| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Mallarınızı zekat ile koruyun |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 07:13 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Sual: Zekâtın önemi nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah’a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani]
(Zekat vermekle müslümanlığınız mükemmel hâle gelir.) [Bezzar]
(En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani]
(Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, malınızın temizlenip güzelleşmesi için zekâtı farz kıldı.) [Hakim]
(Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz, sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.)
(Zekat vermeyen kimseye Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]
(Zekat vermeyen, temiz malını kirletmiş olur.) [Taberani]
(Zekat vermeyen kimse, kıyamette ateştedir.) [Taberani]
(Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.)
(Zekat vermeyen bir toplum, rahmetten, iyilikten mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezlerdi.) [Taberani]
(Zekatı verilmeyen mallar, karada, denizde telef olur.) [Taberani]
(Zekatını veren o malın şerrinden korunmuş olur.) [Beyheki]
Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:
(Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Âl-i İmran 180]
Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur’an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35)
Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir.
Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun hiçbir hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır.
Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Nisap miktarıysa zekâtı verilir.
Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir.
Sual: Tevbe suresi 34. âyetinde, (Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyene çok acı bir azap vardır) deniyor. Burada, para biriktirmek yasaklanmıyor mu?
CEVAP
Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Zekâtı verilen mal, kenz değildir.) [Ebu Davud, Hâkim, Hatib] (Kenz, biriktirip saklanan, faydalanılmayan mal, define demektir.)
Müslümanın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resulullah efendimiz, (Malda zekâttan başka hak yoktur) buyurdu. (Ahkâm-üs-sultaniyye)
|
|
|
Orucun Farzları - Vacibleri - Sünnetleri - Müstehabları - Mekruhları - Âdâbı |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 06:04 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Orucun Farzları - Orucun Vacibleri - Orucun Sünnetleri - Orucun Müstehabları - Orucun Mekruhları -Orucun Âdâbı - Orucu Bozan Şeyler
Oruç Nedir - Oruç Ne Demek - İslamda Oruç
Oruç birçok dinde yer alan ve farklı biçimlerde yapılan bir ibadet türü. Farklı dinlerdeki oruç ibadetlerinin ortak noktası yemek, içmek veya cinsel ilişki gibi dünyevi hazlardan uzak durmaktır.
İslam'da oruç
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bir farz-ı ayındır. Hicret'in ikinci senesinde Medine'de farz kılınmıştır.
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın Hz. Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)[1]Oruç, Kur'an'a göre "Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek" demektir. [Bakara Suresi, 187] Oruç, fıkıhçılara ve hadisçilere göre, niyetlenip Güneş'in ufuktan 12 derece altta bulunduğu andan (astronomiye göre alacakaranlık) akşam günbatımına dek, bir şey yeyip içmemektir.
Fıkıh'ta oruç
Oruçlar fukaha (fıkıhçılar, islam hukukçuları)'ya göre farz, vacip, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Ramazan orucu, vakti tayin edilmiş farz oruçtur (sınırlı süresi belirtilmiş borç olan oruçtur). Kazaya kalan Ramazan orucu ile kefaret olarak tutulan oruçlar vakti muayyen olmayan (sınırlı süresi belirli olmayan) farz oruçlardır.
Nezir (adak) oruçları vaciptir. Allah Teala'nın rızası için tutulacak oruçlar ise nafile nevini teşkil ederler. Bunlar sünnet, müstehap ve mendup diye anılırlar. Bir de mekruh oruçlar vardır (sırf Cuma veya Cumartesi günü tutulan oruç gibi). Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak, harama yakın bir mekruhtur.
Orucun Farzları ve Sünnetleri Nelerdir
İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazan ayında, hergün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten onsekiz ay sonra, Şabân ayının onuncu günü, Bedr gazâsından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur. Ramazanda oruç tutmak akıl bâlig olan her müslümana farzdır.
Orucun Farzları
- Niyet etmek,
- Niyeti ilk ve son vakitleri arasında yapmak,
- Fecr-i sâdık, yanî tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman [yanî şerî gündüz] içinde, orucu bozan şeylerden sakınmaktır.
Ramazanın girişi
Hadîs-i Şerîfte, (Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!) buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilâlin [yeni ayın] görülmesi ile başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesâb ile, takvîm ile başlamak câiz olmaz.
Şabân ayının otuzuncu gecesi, güneş gurûb edince, hilâli aramak vâcib-i kifâyedir. Oruç, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yemeyi, içmeyi ve cimâı terketmektir.
Orucun niyet vakti
Bir gün evvel güneş batmasından, oruç günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramazan orucuna kalb ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zamanı da böyledir.
Hergün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramazan orucuna niyet ederken, Ramazan demeyip, yalnız oruç demek veya nâfile oruç demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruç müddetinin yanî şerî gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir.
Fecr, yanî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet ettim, yarın oruç tutmaya) denir. İmsâktan sonra niyet ederken, (bugün oruç tutmaya) denir. Ramazan-ı Şerîf orucu, her müslümana farz olduğu gibi, tutamayanların kazâ etmeleri de farzdır. Kaza ve kefaret orucuna ve muayyen olmayan adak oruçlarına fecrden sonra niyet edilemez.
ORUCUN KISIMLARI
Oruç altı kısımdır Bunlar 1 - Farz, 2 - Vacip, 3 - Sünnet, 4 - Mendup ve Mustehap, 5 - Nafile, 6 -Mekruh
1 - Farz Oruç Ramazan orucu ile bunların kazası ve keffaret orucu farzdır
2 - Vâcıp Oruç Nezir orucu, bozulan nafile orucun kazası
3 - Sünnet Oruç Muharremin 9, 10 ve 11 'inde tutulan oruçtur
4 - Mendup ve mustehap Oruç Her ayın
13, 14, 15 Günleri ile Pazartesi, Perşembe günleri tutulan oruç ve Ramazandan sonra Şevval ayında 6 gun tutulan oruçtur
5 - Nafile Oruç Hiç bir muayyen vakıte münhasır olmadan kerahat vakitleri hanemde tutulan oruçtur
6 - Mekruh Oruç Bu da ıkı kısımdır
1 - Tenzfhen Mekruh Muharremin yalnız 10'unda aşure orucu nevruz gunu ve tayın edilerek tutulan Cuma ve Cumartesi orucu mekruhtur
2 - Tahnmen Mekruh Ramazan bayramının birinci gunu, Kurban bayramının birinci, ikinci, uçuncu, dördüncü gunu tutulan oruçturORUÇ KİMLERE FARZDIR.
Ramazan orucunun bir kimseye farz olması ıcim o kimsenin
1 - Müslüman olması lazımdır
2 - Akıllı olması lazımdır
3 - Buluğa ermiş (çocukluktan kurtulmuş olması lazımdır)
4 - Sıhhatli olmalıdır (Hastalara edası farz değildir, iyileşince kaza ederler )
5 - Bir yerde devamlı ikamet etmeleri lazımdır (Misafir iseler, misafirlikten sonra eda ederler )
6 - Kadınların hayız ve nıfas halinde olmamaları gerekir (Bunlar da sonra kaza ederler)
Not Butun bunlara sahip olan kimse orucun sıhhati bakımından nıyyet etmelidir Aksı halde orucu sahih olmaz
ORUCU BOZMANIN CEZASI
Oruç bir ibadettir Ona başlamakla borç olur Onu bozmak günahtır Farz olan Ramazan orucunun dünyevi cezası keffarettır Keffaret 60 gunluk oruç olup bir gun de kazası olmakla 61 gun eder Diğer oruçları yalnız kaza etmek kafidir
Orucu bozan şeylerin bir kısmı yalnız kazayı icap ettirir
Şöyle ki Kendisinde gıda, deva, lezzet ve menfaat bulunan bir şey yemek orucu bozar keffâretı gerektirir
Fakat bunlar olmazsa keffaret lazım gelmez Yaraya akıtılan bir ilaç gibi
ORUÇLU KİMSEYE MEKRUH OLAN HALLER
1 - Ab dest veya gusulde ağıza ve buruna su çekerken suyu bol kullanıp ağızda tutmak mekruhtur
2 - Oruçlu kimsenin pişen yemeğin tadına bakması (kotu huylu kocası olan kadınlar ıçm bir mahzur yoktur )
3 - Oruçlu kimsenin satın alacağı ya bal vs tadına bakması mekruhtur
4 - Evvelce çiğnenmiş bir sakızı çiğnemek mekruhtur (Erkekler ıçm oruçlu değilken de sakız çiğnemek kerihtir )
5 - Oruçlu kimsenin hareketini azalmak ıçm soğuksu ile yakınması mekruhtur
6 - Oruçlu kimsenin zevcesıyle çıplak sarmaş dolaş olması mekruhtur
7 - Halsiz kalacak kadar kan aldırmak
ORUCU BOZUP YALNIZ KAZA İCAB EDEN HALLER
1 - Çığ pırı ne yemek, un yemek, hamur yemek
2 - Çok tuz yemek, az tuz yemek keffaretı gerektirir
3 - Pamuk, kağıt gibi yenmeyen bir şey yemek
4 - Zeytin çekirdeği ve buna benzer bir şey yemek
5 - İğne yaptırmak ilaç almak
6 - Boğaza kaçan yağmur veya kar suyu kendi iradesi dışında yutmak
7 - Abdest alırken boğaza su kaçması
8 - Olgunlaşmamış bir meyvayı yemek
9 - Toprak yutmak
10 - Kulağa yağ veya su damlatmak
11 - Ağız dolusu kusmak
12 - Ağız içinde kalan nohut tanesi kadar bir maddeyi yemek
13 - Unutarak bir şeyi yeyıp içen bırkemsenın orucunun bozulduğunu zannederek yeyıp içmesi
14 - Sabah olduğu halde olmadı zannedip sahur yemek
15 - Geceleyin niyeti unutulan, gunduz niyeti edilen oruç bozulursa kaza lazım gelir
16 - Güneş batmadan battı zannedip iftar etmek
17 - Bir kimse oruçlu iken sefere çıksa yolda orucunu bozsa kaza icap eder
18 - Uyurken birisi tarafından boğazına su dökülmesi
19 - Oruçlu olduğunu bilen bir kimse ağzına aldığı renkli bir ipliğin suyunu yutsa orucu bozulur 2Ü - Karı kocanın şehvetle öpüşmesinde inzal vaki olsa oruç bozulur
21 - Ramazan orucundan başka bozulan butun oruçların kazası gerekir Ancak Ramazan orucu bilerek bozulursa keffaret ıcab eder
ORUCU BOZULUP KEFFARET İCAP EDEN HALLER
1 - Oruçlu olduğunu bilerek yeyıp içmek
2 - Az miktarda tuz yemek
3 - Ağzına giren yağmur ve kar suyunu isteyerek yutmak
4 - Sigara içmek
5 - Enfiye çekmek
6 - Çığ et yemek
7 - Kıl vesaire gibi yenmesi adet olan bir şeyi yemek
8 - Karısının veya başka birinin lezzet almak için tukruğunu yutmak
9 - Oruçlu olduğu halde cinsi münasebette bulunmak
10 - Kan aldırdıktan veya karısını şehvetle öptükten sonra oruç bozuldu zannıyla b bozmak
11 - Bir kimse ramazanda ıhtılam olsa orucu bozuldu zannıyla iftar etse kaza lazın bununla orucun bozulmayacağını bile bile iftar etse keffaret lazım gelir
12 - Orucunu bozan kimseye o gun bir baygınlık halı arız olsa keffaret sakıt olur
ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER
1 - Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, cinsi münasebette bulunmak
2 - Uyurken ıhtılam olmak
3 - Karısını sadece öpmek ve tutmak
4 - Kadına şehvetle bakmak suretiyle inzal olmak
5 - Gusul icap eden kimsenin sabahleyin gusletmesi
6 - Ağzına gelen balgamı yutmak
7 - Genzinden gelen akıntıyı yutmak
8 - Ağzına alınan ilacın tadının boğaza ulaşması
9 - Ağız içinde kalan nohuttan ufak şeyin yutulması
I 0 - Bıyık yağlamak
11 - İradesi dışında kusmak 1 2 - Kan aldırmak
13 - Sürme çekmek
14 - Ab dest ve gusulde ağız içinde kalan yaşlığın tukruk ile birlikte yutulması orucu bozmaz
15 - Dişlerin arasında çıkan kan az olur, tukruğe galip olmazsa oruç bozulmaz Eğer bu kan tukruge müsavi veya daha fazla ise orucu bozar
16 - Bir illetten dolayı ağızdan çıkan boğaza akan su orucu bozmaz
17 - Gözyaşı ve alınterı ağıza gitse az miktarı orucu bozmaz, çoğu bozar
18 - Ağrıyan bir dişe konulan bir karanfilin tadı boğaza gitse orucu bozmaz Karanfil ağıza giderse orucu bozar
19 - Renkli bir ip parçasını ağıza giderse orucu bozar
20 - Ağız içinde kalan nohut tanesinden kuçuk şeyler orucu bozmaz
21 - Göze dökülen ilaç orucu bozmaz
ORUÇ TUTMAMAYI VE BOZMAYI GEREKTİREN HALLER
Hasta olmak, yolcu olmak, mecburilık, gebelik ve emziklilik, dermansızlık, düşkünlük ve ihtiyarlık
1 - Hasta olmak Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığın artmasından veya uzamasından korkarsa, bilahare kaza etmek üzere tutmayabilir veya bozabilir
2 - Yolculuk Bir kimse uç gunluk veya onsekız saatlik bir mesafeye yolculuk yapmış olursa, bilâhare kaza etmek üzere oruca nıyyet etmez
3 - Mecburılık Tarafından orucun bozulması için zorlanırsa bozmadığı takdirde öldürülmesi soz konusu ise
4 - Gebelik ve mezıklılık Gebe olan veya bir çocuğa sut veren kadın, kendine veya çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa bilahare kaza etmek şartıyla orucu bozabilir
5 - Açlık ve susuzluk Bir kimse açlıktan ve susuzluktan dolayı aklını kaybedeceğini tecrübeyle veya musluman bir tabibin ıkazıyla anlarsa orucunu bozar
6 - Düşkünlük ve ihtiyarlık Oruç tutmaya gucu yetmeyen çok yaşlı kimseler de oruç tutmazlar
Bunlara kazası da şart olmadığından, fidye verirler
|
|
|
Orucu Bozan Şeyler maddeler halinde |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 06:00 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Orucu Bozan Şeyler maddeler halinde
Oruca aykiri olan bir seyin yapilmasi halinde oruç bozulur. Orucu bozan bazi seyler hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Orucu bozan bazi seylerden dolayi da sadece kaza gerekir.
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Seyler
1. Oruçlu oldugunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen sey ister gida, ister ilâç olsun).
2. Oruçlu oldugunu bile bile cinsel iliskide bulunmak.
Kari-kocadan biri ötekine zorla cinsel iliskide bulundugu takdirde zorla iliskide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla iliskide bulunulan kisiye de kaza lâzim gelir.
3. Agzina giren yagmur, kar ve doluyu kendi istegiyle yutmak.
4. Sigara içmek, öd agaci veya anber ile tütsülenip dumanini içeri çekmek.
5. Enfiye çekmek.
6. Bugday ve arpa tanesi yutmak.
7. Disardan bir susam tanesi kadar bir seyi alip yutmak.
8. Yenmesi alisilmis olan çamur, kil ve kömür gibi seyleri yemek. (Bazi kimseler bunlari severek yerler.)
9. Az miktarda tuz yemek.
10. Karisinin veya sevdigi bir kimsenin tükürügünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Baskasinin tükürügünden igrendigi için bundan keffaret gerekmez.)
11. Kan aldirdiktan veya sadece karisini öptükten sonra orucu bozuldugu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.
Ramazan ayinda niyet ederek oruca baslayan kimse, saydigimiz seylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmus olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozdugu için de keffaret tutmasi gerekir.
Keffareti Düsüren Seyler
Keffareti gerektiren bir seyi yaparak orucunu bozan kimse, ayni gün oruç tutamayacak derecede hastalanir veya kadin ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düser, yani keffaret orucu tutmasi gerekmez. Ancak hastaligin kendi istegi disinda olmasi sarttir. Kendisi kasten hastaliga sebep olursa keffaret düsmedigi gibi sefer mesafesinde bir yolculuga çikmasi ile de düsmez.
Orucu Bozup Yalniz Kazayi Gerektiren Seyler
1. Pamuk ve kagit gibi yenmesi mutad olmayan bir sey yutmak,
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdegi yemek. Yenmesi alisilmis olan çekirdegi yemek ise keffareti gerektirir.
4. Tas, toprak, demir, altin ve gümüs gibi seyleri yutmak.
5. Içi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunlarin içi olanlari yenildigi takdirde keffaret gerekir)
6. Burnuna ilaç çekmek.
Bu, Ebu Hanife'nin görüsüdür. Buna göre; tedavî maksadiyla igne yaptirmak orucu bozar ve kazayi gerektirir. Çünkü igne vasitasiyla vücuda verilen ilâç iç kisimlara kadar ulasmaktadir.
Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar disinda vücudun baska tarafindan açilan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadigi için igne yaptirmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç agiz gibi tabiî bir yoldan degil, deriden açilan baska bir yoldan verilmektedir.
Ancak, ibadetlerde ihtiyatli hareket etmek esas oldugundan Ramazanda igne yaptirmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptirmalidir.
Bu mümkün olmaz da gündüz igne yaptirmak zorunda kalirsa, Imam Ebu Yusuf ile Imam Muhammed'in görüslerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.
7. Agzina aldığı boyali iplik gibi seylerin boyasi ile rengi degisen tükürügü yutmak.
8. Bogazina kaçan kar veya yagmuru kendi istegi olmayarak yutmak. (Kendi istegi ile yutarsa keffaret gerekir.)
9. Zorlama ile oruç bozmak.
10. Disleri arasinda nohut tanesi kadar kalan yemek kirintisini yutmak.
11. Abdest esnasinda agzina ve burnuna su alirken kendi elinde olmayarak bogazina su kaçmak.
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozuldugunu zannederek yeyip içmek.
13. Agiz dolusu kusmak. (Kendi istegi ile).
14. Agiz dolusu gelen veya kendi istegiyle getirdigi kusuntuyu mideye geri çevirmek.
15. Kendi istegi ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi istegi ile olmazsa oruç bozulmaz. (Içeri çekilen duman sigara dumani olursa keffaret gerekir.) 16. Günes batmadigi halde-batti zannederek-iftar etmek.
17. Imsak vakti geçtigi halde daha vakit vardir zannederek yemek.
18. Cinsel iliski disinda kadina dokunmak veya öpmek sonucu bosalmak.
19. Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak sadece kazayi gerektirir.)
20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek baslanan orucu bilerek bozmaktan lâzim gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtigi takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)
Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtir.
21. Misafir iken oruca baslayip ikamete niyet ettikten sonra yemek.
22. Mukim iken oruca baslayip sefer mesafesi yolculuga niyet ederek bulundugu yerin sinirlarini geçtikten sonra orucu bozmak.
Sayilan bu seylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.
Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse aksama kadar orucu bozacak bir sey yapmamalidir.
Gündüz iyilesen hasta, yolculugu sona eren misafir, ayhali veya lohusaliktan temizlenen kadin, erginlik çagina gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayina saygi için günün kalan kisminda oruçlu imis gibi aksama kadar orucu bozacak seylerden sakinmalari uygun olur.
Oruca niyetlenen kadin gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozmasi lâzimdir.
Kadin, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalidir.
Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmalari gerekmez. Ancak bunlar açiktan degil de gizli olarak yerler.
|
|
|
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 05:57 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bir farz-ı ayındır. Hicret'in ikinci senesinde Medine'de farz kılınmıştır.
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)[1]
Oruç, Kur'an'a göre "Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek" demektir. [Bakara Suresi, 187] Oruç, fıkıhçılara ve hadisçilere göre, niyetlenip Güneş'in ufuktan 12 derece altta bulunduğu andan (astronomiye göre alacakaranlık) akşam günbatımına dek, bir şey yeyip içmemektir.
Fıkıhta Oruç
Oruçlar fukaha (fıkıhçılar, islam hukukçuları)'ya göre farz, vacip, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Ramazan orucu, vakti tayin edilmiş farz oruçtur (sınırlı süresi belirtilmiş borç olan oruçtur). Kazaya kalan Ramazan orucu ile kefaret olarak tutulan oruçlar vakti muayyen olmayan (sınırlı süresi belirli olmayan) farz oruçlardır.
Nezir (adak) oruçları vaciptir. Allah Teala'nın rızası için tutulacak oruçlar ise nafile nevini teşkil ederler. Bunlar sünnet, müstehap ve mendup diye anılırlar. Bir de mekruh oruçlar vardır (sırf Cuma veya Cumartesi günü tutulan oruç gibi). Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak, harama yakın bir mekruhtur.
Orucun Çeşitleri
Farz olan oruçlar: Ramazan ayı orucu ve Ramazan ayı orucunun kazası farzdır.
Vacip olan oruçlar: Başlanmış nafile orucun bozulması halinde kazasının tutulması vacip olur. Adak orucunu tutmak ve bozulursa kaza etmek vaciptir.
Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının 9. ve 10. günlerinde veya 10. ve 11. günlerinde yani Aşure gününden 1 gün önce veya 1 gün sonra ekleyerek oruç tutmak sünnettir. Ayrıca Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, Zilhicce ayının ilk dokuz günü, Şevval ayında 6 gün oruç tutmak da sünnettir.
Müstehab olan oruçlar: Her ayın (Hicri takvime göre) 13,14 ve 15. günlerinde oruç tutmak çok sevaptır.
Mekruh olan oruçlar: Yalnız aşure günü için bir gün yan 10 Muharremde tutulan bir günlük oruç mekruh oruçtur.
Haram olan oruçlar: Ramazan bayramının 1. günü ve Kurban bayramının 4. gününde oruç tutmak haramdır.
Nafile olan oruçlar: Yukarıda sayılan maddeler dışında tutulan oruçlar nafile oruçlardır.
Yahudilikte Oruç
Ana madde: Yom Kippur
Yom Kippur, (İbranicesi: יום הכיפורים Kefaret Günü), Musevilikte Musevi Takvimi'nin ilk ayı olan Tişri ayının 10. günü yaklaşık 26 saat boyunca tutulan büyük oruçtur.
Museviliğe göre bir insanın kaderi bir yıl önceki hâl ve hareketlerine göre yazılır. Bir yıl boyunca iyi ve hayırlı işler işleyen kişilerin kaderi bir yıl sonra için iyi yazılır.
Musevi Yılbaşısı olan Roşaşana ile Yom Kippur arasındaki 10 gün boyunca bir vicdan muhasebesi yapılır ki buna İbranice teşuva (geriye dönme) denir. On gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışlar gözden geçirilir insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenir ve helalleşilir. Yehova'ya (Tanrı) karşı işlenen suçlar için de tövbe edilir. 9. günün akşamı güneş batmadan bir saat önce oruca başlanır. 26 saat aralıksız sürecek olan oruç boyunca şunlar yasaktır:
Yemek yemek ve içmek
Yıkanmak
Parfüm sürünmek
Cinsel münasebette bulunmak
Çalışmak
Ateş yakmak
Sabah erkenden kalkıp Sinagog'a gidilir ve yaklaşık 12 saat boyunca Sinagog'da aralıksız Yom Kippur için yapılan dualar, tövbeler ile vakit geçirilir. Güneşin batmasından yaklaşık 40 dakika sonra Tokea adı verilen kişi koç boynuzundan yapılmış bir boruyu (Şofar) çalarak orucun bittiğini ilan eder. Bu oruç yaklaşık 25-25.5 saat sürer.
Şofar'ın çalınmasıyla birlikte tören sona erer ve Tanrı'nın insanların gelecek yıl için kaderini yazdığına ve iyi kişileri hayat kitabına (Sefer Hayim) yazdığına inanılır.
Hristiyanlıkta Oruç
Ana madde: Büyük Perhiz
Hristiyanlık inancında Paskalya döneminde, 40 gün boyunca hayvansal gıdaları yememek kaydı ile oruç tutulur. 2. yüzyılda yazılan Didakte kitabında Mesih inanalarına çarşamba ve cuma günü oruç tutmalarını buyurmuştur[2]. 2. yüzyıldaki kiliselerin bu orucu Diriliş Bayramı'ndan önce (paskalya) tuttukları bilinmektedir. İslamiyet'teki gibi oruç zamanında tüm dünyevi gıdalardan uzak tutmaması nedeni ile oruç yerine perhiz ifadesi de kullanılabilmektedir.
Kaynaklar
Bakara suresi, 185. ayet. E. Hamdi Yazır Türkçe Kur'an Meâli.
ar:صوم arz:صيام az:Oruc be:Пост be-x-old:Пост bg:Пост (въздържание) br:Vijil bs : Post ca: Dejuni da:Faste de:Fasten el:Νηστεία en:Fasting eo:Fasto es:Ayuno et : Paast fa:روزه fi : Paasto fr:Jeûne he:צום hi:उपवास hr : Post hu:Böjt id : Puasa it: Digiuno ja:断食 ka:მარხვა ko:단식 ku:Rojî lb:Faaschten li:Vaste mk:Пост ml:ഉപവാസം mr:उपवास ms : Puasa nl:Vasten nn:Faste no:Faste pl : Post pt:Jejum ro : Post ru:Пост scn: Dijunu sh : Post simple:Fasting sk : Pôst sl : Postenje sq:Agjërimi sr:Пост sv:Fasta sw : Saumu ta:நோன்பு tl:Ayuno uk:Піст zh:禁食
Başka Dinlerde Oruç
HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ
Hıristiyanlık'ta da oruç farz
Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır.
Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır.
İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu.
Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.
MUSEVİLİK'TE ORUÇ: YOM KİPPUR
Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir.
Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.
Yahudilikte oruca çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur.
Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.
DİĞER DİNLERDE ORUÇ
Nirvana'nın yolu oruçtan geçer: İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur.
İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir.
Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir.
Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir.
Eski Mısır'da ise oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.
Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.
Kaynak: Hürriyet Ramazan 2007
Fıtır Sadakası ve Hükmü
Fıtır sadakası ne demektir?
Fıtır veya fıtra, 'yaratılış' demektir. Fıtır Sadakası ise, Ramazan bayramına kavuşan ve aslî ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altında bulunan kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibadettir, bir yaratılış sadakasıdır. Vaciptir. Kişi başına konmuş bir malî ibadet olması cihetiyle baş-göz ve beden zekâtı da denmektedir. Fıtır Sadakası, orucun kabulüne ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Ayrıca Ramazan ayı içerisinde yapılan hata ve kusurlara da bir kefarettir. Resûlullah Efendimiz'in (asm) oruçlunun boş, çirkin ve kötü sözlerinin günahından arınması ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emrettiğini İbn-i Abbas (ra) rivayet eder.
Fıtır Sadakası kim verir?
Özürleri olsun olmasın, oruç tutmayan kimseler de fıtır sadakası vermekle mükelleftirler.
Fıtır Sadakasını, aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan herkes vermekle mükelleftir. Bu malın üzerinden zekâtta olduğu gibi bir yıl geçmesi şart değildir. Bayram namazından hemen önce nisap miktarı mala kavuşan bir kimse Fıtır Sadakasını vermekle mükellef olur.
Nisap ölçülerine sahip olmayan fakir Müslümanlar da Fıtır Sadakasını verebilirler. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 'Allah zenginlerin malını fıtır sadakasıyla temizler. Fakirler ise verdikleri zaman Allah fazlasıyla yerini doldurur.'
Fıtır Sadakası kimlere verilir?
Fıtır sadakası kendilerine zekât verilebilecek kimselere verilir.
Bir fitre ancak bir kimseye verilir. Fakire fitre verirken, bunun fitre olduğu söylenmese de olur. İçinden fitre niyetiyle vermesi kâfidir.
Fıtır Sadakası ne zaman verilir?
Fıtır sadakasının verilme zamanı, dört mezhebin ortak görüşüne göre, Ramazan Bayramının bir veya iki gün öncesi ile Ramazan Bayram Namazı arasıdır. Hanefîler ve Şafiîlerce yaygın görüşe göre ise, fıtır sadakası Ramazan ayı içerisinde de verilebilir. Yoksulların ihtiyaçlarını bir an önce giderebilmeleri için uygun zaman dilimi ve uygun ortam bulunduktan sonra hemen vermek en tavsiye edilen şeklidir.
Fıtır Sadakası bayramdan sonraya kadar verilmemiş ise, zimmetten düşmez; zimmeti devam eder ve ilk fırsatta kazaen verilmesi gerekir. Ancak fitreyi bayramdan sonraya bırakmak günahtır.
Fıtır Sadakasını kim vermeli?
Fıtır sadakasını herkes bizzat kendisi verebileceği gibi, aile fertleri namına aile reisi de verebilir. Bayram gecesi doğan çocuğun fitresini de, aile reisi vermelidir.
Fitre miktarı ne kadar olmalı?
Fitrede esas olan, bir fakirin bir günlük yiyeceğini temin etmektir. Fitre miktarı kişi başına buğdaydan yaklaşık bir buçuk kilogram; arpa, kuru üzüm ve hurmadan üç kilogram üzerinden hesap edilmelidir. Günümüzde ekonomik değerlerin çok değişmesi nedeniyle, eğer bu miktarlar veya bunların parasal karşılıkları bir fakiri bir günlük doyurmaya kâfi değilse takviye yapılmalı ve artırılmalıdır.
Fıtır sadakası için, kişi başına asgarî bir rakam söylememiz gerekirse, yaklaşık beş milyon liradır. İmkânı yerinde olanlar bu rakamın üzerine çıkabilirlerse, şüphesiz daha faziletli ve daha makbul olur.
Kaynak: Ahmet Özen, Fıtır Sadakası ve Hükmü, Yeni Asya, 22.09.2007
Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir?
Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu
Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler.
Kefareti Düşüren Haller
Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. Kefareti Gerektiren Haller -Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.
-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.
-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.
-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.
-İç yağı yemek.
-Kurumuş et yemek. -Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.
-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.
-Ermeni kili yemek.
-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.
-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.
-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.
-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.
-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..
-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 2) Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir? -Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.
-Uyurken ihtilam olmak
-Hanımını sadece öpmek
-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak
-Ağzına gelen balgamı yutmak
-Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek
-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak
-İsteği olmadan boğazına duman kaçması
-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması
-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması
-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek
-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu
-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak
-Kan aldırmak
-Sürme çekme
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller
-Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.
-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.
-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek
-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek
-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak
-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak
-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak
-Arkadan ilaç akıtmak
-Burnuna ilaç çekmek
-Boğazına huni ile bir şey akıtmak
-Kulağının içine yağ damlatmak
-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması
-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.
-İğne yaptırmak
-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak
-Güneş battı zannederek, iftar etmek
-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak
-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.
-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
Orucun Kısımları
Farz Oruçlar
Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu.
2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.
Vacib Oruçlar
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır.
2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.
Sünnet Oruç
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.
Mendub Olan Oruç
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak,
- Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak,
- Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak.
- Şevval ayından altı gün oruç tutmak.
- Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu)
- Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.
Nafile Oruç
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.
Mekruh Oruç
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır. Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.
Orucun Şartları Nelerdir?
Farz olmasının şartları
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.
Orucun edasının vücub şartları
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.
Orucun edasını sıhhat şartları
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller
Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.
Orucun Fidyesi
Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.
Oruçluya Mekruh Olan Haller
-Bir şeyin tadına bakmak
-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)
-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek
-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak
-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek
-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak
-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)
Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı
Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.
Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.
Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.
Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.
Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.
Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.
Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.
Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur'ân-ı kerîm, Ramezânda indi.
Kadr gecesi, bu aydadır.
Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.
Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.
İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.
Şeytânlar, zincirlere bağlanır.
Rahmet kapıları açılır.
Ramazan da Hergün Niyet Şart mı?
Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz.
Seferi Hali ve Oruç
Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.
Sefere çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.
Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.
Üç Aylarda Oruç
Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar?
Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir.
Kaynaklar
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, 2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali 3) Ahmed Şahin, Zaman 4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat 5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi 6) Açıklamalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 2004 7) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977 8 ) Ebubekir Sifil, Hayzı geciktirerek oruç tutmak, Milli Gazete, 17-22-23/10/2005 9) Dinimiz İslam
Düşük yapmış veya kürtaj olmuş kadın lohusa hükmünde midir?
Düşük ve düşük yapma, gebelik ve lohusalık gibi konularda bilgi verir misiniz?
Soru
Düşük yapmış bir bayan lohusa hükmündemidir.
Lohusa hükmünde ise 40 gün dolmamış olmasına rağmen kanaması yok ise namaz kılıp eşi ile beraber olabilir mi?
Düşük ve düşük yapma konularında bilgi verir misiniz?
Cevap
Önce kısaca bilgi verip, detaylı açıklama yapmayı uygun görüyoruz:
1. Fıkıh kaynaklarında bu konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: Nifasın / Loğusanın itibar edilmesi için, çocuğun büyük kısmının çıkması gerekir. Bu tamamen parçalar halinde de olsa loğusalık için yeterlidir. Hatta parmaklar veya tırnaklar gibi insanın yapısından bazı şeyler açıkça belli olan bir düşük ardından da loğusalık süreci başlamış olur. (bk. V. Zuhaylî, 1/466)
Bu tespit herkes için daha kolay ve daha kesin bir yoldur. Düşük için de belli bir zaman dilimi hesabından çok, bir insan şeklini hatırlatan bir uzvun gözle görülmesi metodu daha uygun olsa gerektir.
Eğer düşen çocuğu görme durumu olmamışsa, doktora veya ebeye sorarak karar verilebilir.
2. Şayet düşüğün organları belirlenmiş ise, anne lohusa sayıldığından kanı kesilmedikçe cinsi ilişkide bulunmak caiz değildir. Namazları kılmaz, oruçları da tutmaz. Farz oruçları sonra kaza eder.
Ama organlar teşekkül etmemiş ise cinsel ilişki yasak olmamakla beraber, kan devam ettiği takdirde cinsel yaklaşım sağlıklı olmaz. Bu durumda oruçlarını tutması ve namazlarını da kılması gerekir.
Lohusalık müddeti kadından kadına değişir. Bazı kadınlarda bu süre, bir gün dahi olabilir. Lohusalık süresi, kanın kesilmesiyle son bulur. Lohusalığın asgarî süresi yoktur. Azamî süre ise kırk gündür. Doğumdan sonra kırk gün geçtiği halde kan devam ediyorsa, artık bu kan nifas kanı değil, özür kanıdır. (bk. Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, 2/331)
3. Kürtaj da düşük çocuk hükmündedir. Çocuğun azası belli ise kadın lohusa olur.
Düşük: İslâm Hukukunda "sakt" kelimesiyle anlatılan düşük sadece organları belirmiş olan düşüktür. Ama bütün organların belirmiş olması şart değildir. Saç ve tırnak gibi bazı organlarının belirmesi, çocuk sayılması için yeterlidir.
Böylece bir kısım organları belirmiş çocuğu düşen kadın, bununla lohusa olur ve normal doğumla ilgili bütün hükümler onun için de geçerli olur. Meselâ iddeti sona erer, çocuk düşmeden önce gördüğü kan âdet kanı olmaz.
Organları Belirsiz Düşük
Hiçbir organı belli olmayan düşük, çocuk sayılmaz ve bununla çocuğa ait hükümler geçerli olmaz.
Böyle bir düşükle gelen kan; nisaba ulaşırsa, yani âdetin en az miktarı olan üç gün sürerse ve öncesinde de bir tam temizlik geçmişse âdet kanıdır. Bu iki şarttan biri, ya da her ikisi eksikse hastalık kanıdır.
Organları Belirgin Olup Olmadığı Bilinmeyen Düşük
Kadın, meselâ tuvalette düşük yaptığı için, organlarının belirgin olup olmadığını bilmemesi halinde; bu düşürme olayı âdet günlerinin başlangıcına rastlamış ve bununla kan devam etmişse: âdet günleri sayısınca namaz ve orucunu kesinkes terkeder. Çünkü bu günlerinde ya âdetlidir ya da lohusadır. Sonra yıkanır ve temizlik âdeti kadar süre namazlarını şüpheli bir şekilde kılar. Çünkü lohusa olma ihtimali de vardır. Sonra âdeti kadar süre namazlarını yine kesinlik ifade eder tarzda kılmaz. Çünkü yine ya lohusadır veya adetlidir. Sonra yıkanır ve temizlik âdeti kadar süre -kırk günü doldurmuşsa- kesin tarzda kılar, doldurmamışsa dolduracak kadar sürede şüpheli bir şekilde, doldurduktan sonrakileri de kesin olarak kılar. Sonra bu minval üzere devam eder.
Eğer âdet günlerinden sonra böyle bir düşük yapmışsa; bu düşük, temizlik günlerine rastladığı için, temizlik âdeti kadar gün namazını şüpheyle kılar. Sonra âdetine rastlayan günlerde kesin olarak bırakır. Çünkü ya lohusadır ya da âdetlidir.
Bu son iki maddede anlatılan meselede göz önünde bulundurulan şey, şüpheye yer vermemek ve ihtiyatli olanla amel etmektir.
Hamile kadınla cinsel ilişki, tıbbî bir sakınca tespit edilinceye kadar serbesttir.
Özet Olarak Lohusalık
1. Lohusalık, ağacın meyve vermesi gibi, kadının olgunluğunu, en şerefli görev olan anneliğini ve sağlıklılığını anlatan doğal bir haldir.
