| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Kanaviçe Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-20-2023, 07:43 AM - Forum: Duymadiklarimiz
- Yorum Yok
|
 |
Kanaviçe Nedir?
ilk piksel ile resim ve yazı yazma yani digitalin ilk ana yapısı Kanaviçe ile model çıkarmak
Kanaviçe, el işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi(Etamin), çuval sedir veya balya ve onun üzerine yapılmış olan işlemelere verilen addır.
Etamin işine benzer. Aynen onun gibi renkli küçük çarpılardan desenler oluşturma şeklindedir. Etaminden farkı, kanaviçenin düz kumaş üzerine işlenmesidir. Kumaş üzerine öncelikle kaneve adı verilen özel dokunmuş bir kumaş tutturulur. Sonra renkli ipliklerle kanave referans olarak alınarak desen işlenir. Desenin işlenmesi bittikten sonra kanave asıl kumaş üzerinden ip ip çekilerek işlenmiş desenle kumaş arasından temizlenerek kanaviçe elde edilir.
Batı kültüründeki goblene benzer, ancak ondan daha kalın iplerle ve daha ayrıntısızdır.
Etimoloji
Kanaviçe, İtalyanca "oya" anlamına gelen canavaccio kelimesinden; canavaccio ise Yunanca, kenevir anlamına gelen κάνναβις kelimesinden gelmektedir.[1] Nişanyan Sözlük'e göre[2], kelime ilk olarak Filippo Argenti 1533 tarihli eseri "Regola del Parlare Turco"da (Türkçe Konuşma Kuralları ) [3] geçmektedir.
Etamin seccade ne demek?
Etamin seccade, genellikle namaz kılmak için kullanılan bir tür döşemelik kumaştır. Etamin kumaşın kendine özgü yapısı, üzerinde desenlerin oluşturulmasına ve farklı renklerin kullanılmasına olanak tanır. Bu sebeple etamin seccadelerde genellikle çiçek, yaprak, geometrik şekiller gibi desenler yer alır. Ayrıca etamin kumaşın kalın yapısı, seccadeyi kaydırmaz ve dayanıklı hale getirir. Etamin seccadeler genellikle cami ya da evlerde namaz kılmak için kullanılır.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Magdalena Abakanowicz Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-20-2023, 06:52 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Magdalena Abakanowicz Kimdir? Biyografisi
Marta Magdalena Abakanowicz - Kosmowska [ magdaˈlɛna abakaˈnɔvʲiʧ ] ( 20 Haziran 1930'da Falenty , Polonya'da ; † 20 Nisan 2017'de Varşova'da doğdu ) [ 1] Polonyalı bir heykeltıraş ve tekstil sanatçısıydı.
Hayat
Magdalena Abakanowicz Polonyalı soylu bir aileden geliyordu , babası Lipka Tatar'dı . 1949'dan 1954'e kadar Danzig ve Varşova'daki sanat akademilerinde okudu . Heykeltraşlığa karşı bir eğilim hissetse de asıl ilgi alanı resimdi. Bu gelişmede şüphesiz, annesinin arazisinde çocukken yarattığı şekiller ve formlar etkili olmuştur. Daha sonra, Polonya'daki zorlu ekonomik koşullarla karşı karşıya kalındığında, doğal ve buluntu malzemeleri büyük anıtsallık ve ifade gücüne sahip heykelsi eserlere dönüştürme yeteneği, çalışmalarının alamet-i farikası haline geldi.
1956'da Magdalena Abakanowicz bağımsız bir sanatçı olarak çalışmaya başladı ve ilk kez 1960'larda büyük dokuma duvar tekstilleri yaptığında uluslararası ilgi gördü. 1965 São Paulo Bienali'nde Grand Prix aldığı Abakan dizisi öne çıkıyor . 1970'lerin ortalarında sisal, çuval bezi, tutkal ve reçineden kafaları, figürleri, hayvanları ve kuşları model formları üzerinde yaratmaya başladığında, o andan itibaren yapıtını karakterize edecek olan çalışmaları dramatik bir dönüş yaptı.
Magdalena Abakanowicz, 1965'ten 1990'a kadar Poznań'daki Sanat Akademisi'nde profesör olarak ders verdi . Ayrıca 1984'te Amerika Birleşik Devletleri'ndeki California Üniversitesi, Los Angeles'ta (UCLA) misafir profesördü .
Magdalena Abakanowicz, New York Heykel Merkezi Heykel Ödülü (1993), Polonia Restituta Düzeninin Komutan Haçı ( 1998), Paris , Fransa'da Sanat ve Bilim Düzeni Görevlisi olarak atanması dahil olmak üzere çok sayıda ödül ve onur aldı. (1999) ve İtalya Cumhuriyeti Liyakat Nişanı Şövalyesi (2000) atanması. Londra Kraliyet Sanat Akademisi (1974), Rhode Island Tasarım Okulu , Providence , Rhode Island (1992), Łódź Güzel Sanatlar Akademisi (1998),Pratt Institute New York City (2000), Massachusetts Sanat Koleji , Boston (2001), School of The Art Institute of Chicago (2002) ve Poznań Güzel Sanatlar Akademisi (2002). Magdalena Abakanowicz, Berlin'deki Sanat Akademisi'nin (1994), Dresden'deki Sakson Sanat Akademisi'nin (1998) ve Berlin'deki Bilim ve Sanat için Order Pour le Mérite'nin ( 2000 ) bir üyesidir . Ayrıca Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi'nin (1996) onursal misafir üyesiydi .
Ek olarak, figürler ve kafes şeklindeki ahşap konstrüksiyonların kombinasyonunda ortamlar (örn. »Käfig«, 1982, Chicago , Museum of Contemporary Art ) yaratıldı. A. , Pistoia yakınlarındaki Celle'deki heykel parkı için bronzdan dökülmüş 16 adet gerçek hayattan büyük içi boş nesneye sahipti (»Katharsis«, 1985). Temaları, insanın savunmasızlığı, uzay ve zamanda hapsolmaları, kusurlu olmaları ve genel olarak varlığın geçiciliğidir. [2]
15 Mart 2010'da, "Polonya ve Almanya arasındaki kültürel diyaloğa olağanüstü ve kalıcı katkılarından dolayı" Varşova'daki Alman Büyükelçiliği'nde Büyükelçi Michael H. Gerdts tarafından bir yıldızla Almanya Federal Cumhuriyeti Büyük Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi . " .
Fabrikalar
Abakanowicz'in en önemli eserleri 1960'larda yaratıldı. Ailesinin adından türetilen Abakanlar adını verdiği devasa, üç boyutlu tekstil heykeller yaratmaya başladı . Bunlar, ona uluslararası sanat sahnesinde bir yer sağladı ve sonraki tüm çalışmalarını etkiledi. Her bir Abakan , Abakanowicz'in tamamen yeni bir dokuma tekniği geliştirdiği dokuma malzemeden yapılmıştır. Sık sık limanlarda topladığı sisal halatları bükerek iplik haline getirir ve renklendirirdi. Abakanlar dört metreye kadar büyüyebilir ve genellikle yerden sadece birkaç santimetre yükseklikte tavandan sarkar. [3]
Abakanowicz başlangıçta en çok tekstil ürünleriyle yaptığı çalışmalarla tanınsa da, yan tarafta resimler ve çizimler de sergiledi. Genellikle sert yüzeylerden yapılan sonraki çalışmaları -bazıları lifler, ipler veya dokumalar içerse de- insan vücudu, hayvanlar veya ağaçlar üzerinde modellenen (genellikle başsız) figür grupları ile karakterize edilir . Formlar, görünüş ve duruş olarak kendilerini tekrar ediyor gibi görünse de, her figürün kendine has özellikleri vardır. Heads (1975), Backs (1976-82) ve Embryologie (1978-81) gibi eserler , çoklu formlardan ve ağırlıklı olarak jüt gibi organik malzemelerden bir araya getirildi., ip ve kanvas yapılmıştır. [3]
Abakanowicz'in daha sonraki çalışmalarının çoğu, bronz , taş, demir veya beton gibi hava koşullarına dayanıklı malzemelerden yapılmıştır : Katharsis (1985; 33 dökme bronz heykel); Calmed Creatures (1993; 40 döküm bronz figür); Taş Odası (2003; 22 granit blok); ve Agora (2006; 106 başsız ve kolsuz dökme demir figür). Pek çok yapıt, dünyanın dört bir yanındaki Kudüs , Seul , Minneapolis , Kansas City, Dallas , Washington DC , Lizbon , Paris'te görülebilen büyük kalıcı dış mekan enstalasyonları haline geldi., Şikago ve New York City . Ayrıca eserleri 100'den fazla karma ve kişisel sergide yer aldı. [3]
sergi katılımıDüzenlemek
2011: Blickachsen 8, Johann-Wolfgang-Goethe-University Frankfurt am Main , her biri 300 × 160 × 96 cm olan dökme demirden yapılmış "On Oturan Figür" ile.
2012: "boşluk hakkında - boşluk veya şeylerin kaybolması", Kunsthalle Darmstadt, 25 Kasım 2012 - 3 Mart 2013.
2012: LWL-Industriemuseum Textilmuseum Bocholt'ta Laura Ford ile birlikte "Atelier.Industriekultur" ve Claudius Reimann'ın bir performansı . [4]
Galerie
Neun Figuren Raum (1990) – Kant-Park, Duisburg
Nierozpoznani – Poznań
Nierozpoznani – Poznań
Mutant – Kunstweg MenschenSpuren
Mutant – Kunstweg MenschenSpuren
Mutanten in einer Performance mit Claudius Reimann
Mutanten in einer Performance mit Claudius Reimann
Mutant (2012) im Industriemuseum Textilwerk Bocholt
Mutant (2012) im Industriemuseum Textilwerk Bocholt
Raum des unbekannten Wachstums (2006) – Europos Parkas, Litauen
Raum des unbekannten Wachstums (2006) – Europos Parkas, Litauen
Sergi Resimleri için
https://de.wikipedia.org/wiki/Magdalena_Abakanowicz
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
insanın insan olması (insanlaşması) uzun bir zaman almamışmıydı hele? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-19-2023, 01:17 PM - Forum: Günün Ayeti
- Yorum (1)
|
 |
insanın insan olması (insanlaşması) uzun bir zaman almamışmıydı hele?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا
Hel etâ alel insâni hînun mined dehri lem yekun şey’en mezkûrâ(mezkûren).
insanın insan olması (insanlaşması) uzun bir zaman almamışmıydı hele?
