| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Kötülüklerden Alikoyan Namaz Hangi Namazdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 12-26-2022, 09:44 PM - Forum: Makaleler
- Yorum Yok
|
 |
KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAN NAMAZ HANGİ NAMAZDIR?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ ۖ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۗ وَلَذِكْرُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
“Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”
(Ankebut, 29/45.)
Yüce Allah kendisinden başka varlıklara tapan müşriklerin durumunu örümceğin yaptığı eve benzetmiştir. Örümceğin başını soktuğu ev, onu hiçbir tehlikeye karşı koruyacak durumda değildir. Müşriklerin sığındıkları ilahlar da onlardan herhangi bir eziyeti savamaz. Müminler ise verilen misallerden ders alır, hidayete ermek için Allah’ın mahlûkata koyduğu işaretleri tefekkür ederler. Cenab-ı Hak, imana erişen kullarının gözlerini kevni ayetlere çevirdikten sonra aşağıdaki ayetle akıllarını Kur’an ayetlerine yönlendirmiş, kendilerini rableri ile buluşturacak namaza davet etmiştir. Bahis konusu ayet şöyledir: “Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 29/45.)
Rabbimizin ayette emrettiği iki emirden birincisi olan Kur’an’ı okumak, onu okumakta devamlı olmayı ifade etmektedir. İlk okuduğunda inkişaf etmeyen mana tekrar okuduğunda inkişaf edebilir. O hâlde mümin, Kur’an ile bağını kesintisiz sürdürür. Onun ayetlerini tedebbür, manalarını tefekkür eder. Bu sayede manalarına ulaşır, ondaki hükümlerle amel eder, güzel ahlakla ahlaklanır.
Cenab-ı Hakk’ın ayette emrettiği iki emirden ikincisi olan namaza gelince bu emir, namazı sürekli ve düzenli kılmayı, kılarken onun sınırlarına riayet etmeyi içermektedir. Ayet-i kerimede namaz kılma emrinin gerekçesi “Namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” diye açıklanmıştır. Namazın hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyması; kulun bunları işleme iradesini elinden alması, yanlış davranışlarda bulunmasına imkân vermemesi anlamına gelmez. Dolayısıyla “alıkoymak” (nehiy) kelimesi mecazi anlamda kullanılmıştır. Maksat, namazın hayâsızlığı ve kötülüğü terk etmeyi kolaylaştırmasıdır. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XX, 258.) O hâlde kötülüklerden (fahşa ve münker) alıkoyan namaz hangi namazdır?
Kötülüklerden alıkoyan namaz, tam bir huşu ile okunanları tedebbür ederek; farzları, vacipleri, sünnetleri ile en güzel şekilde kılınan namazdır. Bu takdirde namaz mümine Allah’ı, O’nun azamet ve celalini, huzurunda durduğunu, gözetimi ve denetimi altında olduğunu hatırlatır. Bu bilinç onun âleminde haşyet duygusunu uyandırır, sözlerine ve davranışlarına yansır, hâlini ıslah eder. Nitekim namazın kötülüklerden alıkoymasının gerekçesi şöyle ifade edilmiştir: “Allah’ı zikretmek elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür.” (İbn Aşur, a.g.e. XX, 260.) Tercih edilen yoruma göre zikirden murat namazdır. Zira namaz, Kur’an’da zikir olarak da isimlendirilmiştir. (Cuma, 62/9.) Buna göre namaz ibadetlerin en büyüğüdür. Çünkü onda Allah’ı zikir vardır. İçerisinde zikir olduğu için namaz diğer ibadetlerden üstün tutulmuştur. Onun zikir ile isimlendirilmesi, iyilikleri tercih etme, kötülüklerden uzaklaşma noktasında zikrin temel bir esas olmasından dolayıdır. (Beydavi, Envaru’t-Tenzil, IV, 196.) Nitekim Yüce Allah, “Beni zikretmek için namaz kıl!” buyurmuştur. (Taha, 20/14.)
Kötülüklerden alıkoyan namaz; müminin tekbir, kıraat, rükû ve nihayet tazimin son sınırı olan secde ile Allah’a yöneldiği, kulluk makamına eriştiği namazdır. Bir kişi dünyada makam sahibi olduğunda bu makam onu belli bir şekilde davranmaya yönlendirir. O, toplum içinde temsil ettiği makamın kendisine yüklediği sorumluluklara uygun hareket eder. Davranışları herhangi bir insan gibi olmaz. Allah karşısında kulun durumu da böyledir: Kul namaz ve secde ile rabbine yaklaşır. Onun katında bir makam kazanır. (Alak, 96/19.) Artık sahip olduğu bu makam, onun yasaklanan şeyleri yapmasına mani olur. Namazın tekerrürü ile sahip olduğu makama olan bağlılığı da kötülükten uzaklaşma duygusu da artar. (Razi, Mefatihu’l-Ğayb, XV, 61.)
