Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 İnsanlar helak oldu, âlimler müstesna ... Hadisi Hakkındaki Görüşler
Yazar: RasitTunca - 04-29-2020, 12:55 PM - Forum: Sünnetler Hadisler - Yorum Yok



İnsanlar helak oldu, âlimler müstesna ... Hadisi Hakkındaki Görüşler

İNSANLAR HELAK OLDU, ÂLİMLER MÜSTESNA. ÂLİMLER HELAK OLDU,..

هَلَكَ النَّاسُ اِلاَّ الْعاَلِمُونَ وَهَلَكَ الْعَالِمُونَ اِلاَّ الْعَامِلوُنَ وَهَلَكَ الْعَامِلُونَ اِلاَّ الْمُخْلِصُونَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظِيمٍ

İddia:

Tenvir Neşriyat, Rehberler’deki hadisleri tahriç etmesine rağmen, bu hadisi tahriç edememiştir. Sadece "hadis-i bil-mana" demekle yetinmiş ve şöyle tercüme etmiştir:

İnsanlar helak oldu, âlimler müstesna. Amel edenlerin dışındaki âlimler de helak oldu. Amel edenler de helak oldu ihlaslılar hariç. Muhlis olanlar da büyük bir tehlike üzerindedirler.

Hadis-i bil-mana denilen bu hadis, mevzuat kitaplarında şu lâfızlarla nakledilip incelenmiştir:

الناس كلهم موتى إلا العالمون ، والعالمون كلهم موتى إلا العاملون ، والعاملون كلهم »
«. موتى إلا المخلصون

"Âlimler dışında insanların hepsi ölüdürler (ölü gibidirler); amel edenlerin dışında âlimlerin de hepsi ölüdürler; ihlâslılar dışında amel edenlerin de hepsi ölüdürler."

موتى "= ölüdürler" lâfzı yerine " هلآى = helâk olmuşlardır" şeklinde de rivayet edilmiştir. Bu hadis için Sağanî: Mevzudur, dedi.

Dolayısıyla, Nur Risaleleri’nde yar alan rivayet için "hadis-i mevzu bi’l-mana" demek daha isabetli olacaktır.

    İddiaya Cevap:

    a) Yine tekrar edelim ki, amellerin faziletine dair olan zayıf hadislerin rivayet edilmesi ve zayıf olduğunun açıklanmaması caizdir. İslam alimleri bu konuda hemfikirdir.

    el-Hindî bu hususu şöyle dile getirmiştir: Alimler, -Allah’ın sıfatları ve helal-haram dışında kalan- nasihat, kıssa ve amellerin faziletiyle ilgili zayıf hadislerin -zaafları belirtilmeden- kullanılmasını caiz görmüşlerdir. (bk. Muhammed Tahir b. Ali el-Hındî, el-Fetenî, Tezkiretu’l-Mavzuat, 1/5). Bediüzzaman’ın bu rivayet için “Hadîste vardır ki:” ifadesi bir tamriz sıygasıdır, hadisin zayıf oluğuna işaret etmektedir.

    b) Bu hadis rivayetinde hiçbir şer’î hüküm ortaya konmamaktadır. Sadece -manasının sıhhatinde asla şüphe olmayan- hem Kur’an hem de sünnette mükerrer surette vurgulanan ihlas gibi kulluk hamurunun mayasına dikkat çekilmiştir. İnsanların ihlasına katkı sağlayacak ve -yukarıda zikredildiği üzere- zayıf da olsa alimlerin zikredilmesinde hiçbir sakınca görmediği bir hadis rivayetini eleştirmekle İslam dininin nesine hizmet edilmek isteniyor? Allah aşkına bunun neresinde Allah’ın rızası vardır? Bilen varsa lütfen bizi de mahrum etmesin!

    c) Şu nokta da bizce -zayıf hadis konusunun anlaşılması için- çok önemlidir:

    - Hadis kaynakları, bizzat hadisin sahih veya zayıf olduğunu kritik eden veya etmesi gereken kaynaklardır. Bu sebeple, bu tür kaynaklarda “hangi hadisin zayıf, hasen veya sahih olduğu” hususu işlenir. Aslında Tirmizî’nin dışında Kütübü Sitte kaynaklarında bu inceleme yok denecek kadar azdır. Yani, hadis dalındaki -metni intikal ettirmeyi esas alan- hadis kaynakları bile bu hadislerin zayıf olup olmadığını fazla irdelememişlerdir. Buharî dışında “eserinde sahih hadis dışında bir rivayetin bulunmadığı” iddiası da bu kaynaklarda söz konusu değildir. Bu husus aynı zamanda zayıf hadislerin de bulunduğu anlamına gelir. Hadislerini zayıf veya sahih olduğunu inceleyen kaynaklar ihtiyaç sonucu ortaya çıkan hadis usulü kaynaklarıdır.

    - Doğrudan hadis kaynağı olmayan kitaplarda yer alan hadislerin “zayıf-sahih” olup olmadığını öğrenmeye çalışmak, serapta su aramak gibidir. Bu tür eserlerin müelliflerini bu bilgiyi vermedikleri için eleştirmek, İmam Gazalî, İmam Rabbanî, Suhreverdî, Ebu Abdurrahman essülemî, Bediüzzaman Said Nursi gibi zatların -hadislerin incelemesiyle uzaktan yakından alakası olmayan, sadece güzel ahlak, amellerin faziletini ders veren, insanları Allah’a samimî kul olmaya teşvik eden- eserlerinden (bizzat hadis kaynaklarında bile olmayan) incelemeleri istemek ise, tamamen bir cehaletin ürürünüdür.

    ç) Aclunî bu hadisi önce “Alimler müstesna insanların hepsi ölüdür; ilmiyle amel edenler müstesna alimlerin hepsi helak olur; ihlaslı olanlar müstesna amel edenlerin hepsi boğulur. İhlaslı olanlar da büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır” lafızlarıyla vermiş, sonra hadisin farklı lafızlarla rivayet edildiğine işaret etmiştir. (bk. Aclûnî, 2/312). Bu rivayetlerden bir tanesinde üç yerde de “mevta = ölü” kelimesi, diğer birinde de Bedüzzaman’ın kaydettiği şekilde “helka = helak oldu / olur” kelimesi kullanılmıştır.

    Bedüzzaman’ın kaydettiği şekildeki hadisin manası şöyle olabilir: “Alimler müstesna insanların hepsi helak olur; ilmiyle amel edenler müstesna alimlerin hepsi helak olur; ihlaslı olanlar müstesna amel edenlerin hepsi helak olur. İhlaslı olanlar da büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır”

    Bizce bu üç farklı rivayetin en güzeli Bediüzzaman’ın tercih ettiği rivayettir. Çünkü, birinde “ölü” kelimesi geçmiş ki, zahir manasıyla hadisin mesajına pek uygun görünmemektedir. Farklı kelimelerin kullanıldığı rivayet de bu rivayet gibi âhenk gözükmemektedir.

    d) Aclûnî, -Sağanî’nin Arapça olan terkibine (ör. illa’l-muhlisun” yerine “muhlisîn” olması gerekirdi diyerek) itiraz edip mevzu demesine karşılık-, Suyutî’nin Ebu Hayyan’dan naklettiği şu ifadeleriyle cevap vermiştir: “İstisnanın bedel şeklinde gelmesi, bazı Arap lehçelerinde vardır. Bakara Suresi 249. ayette geçen “Feşeribû minhu illa kalilün” ayetini de buna örnek olarak vermiştir. (Aclûnî, 2/312). Ayette geçen “Kalil” kelimesinin merfu okunması ile ilgili olarak bk. Zemahşeri, Razi ilgili ayetin tefsiri.