İnsân Suresi 1. Ayet
|
|
|
Gusül Abdesti Hakkında Güzel Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-19-2023, 12:48 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Gusül Abdesti Hakkında Güzel Bilgiler
Gusül Abdesti (Boy Abdesti) nedir?
Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir. Aşağıda gusül abdestinin maddeler halinde nasıl alındığını bulabilirsiniz.
Gusül abdesti nasıl alınır?
1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.
2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.
3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.
4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.
5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.
6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.
6 Adımda Gusül Abdesti nasıl alınır?
Suyu gereğinden fazla veya az kullanmak, guslederken konuşmak, bir özrü olmadığı hâlde başkasından yardım istemek gusülde mekruh olan davranışlardandır.
Gusül Abdesti ile Namaz Kılınır mı?
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).
Gusülsüz (Cünüp, Hayız ve Nifas Durumunda) Olanların Yapamayacağı Şeyler
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.
Meni, Vedi ve Mezi Nedir? Hangisinde Gusül Abdesti Alınması Gerekmektedir?
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.
Guslederken ve abdest alırken vesvese sebebiyle organları tekrar tekrar yıkamanın hükmü nedir?
Vesvese, çeşitli sebeplerle insanın yaşadığı kararsızlık, şüphe ve kuruntu halidir. Bu, çoğu kere abdest ve guslün alınıp alınmadığı, tamam olup olmadığı ya da bozulup bozulmadığı şüphesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gusül ve abdest alan kişinin vesvese sebebi ile gusül ve abdestini tekrarlaması gerekmez. Hatta kişi bu tür vesveselere itibar etmemeli (İbn Mace, Taharet, 48), içine doğan şüphe ve tereddüt hallerinin asılsız olduğunu kendine telkin etmeli, ihtiyaç duyulması halinde psikolojik tedaviye yönelmeli; ayrıca manevi destek olarak Felak ve Nas Surelerini anlamlarını da düşünerek okuyup bu halden kurtulmak için Allah’a dua etmelidir.
Cünüp olarak uyumak, yemek ve içmekte bir sakınca var mıdır?
Cünüp olan bir kimse, namaz kılmak ve Kur’an okumak gibi ibadetleri yerine getiremez. Dolayısıyla, ibadetlerini yapmaya engel olan bu durumdan ilk fırsatta guslederek kurtulmaya çalışmalıdır. Öte yandan bu durumdaki bir kimse ihtiyaç halinde, herhangi bir namazın geçmesine sebebiyet vermemek kaydıyla, cinsel bölgesinin maddi temizliğini yaptıktan sonra abdest alarak ya da sadece el ve ağzını yıkayarak uyuyabilir, yiyip içebilir ve başka işlerle meşgul olabilir (Buhari, Gusül, 27; Müslim, Hayz, 6 (21, 22, 24). Çünkü cünüplük, gusül ve abdest gibi özel bir temizliği gerektirmeyen işlerin yapılmasına engel değildir.
Hz. Peygamber, cünüp olmakla müminin necis/maddeten pis olmayacağını ifade etmiştir (Buhari, Gusül, 23). Fakat cünüp birinin namazını kaçıracak şekilde yıkanmayı geciktirmesi haram, elini ağzını yıkamadan yiyip içmesi ise mekruh görülmüştür. Bu itibarla zorunlu bir durum olmadıkça insan hemen boy abdesti almalı ve bir an önce yıkanıp temizlenmelidir.
İdrardan sonra gelen akıntı guslü gerektirir mi?
İdrardan sonra gelen beyaz ve bulanık sıvıya ‘vedi’ denir. Vedi, bazen ağır yük taşımaktan dolayı da gelebilir. Vedi, abdesti bozmakla birlikte, guslü gerektirmez (Merğinani, el-Hidaye 1, 17).
Hanefi mezhebine göre Vedi, necaset-i galiza, yani kaba pislik olarak değerlendirildiğinden, dağıldığında el ayasını kaplayacak miktarda çamaşıra bulaşması halinde namaza engel kabul edilmiştir. Bu durumda belirtilen alan temizlenmedikçe, vedi bulaşmış elbise ile namaz kılınması caiz değildir (Merginani, el-Hidaye 1. 35).
Boy abdesti ile namaz kılınabilir mi? Namaz kılınabilmesi için ayrıca abdest almak gerekir mi?
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).
Rüyasında avret yeri (cinsel organ) gören kimseye gusül gerekir mi?
Bir kişinin rüyasında ilişkide bulunmaksızın sadece cinsel organ (avret yeri) görmesi gusül abdesti almasını gerektirmez. Bunu görenin erkek veya kadın olması fark etmez. Ancak kişinin rüyasında cinsel organ görmesinden dolayı orgazm olup, meni gelmesi halinde ise gusül gerekir. Gusül uykuda veya uyanık halde iken avret yeri/cinsel organ görmekten değil, şehvetle meni gelmesinden dolayı gerekli olur (Merğinani, el-Hidaye, I, 16, İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 164).
Erkeğin televizyonda yabancı kadınların avret yerlerine bakması gusül abdestini gerektirir mi?
Gerektirmez. Nitekim canlısına da baksa idi gusül gerekmezdi. Gusül duhûl (girme), ya da inzal (şehvetle boşalma) olmadıkça, sırf bakmakla, tutmakla, ya da dokunmakla gerekmez. Haram olan yere (avrete) bakmanın günah olması ayrı şey, bunun yıkanmayı gerektirmesi ise ayrı şeydir. Ama bakarken şehvetlenir ve boşalırsa, yıkanması gerekir.
Kullandığı kokunun erkek tarafından duyulması halinde kadının gusül abdesti alması gerekeceği doğru mudur?
Bilindiği gibi güzel koku Rasûlüllah Efendimiz tarafından övülmüş ve hem kadının hem de erkeğin kullanmaları tavsiye edilmiştir. Ancak kadının kullanacağı kokunun yabancı erkekler üzerinde doğuracağı tepki hesaba katılarak, kadınların koku sürerek çıkmaları yasaklanmıştır. İşin buraya kadar olan yönü ayrı bir konudur. Zaten sağlam duygu ve karaktere sahip bir erkek, kendi karısının yayacağı tahrik edici kokudan, başka erkeklerin uyarılmasını aslâ arzu etmeyeceği gibi, edepli ve sağlam karakterli bir kadın da, yabancı erkekler için tahrikkâr ve uyarıcı olmak istemeyecektir. Şimdi bu konudaki bazı hadîs-i şeriflerin mealleri söyledir:
1 - "Bir kadın güzel kokular sürünür ve kokusunu duysunlar diye erkeklerin yanından geçerse, şöyle şöyle dir" (Tirmizîdeki ilâveye göre, yani zaniyedir) (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizi, edep No: 2787
2 - "Kokulanarak mescide çıkan bir kadının namazı, evine dönüp gusül için yıkandığı gibi yıkanmadıkça kabul olmaz."( Ebû Dâvûd, teraccul 7)
3 - "Kadın mescide gitmek istediğinde, kokusundan cünüplükten yıkandığı gibi yıkansın."( E1 Hindi VI/415) Ikinci ve üçüncü hadiselerin zahir (kelimelerinin) manalarına bakıldığında, koku sürünerek camiye giden ya da gitmek isteyen kadının tam bir gusül abdesti alması gerekeceği anlaşılır.( Azımâbâdi, Avnü`1-Mâbûd XI/231) Hâlbuki yine hadis-i şeriflerden öğrenilen gusül sebepleri, (guslü farz kılan haller) bellidir ve kokulanmak onlardan birisi değildir. Öyleyse bunu ya Alî el-Kârî`nin dediği gibi anlamak ve: Koku bedeninin her tarafına sürülmüşse her yerini yıkamalı, değilse, sürülen yerleri yıkar, demek lâzım, ya da -Allahu a`lem- bunda bir mübalağa vardır. Yani üstünü başını o kadar iyi yıkamalı ki, âdeta gusül yapmış gibi olmalı, diye anlamak lâzımdır. Ama kokunun sonu itibariyle gusle sebep olacak durumlara götüreceğine, koku ile onların hemen hemen aynı şeyler olduğuna da işaret olmalıdır. O zaman da bu açıdan mübalağalı bir anlatım olmuş olur.
Âdetli iken ameliyat olan bir kadın, ameliyattan bir iki gün sonra âdeti biterse namaz kılabilmek için gusül yapmalı mıdır? Halbuki doktor buna müsaade etmiyor. Teyemmüm yapsa yeterli olur mu?
Bu tür konularda karar verecek olan doktorun hem hâzik (branşında yetkili) hem de Müslümân (farzlara ve haramlara riayet eden) olması gerekir. Böyle bir doktorun ameliyatta ya da herhangi bir hastalıkta, yakınması zararlıdır, dediği organ veya bölge yıkanmaz. Diğer yerler yıkanır; o bölge sargı üzerinden mesh edilir, zarar veriyorsa mesh de bırakılır. Ameliyatlı namaz ve ibadetlerini böylece eda eder. Doktor, yıkamak vücudunun her yerine zararlıdır, derse hiçbir yerini yıkamaz, teyemmümle ibadet yapar. Bu durumda teyemmüm hem gusül hem de abdest yerine geçtiğinden, namaz için ayrıca abdest almaya da gerek yoktur. Eğer abdest azalarım yıkaması zarar vermiyorsa ovalarım ve suyun zarar vermediği diğer yerlerini zaten yıkamalıdır. Dediğimiz geri kalan yerlerini de mesh etmelidir.
Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller
a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.
b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.
Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.
Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.
Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.
Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şüpheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.
Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebep olur.
Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.
İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.
Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.
İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.
Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.
Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)
Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.
Bakire bir kızın bekâretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekâret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.
Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.
Cuma ve bayram namazları öncesinde, hacc veya umre niyetiyle ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için gusletmek sünnettir.
Cenaze yıkama, kan aldırma, Mekke ve Medine’ye girme, Berat ve Kadir gecelerini ihya etmeyi isteme, bir toplantıya katılma, bir günahtan tövbe etme gibi çeşitli sebeplerle gusletmek ise müstehaptır.