2. Lohusalığın en azına sınır yoktur, en çoğu ise kırk gündür. Buna göre doğumundan bir iki saat sonra kanı kesilen ve kırk gün içerisinde bir daha akmayan kadın temizdir. İbadetini yapar, cinsel ilişkide bulunabilir. Kırk günden sonra kan aksa da temiz sayılır.
3. Doğum yapan kadın birinci doğumunda kaç gün kan görmüşse o, onun lohusalık âdeti olur. Ondan sonraki doğumda kırk günü aşacak şekilde kan görürse, hesabını birinci âdetine göre yapar. Ancak ikinci doğumda kırk günü aşmamak üzere, birinciden farklı gün kadar kan görürse, bu âdet haline gelmiş ve âdeti değişmiş sayılır.
4. Lohusa namaz kılmaz, oruç tutmaz, Kur`ân okumaz, Mushafa dokunmaz, mescide girmez, Kâbe`yi tavaf etmez, cima şeklinde cinsel ilişkide bulunmaz. Kılmadığı namazı kaza etmez, ama tutmadığı orucu sonra kaza eder.
5. Organları belli düşük de çocuk sayılır ve anne onunla da lohusa olur.
6. Organları belli olmayan düşük, âdet ya da hastalık sayılır, lohusa sayılmaz.
7. Bir batından birden çok doğumlarda, lohusalık birinci doğumdan itibaren başlar.
Modern Tip ve Lohusalık
a) Gebelik ve Lohusalık:
Gebelik yaşı, âdet yaşıyla paralellik gösterir. Bir hanımın âdet gördüğü her yaş içerisinde gebe kalma şansı vardır. Hattâ âdetten kesildiği halde bir yıl içerisinde yine gebe kalan hanımlara rastlanmaktadır.
Gebelik süresi 280 +/-10 gündür. Ya da normal âdet gören hanımın son âdet tarihine yedi gün eklenilip, üç ay geriye gidilerek hesap edilir. Çıkan tarihten ondört gün önce, ya da sonra olabilir.
Örnek:
Son âdet tarihi: Yaklaşık doğum tarihi:
5.4.1986 12.1.1987 +/-14 gün
26.12.1986 3.10.1987 +/-14 gün
Daha geç olabileceğini iddia edenler de vardır ama bu geçersizdir. Bu hanımlarda geç yumurtlama olmuş ve bunlar geç gebe kalmışlardır.
Gebeliğin yedinci aydan önce sonuçlanması düşük olarak değerlendirilir.
Doğacak çocuğun cinsiyeti, gebelik süresini etkilemez.
Gebe niçin âdet görmez diye sorulabilir:
Gebelerdeki homional sistemin çalışması çok farklıdır. Bunlarda yumurtlama olmaz. Östrojen-progesteron hormonları her siklus esnasında giderek artar ve âdet görürken en düşük seviyeye iner. Gebelikte ise bu hormonlar gittikçe artar ve bunlara ek olarak koryonik gonodotropin hormonu salgılanır. Uterus`un endometrium dokusu gebeliğin oluşması ve devamı için hazırlanmıştır, fakat dökülmemektedir. Bu nedenle âdet görülmez.Gebelik sırasındaki kanamalar âdet kanaması değildir. Düşük tehdidi kanamasıdır. Son aylarda olan kanamalar ise esin (plasenta) yerleşme bozukluğunu veya erken ayrılmasını düşündürür.Bazan gebe kalındıktan bir ay sonra hafif kanamalar olabilir. Bu da kesinlikle âdet kanaması değildir. Bunu ispatlayan durum ise, kanamadan hemen sonraki ilk onbeş günde yapılan gebelik testinin olumlu olmasıdir.Gebeliğin kendine özgü psikolojisi ve bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalar vardır:Gebeliğin oluşması ile birlikte anne vücudunda organık ve psikolojik birçok değişiklikler olur. Bir taraftan anne olmanın mutluluğunu hissederken, diğer taraftan da altına girmis olduğu sorumluluğun dışarıdan göründügü kadar basit olmadığını farkeder.
Gebeliğin ilk ve son üç ayı tehlikeli aylardır. Anne adayı, hareketlerini dikkatle ayarlamalıdır.Yine ilk üç ayda birçok gebede bulantı ve kusma görülür. Bazan kusmalar kilo kaybettirecek kadar fazla olabilir, Bu devrede kullanılabilecek ilaçların da oldukça sınırlı olması, gebeye yardımı iyice azaltır. Bunun dışında halsızlık,başdönmesi, vücudun çeşitli bölgelerinde ağrılar (bas, bel, kemik ve kuyruk sokumu gibi), ayaklara ani kramp girmeleri görülebilir.
Gebelerin ve süt veren annelerin beslenmesi oldukça önemlidir. Özellikle vitamin, protein ve minerallerden zengin gıda almaları gerekir.
Gebeler psikolojik açıdan da oldukça hassas bir devreye girmişlerdir. Kısaca pireyi deve yapan bir tutum içerisindedirler. Davranışları daha hoşgörü ile karşılanmalı, doğum korkusu, anne olma korkusu ve her türlü korku ve endişelerini giderecek şekilde samimi ve müşfik olmalı, problemlerini sabırla, sükûnetle dinleyip gerekli şekilde yardımcı olmalıdır.
Lohusalığa Gelince:
Doğumdan sonra gelen kanın özellikleri konusunda şunlar söylenebilir:
Gebelikten önce rahim altmış-yetmiş gram ağırlığında bir organdır. Gebelik sonunda bir kilograma erişir. Bu gelişme rahimin endometrium tabakasında da olmaktadır. Çünkü buraya bebeğin plasentasi (es) yapışarak bebeğin beslenmesini sağlar. Doğumdan sonra es (plasenta) ayrılınca uterus, açılan damarların ağızlarının kapanması için derhal büzülmeye, sıkışmaya başlar. İlk kanamalar bu esnada damardan gelen kandır. Bazı nedenlerle bu sıkışma olayı olmazsa annenin hayatı ölümle sonuçlanır. Uterusun devamlı kazılması ve endometriumun beslenme hadisesinin olmaması nedeniyle; desidua denilen endometrium dökülmeye başlar. Bu dökülen doku artıkları fibrin, serum, lenf ve akyuvarlardan oluşmuş yara salgısıdır.
Başlangıçta koyu kırmızı renktedir. Gün geçtikte rengi açılır. Nihayet kirli-beyaz akıntı ile sonuçlanır. Lochia dediğimiz akıntının gelmesi kişiden kişiye çok farklıdır. Bir-iki haftadan birbuçuk aya kadar devam edebilir.
b) Gebe ve Lohusa Ile Cinsel İlişki:
Gebe ile cinsel ilişkide, ilk üç ayda, düşüklere sebebiyet vermemek için, son iki ayda ise erken doğuma veya mikrop kapmaya engel olmak için dikkatli davranmak gerekir. Şayet kanama ve sanci gibi şikâyetler oluyorsa kesinlikle münasebette bulunmamalıdır.
Doğumdan sonra rahim içerisi tamamen yara haline dönüştügü için lohusa ile ilişki kesinlikle zararlıdır.
a) Yaraya kolaylıkla mikrop yerleşebilir, rahim içerisine ve vücuda yayılır.
b) Lohusanın genel vücut direnci çok düşmüştür. Atılacak yanlış bir adım, annenin ömür boyu sakat kalmasına veya hayatını kaybetmesine sebep olabilir.
"Doğum sırasında üreme organları, özellikle rahim ve hazne berelenir, çok defa yırtıklar oluşur. Bu sırada kadınla yakınlıkta bulunmak kadını pek fena örseler, mikropların hemen faaliyete geçmesi, bir çok önemli kadın hastalıklarının oluşmasına sebep olur. Onun için rahim ufalmadan, kadının üreme organları tabiî halini almadan, kadına kesinlikle yanaşmamalıdır. Tolstoy, bu zamanlar kadını rahatsız eden erkeği ayıplıyor: "Bir erkek, gebe bir kadını sevgili diye severken onun bir anne olduğunu unutmamalı. Bir kadın hem bir sevgili, hem yorgun bir anne, hem de hasta bir insan olmaya bir anda tahammül edemez." (Dr.Cemal Z.Ö.)
c) Gebeye ve Lohusaya Tavsiyeler:
Beslenme:
Dengeli ve ölçülü olmalıdır. Gebeliğin başından sonuna kadar 10-12 kilo alınmalıdır. Bazı besinlere aşırı düşkünlük, bazılarından tiksinti, veya abur-cubur yemek, kişiyi zararlı bir hale itebilir. Her gebe kendi alışkanlıkları ve ekonomik durumu ile başlı başına bir program dahilinde yeterli protein, yağ, vitamin, karbonhidrat ve mineral almalı. Gebeliğin altıncıayından itibaren tuz azaltılmalı, kalsiyum bakımından zengin gıdalar (süt, yoğurt, peynir gibi) alınmalıdır.
İlâç:
İlâç almak, sakıncalıdır. Özellikle organların teşekkül devresi olan ilk üç ay çok dikkatli olmalı, gerekli hallerde doktora başvurulmalı ve tavsiyelerine mutlaka uyulmalıdır.
Sigara:
Düşük ve erken doğumlara sebep olmakta, zekâ yönünden bebeği olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yüzden sigara alınmamalı, hattâ sigara içilen bir odada dahi bulunulmamalıdır. Zira bu doğacak çocuğun istikbali açısından önemlidir.
Çalışma:
Normal bir gebenin günlük yaşantısını değiştirmesi düşünülemez. Yalnız ani ve sert hareketlerden kaçınmalı, ağır yük kaldırmamalı, yukarılara doğru uzanmamalı, uzun ve sarsıntılı yolculuklardan kaçınmalıdır.
Vücut Bakımı:
Çok soğuk, çok sıcak su ile yıkanmamak ve uzun süre banyoda kalmamak şartı ile banyo yapmalı ve temizliğe dikkat etmelidir. Karın bölgesindeki çatlaklara mani olmak için yağlı bir krem veya badem yağı kullanılabilir.
Gebelik ve süte hazırlik göğüslerde büyümeye sebep olur. Meme başlarındaki direnci artırıp, emzirmede problem çıkmaması açısından meme başlarını sık sık sabunlu su ile yıkayıp meselâ badem yaği sürülebilir. Halk arasında yaygın olan alkolle silme alışkanlığı, sertleşmelere ve çatlamalara sebep olacağından tavsiye edilmez.
Diş Bakımı:
Çok önemlidir. Gebe kalmadan gerekli tedavi yapılmalı, devamlı temiz tutmaya gayret etmelidir. İlk ve son üç ayda mümkün olduğu kadar müdahaleye dikkat edilmelidir.
Çocuk doğuran annenin çocuğunu bizzat emzirmesi çok önemlidir. Bu, çocuk ve anne arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Emziren anne, vazifesini yapmanın huzuru içerisindedir. Anne sütüyle bebeğin hastalıklara karşı dayanıklılıgı sağlanır.
Anne sütü, süt çocuklarında gördüğümüz en kötü hastalık olan ishalden korur.
Bebek ise, anne kucağında olmanın mutlulugu ve rahatlığı içindedir.
En az altı ay sırf anne sütü atmalı, altı aydan sonra ise yaşına kadar süt ve yardımcı mamalar almalıdır.
Açıktan oruç yemek
"Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz" diyerek açıktan oruç yiyenler oluyor. Günah değil midir?
Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemelidir! Günahı gizlemek birkaç yönden faydalıdır:
1- Eğer günahlarımız açığa çıkmamışsa sevinmelidir! Cenab-ı Hak, "Günahı gizleyin" buyuruyor.
Peygamber efendimiz de sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:
"İnsan günahını dünyada gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyamette, bu günahı kullarından saklar."
2- Allahü teâlâ açıktan, çekinmeden günah işleyenlere daha çok buğzeder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Bir günaha düşen, günahını gizlesin! Allahü teâlânın örtüsünü onun üzerinde bulundursun!"
3- Günah işlerken halktan olsun utanmalıdır! Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günahı gizlemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Haya tamamıyla hayırdır."
"Haya imandandır."
"Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez."
4- Kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için günahı gizlemeli! Böyle sebeplerden dolayı açıktan günah işlememeli, gizli de olsa günah işlemekten sakınmalı! Çünkü günahlar öldürücü zehirdir. İmanı olan günah işlemekten çok korkar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Mümin, günahını dağ gibi görür, üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını, burnuna konmuş, hemen uçacak bir sinek gibi görür."
Ramazanda umuma açık yerlerde oruç tutanların gözü önünde yemek küfür mü?
Küfür değildir. Oruç tutmamak büyük günahtır. Ve bunu teşhir etmek de ayrıca büyük günahtır. Ameller imandan parça değildir. Yani bir ibadeti yapmayan kâfir olmaz, inanmayan, beğenmeyen kâfir olur.
Adet ve Oruç
Adak orucu tutan kadın adet görürse
Arka arkaya onbeş gün oruç tutayım diye adak yapan bir hanım, onbeş günü tamamlamazdan önce adet görmüş olursa, yeniden fasılasız oruç tutması gerekir. Bu tuttuğu oruçlar adak yerine geçmez. Araya engel girmiştir. Yeniden tutması gerekir.
Adet Geçiktirici Hap Kullanmak
Kadınlar oruçlarını tam tutabilmek için adet dönemlerini geciktirici hap kullanmaları doğru mu?
Bir zorunluluk olmadığı halde fıtrata müdahale etmek ve sağlığı riske atmak, Din’in “zaruriyyat” olarak kabul ettiği “nefsin/canın korunması” ilkesine aykırıdır…
Herhangi bir ibadetini eda için kadının hayzı geciktirici ilaç kullanmasına mutlak anlamda cevaz vermek doğru olmasa gerek. Kadının hayız görmesi tabiî/fıtrî bir hadisedir ve zorlayıcı bir durum olmadıkça da tabiî seyrine müdahale edilmemelidir.
Adetli Kadının Oruçlu Gibi Durması Caiz mi?
Adet halinde olan bir kadının, oruç tutmadığı halde yemeyip içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Bu durumdaki hanıma oruç tutmak haram olduğu gibi, yemiyerek, içmeyerek oruçlu gibi durması da haramdır. Aynı şekilde oruca niyet edipte tan yeri ağardıktan sonra hayız veya nifas haline giren kadına, akşama kadat oruçlu gibi aç durmak haramdır. Bu durumdaki hanımların gizli yemeleri İslami edeplerdendir.
Kadın Bugün Adet Olacağım Diye Oruç Tutmazsa
Adeti belirli olan kadına, kendince adet gelmesi şüpheli olan günde oruç tutmamak caizdir. Eğer görmezse yanız o günü kaza eder. Ancak kadın oruca niyet ettikten sonra "Bu gün adet günümdür" diya kan görmeden orucunu bozarda o gün kan gelmeyecek olursa, hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunun için adet gördükten sonra iftar etmek gerekir.
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Adet Görme
Oruca niyet edip güneş doğduktan sonra adet gören hanımın orucu bozulur. Bu durumda olan hanım yemeğini yer. Adet halinde olan bir hanımın, oruç tutmadığı halde yemeyip, içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Ancak gizili yemesi İslami edeptendir.
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Temizlenme
Ramazan'da güneş doğduktan sonra adet ve lohusalıktan temizlenen bir kadın, eğer oruca aykırı bir şey yapmamış ise, derhal niyet ederek oruca başlar. Bu şekilde orucunu tutmuş olur.
Başka Dinlerde Oruç
HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ
Hıristiyanlık'ta da oruç farz
Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır.
Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır.
İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu.
Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.
MUSEVİLİK'TE ORUÇ: YOM KİPPUR
Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir.
Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.
Yahudilikte oruça çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur.
Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.
DİĞER DİNLERDE ORUÇ
Nirvana'nın yolu oruçtan geçer: İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur.
İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir.
Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir.
Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir.
Eski Mısır'da oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.
Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.
Kaynak: Hürriyet Ramazan 2007
Fıtır Sadakası ve Hükmü
Fıtır sadakası ne demektir?
Fıtır veya fıtra, 'yaratılış' demektir. Fıtır Sadakası ise, Ramazan bayramına kavuşan ve aslî ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altında bulunan kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibadettir, bir yaratılış sadakasıdır. Vaciptir. Kişi başına konmuş bir malî ibadet olması cihetiyle baş-göz ve beden zekâtı da denmektedir. Fıtır Sadakası, orucun kabulüne ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Ayrıca Ramazan ayı içerisinde yapılan hata ve kusurlara da bir kefarettir. Resûlullah Efendimiz'in (asm) oruçlunun boş, çirkin ve kötü sözlerinin günahından arınması ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emrettiğini İbn-i Abbas (ra) rivayet eder.
Fıtır Sadakası kim verir?
Özürleri olsun olmasın, oruç tutmayan kimseler de fıtır sadakası vermekle mükelleftirler.
Fıtır Sadakasını, aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan herkes vermekle mükelleftir. Bu malın üzerinden zekâtta olduğu gibi bir yıl geçmesi şart değildir. Bayram namazından hemen önce nisap miktarı mala kavuşan bir kimse Fıtır Sadakasını vermekle mükellef olur.
Nisap ölçülerine sahip olmayan fakir Müslümanlar da Fıtır Sadakasını verebilirler. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 'Allah zenginlerin malını fıtır sadakasıyla temizler. Fakirler ise verdikleri zaman Allah fazlasıyla yerini doldurur.'
Fıtır Sadakası kimlere verilir?
Fıtır sadakası kendilerine zekât verilebilecek kimselere verilir.
Bir fitre ancak bir kimseye verilir. Fakire fitre verirken, bunun fitre olduğu söylenmese de olur. İçinden fitre niyetiyle vermesi kâfidir.
Fıtır Sadakası ne zaman verilir?
Fıtır sadakasının verilme zamanı, dört mezhebin ortak görüşüne göre, Ramazan Bayramının bir veya iki gün öncesi ile Ramazan Bayram Namazı arasıdır. Hanefîler ve Şafiîlerce yaygın görüşe göre ise, fıtır sadakası Ramazan ayı içerisinde de verilebilir. Yoksulların ihtiyaçlarını bir an önce giderebilmeleri için uygun zaman dilimi ve uygun ortam bulunduktan sonra hemen vermek en tavsiye edilen şeklidir.
Fıtır Sadakası bayramdan sonraya kadar verilmemiş ise, zimmetten düşmez; zimmeti devam eder ve ilk fırsatta kazaen verilmesi gerekir. Ancak fitreyi bayramdan sonraya bırakmak günahtır.
Fıtır Sadakasını kim vermeli?
Fıtır sadakasını herkes bizzat kendisi verebileceği gibi, aile fertleri namına aile reisi de verebilir. Bayram gecesi doğan çocuğun fitresini de, aile reisi vermelidir.
Fitre miktarı ne kadar olmalı?
Fitrede esas olan, bir fakirin bir günlük yiyeceğini temin etmektir. Fitre miktarı kişi başına buğdaydan yaklaşık bir buçuk kilogram; arpa, kuru üzüm ve hurmadan üç kilogram üzerinden hesap edilmelidir. Günümüzde ekonomik değerlerin çok değişmesi nedeniyle, eğer bu miktarlar veya bunların parasal karşılıkları bir fakiri bir günlük doyurmaya kâfi değilse takviye yapılmalı ve artırılmalıdır.
Fıtır sadakası için, kişi başına asgarî bir rakam söylememiz gerekirse, yaklaşık beş milyon liradır. İmkânı yerinde olanlar bu rakamın üzerine çıkabilirlerse, şüphesiz daha faziletli ve daha makbul olur.
Kaynak: Ahmet Özen, Fıtır Sadakası ve Hükmü, Yeni Asya, 22.09.2007 Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir? Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler.
Kefareti Düşüren Haller
Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. Kefareti Gerektiren Haller -Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.
-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.
-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.
-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.
-İç yağı yemek.
-Kurumuş et yemek. -Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.
-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.
-Ermeni kili yemek.
-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.
-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.
-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.
-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.
-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.
-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..
-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 2) Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir? -Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.
-Uyurken ihtilam olmak
-Hanımını sadece öpmek
-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak
-Ağzına gelen balgamı yutmak
-Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek
-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak
-İsteği olmadan boğazına duman kaçması
-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması
-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması
-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek
-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu
-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak
-Kan aldırmak
-Sürme çekme
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller -Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.
-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.
-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek
-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek
-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak
-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak
-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak
-Arkadan ilaç akıtmak
-Burnuna ilaç çekmek
-Boğazına huni ile bir şey akıtmak
-Kulağının içine yağ damlatmak
-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması
-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.
-İğne yaptırmak
-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak
-Güneş battı zannederek, iftar etmek
-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak
-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.
-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
Orucun Kısımları
Farz Oruçlar
Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu. 2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.
Vacib Oruçlar
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır. 1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır. 2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.
Sünnet Oruç
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.
Mendub Olan Oruç
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak, - Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak, - Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak. - Şevval ayından altı gün oruç tutmak. - Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu) - Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.
Nafile Oruç
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.
Mekruh Oruç
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır. Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.
Orucun Şartları Nelerdir? Farz olmasının şartları
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.
Orucun edasının vücub şartları
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.
Orucun edasını sıhhat şartları
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller
Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.
Orucun Fidyesi Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.
Oruçluya Mekruh Olan Haller
-Bir şeyin tadına bakmak
-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)
-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek
-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak
-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek
-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak
-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)
Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı
Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.
Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.
Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.
Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.
Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.
Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.
Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.
Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur'ân-ı kerîm, Ramezânda indi.
Kadr gecesi, bu aydadır.
Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.
Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.
İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.
Şeytânlar, zincirlere bağlanır.
Rahmet kapıları açılır.
Kaynak: Mektubat Cilt 1, 45.Mektup
Ramazan da Hergün Niyet Şart mı?
Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz.
Seferi Hali ve Oruç Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.
Sefere çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.
Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.
Üç Aylarda Oruç
Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir.
Kaynaklar
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, 2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali 3) Ahmed Şahin, Zaman 4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat 5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi 6) Açıklamalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 2004 7) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977 8 ) Ebubekir Sifil, Hayzı geciktirerek oruç tutmak, Milli Gazete, 17-22-23/10/2005 9) Diinimiz İslam
Oruçla ilgili çeşitli sual cevaplar
Sual: Derslere çalışılan veya imtihana girilecek günlerde oruç tutmamak, bayramdan sonra kaza etmek uygun mudur? CEVAP Oruç tutmak, derslere, imtihana engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.
Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]
Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]
Sual: Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi? CEVAP Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.
Yemek artığı ve pirinç tanesi Sual: Diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç veya buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor? CEVAP Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor; ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor; ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.
Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.
Kaza ve kefaret Sual: Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor? CEVAP Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez.
Toprak yemek kefareti gerektirmezken, alışmış kimsenin kilermeni denilen toprağı yemesi kefaret gerektirir.
Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez, ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak, gerektirir.
Pişmemiş pirinç, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır.
Kilermeni de topraktır, ama ilaç olarak yenirse kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir.
Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir? CEVAP Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.
Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi? CEVAP Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.
Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi? CEVAP Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır.
Sual: Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli orucu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez.
Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir.
Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi? CEVAP Oruca imsak vaktinden sonra niyet ettiği için kefaret gerekmez, kaza gerekir.
Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi? CEVAP Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.
Niyetsiz oruç Sual: Gece çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP Niyetsiz oruç sahih olmaz. Kaza etmek gerekir. Ancak bunun gibi istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Hanefî mezhebindeki müctehid imamlardan İmam-ı Züfer’e göre, niyetsiz oruç sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa, oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer’in kavliyle amel edilir.
Sual: Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır? CEVAP Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.
Sual: Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir? CEVAP Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.
Sual: Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi? CEVAP Evet kaza gerekir.
Sual: Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu? CEVAP Evet olur.
Sual: Bazı imsakiyeler, Türkiye Takvimi'nden farklıdır. Hangisine uymak ihtiyatlı olur? CEVAP İhtiyata riayet etmek tedbirli ve temkinli hareket etmek elbette iyi olur. Türkiye Takvimi'ne göre hareket edilmelidir. Yoksa oruçlar tehlikeye girer. Türkiye Takvimi'nin hesapları yüz yıldır uygulanan hesaplardır. [Farklı Ramazan İmsakiyeleri kısmında geniş bilgi var.]
Sual: Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı? CEVAP Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır.eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]
Sual: Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur? CEVAP Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.
Şeytani rüya Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü? CEVAP Görülmez. Nefsani rüya görülür
Şeytanlar bağlanır Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır? CEVAP Hayır, hepsi bağlanır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda, esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.
Sual: Şeker bayramı demek caiz mi? CEVAP Bayram namazından önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehap olduğu için caizdir.
Sual: Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor? CEVAP Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir.
Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi? CEVAP Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.
Sual: Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi? CEVAP Caizdir.
Sual: Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi? CEVAP Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.
Sual: İmsak vaktinden sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur? CEVAP Evet.
Sual: Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı? CEVAP Evet.
Sual: Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur? CEVAP Kaza lazım olur.
Sual: Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı? CEVAP Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.
Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadisi hangi kitapta var? CEVAP Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.
Sual: Kaza orucunu davette bozmak caiz mi? CEVAP Hayır.
Sual: Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi? CEVAP Gerekmez.
Sual: Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi? CEVAP Artık niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyanıp niyet etseydi sahih olurdu; fakat böyle durumlarda İmam-ı Züfer’in kavline uyup, bir şey yiyip içmeden, o andan itibaren niyet ederek, hatta hiç niyet etmeden de orucunu tutabilir.
Sual: Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu? CEVAP Burada yalan caizdir.
Sual: 3 senelik oruç borcu olan, bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutması lazım? CEVAP Hayır. Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutulur, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edilir.
Sual: Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu? CEVAP Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.
Sual: Oruca hesapla başlanılan yerlerde, yanlışlık olma ihtimali olacağı için, bayramdan sonra kaza orucu tutmak gerekir mi? CEVAP İki gün kaza orucu tutmak gerekir. Çünkü büyük İslam âlimi seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kaza niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lazımdır) buyurdu.
Sual: Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir? CEVAP Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!
Sual: Bayramın ikinci günü oruç tutmak caiz mi?
CEVAP
Ramazan bayramının ikinci günü oruç tutmak caizdir.
Sual: Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?
CEVAP
Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.
Sual: Fecirle imsak vakti aynı şey mi?
CEVAP
Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.
Sual: Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?
CEVAP
Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.
Sual: Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?
CEVAP
Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.
Sual: Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?
CEVAP
Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.
Sual: Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.
CEVAP
Zannı galibe göre hesaplarsınız.
Sual: El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?
CEVAP
Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.
Sual: Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?
CEVAP
Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.
Sual: Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?
CEVAP
İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.
Sual: Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?
CEVAP
Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.
Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.
Sual: İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?
CEVAP
Hayır.
Sual: Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?
CEVAP
Hayır. Farklı günlerde de tutabilir.
Sual: Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?
CEVAP
Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.
Sual: 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?
CEVAP
Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.
Sual: (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?
CEVAP
Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.
Sual: (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?
CEVAP
Bir gün oruç tutmanız yeter.
Sual: Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım?
CEVAP
Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez.
Sual: Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?
CEVAP
Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.
Ezan okunurken
Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur.
Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz.
İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir.
Sual: Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?
CEVAP
Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrı müslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)
Üç aylarda oruç tutmak
Sual: Kaza borçları üç aylarda tutulabilir mi?
CEVAP
Kaza ve nafile oruçları Receb, Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur, fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevablara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.
Receb veya Şaban aylarında oruç tutarken, kazası olan, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet eder. Kaza yoksa bile, kaza orucu tutmak yine caizdir.
Sual: 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?
CEVAP
Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)
Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)
Sual: Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?
CEVAP
Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]
(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]
Sual: Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder?
CEVAP
Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur.
Sual: Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır.
Sual: Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?
CEVAP
Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.
Sual: Sadece Cuma günü oruç tutmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
İmam-ı Ebu Yusuf’a göre mekruhtur. İmam-ı a'zama göre mekruh değildir. Bir ibadet için mekruh ve sünnet diyen olunca, bütün müctehid âlimlere uyabilmek için, o işi yapmamak gerekir. Yani Cuma günü bir ihtiyaç olmadan oruç tutmamalı. Perşembe-Cuma veya Cuma-Cumartesi olarak tutmak iyi olur.
Oruç tutamayan namaz kılar
Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz, teravihe gidemez mi?
CEVAP
Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar.
Sual: Trafik kazasında, birinin ölümüne sebep olana, kanuni cezadan başka da, ayrıca bir kefaret gerekir mi?
CEVAP
Evet. Bugün için, 60 gün oruç tutması gerekir.
Nafile orucu bozmak Sual: Nafile bir orucu, kasten veya bir özürle bozunca kazası gerekir mi?
CEVAP
Evet, kasten veya bir özürle de bozulsa, yine o orucu kaza etmek vacibdir. Bir özürle orucu bozmak caiz, kasten bozmak ise günahtır.
Şaban’ın son günü oruç
Sual: Şaban ayının son günü oruç tutmak, uygun mudur?
CEVAP
Şaban ayının son gününe, yevm-i şek denir; şüpheli gün demektir. Bu günde oruç tutmanın, mekruh, caiz ve caiz olmayan durumları vardır. Bugün tutulan oruç, üç türlü olur:
1- Ramazan orucuna veya (ramazan ise ramazan orucuna, ramazan değilse, nafileye) diye niyet ederek tutulan oruçtur. Bu niyetle oruç tutmak, mekruhtur.
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp Şabanın son günü oruç tutmak da mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]
2- Nafile oruca veya kaza orucuna niyet ederek oruç tutmak caizdir, mekruh değildir.
3- (Ramazansa, ramazan orucuna; değilse, niyet etmiyorum) diye tutulan oruç, hiç caiz değildir.
Sual: Ramazan orucunu tutarken, aynı zamanda adak ve kaza orucuna da niyet edilebilir mi?
CEVAP
Hayır, sadece Ramazan orucuna diye niyet edilir. Bunun gibi, vaktin farzını mesela öğle namazının farzını kılarken, sünnetine diye de niyet edilmez. Ama sünnet kılarken, ilk kazaya kalmış öğlenin veya başka bir vaktin farzına diye niyet edilir. Bunun gibi, mübarek günlerde nafile oruç tutarken ilk kazaya kalmış ramazan orucuna da niyet edilebilir. Vaktin namazı ile kazaya kalan namaz farklı olduğu gibi, ramazan orucu ile kazası da farklıdır. Nafile oruç tutarken, hem nafileye hem de ilk kazaya kalan Ramazan orucuna niyet edilebilir.
Oruç borcu olan
Sual: (Oruç veya namaz borcu olan kız, borçlarını ödemeden evlenemez) deniyor. Bu doğru mu?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Evlenince kocasından izinsiz nafile oruç tutmak uygun olmadığı için, belki oruç borcuyla kocasının evine gitmemeli denmiş olabilir. Namaz borcu bitmeden de evlenebilir.
Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları, istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?
CEVAP
Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazana kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.
Sual: Unutup yiyip içene, oruçlu olduğunu hatırlatmak gerekir mi?
CEVAP
Eğer oruç yiyen kuvvetliyse söylemek gerekir, söylememek mekruh olur. Zayıfsa, söylememek gerekir. Allahü teâlâ ona unutturup, oruç yedirmiş olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlu bir kimse unutarak yiyip içerse, bu, Allahü teâlânın ona gönderdiği bir rızıktır, bu orucu kaza etmek gerekmez.) [Dare Kutni]
Kaza orucuna niyet
Sual: Hiç oruç kazası olmayan kimse, kaza orucu tutabilir mi? Mübarek günlerde tuttuğu oruçları kazaya da niyet edebilir mi?
CEVAP
Ramazan-ı şerif ayı dışında, Pazartesi, Perşembe günlerinde, her ayın 13, 14 ve 15’inde veya aybaşlarında yahut diğer mübarek günlerde, her zaman, nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmek iyi olur. Eğer sahih olmamış oruçlarımız varsa, hem bu oruçlar kaza edilmiş olur, hem de bildirilen mübarek günlerde nafile oruç tutulmuş olur.
Sadece pazar günü oruç tutmak
Sual: Cumartesi günü tek olarak oruç tutulmadığı gibi, Pazar günü de Hıristiyanlarca kutsal sayıldığına göre, Pazar günü de tek olarak oruç tutmak mekruh olur mu?
CEVAP
Hayır, mekruh değildir. Pazar günü, tek olarak oruç tutmakta hiçbir mahzur yoktur.
Adak oruçları
Sual: Muayyen olan ve olmayan adak oruçları nedir? Bunlara ne zaman niyet edilir?
CEVAP
Muayyen oruçlar:
Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, muayyen adak orucu olur. Bunlara, öğleye bir saat kalana kadar niyet edilebilir.
Gayr-i muayyen oruçlar:
Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela, (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir. Bunlara, imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır.
Adak orucunda niyet
Sual: Adak orucunda niyet ne zamana kadar yapılır?
CEVAP
İki türlü adak orucu vardır:
1- Muayyen [Vakti bilinen],
2- Gayri muayyen [Vakti bilinmeyen].
Muayyen mesela Şaban ayının ilk Perşembe günü oruç tutacağım diye adakta bulunan kimse, o gün, öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edebilir. Allah rızası için bir gün oruç tutacağım diyen ise, imsak vaktine kadar niyet eder.
Oruçta niyet
Sual: Kaza veya nafile oruçlarda, Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?
CEVAP
Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyenin, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutuyorum) diye niyet etmesi daha iyi olur.
Belli günlerde oruç
Sual: (Orucu pazartesi ve perşembe günleri tutulmalıdır) deniyor. Diğer günlerde tutulan orucun sevabı yok mudur?
CEVAP
Her gün oruç tutmak sevabdır. Cuma günü tek başına oruç tutmak müstehabdır, fakat mekruhtur diyen âlimler de olduğu için, perşembe günüyle veya cumartesi günüyle birlikte tutmak daha uygundur. Cumartesi tek gün hariç, haftanın diğer günleri oruç tutmak da sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Çarşamba ve perşembe günleri oruç tutana, kıyamette Cehennem ateşinden uzak kalacağına dair beraat verilir.) [Ebu Ya'lâ]
(Çarşamba, perşembe, cuma günlerinde oruç tutana Allahü teâlâ, Cennette dışı içinden, içi dışından görünen bir saray verir.) [Taberanî]
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]
(Allahü teâlâ, çarşamba, perşembe ve cuma günü oruç tutana cennette, inci, yakut ve zebercetten bir köşkten sonra, ateşten koruma beraatı da verir.) [Taberani, Beyhekî]
(Çarşamba, perşembe, cuma günleri oruç tutanın ve cuma günü de az veya çok sadaka verenin, bütün günahları affedilir, anasından doğduğu gün gibi temiz olur.) [Taberani, Beyhekî]
Ümmü Seleme validemiz anlatır:
Resulullah efendimiz çoğunlukla cumartesi ve pazar günleri oruç tutar ve (Bu iki gün, müşriklerin bayram günleridir, onlara muhalefet etmek için oruç tutuyorum) buyururdu. (İbni Hüzeyme)
Tek başına cumartesi günü oruç tutmak mekruhsa da, pazar günü tek olarak da oruç tutmak mekruh değildir. Görüldüğü gibi haftanın her günü oruç tutmakta bir mahzur yoktur.
Niyetten vazgeçmek
Sual: Akşam veya gece oruca niyet eden kimse, herhangi bir sebeple oruç tutmaktan vazgeçmek istese, ne vakte kadar niyetinden vazgeçebilir?
CEVAP
İmsak vaktine kadar niyetten vazgeçilebilir, daha sonra vazgeçemez.
İftarı başka ilde açmak
Sual: Van’da saat 19.00 da akşam oluyorsa, İstanbul’da bir saat sonra, saat 20.00 de olduğu bir dönemde, bir kimse, İstanbul’da oruç tutarken, iftar daveti için Van’a gitse, orucu Van’ın saatine göre mi, yoksa İstanbul’un saatine göre mi açar? Van’da sahuru yiyen kimse, iftar için İstanbul’a gelse, hangi şehrin saatine göre iftarını açar?
CEVAP
Nerede olursa olsun, iftar açılan yerin saati geçerlidir. Nerede olursak olalım, güneş batınca, orada oruç açılır.
Oruca niyet etmemek
Sual: Yarın nasıl olsa kesin diş çektireceğim, iğne vurulacak ve orucum bozulacak. Gece niyet etmeyip yiyip içsem günah olur mu?
CEVAP
Ramazanda oruç tutmamak büyük günahtır. Oruca niyet edilir. Dişçi iğne vurunca oruç bozulmuş olur. Sadece kaza gerekir. Diş çektireceğim kesin dense de, kesin olmayabilir. Sabah evden dişçiye giderken ölebilir. Oruçluyken ölmek büyük nimettir. Gittiğimiz dişçinin işi çıkmış, başka yere gitmiş olabilir veya ölebilir. Deprem olur, binalar yıkılabilir. Bunların hiç birisi olmasa bile, diş çekimi yapılmadan orucu bozmak caiz olmaz.
Sual: Abdest alırken boğaza su kaçsa, istemeden ağızdaki kan yutulsa, helâda taharetlenirken içeriye su kaçsa, bunların hepsinde oruç bozuluyor. Bunlar için bir çare var mıdır?
