarkısını seslendirdi. Onuncu stüdyo albümü Kraliçe'yi 12 Aralık 2012'de yayımladı. Bir kez daha albümün tamamı Sinan Akçıl tarafından yazılan şarkılardan oluştu. Müzik eleştirmenleri albüm için Yener'i olumsuz bir şekilde eleştirerek şarkıcının eski iyi çalışmalarını tekrar yapabileceğine inandıklarını belirttiler.[101][119] Çıkış şarkısı "Hasta", Türkiye Resmî Listesi'nde iki numaraya kadar yükseldi ve klibi, albümün ilk klibi olarak gösterime girdi.[120] Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Akademi Ödülleri'nde Yılın En İyi Albümü kategorisinde, Siyaset Dergisi Ödülleri'nde ise Yılın Albümü kategorisinde ödül kazanan Kraliçe, 79 bin kopya sattı.[121][122][123] Yener, albümün tanıtımlarını babası Erol Özyener'in 30 Aralık 2012'de kalp krizinden hayatını kaybetmesi nedeniyle yarıda kesti ve yaklaşık iki ay boyunca hiçbir yerde sahne almadı.[124][125]
Mart 2013'te Ukraynalı dans grubu Kazaky, İstanbul'da verdikleri konsere Yener'i özel bir video ile davet etti. Yener, davet üzerine konsere gitti ve Kazaky'yi kulislerinde ziyaret etti.[126] Mayıs 2013'te, Berksan tarafından yazılan "Ya Ya Ya Ya" şarkısını dinleyicisiyle buluşturdu, şarkıyı ve remikslerini daha sonradan Kraliçe albümündeki şarkılarla birlikte iki disk hâlinde Kraliçe + Ya Ya Ya Ya adıyla satışa sundu. "Ya Ya Ya Ya" yayımlandığı hafta Türkiye Resmî Listesi'nde en hızlı yükselen eser oldu, 280. sıradayken ilk 25 sıralama içine yükseldi ve haftalarca müzik listelerinde kaldı.[46][127] Türkiye'de 2013 yılında en çok indirilen şarkılar sıralamasında dokuzuncu sırada yer aldı ve YouTube verilerine göre yine 2013 yılında ülkenin sitede en çok tıkladığı çalışma oldu.[128][129] 2014 Türkiye Müzik Ödülleri'nden En İyi Single ödülünü, 4. Pal FM Müzik Ödülleri'nde En İyi Şarkı ve En İyi Video Klip ödüllerini aldı.[130][131] Kasım 2013'te Yener, Volga Tamöz ile iş birliğine gittiği "Biri Var" single'ını Deezer'ın Türkiye'de yayın hayatına başlamasının kutlandığı partide tanıttı.[132] Bunların yanı sıra, 5 Ekim-17 Kasım 2013 arasında atv'de yayınlanan, 16 hafta sürmesi planlanan ancak düşük reytingler yüzünden erken final yapan Veliaht adlı yarışma programının jüri koltuğunda oturdu.[133] En iyi şarkılarından oluşan greatest hits albümlerinden ilki Poll Production tarafından Kasım 2013'te, ikincisi Erol Köse Production tarafından daha önceden duyulmayan şarkılar eşliğinde Ocak 2014'te yayımlandı.
2014-günümüz : Mükemmel ve on ikinci albüm
Yener, 2014 yılında Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnede.
Hande Yener'in on birinci stüdyo albümü Mükemmel, Mehmet Erdem ile düet yapılan "Unutanlar Gibi" şarkısı eşliğinde Poll Production tarafından 2 Haziran 2014'te piyasaya sürüldü. Hürriyet'ten Hikmet Demirkol, albümü beğendi ve şarkılarda "farklı bir yenilenme havası olduğunu" gözlemledi.[134] Albüm için yıllar sonra Altan Çetin ile çalışan Yener,[135] Çetin'in yazdığı çıkış şarkısı "Alt Dudak" sayesinde MusicTopTR Resmî Listesi'nde iki numaraya kadar yükseldi[136] ve şarkıyı Juliet olarak konuk olduğu Arkadaşım Hoşgeldin'in sezon finalinde de seslendirdi.[137] Üç aylık bir hazırlık sürecinin ardından 25 Ağustos'ta Harbiye'deki Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda ilk kez konser verdi, sahnesinde Berksan ve Mehmet Erdem'in yanı sıra David Vendetta da yer aldı.[138] Bu konserden elde edilen görüntüler, 2014'te Türkiye'nin Google'da en çok aradığı dördüncü şarkı olan ve MusicTopTR Resmî Listesi'nde üç numaraya kadar ilerleyen "Naber" şarkısının klibinde kullanıldı.[139][140]
Eylül 2014'te Yener, "Haberi Var mı?" single'ında Berksan'a eşlik etti. Mart 2015'te, daha önceden 2014'ün sonunda konuk jürilik yaptığı moda yarışması Bu Tarz Benim'in İşte Benim Stilim adıyla yayınlanan ikinci sezonunda konuk jürilik yaptı.[141][142] Aynı ay Volga Tamöz'ün No. 2 albümündeki "Sebastian" ve "Eve Nasıl Geldim" şarkılarını seslendirdi. "Sebastian", MusicTopTR Resmî Listesi'nde üst üste üç hafta bir numarada yer aldı.[143] Şarkıcı, Türkiye'nin yanı sıra çeşitli Avrupa ülkelerindeki konserleri de kapsayan Sebastian 2015 Tour'u 13 Mart 2015'te başlattı.[144] Haziran'da Yalıkavak, Bodrum'da Sebastian Beach Club adını verdiği bir plaj ve gece kulübünü işletmeye başladı.[145] Temmuz'da, nakaratı Sosyete Şaban (1985) filminden alınan "Kışkışşş" single'ını video klibiyle birlikte yayımladı.[146] Ayrıca on ikinci albümünü neredeyse tamamladığını ve uygun bir zamanda piyasaya sürmeyi düşündüğünü açıkladı.[147] Ağustos ayında Naber klibinde olduğu gibi Hani Bana şarkısına da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu konserinden elde edilen görüntülerle oluşturulan klip yayımlandı. Aralık ayında ise Serdar Ortaç ile birlikte yaptıkları İki Deli şarkısını piyasaya sürdüler.[148]
Sanatı
Müzikal tarz
"Kırmızı" (2004)
Menü
0 : 00
Yener'in 2004'te yayımlanan Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor albümünde yer alan "Kırmızı", Türkiye'de hit oldu.[46] Şarkı, Altan Çetin tarafından yazılıp bestelendi.
"Romeo" (2007)
Menü
0 : 00
Yener'in sevgilisi Kadir Doğulu'ya yazdığı "Romeo" şarkısı.[93] Yener, şarkının söz yazımını Boaz Aldujeli ile birlikte tamamladı.
Dinlerken sorun mu yaşıyorsunuz? Medya yardımı alın.
Hande Yener'in müzikal tarzı, kariyerindeki adımları ve kişiliği birçok eleştirmen tarafından incelenerek yorumlandı. Şarkıcı, uzun yıllar boyunca keyifle dinlenecek albümler yapmak istemektedir, sık sık albüm çıkararak müziğini güncel tutma çabası içindedir ve zaman zaman albümlerinde müzikal anlamda tarz değişikliği yapmaktadır.[149][150] Başta pop müzik ve elektronik müzik olmak üzere, çeşitli müzik tarzlarında şarkılar yapmıştır. Sesinin türü dramatik sopranodur.[4] Hürriyet'te yazan Naim Dilmener tarafından "2000'li yılların en heyecan verici seslerinden biri" olarak değerlendirilmektedir.[151] Çıkışından kısa süre sonra sevilen bir sanatçı hâline gelmesi, Best FM'den Mine Ayman'a göre, sesinin ve albümündeki şarkıların güzel olması sayesinde gerçekleşti.[67] İlk albümleri ile Türkiye'de disko pop akımını başlattığı öne sürüldü.[152][153] Dans şarkıları hazırladığı için şarkılarını yaz mevsimine daha uygun bulduğunu söyledi. Bundan dolayı birçok albümünü Türkiye'de yaz yaşanırken yayımladı.[154]
Şarkıcı, pop olan müzikal tarzını Apayrı albümüyle birlikte değiştirmeye başladı. Albümde dans, house, rock ve R&B gibi tarzlara rastlandı.[53][62][155] Yener, albümde Madonna, Kylie Minogue ve Robbie Williams gibi kendisini besleyen şarkıcıların müziklerinin gölgesinin olduğunu söyledi.[149] Ayrıca Apayrı'nın müzikseverler için yeni bir trendin başlangıcı olduğunu ifade etti.[155] Nasıl Delirdim? albümüyle elektronik müzik tarzını benimsemesini "Dünya oraya gidiyor. Güzel kayıt, güzel ses oradan geliyor. Çok sesli bir müzik, doğal olarak da algı açan bir tarz. Yıllardır bu tarzı dinliyordum. Bazı şeylerin farkındaydım. Cesaret ettim sadece. Elektronik müzikte sonsuz bir özgürlük var. Artık eline gitar alıp da beste yapma devri bitti. O tarz tıkandı. Kendini keşfedip bir yolculuğa çıkmak ve bunun kabul görmesi çok güzel bir şey." sözleriyle anlattı.[58] Hipnoz ve Hayrola? albümlerinde de elektronik müzik yapmaya devam etti, bu albümleri birer deney olarak nitelendirdi.[156] Akşam gazetesi yazarı Mehmet Özdoğan, Nasıl Delirdim? ve Hipnoz albümlerindeki şarkıların Madonna'nın 2005 çıkışlı Confessions on a Dance Floor albümündeki şarkılarla arasında açık ve net benzerlikler bulunduğunu kaydetti.[157]
Eski tarzını yeni tarzıyla birleştirdiği Hande'ye Neler Oluyor? albümünde tekrar pop müzik yapmaya başladı.[67] Tekrar pop müzik yapmasıyla ilgili olarak yeni bir elektronik albüm yapmaya enerjisinin olmadığını belirtti ve "Ben yarın rock albümü de yapabilirim. Evet, bir dönem poptan zevk almadım ve elektronik müzik yaptım. Çünkü üreten kişiler de mükemmel şarkılar yapmıyordu. 'Kırmızı'dan sonra gelen şarkılar yavandı. Üç tane elektronik müzik albümü yaptım. Müzikte o kadar yenilik olurken ben 'Sana kırmızı çok yakışıyor.' demeye devam edemezdim. O zaman canım elektronik yapmak istedi, sonra popu özledim. Yarın belki elektrorock, belki akustik albüm yaparım. Belli mi olur? Biz her şeyi yapabilmeliyiz, buna izin vermeli insanlar." dedi.[104] Mükemmel albümünde, 1980'lerin ritimleriyle günümüzün ritimlerini birleştiren şarkılara elektronik altyapılar eşliğinde yer verdi.[158]
Yener, albümlerinde başta Altan Çetin, Alper Narman, Fettah Can ve Sinan Akçıl olmak üzere pek çok söz yazarı ve besteciyle çalıştı. Bunun yanı sıra birçok şarkısının sözlerini de kendisi yazdı. Ancak erkekler tarafından yazılan şarkıları daha iyi taşıdığını belirtti.[114] "Basmakalıp pop" anlayışını değiştirdiğini ve "popüler kültüre felsefe katıp onu derin bir hâle getirmeye çalıştığını" söyledi.[159] Güçlü kadın imajı taşıyan pek çok şarkı seslendirdi.[160] Gazete Habertürk'ten Sırma Karasu'ya göre Yener, "Şansın Bol Olsun" şarkısında geçen "Ayrılığım seni yakmadı mı, yüzün kızarmış canın acımadı mı, ayrılık ilacın olmadı mı, son sözü söyledim koymadı mı?" sözleriyle, ilişkiyi "nefret ederek bitirme modasının müjdesini" verdi.[161] Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor'da aşk ile olan kavgayı anlatırken Apayrı'da cool sözlere ve rahatlatan daha olgun hislere yer verdi.[44][149] Nasıl Delirdim?; heyecan, gerginlik, kaybetme korkusu, mutlu olunca ayağın yerden kesilmesi durumu ve paranoya gibi aşkın insanda yarattığı etkileri içerdi.[58] Hipnoz albümünün felsefesi Yener tarafından oluşturuldu ve konsepti "hayatta her an her şey olabilir" düşüncesini barındırdı.[162] Hayrola? ise yepyeni bir enerjiyle doğdu ve Yener, gizli saklı kalmış hissettiği her şeyi bu albümde anlattı.[163]
Etkilendikleri
Yener, hayranı olduğu Madonna'dan (solda) ve vokalistliğini yaptığı Sezen Aksu'dan (sağda) etkilendi. Yener, hayranı olduğu Madonna'dan (solda) ve vokalistliğini yaptığı Sezen Aksu'dan (sağda) etkilendi.
Yener, hayranı olduğu Madonna'dan (solda) ve vokalistliğini yaptığı Sezen Aksu'dan (sağda) etkilendi.
Hande Yener, kariyerini şekillendirirken çeşitli kişilerin bazı özelliklerinden etkilendiğini belirtti. Ün kazanmadan önce Sezen Aksu'yu örnek alışından "Hep Sezen Aksu'yu taklit ederdim, özellikle 'Sen Ağlama' ve 'Hadi Bakalım' şarkıları dilimden düşmezdi. Onunla tanışıp yanında çalışarak müzik dünyasına girebilmek için tamamıyla çıldırmış bir vaziyetteydim." sözleriyle bahsetti.[4] İlk stüdyo albümündeki şarkıları anlatırken "Jennifer Lopez hayranı olduğum için albümümde onun parçaları gibi hızlı, insanın içini kıpır kıpır edecek şarkılar yer alıyor." sözlerini kullanarak Lopez'e olan hayranlığını ifade etti.[18]
Sen Yoluna... Ben Yoluma... albümündeki yorum tarzı başta Aksu olmak üzere çeşitli şarkıcılara benzetildi, Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor'u çıkardığında kendisinden "geleceğin Ajda Pekkan'ı" olarak bahsedildi ve bu albümdeki yorum tarzı Aksu'nun yanı sıra Pekkan'la da karşılaştırıldı.[34][164][165] Karşılaştırmalara cevap olarak bu iki şarkıcının kendisini etkilediğini belirti ve "Ben yıllarca yabancı müzik dinledim. Türkçe müzik dinlemeye Ajda Pekkan ve Sezen Aksu dinleyerek başladım. Onları o kadar çok sevmişim ki, şarkıcılık yapmak istedim. Etkileri kesin var üzerimde bunu kabul ediyorum." dedi.[44]
2004 yılında, insanların kendisinden bıkmasını istemediğini ve insanların bir kişiyi yıllarca dinlemesi için Madonna gibi olmak gerektiğini söyledi.[43] Madonna'ya büyük bir hayranlık beslediğini, onun sahne enerjisinden etkilendiğini ve kendisini cesaretlendirdiğini ifade etti.[93][103][104] MTV Türkiye'ye verdiği bir demeçte kendisine sorulan "Seninle ilgili yorumlarda, bir şekilde Madonna ismi telaffuz ediliyor. Gerçekten senin için Madonna gibi olmak bir hedef mi?" sorusuna "İlk albümümde Sezen Aksu'ya benzetiyorlardı. Tabii ki idolüm Madonna. Kaldı ki Madonna gibi bir dünya starını örnek almak çok normal. Keşke onun gibi büyük bir teknolojiye ve güce sahip olabilsem ama mümkün değil. Ama inanın böyle bir şey olsa dahi kendi tarzımda bir şeyler yapardım. Ondan etkilendiğim şey sahne enerjisi." cevabını verdi.[166] Avrupa'da çıkan Starstyle dergisi, 2006 yılının en iyilerini sıraladığı listesinde Yener'den "Türk Madonna" diye bahsetti.[167] 2007 yılında Demet Akalın, Ebru Destan ve Serdar Ortaç tarafından "Çakma Madonna" olarak nitelendirildi. Nitelendirme sonucunda bu kişilerle tartışmalara girdi.[73][168][169] 2009'da Madonna'ya olan hayranlığıyla ilgili sorularla tekrar karşılaştı ve "O dünyanın yaşayan tek starı. Birçok sanatçının belgeselini, konserlerini izliyor; gözlemliyorum. Hepsinde gördüğüm şey, çalışmak ve kendini bu işe adamak. Ben de 'Yapamam, edemem.' dediğim şeyleri bir kenara bıraktım, 'Yapacaksın, yapmalısın. Bu işi istiyorsan donanımlı olmalısın.' demeye başladım. Madonna'nın enerjisini kullanması çok dikkatimi çekiyor. Ben de konser beklentisinin ötesinde bir şey vermeye çalışıyorum. Tabii ki kimse onun gibi olamaz. Ama en azından yükselmemi sağlayacak şifreleri görüyorum." şeklinde bir açıklama yaptı.[170] Bunların yanı sıra Bülent Ersoy'un da idolleri arasında olduğunu söyledi.[171]
İmajı
Çeşitli platformlar ve hayranları Hande Yener'i "Türk Pop Müziğinin Kraliçesi" olarak anmaktadır,[172] hatta Yener'in sol bileğinde Kasım 2012'den bu yana bir kraliçe tacı dövmesi bulunmaktadır.[173] Yener, onuncu stüdyo albümü Kraliçe'ye adını veren şarkının yapımında hayranlarının kendisini bu şekilde anmasının etkili olduğunu belirtti.[174] Ancak kendisinin unvanı hakkında çeşitli görüşler öne sürüldü. Bugün gazetesinden Bilal Özcan, Kraliçe albümü çıktıktan sonra Yener'in taç takarak çektirdiği albüm fotoğraflarıyla bu unvanı alamayacağını belirterek Yener'i "Kafaya taç takmakla kraliçe mi olunuyor? Hem, insan kendi kendine 'kraliçe' der mi? [...] Halk Sezen Aksu'ya, 'Türk Pop Müziği'nin Kraliçesi' unvanını layık gördü, çünkü o sesiyle, yorumuyla, şarkılarıyla bunu hak etti. Peki Hande Yener, diğerlerinden farklı ne yaptı? Albümleri Sezen Aksu gibi milyonlar mı sattı? Önemli olan insanın kafasına taktığı taç değil ki!" sözleriyle eleştirdi.[175]
Yener, sahnede sık sık giydiği mayolarla da basının ilgisini çekti.
Hande Yener, giydiği ilginç kıyafetlerle ve sık değiştirdiği saç rengiyle haberlerde yer almakta, sosyal medyada gündem olmaktadır.[102][176][177] Değişmeyi seven şarkıcı, değişimin ve dinleyiciyi şaşırtmanın kendisi için çok önemli olduğunu belirtti.[52] Sahnede giydiği şort ve mayolarla basının dikkatini çekti.[178][179] Hemen hemen her albümünde farklı bir imajla dinleyicisinin karşısına çıktı.[180] Moda konusunda dünyayı ve dünya yıldızlarını takip ettiğinden bahsetti.[181] 2008 yılında müzik eleştirmeni Naim Dilmener, Yener'in elektronik müzik tarzı çevresinde gelişen ve Marilyn Manson'a benzetilen imajıyla ilgili olarak "Robotvari görüntüsü en hafif deyimle kötü. Dünyayı Kurtaran Adam filminde karşıma çıksa yadırgamam." sözlerini söyledi.[5][182] 2009 yılındaki imajında, 1950'li ve 1960'lı yıllarda moda olan pin-up modelleri en belirgin kaynak olarak göze çarptı.[183] Yener'in uzun yıllar moda danışmanı olan Kemal Doğulu, şarkıcıya yeni bir imaj yaratmak için dergileri karıştırıp moda şovlarını takip ettiğini ve yenilikleri müzik ile tarza göre uyguladığını söyledi.[184]
Hande Yener giyimi dahil olmak üzere klipleri ve imajı konusunda çeşitli dönemlerde başta Madonna olmak üzere çeşitli kişilerle karşılaştırıldı. 2006 yılında Apayrı albümünü çıkardığında imajı Sibel Kekilli'ye, tek gözünü kapayan ve 1970'lerin sonlarındaki gibi hafif dalgalı olan saç tarzı Madonna'ya benzetildi.[185][186] "Hayrola?" şarkısının klibinin, Madonna'nın "Hollywood" ve "Give It 2 Me" kliplerini anımsattığı iddia edildi.[187] Benzetmelere, "İnsan insana benzermiş. [...] Benzetilmek beni rahatsız etmez. 'Benzetilmek için mi yaptınız?' dendiğinde çıldırıyorum. Saçımı kahverengiye boyattım, perçemimi uzattım; 'Sibel Kekilli'ye benzemeye çalıştı.' dediler." şeklinde yanıt verdi.[52] Aynı sıralarda Hürriyet için yazan Ebru Çapa, Yener'in sürekli karşı karşıya kaldığı benzetmelerle ilgili olarak köşesinde "Hande Yener, yatsın kalksın doğuştan iddialı ve iplemez bir tabiatla doğurduğu için validesine dua etsin. Yoksa, bu son albümle gelen, adamı 'benzetilmekten' bitap düşürmeye muktedir eleştiri yağmuru yüzünden kişilik bölünmesine, şizofreniye kaptırması bile mümkün olabilir insanın." yorumunu yaptı.[188]
2007'de "Romeo" klibinde ve bir konserinde Jennifer Lopez'in 2006 ECHO Ödülleri'nde giydiği kıyafetin aynısını kullandı.[189] 2009 yılından itibaren imajı birçok kez Lady Gaga ile karşılaştırıldı.[93][190] Bunun üzerine, her seferinde birine benzetilmekten bıktığını söyledi.[191] Gaga ile arasında yapılan benzetmeleri reddetti ve "Elektronik müzik dönemimde çok çılgınlık yaptım. O zamanlar Lady Gaga yoktu." sözlerini söyledi.[174][104] 2013 yılında Gaga'nın kıyafetlerinin tanıtıldığı bir moda haftasında şarkıcının giydiği kostümlerden biriyle podyuma çıktı, Gaga'dan "Dünyadaki bütün modacılar onunla çalışmak istiyor. Havaalanına bile gitse olay oluyor. Trend yaratan bir star." sözleriyle bahsetti.[192] Bu sanatçıların yanı sıra Björk, Cher, Katy Perry, Kim Kardashian, Kylie Minogue ve Rihanna'ya da benzetildiği oldu.[93][193][194] Akşam gazetesi, bu benzerlikler yüzünden Yener'in bir dönem "Taklitçi Hande" olarak anıldığını belirtti.[195] 2010 yılında "Sopa" klibi, Cheryl Cole'ün "3 Words" klibiyle benzer bulundu.[196] Aynı yıl Beyaz Show'daki performansında, daha önceden Minogue'un sergilediği balonlu şovun bir benzerini yaptı ve "Bodrum" klibinde, Minogue'un "Slow" klibine benzeyen sahnelere rastlandı.[197][198] İmajıyla Elle Stil Ödülleri'ne 2010 ve 2014 yıllarında aday gösterildi ancak ilkini Şebnem Ferah'a, ikincisini Atiye'ye karşı kaybetti.[199][200] 2014'te Mükemmel albümünün kapağında Rihanna'nın "Rude Boy" şarkısının klibinde giydiği altın yaldızlı kıyafeti kullandı. Daha öncesinde ise 2007'de, "Kibir" klibinde, Rihanna'nın "SOS" klibindekine benzer görüntülere yer vermişti.[201]
Diğer girişimleri
Gey ikonluğu
Yener, geylerle arasında güzel bir bağın olduğunu söyledi ve 2007'de gey ikonu seçildi.
2007'de Nasıl Delirdim? çıktıktan sonra Yener'e geylerin kendisini çok sevdiğiyle ilgili sorular yöneltildi. Şarkıcı, "Ben onların çok iyi birer müzik dinleyicisi olduklarını düşünüyorum. Onlar ağır eleştirseler de haklı eleştirirler, beğenileri de çok doğru yöndedir. Çünkü doğru dinliyorlar, iyi müzikten anlıyorlar. Bir müzisyen gibi hissediyorlar. Bunu inkâr etmek yanlış olur." sözleriyle geyler hakkındaki düşüncelerini açıkladı, ayrıca geylerle arasında güzel bir bağ olduğunu söyledi.[58][202] Aynı yıl Kaos GL tarafından yapılan anketle belirlenen Türkiye'nin gey ikonlarında en çok oy alan isim oldu. Derginin editörü Uğur Yüksel, Yener'in gey ikonu olarak seçilmesinde eşcinselleri sevdiğini açıklamasının etkili olduğunu bildirdi.[203] 2008 yılında Yener, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecini tamamlayıp birliğe katılabilmesi için siyasetçileri eşcinsellerin sorunlarını çözmeye davet etti.[202] Bir röportajında en çok gey barlara gittiğini belirtti ve geylerin müziğe olan bağlılığını öven açıklamalar yaptı.[204] Türkiye'de eşcinselliği konu alan Kraliçe Fabrika'da (2008 ) filminde gey ikonu rolünde konuk oyuncu olarak yer aldı, filmdeki bir geyin rüyasına girerek onunla konuştu.[205][206]
2009 yılında, İstanbul'daki Onur Yürüyüşü'ne katıldı ve Türkiye'deki eşcinsellerin haklarıyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı : "Türkiye'deki eşcinsellere değer verildiğini sanmıyorum. Eşcinseller yokmuş gibi davranılıyor. Bu da çok üzücü bir durum. Onların da hakları var. Herkesin onların haklarını koruması gerekir. [...] Her ne ile karşılaşırsanız karşılaşın kendinizi sevmekten asla vazgeçmeyin. Özgürlükleriniz ve yarınlarınız için yola devam!"[207][208] 2010 yılında gey barlarda sahne almaya devam etti ve günün birinde geyler için şarkı yapabileceğinden söz etti.[209][210]
Hayırseverlik
Hande Yener, sosyal sorumlululuk projelerine karşı zaafının olduğunu ve özellikle çocuklara hayır yapılmasını içeren çalışmalara katılmayı önemsediğini söyledi.[211] 2000 yılında, 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi yardımı kapsamında İzmit'te yapılan ve MTV'de yayınlanan Late Night Show'a katıldı.[20] Aynı yıl Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı'nı ziyaret ederek çocuklara hediyeler dağıttı.[212] Ağustos 2007'de Kalbimiz Sokakta Atıyor projesi kapsamında sahipsiz hayvanlar için Kuruçeşme Arena'da Ajda Pekkan, Candan Erçetin, Sezen Aksu ve Yaşar gibi isimlerle beraber konser verdi.[213] Mayıs 2009'da Lösemi ve Kanser Hastaları Sağlık Eğitim Derneği'nden bir üye, Disko Kralı'na katılarak lösemili çocuklar yararına bir konser organize ettiklerini, ancak destek göremediklerini söyledi. Bunun üzerine Yener programı arayarak yapılacak konsere katılma sözü verdi ve konserde sahne aldı.[214] Aynı yılın sonunda, Olay TV'deki Gecenin Rengi programının engellilere araba bağışı yapmak için düzenlenen bölümüne katılarak bağışların yapılmasına katkıda bulundu.[215] 2010 yılında, Greenpeace Türkiye'nin nükleer enerji karşıtı tutumuna destek vererek hükûmetten Türkiye'deki nükleer enerji planlarından vazgeçmesini istedi. Greenpeace'in kampanyası kapsamında çekilen bir videoda yer aldı ve "Türkiye'deki nükleer planlardan çok rahatsızım. Nükleer enerji dendiğinde aklıma pozitif hiçbir şey gelmiyor : Çernobil, nükleer sızıntı, nükleer atıklar, nükleer silahlar..." şeklinde bir açıklama yaptı.[216] Aynı yıl sonunda Radyo D tarafından düzenlenen Ormanların D'lisi, Yangınların Düşmanıyız projesi kapsamında fidan dikti ve "Bodrum" şarkısını proje için düzenleyerek "Orman" adıyla yeniden seslendirdi.[217] Aralık 2011'de Van depremi mağdurlarına yardım için İstanbul Şişli Belediyesi tarafından düzenlenen Van İçin Pop konserinde sahne aldı.[218] 2012'de ise Kuşadası'nda ihtiyaç sahibi öğrencilere yardım için sahneye çıktı.[219] Temmuz 2013'te Türkiye'nin doğusundaki altı okula destek olmak için başlatılan Her Kitap Bir Dünya adlı kitap toplama kampanyası için imza dağıtarak getirilen kitapların toplanmasında rol oynadı.[220] Mayıs 2014'te, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'nın düzenlediği Çocuklar Geleceğe Umutla Gülsün projesinin afişinde medikal maske takarak yer aldı ve 20 Eylül'de vakıf yararına imza günü düzenledi.[221][222] Aynı yılın 1 Ağustos günü Star TV'de yayınlanan Eyvah Düşüyorum programına, Tohum Otizm Vakfı'na yardımda bulunmak için yarışmacı olarak katıldı.[223] Haziran 2015'te, ihtiyaç sahibi köy okullarına kütüphane yapılması için Mersin[224] ve Muğla'da[225] kitap karşılığında imza dağıttı.