Gusül Abdestinin Farzları nelerdir?
1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.
2. Buruna su çekip yıkamak.
3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.
Gusül Abdestinin Sünnetleri nelerdir?
1. Gusül abdestine niyet etmek.
2. Besmele ile başlamak.
3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.
4. Avret yerini yıkamak
5. Gusülden evvel abdest almak.
6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.
7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.
8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.
Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen
Kaynak: İslam Fıkıh Ansiklopedisi
|
|
|
Hülya Koçyiğit Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-19-2023, 10:56 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Hülya Koçyiğit Kimdir? Biyografisi
Hülya Koçyiğit (12 Aralık 1947, İstanbul), Türk sinema, televizyon ve dizi oyuncusudur.[3] 1991 yılında Devlet Sanatçısı seçilmiştir. 1991-1992'de kurucusu olduğu SO-DER'e başkan seçilmiştir. Bu kurumdaki görevini 4 yıl sürdürmüştür ve hâlen yönetim kurulunda görev yapmaktadır. Türkan Şoray, Fatma Girik ve Filiz Akın ile birlikte Yeşilçam'ın dört yapraklı yoncası olarak tasvir edilir.
Hayatı
İlk yılları; 1947-1962
12 Aralık 1947 tarihinde Yenikapı'da annesi 16, babası ise 22 yaşında iken dünyaya gelmiştir. Daha sonra diğer iki kardeşi Feryal ve Nilüfer doğmuştur. 1948 yılında Koçyiğit bir yaşına girdiğinde, ailesiyle birlikte Bağlarbaşı'ndaki bir eve taşındı. Beş yaşına geldiğinde ise, ailesine okula gitmeyi çok istediğini söyledi. Ancak o dönemde çocuklar, okula altı yaşında alınıyordu. Okula kayıt için gittiklerinde okul müdürü, aileye, çocuğun yaşını büyütmek için mahkemeye gidebileceklerini söyledi. Bunun üzerine Koçyiğit'in ailesi, Kadıköy adliyesine gidip yaş büyültmeden okula başvurabilmek için hakimin onayını aldı. Böylece Koçyiğit, okula dönerek kayıt oldu ve beş yaşında ilkokula başladı. Öğrenci olduğu sınıfta dans edip şarkı söyleyerek ilkokul öğretmeninin dikkatini çekti. Böylece müzik öğretmeni, annesine konuyu bildirdi. Koçyiğit'in başarısı üzerine, müzik öğretmeninin ve etraftakilerin beklentisi her geçen gün daha da artmaya başlamıştı. O yıllarda Medrano sirki, İstanbul'un Beşiktaş ilçesine gelmişti. Birinci sınıftayken Hülya Koçyiğit, tüm sınıf arkadaşları ile birlikte sirke gittiğinde bir anda kendini sahnede bulmuş ve müzik eşliğinde dans etmeye başlamıştı. Bu anlar, çevresindekiler tarafından büyük ilgi görmüştü.
Annesinin bir arkadaşı ile gazetede Ankara Devlet Konservatuvarı'nın bale bölümüne öğrenci alınacağını ve bunun için imtihan haberleri açıldığını görür. Annesi haberi okuduğunda Koçyiğit'i imtihanın yapıldığı Galatasaray Lisesi'ne götürür. İki İngiliz karı-koca ve öğretmenlerin jüri olarak bulunduğu sınava yaklaşık 310 kişi katılır. Piyano eşliğinde dans eden öğrencilerin kimi beş kimi on dakika sahne de kalır. Dokuz öğrencinin seçildiği sınavda Hülya Koçyiğit de başarılı olur. Okul Ankara'da olduğu için Koçyiğit'in yatılı olarak okuması gerekir. Fakat bu duruma babası izin vermez. Yine de annesi tarafından büyük bir baskı olunca, Ankara'ya kazandığı bale bölümüne annesi ile birlikte gider. Okulun genellikle küçük öğrencileri 11-12 yaşlarında, büyükler ise 18-19 yaşlarındaydı. Bale bölümünün en küçük öğrencisi olan Koçyiğit ise henüz 7 yaşındaydı. Annesi Ankara'da bir hafta otelde kalmış ve daha sonra İstanbul'a dönmüştür. Hülya Koçyiğit, o dönem konservatuvara giderken bir yandan da ilkokula derslerlerine devam eder. Yaz tatili bitip, üçüncü ders yılı başladığında ise babası Ankara'ya gitmesine izin vermez ve kızı için İstanbul'da bir okul araştırır. Bunun üzerine Koçyiğit, İstanbul'da Atatürk Kız Lisesi'ne yazılmıştır. Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları'na diğer iki kız kardeşi ile birlikte girer. Bir yandan okula giderken, diğer yandan tiyatroya ve baleye devam eder. Ayrıca Bebek'te bir öğretmenden piyano dersi alır. Buna ek olarak da bir müzik öğretmeniyle müzik çalışır ve hiç boş günü kalmaz. Yeni başladığı okulda, her gün gösteriler düzenlenirken Koçyiğit de gösterilerde genellikle hep rolü alır. Konuştuğu İngilizce aksan, etrafındakiler tarafından çok beğenilir.
Muhsin Ertuğrul, Hülya Koçyiğit'in namını duyar ve şehir tiyatrolarının genel yönetmenine Koçyiğit'ten bahseder. Annesiyle birlikte Koçyiğit, apar topar Muhsin Ertuğrul'un yanına gider. Muhsin Ertuğrul'un arkadaşı Koçyiğit'in annesinin yakını çıkınca Ertuğrul, Koçyiğit'e daha fazla sempati duymaya başlar. Ertuğrul daha iyi eğitim alması gerektiğini bu yüzden Ankara Devlet Konservatuvarı'na gönderilmesinin daha iyi olacağını söyler. Böylece Koçyiğit, tekrar Ankara'ya gider. Bu kez daha büyük ve daha deneyimli olduğu için tiyatro sahnesinde seyircinin karşısına daha iyi bir şekilde çıkar.
Oyunculuk kariyeri; 1963-günümüz
Hülya Koçyiğit ve Erol Taş (1964)
Ankara Devlet Konservatuvarı'nda okurken, iki kız kardeşi de İstanbul Şehir Tiyatrolarında rol alır. Kız kardeşi Nilüfer'i beğenen bir film yönetmeni, filmde oynaması için kardeşine teklif götürür. Koçyiğit'in annesi teklifi kabul eder ve Nilüfer, Hülya Koçyiğit'ten daha önce film projesinde yer alır. Nilüfer'in oynadığı ilk filmin adı Bir Yetim'in Hasreti'dir. Filmin başrollerini Kenan Pars ve Gülistan Güzey paylaşır. Hülya Koçyiğit de kardeşinin rol adlığı ilk filmin setine ziyarete gider ve Gülistan Güzey'le tanışır. Daha sonra Metin Erksan, yeni çekeceği bir film için Nilüfer'e ikinci teklifi götürür. Çocuk Hırsızları adındaki bu filmin çekimleri, yaz tatiline denk gelir. Bu sayede ablası Hülya Koçyiğit de kardeşinin rol aldığı ikinci filmin setini birkaç kere ziyaret eder. Bu dönemde, Şehir tiyatrolarında yönetmen ve seslendirme sanatçısı olan Abdurrahman Palay'ın Muhterem Nur ile birlikte çektiği bir filmin setine konuk olur ve ilk olarak tanıştığı oyuncu Muhterem Nur'dur. Metin Erksan da diğer yaz tatilinde Susuz Yaz adlı filmi çekmeye karar vermiştir. İddialı bir film olacağı söylenen filme yeni bir kadın oyuncu ararken annesi; "Hülya'yı düşünür müsünüz?" der. Yönetmen, Koçyiğit'i yönetmen yanına çağırır ve stüdyoya yollar. Eşarp taktırıp kaşlarını kalınlaştırarak çeşitli pozlarda resimlerini çeker.
Daha önce bir başka yönetmen karşısına çıkmış olmasına rağmen, Memduh Ün'e Koçyiğit'ten bahsedenler olur. Göksel Arsoy'un başrolünde oynayacağı filme de bir de kadın oyuncu aranıyordur. Birkaç tane aday vardır, adayların içinde Filiz Akın da bulunur. Memduh Ün, okula Hülya Koçyiğit'i görmeye gelir ve o anda herkes Koçyiğit'e yardımcı olmuştur. Herkes ona elbiseler giydirir, süslenmesine destek verir ve makyaj yapar. Bir otelin resepsiyonunda Koçyiğit, Memduh Ün ile buluşacaktır. Otele Koçyiğit ile birlikte on kişi gelir fakat onlar kapıda bekler. Koçyiğit ise görüşme için otelin kapısından girer. Memduh Ün, Koçyiğit'i görür görmez hayal kırıklığına uğrar ve uzun uzun baktıktan sonra "çok küçükmüşsün." der. Ancak yine de filme kabul edilir. Aynı yaz Metin Erksan'da onu çağırır ama o da Koçyiğit'i çok küçük bulur. O dönem en popüler sinema-müzik dergisi olan Ses dergisinin düzenlediği bir yarışmaya Metin Erksan tarafından adı yazdırılır. Yarışmaya katılan ve birinci olan kişiyle altı filmde oynaması için sözleşme imzalanacaktır ve kazanan, altı filmde başrol oynayacaktır. Koçyiğit babası ile birlikte, fotoğraflarla Bâb-ı Âli'deki Ses dergisinin binasına gider. İlk elemeleri kazanır. İkinci eleme yetenek sınavı şeklinde olacak ve Şile'de yapılacaktır. Bu sefer Koçyiğit, annesi ile birlikte yarışmaya gider. Yarışmada elemeler başlar ve mayoların giyilmesi istenir. Fakat Koçyiğit, yetenek sınavı diye yanına mayo getirmemiştir ve annesi ile birlikte kiralık mayo verilen bir yer var mı diye ortalıkta dolaşır. "Nereden bulacağız?" diye konuşurken adayların arasından Ajda Pekkan, "Benim yanımda mayo var, ben zaten bikini giyeceğim, mayomu sen giyebilirsin" der. Böylece, Pekkan'ın mayosunu giyerek elemelere katılır. Ajda Pekkan o yıllarda halk arasında son derece tanınmış bir kızdır. Koçyiğit ile arasında sadece bir yaş vardır. Elemeleri Ajda Pekkan kazanır ve birinci olur. Koçyiğit ise yarışmada ikinci olmuştur. Ama yönetmenle anlaşma imzaladığı için hala bir filmde oynama şansına sahiptir. Erkekler arasında ise Yeşilçam'ın büyük oyuncularından Ediz Hun birinci olur.