CEVAP
Evet vardır. (Mezhebler rahmettir) buyuruluyor. Bir farzı yapmakta veya bir haramdan sakınmakta harac yani sıkıntı olursa dört mezhepten biri taklit edilerek o iş yapılır. Boğazına su kaçan, Şâfiî’ye; istemeden ağzındaki kanı yutan ve taharetlenirken içeriye su kaçıran da, (Hanbelî’ye göre bu orucu tutuyorum) derse, oruçları sahih olur.
ADAK (NEZIR)
Allah'u Teâlâ'ya ibâdet maksadiyla mükellef olmadigi halde mübah olan bir isi yapmayi kararlastirmak, kisinin öyle bir ameli kendisine vâcip kilmasi ve bunu yapacagina dair Allah'a söz vermesine Adak denir.
Allah rizasi için yapilan adaklar Allah katinda geçerlidir. Yalniz Allah'in rizasi gözetilirse böyle bir ibâdetten sevap elde edilir. Sirf Allah rizasi için oruç tutmak, sadaka vermek, Kur'an okumak namaz kilmak gibi. Ancak sirf dünyevî bir maksat ugruna yapilan adaklar geçerli degildir. "Falan bir isim olursa su kadar oruç tutacagim", veya su kadar sadaka verecegim demek gibi. Buna benzer dünyaya yönelik isteklerin olmasi halinde yapilan adaklarda sirf dünyevî bir arzu tasidigindan ibâdetlerde aranan ihlâs* ve Allah rizasi özelligi kaybolmus oluyor. Aslinda böyle bir adak Allah'in takdirini degistirmez. Mukadder ne ise o olur. Fakat her ne olursa olsun "falan isim olsun, söyle böyle oruç tutacagim, sadaka verecegim..." gibi adaklari yaptiktan sonra mutlaka yerine getirmek vâcip olur.
Allah'in rizasini ve yardimini istemek maksadiyla yapilan bu ibâdet genellikle bütün semâvî dinlerde vardir. Kur'an-i Kerim'de Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatilan kissada annesinin söyle dedigi ve adakta bulundugu ifade edilmektedir: "Hani Imran'in karisi söyle demisti: 'Rabbim' karnimda tasidigim çocugu sadece sana hizmet etmek üzere adadim. Bunu benden kabul buyur Allah'im sen her seyi çok iyi isiten ve çok iyi bilensin. " (Âl-i Imrân, 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e söyle hitab edilmisti: "Insanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konusmama orucu adadim bugün kimseyle konusmayacagim" de." (Meryem, 19/26). Yalniz Semâvî dinlerde degil, kismen semâvî din özelligi ve kalintilari tasiyan bazi toplum ve dinlerde de adak inancina rastlanmaktadir. Yahudi ve Hristiyanlarin yanisira eski Çin, Türk ve Arap toplumlarinda adaklarin yapildigi bilinmektedir.
Kur'an-i Kerim'de adak ile ilgili olarak bazi hususlar zikredilmisse de bu konuda herhangi bir emir veya nehiy mevcut degildir. Fakat ileride de ele alinacagi gibi adaklar yapildiktan sonra mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bazi Hadislerde Rasûlullah (s.a.s.), yapildiktan sonra Allah'a itaat kabilinden olan adaklarin yerine getirilmesi gerektigini ifade etmistir. (Tecrid-i Sarih Tercüme ve Serhi, XII, 226 vd.) Adagin Hz. Peygamber tarafindan yasaklandigini ileri sürenler olmussa da, bu adaklar insani kaderden müstagni kilmaya sürükleyen anlayislara dayali olan adaklardir. Çünkü yapildiktan sonra mutlaka yerine getirilmesi kesin olarak emredildigine ve bu konuda gayet açik hükümler bulunduguna göre, yasaklanmis bir hususun yapildiktan sonra yerine getirilmesi isteniyorsa bu yasak ne ile izah edilebilir?
Adak, yemin keffâreti*nde oldugu gibi yerine getirilmesi kisinin Islâmî hükümlere olan sadakatine baglidir. Böyle bir adagi yaptiktan sonra onu yapmamasi halinde Islâm devleti yetkilileri ibâdeti ihmal ettiginden dolayi onu bu konuda zorlayamazlar. Ancak Cenab-i Hakk Kur'an-i Kerim'de "Nezirlerini edâ etsinler" (el-Hacc, 22/29) buyurmaktadir.calig65.jpg (91705 Byte)
ADAGIN KISIMLARI
Nezir'in sarta bagli olan ve olmayan seklinde ikiye ayrildigi gibi bu türler de ayrica kendi aralarinda çesitli kisimlara ayrilmaktadirlar.
A- Sarta bagli olan adaklar
Bunlara istilâhî olarak "Muallak Adaklar" denir. Muallak adaklar ikiye ayrilir:
1- Bazi hususlarin gerçeklesmesine ve yapilmasina baglanan adaklar. Meselâ 'Hastaligim geçer ve iyilesirsem su kadar oruç tutacagim' veya 'Su kadar kurban kesecegim' seklinde yapilan adak gibi. Bu hastaligi geçerse bu ibâdeti derhal yerine getirmek gerekir. Böyle bir adagi daha sonra yapmak her ne kadar câiz ise de hemen yerine getirilmesi daha sevaptir.
2- Bazi iyi ve güzel hususlarin gerçeklesmemesi ve yapilmamasi için adanan adaklar. Örnegin, 'Falan kimse ile konusursam su ibâdeti yapmak üzerime vâcip olsun' seklindeki adaklar gibi. Burada kosulan sart falan kimse ile konusmamadir. Bu sarta ragmen o kimse ile konusulursa adagi yerine getirmek yahut bunun yerine yemin keffâreti ödemek gerekir.
Genel olarak belli bir sarta baglanan adaklar belirtilen sartin gerçeklesmesinden önce yapilmazlar. Örnegin 'Falan isim olursa su kadar oruç tutacagim' diye adak yapilip o isi gerçeklesmeden adadigi orucu tutarsa adagini yerine getirmis olmaz. Adi geçen isi gerçeklesince yeniden o orucu tutmasi gerekir.
Ayni sekilde bu tür bir adak belirli bir zaman, yer ve kisilere yahut belli bir sekle baglanirsa mutlaka bu belirlenen sekilde yapilmasi sart degildir. Meselâ 'Falan isim olursa falan gün veya falan ay oruç tutacagim, su parayi falan adama verecegim', yahut su kadar namazi falan camide kilacagim' dese belirtilen isi gerçeklesince belirttigi gün veya ayda oruç tutmasi sart degildir. Zikrettigi kisiye belirledigi parayi vermesi yahut söyledigi camide namaz kilmasi sarti aranmamaktadir. Orucunu istedigi bir zamanda tutmasi, sadakasini istedigi kimseye vermesi, namazini istedigi herhangi bir camide kilmasi mümkündür.
B- Sarta bagli olmayan adaklar
Bunlara da "Mutlak Adaklar" adi verilmektedir. Bu tür adaklar da ikiye ayrilmaktadir.
1- Belirli olan yani muayyen adaklar: Sarta bagli olmadan yapilan adaklardir. Meselâ 'önümüzdeki persembe günü oruç tutmayi adamak' gibi.
Belirli olmayan adaklar. Bunlara da 'Gayr-i Muayyen Adaklar' denir. Bu tür adaklar da hiçbir sart ve zamana bagli olmayan adak türleridir. Meselâ "Su kadar gün oruç tutacagim" diyerek hiçbir sart ve zamana baglamadan bir müddet oruç tutmayi adamak gibi.
Bütün bu hükümlere göre Mutlak * yani bir sarta bagli olmadan adanan oruçlarin kesin olarak yerine getirilmeleri gerekir. Belirli bir zamanda yapilmasi adanan adak baska bir günde kaza edilmelidir. Ayni sekilde bu tür mutlak adaklarda belirli bir yer ve kisi ile belirli bir miktar da önemli degildir. Mühim olan bu adaklarin yerine getirilmesidir. Belirlenen yer, kisi ve miktarlar degistirilebilir.
ADAGIN SARTLARI
Adagin Islâmî hükümlere göre geçerli olabilmesinin çesitli sartlari vardir:
1- Adanan ibâdetin cinsinden mutlaka bir farz veya vâcibin olmasi gerekir. Örnegin "üç gün oruç tutacagim.", "Su kadar namaz kilacagim", "Kurban kesecegim", diye adamak câizdir ve böyle bir adak sahihtir. Fakat "Filan hastayi ziyâret edecegim", "Aldigim mallari sermayesine satacagim", demek adak olmuyor. Dolayisiyla Allah rizasi için adanan ibâdetin cinsinden farz ve vâcip olmayan hattâ Islâm dininde yapilmasi uygun olmayan, Islâm'in emretmedigi kötü geleneklerden ibaret olan türbelere, yatirlara mum yakmak, bu yatirlarin ugruna bir seyler yapmak, yatirlara bazi esyalar adamak câiz degildir. Hattâ bu gibi adaklar kesinlikle haramdir .
2- Adayanin akilli, bülûga ermis yani ergin olmasi gerekir. Adagi yapan kimsenin aklindan hasta olmamasi, çocuk yasta bulunmamasi gerekir. Erginlik çagina ulasmamis olanlarla delilerin* yaptigi adaklarin yerine getirilmesi zorunlu degildir.
3- Adanan ibâdet o anda veya gelecekte yapilmasi farz olan bir ibâdet olmamalidir. Meselâ 'su isim olursa ögle namazini veya yatsi namazini kilacagim', yahut 'Ramazan'da oruç tutacagim', veya zengin oldugu halde 'Kurban bayraminda kurban kesecegim' gibi adaklar sahih degildir. Çünkü bu gibi ibâdetler zaten farz veya vâcip ibâdetler olup yerine getirilmesi gereken ibâdetlerdir. Buna göre bu tür adaklar geçerli degildir.
4- Adanan ibâdet ayrica bir farz veya vâcip bir ibâdete sebep ve zemin türünden olmamalidir. Örnegin abdest almayi veya tilâvet secdesi yapmayi adamak da sahih bir adak degildir. Zira bu gibi ibâdetler farz olan ibâdetlere vesiledir, onun için adanmaz.
5- Adanan sey Allah'in razi olmayacagi, günah özelligi tasiyan türden de olmamalidir. Meselâ "Su isim olursa kendimi Allah rizasi için kurban edecegim" diye bir adak yapmak geçerli olmadigi gibi haramdir. Fakat aslinda Islâm'in emrettigi bir ibâdet iken yine Islâm'in baska bir sebepten dolayi yasakladigi bir ibâdet türü ise geçerli olur. Meselâ bir kimsenin Ramazan Bayrami'nin birinci gününde veya Kurban Bayrami'nin ilk üç gününde oruç tutmayi adamasi sahih bir adaktir. Ancak bu günlerde oruç tutmak haram oldugu için, baska bir zamanda bu adagini kaza eder.
6- Adanan seyin yerine getirilmesi mümkün olmalidir. Meselâ geçen falan günde yahut falanin gelecegi günde oruç tutmak gibi. Geçen bir gün geri gelmeyecegi gibi, falan kimsenin gece veya gündüz zeval vaktinden sonra gelmesi halinde artik oruç tutulamayacagi bellidir. Çünkü oruç gündüz tutuldugu gibi fecirden baslanmasi gerekir. Dolayisiyla böyle bir adak olmaz.
7- Adanan sey bir malin sadaka* olarak verilmesi ise, adanan mal adagi yapanin malindan ve servetinden fazla olmamalidir. Çünkü adagi yapan kimse ancak mal varligi kadar bir tasaddukta bulunabilecektir. Ayrica baskasinin malini tasadduk etmeyi adamak da câiz degildir.
ADAK KURBANI:
Adanilan sey bazen kurban olabilir. Bu durumda su iki hususa dikkat edilmelidir:
1- Kurban davar, sigir ve deve gibi dört ayakli hayvanlardan olur. Tavuk, kaz ve hindi gibi iki ayakli hayvanlardan kurban olmaz.
2- Kurbanin etinden onu adayan kimse ile usûl ve füru* yiyemezler. Kurbanin eti fakirlere tasadduk edilir. Sayet yerlerse yedikleri miktarin degerini fakirlere vermeleri gerekir.
Kaynak: Fetvalar 1.0
Adak:
Adak başlı başına ibadet olup, sadece Allah için adak yapılır. Adanan oruç, vacip oruçlardandır. Namaz, oruç, hac, köle azâd etmek ve diğer ibadetler ile adak yapıldığından, adak doğrudan ibadet olmuş olur. Adağın yerine getirilmesi için, adanan şeyin beş şarta uygun olması lâzımdır:
A)Adanan şey, başlı başına bir ibadet olmalıdır.
B)Ya da farz veya vacip olan bir ibadete benzemesi lâzımdır. Meselâ; abdest almak, gusl etmek, cenaze kefenlemek, hasta ziyaret etmek, Kur’an-ı Kerîm tutmak gibi, başlı başına ibadet olmayan bir şey adanamaz. Farz olan namaz, oruç, hac gibi ibadetler ve vacip olan kurban ve sadaka ibadeti adanır, adaktır. Malını vakfetmek ve umum adına vakıf kurmayı adamak da farz veya vacip olmadığı halde adaktır. Umumun menfaatleneceği, pek çok hacetin giderileceği vakıfları kurmak, birilerinin yapması ile diğerlerini sorumluluktan kurtardığı için farz-ı kifaye ibadetlerden kabul edilir. Bu sebepten adak olur. İtikâfa girmek de böyledir, adanır. Adağın yerine getirilmesini dinimiz emreder.
C) Kendisi günah olmamalıdır. Haram bir şeyi adamak yemindir, adak değildir. Meselâ biri “falancayı öldürmek, Allah için adağım olsun” deyip, sonradan öldürmeyince, burada yemin olmuş ve yeminini bozmuş olur. Yemin kefareti vermelidir. Kurban Bayramı günü oruç tutmak yasak olduğu halde, bu gün için oruç adamak günah değildir. Adaktır. Çünkü orucun kendisi günah değildir. Fakat başka gün tutularak, adak ödenmiş olur.
D) Kişinin yapması zaten kendisine farz olan bir şeyi adaması sahih olmaz. Meselâ ; hiç Hac yapmamış olan ve kendisine de Hac farz olmuş olan bir zenginin, “Hac yapacağım” diye adaması, Hac yapacağını haber vermesi demektir. Hac yapar, farzı yerine getirmiş olur. Ayrıca adadığı için Hac yapmaz. Ama, adarken, eğer farz olan Hac yapmayı kast etmemişse, iki defa Hac yapması lâzımdır. Kurban Bayramı günleri için bir zengin kurban adasa, bir tane vacip olan, bir tane de adak olan olmak üzere iki kurban keser.
E) Adanan şey elindekinden çok olmamalıdır ve başkasının malı olmamalıdır. Meselâ yedeğinde yüz lirası olan, bin lira sadaka adasa, yanında olanı verir. Daha fazla olmadığı için yüz liranın üzerindeki adak, üzerinden kalkar.
İki türlü adak vardır:
1)Mutlak adak: Bir şarta bağlı olmayıp, niyetsiz olarak ağızdan çıksa bile, adaktır. Meselâ; “Allah için bir gün oruç tutacağım” diyeceği yerde, yanlışlıkla “bir ay” dese, bir ay oruç tutmak üzerine vacip olur.
Bir kimse “Allah rızası için oruç tutayım” dese, kaç gün olduğu aklına gelmemiş olsa, niyet de etmemiş olsa, sadece adak olarak düşünmüş olsa, yemin olarak adadığı aklına bile gelmemiş olsa, bu oruç, adak olur ve üç gün oruç tutar. Bunu söylerken, adak aklına gelmemiş olsa ve sadece yemin olarak söylese, yemin olur, adak olmaz. Orucunu bozarsa de yemin kefareti ödemesi gerekir. Hem adak, hem yemin olarak niyet ederse, bu oruç hem yemin, hem adak olur. Bozduğu takdirde, oruç adağı için kaza etmesi, yemin için de kefaret yapması lâzım gelir.
Şarta bağlı olmayan adak, fakir de olsa hemen yerine getirilmesi iyi olur. Lâkin, özürsüz olarak geciktirilebilir de.
Sadaka adandığında, şartlar değişmiş ise, kişi adadığı şartlardan vazgeçebilir. Fakat adak olarak tayin ettiği miktarı değiştiremez. (Falancaya şu kadar vereyim) diye niyet etti ise, o kişiye adadığı miktar kadar vermesi gerekir, kişiyi de, miktarı da değiştiremez.
2) Şarta bağlı olan adak: Murad edilen, hasıl olunca, adak yerine getirilmelidir. Bu adak şükür secdesi gibidir. Allah’a şükretmek için yerine getirilir. Yoksa, (istediğim oldu) diye bir karşılık olarak yapılmamalıdır.
Bâtıl olan adaklar:
Toplumumuzda en sık rastlanan bâtıl(geçersiz) adak türlerinden biri, horoz adamaktır. Böyle bir niyet, adak olmaz. Ancak: “Bir horoz kesip, fakire dağıtacağım” demek adak olabilir. Burada horoz kesmek değil, fakiri sevindirmek, sadakalandırmak adaktır.
Toplumumuzda diğer rastladığımız adak ise, bir türbede yatan yatır için mum, ekmek, şeker, tel, yağ gibi şeyler adamaktır. Bunlar da adak değildir, olmaz. Ancak; “Burada yatan veli kişinin hatırı hürmetine, fakire bir şeyler verilmesi” adanabilir. Hasıl olan sevaptan, bu yatan kişiye de gönderilebilir. Eğer bu kişinin hatırının varlığına inanılıyorsa -ki bu, bu kişi hakkında eksik düşünmekten daha iyidir-bu kişiden imdat istemek değil, O’nun yüzü suyu hürmetine, Allah’dan dileğini istemek doğru olandır. Bu sebepten adak türbelere olmaz.
ADAK
Adak nedir ve çeşitleri nelerdir?
Nezr, ya'nî adak ibâdettir. Adak ancak Allah için yapılır. Kul için yapılmaz. Adak, bir ibâdettir. Çünkü, namaz, oruç, hacca gitmek ve başka ibâdetler nezr olunur. Nezrin yerine getirilmesini dînimiz emretmektedir. Getirilmezse, günâh olur. Hac sûresi, 29.âyet-i kerîmesinde meâlen, (Adaklarını yerine getirsinler) buyurulmuştur. Bunun için, nezri yerine getirmek vâcibdir.
Bir şeyi adamak iki türlü olur: Mutlak adak, şarta bağlı adak.
1- Mutlak adak: Allahü teâlâ için, bir sene oruç tutacağım, demek gibidir. Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken, kastetmese de, söz arasında dilinden çıkmış ise de, yapması vâcib olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddî, istiyerek söylemek gibidir. Hattâ, Allahü teâlâ için, bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun, diyeceği yerde, bir ay oruç tutmak diye ağzından çıksa, bir ay tutması lâzım olur.
Şarta bağlı olmıyan adağı, fakîr olsa da, hemen yapması lâzım olur. Yapmadan ölüm hâli gelirse, keffâret için vasıyet lâzım olur.
2- Şarta bağlı olan adak: Murâd edilen, istenilen şart hâsıl olunca, yerine gelince adağı yerine getirmesi lâzım olur. Yerine getirmeyip, yemîn keffâreti yapması da câizdir. şarta bağlı olan adak, şart edilen şeye karşılık olarak yapılmamalı, Allahü teâlâya şükür olarak yapılmalıdır.
Şarta bağlı olan adağı, şart hâsıl olmadan önce yapmak câiz değildir. Meselâ, (Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevâbını seyyid Ahmed Bedevî hazretlerine bağışlamak adağım olsun) deyip, hasta iyi olmadan önce adağını yapması câiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması lâzım olur.
Adak eti
Fakîr veya zengin, adakta bulunursa, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi câiz olmayan anasına, babasına, evlâtlarına, kocasına veya karısına, fakîr olsalar da, yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse yenilen etin kıymetini, fakîrlere sadaka verir. Akrabâsından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi câiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakîrlere verir. Fakîre verirken bunun adak bedeli olduğunu söylemek gerekmez. "Hediyedir" dense de câizdir.
Adağın şartları
Adağın şartları nelerdir?
Adanan şeyin yapılmasının lâzım olması için, şunlara uygun olması gerekir:
1- Bir farz-ı ayn veya vâcib cinsinden olması lâzımdır. Meselâ oruç, namaz, sadaka gibi. (Şu işim olursa, yüz metre koşacağım) şeklinde bir adak sahîh olmaz.
2- Başlı başına bir ibâdet olması lâzımdır. Meselâ abdest almak başlı başına bir ibâdet olmadığı için adak olmaz.
3- Kendisi günâh olmamalıdır. Harâm bir şeyi adamak yemîn olur. Bunu yapması günâh olur. Meselâ birini öldürmeyi adayan, onu öldürmez, yemîn keffâreti verir.
Bayram günü oruç tutmak harâmdır. Fakat orucun kendisi harâm olmadığı için kurban bayramı günü oruç adamak câiz olur. Başka gün tutması lâzım olur.
Bunun gibi nâfile namazı cemâ'atle kılmayı adayan kimse, mekrûh işlememek için, bu namazı yalnız başına kılar.
4- Yapması kendine zâten farz olan bir şeyi adamak sahîh olmaz. Meselâ bu seneki Ramazan orucumu tutacağım demek adak olmaz.
5- Adanan şeyin mal olması, mülkündekinden çok olmaması ve başkasının malı olmaması lâzımdır. Meselâ bir kimsenin, gözünü falanca kimseye vermek için adaması sahîh olmaz. Bir milyon lirası olan, bir milyar lira sadaka vermek için adakta bulunsa, bir milyonu verir. (Oğlumun hastalığı iyi olursa, onun maaşından bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunmak sahîh olmaz. Kendi malından adaması lâzımdır.
Evliyâya adak
Şarta bağlı olarak evliyâya adak yapmak, kendini, günâhı çok, duâ etmeye yüzü yok bilerek, mübârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir.
Meselâ, (Hastam iyi olursa veya şu işim hâsıl olursa, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için Kur'ân-ı kerîm okunup veya koyun kesip, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine bağışlamakta, onun şefâ'ati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifâ vermekte, kazâyı, belâyı gidermektedir. Bir dilek için adak edilen bir ibâdet, o dileği hâsıl etmez. Bu ibâdet, o dileğin hâsıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibâdetten dolayı veya sevdiği bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dileği kabûl ve ihsân etmektedir.
Horoz ve adak
Adak ile adak kurbanı ayrıdır. (Hastam iyi olursa, Allah rızâsı için bir horoz kesip etini fakîre tasadduk edeceğim) diyen, horozu keser ve etini bir fakîre verir. Fakîre tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakîrlere verileceği için sahîh olur. (Horoz kesmek nezrim olsun) demekle adak sahîh olur. Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak câiz değildir.
Adak kurbanının da bayramda mı kesilmesi lâzımdır?
Bayram kurbanından başka bir de nezir [adak] kurbanı vardır. Adak yaparken kurban kelimesini söylemeyip de, filan işim olursa, Allah rızâsı için bir koç keseceğim diyen, dileği hasıl olunca, bayramı beklemeden kesebilir. Kurban hayvanı fakîrlere veya hayır cemiyetlerine diri olarak verilmez. Mutlaka kesilmesi gerekir.
|
|
|
| Oruç tutmakla ilgili birçok sorunun cevabı |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 05:52 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Oruç tutmaktan maksat nedir? Sınav olacağımız gün oruç tutmasak olur mu? Oruç tutmakla ilgili birçok sorunun cevabı
İmtihan günü oruç tutulur mu? Sual: (Aç olanın kafası çalışmaz. Oruç tutma!) diyorlar. İmtihana [sınava] girileceği gün oruç tutmamak günah olur mu?
CEVAP Elbette günahtır. Oruç tutmamayı mubah kılan özürler kitaplarda bildirilmiştir. Zaruretsiz oruç tutmamak haramdır. (Aç olanın kafası çalışmaz) sözü ilmî değildir. Ya cahillikten söylenmiştir veya oruca engel olmak için kasıtlı söylenmiştir. Ramazan haricinde de, imtihanlara fazla tok girmemeli. Mide çok doyarsa, insanın kafası pek çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Oruçluya Allahü teâlânın ihsanı boldur. Sehl bin Abdullah et-Tüsterî hazretleri, (Akıllı kimseler, gerek din ve gerekse de dünya için açlıktan daha faydalı bir şey görmemişlerdir. Hikmet ve ilim açlıktadır, günah ve cehalet ise, tokluktadır) buyurmuştur. Şeyh Aliyyül-Havvâs hazretleri, (Gece ibadetine açlıkla hazırlanmalı. Midesi tok olanın manevî istifadesi az olur) buyurdu. (Uhûdül-Kübra) Hadis-i şerifte, (İyiliklerin başı açlık, kötülüklerin başı tokluktur) buyuruldu. Tokluk, unutkanlık yapar, kalbi kör eder. (S. Ebediyye) Tokluk, alkollü içkiler gibi, kanı bozar. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır. Yine hadis-i şerifte, (Açlık idraki, anlayışı artırır, zekâyı açar) buyuruldu. (İ. Gazalî) Açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Fazla tokluk ahmaklığa yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hatırında tutması zor olur. İmtihan için, kafayı çalıştıran, zekâyı açan, anlayışı artıran orucu tutmamak ahmaklıktır. Ebu Süleyman Dârânî hazretleri buyuruyor ki: Aç durmaya çalışın, çünkü açlık, nefsi uysallaştırır ve kalbi inceltir. Nitekim Peygamber efendimiz, (Kalblerinizi az gülmek ve az yemekle diriltin, açlıkla temizleyin. Bu sayede kalbleriniz saflaşır ve incelir) buyurmuştur. Hazret-i Lokman Hakîm oğluna, (Ey oğul! Mideyi tıka basa doldurduğun zaman düşünce uyur, hikmet dilsizleşir) diye nasihat etmiştir. Bâyezid-i Bistâmî hazretleri de, (Açlık buluttur. Kul, ne zaman aç kalırsa kalb hikmet yağmuru yağdırır) buyurmuştur. İki hadis-i şerif: (Açlık, hikmetin nuru, tokluk ise Allah'tan uzaklaşmadır. Sakın tıka basa yemeyin ki kalbinizdeki hikmetin nuru sönmesin!) [Deylemî] (Allahü teâlânın halk arasında evliyası, açlık ve susuzluk ehlidir.) [İbni Neccar] Ebu Süleyman Dârânî hazretleri, (İbadetin en tatlı olduğu zaman, karnımın belime yapıştığı zamandır) buyurmuştur. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri de, (Bir insan, kalbi ile göğsü arasına bir yemek torbası asarsa, münacatın tadını alamaz. Kişi aç ve susuzken kalbi saflaşır ve incelir. Doyunca körleşir ve katılaşır) buyurmuştur. Bunun içindir ki kendisine dünya ve hazineleri sunulduğunda Peygamber efendimiz, (Hayır, istemem. Bir gün aç, bir gün tok olmak isterim) buyurmuştur. (Tirmizî) Mide ve şehvet yerinde kullanılmazsa, Cehennem kapısı olur. Bunun esası da tokluktur. Nefsi zelilleştirip şehveti kırmaksa Cennet kapısıdır. Bunun esası da açlıktır. Cehennem kapısını kapatan kimse, Cennet kapısını açmış demektir, çünkü bu ikisi, tıpkı batı ile doğu gibi zıttır. Birine yaklaşan diğerinden uzaklaşmış olur. Hazineler elinde iken, niçin aç durduğu Yusuf aleyhisselama sorulunca, (Tok olunca açları unutmaktan korkuyorum) buyurmuştur. Atalarımız da, (Tok, açın hâlinden bilmez) demişlerdir. Açlığın bir faydası da, insanın şehvetini kırması, kötülüğü emreden nefse hâkim olmasıdır, çünkü bütün günahların kaynağı şehvet ve kuvvettir. Bu da çok yemekle meydana gelir. Zünnûn-i Mısrî hazretleri, (Ne zaman doysam, ya isyanda bulundum veya isyana teşebbüs ettim) buyurmuştur. Âişe validemiz de, (İlk bid'at, doyasıya yemektir) buyurmuştur. (Açlık Allah'ın bir hazinesidir) buyuruluyor. Açlık sayesinde en azından konuşma ve şehvetler bertaraf edilir, çünkü aç olan bir kimsenin fuzulî konuşma şehveti harekete geçmez. Böylece dil, gıybet, kötü ve çirkin konuşmak, yalan söylemek, dedikodu gibi âfetlerden kurtulur. Yedi azanın bütün günahlarının sebebi, tokluktan hâsıl olan kuvvettir. Açlık onu bütün bu âfetlerden korur. Tok olan, çok su içer. Çok su içen ise çok uyur. Çok uyuyanın ömrü zayi olur, teheccüd namazını kaçırır, ahmaklaşır ve kalbi katılaşır. Harun Reşit dört doktora (Sağlımızı koruyan ve yan etkisi olmayan bir ilaç söyleyin) der. Hintli doktor, (Siyah ihleç) der. Iraklı doktor (Beyaz Reşşad tanesidir) der. Romalı doktor (Sıcak sudur) der. Köylü doktor, (İhleç mideyi buruşturur, beyaz Reşşad tanesi mideyi kaydırır, sıcak su da mideyi gevşetir. Acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan kalkmak en uygunudur) der. Diğer doktorlar da bunu tasdik eder. (Çok yemek, hastalıkların başı, az yemek [perhiz etmek] ilaçların başıdır. Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte birinin hava payı, yani boş olması en aşağı derecedir) hadis-i şerifini işiten gayrimüslim bir doktor, (Yemek hakkında bundan daha iyi bir söz işitmedim. Bu sözü ancak hikmet ehli bir zat söyleyebilir) der. (Oruç tutun ki sağlığa kavuşun) hadis-i şerifi gösteriyor ki, vücut oruç, açlık ve az yemekle hastalıklardan kurtulup sağlığa kavuşur. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçmiş olur. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimağı yorgunlaşır. Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemî) Açlıkta arzular kırılır, nefsimiz uysallaşır, serkeşliği kalkar. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zapt etmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle azan nefsi zapt etmek de zordur. Hadis-i şerifte, (Her gün bir defa yemek yenmesi itidaldir) buyuruldu. (Beyhekî) (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır) Hadis-i şerifi, hastalıkların çoğunun çok yemekten ileri geldiğini göstermektedir. (Dâre Kutnî) Bütün bu bilgiler, imtihana girerken oruç tutmamanın dînî yönden de, zekâ yönünden de yanlış olduğunu göstermektedir.
Sual: Ramazanı karşılamak için Şaban ayının son günü oruç tutmak uygun mudur?
CEVAP
Ramazan olabilir diye şaban ayının son günü oruç tutmak mekruh olur. Bu güne yevmi şek derler, şüpheli gün demektir. Şaban ayının tamamını oruç geçiren için böyle bir mekruhluk söz konusu olmaz.
Sual: Ramazanın gecelerini ihya etmeli deniyor. İhya etmek ne demektir?
CEVAP
Burada ihya, ibadetle geçirmek demektir. Yani gündüz farz olan oruç tutulur, beş vakit namaz kılınır, gece de sünnet olan teravih namazı kılınır ve ilimle meşgul olunur, doğru ilmihal bilgileri okunursa Ramazan-ı şerifin hem gündüzü, hem gecesi ihya edilmiş olur. Gecenin çok az bir kısmını ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur.
Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz teravihe gidemez mi?
CEVAP
Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar.
Sual: Gece ihtilam olup, sahur için uyandığımızda imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yesek, imsak çıktıktan sonra gusletsek, yani oruca cünüp iken başlasak oruç sahih olur mu?
CEVAP
Sahih olur. Cünüp iken oruca başlamak, daha sonra gusletmek caizdir.
Sual: Derslerimi daha iyi anlamak için, bazı günler oruç tutmasam, bayramdan sonra kaza etsem sakıncası var mı?
CEVAP
Oruç tutmak, derslere engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekası keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.
Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı. Oruç tutmayı ganimet bilmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]
Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]
Sual: Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi?
CEVAP
Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.
Sual: İlmihallerde, diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki nohuttan küçük bir pirinç tanesini, bir buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor?
CEVAP
Diş arasında kalan yemek artığı dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor.
Oruçlu iken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor. Ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor. Ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.
Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.
Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?
CEVAP
Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.
Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi?
CEVAP
Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.
Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi?
CEVAP
Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez.
Sual: Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir?
CEVAP
Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez.
Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir?
CEVAP
Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir.
Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi?
CEVAP
Kefaret gerekmez, kaza gerekir.
Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi?
CEVAP
Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.
Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi?
CEVAP
Evet kaza etmek gerekir. Çünkü niyet farzdır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından imam-ı Züfer’e göre, orucunuz sahihtir, kaza etmek gerekmez. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Yukarıdaki gibi zaruri durumlarda imam-ı Züfer’in kavli ile amel etmek caiz olur.
Sual: Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır?
CEVAP
Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.
Sual: Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir?
CEVAP
Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.
Sual: Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi?
CEVAP
Evet kaza gerekir.
Sual: Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu?
CEVAP
Evet olur.
Sual: Günaha şeytanlar sebep olduğuna göre, Ramazanda şeytanlar nasıl günah işletiyor?
CEVAP
Günah işlememize yalnız şeytanlar değil, kendi nefsimiz de sebep olmaktadır. Nefsin zararı, şeytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.
Sual: Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır. [Böyle hurafelere inanmamak için dinimizi öğrenmemiz lazım. Dinimizi doğru öğrenmek için de, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. hakikatkitabevi com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]
Sual: Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur?
CEVAP
Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.
Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü?
CEVAP
Görülmez. Nefsani rüya görülür
Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır?
CEVAP
Hayır hepsi bağlanır.
Sual: Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor?
CEVAP
Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir.
Sual: Şabanın son günü, Ramazan ise farz olur, değilse nafile olur diyerek oruç tutmak uygun mu?
CEVAP
Bu niyetle tutmak mekruh olur. Böyle niyet etmeden, Şabanın son günü nafile oruç tutmak mekruh olmaz. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp veya Ramazan diye Şabanın son günü oruç tutmak mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.
Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi?
CEVAP
Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.
Sual: Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi?
CEVAP
Caizdir.
Sual: Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi?
CEVAP
Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.
Sual: İmsaktan sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur?
CEVAP
Evet.
Sual: Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı?
CEVAP
Evet.
Sual: Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur?
CEVAP
Kaza lazım olur.
Sual: Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı?
CEVAP
Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.
Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadis-i şerifi hangi kitapta var?
CEVAP
Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.
Sual: Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez.
Sual: Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi?
CEVAP
Niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyansaydı edebilirdi.
Sual: Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu?
CEVAP
Burada yalan caizdir.
Sual: 3 senelik oruç borcum var. Bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutmam lazım?
CEVAP
Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutarsınız, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edersiniz.
Sual: Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu?
CEVAP
Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.
Sual: Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir?
CEVAP
Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!
Sual: Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?
CEVAP
Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.
Sual: Fecirle imsak vakti aynı şey mi?
CEVAP
Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.
Sual: Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?
CEVAP
Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.
Sual: Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?
CEVAP
Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.
Sual: Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?
CEVAP
Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.
Sual: Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.
CEVAP
Zannı galibe göre hesaplarsınız.
Sual: El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?
CEVAP
Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.
Sual: Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?
CEVAP
Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.
Sual: Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?
CEVAP
İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.
Sual: Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?
CEVAP
Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.
Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.
Sual: İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?
CEVAP
Hayır.
Sual: Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?
CEVAP
Hayır.
Sual: Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?
CEVAP
Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.
Sual: 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?
CEVAP
Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.
Sual: Sabah namazına kalkamayanın her defa için bir gün oruç tutmayı adaması caiz mi?
CEVAP
Hayır caiz değildir.
Sual: (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?
CEVAP
Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.
Sual: (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?
CEVAP
Bir gün oruç tutmanız yeter.
Sual: Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım?
CEVAP
Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez.
Sual: Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?
CEVAP
Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.
Sual: İftar açarken ezan okunması şart mı?
CEVAP
Hayır değildir. Vaktin girmesi şarttır. Vakit girince, ezan okunmasa da iftar edilir.
Sual: Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?
CEVAP
Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrimüslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)
Sual: Üç ayları tutuyorum. Arkadaşlardan bilmeden davet edenler oluyor. Orucu bozmam caiz midir?
CEVAP
Üç aylardan Receb ve Şabanda tutulan oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince orucu bozmak caizdir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek, onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ "oruçluyum" diye ısrar ediyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın.) [Dare Kutni]
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)
Sual: Kaza borcum var. Üç aylarda tutabilir miyim?
CEVAP
Kaza ve nafile oruçları Receb ve Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur. Fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevaplara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.
Receb veya Şabanda oruç tutarken, kazanız varsa, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet edersiniz. Kazanız yoksa, kaza orucu tutmak yine caizdir.
Sual: 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?
CEVAP
Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)
Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)
Sual: Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?
CEVAP
Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]
(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]
Sual: Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder?
CEVAP
Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur.
Sual: Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır.
Sual: Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?
CEVAP
Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.
Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?
CEVAP
Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazan-ı şerife kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.
Sual: Diş tabibi bir bayan, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Bozulmaz diye bir âyet yok) diyor. Dinimizde Kur’andan başka kaynak yok mu?