İddia:

"Risale-i Nur’un üstadlarından bir üstadı İmam Gazalî" olduğuna göre, Gazalî’nin meşhur eseri İhya’ya bakalım.

İmam Gazalî bu sözü, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e değil, yakın ifadelerle Sehl’e nisbet ederek kitabına almıştır:
وقال سهل رحمهالله العلم كله دنيا والآخرة منه العمل به والعمل كله هباء إلا الامخلاص »
وقال الناس كلهم موتى إلا العلماء والعلماء سكارى إلا العاملين والعاملون كلهم مغرورون
«. إلا المخلصين والمخلص على وجل حتى يدرى ماذا يختم له به

"Sehl (Allah ona rahmet etsin) dedi ki: İlmin hepsi dünyalıktır. Ondan ahiret için olanı, kendisiyle amel edilenidir. İhlâs dışındaki bütün ameller ise heba olup gitmiştir. Ve yine dedi ki: Âlimler dışındaki insanların hepsi ölüdür. Amel edenleri müstesna, âlimler de sarhoştur. İhlâslılar dışında amel edenlerin de hepsi aldanmıştır. Muhlis de, amelinin neticesini bilene kadar korkudadır."

    İddiaya Cevap:

    Gazalî, bu konuyu birkaç yerde ifade etmiştir. Yukarıda (4. dipnotta) belirtilen yerde, Sehl e’t-Tüsterî’den naklen vermiştir. (İhya,-Kahire, 1939/1358- 1/67).

    Gazalî, ayrıca Bediüzzaman’ın verdiği aynı lafızlarla bu ifadelere yer vermiştir:

    - Bunlardan bir yerde “Denildi ki…” ifadesiyle başlamıştır. (İhya, 3/402). İki yerde de normal ifadenin akışı içinde yer vermiştir. (İhya, 4/176 ve 351)

    - İhya’da ve Risale-i Nur’da aynı ifadelerin kullanılması, Bediüzzaman’ın, İmam Gazalî’nin kitabını okuduğunu göstermektedir.

İddia:

Bu uydurma hadis, Resulullah’tan (s.a.v.) sahih olarak rivayet edilen şu hadise aykırıdır:

"Birisi 'insanlar helâk oldu' dediğinde, insanların en helâk olanı (asıl) kendisidir."

    İddiaya Cevap:

    Garazkâr bir gözün nasıl kör olduğunu görmek isteyenler şu kıyaslamaya bakmaları yeterlidir. “Helak” kavramından başka, bu iki hadis arasında ne muhteva, ne amaç, ne lafız, ne mana yönünden -uzaktan yakından- hiçbir ilişki yoktur.

İddia:

Hattabî diyor ki: Hadisin manası şudur: Bir kimse başkalarını ayıplar durur, daima kötülüklerini anar ve "insanlar bozuldu, battı" gibi sözler söylerse; kendisi onlardan daha ziyade batmış, yani onları ayıplamakla girdiği günah sebebiyle kendi hâli onlarınkinden berbat olmuştur. Bu hâl, onu çok defa kendini beğenmeye, kendini başkalarından daha hayırlı görmeye sevk eder.

Said Nursî, zikrettiğimiz hadisi, değişik bir şekilde Nur Risaleleri’ne almıştır. Bu hadisten haberdar olunmasına rağmen, yukarıdaki söz hadis diye nasıl nakledilir, bilemiyoruz.

    İddiaya Cevap:

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Bediüzzaman Hazretleri burada “hadiste vardır ki” ifadesine yer vermiştir. “hadiste vardır ki” ifadesi, “hadis kaynaklarında vardır” manasına geldiği gibi, “hadis kaynaklarında hadis olarak rivayet edilen ” manasına da gelir. Ve bir tamriz sıygası olarak rivayetin zaafına da işaret edilmiştir)

İddia:

Muvatta’daki rivayet şu şekildedir:

"Birinin 'insanlar helâk oldu' dediğini duyduğunda (bil ki); insanların en helâk olanı (asıl) odur."

Ayrıca bu uydurma hadisin manası da sıhhatli değildir; çünkü muhlis olanların da büyük bir tehlike içinde olduğunu belirtmektedir. Oysa, yüce Allah Kur'an’da muhlisler hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Şeytan ise şöyle demişti: 'Rabbim, beni azdırmış olman dolayısıyla, yeryüzündeki günahları Âdemoğulları için süsleyeceğim ve içlerinden muhlis kulların dışında hepsini azdıracağım.'"

"Ancak Allah’ın muhlis kulları bu cezanın dışındadırlar. Onlar için bilinen bir rızk vardır. (Türlü) meyvelerle ağırlanırlar. Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar."

"Ancak Allah’ın muhlis kulları o azabın dışında kalırlar."

"(...) Yusuf, bizim muhlis kullarımızdandı."

    İddiaya Cevap:

    - Bu yorumlar yine zahirilik perdesine bürünmüş bir zihniyetin ürünüdür. Aşağıda verilen misaller de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Görülmemiş olan gerçek şudur: Hadiste “ihlas sahipleri” için ifade edilen tehlike, ihlaslı olma durumlarıyla ilgili değil, ihlası kaybetme durumlarıyla ilgilidir. Aşağıdaki ayetlerde ise, “ihlas sahiplerinin ihlasla yaşadıkları sürece...” o vasıflara sahip olacakları anlatılmaktadır.

    Mesela, şu ilk ayette yer alan ve şeytandan aktarılan “İçlerinden muhlis kulların dışında hepsini azdıracağım.” mealindeki ifadede şeytan “ihlas sahibi insanları azdıramayacağını” söylüyor. Yoksa “ihlas sahiplerinin asla ihlası bırakmayacaklarını” söylemiyor. Hadiste ise, ihlas sahiplerinin de ihlası zedeleyebileceklerine işaret edilmiş ve böyle bir tehlikenin herkes için mevcut olduğuna dikkat çekilmiştir.

    Nitekim, Kur’an’da “muhlis” kavramı yanında “muhlas” kavramı da kullanılmış ve alimler tarafından bunların farklı olduğu bildirilmiştir. Buna göre, “muhlis”, her zaman ihlas çizgisinden çıkabilen ihlas sahibi, “muhlas” ise, Allah’ın özel koruması altında olan ihlas sahibi kimselerdir. (bk. Zemahşerî, Maverdî, Nesefî, Yusuf, 24. ayetin tefsiri)

    - İhlas sahiplerinin nasıl tehlike içerisinde olduklarını öğrenmek için, yerlerini belirttiğimiz İmam Gazalî’’nin İhya’sına müracaat edilebilir...