Siyaset
Hande Yener, siyaseti sıkı bir şekilde takip ettiğini belirtmesine rağmen,[226] çıkış yaptığı yıllardan itibaren uzun yıllar boyunca herhangi bir siyasi yaklaşım veya olay içinde yer almadı.[227] Ancak 2013 yılında Taksim Meydanı'ndaki çevre düzenlemesi sırasında ağaçların kesilmesine tepki olarak başlayıp büyüyen hükûmet karşıtı Gezi Parkı protestolarına oğlu Çağın ile katılarak göstericilerle birlikte yaşananlara tepki gösterdi. Olaylar yüzünden konserlerini de iptal etti.[228] Ardından, "yaratılmaya çalışılan hiçbir taraf ve bunlara ait organizasyonlarda yer almadığını, almayacağını" bildiren bir açıklama yaptı.[229] 11 Temmuz 2014'te, Türkiye Başbakanı Recep (:::) Erdoğan'ın aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında gerçekleştirdiği Vizyon Belgesi toplantısına çeşitli sanatçılarla birlikte katıldı. Yener'in ve diğer sanatçıların toplantıya katılımı, Erdoğan Hükûmeti karşıtları tarafından yapılan olumsuz eleştirilere maruz kaldı.[230] Karikatür dergisi Uykusuz, 17 Temmuz 2014 çıkışlı sayısına ön planda Yener olmak üzere diğer sanatçıları da kapak ederek toplantıya yapılan katılımı eleştirdi. Kapakta, "Bodrum"un sözleri değiştirilerek oluşturulan "(:::)'e de gittik beraber! Ekmeleddin'i gogılladık... Sorun Selahattin'de değildi. Biz tam yalandık!" cümleleri yer aldı. Yener, karikatüre "özgürlüklerin yalan olduğunu" söyleyerek cevap verdi.[231] 29 Mart 2015'te verdiği bir röportajda, eleştirilerin kendisine hatırlatılması üzerine toplantıyla ilgili olarak "Ben kendimizi güzel ifade edip özgür olmayı ve iletişimde olmayı doğru buluyorum. Böyle bir iletişim gerçekleşti. Madem bu ülkenin pop starlarından biriyim, oraya gitmemi uygun görmemek de tutuculuk değil mi? Tutuculuğu beyinde bitirmeli." sözlerini söyledi.[226]
Başarıları
Ayrıca bakınız : Hande Yener'in kazandığı ve aday gösterildiği ödüller listesi
Hande Yener, kariyeri boyunca çalışmaları sayesinde çok sayıda ödül ve adaylık elde etti. Haziran 2015'te, evinde 56 tane ödül bulunduğunu söyledi.[232] Çıkış yaptığı yıl, Altın Kelebek Ödülleri'nden iki ödül elde ettikten sonra, 2008 yılında ve 2011 yılında bu ödüllerden Yılın Türk Pop Müziği Kadın Solisti kategorisinde ödül kazandı.[36] Sen Yoluna... Ben Yoluma... albümünün bir milyondan fazla kopya satması sayesinde 2000'li yıllarda Türkiye'de tek bir albümle bu satış rakamını geçen az sayıdaki sanatçıdan biri olarak kayıtlara geçti.[46] Sen Yoluna... Ben Yoluma...'nın yanı sıra Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor ve Apayrı albümleri de ticari başarı yakaladı, böylece MÜ-YAP'tan sertifika aldı.[36] 2007 yılında İstanbul FM tarafından düzenlenen ödüllerden En İyi Pop Kadın Sanatçı ödülünü aldı.[36]
Kral Türkiye Müzik Ödülleri'nde (eski adıyla Kral TV Video Müzik Ödülleri) birçok adaylık elde etti, ancak kendisi bunlardan yalnızca dört tanesini kazanabildi.[36][109][130] 2008 MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde En İyi Türk Sanatçı kategorisinde aday gösterildi fakat ödülü Emre Aydın'a kaptırdı.[233] 2009'da Avrupa Birliği Kalite Ödülleri tarafından Onur Ödülü'ne layık görüldü.[36] 2013'te 3. Pal FM Müzik Ödülleri'nde En İyi Sahne Performansı kategorisinde ödül kazandı.[234] Siyaset Dergisi Ödülleri'nden 2007, 2011 ve 2012'de Yılın Türk Pop Müzik Kadın Sanatçısı ödülünü aldı.[36][235][236] "Yalanın Batsın", "Sen Yoluna... Ben Yoluma...", "Kırmızı" ve "Romeo" şarkılarıyla Sabah'ın 2000'lerin En Sıcak Yaz Şarkıları listesine dahil oldu.[237]
Diskografi
Detaylı liste için bakınız : Hande Yener diskografisi
Senden İbaret (2000)
Sen Yoluna... Ben Yoluma... (2002)
Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor (2004)
Apayrı (2006)
Nasıl Delirdim? (2007)
Hipnoz (2008 )
Hayrola? (2009)
Hande'ye Neler Oluyor? (2010)
Teşekkürler (2011)
Kraliçe (2012)
Mükemmel (2014)
İki Deli (2015)
Filmografi
Ayrıca bakınız : Hande Yener videografisi
Kraliçe Fabrika'da (2008 )
Turneleri
Sebastian 2015 Tour (2015)
İşletmeleri
TPA Production (2008 )
Sebastian Beach Club (2015)
Ayrıca bakınız
Musical note nicu bucule 01.svg Müzik portali
Dans-pop sanatçıları listesi
Türk pop müziği kronolojisi
Kaynakça
^ "6 bin TL ev kirası veriyor". Gazete Habertürk. 20 Mart 2012. 22 Mart 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Şubat 2015.
^ Özcan, Ufuk (20 Mayıs 2015). "Bodrum'da EVlendi". Takvim. Erişim tarihi : 23 Haziran 2015.
^ a b "Hande Yener'den Yıllar Sonra Gelen İtiraf!". Beyaz Gazete. 11 Haziran 2012. 24 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ a b c d e f g Süsoy, Yener (16 Ekim 2000). "Sezen'in karşısında zangır zangır titredim". Hürriyet. 4 Ocak 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 25 Mayıs 2012.
^ a b Gence, Hakan (8 Haziran 2008 ). "Elektronik rakipler". Hürriyet. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Hande Yener - Hakkında". Gecce. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 8 Haziran 2014.
^ Yılmaz, Mesut (5 Şubat 2015). "Hande'nin zor günleri". Milliyet. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Şubat 2015.
^ "Oray ile Hande'nin Makbule kavgası". Gazete Habertürk. 20 Kasım 2010. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 9 Haziran 2014.
^ Sarıipek, Mustafa; Berme, Doğuş Esat (30 Aralık 2012). "Hande Yener'in acı günü!". Doğan Haber Ajansı. Marmaris, Muğla. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Mart 2015.
^ Gence, Hakan (29 Mart 2015). "Aşksız seks bana göre değil (sayfa 11)". Hürriyet. 1 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 31 Mart 2015.
^ Süsoy, Yener (17 Ekim 2000). "Dul kadın psikolojisine girmem". Hürriyet. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Eylül 2012.
^ "Beni annem büyüttü". Hürriyet. 28 Haziran 2007. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ a b "Hande Yener sevgilisi Ozan Öğüt'le evleniyor". Sabah. 18 Ocak 2015. 17 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ "Kim bu yakışıklı?". Number One Türk. 19 Eylül 2014. 24 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ Altuntaş, Birsen (5 Temmuz 2000). "Avşar’la tanıştı hayatı değişti". Milliyet. 13 Ocak 2005 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ "Hande Yener adlı sanatçının Senden İbaret albümü". iTunes Store (Türkiye). Apple. 31 Mayıs 2000. 3 Ağustos 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Ocak 2013.
^ a b "Müziğin yeni sesi Hande". Hürriyet. 1 Ağustos 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Aralık 2013.
^ a b "Hande geliyor". Hürriyet. 16 Mayıs 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Aralık 2013.
^ Durkal, İpek (10 Ağustos 2000). "İzel Çelik YENİDEN". Milliyet. 4 Mayıs 2001 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Mart 2015.
^ a b Altuntaş, Birsen (21 Temmuz 2000). "Popun yeni starı". Milliyet. 19 Mayıs 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Milletçe dışa açılıyoruz". Hürriyet. 11 Temmuz 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Listeleri bırakmıyor". Hürriyet. 4 Ekim 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Oğlunu özlüyor". Hürriyet. 19 Eylül 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Yıldızı parlıyor". Hürriyet. 10 Ekim 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Duygu’nun dramı". Milliyet. 17 Ekim 2000. 11 Mayıs 2001 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ "Altın Kelebek'in sahipleri". Hürriyet. 27 Kasım 2000. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Aralık 2013.
^ "2000'in en iyileri ödülleri sahiplerini buldu". Hürriyet. 10 Ocak 2001. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Davut : Hoş hanımsın, Hande : Yakışıklısın". Hürriyet. 24 Nisan 2001. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Aralık 2013.
^ "Altın Objektif sahiplerini buldu". Hürriyet. 9 Mayıs 2001. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Ocak 2013.
^ Durkal, İpek (19 Kasım 2000). "Dikkaaat Hande!". Milliyet : s. 1.
^ Akbaş, Arzu (4 Temmuz 2001). "Hande bu sefer Ekstra'yla geliyor". Hürriyet. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Hande Yener". SinemaTürk. 6 Eylül 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 24 Mart 2015.
^ "Yeni albüm yolda". Hürriyet. 11 Şubat 2001. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ a b Kuyucu, Michael (26 Temmuz 2002). "Hande Yener - Sen Yoluna Ben Yoluma (Erol Köse - 2002)". Michael Show. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 9 Ağustos 2012.
^ Dilmener, Naim (8 Ağustos 2002). "Duyduk Duymadık Demeyin". Milliyet : s. 12. 28 Aralık 2002 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ a b c d e f g h i j k l "Ödüller". Hande Yener. 10 Temmuz 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Haziran 2013.
^ a b Teşekkürler albümüne yapılan eleştirilerden bazıları :
"Gerçek Pop - Albüm Değerlendirmesi : Hande Yener - Teşekkürler". Gerçek Pop. 6 Aralık 2011. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Mayıs 2011.
Kuyucu, Michael (10 Ekim 2011). "HANDE YENER - Teşekkürler (Poll Prodüksiyon –2011)". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Temmuz 2012.
Ayman, Mine (7 Ekim 2011). "Bu zorlama albüm için kim kime teşekkür edecek?". Söz Müzik. 1 Kasım 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Temmuz 2013.
^ "MGD'nin en iyileri". Hürriyet. 25 Nisan 2003. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ Gökmen, Levent (11 Haziran 2002). "Reklamlarda ‘milli’ rekabet". Hürriyet. 24 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 24 Mart 2015.
^ "Hülya'ya laf söyletmedi". Hürriyet. 30 Temmuz 2002. 11 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 11 Nisan 2015.
^ "TV'de Bugün". Milliyet. 8 Mart 2003. 15 Mart 2003 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ "TV'de Bugün". Milliyet. 7 Haziran 2003. 18 Ağustos 2003 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ a b Karaahmet, Yiğit (25 Temmuz 2004). "14 yıl barda söyledim artık başka planlarım var". Milliyet. 1 Şubat 2005 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 16 Temmuz 2012.
^ a b c Kuyucu, Michael (22 Ekim 2004). "HANDE YENER, Üçte Üç Yaptı". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ Sayın, Can (25 Ağustos 2004). "İki albüm!..". Sabah. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Ağustos 2012.
^ a b c d "Hande Yener". Kral Pop. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ "Acele Etme", "Kırmızı" ve "Acı Veriyor" şarkılarının liste konumları :
"Kral TV". Kral TV. 30 Ağustos 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2013.
"PowerTürk : : : Önce Müzik". Powertürk FM. 2 Eylül 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2013.
"Best FM.com.tr". Best FM. 16 Eylül 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2013.
"Radyo D". Radyo D. 3 Kasım 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2013.
"PowerTürk : : : Önce Müzik : : : ". Powertürk FM. 8 Aralık 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 25 Mart 2013.
"Radyo D". Radyo D. 29 Aralık 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 26 Mart 2013.
^ "MÜYAP En Çok Satan 2004 Albümleri" (xls). MÜ-YAP. 5 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Ağustos 2012.
^ Akyol, Tuba (20 Ağustos 2005). "Bu konser müzikal gibi". Milliyet. 9 Eylül 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2005.
^ a b "HANDE YENER - Yeşillere Büründü". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 15 Temmuz 2012.
^ a b Övet Doğan, Esin (21 Eylül 2006). "Seksapalitemde doğallık etkili!..". Sabah. 28 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 15 Ağustos 2013.
^ a b c Arna, Sibel (14 Ocak 2006). "Bu albümden Türkçe bilmeyen bile hoşlanacak". Hürriyet. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Temmuz 2013.
^ a b c Akyıldız, Tolga (11 Şubat 2006). "Süperstar Hande Yener". Hürriyet. 5 Ağustos 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Mart 2013.
^ Apayrı albümüne yapılan eleştirilerden bazıları :
Özyılmazel, Ayşe (9 Ocak 2006). "Sen de mi Hande Yener!". Sabah. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Ağustos 2012.
Sayın, Can (10 Ocak 2006). "Yılın ilk bombası!..". Sabah. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Ağustos 2012.
Kuyucu, Michael. "HANDE YENER - Apayrı (Erol Köse - 2006)". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Ağustos 2012.
Akyıldız, Tolga (21 Ekim 2006). "Single’ların tam zamanı". Hürriyet. 5 Ağustos 201$ tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 25 Temmuz 2013.
^ "MÜYAP En Çok Satan 2006 Albümleri" (xls). MÜ-YAP. Aralık 2006. 9 Mayıs 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Ağustos 2012.
^ a b "Son 10 yılın en iyisi : Candan Erçetin". NTV. 18 Aralık 2009. 13 Eylül 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 26 Temmuz 2013.
^ Biraz Özgürlük - En İyi Klip Adayı (Kral TV VMÖ '07). YouTube. 20 Kasım 2008. Erişim tarihi : 30 Eylül 2012.
^ a b c d e Denker, Sema (22 Mayıs 2007). "Sıra dışılık beni güzelleştirdi". Hürriyet. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Ocak 2013.
^ "Hande'den geri adım". Hürriyet. 24 Mayıs 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "Teklifi reddettik". Hürriyet. 24 Mayıs 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "Haberler". Hande Yener Fan Club. 4 Mayıs 2007. 18 Mayıs 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Ağustos 2013.
^ a b c Övet, Esin (31 Mayıs 2007). "Eleştirileri takmıyorum yeni tarzımı seviyorum!". Sabah. 9 Temmuz 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 14 Temmuz 2012.
^ Kuyucu, Michael (12 Haziran 2007). "Hande Yener - Nasıl Delirdim (Erol Köse - 2007)". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 29 Temmuz 2012.
^ "Gerçek Pop - Nasıl Delirdim? (2007)". Gerçek Pop. 7 Aralık 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Ağustos 2012.
^ Baştürk, Onur (23 Mayıs 2007). "Altın Kelebek gecesinden notlar". Hürriyet. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Ağustos 2012.
^ "Kibir (Yanmam Lazım)" ve "Romeo" şarkılarının liste konumlarından bazıları :
Euro Airplay Top 100 : "Euro Airplay TOP 100 - 01/07/2007". Charly 1300. 1 Temmuz 2007. 25 Ağustos 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Şubat 2013.
Best FM : "Best FM - Radyonuz Açık Olsun". Best FM. 17 Haziran 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Şubat 2013.
Radyo D : "Radyo D". Radyo D. 28 Eylül 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Şubat 2013.
Süper FM : "Süper FM". Süper FM. 13 Eylül 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Şubat 2013.
^ a b c d Ayman, Mine (21 Nisan 2010). "Hakikaten Hande'ye Neler Oluyor?". Best FM. 29 Nisan 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ "Yetişemediğim işlere o koşuyor". Takvim. 5 Ocak 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ Usanmaz, Gökay (23 Şubat 2008 ). "Hâkim : Bu söz hakaret değil". Sabah. 18 Haziran 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ Gezici, İlker (27 Haziran 2007). "Beni bakkal müziği yapanla kıyaslamayın!". Sabah. 12 Eylül 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "Ben bakkal makkal anlamam". Hürriyet. 4 Ağustos 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ Kara, Neslihan (14 Temmuz 2007). "Onlar garson sanatçılar". Hürriyet. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ a b Vural, Sinem (25 Temmuz 2007). "Hande'den Ebru'ya 50 bin YTL'lik dava". Hürriyet. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Avcı, Özlem (1 Temmuz 2007). "Hande de bir 'bakkal şarkısı' yaptı". Sabah. 5 Temmuz 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ Deryahan, Mustafa (10 Temmuz 2007). "Hem tarzımda tekim hem de iktidardayım". Sabah. 18 Aralık 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "'Bakkal' savaşı bitti". Akşam. 8 Aralık 2009. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "Eğer bakkal şarkıları yapıyorsam bununla gurur duyarım". Hürriyet. 5 Temmuz 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "2007'de neler oldu neler". Hürriyet. 31 Aralık 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ Karasu, Sırma (25 Temmuz 2015). "Türk popunda 10 kırılma noktası". Gazete Habertürk. Erişim tarihi : 23 Ağustos 2015.
^ "Klipte dayak". Hürriyet. 10 Ocak 2008. 16 Ağustos 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Ocak 2013.
^ "Dikkat!... Her hafta bir ünlünün sunduğu ekranların bir numaralı magazin programı "Pazar Keyfi"nin bu haftaki konuk sunucusu kim?...". Uçankuş. 12 Ocak 2008. 11 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 11 Nisan 2015.
^ "Müyap 2008 Çok Satanlar - Müzik" (PDF). MÜ-YAP. 14 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Ağustos 2012.
^ "Türkiye de helikopter üretecek!". Milliyet. 6 Haziran 2008. 6 Ağustos 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Haziran 2014.
^ Hipnoz albümüne yapılan eleştirilerden bazıları :
"Mazeretim Var, Asabiyim Ben". Gerçek Pop. 16 Aralık 2009. 6 Mayıs 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Temmuz 2011.
Çayırlı, Kahraman (22 Temmuz 2008 ). "Y'ol, onun ismi...". Radikal. 6 Mayıs 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Mayıs 2014.
Kuyucu, Michael (1 Temmuz 2008 ). "HANDE YENER - Hipnoz (Erol Köse Prd. - 2008 )". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 29 Temmuz 2012.
^ "Billboard". Billboard Türkiye. 7 Temmuz 2008. 14 Temmuz 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Ağustos 2015.
^ Hararlı, Demirhan (19 Haziran 2008 ). "RTÜK klibi yasakladı". Hürriyet. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2013.
^ "Klibim yasaklanmadı haber tamamen komplo". Sabah. 19 Haziran 2008. 9 Eylül 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2013.
^ Ayman, Mine (14 Temmuz 2008 ). "Mineccim'den Haberler : Hande Yener ve Keremcem". Söz Müzik. 5 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Temmuz 2008.
^ "Hande Yener'in klibine yasak gelmedi". Michael Show. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2013.
^ "Madem Erol Köse’yi batırdım 4 yıl önce beni bıraksaydı". Hürriyet. 20 Ekim 2008. Erişim tarihi : 5 Mayıs 2014.
^ "Köse'den kurtuluşunu göbek atarak kutladı". Gazete Habertürk. 20 Ekim 2008. 17 Ağustos 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Ağustos 2013.
^ a b Oktay, Ali (8 Temmuz 2013). "Hande'nin fesih zaferi". Sabah. 6 Mayıs 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Ağustos 2013.
^ a b c d e Gence, Hakan (11 Nisan 2009). "Üzülmeyin, para yine bizde!". Hürriyet. 16 Nisan 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Hayrola? albümü için yapılan eleştirilerden bazıları :
Kuyucu, Michael (21 Mayıs 2009). "HANDE YENER - Hayrola? (Avrupa Müzik - 2009)". Michael Show. 17 Ağustos 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Ocak 2013.
"Hayırdır İnşallah". Gerçek Pop. 17 Aralık 2011. 17 Ağustos 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Ocak 2013.
Ayman, Mine (9 Nisan 2009). "Albüm yorumu : Hande Yener - Hayrola". Söz Müzik. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Ocak 2013.
^ "MÜYAP En Çok Satan 2009 Albümleri" (doc). MÜ-YAP. 25 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Eylül 2012.
^ "Gerçek Pop – 19. Hafta (2009)". Gerçek Pop. 2 Aralık 2009. 10 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 10 Mart 2012.
^ Esmergül, Özlem (11 Kasım 2009). "Hayrola, klibim niye çekilmiyor?". Sabah. 14 Kasım 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Mart 2015.
^ Arıgan, Hayati (26 Mayıs 2015). "Hande Yener'e kötü haber". Gazete Habertürk. Erişim tarihi : 26 Mayıs 2015.
^ Deryahan, Mustafa (26 Aralık 2009). "Bakkala döndü". Sabah. 25 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 29 Haziran 2013.
^ "'Ölüyorum' diye son şarkımı yaptım". Sabah. 3 Aralık 2009. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Mart 2015.
^ a b Tirak, Sadi (10 Şubat 2013). "MÜZİK". Hürriyet. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Nisan 2014.
^ a b Işık, Okan (1 Aralık 2012). "Hande sevenlerini yine üzecek!". Bugün. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ a b c Berköz Ünyay, Elif (3 Nisan 2010). "Karakterim böyle; dişliyim ve radikalim". Milliyet. 8 Nisan 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ a b c d Yılmazerler, Pınar (17 Nisan 2010). "Kadir’e tüm kapılarım kapandı". Hürriyet. 21 Nisan 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Hande'ye Neler Oluyor? albümüne yapılan eleştirilerden bazıları :
Baştürk, Onur (8 Mart 2010). "Kamuoyunu aydınlatıyorum : Hande cidden eskiye mi döndü?". Hürriyet. 1 Temmuz 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Ocak 2013.
"Bir "Çakma Hande" Denemesi". Gerçek Pop. 12 Nisan 2010. 6 Aralık 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 25 Temmuz 2012.
Kuyucu, Michael (24 Mayıs 2010). "HANDE YENER -Hande'ye Neler oluyor (Poll-2010)". Michael Show. 27 Temmuz 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 25 Temmuz 2012.
^ Arda Yurtseven, Aslı (6 Mayıs 2010). "Terk ettim çünkü...". Hürriyet. 11 Mayıs 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ "Hande Yener Media Markt'a İmza Attı, albüm satışı 80.000'e ulaştı" (PDF). Media Markt. 31 Mayıs 2010. 23 Mayıs 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Eylül 2012.
^ "Sopa" ve "Bodrum" şarkılarının Türkiye Resmî Listesi'ndeki konumları :
"Nielsen Music Control". Nielsen. 27 Mayıs 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 14 Mart 2013.
"Gerçek Pop - 27. Hafta (2010)". Gerçek Pop. 9 Temmuz 2010. 29 Aralık 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Ocak 2013.
^ a b "17.Kral Müzik Ödüllleri Kazananları". Kral Müzik Ödülleri. 15 Ağustos 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Ekim 2012.
^ "Gerçek Pop – 42. Hafta (2010)". Gerçek Pop. 25 Ekim 2010. 29 Aralık 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Şubat 2013.
^ "Geniş Aile‘de çılgın yılbaşı". Hürriyet. 1 Ocak 2011. 4 Ocak 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Eylül 2014.
^ "Altın Kelebek Ödülleri sahiplerini buldu". Hürriyet. 14 Haziran 2011. 15 Haziran 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 15 Haziran 2011.
^ "11 yılın özeti". Posta. 19 Eylül 2011. 24 Eylül 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Temmuz 2013.
^ a b Halis, Müjgân (9 Kasım 2011). "Tezgahtar Hande’yi unutmasınlar istiyorum!". Sabah. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ "2011 yılı en çok dolum gerçekleştiren ilk 50 albüm" (PDF). MÜ-YAP. 23 Haziran 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 24 Haziran 2013.
^ "Eğlenceli çekim". Hürriyet. 5 Nisan 2012. 8 Nisan 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ "Türkiye Müzik Ödülleri adayları açıklandı". Akşam. 11 Mart 2013. 13 Mart 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Temmuz 2015.
^ Torun, Hakime; Arslan, Özgür (8 Mayıs 2013). "PAL FM Müzik Ödülleri sahiplerini buldu". Doğan Haber Ajansı. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Mayıs 2013.
^ Kraliçe albümüne yapılan eleştirilerden bazıları :
Dakni, Sarp (23 Aralık 2012). "Kraliçe bulunamadı yola devam". Radikal. 25 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Nisan 2014.
Baştürk, Onur (15 Aralık 2012). "Çelenkli özür dileme kafası". Hürriyet. 18 Aralık 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Nisan 2014.
Demirkol, Hikmet (8 Nisan 2013). "Vega’dan yeni bir albüm geliyor". Hürriyet. 9 Nisan 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Nisan 2014.
^ "Nielsen Music Türkiye Resmi ...". Twitter. 14 Mart 2013. 27 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 19 Mart 2013.
^ "SİYASET DERGİSİ ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU". Ayaklı Gazete. 23 Mayıs 2013. Erişim tarihi : 25 Nisan 2014.
^ Abdullahoğlu, Tarkan (21 Aralık 2012). "Ben Kraliçeyim". Sözcü. Erişim tarihi : 14 Mart 2015.
^ "2012 yılı en çok dolum gerçekleştiren ilk 50 albüm" (PDF). MÜ-YAP. 1 Temmuz 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 24 Haziran 2013.
^ "Hande Yener’in babası Erol Özyener öldü". Bugün. 30 Aralık 2013. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Mart 2015.
^ "50 gün sonra eğlenceye çıktı". Takvim. 18 Şubat 2013. 25 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 3 Mart 2013.
^ Aydın, Behlül (18 Mart 2013). "Çağırdılar gitti". Hürriyet. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ Baştürk, Onur (22 Temmuz 2013). "‘Tarkan ve Ajda olunca tamam, bana gelince tutum değişiyor!’". Hürriyet. 13 Ağustos 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Ocak 2014.
^ Semercioğlu, Cengiz (4 Nisan 2014). "Yılın en çok dinlenen albümleri". Hürriyet. 23 Ocak 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "‘Ya ya ya ya’ Youtube’un birincisi". Akşam. 13 Aralık 2013. 21 Aralık 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ a b "Kral Türkiye Müzik Ödülleri 2013 kazananları belli oldu". Doğan Haber Ajansı. 7 Mayıs 2014. 8 Mayıs 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "Müzik ödülleri". Hürriyet. 8 Mayıs 2014. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Haziran 2014.
^ "Deezer'dan müthiş lansman partisi". CNN Türk. 14 Kasım 2013. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 17 Kasım 2013.
^ Eyüboğlu, Ali (16 Kasım 2013). "Veliaht'ın hazin sonu". Milliyet. 18 Kasım 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ Demirkol, Mehmet (31 Aralık 2014). "2014'ün Türkçe albümleri". Hürriyet. Erişim tarihi : 11 Ocak 2015.
^ "Hande’den muhteşem start!". Akşam. 20 Nisan 2014. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Mart 2015.
^ "MusicTopTR Resmi Listesinde 32. haftanın ikincisi. ALT DUDAK". Twitter. 14 Ağustos 2014. 28 Ağustos 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Haziran 2014.
^ "Arkadaşım Hoşgeldin'e Hande Yener Konuk". Milliyet. 10 Haziran 2014. 4 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Ağustos 2014.
^ Gökduman, Gökhan (27 Ağustos 2014). "Açıkhava'da kılıktan kılığa girdi". Sabah. 4 Eylül 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Ağustos 2014.
^ Varlık, İbrahim (16 Aralık 2014). "2014'te Google'da en çok bunları aradık". Zaman (Ankara). 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 7 Mart 2015.
^ "MusicTopTR Resmi Listesinde 45. haftanın üçüncüsü.. NABER". Twitter. 13 Kasım 2014. 22 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Kasım 2014.
^ "Bu Tarz Benim 20 Aralık büyük finali kim kazandı". Türkiye. 21 Aralık 2014. 22 Aralık 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ "İşte Benim Stilim Eleme Gecesi : Konuk Jüri Hande Yener’den Bir İlk!". Sözcü. 6 Mart 2015. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ "Sebastian" şarkısının MusicTopTR Resmî Listesi'ndeki konumları :
"MusicTopTR Resmi Listesinde 2015 13. haftanın Lideri.. SEBASTIAN". Twitter. 2 Nisan 2015. 5 Haziran 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Nisan 2015.
"MusicTopTR Resmi Listesinde 2015 14. haftanın Lideri.. SEBASTIAN". Twitter. 9 Nisan 2015. 5 Haziran 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 1 Mayıs 2015.
"MusicTopTR Resmi Listesinde 2015 15. haftanın Lideri.. SEBASTIAN". Twitter. 16 Nisan 2015. 5 Haziran 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 1 Mayıs 2015.
^ "Kraliçelerin konser savaşı". Akşam. 10 Mart 2015. 10 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 14 Mart 2015.
^ "Tüm belediyeler bizim". Sözcü. 7 Mayıs 2015. Erişim tarihi : 2 Haziran 2015.
^ Semercioğlu, Cengiz (20 Temmuz 2015). "Hande Yener aklını peynir ekmekle yemiş olabilir mi?". Hürriyet. Erişim tarihi : 23 Temmuz 2015.