CEVAP
Bir kimsenin, kendi uzmanlık sahasının dışında bir uzman gibi konuşması elbette uygun olmaz. Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Yalnız Allah’a uyun) denmiyor, (Allah’a ve Resulüne uyun) buyuruluyor. Sonra Resulullaha uymak Allah’a uymaktan farklı değildir. Kur’an-ı kerimde, (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez) buyuruluyor. (Necm 3)
Bu âyet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdiklerinin Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Ayrıca, (Peygamber size neyi verdiyse [neyi emretmişse] onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının) buyurulmaktadır. (Haşr 7)
Demek ki Allahü teâlânın Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmediği hususlar var ki, (Peygamberin emrettiklerini yapın, yasakladıklarından sakının) buyuruluyor. Mesela namazları nasıl kılacağımızı Kur’andan bulamayız. Kaç rekat olduğunu da bulamayız. Hangi rekatta neleri okuyacağımızı da bulamayız. Yanılırsak, ne yapacağımızı da bulamayız. Nerede buluruz? Peygamber efendimiz namazı nasıl kılmışsa öyle kılarız. Hangi rekatlarda neleri okumuşsa veya neleri okuyun buyurmuşsa öyle yaparız. Yanılma secdesini de Onun bildirdiği gibi yaparız. Orucu bozan ve bozmayan çok şey vardır. İğne orucu bozar mı, hayz halinde oruç tutmak gerekir mi? Orucun farzları nelerdir? Bunları Peygamber efendimizden öğreniriz. Biz Peygamber efendimizin emrine uyarsak, başka bir kitaptan mı okumuş oluruz? Sünnetler Kur’andan başka değildir. Allahü teâlâ, Resule uymamızı emrediyor. Allah’ın bu emrine uymamız niye anormal karşılanır ki?
Dârimi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Allah’ın emri ile, Cebrail aleyhisselam, Kur'an-ı kerimi getirdiği gibi, açıklaması olan sünneti de getirmiştir. Hadis-i şerifte de, (Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)
Tabibe hanımın, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Bu konuda bir âyet yok) demesi yanlıştır. Âyette olmayanlar sünnette bildirilmiştir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Oruçlu iken unutarak yiyip içen kimse, orucuna devam etsin, Çünkü onu Allahü teâlâ yedirip içirmiştir.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]
(Oruçlu kimse, unutarak yiyip içerse, ona kaza gerekmez.) [Dare Kutni]
Âyetleri herkes kendine göre yorumladığı için 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Peygamber efendimizin açıklamasına uyulsa idi, bu ayrılıklar olmazdı. Ayrılıklar, Peygamber efendimize uyulmamaktan ileri gelmektedir.
Kaynak : dinimizislam - Saadeti Ebediye
|
|
|
| Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler (Büyük İslam İlmihali) |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 05:46 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler (Büyük İslam İlmihali)[
Aşağıdaki on sebebden ötürü oruç tutmamak veya tutulmuş bir orucu bozmak mübahtır:
Yolculuk
Ramazanda en az üç günlük (on sekiz saatlik) bir yere gidecek olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Bundan dolayı o gün yola çıkınca oruçlu bulunmamış olur. Fakat bir kimse oruç tuttuktan sonra, gündüzün yolculuğa çıksa, bu yolculuk o ilk gün için bir özür sayılmaz, orucuna devam etmesi gerekir. Ancak o gün yola çıkar da, ondan sonra orucunu açarsa, kendisine keffaret gerekmez, yine sadece kaza gerekir.
Hastalık
Bir hasta canının helâk olacağından veya aklının gitmesinden veya hastalığının artmasından veya uzamasından korkacak olursa, oruç tutmayabilir ve tutmuş olduğu orucu bozabilir. Sonradan iyileşince tutamadığı günleri kaza eder. İlerlemesinden korkulan göz ağrısı da böyledir; çünkü bu da bir hastalıktır.
Bununla beraber yalnızca bir kuruntuya bağlı korku yeterli değildir. Ya hastanın tecrübesinden veya görülen belirtilerden dolayı kendisince kuvvetli bir zan bulunmalıdır. Yahut uzman olan müslüman bir doktor tarafından haber verilmelidir.
Oruç tuttuğu takdirde, böyle hasta olacağı delilden doğan kuvvetli bir zanna veya yetkili müslüman bir doktorun haberine dayanan sağlam bir kimse de hasta hükmündedir.
Yine, ağır sıtma nöbetine tutulan kimse, henüz sıtma belirmeden orucunu bozacak olsa, bunda bir sakınca yoktur. Fakat gün aşırı sıtmaya tutulan kimse, belli günde sıtmanın geri dönmesi sebebiyle kendisini zayıf düşüreceğini düşünerek orucunu bozduğu halde, sıtma meydana çıkmamış olsa, kendisine keffaret gerekmez.
Düşmanla Cihad
Ramazanda düşmanla savaşacak bir İslâm mücahidi, düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarsa, oruç tutmayabilir. Sonra savaş yapılmasa da yine kendisine kazadan başka bir şey gerekmez.
Zorlama (İkrah) Hali
Hayata tesir edecek veya bir uzvun (organın) telef olmasına sebebiyet verecek şekilde bir zorlamadan dolayı oruç açılabilir, bu caizdir. Bununla beraber yolcu veya hasta bulunmayan bir kimse, böyle bir zorlamaya rağmen ramazan orucunu bozmaz da zulmen öldürülürse günahkâr olmaz, daha büyük bir sevab kazanır ve dindeki sağlamlığını göstermiş olur. Fakat yolcu veya hasta olan kimse, bu zorlamaya rağmen orucunu açmaz da öldürülecek olursa, günaha girmiş olur. Çünkü bunlar için aslında oruçlarını açma izni dinde vardır. Bu ruhsattan zorlanma halinde yararlanmamak doğru olmaz.
Şiddetli Açlık ve Susuzluk
Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan dolayı helâk olmasından veya aklına bir noksanlık gelmesinden bir tercübeye ve belirtiye veya müslüman bir doktorun haberine dayanarak korkarsa, orucunu sonra kaza etmek şartı ile bozabilir.
Gebelik, Süt Annelik
Şöyle ki, Ramazanda gebe bulunan, ya kendisinin veya başkasının çocuğuna süt veren bir kadın, kendisine veya çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa, orucunu bozabilir. Sonra onu kaza eder. Ancak süt analığı gerçekleşmiş olmalıdır, çocuğa süt verecek kendisinden başka bir kimse bulunmamalıdır. Yahut bulunduğu halde çocuk memesini emmemelidir.
Hayz ve Nifas Hali
Bir kadın Ramazanda gündüzün âdet görmeğe başlarsa veya çocuk doğurursa, orucu bozulmuş olur. Artık âdet günlerinde ve lohusalık müddetinde oruç tutamaz, caiz değildir.
Fakat bir kadın âdet günü sanarak orucunu bozduğu halde, o gün âdet görmemiş olursa, kendisine keffaret de gerekir. Tercih edilen görüş budur.
Ramazanda âdet gören bir kadın geceleyin âdet kesilip temizlenecek olsa bakılır: Eğer âdet günleri tam on gün ise, ertesi gün ramazan orucuna başlar. Fakat on günden az ise, âdeti kesildikten sonra imsak vaktine kadar yıkanmasına yetecek kadar fazla bir zaman kalmışsa, yine oruca başlar. Bu kadar bir vakit bulunmaz ise, yıkanması arkasından hemen imsak zamanı olursa, o gün oruca başlamaz; çünkü böyle on günden noksan âdet görenler hakkında yıkanma müddeti de âdet vaktinden sayılır.
Ziyafet
Ziyafet vermek veya bir ziyafete çağrılmak, nafile oruçları bozmak hususunda bir özür sayılabilir. Bunun için, sonradan kaza edebileceğine güvenen kimse, vereceği veya çağrıldığı bir ziyafetten dolayı, nafile olarak tutmuş olduğu orucunu bozabilir. Çünkü orucuna devam ettiği takdirde, bir müslümân kardeşini gücendirmiş olabilir.
Bir görüşe göre, nafile oruç ziyafet için zevalden önce açılabilirse de, zevalden sonra artık açılamaz. Eğer ana ve babanın haklarına riayetsizliği gerektiren bir hal olursa, o zaman bu mübah bozulabilir. Ziyafet, farz ve vacib oruçlar için bir özür değildir.
Talaka (boşanmaya) Yemin
Nafile veya kaza orucuna başlamış olan bir kimseye orucunu bozması için bir şahıs kendi hanımının boş olmasına yemin etse, orucunu bozmazsa karısının boş olacağını söylese, bu oruçlunun o yemin eden adamı zarardan ve eziyetten kurtarması için orucunu açması mendub olur. Bazı alimlere göre, daha istiva zamanı olmamış ise, bu mendubdur (iyidir), değilse mendub olmaz. Fakat yemin eden kimse oruçlunun babası ise mendub olur.
Yaş Büyüklüğü
Kendisine şeyh-i fâni denilen çok yaşlı ve güçsüz bir kimse oruç tutmayabilir.
Şeyh-i fâni , o ihtiyar kimsedir ki, ölünceye kadar vücuduna zafiyet gelir ve tekrar kuvvet bulmadan ölür. Böyle bir kimse için her ramazan gününün orucuna karşılığı bir fidye vermek gerekir. Bu fidye ramazanın başında verilebileceği gibi, sonra da verilebilir. Bir çok fakire verilebileceği gibi, bir fakire de verilebilir. Bunun için otuz günün fidyesi, ibahe (yemek yedirmek) sureti ile de ödenebilir. Şöyle ki, her günün orucuna bedel fakire sabah-akşam doyacak kadar yemek yedirilmesi yeterli olur.
Sağlığında üzerine borç kalan fidyeleri ödemeyen kimsenin, malı varsa, bunların ödenmesini vasiyet etmesi gerekir. Eğer geriye bıraktığı mal, fidye borçlarını karşılamayacak derecede ise veya ölü hakkında bağış yapmak isteyenin koyduğu para yetmiyorsa "devir" yapılır. Buna "İskat-ı Savm" denilir. ("İskat-ı Salât" bölümüne bakabilirsiniz.)
Kendisini şeyh-i fâni sanıp fidye vermiş olan kimse, sonradan oruç tutmaya güç kazansa, fidyenin hükmü kalmaz. Oruç tutması ve geçmiş günleri kaza etmesi gerekir.
Yolcu, hasta hayz, ve lohusa halinde bulunanların kendilerini oruçlu gibi göstermeleri gerekmez. Yolcu ile hasta aşikâre yiyebilirler. Ancak kendilerini yolcu veya hasta tanımayan insanlara karşı açıkta yemeleri uygun değildir. Suçlanmadan kurtulmak ve din kardeşlerine saygı göstermek için meydanda yememelidir. Hayz ve lohusa için de, gizli yiyip içmek edebe daha uygundur.
Oruç tutması gerekmeyen bir kimse, ramazan günleri içinde oruç tutmasını gerektiren bir hal ile karşılaşırsa; günün geri kalanını oruç tutması (yeyip içmemesi) uygundur. Örnek: İmsak vaktinden sonra temizlenen haiz veya lohusa bir kadın, o günün akşamına kadar imsak etmelidir.
Yine, bir yolcu oruçlu olarak sabahlayıp da ondan sonra beldesine dönse veya başka bir beldeye girip ikamet etse veya oruçlu olmadığı halde imsak vaktinden sonra ikametgâhına dönse, artık o günün akşamına kadar imsak etmelidir. İftar etmesi çirkindir.
Yine, İmsak vaktinden sonra sağlığa kavuşan bir hasta, aklını kaybettikten sonra kendine gelen bir mecnun, büluğa eren çocuk, İslâmı kabul etmekle ihtida eden kimse ve herhangi bir sebeble orucu bozulan için gerekli olan, günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmektir. Din terbiyesi bunu gösterir. Hatta böyle davranmak, sahih olan görüşe göre vacibdir. Diğer bir görüşe göre müstahabdır.
Büluğa eren çocuk ile ihtida eden (İslâmı kabul eden) şahsa, o günün orucunu ayrıca kaza etmek gerekmez. Çünkü bunlar imsak vaktinde mükellef bulunmamışlardır. Diğerlerine ise, kaza etmek gerekir:
Bir yolcu için güçlük yoksa, ramazan orucunu tutması daha faziletlidir. Fakat güçlük çekilecekse veya arkadaşları oruçsuz olup yiyecekleri aralarında müşterek ise, iftar etmesi daha faziletlidir.
Nafakasını (geçimini) kazanmaya muhtaç olan bir işçi veya sanatkâr, bu işle uğraştığı takdirde, orucunu bozmasını mübah kılacak bir hastalığa uğrayacağını bilecek olsa, daha hasta olmadan iftar etmesi helal olmaz.
Kaynak : Büyük İslam İlmihali
|
|
|
| Fetavay-i Hindiyye Oruç Bahsi |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 05:43 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Fetavay-i Hindiyye Oruç
(Kitabü´s-Savm)
1- ORUCUN TARİFİ, KISIMLARI, SEBEBİ, VAKTİ VE ŞARTI
Orucun Tarifi :
Orucun Çeşitleri:
Orucun Sebebi:
Orucun Vakti:
Güneşin Batıp Batmadığında Tereddüt
Sahur Vaktinde Tereddüt
Orucun Şartları
A- Orucun Farz Olmasının Şartları
B- Orucun Edâsînin Şartı
C- Edasının Sahih Olmasının Şartı :
2- RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMEK (RÜYET-I HİLÂL)
Şevval Hilâlini Gözetleme.
3- ORUÇLUYA MEKRUH OLAN VE MEKRUH OLMAYAN ŞEYLER..
Sahur Yemeği
İftar Ve İftar Duâsı
Şek Gününde Oruç.
Oruç Tutmanın Mekruh Olduğu Gönler :
Savm-ı Misal:
4- ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER..
Orucu Bozup Sadece Kazayı İcabettlren Şeyler :
Orucu Bozup Kazayı Ve Hem De Keffâreti İcâbettiren Şeyler
Bu Konu İle İlgili Bazı Mes´eleler
5- ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN ÖZÜRLER..
1- Yolculuk:
2- Hastalık:
3- Hamilelik Ve Çocuk Emzirmek:
4- Hayız Ve Nifas Hali:
5- Şiddetli Açlık Veya Susuzluk :
6- İhtiyarlık:
6- NEZİRLER (=ADAKLAR)
7- İ’TİKÂF.
a) İtikâfin Manası:
b) İtirafın Kısımları:
c) İtikâfın Şart Ve Rükünleri:
Hangi İ´tikâf Daha Efdâldir
4- Müslüman Olmak, Akıllı Bulunmak, Cünüplükten, Hayız Ve Nifastan Temiz Bulunmak Da İ´tikâfın Şartlarindandir :
D)- İtikâfın Edebleri
E)- İ´tîkâfın Güzellik Ve Üstünlükleri
F- İtikâfı Bozan Şeyler :
1- Mazeretsiz Mescidden Çıkmak:
2- Cima´ Ve Cimâ´ın Davetçileri De İtikâfı Bozar:
3- Bayılmak Ve Cinnet Getirmek De İtikâfı Bozar:
5- İtikafın Mekruhları:
İtikâflâ İlgili Diğer Bazı Meseleler :
Oruçla İlgili Bazı Mes´eleler
ORUÇ
(Kitabü´s-Savm)
1- ORUCUN TARİFİ, KISIMLARI, SEBEBİ, VAKTİ VE ŞARTI
Orucun Tarifi :
Oruç: ikinci fecirden itibaren, güneşin gurubuna kadar yemekten, içmekten ve cinsî mukârenetten, Aİlahu Teâlaya tekarrüb (= yakınlık) niyyeti ile nefsi men etmektir. Kâfî´de de böyledir. [1]
Orucun Çeşitleri:
Oruçlar, farz, vâcib ve
Farz oları oruçlar iki nevidir
Muayyen olan farz oruç Ramazan-ı şerif orucu;
Gsyr-i muayyen ölen farz oruç ise : Kazaya kalan Ramazan-ı Şerif orucu ile keffaret olarak tutulacak oruçlardır
Vâcib olan oruçlar da iki nevidir.
Muayyen olan vacip oruç Muayyen bir günde tutulması nezre-dilmiş bulunan (= adanmış olan) oruçtur.
Gayr-i muayyen ölen vacip oruç ise Her hangi bir gün veya nerhangi bir hafta veyahud da ay tutulmasına nezredilen oruçlardır.
Aİlahu Teâlâ´nın rızası için tutulan nafile oruçlar ise, ayrı bir nevidir, Tebyîn´de de böyledir. [2]
Orucun Sebebi:
Orucun farziyetinde ve vücûbunda muhtelif sebepler vardır.
Rfiiuazan-ı Şerif Orucunun sebebi: Kâdî´l - İmâm Zeyd Fah-rü´l - İslâm ve Scbrü´l - İslâm Ebü´l - Yüsr, bu hususta şöyle demişlerdir: -Rtamazan-1 Şerif günlerinden herh&r.gi birinin, oruca başlamaya müsait ük cüz´üne yetişmektir.» Keşfü´l • Kebîr´de de böyledir.
Gâyetü´! - Beyân´da : -Bizce, ´hak olan kavil budur.» denilmiş ve İmâm Hindi ´bunu sahPhlemiştir. Nehrii´l - Ffiık´ta da böyledir.
Nezir (— adak) orucunun sebebi nezir; keffaret orucunun sebebi ise, sözünden (~ yemininden) dönmek, hataen adam öldürmek gibi hususlardır. Kaza orucunun sebebi ise, edanın sebebinin aynıdır. Fet-hü´I - Kadîr´de de böyledir.
Bir mecnûn, ramazanın bîrindi gecesinde ifâkat bulsa (—fyl-leşse), fakat sabaha yine mecnûn olarak girse ve ayın sonuna kadar böylece devam etse; bu şahsın durumu hakkında Şems ü´I - EI m m e HaJvânî: O kimsenin ramazan orucunu kaza etmesi gerekmez.» demiştir. Sahih olan da budur. Bahrü´r-Râik´ta da böyledir. Fetva da bunun üzeriRedir. Mi´râcü´d-Dirâye´de de böyledir.
Keza, yine böyle bir kimse, Ramazan ayının ortasında, gece yarısı ifâkat bulsa da, sabaha yine mecnûn olarak girse, o kimsenin de orucu kaza etmesi gerekmez. Muhıyt´te ve Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.
Kezâ, böyie bir kimse, ramazanın bütün günlerinde zeval da ifâkat bulsa, o da oruçlarını kaza etmez. Zâhidî´de de böyledir. [3]
Orucun Vakti:
İkinci fecrin doğmasından (= yani aydınlığın ufukta yayılmaya başlamasından) itibaren, güneşin batma ânına kadar olan vakittir.
Bununla beraber, bu ikinci fecrin, ilk doğduğu âna mı, yoksa ziyasının ufukta uzanıp dağılmaya başladığı zamana mı itibar edileceği »hususunda ihtilâf edilmiştir. Şemsü´I - Eimme Halvânî bu hususta : «Birinci kavle uymak ehvrattır. {=ihtiyata daha uygundur.) İkinci kavi! ´is-e daha geniştir. Yani oruç tutacaklar için daha müsaittir.» demiştir. Muhıyt´te de böyledir.
Âlimlerin çoğu bu görüşü benimsemişlerdir. Hizânetü´I- Müflîn´de de böyledir.
Bir kimse, fecir tulü´ etmiş olduğu halde, henüz tu/û´" etmedi zannı ile sahur yemeği yemiş olsa veya güneş batmadığı lıalde, 6ath zannı ile iftar etmiş oisa, bu kimsenin o orucunu kaza etmesi gerektiği ıhalde, keffaret lâzım gelmez, Çünkü bu kimse, —bu durumlarda— teammüdecr yememiştir. Serahsfnin Muhıyti´nde de böyledir.
Bir kimse, fecrin doğup doğmadığında tereddüt etse, bu durumda evlâ olan, o kimsenin yemeyi terk etmesidir. Şayet bu kimse, bîr şey yemişse, — fecrin doğduğuna kesin bilgi olmadığı — için orucu tamdır. Ancak, fecirden sonra yemiş olduğu anlaşılırsa, kaza lâzırn gelir. Fethü´İ - K&dîr´de de böyledir.
Eğer, bir kimsenin re´yi, fecrin doğmuş olmasına rağmen yemiş bulunduğu şeklinde ve bu kanâati kuvvetli ise, bu sebepten dolayı orucunu kaza etmesi ihtiyata daha uygundur, Zahirü´r - rîvâyeye göre, bu durumda kaza lâzım gelmez. Sahih olan da, ´bu görüştür. Sira-ciTI - Vehhâc´da da böyledir.
Bu —hüküm — durumun açıklık kazanmaması »halindedir, fakat, fecir doğduktan sonra yemiş bulunduğu ortaya çıkarsa, o kimsenin bu orucu kaza etmesi gerekir; Keffaret lâzım gelmez. Tebyîn´de de böyledir.
İki şahit fecrin tulû´una, iki şâihit de adem-i tulû´uraa şehâdet eylediği zaman, bu kimse iftar ederse { — bir şey yerse) ve sonra da fecrin doğmuş bulunduğu açıklık kazanırsa, bu durumda, o kimseye — bil - ittifak— hem kaza ve hem de keffaret lâzım gelir. Çünkü, isbât üzerine olıan şehâdet kabul edilir; neyf üzerine olan şehâdete ise i´tibar edilmez. Bu husus, kul haklarında da böyledir.
Eğer bir kişi fecrin doğduğuna, diğer bir kişi de doğmadığına şe-tıâdet etse, bu kimse de bir şey yemiş olsa, sonra da fecrin doğmuş bulunduğu açıklık kazansa, o kimse için keffâret icâbetmez. Çünkü, bı durumda, bir kişinin fecrin tulû´uına şefrıâdet etmiş olması tam birhüc cet değildir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse sahur yemeği yerken, bir topluluk gelip, o kimsey* fecrin tulü" etmiş olduğunu söylese, bu kimse de : Bu durumda beı oruçlu olmam, yemiş bulundum» dese ve bundan sonra da yemey devam etse; daha sonra da, önceki yemiş bulunduğu şeyleri fecri tuîû´undan önce; sonrakileri ise fecrin tulû´undan sonra yemiş oldu ğu ortaya çıkça, bu durum hakkında Hâkim Ebû Muhammed: «Eğer h kimse, cemâatin sözüne inanmış İse, kendisine keffaret gerekme;
Fakat, o kimseye durumu söyliyen bir kişi ise, —bu bir kişi âdü olsa da, olmasa da,— bu kimseye keffâret lâzım gelir. Çünkü, bu gibi durumlarda tek kişinin şeîıâdeti makbul olmaz. Hulâsa´da da böyledir.
Bir kimse karısına : «Bak bakalım fecir doğmuş mu, doğmamış mı » dese; hanımı da baksa ve : "Doğmamış» dese ve bu kimse de bu durumda karısı ile cima´ etse; sonra da, o esnada fecrin doğmuş bulunduğu açığa çıksa ´bazı âlimler bu durum hakkında : «Eğer kadın doğru sözlü ve sözüne güvenilir birisi ise keffâret lâzım gelmez.» demişlerdir. Sahih olan, bu durumda o adama, asla keffâret lâzım gelmiyeceğidir. Fakat, kadın fecrin tulü" ettiğini bile bile böyle söylemişse, bu durumda ona keffâret lâzım gelir. Hulâsa´da da böyledir. [4]
Güneşin Batıp Batmadığında Tereddüt
Güneşin batıp batmadığı hususunda tereddüt bulununca, iftar etmek ´helâl olmaz. Kâfı´de de böyledrr.
Bu durumda, bir kimse iftar etmiş olsa ve sonradan da, bu tereddüt hususunda bir açıklık hası! olmasa, o kimsenin orucunu kaza etmesi gerekir. Bu durumda keffâretin gerekip gerekmiyeceği hususunda da iki rivayet vardır. Fakîh Ebû Ca´fer (R.A.), bu durumda keffâretin lâzım geleceğine kânîdir ve bu görüşü seçmiştir. Ancak, bu durumdaki bir kimsenin, güneş batmadan önce iftar etmiş olduğu açığa çıkarsa, —kesinlikle— o kimseye keffâret lâzım gelir, febyîn´de de böyledir.
Eeğr bir kimse, reyinin çoğu, güneşin batmamış olduğu tar-zurrda bulunduğu halde iftar etmiş olursa, bu kimseye hem kaza veh-em de keffâret gerekir. Çünkü bu durumda gün-düz sabittir. Ve bu kimsenin re´yinin ekserisinin böyle olmasından dolayı, kesin bilgi edinmesi gerekirdi. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
8u durumda, o şahsın güneşin batmasından önce yemiş bulunduğunun bilinmedi veya bur.un bilinmemesi halleri de müsavidir. Tebyîn´-de de böyledir.
İki şahit güneşin battığına, diğer iki şahit de batmadığına şehâdet eyleseler ve bu durumda da bir kimse iftar etse. Sonradan da güneşin batmadığı meydana çıkmış olsa, btl-ittifak bu kimseye kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [5]
Sahur Vaktinde Tereddüt
Bir kimse, sahur vaktinde yemek için taharri (= araştırma) yapmak istese bu durumda kendisi veya bir başkası fecrin tulû´u veya adem-İ tulü´u hakkında bir bilgiye sahip olamasa; Şeyh Şemsü´l - Eim-me Halvânî: Bu kimse, —fecrin tulü" etmemiş olduğu hakkındaki — kuvvetli reyi ile yemiş olsa, bunda bir beis yoktur.» demiştir.
Bir kimse, fecrin doğmuş olması korkusu olmadığı zaman yemeğini yer; bundan korkusu varsa, yapacağı en doğru şey yemeyi ter-ketmektir.
Bir kimse, sahur davulunun sesi ile yemeyi isterse, bu durumda ses fazla olur ve her taraftan duyulursa ve bu ses her mahallede vars,a, yemeğini yemesinde bir beis yoktur. Eğer te
Orucun Şartları
A- Orucun Farz Olmasının Şartları
Orucun farz olmasının üç şartı vardır :
1) İslâm,
2) Akıl,
3) Bülûg. [7]
B- Orucun Edâsînin Şartı
Orucun edasının ftarz olması için iki şart vardır;
1) Sıhhat,
2) İkâmet (= misafir yolcu olmamak). [8]
C- Edasının Sahih Olmasının Şartı :
Orucun edasının sahih olmasının ik; şarts vardır
1) Niyyet,
2) Hayız ve nifâstan temiz oİmak. Kâfî´de ve Nihâye de de böyledir.
Niyyet; Kişinin, oruç tutacağını kalbi île bilmesidir. Serah-eî´nın Muhıyt´inde de böyledir.
Kişirrin, niyyeti dili ile söylemesi de sünnettir. Ne h Ki´I -Fâik´ta da böyledir.
Bize göre, Ramazanda her gün için ayn ayrı niyyet etmek gereklidir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Ramazanda sahura kalkmak da bir nlyyettir. Necmeddin Ne-sefî böyle söylemiştir. Ancak, sahura kalkmış olmak, o günün orucu için niyyet yerine geçer; başka bir günün orucu için niyyet yerine geçmez.
Bir kimse, geceden her ;hangi bir oruca niyyet etse ve fecrin doğmasından önce de bu niyyetinder; geri dönse, bu dönmesi sahih olur. Sirâeü´i - Vehhâc´da da böyledir.
Bir kimse : «Altehu Teâİâ iziri verirse, yarın oruç tutmaya niyyet ettim.™ demiş olsa, bu niyyeti sabin o!ur. Sa-hı´h olan görüş de budur. Zâhîriyye´de de böyledir.
Bir kimse eğer : ,«Ysnn davet ediiirsom yerim; değilse oruç tutarım.» diye niyyet etmiş oisa, bu niyyetle tutulan oruç sahih ctmazmaz,
Bir kimse, ramazanda oruç tutmaya veya iftar etmeye niyyet etmeden kalksa, eğer o günün ramazan olduğunu iyice biliyorsa, -en açık rivayete göre bu kimse oruçlu bulunmuş sayılmaz. Şemsü´İ - Eİmme Hdvânî´nin Fakîh Ebû Ca´fer´den nakli de böyledir. Muhıyt´te de böyledir. .
Oruçlu bulunan bir kimse, kalbinden orucu yemeye niyyet etse ve fakat bir şey yemese, bu kimsenin orucu tamamdır. İzâh-ı Kirmânî´de de böyledir.
Niyy3tin vakti, her gün güneş battıktan sonradır; daha önce .niyyet edilmesi caiz olmaz. Serâhsî´min Muhıyt´inde de böyledir.
Bir kimse, güneş batmadan önce, bir sonraki günün orucuna niyyet etmiş olsa, sonra da uyuşa, hayılsa veya güneşin zevali vaktine kadar gaflet etse, (yani, bu vakta kadar niyyetini yenilememiş olsa} !bu kimsenin niyyeti caiz olmaz. Ancfak, gün;eş battıktan sonra niyyet etmiş bulunursa, caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.
Ramazan orucuna, muayyen nezir orucuna ve nafile oruçlara : «Bu günün orucuna...» diye niyyet edilerek, tutulması caiz olur. Bunlar : «Oruç tutmaya niyyet ettim» şeklinde, mutlak oruç niyyeti ile de caiz olur.
Nafüe oruca, ´bu günün gecesinden, bir gün sonranın gündüzünün ortasına kadar niyyet etmek de caizdir. Câmİu´s - Sâğîr´de böyle zikredilmiştir. Kudürî´de de : «Zevale kadar olan niyyet sahihtir.» denilmiştir.
Niyyet hususunda misafir ile mukîm arasımda bir fark yoktur. Tefa-yîn´de de böyledir.
Fecrin tulû´undan, o zamana kadar, eğer oruca münâfî yemek, İçmek ve cima´ etmek gibi bir hal vuku´ bulmamışs.3, zevalden önce yapılmış olan niyyet caizdir. Ancak, bu haller kasden veya unutarak vuku´ bulmuş olursa, bundan sonraki niyyet sahih ve câ´iz olmaz. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.
Oruca gündüz niyyet etmiş olan kimse, o günün evvelinden itibaren niyyet eder. Şayet, niyyet ettiği andan itibaren oruçlu olmaya niyyet ederse, bu niyyeti caiz olmaz. Cevheretü´n - Neyyire´de ve Si-râcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Ramazan gecesinde veya gündüzünde bayılmış olan kimse, zevalden önce ayılır ve oruca niyyet ederse, niyyeti caiz olur. Mecnûnun durumu da böyledir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Keza, bir kimse günün evvelinde irtidad etse ve zevalden önce de, yeniden islâma girse, sonra da oruca niyyet etse, bu niyyeti caiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Efdâl olan, niyyeti yerinde yâni gece yapmaktır Fakat, gündüz iniyyet edilmesi de caizdir. Orucun niyyetini açıklamak, yâni hangi oruca niyyet ettiğini belirtmek de evlâdır. Ihtiyâr´da da böyledir.
Bir kimse, ramazanda, ramazan orucundan başka farz olan bir oruca niyyet etmiş olsa, bu oruç ramazan orucu sayılır.
İmameyne göre, bu hususta da misafirle mukim arasında bir fark yoktur. İmâm-ı A´zam´a göre ise, misafir olan kimse, ramazanda, ramazan orucundan başka farz olan bir oruca niyyet ederse, niyyet etmiş bulunduğu bu orucu tutmuş olur.[9]
Ramazanda nafile tutmaya n´iyyet etmiş olan kimse ise sahih olan kavle göre ramazan orucu tutmuş olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Hastaya gelince, sahi´h olan kavle göre, onun da bu niyyetle tutmuş olduğu oruç, ramazan orucu sayılır .Kâfî´de böyledir.
Misafir ve hastalar, ramazanda mutlak oruca niyyet etmiş olsalar, bu niyyetle tutmuş bulundukları oruç da, ramazan orucu olur, Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Muayyen bir günde, nezri olan bir kimse, bu günde keffâ-ret veya namazan orucunun kazası gibi farz olan başka bir oruca niyyet etmiş olsa, bu oruç niyyet etmiş bulunduğu oruç olarak makbul olur. O muayyen nezrini ise, sonradan kaza etmesi gerekir. Sirâcü´l - Veh-hâc´da da böyledir.
Esahh olan budur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.
Kaza ve keffâret oruçlarında, niyyeti gece yapmak ve tutacağı orucu ta´yin etmek şarttır. Nikâye´de de böyledir.
Mutlak nezirlerde de böyledir. Yani muayyen olmayan nezirlerde de niyyet geceden yapılır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da. böyledir.
Hapiste veya esir bulunan bir kimse, ramazanın girip girmediği konusunda şüpheye düşse, taharri ederek (~ araştırarak) kanaatine göre oruç tutar. Sonra bakılır : Eğer» tuttuğu bu oruç ramazan ayma rastlamışsa veya bu oruçlar ramazandan sonra ve oruç tutmanın yasak olmadığı günlerde; geceleyin niyyet edilerek tutuimuşsa, ramazan orucu olarak caiz olur. Fakat, bu oruçlar ramazandan ence-ye rastlsmışsa, —ramazan orucu olarak caiz olmaz. (Bunlar nafile oruç olmuş olur.) SerahsVnin Muhıyt´inde de böyledir.
Üzerinde kaza orucu bulunan kimsenin, bu orucu \ızıâ vövr ken, kazaya niyyet etmesi şart değildir; böyle niyyet etmesi de câıî ve sahih olmakla beraber; «üzerinde tutmast icâbeden ramazan orucunu tutmaya niyyet etmesi» daha uygundur. Bu hususta, hasta olanlarla, sıhhatli bulunanlar arasında bir fark yoktur. Bedâi´de de böyledir 0 Bir kimse, şevval ayında[10] keffâret orucu tutmaya başlarsa, !bu durumda bu ayların Irsmszan ve şevvâl´in) ikisi de ya tam (— otuzar gün) veya noksan (— yirmi dokuzar gün) olurlar. Her iki halde de, ket-fâret orucu ds bir gün daha tutularak tamamlanmış olur.
Eğer ramazan tam. fakat şevval noksan olursa; keffâret, iki gün daha oruç tutularak tamamlanır. Ramazan noksan, fakat şevval tamam ´ olursa, bu durumda bir şey lâzım gelmez.
Bir kimse, keffâret orucunu tutmaya zilhicce ayında başlarsa; zilhicce ve onu takip eden ay ya —ilcisi de— tam veya noksan olurlar Bu durumda — müteakip ayda —dört gün daha oruç tutulur. Eğer zilhicce tamam olur da, önceki ay noksan bulunursa, müteakip zamanda üç gün daha oruç tutulur. Eğer önceki ay tamam olur da, zilhicce noksan olursa, müteakip günlerde beş gün daha oruç tutulur. Eğer bîr kimsenin orucu zilkadeye tesadüf ederse veya başka bir aya rastlarsa, bu aylar ya tam veya* noksan olurlar. Zilkade tamam olur da, diğer ay noksan olursa, bir gün daha oruç tutulur. Zilkade noksan olur da, diğer ay tamam olursa, bir şey lâzım gelmez. Sirâcü´l Veh d böldi olur d ğhâc´da da böyledir.
Hamazan-ı Şerlfden onrMü.
Bir kimse, dâr-i harbde senelerce, ramazandan önce ramazan orucu "tutmuş olsa; birinci senede tuttuğu oruç ittifakla caiz olmaz, ikinci, üçüncü... senelerin orucu, bir önceki senelerin orucunun kazası olarak caiz olur mu
Fakih Ebû Ca´fer bu hususta : «O kimse, möbhem olarak, yalnızca ramazan orucu tutmaya niyyet etmjşse, bu caiz olur. Ancak, tiçin-de bulunduğu yılın orucunu tutmayı belirterek niyyet etmişse, bu caiz olmaz Esahh olan kavil de budur.» demiştir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Bir kimsenin, bir ramazanda iki günlük orucu kazaya kalmış olursa, bunları kaza ederken, ilk günün orucunu kaza etmeye niyyet etmesi uygun olur Ancak, böyle ilk günün orucu diye belirtmese de, kazası caiz olur.
İki ramazandan iki orucu kazaya kalmış olan krmse de, böyle ta´yîn etmeden kazaya niyyet etmiş olsıa, muhtar olan kavle göre bu kazası caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.
Ramazanda kasden orucunu bozmuş olan kimse, eğer fakir İse, kaza ve keffâret olarak 61 gün oruç tutar. Kazası gereken, o bir gün orucu, ta´yin etmeden tutması da caiz olur. Fakîh Ebû´I - Leys de böyle söylemiştir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimsenin iki ayrı oruca, birini diğerine tercih etmeden eşit şekilde niyyet etmesi bâtıldır. Bu kimse, birini diğerine tercih etmiş olursa, tercih edilen [hakkındaki niyyet) sabit olmuş olur. Se-rahaî´nm Muhıyt´inde de böyledir.
Bîr kimse hem ramazan orucunun kazasına hem dö nezre niyyet etmiş olsa, bu kimse istihsânen ramazan orucunun kazasına niyyet etmiş olur.
Bir kimse, hem muayyen bir nezre ve hem de nafileye gece veya gündüz niyyet etmiş olsa veyahud da muayyen bir nezir ile kefîârete —yine aynı zamanda— geceden niyyet etmiş bulunsa, bu kimse» bil-icmâ´ muayyen nezre niyyet etmiş sayılır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Bir kimse, —aynı zamanda— hem kazaya hem de keffâret-i zmar´a niyyet etmiş olsa, bu kimse, — istihsânen —kazaya niyyet etmiş sayılır. Fetâvâyi Kâdîhân´cla da böyledir.
Bir kimse, —yine aynı zamanda— ramazan orucunun kazası ile nafileye niyyet ederse, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´un Imfinvı A´i-am (R.A.)´d´an rivayet ettiği kavle göre, bu kimse ramazan orucunun kazasına niyyet etmiş sayılır. Zehıyre´de de böyledir.