Koçyiğit, yarışmadan sonra film çekimleri için Bademler Köyü'ne gider. Sanat yönetmeni tarafından filme hazırlanan ve rolüne çalıştırılan Koçyiğit'e, eşarp takılır ve köy kıyafetleri giydirilir. Metin Erksan film için her gün mekana bakarken Koçyiğit, köy ortamına alışmaya çalışır. Çekimler başladığında, Koçyiğit tiyatrodan aldığı eğitimle rolünü en iyi şekilde yapmak ister ve köylü kadın aksanıyla konuşur. Fakat, Metin Erksan bu durumla hiç ilgilenmez çünkü daha sonra stüdyoda filme dublaj yapılacaktır. Filmin çekimleri iki ay sürer ve son sahneler İstanbul'da çekilecektir. Koçyiğit eve dönünce okul hazırlıklarına başlar ama diğer şirketlerle anlaşma imzalar. Bu sebeple de oyunculuk ve okul arasında kalır. Derse gitmeyi de erteler. Sınıf arkadaşlarından olan Salih Güney eve gelip, Koçyiğit'in okulu bırakmaması konusunda babasını ikna etmeye çalışır. Okuldan eve, derslere başlandığı ve Koçyiğit'in bir an önce okula dönmesi için haber yollanır. Koçyiğit okula gitmek ister. Fakat, çok yoğun olduğu için bir seçim yapması istenir ve Koçyiğit, Yeşilçam'ı seçti. Susuz Yaz filminin ardından, basının büyük ilgisiyle karşılaşır. Film dönemin büyük filmlerinden olur ve yurt dışındaki festivallere gönderilir. "Yeni bir yıldız doğuyor" başlığı altında kendisine birçok film teklifi gelie ve Koçyiğit'in profesyonel oyunculuk kariyeri başlamış olur. Oynadığı ilk film olan Susuz Yaz, 1964 yılında Berlin Film Festivali ve Meksika Film Festivali'nde "en iyi film" ödülünü alarak dünya çapında büyük bir başarı gösterir. Koçyiğit, daha önce beyaz perde de izlediği oyuncular ile birlikte kamera karşısına geçmeye başlar. Ayhan Işık'ın çalışma saatleri ve günlerine göre akşam yediden sonra asla çalışmaz. Ancak, gece sahne çekilecekse gündüz istirahat ederek, gece çalışır. Öğle vakti mutlaka mola verir ve öğle yemeği yer. Koçyiğit, Ayhan Işık ile çalışırken mecburen bu kuralları uygular. Ayrıca Koçyiğit, Sadri Alışık ve Fikret Hakan'dan çok şey öğrenir.
Hülya Koçyiğit oynadığı filmlerde genel olarak kendi sesiyle konuşmak, ilk oynadığı filmden itibaren sinemada kendi sesini duymak ister. Fakat o dönem, yalnızca şehir tiyatrolarında sinema ile ilişkisi olan oyuncular kendilerini bir filmde seslendirir. Sadri Alışık, Çolpan İlhan gibi çok az kişi, kendi sesi ile sinemada konuşur. Hülya Koçyiğit de filmlerini kendi seslendirmek için diksiyon dersi alır. Sesi güzel olsa da yönetmenler buna izin vermez. Mısır'dan Türkiye'ye gelen bir işletmeci, Koçyiğit ile birlikte ortak çalışmalar yapmak için Koçyiğit'in birçok filmini izlemiştir. Yatırımcı, Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit'in filmlerin hepsini izledikten sonra, "Bir şey dikkatimi çekti, bütün oyuncuların hepsi bir sesten konuşuyor, aynı şekilde vurguluyor ve aynı şekilde ağlıyorlar!" demiştir. Hülya Koçyiğit, bu sözü duyduktan sonra "Hürrem Bey, bakın yabancılar bile halimize gülüyor, siz hala direniyor musunuz?" diye tepki gösterir. O dönemde genelde filmlerin dublajı yapılırken, oyuncular başka bir filmin setinde olduğu için dublaj yapmaya zamanları kalmıyordu. Yapımcılar, bu duruma çözüm üretemiyor ve oyuncular da bu duruma kendi kendilerine formüller üretiyorlardı. Oyuncular, "Türkan'ı, Filiz'i ve diğerlerini bari ayrı kişiler seslendirsinler." diye çözüm üretmeye çalışıyor, fakat bu sorun karşısında bir türlü çözüm bulamıyorlardı.
Hülya Koçyiğit, yerli romanların sinemaya uyarlanması için çok çaba sarf etmiş ve Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Esat Mahmut Karakurt, Halide Edib Adıvar ve Peride Celal gibi sanatçıların eserlerinin sinemaya uyarlanmasına katkıda bulunmuştur. Romanlardan sinemaya uyarlanan filmler çok iyi neticeler elde etmiştir. Bir dönem roman kahramanlarını canlandırdıktan sonra, Kezban (1968), Kezban Roma'da (1970) ve Kezban Paris'te (1971) serisinde Kezban karakterini canlandırır ve canlandırdığı roller arasında en büyük popülariteyi Kezban karakteri ile yakalar. Kezban, Anadolu'dan gelen ve taşralı olduğu için ezilen, horlanmış, kendi kendini eğiterek zengin olmuş bir karakterdir. Daha sonra Koçyiğit, farklı filmlerde oynamıştır. Kırmızı Fener Sokağı adlı filmde sokak kızı İmra'yı canlandırdığında, seyirci hemen filme tepki göstermiş ve film hiç tutmamıştır. Sonra Ediz Hun'un annesi rolünü oynamayı kabul etmiştir. Daha sonra, farklı yönetmenlerle farklı roller arayışına girmiştir. O dönem, genellikle Orhan Aksoy ile çalışıyordu. Roman uyarlamalarını ve aşk filmlerini onunla birlikte çekiyordu. Farklı filmlerde farklı roller almak isteyen Koçyiğit, sinemada on yıldan sonra senaryo yazma ve yönetmenlik yapma yetkisine sahip olacaktı. Erman Film'in lokomotif oyuncusuydu. Başka firmalarla da çalışıyordu fakat, yılda sadece altı film çekiyordu. Lütfi Ömer Akad ile çalışmayı çok istemesi sonucunda yönetmen ile Düğün (1973), Gelin (1973) ve Diyet (1975) üçlemesini çekmiştir. Bir de Gökçe Çiçek (1972) filmini çekmiştir. Daha sonra, ağırlıklı olarak Şerif Gören ile çalışmıştır. Şerif Gören ile birlikte, Evlidir Ne Yapsa Yeridir (1978), Almanya Acı Vatan (1979), Firar (1984), Kurbağalar (1985) gibi önemli filmlerde çalışmıştır. 1970'li yıllarda Kadir İnanır, Tarık Akan ve benzeri dönemin yeni oyuncularıyla perde karşısına geçmiştir. 1980'li ve 1990'lı yıllarda ise 1960 ve 1970'lere aksine daha az filmde rol almıştır. Kızı Gülşah Soydan (Alkoçlar), 1970'li yıllarda çocuk oyuncu olarak sinema filmlerinde yer almıştır.
Televizyon kariyeri
Televizyonla ilk kez 1980'li yıllarda TRT 1'de Nezihe Araz ve Selim İleri'nin metinlerini hazırladığı Hanımlar Sizler İçin adlı bir kuşak programına katılmakla başlamıştır. Programda iki saat süreyle kadınlara yönelik eğitici bölümleri olan çeşitli skeçleri canlandırmıştır. Çeşitli kadın karakterleri canlandırdığı program yaklaşık bir yıl sürmüştür. Programda Konya'da içkili bir restoran işleten kadın gibi ilginç karakterleri canlandırmıştır. Canlandırdığı kadınlar içinde Macide Öğretmen karakteri öne çıkmıştır. Özel kanallar açıldıktan sonra Show TV'de bir haber programı teklifi almıştır. Hayata dair şeyler, özel haberler olacak, konuları siz seçeceksiniz denilince Koçyiğit anlaşmayı kabul etmiştir. Eğitimde çocuk, çalışan çocuk, ailesinden şiddet gören çocuk, hasta çocuk gibi konular araştırılmıştır. Son Çare adlı programın ekibi, daha önce Fatma Girik ile birlikte bir program yapmıştır. Zamanla program çocuklarla kalmayıp genişleyince, çaresiz olan tüm insanların sorunlarına değinmiştir. Bir süre sonra Hülya Koçyiğit, sağlığını kaybetmiş ve boyun fıtığı olmuştur. Doktorların önerisi ile programı bırakmıştır. Fakat bu iki yıl sürmüştür, programın sonlarına doğru boyunlukla dolaşmaya başlamıştır. Programdan sonra Cihan Ünal ile birlikte TRT 1'de yayınlanan Nisan Yağmuru adlı dizide başrol oynamıştır. Dizi bitince Erdal Özyağcılar ile birlikte Mihriban adlı dizide başrol oynamıştır. Bir sonraki dizisinde ise Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik ve Nevra Serezli ile birlikte 1980'li yılların ortasında TRT 1'de yayınlanmış yabancı Altın Kızlar adlı dizinin yerli versiyonu olan aynı isimli Altın Kızlar (2009) adlı dizide oynamıştır. Aynı zamanda Koçyiğit Murat Evgin'in Şehit klibinde Anne rolünü canlandırmıştır.