^ Yener, Hande; Kulaçoğlu, Çağın; Özer, Berksan (11 Temmuz 2015). Magazin D Özel Haber. Yalıkavak, Bodrum, Muğla : Kanal D. "Albüm şarkılarım zaten hazır gibi bir şey. Ama şu anda bir şey çıkarmayı düşünmüyorum. [...] Uygun bir zamanda, bitirdiğimde, çıkaracağım."
^ "İki Deli by Hande Yener". iTunes Store. 4 Aralık 2015. Erişim tarihi : 5 Aralık 2015.
^ a b c "Bu albüm öğrendiğim her şeyin üst noktası". Sabah. 30 Aralık 2005. 4 Mart 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Temmuz 2013.
^ Baştürk, Onur (7 Nisan 2008 ). "Tartışmalı çorba Hakkasan’da". Hürriyet. Erişim tarihi : 6 Mayıs 2014.
^ Dilmener, Naim (16 Mart 2015). "Bunlar güzel günleri, daha beter olucak her şey!". Hürriyet. Erişim tarihi : 4 Nisan 2015.
^ "Hande Yener’le Dünden Bugüne". Milliyet. 28 Nisan 2010. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ "Hande Yener". Sabah. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ Aktaş, Mefaret (24 Temmuz 2001). "Hande Yener'den "Extra" albüm". Milliyet. Erişim tarihi : 23 Haziran 2015.
^ a b "Ödüllü cevap". Hürriyet. 11 Mart 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 1 Ocak 2013.
^ Baştürk, Onur (18 Temmuz 2008 ). "Popüler müzikte devrim yarattım". Hürriyet. Erişim tarihi : 5 Mayıs 2014.
^ Özdoğan, Mehmet (9 Mart 2013). "Pop âleminin yakın ‘taklit’ geçmişi". Akşam. Erişim tarihi : 6 Mayıs 2014.
^ Tok, Yavuz Hakan (27 Haziran 2014). "Mükemmel'i MEEEE-RAAAK-EEEET-TİK". Hayat Müzik. 23 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Ağustos 2015.
^ Gence, Hakan (29 Mart 2015). "Aşksız seks bana göre değil (sayfa 9)". Hürriyet. 6 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 11 Nisan 2015.
^ Gence, Hakan (29 Mart 2015). "Aşksız seks bana göre değil (sayfa 10)". Hürriyet. 6 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 11 Nisan 2015.
^ Karasu, Sırma (21 Mart 2015). "Pop şarkıları üzerinden ilişki halleri". Gazete Habertürk. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ Denker, Sema (26 Mayıs 2008 ). "17 yaşında punk’çıydım pop müzik beni bozdu". Hürriyet. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Mayıs 2014.
^ "Hande Yener'den cesur pozlar". CNN Türk. 9 Mart 2009. 17 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 18 Ağustos 2013.
^ Dilmener, Naim (18 Ağustos 2002). "Duyduk duymadık demeyin!". Milliyet. 28 Aralık 2002 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Haziran 2014.
^ Kuyucu, Michael. "HANDE YENER - Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor (Erol Köse - 2004)". Michael Show. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Ocak 2013.
^ "Hande'nin Madonna itirafı". Hürriyet. 25 Ağustos 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Türk Madonna". Hürriyet. 17 Ocak 2007. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Temmuz 2013.
^ "Madonna'nın takipçileri yollara düştü". Hürriyet. 2 Eylül 2008. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Hande'ye 500 bin YTL'lik tazminat davası açtı". Hürriyet. 23 Ağustos 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Kemal'le fışkırdım". Hürriyet. 29 Mayıs 2009. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2009.
^ "Hande Yener'in ikonu Bülent Ersoy". CNN Türk. 29 Temmuz 2009. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 31 Mart 2013.
^ Yener'in "Kraliçe" unvanıyla anıldığı bazı kaynaklar :
"Hafta sonu rotası". Sabah. 27 Nisan 2012. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 19 Temmuz 2012.
"Popun kraliçesi geliyor". Hürriyet (Ankara). 10 Nisan 2015. 11 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 11 Nisan 2015.
İsmailoğlu, Orhan (8 Ekim 2014). "14 yıl oldu 'Naber'". Kıbrıs Gazetesi. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
Sabuncuoğlu, Ömür (17 Ağustos 2014). "'Ozan'la her an evlenebiliriz'". Gazete Habertürk. 18 Ağustos 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ "Hande Yener'den 'Kraliçe' dövmesi". Star. 27 Kasım 2012. 4 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Nisan 2015.
^ a b "Eurovision heyecanım çoktan öldü!". Sabah. 19 Aralık 2012. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ Özcan, Bilal (14 Aralık 2012). "Kraliçeymiş!". Bugün. 25 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Nisan 2014.
^ Yurtyapan, Merve (7 Nisan 2010). "Hande'nin şarkıları gibi kıyafetleri de konuşuyor". Sabah. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Hande Yener kıyafetiyle alay konusu oldu". Radikal. 1 Ocak 2012. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Sahnede don giymeyen var". Gazete Habertürk. 7 Mayıs 2012. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Sadece sahnede mayo giyiyorum". Milliyet. 21 Mayıs 2013. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Hande Yener'in değişimi". Gazete Habertürk. 14 Şubat 2012. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Mart 2015.
^ "O hareket için pişman değilim". Hürriyet. 18 Ekim 2007. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Manson etkisi". Hürriyet. 8 Mayıs 2008. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 3 Eylül 2014.
^ Baştürk, Onur (13 Mart 2009). "Son Hande Yener : Bettie, Dita ve Patricia". Hürriyet. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Gence, Hakan (20 Kasım 2010). "Ben artık şarkıcıyım başka hiçbir şekilde de anılmak istemiyorum". Hürriyet. 28 Kasım 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Özbey, Savaş (17 Mart 2006). "Madonna’yla aynı lokantaya gidiyorum". Hürriyet. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Baştürk, Onur (6 Ocak 2006). "İmajlarda Madonna tribi". Hürriyet. 11 Ocak 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ Baştürk, Onur (27 Nisan 2009). "Aşk neredeysen bu yaz çık dışarı". Hürriyet. 3 Eylül 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Eylül 2014.
^ Çapa, Ebru (28 Ocak 2006). "İtiraf ediyorum kelepçenin hastasıyım". Hürriyet. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Lopez'in klonları". Hürriyet. 31 Temmuz 2014. 29 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 3 Eylül 2014.
^ "Hande Gaga". Hürriyet. 14 Ocak 2010. 29 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 4 Haziran 2014.
^ "Şimdi de Lady Gaga’ya benzettiler". Hürriyet. 19 Temmuz 2010. 29 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ Turgud, Ebru Esen (30 Eylül 2013). "Hande Gaga". Hürriyet. 29 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 5 Haziran 2014.
^ Baştürk, Onur (27 Ağustos 2014). "Hande Yener’in Açıkhava konseri nasıldı". Hürriyet. Erişim tarihi : 28 Ağustos 2014. (abonelik gereklidir)
^ "Lady Gaga out, Katy Perry in!". Gazete Habertürk. 1 Nisan 2012. 3 Nisan 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Haziran 2014.
^ "Sırada 'KİM' var!". Akşam. 15 Mart 2015. 16 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 16 Mart 2015.
^ Gülşan, Rahşan (3 Haziran 2010). "Özgün şarkılara çakma klip çekenlere sopa!". Gazete Habertürk. 5 Eylül 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 3 Eylül 2014.
^ "Balondan Kylie çıktı". Hürriyet. 20 Nisan 2010. 29 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Eylül 2012.
^ Baştürk, Onur (21 Haziran 2010). "Mevzular arası trekking". Hürriyet. 25 Haziran 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Mart 2015.
^ "Elle Style Awards". Elle Style Awards. 23 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 29 Haziran 2014.
^ "ELLE Style Awards'da kazananlar belli oldu". CNN Türk. 5 Aralık 2014. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Mart 2015.
^ Dağ Eysen, Erçin (22 Haziran 2014). "Olay kıyafeti Rihanna giymiş!". Akşam. 22 Haziran 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 22 Haziran 2014.
^ a b "Gay'lerle aramızda güzel bir bağ var". Hürriyet. 6 Mart 2008. 21 Şubat 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 27 Ocak 2014.
^ Tezel, Mevlüt (14 Kasım 2007). "Yeni gay ikonu". Hürriyet. Erişim tarihi : 27 Ocak 2014.
^ "En çok gay kulüplere gidiyorum". Hürriyet. 12 Haziran 2008. Erişim tarihi : 28 Ocak 2014.
^ Bağcıbaşı, Bora (16 Haziran 2008 ). "Hande şimdi de gay ikonu". Milliyet. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 9 Haziran 2013.
^ Baştürk, Onur (26 Nisan 2008 ). "City's müdüründen söylentilere yanıt". Hürriyet. Erişim tarihi : 28 Ocak 2014.
^ "Hande Yener sözünü tuttu". Milliyet. 26 Haziran 2009. Erişim tarihi : 30 Ocak 2014.
^ Ezber, Elvan (16 Haziran 2008 ). "Eşcinseller Taksim Meydanı’nda buluştu". Milliyet (İstanbul). 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 10 Haziran 2013.
^ Kıraç, Sabanur (24 Şubat 2010). "Hande’miz var". Milliyet. 3 Şubat 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 10 Haziran 2013.
^ Şengül, Yüksel (13 Mayıs 2010). "Şimdi eskisinden çok daha mutluyum". Hürriyet. 16 Mayıs 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Ocak 2014.
^ "Hande Yener izdihamı". Gazete Habertürk. 18 Haziran 2015. Erişim tarihi : 19 Haziran 2015.
^ Duygu, Serkan (23 Aralık 2000). "Lösemililere sanatçı morali". Milliyet : s. 2.
^ "Yarın kalpler sokakta atacak". Sabah. 22 Ağustos 2007. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 8 Haziran 2014.
^ "Kanser hastalarına destek istiyor!". Sabah. 6 Mayıs 2009. 6 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 8 Haziran 2014.
^ "Hande Yener & Tanju Bir Arada". Michael Show. 6 Aralık 2009. 21 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ "Hande Yener'e neler oluyor? (Video)". Greenpeace Türkiye. 29 Nisan 2010. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Haziran 2014.
^ "İlk fidanlar dikildi". Hürriyet. 11 Aralık 2010. 6 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Şubat 2013.
^ "Sanatçılar Van İçin Pop konserinde buluşuyor". Sabah. 9 Aralık 2011. 6 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 2 Şubat 2013.
^ Hacısalihoğlu, Zafer (23 Eylül 2012). "Hande Yener'e Alex forması". İhlas Haber Ajansı. Aydın. 16 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 9 Haziran 2014.
^ "Kitap kampanyasına Hande desteği". Hürriyet. 24 Temmuz 2013. 27 Temmuz 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Mart 2015.
^ "Kanserli çocuklara umut oldu". Hürriyet. 13 Mayıs 2014. 6 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 14 Haziran 2014.
^ Gökduman, Gökhan (22 Eylül 2014). "Basenlerim Kim gibi mi?". Sabah. 6 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Eylül 2014.
^ "Bu kez Hande düşecek!". Vatan. 31 Temmuz 2014. 28 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 28 Mart 2015.
^ "Hande Yener, Köy Okullarına Kütüphane İçin İmza Attı". Hürriyet. 15 Haziran 2015. 19 Haziran 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 19 Haziran 2015.
^ "Hande Yener'den köy çocuklarına yardım". Gazete Habertürk. 17 Haziran 2015. Erişim tarihi : 19 Haziran 2015.
^ a b Gence, Hakan (29 Mart 2015). "Aşksız seks bana göre değil (sayfa 12)". Hürriyet. 1 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 31 Mart 2015.
^ Özdoğan, Mehmet (12 Temmuz 2014). "Gönüllüler takımının en ünlüsü : Hande Yener". Radikal Blog. 14 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Temmuz 2014.
^ Aday, Samet; Güven, Şafak (1 Haziran 2013). "Ünlülerden Gezi Parkı direnişine destek sürüyor...". Akşam. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Mart 2015.
^ "Onlar da Gezi'nin baskısına tepkili". Sabah. 11 Haziran 2013. 11 Haziran 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Temmuz 2014.
^ "Hande Yener'in Erdoğan'la olan pozu olay oldu!". Kanal A. 12 Temmuz 2014. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 12 Temmuz 2014.
^ "Hande Yener : Özgürlükler çok yalan oldu". CNN Türk. 19 Temmuz 2014. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 21 Temmuz 2014.
^ Akçaay, Emrah (11 Haziran 2015). "Ligler bitti şampiyon belli oldu". Milliyet. 13 Haziran 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 13 Haziran 2015.
^ "MTV EMA Resmi Sitesi : Kazananlar". MTV EMA. 27 Nisan 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 6 Ekim 2012.
^ "Pal FM Ödülleri sahiplerini buldu". Radikal. 8 Mayıs 2013. 10 Mayıs 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 23 Mayıs 2013.
^ "Hande Yener | Sanatçı". Siyaset Dergisi. 11 Mayıs 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Eylül 2012.
^ "Hande Yener". Siyaset Dergisi. 14 Mayıs 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 30 Eylül 2012.
^ "Bol ödüllü, tartışmalı, savaşlı bir 10 yıl". Sabah. 20 Aralık 2009. 16 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi : 16 Ağustos 2015.
Etiketler : Hande Yener ,Kimdir ,Biyografifisi,Hande ,Yener,alt dudak, ne haber,Kışkışşş,Hani Bana,Ya Ya Ya Ya,Acele Etme,Sebastian,Kırmızı,Mükemmel,Dön Bana,Yalanın Batsın,
|
|
|
Ludwig van Beethoven Kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-11-2018, 09:39 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Ludwig van Beethoven Kimdir?
Doğum 17 Aralık 1770
Bonn - Almanya
Ölüm 26 Mart 1827 (56 yaşında)
Viyana - Avusturya
İkâmet Bonn, Almanya (çocukluğunda) Viyana, Avusturya (hayatının geri kalanında)
Meslek Müzisyen, Besteci, Piyanist
İmza ![[Resim: 150px-Signature_Van_Beethoven.svg.png]](https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/95/Signature_Van_Beethoven.svg/150px-Signature_Van_Beethoven.svg.png)
Ludwig van Beethoven (d. 17 Aralık 1770 - ö. 26 Mart 1827), Alman klasik müzik bestecisi.
Ludwig van Beethoven Bonn’da 8 oğlu olan, fakat bunların hepsinin de kendisi gibi engelli olduğu bir ailenin çocuğudur. İlk müzik öğretmeni babasıdır. Alkolik bir müzisyen olan babasının Beethoven’a piyano eğitiminde çok sert ve acımasız davrandığı bilinir. Mutsuz bir çocukluk geçiren Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başlamıştır.
1787 yılında Mozart'la çalışmak umuduyla Viyana'ya gitti. Mozart ile bir süre çalışma fırsatı bulsa da annesinin hastalığı nedeniyle Bonn'a döndü. Annesinin ölümünden sonra 1792'de Viyana'ya geri döndüğünde Mozart'ın ölmüş olduğunu öğrendi.
1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başladı. Joseph Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etti ve her konuda ona destek oldu. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurdu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi.
Beethoven’ın dokuz senfonisi, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece bir opera, Fidelio, bestelemiştir. İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. senfonisini, Eroica olarak da bilinir, Napolyon’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini İmparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.
Beethoven çok titiz çalışan bir müzisyendi. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedeydi. Beethoven, Haydn ve Mozart’tan devraldığı prensipleri geliştirdi, daha uzun besteler yazdı ve daha tutkulu, dramatik eserler oluşturdu. Özellikle Op. 109 piyano sonatıyla Klasik müziğin Romantik Dönemini başlatmıştır.
Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.
1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak siroz hastalığı nedeniyle vefat etmiştir ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.
DEUTSCH
Ludwig van Beethoven (getauft 17. Dezember 1770 in Bonn, Kurköln; † 26. März 1827 in Wien, Kaisertum Österreich) war ein Komponist der Wiener Klassik. Er hat diese zu ihrer höchsten Entwicklung geführt und der Romantik den Weg bereitet.
Leben
Bonn (1770–1792)
Herkunft und Familie
Beethovens Geburtszimmer im Beethoven-Haus, Bonn
Ludwig van Beethovens väterliche Vorfahren stammten aus Mechelen im flämischen Brabant. Mit seinem Großvater Ludwig van Beethoven (1712–1773) ging erstmals ein Musiker aus der Familie hervor. Dieser wurde 1733 als Basssänger an den Kurfürstlichen Hof nach Bonn berufen, 1761 ernannte ihn der neue Kurfürst Maximilian Friedrich zum kurkölnischen Hofkapellmeister. Dessen Sohn Johann (* 14. November 1740, † 18. Dezember 1792) wurde Tenorsänger an der Hofkapelle und erwarb sich darüber hinaus Ansehen als Musiklehrer.[1] Am 12. November 1767 heiratete Johann die früh verwitwete Maria Magdalena Leym geb. Keverich (* 19. Dezember 1746). Aus der Ehe gingen sieben Kinder hervor, von denen nur drei das Säuglingsalter überlebten : Ludwig, Kaspar Karl (getauft 8. April 1774) und Nikolaus Johann (getauft 2. Oktober 1776). Die Geburt eines Bruders gleichen Namens Anfang April 1769[2] trug später zu Ludwig van Beethovens Verunsicherung über sein tatsächliches Alter bei.
Als zweites Kind wurde Ludwig van Beethoven am 17. Dezember 1770 in der damaligen St.-Remigius-Kirche getauft. Geboren wurde er wahrscheinlich am 16. Dezember in der Wohnung der Familie im Haus Nr. 515 (heute Haus Nr. 20) in der Bonngasse.
Obwohl Beethoven erst drei Jahre alt war, als sein Großvater am 24. Dezember 1773 starb, verklärte er diesen zur Identifikationsfigur der Familie.[3]
Ausbildung und Erziehung
Johann van Beethoven erkannte früh die außerordentliche Begabung seines Sohnes und sorgte für eine solide Musikausbildung, an der auch Kollegen der Hofkapelle mitwirkten : der Hoforganist Gilles van den Eeden, der Sänger Tobias Pfeifer, die Violinisten Franz Georg Rovantini und Franz Ries und andere. Über Johann van Beethovens Unterricht sind gewalttätige Übergriffe auf seinen Sohn überliefert.[4] Ob diese Berichte regelmäßige oder vereinzelte Vorfälle schildern, ist unklar.
1782 trat der Komponist und Kapellmeister Christian Gottlob Neefe die Nachfolge van den Eedens als Hoforganist an. Neefe erteilte Beethoven zeitweise Klavier- und Kompositionsunterricht und vermittelte die Veröffentlichung erster Klavierkompositionen : der Variationen über einen Marsch von Dressler WoO 63 und der sogenannten Kurfürstensonaten WoO 47. Ob ihm allerdings die herausragende Rolle als Lehrer Beethovens zukommt, die ihm in der Literatur zugeschrieben wurde, ist zweifelhaft.[5] Im Zusammenhang mit einer Neuorganisation der Hofmusik durch Maximilian Franz, den Nachfolger des verstorbenen Kurfürsten Max Friedrich, kam es 1784 zum Bruch zwischen Beethoven und Neefe.[6]
Im Alter von sieben Jahren trat Beethoven zum ersten Mal öffentlich als Pianist auf. 1782 wurde er Stellvertreter Neefes an der Orgel, zwei Jahre später erhielt er eine feste Anstellung als Organist. Darüber hinaus wirkte er als Cembalist und Bratschist in der Hofkapelle.
Beethovens Schulbildung ging über Grundlegendes wie Lesen, Schreiben und Rechnen kaum hinaus. Zusätzlich erhielt er aber zeitweise Privatunterricht in Latein, Französisch und Italienisch.[7] Geistige Anregung erhielt er darüber hinaus von Freunden aus Bonner Bürgerkreisen, allen voran der Medizinstudent und spätere Arzt Franz Gerhard Wegeler sowie die Familie von Breuning, zu der Beethoven eine geradezu familiäre Beziehung pflegte. Die Freundschaft zu Wegeler und zu Stephan von Breuning dauerte trotz gelegentlicher Krisen lebenslang.
Am Hof des Kurfürsten Maximilian Franz herrschte ein liberales Klima. Aufklärerisches Gedankengut wurde u. a. in den Kreisen des Illuminatenordens, einer den Freimaurern nahestehenden Geheimgesellschaft, gepflegt. Zahlreiche Hofmusiker waren Mitglied der Bonner Loge, Neefe stand ihr vor. Nach dem Verbot der Illuminaten 1785 sammelten sich ihre Bonner Mitglieder in der 1787 gegründeten Lese- und Erholungsgesellschaft. Durch den an der Bonner Universität lehrenden Eulogius Schneider kam Beethoven auch früh mit den Ideen der Französischen Revolution in Berührung.[8]
Studienreise nach Wien
1784 schrieb Neefe über Beethoven, er werde „gewiß ein zweyter Wolfgang Amadeus Mozart werden, wenn er so fortschritte, wie er angefangen“.[9] Bei Maximilian Franz, Kurfürst seit 1784 und erklärter Liebhaber der Musik Mozarts, traf diese Einschätzung auf fruchtbaren Boden. Ende Dezember 1786 brach Beethoven zu einer von Max Franz geförderten Reise nach Wien auf, um Kompositionsschüler Mozarts zu werden. Als Beethoven nach etwa dreimonatigem Aufenthalt die Rückreise antrat, unterbrach er diese mehrfach, um in Regensburg, München und Augsburg Station zu machen.[10] Im Mai 1787 kehrte er nach Bonn zurück. Es ist nicht bekannt, ob es überhaupt zu einer Begegnung mit Mozart kam; für einen Unterricht durch das Vorbild fehlt jeder Beleg, und der Kurfürst zeigte sich von den Ergebnissen der Reise entsprechend enttäuscht.[11] Der Grund für das Scheitern des Plans ist unklar.
Letzte Bonner Jahre und Abschied von Bonn
Zurück in Bonn traf Beethoven auf eine dramatisch veränderte familiäre Situation. Der Gesundheitszustand der an der „Schwindsucht“ erkrankten Mutter hatte sich in kritischer Weise verschlechtert. Sie verstarb am 17. Juli 1787. Der Vater verlor zunehmend die Kontrolle über seinen ohnehin hohen Alkoholkonsum, sodass er schließlich nicht mehr in der Lage war, für seine drei Söhne zu sorgen. 1789 wurde er vom Dienst suspendiert, und Ludwig als ältestem Sohn wurde die Verfügungsgewalt über die Hälfte der Pension des Vaters erteilt, wodurch ihm faktisch die Rolle des Familienoberhauptes zufiel.
Mitte September 1791 kam Beethoven als Organist und Bratschist der Bonner Hofkapelle zu einem Generalkapitel des Deutschen Ordens nach Mergentheim. Die Reise der kurkölnischen Hofkapelle ging auf zwei Schiffen vonstatten, die über Rhein und Main bis Miltenberg fuhren. Beethoven, von seinen Freunden seines bräunlichen Teints und der schwarzen Augen wegen Spagnol genannt, agierte hierbei als Küchenjunge. Von Miltenberg ging es mit der Kutsche weiter nach Mergentheim, wo sich Beethoven bis Ende Oktober 1791 aufhielt.[12]
Durch seinen Eintritt in den Deutschen Orden kam der aus Wien stammende Graf Ferdinand Ernst von Waldstein nach Bonn. Er wurde Beethovens erster adeliger Förderer, regte ihn zu Kompositionen an, so zur Musik zu einem Ritterballett WoO 1 und zu den Variationen über ein Thema von Graf Waldstein WoO 67, und nutzte seinen Einfluss auf den Kurfürsten, um ihn zur Fortsetzung der Förderung Beethovens zu bewegen.
Als im Juli 1792 Joseph Haydn auf dem Rückweg einer Englandreise in Bonn Station machte, wurde ein zweiter Studienaufenthalt Beethovens in Wien vereinbart. Nachdem Mozart bereits verstorben war, sollte er nun – nach einem Stammbucheintrag Waldsteins – „Mozart’s Geist aus Haydens Händen“ erhalten.[13] Noch im November desselben Jahres brach Beethoven nach Wien auf.
Die erste Wiener Dekade (1792–1802)
Einer der zahlreichen Wohnorte Beethovens in Wien (Sommer 1817)[14]
Neuorientierung
Eine Folge von Ereignissen bewirkte, dass aus Beethovens Studienreise nach Wien ein dauerhafter und endgültiger Aufenthalt wurde. Kurz nach Beethovens Ankunft, am 18. Dezember 1792, starb sein Vater. 1794 besetzten französische Truppen das Rheinland, und der kurfürstliche Hof musste fliehen. Damit war Beethoven nicht nur der Boden für die Rückkehr nach Bonn entzogen, auch die Gehaltszahlungen des Kurfürsten blieben nun aus. Im Frühjahr 1794 schließlich übersiedelte sein Bruder Kaspar Karl nach Wien, im Dezember 1795 folgte auch Bruder Johann.
In Wien fand Beethoven bald die Unterstützung adeliger Musikliebhaber, die ihm halfen, in der neuen Heimat Fuß zu fassen, darunter Fürst Franz Joseph Maximilian von Lobkowitz und Gottfried Freiherr van Swieten. Eine besondere Rolle spielte Fürst Karl Lichnowsky; in seinem Haus knüpfte Beethoven Kontakte zu Wiener Musikerkreisen und lernte den Geiger Ignaz Schuppanzigh kennen, der als Interpret wesentlich zur Verbreitung seiner Werke beitragen sollte. Lichnowsky stellte Beethoven zeitweise eine Wohnung in seinem Haus zur Verfügung.
Ab 1800 zahlte Lichnowsky an Beethoven ein jährliches Gehalt in Höhe von 600 Gulden und schuf damit für die folgenden Jahre die Grundlage für eine unabhängige künstlerische Existenz.[15]
Unterricht bei Haydn und anderen
Wie vereinbart nahm Beethoven bei Haydn Kompositionsunterricht, der von Beethovens Ankunft in Wien (November 1792) bis kurz vor Haydns Abreise nach England (19. Januar 1794) gedauert hat.[16] Das Verhältnis zwischen dem renommierten Lehrer und dem eigenwilligen, selbstbewussten Schüler blieb nicht frei von Meinungsverschiedenheiten und Konflikten; so, als Haydn Bedenken gegen Beethovens Klaviertrio op. 1 Nr. 3 äußerte, da er es für zu schwer verständlich hielt.[17] Auch wenn Beethoven einmal über seinen Lehrer gesagt haben soll, „nie etwas von ihm gelernt“[18] zu haben, so prägten Haydns Werke doch Beethovens Entwicklung als Komponist nachhaltig, vor allem auf den Gebieten der Sinfonie und der Kammermusik.
Allerdings scheint Beethoven mit Haydn als Lehrer unzufrieden gewesen zu sein. Heimlich nahm er Unterricht bei Johann Baptist Schenk. Ab 1794 studierte er Kontrapunkt bei Johann Georg Albrechtsberger, und von Antonio Salieri ließ er sich in der Gesangskomposition unterweisen.
Pianist und Komponist
Beethovens Erfolge als Komponist hängen anfangs eng mit seiner Karriere als Klaviervirtuose zusammen. In den ersten zehn Jahren in Wien entstanden allein 20 seiner 32 Klaviersonaten, darunter die Grande Sonate pathétique op. 13 in c-Moll und die beiden Sonaten op. 27, deren zweite unter der (nicht von Beethoven stammenden) Bezeichnung „Mondscheinsonate“ bekannt wurde; der Titelzusatz „quasi una fantasia“ deutet an, dass die Improvisation am Klavier eine wichtige Inspirationsquelle für den Komponisten war.
Am 29. März 1795 trat Beethoven mit seinem Klavierkonzert B-Dur op. 19 erstmals als Pianist an die Wiener Öffentlichkeit. Besonderes Aufsehen erregte er auch durch seine herausragende Fähigkeit zum freien Fantasieren. 1798 unternahm der junge Virtuose eine Konzertreise unter anderem nach Prag, Dresden und Berlin, die ein großer künstlerischer und finanzieller Erfolg wurde. Die von Lichnowsky initiierte Tournee folgte der Route der Reise, die der Fürst 1789 mit Mozart unternommen hatte.[19]
Die ersten Kompositionen, die Beethoven drucken ließ, waren die drei 1794/95 entstandenen Klaviertrios, die er mit der Opusnummer 1 versah. In den folgenden Jahren setzte sich Beethoven mit zwei weiteren zentralen Gattungen der Klassik auseinander : dem Streichquartett und der Sinfonie. Zwischen 1798 und 1800 komponierte er, nach intensivem Studium der Quartette Haydns und Mozarts, eine erste Serie von sechs Quartetten, die er als op. 18 dem Fürsten Lobkowitz widmete. Kurz darauf, 1800 und 1802, präsentierte sich Beethoven als Sinfoniker. Die Widmung der 1. Sinfonie op. 21 in C-Dur ging an van Swieten, die der 2. Sinfonie op. 36 in D-Dur an den Fürsten Lichnowsky.
Gehörleiden
Beethovens wachsender Erfolg als Pianist und Komponist wurde von einer schwerwiegenden Beeinträchtigung überschattet : Etwa um 1798 zeigten sich erste Symptome jenes Gehörleidens, das schließlich zur Taubheit führen sollte. Nach Beethovens eigenem Bericht[20] aus dem Jahr 1801 verschlimmerte sich das Leiden innerhalb weniger Jahre; es scheint jedoch in den Folgejahren einige Zeit stagniert zu haben.