Bir kimse, —aynı zamanda — hem keffâret-i zıhar´a ve hem de keffâret-i katii´e; veya hem ramazan orucunun kazasına ve hem de keffâret-i katii´e niyyet etmiş olsa, bu kimse bil -ittifak keffâret-i kaiÜ´e niyyet etmiş sayılır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Bir kimse, —laynı zamanda — hem k-effarefe ve hem de nafileye niyyet etmiş olsa, bu kimse — istihsânen — keffârete niyyet etmiş saythr. Zehıyre´de de´böyledir. ,.
Hayızh haide´olan bir kadın, oruca niyyet etmiş olsa, sonra da fecrin tulû´undan önce temizlenmiş bulunsa, o kadının orucu sahih olur. Sirâcü´!-Vehhâc´da da böyledir.
Bîr kimse, —aynı zamanda— hem kazaya va hem de keffâret-i yemin´e niyyet etmiş olsa, İmâm Ebü Yûsuf (RA.)´a göre, birbirlerine zıt oldukları için bu iki oruç da —câiız— olmaz. İmâm Muham-med (R.A.)´e göre de, bu oruçlar birbirlerine rnünâfî oldukları İçin, caiz olmaz. Fakat, bu oruç nafile yerine geçer. Muhıyt´te de böyledir.
Bir kimse, kara orucu için, fecrin tulÖ´ıw>dah sonra niyyet et-tiğ´i zaman, bu niyyetis kaza âa>hitt olmayacağı için. bu kimse nafile oruca başlamış sayılır. Şayet, bu orucu bozacak olursa, kaza etmesi gerekir. Zehıype´dp de böyledir. [11]
2- RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMEK (RÜYET-I HİLÂL)
Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü akşam üzeri gurup vaktinde, insanların hilâü araştırmaları bir vecîbedir. Hilâli görürlerse, ertesi gün ramazan orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu ise, şaban ayını otuza tamamlarlar. İbtiyâr´da da böyledir.
Keza, sayışım tamamlamak -için şaban ayının hilâlini de recep ayının yirmi dokuzunda gözetlemek münasip olur.
Bu ´hususta, müneccimlerin haberlerine rnürâcad edilmeyeceği grbi sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul edilmez. Sirâcü´I -Vehhâc´da da böyledir.
Hatta, bir müneccimin bu hususta yaptığı hesapla kendisi nin amel etmesi de caiz değildir. MiVâcû´d- Dirâye´de de böyledir.
Hilâli gören kimsenin, parmakla işaret etmesi mekruhtur, Za-hiriyye´de de böyl-edir.
Hilâli zevalden önce görmekle oruç tutulmadığı gibi zevalden sonra görmekle de İftar edilmez. O hilâl gelecek geceye aittir. Muhtar olan budur. Htılâsa´da da böyledir.
Havla bulutlu veya dumanlı olduğu zaman; müsiüman. akıllı, bulûğa ermiş ve doğru sözlü olan bir kimsenin şehâdeti makbul olur. Bu şahsın hür, köle, erkek veya kadın olması arasında bir fark yoktur.
Bu ´hususta böyle bir kimsenin şahadetime, yine böyle bir kimsenin şehâdeti de muteberdir.
Bu hususta, tevbe ettikten sonra, kendisine ´had tatbik edilmiş olan bir kimsenin şehâdeti de makbuldür. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.
Bazı âlimler: «Bu hususta hâli mestur (= gizli, örtülü) olan kimsenin şehâdeti makbul olmaz.* demişlerse de; Hasan´in İmâm Ebû Henîfe (R.A.)´den rivayet ettiğine göre. bu hususta böyle kimselerin şahadetleri de kabul edilir. Sahih olan kavil de budur. Muhıyt´te de böyledir.
Halvânî de bu kavli almış ve kabul etmiştir. Şeyh Ebû´I - Me-kârim´in Nlkâye Şerhinde de böyledir.
Ramazan hilâli ´hakkında, kölenin köleye şehâdeti de makbuldür
Keza, bu hususta kadının, kadına şehâdeti de kabul edilir, Münatfııkın şehâdeti ´İse makbul değildir.
Bu hususta şehâdet lafzı, dava, mahkeme ve hâkimin hükmü de şart değildir.
Hattâ bir kimse, hâkimin yanında hazır bulunsa ve burada başka bir şahsın —bu husustaki— şehâdetini duysa ve bunun doğruluğu da açığa çıksa, bunu duyan kimsenin oruç tutması icâbeder. Artık, bu kimsenin hâkimin hükmüne ihtiyacı kalmaz.
Hilâli gören kimseye, nerede ve ne sakilde gördüğü sorulup, bunu tafsilâtı ile anlatması istenir mi Bu hususta Ebû Bekir el- İskâf: «O kimsenin şehâdetî, ancak bu hususlar sorulduğu zaman kabul edilir.» demiştir. Meselâ, ´bir kimsenin : «Ben hilâli şehrin hâricinde, sahrada gördüm.» veya «Bulutların anasında gördüm.» demesi gibi... Fakat, zahir-i rivayete göre bunları sormak gerekmez. O şahıs böyle tafsilât vermese bile şehâdeti kabul edilir.
Ramazan hilâlini, imâm veya hâkim tek başlarına görmüş olurlarsa, bunlar muhayyerdirler; dilerlerse yerlerine birini nâib tayin ederek, onun huzurunda hilâli gördüklerine şehâdet ederler; dilerlerse, doğrudan doğruya insanlara oruç tutmaian gerektiğini ilân ederler. Ancak, bayramlarla ilgili hilâller bu hükme muhaliftirler. Siıâcü´l -Vehhâc´da da böyledir.
Âdil (burada, «iyiliği kötülüğünden çok olan bir kimse» demektir.) bir kimse, ramazan hilâlini görünce bunu´o gece haber verir. Bu kimsenin erkek veya kadın olmass müsâvklir. Hatta, hilâli gören âdil kimse, câriye ´bile olsa, efendisinden izin almadan, çıkıp bu hususta şehâdette bulunur.
Hilâli, tek başına fâsik ´bir kimse görse, o da bu hususta şehâdette bulunur. Çünkü, hâkim onun şehâdetini çoğu zaman kabul eder. Vecîzü´l - Kerdert´de de böyledir.
Yukarıda söylediğimiz hususlar, hâkimi bulunan beldelerle ilgilidir. Fakat, hâkimi bulunmayan bir yerde [meselâ: bir köyde], bir kimse ramazan hilâlini görmüş olsa; bu kimse o yerin mescidine gidip şehâdette bulunur. (Yani, hilâli gördüğünü, insanların oruç tutmaları gerektiğini onlara haber verir.) Bu kimse âdil ise insanlar onun sözü ve şehâdetî üzerine oruç tutarlar. Muhıyt´te de böyledir.
Yalnız başına, ramazan hilâlini görmüş o!an bir kimsenin şehâdeti kabul edilmese bile, bu kimsenin, oruç tutması gerekir. Şayet bu kimse, o gün orucunu bozarsa, onu kaza eder; Jceffâret lâzım gelmez. Şehâdeti, henüz hâkim tarafından reddedilmeden, iftar etmiş olsa bile, yine keffâret îcap etmez. Sahih olan budur. Fetâvây} Kâ-dîhân´da da böyledir.
Fasık bir kimse, ramazan hilâlin! gördüğünü söylese ve bu şöhâdeti devlet büyüğü (veya hâkim) tarafından kabul edilse ve insanlara oruç tutmaları —gerektiği— ilân edilse eğer o belde ahâlisinden birisi, bu durumdan sonra iftar ederse, âlimlerin ekseriyetine göre, bu kimseye keffâret gerekir. Hulâsa´da da böyledir.
6u kimse, kendi orucunu otuz güne tamamlasa bile İftar etmez; ancak veliyyü´I-emr ile iftar eder. Kâfî´de de böyledir.
Hava kapalı olmayınca, bir kişinin değil, bir çok kişinin şe-hâdetleri kabul edilir. Böylece durum, bunların bilgisi ile veliyyü´! -emr´in reyine havaie edilmiş ve takdire ihtiyaç kalmamış olur. Sahih olan budur. El - ihtiyar Şer nü´I - Muhtar´d a da böyledir.
Şevval ve zilhicce hilallerinin görülmelerinde de durum, Ramazan hilâlinde olduğu gibidir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da ´böyledir.
Tahâvî´de: «Şehir bademden gelen bir kişinin şehâdeti da kabul edilir.» denilmiştir.
Keza, yeri yüksekte bulunan bir kişinin şehâdeti de makbuldür. Hidâye´de de böyledir.
İmâm Mürğînâni, SâhibÜ´l - Akdi yy e ve Fetâvayi Suğrâ´da İmâm Tahâvî´nin kavline Itimad edilmiştir. Fakat, zâhir-I rivayette: «Şehir harici (nden gelen) ile şehir (de bulunan) arasında bir fark yoktur» denilmiştir. MiYacü´d- Dirâyo´de de böyledir. [12]
Şevval Hilâlini Gözetleme
Ramazanın yirmi dokuzunda, şevvalin hilâli gözetlenir. Şevval hilâlini bir kişinin görmesi ite iftar edilmem. İbâdette ihtiyat kabul edi-İlr. Şayet, bu durumda iftar edilirse, kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. El - İhtiyar Şerhü´l - Muhtâr´da da böyledir.
Bir kimse bayram hilâlini görse ve bunu söylese, fakat şahadeti kabul edilmese, bu dununda hu kimsenin d& oruç tutmeas gerekir. Şayet tutmazsa, o günün orucunu kaza etmesi icap -eder; keffâret gerekmez. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
Veliyyü´l - emr veya hâkim tek başlarına şevval hilâlini görmüş olsalar, ne kendileri bayram namazı kılmak için. namazgaha giderler ve1 ne de, bunu insanlara emrederler. Bunlar, açıktan veya gizlice oruçlarını da yemezler. Sirâcü´l Vehhâc´da da böyledir.
Hava kapalı olduğu zaman, şevval hilâlinin görülmesi hususunda bir kişinin şahidliği kabul edilmez. Ancak, iki erkeğin veya bir er-kekİe iki kadının şehâdeti kabul edilir. Ayrıca, bu hususta hem hürriyet ve hem de şehâdet lafzı şarttır. Hızânetü´l - Müftîn´de de böyledir.
Vali veya hâkim bulunmayan bir beldede; karanlık ve bulutlu bir havada, iki kişi şevval hilâiini gördüklerini söyleseler, buradaki insanların iftar etmelerinde bir beis yoktur. Zâhidî´de de böyledir.
Şevval hilâlini gören kimsenin âdil olması şarttır .Dâva İse şart değildir. Bu hususta, tevbe etmiş olsa bile kendisine had cezası verilmiş olan kimsenin şehâdeti makbul değildir. Hava açık olunca bir kişinin şehâdeti makbul değildir. Ramazan hilâlinde olduğu gibi; ancak, bir topluluğun sözü kabul edilir. Hızânetü´l - Müftîn´de ve Kâfî´de de böyledir.
Şeyhü´i - İslâm : «Eğer başka yerden gelmıv!erse, İki kişinin şehâdeti makbuldür.» demiştir. Zehıyre´de de böyledir.
Kurban bayramı da, ramazan bayramı gibidir. Zâhirü´r-rivâ-yede de böyledir. Doğru olan da budur. Hidâye´de de böyledir.
Ramazan ve Kurban Bayramının dışında kalan aylarda da durum böyledir. Yâni, diğer aylarda da iki erkeğin veya bir erkekle iki kadının şehâdeti kabul edilir. Bu şâhidler hem âdil ve hür, hem de had cezası görmemiş olmahdırlar. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.
Bir kişinin şehâdetiyle oruç tutanlar, oruçlarını otuz güne tamamladıkları halde, ayı görmemiş olurlarsa, iftar etmezler. Hasan´ın Ebû Hanîfe (R.A.)´den rivayet ettiğine göre, böyle yapmak İhtiyata uygundur. İmâm Muhammed (R.A)´e göre ise, bu kimseler iftar ederler. Tebyîn´de de böyledir. Ğayetü´I - Beyân´da : «Esahh olan İmâm Muhammed´in kavlidir.» denilmiştir. Haİvânî: «Bu ihtilâf, şevval ayının hilâli, hava açık olduğu halde görülmediği zamandır. Fakat hava kapalı olur dar hilâl görülmezse, o kimselerin İftar edecekleri hususunda ihtilâf yoktur.» demiştir. Zehıyre´de de böyledir.
En uygun olan kavil budur. Tebyîn´de de böyledir.
Kapalı havada, iki şahit ramazan hilâline şâhidlik etse ve hâkim de sehâdetlerini kabul etmiş bulunsa; otuz gün oruç tutulduğu halde şevval hilâli görülmese, eğer hava bulutlu ise, ittifakla ertesi gün iftar edilir. Bu durumda hava açık olsa bile yine iftar edilir. Sahih olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.
Şahitler şaban ay;nın yirmidokuzunda ramazan hilâlini gördüklerine şahitlik edip : «Sizin oruca başlamanızdan bir gün önce hilâli gördük.» deseler; eğer bu şahitler aynı şehirde bulunmakta iseler, onların bu şahitliklerini kabul etmemek uygun olur. Çünkü bunlar, hesabı terk etmişlerdir. Ancak, bu şahıslar uzak bir yerden gelmiş iseler, töhmetin kaldırılmış olmasından dolayı şahitlikleri caiz olur Hulâsa´da da böyledir.
Zâhirü´r- rivâyede, metlâ´iann [~ ayın ve güneşin doğdukları yerlerin) ihtilâfına itibar olunmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. Fakın Ebû´l-Leys, bununla fetva vermiş ve: «Mağrİb ahâİisî {= batıdaki ülkelerde yaşayan müslümanlar) ramazan hilâlini görmüş olsalar, —bundan haberdâr olan maşrık ahâlisinin (= doğudaki ülkelerde yaşayan müslümanların) da oruç tutmaları îcabeder.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.
Hilâli sonradan görenlerin, hilâli önceden görmüş olanların görmeleri sabit olunca, oruç tutmaları îcabeder. Hattâ, bir topluluk: «Belde halkı sizden bir gün önce, ramazan hilâlini gördü.» diye şehâ-det etse; bu şahitlik üzerine de insanlar o gün oruca başlayıp otuz gün oruç tutsalar; hilâli görmemeleri hâlinde orucu yemeleri ve terâ-vîhi bırakmaları helâl olmaz. Çünkü, şahitler, hilâli gördüklerine dâir şahitlik etmediler; başkalarının şehâdettne de şahitlik etmediler; yaptıkları ancak, başkalarım hilâli gördüğünü hikâye etmekti. Eğer kendileri şehâdet etseydi veya iki şahit, o gece hilâli gördüklerine şahit* lik etse ve kadı da onların şehâdeti üzerine hükmetmiş olsaydı —durum böyl-g olmazdı— Kadı´nın, Ski şahsın şahitliği üzerine hüküm vermesi caiz olur. Şahitlerin şehâdeti üzerine kadı´nın hüküm varmlş olması, bir hüccettir, Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
m Bir şehrin ahâlisi, hilâli görmeden yirmi sekiz gün-, oruç tutmuş olsa ve sonradan şevval ayının hilâlini görseler; bu durumda eğer, şaban ayı hilâl görülerek otuz güne tamamlanmış İse yani ramazan hilâlini görmeksizin oruca başiamışiarsa, bir günlük oruç kaza ederler. Eğer yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra, şevvâ! ayının hilâlini görmüş olurlarsa, üzerlerine (hiç bir şey lâzım gelmez. Bu durumda — yâni, yirmi sekiz gün oruç tutunca şevval hilâlini görmeleri hâlinde— şaban hilâlini görmeden şa´ban ayını otuza tamamlayıp sonra ramazan orucunu tutmaya başlamişlarsa. iki günlük oruçlarını kaza ederler. Hulâsa´da da böyledir.
• Bir şehrin ahâlisi, hilâli görerek yirmi dokuz gün oruç tut-mu olsalar, bu şehirde bulunan ve hasta oldukları için oruç tutmayan kimseler, bu ramazanda tutmadıkları oruçları kaza ederken yirmi dokuz gün oruç tutarlar .Eğer, hasta o!an kimse, şehir halkının ramazanı kaç gün tuttuğunu bilmezse, kesin olarak uhtesinde oruç kazasının kalmaması için otuz gün oruç tutar. Muhiyt´te de böyledir. [13]
3- ORUÇLUYA MEKRUH OLAN VE MEKRUH OLMAYAN ŞEYLER
Oruç tutan kimsenin saloz çiğnemesi mekruhtur, Fetâvâyi Kâdî-hân´da 6a böyledir.
Âlimlerimiz bu meselenin tafsilâtı hususunda şöyle demiş-terdir: Eğer sakız çiğnenmiş, çürümüş ve kararmış ise orucu bozar. Şayet, beyaz ve çiğnenmemiş ise orucu bozmaz; fakat bu da mekruhtur. Muhıyt´te de böyledir
Özürsüz olarak bir şev çiğnemek ve tadına bakmak da mekruhtur.
Burada bahsi geçen sakız,,, tabii sakîz.iır. Bu gün satılmakta olan ve seker, esans, meyve özü gibi pek çok şey ihtiva etmekte bulunan çik-İetlerin orucu bozacağn aşikârdır
Bir şeyin tadına bakmakla ilgili özür şudur: Bir kadının kocası veya efendisi kötü huyiu ise, o kadının yemeğim tadına bakması — mekruh olmaz—.
Çiğnemek ile ilgili özür ve zaruret de şudur: Bir bebeğin yiyeceğini çiğneyecek hayızlı ve nifaslı veya bunların hâricinde oruç tutmayan kimse bulunmazsa; pişirilebiiecek bir şey veya süt ve yoğurt da olmazsa, o kadının bebeğin yiyeceği şeyi çiğnemesi —mekruh olmaz —. Nehrü´I - Fâık´ta da böyledir.
Tecnîs´de : «Bir şeyi tatmak,, ancak farz oruçlarda mekruhtur; nafile oruçlarda bir şeyin tadına bakmakta bir beis yoktur.» denilmiştir. Nihâye´de de böyledir.
Oruçlu bir kimsenin, satın alacağı balın veya yağın, taze mi, bayat mı olduğunu anlamak için tadına bakması mekruhtur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
«Ancak, bu alış-verişte aldanmak korkusu olursa, bunların tadına bakmakta bir beis yoktur.» denilmiştir. Zâhidî´de de böyledir.
Oruçlu kimsenin istincâ´da (= taharette) mübalağa etmesi mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Ramazanda mazmaza ve Istinşak´ta mübalağa yapmak da mekruhtur.
Şemsü´l - Eimme Halvânî, bu hususu şöyle açıklamıştır. Bu, gargara yapmak değildir; suyu fazla alıp ağzı doldurmak ve bunu ağızda fazla tutmaktır, «...gargara yapmak değildir.» kavli, elyak £=en uygun) olana muhaliftir. Münye Şerhi´nde de böyledir.
Oruç tutan kimsenin suyun içinde sesli veya sessiz yellenmesi orucu bozmaz; fakat bu mekruhtur. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, —abdestin dışında— oruç tutan kimsenin ağzına ve burnuna su alması, başına su dökmesi, suda yıkanması ve ıslak beşe sarılması mekruhtur.
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre is-e, bunlar mekruh değildir. Fetva da, Ebû Yûsuf (R-A.)´un kavli üzeredir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.
Oruçlunun, tükrüğünü ağzında biriktirip sonra yutması mekruhtur. Zahîrîyye´de de böyledir.
Bize göre, saba´h veya akşam, yaş veya kuru misvak kullanmakta bir beis yoktur.
İmâm Ebû Yûsuf (R-AJ´a göre, misvakı suda ıslatmak mekruhtur. Zâhir-i rivayette ise bunda da birbeis yoktur.
Yeşil ve yaş misvak kullanmakta da, bütün âlimlerimize göre bir beis yoktur.
Oruçlu kimsenin sörme çekmesi ve bıyığına yağ sürmesi mekruh değildir. Kens´de de böyledir,
Fakat bu hüküm, bunların zînet kasdı olmadan yapılmalar) halindedir. Eğer zinst kasdi ile yapılmış olurlarsa, oruçlu olunmasa bile mekruh olur. Tebyîn´de de böyledir.
Oruç tutan bir kimsenin kan .^îdırması, orucunu muhafaza edemiyecek şekilde zayıf düşmesinden, korkulurca, mekruhtur. Böyfe bir korku olmazsa mekruh değildir. Sununla birlikte, kan-aldırmayı güneşin batmasından sonraya bırakmak dsha uygun olur.
Şeyhü´l - İslâm : »Kan aldırmanın mekruh olmasının şartı za´fî-yettir. En uygun olanı, karo oruçlu olmadığı vakit aldırmaktır. Kso aldırmakla hacamat birbirinin benzeridir.» demiştir. Muhtytte de böyledir.
Nefsinden — mâ1 etmlyecoği ve inzal vuku´ bulmayacağı hususunda — emin oîsn bir kimsenin, ailesini öpmesinde bir beis yoktur. Fakat nefsinden emin değilse öpmesi mekruh olur.
Kadına dokunmak ela öpmek gibidir.
Oruçlu bir kimsenin, hanımının dudaklarını emmesi (ki buna fâhîs kuble denir) her halde mekruhtur.
Bir Icimsonin hanımmı kucakîamasî da öpmek gibidir.
Nefsinden emin oisa bile, oruçlu kimse için fâhis mübâşertrt ân mekruhtur. Sahih oian budur.
Fahiş Mübaşeret ise : Karı - kocanın her ikisinin de çıplak bulunması, bir birlerine sarılmaları ve avret mahallerinin birbirlerine değmesîdir. Bunun mekruh olduğu hususunda da İhtilâf yoktur. Mu-hiyt´te de böyledir.
Nefsinden emin olan veya çok yaşlı bulunan bir kimserrin hanımını kucaklamasında bir beis yoktur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.
Oruç tutan bir kimsenin cûnüp olarak sabahlaması veya gündüz uyuyup ihtilâm olması orucuna bir zarar vermez. Serahsi´nin Mu-hıyt´inde de böyledir. [14]
Sahur Yemeği
Sahur yemeği yemek müsteıiaptır. Sahur yemeğinin vakti ise g-ecenin sonudur. Fakîh Ebû´l - Leys : «Sahur yemeğinin vakti, gecenin son altıda biridir.» demiştir. Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Sahur yemeğini tehir etmek müstehaptır. Nihâye´de de böyledir.
Sahur yemeğini, şüphe hâsıl olacak zamana kadar te´hir etmekse mekruhtur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir. [15]
İftar Ve İftar Duâsı
İftarda acele etmek efdâldir. Namazdan önce iftar etmek müstehaptır. iftar esnasında şöyle duâ edilir :
Manası: Ey Allahim : Senin rızan için oruç tuttum; Sana inandım, güvendim tevekkül ettim. Senin verdiğin rızikla orucumu açtım. Ve ramazan ayının yarınki orucuna niyyet ettim. (Rabbim!) artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla... [16]
Mi´râcü´d - Oâye´de 6b böyledir. [17]
Şek Gününde Oruç
Şaban ayının son günü mü, yoksa ramazan ayının ilk günü mO olduğu hususunda şüpheye düşülen güne ŞEK GÜNÜ denir.
Şek gününde, ramazan orucuna veya tutulması icabeden bir başka oruca niyyet etmek mekruhtur. Fetâvâyı Kâdîhân´da da böyledir.
Bu günden sonraki günde de şüphe edilirse, o gün de oruç tutmak mekruh olur. Hidâye´de de böyledir,
Sonradan, o günün ramazan ayından olduğu açıklık kazanırsa, o gün ramazan orucunu tutmak caiz olur. Şaban ayından olduğu açıklık kazanmışsa, bu durumda o gün nafile tutmak caiz olur. Ancak, iftar ederse, kazası lâzım gelmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse şek gününde, bîr oruca niyyet eder ve şek günö-nün hangi aydan olduğu açıklık kazanırsa, o kimse hangi oruca niyyet eylemişse o sahih olur. Sahih olan bulur. Kâfî´de de böyledir.
Ancak, o günün, şabandan mt ramazandan mı olduğu açıklık kazanmazsa, o kimse vâcibâttan neye niyyet etmiş olursa olsun sahih olmaz. Bunda ihtilâf yoktur. Muhıyt´te de böyledir.
Fakat, bu kimse nafileye niyyet etmiş olursa, sahih olan kavle göre bunda bir beis yoktur. Eğer bu günün ramazandan olduğu ortaya çıkarsa, o kimse ramazan orucu tutmuş olur; Şaban ayından olduğu ortaya çtkmtş olursa, tuttuğu oruç nafile olur. Bu durumda orucunu bozarsa, kaza etmesi lâzım gelir. Çünkü bu oruca —açıkça— nafile nlyyetl ile başlamıştır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimsenin şek gününde: «Ramazan İse îarz niyyeti ile, şaban İse nafile niyyeti ile...» diyerek muallak bir niyyetle oruç tutması mekruh olur. Şayet, bu günün şaban ayından olduğu anlaşılırsa, tuttuğu oruç nafile olur. Eğer, bu günün ramazandan olduğu meydana çıkarsa, tuttuğu oruç ramazan orucu olarak caiz olur. Muhıyt´te de böyledir.
«Eğer, yarınki gün ramazan ise, ben oruçluyum; değilse — yani şabandan bir gün ise— oruçlu değilim» diye niyyet eden kimsenin, bu nlyyetle tuttuğu oruç, oruç oîm&z. yünktr, tıiyyetmdo kesinlik yoktur.
Bir kimse : «Eğ-er yarınki gün ramazan ayından ise ben oruçluyum; eğer ramazandan değil de, şabandan ise bu oruç üzerime borç olan başka bir oruç olsun» di´ye n´iyyet ederse veya : «Yarınki gün ramazan ise, ben oruçluyum; eğer ramazan değilse orucum nafile olsun.» diye niyyet ederse, bu niyyeîi mekruh olur.
Eğer sonradan o günün ramazandan olduğu açıklık kazanırsa, tut-fjğu oruç her iki niyyet şeklinde de ramazan orucu sayılır. Şayet o günün şabandan olduğu açıklık kazanırsa, birinci niyyet şeklinde vacip sakıt olmaz; tuttuğu oruç nafile olur. Tebyîn´de de böyledir,
Şek günü, havanın bulutlu oîduğu ve otuzuncu gecede gökte bîr alâmet görülemediği gündür.
Veya bir kişi —hilâli gördüğüne— şehâdet eder ve onun şefoû-deti de reddedilirse, bu gün de şek günüdür.
Veya, fasık iki kişi —hâiâli gördüklerin-o— şehâdet ederler v<ı onların da şehâdeti reddedilirse, bu gön de şek günü olur.
Fakat, hava açık olduğu halde, hiiâl görülmezse, o gün şek gimîı değildir. Zâhîdî´de de böyledir
Âlimler, şek gününde, oruç tutmam mt. tutmamanın mı rj dâl olduğunda görüş ayrılığına dûşmfişlor ve; «Bir kimse şaban ayının tamamında oruç tutmuşsa vsya o gün. oruç tutmayı âdet edindiği bir gün ise, bu kimsenin böyle bir şok gününde da oruç tutması efdâldîr.» demişlerdir. İhtiyâr*da da böyledir.
Keza, şaban ayının son üç gününde oruç îviûn kimsenin, ş-şk gönünde de oruç tutması cidaldir. TebyîiTrfe de böyledir.
Şek (jünû, böyie, bir kimsenin oruçlu olduğu güne tevâfuk etmemişse, -y: durum hakkında ihtilâf edilmiştir. Muhtar olan, havas hakkında n.-JAe olarak oruç tutmaktır. Tehzîb´de de böyledir.
Avam hakkında verilen fetva ise şudur: Şek gününün ramazan ayından olma İhtimâli bulunduğu için o gün öğleye kadar beklemek uygund´-r. Ondan sonra is-s oruç yoktur. Sahih olan görüş budur. Fetâvâyj frh-İithn´ü;\ da böyledir.
Bu hususta havas: Şek günü ile ilgili niyyetlerl bilen kimseler demektir. Bunu bilmeyenler ise avam sayılırlar. Niyyet´e gelince : O gün daha önceden oruç tutmayı itiyâd edindiği güne rastlamıyorsa, nafileye niyyet etmek ve kalbine «eğer ramazan ise, ramazan orucu olsun» diye getirmemektir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.
Bir kimse, şek gününü bekliyerek sabahlasa, sonra da unutarak bir şey yese; daha sonra da o günün ramazan olduğu açığa çıksa ve oruca niyyet eylese fetvalarda: «Bu —oruç— caiz olmaz-, diye zikredilmiştir. Zahîriyye´de de böyledir. [18]
Oruç Tutmanın Mekruh Olduğu Gönler :
İki bayram günlerinde ve teşrik günlerinde oruç tutmak mekruhtur. Bir kimse, bu günlerde oruç tutarsa bize göre, — mekruh olmakla beraber— o kimsenin orucu caiz olur. Fetâvâyl Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse, bu beş günde oruca başlar ve bu orucu bozarsa, kaza etmesi gerekmez. Zâhirüy- rivâyede üç imamımızdan böyle nakledilmiştir. — Başka bir rivayette de— Şeyhayn : «Bu oruçların kaza edilmesi gerekir.» demiştir. Nehrü´I - Fâik´ta da böyledir.
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, ister ayrı ayrı olsun, ister peşpeşe olsun şevval ayında altı gön oruç tutmak mekruhtur. İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)´a göre ise, şevval ayında peşpeşe altı, gün oruç tutmak mekruhtur; ayrı ayrı tutulduğu zaman mekruh olmaz. Müteahhî-rîn´in tamamı ise, bunda bir beis görmemişlerdir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.
Esahh olan kavil de, bunda bir beis olmadığı, bunun mekruh olmadığıdır. Serahsî´nln Muhıyt´inde de böyledir.
«Her hart- , ayrı ayrı iki gün olmak kaydı ile —şevval ayında — altı gün oruç tutmak müstehaptır. Zahîriyye´de de böyledir. [19]
Savm-ı Misal:
Savm-i visal do mekruhtur.
Savm-ı visal: Oruç tutmanın nehyedilmiş olduğu günlerde ds yememek üzere, senenin tamamında oruç tutmaktır.
Bir kimsenin, oruç tutmanın nehyedümiş bulunduğu günlerde oruç tutmaması şartı ile, senenin —kalan— bütün günlerini oruçlu geçirmesinde, muhtar olan kavle göre bir beis ve kerâhat yoktur Hulâsa´da da böyledir.
Bir kimsenin gece ve gündüz hiç bir şey yemeden arka arkaya oruç tutması mekruhtur. Sirâc´da da böyledir.
Efdâi öİan oruç — ramazan hâricinde — bir gün tutup nir gûn yemektir,. Hulâsa´da da böyledir.
Şemsü´l - Eimme Halvânî´ye göre: O günlere bir tazim nlyyeti olmaksızın, sadece cumartesi ve pazar günlerinde oruç tutmakta da bir beis yoktur Zehıyre´de de böyledir.
Novrûz´ve mîhrican günlerinde oruç tutmak mekruhtur. Ancak, bu günler daha önce oruç tutmayı Itiyad edinilen günlere rastlarsa, oruç tutmak mekruh olmaz; aksi halde mekruh olur. Bu günlerde oruç tutmanın efdâîiyeti hakkındaki söze gelince, bu mezkûr günlerden bir gün önce nafile oruç tutan kimselerin, o günlerde de oruç tutmalarının efdâl olduğu manasınadır. Fakat, bir kimse, bu günlerden bir gün önce oruç tutmamışsa, bu günlerde de oruç tutmaması efdâl-dir. Çünkü., o güne ta´zim kasdı ile oruç tutmak haram olur. Zahîriy-ye´de de böyledir- Muhtar olan görüş de budur, Serahsî´nin Muhıyt*-inde de böyledir.
Sükût orucu da mekruhtur. Sükût Orucu dernek, onjçlu iken konuşmamak demektir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Kocasının izni olmadan, bir kadının nâkile oruç tütmssi mekruhtur.
Ancak bir kadın, kocast hasta :se veya oruçlu ise yahut da hac veya umre için İhram!: bulunuyorsa, o zaman izin almadan nafile oruç tutabilir.
Köie ve câriyeier de. efendilerinden izin almadan nâî;!e oruç tutamazlar. Müdebbir olan kadın ve erkeklerle ümm-0 veled de böyledir.
Bunlardan-herhangi biri izm âlmadsn nafile nruç tutarsa, kocanın karısına, efendinin de kölesine — bu -~ oruçlarını bozdurma- hakkı vardır.
Kocası izm verirse veya ölürse, kadın —bu şekilde— bozmuş olduğu orucunu kaza eder. Köle ve câriye de, efendisi izin verirse veya azâd ederse —bu şekilde— bozmuş olduğu orucunu kaza eder. Koca hasta bulunur veya oruçlu olur veyahut da ihramiı olursa, karısını — nafile —oruç tutmaktan men´ edemez. Bu kadın, kocası nehyetmîs olsa bile oruç tutabilir.
Keza. köie ve cariyeleri, her hâlde efendileri nafile oruç tutmaktan men edebilirler. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir,
Keffâret-i zıhar İçin tutmakta oldukları oruçları hariç olmak üzere, köle ve cariyelerin tutmaları îcabeden bütün oruçlar, nafile oruçlar gibidir. Hulâsa´da dıa böyledir.
Ecir (= ücretle çalışan bir kimse"- işçi), müste´cirinden (= kendisini ücretle çalıştıran kimseden = işverenden izin almadıkça nafile oruç tutamaz. Ancak böyle olabilmesi İçin, orucunun hizmetine tesir etmesi gerekmektedir. Eğer orucu, hizmetine mâni olmuyorsa, İzin aîmasıns ihtiyaç yoktur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Bir kimsenin kızı, arvası ve bacısı nafile oruç tutmak için o kimseden ızîn almaya muhtaç değildir. Sirâcü´l - Vehhac´da da böyledir.
Oruç tutmak meşakkatli olduğu zaman, misafirin (= yolcunun) oruç tutması da mekruhtur. Fakat böyle olmazsa, yani yolcuya oruç tutmak zor gelmezse ve beraber yiyip içtikleri arkadaşları da yoksa o yolcunun oruç tutması daha efdâldir. Ancak, birlikte yiyip içtikleri arkadaşları varsa ve bunların nafakaları da ortaksa, bu yolcunun iftar etmesi (— oruç tutmaması) efdâl olur. Zahîre´de de böyledir.
Bir misafir, oruçlu olarak sabahlar, sonra da kendi şehrine veya bir başka şehre girer ve ikâmete niyyet ederse, bu kimsenle orucunu bozması mekruh olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir,
Üzerinde ramazan orucu kazası bulunan bir kimsenin nafile oruç tutması mekruh değildir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.
Eyyâm-ı bıyz´da oruç tutrmak müstehaptır. Eyyâm-i bıyz ise, her ayın on üç, on dört v© on beşinci günleridir, Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimsenin sadece cum´a günleri oruç tutması, — pazartesi ve perşembe günlerinde olduğu gibi— müstehaptır. Bahrüv Râık´ta da böyledir.
Haram ayların tamamında, perşembe, cum´a ve cumartesi gönleri oruç tutmak mDstehaptir. Haram ay´arı : Zilkade, zil-hicce, muharrem ve recep aylandır. — Görüldüğü gibi — bu ayların üçü birbirini takip eden aylardır; birisi iss tek basınadır.
Zil-hlcce´nin başında dokuz gün oruç tutmak müstehaptır. Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Eğer za´fa uğratacaksa. hacıların arefe günü oruç tutmaları mekruhtur. BahrüV- Râık´ta da böyledir.
Keza, hacıların tevriye gününde oruç tutmaları da aynı sebeple mekruhtur. Çünkü bu günlerde hacla ilgili fiiller yapılacaktır; oruç tutmakla bunları yapmaktan âciz kalınabilir.
Şu oruçlar merğûb olan (= beğenilen, sevilen ve rağbet edilen) oruçlardandır:
1- Muharrem orucu,
2- Recep orucu,
3- Şa´ban orucu,
4- Aşure orucu.
Ashâb-ı kiram´a ve âlimlerin tamamına göre, aşure orucu muharrem ayının onuncu günü tutulur. Zahîriyye´de de böyledir.
Aşure gününün orucunu, muharremin dokuzuncu günü ile birlikte tutmak sünnettir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
0 Sadece aşure gününde oruç tutrrcak mekruhtur. Ssrahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
tt Günlerin uzun ve sıcak olmasından dolayı, ya2 günlerinde oruç tutmak nefsi tam ıslahtır, ^ahîyro´de de böyledir[20]
4- ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER
Orucu bozan şeyler iki nevidir :
1) Orucu bozup sadece kaza icâbettiren şeyler.
2) Orucu bozup hem kazayı, hem de keffâreti îcabettiren şeyler. [21]
Orucu Bozup Sadece Kazayı İcabettlren Şeyler :
Oruç tutan bîr kimse, unutarak yer, içer veya $mâ´ ederse, orucu bozulmaz. Bu hususta, orucun farz veya nafile olması arasında bir fark yoktur. Hidâye´de de böyledir.
Bir şey yemekte olan kimseye: «Sen oruçlusun» dense ve fakat o şahıs oruçlu bulunduğunu hatırlamasa, sahih olan kavle göre onun orucu bozulmuş olur. Zahîriyye´de de böyledir.