Siyasi kariyeri
Kariyerinde hiç siyaseti düşünmese de, Anavatan Partisi'nden Turgut Özal'ın başdanışmanı olan Adnan Kahveci kendisini aramıştır ve şunları söylemiştir; "Beni paçalarımdan çekiyorlar, ben kendimi uçurumdan aşağıya denize doğru uçarken buluyorum. Madem gidiyorum, o zaman yanımda güvenebildiğim insanlar olsun istiyorum. Denizde boğulmadan yüzmeliyim.Sizin de aday olmanızı istiyorum. Hemen gelebilir misiniz?"[kaynak belirtilmeli] Bu konuşmanın olduğu zaman Hülya Koçyiğit, Kuşadası'nda tatildeydi. Konuşma bittiğinde eşi Selim "sen yaparsın." dedi. Aday olmaya istekliydi fakat o dönemde ANAP ile ilgili çok iyi izlenimler olmadığı için geri adım atıyordu. Turgut Özal ile birlikte bir-iki saatlik bir konuşmanın ardından Özal, Dünya'dan Melina Merkuri'nin örneğini vererek "Milletvekili olmak sizin göreviniz." demiştir. Koçyiğit, ailesinden destek almıştır. Böylece kararını vererek İzmir 3. bölgeden İzmir'den aday olmuştur. Fakat 141 oyla seçilememiş,[kaynak belirtilmeli] üçüncü olmuştur.
Hülya Koçyiğit günümüzde AK Parti'ye yakınlığıyla bilinmektedir.[4]
Hülya Koçyiğit, 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 24 Haziran seçimlerinin ardından oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'na üye olarak atanmıştır. Kurulda ayrıca Orhan Gencebay, Murat Bardakçı, Alev Alatlı, Prof. Dr. Mehmet Çelik, Prof. Dr. İskender Pala, Prof. Dr. Ümit Meriç gibi isimler yer almaktadır.[5],[6],[7]
HAKKINDA
Doğum 12 Aralık 1947 (75 yaşında)
Kuzguncuk, Üsküdar, İstanbul, Türkiye
Meslek Oyuncu
Etkin yıllar 1963–günümüz
Evlilik Selim Soydan (e. 1968)
[1][2]
Çocuk(lar) Gülşah Alkoçlar
Etkilendikleri Sadri Alışık, Fikret Hakan, Çolpan İlhan
Özel hayatı
Hülya Koçyiğit, o dönem Fenerbahçe'de futbol oynayan Selim Soydan ile 5 Temmuz 1968 tarihinde evlendi.[1][2] Bu evliliğinden 24 Nisan 1969 tarihinde Gülşah adında bir kızı doğdu.[8][9] Hülya Koçyiğit'in Neslişah ve Aslışah adlarında iki torunu vardır. Kızı Gülşah küçük yaşlarda birkaç sinema filminde rol almıştır. Koçyiğit bir süre şarkıcılık da yapmıştır. Oyuncu Engin Altan Düzyatan, Hülya Koçyiğit'in torunu Neslişah Alkoçlar ile evlenmiştir.[10]
Filmografisi
Filmleri
1963: Susuz Yaz[2]
1963: Genç Kızlar[3]
1963: Şaşkın Baba[4]
1964: Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere[5]
1964: Affetmeyen Kadın[6]
1964: Ahtapotun Kolları[7]
1964: Aslan Marka Nihat[8]
1964: Ayşecik Çıtı Pıtı Kız[9]
1964: Bir İçim Su[10]
1964: Döner Ayna[11]
1964: Hepimiz Kardeşiz[12]
1964: Katilin Kızı[13]
1964: Kavga Var[14]
1964: Keşanlı Ali[15]
1964: Plajda Sevişelim
1964: Son Tren[16]
1964: Taşralı Kız[17]
1964: Vurun Kahpeye[18]
1965: Aşk ve İntikam
1965: Dudaktan Kalbe
1965: Hıçkırık
1965: Hülya
1965: İki Yavrucak
1965: Kadın İsterse
1965: Lafını Balla Kestim
1965: Nazar Değmez İnşallah
1965: Posta Güvercini
1965: Serseri Aşık
1965: Sevgili Öğretmenim
1965: Sevgim ve Gururum
1965: Tehlikeli Adımlar
1965: Uzakta Kal Sevgilim
1965: Yalancı
1965: Yıldızların Altında
1966: Aşk Mücadelesi
1966: Damgalı Kadın
1966: Denizciler Geliyor
1966: Dertli Gönüller
1966: Dişi Düşman
1966: İntikam Ateşi
1966: Karanlıklar Meleği
1966: Kaderde Birleşenler
1966: Kıskanç Kadın
1966: Kumarbazın İntikamı
1966: O Kadın
1966: Ölmek mi yaşamak mı
1966: Seni Seviyorum
1966: Siyahlı Kadın
1966: Vahşi Sevda
1966: Yiğit Yaralı Olur
1967: Çıldırtan Dudaklar
1967: Deli Fişek
1967: Hırçın Kadın
1967: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
1967: Gül Ağacı
1967: Kardeş Kavgası
1967: Ringo Gestapoya Karşı
1967: Parmaklıkların Arkasından
1967: Samanyolu
1967: Seni Affedemem
1967: Söyleyin Genç Kızlara
1967: Utanç Kapıları
1967: Yağmur Çiselerken
1967: Üvey Ana
1967: Yanık Kalpler
1967: Yaralı Kuş
1968: Cemile
1968: Kadın Asla Unutmaz
1968: Hicran Gecesi
1968: Funda
1968: Dağları Bekleyen Kız
1968: Kırmızı Fener Sokağı
1968: Kara Sevda
1968: Sevemez Kimse Seni
1968: Kezban
1968: Sarmaşık Gülleri
1968: Sus Kimseler Duymasın
1968: Vahşi bir erkek sevdim (film)
1968: Yalan Yıllar
1968: Yasemin'in Tatlı Aşkı
1969: Boş Çerçeve
1969: Ölmüş Bir Kadının Mektupları
1969: Kınalı Yapıncak
1969: Kızıl Vazo
1969: Kızım ve Ben
1969: Sen Bir Meleksin
1969: Uykusuz Geceler
1969: Yarın Başka Bir Gündür
1970: Güller ve Dikenler
1970: Kezban Roma'da
1970: Kalbimin Efendisi
1970: Saadet Güneşi
1970: Seven Ne Yapmaz
1970: Söz Müdafaanın
1970: Sürtük
1970: Yaralı Ceylan
1970: Zeyno
1971: Adını Anmayacağım
1971: Bebek Gibi Maşallah
1971: Beklenen Şarkı
1971: Beyoğlu Güzeli
1971: Bütün Anneler Melektir
1971: Kezban Paris'te
1971: Hayatım Senindir
1971: Senede Bir Gün
1971: Severek Ayrılalım
1971: Sezercik Yavrum Benim
1971: Son Hıçkırık
1971: Üç Arkadaş
1971: Yağmur
1971: Yarın Ağlayacağım
1971: Vefasız
1972: Azat Kuşu
1972: Gökçe Çiçek
1972: Kaderimin Oyunu
1972: Sev Kardeşim
1972: Sezercik Aslan Parçası
1972: Tanrı Misafiri
1972: Zehra
1973: Aşkın Zaferi
1973: Düğün
1973: Hayat Bayram Olsa
1973: Gelin
1973: İki Bin Yılın Sevgisi
1973: Rabia
1973: Siyah Gelinlik
1973: Yeryüzünde Bir Melek
1974: Çirkin Dünya
1974: Diriliş
1974: Diyet
1974: El Kapısı
1974: Sokaklardan Bir kız
1975: Bir Araya Gelemeyiz
1975: Gülşah
1975: Çirkef
1975: İşte Hayat
1976: Gülşah Küçük Anne
1976: Şoför
1977: Sensiz Yaşayamam
1977: İstasyon
1978: Evlidir Ne Yapsa Yeridir
1979: Almanya Acı Vatan
1981: Herhangi Bir Kadın
1982: Gazap Rüzgarı
1983: Derman
1984: Firar
1984: Yavrularım
1985: Kurbağalar
1986: Dikenli Yol
1987: Bez Bebek
1988: Gece Dansı Tutsakları
1988: Pononte Fener
1989: Hiçbir Gece
1989: Karılar Koğuşu
1991: Bir Kadın
2001: Şellale
2003: Hababam Sınıfı Merhaba
2007: Hicran Sokağı
Televizyon dizileri
1984: Hanımlar Sizin İçin
1996: Son Çare
2000: Nisan Yağmuru
2002: Mihriban
2009: Altın Kızlar
Ödüller
Yurt içinde aldığı ödüller
Çasot Yaşam Boyu Başarı Ödülü
İstanbul Film Festivali Onur Ödülü
Ankara Film Festivali Onur Ödülü
Uçan Süpürge Film Festivali Onur Ödülü
Siyad Onur Ödülü
1964: Yılın Kadın Oyuncusu (Turizm Bakanlığı)
1964: Yılın Kadını (Türk Kadınlar Birliği)
1969: 6. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Cemile
1972: 4. Altın Koza Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - "Zehra"
1973: 10. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Tanrı Misafiri
1975: 12. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Diyet
1983: 20. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Derman
1990: 27. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Karılar Koğuşu
1991: Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı unvanı
1996: Altın Portakal Film Festivali – Yaşam Boyu Onur Ödülü
2005: 12. Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
2010: Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema – Sinema Onur Ödülü
2012: Engelsiz Yaşam Vakfı, Yaşam Boyu Meslek ve Onur Ödülü
2014: Ankara Uluslararası Film Festivali - "Aziz Nesin Emek Ödülü"
2014: Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü
Uluslararası festivallerden aldığı ödüller
1987: Nantes Film Festivali (Fransa) - En Başarılı Kadın Oyuncu - "Kurbağalar"
1988: Amiens Film Festivali (Fransa) - En İyi Kadın Oyuncu - "Bez Bebek"
Filmlerinin katıldığı festivaller
Susuz Yaz: Berlin Film Festivali, Meksika Film Festivali
Gelin: Tahran Film Festivali
Derman: Çekoslovakya Karlovy Film Festivali, Venedik Film Festivali, Londra Film Festivali, Nantes Film Festivali, Şam Film Festivali (En Büyük Ödülü Aldı), Taşkent Film Festivali
Kurbağalar: Fransa Nantes Film Festivali (En İyi Kadın Oyuncu Ödülü)
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Kamala Harris Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-18-2023, 08:14 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Kamala Harris Kimdir? Biyografisi
Kamala Devi Harris (/ˈkɑːmələ/ KAH-mı-la;[1][2] d. 20 Ekim 1964),[3] Amerikalı politikacı, hukukçu ve mevcut Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı. Harris, Amerikan tarihinde Başkan Yardımcılığı yapmış ilk Afroamerikalı kökenli ve ilk kadındır. 2017-2021 yılları arasında Kaliforniya'dan Birleşik Devletler Senatörü olarak görev yapmıştır.