    Bu ayette “muhlis” değil, “muhlas” kelimesi vardır ve yukarıda izah edilmiştir)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Al Fadimem Türküsünün Hikayesi ve Sözleri
Yazar: RasitTunca - 04-29-2020, 12:45 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok



Al Fadimem Türküsünün Hikayesi ve Sözleri

Al Fadimem (Evlerinin Önü)

Bu hikaye, Emirdağ'da yaşanmış gerçek bir aşk öyküsüdür.

Yıllardır söylenir durur. Yıllardır da hikayesi anlatılır bu türkünün. Artık sadece Emirdağlılar'ın değil, türkü seven herkesin dilinde bayraklaşan "Al Fadimem" türküsünün kahramanları kimlerdir? Yaşadıkları olay nedir? Sonları ne olmuştur?

Bu ve benzeri soruların cevapları farklı zamanlarda, farklı insanların açıklamaları, hikayeleri, anlatımları ile cevaplanmaya çalışılmış; özde türkü benimsenmiş ve önemsenmiştir.

Efe Kadir ile Al Fadime'nin aşkı geçmişte yaşanmış gerçek bir aşk öyküsüdür. Çünkü onlar türkü dizeleriyle aşk destanlarını zaten yazmışlardır. Bu nev'i olayların illa da hikaye ya da roman şeklinde okuyucuya aktarılması şart olmadığı gibi, Fadime ile Efe Kadir'in bizlere bıraktıkları türkü dizeleri, altmış yıldan beri, bu aşkın masumiyetini, güzelliğini ve unutulmazlığını muhafaza etmektedir. Morcalı Aşireti'nden bu iki gencin dudaklarından dökülen aşk dizeleri efsaneleşmiştir.

Al Fadime'nin Avusturalya'da yaşayan kızı Leman Bostan'ın annesi hakkındaki açıklamaları şöyledir:

Bu aşk serüveni bundan altmış yıl önce yaşanmıştır. Al Fadime; Emirdağ'ın Sağırlı Köyü'ndendir. Emirdağ, Cevizli köyü eski adıyla (Konara) Köyü'nden Efe Kadir namıyla, Kadir Kilci isimli delikanlı ile Al Fadime birbirlerini severler. Bu köyler o zaman Bayat'a bağlıdır. Her ikisi de Morcalı Aşireti'ne mensuplardır.

Efe Kadir, Al Fadime'yi ailesinden o günün törelerine uygun bir şekilde istetir. Fakat köyün en güzel kızı, al yanaklı, selvi boylu, ardı kırk belikli güzel Fadime'yi, Efe Kadir'e vermezler. Bunun üzerine Efe Kadir, Fadime'yi kaçırmaya karar verir. Birbirini seven sevgililer kaçarlar. Ancak Fadime'nin dayıları, o günün Morcalı Kolu'nda adı-sanı anılan, gözü kara, babayiğit kişilerdir. İyi niyetle yola çıkan genç aşıkların bu küçücük aşk kervanını yakalamaya çıkarlar. Zira olayı hazmedemezler. Aşka, sevgiye, gönül sesine kulak veren yoktur. Sözde namuslarını kurtaracaklarını düşünürler. Oysa Fadime, Efe Kadir'in helali olacaktır.

Çok geçmez sıkı takip sonucu genç aşıkları Emirdağ merkezinde yakalatırlar.

Sorgu hakimi, yaşının küçüklüğü nedeniyle Al Fadime'yi ailesine teslim eder. Efe Kadir de cezaevine gönderilir. Bir süre sonra Al Fadime de ailesinin baskısıyla kendi köyünden Musa Bostan, nam-ı diğer "Kara Musa" isimli şahıs ile evlendirilir. Fadime'si elinden alınan Efe Kadir dokuz ay mahkumiyetten sonra tahliye olur ve köyüne döner.

Güzün atılan tohumlar, hasata dönüşmüş, haşhaş çizimi, arpa buğday biçimi gelmiştir. Morcalı Aşireti tamamiyle arazide, doğadadır. Haşhaş kozasına atılan çizgi, bıçağının ağlattığı kozağı görenler, koyun güden çobanlar, koyundan süt sağan gelinler, Efe Kadir'in türkülerini mırıldanmaya başlamışlardır artık. Tırpancılar işe başlamış, rüzgarla kelle döğen ak buğday başakları, poşulu tırpancılara teslim olmuştur. Dönüm başı yapıp, tırpanını "bileği taşı" yla bileyen tırpancılar, nefes buldukça Efe Kadir'in hapishanede dokuz ay boyunca Fadimesi'ne yaktığı türkülerini çığırmaktadırlar.

Türkünün sözlerinden de anlaşılacağı üzere; Efe Kadir, türkülerini Fadimesi elinden alındıktan sonraki dönemlerde yakmıştır. Türkülerinde Fadime'sine duyduğu sevda, ayrılığın acısı nakış nakış işlenmiştir.

Fadime'nin Kara Musa ile olan evliliğinden altı çocuğu olmuştur: Güleser-Şehriban isimli ikizleri, Mustafa, Leman, Rasime ve Ali Osman. Üçüncü çocuğu olan Mustafa, yıldırım düşmesi sonucu vefat etmiştir.

Yaşadıkları aşk türküye dökülen ve tüm sevdaları türkü sözleriyle anlatılan Fadime ile Efe Kadir'in yanan gönüllerinden dökülen sevgi sözcükleri sarışın, pembe yanaklı, sırma saçlı, uzunca boylu, ceylan bakışlı Fadime kıza, Al Fadime ünvanını kazandırmıştır.

Morcalı Aşireti'nde ata binme, cirit oynama, lacivert urba giyme, Ege'de Manisa yöresinde olduğu gibi kasket üzerine poşu dolayıp Emirdağ'a, Yukarı Maçaklı, Aşağı Maçaklı köylerinden geçip, Özburun Değirmen deresinden Bolvadin'e inmek, vilayete gitmek, disiplin gösterilen şeylerdir o zaman.

Gerek Köroğlu Beli'ne vardığımızda, gerek Bolvadin istikametinden seyir ederken Efe Kadir ve Al Fadime akla gelir. Al Fadimem türküsü her çalındığında sevdiğine kavuşamamış, sevdasını gönüllerine gömmüş yiğit Emirdağ gençlerinin havas olduklarının fululaşmış hatıraları yaralı yüreklerini parçalar. Havası sert, insanı mert, yiğidin harman olduğu, Emirdağ'ın Morcalı Aşireti'ne ait tüm köy ve obaları, tabiat hali güzel ve bakirdir. Fadimeleri, Efe Kadirleri ve sevgileri yeni açan çiğdem çiçekleri, tabiat ana gibi güzeldir.