Unutarak orucunu yemekte olan bir şahsı gören bir kimse, şayet onun akşama kadar oruç tutacak kudrette olduğunu anlarsa, muhtar olan kavle göre o kimseye oruçlu olduğunu hatırlatmaması mekruh olur. Ancak, unutarak orucunu yemekte olan kimse zayıf veya yaşlı bir kimse İse, ona haber vermeme ruhsatı vardır. Zahîriyye´de de böyledir.
Orucu zorla yedirilmiş olan kimseye, ve hatâen orucunu bozmuş olan kimseye, sadece kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Fstâvâyî Kâdîhân´da da böyledir,
Bir kimse, oruçlu olduğunu bile bile, kasdı olmadan hata ile yer veya içerse, —sadece— kaza gerekir. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.
Unutarak oruç yiyen böyle değildir. Nihâye´de de böyledir.
Unutarak yiyen, içen veya cima´ eden kimsenin orucu bozulmaz. Bu hususta farz ile nafile arasında bir fark yoktur. Hidâye´ds ds böyledir.
Mazmaza ve ıstinşak yapmakta iken karnına su giren bîr kimse, eğer bu durumda oruçlu olduğunu hatırlarsa, orucu bozulur ve onu kaza etmesi gerokir. Fakat, bu sırada oruçlu olduğunu hatırlamazsa, o kimsenin orucu bozulmaz-. Hulâsa´da da böyledir. İtimad bu kavil üzerinedir.
Bir kimse, oruçlu olan bir şahsın1 ağzına bir şey atsa ve o şey de, oruçlu kimsenin kanuna gitse, orucu bozulur. Bu durumda o şahıs hatâ eden kimse gibidir.
Keza, yıkanırken boğazına su kaçan Kimse de böyledir. Yani bu durumda onun da orucu bozulur. Strâcü´I - Vehhâc´da da böyledir
Uyuyan bir kimse su içse. orucu bozulur. O kimse_ unutan kimse gibi değildir. Çünkü uyuyan veya aklı giden kimsenin kestiği hayvanın eti yenmez. Unutanın kestiği ise yenir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse tas, toprak gibi kendisinden gıda alınmayan ve tedavi de kullanılmayan bir şeyi yutmuş olsa orucu bozulur, fakat kef-fâret lâzım gelmez, Tebyîn´de de böyledir
Oruç tutan bir kimse, çakıl, çekirdek, taş, kuru çamur, pamuk, kuru ot veya kâğıt yutmuş olsa, yine bü kimseye kaza lâzım gelir, kef-fâret lâzım gelmez. Hulâsa´da da böyledir,
Yetişmemiş ham ayva, pişmemiş ham ayva ve yaş ceviz yutmak da keffâreti gerektirmez. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.
Kuru ve kabuklu ceviz, kabuklu kuru badem yutmak keffâ-retî gerektirmez.
Keza, kabuklu yumurta veya kabuklu nar yutmuş oian kimseye de keffâret gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.
Yaş fıstık da ceviz gibidir. Fıstık eğer kuru ise ve içinde ta-nesi olduğu halde çiğnenirse, keffâret icâbeder.. Çiğnenmeden yutulurca keffâret gerekmez. Fıstığın kabuğunun yarılmış olması halinde de, âlimlerin ekserîsine göre yine keffâret gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân´-da da böyledir.
Oruçlu bir kimse, kuru karpuz kabuğu yemiş olsa, keffâret gerekmez. Fakat, karpuz kabuğu yaş olursa keffâret îcâbeder. Zahîriy-yefda de böyledir
Kuru pirinç, mercimek ve dan yemek de keffâreti îcabet-tirmez. Zâhidi´de de böyledir.
Baş yıkamakta kullanılan (ve kil denilen) çamuru yiyen oruçlu bir kimsenin orucu bozulur. Eğer bu kimse, çamuru yemeyi âdet haline getirmişse bu kimse için hem kaza ve hem de keffâret îcâbeder. Zâhîriyye´de de böyledir.
Oruçlu olan bir kimse, —geceden— dişleri arasında kalmış bulunan az bir şeyi yemiş olsa. orucu bozulmaz. Fakat, bu şey çok olursa orucu bozulur.
Bu hususta, nohut kadar veya ondan fazla bulunan şey çok; bundan aşağı olan ise azdır.
Bir kimse, dişlerinin arasında bulunan az.bir şeyi, ağzından çıkarıp eline aldıktan sonra, tekrar ağzına alıp yese orucu bozulur. Uygun olan kavil budur. Râfî´de de böyledir.
Bu kimseye keffâretin gerekip gerekmiyeceği hususunda ise pek çok kavil vardır. Fakîh ise bu hususta : «Esahh olan, bu kimseye keffâretin îcâbetmiyeceğidir.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.
Dişleri arasında kalmış bulunan susam tanesini yutmuş olan kimsenin orucu bozulmaz. Çünkü bu azdır. Eğer bu şeyi, dışardan alıp yutarsa, o kimsenin orucu bozulur. "Bu durumda, keffâret lâzım gelir.» diyenler de vardır. Ancak, muhtar olan, çiğnemeden yuttuğu takdirde keffâretin gerekmemesidir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. Esahh olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Oruç tutan kimse, bunu —sadece— çiğnerse orucu bozulmaz. Fakat, bunun tadını damağında hissederse, bu durumda yine orucu bozulur. Güzel olan budur. Az olan her şeyi çiğnemek halinde asıl olan — kaide — budur. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
Bir kimse, kapçıklı olan bir buğday tanesini çiğnemiş olsa, orucu bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Başkasının çiğnemiş olduğu bir lokmayı yutmak, zâhir-İ rivayetle keffâret İcabettirmez. Vecîzü´l - Kerderî´de de böyledir,
Bir kimse, sahur yemeğinden ağzında kalmış olan lokmayı, fecir tulü´ ettikten sonra yutsa veya ekmek kırıntılarını yemek için voplasa da, —oruçlu olduğunu— unutarak onları çiğnemeye haşiasa we sonra durumu hatırlasa; oruçlu olduğunu bildiği halde bunları yutsa, bazı âlimler: «Eğer onu ağzından çıkarmadan yutmuş ise, kendiline keffâret lâzım gelir. Ancak, bu lokmayı önce ağzından çıkarmış jlur. sonra da tekrar ağzına alıp yutarsa,.o; kimseye keffâret lâzım gelmez» demişlerdir. Sahih olan da budur, ´f etâvâyi Kâdihân´da da
öyledir,
Bir başkasının lükrüğünü yutmuş olan kimseye —keffâret değil— kaza lâzım gelir. Ancak, dostunun tükrüğünü yutan kimseye ı keffâret lâzım gelir, Muhiyt´te de böyledir,
Bir kimse, kendi tükrüğünü eline çıkarır ve oradan da ahp yutarsa —keffâret değil— kaza lâzım gelir. Vecîzü´l - Kerderî´ de böyledir,
Konuşmak için dudaklarım —kendi— tükrüğö Üs ıslatan kimse, sonra da o tükrüğü yutsa, —zarurete binâen™ bu orucunu bozmaz. Zâhidî´de de böyledir
Bir kimse, arkası kesilmeden ağzından çenesine akan salyasını, geri ağzına çekip yutsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Çünkü henüz salya çıkışını tamamlamamıştır. Ancak, salyanın arkası kesildikten sonra, ağza tekrar alınıp yutulsa, bu orucu bozar. Zahîriyye´de böyledir.
Huccet´de : «Hastalıklı Dİr adamın ağzından su çıksa, sonra tekrar girse ve boğazına gitse, o kimsenin orucu bozulmaz. Tatat-hâniyye´de de böyledir.
Mazmazadan arta kalan ıslaklığı, tükrüğö Us birlikte yutan
kimsenin orucu bozulmaz.
Başından burnuna sümük inmiş oian kimse, onu kasden boğazına çekse, bu tükrük menzilinde olduğu için, o kimsenin orucu bozulmaz. Serahsî´nin MuhıytMnde de böyledir.
Zahir-i rivayete göre, kan yutmuş olan kimseye de sâdece kaza lâzım gelir. Çünkü bu, insan tabiatının nefret ettiği bîr şeydir. Zahîrîyye´de de böyledir
Dişlerin arasından çıkan kan, boğaza girdiği zaman bakılır: Eğer bu kan îükrûkten az olursa, oruca bir zarar vermez; fakat kan tükrükten fazla ise oruç bozulur. Eğer kanla tükrük eşit miktarda olursa, yine orucun bozulmuş olduğuna hükmetmek güzeldir.
İpek işlerinde çalışmakta olan oruçlu bir kimsenin ağzına ipek gitmiş olsa ve bu ipeğin yeşil, kırmızı veya sarı renkteki boyası o şahsın tükrüğüne karışsa ve tükrük sanlaşsa, yeşilleşse veya kırmi-zılaşsa, sonra da o kimse, oruçlu olduğunu bile bile bu boyalı tükrüğünü yutmuş olsa, orucu bozulur. Hulâsa´da da böyledir.
Hindistan eriği emen bir kimsenin tükrüğü boğazına gitse, eriğin kendisi gitmedikçe o kimsenin orucu bozulmaz. Zahîriyye´de de böyledir.
Oruçlu bir kimse, şeker sorsa ve tadı boğazına gitse, bu kimseye hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Serahsî´nin Muhiyt´İnde de böyledir.
Sinek gibi yenilmesi maksud olmayan ve kaçınılması da mümkün bulunmayan bir şey .oruçlu bir kimsenin ağzına girip boğazına kaçmış olsa, bu kimsenin orucu bozulmuş olmaz. Kîrmânî´nin fzâh´ında da böyledir.
Sineği kendi isteği ile alıp yiyen kimseye de —sadece— kaza lâzım gelir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.
O Bir kimse esnerken başını yukarı kaldırsa ve bu esnada oluktan akmakta olan sudan bir damla, o kimsenin boğazına gitse, orucu bozulur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
O Oruçlu bîr kimsenin boğazına yağmur veya kar tanesi girerse, orucu bozulur. Sahih olan budur. Zahîriyye´de de böyledir.
Oruç tutan bir kimsenin boğazına, bir değirmenin tozu veya bir ilacın tadı veya çırpılan ve benz-eri bir işleme tâbi tutulan bir şeyin tozu veya duman veya toz, rüzgâr veya hayvan sürüleri sebebi ile çıkan toz veyahud da bunlara benzer şeylerin kaçması ile orucu bozulmaz. Sirâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.
Oruç tutan kimsenin ağzına, bir iki damla kadar az bir miktardaki göz yaşı girmiş olsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Fakat göz yaşı çok olur, oruçlu kimse onun tuzluluğunu hisseder ve onu yutarsa orucu bozulur.
Keza, oruç tutan kimsenin yüzünün terido bu şekilde olursa, orucunu bozar. Huiâsa´da da böyledir.
Vücûda, mesanelerinden giren yağlar orucu bozmaz. IWec-ma´ Şerhi´nde de böyledir.
Suda yıkanan bir kimse; suyun serinliğini karnında hissetmiş oîsa, orucu bozulmaz. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.
Göze damlatılan bir İlacın tadım, boğazında hisseden kimsenin orucu, bize göre bozulmaz.
Keza, tükürüğünde sürmenin eserini ve rengini gören kîmsenîn orucu da, âlimlerin ekserisine göre bozulmaz. Zehıyre´de de böyledir. Esahh üian. da budur- Tebyîn´de de böyledir.
Bîr kimse, ağız dolusu kussa veya kusturuisa veyahud da ağız dolusundan az kussa ve kusmuk kendiliğinden ağızdan geri dönüp karna gitse veya bu kimse tarafından geri çevrilse veyahud da dışarı çıkmış olsa, esahh olan kavle göre bu kimsenin orucu bozulur. Ancak, kusmuğu geri döndermek ve kasden kusmak hallerinde —orucun bozulması için— kusmuğun ağız dolusu olması şarttır. Nehrü´l-Fâık´ta da böyledir.
Bu hükümler, kusuntunun yemek, su veya acı su olması halindedir. Eğer kusmuk balgam olursa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ ve İmâm Muhammed [R.AJ´e göre, bu orucu bozmaz. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ise, buna muhaliftir. Oma göre, ağız dolusu olursa, bu da orucu bozar. Bu kavil daha güzeldir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir. İğne vurunarî, burnuna veya kulağına yağ (= ilâç) damlatan kimsenin orucu bozulur; ancak bu kimseye keffâret gerekmez. Hîdâ-yede de böyledir.
Bîr kimsenin kulağına, kendi isteğinin dışında yağ girmiş olsa, o kimsenin de orucu bozulur. Serâhsî´nin. Muhıyt´inde de böyledir
Kulağına su damlatılmış olan kimsenin orucu bozulmaz. Hi-dâye´de böyledir Sahih olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Hılîline (— zekerinin deliğine) yağ davlatılan kimsenin orucu, İmâm Ebü Hanîfe (R.A.) va İmâm Muhammed (R.A.)´e göre bozulmaz. Muhiyt´te de böyledir.
Damlatılan şeyin yağ veya su olması müsavidir İhtilâf, damlatılan şeyin, mesaneye ulaşıp ulaşmaması hususundadır. Damlatılan şey, eğer mesaneye ulaşmaz ve zekerin kamışında kalır ise, bu bil -icmâ´ orucu bozmaz. Tebyîn´de de böyledir,
Aktâr´da: «Kadınların ön taraflarına konulan şeylerin onların oruçlarını bozduğunda ihtilâf yoktur.» denilmiştir. Sahih olan budur. Zahîriyye´de de böyledir.
Gâife[22] ilâçları hakkında, âlimlerin ekseriyetine göre, konulan ´bu ilâcın karna veya dimağa ulaşıp ulaşmamasına itibar edilir. Bu ilâcın yaş veya kuru olmasına itibar edilmez. Meselâ : Bir kimse, böyle bir yaraya konmuş bulunan kuru bir ilâcın karna vasıl olduğunu bilirse, o kimsenin orucu bozulur. Veya, yaş bir ilâcın vâsıl olmadığını bilirse, bu durumda da orucu bozulmaz. ´Inâye´de de böyledir.
Bir kimse, bu ilâçlardan hangisinin vâsıl olduğunu bilmezse, bu . durumda ilâç yaş olursa, İmâm Ebû Hanîfe ER.AJ´ye göre âdeten vü-sûi vâki olmuş sayılır ye d kimsenin orucu bozulur. İmâmeyn´e göre ise, o kimsenin, ilâcın karnına veya dimağına yasıl olduğuna dair — kesin — bir bilgisi olmadıkça, şüphe ile orucu bozulmuş olmaz. Eğer, câifeye konan deva-i = ilâç) kuru ise, vâsıl olduğu bilinmedikçe, bil -ittifak orucu bozmaz. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
Bir kimse süngülense veya ona ok isabet etse ve bunlar bir müddet içirde kalsa, o kimsenin orucu bozulur. Ancak, süngünün veya okun bir ucu dışarıda kalırsa, oruç bozulmaz. Tebyîn´de de böyledir.
Bir kimse, kemiğin üzerine yapışmış olan eti ağzına alsa sonra cis Bynı zamanda geri çıkarsa, o kimsenin, orucu bozulmaz; fakat çıkarmazsa, orucu bozulur. BedâTde de böyledir.
Bir kimse, bir ucu elinde bulunan ağaç parçasını yutsa ve sonra da geri çıkarsa, orucu bozulmaz. Ancak, bu ağaç parçasının tamamını yutarsa, orucu bozulur. Hulâsamda da böyledir.
O Parmağın, dübürüne sokan bir erkeğin veya parmağını fercl-ne sokan bir kadının orucu bozulmaz. Ancak, bu durumda, parmak ıs-iak veya yağlı olursa, o takdirde oruç bozulur. Çünkü, bu durumda suyun veya yağın vüsûlü söz konusudur. Zahîriyye´de de böyledir.
Bu hükümlerin hepsi, bir kimsenin oruçlu olduğunu hatırında bulundurduğu zamandadır. Ve bunlar güze! tenbihlerdir ve hafızada saklanıp, dikkâtle riâyet edilmesi gerekir.
Çünkü, bir kimse oruçlu olduğunu hatırladığı müddetçe, —yukarıda zikredilen durumların her birinde— orucu bozulur; ancak, oruçlu olduğunu unutarak bunları yapmış olursa, orucu ´bozulmaz. Zâhidî´de de böyledir.
Oruçlu bir kimsenin oturağı çıkmış olsa. onu tekrar yerine korken. İçeriye su gidip orucu bozulmasın diye, parmağına bir bez sararak, onu yerine koyması münâsip oiur. Bundan dolayıdır ki, bazı âlimler: «Oruçlu kimse, taharetlenirken, suyun içeriye girmemesi için, nefes almamalıdır.» demişlerdir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.
Oruçlu bir kimse, taharetlenirken fazla su kullanır ve su îçe-riye girerse, orucu bozulur. Bahrû’r- Râık´ta da böyledir,
O Ramazan´da, gündüz aktindo zorla ve ölüm tehdidi ile mü-câmatta bulunan kimseye, — keffâret doğîl — kaza lâzım gelir. Fö-tâvâyi Kâdshân´da da böyledir. Fetva da bunun üzerinedir.
Kocası tarafından —bu iş için —zorlanmış olan kadının durumu da böyledir. Yani, bu şekildeki zorlama karşısında, o kadına da keffret gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.
Bir erkek, fecrin tulûundan önce. zekerini kadının fercine soksa ve sabah oldu korkusu ile geri çıkrsa. sabah olduktan sonra da menisi dışarı çikmrş olsa, o kimsenin orucunu kraa etmesi gerekme
Unutarak cimâya başlayan bir kimse, oruçlu olduğunu hatirlasa ve derhüi zekerinier. çekse veya fecrin doğmasından önce zekerini îdhâl -etmiş olan şahıs. —vaktin geçmesinden korkarak— derakep geri çekse, sahih o´tan rivayete göre, bu kimselerin orucu bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bu durrmdakt bir kimse, eğer —2eker1ni hemen çekmez ve— az da olsa beklerse, o şahsa hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Bedâi´de de böyledir.
Ramazanda karısının yüzüne veya fer-cine şehvetle, bir veya birkaç defa bakan kims öden inzal vâki o!sas orucu bozulmaz. Fethü´I - Kadîr´de d-e böyledir.
Keza, düşünmekte meni gelmiş oba. yine oruç bozulmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir
Bir kimse, oruçlu iken karışım Öper ve inzal vâki olursa orucu bozulur; fakat keffârşt icâbetmez. Muhiyt´te de böyledir.
Keza, cariyesini, genç kimseyi veya hanımım Öpen bir kimse, kendisinde, bu sebeptep doiayı bir yaşlık görürse veyahut da yaşlık görmemesine rağmen bundan tad almış, zevk duymuş olursa; İmâm Ebû Yûsuf bu kimsenin orucu bozulur; İmâm Muhsmmed (R.A.)´e göre ise. bu kimsenin —bu durumlarda— orucu bozulmaz. Zahidi de de böyledir.
Hayvanı öpmesi sebebi ile kendisinden inzal vâki olan kimsenin orucu bozulmaz. Muhıytvtts de böyledir
Mübâşere (— etleri ~~çıplak olarak— birbirine dokundur mak), el sıkışmak ve kucaklaimak da öpmek gibidir. Bahrü´r - Rûık´ta da böyledir.
Kadına dokunmaktan vay a onun kilor (gibi rhahrem bir eşyasını) görmekten dolayı menisi cûdunun sıcaklığını hissetmiş orucu bozulmaz. Mi´râcü´d - Dir
gelmiş olan kimse, şayet kadsnın vij-oiursa orucu bozulur; aksi takdirde âıye´de de böyledir.
Bir kadın, kocasının manisi gelinceye kadar onu tutmuş olsa, bu durumda kocanın orucu bozulmaz. Ancak kadın, kocasını, onun teklifi ´ile tutmuş olursa, bu dlummda kocanın orucunun bozulup bozulmayacağı hususunda, âlimler arasında ihtilaf vâki olmuştur: «... Bozulur.» diyenler de vard´ır; *--. bozulmaz.» diyenler de vardır. Muhiyt´te de böyledir.
Bir kimsede, ´bir hayvanın fercinc dokunmaktan dolayı inzâ! vaki olsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Sirâcü´i - Vehhâc´da da böyledir,
O Bir kimse, bir hayvana veya bir ölüye veyahut da bir kadının Ön ve arkasının haricine mücâmaatta bulunmuş olsa ve kendisinden inzal vuku´ bulmasa, oruç bozulmaz; şayet İnzal vâki olursa-, orucu bozulur fakat keffâret icâbeimez: kaza ermesi lâzım gelir. Fetâ-vâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Menisi gelene kadar, zekerin ilâç tatbik etmiş olan kimsenin, o orucu kaza etmesi gerkir. Muhter olan budur ve âlimlerin âmmesi böyle söylemiştir. Bahrü´r - Râik´tr.
Bir kimse, karısının elj ile, zc bepl-e de inzal vaki olsa, o kimsenin or da da böyledir.
Uyuyan veya geçici olarak c:. şeye —ifâkat halinde— oruca nfyyet
bulunulsa, imamlarımızdan yetine gör lan kimsenin orucu bozulur. Huiâsa´da
Birbirleri ile cima´ eden iki da böyledir. terine ilaç sürdürse ve bu se-ıcu bozulur. Sirâcü´I - Vehhâc´-net getirmiş bulunan bir kim-ettikten sonra, cima´ olunmuş i de, bu durumda cim´â olunu-da böyledir. kadından da înzâl vâki olmuş olsa, ikisinin de orucu bozulur. İnzâlfolmazsa. oruçları da bozulmaz. İnzal vâki olması hallerinde de kefaret lâzım gelmez. Fethü´l - Ka-dîr´de de böyledir. [23]
Orucu Bozup Kazayı Ve Hem De Keffâreti İcâbettiren Şeyler
Bir kimse kasden, iki yold kaza ve hem de keffâret lâzım gelir. an birine cima´ etmiş olsa, hem . Bu durumda, her iki tenasül uzvundan da meninin gelmesi şart değildir. Hidâye´de de böyledir.
Kendisine cima1 edilen kapın, buna razı ´olmuşsa, ona da hem kaza ve hem de keffâret îcâpeder. Ancak, cima, zoraki yapılmışsa, kadına keffâret Sazım gelmez: yalnız kaza etmesi gerekir.
Keza, kadın bu işe zoraki başisf; sonra da gönlü olursa, yine ona keffâret lâzım gelmez; yalnız kaza ^rmesi gerekir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da bu/Iedir.
Bir çocuk veya bir deli ile nefsini tatmin eden yahut zina eden kadına, bil İttifak ihern kaza !hem de keffâret gerekir. Zâhidî´de de böyledir.
Gıda veya deva olan bir şeyi kasden yiyen bir kimseye keffâret lâzım gelir. Ancak, gıdalanmak veya devâlanmak kasdı olmadan yenilen şeylerde — sadece kaza lâzım gelir. Hızânetü´l - Müftîn´-de de böyledir.
Oruçlu olan bir kimse, ekmek ve yemek yediği; su, yağ veya süt içtiği; meyve, misk, zâferan veya kâfur yediği zaman, bize göre !bu kimseye, hem kaza hem de keffâret lâzım gelir Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Keza; sirke, deve sütü; asfer, za´ferân. bakla, kavun, karpuz, üzüm, üzüm çubuğu ve şeker kamışı sularını içmek de, hem kaza ve ´hem de keffâret gerektirir.
Yağmur, kar ve dolu suyunu kasten yutan kimseye de, hem kaza ´hem de keffâret lâzım gelir.
Keza, tin-i ermeni denilen çamuru deva için yemek; yenilmesi âdet haline getirilmiş kuru bir çamuru yemek; yağ ile yuğrulmuş darı unu yemek; küçük ´bir karpuzu —tümüyle— yutmak da hem kazâys ve hem de keffâreti gerektirir.
Keza, çiğ et ve çiğ iç yağını yemek de, muhtar olan kavle göre keffâreti gerektirir. HızânetO´l - Müftîn´de de böyledir,
Kaynatılmış arpa yutan kimseye de, keffâret gerekir. Fakat, arpa kaynamış olmazsa, keffâret gerekmez. Çünkü, kaynatılmış arpanın yenilmesi âdettir; kaynatılmamış arpanın yenilmesi ise âdet değildir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Yağa veya pekmeze katılmış darı ununu yemek de. keffâreti gerektirir- Buğday da böyledir. Huiâsa´da da böyledir.
Bir kimse, mısırın sömeğîni yerse, Zendûsî´ye göre, — onda tat olması ve yiyen kimsenin de. bu tattan lezzet alması söz konusu olduğundan— keffâret gerektirir. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.
—Taze— üzüm çubuğu yaprağı gibi, yenilen cinsten olan, bir ağaç yaprağını yemek de, hem kazayı, hem de keffâreti gerektirir. Eğer yaprak, yenilen cinsten olmazsa, bu durumda, —keffâret değil— sadece kaza lâzım gelir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.
Bütün otlar hakkındaki hüküm de böyledir. Yâni ,ot!ar yenilen cinsten olurlarsa, hem kazayı, hem de keffâreti icâbettirir; yenilen cinsten olmayan otlar ise, — keffârati değil, sadece — ka-zâyı gerektiril. Tebyîn´de de böyledir.
Bîr tek üzüm tanesini, çiğneyerek yiyen kimseye hem kaza hem de keffâret icâbeder.
Üzüm tanesini çiğnemeden yutan kimseye de, —-özümün çöpü olsa da, olmasa da—hem kaza, hem de keffâret gerekir. Bu hususta âlimlerin görüş birliği vardır. Ebû Süheyl ise; «Çöpü ile birlikte — çiğnenmeden— yutulan üzümden dolayı keffâret lâzım gelmez.» demiştir. Zâhîrîyye´de de böyledir
Taze, (yaş) badem yutan kimseye de k-effâret iâzim gelir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Bademi veya cezivi, —ister taze olsun, ister kuru olsun —
çiğneyerek yutan kimseye ´keffâret gerekir, Mi´râcü´d - Dirâye´cte de böyledir,
Tuz yutmak keffâreti gerektirmez. Ancak, bunu âdet hâline getirmiş olan bir kimse, tuz yutarsa; ona keffâret gerekir Tebyîn´de de böyledir
Muhtar olan kavle göre. tuz yemek ise keffâreti gerektirir Sadrü´ş - Şehîd: «Bu görüş sahihtir.» demiştir. Ebi´I - Mekârİm´in Nikâye Şerhi´nde de böyledir. [24]
Bu Konu İle İlgili Bazı Mes´eleler
Ramazanda unutarak yeyip îçen veya clmâ" eden bir kimse, orucum bozuldu zannı ile — ve — kasden yerse, keffâret gerekmez Ebü Hanîfe (R.A)´ye göre, bu kimse unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bilse bile, yine — o zan ile orucunu bozduğu için— bu kimseye keffâret gerekmez. Bu görüş sahihtir. Hulâsa´da 6a böyledir.
Oruçlu iken kusan bir kimse, orucum bozuldu zannr iîe yiyip içerse, kendisine keffâret lâztm gelmez. Fakat, bu kimse, kusmakla orucu yemenin gerekmiyeceğini bilerek yerse, bu durumda kendisine keffâret lâztm gelir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.
Ramazan günü ihtiiam olan kimse, bu durumda orucunun bozulduğunu zannederek, kasden yer içerse, kendisine keffâret gerekmez. Muhıyt´te de böyledir.
Ancak, bu kimse bu durumda orucunun bozulmadığını bilmekte olduğu halde orucunu bozmuşsa, kendisine keffâret lâzım gelir. Zâhîriyye´de de böyledir.
Hacamat yaptırdıktan (kan aldırdıktan} sonra, orucu boztıidu zannı ile. kasden yiyip içen kimseye hem kaza hem de kefaret gerekir.
Ancak, bu kimseye, orucunun bozulduğu fetvası veri´miş olursa, İmâm Muhammed (R.A.Ve göre kendisine keffâret gerekmez
Keza, bu kimseye bu konuda bir hadîs söylenmiş olsa ve bu kimse ona itiınad etmiş bulunsa, yine kendisine keffâret gerekmez.
Ancak bunlara, İmâm Ebü Yûsuf (R.A.) muhaliftir. O´na göre, bu kimse eğer o hadisin te´v ilini biliyorsa kendisine keffâret gerekir. Hidâye´de de böyledir.
Bir kimse ramazan günü, sürme çekinse, yağlansa veya bıyığını yağlasa ve sonra orucum bozuldu zannı ile kasden birşey yiyip İçse, kendisine keffâret lâzım gelir.
Ancak, bu hususta bir bilgisi yoksa ve kendisine bu durumda yemesi hususunda fetva verilmişse, bu kimseye keffâret lâzım gei-mez= Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir misafir (yolcu), öğleden önce, hiç bir şey yeyip içmeden bîr şehre girse ve oruç tutmaya niyyet etse; sonra da kasden cima´ eylese, bu kimseye keffâret gerekmez.
Keza, bir mecnun zevalden önce iyileşse ve —hiç bir şey yememiş olduğu halde— oruca niyyet etse; sonra da cima´ etse. kendisine keffâret gerekmez, Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.
Bir kimse, geceleyin niyyet etmeyip, sabahleyin zevalden (yâni nehâr-ı şer´înin yansından] önce oruca niyyet etse ve sonra kasden orucunu bozacak olsa. bu kimseye yine sadece kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Keşfü´I - Kebîr´de de böyledir
Bir kimse orucunu bozsa ve sonra da oruç tutamayacak kadar hasta olsa, bize göre o kimseden keffâret düşer. Sahih olan budur. Fetâvâyi Kâdîhân´ds da böyledir. Zahîriyye´de; bu görüş esahhtır.» denilmiştir.
Bize göre bu hususta asıl kaide: Bir kimse gündüzün sonunda öyle bir hâl ve sıfatta bufunsa ki. gündüzün başında bu hal ve srfat üzere bulunmuş olsa idi; ortıe tutmaması mubah olacaktı; bu durumdaki kimseden keffâret sakıt otur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.
Ramazan gününde misvak kııllanmiş olan bir kimse, oruca bozuldu zanm^ie ve bilerek yeyip içse, kendisine hsm kaza ve hem de keffâret lâzım geiir. Hulâsa´da d.´- böyledir
Bir kimsenin kıybetini yaptığından dolay; orucu bozuldu zannı ile, iftar eden [= orucunu (bozan) kimseye de. hem kaza hem de keffâret gerekir Bu kimse, bir âlimden fetva almış veya bir hadîs-j şerifi teVil etmiş olsa bile, hüküm aynıdır. Bedâi´de de böyledir. Ulemânın âmmesi de böyle söylemiştir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir*
Kasaen orucunu yedikten sonra havı olan veya oruç tutamıyacak kadar hastalanan bir kadına da keffâret lâzfm gelmez: sadece o oVucu kaza öder
Keza, orucunu kasden bozduktan sonra bayılan k;msenfn üzerinden de keffâret sakıt olur. Serahsî´nin Muhtyt´İnde de böyledir.
«Orucunu kasden bozduktan .sonra, kendisini kasden yaralamış olan kimsenin üzerinden ise keffâret sakıt olmaz.» denilmiştir Sahih oîan da budur. Zahfriyye´rie de böyledir.
Bir ´hayvanla veya ölü bir insanla möcamsntta bulunan bîr kimse, daha sonra da, —bu durumda kendisine keffâret gerekmediğini bile bile— kasden yerse, kendisine hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Ancak, bu şahrs durumu ´bilmemekte ise, —- keffâret değil —. sadece kaza lâzım gelir
Keza, parmağını arkasına veya önüne ithal eden bir kimse, orucunun bozulduğunu zannedip, kasden yese veya kadının güzelliklerine bakan bir kimse, orucunun bozulduğunu zannederek kasden iftar etse, bu haller de kusma gibidir. Yani bu durumda bu hallerin hükmü, kusmanın hükmü gibidir Hulâsa´da da böyledir.
oauç
Lâşe (= pis olmuş hayvan eti) yiyen bir kimseye, eğer lâşe kurtlanmışsa sadece kaza; kurtlanrnamışsa, hem kaza hem de keffâret lâzım gelir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
O Ramazan günü, gündüz vaktinde idânı edilmeye götürülen oruçlu bir kimse, su istese; bir başka şahıs da su verse ve o adam suyu içse; sonra da affedl-Isc. Şeyhü´l - İmâm Zehlrüddln: "ö kimseye keffâret lâzım gelir.» demiştir.
Ramazan günü, gündüz vaktinde kasden karısı ile cima´ eden ´bir kimseyi, devlet başkanı zoraki ve mecburi bîr yoculuğa çıkarmış olsa bile, zâhırü´i - usûlde bu kimsenin üzerinden keffâret sakıt oirnaz. Zâh r yyG´d& de böyledir. [25]
5- ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN ÖZÜRLER
1- Yolculuk:
Ramazanda yolculuğa çıkacak olan bir kimse, geceden oruca niy-yet etmiyebilir. Ancak oruca başladıktan sonra o gün yolculuğa çıkan kimse için, o ilk gün orucunu bozması mubah olmaz.
O Böyle bir durumda yolculuğa çıkmış olan kimsenin orucuna devam etmesi gerekir. Şayet, devam etmeyip; yolculuğa çıktıktan sonra iftar etmiş olursa; bu kimseye — keffâret değil— sadece kaza gerekir. Ancak, önce orucunu bozup, sonra yolculuğa çıkan kimsenin durumu böyle değildir. Bu durumda olan bir kimseye hem kaza ve ve hem de keffâret lâzım gelir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.
Bir kimse, günün başlarında, kasden orucunu bozmuş olsa ve bundan sonra da devlet başkanı kendisini cebren sefere çıkarsa, zâhirü´r-rivâyede bu kimseden —bu durumda bile— keffâret sakıt
Bu kimse, bu durumda kendi isteği ile yolculuk yapmak istemiş olsa bile, kendisinden keffâretin sakıt olmıyacağı hususunda rivayetlerde., ittifak vardır Hulâsa´da da böyledir
Ramazan ayında yolcuiuğa çıkmış olan bir kimse, unuttuğu bir şeyi almak için evine geri dönmüş olsa ve orucunu bozduktan sonra tekrar yola çıksa, —kıyâsen— onun üzerine de keffâret îcap eder. Çünkü, bu kimse yolculuğu terk etmiş olmaktadır. Fakîhde: «Biz bunu kabul ederiz.» demiştir. [26]
2- Hastalık:
Oruç tutmamayı mübâh kılan özürlerden birisi de hastalıktır.,
Hasta, nefsinin telef olmasından veya bir azasını kaybetmekten korkarsa, bil - icmâ´ iftar eder (~ oruç tutmaz).
Hastalığının artmasından veya uzayıp geç iyi olmasından korkan kimse de, bize göre İftar edebilir. Yani oruç tutmayabilir. Bu durumlardan dolayı iftar eden (—orucunu bozan) kimseye, —keffâret değil— sadece kaza lâzım gelir. Muhiyt´te de böyledir.
Hastalık, bîr kimsenin —kendisinin— içtihadı ile belli o.ur. Bu hususta ictihad, mücerred vehm f= ihtimal) ile değil, hastalığın alâmetlerinden bu kimsede zann-ı galip meydana gelmesi ile mümkündür. Hastalık tecrübe ile veya fışkı zahir olmayan müsiüman bîr bîr doktorun haber vermesi ile de bilinebilir. Fethü´İ - Kadîr´de de böyledir,
Oruç tutması sebebi ile hasta olmakîan korkan bir kimse de hasta gibidir. Tebyîn´de de böyledir
Keza, ´ağır sıtma nöbetine tutulan kimse, —henüz sıtma zuhur etmeden — orucunu bozacak olsa, bunda bir beis yoktur. Fet-hü´I Kâdîr´de de böyledir.
Fakat, gün aşın sıtmaya tutulan kimse, mutad gününde sıtma nöbetinin gelmesi ile, kendisini zayıf düşüreceğini tevehhüm ederek orucunu boğduzu halde, —o gün— sıtma zuhur etmese kendisine keffâret de lâzım gelir, Hulâsa´da da böyledir. [27]
3- Hamilelik Ve Çocuk Emzirmek:
Oruç tutmamayı mubah kılan özürlerden biri de, kadının hamile olması veya çocuk emzirmekte bulunmasıdır
Hamile olan veya çocuk emziren kadınlar, kendi nefsinden veya çocuklarından korkarlarsa, oruç tutmayabilirler veya iftar edebilirler. Bu durumdaki kadınlara keffâret gerekmez; oruçlarını kaza «derler. Hulâsa´da da böyledir.[28]
4- Hayız Ve Nifas Hali:
Hayız ve nifas hallerinde bulunan kadınlar iftar ederler. Hî-dâye´de de ´böyledir.
Bir kadın hayız günü diye, başladığı orucu bozsa ve o gün hayız olmasa, zahir-î rivayete göre. bu kadına keffâret lâzım gelir, Zâhîriyye´de de böyledir.
Geceden temizlenmiş olan kadın, müteakip günün orucunu tutar. Bu hayzının müddeti on gün olanlar içindir. Hayzının müddeti on günden aşağı olan bir kadın, da gecenin yıkanacak kadar bir bölümüne yetişirse, orucunu tutar. Fakat, kadın yıkanma işini bitirene kadar, fecir doğarsa; bu kadın o gün oruç tutmaz. Çünkü, bu yıkanma müddeti, hayız müddetinden sayılır. Bu söylediğimiz husus ise, hayız müddeti on günden az olan kadınlar hakkındadır. Setahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [29]
5- Şiddetli Açlık Veya Susuzluk :
Oruçlu ´bir kimse, açhktan veya susuzluktan dolayı helak olacağından veya aklına noksanlık geleceğinden —tecrübesine, bir alâmete veya müsiüman bir doktorun sözüne dayanarak— korkarsa, bu kimse, orucunu —daha sonra kaza etmek üzere— bozabilir.
