Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 İslâm'da Sularla İlgili Hükümler - Su Artıkları Hakkında - Abdest ve Sular
Yazar: RasitTunca - 06-19-2022, 08:54 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



İslâm'da Sularla İlgili Hükümler - Su Artıkları Hakkında - Abdest ve Sular

Âyet ve hadislerde suyun yeryüzündeki varlıkların hayatı açısından önemine ve aslî temizlik aracı olduğuna işaret edilir.

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın insanı ve diğer canlıları sudan yarattığı (el- Enbiyâ 21/30, en-Nûr 24/45, el-Furkan 25/54), temizlenme dahil birçok hikmete mebnî olarak gökten temiz su indirdiği (el-Bakara 2/22, 164, el-Enfâl 8/11, el-Furkan 25/48) belirtilerek suyun yeryüzündeki varlıkların hayatı açısından önemine ve aslî temizlik aracı olduğuna işaret edilir. Hz. Peygamber'in hadislerinde de yine su ile temizlenmenin önemi sıklıkla vurgulanarak durgun ve akarsuların, yağmur, kaynak, deniz ve göl sularının maddî ve hükmî temizlikte kullanılmasıyla ilgili temel açıklamalar yer alır. Durgun ve akarsuların temizliğinin sağlanması ve korunması, bu konuda önerilen tedbirler, getirilen yasaklamalar hadis kültüründe önemli bir yekün tutar.

1) Mutlak Su - Mukayyet Su

Yaratıldığı tabii halini koruyan, mahiyetini değiştirecek başka maddeler karışmamış suya mutlak su denilir. Yağmur, kar, deniz, ırmak, kaynak ve kuyu suları normalde böyledir. Mutlak suyun üç özelliği ve iki tabiatı vardır. Özellikleri, rengi, kokusu ve tadıdır; iki tabiatı da inceliği ve akıcılığıdır. Öte yandan mutlak su, temiz ve temizleyici olup olmama yönüyle beş  kısma ayrılır. Suyun temizleyici sayılması, abdest ve gusül  gibi  hükmî  temizlik aracı olabilmesinin câiz oluşunu, temiz sayılması ise diğer maddî temizlik ve kullanım aracı olabilmesini ifade eder.

1- Rengi, kokusu ve tadı bozulmamış, içine pis bir madde karışmamış, kullanılması mekruh ve şüpheli hale gelmemiş sular hem temiz hem de temizleyici sayılırlar. Tabiatta normal halde bulunan mutlak sular kural olarak böyledir. İnsanın, at, deve, sığır, koyun ve keçi gibi eti yenen hayvanların ve kuşların artığı sular da, bu sulara maddî bir pislik bulaşmadığı sürece kural olarak hem temiz hem temizleyicidir.

2- Temiz ve temizleyici olmakla birlikte kullanılması mekruh olan sular: Tavuk gibi eti yenen, kedi gibi eti yenmeyen evcil hayvanların, çaylak, doğan gibi yırtıcı kuşların artığı sular böyledir. Hz. Peygamber kedi hakkında "O pis değildir, çünkü aranızda dolaşıp duran yaratıklardandır" (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 38) buyurarak bunlardan sakınmanın imkânsızlığına işaret etmiştir. Eti yenmeyen yırtıcı kuşların gagaları kemik olduğundan, artığı sular diğer yırtıcı hayvanlarınkinden farklı görülmüştür. Bu tür sularla abdest almak veya gusletmek mekruhtur. Ancak normal su bulunmadığında bu sular hem abdest ve gusül gibi hükmî temizlikte hem de maddî temizlikte kullanılabilir.

3- Abdest, gusül gibi hükmî temizlikte kullanılmış olan sular (mâ-i müsta‘mel), maddî bakımdan temiz olsalar bile ikinci defa hükmî temizlikte kullanılır. Fakihler bu suların temizleyici olmadığını söylerken bunu anlatmak istemişlerdir. Ancak fakihlerin çoğunluğu aslî özelliklerini kaybetmemesi ve maddî bir kirlilik de taşımaması kaydıyla kullanılmış suyu temiz sayar ve bu suyun maddî temizlikte kullanılabileceğini söyler. Bazı fakihlerin ise ihtiyatla hareket edip kullanılmış suları dinen necis su grubunda mütalaa ettiği görülür. Bu görüş ayrılıkları suyun kıt olması halinde kullanılabilecek bazı ruhsatlar içermesi sebebiyle faydadan hâlî değildir.  Abdestsiz veya cünüp olan kimsenin suyu almak  veya  sıcaklığına  bakmak  amacıyla elini suya sokmasıyla bu su kullanılmış sayılmaz.

4- Temiz ve temizleyici olmayan sular: İçine pislik düştüğü kesin olarak veya galip zan ile bilinen –tanımı aşağıda gelecek olan– az miktardaki sular ile içine düşen pislikten dolayı rengi, tadı veya kokusu bozulan büyük su birikintileri ve akarsular böyledir. Köpeğin, eti yenmeyen vahşi hayvanların artığı sular da temiz değildir.

5- Eşek ve eşekten doğan katırın artığı suların hükmî temizlikte kullanılıp kullanılmayacağı ise şüphelidir. Temiz su bulunmadığında bunlarla abdest ve gusül alınır ve ayrıca teyemmüm yapılır.

İçine temiz bir maddenin katılmasıyla incelik ve akıcılığını kaybeden mutlak sulara veya tabii bir oluşumla meydana gelip özel bir isimle anılan sulara "mukayyet su" tabir edilir. Gül suyu, meyve suyu, maden suyu, diğer helâl meşrubat türleri veya içinde nohut, mercimek benzeri temiz şeylerin pişmesiyle incelik ve akıcılığını kaybeden sular böyledir. Mutlak sular temiz ve temizleyicilik özelliğini kaybetmediği sürece hem maddî pisliğin temizlenmesinde hem de hükmî temizlikte kullanılabilirken mukayyet sular, normal su bulunmadığı zaman sadece maddî temizlikte kullanılabilir.

2) Durgun Su - Akar Su

Suyun durgun veya akar olması, durgun ise miktarı, o suyun temiz ve temizleyici olma özelliğini belirlemede etkin rol oynar. Akar sular ile büyük havuz niteliğindeki durgun sular üç temel vasfından biri değişmedikçe yani rengi, tadı veya kokusu bozulmadıkça içine düşen bir pislikten dolayı temiz ve temizleyicilik özelliğini yitirmez. Buna karşılık küçük havuz niteliğindeki durgun sular, içine bir pislik düşmekle üç temel vasfında değişme olup olmadığına bakılmaksızın temiz ve temizleyici olmaktan çıkar.

I -Mutlak Sular:

Bunlar, yaratıldıkları aslî vasıf üzerine duran yağmur, kar, deniz, göl, ırmak, pınar ve kuyu sularıdır. Su denildiği zamanda ilk olarak bu kısım akla gelir. Abdest ve gusülde de sadece bu kısım sular kullanılır.
II - Mukayyed Sular:

İçine herhangi bir maddenin karışmasıyla aslî vasfı bozulmuş ve hususî bir ad almış olan sulardır. Gül suyu, çiçek suyu, meyve suyu, et suyu, v.s....

Mutlak suyun içine mukayyed su karışır ve mutlak suyun üç vasfından, yani, renk, koku ve tadından birini veya ikisini değiştirir ise, bu su, mukayyed su hükmünü alır.

Mutlak suyun içine toprak, sabun, v.s. gibi temiz bir madde düşmekle mutlak su olmaktan çıkmaz. Yeter ki suyun incelik ve akıcılığı kaybolmasın.
Mutlak Sular Kaç Kısma Ayrılır?

Mutlak sular kendisi temiz olup olmaması, başka bir şey'i de temizlemeğe elverişli bulunup bulunmaması bakımından şu kısımlara ayrılır:

a - Hem temiz, hem de temizliğe elverişli ve kullanılmasında da hiçbir dinî mahzur olmayan sular... Bu sular 3 vasıfdan hiçbiri kaybolmamış temiz sulardır. Hem içilir, hem yemek yapılır. Abdest ve gusülde de kullanılır.

b - Hem temiz, hem de temizleyici, fakat zaruret olmadan kullanılması mekrûh olan sular.

Ev kedisi gibi ehlî bir hayvanın veya çaylak, doğan, v.s. gibi yırtıcı bir kuşun artığı olan sulardır. Bu sular, her ne kadar temiz ise de başka su varken yeme ve içmede, abdest ve gusül temizliğinde kullanılmamalıdır. Ancak başka su yoksa, kullanmakta hiçbir dinî mahzur kalmaz.

c - Temiz, fakat temizleyici olmayan sular...

Bunlar gusül ve abdestte kullanılmış olan sulardır. Bunlara mâ-i müsta'mel (kullanılmış su) denir. Bu sular temizdir ve maddî pislikleri temizlemekte de kullanılabilirler. Ancak abdestte ve gusülde kullanılmazlar. Yemek ve içmekte kullanmak ise mekruhtur.

d - Temiz olmayan sular...

İçine bir pisliğin düştüğü kesin olarak belli olan ve küçük su tabir

edilen az miktardaki sulardır. Bu sular hiçbir şeyde kullanılmazlar.

e - Şübheli sular...

Ehlî merkep ve bundan doğmuş katırların artığı olan sulardır. Bu suyun temiz olduğu ittifaklı, ancak abdest veya gusülde kullanılıp kullanılmayacağı ihtilâflıdır.

Mutlak sular, içine düşen necâsetle pislenip pislenmeme yönünden ise, ikiye ayrılır: Durgun sular, akar sular.

I - Durgun Sular:

Bu sular, miktar itibariyle çok su ve az su kısmına ayrılırlar.

Çok su ile akarsu, pislenme yönünden aynı hükme tâbidirler.

a - Çok su: Yaklaşık olarak 50 m2lik bir satha sahip olan durgun su birikintisine veya su havuzuna çok su veya büyük havuz (havz-ı kebir) tabir edilir. Bu sular, pislenme bakımından akarsularla aynı hükme tâbidirler. Yani, içine bir pislik düştüğünde suyun üç vasfından biri değişmedikçe temiz sayılır. Bu suların derinliği ise, en az 1 karış veya 24 parmak olmalıdır.

b - Az su: Yaklaşık olarak 50 m2'den az bir satha sahip olan su birikintisine veya su havuzuna az su (veya küçük havuz) ismi verilir. Bunlar içlerine herhangi bir pislik düştüğü zaman, derhal pislenirler. İsterse 3 vasfından hiçbiri değişmesin. Meselâ, böyle bir suya bir damla kan damlasa suyu temiz olmaktan çıkarır. Bu sular, pisliğin değmesi ile bile pislenmiş olurlar.