Al Fadimem Türküsünün Sözleri

Evlerinin önü yoldur
Yoldan geçen karakoldur
Gurban olam sarı gelin
Gel testini bizden doldur

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Şu dağların burcu musun
Kız boynumun borcu musun
Gurban olam sarı gelin
Sen kötünün harcı mısın

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Evlerinin önü şatır
Atlı geçer güpür güpür
Gurban olam sarı gelin
Gel de bizim evi süpür

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Koyun yola dizilirdi
Bağlı ipler çözülürdü
Ahranmış gavur oğlan
Buz olsaydı çözülürdü

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Al Fadimem suya gider
Su yolunda çalım eder
Çalım etme al Fadimem
Ben cahilim aklım gider

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Metin Akın
Emirdağ

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Mikroskop ve mikroskopi nedir? Mikroskop çeşitleri ve kullanım alanları nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 04-29-2020, 10:15 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Mikroskop ve mikroskopi nedir? Mikroskop çeşitleri ve kullanım alanları nelerdir?

Mikrosopi nedir?

Mikroskopi, mikroskop kullanarak çıpla gözle görünemeyen objelerin incelenmesi ya da normal objelerin incelenmesini ele alan bir teknik alandır. Mikroskopinin en çok bilinen üç branşı optik mikroskop, elektron mikroskopisi ve taramalı sondalı mikroskopidir.

Optik mikroskopi ve elekton mikroskopisi, elektromanyetik radyasyonun ya da elektron ışınlarının kırılması, dağılması ya da yansımasını kullanır ve bir görüntü oluşturur. Alınan örneğin geniş çaplı irradiyasyonu sürdürülerek ya da örneğin üzerinden bir ışının taranması ile süreç gerçekleşir.

Taramalı sondalı mikroskopide taramalı sondanın incelenen nesnenin yüzeyi ile girdiği temas da işin içine girer. Mikroskopi yönteminin kullanılması biyolojide yeni bir çağ açmıştır ve histoloji gibi birçok önemli bilim alanının doğmasını sağlamıştır.

Mikroskoplar ise küçük objeleri büyütmeye yarayan aletlerdir. Mikroskoplar çeşitli boylarda ve şekillerde olabilirler ve birçok görüntüleme yöntemi (ışık, elektron, iyon, x-ray, mekanik sonda vb.) ve sinyal kullanarak bir görüntü oluşturabilirler. Bir mikroskop elle tutulan bir büyüteç kadar basit bir alet olabildiği gibi milyonlarca dolar değerinde, kompleks bir araştırma aleti de olabilir.

Mikroskopi kelimesinin sözlük anlamı

1. Mikroskopla inceleme.

Mikroskop çeşitleri ve kullanım alanları

1) Basit mikroskop

Basit mikroskobun ilk mikroskop çeşidi olduğu düşünülür. Bu mikroskop 17. yüzyılda Antony van Leeuwenhoek tarafından icat edilmiştir, Leeuwenhoek ince kenarlı (yakınsak) bir merceği bir tutacak ile numunenin üzerine tutunca basit mikroskobun doğumuna zemin hazırlamıştır.

Bu mikroskop görüntüyü 200-300 kez büyütebilir ve esasen bir büyüteçtir diyebiliriz. Bu mikroskop basit bir mikroskop olsa bile Antony van Leeuwenhoek’e birçok biyolojik numune hakkında çok önemli bilgiler sağlamıştır, özellikle de kırmızı kan hücrelerinin şekilleri arasındaki farklılıkları bu mikroskop sayesinde saptamıştır.

Bugün basit mikroskoplar eskisi kadar sık kullanılmamıştır zira ikinci bir mercek eklenerek bileşik mikroskoplar icat edilince basit mikroskobun yerine geçmiştir ve daha iyi görüntü vermiştir.

2) Bileşik mikroskop

İki mercek kullanarak bileşik mikroskop oluşturulmuştur ve basit mikroskopa göre çok daha iyi büyütme özelliğine sahiptir. Eklenen ikinci mercek sayesinde görüntü ilkine oranla çok daha fazla büyütülebilir.

Bileşik mikroskoplar ışıklı alan mikroskoplarıdır, bu da demektir ki incelenen numuneye alttan ışık verilir. Bu mikroskoplar iki gözlü ya da tek gözlü olabilir. Bileşik mikroskop görüntüyü 1000 sefere kadar yakınlaştırabilir. Bu mikroskoplar gayet ucuzdur ancak oldukça kullanışlıdır, okullar ve araştırma laboratuvarlarında kullanılabilirler.

3) Stereo mikroskop

Stereo mikroskop görüntüyü 300 sefere kadar yakınlaştırabilir. Bu mikroskop tek gözlüdür ve opak objeler ile bileşik mikroskop ile incelenemeyecek kadar büyük objeleri incelemek için kullanılır zira slayt hazırlığı gerektirmez.

Büyütme oranı düşük olsa da oldukça kullanışlı bir mikroskoptur. Numunenin yüzeyi hakkında oldukça yakın ve üç boyutlu bir görüntü verir ve kullanan kişinin numuneyi görüntüleme esnasında hareket ettirebilmesine de imkan tanır.

Stereo mikroskoplar biyolojik ve tıbbi bilim uygulamalarında kullanıldığı gibi elektronik endüstrisinde de kullanılır, örneğin saat yapan ve devre kartı üreten endüstrilerde bu mikroskoplar sıklıkla kullanılır.

4) Eşodaklı tarama lazer mikroskobu

Bileşik mikroskop ve stereo mikroskopun aksine eşodaklı mikroskop numuneyi taramak için düz ışık değil de lazer ışığı kullanır ve boyanmış numuneyi tarar. Bu numuneler slaytlar üzerinde hazırlanır ve yerleştirilir, daha sonra iki renkli aynaların yardımı ile mikroskop, numunenin büyütülmüş görüntüsünü üretip bilgisayar ekranı üzerinde oluşturur.

Bu mikroskobu kullanarak üç boyutlu görüntüler elde etmek de mümkündür, bunun için birkaç tarama yapmak gerekir. Bileşik mikroskopta olduğu gibi eşodaklı mikroskopta da görüntü oldukça yüksek oranda büyütülür ancak bileşik mikroskoba oranla daha kaliteli bir görüntü elde edilir. Hücre biyolojisi ve tıbbi araştırmalarda bu mikroskoplar sık kullanılır.

5) Taramalı elektron mikroskobu

Taramalı elektron mikroskopları görüntü oluşturmak için ışık yerine elektronları kullanır. Numuneler vakumlama ya da yarı vakumlama durumunda taranır, böylece öncelikle dehidrasyona uğrayarak spesifik olarak hazırlanabilirler ve altın gibi yardımcı bir materyal ile ince bir tabaka şeklinde kaplanabilirler.

Numune hazırlandıktan ve yerleştirildikten sonra taramalı elektron mikroskobu numunenin üç boyutlu, siyah beyaz bir görüntüsünü bilgisayar ekranına verir. Büyütme oranı üzerine bolca kontrol imkanı tanıdığı için fiziksel, tıbbi ve biyolojik bilimlerde kullanılırlar. Kemiklerden böceklere kadar pek çok numuneyi bu mikroskop ile inceleyebilmek mümkündür.