Çalışmasından dolayt zayıf düşen ve oruç tutarsa helak olacağından korkan kimse de, iftar edebilir Aynı durumda olan. cariyeler hakkında da hüküm böyledir
Devlet başkam tarafından şîddetli sıcak günlerde çalışmaya götürülen kimse de, helak olmaktan veya aklına noksanlık gelmesinden korkarsa. İftar edebilir, Fethü´İ - Kadîr´de de böyledir. [30]
6- İhtiyarlık:
Oruç tutmaya gücü yetmeyen çok yaşlı kimselere «Şeyhî fânî» denir. Bu durumda olanı kimseler oruçlarını yerler ve ´her günün orucu İçin —keffârette olduğu gibi— bir fidye verirler yâni her günün orucu İçin bir fakirin karnını doyururlar, Hidâye´da de böyledir. Yaşlı kadınlar için de hüküm aynıdır
Şeyhi fânî, ölümüne kadar her gün kuvveti noksanlaşan kimselerdir ki, ´bunlar tekrar kuvvet bulamadan vefat ederler. Bahrü´r-Râık´ta da böyledir.
Bu durumda olan kimseler, fidyelerini dilerlerse ramazanın başlarında, bir defada verirler; isterlerse bunu ramazanın sonuna bırakırlar. Nehrii´l – Fâık’ta da böyledir.
Fidye verdikten sonra, oruç tutmaya gücü yeter hâle -gelen yeşlı ´bir kimsenin verdiği fidyenin hükmü batıl olur. Bu kimsenin önceden tutamamış olduğu oruçlarını kaza etmesi gerekir. Nihâye´ds de böyledir.
Bir kimsenin üzerinde yemin keffâreti orucu veya katil keffâreti orucu bulunsa ve bu kimse ihtiyarlığından dolayı oruç tutmaktan âciz bir halde olsa; bu kimsenin, mezkûr ´keffâretlere bedel olarak, fakirlere yemek yedirmesi caiz olmaz. Çünkü, fidyede aslolan — başka bir şeye bedel olan oruçlarda değil— bizzat tutulamıyan oruçlar için Verilmektedir. Yani, ancak tutulamıyan oruçlar için ve oruç tutabilme ümidi kalmadığı zaman fidye verilebilir. Bu durumda ise, tutulması gereken oruç, başka bir şeyin bedelidir; asıl oruçtan değildir. Bu sebeple, bunun yerine yemek yedirmek —oruç tutabilme ümidi kalmamış olsa bile— caiz değildir. Keza, yemin keffâreti de böyledir. Çünkü, bu da başka bir şeyden bedeldir.
Fakat, üzerinde zıhar keffâreti veya ramazan keffâreti bulunan bir kimse, eğer fakir olmasından dolayı köle aza d etmekten ve yaşlılığından dolayı da oruç tutmaktan âciz olursa; bu kimsenin bu durumda — bunlara bedel olarak— altmış fakiri doyurması caiz olur. Çünkü bunların oruçtan bedel olduğu nasla sabittir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.
Hastalık veya yolculuk gibi bir özürden dolayı ramazan orucunu tutamayan bir kimsenin hastalığı veya yolculuğu ölünceye kadar devam etse; bu kimsenin —tutamadığı— bu oruçlarını kaza etmesi gerekmez. Ancak, bu kimsenin tutamadığı oruçları yerine, fakirlere yemek yedirilmesini vssiyyet etmesi sahih olur. Bu vasiyyett, malının üçte birinden yerine getirilir. Yani, —malının üçte birinden — fakirlere yemek yedirilir.
Fakat, ´bu kimse hastalıktan kurtulursa veya yolculuktan dönerse ve tutamadığı oruçlarını tutabilecek vakit de bulursa; bu şahsın, tutamadığı bu oruçlarının tamamını kaza etmesi gerekir. Ancak, bu oruçları tutmadan, ölüm gelirse, fidye verilmesini varislerine vasiy-yet eder. Bedâi´de da böyledir.
Bu durumda olan kimsenin velîsi, tutamadığı her oruç için, fakire yarım sa´ buğday veya bir sa´ hurma veya arpa verir. Bedâi´de de böyledir.
Bu durumda olan bir kimse, vesiyyet etmemiş olsa bile, varislerinin, —-bu fidyeler İçin— teberruda bulunmaları caiz olur. Ancak, vasiyyet yoksa, vârisler üzerine hiç bir şey lâzım gelmez. Yâni, varisler fidye vermeye zorlanmazlar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bu durumda, ölen kimsenin yakınları, onun yerine oruç tutmazlar. Tebyîn´de de böyledir.
İyileşen ´hastalar ve yolculukları sona eren yolcular, sıhhat veya İkâmetleri sırasında, daha önce tutamadıkları oruçları kaza ederler. Bunda ihtilaf yoktur; âlimlerin ekserisinin görüşü budur. Sahih olan da budur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir-
Bir kimsenin birinci ramazandan kaza borcu olduğu halde ikinci bir ramazan girmiş olsa, o kimse edayı kaza üzerine takdim eder. Yani, önce yeni giren ramazanın oruçlarını edâ etmesi gerekir.
Râzî, arkadaşlarımızın : «Nafile olan oruçlarda da, özürsüz olarak iftar etmek helâl olmaz.» dediklerini nakletmiştir. Kâfî´de de böyledir. Bu görüş sahihtir. Zahir-i rivayet de budur.
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´den gelen rivayetlere göre, — nafile oruçlar hakkında — ziyafet de bir özürdür. Zahir olan budur. «Bu -hususta takip edilmesi uygun oian yol şudur: Eğer, ziyafet sahibi bir kimsenin —ziyafette— hazır bulunmasrndan memnun olacak ve f3kat iftar etmemesinden üzüimeyeeekse, bu kimse iftar etmez. Ancak, iftar etmemesi hâlinde davet sahibi olan şahsın üzüleceğini bilirse, bu durumda iftar eder. Sonra daa bu orucu kaza eder.» demişlerdir.
Büyük âlim Şemsü´l - Eimme Halvânî: «Bu hususta söylenilen-İerin en güzeii : «Eğer o kimse, ileride bu orucu kaza edeceğinden emin olursa, din kardeşinden eziyyeti kaldırmak için iftar eder. Ve eğer, bu orucu kaza etme hususunda nefsinden emin olmazsa —iftar etmemesi ziyafet sahibine eza olsa bile— iftar etmez.» demiştir.
Bu hal, iftarın zevalden önce olacağına göredir. Eğer ziyafet zevalden sonra ise, —nafile oruç tutan kimse, bu ziyafet sebebi— ile ´İftar etmez. Ancak, bu durumda iftar etmemesi, ana ve babaya karşı gelmek şeklinde tezahür ederse, o kimse yine iftar eder. Muhiyt´te de böyledir.
Nafile oruçlarda —bir zıyafetde— misafir otmak özür sayıldığı ´gibi, ev sahibi olmak da özür sayılır. Vikâye´de de böyledir.
Ziyafet., vacip olan oruçlarda özür sayılmaz, Nihâye´de de böyledir.
Ramazan ayının ´bazı günlerinde iyileşen bir mecnûnun, — bu ramazanda, cinnetinden doiayi— tutmadığı oruçlarını kaza etmesi lâzım gelir. Ancak, cinnet hâli ramazan ayının tamamını kapsarsa, —-daha sonra iyileşse bile— bu kimsenin o oruçları kaza etmesi gerekmez. Cinnetin bulûğa ermiş veya bulûğ çağına yaklaşmış olan kimselere gelmesi arasında, zâhîr-i rivâyet´e göre bir fark yoktur,
Bîr mecnûn, Ramazan ayının son günü zevalden önce, iyileşmiş olsa da, kendisine kaza lâzım gelmez. Sahih olan görüş budur, Kifâye´de ve Nihaye´de de böyledir.
Ramazanın tamamını baygın geçiren kimse —daha sonra — onu kaza eder. Bu, bil - icmâ1-böyledir. Mî´râcü´tj - Dirâys´de de-böyİe-dir.
Bir kimse, güneş battıktan sonra bayılmış veya tecennî etmiş olsa ve hu hali de günlerce devam etse; bu şahsın, o gecenin gündüzüne ait oian orucu kaza etmosi gerekmez. Çünkü, eğer o craca niyyet etmiş olduğunu bilseydi, —durumu— açıktı. Bunu bilmiyorsa, açık olan hâli niyyettir; ve amel halin zahiridir. Meselâ : Bu kimse, ramazanda yolculuğa çıkmış olsaydı, iftar eder ve sonra da — bu orucunu— kaza ederdi. Çünkü, o şahsın hâlinin zahiri, niyyet edip etmediğine delâlet etmemektedir. Zâhidî´de de böyledir.
Ramazanda düşmanla savaşacağını bilen ve bu sebeple zayıf düşeceğinden korkan bir gazi, iftar edebilir. Serahsî´nin Muhryt´-İnde de böyledir.
Harbin olacağı kesin olarak belli olmasa bile, yine bu gâzi-ye keffâret gerekmez. Çünkü, savaşta kuvvetli bulunmak için iftarı öne almaya ihtiyaç vardır. Halbuki, hastalık böyle değildir. Zâhîriy-ye´de de böyledir.
Nafakasını — san´ati ile — kazanmrya muhtaç olan bir san´atkâr; oruçlu iken san´atı ile uğraşınca, zarara uğrayacağını bilirse, bu şahsın iftar etmesi de mubahtır. Kunye´de de böyledir. [31]
6- NEZİRLER (=ADAKLAR)
Şartsız nezir sahih olmaz.
Nezrin sahih olmasının şartları şunlardır:
1- Bir nezrin sahih olması için, şer´an, nezredilen bu şeyin cinsînden bir vecîbenin olması gerekir. Bu sebepten dolayı, meselâ : hasta ziyaretini nezretmek sahih olmaz.
2- Nezrediien şey, bizzat maksud olmalıdır; vesîle olmamalıdır. Bundan dolayıdır ki, abdest almayı veya tilâvet secdesini nezretmek sahih olmaz.
3- Nezredilen şey, hâi-i hazırda vecîbe olan bir şey olmamalıdır. Bunun içindir ki, meselâ : «Öğle namazını kılmayı veya başka bir farzı yerine getirmeyi nezretmek sahih olmaz. Nihâye´de de böyledir.
4- Nezredilen şey, nefsi itibariyle maslyet (— günah) olmamalıdır. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir. Meselâ;
Bir ´kimse, «Allah rızası İçin, kurban bayramı günü oruç tutayım.» demiş olsa bile, o gün yer; başka bir gün kaza eder. Çünkü, bu nezir sahihtir. Oruç tutmak, binefsihî meşru´; —o gün tutmak jse— liğayrihî menhîdir. {= yasaklanmıştır.) Çünkü, —kurban bayramı günü oruç —tutmak— Allahu Teâlâ´nm dâ´vetine İcabeti terk etmektir. Ancak, —adağından dolayı— o gün oruç tutmuş olan kimsenin üzerinden, oruç borcu düşer. Yani adağı yerine gelmiş olur. Hidâye´de de böyledir.
5- Yerine getirilmesi mümkün olmayan bir şeyi nezretmenrek de nezrin sıhhatinin şartlarındandir. Meselâ: Bir kimse «dünkü gün oruç tutayım.» diye nezretmiş olsa, bu nezri sahih olmaz. «Bahrü´r Râik´ta da böyledir. Bir kimse : «Filan adamın geldiği gün, Allah rızası İçin oruç tutmak, üzerime nezir olsun.» diye adakta bulunsa; bu kimsenin orucunu yediği gün veya kad:nın hayz olduğu gün o adam gelmiş olsa; İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, bu kimsenin yapacağı bir şey yoktur. Muhtar olan da budur. Strâcîyye´de de böyledir.
«Bu adam, zevalden sonra gelmiş olursa, o şahsın yapacağı bir şeyv yoktur. İmâm Muhammed (R.A.)´e göre böyledir.» denilmiştir. Hulâsa´da da böyledir.
Bir ftimse : «Filân adamın geldiği gün, Allah rızası için —o günün devamında— oruç tutayım.» diye nezretmiş olsa; o kimse de geç gelse, nezreden adama bir şey lâzım gelmez. Ancak, o adam zevalden önce gelmiş olursa ve nezreden kimse de, —o ana kadar — bir şey yememiş ´bulunursa; oruca niyyet eder. Serahsî´nin Muhıyt´-inde de böyledir.
Bir kimse : «Felan adamın geldiği gün, Allah rızası için devamlı oruç tutayım.» diye adamış olsa ve bu adam gelmeden de iftar etmiş bulunsa; bu kimsenin o gün oruç tutması lâzım gelmez. Fakat, o günü takip -eden günde oruç tutması -lâzım gelir. Sirâcü´I - Vehhâc´-da da böyledir.
Bir kimse : «Filan adamın geldiği gün ve filan adamın da, iyileştiği gün oruç tutayım.» diye nezretmiş bulunsa; —gelecek — şahsın geldiği gün, diğeri de iyileşmiş olsa, adak sahibi kimsenin
— sadece-— o gün oruç tutması gerekir; başka bir şey lâzım gelmez. Muhıyt´ts de böyledir.
Bir kimse : «Allah rizası için bir gün oruç tutayım» diye adamış oisa; bil - icmâ´ bu orucu —geciktirecek olsa bile— dilediğî gün tutar. Çünkü, hu şekilde adamakla, o şa!hsa —her hangi— bir gün oruç tutmak vacip o!ur.
«Allah rızası için, iki gün —veya üç gün, veyahut on gön— oruç — bu— sözü sahih değildir.
«Allah rızası için, iki gün —veya üç gün, veyahut on gön— oruç tutayım.» diye adakta bulunan kimsenin, bu oruçları tutması vacip olur Bu ´kimse, bu oruçları İstediği zaman tutar. Dilerse, bu oruçları arka arkaya tutar; dilerse bazan tutup bazan tutmayarak, aralarını açmak sureti ile tutar.
Fakat, bu kimse, bu oruçları adarken, arka arkaya tutmaya niyyet etmiş olursa, bu oruçları arka arkaya tutar.
Böyle, arka arkaya tutmaya niyyet etmiş olan bir kimse, bu günlerden birinde oruo tutmazsa; veya bu ´durumdaki bir kadın hayz olursa; bu oruçları —baştan başlayarak— yeniden tutar. Sirâcü´I - Veh-hâc´da da böyledir.
Bir kimse, ayrı ayrı günlerde oruç tutmayı adayarak bu şekli üzerine vacip kıldıktan sonra, bu oruçları arka arkaya tutmuş olsa; bu caiz oför. Feîâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse : «Allah rızâsı için. ard arda on gün oruç tuta-, yım.» diye adamış bulunsa ve bu kimse on beş gün oruç tutsa, fakat bu arada bir gün iftar etse ve oruç tutmadığı bu günün —ilk— on günde mi, yoks3 —son— beş günde mi olduğunu bilemezse; bu durumda bu şshıs, arka arkaya beş gün daha oruç tutar. Böylece, arka arkaya on gün oruç tutmuş olur, Zahîi-iyye´de böyledir.
Bir kimse : «Allah rızası için, gün ve gün oruç tutayım.» diye adakta bulunmuş oîaa; şayet bu şahıs niyyetî esnasında «ebediyyen- dememişse, — sadece — bir gün oruç tutar.
«Aliah rızası için oruç tutmak, adağım olsun» diyen kimsenin de, bir gün oruç tutması gerekir.
Bir kinişe: «Günl-erce oruç tutmak nezrim oIsutt.» demiş olsa, üç gün oruç tutar. Ancak .niyyeti esnasında daha fazla oruç tutmayı murad etmesi hâli müstesnadır.
Bir kimse: «Çok günlerin orucunu tutarım.» diye nezretmiş olsa ve fakat niyyeti esnasında gün sayısını belirtmemiş bulunsa, bu kimse İmâm Ebû Hanife (R.A.)´ye göre on gün, İmâmeyn´e göre ise yedi gün oruç tutar. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Gün sayısını, niyyeti esnasında belirtmeden : »Allah rızası için günlerce oruç tutmak nezrim olsun.» diyen kimsenin, on gün oruç tutması gerekir. İmâmeyn´e göre bu şahıs yedi gün oruç tutar. Sirâ-cîyye´de de böyledir.
Bir kimse: «(Bid´atü aşere yevmen =) On gün ilâ on dokuz gün oruç Tutayım.» diye adamış olsa; o kimse on üç gün oruç tutar. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.
Bir kimse: «Allah rızası için (keza keza yevmen =) şu kadar, şu kadar gün oruç tutayım.» diye adamış bulunsa, bu kimsenin on bir gün oruç tutması gerekir. Bu kimse, adadığı esnada sâdece (keza, keza´ =0 «şu kadar, şu kadar» demiş bulunsa yirmi bir gün oruç tutması lâzım gelir. Fetâvâyı Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse: «Cum´a orucu tutmak, üzerime nezrolsun.» demiş olsa; bu şahsın yedi gün oruç tutması gerekir. Fakat, bu kimse adaması esnasında «sadece cum´a günü» diye belirtmişse, bu durumda sâdace cum´a günü oruç tutar. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Cum´a günlerinde oruç tutmayı adamış olan kimse İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ´ye göre, on cum´a oruç tutar. İmâmeyrfe göre ise, bu şahsın ömrünün bütün cum´afarında oruç tutması gerekir.
Bir kimse: «Bu ayın cum´alarında oruç tutmak üzerime nezir olsun.» demiş olsa; o ay çıkıncaya kadar bütün cum´aları oruç tutar. Şemsü´l - Eimme Serahsî: «Sahih olan budur.» demiştir. Zahîriyye´-de de böyledir.
Bir kimse: «Allah için, perşembe günü oruç tutmak üzerime nezir olsun.» demiş bulunsa; ´bu kimse — sadece— kendisine en yakın olan perşembe günü oruç tutar. Gelecek perşembe günlerinln hepsinde oruç .tınması gerekmez. Ancak, -gelecek her perşembede oruç tutmaya» niyyet etmiş olması hâli müstesnadır.
Keza, bir kimse: «Sekiz gün cumartesi günü Allah rızası için oruç tutayım.» diye adamış olsa, bu kimsenin, iki cumartesi günü oruç tutması lâzım gelir. Fakat, bu kimse «yedi gün, cumartesini oruç tutayım.» diye nezretmiş olsaydı, yedi cumartesi günü oruç tutması gerekirdi. Çünkü, cumartesi yedi günün içinde bir tanedir; tekerrür etmez. Ve böyle diyen kimsenin sözü, öncekinin sözüne muhalif olarak, sayı üzerine hamledilir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Bir kimse, bütün perşembe günlerinde oruç tutmaya niyyet etmiş olsa ve fakat bu perşembelerden birinde oruç tutmamış bulunsa, o kimsenin bu — tutmadığı — orucu kaza etmesi geretör. Muhiyt´-te´de böyledir.
Bir kimse, çeyh-i fâni oluncaya kacîar, kaza borcunu te´hir etmiş olsa veya ömrü boyunca oruç tutmayı adamış bulunan bir kimse, âciz kalıp bu adağını yerine getiremese veya san´atı İle meşgul olması sebebi ile. bunu yapması, kendisine meşakketli gelse, bu durumdaki kimseler, oruç tutmayıp, her gün bir fakiri doyururlar. Bu kimselerin, —zorluğundan dolayı— bunu yapmaya da güçleri yetmezse, Allahu Teâlâ´dan af dilerler. Şüphesiz ki Allah C.C.) bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
Zamanın zorluğundan {sıcaklık gibi-..) dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyen, —bu durumdaki— kimseler de, oruç tumayıp kışı beklerler ve kışın kaza ederler. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
Bu hüküm, ömür boyu oruç tutmayı adamamış olan kimseler içindir. Hulâsa´da da böyledir,
Bir kimse : «Allah rızâsı için on gün oruç tutayım.» demeyi murad ettiği halde, ağzından «...Bir ay oruç tutayım.» sözü, çıkmış olsa; bu kimsenin bir ay oruç tutması gerekir. Çünkü, nezirde kasıd-la, kasdm dışındaki söz müsâvîdir
«AMah rızası için, bir ay oruç tutmak üzerime nezir olsun.» diyen kimsenin, otuz gün oruç tutması lâzım gelir. Burada ay otuz gün olarak belirlenir. Nezreder etmez, hemen oruca başlamak gerekmez. Burada orucu tehir etmekten dolayı günahkâr olunmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
fetAvAyi hindîyye
Bir kimse : «Bu ayın orucunu tutmak, bana nezir olsun,» demiş olsa, bu kimse, o ayın kalmış bulunan günlerinde oruç tutar. Adarken, bir ay oruç tutmayı adamış olursa, bu niyyetini yerine ga-tirir. Muhıyt´te de böyledir.
Arka arkaya olmak üzere, bir ay oruç tutmayı adamış olan kimsenin, bu orucu arka arkaya —hiç ara vermeden— tutması gerekir.
Fakat, mutlak olarak bir ay oruç tutmayı adamış bulunan kimse, muhayyerdir: Dilerse peş peşe tutar; dilerse bazan yeyip, bazan tutarak otuz güne tamamlar. Bu durumdaki bir kimse, —belli bir — ayda oruç tutmaya başlasa da, arada bir orucu yemiş olsa, bu yediği orucu kaza eder; —baştan başlayıp, hepsini— yeniden tutması gerekmez. Bu durumda, tamamını iftar etmiş olan kimse de muhayyerdir r Kaza ederken, dilerse ayrı ayrı tutar; dilerse arka arkaya.tutar. Zâhidî´de de böyledir.
Bir kimse : «Şevval, zil-ka´de ve zil-hicce aylarında Alları rızâsı için oruç tutmak nezrim olsun.» demiş bulunsa, bu oruçları, mezkûr ayların hilallerine bakarak tutar. Zil-ka´de ve zil-hicce otuzar gün, şevval yirmi dokuz gün olursa, bu şahsın beş gün daha oruç tutması gerekir. Bu beş günün, bir günü /ramazan bayramı, dört günü de teşrıyk günlerinin yerinedir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse, Allah rızası için üç ay oruç tutmayı adaşa ve bu üç ayı da şevval, zilkâde ve zil-hicce olarak belirlese bu durumda zil-kâde ile zil-hicce otuzar, şevval ise yirmi dokuz gün olsa, bu kimsenin altı günün orucunu kaza etmesi gerekir. Hulâsa´da da böyledir.
Bir kimse : «Allah rızâsı için, ramazan ayının misli (kadar) oruç tutmak, üzerime nezir olsun.» demiş olsa ve bunu arka arkaya tutmaya niyyet etmiş bulunsa, bu kimsenin, arka arkaya bîr ay orııo tutması gerekir.
Eğer bu kimse, «ramazan ayının misli» derken, buradaki benzetişi ile ramazan ayının, sayısı kadar oruç tutmayı kasdetmiş olursa veya bu ko;.uda hiç bir niyyeti bulunmazsa, bu şahsın otuz gün oruç tutması gerekir ve bunu isterse arka arkaya, isterse ayrı ayrı tutar. Muhıyt´te de böyledir, Nevâzîl´de : «Biz bunu kabul ederiz.» denilmiştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.
Keza bu kimse «ramazanın misli- tabiri |le, onun farz oluşunu irâde eylemişse, yine ayrı ayrı tutar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bîr kimse : «Allah rızası için bu sene oruç tutayım,* diye nezretmiş olsa; ramazan ve kurban bayramının —ilk— gönleri ila teşrıyk günlerini, sonradan kaza eder. Hidâye´de de böyledir.
Bu —hüküm— bu şahsın ramazan bsyramından önce, bu şekilde niyyet etmiş olması halindedir. Şayet, o kimse şevval ayında, bu şekilde söyliyerek niyyet etmiş olursa, ramazan bayramının — ilk— gününü kaza eylemez.
Keza, bu kimse teşrıyk günlerinden sonrar bu şekilde —söyliyerek— niyyet etmiş olursa, bayram ve teşrıyk günlerini kaza etmesi gerekmez. Gâyetü´l Beyân´da da böyledir.
Bir kimse : «Allah rızâsı için, bir sene oruç tutayım.» dese ve fakat ´bu senenin hangi sene olduğunu belirlemese, ayları ile tutarak seneyi tamamlar ve otuz beş günlük orucunu da kaza eder. Bu otuz ´beş günün, otuzu ramazan, beşi de bayram ve teşrıyk günlerinin yerinedir
«Allah için, arka arkaya bir senenin orucunu tutmak üzerime nezir olsun», diyen kimsenin —bu niyyeti ile— durumu, «Allah için — bi aynihî— şu seneyi oruçlu geçirmek nezrim olsun.» diyen kimsenin durumu gibidir. Bu kimsenin ramazan ayım kaza etmesi lâzım gelir Çünkü, ramazan ayı, arka arkaya bir yılın dışında değildir. Hu-(âsa´da da böyledir.
Bir kadın, —adamak sureti II«— belli bir seneyi oruçlu geçirmeyi üzerine vacip eylemiş olsa; fau kadın hayz olduğu günlerin orucunu sonradan kaza eder. Çünkü, hayızlı olduğu günler, —oruç tutmayı adadığı— senenin dışında değildir Sahih olan budur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Oruç tutmanın adandığı sırada «dehren» denilmiş olsa; bu kelime burada «bir sene» veya «ömür boyu» manasına gelir. Fethü´l-Kadîr´de de böyledir.
Bir şarta ta´lik edilmiş (= bağlanmış) olan bir nezir, o şartın meydana gelmesinden önce edâ ediimez; edilmiş olsa bile caiz olmaz. Bu, bil-icmâ´ böyledir
Bir vakte izafe edilen, bîr nezir fse, o vakit gelmeden eda" edifa-bilir. Şöyle ki: Bir kimse, recep ayını oruçlu geçirmeyi nezretse de, onun yerine rebiüi-evvel ayını oruçlu geçirse; böyle yapması İmâm Ebû Yûsuf´un kavline göre caiz olur. Bu kavil, aynı zamanda İmâm-i A´zam Ebû Hanîfe´nin de kavlidir, imâm Muhammed´e göre ise, bu caiz olmaz. Muhıyt´te de böyledir.
«İyiieşirsem oruç tutarım.» diyen Dlr kimseye, "Allah rızesi İçin, oruç tutmak üzerime nezir oisun.» demedikçe, bir şey lâzım gelmez. Kıyasa uygun olan budur. İstihsanda ise : «Bu kimsenin oruç tutması gerekir.» denilmiştir. Fakat, bu kimse sözünü bir şarta ta´hk etmezse, o kimseye kıyâsen de, istihsânen ds, bir şey vacip olmaz. Zahîriyye´de de böyledir.
Bîr kimse, beiîi bir ayı oruçlu geçirmeyi nezrederek, o,ay oruç tutmayı kendisine vacip ey I ese, ancak o ay gelmeden bu kimse öise, bu kimsenin o ayın her bir gününün orucu için fakire yarım saT (= 520 dirhem) buğday ıt´âm edilmesini vasiyyet etmesi gerekir Ayın belirli bir ay olması ile olmaması arasında bir fark yoktur.
Hasta bir kimse : «Allah rızâsı için. bir ay oruç tutmak üzerime nezir olsun.» demiş oisa ve bu şahıs sıhhatine kavuşmadan ölse, -kendisine hie bir şey lâzım gelmez. Ancak, bu şahıs, bir tek gün bile, iyileşmiş olsa, ayın tamamını saviyyet etmesi gerekir. İmâm Muhammed (R.A.) ise: «Bu kimse, sıhhate kavuştuğu günler kadarını vasiyyet eder.´ demiştir. Hulâsa´da da böyledir.
«Allah rızası için, ayın başında ve sonunda peş peşe ıh gön; oruç tutmak üzerime nezir olsun.» diyen kimsenin, ayjn on beşinci ve on altıncı günlerinde oruç tutması gerekir. Fetâvâyl Kadı-hân´da da böyledir.
Bir kimse: «Allah rızası için, recep ayını oruç tutarak g* -çareyim.» diye adakta bulunduktan sonra, zfhar keffâreti oiarak arka arkaya İki ay oruç tutsa vs bu aylardan bîri de recep ayı olsa, bu «keffâret-i zıhari— caiz olur. Ancak, recep ayını -t-nezrinden.dolayı — sonradan kaza etmesi gerekir. Esahh olan budur, Zahîriyye´dc de böyledir. [32]
7- İ’TİKÂF
Bu bab, İ´tikâfın:
a) Manasını,
b) Kısımlarını,
c) Şart ve rükünleri,
d) Edeblerini,
e) Güzellik ve üstünlüklerini,
f) İ´tİkâfi bozan şeyleri ve
g) İ´tikâf için zararlı olan şeyleri, ihtiva etmektedir. [33]
a) İtikâfin Manası:
İ´tikâf: Bir mescid-i şerîfde veya mesci´d hükmündeki bir yerde, i´tikâf niyyeti ile ikâmet etmektir. [34]
b) İtirafın Kısımları:
İ´tlkâf:
1- Vacip,
2- Sünnet-î müekkede,
3- Müstehâb olmak üzere üç kısma ayrılır.
Bir şarta bağlı olarak veya bir şarta bağlı olmadan adanmış bulunan i´tikâf, vacip olan i´tikâftır.
Ramazan-ı şerifin son on günündeki i´tikâf İse (kifâye yolu ile) sunnet-i müekkededir.
Bu ikisi dışında, —başka zamanda— bir mesctdda ibâdet n;y yeti i!e yapılan i´tikâf ise, müstebab olan i´tikâftır. Fethü´I - Kadîr´do de böyledir. [35]
c) İtikâfın Şart Ve Rükünleri:
1- Niyyet: Niyyetsiz i´tîköf. h´.l - icmS" cûa olmaz. Mi´râ-cü*d - Dirâye´de de böyledir.
2- İ´tikâf mescidde yapılmalıdır: Ezan okunup, kamet getirilen her mescidde i´tikâf yapılabilir. Sahih olan budur. Huîâsa´da böyledir. [36]
Hangi İ´tikâf Daha Efdâldir
İ´tikâfin en efdali, Mescîd-i Hsrarn´da f= Beytullah´da = Kâ´be´de) yapılan i´tikâftır. Sonra, i´iikâfîar fazilet dereceleri i´tiba-riyle şöylece sıralanır: MescîcS-i Nebî´de {= Medînc-i Münevvere´-deki Ravza-i Muta-hnara´da), sonra Kudüs´teki Mcscid´i Aksâ´da, sonra camilerde ve sonra da cemâati çok olan mescid´erde yapılan i´ti-kâflar efdaldir. Tebyîn´de de böyledir.
Kadınlar, kendi evlerinin mescidinde (= namaz kıldığı odasında] i´tikâf yaparlar. Bu durumda, i´tikâf yaptıklar: yerler kadınlar hakkında cemaatin namaz kıldığı mescidfer gibi olur. Kadınlar, zaruri ve insani ihtiyaçları olmadıkça, — i´tikâf müridetînce —• buradan çıkmazlar, Mebsût Şerfıî´nde de böyledir.
Kadınların, dışarıdaki mescidlerde f´tifcâfa girmeleri caizdir ve fakat bu mekruhtur. Serahsî´nin Muhıyt´indo de böyledir.
Kadınların evlerinde i´tikâf yapmaları, mescidde Tîikâf yapmalarından; mah~İ!e mescidinde i´tikâf yapmaları da, büyük rnescid-de i´tikâf yapmalarından daha efdâldir. Evinde i´tikâf yapacak oian kadın, nama kılmaya tahsis edilmiş bir yer yoksa: evinde namaz kıldığı yerin hâricinde i´tikâf yapabilir
Bîr kadının evinde mescid yoksa, bir yeri mescîd ittiha edip, orada i´tiköf yapar. Zâhidî´ds de böyledir.
3- İtirafın şartlarından bîri de oruçtur: Oruçlu olmak, vacip olan i´tikâflar için şarttır ve lâzımdır. Zâhirü´r - rivây-ede, bu hususta İmâm Ebû H&nîfe (R.A.)´den bir rivayet vardır. İmâmeyn (R.A.)´in kavillerine göre : Nafile olan İ´tikâfîarda oruç şart değildir. Hatta, mescide girmiş bulunan bir kimse, ordan çıkıncaya kadar i´ti-kâfa nlyyet etmiş olsa, bu büe sahih olur. Tebyîn´de de böyledir.
Bir kimse, bir gece ve bir gündüz i´tikâf etmeyi nezretmiş olsa ve fakat o gün oruç tutmasa, bu —i´tikâfı— sahih olmaz.
Bir kimse, şayet: «Allah rızâsı için, oruçsuz olarak bir ay i´tikâf yapayım.» diye nezretmiş olsa; bu kimsenin hem i´tikâf yapması ve hem de oruç tutrnas; iâsım gelir. Zahîriyye´de de böyledir.
Orucun kendisinin bulunması şart kılınmıştır; i´tikâf yönünden oruç şart kılınmamıştır. Hatta, bir kimsenin ramazan i´tikâfını nezretmesi de sahihtir. Zshıyrs´a´e de böyledir.
—Ramazan i´tikâfını nezreden— bir kimse, ramazan orucunu tutsr da, i´tikâf yapmazsa; >bu kimsenin diğer bir ayda ard arda ol-. mak şartı ile i´tikâf yapması ve bu i´tikâf günlerinde de- oruç tutması gerekir. Mtslıtyt´te. de böyledir.
Bu kimse, eğer ikinci ramazan gelene kadar î´tikâfa girmez, ve bu gelen ramazanda i´tikâfa girerse, caiz olmaz (Nezri yerine gelmiş bulunmaz.) Çünkü, oruç o kimsenin zimmetinde borç olmuş olmaktadır.´Bunun, da vaktini zayi etmiş olduğu İçin, bu oruç binefsihî maksûd olmuş bulunmaktadır. Maksûd olan ise, başkası ile edâ olunmaz. Hatta, bir ay i´tikâfa girmeyi nezretmiş olan bir kimse, sonra da ramazanda i´tikâf yapsa, bu caiz olmaz. (Yani, nezri yerine gelmiş bulunmaz.) Bu kimse, oruç tutmasa ve o ayın orucu ile beraber, i´tikâfını da kaza etse, bu caiz olur. Çünkü kaza, edâ gibidir. Serahsî´-nîn Muhıyt´inde de böyledir.
Nafile oruç tutmaya niyyetli olarak sabaha erişen bir kimse, gündüzün bir bölümünde «Allah İçin i´tikâf yapmak üzerime nezir olsun.» dese, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´nın kavline göre, o kimsenin î´tikâfı kıyâsa göre olmaz. Çünkü, —adanan bu,— İ´tikâf vaciptir. Bu da ancak vacip olan bir oruçla sahih olur. Halbuki, bir kimsenin —önceden niyyet etmiş olduğu— orucu nafile bir oruçtur ve onu vacip kılmak mümkün değildir. Muhiyt´te de böyledir. [37]
4- Müslüman Olmak, Akıllı Bulunmak, Cünüplükten, Hayız Ve Nifastan Temiz Bulunmak Da İ´tikâfın Şartlarindandir :
Çünkü : Müslüman olmayan, ibâdete ehil değildir. Mecnun (= deli), niyyete ehil değildir.
Cünüp, hayıziı ve nifaslı olanlar ise, mescidlere girmekten men edilmişlerdir.
Bulûğa ermek, i´tikâfm sıhhatinin şartlarından değildir. Yani, akıllı olan çocuğun yaptığı iîtikâf sahih olur.
I´tikâfın sahih oibasi için, erkek olmak ve hür olmak da şart değildir. Kadın, kocasının izni ile; köle de efendisinin izni ile i´tikâfa girebilir ve i´ti kaftan sahih olur. Bedâi´dü de böyledir.
Bir kimse, i´tikâf için hanımına izin verince, artık bundan dönemez ve hanımının i´tikâf yapmasını men etmesi sahih olmaz. Fakat, efendi, kölesine verdiği izinden dönebilir. Böyle yapmakla, efendi kötü bir iş yapmış ve günahkâr olmuş olur.
Mükâtep köle İse, efendisinden izin «İmadan i´tîkâf yapabilir. Efendisinin, mükâtep köleyi i´tikâftan men etme hakkı yoktur. Fetâ-vâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kadın, i´tikâf yapmayı —izinsiz olarak— adamış olsa, bu durumda da kocasının, o kadını i´tikâftan men etme hakkı vardır.
Keza, köle ve cariyeler de, i´tikâfi nezretmiş bulunsalar, efendileri onları —i´tikâftan— men edebilirler. Muhiy´te de böyledir.
Azad edilen köle ve baîne olan cariye, —nezredip yerine getiremedikleri— bu i´tikâflarını kaza ederler. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.
Müntekâ´da : «Bir koca, karısına bir ay i´tikâfa girmesi için İzin vermiş olsa; kadın bu bir aylık i´tikâf süresinin ard arda olmasını istese,´bu durumda (kocası ayrı ayrı olmasını emredebilir. Ancak koca, biaynihî bir ay İ´tikâfa girmesi için karısına izin vermiş olsa, kadın da ard arda olarak i´tikâf yapsa, kocanın onu men etmeye hakkı kalmaz.* denilmiştir. Serâhsî´nin Muhıt´inde de böyledir. [38]
D)- İtikâfın Edebleri
i´tikâf esnasında, hayırdan başka bir şey söylenmemelidir.