Meselâ, köpeğin yalaması ile...
II - Akar Sular:

Akar suyu, akış kuvvetiyle bir saman çöpünü sürükleyip götürebilen su diye tarif etmişlerdir. Akarsular, çok su hükmündedir. İçlerine pislik düştüğünde üç vasfından biri bozulmadıkça, pis olmaz.

Pisliğe temasından dolayı üç vasfından bir veya ikisi değişen su ile temizlik yapılmaz. Ama bu su ile, bitki ve toprak sulanabilir. Sığır ve deve, davar gibi hayvanlara da içirilebilir.
Mutlak ve Mukayyed Suların Hükmü Nedir?

Mutlak sular, suyun temizliğini bozacak haricî bir ârıza bulunmayınca içilir, yemekte ve maddî temizlikte de kullanılır. Kendileriyle abdest ve gusül alınır.

Mukayyed sular ise, bunlar ile abdest ve gusül alınmaz. Yani bunlarla hükmî necaset giderilmez. Çünkü Cenâb-ı Hak bu gibi temizlikler için, sadece mutlak suların kullanılmasını emretmiştir. Ne var ki mukayyed suların bir kısmı, içilebilir. Ve yemeklerde de kullanılabilir. Bunların yağlı ve koyu ve yapışkan olmayan kısmıyla maddî temizlik de yapılabilir.

Fakihlerin bu konudaki yaklaşım ve kıstasları dikkatlice incelendiğinde, onların hem suyun aslî özelliğini korumasına önem verdikleri hem de içine küçük bir pislik düştü diye bol miktarda suyun kullanılamaz olmasını önlemek istedikleri görülür. Böyle olunca suyun teminindeki kolaylık ve zorluk, suya düşen pisliğin tür ve miktarı da göz önünde bulundurulmak kaydıyla, mezheplerin bu konudaki farklı görüşlerinin bir ruhsat olarak değerlendirilebileceği, kişilerin kendi kültür, imkân hatta kalbî mutmainlikleri açısından bu ruhsatlardan birini seçebileceği söylenebilir.

Diğer yandan suyun temel özelliklerinde bir bozulma olduğunda veya yapılan bilimsel incelemeler ve laboratuvar tahlilleri sonunda insan sağlığı ve çevre için zararlı olduğu tesbit edildiğinde bu suyun kullanımının dinen de câiz olmayacağı açıktır. Çünkü insanın sağlık, güvenlik ve huzur içinde yaşaması dinin genel hedeflerinden biri olduğu gibi bilimin de ana gayesini oluşturur. Bu sebeple fıkıh kitaplarında suyun maddî ve hükmî temizlikte kullanılabilmesi için aranan şartlar, suyun kullanımının dinî hükmüyle ilgili nihaî bir ölçü ve çözüm olarak değil, fertlere günlük yaşayışlarında kolaylık sağlamayı ve ortalama bir ölçü getirmeyi amaçlayan öneri ve katkılar olarak anlaşılmalıdır. Nitekim madenî kaplara konup güneşte ısıtılan suyun kullanımını bazı fakihlerin mekruh gördüğü, bunu söylerken de bu tür suların sağlığa zararlı olduğu noktasından hareket ettikleri bilinmektedir. Böyle olunca suyun temizliği konusunda fıkıh kültürümüzdeki bu tür yaklaşımları ilke ve amaç yönüyle değerlendirip günümüzdeki teknolojik gelişmelerden, arıtma ve tahlil imkânlarından ve pozitif bilimin sonuçlarından âzami ölçüde yararlanmak vazgeçilmez bir önem taşımaya başlamıştır.

Su Artıkları Hakkında Hükümler

53- Az ve durgun olan su artıkları şu kısımlara ayrılır:

1) Hem temiz, hem de temizleyici olan ve kerahet taşımayan artıklar: Bunlar, ağızları temiz olan bütün insanların, deve sığır ve koyun gibi, eti yenen evcil hayvanların, atların ve attan veya inekten doğmuş katırların, eti yenen vahşi hayvanların, eti yenen kuşların artıklarıdır. Bu cins hayvanların su artıkları içilir ve bu artıklarla temizlik yapılabilir. Ağızları temiz olmayanların artıkları da temiz değildir. Şarap içen veya ağız dolusu kusan kimselerin şarap içmelerinin veya kusmalarının hemen arkasından içtikleri suyun artığı gibi.

2) Kullanılmaları mekruh olan artıklar: Bunlar, kedilerin, tavukların ve atmaca, şahin, doğan, çaylak, katal gibi yırtıcı kuşların ve pislik yemekten çekinmeyen koyun, sığır, keçi gibi hayvanların artıklarıdır.

Başka temiz su varken bunların içilmesi ve temizlikte kullanılması tenzihen mekruhtur. Fakat başka su bulunmayınca, bunlar içilebilir ve bunlarla temizlik yapılabilir. Bu gibi sular varken teyemmüm yapılması caiz değildir.

3) Kullanılmaları şüpheli olan artıklardır. Bunlar, yabanî olmayan merkeblerin ve bunlardan doğmuş katırların artıklarıdır. Başka temiz su bulunmayınca hem abdest alınır, hem de ihtiyat olarak teyemmüm yapılır.

Şüpheli (meşkûk) bir su ile, şüpheli olmayan bir su birbirine karışacak olsa, tartıca ağır gelene itibar edilir. Bu iki su eşit olunca, yine ihtiyat olarak teyemmüm de edilir.

4) Necis (pis) sayılan artıklardır. Bunlar, köpek, kurt, aslan, kaplan, domuz ve benzeri hayvanların ve vahşi kedilerin artıklarıdır. Bunlar temizlikte kullanılamaz ve zaruret olmadıkça da bunlar içilemez.

54- Terler ve salyalar, ağızdan akan sular hüküm bakımından artıklar gibidir. Bu bakımdan artığı temiz olanın, ter ve salyası da temizdir. Artığı mekruh veya şüpheli (meşkûk) olanın, ter ve salyası da mekruh veya meşkûk (şüpheli) olur.

Artıkları temiz olmayan hayvanların terleri ve salyaları da temiz değildir.

55- Bir arada bulunan kaplardan çoğunda temiz su ve az bir kısımda pis su bulunsa, araştırma yapmak gerekir. Kapların hangilerinin temiz olduğu zan üstünlüğü ile tayin edilir. Ondan sonra da, tayin edilen sulardan içilir, abdest ve gusül temizliği yapılır. Çünkü hüküm kuvvetli olan hale göredir. Fakat temiz olmayan kaplar temizlerden daha çok veya temizlere eşit olsa, yemekte ve içmekte kullanılmak için araştırma yapılabilir; ancak abdest ve gusül için araştırma yapmak gerekmez. Bu sular döküldükten veya hayvanların ihtiyacı için birbirlerine kanştırıldıktan sonra teyemmüm yapılır.

Kuyular Üzerindeki Hükümler

56- Kuyular, suları ne kadar çok olursa olsun, yüzeyleri yüz arşın (takriben altmış beş) metrekareye ulaşmadıkça yahut daima akıp giden bir su yolu üzerinde bulunmadıkça küçük sular (küçük havuzlar) hükmündedirier. Bu esasa göre, içlerine düşecek şeylerden dolayı haklarında aşağıdaki hükümler uygulanır.

57- Üzerlerinde pislik bulunmadığı bilinen insan veya eti yenen koyun ve deve benzeri hayvanların içlerine düşüp de diri olarak çıkmış oldukları kuyuların suyu pis olmaz.

Yine katırın ve merkebin, atmaca, şahin, çaylak gibi yırtıcı kuşların, köpek, kurt, kaplan benzeri canavarların içine düşüp de diri olarak çıktıkları kuyuların da suyu pis olmaz; ancak ağızlarının salyasının düştükleri suya bulaşmaması lazım. Bulaştığı takdirde su, salyanın hükmüne bağlıdır. Hayvanın salyası temiz ise, artığı gibi su da temizdir.

{(*): Bütün bu bahisde sözü geçen temizlikten din bakımından ibadetlerin yapılmasına engel olan hades ve habesin giderilmesinin kasdedildiğini, yoksa tıbbî ve fennî temizlik kasdedilmediğini önemle kaydetmek gerekir.}

Salyası pis ise, su da pis olur. Bu durum daha önce bildirilmişti.

58- Bir kuyunun içine fare, serçe veya bunlardan birinin büyüklüğünde başka bir hayvan düşüp ölse, o hayvan henüz şişmemişse, bu hayvan kuyudan çıkarıldıktan sonra yirmi kova su kuyudan çekilip dökülür. Bu miktar suyun çıkarılması vacibdir. Bu mikdar su çıkarılmadıkça kuyunun suyu temiz olmaz. Böyle bir kuyudan otuz kova çıkarılması müstahab olur.

59- Bir kuyunun içine kedi, tavuk, güvercin veya bunlardan biri büyüklüğünde başka bir hayvan düşüp ölse de, henüz şişmeden çıkarılsa, o kuyudan kırk kova su çekilir ki, bu mikdar su çıkarmak vacibdir. Elli veya altmış kova su çıkarılması müstahab olur.

60- Bir kuyunun suyuna, bir damla dahi olsa, kan, şarab, sidik gibi akıcı bir pislik karışsa, o su pis olur. Yine bir kuyunun içine domuz düşse yahut koyun, keçi ve bunlar büyüklüğünde bir hayvan düşüp öldükten sonra şişmiş olsa, yahut serçe ve fare büyüklüğünde küçük bir hayvan düşüp ölerek dağılsa veya tüyleri dökülse, o kuyunun dibinde bir kova su kalmayacak şekilde suyunun tümünü çıkarmak icab eder. Ancak kuyunun suyu çok olup devamlı olarak kaynamakta ise, iki yüz kova su çekmek yeterlidir; bu vacibdir. Üç yüz kova çıkarılması müstahabdır. Daha sağlamı, kuyunun içindeki su mikdarının kaç kova olduğu hesaplanarak o mikdar suyun çıkarılmasıdır. Bazı alimlere göre fetva, bu şekilde işlem yapmaktır.