Kötülüklerden alıkoyan namaz, mümine nasihatte bulunur; onun vicdanına hitap eder: “Yüce Allah’ın azamet ve kibriyasına delalet eden söz ve fiilleri içeren bu ibadeti yaptıktan sonra kötülükleri işler, rabbine isyan edersen çelişkiye düşmüş olursun!” der. Zira namaz kıldığı hâlde kötülükleri işleyen kişinin durumu, giydiği temiz ve güzel bir elbise ile çöplüklerde dolaşıp çöpleri karıştıran kimseye benzer. Zira böyle bir elbiseyi giymiş olmak, onun anılan mekânlarda bulunmasına müsaade etmez. Namaz kılan mümin de Allah’ın huzurunda durmaktadır; o artık “takva elbisesini” giymiştir. Böyle bir elbiseyi giydiği hâlde kötülükleri işlemesi çöplükleri karıştırmak gibi olur.
Kötülüklerden alıkoyan namaz, düzenli ve devamlı olarak kılınan namazdır. Yüce Allah’ın namazı farklı vakitlerde kılmayı emretmiş olmasının hikmetleri vardır. Farklı vakitlerde namaz kılınca, namazın yaptığı hatırlatmalar, verdiği öğütler yenilenir. Hatırlatma ve öğütler tekrar edince nefiste takva düşüncesi yerleşir, nihayet takva bir meleke hâline gelir.
Mümini kötülüklerden alıkoymayan namaza gelince; onda ne Allah’ı hatırlama ne de haşyet duygusu vardır. Çünkü namaz kılan; aklıyla, kalbiyle ve ruhuyla değil bedeniyle namaz kılmaktadır. Bu namaz kalbe huzur vermez, kulu Allah’a yaklaştırmaz. Böyle bir namazın kötülüklerden alıkoyma özelliği zayıf olur, hatta bu namaz kötülükleri önlemez hâle gelir. Kişiyi kötülükleriyle baş başa bırakır.
Namaz müminin önünde büyük bir imkândır. Hayata yön veren öncü bir ibadettir. Namaz kötülüklerden alıkoyduğunda tesiri insandan başlayarak topluma doğru yayılır. İşlediği kötülükler insanın zihin ve ruh dünyasına tesir etmektedir. Aldırmadan işlemeye devam ederse bu kötülükler yerleşip karakterinin parçası hâline gelmektedir. Namaz ise kötülüklerden alıkoyarak müminin zihin ve ruh dünyasını arındırmaktadır. Kalbini dinlendirmekte, manevi yorgunluklardan kurtarmaktadır. Stresten, ruhi problemlerden muztarip modern insanın manevi yaralarını sağaltan bir ibadettir namaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Hz. Bilal’e “Kalk, namaza (çağır da) bizi namazla rahatlat!” (Ebu Davud, Edeb, 78.) demişti. Namaza duyduğu büyük sevgiyi, hiçbir şeyin namaz kadar kendisine sevinç ve mutluluk vermediğini “Namaz gözümün nuru kılındı.” (Nesai, Işratü’n-nisa, 1.) diyerek ifade etmişti Allah’ın Resulü.
Dr. Abdülkadir Erkut
Kaynak :
Türk Diyanet
|
|
|
Tülin Şahin Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 12-25-2022, 09:12 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Tülin Şahin Kimdir? Biyografisi
Tülin Şahin (d. 13 Aralık 1979, Odense,Danimarka), Türk asıllı süpermodel, moda tasarımcısı, televizyoncu ve yazar.