Die Ursache der Erkrankung ist Gegenstand zahlreicher Untersuchungen.[21][22][23] Zu den möglichen Ursachen zählen eine Atrophie der Gehörnerven oder eine Otosklerose.[24]
Beethovens Gehörleiden stellte nicht nur eine ernste Bedrohung seiner Laufbahn als Musiker dar; es beeinträchtigte auch seinen gesellschaftlichen Umgang. Die Krankheit stürzte Beethoven in eine schwere persönliche Krise, die ihn zeitweilig sogar an Selbstmord denken ließ. Beethoven offenbarte seinen Seelenzustand im sogenannten Heiligenstädter Testament,[25] einem Schriftstück, das er im Oktober 1802 am Ende einer Kur in Heiligenstadt verfasste, nachdem auch diese ohne den erhofften Erfolg geblieben war.
Die mittleren Wiener Jahre (etwa 1802 – etwa 1812)
Profilierung als Komponist
Beethoven, 1805. Dieses Porträt von Joseph Willibrord Mähler war bis zu seinem Tod in Beethovens Besitz.[26]
Die mittleren Wiener Jahre, vom Beethoven-Biographen Maynard Solomon als die „heroische Periode“[27] bezeichnet, sind, der Beeinträchtigung durch das Gehörleiden zum Trotz, die produktivste Phase in Beethovens Schaffensbiographie. Beethoven hatte zu dieser Zeit einen eigenen unverwechselbaren Stil entwickelt.
Sechs der neun Sinfonien komponierte Beethoven allein zwischen Herbst 1802 und 1812, darunter so bekannte Werke wie die 3. Sinfonie Eroica, die 5. Sinfonie und die 6. Sinfonie Pastorale. Darüber hinaus entstanden das 4. und 5. Klavierkonzert sowie die Endfassung des 3. Klavierkonzerts, das Violinkonzert op. 61 und die fünf „mittleren“ Streichquartette op. 59 Nr. 1–3, op. 74 und op. 95.
Auch die erste Fassung seiner einzigen Oper Fidelio komponierte Beethoven in dieser Zeit. Am 20. November 1805 wurde sie unter dem ursprünglichen Titel Leonore zum ersten Mal aufgeführt, in der Folge aber noch zweimal überarbeitet.
Seinen bis dahin größten Erfolg erzielte Beethoven 1813/1814 mit den Aufführungen eines eigens aus Anlass des Wiener Kongresses komponierten Werkes, Wellingtons Sieg oder Die Schlacht bei Vittoria op. 91, das den entscheidenden Sieg der Engländer über die napoleonischen Truppen schildert und damit beim Publikum den Geist der Zeit traf.
Französische Einflüsse
Die Französische Revolution und die Gestalt Napoléon Bonapartes hatten auf Beethoven einen starken Eindruck gemacht und wirkten sich nachweislich auf sein Schaffen aus.
So hatte Beethoven die 3. Sinfonie Eroica ursprünglich mit dem Zusatz „intitulata Bonaparte“ oder „geschrieben auf Bonaparte“ versehen wollen. Eine Anekdote berichtet, Beethoven habe den Titelzusatz wütend entfernt, nachdem Napoléon im Dezember 1804 sich selbst zum Kaiser gekrönt hatte.[28] Wahrscheinlich hängt die Änderung des ursprünglichen Titels eher mit einer geplanten, aber letztlich nicht durchgeführten Reise nach Paris[29] zusammen.
Auf eine französische Revolutionsoper, Léonore ou L’amour conjugal (Leonore oder Die eheliche Liebe) von Jean Nicolas Bouilly, geht der Stoff zurück, den Beethoven in seiner Oper Fidelio verarbeitete, und in seiner 5. Sinfonie in c-Moll op. 67 griff er Elemente der sogenannten Revolutionsmusik auf; ein Stil, den französischen Komponisten wie André-Ernest-Modeste Grétry, Étienne-Nicolas Méhul und Luigi Cherubini Ende des 18. Jahrhunderts geprägt hatten.[30]
Mäzene und Lebensunterhalt
Im Verhältnis zwischen Beethoven und seinem bis dahin wichtigsten Mäzen, dem Fürsten Lichnowsky, kam es im Laufe der Jahre zu einer zunehmenden Entfremdung. Die Spannungen eskalierten im Herbst 1806 bei einem Aufenthalt Beethovens auf Schloss Grätz (tschechisch Hradec) bei Troppau (tschechisch Opava), dem Sitz des Fürsten, in einer ernsten Auseinandersetzung. Etwa zur gleichen Zeit, 1806 oder 1807, stellte Lichnowsky, der in jenen Jahren außerordentlich hohe finanzielle Verpflichtungen zu erfüllen hatte, die jährlichen Gehaltszahlungen an den Komponisten ein.[31]
Zwar bezog Beethoven neben dem fürstlichen Gehalt nicht unerhebliche Einkünfte aus Verlagsverträgen und Konzerteinnahmen, doch garantierten diese keine dauerhafte finanzielle Absicherung. Daher bewarb sich Beethoven im Dezember 1807 – vergeblich – bei der k.k. Hoftheaterdirektion um eine Anstellung und erwog darüber hinaus, Wien zu verlassen.[32] Eine entsprechende Gelegenheit bot sich, als ihn Friedrich Ludwig III. Graf Truchsess zu Waldburg im November 1808 als Kapellmeister an den Hof Jérôme Bonapartes nach Kassel berief.[33]
Durch eine Initiative Ignaz von Gleichensteins und der Gräfin Marie Erdödy, die zu Beethovens engstem Freundeskreis gehörten, gelang es, Beethoven in Wien zu halten. Am 1. März 1809 sicherten Erzherzog Rudolph, Franz Joseph Fürst Lobkowitz und Ferdinand Fürst Kinsky dem Komponisten per Dekret ein festes jährliches Gehalt zu unter der einzigen Bedingung, dass Beethoven in Wien wohnen bliebe (der sogenannte Rentenvertrag).[34] Die Hoffnung Beethovens auf finanzielle Unabhängigkeit erhielt jedoch nach kurzer Zeit gleich mehrere Rückschläge : die Geldentwertung durch das sogenannte Finanzpatent im Frühjahr 1811, der Tod des Fürsten Kinsky im folgenden Jahr und der drohende Bankrott des Fürsten Lobkowitz 1813. Dadurch war Beethoven gezwungen, die Fortsetzung der Zahlungen gerichtlich einzuklagen.[35]
Begegnung mit Bettina Brentano und Goethe
Beethovens Wertschätzung Johann Wolfgang von Goethes begann sich seit den 1790er Jahren vor allem in seinen Liedkompositionen niederzuschlagen. 1809/1810 kumulierte die kompositorische Beschäftigung mit dem Dichter in den Liederzyklen op. 75 und op. 83 sowie der Schauspielmusik zu Egmont op. 84.
Während ihres Wienaufenthalts im Frühjahr-Sommer 1810 lernte Beethoven Ende Mai Bettina Brentano kennen, die Schwester des Dichters Clemens Brentano. Sie gewann sein Vertrauen und nutzte ihre Freundschaft zu Goethe, ein Treffen der beiden Künstlerpersönlichkeiten anzuregen. Durch die literarisch stark überformten Darstellungen ihrer Beziehung zu Beethoven hat Bettina Brentano später das romantische Beethoven-Bild maßgeblich mit geprägt.[36]
Zur lange angebahnten Zusammenkunft zwischen Beethoven und Goethe kam es im Juli 1812 (19., 20., 21. und 23.), als sich beide im böhmischen Kurbad Teplitz aufhielten. Das Ergebnis war eher durchwachsen : Am 19. Juli schrieb Goethe an seine Frau : „Zusammengefaßter, energischer, inniger habe ich noch keinen Künstler gesehen. Ich begreife recht gut, wie er gegen die Welt wunderlich stehen muß.“[37] Und am 12. September 1812 schrieb Goethe aus Karlsbad an seinen Freund Carl Friedrich Zelter, den Leiter der Berliner Sing-Akademie : „Beethoven habe ich in Teplitz kennengelernt. Sein Talent hat mich in Erstaunen gesetzt; allein er ist leider eine ganz ungebändigte Persönlichkeit, die zwar gar nicht unrecht hat, wenn sie die Welt detestabel findet, aber sie freilich dadurch weder für sich noch für andre genußreicher macht. Sehr zu entschuldigen ist er hingegen und sehr zu bedauern, da ihn sein Gehör verläßt, was vielleicht dem musikalischen Teil seines Wesens weniger als dem geselligen schadet. Er, der ohnehin lakonischer Natur ist, wird es nun doppelt durch diesen Mangel.“[38] Dagegen schrieb Beethoven lakonisch am 9. August von Franzensbad an seinen Verleger Härtel : „Göthe behagt die Hofluft sehr, mehr als einem Dichter ziemt. Es ist nicht vielmehr über die Lächerlichkeiten der Virtuosen hier zu reden, wenn Dichter, die als die ersten Lehrer der Nation angesehen sein sollten, über diesem Schimmer alles andere vergessen können.“[39]
Beziehungen zu Frauen und die „Unsterbliche Geliebte“
Zwar war Beethoven nach einer Aussage von Franz Gerhard Wegeler „sehr häufig verliebt“,[40] doch bezog sich dies nur auf eine kurze Periode in den 1790er Jahren, als Wegeler in Wien war. Frauen spielten jedoch in vieler Hinsicht eine große Rolle in Beethovens Leben : als Freundinnen und Vertraute, als Interpretinnen oder als Widmungsempfängerinnen.
Johanna von Honrath
Beethovens erste große Liebe galt Johanna von Honrath. Sein Jugendfreund Franz Gerhard Wegeler schreibt über die Bonner Jugendzeit des Komponisten : „Seine und Stephan von Breuning’s erste Liebe war Fräulein Jeanette d’Honrath aus Köln, Neumarkt Nro. 19. (jetziges Wohnhaus des Baumeisters Herrn Biercher), die oft einige Wochen in der von Breuning’schen Familie in Bonn zubrachte. Sie war eine schöne, lebhafte Blondine, von gefälliger Bildung und freundlicher Gesinnung, welche viele Freude an der Musik und eine angenehme Stimme hatte.“[41]
Maria Anna Wilhelmine von und zu Westerholt-Gysenberg
Maria Anna Wilhelmine von und zu Westerholt-Gysenberg war wohl ebenfalls eine Jugendliebe Beethovens. Er selbst spricht sie in seinen Brief als „ma très cher amie“[42] (deutsch „meine sehr liebe Freundin“') an, was eher für eine innige Freundschaft als für Liebe spricht. Sein Jugendfreund Franz Gerhard Wegeler schreibt dagegen einige Jahre später über Beethovens erste Liebe von einem Fräulein v. W. – wobei er unbekannt lässt, welche Person er damit meinte :
„Darauf folgte die liebevollste Zuneigung zu einer schönen und artigen Fräulein v. W., von welcher Werther-Liebe Bernhard Romberg mir vor drei Jahren noch Anecdoten erzählte. Diese Liebschaften fielen jedoch in das Uebergangs-Alter und hinterließen eben so wenig tiefe Eindrücke, als sie deren bei den Schönen erweckt hatten.“
– Franz Gerhard Wegeler[43]
Gräfin Marie von Erdödy
Zu Beethovens längsten und treuesten Freundinnen gehörte die Gräfin Marie von Erdődy (1779–1837). Mehrere seiner Werke sind ihr gewidmet. Sie besaß außer ihrer Stadtwohnung ein Haus in Jedlesee, in dem Beethoven 1815 gewohnt haben soll. In der älteren Literatur wird verschiedentlich vermutet, dass es eine kurzzeitige Liebesbeziehung zwischen Beethoven und der Gräfin gab, was jedoch reine Spekulation ist.
Gräfin Josephine Brunsvik
Besonders freundschaftlich wurde Beethoven von der ungarischen Familie Brunsvik aufgenommen. Die Schwestern Therese, Josephine, Charlotte und ihr Bruder Franz begegneten dem Komponisten erstmals 1799.[44] Als die Familie nach 18 Tagen wieder in ihre ungarische Heimat zurückkehrte, schrieb Beethoven in Josephines und Thereses Album einen Auszug von Goethes Gedicht „Ich denke dein“.
Auf Drängen der Mutter, die ihre schöne Tochter mit einem wohlhabenden Adligen vermählen wollte, heiratete Josephine Brunsvik noch im Sommer 1799 den Grafen Joseph von Deym, zog zu ihm nach Wien und gebar in ihrer kurzen Ehe vier Kinder. In dieser Zeit war Beethoven Josephines Klavierlehrer und regelmäßiger „standhafter Besucher der jungen Gräfin“.[45] Nachdem Graf Deym Anfang 1804 unerwartet gestorben war, entwickelte sich zwischen Beethoven und Josephine eine Liebesbeziehung. Zwischen 1804 und 1809 schrieb Beethoven Josephine mindestens vierzehn teils leidenschaftliche Liebesbriefe, in denen er sie unter anderem als „Engel“, „mein Alles“ und als seine „einzig Geliebte“ bezeichnete und ihr „ewige Treue“ schwor. Der Briefwechsel, soweit erhalten, dokumentiert aber auch die seelischen Konflikte des Paares, die aus dem Widerspruch zwischen ihren persönlichen Gefühlen und den Zwängen der Realität resultierten : [46] Josephine hatte vier Kinder zu versorgen, und im Falle einer Heirat mit dem nichtadligen Beethoven hätte sie die Vormundschaft für sie verloren.[47] Im Herbst 1807 zog sich Josephine schließlich auf Druck ihrer Familie von Beethoven zurück. Bereits 1805 hatte Therese voller Besorgnis an Charlotte geschrieben : „Aber sage mir, Pepi und Beethoven, was soll daraus werden? Sie soll auf ihrer Hut sein! … Ihr Herz muß die Kraft haben nein zu sagen, eine traurige Pflicht, wenn nicht die traurigste aller.“[48]
1810 ging Josephine eine zweite Ehe mit dem estnischen Baron Christoph von Stackelberg ein, die sich für sie äußerst unglücklich entwickelte. Ende Juni/Anfang Juli 1812 verließ Stackelberg sie. In ihrem Tagebucheintrag vom 8. Juni 1812 heißt es : „Ich habe heute einen schweren Tag. – Die Hand des Schicksals ruht düster auf mir – Ich sah nebst meinem tiefen Kummer auch noch die Entartung meiner Kinder und – fast – aller Muth wich von mir –!!!“[49] Kurz darauf notierte sie in ihrem Tagebuch, dass sie beabsichtigte, nach Prag zu reisen : „St. will daß ich mir selbst sitzen soll [er hat mich sitzen gelassen]. er ist gefühllos für bittende in der Noth. [...] Ich will Liebert in Prague [!] sprechen. ich will die Kinder nie von mir lassen. [...] Ich habe Stackb zu liebe [mich] physisch zugrunde gerichtet indem ich [...] noch so viele Kummer und Krankheit durch ihn zugezogen habe.“[50] In Prag traf Beethoven am 3. Juli seine „Unsterbliche Geliebte“.
1817 notierte Therese, die weiterhin mit Beethoven in Verbindung blieb, in ihrem Tagebuch über ihre kranke Schwester : „Ob Josephine nicht Strafe leidet wegen Luigi’s Weh? Seine Gattin – was hätte sie nicht aus dem Heros gemacht!“[51] Eine Tagebuchnotiz Thereses von 1848 lautet : „Ich Glückliche hatte Beethovens intimen, geistigen Umgang so viele Jahre! Josephinens Haus- und Herzensfreund! Sie waren füreinander geboren und lebten beide noch, hätten sie sich vereint.“[52]
Zahlreiche Beethoven-Forschende, vor allem im deutschsprachigen Raum, darunter La Mara, Siegmund Kaznelson, Harry Goldschmidt, Brigitte und Jean Massin, Marie-Elisabeth Tellenbach, Carl Dahlhaus und Rita Steblin, halten Josephine für Beethovens „Unsterbliche Geliebte“.
Gräfin Giulietta Guicciardi
Über die Schwestern Brunsvik lernte Beethoven um 1801/02 auch deren Cousine Gräfin Giulietta Guicciardi (1782–1856) kennen und verliebte sich kurzzeitig in sie. Er war sich jedoch darüber im klaren, dass eine Heirat wegen des Standesunterschiedes nicht in Frage kam.[53] Außerdem war sie bereits mit dem Grafen Wenzel von Gallenberg verlobt, den sie 1803 heiratete.[54] Beethoven widmete ihr 1802 die als „Mondscheinsonate“ bekannte Sonata quasi una Fantasia, op. 27 Nr. 2.
Marie Bigot
Mit der französischen Pianistin Marie Bigot verkehrte Beethoven insbesondere im Jahre 1807. Die Freundschaft kam wahrscheinlich zustande, da Maries Gatte Paul Bigot bei Beethovens Gönner, dem Grafen Andrej Rasumowsky, als Bibliothekar tätig war. Von der Beziehung zeugen mehrere Briefe Beethovens. Er schenkte Marie auch das Autograph seiner berühmten Appassionata, das sich heute in der Bibliothèque nationale de France in Paris befindet. Anfang März 1807 lud Beethoven Marie zu einer Spazierfahrt ein, als ihr Mann abwesend war.[55] Dessen offensichtlich eifersüchtige Reaktion veranlasste Beethoven, kurz darauf einen Entschuldigungsbrief an das Ehepaar zu schreiben, in dem er betonte : „[...] ohnedem ist es einer meiner ersten Grundsätze nie in einem andern als Freundschaftlichen Verhältniß mit der Gattin eines andern zu stehen.“[56]
Elisabeth Röckel
Etwa im Frühjahr 1808 begegnete Beethoven erstmals der damals 15-jährigen Sängerin Elisabeth Röckel, der Schwester des Tenors Joseph August Röckel, der in den Fidelio-Aufführungen von 1806 die Partie des Florestan übernommen hatte. Zusammen mit ihrem Bruder wohnte sie in einer Dienstwohnung des Theaters an der Wien, wo sie als „Elis. [!] Rökel“ verzeichnet wurde und sich mit der gleichfalls dort lebenden Sängerin Anna Milder-Hauptmann befreundete, von der sie in einem Brief tatsächlich mit „Elise“ [!] angeredet wurde.[57] Nach einer zweifelhaften Aussage von Anton Schindler gegenüber Gerhard von Breuning wollte Beethoven sie heiraten. Sie selbst hat das später bestritten, berichtete aber mehrfach, dass Beethoven ihr sehr zugetan war. In ihrem offiziellen Nekrolog heißt es : „Zu ihren Verehrern gehörte auch Beethoven.“[58] 2010 stellte Klaus Martin Kopitz die These auf, Beethoven habe für sie am 27. April 1810 sein berühmtes Albumblatt „Für Elise“ komponiert.[59] 2015 veröffentlichte er weitere, bislang unbekannte Quellen über ihre Beziehung zu Beethoven.[60] Das Autograph des Albumblattes war später im Besitz von Therese Malfatti, aus deren Nachlass es nach München zu der Lehrerin Babette Bredl gelangte, der Mutter von Malfattis Hausfreund und Erbe Rudolph Schachner. Bredl lieh das Autograph Ludwig Nohl, der es abschrieb und publizierte. Obwohl er ausdrücklich erklärte, es sei „nicht für Therese geschrieben“, sind mehrere Beethoven-Forscher der Ansicht, sie sei dennoch als Widmungsempfängerin anzusehen.
Elisabeth Röckel heiratete 1813 Johann Nepomuk Hummel und zog mit ihm nach Weimar, kam aber im März 1827 noch einmal nach Wien. Auf Wunsch des sterbenden Beethoven besuchte sie diesen mehrfach und erhielt zum Andenken eine Locke des Komponisten und dessen letzte Schreibfeder. Die Reliquien sind seit 2012 im Besitz des Beethoven Center der San José State University.[61] Kurz nach dem Tode des Komponisten gestand sie Schindler, „welch’ tiefe Wurzeln ihre einstige Liebe zu Beeth. geschlagen u noch immer in ihr lebe.“[62]
Der Musikwissenschaftler Michael Lorenz bezweifelte 2011, dass Elisabeth sich „Elise“ nannte, da dies nur durch wenige Quellen zu belegen ist. Wie er aber gleichfalls bemerkt, „wurde im Wien des Vormärz zwischen den Namen Elisabeth und Elise nicht mehr unterschieden, sie waren austauschbar und quasi identisch“.[63]
Therese von Malfatti
Eine weitere Frau in Beethovens Leben war Therese Malfatti. Beethoven lernte sie 1809 durch seinen Freund Ignaz von Gleichenstein kennen, der 1811 Thereses Schwester Anna heiratete. Im Frühjahr 1810, angesichts Josephine Brunsviks Wiederverheiratung, plante Beethoven offenbar, Therese Malfatti einen Heiratsantrag zu machen, und ließ sich dafür von seinem Freund Franz Gerhard Wegeler in Bonn eine Abschrift seines Taufscheins besorgen. Als dann Therese von Malfatti seinen Antrag aber abwies – ihre Familie war aus Standesrücksichten ebenfalls dagegen –, überwand Beethoven diese Ablehnung vergleichsweise leicht. Therese blieb danach freundschaftlich mit ihm verbunden.[64]
Antonie Brentano
Ende Mai 1810 lernte Beethoven durch Bettina Brentano deren Schwägerin Antonie Brentano kennen, die von 1809 bis 1812 in Wien lebte, um den umfangreichen Nachlass ihres verstorbenen Vaters Johann Melchior Edler von Birkenstock zu verkaufen. Sie schrieb im März 1811 in einem Brief an Bettina, Beethoven sei ihr „einer der liebsten Menschen“ geworden und besuche sie „beinahe täglich“.[65] Zwischen dem Ehepaar Franz und Antonie Brentano und Beethoven entwickelte sich eine freundschaftliche Beziehung, die Antonie in ihrem Tagebuch als „Wahlverwandtschaft“ bezeichnete.[66] Sie besaß auch das Autograph von Beethovens Lied An die Geliebte, WoO 140, auf dem von ihrer Hand vermerkt ist : „den 2n März 1812 mir vom Author erbethen“.[67] Dieses Lied hatte Beethoven kurz zuvor der bayerischen Sängerin Regina Lang ins Stammbuch geschrieben.[68] 1972 stellte Maynard Solomon die Hypothese auf, Beethovens Brief an die „Unsterbliche Geliebte“ vom 6./7. Juli 1812 sei an Antonie Brentano gerichtet. Aus dem Brief geht hervor, dass die Adressatin am 3. Juli 1812 in Prag gewesen sein muss und sich zum Zeitpunkt der Niederschrift des Briefes in „K.“ (vermutlich Karlsbad) aufgehalten haben könnte. Antonie reiste mit ihrer Familie von Prag nach Karlsbad weiter. Obwohl sich nicht beweisen lässt, dass Beethoven in Prag mit Antonie zusammentraf,[69] und die „Unsterbliche Geliebte“ möglicherweise doch nicht nach „K“ ging,[70] haben sich mittlerweile zahlreiche Beethoven-Forscher dieser Hypothese angeschlossen, darunter Yayoi Aoki, Barry Cooper, William Kinderman, Klaus Martin Kopitz, Lewis Lockwood[71] und Susan Lund.
„Unsterbliche Geliebte“
→ Hauptartikel : Unsterbliche Geliebte
Beethovens Brief an die „Unsterbliche Geliebte“, den er am 6./7. Juli 1812 in Teplitz während einer Reise in die böhmischen Kurbäder verfasste, ist neben dem Heiligenstädter Testament das bedeutendste Selbstzeugnis des Komponisten.[72] Er richtet sich an eine namentlich nicht genannte Frau, mit der es kurz zuvor, am 3. Juli in Prag, zu einer für die Zukunft der Beziehung entscheidenden Begegnung gekommen war. Aus dem Brief geht unter anderem die gegenseitig eingestandene Liebe hervor und die Hoffnung auf eine dauerhafte Verbindung der Liebenden, der aber offenbar große Hindernisse entgegenstehen. Die Identität der „Unsterblichen Geliebten“ ist unter Beethoven-Forschern umstritten.
Krise und letzte Jahre (etwa 1812–1827)
Lebenskrise
Beethoven im Jahr 1815, Detail aus einem Gemälde von Willibrord Joseph Mähler
Vom Jahr 1812 an begann sich Beethovens Lebenssituation deutlich zum Schlechteren zu verändern. Zu den schicksalhaften Ereignissen um die „Unsterbliche Geliebte“ kamen materielle Sorgen im Zusammenhang mit dem Rentenvertrag und eine Verschlimmerung des Gehörleidens bis hin zur völligen Taubheit. Von etwa 1813 an verwendete Beethoven Hörrohre, um mit seiner Umgebung zu kommunizieren, ab 1818 ist der Gebrauch sogenannter Konversationshefte nachzuweisen, worin die Gesprächspartner ihre Äußerungen notierten.[73] Aufgrund seiner fortgeschrittenen Schwerhörigkeit war es ihm nicht mehr möglich, als Pianist aufzutreten.
Am 15. November 1815 starb Beethovens Bruder Kaspar Karl und hinterließ einen neun Jahre alten Sohn. Beethoven verstrickte sich in einen über Jahre andauernden, zermürbenden Rechtsstreit mit seiner Schwägerin Johanna um die Vormundschaft über seinen Neffen Karl, in dessen Verlauf ihm diese wechselweise zu- und wieder abgesprochen wurde. In seiner Funktion als Ersatzvater scheiterte Beethoven mit dem Versuch, den Schützling seinen moralisch überzogenen Erziehungszielen zu unterwerfen.[74]
Neue Kompositionspläne und letzte Werke
Gleichzeitig mit Beethovens persönlicher Krise vollzog sich ein Wandel seines kompositorischen Stils. 1813 bis 1814 war er zunächst mit der Komposition von Wellingtons Sieg sowie einer gründlichen Revision seiner Oper Leonore zu Fidelio beschäftigt. In den Folgejahren wandte sich Beethoven noch einmal intensiv der Klaviersonate zu. Es entstanden die Sonaten op. 90 (1814), op. 101 (1815–1817) und op. 106 („Hammerklavier-Sonate“, 1817–1818 ). Gleichzeitig schuf Beethoven die beiden Cellosonaten op. 102 (1815), den Liederkreis An die ferne Geliebte op. 98 (1816) sowie die Vertonung von Goethes Meeres Stille und glückliche Fahrt für Chor und Orchester op. 112.
Hatte sich Beethoven einige Jahre fast ausschließlich Werken für kleinere Besetzungen gewidmet, so bot sich 1819 ein Anlass, wieder ein größeres Werk in Angriff zu nehmen. Sein langjähriger Mäzen und Klavierschüler, der Erzherzog Rudolph, sollte am 20. März 1820 als Erzbischof von Olmütz (tschechisch Olomouc) inthronisiert werden. Beethoven wurde mit der Komposition einer großen feierlichen Messe beauftragt. Doch der Kompositionsprozess der Missa solemnis op. 123 begann sich zu verselbständigen, sodass Beethoven das Werk erst Ende 1822 / Anfang 1823 vollendete.
Gleichzeitig mit der Messe arbeitete Beethoven an den 33 Veränderungen über einen Walzer von Anton Diabelli op. 120, einem Variationenzyklus für Klavier, der auf einen Aufruf des Musikverlegers und Komponisten Diabelli zurückging. Dieser hatte seinen Walzer an zahlreiche Komponisten geschickt mit der Bitte, je eine Variation zu einer geplanten Sammelausgabe beizusteuern. Während der Arbeit an der Missa solemnis und den Diabelli-Variationen setzte Beethoven mit op. 109, 110 und 111 die Serie seiner letzten Klaviersonaten fort.
Nach mehr als zehnjähriger Pause wandte sich Beethoven auch wieder der Gattung Sinfonie zu. Die Uraufführung der 9. Sinfonie op. 125 am 7. Mai 1824 wurde vom Publikum begeistert aufgenommen. Die Aufführung leitete der Kapellmeister Michael Umlauf, Beethoven stand mit ihm zur Unterstützung am Dirigentenpult.[75]
Schließlich entstand zwischen Frühjahr 1824 und Herbst 1826 beginnend mit dem Streichquartett op. 127 eine letzte Gruppe von fünf Streichquartetten. Angestoßen hatte die Quartettproduktion ein Kompositionsauftrag des russischen Musikliebhabers Nikolai Borisowitsch Fürst Galitzin. Zusätzliche Motivation erhielt Beethoven durch die Rückkehr des Geigers Ignaz Schuppanzigh nach Wien, der seit 1816 auf Reisen gewesen war und dessen Ensemble fast alle seine früheren Streichquartette uraufgeführt hatte. Das Streichquartett in F-Dur op. 135 war das letzte Werk, das Beethoven vollendete.
Freunde und Bekannte
Durch die Taubheit war Beethoven in den letzten Jahren zunehmend auf die Unterstützung durch Freunde und Bekannte angewiesen. Zwar hatte Beethoven Hauspersonal (Köchin und Haushälterin), doch führten heftige Auseinandersetzungen mit den Angestellten mehrfach zu Kündigungen von der einen oder anderen Seite.