61- Bir kedi köpekten korkarak yahut bir fare kediden veya bir koyun kurttan korkarak kaçıp da ölmeyecek şekilde kuyuya düşse, kuyunun bütün suyu pis
sayılır. Çünkü bu hallerde hayvanların işemiş olmaları ihtimali kuvvetlidir. Fakat geçerli sayılan diğer bir görüşe göre, bu halde kuyu pis olmuş sayılmaz. Zaruret bakımından bu hal bağışlanmıştır.

62- Tavuktan çıkan taze bir yumurtanın ve yeni doğmuş bir kuzunun içine düştüğü su pis olmaz; ancak bunların üzerinde pislik bulunduğu bilinirse, su pis olur.

63- Tercih edilen görüşe göre, bir kuyuya devenin, koyunun, keçinin, atın, katırın, merkebin, sığırın ve mandanın tersleri düşmekle o kuyunun suyu pis olmaz. Bu terslerin yaş yahut kuru, sağlam veya kırık olması arasında fark yoktur. Çünkü bunlardan korunmak çok zordur. Hele kırlardaki kuyularda bunlardan korunmak daha güçtür. Ancak kuyuya düşen bu pislik parçaları adet itibariyle çoğumsanıyorsa yahut her su çekilen kovada en az bir ve iki parça görülürse, o zaman su temizliğini kaybetmiş olur. Bununla beraber daha güvenilir bir görüşe göre zaruret esas alınır. Şöyle ki: Evlerdeki kuyuları bu pisliklerden korumak güç olmadığı için, kuyuya düşmeleri halinde böyle kuyular pisleşir. Fakat kırlardaki kuyuları korumak güç olduğundan bu pislikler o kuyuları temizlikten çıkarmaz.

64- Kaz, tavuk, ördek gibi hayvanların tersleri suyu bozar. Onun için içine düştükleri kuyunun bütün suyunu boşaltmak gerekir. Çünkü bunların pislikleri galiz (ağır) necasettir.

65- Güvercin ve serçe gibi eti yenen kuşların tersleri, kuyularda ve kaplarda olan suları bozmaz. Eti yenmeyen kuşların tersleri de suyu bozmaz. (İmam Şafiî'ye göre bunların tersleri suyu bozar.)

66- İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre, yırtıcı kuşların tersleri kuyuların suyunu bozmaz; çünkü bunlardan kuyuları korumak güçtür. Mikdarları çok olmadıkça elbiseyi pis yapmazlar. Suyun vasıflarını bozmadıkça; çok olan suları da temizlikten çıkarmazlar. Fakat kaplardaki sular bozulmuş olur; çünkü bu kabları korumak mümkündür.

67- Bir kuyuda lâşeden (ölü hayvan kalıntısından) başka bir pislik görülse, pislik görüldüğü andan itibaren o kuyunun suyu pis sayılır. Artık o sudan abdest alınmaz, başka temizlik işinde de kullanılmaz. Su kuyusunda fare veya kedi ölüsü gibi bir lâşe görüldüğü zaman, eğer düşüş zamanı biliniyorsa, o vakitten itibaren kuyunun suyu pis sayılır. Fakat lâşenin kuyuya düştüğü zaman bilinmez de, kuyudaki ölü hayvan şişmiş, dağılmış veya tüyleri dökülmüşse, o kuyu üç gün ve üç geceden itibaren pislenmiş sayılır. Eğer kuyuda bulunan ölü hayvan şişmemiş, dağılmamış veya tüyleri dökülmemiş ise, bir gün ve bir geceden itibaren ihtiyaten o kuyu pis kabul edilir. Bu esasa göre o müddetler içinde alınan abdestler ve gusüller sahih olmamış demektir. Bunlarla kılınmış olan namazların kazası lazım gelir. Aynı zamanda bu sularla yıkanmış olan pis elbiselerin tekrar yıkanmaları gerekir. Fakat o sularla pis olmayan çamaşırlar yıkanmışsa, onları tekrar yıkamak gerekmez. Bütün bunlar, "kesinlikle bilinen şey, şübhe ile gerçekliğini kaybetmez" kuralına dayanmaktadır.

Bu mesele İmamı Azam'a göredir. İmameyn'e (Ebû Yusuf ve Muhammed'e) göre eğer inceleme sonunda kuyuda bulunan ölü hayvanın ne zaman kuyuya düştüğü anlaşılamazsa, görüldüğü andan itibaren kuyunun pis olduğu kabul edilir. Ondan önce kılınan namazlar kaza edilmez ve yıkanan çamaşırlar tekrar yıkanmaz. O ölü hayvan dışardan bir rüzgarla yahut başka bir sebeble kuyuya henüz düşmüş olabilir. Meydana gelen bir olayın en yakın zamana nisbet edilmesi esastır.

68- Pislenmiş bir kuyunun içinde bulunan sular kuruyup çekildikten sonra, tekrar suyu gelmeye başlasa, kuyu temizlenmiş sayılır; çünkü bu şekilde çekilip kaybolan pislik geri gelmez.

69- Kuyuların suyunu boşaltmada kullanılacak kovalar, orta büyüklükteki kovalardır. Bazı alimlere göre, yaklaşık olarak 5 kg. (1400 dirhem) su alacak büyüklükte olmalıdır. Bu kovaların tam ağızlarına kadar dolması gerekmez. Suyu pislenen kuyudan tayin edilen mikdar su çekilince, kuyunun geri kalan suyu da, çamurları ve taşları da, kova ile kovanın ipi de, kovayı çekenin elleri de temizlenmiş olur. Çünkü bunların temizliği, kuyunun temizliğine bağlıdır. Bir kuyudan çekilmesi icab eden suyu bir günde çekmek şart değildir, ayrı günlerde çekilerek gereken mikdar tamamlanabilir.

70- Akıcı kanı bulunmayan balık, çekirge, kurbağa, sinek, küçük yılan, akreb, su köpeği ve su hınzırı gibi hayvanların suda yahut başka bir sıvı içinde ölmesi ile o su pis olmaz. Böyle bir su ile abdest alınabilir.

71- Az su hükmünde olan bir su içine, az dahi olsa pislik düşmekle o su pis olur. Fakat bir oluktan akmakta olan su, bir ölü hayvan leşine (karada yaşayan ve kanı olan bir hayvan ölüsüne) veya başka bir pisliğe dokunup geçerse hemen pis olur mu? Bu konuda duruma bakılır. Şöyle ki: Suyun tamamı veya çoğu o pisliğin üzerine uğrarsa, su pislenmiş olur. Ancak üzerine suyun uğradığı pislik tamamen dağılarak eseri görülmez bir hale gelmiş olursa,o zaman su pislenmiş olmaz, temiz sayılır.

Yine suyun az bir kısmı böyle bir pisliğe uğrasa, yine su temizliğini kaybetmiş olmaz. Ancak suyun dokunduğu pislikten suda bir iz kalmış olursa, temizlikten çıkar.

72- Pisliğin üç vasfından biri (renk, koku ve tad) kuyunun suyuna geçmeyecek şekilde, kuyu ile tuvalet arasında mesafe bulunsa, o kuyunun suyu pis sayılmaz.

{(**): 57. paragrafın dipnotuna bakınız.}

Fakat pisliğin üç vasfından biri suya geçmiş olursa, kuyu pis olur. Tuvaletle kuyu arasında bulunan mesafe uzak bile olsa, yine bu durumda kuyunun suyu pis sayılır.


Sual: Deniz suyu ile içinde koli basili bulunup da içilmeyen su ile abdest alınabilir mi? Guslederken sabun, su kazanının içine düşse, o su ile gusletmekte mahzur var mıdır? İçine ayran, sirke dökülmüş su ile abdest alınır mı?
CEVAP
Deniz suyu temizdir. İçilebilir de. Fakat tuzlu olduğu için içilmiyor diye, "abdest alınmaz, gusledilmez" şeklinde bir kaide yoktur. Necis olduğu için içilmeyen bir su ile abdest alınmaz. Fakat koli basili bulunduğu için içilmeyen bir su ile abdest alınır. Bir kazanın içine bir kaşık tuz konsa, o su ile abdest alınabilir.

Eriyemeyecek kadar çok tuz konursa, o zaman böyle bir tuz eriyiği ile abdest alınmaz.

Bir kazan suya bir kaşık ayran veya sirke katılsa, bu su ile abdest alınır. Bir suya süt, ayran gibi bir şey karışıp, suyun rengini değiştirecek kadar çok olursa, o su ile abdest alınmaz. Kavun suyu ve şeker karışıp da suyun tadı değişmezse, böyle bir su ile abdest alınır. Tadı değişecek kadar çok konursa, o su ile abdest alınmaz.

Meyve suları içildiği halde, hiç biri ile abdest alınmaz. Zemzem suyu ile abdest alınır, gusledilir. Bir suya mürekkep damlayıp suyun rengini değiştirmezse, o su ile abdest alınır. Karışan sıvı, suyun üç vasfı olan renk, koku ve tadından birini değiştirirse, o su ile abdest alınmaz, gusledilmez. Bunun istisnaları vardır. Mesela, fasulye, nohut, mercimek soğuk suda kalıp suyun üç sıfatı yani rengi, kokusu ve tadı değişse bile akıcılığını kaybetmediği müddetçe böyle su ile abdest alınır. Et suyunun rengi, kokusu ve tadı değişmemiş bile olsa, yine et suyu ile abdest alınmaz.

Bir suya temiz şeyler karışıp, suyun rengi değiştiği halde, su ismi değişmemişse, o su ile abdest alınır. Küçük bir havuza, az bir necaset düşürse, suyun üç sıfatı değişmese de yine, o su ile abdest alınmaz. Uzun zaman durmakla, üç sıfatı değişen su, pis olmaz. Bununla abdest alınır.