Boyu 1,75 m (5 ft 9 in)[2]
Saç rengi Kahverengi saç
Göz rengi Koyu kahverengi[2]
Hayatı
Tülin Şahin, Danimarka'nın Odense şehrinde doğdu ve çocukluğunu orada geçirdi. 1995 yılında 'Supermodels Of Denmark' adlı yarışmada keşfedildi ve yarı zamanlı modellik yapmaya başladı. 1998 yılında tasarım üzerine eğitim aldığı okulu bitince tasarım kariyeri için 1998 yılında Paris'e gitti. Paris'te modacıların tekrar modelliğe ikna etmesi ile tam zamanlı modellik kariyeri başlamış oldu. Ailesinin memleketi olan Türkiye'ye Zeki Triko ile imzaladığı mankenlik işi için gitti. Ailesi aslen Sivaslıdır ve Danimarka'da yaşamaktadırlar. ABDli Ünlü manken Cindy Crawford'a aşırı benzerliğinden dolayı kendisi hem Türk hem de dünya basınında Sivaslı Cindy olarak anıldı. Ancak o idealisttir ve çalışkanlığı ile bu kalıbın içinde kalmadı, kendi ismini yapmayı başardı.[3] 2009 dan itibaren birçok defa Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından tanıtım elçisi atandı. Türkiye Unicef iyi niyet elçisi ve Küresel Vatandaşlık Forumu elçisidir. 2008 yılında kadınlara yönelik Tuliss 22 Haziran 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. adlı bir site kurdu.[4] Bunların yanı sıra konsept ve marka danışmanlığı ile birlikte freelance moda editörlüğü de yapmaktadır. Zayıflamak isteyen bayanlara yönelik beslenme ve diyet üzerine Sırlar, Siz Hâlâ Diyet mi Yapıyorsunuz? ve Kral Prens ve Fakir kitaplarını yazmıştır. 1998'de Olacak O Kadar'da ve Tatlı Kaçıklar dizisinde ve 1999'da Gece Şahinleri filminde rol almıştır.[5] 2004 yılında Acun Firarda programında konuk sunucu oldu. 2010 yılından itibaren kesintisiz olarak kendi adı ile anılan ''Tülin Şahin İle Moda'' programını yapmaktadır. Karl Lagerfeld tarafından Turkish Beauty/Türk Güzeli olarak adlandırılan Tülin Şahin, İngilizce, Danca, İsveççe, Norveççe, Türkçe, Almanca ve Fransızca olmak üzere yedi dili çok iyi bilmektedir.[kaynak belirtilmeli] Uluslararası kariyeri ve saygın itibarı vardır. O Türkiye'de köklü spor kulübü Fenerbahçe taraftarıdır ve kulübe ait 1907 derneği üyesidir. 2016 yılında 2,50 milyon euroluk sigara reklam teklifini geri çevirdiği ortaya çıktı. O sigara ve alkole karşıdır. Türkiye Sağlık Bakanlığı ve Yeşilay ile birlikte çalıştı. Berkay Güvenle evlendi
Özel yaşamı
2005 yılında evlendiği yemek şefi ve televizyoncu Mehmet Özer ile 2017 yılında boşandı.
2019 yılında Portekiz asıllı Londra'lı yatırımcı ve ekonomist Pedro de Noronha (d. 1977) ile Lisbon'da sade bir tören ile evlendi. Kasım 2019'da, kızları Siena dünyaya geldi.[6]
Kariyeri
Paris Moda Haftası, Londra Moda Haftası, Milano Moda Haftası ve New York Moda Haftası gibi dört büyük moda haftasında görevler aldı. Ralp Lauren, Silk and Cashmere, Hublot, Victoria Secret, Audi gibi daha birçok dünya markası ile çalıştı. Ayrıca Victoria Secret modelidir.
Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından Türkiye reklam elçisi seçildi. Global Citizen ForumTürkiye elçisi ve Unicef Türkiye elçisi seçildi.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
At - Atlar Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 12-24-2022, 09:02 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum (1)
|
 |
At - Atlar Hakkında Bilgiler
At (Equus caballus), Atgiller (Equidae) familyasına ait otobur bir toynaklı memeli. Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında “Mustang” ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde “Prezewalski” denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. En meşhur at türleri Arap, İngiliz, Ahal Teke, Rahvan (Türk) ve Midillidir.
Özellikler
Tek toynaklılar (Perissodactyla) takımının, Atgiller (Equidae) familyasının tek mevcut cinsi olan Equus cinsine ait bir memelidir. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Küçük başlı ve kısa kulaklıdır. Yelesi ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Ömrü 20 ila 30 sene civarındadır. Arapçada binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, Farsçada semend, tusen denir. Firdevsî'nin Şehnâme efsanelerinde adı geçen çil ata da rahş (رخش) denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “toynak” adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. Ayrıca atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlilerindendir. İnsanların, harp meydanlarında, izinsiz gösteri kontrolünde, yük taşımada, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında yardımcısıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır. Atlar aynı zamanda dizlerini kilitleyebilir.