6) Geçirimli elektron mikroskobu

Taramalı elektron mikroskobu gibi, geçirimli (transmisyon) elektron mikroskobu da görüntüyü büyütmek için elektronları kullanır ve numuneler vakum ile taranarak hazırlanırlar.
Ancak taramalı elektron mikroskobundan farklı olarak geçirimli elektron mikroskobu numunenin iki boyutlu bir görüntüsünü elde etmek için slayt hazırlama yöntemini kullanır. Böylece belli bir dereceye kadar transparan olan objeleri de görüntülemek mümkün olmuş olur.

Geçirimli elektron mikroskobu hem büyütme hem de alınan sonuç itibariyle oldukça verimli bir mikroskoptur. Fiziksel ve biyolojik bilimlerde, metalürjide, nanoteknolojide ve adli analizlerde sıklıkla kullanılan bir mikroskop türüdür.

Mikroskopi kelimesinin İngilizcesi

1. microscopy

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Sünger Nedir? - Özellikleri Nelerdir? - Ne işe Yarar? - Sünger Çeşitleri Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 04-29-2020, 09:58 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Sünger Nedir? - Özellikleri Nelerdir? - Ne işe Yarar? - Sünger Çeşitleri Nelerdir?

Latince ismi Porifera olan süngerler, gövdesi deliklerle ve kanallarla dolu, deliklerinden su sirkülasyonu olan, iki ince hücre katmanından oluşan, jölemsi yapıya sahip çok hücreli canlılardır ve hayvanlar grubuna dahildirler.

Süngerlerin sinir hücreleri yoktur, ayrıca sindirim ve dolaşım sistemleri de bulunmaz. Bunun yerine vücutlarında düzenli bir su sirkülasyonu olur ve besin ile oksijen alıp atıkları dışarı verirler.

Süngerlerin biyolojik özellikleri

Boyları genellikle 1-3 santimetre arasında olur. Renkleri yeşil, kırmızı, mavi, sarı, turuncu ya da kahverengi olabilir. Yumuşak bir derileri vardır. Hareket etmezler ve 15-30 yıl yaşayabilirler.

Süngerler dört adet basit ve bağımsız hücreden oluşur. İlki yakalı hücrelerdir, süngerin içindeki kanalları oluştururlar. Flagella (sil) adlı organeller ise hücrelerin uçlarına bağlıdır ve süngerin vücuduna su pompalanmasına yardım ederler. Su pompalanırken süngerin vücuduna oksijen ve besin girmesine ve aynı zamanda atıklarla karbondioksitin vücuttan atılmasına da yardımcı olurlar.

İkinci hücre türü ise porocyte hücreleridir. Bu hücreler süngerlerin üzerindeki delikleri (porları) oluşturur. Epidermal hücreler ise süngerin dış kısmındaki deriyi meydana getirir. Son olarak amibosit hücreler, epidermal hücreler ile yakalı hücreler arasında, mezenşim tabaka adı verilen bir bölgede bulunurlar.

Bu hücreler de süngerin fonksiyonlarına yardımcı olur ve besinleri taşırlar. Ayrıca spikül adı verilen dikenleri yani süngerin iskelet liflerini oluştururlar. Yakalı hücrelerle birlikte çalışıp besinlerin sindirilmesini ve eşeyli üreme için gamet hücresi üretilmesini sağlarlar.

Süngerler pek çok ortamda yaşayabilir. Yüzde 99’u tuzlu sularda yaşasa da bazıları tatlı suda da yaşayabilir. Okyanus tabanının 8 kilometre derinliğine dek tüm yüzeylere tutunarak yaşayabilirler. Tropik bölgelerde çok yüksek sayıda değişik sünger türü yaşamaktadır zira sular daha ılıktır. Süngerler berrak suları tercih eder çünkü bulanık sular deliklerini tıkayabilir ve yaşamak için bu deliklerle oksijen almaları gerekir.

Mercan resifleri için süngerler oldukça önemli besin kaynaklarıdır. Bilim insanları süngerlerin su kalitesini iyi ya da kötü yönlü etkilediklerini düşünmektedir. Bilim insanlarının yaptığı araştırmalara göre süngerler çok hızlı nefes alabilir ve çok hızlı nitrojen verebilir. Süngerler etrafındaki suyu filtrelerken bakterileri de toplarlar ve bu bakteriler sünger için besin olarak kullanılır.

Süngerler eşeyli ya da eşeysiz olarak çoğalabilir. Bu da onlara habitatlarında hayatta kalabilmelerinde yardımcı olur. Birçok sünger türü hem erkek hem dişi yani hermafrodittir. Eşeyli üremede her iki cinsin rolünü de üstlenebilirler. Erkek sünger sperm üretip suya salarken dişi sünger de bu spermi kullanabilir. Döllenmeden sonra sünger suya larvalar bırakır. Bu larvalar suda birkaç gün yüzer ve sonra sert bir objeye yapışır, daha sonra yetişkin bir sünger olarak büyümeye başlar.

Süngerler tomurcuklanma yoluyla eşeysiz de üreyebilirler. Süngerin küçük bir parçası kopup gövdeden ayrılır ancak yaşamaya devam eder ve daha sonra büyüyerek başka bir süngere dönüşür. Süngerler ayrıca vücutlarındaki hasarı da onarabilir. Bu özellikleri sayesinde çok küçük ebatlarda kalsalar da suda yaşayabilmeye devam edebilirler.

Deniz süngeri ne işe yarar?

Birçok sünger cinsinde bulunan kalsiyum karbonat ve silikon süngerleri kullanılamayacak kadar sert kılmaktadır ancak Spongia ve Hippospongia adlı iki sünger türü yumuşak ve tamamen liften oluşan iskeletlere sahiptir.

Eski zamanlarda Avrupalılar yumuşak süngerleri kaskların içine dolgu olarak, taşınabilir içme gereçleri olarak ve su filtresi olarak vb. çeşitli amaçlarla kullanmışlardır. Sentetik süngerlerin icadına dek deniz süngerleri temizleme araçları, resim yaparken kullanılan eşyalar, seramik sır yapımında kullanılan eşyalar ve gizli doğum kontrol yöntemleri olarak kullanılmıştır. Ancak 20. yüzyılın ortalarında kontrolsüz balıkçılık yüzünden hem süngerler hem de endüstri zarar görmüştür.

Günümüzde kullanılan birçok sünger dokusu aslında gerçek süngerden yapılmamaktadır. Sentetik süngerler ise temizleme aracı, göğüs implantları ve doğum kontrol süngerleri olarak üretilebilmektedir. Bunların yapımında genellikle selüloz köpük, poliüretan köpük ve silikon köpük gibi materyaller kullanılır.