Müstamel su
Sual: Müstamel su nedir? Bu su ne işe yarar?
CEVAP
Abdestte ve gusülde kullanılmış olan suya müstamel su denir. Yemekten önce ve sonra, sünnet olduğu için el yıkanmış su da müstamel sudur. Müstamel su, imam-ı a’zama göre kaba necasettir. İmam-ı Ebu Yusuf’a göre, hafif necasettir. İmam-ı Muhammed’e göre temizdir. Fetva da imam-ı Muhammed’e göredir. Bununla necaset temizlenir; ama, abdest alınmaz ve gusledilmez. İçmek ve hamur yapmak mekruhtur.

Müstamel su, Maliki hariç, diğer üç mezhepte, tahirdir, ama mutahhir değildir. Yani temizdir, temizleyici değildir. Necaset temizlenir, ama o su ile tekrar abdest alınmaz. Maliki’de, hem tahirdir, hem de mutahhirdir. (Mizan-ül kübra)

Suya sabun düşerse
Sual: Bir kova suya temiz bir sabun düşse, elimizi sokarak bu sabunu çıkarsak, kovadaki su ile abdest almakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Sabun eriyerek suyun akıcılığını kaybettirmezse, bu suyla abdest alınır. (Redd-ül-muhtar)

Sirke dökülse
Sual: Su dolu kovaya sirke dökülse, bu su ile abdest alınır mı?
CEVAP
Evet, alınır.

Kokan su
Sual: Uzun zaman kalmakla kokan su ile abdest alınır mı?
CEVAP
Uzun zaman durmakla üç sıfatı değişen su, pis olmaz. Kokan suyun sebebi bilinmezse, temiz kabul edilir. Başkasına sorup, araştırmak gerekmez.

Göl ve deniz
Sual: Gölde, denizde abdest alınır mı?
CEVAP
Evet.

Irmak suyu ile abdest
Sual: Kırlarda akarsular, ırmaklar üstü açık olarak akıyor. Bu sular içilir mi, böyle sular ile abdest alınır mı?
CEVAP
İçine necaset karışmıyorsa üstünün açık olmasının mahzuru olmaz. Genelde akarsu pis olmaz. Hadis-i şerifte, (Rengi, tadı ve kokusu değişmeyen su temizdir, necis değildir) buyuruluyor. (Dürer)

Müstamel sudan sakınmak
Sual: Müstamel su, imam-ı Muhammed’e göre temizdir. Buna rağmen yine sakınmak gerekir mi?
CEVAP
Diğer imamlara da uymak için dikkat edilmelidir.

Büyük havuz
Sual: Abdest alınması için, büyük havuz ne demektir?
CEVAP
Hanefi’de alanı 23 metrekare olan su büyük havuz kabul edilir. Şafii’de kulleteyn ise 220 kg su alan havuzdur. Bu havuz temiz kabul edilir.

Su sıçrasa
Sual: Gusül ve abdest suyuna (kovaya) yıkanırken su sıçrasa bir şey gerekir mi?
CEVAP
Bir şey gerekmez.

İdrar dökülse
Sual: Din kitaplarında suyun rengi, kokusu ve tadı değişmedikçe su temiz kabul ediliyor. O halde, büyük bir kazan temiz suyun içine bir fincan idrar döksek, su necis olmaz mı?
CEVAP
Hanefi’de, küçük havuza, Şafii’de ise, kulleteynden az olan suya, az necaset düşerse, üç sıfatı değişmese de, necis olur. İnsan içmez ve temizlikte kullanılmaz. Üç sıfatı değişirse idrar gibi olup hiçbir şeyde kullanılmaz. Maliki mezhebinde ise, rengi, kokusu ve tadı değişmemiş su ile abdest ve gusül sahih olur ise de mekruh olur. Maliki’de mai müstamel de böyledir. (S. Ebediyye)

Takunyadaki su
Sual: Takunyadaki abdest suyu, müstamel su hükmünde midir? Yani bir başkası, kullanılmış ıslak takunyayı yıkamadan onunla abdest alabilir mi?
CEVAP
Takunyadaki abdest suyu müstamel değildir. Takunyayı yıkamadan, onunla abdest alınabilir.

Gaz ve benzin
Sual: Abdest suyunun içine, gazyağı veya benzin damlasa, suyun üç vasfından, renk, koku, tadından biri değiştiğine göre, bu su ile abdest almak caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Gazyağı ve benzin necis değildir. Necaset karışıp da üç vasıftan biri değişirse, bu su ile abdest alınmaz. (Cevhere)

Temiz kabul edilir
Sual: Yolda rastlanan, temiz olduğu zannedilen suyla, abdest alınır mı?
CEVAP
Evet, bu su ile abdest alınır. Su az olup, içine necaset karıştığı iyi bilinmedikçe bununla da, abdest alınır. Yani, temiz kabul edilir.

İbadetler, fazla zan edilmekle, temiz ve doğru olur; fakat itikat çok zan ile doğru olamaz. İyi bilinmekle doğru olur.

Kar ile abdest
Sual: Su yok kar var. Karla abdest alınır mı? Teyemmüm etmek mi gerekir?
CEVAP
Kar ile abdest alınmaz. Kar ile taharet caizdir. Memba suları ile abdest alınabilir. Teyemmüm burada geçerli olmaz. Kar bir kaba konur eritilir ve su olur. Bu su ile abdest alınır. Şehirde su bulamamak özür sayılmaz.

Ayakları leğene sokmak
Sual: Abdest için eğilip ayaklarını yıkayamayan, ayaklarını lavaboya da kaldıramayan hasta, içi su dolu leğene sokup çıkarsa, ayaklarını yıkamış olur mu?
CEVAP
Ayağını leğendeki suya sokunca, bütün su müstamel olmuş olur. Başka bir kavle göre, caiz olur. Zaruret veya ihtiyaç olunca, bu kaville amel etmek caiz olur.

Müstamel suyla abdest
Sual: Su bulunmadığı yer ve zamanda, abdestte kullanılmış müstamel su ile abdest alınır mı?
CEVAP
Hanefî’de müstamel su ile abdest alınmaz. Böyle ihtiyaç olunca, Mâlikî mezhebi taklit edilerek, abdest almak caiz olur.

Kaplıca suyu
Sual: Toprağından dolayı olsa gerek, kaplıca suyumuzun rengi kırmızıdır. Bu su ile abdest alabilir miyiz?
CEVAP
Evet, abdest alınır. Renginin değişik olması necis olduğunu göstermez. Su vasfını taşıyan ve necis olmayan her su ile abdest alınır.

Bir suya temiz şeyler karışıp, suyun rengi değiştiği halde, su ismi değişmemişse, o su ile abdest alınır. (S. Ebediyye)

Cünüp küvete girse
Sual: Abdestli veya abdestsiz yahut cünüp kimse, kuyuya veya küvete serinlemek niyetiyle girip çıksa yahut tedavi maksadıyla kaplıca küvetindeki sıcak suda dursa, bu su müstamel olur mu?
CEVAP
Serinlemek veya tedavi niyetiyle girmekle gusletmek için girmek farklıdır. Abdestte ve gusülde kullanılan suya müstamel su denir. Müstamel su, İmam-ı Muhammed’e göre temizdir, fakat hadesi temizleyici değil, yani bu suyla tekrar abdest alınmaz, gusledilmez ve içilmez. Temiz suya karışan müstamel su miktarı temiz sudan azsa, bu suyla abdest ve gusül caizdir. Mesela, 5 litre suya 4 litre müstamel su karışsa bununla abdest veya gusül sahih olur.

Cünüp veya kâfir, necaset bulaşmamış olan avucunu bir yere sokup su alsa veya kolunu sokup, içindeki tası alsa, o yerdeki su dört mezhepte de pis olmaz. Necaset üzerinden akan suyun yarıdan fazlası necasete temas ederse, bu su pis olur. Azı değerse ve necasetin üç sıfatı suda bulunmazsa, pis olmaz. Müstamel su, Mâlikî’de hem temizdir, hem de temizleyicidir. Yani müstamel suyla abdest alınır ve gusledilir. (Menahic-ül ibad)

Aşağıdaki yazının tamamı Halebî-yi sagir’den alınmıştır:
Cünüp, elini veya ayağını, kova aramak için kuyunun içine soksa, zaruret olduğu için o su, müstamel olmaz. Fakat kuyuya serinlemek için elini veya ayağını soksa, bu durumda zaruret olmadığı için, o su müstamel olur.

Cünüp, ağzını yıkamaya niyet etmeden ağzına su alsa, İmam-ı Muhammed'e göre o su müstamel olmaz. İmam-ı Ebu Yusuf'a göre, o su müstamel olur.

Cünüp veya abdestsiz olan, yıkamak maksadıyla elini su kabına soksa, o su müstamel olur. Temiz olan kimse, kuyuda gusletse, kuyunun suyu müstamel olur.

Temiz kimse, kova aramak için kuyuya girse ve kuyunun içinde bedenini ovmasa, su müstamel olmaz. Hattâ kirini gidermek için kuyuda bedenini ovsa, yine su müstamel olmaz. Gusle niyet ederse müstamel olur. Abdestsiz kimse, abdest uzuvlarından başka bir yerini yıkasa, o su müstamel olmaz. Çünkü abdest için yıkamamıştır. Serinlemek veya terini atmak için yıkamıştır.

Temiz elbisenin veya temiz bir kabın yıkandığı su da, müstamel olmaz.

Abdestsiz ve temiz kimsenin elini soktuğu suyla abdest almak caizdir.

Cünüp guslederken, kullandığı su, kovasına sıçrasa, bu su, kovadaki suyu müstamel etmez. İmam-ı Muhammed'e göre, müstamel su, temiz sudan fazla olmadıkça o karıştığı su müstamel hâle gelmez.

Cünüp, kovayı almak için su kuyusuna girse, Ebu Yusuf'a göre, bu kimse cünüptür, su temizdir. İmam-ı a’zama göre ise, o kişinin cünüplüğü devam eder, su da kirlenmiştir. İmam-ı Muhammed’e göre ise ikisi de temizdir. O kişi, cünüplükten temizlenmiş, su da kirlenmemiş olur. Fetva da böyledir. Eğer bir kişi, namaz kılmak maksadıyla gusletmek için, bir kuyuya girse, su müstamel olur. Cünübün yıkanmış olduğu kuyu da, pislenmiştir. (Halebî-yi sagir)

Sual: Suyun içine kavun, karpuz kabuğu gibi çeşitli yiyecek artıkları düşse, bu su ile abdest alınır mı?
Cevap: Konu ile alakalı olarak Kudûrî şerhinde deniyor ki:
“Bir suya, temiz şeyler karışsa, su ismi değişmedikçe, rengi dönse bile, onunla abdest alınır.”