Kamala Harris, 2003 yılında San Francisco'nun ilk kadın eyalet savcısı olmuştur. 2010 yılında ise altı rakibini alt ederek 32. Kaliforniya Eyalet Başsavcısı seçilir. ABD'de "Attorney General" olarak adlandırılan bu pozisyon, başsavcı ile adalet bakanı görevlerini birleştiren bir görevdir.[4] 2014 seçimlerinde de aynı görevi tekrar elde etmiştir. Kamala Harris'in siyasi kariyeri ise, 2016 yılında Demokrat Parti'den Kaliforniya senatörü olarak seçilmesiyle başlamıştır. Seçilmesiyle birlikte Kaliforniya'nın ilk siyah kadın senatörü, ABD'nin ikinci siyah kadın senatörü ve ABD'nin ilk Hint asıllı senatörü olmuştur.[5] Harris, 2020 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti'den başkan olmak için parti içi ön seçimlere katılmış, ancak yeterli başarıyı gösterememesinden ötürü çekilmiştir. Adaylığını suikast sonucu öldürülen Afrika- Amerikalı hak savunucusu Martin Luther King'e adadığını söylemiştir.[6] Ağustos'ta ise Demokrat Parti'nin başkan adayı Joe Biden'ın yanında başkan yardımcısı adayı olarak yer alacağı açıklanmıştır. Kamala Harris, 2016 yılında başladığı Kaliforniya senatörlük görevinden 20 Ocak 2021'de istifa ederek ayrılmıştır.[7]
Harris, anne tarafından Hindistan, baba tarafından ise Jamaika asıllıdır.[8] Amerika başkan yardımcılığına aday olan ilk Afrikalı Amerikan, Asyalı Amerikalı ve (Demokrat Geraldine Ferraro ile Cumhuriyetçi Sarah Palin'in ardından) üçüncü kadın adaydır. TIME Dergisi, 2020 için Yılın Kişisi olarak ABD'de seçimi kazanan Joe Biden ve Kamala Harris ikilisini seçmiştir.[9]
İlk yılları
Kamala Harris, kanser araştırmaları konusunda uzman olan Hint asıllı bir bilim insanı olan annenin (Shyamala Gopalan) ve Stanford Üniversitesinde ekonomi profesörü olan Jamaika asıllı bir babanın (Donald J. Harris) kızı olarak 20 Ekim 1964 tarihinde Oakland, Kaliforniya'da doğdu.[10]
HAKKINDA
49. Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı
Görevde
Makama geliş
20 Ocak 2021
Başkan Joe Biden
Yerine geldiği Mike Pence
Kaliforniya Senatörü
Görev süresi
3 Ocak 2017 - 20 Ocak 2021
Yerine geldiği Barbara Boxer
Yerine gelen Alex Padilla
32. Kaliforniya Başsavcısı
Görev süresi
3 Ocak 2011 - 3 Ocak 2017
Yerine geldiği Jerry Brown
Yerine gelen Xavier Becerra
27. San Francisco Bölge Savcısı
Görev süresi
8 Ocak 2004 - 3 Ocak 2011
Yerine geldiği Terence Hallinan
Yerine gelen George Gascón
Kişisel bilgiler
Doğum Kamala Devi Harris
20 Ekim 1964 (58 yaşında)
Oakland, Kaliforniya, Birleşik Devletler
Milliyeti Amerikalı
Partisi Demokrat
Evlilik(ler) Douglas Emhoff (e. 2014)
Ebeveyn(ler) Donald J. Harris (baba)
Shyamala Gopalan (anne)
Yaşadığı yer Washington, DC
Bitirdiği okul Howard Üniversitesi (BA)
Kaliforniya Üniversitesi (JD)
Mesleği Politikacıavukat
Kariyer
Harris, 1989 yılında Kaliforniya Üniversitesi Hastings Hukuk Fakültesi'nde eğitim gördükten sonra avukat oldu. 1990'da Alameda Bölge Savcısı ofisinde çalıştı. Harris 1998 yılında San Francisco'daki Bölge Savcılığı ofisinde çalışmak üzere ayrıldı. Harris 2003 yılında San Francisco Bölge Savcısı oldu. Kaliforniya senatörü olduğu 2017 yılına kadar Kaliforniya Başsavcısı olarak çalıştı.[11]
2016 Senato adaylığı
2016 yılının başında Harris, Barbara Boxer'ın bir sonraki dönem senatör olarak çalışmayacağını söylemesinin ardından senatör olmak için girişimde bulunacağını söyledi. Harris 2016 yılında bu görevi kazandı ve 3 Ocak 2017 tarihinde senatör oldu.[12]
2020 başkanlık kampanyası
Ana madde: 2020 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri
21 Ocak 2019 tarihinde, 2020 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde başkan adayı olacağını açıkladı ve kampanya başlattı.[13] Anketlerde oylarının düşük çıkmasının ve toplanan düşük kampanya parasının ardından, 3 Aralık 2019'da kampanyasını sonlandırdı.[14]
11 Ağustos 2020'de Biden, Harris'i aday eşi olarak seçti. 7 Kasım'da Biden-Harris ikilisi Trump-Pence ikilisini yenerek Harris'i seçilmiş başkan yardımcısı yaptı.[15][16][17]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Kamala Sohonie Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-18-2023, 07:15 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Kamala Sohonie Kimdir? Biyografisi
Kamala Sohonie ( 18 Haziran 1912'de Indore , Madhya Pradesh'de doğdu ; 28 Haziran 1998'de Yeni Delhi'de öldü ) [1], 1939'da bilimsel bir disiplinde doktora alan ilk Hintli kadın olan seçkin bir Hintli biyokimyacıydı . Bangalore'deki Hint Bilim Enstitüsü'ndeki (IISc) çalışmaları, kurum tarihinde ilk kez kadınların kuruma kabul edilebileceğinin kabulünün yolunu açtı. [2]
Kamala Sohonie'nin araştırması, Hindistan'ın en fakir nüfuslarından bazıları tarafından düzenli olarak tüketilen baklagiller , pirinç ve diğer gıdaların vitaminleri ve besin değerleri üzerindeki etkilerine odaklandı. "Neera" adı verilen hurma özünün besinsel faydaları üzerine yaptığı çalışma, o zamanki Başkan Rajendra Prasad'ın bir önerisinden esinlenmiştir . Kamala Sohonie, bu çalışmasıyla Rashtrapati Ödülü'nü aldı . [3]
Aile ve Eğitim
Kamala Sohonie, kızlık soyadı Bhagvat, 1912'de Hindistan, Madhya Pradesh'teki Indore'da doğdu . Babası Narayanarao Bhagvat ve ayrıca amcası Madhavrao Bhagvat , daha sonra Bangalore'daki Hindistan Bilim Enstitüsü olacak olan Tata Bilimler Enstitüsü'nün kimyagerleri ve mezunlarıydı . Aile geleneğini izleyen Sohonie, 1933'te Bombay Üniversitesi'nden kimya anadal ve fizik yandal derecesi alarak Bachelor of Science derecesini aldı . [2]
Sohonie daha sonra Hindistan Bilim Enstitüsü'ne araştırma bursu için başvurdu , ancak başvurusu o zamanki yönetmen ve Nobel ödüllü CV Raman tarafından kadınların araştırma yapacak kadar yetkin olmadığı gerekçesiyle reddedildi. [4] Sohonie reddiye ofisinin önünde bir satyagraha ile yanıt verdi ve onu kabul etmesi için ikna etti. Üç şart koydu:
Normal bir aday olarak kabul edilmeyecek ve ilk yıl için gözetim altında olacak. Bu, işini başarıyla tamamlayana kadar kampüs genelinde de bilinecektir.
Araştırma direktörünün emirlerine göre gece geç saatlere kadar çalışması gerekiyor.
Laboratuvar atmosferini "bozmamalı" (erkek araştırmacılar için "dikkat dağıtıcı" olmamalıdır).
Sohonie bu kurallar karşısında kuşkusuz alçakgönüllü olmasına rağmen şartları kabul etti ve 1933'te enstitüye kabul edilen ilk kadın oldu. [5] Daha sonra şöyle dedi: “Raman büyük bir bilim adamı olmasına rağmen çok dar görüşlüydü. Sırf kadın olduğum için bana nasıl davrandığını asla unutamam. O zaman bile Raman beni normal bir öğrenci olarak kabul etmemişti. Bu benim için büyük bir hakaretti. O zamanlar kadınlara karşı önyargı çok kötüydü. Bir Nobel ödüllü bile böyle davrandığında insan ne bekleyebilir ki?” [6]
Bilimsel Kariyer
Sohonie'nin IISc'deki akıl hocası Sri Srinivasayya idi . Enstitüde geçirdiği süre boyunca, Hindistan bağlamında özel bir öneme sahip olan bir konu olan süt, bakliyat ve baklagillerdeki proteinler üzerinde çalıştı. Araştırmaya olan bağlılığı ve coşkusu, Profesör Raman'ın 1936'da yüksek lisans derecesini onur derecesiyle tamamladıktan bir yıl sonra enstitüye kadınları kabul etme kararını etkiledi.
Mezun olduktan sonra, Frederick G. Hopkins Laboratuvarı'nda Derek Richter altında çalışmak üzere İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'ne davet edildi . Newnham College'da öğrenci oldu ve 1938'de bilim okumak için kaydoldu . Richter görevden ayrıldığında, Robin Hill'de bitki dokuları üzerinde çalışıyordu . Patates üzerinde çalışırken, elektron taşıma zincirinde ve dolayısıyla organizmalar için enerji üretme sürecinde önemli bir rol oynayan sitokrom c enzimini keşfetti . Sitokrom c tüm bitki ve hayvan hücrelerinde bulunurbulmak. [6] Bu konudaki çalışması 14 ayda tamamlandı ve 40 sayfadan oluştu, bu da genellikle çok daha uzun olan doktora teslimlerinden ayrılma anlamına geliyordu.