Schon früher hatte Beethoven Personen aus dem Freundeskreis zur Erledigung von Besorgungen und anderen Diensten genutzt, so etwa 1817/18 die Klavierbauerin Nanette Streicher geb. Stein. Die freundschaftliche Verbindung Beethovens zur Klavierbauerfamilie Stein geht schon auf seinen frühen Aufenthalt in Augsburg 1787 zurück. Nanette Streicher kümmerte sich um die Haushaltsführung und vermittelte oft auch zwischen dem Komponisten und seinem Hauspersonal.
1822 tauchte erstmals Anton Schindler in Beethovens Bekanntenkreis auf. Schindler suchte Beethovens Nähe und diente sich ihm als Faktotum an. Seine Mischung aus Servilität und Eigenmächtigkeit war immer wieder Auslöser für dessen Unmut und Verachtung. Nach Beethovens Tod brachte Schindler Dokumente aus dessen Nachlass, so einen Teil der Konversationshefte, in seinen Besitz. Schindler verfasste eine der frühesten Beethoven-Biografien[76], doch ist die Glaubwürdigkeit vieler seiner Angaben zweifelhaft, da er zur Untermauerung seiner Behauptungen auch vor Fälschungen nicht zurückschreckte.[77]
Im Sommer 1825, nach dem Bruch mit Schindler, übernahm Karl Holz, der zweite Geiger aus dem Schuppanzigh-Quartett, die Funktion des persönlichen Sekretärs und Beraters.
Gerade in den letzten Monaten seines Lebens gewann die Freundschaft mit Beethovens Jugendfreund Stephan von Breuning, der 1801 nach Wien gekommen war, wieder an Bedeutung. Breuning wurde im September 1826 Mitvormund des Neffen Karl und kümmerte sich um Beethoven in den Monaten seiner Todeskrankheit.
Familie
Ludwig van Beethovens Bruder Johann hatte es als Apotheker in Wien zu einigem Wohlstand gebracht. Der nie besonders enge Kontakt der Brüder intensivierte sich, als Beethoven sich von Johann 1822 eine größere Summe lieh. In den folgenden Jahren zog der Komponist den erfolgreichen Geschäftsmann immer wieder als Berater in Geldangelegenheiten heran.
Die Entscheidung des Appellationsgerichts am 8. April 1820, die Beethoven endgültig zum Vormund seines Neffen Karl bestimmte unter der Bedingung, dass ein Mitvormund ihn unterstützte, konnte die fortgesetzten Spannungen zwischen Onkel und Neffe nicht beenden. Am 6. August 1826 unternahm Karl einen Selbstmordversuch, der zum Rücktritt Beethovens von der Vormundschaft führte.
Krankheiten und Tod
Beethovens Sterbehaus in der Wiener Schwarzspanierstraße (1903 abgerissen)
Beethovens Grab, Zentralfriedhof Wien
Schon seit etwa seinem 30. Lebensjahr litt Beethoven häufig an Krankheiten. Es sind Schilderungen unterschiedlicher Symptome wie Durchfall, Leibschmerzen, Koliken, Fieberzustände oder Entzündungen überliefert. Als Ursachen kommen zum einen akute Erkrankungen in Betracht, zum anderen werden eine oder mehrere chronische Erkrankungen als Hauptursache genannt.[78] Unter anderem werden eine Bleivergiftung,[79] Brucellose[80] und übermäßiger Alkoholgenuss vermutet. Ob nur eine einzige oder mehrere verschiedene Ursachen für Beethovens gesundheitliche Probleme verantwortlich waren, ließ sich bis in die heutige Zeit nicht zweifelsfrei feststellen. Beethovens Biografen haben festgehalten, dass der Künstler regelmäßig billigen Weißwein trank, der von den Winzern damals mit Bleizucker statt mit teurem Rohrzucker gesüßt wurde. Im Jahr 2000 wurden sechs Haare einer Locke, die Beethoven vor seiner Bestattung abgeschnitten worden war, am Health Research Institute in Naperville im US-Staat Illinois chemisch analysiert. In den Haaren fand man hohe Konzentrationen von Blei, was für die These einer Bleivergiftung spricht.[81] Spätere Untersuchungen an Fragmenten des Schädels ergaben wiederum unbedenkliche Bleikonzentrationen.[82][83]
Mit zunehmendem Alter mehrten sich Häufigkeit und Intensität der Krankheitszustände. Im Sommer 1821 kündigte sich durch eine schwere Gelbsucht eine Leberzirrhose an. Beethoven suchte Linderung der Beschwerden in Bäder- und Landaufenthalten. Sein letzter führte ihn am 29. September 1826 – zusammen mit seinem Neffen – auf das Landgut seines Bruders Johann nach Gneixendorf. Auf der Rückreise nach Wien, die Anfang Dezember bei nasskaltem Wetter im offenen Wagen stattfand, zog sich Beethoven eine Lungenentzündung zu. Kurz nach der Genesung zeigten sich mit Wasseransammlungen in Beinen und Unterleib sowie einer Gelbsucht schwere Symptome der Leberzirrhose, so dass Beethoven das Krankenbett nicht mehr verlassen konnte. Nach mehreren Punktionen und erfolglosen Behandlungsversuchen verschiedener Ärzte starb Beethoven am 26. März 1827.
Die Beisetzung auf dem Währinger Ortsfriedhof fand am 29. März unter großer Anteilnahme der Wiener Bevölkerung statt.[84] Ungefähr 20.000 Personen sollen am Trauerzug teilgenommen haben.[85] Die von Franz Grillparzer verfasste Grabrede sprach der Schauspieler Heinrich Anschütz. Franz Schubert, der Beethoven nur ein Jahr später ins Grab folgen sollte, erwies ihm neben Grillparzer als einer der 36 Fackelträger die letzte Ehre.[86]
Beethovens Leichnam wurde zweimal exhumiert : 1863, um die Gebeine zu vermessen und den Schädel zu fotografieren; 1888, um sein Skelett – erneut unter großer öffentlicher Anteilnahme – in den Ehrenhain auf dem Wiener Zentralfriedhof umzubetten.[87]
Der Komponist
Bedeutung
Beethoven-Denkmal in Bonn
Beethoven-Denkmal in Frankfurt am Main
Beethoven-Denkmal in Nürnberg
Beethoven gilt heute als der Vollender der Wiener Klassik und Wegbereiter der Romantik. Insbesondere in den für die Epoche der Wiener Klassik grundlegenden Formen der Sinfonie, der Klaviersonate und des Streichquartetts hat er Werke geschaffen, deren musikgeschichtlicher Einfluss kaum zu übertreffen ist. So legte Beethoven beispielsweise wichtige Grundsteine für die weitgehende sinfonische Durchdringung der Solokonzerte in der weiteren Musikgeschichte.
Die Sonatensatzform, und darin namentlich die Durchführung, entwickelte er fast zu Vollkommenheit. Auch eine immer weiterführende Konzentration von Sinfonien und Solokonzerten, sich von Quantität zu Qualität bewegend, kann Beethoven zugesprochen werden.
In der ersten Periode seines Schaffens schloss er sich noch aufs Engste an Haydn und Mozart an, bis er zu seinem ganz eigenen Stil fand. Was ihn nun vor diesen Vorgängern auszeichnet, die ja ihrerseits schon die Instrumentalstimmen stark individualisiert hatten, ist zunächst die weitere Ausgestaltung der übernommenen Formen zu größeren, den neuen Ideen angemessenen, Dimensionen. Unter seinen Händen erweiterte sich das bisher höfisch-aristokratische Menuett zum lebhaften Scherzo; das Finale, vor Beethoven meist nur ein heiter und lebhaft sich verlaufender Ausgang, wurde bei ihm zum Gipfelpunkt der Entwicklung des ganzen Werks und übertrifft an Wucht und Breite nicht selten den ersten Satz. Das andere Neue war die überall erkennbare Einheit eines zusammenfassenden Gedankens. Was er in einzelnen Werken (z. B. in den Klaviersonaten Pathétique und Appassionata, Les Adieux, in der Eroica und in der Pastoral-Sinfonie) schon durch den Titel deutlich machte, lässt sich auf die Mehrzahl seiner Instrumentalwerke anwenden : dass die in den einzelnen Teilen dargestellten Seelenzustände in einer inneren Beziehung zueinander stehen.
Seine Skizzenbücher zeigen, mit wie viel unermüdlicher Arbeit und wiederholten Versuchen er seinen Werken die Gestalt zu geben suchte, in der sie ihn schließlich befriedigten. Man staunt, wie O. Jahn schrieb :
„… über seine Art, nicht bloß einzelne Motive und Melodien, sondern die kleinsten Elemente derselben hin und her zu wenden und zu rücken und aus allen denkbaren Variationen die beste Form hervorzulocken; man begreift nicht, wie aus solchem musikalischen Bröckelwerk ein organisches Ganzes werden könne … Und machen diese Skizzen nicht selten den Eindruck unsichern Schwankens und Tastens, so wächst nachher wieder die Bewunderung vor der wahrhaft genialen Selbstkritik, die, nachdem sie alles geprüft, schließlich mit souveräner Gewißheit das Beste behält.“
– O. Jahn : Gesammelte Aufsätze, S. 243.
Die Bonner Zeit
Die frühen, noch in der Bonner Zeit entstandenen Werke Beethovens umfassen zehn heute bekannte Kompositionen aus dem Zeitraum 1782–1785, die im Bemühen, ihn zu einem Wunderkind zu stilisieren, fast alle veröffentlicht wurden. Außerdem sind etwa dreißig Werke aus den Jahren 1787–1792 bekannt, von denen damals jedoch nur eines veröffentlicht wurde. Viele davon arbeitete Beethoven in spätere Werke ein. Die Stücke des ersten Zeitraums waren noch stark vom Stil Neefes und Sterkels geprägt und orientierten sich am Vorbild Mozarts. Die späteren Bonner Jahre brachten eigenständigere Lieder, Kantaten, Arien und Variationen, die in manchen Fällen bereits den analytisch arbeitenden Komponisten späterer Zeit erahnen ließen. Die Werke im Sonatenstil sind dagegen wenig eindrucksvoll und blieben in großen Teilen Fragment; diese für den späteren Beethoven so wichtige Form hat er sich offenbar erst in der Wiener Zeit angeeignet.
Erste Epoche des individuellen Schaffens
Sie begann mit der Herausgabe der ersten drei Klaviertrios op. 1 (1795) und endete etwa mit den Jahren 1800–1802.
Die 1. Sinfonie gehört dazu. Im Alter von 29 Jahren nahm Beethoven sie in Angriff und vollendete sie am Anfang des darauffolgenden Jahres. Sie wurde mit großem Erfolg am 2. April 1800 uraufgeführt. Bahnbrechend in dieser Zeit waren die Klavierkompositionen, sowohl in der Form des Konzerts als auch der Sonate und Variation, nicht nur in der Technik, sondern auch im Zuschnitt der Sätze und des Ganzen.
Zweite Schaffensperiode
Sie begann etwa in den Jahren 1800–1802 und dauerte bis 1814. Hierher gehören vor allem Sinfonien und Klaviersonaten.
Eroica und Fidelio
Mit der 3. Sinfonie fand Beethoven zur Form einer eher monumentalen und heroischen Sinfonie.[88] Ursprünglich trug sie den Titel „Sinfonia grande, intitolata Bonaparte“ (benannt nach Napoleon). Nachdem er jedoch erfuhr, dass Napoleon sich am 18. Mai 1804 zum französischen Kaiser gemacht hatte, radierte er in großer Wut den Namen aus dem Titelblatt. Seine neue Überschrift hieß nun „Heroische Sinfonie, komponiert um das Andenken eines großen Mannes zu feiern“, heute wird sie meistens mit ihrem italienischen Titel Eroica genannt. Uraufgeführt wurde sie im August 1804 im Wiener Palais des Fürsten Lobkowicz, dem sie nun auch gewidmet war.
1805 wurde Beethovens einzige Oper uraufgeführt. Sie hatte, wie auch viele andere Werke, etliche Überarbeitungen erlebt und hieß ursprünglich „Leonore“. In der dritten Fassung als Fidelio (mit der E-Dur-Ouvertüre) kam sie 1814 auf die Bühne. Beethoven hat mit ihr keine neuen Wege dramatischer Gestaltung beschritten. Ihre besondere Stellung hat sie nach wie vor durch den reichen und tiefen, menschlich interessanten und berührenden Stoff und die Qualität ihrer Musik.
Sinfonien Nr. 5 c-Moll, Nr. 6 F-Dur und Nr. 7 A-Dur
Anfang der 5. Sinfonie
Beethovens 5. Sinfonie wird auch „Schicksalssinfonie“ genannt. Sie entstand in einer schweren Lebensphase des Komponisten. Über die markanten vier Anfangstöne soll Beethoven gesagt haben : „So pocht das Schicksal an die Pforte“. Allerdings wurde dies von Musikhistorikern als spätere legendarische Zuschreibung verworfen. Am 22. Dezember 1808 wurde sie zusammen mit der 6. Sinfonie, dem vierten Klavierkonzert und Teilen der C-Dur-Messe uraufgeführt.
Die Pastorale ist nicht im eigentlichen Sinne Programmmusik, wie sie fälschlich oft bezeichnet wird, sondern nach Beethovens eigener Aussage „mehr Ausdruck der Empfindung als Malerei“. Damit befindet sich die Sinfonie immer noch auf dem Boden der Klassik. Franz Liszt, der die ersten sinfonischen Dichtungen schrieb, bezog sich bei der Entwicklung dieses neuen Genres vielmehr auf die Ouvertüren Beethovens, wie etwa Coriolan oder König Stephan. Allerdings stellte die naturbezogene Thematik der Pastorale ein Grundelement der folgenden Epoche der Romantik dar, der Epoche sinfonischer Dichtungen schlechthin. Ebenso legte die Kunst der Romantik den Akzent auf das Innerste des Menschen, also sein Empfinden und seine Gesinnung. Unter dem Gesichtspunkt, den wahrscheinlich auch Beethoven für seine Pastorale eingenommen hatte, könnte diese sehr wohl als Romantikvorläuferin betrachtet werden. Dafür spricht die Formerweiterung auf fünf Sätze ebenso wie der Einbezug von Instrumenten (z. B. Piccoloflöte), die im klassischen Sinfonieorchester nicht heimisch sind. Dies sind deutlich auf die Romantik hinweisende Neuerungen, welche in der triumphalen 9. Sinfonie noch wesentlich deutlicher werden. Außerdem sind auch einige der in der Pastorale verwendeten „programmmusikalischen“ Topoi („Sturm“ etc.) in der Romantik gerne aufgegriffen worden.
In der 1812 beendeten 7. Sinfonie A-Dur op. 92 nimmt Beethoven musikalisch bereits die späteren antinapoleonischen Befreiungskriege vorweg. Sie entfachte bei der Uraufführung im Dezember 1813 eine riesige Euphorie und Begeisterung unter den Zuhörern. Diese Sinfonie zeichnet sich durch einen gewissen Patriotismus aus und deutet nicht so deutlich auf die kommende Epoche der Romantik hin wie die Vorgänger-Sinfonien. Dennoch sind harmonische und polyphone Neuerungen in dem Werk deutlich zu spüren. Zentraler Satz des Werkes ist unüblicherweise der zweite, das Allegretto. Es ist von einem feierlich schreitenden Rhythmus geprägt, wie ein endloser Trauerzug von Millionen. Er ist nach den Worten Beethovens denjenigen gewidmet, „die uns so viel geopfert haben“.[89]
Letzte Schaffensperiode
In den Jahren 1814 bis 1818 erlahmte Beethovens Produktion vorübergehend. In diesem kurzen Zeitraum traten nur ganz vereinzelt größere Kompositionen hervor, z. B. die Sonate in A (1815) und der „Liederkreis“. Krankheit und bitteres häusliches Leid hemmten seine Phantasie. Nach Überwindung dieser Zeit der Entmutigung war er in mancher Beziehung verändert. Sein Empfinden war bei völliger Abgeschlossenheit gegen die Außenwelt noch mehr verinnerlicht, infolgedessen der Ausdruck häufig noch ergreifender und unmittelbarer als früher, dagegen die Einheit von Inhalt und Form mitunter nicht so vollendet wie sonst, sondern von einem subjektiven Moment beeinflusst.
Die Hauptwerke dieser dritten Epoche sind die Missa solemnis (1818–23), die Beethoven selbst für sein vollendetstes Werk hielt, und die neunte Sinfonie in d-Moll (1823–24). Außerdem gehören zu dieser Zeit : die Ouvertüre „Zur Weihe des Hauses“, Op. 124 (1822), die Klaviersonaten Op. 106 in B-Dur (1818 ), Op. 109 in E-Dur, Op. 110 in As-Dur (1821) und Op. 111 in c-Moll (1822), die Diabelli-Variationen, mehrere kleinere Stücke für Klavier und Gesang und schließlich die letzten großen Streichquartette Op. 127 in Es-Dur (1824), Op. 130 in B-Dur und Op. 132 in a-Moll (1825), Op. 131 in cis-Moll und Op. 135 in F-Dur (1826).[90] Die späten Streichquartette gehen auf Beethovens Beschäftigung mit den Kompositionstechniken Johann Sebastian Bachs zurück, speziell seine Fugentechniken. Trotzdem weisen diese Stücke nicht in die Vergangenheit, sondern weit in die Zukunft. Speziell sein Op. 133 („Große Fuge“) war für seine Zeit außerordentlich modern und wurde im gesamten 19. Jahrhundert kaum verstanden.
Viele Entwürfe, darunter der zu einer zehnten Sinfonie in c-Moll und zu einem Streichquintett in C-Dur, befanden sich im Nachlass des Komponisten.
9. Sinfonie
→ Hauptartikel : 9. Sinfonie (Beethoven)
1824 vollendete Beethoven die 9. Sinfonie. Der letzte Satz mit dem Chorfinale zu Schillers Gedicht An die Freude ist besonders bekannt. Das Thema dieses Satzes ist die Grundlage der Europahymne. Die Sinfonie drückt das Ringen eines Menschenherzens aus, das sich aus Mühen und Leiden nach dem Tag reiner Freude sehnt, der ihm doch in voller Klarheit und Reinheit nicht beschieden ist. Die ersten drei Sätze mit ihrer grandiosen Architektur, Instrumentierung und Themenverarbeitung wurden richtungsweisend für die Sinfoniker der Romantik bis hin zu Gustav Mahler. Die Uraufführung der 9. Sinfonie erfolgte zusammen mit Teilen der Missa solemnis am 7. Mai 1824. Beethoven wollte, obwohl er die Aufführung nicht mehr selbst leiten konnte, den Dirigenten durch Angabe der Tempi unterstützen. Das Orchester war allerdings angewiesen worden, dies nicht zu beachten.
Sinfonie Nr. 10
Beethoven hat noch kurz vor seinem Tod an seiner 10. Sinfonie gearbeitet, diese aber nicht vollendet. Vom ersten Satz existieren jedoch viele Skizzen und Notizen. Barry Cooper hat diese Skizzen zu einem ersten Satz ausgearbeitet. Auch zu einem dritten Satz, einem mit „Presto“ betitelten kraftvollen Scherzo, existieren Skizzen aus dem Jahre 1825.[91]
Schüler
Carl Czerny
Ferdinand Ries
Rudolf von Österreich-Toskana
Werke (Auswahl)
Siehe auch : Liste der Werke Beethovens und Kategorie : Werk von Ludwig van Beethoven
Orchesterwerke
Sinfonien :
1. Sinfonie C-Dur op. 21 (1799/1800), UA 2. April 1800
2. Sinfonie D-Dur op. 36 (1802), UA 5. April 1803
3. Sinfonie Es-Dur op. 55 „Eroica“ (1803/1804), UA 7. April 1805
4. Sinfonie B-Dur op. 60 (1806), UA 15. November 1807
5. Sinfonie c-Moll op. 67 [„Schicksalssinfonie“] (1800–1808 ), UA 22. Dezember 1808
6. Sinfonie F-Dur op. 68 „Pastorale“ (1807/1808 ), UA 22. Dezember 1808
7. Sinfonie A-Dur op. 92 (1811/1812), UA 8. Dezember 1813
8. Sinfonie F-Dur op. 93 (1811/1812), UA 27. Februar 1814
9. Sinfonie d-Moll op. 125 mit Schlusschor über Friedrich Schillers Gedicht An die Freude (1815–1824), UA 7. Mai 1824
Wellingtons Sieg op. 91, 1813
Klavierkonzerte :
→ Hauptartikel : Klaviermusik (Beethoven)
Konzert für Klavier und Orchester WoO 4 Es-Dur, 1784 (Jugendwerk)
Klavierkonzert Nr. 1 C-Dur op. 15, 1795–1801
Klavierkonzert Nr. 2 B-Dur op. 19, 1788–1801
Klavierkonzert Nr. 3 c-Moll op. 37, 1800–1803
Klavierkonzert Nr. 4 G-Dur op. 58, 1804–1807
Klavierkonzert Nr. 5 Es-Dur op. 73, 1809
Weitere konzertante Werke :
Romanze für Violine und Orchester G-Dur op. 40, veröff. 1803
Romanze für Violine und Orchester F-Dur op. 50, veröff. 1805
Violinkonzert D-Dur op. 61, 1806
Auch als Bearbeitung zum Klavierkonzert vorhanden (op. 61a)
Tripelkonzert für Klavier, Violine und Violoncello C-Dur op. 56, 1804–1805
Konzert für Oboe und Orchester F-Dur Hess 12
Chorfantasie : c-Moll op. 80 für Klavier, Chor und Orchester, 1808–1809
Ouvertüren :
Menü
0 : 00
Die Geschöpfe des Prometheus
Coriolan-Ouvertüre c-Moll op. 62, 1807
Ouvertüre Zur Namensfeier op. 115, 1815
Leonoren-Ouvertüre Nr.1, op.138; komponiert 1807 für eine geplante Aufführung in Prag
Oper und andere Bühnenwerke
Oper :
Leonore (1.Version, komp. 1804/1805, UA : 1805; Libretto von J.v. Sonnleithner, 3 Akte, 19 Gesangs- und Musiknummern, eröffnet mit Leonoren-Ouvertüre Nr.2)
Leonore (2.Version, komp. 1805/1806, UA : 1806; Libretto revidiert von St.v. Breunig, 2 Akte, 18 Gesangs- und Musiknummern, eröffnet mit Leonoren-Ouvertüre Nr.3)
Fidelio (3.Version der Leonore, komp. 1814, UA : 1814; Libretto revidiert von Fr. Treitschke, 2 Akte, 17 Gesangs- und Musiknummern, eröffnet mit der Fidelio-Ouvertüre.)
Ballette :
Musik zu einem Ritterballett WoO 1, 1790–1791
Die Geschöpfe des Prometheus op. 43, 1800–1801
Bühnenmusiken :
Egmont op. 84, 1810
Die Ruinen von Athen op. 113, 1811
König Stephan op. 117, 1811
Die Weihe des Hauses op. 124, 1822
Leonore Prohaska WoO 96, 1815
Vokalwerke
Oratorium
Christus am Ölberge op. 85 (1803)
Messen
Messe in C-Dur op. 86 (1807)
Missa solemnis D-Dur op. 123 (1819–1823)
Zur Inthronisation seines Schülers und Förderers Erzherzog Rudolf, Kardinalerzbischof von Olmütz.
Kantaten
Kantate auf den Tod von Kaiser Joseph II. (WoO 87)
Kantate zur Erhebung von Leopold II. (WoO 88 )
Meeresstille und glückliche Fahrt für 4 Singstimmen mit Orchester op. 112 (1815)
Nach Gedichten von Johann Wolfgang von Goethe.
Der glorreiche Augenblick, Kantate für 4 Solostimmen, Chor und Orchester, op. 136 (Sept.–Nov. 1814)
Lieder
Schilderung eines Mädchens WoO 107
An einen Säugling WoO 108
Der freie Mann WoO 117
Acht Lieder op. 52
Urians Reise um die Welt, Feuerfarb’, Das Liedchen von der Ruhe, Maigesang, Mollys Abschied, Die Liebe, Marmotte, Das Blümchen Wunderhold
Ich liebe dich so wie du mich WoO 123
La partenza WoO 124
Adelaide op. 46
Abschiedsgesang an Wiens Bürger WoO 121
Kriegslied der Österreicher WoO 122
Opferlied WoO 126
Neue Liebe, neues Leben WoO 127 (1. Fassung)
La tiranna WoO 125
VI Lieder von Gellert op. 48
Bitten, Die Liebe des Nächsten, Vom Tode, Die Ehre Gottes aus der Natur (Die Himmel rühmen), Gottes Macht und Vorsehung, Bußlied
Lebensglück op. 88
Der Wachtelschlag WoO 129
An die Hoffnung op. 32 (1. Vertonung)
Elegie auf den Tod eines Pudels WoO 110
Als die Geliebte sich trennen wollte (Empfindungen bei Lydiens Untreue) WoO 132
In questa tomba oscura WoO 133
Sehnsucht WoO 134 (4 Vertonungen)
Andenken WoO 136
Der Jüngling in der Fremde WoO 138
Lied aus der Ferne (gleicher Klavierpart wie Der Jüngling in der Fremde WoO 138 )
Gesang aus der Ferne WoO 137
Der Liebende WoO 139
Sechs Gesänge op. 75
Kennst du das Land, Neue Liebe, neues Leben (2. Fassung), Aus Goethes Faust, Gretels Warnung, An den fernen Geliebten, Der Zufriedene
Vier Arietten und ein Duett op. 82
Dimmi, ben mio, che m’ami, T’intendo sì, mio cor, L’amante impaziente (Arietta buffa), L’amante impaziente (Arietta assai seriosa), Odi l’aura che dolce sospira
Drei Gesänge von Goethe op. 83
Wonne der Wehmut, Sehnsucht, Mit einem gemalten Band
An die Geliebte (1. Fassung)
An die Geliebte WoO 140 (3. Fassung)
Der Bardengeist WoO 142
Des Kriegers Abschied WoO 143
Merkenstein WoO 144 (1. Vertonung)
Merkenstein op. 100 (2. und 3. Vertonung)
Das Geheimnis WoO 145
An die Hoffnung op. 94 (2. Vertonung)
Sehnsucht WoO 146
An die ferne Geliebte. Ein Liederkreis von Aloys Jeitteles op. 98
Auf dem Hügel sitz’ ich, spähend, Wo die Berge so blau, Leichte Segler in den Höhen, Diese Wolken in den Höhen, Es kehret der Maien, es blühet die Au, Nimm sie hin denn, diese Lieder
Der Mann vom Wort op. 99
Ruf vom Berge WoO 147
So oder so WoO 148
Resignation WoO 149
Abendlied unterm gestirnten Himmel WoO 150
Ariette (Der Kuß) op. 128
Aus den Liedern verschiedener Völker WoO 158
Zahlreiche Volkslied-Bearbeitungen
Klavierwerke
→ Hauptartikel : Klaviermusik (Beethoven)
Im Mittelpunkt seines Schaffens stehen die 32 Sonaten für Klavier. Außerdem schrieb er Variationen über fremde und eigene Themen, von denen die Diabelli-Variationen zu den bedeutendsten Klavierwerken überhaupt zählen.
Unter den zahlreichen Klavierstücken sind die 36 Bagatellen in op. 33, op. 119 und op. 126 große Kostbarkeiten. Populär sind vor allem das Albumblatt Für Elise und das Rondo Die Wut über den verlorenen Groschen (op. 129).