Müstamel, kullanılmış su temiz midir?
Sual: Abdest ve gusülde kullanılan su ve abdest alırken elbiseye sıçrayan su damlaları necis midir?
Cevap: Abdest ve gusülde kullanılan suya Müstamel, kullanılmış su denir. Bu su, İmam-ı a'zam hazretlerinin içtihadına göre kaba necasettir. İmamı Ebu Yusuf hazretlerinin içtihadına göre, hafif necasettir. İmam-ı Muhammet hazretlerinin içtihadına göre ise temizdir ve fetva da böyledir. Bu su ile necaset temizlenir, fakat, abdest ve gusül alınamaz. Şafii mezhebinde de böyledir. Bu suyu içmek ve bununla hamur yapmak mekruhtur. Abdest alırken, elbiseye, kurnaya sıçrarsa ve necaset temizlemekte kullanılan her su, iğne ucu kadar sıçrarsa, kabı ve elbiseyi pisletmez. Müstamel yani kullanılmış suyun, Maliki mezhebinde hem temiz, hem de temizleyici olduğu, yani müstamel su ile abdest ve gusül alınabildiği, Menâhic-ül-ibâd kitabında yazılıdır.

Sual: Abdestsiz veya cünüp olan bir kimse, elini su dolu kovaya soksa, bu su pis mi olur?
Cevap: Abdestsiz veya cünüp olan kimse yahut hayız hâlindeki kadın veya müşrik, kâfir, necaset bulaşmamış olan avucunu bir yere sokup su alsa veya kolunu sokup, içindeki tası alsa, o yerdeki su dört mezhepte de pis olmaz.

Sual: Yağmur ve eriyen kar suları ile abdest alınabilir mi ve böyle sularla necaset temizlenebilir mi?
Cevap: Yağmur, kar, dolu suyu, deniz, nehir, kuyu, göl, memba, kaynak sularına, Mutlak su denir. Bu sularla, hem abdest, gusül alınır, hem de her türlü necaset temizlenir.

Sual: Domuzun, köpeğin ve yırtıcı hayvanların artığı olan su ile abdest ve gusül alınabilir mi?
Cevap: Domuzun, köpeğin, yırtıcı hayvanların ve henüz fare yiyen kedinin artıkları, etleri ve sütleri kaba necasettir. Bunları yemek, içmek haramdır. Artıklarını abdestte, gusülde ve temizlikte kullanmak caiz değildir. İlaç olarak da kullanılmaz. Maliki mezhebinde domuz ve köpek temizdir. Fakat bunları yemek, Malikî mezhebinde de haramdır.

Sual: Ağaçlardan damlayan ve meyvelerinden sıkılarak elde edilen sular temiz midir ve bunlarla abdest alınabilir mi?
Cevap: Ağaçtan, ottan, meyveden, asmadan çıkan, damlayan su temizdir. Fakat bunlar ile ve bunları sıkarak çıkarılan sular ile abdest ve gusül caiz değildir.

Sual: Su içinde yaşayan hayvanlar, suyun içinde ölünce, bu su ile abdest ve gusül alınabilir mi?
Cevap: Suda yaşayan balık, yengeç, su kurbağası, suda ölünce, bu su ile abdest ve gusül almak caizdir. Toprak kurbağası ve yılanından, akıcı kanı olmayanları da, suda ölünce, abdest ve gusül caiz olur. Bütün bunlar, sudan çıkarılıp, ölünce, ölüleri suya düşerse, yine caiz olur. Kurbağa, suda parçalanırsa, yine caiz olur. Fakat içilmez. Çünkü, eti haramdır. Ördek, kaz gibi karada doğup, suda yaşayan hayvan ölünce, küçük havuz, necis, pis olur.

Sual: Yolculuk yaparken, yol kenarlarında birikmiş sular oluyor. Namaz vakti girmişse ve o bölgede de başka su yoksa böyle sularla abdest alınıp namaz kılınabilir mi?
Cevap: Yolda rastlanan bir suyun temiz olduğu iyi bilinir veya temiz olduğu çok zan edilirse, bununla abdest alınır. Hatta, su az ise, buna necaset karıştığı iyi bilinmedikçe, bununla abdest alınır ve gusül edilir. Böyle su varken teyemmüm edilmez. Çünkü, her suyun aslı temizdir, zan ile pis olmaz. Zan ile, aslı üzere kalır, yani temiz kabul edilir. Ebû Nasr Akta hazretleri, Kudûrî şerhinde buyuruyor ki:
“Bir suya, temiz şeyler karışsa, su ismi değişmedikçe, rengi dönse bile, onunla abdest alınır.”

Sual: Küçük çocuğun elini soktuğu kovadaki su ile abdest almanın mahzuru olur mu?
Cevap: Küçük çocuğun elini suya sokması, kedinin artığı gibidir. Yani, eli temiz olduğu bilinmiyorsa, bu su ile abdest almak veya içmek, tenzihen mekruh olur.

Sual: Kitaplarda akıcı su tabiri geçiyor, bunun ölçüsü nedir?
Cevap: Saman çöpünü sürükleyen suya, akıcı su denir.

Sual: Birinin mülkü olan suyu çalıp, bu su ile alınan abdest, sahih olur mu, bununla namaz kılınabilir mı?
Cevap: Gasbedilen, çalınan su ile abdest almak sahih ise de, haramdır.

Sual: Hamama veya havuza giden kimse, hamamdaki kurnalardan ve havuzdaki sudan abdest, gusül alabilir mi?
Cevap: Hamama giren kimse, kurnayı veya havuzu dolu görse, içine necaset bulaştığını bilmedikçe, o su ile abdest ve gusül alabilir. Su akıtıp, kurnayı taşırmaya lüzum yoktur.

Sual: Yaprak, ağaç dalı gibi şeyler, su içinde olsa, bu su ile abdest alınabilir mi?
Cevap: Kudûrî şerhinde deniyor ki:
“Bir suya, temiz şeyler karışsa, su ismi değişmedikçe, rengi dönse bile, onunla abdest alınır.”

Sual: Akmakta olan su, her zaman temiz mi demektir?
Cevap: Necaset eseri görülünceye kadar, akan su temiz olur.

Sual: İçinde ölmüş balık bulunan su ile abdest alınabilir mi?
Cevap: Suda yaşayan balık, yengeç, su kurbağası, suda ölünce, bu su ile abdest ve gusül caizdir.

Her su ile abdest alınır mı?
Sual: Rengi belli olmayan, kokan su ile, abdest ve gusül alınabilir mi?
Cevap: Hanefi mezhebinde, küçük havuza, Şafii mezhebinde ise, kulleteynden az olan suya, az necaset düşerse, üç sıfatı değişmese de, necis olur. İnsan içmez ve temizlikte kullanılmaz. Üç sıfatı değişirse bevil, idrar gibi olup hiçbir şeyde kullanılmaz. Kulleteyn, beşyüz rıtıldır. Rıtıl 130 dirhem, dirhem 3,36 gramdır. Kulleteyn, 220 kilogram olmaktadır.

Uzun zaman durmakla üç sıfatı değişen su, pis olmaz. Kokan suyun sebebi bilinmezse, temiz kabul edilir. Başkasına sorup, araştırmak lazım değildir.

Görünen veya görünmeyen necaset, Hanefi mezhebinde akar suya ve büyük havuza, Şafii mezhebinde kulleteyn miktarı olan suya, Maliki mezhebinde ise herhangi miktardaki suya düşerse, pisliğin üç eserinden biri, yani rengi, kokusu veya tadı belli olmayan her tarafından abdest ve gusül caiz olur. Mesela leş varsa veya insan veya hayvan bevil, idrar yaparsa veya yırtıcı hayvan içerse, aşağı tarafında bir eseri görülmezse caiz olur. Bazı âlimlere göre, caiz olması için, necasete değen suyun, değmeyen sudan az olması lazımdır. Suyun devamlı akması şart değildir. Necis yere su dökülerek, bir metre kadar akar, üç sıfatı giderse, temiz olur.

Sual: Bir kovada bulunan suyun içine, necis olmayan şeyler karışmış olsa, bu su ile abdest alınabilir mi?
Cevap: Ebû Nasr Akta hazretleri, Kudûrî şerhinde diyor ki:
“Bir suya, temiz şeyler karışsa, su ismi değişmedikçe, rengi dönse bile, onunla abdest alınır.”

Sual: Eşek ve katırın artığı olan suyu, bir kimse abdest ve gusülde kullanabilir mi?
Cevap: Eşek ve katır artığı temizdir. Fakat, temizleyici olup olmadığı şüphelidir. Yaban eşeğini yemek caizdir ve artığı temizdir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Dünyada Kaç Tane Ülke Vardır? Ülkelerin İsimleri ve Başkentleri
Yazar: RasitTunca - 06-18-2022, 02:58 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok



Dünyada Kaç Tane Ülke Vardır? Ülkelerin İsimleri ve Başkentleri

Dünya üzerinde bulunan Birleşmiş Milletlere kayıtlı 208 ülke vardır. Bunlardan 193'ü üye ülke, ikisi gözlemci ülke ve 11 tanesi de diğer devletlerdir. Bazı ülkeler uluslararası ortamda tanınırlar ama Birleşmiş Milletlere üye değildirler. Bu ülkeler Tayvan, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti, Kosova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Abhazya, Güney Osetya, Filistin ve Vatikan'dır.

Dünyada yüzölçümü en büyük ülke Rusya'dır. Daha sonra Kanada gelir. Gelişmiş ülkelerin çoğu Avrupa Kıtası'nda bulunur. Avrupa Kıtası'nda yer alan ülkeler; Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre, Belçika, Avusturya, Rusya, Slovakya, Romanya, Ukrayna, Danimarka ve Estonya, Litvanya, Hırvatistan, Norveç, Finlandiya, İsveç, Arnavutluk, Bosna Hersek, Letonya, Andorra, Karadağ, Makedonya, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs, Abhazya, Slovenya, Sırbistan, San Marino, Malta, Kosova, Vatikan, Portekiz, Güney Osetya, Bulgaristan, Rusya, Çek Cumhuriyeti, Man Adası'dır.