Sohonie, doktorasını tamamladıktan sonra 1939'da Hindistan'a döndü. Mahatma Gandhi'nin bir destekçisi olarak ülkesine dönmek ve bağımsızlık mücadelesine katkıda bulunmak istiyordu . [2] Yeni Delhi'deki Lady Hardinge Tıp Koleji'nde Profesör ve Biyokimya Bölüm Başkanı olarak işe alındı . Daha sonra Coonoor'daki Beslenme Araştırma Laboratuvarı'nda vitaminlerin etkilerine odaklanan Müdür Yardımcısı olarak çalıştı . [6]
1947'de bir aktüer olan MV Sohonie ile evlendi ve Mumbai'ye taşındı . Kraliyet Bilim Enstitüsü Biyokimya Bölümü'nde profesör olarak baklagillerin besleyici yönleri üzerinde çalıştı. Enstitü müdürü olarak atanmasının, bilim camiasındaki mevcut cinsiyet önyargısı nedeniyle dört yıl ertelendiğine inanılıyor. [6] Bu süre zarfında Sohonie ve öğrencileri, Hindistan'da çoğunlukla mali açıdan dezavantajlı nüfus tarafından tüketilen gıdalar hakkında önemli araştırmalar yaptılar. Sohonie ayrıca Neera üzerinde çalışmaya başladı.Hindistan Devlet Başkanı Rajendra Prasad'ın önerisi üzerine çeşitli palmiye ağaçlarının çiçek salkımlarından elde edildi . İçecekte önemli miktarda A vitamini , C vitamini ve demir buldu ve bu bileşenlerin Neera'nın jaggery , rafine edilmemiş hurma şekeri ve pekmeze eklenmesinden de kurtulabileceğini söyledi . Daha sonraki araştırmalar, Neera'nın yetersiz beslenen ergenlerin ve kabile topluluklarından hamile kadınların diyetlerine ucuz bir besin takviyesi olarak dahil edilmesinin önemli sağlık iyileştirmeleri ile sonuçlandığını gösterdi . [7]Bu konudaki çalışmalarından dolayı Rashtrapati Ödülü'nü aldı . [3]
Sohonie, Hindistan Tüketici Rehberliği Derneği'nin (CGSI) aktif bir üyesiydi . 1982-83 yılları arasında CGSI Başkanı seçildi ve aynı zamanda kuruluşun dergisi Keemat için tüketici güvenliği üzerine makaleler yazdı. 1998 yılında, Hindistan Tıbbi Araştırma Konseyi (ICMR) tarafından Yeni Delhi'de düzenlenen bir ödül töreni sırasında bayıldıktan kısa bir süre sonra öldü . [7]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
|
|
|
Buhari Hadisleri KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ |
|
Yazar: RasitTunca - 06-15-2023, 03:01 PM - Forum: Sünnetler Hadisler
- Yorum Yok
|
 |
Buhari Hadisleri KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kıyâmette Peygamberimiz`in ümmetinin çok oluşu;Kur`ân-ı Kerîm mu`cizesi
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : CENÂB-I PEYGAMBER`İN KUR`ÂN MU`CİZESİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Hiç bir peygamber yoktur, ancak ona (bir mu`cize) verilmiştir ki, onun benzerine beşer câmiası (vaktiyle) îmân etmiş (de modası geçmiş) değildir. (O, devre göre yepyenidir). Hiç şüphesiz ki, bana ihsân buyurulan (en büyük) hârika, Allah`ın bana vahyettiği Kur`ân (mu`cizesi) dir. Umarım ki, ben kıyâmet günü bütün peygamberlerin çok ümmetlisi bulunayım.
HadisNo : 1764
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : En fazla vahiy gelen gün;Kur`ân-ı Kerîm`in inişi;Vahyin kesiksiz gelişi
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : KUR`ÂN MU`CİZESİ İLE ÖBÜR MU`CİZELERİ MUKÂYESE KUR`ÂN`IN ÜSLÛBUNDAKİ BELÂGATİ VE MEDENÎ, ADLÎ BİR ÇOK AHKÂMI İHTİVÂ ETMESİ VE ENES İBN-İ MÂLİK İBN-İ ABBÂS RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADÎSİNİN TEFSÎRİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Allahu Teâlâ Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e vefâtından evvele kadar Kur`ân indirdi. Hattâ vefâtı, vahiy en çok geldiği bir sırada vuku` bulup bundan sonra Resûlullah vefât etmişti.
HadisNo : 1765
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Hurûf-u seb`a;Kırâet-i seb`a
Ravi : Ömer b. el-Hattâb
Baslik : YEDİ LEHCE VE ÖMER İBN-İ HATTÂB RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in sağlığında (namazda) Hişâm İbn-i Hakîm`in Furkan Sûresi`ni okuduğunu işittim. Duydum ki, Hişâm bu sûreyi Resûlullah`ın bana okumadığı birtakım lehcelerle okuyor. Az kaldı üzerine atılacaktım. Fakat selâm verinceye kadar güçlükle sabrettim. Selâm verir vermez (kaçırmamak için) hemen ridâsını göğsünün üzerinde toparlayıp: - Bu sûreyi sana -duyduğum gibi- kim okuttu? diye sordum. Hişâm: - Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem okuttu, dedi. - Yalan söylüyorsun. Çünkü Resûlullah bu sûreyi bana, senin okuduğundan başka bir lehce ile okuttu dedim. Ve onu yakasından tutarak Resûlullah`a götürdüm: - Yâ Resûla`llah, şunun Furkan Sûresi`ni bana okuttuğun lehceden başka bir lûgatla okuduğunu işittim, dedim. Resûlullah bana: Hişâm`ın yakasını bırak, buyurdu. Ona da: - Yâ Hişâm, oku diye, emretti. O da işittiğim veçhile Resûlullah`a da okudu. Bunun üzerine Resûlullah: - Bu sûre böyle inzâl olundu, buyurdu. Bundan sonra bana da: - Yâ Ömer oku, diye emretti. Ben de Resûlullah`ın bana vaktiyle okuttuğu gibi okudum. Bana da: - Bu sûre böyle indirildi. Yâ Ömer! Bu Kur`ân yedi lûgat ve yedi lehce üzerine gönderildi. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onu okuyunuz, buyurdu.
HadisNo : 1766
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Cebrâil (A.S)`ın Hz. Peyganber`e Kun`ân-ı Kerîm öğretmesi
Ravi : Fâtıma
Baslik : ARZA-İ AHÎRE VE HAZRET-İ FÂTIMA`NIN BİR HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre der ki: Bana; (Babam) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem gizlice şöyle söyledi: Her sene Cibrîl Kur`ân`ı benimle bir kere mukabele ederdi. Bu sene iki def`a mukabele eyledi. Öyle sanıyorum ki (kızım) ecelim yaklaşmıştır.
HadisNo : 1767
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : İBN-İ MES`ÛD`UN RESÛLULLÂH DİLİNDEN YETMİŞ KADAR SÛRE HIFZI
Hadis : Vallahi ben, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (doğrudan doğruya) ağzından yetmiş bu kadar sûre öğrendim, dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1768
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İçki içene hâd tatbiki
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : İBN-İ MES`ÛD`UN RESÛLULLÂH DİLİNDEN YETMİŞ KADAR SÛRE HIFZI
Hadis : (Alkame İbn-i Kays`ın) rivâyetine göre Abdullah İbn-i Mes`ûd ben Hıms`da bulunduğum sıra Sûre-i Yûsuf okumuştum. Bunun üzerine bir kimse i`tirâz ederek: - Hayır, bu sûre böyle nâzil olmadı, dedi. İbn-i Mes`ûd da: - Ben Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e okudum da bana: Güzel okudun, diye tahsîn buyurdu, dedi. (Ve böyle görüşürken bir de) İbn-i Mes`ûd herifde şarab kokusu duydu. Bunun üzerine İbn-i Mes`ûd: - Be adam sen Allah Kitâbı`nı yalanlamakla şarab içmeği cem` eder misin? dedi. Ve herife hadd-i (şirb) vurdu.
HadisNo : 1769
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İhlâs Sûresinin fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : İHLÂS SÛRESİ`NİN FAZÎLETİ İHLÂS SÛRESİ KUR`ÂN-I KERÎM`İN ÜÇTE BİRİNE MUÂDİLDİR
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre bir kişi, öbür kişinin bütün gece tekrarlı(Zeker) "Kul hüva`llahu ahad" sûresini okuduğunu işitir. Sabah olunca Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e gider. Ve bütün gece İhlâs okunmasını azınsı(Zeker) Resûl-i Ekrem`e arz eder. Resûlullah da cevâben: Hayâtım yed-i kudretinde olan Allah`a yemîn ederim ki, bu sûreyi okumak, bütün Kur`ân`ın üçde birisine muâdildir, buyurur.
HadisNo : 1770
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İhlâs Sûresinin fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : İHLÂS SÛRESİ`NİN FAZÎLETİ İHLÂS SÛRESİ KUR`ÂN-I KERÎM`İN ÜÇTE BİRİNE MUÂDİLDİR
Hadis : Rivâyete göre Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Ashâbına: - Ashâbım! Kur`ân`ın üçde birisini bir gecede okumak size güçlük verir mi? diye sormuştu. Bu teklîf Ashâb`a güç gelerek: - Yâ Resûla`llah! Bizim hangimizin buna gücü yetişir? demişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: - Allahü`l-vâhidü`s-samed Sûresi Kur`ân`ın üçde birisidir, buyurdu.
HadisNo : 1771
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İhlâs Sûresinin fazîleti
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : PEYGAMBER EFENDİMİZ`İN İHLÂS OKUMAĞA DEVÂM BUYURMASI VE HZ. ÂİŞE HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre şöyle demiştir: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem her gece yatağına geldiği zaman iki elini birleştirerek bunlara nefes etmeğe başlayıp: Kul Hüva`llahü Ehad ve Kul Eûzü Bi-Rabbi`l-Felâk ve Kul Eûzü Bi-Rabbi`n-Nâs (sûrelerini) okurdu. (Ellerine üflerdi.) Sonra iki eliyle vücûdunun ön kısmını meshetmeğe başlardı. (Sonra vücûdunun arka tarafını meshederdi) Ve böyle okuyup üfliyerek vücûdunu meshetmeyi üç def`a tekrarlardı.