Kammermusik
→ Hauptartikel : Liste der kammermusikalischen Werke Beethovens
Streichquartette
Sechs Streichquartette op. 18
Streichquartett Nr. 1 F-Dur op. 18 Nr. 1
Streichquartett Nr. 2 G-Dur op. 18 Nr. 2
Streichquartett Nr. 3 D-Dur op. 18 Nr. 3
Streichquartett Nr. 4 c-Moll op. 18 Nr. 4
Streichquartett Nr. 5 A-Dur op. 18 Nr. 5
Streichquartett Nr. 6 B-Dur op. 18 Nr. 6
Drei Streichquartette op. 59 „Rasumovsky-Quartette“
Streichquartett Nr. 7 F-Dur op. 59 Nr. 1
Streichquartett Nr. 8 e-Moll op. 59 Nr. 2
Streichquartett Nr. 9 C-Dur op. 59 Nr. 3
Streichquartett Nr. 10 Es-Dur op. 74 „Harfenquartett“
Streichquartett Nr. 11 f-Moll op. 95
Streichquartett Nr. 12 Es-Dur op. 127
Streichquartett Nr. 13 B-Dur op. 130
Streichquartett Nr. 14 cis-Moll op. 131
Streichquartett Nr. 15 a-Moll op. 132
Große Fuge B-Dur op. 133
Streichquartett Nr. 16 F-Dur op. 135
Klavierquartette
3 Klavierquartette WoO 36 (1785)
Nr. 1 Es-Dur
Nr. 2 D-Dur
Nr. 3 C-Dur
Klaviertrios
Trio für Klavier, Flöte und Fagott WoO 37 (um 1783)
Triosatz Hess 48 Es-Dur (circa 1790–1792)
Trio WoO 38 Es-Dur (1791)
3 Trios op. 1 (1795), dem Fürsten Karl von Lichnovsky gewidmet
Op. 1 Nr. 1 Es-Dur
Op. 1 Nr. 2 G-Dur
Op. 1 Nr. 3 c-Moll
Trio op. 11 B-Dur „Gassenhauer“ (1798 ) für Klavier, Violine/Klarinette und Violoncello, der Gräfin Maria Wilhelmine von Thun gewidmet
Variationenzyklus über ein eigenes Thema op. 44 Es-Dur (1800)
2 Trios op. 70 (1808 ), der Gräfin Marie von Erdödy gewidmet
Op. 70 Nr. 1 D-Dur „Geistertrio“
Op. 70 Nr. 2 Es-Dur
Trio op. 97 B-Dur (1811), dem Erzherzog Rudolph von Österreich gewidmet
Trio op. 121a g-Moll/G-Dur (komp. 1803?/rev. 1816) – Variationen über Wenzel Müllers Lied „Ich bin der Schneider Kakadu“
Triosatz WoO 39 B-Dur (1812), Maximiliane Brentano gewidmet
Bearbeitungen von Beethovens Hand :
Trio op. 38 für Klavier, Klarinette/Violine und Violoncello (1802/1803), Bearbeitung des Septetts op. 20
Bearbeitung der zweiten Sinfonie op. 36 für Klaviertriobesetzung (1805)
Violinsonaten
3 Sonaten op. 12 (1797/1798 ), Antonio Salieri gewidmet
Sonate Nr. 1 in D-Dur op. 12 Nr. 1
Sonate Nr. 2 in A-Dur op. 12 Nr. 2
Sonate Nr. 3 in Es-Dur op. 12 Nr. 3
Sonate Nr. 4 in a-Moll op. 23 (1800/1801), dem Grafen Moritz von Fries gewidmet
Sonate Nr. 5 in F-Dur op. 24 (1800/1801) „Frühlingssonate“, dem Grafen Moritz von Fries gewidmet
3 Sonaten op. 30 (1802), dem Zaren Alexander I. von Russland gewidmet
Sonate Nr. 6 in A-Dur op. 30 Nr. 1
Sonate Nr. 7 in c-Moll op. 30 Nr. 2
Sonate Nr. 8 in G-Dur op. 30 Nr. 3
Sonate Nr. 9 in A-Dur op. 47 (1803) „Kreutzersonate“, Rodolphe Kreutzer gewidmet
Sonate Nr. 10 in G-Dur op. 96 (1812), dem Erzherzog Rudolph von Österreich gewidmet
Violoncellosonaten und Variationen
2 Sonaten op. 5 (1796), dem König Friedrich Wilhelm II. von Preußen gewidmet
Op. 5 Nr. 1 F-Dur
Op. 5 Nr. 2 g-Moll
Sonate A-Dur op. 69 (1808 ), dem Baron Ignaz von Gleichenstein gewidmet
2 Sonaten op. 102 (1815), der Gräfin Marie v. Erdödy gewidmet
Op. 102 Nr. 1 C-Dur
Op. 102 Nr. 2 D-Dur
Variationen für Klavier und Violoncello
Zwölf Variationen über ein Thema aus Händels Oratorium Judas Maccabäus G-Dur Kinsky-Halm WoO 45 (1796), der Fürstin Christiane von Lichnowsky gewidmet
Zwölf Variationen über das Thema „Ein Mädchen oder Weibchen“ aus Mozarts Oper Die Zauberflöte F-Dur op. 66 (1798 )
Sieben Variationen über das Thema „Bei Männern, welche Liebe fühlen“ aus Mozarts Oper Die Zauberflöte Es-Dur Kinsky-Halm WoO 46 (1801), dem Grafen Johann Georg von Browne gewidmet
Sonate für Horn/Violoncello und Klavier op. 17 (1799)
Weitere kammermusikalische Werke
Septett op. 20 Es-Dur für Klarinette, Horn, Fagott, Violine, Viola, Violoncello, Kontrabass
Trio für zwei Oboen und Englischhorn op. 87
Thema und Variationen für zwei Oboen und Englischhorn WoO 28 nach „Reich mir die Hand, mein Leben“ aus Mozarts Don Giovanni
Weitere Kammermusik für Streicher (und Klavier)
3 Equale für vier Posaunen
Filme
1937 : Beethovens große Liebe – Regie : Abel Gance
1949 : Eroica – Regie : Walter Kolm-Veltée (mit Ewald Balser in der Hauptrolle)
1962 : Schicksals-Sinfonie – Regie : Georg Tressler (mit Karlheinz Böhm in der Hauptrolle)
1970 : Ludwig van – Regie : Mauricio Kagel
1976 : Beethoven – Tage aus einem Leben – Regie : Horst Seemann (mit Solaris-Hauptdarsteller Donatas Banionis als Beethoven)
1985 : Beethoven die ganze Wahrheit – Regie Paul Morrissey (mit Wolfgang Reichmann als Beethoven)
1990 : Freunde, diese Töne – Regie : Klaus Lindemann (mit Mathias Herrmann in der Hauptrolle)
1992 : Beethoven Lives Upstairs – Regie : David Devine
1994 : Ludwig van B. – Meine unsterbliche Geliebte – Regie : Bernard Rose (mit Gary Oldman in der Hauptrolle)
2003 : Eroica – The day that changed music forever – Regie : Simon Cellan Jones (mit Ian Hart in der Hauptrolle)
2006 : Klang der Stille – Regie : Agnieszka Holland (mit Ed Harris in der Hauptrolle)
Siehe auch
Personen um Beethoven
Beethoven-Preis
Beethoven-Haus
Beethovenhalle
Beethovenfest
Beethoven Orchester Bonn
Beethoven Competition Bonn for Piano
Liste der Beethoven-Denkmäler
Liste deutscher Komponisten
Biographische Quellen
Franz Gerhard Wegeler, Ferdinand Ries : Biographische Notizen über Ludwig van Beethoven. Bädeker, Koblenz 1838.
Franz Gerhard Wegeler : Nachtrag zu den biographischen Notizen über Ludwig van Beethoven. Bädeker, Koblenz 1845.
Constantin von Wurzbach : Beethoven, Ludwig van. In : Biographisches Lexikon des Kaiserthums Oesterreich. 01. Theil. Universitäts-Buchdruckerei L. C. Zamarski (vormals J. P. Sollinger), Wien 1856, S. 224–231 (Digitalisat).
Anton Schindler : Biographie von Ludwig van Beethoven. Aschendorff, Münster 1860.
Gerhard von Breuning : Aus dem Schwarzspanierhause. Erinnerungen an L. v. Beethoven aus meiner Jugendzeit. Rosner, Wien 1874
Arrey von Dommer : Beethoven, Ludwig van. In : Allgemeine Deutsche Biographie (ADB). Band 2, Duncker & Humblot, Leipzig 1875, S. 251–268.
Ludwig van Beethoven : Briefwechsel. Gesamtausgabe, hrsg. von Sieghard Brandenburg, 7 Bände, Henle, München 1996–1998.
Karl-Heinz Köhler, Grita Herre, Dagmar Beck (Hrsg.) : Ludwig van Beethovens Konversationshefte. 11 Bände, Leipzig 1972–2001.
Maynard Solomon (Hrsg.) : Beethovens Tagebuch 1812–1818. Beethoven-Haus, Bonn 2005.
Klaus Martin Kopitz : Ein unbekanntes Gesuch Beethovens an Kaiser Franz I. In : Bonner Beethoven-Studien. Band 6 (2007), S. 101–113.
Beethoven aus der Sicht seiner Zeitgenossen in Tagebüchern, Briefen, Gedichten und Erinnerungen. Herausgegeben von Klaus Martin Kopitz und Rainer Cadenbach, unter Mitarbeit von Oliver Korte und Nancy Tanneberger, 2 Bände, Henle, München 2009, ISBN 978-3-87328-120-2.
Literatur (Auswahl)
Walter Riezler : Beethoven, Ludwig van. In : Neue Deutsche Biographie (NDB). Band 1, Duncker & Humblot, Berlin 1953, ISBN 3-428-00182-6, S. 738–743 (Digitalisat).
Joseph Schmidt-Görg : Ludwig van Beethoven (1770–1827). In : Rheinische Lebensbilder, Band 4. Hrsg. von Bernhard Poll. Rheinland Verlag, Köln 1973, S. 119–140.
Ludwig Nohl, Beethovens Leben, 3 Bände, Wien-Leipzig 1864, 1867, 1877 (Die erste wissenschaftliche Biographie)
Ludwig Nohl : Beethovens Tod. Eine documentarische Chronik. In : Ludwig Nohl : Musikalisches Skizzenbuch. München 1866, S. 209–312.
La Mara [Ida Maria Lipsius] : Beethovens Unsterbliche Geliebte. Das Geheimnis der Gräfin Brunsvik und ihre Memoiren. : Breitkopf & Härtel, Leipzig 1909.
Alexander Wheelock Thayer : Ludwig van Beethovens Leben. Bearbeitet von Hermann Deiters und Hugo Riemann, 5 Bände, Leipzig 1917–1922 (Directmedia Publishing, Berlin 2007, ISBN 978-3-89853-334-8 ) (Ein grundlegendes Standardwerk) bei zeno.org
La Mara [Ida Maria Lipsius] : Beethoven und die Brunsviks. Nach Familienpapieren aus Therese Brunsviks Nachlaß. Siegel, Leipzig 1920.
Paul Bekker, Beethoven. Deutsche Verlagsanstalt, Stuttgart 1922.
Ludwig Schiedermair : Der junge Beethoven. Leipzig 1925.
Theodor von Frimmel : Beethoven-Handbuch. Leipzig 1926.
Romain Rolland : Beethovens Meisterjahre. Von der Eroica bis zur Appassionata, Berlin 1930.
Otto F. Beer : Zehnte Symphonie, Volksbuchverlag, Wien 1952.
Jean und Brigitte Massin : Ludwig van Beethoven. Club Français du Livre, Paris 1955 (als deutsche Übersetzung unter dem Titel : Beethoven. Materialbiographie, Daten zum Werk und Essay. München 1970).
Georg Kinsky, Hans Halm : Das Werk Beethovens. Thematisch-Bibliographisches Verzeichnis seiner sämtlichen vollendeten Kompositionen. Henle, München/Duisburg 1955.
Walter Riezler : Beethoven. Atlantis, Zürich 1962.
Jean und Brigitte Massin : Recherche de Beethoven. Fayard, Paris 1970.
H. C. Robbins Landon : Beethoven. Universal Edition, Zürich 1974, ISBN 3-7024-0092-3.
Maynard Solomon : Beethoven. Biographie. Fischer-Taschenbuch-Verlag, Frankfurt am Main 1990, ISBN 3-596-25668-2.
Carl Dahlhaus : Ludwig van Beethoven. Approaches to his Music. University Press, Oxford 1991.
Ernst Pichler : Beethoven. Mythos und Wirklichkeit. Amalthea, Wien 1994.
Stefan Kunze (Hrsg.); Ludwig van Beethoven. Die Werke im Spiegel seiner Zeit. Gesammelte Konzertberichte und Rezensionen bis 1830. Laaber, Laaber 1996, ISBN 3-89007-337-9.
Hans-Josef Irmen : Beethoven in seiner Zeit. Prisca, Zülpich 1998.
Barry Cooper : Beethoven. University Press, Oxford 2000.
Angelika Corbineau-Hoffmann : Testament und Totenmaske. Der literarische Mythos des Ludwig van Beethoven. Weidemann, Hildesheim 2000, ISBN 3-615-00211-3.
Martin Geck : Ludwig van Beethoven. Rowohlt, Reinbek 2001, ISBN 3-499-50645-9.
Carl Dahlhaus : Beethoven und seine Zeit. 4. Auflage, Laaber, Laaber 2002, ISBN 3-921518-87-3.
Andreas Rücker : Beethovens Klaviersatz – Technik und Stilistik. 2 Bände, Dissertation, Frankfurt am Main u. a. 2002 (Europäische Hochschulschriften Reihe XXXV/Band 219), ISBN 3-631-39262-1.
Jost Hermand : Beethoven. Werk und Wirkung. Böhlau, Köln/Wien 2003, ISBN 3-412-04903-4.
Heinz von Loesch, Claus Raab (Hrsg.) : Das Beethoven-Lexikon. Laaber, Laaber 2008, ISBN 978-3-89007-476-4.
Albrecht Riethmüller, Carl Dahlhaus, Alexander L. Ringer (Hrsg.) : Ludwig van Beethoven. Interpretationen seiner Werke. 2 Bände, Sonderausgabe, Laaber, Laaber 2008, ISBN 3-89007-304-2.
William Kinderman : Beethoven. Oxford University Press, Oxford [u. a.] 2009, ISBN 978-0-19-532836-3.
Rita Steblin : „A dear, enchanting girl who loves me and whom I love“. New Facts about Beethoven’s Beloved Piano Pupil Julie Guicciardi. In : Bonner Beethoven-Studien, Band 8 (2009), S. 89–152.
Lewis Lockwood : Beethoven. Seine Musik – sein Leben. Metzler, Stuttgart/Weimar 2009, ISBN 978-3-476-02231-8.
Klaus Martin Kopitz : Beethoven, Elisabeth Röckel und das Albumblatt „Für Elise“. Dohr, Köln 2010, ISBN 978-3-936655-87-2.
Michael Lorenz : Die „Enttarnte Elise“. Elisabeth Röckels kurze Karriere als Beethovens „Elise“. In : Bonner Beethoven-Studien, Band 9, Beethoven-Haus, Bonn 2011, S. 169–190.
Jan Caeyers : Beethoven. Der einsame Revolutionär. Eine Biographie. Beck, München 2012, ISBN 978-3-406-63128-3.
Rudolf Buchbinder : Mein Beethoven. Leben mit dem Meister. Residenz, St. Pölten u. a. 2014, ISBN 978-3-7017-3347-7.
Kurt Dorfmüller, Norbert Gertsch, Julia Ronge (Hrsg.) : Ludwig van Beethoven. Thematisch-bibliographisches Werkverzeichnis. Revidierte und wesentlich erweiterte Neuausgabe des Werkverzeichnisses von Georg Kinsky und Hans Halm. 2 Bände, Henle, München 2014, ISBN 978-3-87328-153-0.
Klaus Martin Kopitz : Beethovens „Elise“ Elisabeth Röckel. Neue Aspekte zur Entstehung und Überlieferung des Klavierstücks WoO 59. In : Die Tonkunst, Jg. 9, Nr. 1 vom Januar 2015, S. 48–57,
Weblinks
Wikisource : Ludwig van Beethoven – Quellen und Volltexte
Commons : Ludwig van Beethoven – Album mit Bildern, Videos und Audiodateien
Wikiquote : Ludwig van Beethoven – Zitate
Werke von und über Ludwig van Beethoven im Katalog der Deutschen Nationalbibliothek
Werke von und über Werke von und über Ludwig van Beethoven in der Deutschen Digitalen Bibliothek
Literatur über Ludwig van Beethoven in der Bibliographie des Musikschrifttums
Eintrag zu Ludwig van Beethoven in : Austria-Forum, dem österreichischen Wissensnetz – online (in AEIOU Österreich-Lexikon)
Digitales Archiv des Beethoven-Hauses Bonn – Mit umfangreichem, kommentiertem Quellenarchiv
Beethoven auf alten Postkarten mit rund 100 Bildern
Musik-Kolleg Beethoven im Austria-Forum
Vollständiges Werkverzeichnis nach Opusnummern
OpenBook ›Ludwig van Beethoven. Die 5. Sinfonie‹. Freies Unterrichtsmaterial für allgemeinbildende Schulen
Biographisches
Zwei Beethoven-Biographien. Bei : Zeno.org.
Beethovens erstes Grab auf dem Währinger Friedhof (zwei Bilder)
Beethovens zweites Grab auf dem Wiener Zentralfriedhof (zwei Bilder)
Aktuelles
Beethovenfest
Beethovens Werk im Spielplan deutschsprachiger Bühnen
Fremdsprachige Websites
The Beethoven Reference Site (englisch)
The Unheard Beethoven (englisch)
Beethoven-Website (englisch, französisch, italienisch, spanisch)
De Beethovensite. Alles over Ludwig van Beethoven. (überwiegend in Holländisch)
Beethoven Symphony No. 3 in E-Flat Major Ausschnitte aus Beethovens Eroica (englisch)
Bildbericht über Beethoven in Wien (französisch)
Noten und Liedtexte
Noten und Audiodateien von Ludwig van Beethoven im International Music Score Library Project
www.kreusch-sheet-music.net Sammlung von Beethovens Klaviersonaten
MuseData : Ludwig van Beethoven Freie Noten
Originalhandschrift der 9. Sinfonie (Staatsbibliothek zu Berlin)
Alle Liedtexte, auch mit Übersetzungen und Querverweisen (z. T. englisch)
Aufnahmen
Piano Society – Beethoven Freie Aufnahmen
Beethoven-Diskographie (pdf; 1,0 MB) von Dr. Klaus Steltmann, Bonn (Stand : 15. Mai 2010)
Einzelnachweise
Alexander Wheelock Thayer, Ludwig van Beethovens Leben. Nach dem Original-Manuskript deutsch bearbeitet von Hermann Deiters. 1. Band, 3. Aufl. (Revision von Hugo Riemann), Leipzig 1917, S. 452.
Alexander Wheelock Thayer : Ludwig van Beethovens Leben. Bearbeitet von Hermann Deiters und Hugo Riemann. Band 1, Leipzig 1917, S. 121 (online bei zeno.org)
Alexander Wheelock Thayer, Ludwig van Beethovens Leben, S. 114. Ludwig van Beethoven, Briefwechsel. Gesamtausgabe, hrsg. von Sieghard Brandenburg, Band 1, München : Henle, 1996, Nr. 65 und Band 5, Nr. 1855.
Beethoven aus der Sicht seiner Zeitgenossen, hrsg. von Klaus Martin Kopitz und Rainer Cadenbach, München 2009, Nr. 695
Jürgen May, Neefe als Teilhaber an Beethovens Ruhm, in : Christian Gottlob Neefe (1748–1798 ). Eine Eigenständige Künstlerpersönlichkeit. Tagungsbericht Chemnitz 1998, hg. von Helmut Loos, S. 237–253
Jürgen May, Neefe als Teilhaber an Beethovens Ruhm, S. 242f.
Knud Breyer, Artikel Fremdsprachenkenntnisse, in : Heinz von Loesch und Claus Raab (Hrsg.) : Das Beethoven-Lexikon. Laaber 2008, S. 264.
Sieghard Brandenburg : Beethovens politische Erfahrungen in Bonn. In : Helga Lühning, Sieghard Brandenburg (Hrsg.) : Beethoven. Zwischen Revolution und Restauration. Bonn 1989, S. 3–50.
Beethoven aus der Sicht seiner Zeitgenossen, hrsg. von Klaus Martin Kopitz und Rainer Cadenbach, München 2009, Nr. 534.
Dieter Haberl, Beethovens erste Reise nach Wien – Die Datierung seiner Schülerreise zu W.A. Mozart, in : Neues Musikwissenschaftliches Jahrbuch 14 (2006), S. 215–255.
Ludwig van Beethoven : Briefwechsel, Band 1, Nr. 14.
Carlheinz Gräter : Hohenloher Raritäten – Geschichte und Geschichten. Silberburg-Verlag, 2010.
Max Braubach (Hrsg.) : Die Stammbücher Beethovens und der Babette Koch. Bonn 1970, S. 19.
Beethoven-Wohnungen. Wien.gv.at abgerufen am 2. Aug. 2015.
Ludwig van Beethoven. Briefwechsel. Band 1, Nr. 65.
Gustav Nottebohm : Generalbass und Kompositionslehre betreffende Handschriften Beethovens und Seyfrieds Buch Ludwig van Beethovens Studien im Generalbass usw. in : Beethoveniana. Leipzig : Peters 1872, S. 154–203, hier S. 171. Internet Archive
Franz Gerhard Wegeler, Ferdinand Ries : Biographische Notizen über Ludwig van Beethoven. Koblenz 1838, S. 84.
Franz Gerhard Wegeler / Ferdinand Ries : Biographische Notizen über Ludwig van Beethoven. Koblenz 1838, S. 36.
Jürgen May : Beethoven and Prince Karl Lichnowsky. S. 33, in : Glenn Stanley (Hrsg.) : Beethoven Forum. Vol. 3 (1994), S. 29–38.
Ludwig van Beethoven. Briefwechsel. Band 1, Nr. 65.
Leo Jacobson : Ludwig van Beethovens Gehörleiden. In : Deutsche Medizinische Wochenschrift. 36 (1910), S. 1282–1285.
A. Laskiewicz : Ludwig van Beethovens Tragödie vom audiologischen Standpunkt. In : Laryngologie, Rhinologie, Otologie und ihre Grenzgebiete. 43 (1964), S. 261–270.
H. Jesserer, H. Bankl : Ertaubte Beethoven an einer Pagetschen Krankheit? Bericht über die Auffindung und Untersuchung von Schädelfragmenten Ludwig van Beethovens. In : Laryngologie, Rhinologie, Otologie. 65 (1986), S. 592–597 u. a.
Die Otosklerose ist eine Erkrankung des Knochens im Innenohr, die zum Gehörverlust führt. Heute hilft man Patienten oft mit Prothesen, die zu Beethovens Zeit noch unbekannt waren. Vgl. auch Knud Breyer, Artikel Taubheit, in : Heinz von Loesch, Claus Raab (Hrsg.) : Das Beethoven-Lexikon. Laaber, Laaber 2008, S. 760–762.
Ludwig van Beethoven. Briefwechsel Band 1, Nr. 106.
Robbins Landon S. 7.
Maynard Solomon : Beethoven. Biographie. Übersetzt von Ulrike von Puttkamer. Frankfurt am Main 1987.
Franz Gerhard Wegeler / Ferdinand Ries, Biographische Notizen über Ludwig van Beethoven. Koblenz 1838, S. 78.
Ludwig van Beethoven, Briefwechsel, Band 1, Nr. 152.
Ulrich Schmitt, Die Revolution im Konzertsaal. Zur Beethoven-Rezeption im 19. Jahrhundert. Mainz u. a. 1990, S. 191–220.
Jürgen May, Beethoven and Prince Karl Lichnowsky, S. 33, in : Glenn Stanley (Hrsg.), Beethoven Forum vol. 3 (1994), S. 29–38
Ludwig van Beethoven, Briefwechsel, Band 1, Nr. 302 und 303.
Vgl. Klaus Martin Kopitz, Beethovens Berufung nach Kassel an den Hof Jérôme Bonapartes. Eine Spurensuche, in : Die Tonkunst, Jg. 5, Nr. 3 vom Juli 2011, S. 326–335
Ausschlaggebend war wohl ein Konzert am 22. Dezember 1808, das Beethoven im Theater an der Wien gab, das auch der "allerhöchste Hof" besuchte und das "das zahlreiche Publikum entzückte, und kleinliche Neider verstummen machte". Vgl. Augsburgische Ordinari Postzeitung, Nro. 11, Freytag, den 13. Jan. Anno 1809, S. 1, als Digitalisat der UB Augsburg.
Martella Gutiérrez-Denhoff, „o unseliges Dekret“. Beethovens Rente von Fürst Lobkowitz, Fürst Kinsky und Erzherzog Rudolph, in : Beethoven und Böhmen. Beiträge zu Biographie und Wirkungsgeschichte Beethovens, hg. von Sieghard Brandenburg und Martella Gutiérrez-Denhoff. Bonn 1988, S. 91–145
Renate Moering, Bettine von Arnims literarische Umsetzung ihres Beethoven-Erlebnisses, in : Der „männliche“ und der „weibliche“ Beethoven. Bericht über den Internationalen musikwissenschaftlichen Kongress vom 31. Oktober bis 4. November 2001 an der Universität der Künste Berlin, hg. von Cornelia Bartsch, Beatrix Borchardt und Rainer Cadenbach. Bonn 2003, S. 251–277.
Zitiert nach Massin 1955/1970, S. 208.
Zitiert nach Massin 1955/1970, S. 210.
Zitiert nach Massin 1955/1970, S. 209.
Franz Gerhard Wegeler/Ferdinand Ries, Biographische Notizen über Ludwig van Beethoven. Koblenz 1838, S. 117.
Vgl. Klaus Martin Kopitz, Beethovens Jugendliebe Johanna von Honrath (1770–1823). Ein Beitrag zu ihrer Biographie, in : Bonner Beethoven-Studien, Band 9 (2011), S. 155–158, ISBN 978-3-88188-121-0, als PDF-Datei
Faksimile des Briefes S. 48 In : Robert Bory : Ludwig van Beethoven. Sein Leben und sein Werk in Bildern, Zürich 1960
Nachweis : Schmidt-Görg 41. – SBH 490 Faksimile des Beethoven-Hauses : Schiedermair, Beethoven. Beiträge zum Leben und Schaffen nach Dokumenten des Beethovenhauses, Bonn 1930
Im Mai 1799 brachte Mutter Anna ihre beiden Töchter Therese und Josephine nach Wien zu Beethoven, der beide als Klavierschülerinnen annahm. Später – nach Josephines Heirat – lernte er auch die anderen Geschwister kennen; mit Franz entwickelte sich im Laufe der Jahre eine Duz-Freundschaft.
Therese Brunsvik in ihren Memoiren, zitiert nach La Mara (1909), S. 68 f.
Beethoven : Dreizehn unbekannte Briefe an Josephine Gräfin Deym geb. v. Brunsvik. Faksimile. Einführung und Übertragung von Joseph Schmidt-Görg. 2. Aufl. Bonn 1986.
Tellenbach (1988 ), S. 259 f.
Beethoven aus der Sicht seiner Zeitgenossen, hrsg. von Klaus Martin Kopitz und Rainer Cadenbach, München 2009, Nr. 141.
Steblin (2007), S. 159.
Steblin (2007), S. 162.
Beethoven aus der Sicht seiner Zeitgenossen, a. a. O., Nr. 154. Es ist auffallend, dass Beethoven seit 1810 (nach Josephines Wiederverheiratung) oft krank und deprimiert war (wie Thayer bereits beobachtete).
Beethoven aus der Sicht seiner Zeitgenossen, a. a. O., Nr. 160.
„… es ist das erstemal, daß ich fühle, daß – heirathen glücklich machen könnte, leider ist sie nicht von meinem stande – und jetzt – könnte ich nun freilich nicht heirathen...“ (Beethoven an Wegeler, 16. November 1801, in : Ludwig van Beethoven, Briefwechsel, Band 1, Nr. 70)
In jüngster Zeit hat sich Rita Steblin (2009) ausführlich mit der angeblichen Romanze zwischen Beethoven und Julie um 1801/02 beschäftigt und neue Fakten aus dem Leben Julies zutage gefördert.
Brandenburg (1996), Brief Nr. 271, 4. März 1807.
Brandenburg (1996), Brief Nr. 273, 6. März 1807.
Kopitz (2015)
Weimarische Zeitung, Jg. 52, Nr. 54 vom 6. März 1883.
Klaus Martin Kopitz, Beethoven, Elisabeth Röckel und das Albumblatt „Für Elise“. Köln 2010.
Klaus Martin Kopitz : Beethovens „Elise“ Elisabeth Röckel. Neue Aspekte zur Entstehung und Überlieferung des Klavierstücks WoO 59. In : Die Tonkunst. Jg. 9, Nr. 1 vom Januar 2015, S. 48–57
William Meredith : New Acquisitions (Summer 2012) : The Yvonne Hummel Collection. In : The Beethoven Journal. Jg. 27, Nr. 2 (Winter 2012), S. 74–80
Kopitz (2015)
Michael Lorenz : Die „Enttarnte Elise“ : Elisabeth Röckels kurze Karriere als Beethovens „Elise“. In : Bonner Beethoven-Studien. Band 9 (2011), S. 169–190, hier S. 177.
Alexander Wheelock Thayer, Ludwig van Beethovens Leben. Nach dem Original-Manuskript deutsch bearbeitet von Hermann Deiters. 2. Band, 2. Aufl. (neu bearbeitet und ergänzt von Hugo Riemann), Leipzig 1910, S. 553.
Kopitz/Cadenbach, Nr. 73.
Ebenda, S. 69.
Kopitz (2001), S. 135.
Goldschmidt (1977), S. 138 f.
„There is no proof that Beethoven and Antonie met in Prague.“ [Es gibt keinen Beweis dafür, dass sich Beethoven und Antonie in Prag getroffen haben.] (Solomon 1972, S. 577.)
„Clearly, there is no possibility of absolute certainty here […] It is possible that the letter arose from a … meeting with a woman who informed Beethoven that she was going to Karlsbad and then failed to carry out her declared intention.“ [Offensichtlich gibt es hier keine absolute Gewissheit […] Es ist möglich, dass der Brief als Ergebnis der Begegnung mit einer Frau entstand …, die Beethoven dahingehend informierte, dass sie nach Karlsbad gehen wollte, und es dann nicht zur Durchführung ihrer erklärten Absicht kam.] (Solomon 1998, p. 219 f.)
Lockwood (2009), S. 155 f.
Beide Lebensdokumente wurden erst nach Beethovens Tod in einem Geheimfach seines Schreibtisches aufgefunden.
Karl-Heinz Köhler, Grita Herre, Dagmar Beck (Hrsg.), Ludwig van Beethovens Konversationshefte. 11 Bde., Leipzig 1968–2001.