Ramazan-t şerifin son on gönünde ve Harem-i Şerif gibi mescidlerin efdâl olanında i´tikâf yapılması daha efdâldir. Sirâcü´I • Vehhâc´da da böyledir,
Mu´tekif (= i´tikâf yapan kimse), Kur´ân ı Kerim okumaya, hadîs-i şerif okuyup öğrenmeye ve öğretmeye, Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Siysrini ve diğer peygamberlerin siyerlerini okumaya, sâlih kişilerin haberlerini okumaya ve dînî vazifeleri yazmaya devam eder. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.
Mu´tekifin, günâh olmayan sözleri konuşmasında da bir beis yoktur. Tahâvî´de de böyledir. [39]
E)- İ´tîkâfın Güzellik Ve Üstünlükleri
O Mu´tekif, i´tikâfta kendisini tamamen Aliahu Teâlâ´nin ibâdetine teslim eder. Onun maksadı, sadece Allah (C.C.Vın ri2âsına yakın olmaktır.
İ´tikâf sayesinde nefis, kulu Allah´a yakın olmaktan men eden dünya meşakkatlerinden uzak kaiır.
Mu´tekif, bütün vakitlerini namaza tahsis etmiş, her an namaza gark olmuş demektir. Çünkü, bil-fill namaz kılmadığı zamanlarda bile, mescidin içindedir ve cemâatle birlikte namaz kılmaya hazırdır; onu beklemektedir.
Mu´tekifler, Kurân-i Kerîmfde vasıfları şu şekilde zikredilmekte olan melekler gibidirler:
«Onlar (=: melekler), Aliahu Teâlâ´nın emrine katîyyen karşı gelmezler ve kendilerine emredilmiş olan şeyleri, harfiyyen yapıp, yerine getirirler.» [40]
«Onlar (o melekler) ki, geca gündüz Aliahu Teâlâ´yı tenzih ve takdis ederler ve onlar (bunları yapmaktan) asla usanmazlar.[41]
— Görüldüğü gibî — mu´teküer, melekler gibidirler.
Mu´tekifin oruçlu bulunmasının şart olması da, i´tikâfm gü-zelliklerindendir. — Çünkü—Oruçlu olan kimse ANahu Teâlâ´nın misafiridir. Nihâye´de de böyledir. [42]
F- İtikâfı Bozan Şeyler :
1- Mazeretsiz Mescidden Çıkmak:
Mu tekîf, bir zaruret olmaksızın, i´tîkâfa girdiği yerden gece veya gündüz vaktinde çıkmaz. Özürsüz olarak — bir saat bile — çıkmış olsa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe [R.A,)şye göre*, o kimsenin i´tikâfı bozulur. Muhıyt´te de böyledir.
Mu´tekîfin, i´tikâf yaptığı yerden, kasden veya sehven çıkmış olması da müsâvîdir, FeJâvâyİ Kâdîhân´da
İ´tikâf yapan kadınlar da, evlerinin mescidîerinden, —zaruret olmadıkça— dışarı çıkmazlar Serahsî´nîn Muhıyt´inde de böyledir.
O Mescidde i´tikâfa girmiş bulunan bir kadını, i´tikâfta İken kocası boşamış olsa, bu kadın evine gider ve kalan kısmı evinde tamamlar. Tebyîn´de de böyledir.
Büyük veya küçük abdest bozmak ve cum´a namazı kılmak için i´tikâf yerinden çıkılabilir. İ´tikâMı için bunlar —meşru — Özürlerdir. Abdest bozmak için çıkmış olan kimse, evine gidebilir. Sonra mescide döner; bunda bir beis yoktur.
Bu durumda, ihtiyacını giderînce hemen mescide dönmek gerekir. Hemen mescide dönmeyip, bir müddet oyalanan kimsenin İ´tikâfı imâm-ı A´zam (R.A.)´a göre bozulur. Muhıyt´te de böyledir.
Bir mu´tekifin, i´tikâfa girdiği mescidin yakınında, bir dostunun evi bulunsa; kazâ-i hacet için o eve gitmesi lâzım gelmez.
Mu´tekifin, biri i´tikâfa girdiği mescide yakın, diğeri ise uzak olan İki evi bulunsa; bazı âlimler; «Uzak olan evine gitmesi caiz olmaz;´şayet giderse î´tikâfı batıl olur.» demişlerdir. Slrâcü´l - Vehhâc´-da da böyledir.
İnsanî bir ihtiyaç için tnescîdden çıkmış olan mu´tekif yavaş yavaş yürür. Nihâye´de de böyledir,
Mu´tekif, i´tikaf yaptığı yerde yer içer ve uyur. Çünkü bunların mescidde yapılmaları mümkündür. Bunlar için dışarı çıkmaya İhtiyaç yoktur. Hidâye´de de böyledir.
İ´tikâfa girdiği rnescidde cum´a kılınmayan bir mu´tekif, eğsr câmî yakınsa, cum´a kılmak için, güneş zeval noktasına varınca çıkar. Bu zamanda çıkması için, zeval vaktini bekleyince, hutbeyi ve cum´ayı geçirtmemiş olmast gerekir. Eğer, bekleyince bunlara yetişe-miyecek olursa, bu durumda zeval vaktini beklemeden, — i´tikâf yaptığı mescidden,— camiye varıp dört rek´at namaz kılacak ve minberin yanma oturacak şekilde— çıkar.
Cum´ayı kıldıktan sonra ise, dört veya altı rek´at namaz kılacak kadar camide ´bekler. Böyle yapması, cum´anın sünnetindeki ihtilâf sebebi iledir. Kâfî´de de böyledir.
Mu´tekif, —cum´a kılmaık İçin— gittiği camide bir gündüz ve bir gece kalırsa veya i´ti kâfini orada tamamlarsa, bu durumda i´tikâfı bozulmuş olmaz. Ancak, böyle yapmak mekruhtur. Sirâcü´l - Veh-hâc´da da böyledir.
Mu´tekif, mescidin yıkılması veya oradan- zoraki çıkarılma gibi bir özür sebebi ile, —i´tikaf yaptığı— mescidden çıkacak olur ve hemen başka bir mescide giderse, i´tikâfı bozulmaz. Bu, istihsân-dır. Badâİ´de de böyledir.
Nefsinin veya malının helak olacağından korkan mu´tekif de mescid´den çıkabilir. Tebyîn´de de böyledir.
Büyük veya küçük abdest bozmak için, mescidden çıkmış bulunan bir mu´tekifi, alacaklısı bir süre hapsetmiş olsa, İmâm-ı A´zam (RA)´a göre bu kimsenin i´tikâfı bozulur. İmâmeyne göre İse, bu durumda, o mu´tekifin i´tikâfı bozulmaz. İmâm Serahsî: «İmâmey-nin kavilleri müslümanlar için bir kolaylıktır.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.
Mu´tekif hasta ziyareti .için, İ´tikâf yerinden çıkamaz, Bah-rû´r-Râık´ta da böyledir.
Cenaze için çıkmış bulunan mu´tekifin de, i´tikâfı bozulur.
Mu´tekif, kendisinden yardım isteyene yardım etmek, boğulmak-. ta olan birini ´kurtarmak, yanmakta olan bir şeyi söndürmek, cihâda gitmek veya şâhidlik yapmak için —mescidden— çıkmış olsa, yine İ´tikâfı bozulur. Tebyîn´de de böyledir.
Mu´tekif, hastalığından, dolayı, bir saat dışarı çıkmış olsa, yine i´tikâfı bozulur. Zahîriyye´de de böyledir.
İ´tikâfı nezrederken (= adarken), ´hasta ziyaretini, cenaze namazını kılmayı veya ilim meclislerinde bulunmayı şart koşan bir mu´tekifin, bunları yapması caiz olur. Tatarhâniyye´de de böyledir.
Bir mu´tekif caminin minaresine çıkmış olsa; bu minarenin kapısı da mescidin dışında bulunsa, yine o mu´tekifin i´tikâfı bozulmaz. Bedâi´de de böyledir.
Bu durumda, mu´tenkifin müezzin olması veya olmaması arasında da bir fark yoktur. Sahih olan budur. FetâvâyI Kâdîhân´da da böyledir.
Mu´tekifin, ehline başını yıkatmak İçin, mescidden çıkmasm-da da bir beis yoktur. Tetarhâniyye´de de böyledir.
Yukarıdaki mes´elelerin tamamı, vacip olan İ´tikâflarla İlgilidir. Nafile olan i´tikâflarda, zahirü´r- rivâyede, bir özür bulunsun veya bulunmasın, mescidden dışarı çıkmakta bir beis yoktur Tuhfe´de: «Hasta ziyareti için ve cenaze namazı için çıkılmasında bir beis yoktur» denilmiştir. Nikâye´de de böyledir. [43]
2- Cima´ Ve Cimâ´ın Davetçileri De İtikâfı Bozar:
Mu´tekifin cima1 etmesi ve onun da´vetçilerini yapması haramdır. Cimâ´m davetçiierl derken, mübaşeret, öpmek, tutmak, boynuna sarılıp kucaklamak, fercinin haricinde cima´ yapmak gibi şeyler kastedilmektedir. Bu hususta gece ile gündüz müsavidir.
Cima´, kasden olsun, sehven olsun; gece olsun, gündüz olsun İ´tikâfı bozar. Cima´ esnasında inzal vâki olsa da, olmasa da, i´tikâf bozulur. Ancak, cimâ´m haricindeki şeylerde Inzâl vaki olursa, i´tikâf bozulur; olmazsa bozulmaz. Bedâi´de de böyledir.
Düşünmekle veya bakmakla meni çıkmış olsa, i´tikâf bozulmaz. Tebyîn´de de böyledir.
Ihtilâm olmakla da İ´tikâf bozulmaz. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
Mescidde gusletmek imkânı varsa, mescidi kirletmemek şartı ile, orada yıkanmakta bir beis yoktur. Aksi takdirde, mu´tekif çıkıp başka yerde yıkanır ve mescide döner. Mescidde abdest almak da, aynen böyledir. Mescid kirlenecekse, mu´tekif abdestini de dışarıda alır. Fetâvâyi Kâdîhân´da ela böyledir. [44]
3- Bayılmak Ve Cinnet Getirmek De İtikâfı Bozar:
İ´tikâfı esnasında, bir kaç gün baygınlık veya cinnet arız
olan bir mu´tekifin i´tikâfı bozulmuş olur. Bu şahıs iyileşince, yeniden i´tikâfa başlar. Hatta, bu hal devam etse de, senelerce sonra zail olsa, bu şahsın yine i´tikâfını kaza etmesi gerekir. Bedâi´de de böyledir.
Ancak, hemen gelip geçen baygınlık ve cinnetten dolayı, —bunlar aralıklarla, böyle tekrar etse bile — i´tikâf bozulmaz.
İ´tikâf esnasında bunayan ve sonra da iyileşen kimsenin de, İ´tikâfını kaza etmesi vâclp olur. FetâvâyI Kâdîhân´da da böyledir. [45]
5- İtikafın Mekruhları:
i´tikâf esnasında, ibâdet itikadı ile susmak mekruhtur. Tebyîn´de de böyledir.
Fakat, susmayı, bir ibâdet telakki etmezse, bir yakınlık İtikadı olmazsa, bu durumda susması mekruh olmaz. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.
Günâh olan sözlerden dili susturmak, İbâdetlerin en bü-yûklerindendir. Cevheretü´n- Neyyire´de de böyledir.
Sövüşmek ve çekişmek, l´tikâfı bozmaz. —Ama bunlar mekruhtur.— Hulâsamda da böyledir.
Mu´tekif, unutarak, gündüz bir şey yemiş olsa, l´tikâfı bozulmaz. Çünkü, bir şey yemenin haram oluşu oruç içindir; i´tikâf için değildir. Nihâye´de de böyledir,
Burada aslolan: Özellikle i´tikâflı için yasaklanmış olan şey, İ´tîkâfa zarar verir; -—sadece— oruçlu için yasaklanmış olan şey ise, i´tikâfa zarar vermez. Bunda ihtilâf yoktur. Gece.veya gündüz; kasten veya sehven, cima´ veya özürsüz mescidden çıkmak gibi şeyler i´tikâfa zarar verir. Oruca zarar veren şeylerin, kasden veya sehven; gündüz veya gsce yapılmaları halinde ayrı ayrı hükümleri vardır. Bedâi´de de böyledir.
Mu´tekifin yiyeceği şeyleri alıp satmasında bir beis yoktur. Bu hususta bir tereddüd de yoktur. Fakat, bunları ticâret kasdı İle yapması mekruhtur. Fetâvâyi Kâdihân´da ve Zehıyre´de böyledir. Sahih olan da budur. Tebyîn´de de böyledir.
Mu´tekifin evlenmesi va müracaatı[46] caiz olur. Cevhe-reîü´n - Neyyire´de de böyledir.
Mu´tekif temiz elbiseler giyinmelidir. Koku sürünmesinde ve başını yağlamasında bir beis yoktur. Hulâsa´da da böyledir.
Mu´tekif, geceleyin sarhoş olsa, i´tikâfını bozmaz. Çünkü bu dinin zararlı gördüğü şeylerden olmakla birlikte, ayrıca, i´tlkâfın mahzurlarından değildir. Başkasının malını yemek de, bunun gibidir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.
Vacip olan bir i´tîkâf bozulduğu zaman, onu kaza etmek vâ-clp olur. Bir kimse, biaynihî bir ay i´tikâfa girmiş ve fakat bîr gününde oruç tutmamışsa, —sadece —o günü kaza eder. Fakat, bu ayın i´tikâfı biaynihî değilse, bu durumda i´tikâfa baştan başlayarak, onu kaza eder. Bu durumda, mu´tekifin i´tikâfını; kendi isteği ile özürsüz olarak, mescidden çıkmak, cima´ etmek, gündüz yemek yemek gibi sebeplerle bozması ile; hastalanmak, ´hayız, cinnet ve uzun süreli baygınlık gibi bir özür sebebi ile veya kendi sun´unun dışında h;r sebeple çıkması arasında bir fark yoktur. Fethu´l - Kadîr´de de böyledir. [47]
İtikâflâ İlgili Diğer Bazı Meseleler :
Nefsine i´tikâfı vacip kılacak olan (— İ´tikâfa girmeyi adayacak) olan kimse, buna yalnız kalbi ile niyet etmekle yetinmemeli; bu niyetini dili ile de söylemelidir. Şemsü´l - Eimme´ye göre, sadece kalb ile niyyet, i´tikâfm vacip olması için kâfî değildir. Münasip olan da budur. Nihâye´de de böyledir.
İ´tikâfa niyyet eden kinişe, i´tikâf edeceği günlerin sayısını cemi1 (= çoğul) sıygası ile vb tesniye (= ikiye delalet eden) sıygası ile söylemişse, bu günlerin gecelerinde veya bu gecelerin gündüzlerinde de i´tikâfta kalması gerekir. Kâfî´de de böyledir,
Üç gün veya daha fazla i´tikâf nezretmiş olan kimse; iki gün i´tikâf nezretmiş olan kimse; üç gece veya daha fazla — gece— i´tikâf nezretmiş olan kimse; veya iki gece i´tikâf nezretmiş olan kimse, bu nezrettiği günleri gece gündüz i´tikâfta geçirir. Sadece gündüzleri zikretmiş olduğu durumda, o gündüzlerin gecelerini; sadece geceleri zikretmiş olduğu durumlarda da, o gecelerin gündüzlerini de İ´tikâfta geçirmesi gerekir. Ancak, böyle yapması için, sadece gece veya sadece gündüz için özellikle bir niyyeti olmaması gerekir.
Şayet, gündüzleri gündüz, geceleri ise gece olarak, özellikle nly-yetinde belirtmiş olursa, bu niyyeti (ne uyması da) sahih olur. Bu durumda, sadece gündüzleri veya sadece geceleri i´tikâfa girer. Be-dâi´de de^böyledir.
Bir kimse, bir gün i´tikâf yapmayı adamış bulunsa, bu bir gündüz demek olur ve ona .gece dâhil edilmez. Fethü´I - Kadîr´da de böyledir.
Vücûbunda gece dâhil olmayan i´tikâfları ayrı ayrı günlerde yapmak caiz olur. Vücûbunda gece ve gündüz dâhil olan i´tikâfları İse, arka arkaya yapmak gerekir. Bedâi´de de böyledir.
Bir ay veya belirli bir ay veytıut otuz gün i´tikâf yapmayı nezretmiş olan kimse, bu i´tikâfını arka arkaya —hiç bir gün ara vermeden •— yapar.
Bir ay i´tikâf nezredîllr ve fakat bu nezir esnasında tevali (= ara vermemek) kasdedilmezse (ve ay da belirtilmemiş olursa); bu durumda nezir sahibi dilediği gibi yapar. [Yani dilerse, peş peşs bir ay i´tikâfta kalır; dilerse ayrı ayrı günlerde l´tikâf yapar.) Zâhîrly-ye´de de böyledir.
l´tikâfa gece ve gündüz dahil olduğu zaman, mu´tekif l´tikâf yapmaya geceden (güneşin gurubundan) başlar. Çünkü, bütün gecelerin, kendisinden sonra gelen gündüze tâbi olması asıldır. Kâfı´do de böyledir.
Bir kimse: «Allah rızâsı için, iki gün İ´ttkâf yapmak üzerime nezir olsun.» demiş olsa; İ´tikâf için. mescide güneş battıktan sonra girer. O geceyi ve o gecenin gündüzünü ve İkinci geceyi ve bu ikinci gecenin gündüzünü de o mescidde geçirir. Güneş battıktan sonra mescidden çıkar.
Günlerce (Üçden fazla) i´tikâf nezretmlş olan kimseler de, l´tikâfa güneş battıktan sonra başlarlar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir kimse, bayram günü i´tikâfa girmeyi adamış bulunsa, bunu başka bir gün kaza eder. Eğer yemin ederek, buna niyyet etmiş olursa, yemininin keffâretini verir. Şayet, bayram günü İ´tikâf yapmış olsa, bu caiz olur; fakat böyle yapmak kötü bir şeydir. Hulâ-sa´da da böyledir.
Üzerine vacip olmayan bir i´ti kâfi yapmakta olan kimse mescidden çıkmış olsa, bir şey gerekmez. Zâhîriyye´de de böyledir.
Belli bir gün veya ayda i´tikâfa girmeyi adamış olan kimse, bu zamandan önce i´tikâf yapsa; veya Mescid-i Harâm´da i´tikâfa girmeyi adamış olan kimse başka bir mescidde i´tikâfa girse, caiz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.
Bir kimse, bir ay i´tikâf adadıktan sonra, Irtidâd etse (= islâm Dininden çıksa), sonra da tekrar müslüman olsa, bu kimseye bir şey lâzım gelmez. Serahsî´nin Muhıyt´İnde de böyledir.
Bir kimse, bir ay i´tikâfa girmeyi mezrettikten sonra Ölmüş olsa, eğer vasiyyet etmişse, bir fakire her gün için yarım sa´ buğday veya hurma veyahut da bir sa´ arpa ıt´am edilir. Sirâciyye´de de böyledir.
Bu kimsenin, bu şekilde vasiyyet etmesi, üzerine vacip olur. Bedâî´de de böyledir.
Bu şahıs vasiyyet etmemiş olsa ve fakat varisleri bunu verseler; bu da caiz olur.
Hasta olan bir kimse, bir ay i´tikâfa girmeyi nezretse ve fakat bu hastalıktan iyileşmeden ölse, buna bir şey lâzım gelmez.. Fakat, bir gün sıhhatine kavuştuktan sonra ölmüş olursa, nezretmiş bulunduğu bir ayın tamamı için, her gününe bir fidye verilir. Sirâciyye´do de böyledir. [48]
Oruçla İlgili Bazı Mes´eleler
Bir kimse, (hicri) 559 yılının ramazan ayında oruç tutmasa; tutmadığı bu senenin orucunu kaza niyyeti ile —sonradan— bir ay oruç tutup bilahare kazaya kalan orucunun 551. yılın orucu olduğunu anlasa İmâm Ebû Halîfe (R.A.)´ye 9öra tuttuğu bu oruç caiz olmaz, Zshîriyye´de ve Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bir gayr-i müslim, dâr-ı harpte müslüman olsa ve orucun farziyetini bilse, bakılır; eğer orucun farz olduğunu ramazandan sonra öğrenmşise,.o kimsenin geçen ramazan oruçlarını kaza etmesi gerekmez. Fakat, ramazan ayı İçinde, orucun farz olduğunu bilmekte ise; bu kimsenin durumu —ramazanda ifâkat bulmuş olan— mecnunun durumu gibidir. Zâhidî´de de böyledir.
Bu kimse, dâr-ı islâmda İhtida etmiş (=: müslüman olmuş) olursa, ihtida ettiği günden sonraki ramazan oruçlarını kaza etmesi gerekir. (Çünkü, islâm yurdunda bu gibi cehalet özür sayılmaz.) Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Bu kimse, zevalden önce mûslûman olmuş olsa ve o vakte kadar da hiç bir şey yememiş bulunsa, o gün nâfîle olarak oruç tutar. Zffhirü´r-rivâye´de bu böyledir. Bu kimsenin tuttuğu bu oruç, nafile olarak sahih olmaz. Çünkü, bu kimsenin o günün evvelinde oruca ehliyeti yoktu. (Yani ona oruç —günün evvelinde— farz değildi.) (Günün sonunda farz olmuşsa da) oruç parçalara bölünmez, Serâhsî-nin Muhıyt´İnde de böyledir.
Zevalden önce bulûğa erişen kir çocuk, şayet o vakte kadar bir şey yememişse, oruca niyyet eder. Bu çocuğun bu orucu da nâ-file olur. Esahh olan budur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.
Râzî: «Gücü yetecek duruma gelince, çocuğa oruç tutması emredilir.» demiştir.
Ebû Ca´fer, Belh´li âlimlerin bu tfıussutakl görüş ayrılıklarım nakletmiş ve : «Eğer oruç çocuğun vücuduna zarar vermiyorsa, esahh olan, ona oruç tutmasını emretmektir. Eğer oruç, çocuğun vücuduna zarar veriyorsa, emredilmez. Emredildiği halde, çocuk oruç tutmazsa, onu kaza etmesi de gerekmez.
Ebû H af s´den soruldu :
- On yaşına geldiği halde, oruç tutmayan çocuk dövülür mü O, şu cevabı verdi:
- Bu mes´ele ihtilaflıdır. Sahih olan ise bunun da namaz gibi olduğudur. (Yani, — hafifçe —dövülür.) Zâhidî´de de böyledir.
Ramazan günlerinden birinin evvelinde, oruç tutmaya mâni bîr hali olup da, sonra o (hali zail olan :her şahıs veya oruç tutmamayı mubah kılan bir hali bulunup da sonradan o ´hali yok olan her şahıs, — ki bu halleri günün evvelinde zail olmuş olsaydı, kendilerine oruç tutmak farz olacaktı — bu gibi şahısların, günün geride kalan kısmı-nı imsak etmeleri (aynen oruçlu gibi geçirmeleri) vacip olur. Bunlar ramazan gününde bulûğa eren çocuk, müsîüman olan gayr-i müslüm, Ifâkat bulan mecnun, tıayızdan temizlenen kadın ve ikâmete ehil olacak şekilde gelen misafir gibi şahıslardır ki, yukarıda söylediğimiz kaideye tabidirler.
Keza, günün evvelinde orucun kendilerine farz olmasının sebepleri bulunan ve oruç tutmaya ehliyeti olan kimseler, kasden orucu yemiş olsalar ve sonradan da pişmanlık duysalar veya şek gönünda iftar etseler de, sonradan o günün ramdan olduğunu anlasalar veyahut da fecir doğmadı zannı ile sahur yemeği yeseler de, sonradan — yemek yedikleri esnada — fecrin doğmuş olduğunu anlasalar; bu gibi kimseler de günün geride kalan kısmında imsak ederler. Bunu oruçluya benzemek îçin yaparlar. Bedâi´de de böytedir.
Keza, nüneş battı diye yiyen ve sonra da güneşi gören kimse; hatâen veya zor karşısında orucunu yiyen kimse de günün kalan kısmında imsak eder. «Bu İmsak vâcfp değil, müstehaptır» denilmiş ise de, sahih olan bu imsakin vacip olduğudur. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.
Hayızlı, nifaslı, hasta ve misafir (= yolcu) olan kimselerin oruçluya benzemelerinin vacip olmadığında ise icmâ´ vardır. Hulâsa´-da da böyledir,
Hayızlı açıktan yiyebilir mi «Hayızlı gizlice yer.» de denilmiştir; açıktan yiyebilir.» de denilmiştir.
Misafir ve ftssta olanların «açıktan yiyebilecekleri» ne dair bîr rivayet vardır Sirâcül - V&hhâc´da da böyledir.
Nafile bir oruca başlayan kimse, sonradan bu orucunu yese, kaza etmesi gerekir. Hİdâye´de de böyledir.
Bu kimsenin, bu orucu kendi isteği îie veya isteği olmadan bozmuş olması da müsâvîdir. Hatta, nafile oruç tutmakta olan bir kadın hayız olsa, o orucunu sonra kaza etmesi vacip olur. Bu konudaki iki rivayetin esahh olanı budur. Nİhâye´de de böyledir.
Âlimlerimiz, zan ile başlanmış cian oruç hakkında İhtilâf ettiler. Şöyle ki: Bir kimse, özerinde -—´borç olarak— var diye bir oruca veya ıbir namaza başlamış olsa, sonradan bunun o şahıs üzerinde — borç olarak— olmadığı, açjğa çıksa ve bu orucu, o şahıs kasden yese; âlimlerimizden üçü: «O şahıs üzerine kaza lâzım gelmez.» dediler. Fakat, efdâî olan, —bozulan— bu, orucu —sonradan tekrar-— tutmaktır. Bu ihtilâfa görer bir kimse, keffâret orucuna başlayıp onu tutsa ve tamamlasa ve fazla olduğunu anladığı orucu kasden bozsa, efdâl olan, bu kimsenin bu orucu, kaza etmesidir. Bedâi´de de böyledir.
Bir kimse, fecrin doğmasından sonra, kaza orucuna nîyyei etse; bu oruç kaza orucu olarak sahih olmaz; nafile bir oruç olarak sahih olup olmayacağı hususunda da görüş ayrılığı vardır. İmâm Ne-sefî: «Bu oruç nafile olarak sahih olur.» demiştir. Bu kimse, bu orucu bozarsa, kaza etmesi gerekir. Hulâsa´da da böyledir,
Ramazanın tamamında, oruç tutmaya veya tutmamaya niy-yet etmemiş olan bir kimsenin, bu ramazan oruçların» — sadece — kaza etmesi gerekir. HMâye´de de böyledir.
Ramazan orucundan başka, tîiç bir orucun bozuîmasmdan dolayı keffâret gerekmez; kaza gerekir. Kenz´de de böyledir.
Ramazan orucu keffâreti ile zıhar keffâretl aynıdır. Vö bu keffâretler için, mü´min olsun., kâfir olsun «bir köle azâd edilir.
Buna gücü yetmiyen kimse ise, arka arkaya altmış gün oruç tutar.
Buna gücü yetmiyen kimse, altmış fakiri doyurur. Sunun için her fakire, bir sa´ hurma veya bir sa´ arpa veya yarım sa´ buğday verilir.
Ancak, bütün keffâretlerde, keffâret verecek ´kimseye keffâretin vacip olduğu zamana değil, keffâreti vereceği zamandaki hâline i´ti-bar olunur. Eğer keffâreti verirken fakir olursa, —vacip olduğu sırada (her ne kadar zengin ise efe— oruç tutması caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.
Bir kimse, bir ramazan içinde tekrar tekrar — keffâretl gerektirecek şekilde— cima´ yapmış olsa, bu şahıs için bir keffâret lâzım gelir ve kâfî olur. Fakat, bu şahıs cima´ edip, keffâreti yerine getirdikten sonra, tekrar cima1 etmiş olsa, kendisine ikinci bir keffâret daha lâzım gelir. Zâhir´ür- rivâye´de böyledir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.
Keza, bir ´kimse ramazanda —keffâret gerektirecek şekilde— bir gün orucunu bozup, —keffâret olarak— bir köle azâd etse, sonra yine aynı şekilde, bir orucunu bozup bir köle azad etse, bundan sonra üçüncü bir defa daha —aynı şekilde— orucunu boz-sa yine bir köle daha azad etmesi "gerekir. Ancak, köle azad etmeden önce, kaç gün — keffâret gerektirecek şekilde— orucunu bozarsa bozsun keffâret olarak bir köle azad eder. Ayrıca, yediği günlerin sayısı kadar, orucunu kaza eder.
Bir kimse, ayrı ayrı iki ramazanda cima´ eylemiş olsa da, birinci ramazanda yaptığı cimâ´nın keffâretini yerine getirmemiş bulunsa; bu şahsa her cima´ için ayrı ayrı keffâret lâzım gelir. Zahirde böyledir. Bedâi´de de böyledir.
Sultan´a keffâret lâzım gelirse, o bu keffâreti helâl malı ile yerine getirir, —Kendi malı olmayan—foir köleyi azad etmesi Ne. keffâreti yerine getirmiş oimaz. Bahrü´r- Rfiık´ta da böyledir,
Ramazanın İlk günü perşembeye gelse, [kurban bayramının) arefe günü de bunun.-gibi perşembeye gelse, bu gün —görüldüğü uauç gibi — «refe günü olur; kurban bayramı günü olmaz. Har. Ali (R.A.)´-nin : «Kurban kestiğimiz gün, oruç tuttuğumuz gündür.» mânasında-ki sözüne dayanıp, bu günde, kurban -kesmek caiz olmaz. Çünkü, bu söz; devamlı, —bütün zamanlar İçin geçerli olarak— söylenmiş değildir; bilakis, bu sözün, söylenmiş bulunduğu yılla ilgili olma ihtimâli vardır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.
Farz olan oruçlar 13´tür. Bunlardan 7´sinde tetâbû´ (= arka -arkaya tutmak) gereklidir.
1- Ramazan orucu,
2- Katil keffâreti orucu,
3- Zıhar keffâreti orucu,
4- Yemin keffâreti orucu,
5- Kasden bozulmuş bulunan Ramazan orucuna keffâret olarak tutulan oruç,
6- Muayyen olan nezir orucu,
7- Muayyen olan yemin orucu, Şu sayacağımız altı oruçta ise tetâbu´ gerekmez :
8- Ramazan orucunun kazası için tutulan oruç,
9- Mut´a orucu,
10- Keffâret-i ıhalk (= tıraş) için tutulan oruç t´Hacc´da)
11- (Hacc´da) avlanmaktan dolayı ceza olarak tutulan oruç,
12- Mutlak olarak (= zaman belirtilmeden) adanmış bulunan oruç,
13- «Yemin olsun ki, muhakkak bir ay oruç tutarım.» şeklinde yemin eden kimsenin orucu. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.
Ramazan ayında tutamadığı oruçları, kaza etmekte olan kimsenin, bunları arka arkaya tutması müstehabtır. Çünkü, böyle yapmakla, ´borcundan bir an önce kurtulmuş olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da
böyledir.
Kadir gecesini aramak müstehaptir. Çünkü, Kadir Gecesi, senenin geceleri arasında en efdâl olan gecedir. Mi´râcü´d - Dirâye´-de böyledir.
îmâm-ı A´zam £bO Hanîfü İHA.): «Kadir gecesi, ramazanın cindedir. Fakat, onun hangi gece olduğu bilinmez; bazen ileri geçer, oazen geri kalır.» demiştir.
Imâmeyn´e göre de. Kadir gecesi ramazanın içindedir; fakat, o gece muayyen f= ta´yin olunmuş = belirli) bir gecedir; ileri geçmediği gibi, geri de kalmaz. Fethü´i - Kadîr´in İ´tikâf Babı´nda da böyledir,
Kölesine : «Sen Kadir Gecesi hürsün,ı> diyen bir kimse, eğer bu sözü ramazan girmeden önce söylemlşse, bu köle ramazan çıkınca azad ölmüş o!ur. Bu sözü, eğer ramazan girdikten bir gece sonra söylemişse, bu köle, gelecek senenin ramazan ayı çıkmadan azad olmuş sayılmaz. Bu durum, İmâm-ı A´zam Ebö Hanîfe (RAVye göredir. Çünkü, ona göre. Kadir Gecesinin, gelmiş bulunan ramazan ayının .geçmiş oian o bir gecesi İle gelecek olan ramazan ayının son gecesi olması caizdir. İmâmeyn´e göre ise, bu köle, gelecek ramazanın ilk gecesi geçince azad olmuş olur. Kâfî´de de böyledir.
İVîüîteka´l - Bihâr´da : «Ebû Hanîfe´nin kavli tercih ediür.» denilmiştir. Mi´râcü´d- Dîrâye´de böyledir.
Fetvâ´da buna göredir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.
Halkın çoğunluğu, sâlih kimselerin kabirlerinin yanında nezirde (—adakta) bulunuyorlar. Onun —kabrinin— örtüsünü´kaldırarak : «Ey Efendim............ (filan), eğer İsteğim yerine gelirse, benden sena......... şu kadar altınvar.» diyorlar. Bu, bil-icmâ bâtıldır.
Ancak-, bu gibi kimseler, eğer: «Ey Aüahım, Sen {hastama - hastalığıma) şifâ verirsen; neşrediyorum ki, (bu) büyük zatların kapılarındaki fakirlere ikramda bulunacağım-,.» veya «mescidine örtü alacağım..,», «lambasına gaz alacağım...», «bakıcısına paralar vereceğim...» der veya bunlara benziyen sözlerle adakta bulunursa yâni nezir Allah (C.C.) için; nezredilen şeyin faydası da fakirler için olursa —ve bu şeyhin ismi sarf mahallinde zikredilmiş bulunur ve nezredilen şey hak sahibi olan fakirlere verilirse — bu şekilde nezir (= adak) caiz olur .Ancak, nezredilen şey, fakirlere barcanmadıkça, helâl oİ-maz. İlim sahiplerine, fakirliklerinden dolayı değil de, ilimlerinden dolayı —nezrediîmiş bulunan ve fakirlerin hakkı olan— bu şeyler verilmez. Nezredilen şeyin, bir kimseye, fakir olduğu için değil de şeyhh; yanında bulunduğu için verilmesi doğru olmaz. Bu niyyetie para veya benzeri şeyler veren kimselerin — niyyetleri biliniyorsa — verdikleri de alınmaz.
Ona yakınlık kazanmak maksadı ile, evliyanın kabrinin başına kurbanlık götürmek ve benzen şeyler yapmak haramdır. Ancak, sağ olan fakirlere harcamak kasdı ile, bu gibi yerlere, bu gibi şeyler götürülebîlir.
Gerçekten insanlar, bu gibi yanlış yerlere mübteîâ oldular, Bah-rü´r-Râık´ta da böyledir.
Müeâhid: «Ramazan geldi; ramazan gitti.» demeyi kerih görmüş ve şöyle demiştir: «—Kesin olarak— bilmiyorum; ama. Ramazan lafzının Allahu TeâSâ´nın isimlerinden olması ´umulur,., Ramazan ayı geldi demekte bir sakınca yoktur.»
Ramazan geldi.» demenin mekruh olduğu söylenmiştir. İmâm Muhammed (R.A.), Mücâhld´İn — bu— sözünü reddetmiştir. Esahb olan İse, böyle söylemenin, mekruh olmadığıdır. Serahsî´nin Muhıyt´-înde de böyledir. [49]
--------------------------------------------------------------------------------
|
|
|
| Üç ayların faziletleri |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 05:38 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Üç ayların faziletleri
RECEB AYI: Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır.) [Tevbe 36]
Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]
(Receb ayında Allahü teâlâya çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]
(Cennette öyle köşkler vardır ki, onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]
(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevab verilir.) [Miftah-ül-cennet] (Başında demek, ayın ilk günleri demektir. Ortası, ortadaki günlere yakın olan günler, sonu da, ayın son günleri demektir.)
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir]
(Allahü teâlâ Receb ayında hasenatı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu” der. Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı Receb’de gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]
(Receb’de, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, “Ya Rabbi, onu mağfiret et” derler.) [Ebu Muhammed]
Recebin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Regaib, ihsanlar, ikramlar demektir. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Regaib gecesi yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.
ŞABAN AYI: Resulullah efendimiz, Şaban ayına da çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi.
Âişe validemiz buyuruyor ki:
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfil olurlar. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai]
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]
(Şaban’da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir]
Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, Bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir.
RAMAZAN AYI: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]
(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]
(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]
(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]
(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]
(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)
Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.
|
|
|
| Bütün yıl oruç tutmuş olmak |
|
Yazar: RasitTunca - 09-04-2019, 05:35 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Bütün yıl oruç tutmuş olmak
Sual: En az bire on sevab verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı kitaplarda yazıyor. Farz olan Ramazan orucuyla nafile olan Şevval orucu aynı kefeye nasıl konulur?
CEVAP
Her ay üç gün oruç tutanın da, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da kitaplarda bildiriliyor. Burada farz olan Ramazan orucuyla nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu gibi sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa, Ramazandaki bir günün sevabına kavuşamaz. Hatta Ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]
|
|
|
|