HadisNo : 1772
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Bakara Sûresi okumak;Kur`ân-ı Kerîm okunurken meleklerin indiği;Mu`avvizeteyn
Ravi : Üseyd İbn-i Hudayr
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA ÜSEYD İBN-İ HUDAYR HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Üseyd gece vakti Bakare Sûresi okuyordu. Atı da yanında bağlanmıştı. Kur`ân okunurken birden at deprenmeye başladı. Üseyd sustu. O susunca at da sâkinleşti. Üseyd tekrar okumağa başladı. At yine şahlandı. Üseyd sustu; at da sâkinleşti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumağa başladı. At yine hırçınlaştı. Üseyd de artık vaz geçti. Üseyd`in oğlu Yahyâ ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir zararı dokunmasından endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birtakım ecrâmın parlamakda olduklarını gördü. Sabah olduğunda Üseyd Resûlullah`a bu vakıayı arzetti. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ona: - Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu, di(yerek okumağa devâm edilmesi lâzım olduğunu bildir) di. Üseyd: - Yâ Resûla`llah atın Yahyâ`yı çiğnemesinden endişlendim. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. (Onun için okumayı kesdim.) O sırada başımı göğe doğru kaldırdığımda gökyüzünde bulut gölgesi gibi bir beyazlık içinde kandiller gibi ecrâmın parlamakda olduklarını gördüm. Artık bu beyaz gölge tabakası, içindeki ziyâ manzûmesi ile göğe doğru çekilip çıktı. Nihâyet onu görmez oldum, dedi. Resûl-i Ekrem: - Bilir misin onlar nedir? buyurdu. Üseyd der ki: Ben de: Hayır, diye cevab verdim. Resûl-i Ekrem: - Ey Üseyd onlar meleklerdi, senin sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumağa devâm etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. Nâs da onlara bakardı. Halkın gözünden gizlenmedi, buyurdu.
HadisNo : 1773
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Casus;Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : HASED OLUNAN İKİ HUY HAKKINDA EBÛ HÜREYRE RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Hased (hiç bir şeyde) câiz değildir, ancak iki (huy) hakkında câizdir: 1) O kimseye hased (gıbta) olunur ki, Allah ona Kur`ân öğretmiş, o da gecenin (kutlu) saatleriyle, gündüzün (muayyen) zamanlarında Kur`ân okur ve komşusu işidir de: "Keşke (komşum) filâna verilen Kur`ân ni`meti gibi bana da ihsân olunsaydı. Ve onun mûcibiyle amel ettiği gibi ben de amel etseydim" der. 2) Öbür kimseye de gıbta olunur ki, ona da Allah mal vermiştir, o da malını hak yolunda sarfetmektedir. Şimdi birisi: "Keşke şu hayır seven kişiye verilen mal gibi bana da verilse idi de onun hayır işlediği gibi ben de işlemiş olsaydım!" diye imrenir.
HadisNo : 1774
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Osmân b. Affân
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Sizin hayırlınız Kur`ân öğrenen ve öğretendir, buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1775
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Osmân b. Affân
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Bir rivâyette de Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: Sizîn en fazîletliniz Kur`ân öğrenen ve öğretendir, buyurdu, denilmiştir.
HadisNo : 1776
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Hâfızların fazîleti
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Rivâyete göre Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Kur`ân sâhibi (hâfızın) benzeri, bağlı devenin sâhibinin misâli gibidir. Deve sâhibi devesini gözetirse tutabilir. Mukayyed olmayıb bırakırsa kaçar gider.
HadisNo : 1777
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm`i unutmamak
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân sâhiblerinin birisi için: Şu şu âyetleir unuttum, demek ne fenâ şeydir. Belki unutuldu, denilmek gerektir. Ey Kur`ân sâhibleri hâfızlar, Kur`ân`ı dâmiâ okuyup müzâkere ediniz! Çünkü Kur`ân`ın, hâfız kişilerin gönüllerinden ayrılıp kaçması, deve (nin boşanıp kaçmasın) dan daha zorludur.
HadisNo : 1778
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm`i unutmamak
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân`ı muhâfazaya ithimâm ediniz! Hayâtım yed-i kudretinde olan Allah`a yemîn ederim ki: Kur`ân`ın hâfızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin (ihtimâmsızlık eseri) boşanıp kaçmasından daha zorludur.
HadisNo : 1779
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Besmele okunuşu;Hz. Peygamber`in Kur`an okuma tarzı
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : PEYGAMBER`İN BESMELE-İ ŞERÎFE`Yİ MED EDİP ÇEKMESİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre: Enes İbn-i Mâlik`den Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Kur`ân okuyuşu nasıldı? diye sorulmuştu o da: "Resûlullah Kur`ân okurken (meddi îcâb eden harfleri) meddederdi" diye cevab verdi. Sonra Enes, (Misâl olarak) "Bismi`llâhi`r-Rahmâni`r-Rahîm`i okuyarak: Resûlullah "Bismi`llâh"i meddederdi, "Er-Rahmân"i de meddederdi, "Er-Rahîm"i dahi meddederdi, demiştir.
HadisNo : 1780
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Dâvud (A.S)`ın mezmuru
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : EBÛ MÛSÂ EL-EŞ`ARÎ`Yİ RESÛL-İ EKREM`İN SENÂ BUYURMASI
Hadis : Rivâyete göre Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ona: - Ey Ebû Mûsâ, muhakkak sana Dâvud (Peygamber) in nağmelerinden bir nağme (Bir sadâ âhengi) verilmiştir, buyurdu.
HadisNo : 1781
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Belirli günlerde oruç tutmak
Ravi : Abdullâh b. Amr b. Âs
Baslik : ABDULLÂH İBN-İ AMR`IN İBÂDET HAYÂTI VE DÂVUD ORUCU
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Babam beni asâletli bir âile kadıniyle evlendirdi ve her zaman geçimimiz hakkında göz kulak olup gelininden kocası (Abdullah) hakkında sorguda bulunurdu. Karım da: Abdullah erkek nev`i arasından (seçme) güzel bir kocadır; Ben ona geleliberi âile döşeğimize ayak basmadı (yatmadı), örtülü eteğimizi araştırıp yoklamadı (açmadı) demiştir. Babam Amr`in bu yoldaki incelemeleri uzayınca nihâyet Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e oğlunun bu hâlini arzetti. Resûl-i Ekrem de: Abdullah`ı bana getir, buyurdu. Abdullah der ki: Resûlullah`a mülâkî olduğumda bana; nasıl oruç tutarsın? diye sordu. Ben de: her gün, dedim. Nasıl hatim edersin? dedi. Her gece, dedim. Bunun üzerine Resûlullah, "Her ayın üç gününde oruç tut, her ayda da bir, Kur`ân`ı okuyup hatmeyle" buyurdu. Ben: bundan çoğuna da gücüm yetişir, dedim. Resûl-i Ekrem: Öyle ise her haftada üç gün oruç tut, buyurdu. Ben: Bundan çoğuna da gücüm yetişir dedim. Resûl-i Ekrem: iki gün iftâr et, bir gün tut, dedi. Ben de: bundan çoğuna da gücüm yetişir, dedim. Resûl-i Ekrem: oruçların efdali olan Dâvud peygamber orucu tut ki, bir gün oruç, bir gün iftârdır. Bir de yedi gecede bir kere Kur`ân okuyup hatim eyle, buyurdu. (Abdullah İbn-i Amr İbn-i Âs rivâyetine devâm ederek:) Keşki ben Resûlullah`ın bana verdiği ruhsat ve müsâadeyi kabûl etseydim. İşte şimdi yaşlandım, ihtiyar oldum, zaîf düştüm, diye hayıflanıyordu. Bu cihetle ihtiyarlık çağında Abdullah İbn-i Amr Kur`ân`ın yedide birisini gündüzden âilesinden bâzılarının yanında okurdu, ve (gece) okuyacağı Kur`ân`ı gündüz okuyup hazırlardı ki, gece okuması hafiflesin. Oruç husûsunda kuvvetli bulunmak isteyince de bir kaç günler arka arkaya iftâr ederdi ve bu iftâr ettiği günleri sayardı. Ve -Resûlullah`tan ayrıldığı sıradaki ibâdet hayâtından bir şey bırakmağı çirkin gördüğünden- iftâr günleri sayısınca arka arkaya oruç tutardı.
HadisNo : 1782
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti;Tecrübesiz gençler
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : EBÛ SAÎD HUDRÎ`NİN, ALÎ`NİN HÂRİCÎLER HAKKINDA RİVÂYETLERİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`den şöyle buyurduğunu işittim: Sizin içinizde öyle zümreler türeyecektir ki, siz, onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, onların oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, onların iyi işleri yanında kendi sâlih amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur`ân da okuyacaklar. Fakat Kur`ân (ın feyzi) onların hançerelerine geçmiyecek. Onlar, okun avdan (delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar: Okun sâhibi (avı delip geçen) okunun demirine bakar (kan nâmına) bir şey göremez. Ağaç kısmına bakar, orada da bir şey göremez. Yelesine bakar onda da (kan) bulaşığı göremez. Sonra avcı (Acabâ ava dokunmadı mı?) şüphesiyle fok (denilen veter medhâlin)e bakar (orada da kan izi görülmez).
HadisNo : 1783
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti;Kur`ân-ı Kerîm okumayıp gereği ile amel edenler;Kur`ân-ı Kerîm okuyup gereği ile amel edenler;Kur`ân-ı Kerîm okuyup gereği ile amel etmeyenler
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : KUR`ÂN-I KERÎM`İN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ MÛSÂ EL-EŞ`ARÎ HADİSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Şu bir hâlis mü`min ki: Kur`ân okur ve onun muktezâsiyle amel eder, o, tadı güzel, kokusu güzel turunç (meyvesi) gibidir. Şu bir mü`min de Kur`ân okumaz, fakat mû`cebiyle amel eder. Bu da tadı güzel, fakat kokusu olmıyan hurma gibidir. Kur`ân okuyan (fakat mû`cebiyle amel etmeyen) munâfıkın benzeri de kokusu güzel fakat acı reyhâne (otu) gibidir. Kur`ân okumayan munâfıkın benzeri de tadı acı ve kötü, kokusu acı Ebû Cehil karpuzu gibidir.
HadisNo : 1784
Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu :
Ravi : Cündüb b. Abdullâh
Baslik : CÜNDEB BAHSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân üzerinde gönülleriniz birleştikce Kur`ân okuyunuz. Kur`ân hakkında ihtilâf edince de artık kalkıp oradan dağılınız!.
HadisNo : 1785
|
|
|
|