Deniz süngerleri ayrıca şişe buruncu yunuslar için de kullanılmaktadır. Bu yunuslar deniz süngerlerini gaga burunlarına tutturur, böylece deniz dibinde yemek ararken kendilerini kumlu yüzeyden korumuş olurlar. Genellikle dişi yunuslar bu hareketi sergiler ve bu olay Shark Bay adlı bölgede görülmüştür.

Deniz süngerleri ayrıca ilaç yapımında da kullanılabilir zira içlerinde onlarla yaşayan bazı mikrobik kimyasallar vardır ve bunlar virüsleri, bakterileri, tümörleri ve mantarları kontrol etmek için kullanılabilir.

Sünger çeşitleri nelerdir?

Süngerler başlıca dört farklı türe, dört sınıfa ayrılırlar: kalkerli süngerler, silisli cam süngeri, demosponge ve sclerospongiae. Süngerler sahip oldukları spiküllere yani dikenlere göre farklı sınıflara ayrılırlar. Bu spiküller kalsiyum karbonattan ya da sünger lifinden oluşabilir.



Bu konuyu yazdır

Oku-1 Nöroloji nedir?
Yazar: RasitTunca - 04-29-2020, 09:48 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Nöroloji nedir?

Sinir sisteminin yapısı, işleyişi ve sinir sistemi hastalıklarıyla ilgilenen tıp dalına nöroloji denir. Yunanca sinir hücresi demek olan nöron kelimesinden türemiştir.
Nöroloji bilimi hem merkezi hem de çevresel sinir sisteminin tüm sorunları ve hastalıklarının teşhisi ve tedavisi ile ilgilenir. Sinir sisteminin kılıfı, kan damarları ve etkilenen dokular ile kaslar tamamen bu alanın ele aldığı konulara dahildir.

Bir nöroloji uzmanı ise nöroloji alanında uzmanlaşmış, eğitim görmüş, nörolojik hastalıkları araştırmak, teşhis etmek ve tedavi etmek üzerine tıp eğitimini tamamlamış kişidir. Nöroloji uzmanları ayrıca klinik araştırmalar, klinik denemeler gibi konularla da uğraşır.
Nöroloji cerrahi ile ilgilenen bir uzmanlık değildir, ancak nörolojinin dallarından biri olan nöroşirurji sinir cerrahisini de kapsar. Nöroloji aynı zamanda psikiyatri ile de kesişen noktalara sahiptir.

Nöroloji biliminin ortaya çıkışı 16. ila 19. yüzyıllar arasında, Thomas Willis, Robery Whytt, Matthew Baillie, Charles Bell, Moritz Heinrich Romberg, Duchenne de Boulogne, William A. Hammond, Jean-Martin Charcot ve John Hughlings Jackson gibi birçok nöroloji uzmanının eserleri ve araştırrmaları sayesinde olmuştur.
Sinir sistemi iki parçadan oluşur, bunlar merkezi ve çevresel sinir sistemidir. Buna beyin ve omurilik dahildir. Bu organlarda, yani sinir sisteminde gözlenen bir hastalık, rahatsızlık ve yaralanmalar nöroloji uzmanlarının muayenesini ve tedavisini gerektirir.

Nöroloji bölümü hangi hastalıklara bakar?

Nöroloji uzmanları sinir sisteminde oluşan nörolojik durumlarla ya da sorunlarla ilgilenip bu durumları tedavi ederler. Bir nöroloji uzmanına danışmanızı gerektirecek başlıca belirtilerden bazıları aşağıdaki gibidir:

• Koordinasyon becerilerinde sorunlar olması

• Kas zayıflığı

• Algıda bir değişiklik

• Duyularda değişiklikler

• Kafa karışıklığı

• Baş dönmesi

•Baş ağrısı


Dokunma, görme, koklama, duyma gibi temel duyularında sorunlar yaşayan biri bir nöroloji uzmanına danışabilir. Bu durumlar bazen sinir sistemi hastalıklarından kaynaklanıyor olabilir. Bunun dışında nöroloji bölümü aşağıdaki hastalıklarla da ilgilenmektedir:

• Epilepsi gibi nöbetli hastalıklar

• Felç, inme

• MS hastalığı (multipl skleroz)

• Nöromusküler hastalıklar (myasthenia gravis gibi)

• Sinir sistemi enfeksiyonları (Ensefalit, menenjit, beyin apseleri gibi)

• Lou Gehrig hastalığı, Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklar

• Omurilik hastalıkları, iltihaplı ve otoimmün hastalıklar dahil

• Baş ağrıları, küme tipi baş ağrısı ve migren

Nörolojik hastalıklar nelerdir?

Sinir sisteminde görülen hastalıklara nörolojik hastalıklar denir. Beyinde, omurilikte ya da diğer sinirlerde yaşanan yapısal, biyokimyasal ya da elektriksel anormallikler bir dizi semptoma yol açabilir.

Bu semptomlardan bazıları kas zayıflığı, koordinasyon becerilerinde azalma, duyularda azalma, nöbetler, kafa karışıklığı, ağrı, bilinç seviyesinde değişiklik ve felçtir.
Halihazırda saptanmış birçok nörolojik hastalık vardır, bazıları diğerlerine göre daha yaygın görülürken bazıları nadir rastlanan türdendir. Bu hastalıklar nörolojik muayene ile saptanabilir ve genellikle tedavi edilebilir.

Nörolojik hastalıklara müdahale etmek için önleyici tedaviler, hayat tarzı değişiklikler, fizyoterapi ve diğer terapi yöntemleri, ağrı tedavisi, ilaç tedavisi ve bazı ameliyatlar kullanılabilir.

Bu hastalıklardan bazıları şunlardır:

• Beyin hasarı

• Amnezi

• Agnozi

•Afazi

• Disgrafi

• Apraksi

• Dizartri

• Omurilik hastalıkları

• Periferik nöropati

• Trigeminal nevralji

• Epilepsi

• Parkinson hastalığı

• Titreme

• Nöbetli hastalıklar

• Multipl Skleroz

• Tourette Sendromu

• Narkolepsi• Migren

• Küme tipi baş ağrısı

• Tansiyondan kaynaklanan baş ağrısı

• Bel ağrısı ve boyun ağrısı

• Nöropsikiyatrik hastalıklar (hiperkativite, otizm, obsesif kompulsif bozukluk vb.)

• Bunama

• Alzheimer

• Baş sakatlanmaları

• Vertigo ve baş dönmesi

• Koma, baygınlık

• İnme• Sinir sistemi tümörleri ve kanserleri

• Beyin ve omurilik enfeksiyonları (menenjit, ensefalit vb.)
Nöroloji kelimesinin sözlük anlamı

1. Sinir bilimi.

2. Hastanelerde sinir hastalıklarıyla ilgili bölüm.

Nöroloji kelimesinin İngilizcesi

1. neurology

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Wild Yar
Yazar: RasitTunca - 04-28-2020, 10:54 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok




Wild Yar "Resim bazilarina coook cazip degilmi sence"

Büyüüüüük Haz. Mevlanadan Hikayeler okudunmu sen, okumadinsa bir oku, insanligin ayiplari neler......