At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkârdır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder.
Atlar, bacak kemiklerinin kilitlenme özelliği sayesinde ayakta uyurlar ve kendilerini güvende hissederlerse yatarak da uyuyabilirler. Bu şekilde, ayakta uyurken yırtıcı hayvanlara karşı tetikte olurlar. Yatarak uyumak atlar için daha sağlıklıdır. Bir at yatarak uyuduğunda sürüdeki diğer atlardan biri yanında ayakta durur veya derin olmayan biçimde ayakta uyur. Tamamen yalnız olan bir at içgüdülerinin tehlike uyarısı nedeniyle hiç derin uyuyamaz ve bu nedenle uyku kalitesi düşer.[2]
Yürüyüş biçimleri
Atların değişik yürüyüş biçimleri vardır. Bunlar atın dört ayağının yere temas durumu, dördünün birden havada oldukları zaman diliminin kalanlarına göre uzunluğu, kaç zamanlı olduğu, her seferinde kaç nal sesi duyulduğu gibi özelliklere göre isimlendirilir: örn. adeta, tırıs, rahvan, rahim, ramize, eşkin, dörtnal gibi. Attan ata ve aynı at için duruma göre yürüyüş şekli değişiklik gösterir. Atın adımlarının yere temas sırası, nal sesleri ve zıplama durumları benzese de, kas kullanımı, bacak uzunluk ve açıları, zıplama yüksekliği gibi faktörlere bağlı olarak başka ortalama sürat, ve başka binicilik tekniği gerektiren durumlar ortaya çıkar.
[attachment=87451]
Adeta saatte 5–8 km
[attachment=87452]
Tırıs saatte 8–13 km
[attachment=87453]
Rahvan saatte 8–13 km
[attachment=87454]
Eşkin saatte 16–27 km
[attachment=87455]
Dörtnal saatte 25–30 km, rekor: 70.76 km
[attachment=87456]
Taksonomi ve Evrim
Irklar
Evcil atlar: Bazı bilim adamlarına göre atı ilk evcilleştiren topluluğun İskitler olduğu söylenmektedir. Bazı DNA testlerinde ise atın tek bir bölgede değil, birbirinden bağımsız 6 coğrafyada evcilleştirildiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Nitekim Chauvet, Lascaux, Niaux, Cougnac, Cosquer ve Pech Merle Mağaralarındaki tasvirler buna örnek olarak gösterilebilir.[5] Atların evcilleştirilmesine ilk olarak 10.000 yıl önce başlandığı sanılmaktadır.[6]
Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir.
Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60–70 km hızla koşanları vardır.
Erkek eşek ile kısrak (dişi at) çiftleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin (kancık) çiftleşmesinden de bardo ya da ester denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardodan daha dayanıklıdır. Kemikleri kırılırsa operasyon maliyetinin fazlalığı ve postoperatif dönemdeki bakım güçlükleri nedeniyle genellikle ötanazi yapılır.
Arap atı: Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.
İngiliz atı: İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arap aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arap atından daha uzun bacaklıdır.
Midilli atı: Küçük, sakin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç büyüklüğünde. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.
Belçika atı Felemenklere özgü bir attı. Büyük gövdeli olmasına karşın bacakları kısadır.[7]
Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adı ile anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.
Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı türü vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezewalski dendiği gibi Moğol yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzar ve böylece soğuktan korunurlar.
Atın rengi (don)
Atın rengine don adı verilir. Başlıca at donları yağız (kara), al (kızıl-kahve, kırmızıya çalan at kestanesi rengi), beyaz, doru (gövde kahverengi, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kula (gövde koyu sarı, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kır (koyu kıllarla karışık ak), boz (al don üzerine ak kıllar) ve ahreçtir (kıllar beyaz ve kırmızı, yele ile kuyruk siyah). Bu renkler de kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılır (kuzguni yağız, donuk yağız, kirli yağız vb.).[8]
Atın tarihçesi
Avrupa, Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri (mustang) yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. İstanbul'un ilk Arap Atı harası 1865’te Malatya Sultansuyu yanındaki Aziziye’de kuruldu. Türkiye'de ilk modern harası ise 1923’te açılan Karacabey harasıdır.
Mustang (okunuşu: Masteng)
genelde Amerika Birleşik Devletlerinin batı eyaletlerinde sahipsiz, başıboş gezen yabanileşmiş atlardır.