Beethoven : Entwurf einer Denkschrift an das Appellationsgericht in Wien vom 18. Februar 1820. Einführung, Übertragung und Anmerkungen von Dagmar Weise. Bonn 1953.
Alexander Wheelock Thayer, Ludwig van Beethovens Leben. Auf Grund der hinterlassenen Vorarbeiten und Materialien weitergeführt von Hermann Deiters. 5. Band (hg. von Hugo Riemann), Leipzig 1908, S. 90.
Anton Schindler, Biographie von Ludwig van Beethoven. Münster 1940.
Grita Herre, Dagmar Beck, Anton Schindlers fingierte Eintragungen in den Konversationsheften, in : Zu Beethoven. Aufsätze und Annotationen. Bd. 1, hg. von Harry Goldschmidt. Berlin 1979, S. 11–89.
Hans Bankl und Hans Jesserer : Die Krankheiten Ludwig van Beethovens. Pathographie seines Lebens und Pathologie seiner Leiden. Wien 1987.
Argonne Researchers Confirm Lead In Beethoven's Illness Science Daily, 8. Dezember 2005 (englisch).
Horst Scherf : Die Krankheit Beethovens. Neue Erkenntnisse über sein Leiden. München 1977.
Scientific Testing of Beethoven’s Hair Pressemitteilung vom 17. Oktober 2000 (englisch)
James Barron : Beethoven May Not Have Died of Lead Poisoning, After All New York Times, 28. Mai 2010
Beethovens Tod : Blei war nicht die Ursache n-tv.de, 29. Mai 2010
Felix Czeike : Historisches Lexikon Wien. Bd. 5, Kremayr & Scheriau Verlag, Wien 1997, S. 574. ISBN 3-218-00547-7.
Alexander Wheelock Thayer : Ludwig van Beethovens Leben. Auf Grund der hinterlassenen Vorarbeiten und Materialien weitergeführt von Hermann Deiters. 5. Band (hg. von Hugo Riemann), Leipzig 1908, S. 495.
Schubert als Fackelträger
Michael Ladenburger u. Silke Bettermann : Drei Begräbnisse und ein Todesfall. Beethovens Ende und die Erinnerungskultur seiner Zeit. (Veröffentlichungen des Beethoven-Hauses 12). Bonn 2002.
Carl Dahlhaus : Ludwig van Beethoven und seine Zeit. S. 45 ff. und 110 ff.
Gemeint sind hier, anderthalb Monate nach der „Völkerschlacht von Leipzig“, die zahllosen in den antinapoleonischen Kriegen gefallenen Soldaten. Das Zitat Beethovens stammt aus seiner Dankesadresse an die Mitwirkenden bei der Uraufführung der Sinfonie; cit. nach Harry Goldschmidt Beethoven. Werkeinführungen. Reclam, Leipzig 1975, S. 53.
Ignaz Josef Pleyel (1757–1831) erwarb am 24. Januar 1827 die Vermarktungsrechte (für Frankreich) für die opp. 130, 133 und 134. Der Vertrag in französischer Sprache wurde in Gegenwart von Zeugen in Wien geschlossen und notariell beglaubigt. Siehe Vertrag zwischen Beethoven und Pleyel im Beethoven-Haus Bonn, abgerufen am 7. März 2013.
Beethovens Skizzen zu einer Sinfonie
|
|
|
Johann Sebastian Bach Kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-11-2018, 09:35 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Johann Sebastian Bach Kimdir?
Johann Sebastian Bach (21 Mart 1685 - 28 Temmuz 1750) dünyaca ünlü Alman barok müzik bestecisi ve orgcudur.
Hayatı
Bach ailesi
Hemen hemen bütün bireyleri müzisyen olarak yetişmiş ve yüzyıllarca sürmüş uzun bir sülâlenin en yüksek doruğunu oluşturan Johann Sebastian Bach’ı yalnızca soyadı ile “Bach” olarak anabiliriz. Çünkü bu kocaman ailenin öteki üyeleriyle karşılaştırılamayacak kadar büyük bir sanatçı olmuştur. Bach ve ailesi 16. ve 17. yüzyıllar boyunca hep müzisyenler yetiştirmişlerdir. Sanki dedelerden torunlara dek bütün aile bireyleri birbirine müzik ile bağlanmıştı diyebiliriz.
Bach ailesinin bilinen en eski bireyi Veit Bach 1555’de doğup 1619’da ölmüştür. Fırıncı ve değirmenci idi. Gotha yakınlarındaki Wechmar köyündendir. Bir aralık Macaristan’a gitmiş fakat oradaki Katolikler arasında kendi Protestanlığından dolayı tedirgin olarak yine köyü Wechmar’a dönmüştür. “Cytringen” denen küçük bir lavta çalardı.
Veit Bach’ın oğlu Hans Bach, aşağı – yukarı 1580’de doğup 1626’da vebaya tutularak ölmüştür. Halıcı ustasıydı. Aynı zamanda köy çalgıcılığı yapardı. Şen, neşeli bir adamdı. Bunun oğullarından biri, Christoph Bach (1613-1661) Erfurt ile Arnstadt’da müzisyendi. Hans’ın ikiz oğullarından Johann Ambrosius (1645-1695) Erfurt ile Eisenach’da kemancıydı. Johan Sebastian Bach ise Johan Ambrosius’un oğludur. Bach ailesi o kadar çok müzisyen yetiştirmiştir ki “Bach” demek sanki müzisyen demek olmuştu. Bach ailesi aralarında sık sık toplanır ve müzik toplantıları yaparlardı. Bu toplantılara Bach ailesinden 120 kadar birey geldiği olurdu
Eisenach (1685-1695), Ohrdruf (1695-1700) ve Lüneburg (1700-1702) yılları
Johann Sebastian Bach, 21 Mart 1685’de doğdu, dokuz yaşındayken annesini, on yaşındayken de babasını kaybetti. Bunun üzerine abisi olan Orgcu Johann Christoph Bach, öksüz kalan kardeşini büyütme görevini üstlendi. Johann S.Bach, Lüneburg’daki Mattehaus Kilisesi'ne soprano olarak girdiğinde henüz 15 yaşındaydı. O sırada besteci Georg Böhm Lüneburg’da Johannes Kilisesi'nin orgculuğunu yapıyordu. J.S.Bach bu ustadan çok yararlandı. Bach’ın org için yazdığı ilk eserlerde Böhm’ün etkileri görülür.
J. S. Bach bilgisini arttırmaya o kadar hevesliydi ki Lüneburg’da bulduğu olanaklarla yetinemeyerek büyük bestecilerin eserlerini dinlemek için Hamburg’a kadar yürüyerek yolculuk yapmayı göze aldı ve orada Brunckhorst’un yönettiği saray müzisyenlerini dinleyerek sanat gereksinimini karşılamaya çalıştı.
Weimar (1703), Arnstadt (1703-1707), Mühlhausen (1707-1708 )
Bach’ın üstlendiği ilk ciddi görev Saksonya-Weimar dükünün orkestrasında kemancılık görevidir. Bu orkestradaki müzisyenler Macar kıyafetleri giyerlerdi. Elbet Bach da öyle yaptı. Bu görevinden aynı yıl çıktı ve Arnstadt’da orgcu oldu. Bu görevde orgu kendi kişisel biçimine göre çalışı kilise yönetiminin hoşuna gitmiyordu ve “Cemaati şaşkına döndürüyorsunuz” şeklinde eleştiriler alıyordu. 1705/1706’da, tanınmış orgcu Buxtehude’yi dinlemek ve her türlü müzik etkinliklerinden haberdar olmak için Lübeck’e gitti. Ancak bu yolculuğunda izin süresini geçirdiği için Arnstadt’daki efendiler onu şiddetle kınadılar. Bununla birlikte belki de dehasını biraz sezmiş olduklarından pek ileri varmayı göze alamadılar.
Oysa Bach 1707’de onları yüzüstü bırakıp Mühlhausen’deki Blasius kilisesinin orgculuğunu yapmak için Arnstadt’ı terk etti ve burada kaldığı sıralarda kendi akrabası olan Maria Barbara ile evlendi.
Weimar (1708–1717)
Bach 1708 yılında Weimar sarayı orgculuğu ile oda müzikçiliği görevine, 1714’de saray orkestrasının birinci kemancılığına atandı. O yıllarda başkemancılar ya da Klavsenciler orkestrayı yönetirdi.
1714’de usta bir orgcu olarak açılıp birçok kente gitti ve bu yolculuk sırasında Prusya’nın Kassel kentinde bir dinleti verirken bir eserinin pedal melodisini olağan üstü çaldığından dinletide bulunan ve bir süre İsveç kralı olan Hessen dükü Friedrich kendinden geçercesine coşarak parmağındaki değerli yüzüğü çıkarıp Bach’a hediye etmiştir.
Bach Weimar’da iken Marchland adında Paris’li bir usta orgcu ve klavsenci Almanya’da bir dizi dinletiler veriyordu. Bu kişi fazlaca övünen ve parlak çalmak haricinde yüzeysel bir çalış biçimi olan biriydi. Dresden’de saraylılar önünde bir klavsen dinletisi vererek o denli büyük başarı kazanmıştı ki yüksek bir ücretle sarayda tutulması istenmişti. Saray görevlilerinden Volumier adında bir Belçikalı Bach’ın üstünlüğüne inandığından Parisli ustayla boy ölçüşmek üzere Bach’ı çağırttı. İki usta arasında yarışma yapılacağı halka duyuruldu. Fakat Bach yarışma yerine geldiğinde rakibi Marchand’ı orada göremedi. Çünkü adamcağız başına gelecekleri önceden değerlendirip kaçmıştı! Bu olaydan sonra Bach’ın onuru ve ünü bir kat arttı. Ama kendisi her türlü gösteriş eğiliminden uzak, alçak gönüllü bir insan olduğundan dolayı bu olaya önem vermedi. Hatta bu olaydan söz ederek kendisini kışkırtmaya çalışanlar olduğunda Bach hemen sözü başka konuya kaydırır, Marchand olayını kapatırdı.
Bach 1717’de Samuel Drese’den açılan Weimar sarayı kapel ustalığına kendisinin getirilmeyişine çok sinirlendi ve öfkesini o kadar şiddetle açığa vurdu ki Weimar dükü onu dört hafta hapsetti.
Keman için solo sonat BWV 1001, Adagio
Köthen (1717-1723)
Bundan sonra Bach yine 1727 yılında Anhalt dükü Leopold’un Köthen’deki sarayında oda müziği şefi oldu. Köthen’de org bulunmadığı gibi koro da yoktu. Yalnız orkestra ile oda müziği grupları vardı. Bundan dolayı Bach yalnız orkestra ve oda müziği eserleri bestelemeye başladı. Zaten yaşamı boyunca aldığı çeşitli görevler hep onun müzik yaratıcılığını etkilemiş ve kendisi hangi görevde bulunuyorsa orada eline geçen olanaklara göre eserler bestelemiştir. İşte Bach’ın en önemli eserleri arasında kabul edilen Brandenburg Konçertoları bu sıralarda yazılmış eserledir.
Bach, Georg Friedrich Händel’i çok beğeniyor ve onunla buluşmayı çok istiyordu. Ama bu iki büyük Alman ustanın bir araya gelmeleri kaderlerinde yokmuş. 1719’da Händel, Londra’daki Haymarket Operası için eserler yazmak üzere Almanya ve İtalya’yı dolaşmaya çıkmıştı. Bach bu dolaşmalar sırasında Händel’in Halle’ye uğradığını haber alınca sadece onu görmek için Halle’ye gitti. Fakat Bach oraya ulaştığında Händel’in kentten ayrıldığını öğrendi ve boş boş dönmek zorunda kaldı.
(Händel 1729’da yeniden Halle’ye gelmişti. Fakat Bach o sıralarda yolculuğa çıkamayacak kadar hasta olduğundan dolayı en büyük oğluyla bir haber gönderdi ve Händel’i Leipzig’ davet etti. Fakat ne yazık ki Händel bu davete uyamadı. Händel’in son yolculuğu Bach’ın ölümüyle sonuçlanan 1750 yılına rastlar.)
1720’de Köthen dükü Bach ile birlikte Karlsbad’da dek bir yolculuk yaptı ve bu yolculuktan geri döndüklerinde Bach karısının ölmüş ve toprağa verilmiş olduğunu öğrendi.
Artık Köthen’de kalmak istemiyordu çünkü o güne dek müziğe büyük önem veren ve Bach’a derin bir saygı besleyen dük 1721’de Anhalt - Bernburg soyundan genç bir prensesle evlenmiş ve Bach’ın söylediğine göre bu prenses kocasını müzikten uzaklaştırmış ve başka konulara yöneltmişti. Bundan dolayı Bach Köthen’de sıkılmaya başladı.
Bununla birlikte karısının ölümünden bir buçuk yıl kadar sonra ve dükün evlenmesinden bir hafta önce değerli bir şarkıcı olan ve henüz 20 yaşında olan [Magdalena Bach|Anna Magdelena Wilcke] ile evlenmişti. Bach’ın Köthen’den ayrılışının yalnızca dükün müziğe olan ilgisizliği değildi. Köthen halkının çoğu Kalvin’ci olduğundan kentteki en iyi okul da Kalvin’ci okulu idi. Bach Luther’ci olduğundan dolayı en büyüğü 12 yaşında olan çocuklarını Calvin’ciler okuluna göndermek istemiyordu.
Leipzig (1723-1750)
Leipzig’deki Thomas Okulu ve kilisesinin kantoru ya da başka bir deyişle koro şefi ve öğretmeni olan Johann Kuhnau 1722’de öldü. Açılan kantorluk için başvuran altı kişi arasında Georg Philipp Telemann kilise yönetim kurulunca ötekilere yeğlenerek oybirliği ile seçildi. Fakat Telemann bu görevi kabul etmedi. O zaman Bach’ın adı ileri sürüldü. Ama kurul ölen Kuhnau’nun öğrencilerinden Cristoph Gaupner’in atanmasını uygun gördü. Gaupner, Darmstadt dükünün sarayında müzik yöneticisiydi. Dük onun ayrılmasına kesinlikle izin vermeyince Thomas kilisesi ile okulun arasında bir yarışma yapıldı. Bu yarışmada Bach başarı gösterdiyse de yönetim kurulu Gaupner’den ümidi kesmediğinden birkaç ay daha beklemeyi yeğledi. Sonunda Gaupner’den kesin ret yanıtı geldi. Bunun üzerine kurul “en iyi müzisyenleri elde etmeye olanak bulamadığından dolayı orta nitelikli müzisyenlerden seçmek zorunda kaldığını” belirterek Bach’ın atanmasını onayladı..
Oysa Bach da Thomas kilisesinin kantorluğuna pek teşne değildi. Dostlarından Georg Erdmann’a yazdığı bir mektupta, daha yüksek bir konumu olan kapel ustalığından kantorluğa geçmenin pek hoş bir şey olmadığını yazıyor. Bu konuda etken olan neden çocuklarının öğrenimi idi.
Bach’ın Thomas kilisesi kantorluğuna atanması sırasında bu kilise yangında yanmış olan eski St. Bonifaz kilisesinin yerine yapılmış yeni bir yapı idi. Elbet orgu da yeniydi. (Şu anda yaklaşık 300 yıllık olan bu org kullanılmamaktadır. Yalnız bazı parçaları anı olarak saklanmaktadır.)
St. Bonifaz okulu 1212 yılında kurulmuştu. Bu okulun yönetimi 1543’de kent yönetim kuruluna geçmiştir. Bach’ın kantorluğa atanması sırasında yönetim kurulu, rektör, rektör yardımcısı kantor ile beş kişiden oluşuyordu. Rektör ile kantorun konutları okul içindeydi. Kantor dört sınıfın öğrencisi ile ilgilenirdi. Bu dört sınıfta 55 öğrenci vardı.
Bach Thomas Okulu’ndaki öğrencilere Perşembe dışında her gün toplu olarak koro dersi verirdi. Perşembe günü ise öğrenciyle birlikte kiliseye giderdi.
Leipzig’deki kiliselerin koridorlarına Thomas Okulu koro sağlardı. Bundan başka Thomas ile Nikolai kiliselerinde orkestra eşlikli dinleti geleneği vardı. Her iki kilisenin birer orgcusu bulunuyordu. Thomas kilisesindeki koro ve orkestrası kantor yönetirdi. Olağan Pazar günleri mutlaka iki kiliseden birinde kantat seslendirilirdi.
Bach kantorluk görevinden başka bir de Thomas Okulu’nun dördüncü ve üçüncü sınıflarına Latince dersi vermekle yükümlüydü. Ayrıca üniversitenin resmi törenlerinde akademik müzik şefi olarak katılmak, okulun belli öğrencilerine olağan koro dersi dışında org, klavsen, keman öğretmek de onun görevleri arasındaydı. Bunca çalışmaya karşın eline geçen para çok azdı.
Zavallı sanatçı 28 Ekim 1730 günü Georg Erdmann’a yazdığı bir mektupta şöyle diyor :
“Şimdiki yıllığım 700 thaler kadardır, arada ek gelir olursa artar. (thaler o dönemin Almanya’sında kullanılan para birimidir.) Bu da gömülen cenazelerin sayısına bağlıdır. Havalar sağlığa uygun gidince ek gelir azalıyor. Sözgelimi geçen yıl cenaze sayısı eksildiğinden dolayı ek gelirden 100 thaler içeri girdim. Thüringen’de 400 thaler alırken daha iyi geçiniyordum. Burada iki katı elime geçiyor olsa da yaşamın pahalılığından dolayı yine de sıkıntı çekiyorum. Size aile durumumu anlatayım : İlk eşim Köthen’de öldüğünden dolayı ikinci kez evlendim. İkinci evliliğimden bir oğlum ile iki kızım sağdır. Büyük oğlum hukuk okuyor. Ötekisi birinci sınıfta, biriyse ikinci sınıfa devam etmektedir. En büyük kızım daha evlenmemiştir. İkinci evliliğimden olan çocuklar henüz çok küçüktürler : oğlanların en büyüğü altı yaşında. Fakat hepsinin müziğe ilgileri var. Ailemle bir çalgı grubu kurabileceğimize eminim. Özellikle şimdiki karımın güzel bir soprano sesi var, büyük kızım da iyi şarkı söyler… vb.” Zavallı Bach’ın yoksulluktan yakınırken sanki az insanın öldüğünü üzülerek anması ne denli hazin!
Son Hastalıkları ve Ölümü (1747-1750)
Leipzig’e döndükten sonra Sebastian Bach’ın gittikçe artan hastalıkları kendisini de yakınlarını da endişelendirmeye başlamıştı. Özüne karşı pek sert davranan Bach ilk sıralarda bu rahatsızlıkları iki kat etkinlikle alt etmeye uğraştı. Fakat bu sefer ilaçlar yetersiz kalıyordu. Hele gözlerinden çok rahatsızdı. Eskiden beri miyop olan gözleri fazla çalışmaktan ve notaları kopyalamaktan yorulmuş, yavaş yavaş görmez olmaya başlamıştı. 1749’da gözlerine yapılan ameliyat başarısızlıkla sonuçlanarak tamamen kör olmasına yol açtı.
Bach’ın körlüğü cesaretini, sabrını ve dinsel inancını hiç sarsmadı. O yine çalışmalarını sürdürüyordu. Gözlerinden dolayı karanlık bir odada kalmaya mahkûm olmasına karşın damadı ve çömezi Altnikol’a son koral’ini söyleyip yazdırıyordu. Bu koral “En büyük sıkıntılara düştüğümüzde” (Wenn wir in höchsten Nöthen sein BWV 641) sözleri ile başlıyordu. Bach ölümünün yaklaştığını hissedince o koralin başına “Tanrım işte katına çıktım” tümcesini yazdırmıştır.
Gerçi ölümünden yaklaşık on gün önce gözleri yeniden görmeye başladıysa da mumun son alevine benzeyen bu iyileşme pek geçici kaldı. Sonunda yüksek ateşle bir inme geldi ve yapılan sağaltım yarar sağlamayarak 28 Temmuz 1750 akşamı saat dokuza çeyrek kala, Sebastian Bach 66 yaşında hayatını kaybetti.
Johann Sebastian Bach’ın Başlıca Eserleri
J.S.Bach Eserlerinin Sınıflandırılması
J.S.Bach'ın eserleri BWV numaralarıyla indekslenmektedir; kısaltma Bach Werke Verzeichnis ( Bach Eserleri Kataloğu) kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Katalog, Wolfgang Schmieder tarafından derlenerek 1950 yılında basılmış; kronolojikten ziyade tematik olarak düzenlenmiştir. Örneğin BWV 525'ten BWV 748'e kadar olan eserleri org için yazılmıştır.
Kantatlar
BWV 1 - 224
Kantatlar dinsel ve dünyasal olmak üzere ikiye ayrılır. Dinsel kantatlar (ya da kilise kantatları) çoğu zaman kilise yılının kutsal günleri ile Pazar günleri için yıllık takımlar olarak tasarlanmış ama tasarlanan beş takım ya gerçekleşmemiş ya da kayboldukları için günümüze kadar ulaşamamıştır. Günümüze kadar ulaşabilenlerin kilise yılına dağılımı şöyledir :
Noel öncesi 1. pazar (Dominica 1 Adventus Christi / 1. Advent) BWV 36, 61, 92
Noel öncesi 3. pazar (Dominica 3 Adventus Christi / 3. Advent) BWV 141
Noel öncesi 4. pazar (Dominica 4 Adventus Christi / 4. Advent) BWV 132
1. Noel günü (Feria 1 nativitatis Christi / 1. Winhnachtsfesttaf) BWV 63, 91, 110, 142, 191, 197a
2. Noel günü (Feria 2 nativitatis Christi / 2. Winhnachtsfesttaf) BWV40, 57, 121
3. Noel günü (Feria 3 nativitatis Christi / 3. Winhnachtsfesttaf) BWV64, 133, 151
Noel ertesi Pazar (Dominica post nativitatis Christi / Sonntag nach Winhnachten) BWV 28, 122, 152
Yeniyıl günü/İsa yalvacın sünneti (Festo circumcisionis Christi/Fest der Beschneidung Christi / Neujahrstag)BWV 14, 41, 143, 171, 190, ek 8
Yeniyıl ertesi pazar (Dominica post festum circumcisionis Christi / Sonntag nach der Beschneidung Christi) BWV 58, 153
Görünme kutsal günü (Festo epiphanias/Epiphanis) BWV 65, 123
Görünme ertesi 1. pazar (Dominica 1 post epiphanias/1.Sonntag nach Epiphanias) BWV 32, 124, 154, 217
Görünme ertesi 2. pazar BWV 3, 13, 155
Görünme ertesi 3. pazar BWV 72, 73, 111, 156
Görünme ertesi 4. pazar BWV 14, 81
70. Gün (Septaugesimae) BWV 84, 92, 144
60. Gün (Sexagesimae) BWV 18, 126, 181
Paskalya öncesi 7. pazar (Estomihi) BWV 22, 23, 127, 159
Paskalya öncesi 4. pazar (Oculi) BWV 80a
Hurma pazarı (dominica palmarum aut festo Mariae annunciations/Palm – Sonntag/Fest Mariae Verkündigung) BWV 182
1. Paskalya günü (feria paschatos/Osterfest) BWV 4, 15, 31, 160, 249
2. Paskalya günü (2. feria paschatos/2. Osterfesttag) BWV 6, 66
3. Paskalya günü (3. feria paschatos/3. Osterfesttag) BWV 134, 145, 158
Akpazar/Küçük paskalya (Quasimodogeniti/Weisser Sontag) BWV 42, 67
Paskalya ertesi 2. Pazar (Misericordia Domini) BWV 85, 104, 112
Paskalya ertesi 3. Pazar (Jubilate) BWV 12, 103, 146
Paskalya ertesi 4. Pazar (Cantate) BWV 108, 166
Paskalya ertesi 5. Pazar (Rogate) BWV 86, 87
İsa’nın göğe çıkışı günü (festo ascensionis Christi/Himmelfahrt Christi) BWV 11, 37, 43, 128
Paskalya ertesi 6. Pazar (Exaudi) BWV 44, 183
Pentakot 1. Günü (festo pentecostes/Pfingstfest/1. Pfingsfesttag) BWV 34, 59, 74, 172, 218
Pentakot 1. Günü (feria pentecostes/Pfingstfest/2. Pfingsfesttag) BWV 68, 173, 174
Pentakot 3. Günü BWV 175, 184
Üçlübirlik günü ertesi 2. Pazar BWV 2, 76
Üçlübirlik günü ertesi 3. Pazar BWV 21, 135
Üçlübirlik günü ertesi 4. Pazar BWV24, 177, 185
Üçlübirlik günü ertesi 5. Pazar BWV 88, 93
Üçlübirlik günü ertesi 6. Pazar BWV 9, 170
Üçlübirlik günü ertesi 7. Pazar BWV 107, 186, 187, ek1
Üçlübirlik günü ertesi 8. Pazar BWV 45, 136, 178
Üçlübirlik günü ertesi 9. Pazar BWV 94, 105, 168
Üçlübirlik günü ertesi 10. Pazar BWV 46, 101, 102
Üçlübirlik günü ertesi 11. Pazar BWV 113, 179, 199
Üçlübirlik günü ertesi 12. Pazar BWV 35, 69, 137
Üçlübirlik günü ertesi 13. Pazar BWV 33, 77, 164
Üçlübirlik günü ertesi 14. Pazar BWV 17, 25, 78
Üçlübirlik günü ertesi 15. Pazar BWV 51, 99, 100, 128
Üçlübirlik günü ertesi 16. Pazar BWV 8, 27, 95, 106, 161
Üçlübirlik günü ertesi 17. Pazar BWV 47, 114, 148
Üçlübirlik günü ertesi 18. Pazar BWV 96, 169
Üçlübirlik günü ertesi 19. Pazar BWV 5, 48, 56, ek2
Üçlübirlik günü ertesi 20. Pazar BWV 49, 162, 180
Üçlübirlik günü ertesi 21. Pazar BWV 38, 98, 100, 109, 188
Üçlübirlik günü ertesi 22. Pazar BWV 55, 89, 115
Üçlübirlik günü ertesi 23. Pazar BWV 52, 139, 163
Üçlübirlik günü ertesi 24. Pazar BWV 26, 60
Üçlübirlik günü ertesi 25. Pazar BWV 90, 116
Üçlübirlik günü ertesi 26. Pazar BWV 70
Üçlübirlik günü ertesi 27. Pazar BWV 140
Meryem’in arınması (festo purificationis Mariae/Fest Mariä Reinigung) BWV 82, 83, 125, 157, 158, 161
Meryem’e haber günü (festo annunciationis Mariae/Fest Mariä Verkündigung) BWV 1, 182
Meryem ziyareti (feto visitationis Mariae/Fest Mariä Heimsuchung) BWV 10, 147
Johannes günü (festo St. Joannis Baptistae/Fest Johannis des Täufers/Johannisfest) BWV 7, 30, 167, 220
Mihael günü (festo Michaelis/Michaelisfest) BWV 19, 50, 130, 149, 219
Reform bayramı (31 Ekim, festo reformationis/Reformationsfest) BWV 79, 80
Hangi güne özgü olduğu belirtilmemiş dinsel kantatlar : BWV 21, 51, 54, 97, 117, 131, 150, 189, 192, 200, 221,22, 223, 224
Seçim kantatları : BWV 71, 119, 69, ek4, 120, 69a, ek3, 29, 137, 193
Evlilik kantatları : BWV 34a, 120a, 195, 196, 197
Org kutsaması : BWV 194
Cenaze müzikleri : BWV 53, 106, 118, 157, 198, ek16, 17
Dünyasal kantatlar : BWV 30a, 46a, b, c, 134a, 173a, 193a, 201, 205, 205a, 206, 207, 207a, 208, 208a, 209, 210, 210a, 211, 216, 216a, 249a, b, ek5-15, 18 – 19.
Motetler
BWV 225 Singet dem Herrn ein neues Lied (Efendimize yeni bir şarkı söyleyin)
BWV 226 Der Geist hilft unsrer Schwachheit (Ruh, güçsüzlüğümüzde destek olur)
BWV 227 Jesu meine freude (İsa, sevincim)
BWV 228 Fürchte dich nicht, ich bin bei dir (Korkma, yanındayım)
BWV 229 Komm, Jesu, komm! (Gel İsa, gel!)
BWV 230 Lobet den Herrn, alle Heiden (Efendimizi övün, tüm dinsizler)
BWV 231 Sei Lob und Preis mit Ehren (Saygıyla övgü sana)
Missalar
BWV 232 si minör missa, Leipzig 1733
BWV 233 Fa Majör missa, Leipzig 1737?
BWV 234 La majör missa, Leipzig 1737/38?
BWV 235 si minör missa, Leipzig 1737?
BWV 236 Sol Majör missa, Leipzig 1737/38?