EŞŞEK SIPASI LAFI (Bu lafi icad eden biz türkleriz başka dilde yok başka dillere bizden tercüme yani onu icad eden türk annelerimiz peştamalli aannelerimiz) NERDEN GELIYOR HIC DÜSÜNDÜN MÜ mevlana okursan ögrenirsin evlat sen, o basimizin taci annelerimiz

ANNE basta tac kutsal anneler immaculata annelerimiz

AIDS NERDEN CIKDI DUYMADIN SEN TABiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Duymadinsa ögren bir maymunu s....yahut da s..diren ahmak veya ahmakiye yüzünden

inanamadınmı googleye "wıld  xxx" yaz  xxx in manasını türkce almanca ingilizce yaz binlercesini görsellerde videolarda görceksindir

hepimiz insanız AKLIMIZ oraya gidiverince ne evliyalik ne peygamberilik ne taç ne zenginlik züleyha gibi tacı sultanlığı falan filen unutuveriyoruz işte

o neden  dahaA INSAN OLMADAN ALINIP GELINIP, ONDAN KUTSAL RUHDAN (Hz Mehdi den) INSAN EVLADI DOGURTULDU BILDINMI SIMDI? KIM TEMIZ? KIM TERTEMIZ? ANLADINMI? HANGI SOY TEMIZ? ANLADINMI SIMDI SEN, COR ONA KIM? PIS KIM? MIKROP KIM Bildin mi SIMDI EY INSAN

ister immeculata ANANIZI secin isterseniz KUTSAL RUH babanizin yolunu secin artik

secimi size BIRAKTIM BEN

ipi ip gören ile ipe bakipda ipi sap gören farkli kulvarda canim

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Yusuf Gibi güzeli bulanlar "Yusufu Köle diye 75 Kuruşa Sattılar
Yazar: RasitTunca - 04-28-2020, 01:35 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok

Yusuf Gibi güzeli bulanlar "Yusufu Köle diye 75 Kuruşa Sattılar

Ey Mehdi Arayan insanoglu!

Mehdi Yanindaykan tanimayipda Mehdi arayan!

Allah her an seninleyken Allahi bildinmi ki, Allahin kiymetini degerini verdin mi ki, Mehdiyi biliversen buluversen  ona en büyük degeri verecegini iddia eden dangalak!

Mehdiyi kömür mü sandin ki, her evden bir mehdi cikiyor bu devirde, Mehdiyi kömür yerine koyan insanoglu!

Bu devirde Mehdilikde peygamberlikde cok daha ucuz, bes kurus etmiyor, mucize keramet göstersede kiymeti harbiyesi yok.

Bu ucuzluk nerede len! her evin, her mahelenin bir kendi mehdisi var. Halbuki o bir tanedir, Muhammed den iki tane olmadigi, isa dan iki tane omadkgi, musa dan iki tane olmadigi gibi, mehdi de bir tanedir, bu mehdi bollugu nereden ey insanoglu?

Yusuf gibi cevval güzeli bulanlar, kiymetini bilmedi pazarda köle diye 75 kurusa satillar.

Halid bin velid diyorki : Muhammed in ya sakalindan yada sacindan bir tel elime gecti, basima, sarigimin için sardim, o kil parcasi bende oldukca, savaslarda muzaffer geldim, hic yenilmedim. diyor

O nun KILINI ele geciren, biri kilinin kiymetini bilenlerde vardi o devirde, bu devirde mehdi evinde,  mehdiyyi bes kurusa pazarliyor.
SATIP geciyor degeri yok.
Ah bir muhammed i görseydik diyeneler : Belki onun vaktinde olsaydin, ayni bugün mehdiyi görüpte, onu inciten danglak oldugun gibi, o gün orda olsan, ebi cehi lin biri olacaktin ve, muhammedi incitecektin. bunun farkindamisin.

-----oÖo-----

Allahim baharda yağan ve yağacak olan emtarlarin adedince muhamdede ve ehline ve mehdi ve ehline salat selam eyle,
Aramayanlar yolda kaldi, sen aramaya devam et "bir güüüüüüün istiklal ve cumhuriyetini"
MECNUNLUĞUN SIRRI kaybedince, gercekte kazanmakda yatiyor ey sevgili.
Gece gündüzü bilesin diye var, kötü iyiyi arayıp bulasın diye var.
Beni bulsan, Yusufu bulanlar 15 kuruşa sattılar,
anla beni sevgili böyle cok tatlı,
inan beni bulsan 15 kuruş değerimiz olmaz,
yemin olsun olmaz,
ara calış işte bir gün Yüce RAB
Zülyehayi yusufa yazacakdir,
Elini eline gönlünü gönlüne vercekedir,
inan bana bu yüce Rab öyle zalim değil,
Züleyhayı Yusufa kavuşturana iman et sen,
Leylayı mecnundan ayırana değil.
Burdakı TILSIMI çözüdünse SIRANI beklemek en büyük nimet anla...

mehdiyi ben bir kimdir bilen, ona GiDiP ELINI ÖPEN, BILMEM NERENIN BASKANLIGINI ONA VERELiM DiYEN INSANLIK:

BIRAK DEGERiMiZ BÖYLE KALSIN, BENi BULSANIZ, DEGERiMiZ 5 kurus bile etmiyecek, yarin yaninizda olunca, beni satip gececeksiniz. o zman mehdiyi gönlünüzde bilin birkanin onun elini cisimi öpmeyiverin varsin o bsbakan cumshurbaskani düyna baskani olmayiversin  o maneviyetimizin sultani, beklenen mehdi degilmi, birakin öyle kalsin.
yanima elmi öpmeye gelecek olan salak, gelme! uzak dur, rahatimi bozma benim ki, seninde ahirette rahatin kacmasin
yapacagin bir yanlis yüzünden sende insanlikda helak olmasin.
öyleyse Allahin sakladigi gizledigini örttügünü, sende ört kapat, gizle, amma kalbinden bir an cikarma, kalbinde tut, onu öyle sev, gönlünün tahtinda nerede oturuyorsa O, oradan indrime onu

Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi


Karoglan  Raşıt Tunca
Schrems, 2020 Senesinin Nisan ayının yirmisekizi, saat gece,  buçuğu bir geçiyor.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 "Bilal Habeşi Kimdir?" "Habeşli-Namazı Nedir?" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Yazar: RasitTunca - 04-27-2020, 06:51 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



"Bilal Habeşi Kimdir?" - "Habeşli-Namazı Nedir?" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Selam Dostlar Zümresi, Selam Sevenlerim Sevdiklerim, Selam Takipcilerim,
Rabbim bizleri bir Makalemde daha buluşturdu!
Rabbime Hamdü Senalar Olsun.
Peygamber Hazeratine de Selamlar Sevgiler Olsun,
Melekler Zümresine de Selamlar Sevgiler Olsun,
Allahin Salih Kullar Zümresine de Sevgiler Selamlar Olsun :


Fahr-ı Kainat Pezgamer Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Her kim şu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir şey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları af olunur"

(Hadis-i Şerif - Buhari, Vudu, 14)

Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir Çünkü abdest almak Allah'a yaklaştırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır

"Bilal Habeşi Kimdir?"