Çoğunlukla yaban atı (İngilizce wild horse) olarak nitelendirilse de, gerçekte evcil attan (Equus ferus caballus) türeyen yabanileşmiş at (İng. feral horse) demektir[1].
1900'lerde iki milyon nüfusa sahip oldukları tahmin ediliyor[2]. 2008 yılı rakamlarına göre 33.000 kadar mustang vardır. Günümüzde ABD'de Bureau of Land Management tarafından korunup kollanmaktadır.
Adlandırma
Türkçeye İngilizce mustang kelimesinden geçen ödünç kelimedir. Ödünç kelimeler, alıntı kelimelerden farklı olarak, orijinal [3] yazımıyla yazılırlar. İngilizceye de Meksika İspanyolcasında kullanılan mesteño (eril) / mesteña (dişil) ('sahipsiz, başıboş dolaşan hayvan; yılkı') kelimesinden geçmiştir[4].
Özelliği
Tabiatta tamamen doğal bir seçilim ile doğmakta ve hayatta kalmaktadırlar. Bu sebepten ötürü çok güçlü bir genetiğe sahiptirler. Diğer (evcil) türlere göre daha sağlam kemik ve tendonlara sahip atlardır.[5]
Tarih
Amerika'nın keşfinden sonra 1493 yılında[6][7] İspanyollar tarafından Yeni Dünya'ya (Florida ve Meksika) sokulan atlar genelde Fas kökenli Berberi atı, Portekiz kökenli Sorraia ve İspanya kökenli Endülüs atı gibi at ırklarının karışımları olan İber at ırklarıdır[2]. İspanyollarca Amerika'ya sokulan atlarla tanışan ve onu kullanmasını öğrenen ilk yerliler Pueblo Kızılderilileri olmuştur. Kızılderililer atlarla tanışmadan önce köpekleri çekim hayvanı olarak kullanırlardı[8].
Komançilerin masteng atlarını (Komançice cobe) benimseyip onu güçlerinin odağına oturtmaları onları Teksas'taki en güçlü Kızılderili grubu hâline getirmiş ve Teksas-Kızılderili savaşlarında Beyazlara rakip olan en büyük güç durumuna gelmişlerdir[9].
Spanish Mustang
Gila Bend Mustang
Kiger Mustang
Pryor Mountain Mustang
Spanish Mustang
Sulphur Mustang
Arap atı
Efsane
Efsaneye göre Arap cinsinin dişisini Muhammed bin Abdullah seçmiştir. Çölde uzun bir seyahatten sonra susayan kervandaki hayvanların sadakatini ve dayanıklılığını ölçmek için bir su kaynağının yakınına kadar sürdüğü hayvanları geri çağırmış, bu çağrıya yalnızca beş tane dişi at karşılık vermiş. Suyu bırakarak sahiplerine geri dönecek kadar sadık olmaları sebebiyle bu beş at, Küheyle, Seklaviye, Übeyye, Hamdaniye, Manekiye el-Hamse, yani beş olarak adlandırılmış. Bu atların, beş Arap atı türünün ataları olduğu söylenir. Bir diğer efsane de Süleyman'a Arap atı Dehman ismi dayanmaktadır.
Diğer cinslere etkisi
Günümüzde hemen hemen bütün yarış atlarında Arap atı kanı bulunur. Arap atı, genetik potansiyeli nedeniyle Endülüs atı, Kırma, American Quarter, Morgan, Amerikan bineği, Appoloosa, Oldenburg ve Trakehner gibi birçok sıcakkanlı at cinsine de genlerini vermiştir. Binek atlar dışında Parcheron ve Midilli'de de Arap atı geni görülür. Biçimli başları ve yüksek kuyrukları sayesinde diğer türlerden kolayca ayırt edilirler.
Günümüzde yetiştiriciler birçok at çeşidi için "Arap kırması" yerine yeni isimler türetmişlerdir. Quarab (Arap-Quarter), Welara (Arap-Welsh Midillisi) veya Morab (Arap-Morgan) bu yeni türlerden bazılarıdır.
Özellikleri
Biçim
Arap atının, profilden bakıldığında WV şeklinde bir kafası, geniş alnı, küçük burnu, geniş burun delikleri vardır. Arap atının gözlerinin arasında bedevilerin jibbah dediği, sıcak havada nefes almayı kolaylaştıran bir çıkıntı vardır. Boynu da oldukça geniştir. Altı yerine beş bel omuru bulunduğu için sırtı diğer cinslere göre daha küçüktür. Buna rağmen ağır binicileri kolaylıkla taşıyabilir. Bir diğer önemli özelliği de doğal olarak kalkık duran kuyruğudur.