BWV 237-242 Missa bölümleri (Do Majör, Re Majör, re minör, Sol Majör, 5 Re Majör Sanctus, 1 sol minör Christe elesion)
BWV 243 Re Majör Magnificat (ilk versiyonu Mi-bemol Majör)
Oratoryolar ve passionlar
BWV 244 St. Matthew Passion (Matthäuspassion) Matta azabı
BWV 245 St. John Passion (Johannespassion) Yahya azabı
BWV 246 St. Luke Passion (Lukaspassion) Luka azabı
BWV 247 St. Mark Passion (Markuspassion) Mark azabı BWV 248 Cristmas Oratorium (Weihnachts-Oratorium) Noel Oratoryosu
BWV 249 Easter Oratorium (Oster-Oratorium) Paskalya Oratoryosu
Dört sesli koraller
BWV 439-507 Dinsel şarkı ve aryalar (Schemelli’nin şarkı albümünden şifreli ve şifresiz bas ile)
BWV 508-518 Şarkılar ve aryalar (Anna Magdalena Bach’ın 2. albümünden, 1725)
BWV 519-523 Beş dinsel şarkı
BWV 524 Qoudlibet (eksiktir)
Org eserleri
BWV 525-530 Trio sonatlar
Forkel’in bildirdiğine göre Sebastian Bach “iki klavye ve bir pedal için 6 sonat”ı en büyük oğlu William Friedmann (d.1710) için yazmıştır. Başlığını yanlış yorumlayanlar bu eserleri Bach’ın evinde kullandığı bilinen pedalli klavsen için yazdığını ileri sürmüşlerse de org eserleri olduğu kesindir. BWV 528 eser sayılı sonatın ilk bölümü 1723’te yazılmış bir kantatın giriş bölümünden uyarlanmış olduğuna göre hepsi sonatların hepsi, Bach’In Leipzig’deki ilk yıllarında yazılmış ve üstün yetenekli oğlu tarafından çok geçmeden eğitim materyalleri olarak kullanılmış olabilir. İtalyan stilinde konçerto formunun hızlı-yavaş-hızlı akışlı üç bölümlü (sadece BWV 528’de ilk kısa ve yavaş bir giriş vardır) yapısını gösteren sonatların hızlı bölümleri genellikle A-B-A formundadır. A kısımları biçimsel benzerlik gösterirken, B kısımları daha hareketli ve geliştirimsel niteliklidir. Bach’ın konçertolarında görülen birlikte girişli ve rondo formuna yakın biçimsel kuruluş bu hızlı bölümlerde de gözlemlenebilir. Bölümler ana tonalitelerde etkileyici bir ana düşünce ile başlayıp biter. Gerekli geçişleri gerçekleştiren zıt nitelikli yan kesimlerin arasına ana konunun yakın tonlara aktarılmış biçimleri serpiştirilir. Ağır akışlı orta bölümler daha yalın bir yapı gösterir. Her iki üst parti ezgisel çizgiyi örerken bas partisi destekleme işlevini görür. A-B-A biçimi bu bölümlerde de sık görülür.
Bu altı sonatta Bach, iki ezgi çalgısı ile sürekli bas için trio sonat alanındaki deneylerini sürdürür. Trio sonatların en az üç çalıcı (eğer sürekli bas bir bas çalgısı ile pekiştirilecekse dört çalıcı) tarafından seslendirilmeleri gerekirken, Bach Köthen’de yazdığı sanılan Keman, Klavsen sonatlarında, solo çalgılarından birinin partisini klavsenin sağ eline, sürekli bası ise sol eline yazmıştır. Bu sayede üç çalıcı gerekirken sadece iki çalıcının seslendirebilmesine olanak sağlamış, org sonatlarında ise iki ezgi partisini olgun elle çalınan klavye partilerine, bası da ayakla çalınan pedal partisine yazarak tek bir kişinin seslendirebileceği trio sonatlar yazmıştır. Bach’ın diğer org eserlerinden alıştığımız dolgun tınlayış yerine bu sonatlarda baştan sona hemen hemen yalnızca üç partili yazı buluruz.
Trio Sonat no.1 BWV 525 Mi-bemol Majör
I. Tempo belirtilmemiş (Allegro) - II. Adagio - III. Allegro.
Trio Sonat no.2 BWV 526 do minör
I. Vivace - II. Largo - III. Allegro.
Trio Sonat no.3 BWV 527 re minör
I. Andante - II. Adagio e dolce - III. Vivace.
Trio Sonat no.4 BWV 528 mi minör
I. Adagio-Vivace - II. Andante - III. Un poco allegro
Trio Sonat no.5 BWV 529 Do Majör
I. Allegro - II. Largo - III. Allegro
Trio Sonat no.6 BWV 530 Sol Majör
I. Vivace - I. Lento - III. Allegro
BWV 531-582 Prelüd ve Fügler
Bach’ın org için yazdığı prelüd ve füglerden 30 tanesi birer çift oluşturur (Prelüd ön çalınış anlamında ve ardından genellikle bir füg takip eder) diğerleri tek prelüd ya da füg bölümü olanlardır. Prelüdlerin birkaçı Toccata ya da Fantazi gibi müziksel olarak yakın başlıklar taşır.
BWV 531 Do Majör Prelüd ve Füg
BWV 532 Re Majör Prelüd ve Füg
BWV 533 mi minör Prelüd ve Füg
BWV 534 fa minör Prelüd ve Füg
BWV 535 sol minör Prelüd ve Füg
BWV 536 La Majör Prelüd ve Füg
BWV 537 do minör Prelüd ve Füg
BWV 538 re minör Toccata ve Füg
BWV 539 re minör Prelüd ve Füg
BWV 540 Fa Majör Toccata ve Füg
BWV 541 Sol Majör Prelüd ve Füg
BWV 542 sol minör Fantezi ve Füg
BWV 543 la minör Prelüd ve Füg
BWV 544 si minör Prelüd ve Füg
BWV 545 Do Majör Prelüd ve Füg
BWV 546 do minör Prelüd ve Füg
BWV 547 Do Majör Prelüd ve Füg
BWV 548 mi minör Prelüd ve Füg
BWV 549 do minör Prelüd ve Füg
BWV 550 Sol Majör Prelüd ve Füg
BWV 551 la minör Prelüd ve Füg
BWV 552 Mi-bemol Majör Prelüd ve Füg
BWV 553-560 Sekiz küçük Prelüd ve Füg
BWV 553 Do Majör
BWV 557 Sol Majör
BWV 554 re minör
BWV 558 sol minör
BWV 555 mi minör
BWV 559 la minör
BWV 556 Fa Majör
BWV 560 Si-bemol Majör
BWV 561 La Majör Fantezi ve Füg
(Bach’ın olduğu kuşkuludur, bir öğrencisine ait olduğu da düşünülmektedir)
BWV 562 Do Majör Fantezi ve Füg
(Bach’ın olduğu kuşkuludur, bitmemiş bir eser olmasına rağmen sık seslendirilir)
BWV 563 Fantasia con Imıtatione (Benzetmeli fantezi) si minör
BWV 564 Do Majör Toccata, Adagio ve Füg
BWV 565 re minör Toccata ve Füg
BWV 566 Mi Majör Toccata
BWV 567 Do Majör Prelüd
BWV 568 Sol Majör Prelüd
BWV 569 la minör Prelüd
BWV 570 Do Majör Fantazi
BWV 571 Sol Majör Fantazi
BWV 572 Sol Majör Fantazi
BWV 573 Do Majör Fantazi
BWV 574-579 Küçük org fügleri
BWV 574 do minör Füg
BWV 577 Sol Majör Füg “Alla Gigue”
BWV 575 re minör Füg
BWV 578 sol minör Füg
BWV 576 Sol Majör Füg
BWV 579 si minör Füg
BWV 580 Re Majör Füg
BWV 581 Sol Majör Füg
BWV 582 do minör Paskalya ve Füg
BWV 583 re minör trio
BWV 584 sol minör trio
BWV 585 do minör trio
BWV 586 Sol Majör trio
BWV 587 Fa Majör Arya
BWV 588 re minör Kanzon
BWV 589 Re Majör Alla breve
BWV 590 Fa Majör Pastoral
BWV 591 Küçük Uyumlu Labirent
BWV 592-597 Org için 6 Konçerto
Bestelenişleri Weimar’da belki J.Gottfried Walther’in benzer çalışmalarının etkisiyle. Üçü Vivaldi’nin iki genç yaşta ölen Weimar dükü Johann Ernst’in, biri de kimliği belirlenememiş bir bestecinin keman konçertosundan uyarlanmıştır.
BWV 592 Org Konçertosu no.1 Sol Majör
BWV 593 Org Konçertosu no.2 la minör
BWV 594 Org Konçertosu no.3 Do Majör
BWV 595 Org Konçertosu no.4 Do Majör
BWV 596 Org Konçertosu no.5 re minör
BWV 597 Org Konçertosu no.6 Mi-bemol Majör
BWV 598 Org için pedal alıştırması. (Pedal-Exercitium)
BWV 599-644 Org kitabı (Orgelbüchlein)
BWV 645-650 Çeşitli Türden Altı Koral
BWV 651-668 Çeşitli Türden Onsekiz Koral
BWV 669-689 Koral işlemeleri
BWV 690-713 Kirnberger Dermesi’nden Koral İşlemeleri
BWV 714-740 Koral İşlemeleri
BWV 741-765 Koral Prelüdleri
BWV 766-768 Çeşitlemeler (Partite Diverse)
BWV 769 Kanonsal çeşitlemeler
BWV 770 Çeşitlemeler (Partite Diverse)
BWV 771 Çeşitlemeler
Klavsen eserleri
BWV 772-801 İki ve Üç Sesli Envansiyonlar Klavsen için 20 tane eğitici parçadan oluşur. İlk biçimleri Bach’ın 9 yaşındaki oğlu Wilhelm Friedmann için 22 Ocak 1720 günü yazmaya başladığı nota kitabında Praeambulum ve Fantasia başlıklarıyla, son biçimleri de Bach’ın kendi eliyle yazdığı bir kitap biçimindedir. Bu kitabın kapağında, amacının klavsen çalmayı sevenlere ve özellikle öğrenmek isteyenlere, bu konuda kılavuzluk olduğunu belirtir. 2 partili olanlar açık seçik çalabilme, 3 partili olanlar ise doğru ve iyi biçimde üstesinden gelebilme, buluşlar üretme ve geliştirme, çalıcılıkta ezgisel bir biçime ulaşabilme ve üretmekten güçlü bir ön haz alma gibi amaçları vardır.
BWV 772-786 İki Sesli Envansiyonlar
BWV 787-801 Üç Sesli Envansiyonlar
No.1 Do Majör
No.1 Do Majör
No.2 do minör
No.2 do minör
No.3 Re Majör
No.3 Re Majör
No.4 re minör
No.4 re minör
No.6 Mi-bemol Majör
No.6 Mi-bemol Majör
No.7 mi minör
No.7 mi minör
No.8 Fa Majör
No.8 Fa Majör
No.9 fa minör
No.9 fa minör
No.10 Sol Majör
No.10 Sol Majör
No.11 sol minör
No.11 sol minör
No.12 La Majör
No.11 sol minör
No.13 la minör
No.13 la minör
No.14 Si-bemol Majör
No.14 Si-bemol Majör
No.15 si minör
No.15 si minör
İngiliz Suitleri
Prelüdleri olmakla Fransız suitlerinden ayrılan bu altı suit için neden “İngiliz” nitelemesinin eklendiği bilinmemektedir. Kimi yazar bir İngiliz için bestelenmiş olabileceklerini, kimiyse Londra’da etkinlik gösteren Dieupart ve Händel’in suitlerine benzerlik gösterdikleri için bu adı almış olabileceklerini ileri sürer.
Fransız Suitleri
Prelüdlerinin olmayışı ile İngiliz suitlerinden ayrılan bu altı suite “Fransız Suitleri” başlığını Bach’In verdiği sanılmıyor. Bu başlığın yakıştırılmasında neden olarak olsa-olsa bölümlerinin özlü oluşu gösterilebilir. İlk beş suit Anna Magdalena Bach için Köthen’de 1722’de yazılmaya başlanan nota kitabında bulunduğuna göre bu sıralarda yazılmış olabilir.
BWV 806-811 İngiliz Suitleri
BWV 812-817 Fransız Suitleri
No.1 La Majör
No.1 re minör
No.2 la minör
No.2 do minör
No.3 sol minör
No.3 si minör
No.4 Fa Majör
No.4 Mi-bemol Majör
No.5 mi minör
No.5 Sol Majör
No.6 re minör
No.6 Mi Majör
BWV 818 la minör Suit
BWV 818a la minör suit (yeniden düzenlenmiş)
BWV 819 Mi-bemol Majör Suit
BWV 820 Fa Majör uvertür (suit)
BWV 821 Si-bemol Majör suit
BWV 822 sol minör suit
BWV 823 fa minör suit
BWV 824 La Majör suit
BWV 825-830 Altı Partita
No.1 Si-bemol Majör
No.2 do minör
No.3 la minör
No.4 Re Majör
No.5 Sol Majör
No.6 mi minör
BWV 831 si minör Partita “Fransız uvertürü”
BWV 832 La Majör Partita
BWV 833 Fa Majör Prelüd ve Partita
BWV 834-845 Çeşitli suit bölümleri
BWV 834 do minör Allemande
BWV 840 Sol Majör Courante
BWV 835 la minör Allemande
BWV 841 Sol Majör Menuet
BWV 836 sol minör Allemande
BWV 842 sol minör Menuet
BWV 837 sol minör Allemande
BWV 843 Sol Majör Menuet
BWV 838 Allemande ve Courante
BWV 844 re minör Scherzo
BWV 839 sol minör Sarabande
BWV 845 fa minör Gigue
BWV 846-893 Eşit Düzenlenmiş Klavye (Das Wohltemperierte Klavier)
BWV 846 Do Majör 4 sesli
BWV 847 do minör 3 sesli
BWV 848 Do-diyez Majör 3 sesli
BWV 849 do-diyez minör 5 sesli
BWV 850 Re Majör 4 sesli
BWV 851 re minör 3 sesli
BWV 852 Mi-bemol Majör 3 sesli
BWV 870 Do Majör 3 sesli
BWV 871 do minör 4 sesli
BWV 872 Do-diyez Majör 3 sesli
BWV 873 do-diyez minör 3 sesli
BWV 874 Re Majör 4 sesli
BWV 875 re minör 3 sesli
BWV 876 Mi-bemol Majör 4 sesli
BWV 853 mi-bemol minör 3 sesli
BWV 854 Mi Majör 3 sesli
BWV 855 mi minör 2 sesli
BWV 856 Fa Majör 3 sesli
BWV 857 fa minör 4 sesli
BWV 858 Fa-diyez Majör 3 sesli
BWV 859 fa-diyez minör 4 sesli
BWV 860 Sol Majör 3 sesli
BWV 861 sol minör 4 sesli
BWV 862 La-bemol Majör 4 sesli
BWV 863 sol-diyez minör 4 sesli
BWV 864 La Majör 3 sesli
BWV 865 la minör 4 sesli
BWV 866 Si-bemol Majör 3 sesli
BWV 867 si-bemol minör 5 sesli
BWV 868 Si Majör 4 sesli
BWV 869 si minör 4 sesli
BWV 877 mi-bemol minör 4 sesli
BWV 878 Mi Majör 4 sesli
BWV 879 mi minör 3 sesli
BWV 880 Fa Majör 3 sesli
BWV 881 fa minör 3 sesli
BWV 882 Fa-diyez Majör 3 sesli
BWV 883 fa-diyez minör 3 sesli
BWV 884 Sol Majör 3 sesli
BWV 885 sol minör 4 sesli
BWV 886 La-bemol Majör 4 sesli
BWV 887 sol-diyez minör 3 sesli
BWV 888 La Majör 3 sesli
BWV 889 la minör 3 sesli
BWV 890 Si-bemol Majör 3 sesli
BWV 891 si-bemol minör 4 sesli
BWV 892 Si Majör 4 sesli
BWV 893 si minör 3 sesli
BWV 894 la minör Prelüd ve Füg
BWV 895 la minör Prelüd ve Füg
BWV 896 La Majör Prelüd ve Füg
BWV 897 la minör Prelüd ve Füg
BWV 898 Si-bemol Majör Prelüd ve Füg
BWV 899 re minör Prelüd ve Küçük Füg
BWV 900 mi minör Prelüd ve Küçük Füg
BWV 901 Fa Majör Prelüd ve Küçük Füg
BWV 902 Sol Majör Prelüd ve Küçük Füg
BWV 903 re minör Kromatik Fantezi ve Füg
BWV 904 la minör Fantezi ve Füg
BWV 905 re minör Fantezi ve Füg
BWV 906 do minör Fantezi ve Füg
BWV 907 Si-bemol Majör Fantezi ve Füg
BWV 908 Re Majör Fantezi ve Füg
BWV 909 do minör Konçerto ve Füg (Bach’ın oldu kesin değildir)
BWV 910 fa-diyez minör Toccata ve Füg
BWV 911 do minör Toccata ve Füg
BWV 912 Re Majör Toccata ve Füg
BWV 913 re minör Toccata ve Füg
BWV 914 mi minör Toccata ve Füg
BWV 915 sol minör Toccata ve Füg
BWV 916 Sol Majör Toccata ve Füg
BWV 917 sol minör Fantezi
BWV 918 do minör Fantezi
BWV 919 sol minör Fantezi
BWV 920 do minör Prelüd
BWV 921 la minör Prelüd
BWV 922 si minör Prelüd
BWV 923-932 Dokuz Küçük Prelüd
BWV 933-938 Altı Küçük Prelüd
BWV 939-943 Beş Küçük Prelüd
BWV 944-962 Çeşitli Fügler ve Fügatolar
BWV 963 Re Majör Sonat
BWV 964 re minör Sonat
BWV 965 la minör Sonat
BWV 966 Do Majör Sonat
BWV 967 la minör Sonat
BWV 968 Sol Majör Adagio (BWV 1005, 3. Solo keman sonatından ilk bölümün uyarlamasıdır)
BWV 969 sol minör Andante (Bach’ın olduğu kuşkuludur)
BWV 970 re minör Presto (Bach’ın olduğu kuşkuludur)
BWV 971 İtalyan Konçerto, Fa Majör
I. Tempo belirtilmemiş - II. Andante - III. Presto
Büyük grup (tutti) ile küçük grup (concertino) arasında çekişmeli olarak çalınarak yapılan müzik ilkesine dayanan barok konçertoyu Bach iki klavyeli klavsene uyarlamıştır. Bunu alt klavyeyi tutti, üst klavyeyi de concertino olarak kullanmış ve bunu da partisyon üzerinde forte ve piano olarak belirtmiştir. Birinci bölüm üç konulu tipik bir konçertodur. İkinci bölüm ezgisel yapısı ile dikkati çeker, sürekli bir bas hareketi devam ederken bir keman konçertosunun ikinci bölümünü andıran bir yapıda işlenir. Üçüncü bölüm ise son derece canlı ve çekişmelidir. Adeta bir orkestra konçertosu gibidir.
BWV 972-987 Solo Klavsen için Konçertolar
BWV Goldberg Varyasyonları (30 Çeşitlemeli Aria)
Çariçe Büyük Katarina’nın Saksonya sarayı katındaki elçisi Kont Hermann Carl von Kaiserling’e uyuyabilmesi için her gece müzik çalmakla görevli olan, Johann Gottlieb Goldberg için bestelenmiştir. Bu yüzden başlığı da “Goldberg Varyasynları”dır. Bach’ın en önemli eserleri arasında yer alır, Aria adlı konusu kimin olduğu bilinmeyen ve ilk kez Anna Magdalena’nın 1725 tarihli 2. Nota kitabında görülen bir sarabanddır. Dizinin en başında ve en sonunda birer kez çalınan bu aryanın 32. Ölçülük bası üzerine kurulmuş ve çeşitlemeler bir yandan büyük çeşitlilik gösterirken öte yandan benzer özelliklerle de diziye bakışık bir çatı kurarlar. Her üçüncü çeşitlemede (3, 6, 9, 12, 15, 18, 21, 24 ve 27 sırasayılılar) kanon örgüsünde olup benzet-leme aralığı birliden sırayla dokuzluya dek açılır. Son çeşitlemede “Lahana ile Pancar beni kaçırdı” ve “Nicedir seninle olamadım” adlı halk ezgilerini örgüsüne kattığından qoudlibet başlığını taşır.
BWV 989 İtalyan biçiminde çeşitlemeli aria, la minör
BWV 990 Saraband ve çeşitlemeler, Do Majör (Bach’ın olduğu kuşkulu sayılır)
BWV 991 Arya ve çeşitlemeler (Bach’ın olduğu kuşkulu sayılır)
BWV 992 Çok sevgili Ağabeyinin ayrılışı üzerine Kapris, Mi Majör
BWV 993 mi minör Kapris
BWV 994 Do Majör Applicatio
Lavta eserleri
BWV 995 Lavta suiti no.3 sol minör
BWV 996 Lavta suiti no.1 mi minör
BWV 997 do minör Partita
BWV 998 Prelüd, Füg ve Allegro, Mi-bemol Majör
BWV 999 do minör Prelüd
BWV 1000 sol minör Füg
Oda müziği eserleri
BWV 1001-1006 Solo Keman için 3 Sonat ve 3 Partita
Bach’ın eşliksiz solo çalgılar için yazdıklarının doruğu, dehasının en önemli kanıtları sayılan ve bugün “Altı sonat” olarak adlandırılan bu solo keman eserleri gerek bütün olarak, gerekse tek bölümleri ile sık sık seslendirilmektedir. İşlenişinde yer-yer gölülen geniş ve dört sesli akorların Bach zamanında daha eğimli olan (bugün Bach yayı olarak bilinen) keman yayı ile ancak çalına-bildiği sanılır. Bestecinin “sonat” başlığını verdiği eserler kilise sonatının ağır-hızlı-ağır-hızlı dizilişli dört bölümünü, “partita” adını verdikleriyse barok suit bölümlerini art arda dizer. Hepsinin 1720 civarında Köthen’de bestelenmiş oldukları düşünülmektedir.
BWV 1001-1006 Solo keman için 3 sonat ve 3 partita Sonat no.1 BWV 1001 sol minör
Partita no.1 BWV 1002 si minör
Sonat no.2 BWV 1003 la minör
Partita no.2 BWV 1004 re minör
Sonat no.3 BWV 1005 Do Majör
Partita no.3 BWV 1006 Mi Majör
BWV 1007-1012 Solo viyolonsel için 6 Suit Suit no.1 BWV 1007 Sol Majör
Suit no.4 BWV 1010 Mi-bemol Majör
Suit no.2 BWV 1008 re minör
Suit no.5 BWV 1011 do minör
Suit no.3 BWV 1009 Do Majör
Suit no.6 BWV 1012 Re Majör
BWV 1013 Solo Flüt için Sonat (Partita), la minör
BWV 1014-1019 Keman ve Klavsen için 6 sonat Sonat no.1 BWV 1014 si minör
Sonat no.4 BWV 1017 do minör
Sonat no.2 BWV 1015 La Majör
Sonat no.5 BWV 1018 fa minör
Sonat no.3 BWV 1016 Mi Majör
Sonat no.6 BWV 1019 Sol Majör
BWV 1020 Flüt ve Klavsen için Sonat sol minör
BWV 1021 Keman ve Sürekli Bas için Sonat Sol Majör
BWV 1022 Keman ve Klavsen için Sonat Fa Majör
BWV 1023 Keman ve Sürekli bas için Sonat mi minör
BWV 1024 Keman (ya da Flüt) ve Sürekli bas için Sonat do minör
BWV 1025 Keman ve Klavsen için Suit La majör
BWV 1026 Keman ve Klavsen için Füg sol minör
BWV 1027 Viyola da Gamba ve Klavsen için Sonat no.1 Sol Majör
BWV 1028 Viyola da Gamba ve Klavsen için Sonat no.2 Re Majör
BWV 1029 Viyola da Gamba ve Klavsen için Sonat no.3 sol minör
BWV 1030 Flüt ve Klavsen için Sonat no.1 si minör
BWV 1031 Flüt ve Klavsen için Sonat no.2 Mi-bemol Majör
BWV 1032 Flüt ve Klavsen için Sonat no.3 La Majör
BWV 1033 Flüt ve Sürekli bas için Sonat no.1 Do Majör
BWV 1034 Flüt ve Sürekli bas için Sonat no.2 mi minör
BWV 1035 Flüt ve Sürekli bas için Sonat no.3 Mi Majör
BWV 1036 İki keman (ya da Flüt ve Obua) ve Klavsen için Sonat no.1 re minör
BWV 1037 İki keman (ya da Flüt ve Obua) ve Klavsen için Sonat no.2 Do Majör
BWV 1038 İki keman (ya da Flüt ve Obua) ve Klavsen için Sonat no.3 Sol Majör
BWV 1039 İki keman (ya da Flüt ve Obua) ve Klavsen için Sonat no.4 Sol Majör
BWV 1040 Keman, Obua ve Sürekli bas için Çalgısal bölüm, Fa Majör
Konçertolar ve orkestra eserleri
BWV 1041-1045 Keman Konçertoları
BWV 1041 Keman, Yaylı Çalgılar ve Sürekli bas için Konçerto no.1 la minör
BWV 1042 Keman, Yaylı Çalgılar ve Sürekli bas için Konçerto no.2 Mi Majör
BWV 1043 İki Keman, Yaylı Çalgılar ve Sürekli bas için İkili Konçerto re minör
BWV 1044 Flüt, Keman, Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Üçlü Konçerto la minör
BWV 1045 Keman ve Orkestra için Sinfonia Re Majör
BWV 1046-1051 Brandenburg Konçertoları
BWV 1046 Brandenburg Konçertosu no.1 Fa Majör
(Konçertino : 2 Ob. Fgt. 2 Kr. Küçük kmn.)
BWV 1047 Brandenburg Konçertosu no.2 Fa Majör
(Konçertino : Bl.Fl., Ob., Trp., Kmn.)
BWV 1048 Brandenburg Konçertosu no.3 Sol Majör
BWV 1049 Brandenburg Konçertosu no.4 Sol Majör
(Konçertino : 2 Bl.Fl., Kmn.)
BWV 1050 Brandenburg Konçertosu no.5 Re Majör
(Konçertino : Fl., Kmn., Klv.)
BWV 1051 Brandenburg Konçertosu no.6 Si-bemol Majör
(Konçertino : 2 Vla. da Br. 2 Vla.da gmb.)
BWV 1052-1058 Klavsen Konçertoları
Leipzig’de Telemann Derneği Dinletileri için 1730-33 evresi keman konçertolarından (BWV 1052, 1054-1058 ) ve belki kilise kantatlarından (BWV 1053) uyarlamıştır. 7 klavsen konçertosu içinde bugün en çok sevilen ve sık seslendirilenleri 1. ve 5. konçertodur.
BWV 1052 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.1 re minör
BWV 1053 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.2 Mi Majör
BWV 1054 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.3 Re Majör
BWV 1055 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.4 La Majör
BWV 1056 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.5 fa minör
BWV 1057 Klavsen, 2 Blokflüt ve Yaylı Çalgılar için Konçerto (no.7) Fa Majör
BWV 1058 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.7 sol minör
BWV 1059 (Tamamlanmamış bir klavsen konçertosu olduğu düşünülür. Günümüzde genellikle orijinalinin bir obua konçertosu olabileceği sanılarak BWV 35 eser sayılı kantatından sinfonia ve aradaki allegro bölümü, ikinci bölüm için de 5. klavsen konçertosunun ağır bölümü kullanı-larak yeniden düzenlenmiştir.) BWV 1060 2 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.1 do minör
BWV 1061 2 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.2 Do majör
BWV 1062 2 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.3 do minör
BWV 1063 3 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.1 re minör
BWV 1064 3 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto no.2 Do Majör
BWV 1065 4 Klavsen ve Yaylı Çalgılar için Konçerto la minör
BWV 1066-1070 Orkestra Suitleri (Uvertürler)
BWV 1066 Suit no.1 Do Majör (2 Ob. Fgt. Yaylılar ve Sürekli bas için)
BWV 1067 Suit no.2 si minör (Flt. Yaylılar ve Sürekli bas için)
BWV 1068 Suit no.3 Re Majör (2 Ob. 1 Fgt. 3 Trp. Timp. Yaylılar ve Sürekli bas için)
BWV 1069 Suit no.4 Re Majör (3 Ob. 1 Fgt. 3 Trp. Timp. Yaylılar ve Sürekli bas için)
BWV 1070 Yaylılar ve Sürekli bas için Suit sol minör (Bach’ın olduğu kuşkuludur)
BWV 1071 Sinfonia, Fa Majör (1. Brandenburg Konçertosunun 3. Bölümü ve Polacca kısmı çıkarılarak yapılmış bir yeniden düzenlemesidir)
Kanonlar
BWV 1072 Sekiz Partili Kanon (Marpurg için)
BWV 1073 Dört Partili Kanon L. F. Hudemann için)
BWV 1074 Dört Partili Kanon (J. M. Gesner için)
BWV 1075 İki Partili Kanon (Mizler’in derneği için için)
BWV 1076 Altı Partili Kanon (J. G. Fulde için)
BWV 1077 Üç Partili Kanon (J. Walther için)
BWV 1078 Yedi Partili Kanon (Belki B. Schmidt/Faber için)
BWV 1079 Müzikal Sunu (The Musical Offering/Musicalisches Opfer)
BWV 1080 Füg Sanatı (Die Kunst der Fuge/The Art of the Fuga)
|
|
|
|