Asya Kıtası'nda bulunan ülkeler; Türkiye, Suriye, İran, Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Japonya, Çin, Irak, Hindistan, Maldivler, Pakistan, Moğolistan, Nepal, Suudi Arabistan, Tayland, Ürdün, Gürcistan, İsrail, Lübnan, Vietnam, Kuzey Kore, Filipinler, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Tayvan, Katar, Kamboçya'dır.

Hem Kuzey hem de Güney Amerika Kıtası'nda bulunan ülkeler; Kanada, Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri, Jamaika, Meksika, Granada, Arjantin, Uruguay, Şili ve Peru'dur.

Afrika Kıtası üzerinde bulunan ülkeler; Mısır, Kenya, Fas, Gana, Cezayir, Burkino Faso, Benin, Gina, Tunus, Gana, Yeşilburun, Fildişi Sahilleridir. Avustralya Kıtası'nda bulunan ülkeler; Marshall Adaları, Avustralya, Fiji, Endonezya, Palau, Kiribati'dir.

Dünyadaki ülke sayısı, gözlemci ülke statüsünde bulunan Vatikan ve Filistin de dahil olmak üzere 208'dir. Avrupa kıtasında 64, Asya kıtasında ise 53 ülke yer alıyor. Dünyada sınırları içerisinde ülke bulunmayan tek kıta ise Antarktika'dır. Dünyada kaç tane ülke var? Sizin için başkentleri ile birlikte listeledik.

Yüz ölçümü bakımından en büyük ülke olan Rusya, yaklaşık 18 milyon kilometrekarelik bir alana sahip. En büyük 2. ülke ise Kuzey Amerika kıtasında yer alan Kanada'dır. Kanada'nın yüz ölçümü 9.984.670 kilometrekaredir.

Dünyada Kaç Tane Ülke Vardır?

Dünyada Birleşmiş Milletlere kayıtlı 208 ülke bulunmaktadır. Asya ve Avrupa kıtalarının toplam ülke sayısı 117'dir. Afrika kıtasında ise toplam 58 ülke yer alıyor.

2022 Ülkelerin İsimleri ve Başkentleri

1- Avrupa Ülkelerinin İsimleri ve Başkentleri

Fransa - Paris
Almanya - Berlin
İspanya - Madrid
İtalya - Roma
Lüksemburg - Lüksemburg
Hollanda - Amsterdam
İsviçre - Bern
Belçika - Brüksel
Avusturya - Viyana
Rusya - Moskova
Slovakya - Bratislava
Romanya - Bükreş
Ukrayna - Kiev
Danimarka, Kopenhag
Estonya, Tallinn
Litvanya - Vilnius
Hırvatistan - Zagreb
Norveç - Olso
Finlandiya, Helsinki
İsveç, Stokholm
İzlanda, Reykjavik
Aravutluk - Tiran
Bosna Hersek - Saraybosna
Letonya - Riga
Andorra - Andorra La Vella
Karadağ, Podgorica
Makedonya, Üsküp
Yunanistan - Atina
Kuzey Kıbrıs - Lefkoşa
Abhazya - Sohum
Slovenya - Ljubljana
Sırbistan - Belgrad
San Marino - San Marino
Malta - Valetta
Kosova - Pristine
Abhazya - Sohum
Vatikan - Vatikan
Portekiz - Lizbon
Güney Osetya -Tshinvali
Bulgaristan - Sofya
Beyaz Rusya - Minsk
Çek Cumhuriyeti - Prag
Makedonya Üslüp
Man Adası - Douglas

2- Asya Kıtası Ülkeleri İsimleri ve Başkentleri

Türkiye - Ankara
Suriye - Şam
İran - Tahran
Afganistan - Kabil
Ermenistan - Erivan
Azerbaycan - Bakü
Japonya - Tokyo
Çin - Pekin
Hindistan - Yeni Delhi
Irak - Bağdat
Maldivler - Male
Pakistan - İslamabad
Moğolistan - Ulan Batur
Nepal - Katmandu
Suudi Arabistan - Riyad
Tayland - Bangkok
Ürdün - Amman
Gürcistan - Tiflis
İsrail - Kudüs
Lübnan - Beyrut
Vietnam - Hanoi
Kuzey Kore - Pyongang
Filipinler - Manila
Güney Kore - Seul
Birleşik Arap Emirlikleri - Abu Dabi
Malezya - Kuala Lumpur
Tayvan - Taipei
Katar - Doha
Kamboçya - Punom Pen

3- Amerika Kıtası Ülkeleri ve Başkentleri

Kanada - Ottawa
Brazilya - Brazil
ABD - Washington
Jamaika - Kingston
Meksika - Mexico
Granada - Saint Georges
Arjantin - Buenos Aires
Şili - Santiago
Uruguay - Caracas
Peru Lima

4- Afrika Kıtası Ülkeleri ve Başkentleri

Mısır - Kahire
Kenya - Nairobi
Fas - Rabat
Gana - Akra
Cezayir - Cezayir
Burkino Faso - Ouagadougou
Benin - Porto Novo
Gina - Conakry
Tunus - Tunus
Gana - Accra
Yeşilburun - Praia
Fildişi Sahilleri - Yamoussoukro

5- Avustralya Kıtası Ülkeleri ve Başkentleri

Avustralya - Kanberra
Marshall Adaları - Majuro
Fiji - Suva
Endonezya - Cakarta
Palau - Melekeok
Kiribati - Güney Tarava

Bu konuyu yazdır

Dini-1 “La İlahe İlla Ente Sübhaneke İnni Küntü Minezzalimin” Duası
Yazar: RasitTunca - 06-18-2022, 10:20 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok



“La İlahe İlla Ente Sübhaneke İnni Küntü Minezzalimin” Duası

Hz. Yunus'un (a.s.) balığın karnında iken okuduğu dua ile ilgili hadis ve duanın fazileti.

ذُو النُّونِ (Zünnûn), “Balık sahibi” mânasında olup Yûnus peygamberin lakabıdır. Ona bu lakap kendisini balık yuttuğu için verilmiştir. Şöyle ki:

Yûnus (a.s.) uzun bir zaman kavmini dine dâvet etmiş, fakat artık iman etmeyeceklerine kanaat getirerek öfkeli bir halde, onların başına inecek musibetten kendini kurtarmak için onları terk edip gitmişti. Başka bir rivayete göre kavmine, iman etmedikleri takdirde ilâhî bir azaba uğrayacaklarını bildirmiş, ancak onlar tevbe edip imana geldikleri için bu azap tahakkuk etmemişti. Onların imana geldiğinden habersiz olan Hz. Yûnus, haber verdiği azabın vaktinde tahakkuk etmediğini görünce kendisinin alay mevzuu olacağını düşünerek kızgın bir halde ayrılıp gitmişti. Bir gemi yolculuğunda, fazla yükten gemi batmak üzere iken, yükünü hafifleterek gemiyi kurtarmak için çekilen kur‘a sonucu denize atlamak zorunda kaldı. Onu büyük bir balık yuttu. İşte bu balığın karnında iken:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَىٰ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبْحَٰنَكَ إِنِّى كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn.

Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.

لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبْحَٰنَكَ إِنِّى كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ


Türkçe Okunuşu: “…Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).”

Anlamı: “Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum” (Enbiyâ 21/87) niyâzında bulunmuştu.

Eğer o, böylece tesbih edenlerden olmasaydı, insanların yeniden diriltilecekleri kıyâmet gününe kadar balığın karnında kalacaktı. Fakat tesbih, tevbe ve duaya sarıldı. Allah Teâlâ da duasına icâbetle onu hem balığın karnından, hem de suçluluk duygusuyla rûhunu saran gam ve kederden kurtardı. (bk. Sâffât 37/139-148; Kalem 68/50)
“LÂ İLÂHE İLLÂ ENTE SUBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNEZZÂLİMÎN” DUASI İLE İLGİLİ HADİS

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Yûnus’un balığın karnındaki duası لَۤا اِلٰهَ اِلَّۤا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّ۪ى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ şeklinde idi. Sıkıntıya düşmüş ve başı belâya  düçâr olmuş hangi müslüman bu duayı yaparsa,  Allah Teâlâ mutlaka onun duasını kabul buyurur.” (Tirmizî, Deavât 81; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 170)

[attachment=52713]

[attachment=44120]

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Eşhedü Enla İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu ve Resuluhu Anlamı
Yazar: RasitTunca - 06-18-2022, 10:04 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Eşhedü Enla İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu ve Resuluhu Arapça Yazılışı ve Türkçe Anlamı

Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu kelimesinin anlamı nedir? Kelime-i şehadetin anlamı, Arapça yazılışı ve Türkçe okunuşu...

İslâm’ın beş şartından birincisi ve en mühimi olup, İslâm’a girişin temel şartı ve ilk harcıdır. Diğer ibâdetler bu temel üzerine kurulur. “Ben şahâdet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, yine ben şahâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlü’dür” cümlesiyle ifâde edilir.

Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu anlamı nedir? Kelime-i şehadeti okumanın fazileti ve anlamı...
EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RESULUHU (KELİME-İ ŞEHADET) OKUNUŞU VE ANLAMI

    Kelime-i Şehadetin Arapça Yazılışı:

اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ


[attachment=44119]


    Kelime-i Şehadetin Türkçe Okunuşu:

"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü"

    Kelime-i Şehadetin Anlamı:

“Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve rasûlüdür”

KELİME-İ ŞEHADET GETİREN KİŞİ MÜSLÜMAN OLUR

Bir kimse “Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve rasûlüdür” diye kelime-i sehâdet getirmek sûretiyle Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul ederse Müslüman olur. Bunun herhangi bir törenle veya dinî bir kurumun huzûrunda gerçeklestirilmesi gerekmez.