Boyut
Arap atları birçok at ırkına kıyasla daha küçüktür, 1,40 ile 1,52 metre arasında bir cidago yüksekliğine sahiptir. İnce ve orta kemikli olanları 360 ile 450 kg ağırlığındadır. Bazı Polonya kökenli Arap atları ise 1,60 metre yüksekliğindedir. Bu atlar farklı fiziksel özelliklere sahip olsalar dahi hepsi çok zariftir.[1]
Karakter
Arap atları yüzyıllardır çöllerde insanlarla yakın ilişki içinde olmuşlardır. Savaşlarda başarılı olan atlar bazen evlerde misafir edilmiştir. Çocuklarla olan iyi ilişkileri nedeniyle 18 yaş altındaki çocukların binmesine izin verilen tek çeşittir.
Arap atlarının çoğu zeki, çevresiyle iyi ilişkili ve hassastır. Kolay öğrenirler, sahiplerinden sevgi gördükleri zaman buna çok iyi karşılık verirler. Bu özellikleri onları hem evcil hem vahşi yapar. Çünkü düzensiz veya gereğinden fazla tekrarlanan eğitim Arap atlarını çok hırçınlaştırabilir.
Arap atı, hızlarıyla bilinen cinslerin bulunduğu sıcakkanlı atlar sınıfına girer. Eğitiminin zor olduğunu düşünenlerin, bunun kendi davranışlarından kaynaklandığını bilmesi gerekir, çünkü Arap atı, sahibinin davranışına çok hızlı cevap veren hassas bir cinstir. Yanlış yetiştirilen Arap atları kamuoyunda olumsuz bir imaj bırakmıştır.
Cavalo Arabe REFON.jpg
Renkler
Safkan Arap atları gri, fındık rengi veya kırmızıdır.
Birçok Arap atının beyaz gibi görünmesine rağmen, bu aslında gri tüy renginin doğal bir özelliğidir. Birçok Arap atı doğduğunda fındık rengi veya kırmızıdır. Mevsim, yaş gibi koşullara bağlı olarak tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Beyaz Arap atları aslında gridir.
Siyah Arap atı çok nadir bulunur. Bu renk genini taşıyanlar yanlış üretim sonucu sadece bazı kahverengi atlarda siyah beneklere dönüşmüştür. Bazı gelişmiş çiftlikler sipariş üzerine farklı renklerde çiftleştirme veya DNA üzerinde değişiklik yapmaktadır.
Safkan Arap atlarında beyaz veya krem rengi tüye rastlanmaz. Yaşamış hiçbir safkan Arap atında Appaloosa (gövdenin yalnız bir bölgesinde benekler olması, gerisinin düz renk olması) benzeri bir renk görülmemiştir. Bu da DNA üzerinde çalışılarak elde edilebilir.
At sahiplerinin, iyi atın aynı zamanda güzel renkte olmasını da istemeleri, Arap atının renklerine yüklenen anlamların sadece küçük bir parçasını oluşturur. Bedevi kültüründe her rengin, her tonun bir anlamı, sosyal statü üzerine etkisi vardır. Örneğin siyah Arap atları zor bulunduklarından, sahipleri zengin veya şanslı insanlar olarak bilinir. Üzerindeki en küçük bir beyaz benek Arap atının değerini düşürür, safkan olmadığı anlamına gelir.
Gövdesinde fındık renginin farklı tonlarını bulunduran kayıtlı çok az Arap atı vardır ve hâlâ tartışma konusudurlar. Bu atlardan birçoğunun renk değiştirerek aslında gerçek Arap atı renklerinden biri olduğu görülmüştür. Bu durum en çok gri tüy renginde görülür.
Diğer özellikleri
Arap atlarının tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Siyah deri güneş ışınlarına karşı koruma sağlar. Göğüs ve ayakları çok kaslıdır.
Çok dayanıklı olan Arap atı, yüksek süzülebilme kabiliyeti ile iyi yol tutuşu sağlar. Dengesi iyidir ve hızlı kalkış yeteneği vardır. Savaş atlarında olması gereken özelliklerin tümüne sahiptir.