Bilal-i Habeşi, Mekke'de Müslüman olduğunu açıkça söyleyen ilk yedi kişiden birisi olmakla beraber Hz. Peygamber'e ilk inananlar arasında da yer almaktadır. Öte yandan, İslam'ın ilk müezzini olan kişi olarak da bilinmektedir. Bu noktada, Peki, Bilal-i Habeşi kimdir? İşte, Bilal-i Habeşi'nin kısaca hayatı ve hakkında merak edilenler...

Hicretten kırk yıl kadar önce (581 civarı) Habeş asıllı bir köle olarak Arabistan'ın batı tarafındaki Serât'ta veya Mekke'de Cumah kabilesi içinde dünyaya geldi. Babası Rebâh ve müslüman olduğu için çeşitli işkencelere mâruz kalan annesi Hamâme de köle idi. Annesine nisbetle İbn Hamâme diye de anılan Bilâl İslâmiyet'i Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla kabul etti.

Bilâl, Benî Cumah'tan adı bilinmeyen birinin veya daha yaygın olan rivayete göre aynı kabileden Ümeyye b. Halef'in kölesi idi. Mekke'de müslüman olduğunu açıkça söyleyen ilk yedi kişiden biri olduğu için Ümeyye b. Halef öğle vakitlerinde onu kızgın güneş altında sırt üstü yatırır, büyük bir kaya parçasını göğsü üzerine koydurur, sonra da İslâmiyet'ten vazgeçerek Lât ve Uzzâ'ya tapmaya zorlardı. Fakat o her defasında, "Rabbim Allah'tır; O birdir" diyerek bu dayanılmaz işkenceye imanıyla göğüs gererdi. Hz. Peygamber onun bu şekilde işkence görmesine son derecede üzülürdü. Hz. Ebû Bekir müslüman olmayan güçlü siyahî bir köleyi vererek Bilâl'i Ümeyye b. Halef'in elinden kurtardı ve âzat etti. Bazı rivayetlerde onu para ile satın alıp âzat ettiği de zikredilir. Hz. Ömer bu olaya işaretle, "Ebû Bekir efendimizdir; efendimizi (Bilâl'i) âzat etmiştir" derdi

(Buhârî, "Feżâʾilü aṣḥâbi'n-nebî", 23).


Bilâl-i Habeşî hicretin 1. yılında Hz. Peygamber'in öğrettiği ezanı onun emriyle ilk defa okumakla meşhur oldu ve hayatı boyunca hazarda ve seferde Hz. Peygamber'in müezzinliğini yaptı. Sabah ezanını çok erken okuyan Bilâl'in bu ezana, "es-salâtü hayrün mine'n-nevm" (Namaz uykudan hayırlıdır) ibaresini eklemesi Hz. Peygamber'i memnun etti ve bunu her sabah ezanında tekrarlamasına izin verdi. Bilâl başta Bedir olmak üzere Hz. Peygamber'in bütün gazvelerine katıldı. Bedir'de esir alınan Ümeyye b. Halef'i görünce, "İşte küfrün başı! Eğer o kurtulursa ben ölürüm" diyerek onun öldürülmesini sağladı. Mekke'nin fethedildiği gün Hz. Peygamber ile Kâbe'nin içine girdi ve Resûlullah'ın emri üzerine Kâbe'nin damına çıkarak fetih ezanını okudu. Hz. Peygamber'in Kâbe'nin içinde soldaki iki direk arasında iki rekât namaz kıldığını rivayet eden de odur

(Buhârî, "Ṣalât", 30).

Yaygın olan rivayetlere göre Bilâl-i Habeşî Hz. Peygamber'in vefatından sonra ezan okumamıştır. Hz. Peygamber'in kendisine, "Ey Bilâl! Allah yolunda cihaddan daha faziletli bir amel yoktur" dediğini hatırlatıp cihad için Suriye'ye gitmek üzere Hz. Ebû Bekir'den izin istemiş, ancak halifenin ısrarı üzerine Medine'de kalmış, Hz. Ömer halife olunca Medine'den ayrılarak Suriye'de birçok şehir ve bölgenin fethine iştirak etmiştir.

Hz. Ömer Suriye'de Şam divanını tedvin ederken Bilâl'in isteği üzerine onu ve diğer Habeşliler'i, Ebû Ruveyha'nın kabilesi olan Has'amlılar'la birlikte aynı divan defterine yazdırdı. Bazı müslümanlar Bilâl'in ezan okuması için halifeye müracaat ettiler; halifenin isteği üzerine Bilâl Suriye'de bir defa ezan okudu ve dinleyenleri ağlattı.

Bilâl-i Habeşî altmış küsur yaşında Dımaşk'ta (veya Halep yahut Dâreyyâ'da) vefat etti ve Bâbüssagīr'deki kabristana defnedildi. Bilâl-i Habeşî'nin nesli devam etmedi. Kaynaklarda hanımı ve çocukları hakkında bilgi bulunmamakta, sadece Hâlid adlı bir erkek ve Gufre (Gufeyre) adlı bir kız kardeşi olduğu zikredilmektedir.

Uzun boylu, zayıf ve kuru yüzlü, kamburca, gür ve kır saçlı, siyah tenli idi.

"Habeşli Namazı Nedir?"

Bir defasında Hz. Peygamber ona (Habeşli Bilal e) , "Bu gece cennette, önümde senin nalinlerinin tıkırtısını duydum" diyerek kendisinin cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hangi ameli sebebiyle bu dereceyi elde etmiş olabileceğini Ashab ona sormuştu. Benim Fazladan bir ibadetim yok ama, belki de şu amelimden olabilir, ben her abdest aldıktan sonra iki rekat nafile namaz kılarım diye onu cennetlik kılan güzel amelinden, âdetinden söz etmişti. Bu Namaza işte "Habeşli Namazı Denilir" Yani Habeşli Bilal in Namazı, ve sebebi hikmetide baştaki hadisde geçen, Bu namaz, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir.

(Buhârî, "Teheccüd", 17; Müslim, "Feżâʾilü'ṣ-ṣaḥâbe", 108)

Karoglan  Raşıt Tunca
Schrems, 2020 Senesinin Nisan ayının yirmiyedisi, saat sabah yediye beş kala.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Raşit Tunca Şiirleri "Zıtların Dansı - ЯR"
Yazar: RasitTunca - 04-26-2020, 08:39 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Şiirleri - Yorum Yok



Raşit Tunca Şiirleri

----------oOo----------
ZITLARIN DANSI

ЯR

Belki bir Gün Güneşimin eşi olan yarısı bana karışırda, şems şemse karışınca,  "şumus"  oluruz ...

Raşit Tunca Şiirleri

----------oOo----------

Raşit Tunca
Schrems, 26.04.2020

Bu konuyu yazdır