Kelime-i Şehadet-i söyleyen kişi müslüman ve İslam toplumunun bir üyesi olur. Artık İslâm hukukunun müslümanlara tanıdığı tüm haklara sahiptir. Eğer müslümanlarla savaş halindeki bir toplumun üyesi (harbi) ise dokunulmazlık kazanır. Öldürülemez, esir edilemez, mal varlığına el konulamaz. Hiç kimse Kelime-i şehadet’i söylemeye zorlanamaz; zorlanan kişinin şehadeti geçerli sayılmaz. Buna karşılık kendiliğinden şehadet getiren kişiden girdiğini ilan ettiği İslâm’ın tüm kural ve gereklerini öğrenmesi, yerine getirmesi beklenir.

Kelime-i şehâdet getiren kimsenin İslâm’ı kabul ettiğine hükmolunur. Daha sonra ondan namaz, oruç, zekât gibi dinin temel hükümlerini yerine getirmesi istenilir. Bunların en başında gelen namazdır. Çünkü Peygamber Efendimiz çeşitli yerlere gönderdiği valilerlerine, gittikleri yerin halkına kelime-i şehâdetten sonra namaz kılmalarını istemelerini emretmiştir. Sonra dinin diğer esasları istenilir.

Îmânın altı esasından biri olan kelime-i şehâdetin dört isbatı.

1. İsbât-ı zâtullâh (Allâh’ın zâtının varlığının isbâtı)

2. İsbât-ı sıfâtullâh (Allâh’ın sıfatlarının isbâtı)

3. İsbât-ı ef’âlullâh (Allâh’ın fiillerinin isbâtı)

4. İsbât-ı sıdk-ı Rasûlullâh (Haber verdiği her husûsta Allâh Rasûlü’nün doğruluğunun isbâtı)

Bu bakımdan kelime-i şehâdet kısaca “âmentü” dediğimiz îmânın altı şartının bir mührü gibidir. Nitekim âmentü’de îmânın altı esasının ardından önceki ve sonraki ifadelere işareten “hakkun/haktır” kelimesiyle başlayan şehâdet, icmâlen îmânın bütününü ihtivâ eder. Bunlara hulâsaten temas edecek olursak, şöyledir:

“Allâh’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere ve hayrın ve şerrin Allâh’tan olduğuna îmân ettim. Haktır. Şehâdet ederim ki Allâh’tan başka ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed -sallâllâhü aleyhi ve sellem- O’nun kulu ve rasûlüdür.”

MÜSLÜMAN OLMANIN ESASLARI

Bir kul, İslâm’ın beş temel esası ile müslim, yâni Müslüman olur. Îmânın altı şartı ile de mü’min olmak hususiyeti gerçekleşir.

Dolayısıyla bir insanın sadece mücerred bir şekilde “inandım” demiş olması, gerçek mânâda müslim ve mü’min olması için yetmez. Gerçi îmân, Allâh’ın varlığını ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in nübüvvetini kalb ile tasdîk ve dil ile ikrâr şeklinde hulâsa edilmekte ise de bu inanışta sağlam bir vukûfiyet ve doğru bir istikâmet gerekir. Kısaca îmân, İslâm nazarında tam ve mükemmel sayılıp sahibini selâmete çıkarabilecek bir olgunlukta olmalıdır. Bu ise evvelemirde Allâh’ın sıfatları husûsunda yanlış bir iddiâ sahibi olmamayı gerektirir.

Kelime-i Şahâdet Getirmenin Fazileti

Kelime-i Şahâdet, İslâm'ın beş şartından birincisi ve en mühimi olup, İslâm’a girişin temel şartı ve ilk harcıdır. Diğer ibâdetler bu temel üzerine kurulur. “Ben şahâdet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, yine ben şahâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlü’dür” cümlesiyle ifâde edilir.

Şahâdet kelimesini dil ile söyleyip kalple de tasdik etmek her müslüman için gereklidir. İslâm’a da Kelime-i Şahâdet ile girilir. Peki Kelime-i Şahâdet'in fazileti nedir?

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle anlatır:

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in etrafında, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in de bulunduğu bir grup insanla oturuyorduk. Bir ara Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) aramızdan kalkıp gittiler. Uzunca bir süre dönmeyince, başına kötü bir hâl gelmesinden korktuk ve telaşla yerimizden kalktık. Bu endişeyi ilk duyan bendim. Allah Rasûlü’nü araya araya Ensâr’dan Neccâr Oğulları’na ait bir bahçeye geldim. Giriş kapısını arayarak bahçenin etrafını dolandım; fakat bir kapı bulamadım. Bahçenin dışındaki bir kuyudan içeriye su veren küçük bir ark gördüm ve oradan büzülerek Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in yanına girdim.

“–Ebû Hüreyre! Sen misin?” diye sordular.

“–Evet, yâ Rasûlullah!” dedim.

“–Ne haber?” buyurdular.

“–Aramızda otururken kalkıp gittiniz; geri dönmediğinizi görünce, Siz’e bir kötülük yapılmasından korkup telaşlandık. İlk endişe duyan da ben oldum. Kalkıp bu bahçeye geldim ve tilki gibi iki büklüm içeri girdim. Diğerleri de arkadan geliyorlar” dedim.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):

“–Ebû Hüreyre!” diye seslendikten sonra ayakkabılarını çıkarıp verdiler ve:

“–Şu ayakkabılarımı alıp geri dön! Bu duvarın arkasında, gönülden inanarak «Lâ ilâhe illallah» diyen kime rastlarsan, onu Cennet’le müjdele!” buyurdular.

Kendisine ilk rastladığım Ömer (r.a) oldu. Bana:

“–Ebû Hüreyre! Bu elindeki ayakkabılar da nedir?” diye sordu. Ben de:

“–Bunlar Allah Rasûlü’nün ayakkabılarıdır. Bunları bana, sözlerimin doğruluğuna alâmet olsun diye verdiler ve gönülden inanarak «Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur» diyen kime rastlarsam onu Cennet’le müjdelememi emrettiler” dedim.

Bunun üzerine Ömer (r.a) eliyle göğsüme vurunca, arka üstü düşüverdim. Bana:

“–Dön geri, Ebû Hüreyre!” dedi.

Ben de hemen Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yanına döndüm; neredeyse hüngür hüngür ağlayacaktım. Meğer Ömer (r.a) beni takip etmiş. Baktım ki arkamdan geliyor.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bana dönerek:

“–Ne oldu sana, Ebû Hüreyre?” diye sordular. Ben de:

“–Yolda Ömer’e rastladım. Benimle gönderdiğiniz haberi kendisine söyleyince göğsüme öyle bir vurdu ki, arka üstü yere düştüm. Bana geri dönmemi söyledi” dedim.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) ona dönerek:

“–Ömer! Niçin böyle yaptın?” diye sordu. O da:

“–Yâ Rasûlallah! Anam babam Siz’e feda olsun. Ebû Hüreyre’ye ayakkabılarınızı vererek, yolda rastladığı kimselerden bütün kalbiyle «Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur» diyenleri Cennet’le müjdelemesini emrettiniz mi?” diye sordu.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) de:

“–Evet” diye beni doğruladılar. Ömer (r.a):

“–Aman yapmayın yâ Rasûlullah! Halkın bu müjdeye güvenip tembelleşmesinden korkarım. Bırak ibadet etsinler!” dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“–Pekâlâ, bırak onları!” buyurdular. (Müslim, Îmân 52)

“Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullâh” Cennet’in anahtarıdır. Ancak bir anahtarın, kilidi kolayca açabilmesi için dişlere ihtiyâcı vardır. Cennet anahtarının dişleri de ibâdetler ve sâlih amellerdir. Aslında Efendimiz (s.a.v) bunu kastediyordu. Ömer (r.a) ise bazı anlayışsız insanların bu hadîs-i şerîfe güvenerek ibâdetlere ehemmiyet vermeyeceğinden korkuyordu. Son derece mülâyim ve yumuşak huylu olan Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz, onun teklîfini kabul ederek bu endişesini izâle ettiler.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Sadakallahülazim Ne Demek? Arapça Yazılışı ve Türkçe Anlamı
Yazar: RasitTunca - 06-18-2022, 09:52 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Sadakallahülazim Ne Demek? Arapça Yazılışı ve Türkçe Anlamı

Sadakallahülazim ne demek, anlamı nedir? Sadakallahul Azim ne zaman söylenir? Sadakallahul Azim ibaresi Kuran'da geçiyor mu? Sadakallahülazim Arapça yazılışı ve anlamı...

Kuran-ı Kerim hayatımızın her alanındadır. Müslümanın her programında, etkinliğinde ilk kelam her zaman Kuran-ı Kerim olmuştur. Nice hocalarımızın Kuran tilavetinden sonra "Sadakallahul Azim" dediğini duymuşuzdur. Peki Kuran okuduktan sonra söylenen "Sadakallahul Azim" ne anlama geliyor? Kuran bittikten sonra söylenmesinin amacı nedir?

Kuran'da geçiyor mu?

    Sadakallahül Azim Anlamı

Sadakallahul azim "Azim olan Allah ne güzel ne doğru söyledi" anlamına gelir.

"Sadakallah", "Allah doğru söyledi" demektir.

Azîm; büyük, yüce, ulu demektir. Allah Teâlâ, zât ve sıfatları bakımından en büyüktür.

    Sadakallahül Azim Arapça Yazılışı

صادق الله العمظيم


[attachment=44118]


    Sadakallahül Azim Kuran'da Geçiyor Mu?

"Sadakallah", "Allah doğru söyledi" demektir. "Sadaka Resulullah" ise, "Resulullah doğru söyledi" demektir.