Tarihi
Arap atı dünyanın en eski ırkı veya en eski ırklarından biridir. Günümüzdeki oryantal kökenli Arap atları, Arabistan Yarımadası'nda bulunan MÖ 2500'lü yıllardan kalma mağara resimlerindeki at figürleriyle aynıdır. Benzer yapıdaki at figürlerine bütün Anadolu, Kafkaslar ve Mezopotamya'daki mağara resimlerinde de rastlanır.
Çöl kökeni
Arap atının atalarının nerede yaşadığı halâ tartışma konusudur. Çoğu uzman Güneybatı Arabistan veya Kuzey Mezopotamya üzerinde yoğunlaşır. Mezopotamya'da görülen at figürlerinin bölge dışında da görülmesi bu at cinsinin Orta Doğu'ya göç etmiş Ön Türkler tarafından getirilen at ırklarından biri olması ihtimalini de gündeme getirmektedir.
Arap atının ilk evcilleştirilmesi devenin kullanılmaya başlanmasıyla aynı dönemlere rastlar. Çölde yaşamaya uygun yapıdaki bu atlar kısa sürede çok tutulmuş, sağlıklı damızlıklar kullanılarak geleceğe yatırım yapılmıştır.
Arap atı ırkı geliştikçe Bedeviler atlarının ırk kayıtlarını dilden dile aktararak kaydetmeye başladılar. Her aile ve kabilenin atlarının geçmişi, geldikleri dişi at gibi özellikleri hep kayıt altındaydı.
"Arap atı" isminin geçtiği en eski yazılı kaynak MS 1330 yılına aittir. Irkının en kaliteli atları Asil olarak bilinirdi ve asil olmayan atların asillerle çiftleştirilmesi yasaktı. Bu atların dişileri daha değerliydi.
Bedeviler zamanla farklı özelliklerde alt ırklar ürettiler. İlk yedi çeşit Arap atı Küheylan, Seklavi, Übeyyan, Hamdani, Maneki, Dehman ve Hedban idi.
Eski dünyada Arap atı
Başlarında zırhlarıyla savaşan güçlü Arap atları Eski Mısır, Mezopotamya, Roma İmparatorluğu ve Eski Yunan sanat eserlerinde sıkça görülür. En ünlü Arap atlarından biri Büyük İskender'in Bucephalus isimli atıdır.
İslam dünyasında Arap atları
622 yılındaki Hicretle beraber İslam dünyası Arap atlarıyla tanışmıştır. 630'lu yıllarda Müslüman toplumlar Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya doğru genişleme çabasına girdi. Bu genişleme 711 yılında İspanya'ya kadar vararak 720'de bütün İspanya Yarımadasını kapladı. Arap ve Orta Doğu kökenli akıncıların atları en güçlü Avrupa kökenli atları ezip geçtiler. Endülüs atı bu sırada ortaya çıkmıştır. Amerika`yı keşfedenler de beraberlerinde Osmanlı İmparatorluğu sayesinde tanıştıkları Arap atlarını götürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında yükselerek Orta Doğu'nun çoğunu kontrol altına aldı. Arap atlarını savaştan ticarete birçok alanda kullandılar ve Avrupa'ya da tanıttılar. İstanbul'un ilk Arap atı harası 1864’te Aziziye’de kuruldu.
Avrupa'da Arap atları
Müslümanların yaptığı fetihler ve Osmanlı, Arap atının Avrupa'ya gelişinin tek sebebi değildir. 1095'te başlayan Haçlı Seferleriyle Filistin'i işgal eden Avrupalılar geriye ganimet olarak Arap atlarıyla döndüler.
15. yüzyılın başlarında ateşli silahların keşfiyle şövalyeler ve onları taşıyan zırhlı Arap atları birleşimi ortaya çıktı.
Arap atlarının Avrupa'ya girişinin en kalabalık örneklerinden biri de Osmanlı İmparatorluğunun 1522 yılında Macaristan'a 300.000 atlı asker göndermesidir. 1529'da Viyana'ya ulaşan Türkler Polonyalı ve Macar güçler tarafından önlendiğinde ele geçirilen atlar Avrupa'daki en kaliteli Arap atlarının temelini oluşturmuştur. Daha sonra İngiliz, Rus, Polonya gibi ülkelerin kralları sömürge döneminde çölden Arap atları getirterek özellikle kendi ahırlarına katmışlardır.
Kaynak ve Dipnotlar :
Wikipedia
[attachment=87457]
|
|
|
Sistemize En Uzak Noktadaki Yıldız - Süreyya Yıldızı Hakkında Hadis |
|
Yazar: RasitTunca - 12-23-2022, 10:42 AM - Forum: Günün Hadisi
- Yorum Yok
|
 |
[attachment=87438]
Sistemimize En Uzak Noktadaki Yıldız - Süreyya Yıldızı Hakkında Hadis
Peygamberimiz Buyurdular
"İman Süreyyâ yıldızı kadar uzakta da olsa bazıları her türlü gayreti göstererek onu elde eder"
(Buhari Tefsir 62/1, Tirmizi Menâkıb 71)
Süreyyâ hadislerde de yer almıştır. Bunlardan Buhârî ("Tefsîr", 62/1) ve Tirmizî'de ("Menâḳıb", 71) mevcut bir hadiste, aslen hıristiyan olan Selmân-ı Fârisî'nin Hz. Muhammed'in risâletle görevlendirildiğini duyunca iman etmek üzere Acem diyarından Medine'ye gelerek müslüman olması dolayısıyla Resûl-i Ekrem'in, "İman Süreyyâ yıldızı kadar uzakta da olsa bazıları her türlü gayreti göstererek onu elde eder" dediği belirtilmektedir.
|
|
|
Mehdiye Yer Hazır Eden Kahtânî, Cehcâh, Heysem ve Mak'ad Hadisi İbn Hacer el Askalani |
|
Yazar: RasitTunca - 12-23-2022, 10:38 AM - Forum: Günün Hadisi
- Yorum Yok
|
 |
Mehdiye Yer Hazır Eden Kahtânî, Cehcâh, Heysem ve Mak'ad Hadisi İbn Hacer el Askalani
Kahtânî, Cehcâh, Heysem ve Mak'ad
Hz. İsa ve Mehdi'den sonra, şu dört kişini ortaya çıkması, kıyâmet alâmetlerindendir: Kahtânî, Cehcâh, Heysem ve Mak'ad. Ebuş-Şeyh, Ebû Hureyre'den naklediyor:
“Hz. İsa inecek, Deccâl'i öldürecek, kırk yıl kalıp Allah'ın kitabı ve benim sünnetimle amel edecek, sonra ölecek. Halk, Hz. İsa'nın tavsiyesiyle Ben-i Temîm'den Mak'ad adlı bir adama tâbî olacakla. Mak'ad öldükten üç yıl sonra, bazı insanların göğüslerinden Kurân-ı Kerîm, kaldırılacak.”
Taberânî, Ulyâ Essülemî'den naklediyor:
“Mevâlî'den Cehcâh adında bir adam zuhûr edip insanların başına geçinceye kadar kıyâmet kopmaz.”
Şeyheyn, Ebû Hureyre'den naklediyor:
“Kahtân'dan bir adam zuhûr edip insanları âsâsıyla sevk etmedikçe kıyâmet kopmaz.”
İbn-i Asâkîr ve diğer bazı muhaddislerin naklettiklerine göre, Kays b. Câbir, demiştir ki:
“Peygamber, şöyle buyurdu: Benden sonra Halîfe'ler gelecek. Halîfe'lerden sonra Emir'ler gelecek. Emirlerden sonra zorlu Melik'ler gelecek. Sonra ehl-i beytimden yeryüzünü zulüm yerine adâleti dolduracak bir adam çıkacak. Sonra, Kahtânî'nin iş başına getirilmesi emredilecek. Beni gerçekle gönderen Allah'a kasem ederim ki, O, ondan aşağı değildir.”
Süleyman b. İsâ'dan naklediliyor:
“Haber aldığıma göre Mehdî, Beyt-i Makdis'te 14 sene hükmettikten sonra vefât edecek. Sonra Tubbe halkından Mansûr (Kahtânî) adında bir adam gelecek. 21 sene hükmettikten sonra öldürülecek. Ondan sonra Haysem iş başına gelecek ve 3 yıl 4 ay 10 gün hüküm sürecek.”
Ertâde'den naklediliyor:
“Haber aldığıma göre Mehdî, 40 yıl yaşadıktan sonra atı üzerinde ölecek. Sonra Kahtân'dan kulakları delik, Mehdî'nin yolunu takip edecek bir adam çıkacak. O da 20 yıl hüküm sürdükten sonra silahla öldürülecek. Sonra Peygamberimizin ehl-i beytinden gidişâtı güzel bir Mehdî zuhûr edecek. Kayser şehrini ele geçirecek. İşte o, Ümmet-i Muhammed'in son emîridir. Ondan sonra Deccâl çıkacak.”
(İbn Hacer el Askalani)
|
|
|
|