Kur'an'da geçen,

"Kul sadeka(A)llâh(u)(k) fettebi’û millete ibrâhîme hanîfen vemâ kâne mine-lmuşrikîn(e)" (Âl-i İmran, 3/95)

De ki: “Allah doğru söylemiştir. O halde temiz bir kalp ve dupduru bir tevhid inancı içinde İbrâhim’in dinine tâbi olun. O, asla müşriklerden olmamıştı.” (Âl-i İmran, 3/95)

*****

"...Sadeka(A)llâhu verasûluh(u)© vemâ zâdehum illâ îmânen veteslîmâ(n)"  (Ahzab, 33/22)

"....Allah ve Rasûlü verdikleri her haberde elbette doğruyu söyler” dediler. Bu durum onların sadece iman ve teslîmiyetlerini artırdı. (Ahzab, 33/22)

ifadelerinden hareketle, Kur'an okuduktan sonra "Sadakallahul azim", hadisleri okuduktan sonra da "Sadaka Rasülüllah" demeyi uygun görmüşlerdir. Bu nedenle Kur'an okunmasından sonra, "Sadakallahül azim" demenin adap olduğu görüşü ağırlıktadır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ştefania Mărăcineanu Kimdir Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 06-18-2022, 06:39 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok

Ştefania Mărăcineanu Kimdir Biyografisi

Ștefania Mărăcineanu (Rumence telaffuzu: [ʃtefaˈni.a mə.rə'ʧi.ne̯a.nu]; 18 Haziran 1882 - 15 Ağustos 1944) [1] Rumen bir fizikçiydi.
Her ikisi de 20 yaşında olan Sebastian Mărăcineanu [3] ve Sevastia'nın kızı olarak Bükreş'te doğdu . [4] Kişisel hayatı hakkında pek bir şey bilinmiyor, sadece mutsuz bir çocukluk geçirdiği biliniyor. Liseyi memleketindeki Merkez Kız Okulu'nda tamamladı . [5] 1907'de Bükreş Üniversitesi'ne kaydoldu ve 1910'da fizik ve kimya bilimlerinde derecesini aldı. Işık girişimi ve dalga boyu ölçümüne uygulanması başlıklı yüksek lisans tezi ona 300 lei ödül kazandı. Mezun olduktan sonra Bükreş, Ploieşti , Yaş veKampulung . [4] 1915'te Bükreş'teki Merkez Kız Okulu'nda [2] 1940'a kadar bu görevi sürdürdüğü bir öğretmenlik pozisyonu aldı. [4]

I. Dünya Savaşı'ndan sonra Constantin Kirițescu'nun desteğiyle Mărăcineanu, eğitimini ilerletmek için Paris'e seyahat etmesine izin veren bir burs aldı . 1919'da Sorbonne'da Marie Curie ile radyoaktivite üzerine bir kurs aldı . [4] Daha sonra 1926 yılına kadar Radium Enstitüsü'nde Curie ile araştırma yaptı . Doktora derecesini aldı. Radyum Enstitüsü'nden; 1924'te yayınlanan tezi, Fransız Akademisi'nin 23 Haziran 1923 tarihli oturumunda Georges Urbain tarafından okundu . [3] Enstitüde, Mărăcineanu şunları araştırdı:polonyumun yarı ömrü ve alfa bozunmasını ölçmek için tasarlanmış yöntemler . [6] Bu çalışma onu, polonyumun alfa ışınlarına maruz kalmanın bir sonucu olarak atomlardan radyoaktif izotopların oluşabileceğine inandırdı; Joliot-Curies'in 1935 Nobel Ödülü'ne yol açacak bir gözlem . [7]1935'te Frederic ve Irene Joliot-Curie (bilim adamları Pierre Curie ve Marie Curie'nin kızı), yapay radyoaktivitenin fantastik keşfi için Nobel Ödülü'nü kazandılar, ancak tüm veriler Mărăcineanu'nun devrim niteliğindeki keşfi yapan ilk kişi olduğunu gösteriyor. Aslında, Ștefania Mărăcineanu, Irene Joliot-Curie'nin yapay radyoaktiviteyle ilgili çalışma gözlemlerinin büyük bir bölümünü, bundan bahsetmeden kullanması karşısında duyduğu dehşeti dile getirdi. Mărăcineanu, 10 yıldan fazla bir süre önce sunduğu doktora tezinin kanıtladığı gibi, Paris'teki araştırma yılları sırasında yapay radyoaktivite keşfettiğini alenen iddia etti. "Mărăcineanu 1936'da Lisa Meitner'a, Irene Joliot Curie'nin bilgisi dışında onun çalışmalarının çoğunu, özellikle de yapay radyoaktivite ile ilgili olanlarını kullanmasından duyduğu hayal kırıklığını ifade ederek, Çalışmalarında", "Bilimlerine bağlılık: Radyoaktivitenin öncü kadınları" kitabında bahsedilmektedir. Mărăcineanu ayrıca güneş ışığının radyoaktiviteye neden olma olasılığını da araştırdı; diğer araştırmacılar tarafından itiraz edilen çalışma.[6] Yine de, Geraldton Guardian'dan 1927'de çıkan bir makaleşunları belirtti: "Daha ucuz radyum, Fransız Bilimler Akademisi'ne bir iletişimde , Mlle adlı bir kız bilim insanı tarafından önceden haber verildi. Maricaneanu, [...] uzun laboratuvar deneyleri aracılığıyla, uzun süre güneşe maruz kalan kurşunun radyoaktif özelliklerini geri kazandığını gösterebilmiştir.Bu dönüşümün [..] mekanizması tam bir muammadır, ancak tıp bilimi için o kadar büyük bir öneme sahip olduğu kabul edilmektedir ki, daha fazla yakın araştırma çalışması yapılması gerekmektedir. takip edilecek." [8]

Mărăcineanu, 1929 yılına kadar Paris Gözlemevinde çalışmaya devam etti , ardından Romanya'ya döndü ve Bükreş Üniversitesi'nde ders vermeye başladı . [4] Radyoaktivite ile yağış ve yağış ile deprem arasındaki bağlantıyı araştıran deneyler yaptı. [6]

29 Kasım 1935'te Nicolae Vasilescu-Karpen , Romanya Bilimler Akademisi'nde, Mărăcineanu'nun önceki yıllarda yapılan araştırmalarına açık imalar içeren Yapay radyoaktivite ve bu alandaki Rumen çalışmaları üzerine bir konferans verdi . 24 Haziran 1936'da Bilimler Akademisi'nden çalışmalarının önceliğini tanımasını istedi. [3] Talebi kabul edildi ve 21 Aralık 1937'de Romanya Bilimler Akademisi Fizik bölümünün ilgili üyesi seçildi. [9] 1937'de Akademi tarafından Araştırma Direktörü olarak atandı ve 1941'de Doçentliğe terfi etti. [3]

1942'de Mărăcineanu zorunlu olarak emekliye ayrıldı. [4] 1944'te radyasyona maruz kalması nedeniyle kanserden öldü . [3] [10] Bazı kaynaklara göre, Bükreş'teki Bellu Mezarlığı'na gömüldü, ancak diğer kaynaklar bu konuda aynı fikirde değil. [3] [4]

2013'te Poșta Română , Mărăcineanu'nun bilimsel etkinliğini onurlandırmak için 1 leu'luk bir yıldönümü mührü yayınladı; ancak puldaki resim onun değil, Marie Curie'nin.

18 Haziran 2022'de Google , Mărăcineanu'yu 140. doğum yıldönümünde bir Google Doodle ile onurlandırdı.


Bibliyografya

1 "Stéfania Maracineanu (1882-1944)" . 25 Nisan 2020'de alındı .
2 Marelene F. Rayner-Canham; Geoffrey Rayner-Canham (1997). Bilimlerine Bağlılık: Radyoaktivitenin Öncü Kadınları . Kimyasal Miras Vakfı. s. 87–91. ISBN'si  094190157. Erişim tarihi : 3 Kasım 2014 .
3 Fontani, Marco; Orna, Mary Virginia; Costa, Mariagrazia; Vater, Sabine (2017). "Bilim Tamamen Şeffaf Bir Yapı Değildir: Ștefania Mărăcineanu ve Yapay Radyoaktivitenin Varsayılan Keşfi" . önemli . Firenze Üniversitesi Yayınları. 1 (1): 77–96. doi : 10.13128/Substantia-14 .
4 Şerban, Danuț. "Ştefania Mărăcineanu – Biografia" . stefania-maracineanu.ro (Rumence) . 26 Nisan 2020'de alındı .
5 "Absolvenți ai Școlii Centrale care au adus o contribuție önemliă la dezvoltarea culturii, artei, științei, economiei" (PDF) . cnscb.ro (Rumence). Școala Centrală . 24 Mayıs 2021'de alındı .
6 Marilyn Bailey Ogilvie ; Sevinç Dorothy Harvey (2000). Bilimde Kadınların Biyografik Sözlüğü: LZ . Taylor ve Francis. p. 841. ISBN  041592040X. Erişim tarihi : 3 Kasım 2014 .
7 İbrahim Dinçer; Călin Zamfirescu (2011). Sürdürülebilir Enerji Sistemleri ve Uygulamaları . Springer Bilim ve İş Medyası. p. 234. ISBN  0387958614. Erişim tarihi : 3 Kasım 2014 .
8 "Kurşun çatılarda radyum" . Geraldton Muhafızı . Geraldton, Avustralya 17 Eylül 1927. s. 1.
9 Wayback Machine'de 1943'te Romanya Bilimler Akademisi Üyelerinin Listesi (arşivlenmiş 2014-03-06)
10 Rogai, Mihai (2010). "Un paradox romanesc – Celebri în lume, acasă necunoscuți – Ștefania Mărăcineanu" . Formül AS (Rumence) . 25 Nisan 2020'de alındı .

Kaynak :

Wikipedia
orignal version
https://en.wikipedia.org/wiki/%C8%98tefa...%83cineanu

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Demet Akalın'dan "Bi Daha Bi Daha" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 06-16-2022, 09:45 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok





Demet Akalın'dan "Bi Daha Bi Daha" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Demet Akalın

Şarkının ismi :Bi Daha Bi Daha

Yayınlayan Grup :netd müzik

Yayınlanma Tarihi :20 Haziran 2021

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Demet Akalın feat. Haktan'dan "Yekten" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 06-16-2022, 09:42 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok





Demet Akalın feat. Haktan'dan "Yekten" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Demet Akalın feat. Haktan

Şarkının ismi :Yekten

Yayınlayan Grup :netd müzik

Yayınlanma Tarihi :10 Eki 2019

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Hülya Avşar'dan "Sen Aşk Mısın?" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 06-16-2022, 09:33 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok






Hülya Avşar'dan "Sen Aşk Mısın?" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Hülya Avşar

Şarkının ismi :Sen Aşk Mısın?

Yayınlayan Grup :Hülya Avşar

Yayınlanma Tarihi :29 Nisan 2022

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır